{"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/1-istanbul-uluslararasi-oda-muzigi-festivali-icin-geri-sayim-basladi/", "text": "Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda 21 Eylül-2 Ekim 2021 tarihleri arasında gerçekleşecek olan 1. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, efsanevi çellist Gary Hoffman, piyanist Caspar Frantz, keman sanatçısı Svetlin Roussev gibi usta isimleri ağırlayacak. Ülkemizde klasik müziğin gelişmesi ve genç sanatçıların yeni mecralar bulabilmesi için Boğaziçili sosyal girişimciler ve genç sanatçılar tarafından yaklaşık iki yıl süren çalışmalar sonucu hayata geçirilen festivalin teması Doğa ve İstanbul olarak belirlendi. 'Müzik, doğayı iyileştirecek' ve 'Gençler, İstanbul'u iyileştirecek' sloganlarıyla yola çıkan festival kapsamında düzenlenecek masterclass'lar ile usta sanatçılar, genç yıldızlarla buluşacak ve deneyimlerini aktaracak. Festivalde aynı zamanda genç müzisyenlere dünyaya açılma fırsatı da sunulacak. Bu yıl ilki gerçekleşecek İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, usta müzisyenlerle, Türkiye'nin genç yeteneklerini bir araya getirmeyi amaçlıyor. 'Müzik doğayı iyileştirecek' ve 'Gençler İstanbul'u iyileştirecek' sloganlarıyla yola çıkan festivalin teması da 'doğa ve İstanbul' olarak belirlendi. Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenecek festival 21 Eylül-2 Ekim 2021 tarihlerini kapsayacak. Festivalde, ana konserler, belgesel gösterimleri, gençlerin ustalarla bir araya geleceği 'Gençler İstanbul'u iyileştirecek konserleri' ve söyleşiler yer alacak. Festival Direktörü Aycan Altungül, Sanat Yönetmeni Nil Kocamangil ve festival partnerliğini üstlenen Locksbridge kurucuları Duygu Esenkar ile Onur Tahmaz Türkiye'de klasik müziğin gelişmesi, sanatçıların yeni mecralar bulabilmesi için çalışan sanat sever genç girişimci isimler olarak öne çıkıyor. Festival Direktörü Aycan Altungül festivali, Gençlerden İstanbul'a hediye ifadeleriyle tanımlıyor. Festivalin manifestosunu birlikte kaleme alan Altungül, Kocamangil, Esenkar ve Tahmaz manifestoda, Biz; müziğin iyileştirici gücüne inanan ve müzikte bulduğumuz gücü doğa için, İstanbul için en çok da gençler için paylaşmayı amaçlamış girişimcileriz. İstanbul için söyleyecek sözü olan, yaşanılabilir bir dünya endişesi olan bireyler olarak; hayallerimizi, geleceğe dair uİstanbul için söyleyecek sözü olan, yaşanılabilir bir dünya endişesi olan bireyler olarak; hayallerimizi, geleceğe dair umutlarımızı, heyecanımızı ve enerjimizi birleştirip İstanbul'a yeni bir festival kazandırmak için yola koyulduk. Festivalimiz boyunca siz sanatseverler ile birlikte Lucas & Arthur Jussen, Gary Hoffman, Svetlin Roussev, Caspar Frantz ve daha birçok usta sanatçının oda müziğinin zengin repertuvarından seçkileri seslendireceği konserlerde müziğin özüne doğru bir keşfe çıkacağız. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali kurucu ortakları; Viyolonsel sanatçısı Nil Kocamangil, eğitmen Aycan Altungül, sosyal girişimciler Onur Tahmaz ve Duygu Esenkar olarak diyoruz ki; müzik doğayı, gençler İstanbul'u iyileştirecek. Festivalimiz ilk yılında, İstanbul'a ve Doğaya Sorumluluku ele alıyor. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali olarak, her yıl farklı bir tema özelinde gerçekleşecek ve müziğin yaşamla iç içe olduğunu hatırlatacak konserlerin yanı sıra, deneyimlerin paylaşılacağı söyleşiler, akademiler, belgesel gösterimleri ve gençlik konserlerimiz ile herkesi beraber dinlemeye, beraber izlemeye ve beraber konuşmaya davet ediyoruz ifadelerini kullandılar. Türkiye'nin ilk ve lider uluslararası klasik sanatçı menajerliği ajansı olan LocksBridge, kurucularından Duygu Esenkar, Küresel salgına rağmen festivali gerçekleştiriyor olmamız bizleri daha iyisini hayal etmeye zorluyor. Lucas&Arthur Jussen, Gary Hoffman, Caspar Frantz, Svetlin Roussev gibi usta sanatçıları bir araya getirmek, genç sanatçılarımıza yeni bir mecra kazandırmak çok değerli. İlkini gerçekleştirdiğimiz festivalimizin süreklilik arz etmesi, her yıl daha iyiye gitmesi yalnızca sanatseverler için değil, genç sanatçılarımızın için de büyük önem taşıyor ifadelerini kullandı. Festivalin açılış konseri 21 Eylül Salı günü Lucas&Arthur Jussen kardeşlerin piyano resitaliyle başlayacak. 23 Eylül Perşembe günü Gary Hoffman ve David Selig piyano, keman konçertosuyla sahne alacak. 26 Eylül Pazar günü Hellen Weiss, Gabriel Schwabe ve Caspar Frantz'dan piyanolu üçlü konser, 28 Eylül Salı günü Svetlin Roussev ve Elena Rozanova keman, piyano resitali, 29 Eylül Çarşamba Burak Bilgili, Gökhan Aybulus şan, piyano resitali ve kapanış konseri Borusan Quartet ve Nil Kocamangil ile 2 Ekim Cumartesi günü gerçekleşecek. Gençler İstanbul'u İyileştirecek konserleri 22 Eylül Çarşamba ile 28 Eylül Salı günleri arasında her gün Cemal Reşit Rey Konser Salonu Habitat Parkı'nda ücretsiz olarak gerçekleşecek. Cumhuriyet'e Çok Sesli Müzik ve 27 Eylül Pazartesi Kedi CRR Habitat Parkı'nda ücretsiz olarak izlenebilecek. Festival Söyleşileri; 22 Eylül Çarşamba Sevtap Çapan 'Edebiyatta İstanbul ve Boğaz' hemen ardından Mert Gökalp ile İstanbul Boğazı ve Boğazın Prensi Lüfer üzerine söyleşi, 23 Eylül Perşembe Yekta Kopan ile Söyleşi, 24 Eylül Cuma Seda Özen ile 'İstanbul'a Sorumluluk' son olarak 27 Eylül Pazartesi 'İstanbul'un Dört Ayaklıları' ücretsiz olarak gerçekleşecek. Akademi Kapanış Konserleri; 24 Eylül Cuma, ICFEMA Viyolonsel Akademisi Kapanış Konseri. 27 Eylül Pazartesi ICFEMA Piyano Akademisi Kapanış Konseri ve son olarak 30 Eylül Perşembe günü ICFEMA Keman Akademisi Kapanış Konseri Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda ücretsiz olarak gerçekleşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/10-bogazici-film-festivali-basladi/", "text": "Boğaziçi Kültür Sanat Vakfınca gerçekleştirilen 10. Boğaziçi Film Festivali, Atlas 1948 Sineması'nda yapılan törenle başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkılarıyla düzenlenen, Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu festival, takipçilerini 27 Ekim'e kadar sinema salonlarında ağırlayacak. Törene katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, sinemanın sanattaki önemine değinerek, Sinema içerisinde dili, edebiyatı, tiyatroyu, güzel sanatların çoğu disiplinini kucaklayan bir sanat türüdür. Dolayısıyla Bakanlık olarak film festivallerine gönülden destek oluyoruz. Bu açıdan hem sanatçıları hem de buraya gönül vermiş sinemaseverleri destekliyoruz. dedi. Demircan, festivalin bu yıl da pek çok değerli misafiri ağırlayacağına dikkati çekerek, Türkiye sinema ve dizi konusunda bildiğiz gibi dünyaya en önemli ihracatı yapan ülkelerden birisi konumunda. Bu anlamda festivalde emeği geçenleri tebrik ediyorum. ifadelerini kullandı. Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız da ilçenin kültür ve sanatın var olduğu, yaşadığı ve yaşandığı bir yer olduğunu söyleyerek, Beyoğlu ile anılan sinema ve tiyatro, bugün film festivalleriyle de anılmaya devam ediyor. Geride bıraktığımız 9 festival oldukça başarılıydı, inanıyorum ki onuncusu hepsinden daha da başarılı olacak. diye konuştu. Boğaziçi Film Festivali Başkanı Ogün Şanlıer de festival için bu yıl da harika bir program hazırlandığının altını çizerek, Önümüzdeki hafta cumaya kadar Atlas 1948 Sineması'nda, AKM Yeşilçam Sineması ve Kadıköy Sineması'nda gösterimlerimiz izleyiciyle buluşacak. dedi. Bu yılki festivale özel yeni iki ödül vereceklerini belirten Şanlıer, Pandeminin geride kalmasıyla birlikte artık sinema salonlarında sinemaseverleri heyecanla bekliyoruz. Bugün de sinema coşkusuyla bir araya geldik. dedi. Festivalin bu yılki onur ödüllerinden birini alan Filipinli yönetmen Lav Diaz, değişim gücüne vurgu yaptığı sinemanın her şeye rağmen devam ettiğini kaydetti. Festivali değerlendiren yönetmen Reis Çelik de Boğaziçi Film Festivali'nin çok önemli bir noktaya geldiğine işaret ederek, İvmesini sürekli yükselterek ilerleyen bir festival haline geldi. Çünkü davet ettiği konuklarla, filmlerle çıtasını yükselten bir festival. Sinema sektörü olarak bizim için çok değerli bir çalışma, emeği geçenleri tebrik ediyorum. şeklinde konuştu. Törende ayrıca Türk Hava Yollarının yanı sıra Boğaziçi Film Festivali Başkanı Ogün Şanlıer tarafından, Anadolu Ajansı Proje Yönetim Koordinatörü Oğuz Karakaş ile TRT Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Ziyad Varol'a plaket takdim edildi. TRT'nin Kurumsal İş Ortaklığı'nda ve Beyoğlu Belediyesinin kurumsal ev sahipliğinde düzenlenen festivalde açılış konuşmalarının ardından, yönetmen Michal Blasko'nun yabancı bir ülkede yeni bir hayat kurmaya çalışan Irinia'nın ailesini korumakla gerçekleri bulmak arasında kalmasını işleyen ve prömiyerini 79. Venedik Film Festivali'nde gerçekleştiren Victim filmi gösterildi. Festival programına ve detaylı bilgiye www. bogazicifilmfestivali. com adresinden ulaşılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/10-klasik-eserden-10-tirat-seyirci-ile-bulusmaya-hazirlaniyor/", "text": "4 Nisan tarihinde Engin Alkan'ın yönettiği Sofokles'in yazdığı Antigone'de Aslı Menaz, 11 Nisan tarihinde Aslı Öngören'in yönettiği Carlo Goldoni'nin İki Efendi'nin Uşağı'nda Müslüm Tamer, 18 Nisan tarihinde Ali Gökmen Altuğ'un yönettiği Henrik Ibsen'in Nora Bir Bebek Evi'nde Yeşim Koçak, 25 Nisan tarihinde Erarslan Sağlam'ın yönettiği William Shakespeare'in Macbeth'inde Sevil Akı kamera karşısında olacak. 27 Mart Dünya Tiyatro Gününde online olarak yayınladığımız ilk tiradın çekimi için Serdar Biliş'in yönettiği, William Shakespeare'in 12. Gece'si için Senan Kara kamera karşısına geçmişti. Mayıs ayında da sanatçılarımız yeni tiratlarla seyirciyle buluşacaklar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/10-uluslararasi-suc-ve-ceza-film-festivali-basliyor/", "text": "Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali 10. kez sinema profesyonelleri ve seyircisi ile buluşuyor. Festival 20 26 Kasım 2020 tarihleri arasında çevrimiçi gerçekleşecek. Massoud Bakhshi'nin yönettiği 'En Uzun Gece' filmi 19 Kasım Perşembe günü yapılacak açılışta izleyiciyle buluşacak. Bu yıl 10'uncusu düzenlenecek Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 20-26 Kasım arasında izleyicisiyle çevrimiçi buluşacak. Festival gösterimlerinde Türk ve Dünya sinemasından seçilmiş, ana temaları adalet olan filmler yer alacak. Bu kapsamda Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması'nda 8 film, Altın Terazi Kısa Metraj Film Yarışması'nda ise 10 film yarışacak. Adalet Terazisi bölümü de bu yıl tekrar izleyiciyle buluşacak. Bu bölümde dünya sinemasından 5 tane film yer alacak. Uzun metrajda yarışacak filmleri arasında Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması'nda yönetmenliğini Byambasuren Davaa'nın yaptığı Dünyanın Damarları; Nathan Nicholovitch'in yönettiği Ektiğimiz Tohumlar; Francisco Marquez'in yönettiği Kolektif Suç var. Ayrıca yönetmenliğini Leonardo Antonio'nun üstlendiği Teslimiyet; Henry Blake'in yönettiği Uyuşturucu Kuryesi Çocuklar; Nader Saeivar'ın yönettiği Yabancı; yönetmenliğini Erkan Karabağ ve Talip Karamahmutoğlu'nun yaptığı Yaşamak ve Sun-ae Lim'in yönettiği Yaşlı Kadın filmleri de seçki arasında bulunuyor. Altın Terazi Kısa Metraj Film Yarışması'nda ise Timuçin İpekusta'nın yönettiği 62-84 Anlaşılmadı Merkez; Rufat Alizade'nin yönettiği Arzu; Doğuş Minsin'in yönettiği Ayrık Otu; Sedighe Sharifi Dahaji'nin yönettiği Emziğimi Kim Çaldı? var. Ivan Zabazhanov'un yönettiği Göründüğü Gibi Değil; Sajad Motaharizadeh'in yönettiği İnsafsızlık; Mustafa Kemal Altıner'in yönettiği İnsiyak; Cristian Marin'in yönettiği Kapşonlu; Emre Sefer'in yönettiği Mahallenin Bazı Kedileri ve Onur Güler'in yönettiği Yara da yarışacak filmler arasında. Festivalde Adalet teması ile dünyanın dört bir yanından Ben Masumum temalı filmler bir araya geliyor. Film programının yanı sıra çeşitli ülkelerden akademisyenlerin katılımıyla geniş bir akademik program da gerçekleşecek. 10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali'nin akademik programı, 19 Kasım Açılış 26 Kasım Ödül Töreni kurgu aralıklarında çevrimiçi düzenlenecek. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali'nin her yıl verdiği onur ödülleri belli oldu. 10. yılında festival danışma kurulu 'Sinema Onur Ödülü'nü Agnieszka Holland, 'Akademik Onur Ödülü'nü Paulo Pinto de Albuquerque ve 'Sinemaya Katkı Ödülü'nü Uğur İçbak'a vermeyi kararlaştırdı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/10-uluslararasi-suc-ve-ceza-film-festivalinde-oduller-sahiplerini-buldu/", "text": "10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali'nde ödüller açıklandı. Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması En İyi Film Ödülünün kazananı Nader Saeivar'ın yönettiği Yabancı filmi oldu. Bu yıl 10'uncusu düzenlenen Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali'nin ödül töreni YouTube'da yapılan çevrimiçi yayınla gerçekleştirildi. Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması En İyi Film Ödülünü Nader Saeivar'ın yönettiği Yabancı filmi aldı. Herkes İçin Adalet temasıyla gerçekleştirilen festivalin direktörü Bengi Semerci, çevrimiçi törende yaptığı konuşmada Pandemi; her yıl daha fazla adalete gereksinim duyulan konuların artmasına, keskinleşmesine neden oldu. Kadınlar, çocuklar, işlerini kaybedenler, yoksullaşanlar... Sinema ve diğer sahne sanatları da en çok etkilenen alanlardan biri oldu. Üretim durdu, salonlar kapandı. Ama unutmayalım sinema toplumun aynası, sanat gelişimleri için gerekli temellerden biri ve toplumların adalet için, insanca yaşamak için bu aynaya ihtiyaçları var. Üretimin arttığı, sinema ve tiyatro sahnelerinin dolduğu, sahnelerden şarklıların duyulduğu sağlıklı günler dileği ile yeniden ödül törenimize hoş geldiniz dedi. Kazananlar dahil tüm filmlerin gösterimi 28 Kasım 2020 saat 23.59 'a kadar online. icapff. com adresinden devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/100-eser-tuvalde-yuzyil-sergisinde-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Türk Tarih Kurumu tarafından Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla hazırlanan Tuvalde Yüzyıl sergisi, 2 Temmuz'a kadar CerModern'de ziyaretçilerini ağırlayacak. Türk Tarih Kurumu tarafından Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla hazırlanan Tuvalde Yüzyıl sergisi Ankara'da açıldı. Cumhuriyet'in 100. Yılında 100 Ressam 100 Resim başlığıyla hazırlanan sergi için CerModern'de açılış programı düzenlendi. Açılışa TTK Başkanı Prof. Dr. Birol Çetin ile sergi küratörleri, bazı sanatçılar ve sanatseverler katıldı. TTK Başkanı Çetin, açılışta yaptığı konuşmada, Cumhuriyet'in 100. yılı etkinlikleri kapsamında etkinliği düzenlediklerini söyledi. Sergide kamu kurumları, bankalar ve üniversitelerin önemli katkılarının bulunduğunu belirten Çetin, serginin sanat tarihi açısından önemli bir yere sahip olduğunu dile getirdi. Çetin, Yüzyıl içerisinde resim sanatımız nereden nereye geldi, hangi aşamalardan geçti, bu sergide bir şekilde onu da görebiliyoruz. Sadece sergiden ibaret değil bu program dedi. Küratör Siret Uyanık ise Türk sanatının önemli isimlerinden oluşan seçkinin, çok önemli koleksiyonlardan alınan eserlerle sanatseverlere sunulduğunu anlattı. Türk resim sanatında iz bırakan ressamların eserlerinin yer aldığı Tuvalde Yüzyıl: Cumhuriyet'in 100. Yılında 100 Ressam 100 Resim sergisi, 2 Temmuz'a kadar CerModern'de ziyaretçilerini ağırlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/11-bogazici-film-festivali-8-16-aralikta-sinemaseverlerle-bulusacak/", "text": "Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Türkiye ve dünya sinemasından seçkin örneklerin gösterileceği ve söyleşilerin yapılacağı festivalde, 5 ayrı kategoriye başvurular alınacak. Ulusal Uzun Metraj, Uluslararası Uzun Metraj, Ulusal Kısa Kurmaca Film, Uluslararası Kısa Kurmaca Film ve Belgesel Film kategorilerindeki eserler ön jüri tarafından değerlendirilecek. Geçen yıl 1 Ocak'tan sonra tamamlanmış filmlerin katılabileceği Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasında eserler, En İyi Ulusal Uzun Metraj Film Ödülünü almak jüri karşısına çıkacak. En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kurgu dallarında da çeşitli para ödülleri dağıtılacak. Kategori ödüllerinin yanı sıra ulusal yarışmada Akli Film tarafından para ödülüyle desteklenen En İyi İlk Film Ödülü de verilecek. Festivalde yarışmak isteyen filmler için başvuru ekranı bogazicifilmfestivali. com adresinden erişime açıldı. 17 Kasım'a kadar devam edecek başvurular ön jüri tarafından değerlendirildikten sonra yarışmaya seçilen filmler kamuoyuna duyurulacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün desteklediği 11. Boğaziçi Film Festivali'nden gelişmelere ve festivale dair güncel haberlere bogazicifilmfestivali. com ve festivalin resmi sosyal medya hesapları üzerinden erişilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/11-bogazici-film-festivalinin-basvurulari-24-kasima-uzatildi/", "text": "Bu yıl 11. kez düzenlenecek Boğaziçi Film Festivali, 8-16 Aralık'ta sinemaseverlerle buluşacak. Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 11. kez düzenlenecek Boğaziçi Film Festivali 8-16 Aralık'ta düzenlenecek. Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün desteklediği festival kapsamında, ulusal ve uluslararası film yarışmalarına başvurular 24 Kasım'a uzatıldı. Başvurular, festivalin web sitesinde yer alan formlar doldurularak gerçekleştirilebilecek. Türkiye ve dünya sinemasından seçkin örneklerin gösterimleri, ustalık sınıfları ve söyleşileriyle seyircilerini ağırlayacak festivalde, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasında büyük ödül olarak En İyi Filme Altın Yunus'un yanı sıra 200 bin lira ödül verilecek. Jüri değerlendirmelerinin ardından En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kurgu dallarında ödüller sahiplerini bulacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen Festival Artistik Direktörü Samed Karagöz, sinemaya desteklerinin artarak devam edeceğini belirterek, tüm yarışma kategorilerinde ödül tutarlarını arttırdıklarını ifade etti. Kategori ödülleri dışında Ulusal Yarışma'da Akli Film tarafından para ödülüyle desteklenen En İyi İlk Film Ödülü ile Film Yapımcıları Meslek Birliği tarafından desteklenen FİYAB En İyi Yapımcı Ödülü de verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/11-sanatcidan-ortak-sergi-hayattan-renkler/", "text": "Mimar Sinan Güzel Sanatlar mezunu Şema Perk, 11 ressamı biraraya toplayarak 'Resim Keyifi Grubu'nu oluşturdu. Kişisel ve kollektif deneyimlerle zaman ve mekandan bağımsız olarak keyifle resim yapmanın tadına varan bu grubun amacı hayata renk katmak. Yeniden güzel günler adına renklere dokunan bu çok değerli 11 ressamın hayal dünyasına sizleri davet etmekten gurur duyuyoruz. Her bir ressamın tuvale yansıttığı duyguları hissetmeniz dileğiyle... Sergi 10 Mart tarihine kadar Küçükçekmece Atakent Kültür Sanat Merkezi'nde 9.00-19.00 satleri arasında izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/11-uluslararasi-antakya-film-festivali-13-19-ekimde-duzenlenecek/", "text": "Hatay'da bu yıl 11. kez düzenlenecek Uluslararası Antakya Film Festivali, 13-19 Ekim'de Antakya Varsa Ben de Varım sloganıyla yapılacak. Feshane Artİstanbul'da festival Başkanı Mehmet Oflazoğlu, festival koordinatörü Atakan Metin, oyuncu Meral Orhansoy, yazar Vadullah Taş, jüri başkanı Murat Şeker ve oyuncu İla Gürmen'in katılımıyla gerçekleştirilen basın toplantısında, festival ve filmlere ilişkin ayrıntılar anlatıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığının katkıları, Ansam Kültür Derneği ve Fotofilm işbirliğiyle gerçekleştirilecek festivalin, 6 Şubat depreminin yaraları sarıldığı bir dönemde yapılacağını belirten Metin, Festivale gelmek isteyenler öncelikle alıştıkları günlük konforlarını unutmalılar. Empatiyi yerinde yapmak için çok iyi bir fırsat. Uzaktan destek, iyi niyet gösterisi hepsi makul ancak durumu yerinde görmek isteyenler, emin olun çok farklı dönecekler kendi rutinlerine. dedi. Metin, deprem sonrası şartlarda festivali elden geldiğince profesyonel bir şekilde gerçekleştirmeye çalışacaklarını belirterek, Bu yıla özel Antakya'ya sanatla, sinemayla şifa olmaya çalışacağız. İlk defa bir festival, en konforsuz, bununla beraber en iyileştirici durumu vaadediyor. ifadesini kullandı. Atakan Metin, festivale destek veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Prof. Dr. Emin Önder ile firmalara teşekkür etti. Festival Başkanı Mehmet Oflazoğlu ise sanatın iyileştirici gücünü kullanarak halka rahatlama sağlamak istediklerini vurgulayarak, Tüm etkinlikleri çadır ve konteyner kamplarda yapıyoruz. Gelen katılımcıları halkla buluşturarak depremin acısını unutturmaya çalışacağız. diye konuştu. Festivale yaklaşık 800 filmin başvurduğu ve bunlardan 91'inin ön jüriden geçtiği bilgisini veren Oflazoğlu, Hatay halkının acılarının paylaşılması için film gösterimlerinin bölgedeki konteyner kentlerde gerçekleştirileceğini açıkladı. Oflazoğlu, festivalde film gösterimi harici etkinliklerin de yapılacağını, Zeynep Öykü Arp Konseri ve Uçaneller Kukla Tiyatrosunun seyirciyle buluşacağı bilgisini verdi. Toplantıda ünlü isimlerin Antakya Varsa Ben de Varım mesajını verdiği video ve festival filmlerinden kısa görüntüler de izletildi. Bu yıl 11. kez düzenlenecek Antakya Film Festivali'nde adaylar Uzun Metraj Film, Belgesel Film, Belgesel Kısa Film, Kısa Kurmaca Film, Öğrenci Kısa Kurmaca Film, Animasyon Kısa Film ve Deneysel Kısa Film kategorilerinde yarışacak. Festivalde bu yıl Onur Ödülü Meral Orhonsay'a, Sinema Emek Ödülü ise Vadullah Taş'a sunulacak. Jüri başkanlığını Murat Şeker'in yapacağı festivalin Uzun Metraj jürileri Didem Balçın, Ceylan Özgün Özçelik, Maryna Er Gorbach, Kida Khodr Ramadan, Terry Chor, Laura Lehmus, Valerie Bert ve Kamran Rasoolzadeh'den oluşacak. Kısa Metraj jürisinde ise Ali Tanrıverdi, Tim Seyfi, Lila Gürmen, Eldiar Madakim ve Fesih Alpagu yer alacak. Belgeselde Hayriye Savaşçıoğlu, Atsuko Suetomi, Kadir Kaymakçı, Adzhibaev Ibadylla ve Farhan Umedaly jürilik yaparken festivalin Yeşilçam Jürisi Mehmet Güleryüz, Burhan Gün ve Çiğdem Vitrinel olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/11-uluslararasi-klarnet-festivali-13-kasimda-basliyor/", "text": "11. Uluslararası Klarnet Festivali, 13-17 Kasım tarihleri arasında yapılacak. Festivalde Niyaz feat. Azam Ali, Vassilis Saleas Serkan Çağrı ve Kerem Görsev Trio Band feat. Elif Çağlar gibi usta isimlerin grupları sahne alacak. Ülkemizin önde gelen klarnet virtüözlerinden Serkan Çağrı'nın sanat direktörlüğünü üstlendiği, Toplum İçin Sanat Derneği tarafından düzenlenen, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteklediği 11. Uluslararası Klarnet Festivali için heyecanlı bekleyiş başladı. Türkiye'nin sayılı festivalleri arasına adını yazdıran ve her sene birbirinden değerli usta isimleri sanatseverler ile buluşturan etkinlik, bu sene de yerli ve yabancı birçok sanatçıyı müzik tutkunlarıyla buluşturacak. Gerçekleşecek konserlerle eşsiz bir festival deneyimi yaşatmaya hazırlanan 11. Uluslararası Klarnet Festivali, 13-17 Kasım tarihleri arasında İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ve Ankara CSO Ada Yerleşkesi Ana Salonu'nda binlerce kişiyi ağırlayacak. Niyaz feat. Azam Ali, Vassilis Saleas & Serkan Çağrı ve Kerem Görsev Trio Band feat. Elif Çağlar gibi usta isimlerin oluşturduğu gruplar, unutulmaz konserlere imza atacak. Festivalin bu yıl açılışı 13 Kasım tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde İran asıllı sanatçı Azam Ali'nin Amerikalı ortağı Carmen Rizzo ile kurduğu Niyaz adlı grubun sahnesiyle başlayacak. Sesini bir enstrüman gibi kullanabilme yeteneğine sahip olan sanatçı, 11. Uluslararası Klarnet Festivali'nde müzikseverlere sıra dışı bir deneyim yaşatacak. Grubun festival kapsamındaki ikinci konseri ise 15 Kasım tarihinde Ankara CSO Ada Yerleşkesi Ana Salonu'nda gerçekleşecek. Türkiye'de caz müzik denildiğinde akla gelen isimlerden başarılı piyanist ve besteci Kerem Görsev ile yine ülkemizin en iyi caz vokalistlerinden Elif Çağlar'ın birlikte oluşturduğu Kerem Görsev Trio feat. Elif Çağlar bu kez 11. Uluslararası Klarnet Festivali'nde sanatseverleri karşılayacak. İkili festivalin ilk ayağında sahne alacağı 14 Kasım tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde buluşacak. Kerem Görsev ve Elif Çağlar, bir sonraki buluşmada ise 16 Kasım'da Ankara CSO Ada Yerleşkesi Ana Salonu'nda bir araya gelecek. Festivalin son gününde ise ülkemizin önde gelen klarnet virtüözlerinden Serkan Çağrı ile Yunanistan'ın dünyaca ünlü klarnet sanatçısı Vassilis Saleas yıllar sonda yeniden aynı sahnede buluşuyor. Türk ve Yunan kültürünün tarihsel süreçteki etkileşimini sergileyecek olan iki sanatçı 11. Uluslararası Klarnet Festivali'nin en özel konserlerinden birine imza atacak. Klarnetin sihirbazı olarak adlandırılan Yunan sanatçı, Weeping Eyes ve Prelude gibi sayısız eserleri ile efsaneler arasına adını yazdırdı. Serkan Çağrı ise Sting'den Giora Fiedman'a Goran Bregovic'den Joan Baez'e kadar birçok ünlü isimle aynı sahneyi paylaşmış olup, ülkemizin dünyadaki en büyük markalarından biri olarak müzikal yolculuğunu sürdürüyor. Yunan partneri ile bu kez dostluk adına klarnete nefes verecek olan Serkan Çağrı, 15 Kasım tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde müzikseverler ile buluşacak. İkilinin bir sonraki buluşması 17 Kasım tarihinde Ankara CSO Ada Yerleşkesi Ana Salonu'nda olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/12-bin-yillik-hasankeyfte-acilan-muze-tarihe-isik-tutuyor/", "text": "Batman'ın tarihi ilçesi Hasankeyf, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun en büyük müzelerinden birine kavuştu. Bir bölümü Prof. Dr. Veysel Eroğlu-Ilısu Barajı'nın suları altında kalan ilçenin Belediye Başkanı Abdulvahap Kusen, Bölgedeki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan tüm tarihi eserlerin sergilendiği bir müzeye sahibiz. Arkeopark alanındaki tarihi eserler, binlerce yerli ve yabancı turisti 12 bin 500 yıllık Hasankeyf'e çekecek. Hasankeyf'in tarihi Şanlıurfa'da bulunan Göbeklitepe'den 500 yıl daha eskidir. Büyük kalede 3 bine yakın mağarayı 1-2 yıl içerisinde turizme açmak istiyoruz dedi. Güneydoğu Anadolu Projesi'nin en önemli tesislerinden olan Dicle Nehri üzerindeki Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak'ı kapsayan, gövde bakımından dünyanın en uzun, güç bakımından ise Türkiye'nin 4'üncü büyük barajı Veysel Eroğlu-Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali ile birlikte tarihi Hasankeyf ilçesi sular altında kaldı. Yeni yerleşkede yapılan Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük müzelerinden biri olan Hasankeyf Müzesi'nde arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan eserler sergileniyor. Hasankeyf Belediye Başkanı, Arkeopark Kültür Alanı bitişiğinde yer alan müzede eksikliklerin büyük bölümünün tamamlandığını ifade ederek, yakın dönemde Büyük Kale'de yer alan 3 bine yakın mağaranın da turizme kazandırılması için çalışma yürüteceklerini söyledi. Helenistik dönemine ait 3 bin mağarayı da turizme kazandıracak projeyi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'yla paylaştıklarını söyleyen Başkan Kusen, Bunları 1-2 yıl içerisinde turizme açmak istiyoruz. Bu yılın sonları ile önümüzdeki yılların ilk aylarında arkeolojik kazılarla birlikte kalenin tarihi dokusunu koruyacak bir çalışmayla mağara turizminde iddialıyız. Büyük ve Küçük Kale, Şap Vadisi, Yamaç Külliyesi ve yürüyüş güzergahıyla özgün görüntüyü bozmayacak bir projeyle Hasankeyf'te kültür, inanç ve yamaç turizmi dahil her türlü turizmin altyapısını oluşturmaya kararlıyız. Turizm, Hasankeyf'in ekonomisini canlandıracak. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/12-istanbul-edebiyat-festivali-basladi/", "text": "Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından bu yıl 12'ncisi gerçekleştirilen İstanbul Edebiyat Festivali başladı. Sultanahmet'teki Kızlarağası Medresesi'nde düzenlenen program, Kur'an-ı Kerim tilavetiyle açıldı. Anadolu Ajansı'nın Global İletişim Ortağı olduğu ve bu yıl doğumunun 700. yılı dolayısıyla Yunus Emre'ye adanan festivalin açılışında konuşan TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, afet dönemlerinde edebiyatla soluklanmak gerektiğini söyledi. Bıyıklı, festivali birçok zorluk ve engele rağmen açtıklarını belirterek, Bu zor günler arasında bir nefes alalım diye festivali mutlaka yapalım istedik. Bugün tedbirlerimizi alarak açılışımızı gerçekleştireceğiz. Sonrasında çevrim içi olarak herkese sesleneceğiz. dedi. Bu yıl Yunus Emre'nin konuşulacağını hatırlatan Bıyıklı, UNESCO tarafından bu yıl Yunus Yılı ilan edildi. Milletlerin kaçırmaması gereken bazı yıllar vardır. Bu sembolik yıllar da o açıdan önemlidir. Yunus Yılı'nın coşkuyla, neşeyle, Yunus neşvesiyle geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Yaptığımız bu faaliyet de 2021'deki Yunus Yılı'na bir başlangıç olsun istiyoruz. diye konuştu. Festival Danışmanı Yazar-Şair Ali Ural da zor zamanlarda edebiyatçıların, milletlerinin yardımına koştuklarını söyleyerek, Yunus Emre de bu ülkenin, bu toprakların zor zamanlarında bu toprakları ihya eden, o topluma bir dil bağışlayan biridir. Bunu festivalin ilerleyen zamanlarında hocalarımız konuşacaklar. Bir ülkeye bir dil bağışlamak nedir? Yunus Emre sadece bir dil bağışlamadı, aynı zamanda bir gönül de bağışladı. Kargaşanın hüküm sürdüğü, insanların sevgisizlik içerisinde birbirlerini yaraladığı bir toplumda kardeşliği esas kılmanın bir yolunu aradı ve bunu şiirle yaptı. ifadelerini kullandı. Ural, Yunus Emre'nin sözlerinin sadece manası yönünden değil, şiir sanatı yönünden de son derece irtifası yüksek bir yerde durduğuna işaret ederek, Bana göre Yunus Emre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük şairidir. dedi. Açılışta ayrıca Sultanbeyli Belediye Başkanı Hüseyin Keskin ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı da konuştu. Konuşmaların ardından festival kapsamında deneme, öykü, şiir ve roman kategorilerinde verilen ödüller sahiplerine takdim edildi. Deneme dalında Mustafa Özçelik, Muhit Kitap'tan çıkan Anadolu'nun Gönül Dili Yunus Emre kitabıyla ödüle layık görülürken; Mehmet Şeker, İz Yayınları'ndan çıkan Geçti Dost Kervanı eseriyle öykü dalında ödül aldı. Ayrıca Şafak Çelik, Şule Yayınları'ndan çıkan Geçkin Akşam Ahalisi isimli kitabıyla şiir dalında, Kaan Murat Yanık da Turkuvaz Yayınları'ndan çıkan Dünyasızlar adlı kitabıyla roman dalında ödüle layık görüldü. Aldığı ödülle ilgili AA muhabirine açıklamada bulunan Mehmet Şeker, Bu sene 12'ncisi düzenlendi festivalin ve Yunus Emre seçildi. Çok isabetli bir seçim olduğunu düşünüyorum. Yunus'un her zaman Türkçe'nin sultanı olduğunu biliyoruz, düşünüyoruz. Gönülden sevdiğimiz bir büyüğümüz. Hikaye ödülünü benim 'Geçti Dost Kervanı' kitabıma layık gördüler. Bu sebeple teşekkür ediyorum. dedi. Şeker, festivallerin özellikle sıkıntılı dönemlerde daha çok önemsenmesi gerektiğini ifade ederek, Edebiyatın hayatımızın içerisinde çok önemli bir yer tuttuğunu bugünlerde daha iyi anladık. Bu ve bunun gibi programlar bize çok faydalı olacak. İnşallah iyi bir program olur. Kitabım son iki senede yazdığım hikayelerden oluşuyor. Okumanızı tavsiye ederim. Hikayelerin hepsi benim için çok özel. İnşallah bu tür ödüllerin yeni hikayelere yol açacağını düşünüyorum. Okuyanlar da beğenirse çok mutlu olurum. açıklamasını yaptı. Açılışın ardından kanun virtüözü Göksel Baktagir'in müzik dinletisiyle başlayan ilk gün programında, Yunus'a Bitimsiz Saygıyla başlıklı oturumda Prof. Dr. Hayati Develi Yunus'un Çağı, Eserleri ve Türkçesi üzerine konuştu, ardından Yunus Sarı Çiçeğe Ne sordu? oturumunda Yazar-Şair Ali Ural konuşma yaptı. Yeni tip koronavirüs salgını sebebiyle bu yıl çoğunlukla online olarak, Türkiye'nin önde gelen sanatçılarını, akademisyenlerini, şair ve yazarlarını edebiyatseverlerle buluşturacak olan 12. İstanbul Edebiyat Festivali 4 gün sürecek. Festivalde Yunus Söyler Dilimiz üst başlığı etrafında tasavvuf ve halk şairi Yunus Emre'nin farklı yönleri konuşulacak. Yusuf Kaplan'ın Yunus'un Durduğu Yer söyleşisinin ardından İsmail Halis'in yönettiği Türk Şiirinde Yunus oturumuna geçilecek. Dr. Celal Fedai bu oturumda Yunus'un Şiirlerinde Meydana Getirmenin Estetiğini ele alacak. Mehmet Ali Tuncer ve Birol Cürgül'ün katılacağı Tiyatroda Yunus Var mı söyleşinin ardından Saadettin Acar Sezai Karakoç'ta Yunus, Mahmut Coşkun ve Fatih Baha Aydın Türk Romanında Yunus, D. Mehmet Doğan Yunus'un Türkçesi üzerine konuşacak. Günün son etkinliği ise Doç. Dr. Enes Kala'nın yöneteceği, Prof. Dr. Alim Yıldız ve Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan'ın katılacağı Yunus Emre'nin İzinde oturumu olacak. Festivalin ikinci gününde Dursun Gürlek, Nazif Tunç, İhsan Kabil, Doç. Dr. Dursun Ali Tökel, Dursun Ali Taşçı, Prof. Dr. Abdulkadir Emeksiz, Prof. Dr. Mustafa Koç, Mehmet Mazak ve Sadık Yalsızuçanlar'ın katılacağı oturumlar gerçekleştirilecek. Yunus'un Çağrısı, Yunus'a Ömür Verenler, Edebiyatçıların Yunus'u ve Sinemada Yunus Dili- İrfani Sinema gibi birçok başlığın ele alınacağı festivalin kapanış günü 31 Aralık'ta ise 2020 Yılı Edebiyat Gündemi Değerlendirmesi yapılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/12-punto-2022nin-finalistleri-aciklandi/", "text": "Yarattıkları hikayelerin dünyasında kaybolan kalemlerin finalistleri açıklandı. TRT tarafından bu yıl 4. kez düzenlenecek Türkiye'nin en büyük senaryo geliştirme ve ortak yapım platformu 12 Punto 2022 de finale kalanlar belli oldu. TRT'den yapılan açıklamaya göre, Türk sinemasının önemli temsilcilerinden oluşan ön jüri, uzun metrajlı film kategorisinde finale kalan 12 proje ile TRT Kısa Film Yapım Ödülü kazanan projeleri belirledi. Ön jüri tarafından belirlenen 12 finalist proje arasında kariyerinin başındaki genç yönetmenlerle deneyimli sinemacılar yer alıyor. Bu yıl düzenlenen etkinlikte yarışacak projelerden 6'sı yönetmenlerin ilk film projesinden oluşuyor, ayrıca 4 projenin yönetmenliğini kadın sinemacılar üstleniyor. Finale kalan 12 proje arasında Ali Özel'in Beklenti, Erdem Tepegöz'ün Çığ, Mehmet Atan'ın Esma'dan Sonra, Mert Berdilek'in Geride Kalanlar, Büşra Bülbül'ün Güve, Ozan Yoleri'nin Güzel Bir Gece, Pınar Yorgancıoğlu'nun Karanlıkta Islık Çalanlar, Ali Aydın'ın Kompleks, Reis Çelik'in Kör Gece, Pelin Esmer'in O da Bir Şey Mi, Elif Eda Karagöz'ün Süt Çiftliği ile Aydın Sayman'ın Yönetmen Kurgusu bulunuyor. 134 uzun metrajlı film proje başvurusu yapılan 12 Punto 2022'de teknik kontroller neticesinde 108 senaryo ön jüri tarafından değerlendirildi. Ön jüride senarist Gülin Tokat, yapımcı Zeynep Koray, yönetmen ve yapımcı Atalay Taşdiken, yapımcı Halil Kardaş ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Sim yer aldı. Uzun metrajlı film kategorisinde uluslararası jüri tarafından seçilen 12 finalist arasından 3 projeye TRT Ortak Yapım Ödülü, 3 projeye TRT Ön Alım Ödülü ve 6 projeye de TRT Proje Geliştirme Ödülü verilecek. 12 finalist projenin sahipleri bu yıl haziran ayında gerçekleştirilecek 12 Punto 2022 kapsamında dünyanın en önemli senaryo danışmanları ile toplantılar yapacak, senaryolarını geliştirecek. Ayrıca, pazarlama ve sunum danışmanları ile filmlerini potansiyel yatırımcılar, ortaklar, fon yöneticileri ve sinema endüstrisinin karar vericileri ile paylaşmanın püf noktalarına dair görüşmeler yapacak. Finalist projeler etkinlikte uluslararası danışmanlarla toplantı yaparken, bir yandan da film profesyonellerine ve sinemaseverlere yönelik Türkiye ve dünya sinemasının önemli isimleri ile masterclasslar, paneller ve söyleşiler düzenlenecek. 312 kısa metrajlı film projesinin başvuru yaptığı 12 Punto 2022'de TRT Kısa Film Yapım Ödülünü kazanan 12 proje de alanında uzman jüri üyeleri tarafından belirlendi. Kazanan projeler, jüri üyeleri film eleştirmeni Alin Taşçıyan, senarist-yönetmen Banu Sıvacı ve TRT 2 Sinema İçerikleri Editörü Mehmet Ali Karga tarafından belirlendi. TRT Kısa Film Yapım Ödülü kazanan projelerin sahipleri haziran ayında gerçekleşecek 12 Punto 2022'de senaryo danışmanlarıyla projelerini geliştirecek. Kısa filmler, prodüksiyonlarının tamamlanmasının ardından TRT 2'de yayınlanacak. Kısa Film Yapım Ödülü kazanan projeler arasında ise Ayşenur Karasu'nun Anılar Çadırı, Muhammed Fatih Andı'nın Bir Güzel Manzara, Enes Yıldız'ın Face ID, Korhan Topçu'nun Gözlerin, Muaz Güneş'in Hayırlı Olsun Ziyareti, Ruken Doğu Erdede'nin Henüz Yazmayı Bitirmedim, Sema Güler'in Kabuk, Yağmur Kartal'ın Kayıp Notalar, Hasan Ali Kılıçgün'ün Otuz Dakikadan Sonra, İlayda İşeri'nin Oyunbozan, Esra Genç'in Portakal Kokusu ile Dilan Ekin'in Zahir yapımı yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/12-uluslararasi-istanbul-opera-festivali-basliyor/", "text": "Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 12. Uluslararası İstanbul Opera Festivali, 1-11 Temmuz'da İstanbul Arkeoloji Müzeleri bahçesinde gerçekleştirilecek. Sağlık Bakanlığının Kovid-19 salgını önlemleri kapsamında belirlediği maske, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uygun olarak güvenli bir ortamda gerçekleştirilmesi hedeflenen festivalin açılışı, 1 Temmuz Perşembe akşamı Gala Konser ile yapılacak. Konserde İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşliğinde 15 solist, aynı anda sahnede olacak. Orkestra şefliğini Can Okan'ın üstleneceği açılış konserinde, Wagner, Mozart, Rossini, Gounod, C. Saint- Saens, Messenet, Bizet, Verdi, Puccini gibi ünlü bestecilerin eserlerinden seçkin örnekler seslendirilecek. Festival kapsamında düzenlenecek konserlerin biletlerine www. biletinial. com internet adresi üzerinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/13-gwangju-bienalinde-turk-sanatci-gozde-ilkin/", "text": "Asya'nın ilk ve en prestijli çağdaş sanat bienali olarak kabul edilen Gwangju Bienali'ne dünyanın dört bir yanından katılacak 69 sanatçı arasında Türk sanatçı Gözde İlkin de yer alıyor. Defne Ayas ve Natasha Ginwala'nın sanatsal yönetiminde, 26 Şubat 9 Mayıs 2021 tarihleri arasında düzenlenecek Minds Rising, Spirits Tuning başlıklı bienalde, dört farklı mekanda, Güney Kore'den Yeni Zelanda'ya, Etiyopya'dan Brezilya'ya, Lübnan'dan Endonezya'ya toplam 69 sanatçının eserleri sergilenecek. Dikiş, çizim, ve resmin yanı sıra ses enstalasyonu kullanarak toprak politikasına, kültürel ve politik manzaralara, ve cinsiyet meselelerine atıfta bulunan İlkin, çalışmalarında kullandığı kumaşları kişisel veya kolektif bir belleğin taşıyıcısı olarak sunuyor. İlkin, bu yeni çalışmasında ise yazar Sema Kaygusuz ile iş birliği yaptı. Bienal web sitesi ve sosyal medya kanalları üzerinden sunulan kamu programlarını Hong Kong'da yaşayan Özge Ersoy yönetiyor. Sanatçı Zeyno Pekünlü ve sosyolog Doç. Dr. Begüm Özden Fırat da, Ruha Benjamin, Lokman Tsui, Vladan Joler ve Djamila Riberio gibi akademisyenler ile birlikte katılımcılar arasında olacak. Zeyno Pekünlü ve Begüm Özden Fırat, Gwangju'da 1980'de gerçekleşen sivil ayaklanma ve ardından yaşanan katliamın belgelerine ev sahipliği yapan 18 Mayıs Arşivleri Merkezi'nde araştırmacı olarak görev alan Kwon Do Gyun'un da yer aldığı bir panele katılacak. Sivil ayaklanmaların ve toplumsal hareketlerin görseller üzerinden nasıl temsil edildiğine dair bir atölye çalışması paneli takip edecek. OS, Pacita Abad, Korakrit Arunanondchai, Katarina Barruk, Farid Belkahia, Cecilia Bengolea, Seyni Camara, Quishile Charan & Esha Pillay, Yin-Ju Chen, Ali Cherri, Hyun-taek Cho, Vaginal Davis, Cian Dayrit, Emo de Medeiros, Patricia Dominguez, Theo Eshetu, Gerard Fortune, John Gerrard, Sonia Gomes, Trajal Harrell, Femke Herregraven, Lynn Hershman Leeson, Tishan Hsu, Gözde Ilkin, Jeon Joonho, Jeong Kwan, Jumaadi, Karrabing Film Collective, Sangdon Kim, Sylbee Kim, Timoteus Anggawan Kusno, Duck-Jun Kwak, Gap-chul Lee, Kangseung Lee, Sangho Lee, Liliane Lijn, Candice Lin, Vivian Lynn, Abu Bakarr Mansaray, Angela Melitopoulos, Ana Maria Millan, Min Joung-Ki, Ad Minoliti, Kyungwon Moon, Siyabonga Mthembu, nasa4nasa, Pedro Neves Marques, Kira Nova, Fernando Palma Rodriguez, People's Archive of Rural India PARI, Rajni Perera, Outi Pieski, Angelo Plessas, Gala Porras-Kim, Ana Prvacki, Judy Radul, Sahej Rahal, Zofia Rydet, Jacolby Satterwhite, Arpita Singh, Tcheu Siong, Chrysanne Stathacos, Alexandra Sukhareva, Shannon Te Ao, Sissel Tolaas, Cecilia Vicuna, Ouattara Watts, Shen Xin, Tuguldur Yondonjamts. Asya'nın ilk ve en prestijli çağdaş sanat bienali olarak kabul edilen Gwangju Bienali siyasi kökenlere sahip. Bienal ilk kez 1995 yılında Güney Kore'nin Gwangju şehrinde gerçekleşti. 1980'de Gwangju Demokratikleşme Hareketi'nin önderliğinde gerçekleşen ve daha sonra diktatörlük rejimi tarafından bastırılan sivil ayaklanmanın ruhunu yaşatmak üzere kurulan Gwangju Bienali çağdaş sanata ve toplum mücadelesine dair küresel bir perspektif sunuyor. Günümüze kadar bienalin küratörlüğünü Okwui Enwezor, Jessica Morgan, Maria Lind, Charles Esche, Hou Hanru, Harald Szeemann, Nancy Adajania, Mami Kataoka ve Sunjung Kim üstlendi. Gwangju Uluslararası bienaller arasında önemli bir yeri bulunan Gwangju Bienali, 2021'de Defne Ayas ve Natasha Ginwala'nın eş küratörlüğünde yapılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/13-knidosun-siri-sanat-festivali-can-babaya-bin-selam/", "text": "Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi'nde, bu yıl 13. sü düzenlenen Knidos'un Sır'ı Sanat Festivali, Can Baba'ya Bin Selam etkinliği 11-12 Ağustos 2023 tarihlerinde Edebiyat Buluşması üst başlığı ile sanatçılara ve sanatseverlere ev sahipliği yapacak. Edebiyat ve Öteki teması ile değerli edebiyatçılar sanatseverlerle bir araya gelecekler. Usta kalemlerin birikimlerini dinlemek, şiirin, romanın ve öykünün büyülü atmosferindeki ötekinin derinliğine dalmak, edebiyatta Öteki, Ötesi konularına ışık tutmak için sizleri bekliyoruz. Edebiyat Buluşması, sanatseverler ve edebiyat tutkunları için UKKSA'da dopdolu etkinliklere ev sahipliği yapacak. Değerli şair ve yazarların katkılarıyla ortaya çıkan Buluşma, edebiyatın derinliklerine inerek; okurların çoklu ilgileri ve karakter çatışmaları arasında nasıl birleşebileceğine veya ayrışabileceğine dair içerikler sunacak. Değerli şair, yazar, tarihçi ve edebiyatçıların konuşmacı olarak katılım sağlayacağı ve sanatseverlerin bir araya geleceği etkinliklerde, Akademi bahçesinde, özgün plastik sanat eserlerinden örneklerin sergileneceği bir şölen de gerçekleşecek. Edebiyat Buluşması, 11 Ağustos 2023 tarihinde şair, yazar, tarihçi ve oyuncu Pelin Batu'nun Edebiyat ve Öteki, Ötesi konulu açılış konuşması ile saat 18.00'da başlayacak. Şair ve yazar Namık Kuyumcu'nun proje koordinatörlüğünde ve Datça Belediyesi'nin katkılarıyla yürütülecek olan etkinliğin 1. oturumda Ressam Umur Türker, Nevzat Metin Aramızda konulu konuşması ile oturum yönlendiriciliğini yapacak. UKKSA Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Başak Ercan, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Devrim Metin ve şair ve yazar Namık Kuyumcu konuşmacı olarak katılacaklar. - oturumun ev sahipliği; şair ve yazar Namık Kuyumcu'nun sunumu ile başlayacak. Can Yücel Şiiri ve Öteki, Ötesi konusu tartışılacak. Şair Sezai Sarıoğlu, Can Yücel şiirlerinden kurgulanmış CANkolik başlıklı bir performans sunacak. Ardından şairler; Akif Kurtuluş, Altay Öktem, Deniz Durukan, Namık Kuyumcu ve Pelin Batu, sanatseverler ile buluşacaklar. Edebiyat Buluşması'nda yazarlar, şairler ve edebiyat kuramcıları, kendi yapıtlarından hareketle, Edebiyatımızda Öteki kavramını tartışacaklar. Sanatseverler konuyla ilgili sorularıyla, inter aktif paylaşımda bulunabilecekler. Edebiyat Buluşması'nın 2. gününde ise; Öykü ve Roman'da Öteki temasının yönlendiricisi Altay Öktem ile program açılacak. Aydın Şimşek, Figen Şakacı, Hatice Meryem ve Necla Akdeniz, konuya ait sunumlarıyla; kendi estetik- sanat- dil ve etik bağlamlarıyla ilişkilenmelerini paylaşacaklar. Ötekinin Şiirleri teması adı altında gerçekleşecek olan 2. oturumda; şair Akif Kurtuluş programı yönetecek. Altay Öktem, Aydın Şimşek, Deniz Durukan, Pelin Batu, Namık Kuyumcu ve Sezai Sarıoğlu kendi şiir serüvenlerinden hareketle; Şiir ve Öteki kavramını anlatacaklar. Kendi şiirlerinden örnekler sunacaklar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/15-contemporary-istanbul-bugun-cevrimici-olarak-basladi/", "text": "Akbank ana sponsorluğunda bu yıl 15'incisi gerçekleşecek Contemporary Istanbul, 19 Aralık'ta ön izlemeyle çevrim içi olarak başlıyor. Fuar virtual. contemporaryistanbul. com platformu üzerinden gezilebilecek. Virtual Contemporary Istanbul, 19-20 Aralık'ta yapılacak ön izlemenin ardından 21 Aralık 6 Ocak tarihleri arasında genel izlemeye açık olacak. Virtual Contemporary Istanbul'da 11 ülkeden, 37 galeri, 550 sanatçı ve 1500 eser ve 13 inisiyatif yer alacak; 17 gün boyunca gezilebilecek virtual. contemporaryistanbul. com ücretsiz olacak. Contemporary Istanbul, tüm dünyada oluşan olumsuz şartlardan dolayı fiziki edisyonunu 27 Nisan-2 Mayıs tarihlerinde yapacak. Contemporary Istanbul'un sekiz yıldır bir parçası olan Plugin, Siemens Ev Aletleri sponsorluğunda dördüncü kez gerçekleşecek. Virtual Contemporay Istanbul'da online olarak ulaşılabilecek olan Plugin'de bu yıl, Sotheby's müzayede evinde ilk kez yapay zekanın ürettiği insan portrelerini açık arttırma ile koleksiyonerlere sunan Alman sanatçı Mario Klingemann, yapay zekanın hiç var olmayan insanların portrelerini ürettiği projeleri ile bilinen, Hideaki Okawa'nın da yer aldığı H. o ve yine makine öğrenmesi üzerine çalışan Sofia Crispo'nun eserlerine yer veriliyor. 2019 yılında Atelier Des Luminers'e davet edilen ve Immersive Festival kapsamında ödül alan Void'in The Journey of Being eserine ev sahipliği yapmakla birlikte, veri sanatı alanında eser üreten Nye Thompsonın'da Plugin'de eseri gösterilecek. Biyo sanat ve tasarım alanında çalışmalarını yürüten Ece Gözen ve Selin Balcı'nın üretimlerini ve süreçlerinin yer alacağı Plugin'de; Ayrıca, 18. yüzyıldan bugüne gelen sandalyeleri makine öğrenmesini ile yeniden hayata geçiren tasarımcılar Philipp Schmitt & Steffen Weiss ve dünyada ses getiren yeni medya alanındaki çalışmalarıyla Maxim Zhestkov'da yer alacak. Fuarda yer alacak yer alacak yerli galeriler: Anna Laudel Contemporary, Dusseldorf | İstanbul Art On İstanbul, İstanbul Art Refinery, İstanbul Artopol, İstanbul Bozlu Art Project, İstanbul C. A. M. Galeri, İstanbul C. E. P. Gallery, İstanbul Dirimart, İstanbul Faar Art Space, İstanbul Galeri 77, İstanbul Galeri Binyıl, İstanbul Galeri Diani, İstanbul Galeri MCRD, İstanbul Galeri Miz, İstanbul Galerist, İstanbul Gama Galeri, İstanbul Martch Art, İstanbul Oktem Aykut, İstanbul Pilevneli, İstanbul Red Art İstanbul, İstanbul Sanatorium, İstanbul Sevil Dolmacı Art Gallery, İstanbul Vision Art Platform, İstanbul Zilberman Gallery, İstanbul. Yer alacak yabancı galeriler: AB Gallery, Seul Berman Contemporary, Johannesburg C24 Gallery, New York Galeria Joan Gaspar, Barcelona Galerie Claudia Schmidt, Zurih Isabel Croxatto Galeria, Santiago JD Malat, Londra Khak Gallery, Tahran Mironova Gallery, Kiev Opera Gallery, Londra Pi Artworks, Londra | İstanbul Pigment Gallery, Barcelona Privee Kollektie, Heusden Hollanda. Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ve Akbank Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı Murat Göllü, 17 Aralık'ta gerçekleşen basın toplantısında Virtual Contemporary Istanbul ve 27 Nisan 2 Mayıs 2021 tarihleri arasında yapılacak fiziki fuarla ilgili basın mensuplarına bilgi aktarımında bulunmuştu. Akbank Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı Murat Göllü yaptığı konuşmada: Akbank olarak topluma değer katan ve fayda sağlayan her alanda gelişimi, değişimi ve yeniliği önceliklendiriyor, 72 yıldır kültür ve sanat alanında da yıllardır pek çok önemli projeye imza atıyoruz. Kültür sanat alanındaki vizyonumuzun merkezinde yer alan Akbank Sanat'ın çok önemli bir görev üstlendiğine inanıyoruz. Çağdaş sanatın ülkemizdeki gelişimine büyük katkı sağlayan Contemporary Istanbul'u 15 yıldır destekliyor, her yıl Akbank Sanat sergisiyle yer alıyoruz. Bu yıl pandemi nedeniyle sanat kurumları ve sanatçılar için çok zor bir yıldı, ama biz yine de durmadık, Akbank Sanat, Akbank Caz Festivali özel albümü ve şimdi de Contemporary Istanbul ile devam ediyoruz. Akbank Sanat olarak bu önemli etkinlikte, küratörlüğünü sevgili Hasan Bülent Kahraman'ın yaptığı Korona Günlükleri Karnavalı karma sergisiyle yer alacağız. Ansen, Genco Gülan, Gülin Hayat Topdemir, Hande Varsat, Onur Mansız, Seçkin Pirim, Seydi Murat Koç, Sırma Doruk, Sıtkı Kösemen, Sinan Logie ve Suat Akdemir'in eserlerinden oluşan Korona Günlükleri Karnavalı başlıklı karma sergiyi görmenizi mutlaka tavsiye ederim. Her yıl zamanın ruhuna uygun bir konseptte hazırlanan fuar bu yıl da pandemi koşulları nedeniyle hem çevrimiçi hem de fiziksel olarak hazırlandı. Contemporary Istanbul'un teknolojik altyapısı ve yenilikçi tasarımıyla sanatseverlere benzersiz bir deneyim sunacağına inanıyoruz. Başta Ali Güreli olmak üzere tüm ekibi ve emeği geçen herkesi kutlarım dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/16-kadin-kadina-oyku-yarismasi-icin-basvurular-basladi/", "text": "Kaos GL'nin düzenlediği 16. Kadın Kadına Öykü Yarışması'na başvurular başladı. Yarışmanın bu seneki teması Ev olarak belirlendi. Kaos GL'nin bu senenin temasını Ev olarak belirlediği 16. Kadın Kadına Öykü Yarışması'na başvurular başladı. Öykü yarışmasının Öykü Değerlendirme Jürisi'nde Aslı Solakoğlu, Aylime Aslı Demir, Belma Fırat, Burcu Ersoy, Burcu Baba, Ebru Nihan Celkan, Karin Karakaşlı, Pelin Buzluk, Süreyya Karacabey yer alacak. Dünya ölçeğinde yaşadığımız salgın bizi evlerimize kapattı. Bu kapanmayla birlikte, bir mekan ve aynı zamanda bir kavram olarak evle ve onun hem güven hem de sıkışmışlık duygusu yaşatan ikircikli anlamıyla yüzleşme sürecine girdik. Kimilerimiz için kaçılacak bir yerdi ev; olduğumuz halimizle kabul görmediğimiz ve hatta şiddete maruz kaldığımız o tekinsiz dört duvar arasına mecburi bir dönüşün ifadesi, yuvanın tersine, belki aidiyetsizlik hissettiren, basık bir mekan. Karantina ve sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte bir hapishaneye dönüşen evlerimizde mahsur kalışımız, en çok talep ettiğimiz, sokakların özgürleştiriciliğinden mahrum etti bizi. Eylemlerimizi, itirazımızı sekteye uğrattı. Sağlık ve özgürlük arasındaki çatışma, sokakla zoraki küsme halini getirdi. Hayallerimiz daraldı. Arafta kaldık. Balkonun kıymetini anladık. Evimiz, bildiğimiz uzakları ve oralardaki insanları gönlümüzce görememek, boşluğa düşmemize, anlam kaybına neden oldu. Kamusal alanın eksilmesini sanal mecralarda telafi etmeyi, mücadele ve dayanışma ağlarımızı güçlendirmeyi denedik. Evlerimiz aynı zamanda eğitim kurumlarına, iş yerlerine dönüştü. Evden çalışmak kimilerimiz için kolaylaştırıcı, kimimiz için zorlayıcı oldu. 16. Kadın Kadına Öykü Yarışması'nın başvuruları 4 Nisan 2021 'de sona erecek. Üçüncü olan öykünün sahibi 600 TL kazanacak. Jüri Özel Ödülü kazanan öykü sahiplerine, 1 yıllık Kaos GL dergisi aboneliği verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/17-istanbul-bienali-17-eylulde-basliyor/", "text": "İstanbul Bienali, bir kez daha İstanbul'u güncel sanatın buluşma noktası haline getirmeye hazırlanıyor. Bu yıl 17'ncisi gerçekleştirilecek olan İstanbul Bienali, 17 Eylül-20 Kasım 2022 tarihleri arasında ücretsiz gezilebilecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 1987 yılından bu yana düzenlenen İstanbul Bienali, bir kez daha İstanbul'u güncel sanatın buluşma noktası haline getirmeye hazırlanıyor. 17. İstanbul Bienali, 17 Eylül-20 Kasım tarihleri arasında ücretsiz gezilebilecek. Küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh'in üstlendiği 17. İstanbul Bienali'nde, 500'ün üzerinde katılımcının 50'yi aşkın projesi yer alacak. Bienal katılımcıları arasında sanatçı, düşünür, yazar, şair, araştırmacı, mimar, radyo programcısı, balıkçı, aktivist, stand-up komedyeni, şef, etnomüzikolog, ornitolog, deniz bilimci, kukla ustası ve müzisyenler de bulunuyor. Bienal; Beyoğlu, Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu'nda yer alan 12 sergi mekanının yanı sıra şehrin dört bir yanında sayıları 50'yi aşan sahaf, kitapçı, lokanta, sinema ve hastanelere ek olarak bir radyo istasyonunda izleyiciyle buluşuyor. 17. İstanbul Bienali, bienalin sergi mekanlarından Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi'nde organize edilen basın buluşmasıyla tanıtıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/17-istanbul-bienali-cizgilerin-sesi-ve-ritmi/", "text": "17 Eylül 20 Kasım tarihleri arasında bu yıl 17'ncisi düzenlenen İstanbul Bienali, Beyoğlu, Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu ilçelerindeki 12 mekanda yer alıyor ve izleyicileri hem sergileri hem de bulundukları mahalleleri keşfetmeye davet ediyor. Bienal, Balat'taki tarihi mekanlardan Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nda ses alanındaki yenilikçi ve deneysel çalışmalarıyla tanınan Tarek Atoui'nin Fısıldayan Oyun Alanı çalışmasına yer veriyor. L'Institut Français'nin desteğiyle üretilerek sergilenen yerleştirme, sanatçının pandemi döneminde çocuklarının devam ettiği kreşte, eğitim pratiklerine, ses algılarına ve ses oyunlarına başvurarak yürüttüğü çalışmalardan yola çıkıyor. Engelsiz Eğitim Vakfı ve İstanbul Kent Üniversitesi bünyesinde kurulan İstanbul Kent Sanat, Atölye Pikolo iş birliği ile 5-9 Kasım tarihlerinde Atoui'nin çalışmasından ilham alarak Çizgilerin Sesi ve Ritmi isimli atölyesini gerçekleştirdi. Atölye kapsamında, İstanbul Kent Üniversitesi öğrencilerinin katılımıyla sesin oluşumu, algılanması ve görselleştirilmesinin yansımaları üzerine çalışmalar gerçekleştirildi. Duyduğumuz sesleri çizebilir miyiz? Gözlerimizi kapattığımızda sesleri tam olarak nasıl hissediyoruz? İşte, bu soruların cevapları bu etkinlikte saklıydı. Katılımcılar, 15. yüzyıldan kalma Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nda Fısıldayan Oyun Alanının nesneleri ve kaplarını kullanarak duyuları aşan bu alanı bütün bedenleriyle dinlemeye davet edildi. Atölyenin üretim aşamasında ise katılımcılar, resmin ana öğelerinden biri olan çizgileri duyduklarını aktararak kendi soyut resimlerini yaratmak için kullandılar. Atölye sonucunda her bir katılımcı, duyusal algıları ile hissettiklerini somut hale getiren benzersiz eserler üretirken, kendi iç dünyalarını da kağıda yansıtmış oldu. 17. İstanbul Bienali 20 Kasım 2022 tarihine kadar devam ediyor, Fısıldayan Oyun Alanı ses yerleştirmesi bu tarihe kadar Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nda bireysel olarak deneyimlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/17-istanbul-bienalinin-kuratorleri-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, bienalin küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh üstlenecek. Bienal, çok sayıda kurum, kuruluş, uluslararası fon sağlayıcı ve fon kuruluşlarının desteğiyle düzenlenecek. Ayrıntıların 2021 yılında duyurulacağı 17. İstanbul Bienali'nin Danışma Kurulu'nda Whitechapel Galerisi Direktörü ve küratör Iwona Blazwick, sanat tarihçisi ve yazar Ayşe Erek, Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi Artistik Direktörü ve akademisyen Yuko Hasegawa, 11. Berlin Bienali eş küratörlerinden Agustin Perez Rubio ile İstanbul Modern Sanat Müzesi Genel Direktörü, küratör ve sanat tarihçisi Levent Çalıkoğlu yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/1700-yasindaki-kybele-ana-vatanina-dondu/", "text": "Bolluk ve bereketin sembolü, ana tanrıça Kybele, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ait olduğu topraklara getirildi. Tarih öncesi dönemlerde bolluğun ve bereketin sembolü, koruyucusu olduğuna inanılan ana tanrıça Kybele heykeli, yaklaşık 60 yılın ardından Türkiye'ye geri getirildi. Kültür ve Turizm Bakanlığının Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, Doğduğu topraklara hasret 60 yılın ardından Kybele, nihayet Türk Hava Yolları uçağı ile Türkiye'de. Bu toprakların mirasına bir bir sahip çıkmaya devam edeceğiz. ifadelerine yer verildi. Türkiye'den kaçak yollarla İsrail'e götürülerek satılan, uzmanlarca M. S. 3. yüzyıla tarihlendirilen Kybele, onbinlerce kilometre yolculuğun ardından ABD'den ana vatanına ulaştı. Prehistorik dönemlerden itibaren Akdeniz havzasında özellikle Anadolu'da bereket ve bolluğun sembolü ve koruyucusu ana tanrıça olarak tapınılan Kybele'nin iki yanındaki aslanlar, doğa ve hayvanlar üzerindeki hakimiyetini sembolize ediyor. Antik dönem sosyal ve dini yaşamında kişilerin olmuş ya da olmasını diledikleri istekleriyle ilgili ya da inandıkları tanrısal varlığı onurlandırmak üzere tanrı ya da tanrıçalara adak sunarken tanrıyı onurlandırmak üzere tapınaklar ya da kutsal alanlara sunulan materyaller adak objesi olarak değerlendirilirdi. Kişinin sosyal ve ekonomik statüsüne göre adak objeleri, basit bir taş parçasından gösterişli bir heykele kadar farklılık gösterebiliyordu. Sideropolisli Asklepiades'in Oniki Tanrı Ana'ya sunduğu, bir adak heykeli olarak tarihte bilinen Kybele'nin yazıt bölümünde, Hermeios'un oğlu Sideropolis'li Asklepiades adağı Oniki Tanrı Ana'ya dikti ifadesi yer alıyor. Türkiye'den 1970'li yıllarda İsrail'e kaçırılan Kybele heykelinin, tipolojik özelliği, kullanılan mermerin cinsi, işçiliği ve yazıtından edinilen bilgiler ışığında kuvvetle Anadolu kökenli olduğu anlaşılıyor. Türkiye'den kaçak yollarla İsrail'e ulaşan Roma dönemi eseri Kybele, burada bir İsrail vatandaşı tarafından satın alındı. Yurt dışına çıkarmak üzere 2016'da İsrail makamlarına başvuruda bulunan ve eseri elinde bulunduran kişi, heykelin Anadolu kökenli olduğunu beyan etti. İsrail makamlarının eser fotoğraflarını Türkiye'ye iletmesiyle takibe başlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, eser ABD'ye ulaşmak üzereyken Anadolu kökenli olduğunu bildirdi. Ancak eser sahibinin heykeli bir müzayede evi aracılığıyla satmak istemesi üzerine Bakanlık ABD makamlarından bu satışın durdurulmasını talep etti. Eseri elinde bulunduran kişi, bu takibin ardından kendi malı olduğunu beyan ettiği heykele iyi niyetli bir alıcı olarak sahip olduğunu belirterek ABD'de dava açtı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye'nin New York Başkonsolosluğu Kybele'nin iadesi konusundaki karşı iddialarını mahkemeye taşıdı. Eserin, 1964'te Afyonkarahisar'da yapılan bir yol çalışmasında bulunan ve ilin müzesinde sergilenen Kovalık eserlerine tipolojik benzerliğinin İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü uzmanlarınca bilimsel raporla vurgulanması üzerine, kolluk kuvvetleri koordinasyonunda, Afyonkarahisar Müzesi Müdürlüğünce eserlerin çıktığı düşünülen bölgede 1960-1970'li yıllarda yaşayan şahısların bilgisine başvuruldu. İfadesine başvurulan kişilerden birinin, kaçırılan Kybele heykelinin fotoğrafını görmeden tarif emesi ve diğer benzer heykel fotoğraflar arasından seçmesi, eserin Türkiye'de bulunduğunun destekleyici kanıtını oluşturdu. İfadeler ve elde edilen belgeler sonucu, Konya'da yaşayan bir şahsın o dönem tarihi eser kaçakçılığı yaptığı belirlenirken, Konya Müzesi Müdürlüğünce bulunan savcılık belgeleriyle Afyonkarahisar'da anılan bölgede kaçakçılık eylemleri ve benzer eserlerin yasa dışı edinimine ilişkin ek deliller sağlandı. Bilimsel kanıtlar ve eserin ortaya çıkarıldığı yıllarda bölgede yaşayan görgü tanıklarının ifadeleri ile Afyonkarahisar'daki kaçakçılık olaylarına ilişkin belgeler, benzersiz eserin Türkiye'ye ait olduğunu doğruladı. Türkiye'nin hızlı ve titiz takibi sonucu, ABD'de dava görülmeye başlamadan eser sahibi heykeli uzlaşmacı bir tavırla Türkiye'ye iade etmeyi kabul etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/1700-yasindaki-kybele-heykeli-ziyaretcilerini-agirlamaya-basladi/", "text": "Yaklaşık 60 yılın ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Türkiye'ye geri getirilen 1700 yıllık Kybele heykeli, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde meraklılarıyla buluştu. Tarih öncesi dönemlerde bolluğun ve bereketin sembolü, koruyucusu olduğuna inanılan Kybele heykeli, ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Yaklaşık 60 yılın ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Türkiye'ye geri getirilen heykel, geçici mekanı olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde meraklılarıyla buluştu. Türkiye'den kaçak yollarla 1960'lı yıllarda İsrail'e götürülerek satılan ve on binlerce kilometre yolculuğun ardından ABD'den ana vatanına ulaştırılan Kybele, uzmanlarca MS 3. yüzyıla tarihlendiriliyor. Prehistorik dönemlerden itibaren Akdeniz havzasında, özellikle Anadolu'da ana tanrıça olarak tapınılan 1700 yıllık Kybele'nin iki yanındaki aslanlar, doğa ve hayvanlar üzerindeki hakimiyetini sembolize ediyor. Sideropolisli Asklepiades'in Oniki Tanrı Ana'ya sunduğu bir adak heykeli olarak tarihte bilinen Kybele'nin yazıt bölümünde, Hermeios'un oğlu Sideropolisli Asklepiades adağı Oniki Tanrı Ana'ya dikti. ifadesi yer alıyor. Kybele heykeli, daha sonra Afyonkarahisar'a yeni yapılacak müzeye taşınacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/1700-yillik-kybele-heykeli-istanbul-arkeoloji-muzelerinde-tanitildi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Türkiye'den 1960'lı yıllarda İsrail'e götürülerek satılan ve yaklaşık 60 yıl sonra doğduğu topraklara geri getirilen Kybele heykelinin tanıtımını yaptı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde gerçekleşen toplantıda konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bu toprakların kültür ve medeniyet zenginliğinin her parçasını Türkiye'ye ve tüm insanlığa kazandırmak için yoğun çalışmalar yürüttüklerini, bununla birlikte mevcut mirası korumak için de büyük hassasiyetle hareket ettiklerini anlattı. Kaçakçılıkla Mücadele Şube Müdürlüğünün artık Daire Başkanlığı olarak görev yaptığını belirten Ersoy, Daire Başkanlığı; Yurtiçi Kaçakçılıkla Mücadele, Yurtdışı Kaçakçılıkla Mücadele, Eğitim ve Farkındalık Şubesi olmak üzere branşlaşan üçlü bir yapıda görev yapmaktadır. Mücadele için gerekli olan ekiplerimizin sayılarını ve imkanlarını da artırmak gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle biz bunu Daire Başkanlığı seviyesine getirdik ve üç katına çıkarttık. Onların yetkilerini ve kaynaklarını da artırarak dünya çapında çok daha etkili bir mücadele başlatmış olduk. diye konuştu. Bakan Ersoy, Kybele heykelinin yeni müzenin tamamlanmasından sonra Afyonkarahisar'a döneceği bilgisini paylaştı. Prehistorik dönemlerden itibaren Akdeniz havzasında özellikle Anadolu'da bereket ve bolluğun sembolü ve koruyucusu ana tanrıça olarak tapınılan Kybele'nin iki yanındaki aslanlar, doğa ve hayvanlar üzerindeki hakimiyetini sembolize ediyor. Antik dönem sosyal ve dini yaşamında kişilerin olmuş ya da olmasını diledikleri istekleriyle ilgili ya da inandıkları tanrısal varlığı onurlandırmak üzere tanrı ya da tanrıçalara adak sunmaları yaygın bir gelenekti. Tanrıyı onurlandırmak üzere tapınaklar ya da kutsal alanlara sunulan materyaller adak objesi olarak değerlendirilirdi. Kişinin sosyal ve ekonomik statüsüne göre adak objeleri, basit bir taş parçasından gösterişli bir heykele kadar farklılık gösterebiliyordu. Sideropolisli Asklepiades'in Oniki Tanrı Ana'ya sunduğu bir adak heykeli olarak tarihte bilinen Kybele'nin yazıt bölümünde, Hermeios'un oğlu Sideropolisli Asklepiades adağı Oniki Tanrı Ana'ya dikti. ifadesi yer alıyor. Türkiye'den 1960'lı yıllarda İsrail'e kaçırılan Kybele heykeli, uzmanlarca MS 3. yüzyıla tarihlendiriliyor. İncelemelerde, söz konusu heykelin tipolojik özelliği, kullanılan mermerin cinsi, işçiliği ve yazıtından edinilen bilgiler ışığında kuvvetle Anadolu kökenli olduğu anlaşılıyor. Türkiye'den kaçak yollarla İsrail'e ulaşan Roma Dönemi eseri Kybele, burada bir İsrail vatandaşı tarafından satın alındı. Yurt dışına çıkarmak üzere 2016 yılında İsrail makamlarına başvuruda bulunan kişi, heykelin Anadolu kökenli olduğunu beyan etti. İsrail makamlarının eser fotoğraflarını Türkiye'ye iletmesiyle takibe başlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, eser ABD'ye ulaşmak üzereyken Anadolu kökenli olduğunu bildirdi. Eser sahibinin heykeli bir müzayede evi aracılığıyla satmak istemesi üzerine Bakanlık ABD makamlarından bu satışın durdurulmasını talep etti. Eseri elinde bulunduran kişi, bu takibin ardından kendi malı olduğunu beyan ettiği heykele iyi niyetli bir alıcı olarak sahip olduğunu belirterek ABD'de dava açtı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye'nin New York Başkonsolosluğu Kybele'nin iadesi konusundaki karşı iddialarını mahkemeye taşıdı. Heykelin, 1964'te Afyonkarahisar'da yapılan bir yol çalışmasında bulunan ve ilin müzesinde sergilenen Kovalık eserlerine tipolojik benzerliğinin İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü uzmanlarınca bilimsel raporla vurgulanması üzerine, kolluk kuvvetleri koordinasyonunda, Afyonkarahisar Müzesi Müdürlüğünce eserlerin çıktığı düşünülen bölgede 1960-1970'li yıllarda yaşayan şahısların bilgisine başvuruldu. İfadesine başvurulan kişilerden birinin heykeli, fotoğrafını görmeden tarif ederek, kaçırılan Kybele heykelini diğer benzer heykel fotoğraflar arasından seçmesi, eserin Türkiye'de bulunduğunun destekleyici bir kanıtını oluşturdu. İfadeler ve elde edilen belgeler sonucu, Konya'da yaşayan bir şahsın o dönem tarihi eser kaçakçılığı yaptığı belirlenirken Konya Müzesi Müdürlüğünce bulunan savcılık belgeleriyle Afyonkarahisar'da anılan bölgede kaçakçılık eylemleri ve benzer eserlerin yasa dışı edinimine ilişkin ek deliller sağlandı. Bilimsel kanıtlar ve eserin ortaya çıkarıldığı yıllarda bölgede yaşayan görgü tanıklarının ifadeleri ile Afyonkarahisar'daki kaçakçılık olaylarına ilişkin belgeler Kybele heykelinin Türkiye'ye ait olduğunu doğruladı. Türkiye'nin hızlı ve titiz takibi sonucu, ABD'de dava görülmeye başlamadan eser sahibi Kybele heykelini uzlaşmacı bir tavır göstererek Türkiye'ye iade etmeyi kabul etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/178-yillik-osmanli-yadigari-fabrikada-topkapi-sarayinin-has-oda-halisi-dokunuyor/", "text": "Kocaeli'de 1843 yılında kurulan Osmanlı emaneti 'Hereke Fabrika-i Hümayunu' dokuma fabrikasında, Topkapı Sarayı'nın kutsal emanetlerinin bulunduğu has odası için bin bir emekle 79 metrekarelik yün halı dokunuyor. Yaklaşık 1 yıl sonra bitmesi planlanan halıya, 20 milyon ilmek atılacak. Kocaeli'nin Körfez ilçesine bağlı Hereke bölgesinde 1843 yılında iki kardeş tarafından geniş bir atölye olarak kurulan fabrika, 1845 yılında Osmanlı Devleti'nin sanayi atılımları ile saraya bağlandı. 1845 yılından sonra, 'Hereke Fabrika-i Hümayunu' ismiyle faaliyetini sürdürmeye başlayan fabrikada, ilk olarak sarayların perdelik ile döşemelik talebi karşılanırken, daha sonra halı da dokunmaya başladı. Osmanlı'nın değerli kurumları arasında yer alan ve imparatorluk yaşantısını renklendiren Hereke Fabrika-i Hümayunu, 19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'da bir markaya dönüştü. Prestijli bir marka haline gelen fabrikanın ürünleri, çeşitli ülkelerde de ödüllere layık görüldü. Gurur ve sevinçle işlerini yürüten fabrika işçileri, el emeği dokudukları halılarla, milli sarayların maneviyatına katkı sunarken, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde güven mektubu sunumlarının yapıldığı salona 108 metrekarelik halı da dokudu. Fabrikada şimdi ise Topkapı Sarayı'nın Has Odası için 79 metrekarelik yün halı dokunuyor. 2020 yılının mart ayında yapımına başlanan ve 22 ay sonra bitmesi planlanan halı için toplamda 20 milyon ilmek atılacak. Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası, günümüzde de Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı'na bağlı olarak hala üretime devam ediyor. Bölmelerden oluşan fabrikada, erkekler ipek, kadınlar ise yün ürünler işliyor. 14 yıldır halı dokuma işinde görev yapan Yusuf Yıldırım, fabrikada 1843 yılından bu yana aynı sistemle çalışıldığını söyledi. Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak çalıştıklarını ve sarayların ipekli kumaş ihtiyaçlarını karşıladıklarını belirten Yıldırım, Döşemelik, perdelik yapıyoruz. 1922 yılına kadar da Kabenin örtüsü de fabrikamızda üretilmiş dedi. Fabrikada, 'jakar' ve 'armür' sistemi ile çalıştıklarını kaydeden Yıldırım, armürün kumaşın zeminini ve bağlantısını dokuduğunu, jakarın ise desen verdiğini söyledi. Yıldırım, jakar olmadan, desenin de olamayacağını dile getirdi. Günlük üretimlerinin, mekik sayısına göre değişkenlik gösterdiğini vurgulayan Yıldırım, Örneğin 2 mekiklik bir işte 1 santime 20 sıklıkla 40 mekik gerekiyor. 1 santim için 40 mekik atmak gerekiyor. 3 santime 60 tane mekik atmak lazım şeklinde konuştu. El emeği ürünlerinin, saraylarda görücüye çıkmasının gurur verici bir duygu olduğunu söyleyen Yusuf Yıldırım, fabrikada eskiden bu yana devam eden usta-çırak ilişkisinin de halen sürdürüldüğüne dikkat çekti. Yaklaşık 3 senedir fabrikada çalışan Türkan Kısacık da 15 yıldır halı dokuduğunu belirtti. Topkapı Sarayı'na yapılacak olan halıda, 6 kişi çalıştıklarını ifade eden Kısacık, Günde 11 sıra yapıyoruz. Bundan önce Ankara'da saraya halı yaptık. Kendi ellerimizle Cumhurbaşkanımıza götürdük. Bizi çok güzel ağırladı. Mükemmel bir olaydı. İşimizi severek yapıyoruz diye konuştu. Kısacık, fabrikada kadınların yün, erkeklerin ise ipek ürün işlediğini de sözlerine ekledi. Çocukluğundan bu yana halı dokuduğunu kaydeden Ayşe Güney ise Annem bu işi yapıyordu. Bende onun yanında öğrendim dedi. Has oda halısının yapımı için sosyal mesafeyi gözetmek adına 6 kişi çalıştıklarını söyleyen Güney, halının bitiminin yaklaşık olarak 1 buçuk, 2 yılı bulabileceğini vurguladı. Halı dokurken çok mutlu olduğuna dikkat çeken Güney, Yaparken her şeyi unutuyorsunuz. Stres kalmıyor. Örneğin Ankara'da saraya yaptığımız halıyı serdik, çok gururlandık. Tarif edilmez bir duyguydu. Çok gurur verici. Bunu da Topkapı Sarayı kutsal emanetler için yapıyoruz. Çok gururlandık dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/18-akbank-kisa-film-festivali-basvurulari-basladi/", "text": "Akbank Kısa Film Festivali, 21 -31 Mart 2022 tarihleri arasında 18'inci kez düzenlenecek. Yarışma bölümü için son başvuru tarihi 24 Aralık 2021 olarak açıklandı. Geçtiğimiz yıl 71 ülkeden toplam 2 bin 48 kısa filmin başvurduğu yarışma bölümü için son başvuru tarihi 24 Aralık 2021 Cuma olarak açıklandı. Ulusal ve uluslararası olmak üzere iki ayrı kategoride gerçekleştirilecek 18. Akbank Kısa Film Festivali Yarışma Bölümü'ne başvuran eserler arasından, festival jürisinin değerlendirmeleriyle belirlenecek Ulusal Yarışma bölümünde En İyi Kısa Film 40 bin TL, Uluslararası Yarışma bölümünde En İyi Uluslararası Film ise 5 bin dolar ile ödüllendirilecek. 18. Akbank Kısa Film Festivali, Festival Kısaları, Dünyadan Kısalar, Kısadan Uzuna, Deneyimler, Belgesel Sinema, Perspektif Özel Gösterim ve Forum ile yurt içi ve yurt dışından geniş katılımlı atölye çalışmaları ve söyleşileriyle 21-31 Mart 2022 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/19-devlet-fotograf-yarismasi-sonuclandi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen ve salgın döneminde de sanatçıların desteklenmesinin hedeflendiği 19. Devlet Fotoğraf Yarışması sonuçlandı. Yarışmada bin 347 eser arasından 85 fotoğraf ödüle layık görüldü. Türkiye'de fotoğraf sanatçılarının çalışmalarını desteklemek ve fotoğraf sanatının yaygınlaşmasını sağlamak üzere bu yıl 19'uncusu düzenlenen 'Devlet Fotoğraf Yarışması'nın sonuçları açıklandı. Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, salgın döneminde de sanatçıların desteklenmesinin hedeflendiği yarışmada, bin 347 eser arasından 85 fotoğraf ödüle layık görüldü. Başvuru ve seçici kurul değerlendirmesinin https://gorselsanat. ktb. gov. tr adresinden çevirim içi olarak yapıldığı yarışmada ödüller 4 ayrı kategoride dağıtıldı. İnsan ve Yaşam kategorisinde 3 başarı ile 19 sergileme, Tarihi Yapılar kategorisinde 3 başarı ile 19 sergileme, Deneysel Çalışmalar kategorisinde 3 başarı ile 15 sergileme, Patara kategorisinde de 3 başarı ile 20 sergileme ödülünün verileceği yarışmada, eser sahiplerine takdim edilecek toplam para ödülü ise 139 bin 800 lira olacak. Sergiye layık görülen 85 fotoğrafın, askı listesi sonucunda seçici kurulun ortak kararı ile belirlendiği 19. Devlet Fotoğraf Yarışması'nda 601 katılımcının başvurusu kabul edildi. Ödüle layık görülen eserlerin değerlendirmesini yapan Seçici Kurul'da fotoğraf sanatçıları Coşkun Aral, Reha Bilir, Celal Gezici ile Prof. Dr. Mete Çamdereli ve Bakanlık temsilcisi olarak Güzel Sanatlar Genel Müdürü Doç. Dr. Murat Salim Tokaç yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/1960li-yillar-nostalji-ruyasindan-uyanmak-sergisi-ankarada-acildi/", "text": "Ankara Kültür Sanat ve Medeniyet Derneği tarafından, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın desteğiyle hazırlanan 1960'lı Yıllar Nostalji Rüyasından Uyanmak sergisi açıldı. Ankara Sanat Galerisi ve Müzayedecilik Evi'ndeki serginin açılışında konuşan Ankara Kültür Sanat ve Medeniyet Derneği Başkanı Eyüp Gökhan Özekin, Ankara Sanat Galerisi'nin 5,5 sene öncesinde daha çok Türk-İslam eserlerine, geleneksel sanatlara odaklanan sanat galerisi olarak açıldığını belirtti. Sergide, 1960'lı yıllardaki siyasi, toplumsal ve kültürel değişimler, 27 Mayıs 1960 Darbesi ve Yassıada yargılamaları, Kıbrıs Yunan-Rum Mezalimi, 1960'lı yıllarda Türkiye'de ekonomik değişimler ile etkileri, 1960'lı yıllarda Türkiye'de antidemokratik uygulamalar, insan hakları ihlallerine dair belge, fotoğraf, orijinal matbu kaynaklar, materyaller bulunuyor. Anadolu Ajansı'nın arşiv fotoğraflarının da yer aldığı ve 60'lı yılların Türkiye'sinin yansıtıldığı sergi, 9 Haziran'a kadar ziyaretçilere açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2-bin-yillik-bazilika-su-altindan-ve-havadan-goruntulendi/", "text": "Bursa'nın İznik ilçesinde, 2014 yılında göl kıyısının 20 metre açığında 1,5-2 metre derinlikte bulunan bazilikada, su altındaki arkeolojik çalışmalar sürdürülüyor. Amerika Arkeoloji Enstitüsünün yayımladığı Arkeoloji Dergisinin 2014 yılında, dünya çapındaki en önemli 10 keşiften biri olarak seçtiği İznik Gölü'ndeki bazilikada yapılan arkeolojik çalışmalar, su altından ve havadan görüntülendi. Sürdürülen çalışmalarda elde edilen verilere göre araştırma yapılan bölgede, Apollon Tapınağı, Neophytos Martyriumu ile Neophytos Bazilika Kilisesi yapılarının bir arada yer aldığı belirlenirken Birinci İznik Konsilinin gerçekleştirildiği salonun da burada olup olmadığı araştırılıyor. Kazının bilimsel danışmanı Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, su altında 2. yüzyıldan kalma bir yapı kompleksinin olduğunu anlattı. 4. yüzyılın sonlarında inşa edilen bazilikanın yapı kompleksinin en önemli parçası olduğunu belirten Şahin, Mimarisi ve temel kalıntılarıyla bize ulaşan yapı, ilk olarak 390 yılında yapılmış ve günümüze kadar ulaşmış. Ancak altında, yani öncesinde başka yapıların, evrelerin olduğunu görüyoruz. ifadesini kullandı. Bazilikada üç evreli bir düzenin söz konusu olabileceğine dikkati çeken Şahin, En altta Apollon Tapınağı, onun yanında Neophytos Martyriumu ve son evrede Neophytos Bazilika Kilisesi. Doğu Roma İmparatoru Theodosius'un 394 yılındaki fermanıyla Hristiyanlık resmi din olurken, Pagan dininin bütün yapılarının kullanımı yasaklanıyor. Göl altında bulduğumuz kalıntılar, yapının 390'dan sonra yapıldığını gösteriyor. diye konuştu. Türkiye'nin en önemli su altı kazısının İznik Gölü'nde gerçekleştirildiğinin altını çizen Şahin, Kazılarda yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle çalışmak istiyorum. Bunun sebebi, ileride iç sularımızda araştırma yapabilecek uzmanlar yetiştirmek ve iç sularla ilgili bir su altı araştırmaları merkezi kurmak. Böylece su altı arkeolojisini Türkiye'nin gölleri ve nehirlerini de kapsayacak şekilde yaygınlaştırmaya katkı sağlamak mümkün. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2-evrensel-bilim-kurgu-ve-fantastik-film-festivali-26-29-eylulde-duzenlenecek/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkılarıyla düzenlenen 2. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali, 26-29 Eylül'de gerçekleşecek. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Uluslararası Bilim ve Sanat Yaratıcıları Derneğinin organizasyonuyla hayata geçirilen festivalde, geleceğin teknolojik araçları ile bilimin imkanları sanatla bir araya getirilecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen festivalin idari direktörü Filiz Dağ, festivalin alanında ilk olduğunu belirterek, Özellikle yeni neslimizin de ilgi duyduğu görsel efektler, bilimsel içeriklerle hatta oyun dünyasının hikayelerinde onları karşılamayı, bu alanda içerik üretenleri desteklemeyi istiyoruz. Dünya, robotları, uzayı, genetiği, yapay zekayı, dijital sanatları kısaca geleceği ve toplumları tasarlamayı konuşurken, bizim seyirci kalmamız mümkün olamaz. İsmimizden de anlaşıldığı üzere uzay turizminin konuşulduğu günümüzde, festivalimizde uluslararası değil evrenselliğe vurgu yapıyoruz. Bakarsınız birkaç yıl sonra bir jüri üyemiz bir uzay istasyonundan katılımda bulunur, ifadelerini kullandı. Festival ile ilgili detaylı bilgi için www. us3f. com internet sitesi ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2-uluslararasi-kadin-oyun-yazarlari-tiyatro-festivali-yarin-basliyor/", "text": "Bu yıl 2'ncisi düzenlenen Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali 16 Kasım'da başlayacak. Festivalde, Türkiye, Küba, Bulgaristan, Tataristan, Moldova, Gürcistan ve Yunanistan'dan 12 tiyatro oyunu izleyicinin beğenisine sunulacak. Devlet Tiyatroları tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali 16-26 Kasım'da seyirciyle buluşacak. Üsküdar Tekel Sahnesi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcısı Sükun Işıtan, festivalin Atatürk Kültür Merkezi ve DT Üsküdar Tekel Sahnesi'nde gerçekleşeceğini söyledi. Toplantıya, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Mehmet Fatih Dokgöz, Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcıları Ebru Aytürk Şayan ve Efe Erkekli de katıldı. Festival, Küba'dan gelen Ecos Company'nin 16 Kasım'da AKM'de sahneleyeceği Bernardo, Hayır! oyunuyla başlayacak. Türkiye'den 6, yurt dışından 6 olmak üzere, 12 oyunun seyirciyle buluşacağı festivalde, dünyanın dört bir yanından kadınların yazdığı tiyatro metinlerinin sahne performansları izlenebilecek. Etkinlik kapsamında ayrıca oyunlar üzerine söyleşiler, uzman eğitmenlerden tasarım, dramatik yazarlık, oyunculuk ve dans alanlarında seminer ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2-uluslararasi-yaz-vakti-sergisi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Üsküdar'ı şehrin kültür sanat merkezi haline getiren Üsküdar Belediyesi, resim, heykel, minyatür, seramik, cam, fotoğraf ve baskı sanatının en güzel örneklerini Yaz Vakti II Sergisi'nde bir araya getirdi. Sergi, farklı sanat dallarında başarı hikayeleri yazan yerli ve yabancı sanatçıların eserlerinden oluşuyor. İstanbul'un kültür ve sanat merkezi haline dönüşen Üsküdar'da resim, heykel, minyatür, seramik, cam, fotoğraf ve baskı sanatının en güzel örnekleri '2. Uluslararası Yaz Vakti Sergisi'nde bir araya geldi. Küratörlüğünü Yasemin Aslan Bakiri'nin üstlendiği sergide, farklı sanat dallarında başarı hikayeleri yazan yerli ve yabancı sanatçıların eserleri sanatseverlerle buluştu. Küratörlüğünü Yasemin Aslan Bakiri'nin üstlendiği sergi, Üsküdar Nevmekan Sahil Galeri'de Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen'in de katılımıyla açıldı. '2. Uluslararası Yaz Vakti Sergisi' sanatseverlerle buluştu. Sergi, farklı sanat dallarında başarı hikayeleri yazan yerli ve yabancı sanatçıları eserlerinden oluşuyor. Ressam, hattat ve şair kişiliğiyle resim sanatına kalıcı değerler kazandıran İran'ın bağımsız, öncü, tanınmış ve çağdaş sanatçılarından Alireza Mojabi, heykelde yılın sanatçısı ödülünün sahibi Cem Sağbil, baskı sanatının temsilcilerinden Demir Kardaş, seramik sanatında ödüllerle dolu başarı hikayeleri yazan Evren Daşdağ ile Kadir Demir, minyatür sanatının tarih yolculuğunda ulaştığı son noktanın aktörlerinden Gülümser Sarıalioğlu, cam sanatında yerelden globale uzanan başarılar elde eden Mustafa Ağatekin, sanat hayatını akademik başarılarıyla destekleyerek resim sanatının gelişimine yön veren Reyhan Uludağ, cam festivali belgeseliyle camın sanatın elleriyle şekillenişine projeksiyon tutan usta fotoğrafçı Serhat Özdemir, ahşabı heykelle buluşturan heykeltıraş, ressam, şair, kaligrafist, modern sanat araştırmacısı Seyed Davoud'un eserlerinden oluşan sergi, sanatın en yeni örneklerini İstanbullularla buluşturdu. Sergi, 13 Ağustos'tan 19 Kasım tarihine kadar kapılarını ziyaretçilerine açık tutacak. '2. Uluslararası Yaz Vakti Sergisi'nin açılışına katılan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Bu sergiye aslında bir buçuk yılı aşkındır insanların evlerine kapandığı ya da sosyal hayatlarından uzaklaştığı bir dönemin sonunda hasret giderme sergisi de diyebiliriz. Birbirinden değerli, birbirinden kıymetli çok güzel sanatçılarımız hünerlerini burada sergiliyorlar. Burada resim var, heykel var, minyatür var, çini var. Adı üzerinde uluslararası bir sergi bu, çünkü uluslararası sanatçılarımız var. Burada eserler yaz boyunca sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Buraya gelen misafirlerimiz sanata maruz kalacaklar. Böyle bir güzellik de var burada. Herkesi bu sergiyi gezmeye davet ediyorum dedi. Serginin küratörü dünyaca ünlü cam sanatçısı Yasemin Aslan Bakiri ise açılışta yaptığı konuşmada ''Sanatın kendine özgü bir dili ve dünyası var. Sanatçıların yapıtlarına verdiği anlam toplumsal koşullara, düşüncelerine ve dünyaya bakış açılarına göre değişebiliyor. Farklı sanat disiplinlerini ve duygularını aynı çatı altında toplayan bu sergi günümüzde tüm insanlığın ihtiyaç duyduğu dostluk ve güzellik duygularını ön plana çıkarmayı hedefliyor. Sanata ve sanatçıya verdiği desteklerden dolayı Üsküdar Belediyesi'ne çok teşekkür ediyorum'' diye konuştu. Sergide eserleri bulunan sanatçı Demir Kardaş ise konuşmasında, Ummadığım kadar güzel bir mekanın içerisinde bulduk kendimizi. İstanbul'daki en güzel galerilerden bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Her türlü imkanı olan bir mekandayız şu anda. Arkamdaki işler benim. Bunlar benim baskı sanatıyla ilgili yaptığım işler dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2-yeditepe-bienali-cerceveyi-yeniden-dusundurme-cagrisiyla-kapilarini-acti/", "text": "Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı'nın işbirliği ile bu yıl ikincisi düzenlenen Yeditepe Bienali, kapılarını 7 Ocak'ta sanatseverlere açtı. İstanbul'un dört seçkin mekanı Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe, Nuruosmaniye Camii Mahzen, Yedikule Hisarı ve Fatih Cam Küp Sanat Galerisi'nde açılan sergiler, geleneksel ile moderni farklı bakış açıları ile ele alan birbirinden ilginç eserlere ev sahipliği yapıyor. - Yeditepe Bienali'nde 226 sanatçıya ait 282 eser, 2 ay boyunca sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. Tüm eser ve mekanlar, Cam Küp Galeri'de dijital ve üç boyutlu olarak da izlenebilecek. Ziyaretçiler tarihi mekanlarda kendisini loş bir çerçevenin içinde bularak, elindeki el fenerinin yardımıyla eseri inceleme ve seyretme imkanını deneyimliyor. Sanat eseriyle sanatseverin bu özel aydınlatma ortamındaki buluşması, bienalin bir kesinlikten ziyade bir arayışta olduğunu simgeliyor. Yatay sergileme tercihiyle bienal, kitaptan çıkan sanatın mekanla ve şehirle etkileşimine, bütünlüğüne ve açmazlarına dair de bir yolculuğa davet ediyor. Çerçeve fikrini temel alan, çerçeve içi-çerçeve dışı temasıyla yola çıkan bienaldeki sanat eserlerinin bulunduğu mekanla karşılıklı etkileşime açık olması, özgün bir bakış açısı olarak dikkat çekiyor. Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe, Nuruosmaniye Camii Mahzen, Yedikule Hisarı ve Fatih Cam Küp Sanat Galerisi olmak üzere dört farklı mekan ise kendilerine has özellikleriyle sanat eserlerinin iletilerine doğrudan etki ve katkı yapıyor. Bu karşılıklı etkileşimi Berkant Karpat'ın Süleymaniye Darüzziyafe'nin bahçesinde yer alan eserinde gözlemlemek mümkün. Eser, Kur'an Ayetlerinin suyun moleküler yapısı üzerindeki değişimlerini ölçme özelliği taşımakta. Yasin Suresi, özel bir ses frekansı ve titreşim ile dışarıya aktarılırken ziyaretçiler, bu esere pirinçten iletkene dokunarak, surenin tenlerinde meydana getirdiği etkiyi interaktif olarak hissedebiliyor. İlham verici bir tema2. Yeditepe Bienali'nin açılışında konuşan Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, salgın sebebiyle bir yıl gecikmeli olarak gerçekleşen bienalin, İstanbul'la özdeşleşmiş bu özel mekanların birer sanat platformu olarak değerlendirildiğine, İstanbul'a yeni kültür sanat noktaları kazandırıldığına dikkat çekti. Turan, bienalin hem seçilen ilham verici temasıyla hem de eserlerin zihinlerde yarattığı zengin çağrışımlar ve sergilenme tarzlarıyla, verimli sanatsal tartışmalara imkan sağlayacağına inandığını ifade etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2-yeditepe-bienali-sona-erdi/", "text": "Sanatseverleri eşsiz eserlerle bir araya getiren 2. Yeditepe Bienali'ni sona erdi. Bienal kapsamında 230 sanatçının 282 eseri sergilenirken dört farklı mekanda gerçekleşme bienali 42.072 sanatsever ziyaret etti. Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, Yeditepe Bienali Yönetim Kurulu ve Yeditepe Bienali Küratörü Berkan Karpat'ın katılımıyla yapılan basın toplantısının ardından 07 Ocak 2022 günü, restorasyonu devam eden Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle açılan 2. Yeditepe Bienali 13 Mart 2022'de sona erdi. Çerçeve İçi Çerçeve Dışı temasıyla sanatseverleri ağırlayan 2. Yeditepe Bienali'ndeki eserler, Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe, Nuruosmaniye Camii Mahzen, Fatih Cam Küp Galeri ve Yedikule Hisarı olmak üzere dört ayrı mekanda sergilendi. Münich Haus der Kunst Sanatçılar Kurumu'nda başkan olarak görev yapmakta olan, disiplinler arası yapıya sahip eserleri ve bilimsel sanat çalışmaları bulunan Berkan Karpat'ın küratörlüğünü üstlendiği 2. Yeditepe Bienali, alanında uzman akademisyenler ve sanatçıların da danışmanlığı ve katkılarıyla hayata geçirildi. Geleneksel sanatların modern dönemde kendi mekanlarından olan kitap ve mimariden uzaklaştıktan sonra sergi mekanlarında kendilerini bir çerçeve içinde göze ve muhataba sunmalarına dair yanıtların arandığı, dört farklı mekanda misafirlerini çerçevede değilse de eşikte karşılayan ve onları içeri davet eden 2. Yeditepe Bienali, eserlerin dijital dünyadaki varlığı hakkında da düşünmeyi mümkün kıldı. Türk İslam Sanatları'nın disiplinlere ayrıldığı günden bugüne kendine has bir sergileme tarzının varlığını ve bu konudaki bilincini sorgulayan 2. Yeditepe Bienali'nde 230 sanatçının 282 eseri sergilendi ve bu eserler dört mekanda 42.072 sanatsever tarafından ziyaret edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/20-uluslararasi-bodrum-bale-festivali-basladi/", "text": "20. Uluslararası Bodrum Bale Festivali, Ankara Devlet Opera ve Balesince sahnelenen Harem balesi ile başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Genel Müdürlüğünce, Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği'nde düzenlenen festivalin açılışı gerçekleştirildi. Merih Çimenciler'in yönettiği, dekor ve kostümü Alexander Vasilliev'e, ışık tasarımı Tahsin Çetin'e ait iki perdelik Harem balesi, kudüm, ney, keman, kanun ve piyano eşliğindeki müziklerle Dede Efendi ve Hacı Arif Bey'in klasik besteleriyle sahnelendi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Murat Karahan, temsil öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, festivalin bu yıl 20'ncisi kutladıklarını, bunun kendileri için çok değerli olduğunu söyledi. Karahan, tarihi Bodrum Kalesi içinde sanat yapmanın ayrı keyif olduğunu vurguladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/20-uluslararasi-frankfurt-turk-film-festivalinin-kazananlari-belli-oldu/", "text": "Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali'nin birincileri açıklandı. Cenk Ertürk'ün ilk uzun metrajlı filmi Nuh Tepesi En iyi film dalında birinci olurken, En İyi Yönetmen ödülüne ise Kız Kardeşler filmiyle Emin Alper değer görüldü. Bu yıl 20'ncisi düzenlenen Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali'nin kazananları açıklandı. Yönetmen Cenk Ertürk'ün ilk uzun metrajlı filmi Nuh Tepesi En İyi Film dalında birinci oldu. En İyi Yönetmen Ödülü Kız Kardeşler filmiyle Emin Alper'e verildi. En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'ne, Kızkardeşler filmindeki performanslarıyla Cemre Ebuzziya, Helin Kandemir ve Ece Yüksel değer görüldü. En İyi Erkek Oyuncu dalında birincilik ödülü ise, Nuh Tepesi filminin başrol oyuncuları Haluk Bilginer ve Ali Atay'ın oldu. Festivalin ödülleri koronavirüs tedbirleri nedeniyle 2021 yılında gerçekleşecek festivalde sahiplerine takdim edilecek. Festivalin özel ödüllerinin verileceği isimler de belli oldu. Vefa Ödülü Münir Özkul adına kızı Güner Özkul'a verilirken, Yaşam Boyu Onur Ödüllerine sanatçılar Füsun Demirel ve Selçuk Yöntem değer görüldü. 2019 Seyirci Özel Ödülü ise Misafir filmine verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/20-ve-21-yuzyil-sanati-serisinin-on-gosterimi-yapildi/", "text": "Londra merkezli Christie's Müzayede Evi'nde 20 ve 21. Yüzyıl Sanatı Serisi'nin ön gösterimi tamamlandı. İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Christie's Müzayede Evi'nde 28 Şubat'ta açık artırmaya sunulacak olan 20 ve 21. Yüzyıl Sanatı Serisi (20th/21st Century: London Evening Sale) ve The Art of the Surreal Evening Salein ön gösterimi tamamlandı. Satışta sergilenecek eserler arasında, 900 bin ile 1,5 milyon sterlin aralığında satılması beklenen Lucio Fontana'nın (1899-1968) Il Guerriero heykeli de yer alıyor. Satışta sergilenecek eserler arasında ayrıca, 15-20 milyon sterlin aralığında satılması beklenen Pablo Picasso'nun (1956) Femme Dans un Rocking-Chair tablosu ve Alberto Giacometti'nin (1901-1966) Chandelier for Peter Watso adlı eseri de bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2019-cannes-film-festivali/", "text": "Hatırladığınız gibi, 14-25 Mayıs 2019 tarihlerinde geleneksel Cannes Film Festivali'nin 72'incisi yapıldı. Ve o yılki bir seyahatim sırasında, tam da 72. Cannes Film Festivali 'nin ilk günü Cannes'da olup, bu festivalin açılış günü ambiyansına an be an tanık oldum. Dünyaca ünlü olduğu gibi, Cannes'a da hayat veren bir festival bu. Fransız Rivearası'nın küçük ama sevimli bir yerleşkesi olan Cannes'a varınca, ilk evvel yürüyerek bir şehir turu yaptım ve akşam saatlerinde etraf cıvıl cıvıl oldu. Birbirinden lüks yatlarla olsun, özel şoförlü araçlarla olsun aktrisler ve aktörler akın akın gelmeye başladılar. Trafiğin bir bölümünü bariyerlerle kapatmışlar, festivalin yapılacağı alana davetliler dışında kimse alınmıyor. Aylar öncesinden akreditasyon yaptırmış basın mensuplarına içerde özel bir bölüm ayırmışlar ve sürekli flaşlar patlıyor. Kırmızı halıların serildiği alanda yürüyen sanatçılar poz vererek, salona giriş yapıyorlar. Evet, Cannes'ta nereye bakacağımı şaşırdım. Her noktada ayrı bir atraksiyon var! Bu arada, basın mensuplarına anı yakalamak konusunda şapka çıkardım. İzlediğim bölümde de birbirinden şık giyimli davetliler festival alanına geliyorlardı. Ve dolayısıyla orada da ayrı ayrı flaşlar patlıyor ve fotoğraflar çekiliyordu. Ben de deklanşöre basanlardandım. An'ı yakalamak ve yaşamakta adeta zorlandığım ender zamanlardı. Flamalarıyla, yere serilmiş kırmızı halılarıyla, konuklarıyla, çok özel deniz ve kara taşıtlarıyla şaşaanın alıp başını gittiği bu atmosferi tekrar yaşamak isterim. Meksikalı film yapımcısı Alejandro Gonzalez'in jüri başkanı olduğu 72. Cannes Film Festivali'nde Güney Kore filmi 'Parasite' ile, ilk defa Koreli film yönetmeni ödüle layık görüldü. Ve açılış filmi 'The Dead Don't Die' ile yapılırken 'The Specials' adlı film ile de kapanış gerçekleşmiş oldu. Geçen yıl organize edilemeyen bu festival, 2021 Mayıs ayında maalesef gene aynı nedenle yapılamayacak. Büyük bir sanatsal etkinlik olan bu meşhur festivalin sırf iki yıl öncesini anımsatmak ve Cannes Film Festivali 'ni anılarla olsun biraz yaşatmak istedim."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2020-attila-ilhan-edebiyat-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Attila İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı'nın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın desteğiyle düzenlediği 2020 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri sahiplerini buldu. Vakıftan yapılan açıklamaya göre ödüller, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri nedeniyle takdim töreni düzenlenmeksizin sahiplerine sunuldu. Seçici Kurul'un değerlendirmesi sonucunda, Roman dalındaki Aşıklar Bayramının yazarı Kemal Varol, şiir dalında Hayhuy kitabıyla Elif Sofya değer görülmüş, İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü'nü At Sancısı kitabıyla Elvan Kaya Aksarı, İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü'nü ise Sevgili Kardeşim Ben adlı kitabıyla Enes Kurdaş'ın kazandığı açıklanmıştı. Attila İlhan Roman Ödülü Seçici Kurulu'nda Mehmet Eroğlu, Deniz Yüce Başarır, Faruk Şüyün, Seval Şahin ile aileyi temsilen Ali Cem İlhan yer almıştı. Metin Celal'in başkanlığındaki Attila İlhan Şiir Ödülü Seçici Kurulu, A. Ali Ural, Adnan Özer, Tuğrul Tanyol ve aileyi temsilen Kerem Alışık'tan oluşmuştu. Attila İlhan Edebiyat Ödülleri'ne bu yıl, Şiir dalında 52, Roman dalında 49 eserle başvuru yapılmıştı. 2020 Attila İlhan Şiir Ödülü'nü alan Elif Sofya da, Yazınımızın güçlü yapı taşı Attila İlhan'ın adını taşıyan bu ödülle onurlandırıldığım için kıvanç duyuyorum. Dilin çok yönlü ustası Attila İlhan, şiirimizin ses zenginliğinde bir ufuk çizgisidir. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2020-cevdet-kudret-edebiyat-odulunun-sahibi-hakan-bicakci-oldu/", "text": "Cevdet Kudret'in anısını yaşatmak amacıyla Cevdet Kudret ailesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve TÜYAP iş birliğiyle düzenlenen 2020 yılında öykü dalında verilen Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'ne Hakan Bıçakcı'nın Normal Nefes Almaya Devam Edin kitabı değer bulundu. Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri; şiir, roman, öykü, tiyatro, deneme, eleştiri, inceleme alanlarında Türk edebiyatına önemli eserler kazandırmış olan Cevdet Kudret'in anısına dönüşümlü olarak her yıl bu türlerden birine armağan ediliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2020-necip-fazil-odullerinde-odule-layik-gorulen-7-isim-belli-oldu/", "text": "Necip Fazıl Ödülleri'nde İhsan Deniz, Sevinç Çokum, Prof. Dr. Ekrem Demirli, Zeynep Arkan, Mahmut Coşkun, Prof. Dr. Taha Abdurrahman ve Cahit Koytak ödüle layık görüldü. Bu yıl 7'ncisi gerçekleştirilen 2020 Necip Fazıl Ödülleri açıklandı. Edebiyatçı ve fikir adamı Necip Fazıl Kısakürek'in manevi ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla Star Gazetesi tarafından düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri'nin 2020 yılı kazananları belirlendi. Prof. Dr. M. Fatih Andı, Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, Prof. Dr. Turan Karataş, Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Özel ve Necip Tosun'dan oluşan jüri heyeti, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri nedeniyle çevrim içi toplantılar yaptı. Türkiye'nin edebiyat ve düşünce dünyasında önemli yeri olan isimleri belirlemek üzere bir araya gelen jüri heyeti, yapılan toplantıların ardından 6 ayrı dalda ödüle layık görülen 7 ismi açıkladı. İhsan Deniz, Kendine özgü lirik ve seçkinci bir şiir dilini inşa etmekteki başarısı, şiirleri yanında şiir dergiciliğiyle de edebiyata yaptığı katkı nedeniyle Necip Fazıl Şiir Ödülü'ne, Sevinç Çokum ise İnsan ile eşya arasındaki ilişkileri, değişimin yarattığı açmazları, kaybedilen güzellikleri derinlikli psikolojik, sosyolojik tahliller ve dil yetkinliği ile eserlerine yansıtması nedeniyle Necip Fazıl Hikaye-Roman Ödülü'ne layık görüldü. Prof. Dr. Ekrem Demirli, Tasavvuf üzerine kaleme aldığı araştırma eserleri, tahlile dayalı makale ve kitaplarıyla sunduğu ilmi tebliğlerin yanı sıra klasik eserlerden yaptığı tercüme çalışmaları nedeniyle Necip Fazıl Fikir Araştırma Ödülü'ne değer görülürken, Şiirinde gösterdiği canlılık ve gündelik hayat unsurlarını yenilikçi bir biçemle yakalama başarısı ile Zeynep Arkan ve Modern hayatın açmazlarını, insan ruhunun karmaşıklığını anlattığı eserlerindeki yüksek gözlem gücü, derinlikli çözümlemeleri ve insan doğasına ilişkin sırları aktarmadaki başarısı ile Mahmut Coşkun Necip Fazıl İlk Eserler Ödülü'ne değer görüldü. Prof. Dr. Taha Abdurrahman, İslam düşüncesinin ihyasına yönelik yüksek felsefi çabası, disiplinler arası yaklaşımın yanı sıra geleneksel birikimi dikkate alan kuşatıcı yöntemiyle Necip Fazıl Uluslararası Kültür Sanat Ödülü'ne, Cahit Koytak da İlk kitabı İlk Atlas'tan bugüne kadar yayımlanan eserlerinin her biriyle Türk şiirine genişlik, derinlik ve çeşitlilik kazandıran, Türkçeye çevirdiği birbirinden kıymetli eserlerle dilimizi ve kültürümüzü zenginleştiren; edebiyat camiasında gösterdiği sorumlu, ağırbaşlı ve duyarlı duruşuyla örnek bir şahsiyet olarak Necip Fazıl Saygı Ödülü'ne layık görüldü. Ödüller, daha sonra ilan edilecek bir tarihte düzenlenecek törenle sahiplerine takdim edilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2020-yasar-nabi-nayir-genclik-odulleri-aciklandi/", "text": "2020 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nin sahipleri belli oldu. Şiir ödülü Ceren Biber'in 'Hış' adlı dosyasına, öykü ödülü Esra Ersoy'un 'Kalır' adlı dosyasına verildi. Varlık dergisinin 1933'ten günümüze özenle sürdürdüğü 'edebiyatımıza yeni değerler kazandırma' çabası, 87. yılında da edebiyatseverleri yeni imzalarla buluşturuyor. Zeynep Uzunbay, Nilay Özer, Seyyidhan Kömürcü, Ali Özgür Özkarcı ve Mehmet Erte'den oluşan şiir seçici kurulu yaptığı değerlendirme sonucu ödülü Ceren Biber'in Hış adlı dosyasına verdi; Kutay Onaylı'nın Türkolmak ve Uğur Can Dural'ın Kara Gömüldü adlı dosyalarını ise 'dikkate değer' buldu. Nursel Duruel, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Hatice Meryem, Pelin Buzluk ve Selçuk Orhan'dan oluşan öykü seçici kurulu, ödülü oy çokluğuyla Esra Ersoy'un Kalır adlı dosyasına verirken, Sitem Şanlı'nın Mezar Delen adlı dosyasını 'dikkate değer' buldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2020de-abdde-dijital-platformlarda-neler-izlendi/", "text": "Eğlence sektörüyle ilgili araştırmalar yapan Screen Engine şirketinin anket çalışması sonucunda, ABD'deki dijital platformlarda 2020'de en çok izlenen filmler belirlendi. 13-64 yaş aralığındaki izleyicilere uygulanan ankette; 2020'de Netflix, Amazon Prime Video, Apple TV+, Disney+, Hulu, HBO Max gibi mecralarda hangi filmleri yayınlandığı ilk haftada izledikleri soruldu. 30 filmlik listede çoğunluğu elde eden Netflix, ilk üçte ise yer alamadı. İlk sırada Disney+'ta yayımlanan Broadway oyunu Hamilton'ın film versiyonun yer aldığı listenin ikinci ve üçüncü sırasında ise Amazon Prime yapımları Borat 2 ve Peter Segal'ın yönettiği aksiyon komedi filmi My Spy bulunuyor. 30 filmlik listede Netflix'in 13 yapımı yer alıyor. Chris Hemsworth'ü başrolünde izlediğimiz Extraction, Charlize Theron'lu aksiyon filmi The Old Guard, Aaron Sorkin'in yönettiği The Trial of the Chicago 7 ve Issa Rae-Kumail Nanjiani ikilisinin rol aldığı romantik komedi The Lovebirds; ilk onda yer bulan Netflixyapımları. Enola Holmes, Da 5 Bloods ve Rebecca da listeye girmeyi başaran Netflix filmleri."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2021-emmy-odulleri-acik-havada-yapilacak/", "text": "Televizyon Akademisi, gelecek ay düzenlenecek olan 73. Emmy Ödüllerini açık havaya taşıma kararı aldı. DUVAR Emmy Ödülleri'ni düzenleyen Uluslararası Televizyon Sanat ve Bilimleri Akademisi, gelecek ay gerçekleşecek tören için salgın önlemlerini sıkı tutuyor. Bu yıl 73'üncüsü düzenlenecek olan Emmy Ödülleri töreninin açık havaya taşınacağı öğrenildi. Televizyon Akademisi'nde yapılan açıklamada, uzun süren tartışmalar sonucunda törenin her yıl yapıldığı Microsoft Tiyatrosu'nun arkasındaki Los Angeles Live'ın açık alanında yapılmasının daha sağlıklı ve güvenli olacağı kararı alındığı belirtildi. Yaratıcı Sanatlar Emmy Ödülleri 11 ve 12 Eylül tarihlerinde sahiplerini bulurken, Primetime Emmy Ödülleri ise Türkiye saatiyle 19 Eylül'ü 20 Eylül'e bağlayan gece düzenlenecek törenle verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2021-grammy-odul-torenine-corona-virus-ertelemesi/", "text": "ABD'de düzenlenecek 63. Grammy Ödülleri programının Covid-19 nedeniyle ertelendiği bildirildi. ABD'de, müzik dünyasının Oscarı olarak bilinen 63. Grammy Ödülleri'nin açıklanacağı programın, yeni tip corona virüs (Covid-19) vakalarında görülen hızlı artış nedeniyle ertelendiği bildirildi. Rolling Stone isimli müzik sitesi tarafından duyurulan haberde, California eyaletinin Los Angeles kentinde 31 Ocak'ta yapılması beklenen ödül töreninin, Covid-19 salgınındaki vaka artışları nedeniyle ertelendiği, konuyla ilgili resmi açıklamanın yakın zamanda yapılacağı belirtildi. Kasım ayında adayların açıklandığı bir röportajda, ödül törenini düzenleyen Recording Academy isimli kuruluşun başkanı Harvey Mason, küçük bir izleyici kitlesi için bir etkinlik planlandığını ancak diğer birçok detayın hala üzerinde çalışıldığını söylemişti. Amerikan medyasındaki çeşitli haberlerde, ödül gecesinin mart ayı içinde yapılması beklenildiği bilgisi yer aldı. 63. Grammy Ödülleri'ne 9 kategoride aday gösterilen ABD'li pop yıldızı Beyonce, Grammy tarihinde en çok aday gösterilen kadın sanatçı oldu. Beyonce'u, 6 dalda adaylıkla Taylor Swift, Roddy Ricch ve Dua Lipa izledi. 2020 yılında Kovid-19 salgını nedeniyle MTV Video Müzik Ödülleri, Latin Grammy'leri ve Emmy Ödülleri gibi birçok ödül töreni çevrimiçi olarak veya çok kısıtlı katılımlarla gerçekleşmişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2021-necip-fazil-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Necip Fazıl Kısakürek'in manevi ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla verilen 2021 Necip Fazıl Ödülleri, Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen törende takdim edildi. Star gazetesi tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle İnanç zaferin müjdecisidir teması ile sunulan ödüllerin bu yıl sekizincisi düzenlendi. Prof. Dr. M. Fatih Andı, Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, Prof. Dr. Turan Karataş, Dr. Ahmet Murat Özel ve Necip Tosun'dan oluşan jüri, Türkiye'nin edebiyat ve düşünce dünyasında önemli yeri olan isimleri belirledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı törende konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kısakürek'in şiirleri ve düşüncesiyle büyük bir etki uyandırdığına vurgu yaparak, Düşünce alanında ortaya koyduğu eserlerle bir neslin düşünce dünyasının oluşumunda büyük etkiler yapan bir fikir adamıydı. Ancak Necip Fazıl'ın milletin kalbinde böylesine derin izler oluşturmasına neden olan özelliğinin, kendisine getirilen sınırları yeterli görmeyen, zor zamanda konuşmaktan çekinmeyen, kendi ülkesinde parya olmayı reddeden cesur bir şahsiyet olmasından kaynaklandığına inanıyorum. dedi. Ödüle layık görülen isimleri ve jüriyi tebrik eden Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Necip Fazıl Ödülü almaya hak kazanan sanatçılarımızın sadece bugünün değil, gelecek kuşakların da ilham kaynağı olacağına yürekten inanıyorum. Bu isimler gelecekte tıpkı Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Teoman Duralı gibi gelecek nesillerin yolunu aydınlatacak kıymetlerimiz olacaktır. Kültür, sanat ve bilim alanında evrensel ölçekte çok kıymetli eserler ortaya koyan ülkemizin bu en nadide şahsiyetleri her türlü iltifata, saygıya ve taltife layıktır. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2021-rifat-ilgaz-roman-odulu-yarismasina-basvurular-basladi/", "text": "Cide Belediyesi tarafından, günümüzde toplumcu gerçekçi edebiyatı yaşatmak ve yazınımıza yeni yazarlar/yapıtlar kazandırmak amacıyla, Türk edebiyatının çınarı Rıfat Ilgaz adına bir roman ödülü yarışması düzenlendi. Yarışmanın son başvuru tarihi 20 Nisan 2021 olup, kazanan yapıt 25 Haziran 2021 tarihinde açıklanacak. 2021 Rıfat Ilgaz Roman Ödülü Yarışmasının ödül seçici kurulu; Feyza Hepçilingirler, Hidayet Karakuş, Öner Yağcı, Mehmet Saydur ve Eren Aysan'dan oluşmaktadır. Birincilik ödülü Beşbin TL (5.000) olarak belirlenen yarışmaya başvurular, Cide Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Rıfat Ilgaz Ödülü, Cide/Kastamonu adresine yapılacak. Yazarlar, kitap oylumundaki (A4 kağıdına 12 punto ve Times New Roman fontuyla yazılmış ve sipirallenmiş) yayımlanmamış bir roman dosyası ile yarışmaya katılabilir. Ödüle katılanlar, başvuru ekinde yaşam öykülerini, açık adreslerini, iletişim bilgilerini bir zarf içinde göndermelidir. Birincilik ödülü alan dosyanın ilk yayım hakkı Cide Belediyesi'ne aittir ve bin (1000) adet bastırılacaktır. Telif hakkı olarak üç yüz (300) kitap verilecektir. Ayrıntılı bilgi ve yarışma şartnamesine, www. cide. bel. tr adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2021-yili-sureyya-operasi-ulusal-beste-yarismasi-acildi/", "text": "Kadıköy Belediyesi'nin Türk bestecilerini yeni eserler yaratmaya özendirmek amacıyla düzenlediği Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışmasının beşincisi ilan edildi. Keman Piyano Eseri üzerine düzenlenen yarışmaya son katılım tarihi 13 Eylül 2021. 36 yaşından gün almamış Türk bestecilere açık olan yarışma çok sesli evrensel müzik dilinde, özgün telif eserler yaratılmasına, böylelikle yerli müzik eserleri repertuvarının zenginleşmesine katkıda bulunmayı hedefliyor. Yarışmada keman ve piyano için bestelenen eserlerin 14 18 dakikayla sınırlı olması ve kompozisyonlarda ülkenin geleneksel ses duyarlılığından esinlenmeler, işlemeler veya yansımalar içeren özgün bir çalışma olması şartı aranıyor. Yarışma jürisinde yine Türkiye'nin yetiştirdiği birbirinden değerli müzik insanları Cihat Aşkın, Oğuzhan Balcı, Turgay Erdener, Rengim Gökmen, Özkan Manav, Gülsin Onay ve Hasan Uçarsu yer alıyor. Seçici kurulun derece sıralaması yapmadan seçtiği en çok dört bestecinin eseri 2021'in Aralık ayında gerçekleşecek final konserinde Süreyya Opera Sahnesi'nde icra edilecek. Final konseri sırasında seçici kurulun yaptığı oylamayla ödüle hak kazanan eserler, aynı gün gerçekleşecek ödül töreninde açıklanacak. Yarışma'da birinciye 12 bin TL, ikinciye 10 bin TL, üçüncüye 8 bin TL ve mansiyon için 6 bin TL ödül verilecek. Ayrıca seçici kurul tarafından uygun görülen eserlerin CD kaydı yapılarak, müzik marketlerde müzikseverlerin erişimine sunulacak. Kadıköy Belediyesi önceki yıllarda da genç piyano ve keman icracılarına yönelik yarışmaların yanı sıra Piyanolu Dörtlü, Piyanolu Üçlü ve iki defa Oda Orkestrası için Beste Yarışmaları açmış, kazanan eserleri CD olarak yayınlamıştı. Ayrıntılı bilgi ve yarışma şartnamesi sureyyabesteyarismasi. kadikoy. bel. tr internet adresinden edinilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/2021nin-ilk-gunlerinde-hayaletler-izlenecek/", "text": "Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film seçilen ve Venedik'ten Selanik'e, dünya festivallerinden aldığı ödüllerle yılın en çok konuşulan filmlerinden birine dönüşen Hayaletler, 2021'in ilk gösterimini Başka Sinema'nın mini festivali Başka Bir Ocak'ta yapıyor. Azra Deniz Okyay'ın yazıp yönettiği, yapımcılığını Dilek Aydın'ın üstlendiği Hayaletler, yılın ilk günlerini sinemayla karşılamak isteyenlere özel hazırlanan Başka Bir Ocak kapsamında seyirciyle buluşacak. Tüm ülkede elektriklerin kesildiği bir günde geçen ve dört farklı karakterin birbirine kesişen hikayelerini anlatan Hayaletlerin başrolleri Nalan Kuruçim, Dilayda Güneş, Beril Kayar ve Emrah Özdemir paylaşıyor. 31 Aralık gecesi başlayacak ve sınırlı sayıda olacak gösterimler 10 Ocak 2021'e dek devam edecek. Azra Deniz Okyay'ın yazıp yönettiği, Venedik, Antalya, Varşova ve en son Selanik film festivallerinde aldığı ödüllerle 2020'nin en çok konuşulan filmlerinden birine dönüşen Hayaletler, 2021'nin ilk gösterimini Başka Sinema'nın mini festivali Başka Bir Ocak'ta yapıyor. Geçtiğimiz hafta İstanbul Modern Sinema'nın seçkisi Biz de Varız! gösteriminde biletleri dakikalar içinde tükenen film, 31 Aralık gecesi başlayacak festival kapsamında 10 Ocak'a kadar izlenebilecek. Başka Sinema'nın 3. sünü düzenlediği ve bu yıl pandemi koşullarından dolayı çevrimiçi yapılacak festivalin sınırlı sayıdaki gösterimleri baskasinema. com üzerinden gerçekleşecek. Türkiye sinemasından Hayaletlerin yer aldığı festivalde, Shirley, Yuva / The Nest, Undine, Hayatımın Son Günü / She Dies Tomorrow, Arşiv / Archive, Vahşi Bölge / Wildland, İkimiz / Deux / Two of Us, Denize Açılan Pencere / Window to the Sea, Yelda, En Uzun Gece / Yalda, A Night for Forgiveness gibi eleştirmenlerin 2020 listelerine girmiş, ödüllü filmler de gösterilecek. Eylül'de dünya prömiyerini yaptığı 77. Venedik Film Festivali'nde Venedik Uluslararası Eleştirmenler Haftası'nın Büyük Ödül'ünü kazanan Hayaletler, en son geçtiğimiz ay 61. Selanik Film Festivali'nden İnsani Değerler Ödülü ve Sinema ve Televizyonda Çalışan Kadınlar Ödülü'nü almış, 36. Varşova Film Festivali'nin Genç FIPRESCI Jürisi tarafından da En İyi Film seçilmişti. Ekim'de Türkiye prömiyerini yaptığı 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film seçilen Hayaletler, Azra Deniz Okyay'a En İyi Yönetmen, Ayris Alptekin'e En İyi Kurgu, Nalan Kuruçim'e En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Emrah Özdemir'e En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında ödüller getirmişti. Türkiye'nin tamamında saatlerce süren elektrik kesintisinin olduğu tek bir günde geçen ve o gün İstanbul'un Sucular mahallesinde yaşananları dört farklı karakterin birbirine geçen hikayeleri üzerinden anlatan filmin başrollerini Nalan Kuruçim, Dilayda Güneş, Beril Kayar ve Emrah Özdemir'in paylaşıyor. Görüntü yönetmenliğini Barış Özbiçer, kurgusunu Ayris Alptekin ve sanat yönetmenliğini Erdinç Aktürk'ün üstlendiği filmin çok konuşulan müziklerini de bağımsız müzisyen Ekin Fil yaptı. Hayaletlerin fragmanını izlemek için lütfen buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/21-ulkeden-tiyatro-sanatcilari-maltepede-bir-araya-geldi/", "text": "Avrasya Tiyatrolar Birliği'nin 2021 yılı birinci Genel Kurul Toplantısı, Maltepe'de başladı. Tiyatronun önemini vurgulayan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, Tiyatro ön yargılardan kurtulmak için önemli bir araçtır, bin derde devadır ifadelerini kullandı. Birlik Başkanı Kniga da 'Tiyatro diplomasisi'ne vurgu yaptı. Maltepe Belediyesi'nce desteklenen, tiyatro aracılığı ile ülkeler arası dostluğu, diyaloğu geliştirmeyi amaçlayan Avrasya Tiyatrolar Birliği'nin 2021 yılı birinci Genel Kurul Toplantısı, Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde başladı. 6-8 Ağustos tarihlerindeki toplantının açılış konuşmasını yapan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, 10 gündür devam eden orman yangınları nedeniyle büyük üzüntü yaşadıklarını ifade ederek Çok talihsiz bir dönemde burada buluşuyoruz. Bugün İspanya'dan Kazakistan'a kadar Avrupa'dan, Asya'dan gelen tiyatro dostlarını saygıyla selamlıyorum. Ülkemiz cayır cayır yanıyor. 300 yıllık ağaçlarımız yanıyor. Birlik Başkanı Aleksandr Kniga'nın da vurguladığı 'tiyatro diplomasisi' üzerinden insanlığa sevgi, dostluk mesajı vermeniz, burada buluşmanız bizi memnun etti. dedi. Tiyatronun bin derde deva olduğuna işaret eden Başkan Kılıç, Tiyatro belki bedenimizdeki hastalıklardan kurtulmamıza sebep olmayabilir ama beynimizin içindeki hastalıklardan ve önyargılardan kurtulmak için çok önemli bir araçtır. İyilik, dostluk, sevgi, barışı kendisine ilke edinen, bunları insanlara aşılamak için sahne alan dostlarımız güldürürken düşündürerek insanlara yol göstermeye çaba gösterirler. şeklinde devam etti. Geçmişi milattan önceye dayanan, Yunanistan'dan, Mısır'dan dünyaya yayılan tiyatro diplomasisinin, Ortaçağ'da kendisini yönetmeye kalkan kiliselere de başkaldırı olarak ortaya çıktığını ifade eden Kılıç, Acıdır ki günümüzde de ülkemizde birileri tiyatrolarımızı kapatıyor. Tiyatrolarımızın sesinin çıkmaması için birçok engeller koyuyor ama inanıyorum ki Avrasya Tiyatrolar Birliği'nde bir araya gelen değerli yol arkadaşlarımızın, Türkiye'deki dostlarımıza ve arkadaşlarımıza, dünyanın birçok yerinde bu dalda mücadele eden kurum ve kuruluşlara bir nebze olsun nefes olacağını düşünüyorum. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/21-uluslararasi-frankfurt-turk-film-festivali-basliyor/", "text": "Kültürler Arası Transfer Derneği tarafından TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Hessen Eyaleti Başbakanı Volker Bouffier, Bilim ve Sanat Bakan Yardımcısı Ayşe Asar, Frankfurt Anakent Belediye Başkanı Peter Feldmann ve Türkiye Frankfurt Başkonsolosu Erdem Tunçer himayesinde düzenlenen Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, bu yıl 25 30 Ekim 2021 tarihleri arasında 21. kez gerçekleşecek. Festival kapsamında Türkiye, Almanya ve Fransa'dan 25'e yakın film gösterilecek ve söyleşi, panel ve konser gibi bir dizi etkinlik düzenlenecek. Festival filmleri, CineStar Metropolis, Alman Film Müzesi ve Film Forum Höchst, Mühlheim am Main, Rodgau- Jugesheim, Frankfurt am Main, Offenbach am Main, Michelstadt ve Rödermark sinemalarının yanı sıra, JVA Preungesheim Frankfurt am Main Cezaevi'nde gösterilecek. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali'nde, bu yıl Türkiye proje ortağı olarak destek veren FİLM-SAN Vakfı işbirliği ile 21. kez Altın Elma ödülleri sahiplerini bulacak. Festival kapsamında 7 dalda verilen Altın Elma ödüllerinin jürisi, önceki yıllarda olduğu gibi Türkiye ve Almanya'dan sinemacılardan oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/212-photography-istanbul-besinci-yil-programiyla-sehre-yayiliyor/", "text": "5. yıl programını 6 Ekim 16 Ekim tarihlerinde gerçekleştirecek olan 212 Photography Istanbul, festival takipçilerini fotoğraf odağında kurgulanan farklı disiplinlerin de dahil olduğu içerikler ve İstanbul'u kapsayan programıyla ağırlamaya hazırlanıyor. Fotoğraf sanatı üzerinden disiplinlerarası bir diyalog ortamı sunan Şehrin Festivali 212 Photography Istanbul, 6 16 Ekim 2022 tarihleri arasında T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın katkılarıyla festival takipçilerini ağırlamaya hazırlanıyor. Sürdürülebilir bir sanat ve kültür geleneği oluşturmak üzere yola çıkan 212 Photography Istanbul, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirak şirketlerinden Kültür AŞ iş birliği ile şehri de paydaşı haline getirerek festivale dahil ediyor. 212 Photography Istanbul beşinci senesinde, sergiler, atölyeler, söyleşiler, paneller, film gösterimleri ve portfolyo incelemelerinin yanı sıra yayıncılık, dans, müzik, gastronomi gibi farklı başlıklara da programında yer veriyor. 6 16 Ekim tarihleri boyunca 15'e yakın mekanda 60'ın üzerinde sanatçının 500'ün üzerinde eserini sanatseverlerle buluşturacak olan festivalde, fotoğrafın yanı sıra geçen sene olduğu gibi yeni medya, video sanatı, heykel ve daha pek çok farklı yaklaşım görülebilecek. Festivalin bu seneki destekçileri arasında HP, Jotun, Yapı Kredi'nin yanı sıra kültür kurumlarından Hollanda Başkonsolosluğu, Norveç Büyükelçiliği, Cervantes / İspanya Başkonsolosluğu, Macar Kültür Merkezi, Institut Français ve Amerikan Büyükelçiliği yer alırken Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu da festivale verdiği ödünç yapıtla festivalin iş birlikçileri arasında bulunuyor. 212 Photography Istanbul, 5. yılında İstanbul'un iki yakasına yayılan etkinlikleri ile şehrin farklı noktalarını festivale dahil etmeye devam ediyor. Ana mekanların Akaretler Sıraevleri ve Yapı Kredi bomontiada olan festivalde bu yıl, Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, St. Benoit Kilisesi, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, Taksim Sanat, Institut Français, Yeldeğirmeni Sanat, ALAN Kadıköy, paralel mekanlar arasında Evin Sanat Galerisi, Kalyon Kültür, ArtON, Koli Art Space ve Galeri Zilberman gibi pek çok lokasyonda katılımcılarla buluşacak. Bu yıl festival programı meydanlarda düzenlenecek sergiler ile kamusal alana da yayılacak. Bu noktalardan birinde düzenlenecek sergide Fred Mortagne, Can Görkem ve Lanna Apisukh'un sokak kültürünün dünyanın dört bir yanında önemli bir parçası olan kaykay temalı fotoğrafları sergilenirken kaykaycıların buluşma noktası olan alanda spor fotoğrafçılığının önemli isimlerinden biri olan Mine Kasapoğlu ve kaykaycı Adem Ustaoğlu ile atölye çalışması gerçekleştirilecek. Sanatçı, mimar ve emekli kaykaycı Sinan Logie tarafından bu sergiye özel hazırlanan platform üzerinde hem kaykaycılar zaman geçirebilecek hem de sergide bulunan eserler görülebilecek. 212 Photography Istanbul'un 5. yılında; fotoğraf disiplininden yola çıkarak bu ifadeye çağdaş bir yaklaşım getiren Hollandalı küratör ve tasarımcı Erik Kessels; görsel dünyasını geleneksel belgesel yöntemlerinin dışına çıkıp farklı teknikleri harmanlayarak sunan Macar fotoğrafçı Kata Geibl; Körfez'deki yaşamı ve etrafını saran duyguları kendilerine özgü hiperrealistik bakışları ile çarpıcı serilere dönüştüren ikili Christto & Andrew; fikirler, duygular ve malzemeler arasında bir ifade tekniği kullanan İspanyol kavramsal fotoğrafçı Felix R. Cid; kariyeri boyunca Sony World Photography Award ve Hasselblad'ın Master unvanı gibi birçok ödül ve onura layık görülen, uluslararası alanda tanınan Tina Signesdottir Hult; doğada yer alan güzellikleri fotoğraflayarak hikayelerini farklı bir görsel dille anlatan Aimee Hoving; eski bir sinema seti ressamı olan ve bu deneyimini fotoğraf, heykel, performansın kesiştiği mekana özgü müdahalelerle fotoğraf pratiğine taşıyan Lorenzo Vitturi ve İrlandalı gezginleri fotoğraflayan, onların yaşamının parçası haline geldiği çekimlerle samimiyet ve dostluk hissini veren çalışmaları ile Amerikalı fotoğrafçı Joseph-Philippe Bevillard yer alacak. Yarışmanın kazananı 5.000 euro ile ödüllendiriliyor. Türkiye'de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography Istanbul, uluslararası katılıma açık yarışması ile ulaştığı farklı seslerin ve sosyal, kültürel ve sanatsal olguların izini coğrafyadan ve önyargılardan bağımsız sürüyor. 212 Photography Istanbul ile ilgili tüm detaylara www.212photographyistanbul. com adresinden ve festival sosyal medya hesaplarından ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/212-photography-istanbul-ekimde-basliyor/", "text": "5-15 Ekim 2023 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 212 Photography İstanbul, izleyicisini 6. yılında fotoğrafın yanı sıra farklı disiplinlerin de dahil olduğu kapsamlı programıyla İstanbul'un farklı rotalarında ağırlamaya hazırlanıyor. Şehrin Festivali 212 Photography İstanbul, altıncı senesinde katılımcılara hem programıyla hem de mekanlarıyla kapsamlı bir keşif rotası sunacak. Sergilerin yanı sıra atölye, söyleşi, film gösterimleri, konserler, performans gibi pek çok farklı disipline programında yer veren festivalin bu yılki rotasında ziyaretçiler, İstanbul'un her iki yakasında şehrin 20'ye yakın farklı noktasında festival programını takip edebilecek. Festivalin bu seneki destekçileri arasında Paribu, Jotun, Anadolu Hayat Emeklilik, HP'nin yanı sıra Hollanda Başkonsolosluğu, Norveç Büyükelçiliği, Institut Français Türkiye ve Macar Kültür Merkezi yer alırken; Türkiye'nin yeni medya alanına odaklı en kapsamlı koleksiyonu olan Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu'ndan ödünç eserler de festival izleyicileri ile buluşacak. Festivalin 6. yılında İstanbul'un iki yakasına yayılan programın ana mekanları Yapı Kredi bomontiada, Akaretler, MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, St. Benoit Kilisesi, Taksim Sanat, Institut Français, Müze Gazhane, Yeldeğirmeni Sanat, Moda İskelesi, meydanlar ve kamusal alanlar, Soho House, Akbank Sanat, İstanbul Kitapçısı'nın yanı sıra paralel sergilerle birlikte Büyükdere 35, Anna Laudel, Fotoğrafevi, Noks Art Space yer alacak. 5-15 Ekim tarihlerinde Yapı Kredi Bomontiada'da Eugenio Recuenco'nun 365 Derece isimli serisiyle birlikte Danielle van Zadelhoff, Mous Lamrabat solo sergileri, Eemonn Doyle'un üç farklı fotoğraf serisinin ödüllü yazar Kevin Barry'nin metinleri ile bir araya geldiği Made in Dublin video çalışması ve Anadolu Hayat Emeklilik'in Kadın Gözüyle Hayattan Kareler Fotoğraf Yarışması kazananlarından oluşan sergisi katılımcılarla buluşacak. Akaretler'de Eva Szombat, Rob MacInnis, Floriane de Lassee'yle birlikte bu seriye eklenecek pek çok isimin sergileri görülebilecek. Devamında Karaköy rotasında, MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde koruma alanlarında yaptığı çekimlerle vahşi hayvanların ve doğanın dünyasına ışık tutan Nick Brandt, St. Benoit Kilisesi'nin büyülü atmosferinde ise Jules Verne'in zengin hayal dünyasından yola çıkarak yeryüzündeki ve evrendeki yerimizi sorgulayacağımız Evrenin Sessiz Gösterisi sergisinde Back to Dust serisi ile Marguerite Bornhauser, sergiye özel çalışması ile Can Memişoğulları görülebilecek. Taksim Sanat'ta Cumhuriyetimizin 100. yılına özel hazırlanan dönemin öncü kadınları ve İstanbul'da sosyal hayatın içinden kadınlara dair arşivsel fotoğraflardan oluşan Birbirimize Rastladık sergisi, Institut Français'de Fransız sinemasının Yeni Dalga döneminin öncü ismi Jean-Luc Godard'ı anma fırsatı bulacağımız film gösterimleri ile Godard filmlerini kayıt altına aldığı fotoğraflarını içeren sergi, festival programı dahilinde görülebilecek. Müze Gazhane'de Jos Avery, David Szauder, Phillip Toledano, Ekin Özbiçer, Metehan Özcan, Cihan Bacak ve daha pek çok ismin yer aldığı yeni teknolojiler eşliğinde fotoğrafın dönüşümünü irdeleyen Gerçeklikten Foto Gerçekliğe sergisi yer alacak. Hemen paralelinde, doğayla kurduğumuz ilişkiyi sorgulayarak bizleri karanlık ve gizemli bir masalın içine sürükleyen Yaban Güllerinin Büyüdüğü Yerde sergisinde Daniel Shipp, Tine Poppe, Julia Fullerton-Batten, yanı sıra Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu'ndan ödünç alınan Jennifer Steinkamp, Eelco Brand, Kurt Hentschlager, Peter Coffin, Universal Everything ve Rick Silva'nın eserleri görülebilecek. Yanı sıra, Türkiye'de 90'lı yıllardan itibaren parlayan müzik sektöründen nostaljik konser anılarının bulunduğu Kayıtlı Hafıza başlıklı sergi yer alacak. Yeldeğirmeni Sanat'ta ise sanat tarihinden öne çıkan eserleri yapay zeka yardımı ile yeniden yorumlayan Wolfe von Lenkiewicz'in ilk kez gösterilecek dikkat çeken çalışmaları festival izleyicisiyle buluşacak. Kamusal alanları da sanat ile karşılaşma duraklarına dönüştürmeyi önemseyen 212 Photography İstanbul'un altıncı senesinde, farklı bir yaklaşım ile Paribu sponsorluğunda gerçekleşecek Özgür Ballı'nın işlerinin yer aldığı artırılmış gerçeklik üzerine oluşturulan Şehri Biçimlendirmek sergisi meydanlarda deneyimlenebilecek. 212 Photography İstanbul, Festival InCadaques ile yaptığı ortak çalışma ile Moda İskelesi'nde ''Denizin Yansıması'' sergisine ev sahipliği yapacak. İstanbul'da deniz üzerinde Annelie Vandendael'in su ve beden ile kurduğu estetik hikaye anlatımından bir fotoğraf seçkisi yer alırken; eş zamanlı olarak İspanya Cadaques'te, Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması'nın geçmiş yıllarından bir seçkiye yer verilecek. Aynı zamanda festival programında Büyükdere 35, Anna Laudel, Fotoğrafevi, Noks Art Space galerilerinin sergileri de yer alacak. Bu sene festivalin dijital çözüm ortağı Eventix üzerinden alınacak ücretsiz davetiyelerle tüm sergilere giriş yapılabilecek. Sergilerin yanı sıra kapsamlı programıyla 212 Photography İstanbul takipçileri ile buluşuyor. 212 Photography İstanbul'un her sene zenginleşen programında bu yıl da mimariden teknolojiye, yayıncılıktan gastronomiye, sinemadan müziğe, pek çok disiplinden içeriğe rastlamak mümkün olacak. Bu sene söyleşilerin ana mekanı Soho House'da pek çok sanatçı ve kendi alanında profesyonel isimler, farklı başlıklarda konuşma ve sohbetler gerçekleştirecek. Jotun'un desteğiyle festivalin ilk senesinden itibaren gerçekleşen mimari ve fotoğraf içeriğinde bu sene Autoban'ın kurucularından Seyhan Özdemir yer alırken; Gizem Hız, Yener Torun ve Beste Zeybel renkler üzerine konuşacaklar. Pera bölgesinin mimari yapısının gezerken fotoğraflanacağı atölyeyi ise Fırat Şenol gerçekleştirecek. Kolektif hafızaya ve toplumsal eleştiriye odaklanan çarpıcı videolar üreten Yael Bartana'nın kadınları merkeze aldığı Two Minutes to Midnight filmi ve yönetmenliğini Benjamin Murray ve Alysa Nahmias'ın yaptığı Küba'da gerçekleşen heyecan verici bir mimari dönüşüm hikayesini belgeleyen Unfinished Spaces belgeseli de yine Soho House'da görülebilecek. Bu sene performans ve fotoğrafın bir araya geleceği iki atölye çalışması Akbank Sanat'ta yer alacak. Çağdaş dans ve moda fotoğrafçısı Cihan Bacak'ın yürüteceği ilk atölyede katılımcılar, çağdaş dans sanatçısı İsmet Köroğlu'nun canlı performansını dinamik fotoğrafçılık teknikleriyle kadraja alacaklar. İstanbul Kitapçısı, bu seneki programın yayıncılık üzerine kurgulanmış söyleşilerine ev sahipliği yapacak. Türkiye'de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography İstanbul, uluslararası mecrada her yaştan amatör ve profesyonel fotoğrafçının katılımına açık yarışması ile ulaştığı farklı seslerin, sosyal, kültürel ve sanatsal olguların izini coğrafyadan ve önyargılardan bağımsız olarak sürüyor. Alanında dikkat çeken ve ufuk açan isimlerin yer aldığı jüri tarafından değerlendirilecek yarışmanın kazananı, 5.000 Euro ile ödüllendirilecek. Son başvuru tarihi 10 Eylül 2023 olan Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması ile ilgili tüm detaylara, web sitesi ve festival sosyal medya hesaplarından ulaşılabiliyor. 212 Photography İstanbul, 2018 yılından bu yana fotoğraf ve hareketli görüntüler başta olmak üzere pek çok farklı disiplinde görsel hikaye anlatımındaki yenilikleri keşfederken, farklı coğrafyalardan yetenekleri ve farklı sesleri kültür-sanat izleyicisiyle buluşturan yenilikçi bir platform olmayı sürdürüyor. Sergilere paralel olarak şehrin farklı lokasyonlarında gerçekleştirdiği atölye, film gösterimi, performans, şehir ve sergi turları, sanatçı buluşmalarıyla birlikte 212 Photography İstanbul, şehrin festivali olmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/212-photography-istanbul-tarihleri-aciklandi/", "text": "Fotoğraf festivallerini büyük bir zevkle inceleyen sizlere şahane bir haberimiz var. Türkiye'de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivaline sayılı günler kaldı. Festivalde geçen her dakikanız fotoğrafların renkleriyle keyiflenecek, farklı hikayelere sürükleneceksiniz. 212 Photography Istanbul, 6 16 Ekim 2022 tarihleri arasında beşinci kez festival takipçileri ile buluşuyor. Yıllar içinde genişlettiği kapsamı ile uluslararası kültür-sanat ajandasında İstanbul'u işaretleyerek kendine yer edinen festival, bu yıl da Türkiye'den ve diğer ülkelerden birçok sanatçıya ev sahipliği yapacak. Sürdürülebilir bir sanat ve kültür geleneği oluşturmak üzere 2018 yılında yola çıkan 212 Photography Istanbul, beşinci yılında 6 16 Ekim 2022 tarihleri arasında uluslararası sanatçıları ağırlamaya hazırlanıyor. Sergiler, atölyeler, söyleşiler, paneller, film gösterimleri ve portfolyo incelemelerinin yanı sıra; edebiyat, dans, sinema, müzik, gastronomi gibi farklı disiplinlere de programında yer veren 212 Photography Istanbul, kapsamlı programıyla Anadolu ve Avrupa yakasında 15'e yakın mekanla ziyaretçilerine bir keşif rotası sunmaya devam ediyor. Geleneksel hale gelen Uluslararası212 Photography Istanbul Fotoğraf Yarışması için başvurular da Mayıs ayında başlayacak. Türkiye'de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography Istanbul, bu yıl pek çok yenilikle sanatseverlerle buluşacak. 212 Photography Istanbul, yurtiçinden ve dünyanın farklı ülkelerinden kültür-sanat meraklıları için bir destinasyon festivali olarak kurgulanıyor. Beşinci yıla özel olarak programda, ayrıcalıklı deneyimlerin de yer aldığı seyahat paketleri de sunulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/22-uluslararasi-altin-safran-belgesel-film-festivali-eylulde/", "text": "21 yıldır aralıksız olarak devam eden Türkiye'nin ilk ve tek belgesel film festivali olma özelliğine sahip; Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali, bu yıl 16-18 Eylül 2021 tarihleri arasında T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle 22. ci kez kapılarını açıyor. Ana teması Kültürel Miras ve Korumacılık olan festivalimizin, bu yılki yan teması da Ahilik Teşkilatının önderi Ahi Evran'ın doğumunun 850. yılı olması münasebetiyle Ahilik Kültürü olarak belirlenmiştir. Festival kapsamında düzenlenen Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Yarışması, Uluslararası Altın Safran Fotoğraf Yarışması ve Belgesel Film Yapım Destek Yarışmasının ödülleri sahiplerini bulacak. Festival ve yarışmalar ile bilgi ve detaylara www. altinsafran. org adresinden ve festivalin sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz. Her yıl olduğu gibi festival öncesinde, Belgesel Film Yarışmasında ödül almış belgesel filmleri açık hava gösterimleri ile seyircilerle buluşturuyoruz. 6 15 Eylül tarihleri arasında Safranbolu Belediyesi Leyla Dizdar Kültür Merkezinde oluşturulacak alanda nostaljik film makinesinden belgesel filmler ile unutulmaz Yeşilçam filmlerini seyretme şansına sahip olacaklar. 16 Eylül 2021 Perşembe günü Organizasyon Komitesinin Atatürk anıtına çelenk sunması ile başlayacak festivalimiz, kortej yürüyüşünün ardından festival meşalesinin yakılması ile şenlenecek Misakı Milli Demokrasi Meydanında, geçen yıl Belgesel Film Yapım Destek Yarışması nda en iyi proje ödülünü alan Yönetmen Alper Şahin'in Safranbolu'da Bir Başkan isimli belgesel filminin gala gösterimi ve konser ile 1. gün son bulacak. Üç gün boyunca sergi, söyleşi ve açılış gibi sanatsal ve kültürel etkinliklerin yanı sıra konserler, folklor gösterileri ve Tarihi çarşıda sokak sanatçılarının performans gösterilerinden oluşan, katılımcılarımıza eğlenceli dakikalar yaşatacak etkinlikler de yer alacak. Çocuklarımıza özel etkinliklerin gerçekleşeceği festivalimizde ayrıca bu yıl yan temanın Ahilik kültürü olması sebebiyle ahilik geleneklerinden enstantaneler canlandırılacak. Festivalimizin ana temasına atıfta bulunan ve mihenk taşlarından biri olan En İyi Restore Edilen Ev ve En İyi Korunan Ev Plaket Çakım Törenleri ile katılımcılarımız Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini yansıtan konaklarımızda ağırlanacak. 18 Eylül 2021 Cumartesi akşamı gerçekleşecek Altın Safran Belgesel Film ve Fotoğraf Yarışması Ödül Töreni ile ödüller sahiplerini bulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/238-yillik-saraydan-kiz-kacirma-operasi-kovid-19a-gore-yeniden-kurgulandi/", "text": "Ankara Devlet Opera ve Balesi, ilk kez 1782'de sahnelenen ve Mozart'ın en sevilen opera eserleri arasındaki Saraydan Kız Kaçırmanın kısaltılmış versiyonunu seyirciyle buluşturdu. Anadolu Ajansı'ndan Yasemin Kalyoncuoğlu'nun haberine göre; Ankara Devlet Opera ve Balesi, ilk kez 1782'de sahnelenen ve Wolfgang Amadeus Mozart'ın en sevilen opera eserleri arasındaki Saraydan Kız Kaçırmanın kısaltılmış versiyonunu seyirciyle buluşturdu. Opera Sahnesi'nde dün prömiyer yapılan temsilde, 238 yıldır dünyanın pek çok yerinde sahnelenen Mozart'ın Saraydan Kız Kaçırma operası, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) uygun olacak şekilde yeniden yorumlandı. Kovid-19 nedeniyle bir süredir opera temsillerinin yapılmadığı ADOB'ta sezonun ilk opera eseri olan Saraydan Kız Kaçırma'nın rejisörü Figen Ayhan Karakelle, AA muhabirine genel provada hazırlıklara ilişkin açıklamada bulundu. Karakelle, Ankaralı seyircinin operayı çok sevdiğini belirterek, tüm biletlerin satıldığını, gösterdikleri ilgiden dolayı sanatseverlere teşekkür etti. Seyircinin çukurda görmeye alışık olduğu orkestranın pandemi dolayısıyla sahne üstünde ama solistlerin gerisinde görev alacağını vurgulayan Figen Karakelle, şarkı söylerken nefes saçılımının artması dolayısıyla sahne provalarında oldukça dikkatli ve titiz çalıştıklarını, koro sanatçılarının temsillerde maske takacaklarını söyledi. Seyirciler, eserin kısaltılmasına rağmen, tüm doygunluğu ve güzelliğiyle temsili izleyecekler. diyen rejisör Karakelle, orkestra, koro ve solist sayısında da azaltmaya gittiklerini anlattı. Eserde, Kovid-19'a yönelik bir yorum veya gönderme yapmadıklarını vurgulayan Karakelle, tüm önlemlere uyarak, halkın pandemi psikolojisinden uzaklaşmasını ve mutlu ayrılmasını öncelikli amaç edindiklerini ifade etti. Karakelle, Kovid-19'dan dolayı mart ayından bugüne operaya ara verdiklerini, bu sebeple eserlerinin sezonun ilk opera temsili olmasından dolayı heyecanlı olduklarını belirterek, Solist arkadaşlarım eseri çok iyi bildikleri için iki haftalık bir sürede eseri çıkarttık. Müzikal provalar hızlı ve başarılı geçti. Umuyorum seyircimiz bizleri yalnız bırakmaz. diye konuştu. Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçılarına, orkestra ve koro da eşlik etti. Koro üyeleri sahnede maskeli olarak, orkestra ise sahnede solistlerin gerisinde görev aldı. Orkestra şefliğini Naci Özgüç, koro şefliğini Giampaolo Vessella'nın üstlendiği eserin dekoru Özgür Usta, kostümü Tülay Şimşek, ışığı ise Fuat Gök imzasını taşıyor. Dönüşümlü olarak, Belmonte karakterine Arda Doğan, Emre Akkuş, Mehmet Kavil, Konstanzede Görkem Ezgi Yıldırım, Esra Çetiner, Osminde Erhan Baydar, Can Kocaay, Vedat Dalgıran, Blondchende Beste Şahin, Işıl Meriç Karataş, Pedrilloda Veysel Barış Yanç, Emrah Sözer, Fatih Kayhan, Selim Paşada Kaan Çelikcan ve anlatıcı olarak da Mustafa Özşamlı görev aldı. Kovid-19 tedbirlerine uygun yapılan etkinliklerde sahne ve oturma düzeni de sosyal mesafeye uygun hazırlandı. Dün prömiyer yapan eser, 25 Kasım akşamı Opera Sahnesi'nde yine sanatseverlerle buluşacak. Eserde, bir İspanyol soylusu olan Belmonte, korsanlar tarafından kaçırılarak uşağı Pedrillo ve hizmetçisi Blondchen ile Osmanlılara satılan sevgilisi Konstanze'yi kurtarmak için Osmanlı topraklarını girerek, Selim Paşa Köşkü'ne gider. Selim Paşa, Belmonte'ye ve vatanından koparıldığı için mutsuz olan Konstanze'ye asil ve özel bir ilgi gösterir. Pedrillo'nun nişanlısı Blondchen'yi seven Paşa'nın uşağı Osman, eserin sonuna dek iki gencin kaçışını engellemeye çalışır. Fakat Paşa'nın alicenap davranışı sayesinde Belmonte ve Blondchen birbirlerine kavuşur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/24-istanbul-tiyatro-festivali-cevrim-ici-gosterimleri-28-aralika-kadar-uzatildi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 24. İstanbul Tiyatro Festivali'nin çevrim içi programındaki 6 gösterinin yayın tarihi 28 Aralık'a kadar uzatıldı. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda düzenlenen festivalin çevrim içi programından 6 gösterilik bir seçki 28 Aralık'a kadar www. online. iksv. org adresinde izlenebilecek. Yerli Yapımlar Gösteri Sponsoru ENKA Vakfı'nın desteğiyle izleyiciyle buluşan ve izleyicilerin yoğun ilgisi sebebiyle gösterim tarihi uzatılan yapımlar arasında Eften Püften Şeyler, Varlık, Her Güne Bir Vaka, Lear Mutfakta, Andan Daha Kısa ve Olağan-İçi Bir Gezi bulunuyor. İzleyiciler bilet satın aldıkları çevrim içi gösterimleri, telefon, tablet ve bilgisayarlarından izleyebiliyor ve izlemeye başladıktan sonra 72 saat boyunca görüntüleyebiliyor. Festival programının tamamına ve oyunlarla ilgili ayrıntılı bilgiye https://tiyatro. iksv. org/tr/program adresinden ulaşılabilir. 24. İstanbul Tiyatro Festivali'nin Öğrenme ve Gelişim Programı kapsamında gerçekleştirilecek paneller, atölye çalışmaları, söyleşiler, okuma tiyatroları gibi ücretsiz yan etkinliklerin ayrıntılı programı için https://tiyatro. iksv. org/tr/ogrenme-ve-gelisim-programi adresi ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/24-uluslararasi-altin-safran-belgesel-film-festivali-programi-aciklandi/", "text": "Karabük'ün Safranbolu ilçesinde 8-10 Haziran'da düzenlenecek 24. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivalinin programı belli oldu. Festival Komitesi Başkanlığını da yürüten Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, tanıtım toplantısında, festivalin, ilçenin tanıtımına katkı sağladığını söyledi. Zengin içeriğe sahip bir program hazırladıklarını belirten Köse, Bu festivalin tabii ki en önemli kısmı belgesel. Bu sene de ciddi bir katılım var. 102 ülkeden 1478 belgesel yarışmaya katıldı diye konuştu. Köse, bu yıl fotoğraf yarışmasını festivalden ayırdıklarını aktararak, Her sene biraz daha festivalin ismine uygun içerik oluşturmaya çalışıyoruz. Fotoğraf kısmını safran hasadında değerlendirmek üzere sadece film gösterimleri ve belgesel yarışması olmasını istedik. Her geçen sene üniversitedeki değerli hocalarımızla hem gelen jüri üyelerinin daha tanınmış kişilerden oluşmasını hem de çok farklı ülkelerden yarışmacıların katılmasını da sağlayarak, içeriğimizi belgesele daha uygun hale getirerek belgeselin formatını değiştiriyoruz ifadelerini kullandı. Sergi, atölye çalışması, söyleşi, belgesel film gösterimi gibi birçok etkinliğin düzenleneceği 24. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali'nin 8 Haziran'da başlayacağını aktaran Köse, Herkesin bu festivali sahiplenmesini, destek vermesini ve tüm etkinliklere de katılmasını rica ediyorum. dedi. Festivalin danışmanı Serdar Sabuncu da festivale, belgesel sinema adına önemli yönetmenler, yapımcılar, görüntü yönetmenlerinin katılacağını kaydetti. Derviş Zaim'in Tavuri isimli belgeselinin İstanbul Film Festivali'nde ilk gösteriminin yapıldığını, ikincisinin ise Safranbolu'da gerçekleştirileceğini dile getiren Sabuncu, Hem uluslararası alanda hem de ülkemizdeki birçok film festivalinde ödül almış iyi yapımlar gösterilecek. Çok iyi kalitede belgeseller var diye konuştu. Kültürel Miras ve Korumacılık temasıyla düzenlenen festivalin açılışının yapılacağı 8 Haziran'da, belgesel film gösterimleri ve söyleşiler, sergi açılışı, kortej yürüyüşü ve meşale yakımı gerçekleştirilecek. Belgesel Sinema Emek Ödülünün foto muhabiri ve belgesel yapımcısı gazeteci Coşkun Aral'a verilmesini ardından, Leyla Dizdar Kültür Merkezi'nde açık hava sinema gösterimi yapılacak. Belgesel film gösterimleri, söyleşiler ve açık hava sinema gösteriminin düzenleneceği festivalin ikinci günü 9 Haziran'da, En İyi Restore Edilen Ev Onur Ödülü takdim edilecek. Doğa yürüyüşü, atölye çalışmaları ile diğer etkinliklerin yapılacağı 10 Haziran'daki ödül töreniyle festival sona erecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/25-istanbul-tiyatro-festivali-22-ekimde-baslayacak/", "text": "25. İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim 20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek. Festivalde, yurt dışından ve Türkiye'den toplam 25 tiyatro, performans ve dans gösterisi izleyicilerle buluşacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenecek 25. İstanbul Tiyatro Festivali, Bu Zamanda Tiyatro sloganıyla 22 Ekim'de perdelerini açıyor. Festivalde, yurt dışından ve Türkiye'den toplam 25 tiyatro, performans ve dans gösterisi olacak. 25 yerli ve uluslararası yapımın bir bölümü çevrim içi gösterimlerle tüm Türkiye'den izlenebilirken bir bölümüyse Alan Kadıköy, Atlas 1948 Sineması, Profilo Kültür Merkezi Batı Ana Sahne, Duru Ataşehir, Moda Sahnesi, Caddebostan Kültür Merkezi, Müze Gazhane, Yapı Kredi Bomontiada ve Zorlu PSM'de fiziksel olarak Kovid-19 önlemleri altında sahnelenecek. 25. İstanbul Tiyatro Festivali, bu yıl fiziki yapımlardan çevrim içi gösterimlere, kulak tiyatrosundan çocuk oyunlarına, beyazperde gösteriminden ücretsiz takip edilebilecek panel, söyleşi ve okuma tiyatrolarına uzanan zengin bir programla bir ay boyunca izleyicilerle buluşacak. Festivalde 10 yerli yapım, ilk defa İstanbul Tiyatro Festivali'nde sahnelenecek. Kocaeli Şehir Tiyatroları da Vişne Bahçesinin İstanbul prömiyerini festivalde yapacak. Yerli programda bu yıl ayrıca çevrim içi olarak dinlenebilecek üç kulak tiyatrosu yer alıyor. Hollanda, Fransa ve İtalya'dan büyük övgü toplayan 3 uluslararası prodüksiyonun yanı sıra çevrim içi izlenebilecek 7 yabancı yapımın da bulunduğu festivalde Fransa'dan konuk olan dans gösterisi Waterfloor, Müze Gazhane'de ücretsiz izlenebilecek. İngiliz yönetmen Robert Icke'nin imzasını taşıyan Oedipus ise Atlas 1948 Sineması perdesinden yapılacak özel bir gösterim ile gerçekleştirilecek. Festival bu yıl Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun kaleminden çıkan, Hira Tekindor'un yönetiminde, Zerrin Tekindor'un performansıyla seyirciyle buluşacak Toz adlı oyunla 22 Ekim'de açılıyor. Baş karakter Handan'ın ve onun hafızasından çıkıp gelen annesi Feri'nin 1960'lardan bugüne uzanan hikayesini anlatan oyundaki bütün karakterleri Zerrin Tekindor'un benzersiz performansıyla izleyeceğiz. Festivalin ilk iki gününde Alan Kadıköy'de izlenebilecek oyunun yüksek katkıda bulunan gösteri sponsoru Tekfen Holding. 25. İstanbul Tiyatro Festivali programında yer alan 14 yerli yapımın 11'i sahnelerde prömiyer yapacak; Zerrin Tekindor'un performansıyla seyirciyle buluşacak Toz'un yanı sıra; Emre Kınay'ın performansıyla izleyeceğimiz Irgat, Zehra İpşiroğlu'nun yazdığı Yüzleşme, BAMİstanbul'dan Istırap Korosu, Sema Elçim'in metnini yazdığı, Ali Sami Özbudak'ın yönettiği Gabriel'in Düşü, Eyüp Emre Uçaray'ın yönettiği Koleksiyoncu, Kocaeli Şehir Tiyatroları'ndan Mehmet Birkiye'nin yönettiği Vişne Bahçesi, Kadıköy Emek Tiyatrosu'ndan Birazdan Gideriz Şimdi Yağmur Yağıyor, İstanbul Tiyatro Festivali yapımı Beni Sakın Yumruklardan ile çocuk oyunları Eşit Masallar ve Mitolojik Hikayeler ilk kez, festivalde izleyici ile buluşacak. Podacto yapımı Godot'yu Beklerken ve Açık Aile ile Tiyatro Boyalı Kuş'tan Kendine Ait Bir Oda ise çevrimiçi olarak izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/25-istanbul-tiyatro-festivaline-yerli-proje-basvurulari-basladi/", "text": "Bu yıl 25'incisi düzenlenecek İstanbul Tiyatro Festivali'ne yerli proje başvuru süreci başladı. Türkiye'den profesyonel topluluk ve sanatçıların festivalde prömiyer yapacak projeleri için son başvuru tarihi 15 Mart. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2004'ten bu yana gerçekleştirilen, bu yıl 25'incisi kasım ayında düzenlenecek İstanbul Tiyatro Festivali'ne yerli proje başvuru süreci başladı. Türkiye'den profesyonel topluluk ve sanatçıların festivalde prömiyer yapacak projeleri için son başvuru tarihi 15 Mart. Başvurularda tema sınırlaması bulunmasa da festival, son yıllarda tüm dünyanın gündeminde olan iklim krizi, kadın ve kadına şiddet konularına da dikkat çekmeyi hedefliyor. 15 Ocak 15 Mart 2021 tarihleri arasında sadece internet üzerinden yapılabilecek başvurularla ilgili ayrıntılı bilgi ve başvuru formu festivalin resmi internet sayfasıtiyatro. iksv. org'da yer alıyor. - Sahnelenecek eser İstanbul'da prömiyer yapmamış olmalıdır. Daha önce İstanbul'da sahnelenmiş yapımlar değerlendirmeye alınmayacaktır. - Başvurulan oyun metninin telif hakları alınmış olmalıdır. - Üniversitelerin tiyatro kulüpleri ve amatör tiyatro toplulukları tarafından yapılan başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır. - Topluluk ve sanatçılar festivale yalnızca tek bir eser ile başvurabilir. - Başvuru formuyla birlikte oyun metninin de iletilmesi zorunludur. - Başvurmak için en geç 15 Mart 2021 saat 18.00'e kadar başvuru formunu, formda istenilen ek dokümanları da yükleyerek eksiksiz bir şekilde doldurmanız gerekmektedir. Başvuru formunu doldurmanızın ardından başvurunuz otomatik olarak festival ekibine ulaşacak ve festival ekibi size başvurunuzun teslim alındığında dair bir onay e-postası da ayrıca iletecektir. Festival ekibiyle başvurunuzla ilgili çevrim içi olarak görüşmek isterseniz tiyatro. basvuru@iksv. org adresine randevu talep eden bir e-posta göndermenizi rica ederiz. - 15 Mart Pazartesi günü saat 18.00'den itibaren çevrim içi başvuru formuna erişilemeyecektir. Bu tarihten sonra e-posta vb. yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. - Başvuru sürecinin ardından Danışma Kurulu ile yapılacak değerlendirmelerin ardından sonuçlar, mayıs ayı sonunda bütün katılımcılara e-posta ile bildirilecektir. Danışma Kurulu, festival programında yer vermek üzere daha önce İstanbul'da prömiyer yapmış oyun, dans veya performanslardan bir veya birkaçını seçebilir. Danışma Kurulu'nun belirleyeceği bu gösteriler başvuruya açık değildir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/25-uluslararasi-istanbul-kukla-festivali-basladi/", "text": "Bu yıl 100'de 25 sloganıyla düzenlenen 25. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali, Turşucuzade Konağı Sıbyan Mektebi'nde gerçekleştirilen törenle başladı. Sanat yönetmenliğini Cengiz Özek'in üstlendiği festivalde, Türkiye'nin yanı sıra birçok ülkeden farklı kukla tiyatroları sahnelenecek. Festivalin açılışında Cengiz Özek'in Karagöz koleksiyonundan derlediği Karagöz figürlerinden oluşan Çağdaşımız Karagöz sergisi de sanatseverlerle buluştu. Açılış öncesi AA muhabirine konuşan Özek, etkinliğin çeyrek asırlık bir festival olduğunu hatırlatarak, Uluslararası bir festival olarak 10 gün boyunca 70'den fazla oyunu izleyicilerimizle buluşturacağız. dedi. Karagöz'ün bugüne de seslendiğini anlatmak için sergiye Çağdaşımız Karagöz adını koyduklarını ifade eden Özek, O kadar çağdaş figürler var ki kendimizin figürlerini bile yaptık ve sergiye koyduk. diye konuştu. Açılışa katılan Karagöz hayranı 5 yaşındaki Asım Sufi ise sergiyi çok beğendiğini belirterek, Cengiz Özek'in sergisi çok güzel olmuş, Karagöz ve Hacivat figürlerini çok beğendim. Ancak size bir şey söyleyeyim; Hacivat farklı giyinmiş ve farklı bir şapka takmış. Haberiniz olsun. ifadesini kullandı. Geleneksel gölge tiyatrosunun ünlü figürü Karagöz'e özel bir bölüm ayrılan festivalde, Karagöz'le ilgili gösteriler, film gösterimleri, atölye ve söyleşiler gerçekleştirilecek. Çağdaşımız Karagöz sergisinde Cengiz Özek'in her birini kendi yaptığı Karagöz koleksiyonundan derlediği Karagöz figürleri yer alıyor. Sergi, festivalin sonuna kadar Turşucuzade Konağı Sıbyan Mektebi Taş Oda'sında 10.00-17.00'de ücretsiz gezilebilecek. Özek, 4 Kasım saat 15.00'te bir sergi turu yapacak, ardından Karagöz oyununun tarihi gelişiminden teknik özelliklerine, merak edilen her şeyin konuşulacağı Karagöz Sanatımız başlıklı özel bir söyleşi gerçekleştirecek. Çöp Canavarı oyunuyla 28, 31 Ekim ve 4 Kasım'da Taş Oda'da sahnede olacak Özek'in, Büyülü Ağaç gösterisi ise 29 Ekim, 1 ve 5 Kasım'da yine Taş Oda'da seyirciyle buluşacak. Yetişkinliklere Yönelik Karagöz Yapım Atölyesi, 30-31 Ekim ve 1-2 Kasım'da aynı yerde yapılacak. Atölyede Karagöz'ün geleneksel metotla yapımı anlatılacak. Özek'in eğitmenliğinde gerçekleştirilecek atölye sonunda her katılımcı, kendi figürünü yaparak evine götürecek. Çocuklarla Gölge Kukla Yapım Atölyesinde ise çocuk katılımcılar, Karagöz tekniğini düşünerek kendi düşlerindeki bir canlıyı kağıt, dantel, kuştüyü gibi gölgesi ilgi uyandıracak materyallerle gölge kuklası formuna dökecek. 28-29 Ekim ile 4-5 Kasım'da Turşucuzade Konağı'nda yapılacak atölyeler sonunda çocuklar yaptıkları kuklayı perde üzerinde deneyimleme imkanı bulacak. Seslendirmesini Genco Erkal'ın yaptığı, Sabahattin Eyüboğlu ve Aziz Albek işbirliğinde çekilen Karagöz'ün Dünyası adlı belgesel de 28, 30 Ekim ve 2 Kasım'da Turşucuzade Konağı'nda izleyiciyle buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin destek verdiği festival, 5 Kasım'da sona erecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/26-istanbul-tiyatro-festivali-basladi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 26. İstanbul Tiyatro Festivali, 25 Ekim Salı akşamı Maximum UNIQ Hall'da sahnelenen Kibarlık Budalası Remix oyunuyla başladı. Bu sene Işıl Kasapoğlu'nun küratörlüğünde ve Tiyatro Yerli Yerinde sloganıyla gerçekleştirilen 26. İstanbul Tiyatro Festivali, seyirciyle buluşmaya başladı. Bol ödüllü yönetmen ikilisi M. Caner Alper ve Mehmet Binay'ın ilk tiyatro oyunu olan Kibarlık Budalası Remix ile başlayan festivalin ilk haftasında, dünyaca ünlü koreograf Akram Khan imzalı Orman Kitabı, Zülfü Livaneli'nin yazıp Bilge Emin'in yönettiği Duvar ve koreograf Korhan Başaran imzalı Dido izleyiciyle buluşacak. Çağımızın tartışmasız en önemli koreograf ve dansçılarından Akram Khan'ın nisan ayında prömiyerini yapan ve Khan'ın benzersiz stilini tüm muhteşemliğiyle sergileyen en yeni koreografisi Orman Kitabı festival de izleyiciyle buluşuyor. Gösterim, 28 Ekim Cuma saat 20.00'de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde gerçekleşecek. Zülfü Livaneli'nin kaleme aldığı ilk tiyatro oyunu olma özelliği taşıyan Duvar'ın yönetmen koltuğunda ise Bilge Emin oturuyor. Festivalin Bu İşte Bir Kadın Var bölümünde yer alan Duvar, farklı coğrafyalardan dört insanın bir otel odasında kesişen yollarını, iç içe geçen trajik hikayelerini konu alıyor. Dünyanın farklı yer ve zamanlarında benzer acıları, korkuları, yoksunlukları yaşamış dört karakterin kişisel tarihlerine odaklanan oyun, 31 Ekim Pazartesi ve 1 Kasım Salı günleri saat 20.00'de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi'nde olacak. Dansçı ve koreograf Korhan Başaran, Romalı şair Virgil'in Aeneid ve İngiliz yazar Marlowe'un Kartaca Kraliçesi Dido eserlerinden ilham alarak kurguladığı tek kişilik performansı Dido'da, seyirciye disiplinlerarası bir deneyim sunuyor. Antik tarihin iki önemli figürü olan Kraliçe Dido ve Truvalı Aeneas'ın ilişkisinden yola çıkarak kırık bir kalbin insana fiziksel ve ruhsal olarak yaşattıklarını anlatan oyun, 2 Kasım Çarşamba saat 20.00'de Alan Kadıköy'de izleyiciyle buluşacak. 26 Kasım'a kadar sürecek 26. İstanbul Tiyatro Festivali'nin programına tiyatro. iksv. org/tr/program adresinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/27-istanbul-tiyatro-festivali-25-ekimde-basliyor/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 27. İstanbul Tiyatro Festivali, 25 Ekim'de perdelerini açıyor. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, Işıl Kasapoğlu küratörlüğünde düzenlenecek festival, yurt içi ve yurt dışından 20 tiyatro, performans ve dans gösterisine ev sahipliği yapacak. Festivalde Türkiye'den 11, Almanya, İngiltere, Danimarka, Fransa, Gürcistan, İrlanda, İsrail ve Yunanistan'dan 9 yapım izleyiciyle buluşacak. Türk tiyatrosundan genç kuşak yazar, yönetmen ve oyuncuları ile özgün ve yeni metinlerin öne çıkacağı festivalde, Ercan Kesal, Nesrin Kazankaya, Bülent Emin Yarar, Çiçek Dilligil, Okan Bayülgen, Deniz Türkali ve Meral Çetinkaya'nın da aralarında olduğu pek çok usta oyuncu sahne alacak. Gösteriler bir ay boyunca Kadıköy Belediyesi Alan Kadıköy, Atlas 1948 Sineması, Büyük Zarifi Apartmanı, Caddebostan Kültür Merkezi, DasDas, Fişekhane, Galatasaray Lisesi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Hope Alkazar, İş Kuleleri Salonu, Metro Han, Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Saint Benoit Fransız Lisesi, Süreyya Operası ve Zorlu PSM olmak üzere 15 farklı mekanda gerçekleşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/27-istanbul-tiyatro-festivali-yarin-baslayacak/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 27. İstanbul Tiyatro Festivali 25 Ekim'de başlayacak. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, Işıl Kasapoğlu küratörlüğünde gerçekleştirilen 19 tiyatro, performans ve dans gösterisinden oluşan festival bir ay sürecek. Festival, 20. yüzyılın önemli koreograflarından Pina Bausch imzalı dans tiyatrosu Cafe Müller ile başlayacak. Türkiye'de ilk kez izleyiciyle buluşacak gösteri, yarın Zorlu PSM'de sahnelenecek. Gösteri 26 Ekim'de iki kez daha izleyiciyle buluşacak. Wim Wenders'ın Pina filmi de temsiller öncesi Vestel Amfi'de ücretsiz izlenebilecek. Festival ilk haftasında Sokhumi Devlet Tiyatrosunu da ağırlayacak. Tennessee Williams'ın şiirsel oyunlarından Geçen Yaz Birdenbire, Amerikalı yönetmen Jason Hale'in rejisiyle 30 ve 31 Ekim'de izleyiciyle buluşacak. Barış Arman'ın yönettiği Flu Lysistrata da festival kapsamında 27-28 Ekim'de Alan Kadıköy'de sahnelenecek. Bu İşte Bir Kadın Var başlığı altında programda yerini alan oyun, Aristofanes'in klasik metnini türler arası bir yorumla yeniden ele alacak. Festival programında Türkiye'den 11, Almanya, İngiltere, Danimarka, Fransa, Gürcistan, İrlanda ve Yunanistan'dan 8 yapım sahnelenecek. Bir aya yayılacak festivalde izleyiciler, Türkiye'deki yönetmen ve koreografların eserlerinin yanı sıra dünyada sahne sanatlarının geleceğine yön veren isimleri de tanıma imkanına sahip olacak. Festival, 25 Kasım'a kadar belgesel tiyatrodan klasik sahnelemelere, çağdaş danstan mask tiyatrosuna, kukla sinemasından mekana özgü eserlere, dans tiyatrosundan performatif enstalasyonlara geniş bir yelpazede eserler sunacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/27-saraybosna-film-festivali-komsuluk-halleri-filmiyle-basladi/", "text": "Bosna Hersek'te bu yıl 27'ncisi düzenlenen Saraybosna Film Festivali, görkemli bir açılış töreniyle başladı. Ulusal Tiyatro binasında gerçekleştirilen tören kapsamında, sinema dünyasının önemli isimlerinin katılımıyla kırmızı halı geçişi yapıldı. Festival Direktörü Mirsad Purivatra, açılış konuşmasında, festivalin geçen yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle çevrimiçi platformda düzenlendiğini anımsatarak bu yılki etkinliğin normal yaşama dönüş yolunda umut vadettiğini belirtti. İnsanların sanatsız ve sinemasız hayata alışık olmadığını söyleyen Purivatra, Bu açılışın güzel bir hikayenin başlangıcı olmasını temenni ediyoruz. dedi. Festival kapsamında verilen Saraybosna'nın Kalbi ödülü, bu yıl film sanatına sağladığı büyük katkılardan dolayı dünyaca ünlü Alman yönetmen Wim Wenders'e verildi. Wenders, ödül takdiminin ardından yaptığı konuşmada, Göz, çok değerli bir organdır. Ancak film yapan biri için en önemli organ kalptir. Kalp, güzellikleri görmeye ve kötü şeylerden kaçınmaya yarayan bir organdır. Kalp, barışı görüp savaşla mücadele eder, gerçeği arar, yalanlardan kaçar. Kalp şeklindeki bu ödül en güzel ödüllerden biridir. diye konuştu. Festival, Oscar ödüllü Bosnalı yönetmen Danis Tanovic'in yönettiği TRT yapımı Komşuluk Halleri filminin açık hava sinemasındaki gösterimiyle başladı. Birbirine komşu iki köfte ustasını konu alan film, başta Saraybosna ve Mostar'da olmak üzere 14 noktada gösteriliyor. Bu yılki festivalde Tanovic'in filmi ile birlikte TRT yapımı ve TRT ortak yapımı 5 film yer alıyor. Yönetmenliğini Jasmila Zbanic'in yaptığı TRT ortak yapımı ve Oscar adayı Quo Vadis, Aida? filmi, festivalin Odak Noktası programında seyirciyle buluşacak. TRT ortak yapımı Cem Özay'ın Af, Selman Nacar'ın Tereddüt Çizgisi ve Bekir Bülbül'ün Bir Tutam Karanfil filmleri de festival kapsamında sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Bu yıl 27'nci kez sinemaseverlere kapılarını açan SFF'de, Saraybosna'nın Kalbi isimli festival ödüllerini almak için 4 kategoride toplam 47 film yarışıyor. Uzun metrajlı film kategorisinde 9, kısa film kategorisinde 10, belgesel film kategorisinde 16 ve öğrenci filmleri kategorisinde 12 film yer alırken 18 filmin dünya prömiyeri, 3 filmin uluslararası, 1 filmin Avrupa, 24 filmin bölgesel ve 1 filmin de Bosna Hersek prömiyeri gerçekleştirilecek. Belgesel film kategorisinde ise Türkiye yapımı Yaramaz Çocuklar filminin yer aldığı festivalin jüri başkanlığını ise Quo Vadis, Aidanın başrol oyuncusu Jasna Djuricic üstleniyor. Bu yılki festivale ünlü Meksikalı yönetmen Michel Franco'nun da katılacağı belirtiliyor. Franco'nun, 2020'de layık görüldüğü ancak salgın nedeniyle alamadığı Saraybosna'nın Kalbi ödülünü de bu yıl alması planlanıyor. Bosna'daki savaşın (1992-1995) izlerini silmek, başkent Saraybosna'yı yeniden kültür ve sanatın merkezi haline getirmek amacıyla düzenlenmeye başlayan SFF, 27 yıllık sürede dünyaca ünlü birçok ismi ağırladı. Festivale bugüne kadar Robert de Niro, Angelina Jolie, Brad Pitt, Orlando Bloom, Daniel Craig, John Malkovich, Morgan Freeman, Gerard Depardieu ve Nuri Bilge Ceylan gibi dünyaca ünlü birçok isim katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/27-saraybosna-film-festivali-yarin-basliyor/", "text": "Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da bu yıl 27'ncisi düzenlenen Saraybosna Film Festivali, yarın kırmızı halı töreniyle kapılarını sinemaseverlere açıyor. Yönetmenliğini Oscar ödüllü Bosnalı yönetmen Danis Tanovic'in üstlendiği ve dünya prömiyerini yapacağı TRT yapımı Komşuluk Halleri filmiyle açılacak Saraybosna Film Festivali'ne festivale yüzlerce kişinin katılması bekleniyor. SFF Müdürü Mirsad Purivatra, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın karşı karşıya kaldığı yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında Bosna Hersek'teki mevcut durumun festivalin yüz yüze yapılmasına olanak sağladığını belirterek İnsanların sinemalara döneceği bir festival olsun. dedi. Festival kapsamında 60 ülkeden 250'den fazla filmin gösterileceğini aktaran Purivatra, Saraybosna'nın Kalbi onur ödülünün bu yılki sahibi Alman yönetmen Wim Wenders de Saraybosna'da bizimle olacak. Meksikalı yönetmen Michel Franco da burada olacak. Ona da Saraybosna'nın Kalbi ödülünü takdim edeceğiz. diye konuştu. Purivatra, Türkiye'den önceki yıllara oranla katılımın az olduğuna işaret ederek Türkiye'den hem yarışan hem de gösterilen filmler olacak. Türkiye'den gelecek profesyonellerle film ve sinema konuşacak olmak bizi ayrıca mutlu ediyor. ifadesini kullandı. TRT ile son 10 yıldır son derece iyi bir iş birliği yürüttüklerini vurgulayan Purivatra, ortak projelerle hem Türkiye hem de Bosna Hersek sinemasına katkı sağladıklarını kaydetti. Bu yılki festivalde Komşuluk Halleri ile TRT yapımı ve TRT ortak yapımı 5 film de yer alıyor. Yönetmenliğini Jasmila Zbanic'in üstlendiği TRT ortak yapımı ve Oscar adayı Quo Vadis, Aida? filmi, festivalin Odak Noktası programında seyirciyle buluşacak. TRT ortak yapımı Cem Özay'ın Af, Selman Nacar'ın Tereddüt Çizgisi ve Bekir Bülbül'ün Bir Tutam Karanfil filmleri de festival kapsamında sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Bu yıl 27. kez sinemaseverlere kapılarını açacak SFF'de, Saraybosna'nın Kalbi isimli festival ödüllerini almak için 4 kategoride toplam 47 film yarışacak. Uzun metrajlı film kategorisinde 9, kısa film kategorisinde 10, belgesel film kategorisinde 16 ve öğrenci filmleri kategorisinde 12 film yer alırken; 18 filmin dünya prömiyeri, 3 filmin uluslararası, 1 filmin Avrupa, 24 filmin bölgesel ve 1 filmin de Bosna Hersek prömiyeri gerçekleştirilecek. Belgesel film kategorisinde de Türkiye yapımı Yaramaz Çocuklar yarışıyor. Bosna'daki savaşın (1992-1995) izlerini silmek, başkent Saraybosna'yı yeniden kültür ve sanatın merkezi haline getirmek amacıyla düzenlenmeye başlayan SFF, 27 yıllık sürede dünyaca ünlü birçok ismi ağırladı. Festivale bugüne kadar Robert de Niro, Angelina Jolie, Brad Pitt, Orlando Bloom, Daniel Craig, John Malkovich, Morgan Freeman, Gerard Depardieu ve Nuri Bilge Ceylan gibi dünyaca ünlü birçok isim katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/27-saraybosna-film-festivalinin-juri-baskanligini-jasna-djuricic-ustlenecek/", "text": "Bosna Hersek'te 13-20 Ağustos tarihlerinde düzenlenecek 27. Saraybosna Film Festivali'nin jüri başkanı, Oscar adaylığı bulunan Quo Vadis, Aidanın başrol oyuncusu Jasna Djuricic oldu. Saraybosna Film Festivali Direktörü Mirsad Purivatra, yaptığı açıklamada, Djuricic'in Quo Vadis, Aida filminde canlandırdığı Aida karakteriyle oyunculuk kariyerini taçlandırdığını belirtti. Purivatra, Bir insanın başına gelebilecek kötü kaderi, yeteneği ve sanatın gücü sayesinde gözler önüne sererek tüm dünyayı kendine hayran bıraktı. Bu usta oyuncunun 27. Saraybosna Film Festivali'nin jüri başkanlığını üstlenecek olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. ifadelerini kullandı. Filmdeki Aida rolüyle Londra Film Festivali'nde en iyi oyuncu ve Mısır'da düzenlenen El Gouna Film Festivali'nde en iyi kadın oyuncu ödüllerine layık görülen Djuricic de jüri başkanlığı görevine çok sevindiğini vurgulayarak Saraybosna Film Festivali, kalbimde her zaman ayrı bir yere sahipti. Bu festival, düzenlenmeye başladığından beri yalnızca Saraybosna'ya değil, tüm bölgeye kazandırdıkları açısından büyük önem taşıyor. değerlendirmesinde bulundu. Djuricic, festivalin sürdüğü bir hafta boyunca dünyanın farklı bölgelerinden insanların aynı yerde toplandığına işaret ederek yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle geçen yıl çevrim içi platformda düzenlenen festivalin bu yıl geleneksel haline geri dönecek olmasından büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Bosna'daki savaşın (1992-1995) izlerini silmek ve başkent Saraybosna'yı yeniden kültür ve sanatın merkezi haline getirmek amacıyla düzenlenmeye başlayan SFF, 27 yıllık sürede dünyaca ünlü birçok ismi ağırladı. Festivale bugüne kadar Robert de Niro, Angelina Jolie, Brad Pitt, Orlando Bloom, Daniel Craig, John Malkovich, Morgan Freeman, Gerard Depardieu ve Nuri Bilge Ceylan gibi dünyaca ünlü birçok isim katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/28-istanbul-caz-festivalinde-salt-10-yil-ozel-elektroakustik-sahne/", "text": "İstanbul elektroakustik müzik ortamının yenilikçi isimlerinden Fulya Uçanok, Age Reform ve Serkan Emre Çiftçi'nin sahne alacağı program, 2 Eylül Perşembe saat 20.00'den itibaren Maçka Demokrasi Parkı'nda. Bilgi, kültür ve sanat üretimini desteklemek amacıyla Garanti BBVA tarafından 2011'de kurulan SALT, onuncu yılını, 2 Eylül Perşembe akşamı Maçka Demokrasi Parkı'nda gerçekleştirilecek bir elektroakustik müzik konseriyle kutluyor. SALT 10. Yıl Özel Elektroakustik Sahne, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Garanti BBVA sponsorluğunda ve T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen 28. İstanbul Caz Festivali kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Kültür A. Ş.'nin katkılarıyla sunuluyor. Müzisyen ve ses tasarımcısı Ömer Sarıgedik'in hazırladığı SALT 10. Yıl Özel Elektroakustik Sahne, İstanbul elektroakustik müzik ortamının yenilikçi isimlerinden Fulya Uçanok, Age Reform ve Serkan Emre Çiftçi'nin işitsel ve görsel ögeleri harmanlayan performanslarını bir araya getirecek. Ses ve müziğin görsel tasarımla ilişkisinin yorumlanacağı konser programı herkesin katılımına açık ve ücretsiz. Piyanist, elektroakustik müzik bestecisi ve doğaçlamacı; İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü'nde araştırma görevlisi olarak çalışıyor. 2010'dan bu yana Age Reform adı altında müzik yapan Berk Çakmakçı, noise ve drone gibi estetikleri kulüp tınılarıyla harmanlıyor. Gevende'nin trompetçisi; solo müzik projesiyle elektronik ve trompet melodilerini bir araya getiriyor. Konseralanında uygulanacak tedbirler hakkında ayrıntılı bilgi edinmek ve COVID-19 Etkinlik Rehberi'ne erişmek için tıklayın."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/28-istanbul-caz-festivalinden-yasam-boyu-basari-odulu/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, 24 yıldır Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen 28. İstanbul Caz Festivali'nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü, 20 Eylül Pazartesi akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde gerçekleştirilen bir törenle takdim edildi. Şahsi sebepler dolayısıyla törene katılamayan sanatçı Tülay German adına ödülü Helin Saltık aldı. Saltık'a ödülü festival direktörü Harun İzer sundu. Cazın ve güncel müziğin yıldız isimlerini bir araya getiren İstanbul Caz Festivali'nin plaket ve ödül töreni 20 Eylül Pazartesi akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde gerçekleştirildi. Ses sanatçısı Tülay German'a Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nün takdim edildiği gecede festivalin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan kurum ve kuruluşlara da teşekkür plaketleri verildi. Törende, İstanbul Caz Festivali'ne desteklerinden dolayı TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Caz Festivali Vitrin Seri Sponsoru Anadolu Efes, Otomotiv Sponsoru Volvo Car Turkey ve Gösteri Sponsoru DHL Express teşekkür plaketlerini aldı. Törende festivalin 24 yıldır sponsorluğunu üstlenen Garanti BBVA'ya da plaketi sunuldu. Ödül ve plaketlerin ardından şarkıcı ve piyanist Karsu, söz yazarı ve plak şirketleri tarihinin en önemli figürlerinden Ahmet Ertegün'ün kurduğu Atlantic Records'ın efsane eserlerini seslendirdiği Karsu Plays Atlantic Records projesi ile sahnedeydi. 28. İstanbul Caz Festivali, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ile düzenlenmektedir. Müzik yaşamının ilk yıllarında Ruhi Su'dan dersler alan, öğrendiği türküleri çağdaş yorumunu katarak seslendiren Tülay German, 1964'te Türk pop müziğinin ilk hit parçası olarak kabul edilen Burçak Tarlasını kaydetti. 1966'da plak yapmak üzere Paris'e giden German, Fransızca on plak doldurdu. Almanya'dan Brezilya'a pek çok ülkede radyo ve televizyon programlarına, festivallere katıldı, German Charles Aznavour, Leo Ferre, Moody Blues gibi şarkıcılarla birlikte Fransa'nın en önemli konser salonlarında konserler verdi. Amerika Birleşik Devletleri'nde İlhan Mimaroğlu'nun kendisi için yazdığı Tract albümünü doldurdu. 1981 yılında, Fransa'nın en büyük ödüllerinden biri olarak kabul edilen, Pink Floyd ve Jimi Hendrix' gibi isimlerin de aldığı, Academie Charles Cros Grand Prix du Disque ödülüne layık görüldü. Son olarak Nazım Hikmet'e Saygı adlı albümü yapan German 1987 yılında Hollanda'da verdiği bir konser sonrasında sahnelerden çekildi. Halen Paris'te yaşıyor, müzik yaşamının yanı sıra yazarlık yapıyor. Türkiye'de pop müziğin son yıllardaki dönüşümünde önemli rol oynayan isimlerden Mabel Matiz ile cazdan elektronik müziğe son zamanların en yaratıcı müzisyenlerinden Hollandalı Niels Broos'u bir araya getiren festival 24 Eylül Cuma akşamı sona eriyor. Festival için özel olarak hazırlanan bu projede Mabel Matiz en sevilen şarkılarını seslendirirken enerji dolu synth-pop aranjmanlarıyla Niels Broos, sürpriz bir kadroyla ona eşlik edecek. İlk defa aynı sahnede yer alacak ikilinin konseri 24 Eylül Cuma akşamı Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Sahnesi'nde gerçekleşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/29-istanbul-caz-festivali-25-haziranda-baslayacak/", "text": "Müzikseverlere güzel bir haber geldi. Özellikle de caz severlere... İstanbulluların ruhu müzikle dolacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 29'uncu kez düzenlenen İstanbul Caz Festivali müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Salon İKSV'de basın toplantısı yapılan festival, 25 Haziran-7 Temmuz'da 200'ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı ağırlayacak. Toplantıda konuşan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, İKSV'nin müzikal çeşitliliği ve kentle ilişkisi açısından festivalin öne çıkan etkinliklerinden biri olduğunu söyledi. Taner, bugüne dek festival aracılığıyla Türkiye ve yurt dışından çok sayıda önemli ismi konuk ettiklerini belirterek, Genç Caz gibi programlarla genç müzisyenlere de festivalde alan açtık. Vitrin Türkiye Güncel Müzik Buluşması'yla ülkemizdeki müzisyenlerin uluslararası bağlar kurmalarına aracılık ettik. Festival tüm bu özellikleriyle dünya çapında caz festivalleri arasında saygın bir yer edindi. 29. İstanbul Caz Festivali'nin de her zamanki gibi yaratıcılığı tetikleyen, merakı cezbeden, düşünce ufkumuzu genişleten bir festival olacağını ümit ediyorum. dedi. Festivale 25 yıldır sponsor olan Garanti BBVA'nın Genel Müdürü Recep Baştuğ, Kültür sanat alanında özellikle de caz müziği gibi özel bir kategoride 25 yıllık bir işbirliği ülkemizde örneğine çok sık rastlanan bir durum değil. Bu sebepledir ki festivale çeyrek asırdır destek verebilen bir kurum olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Büyük bir özveri ve emekle İstanbul'u bir caz kentine dönüştüren, bizlere festival coşkusu yaşatan İKSV'ye teşekkür ediyor, müzikseverlere şimdiden keyifli bir festival diliyorum. ifadelerini kullandı. Festival kapsamında konser verecek isimler arasında beş Grammy ödüllü Dianne Reeves, Melody Gardot, John McLaughlin, Enrico Pieranunzi, Teoman, Kalben, Yom, Boom Pam ve Kutiman yer alıyor. Parklarda Caz konserleri her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul'un çeşitli ilçelerindeki parklara yayılacak. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek konserlere her yaştan festival izleyicisi davetli olacak. Festivalin en özel etkinliklerinden +1'li Gece Gezmesi ise bu yıl yeniden Kadıköy'ün sevilen mekanlarında tek gecelik bir müzik maratonu olarak düzenleniyor. Festivalde 20 yıldır devam eden Genç Caz projesi 20. yılında Genç Caz+ adını alarak genç müzisyenleri daha geniş bir çerçevede desteklemeyi amaçlıyor. İlk defa geçen sene Mehmet Uluğ Fonu'nun desteği, Sony Music Türkiye ve Babajim İstanbul Stüdyoları'nın iş birliğiyle hayat geçirilen Genç Caz+ albümü, bu yıl da Genç Caz+ finalistlerine takdim edilecek. Genç Caz+'ya seçilecek müzisyen ve topluluklar ayrıca Parklarda Caz etkinliklerinde uluslararası sanatçılarla aynı sahneyi paylaşma imkanını bulacak. 29. İstanbul Caz Festivali'nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü ise caz sanatçısı Hayati Kafe'ye verilecek. Festivalin afişi de bu yıl çizgi roman sanatçısı, karikatürist ve illüstratör M. K. Perker tarafından hazırlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/3-istanbul-dijital-sanat-festivalinin-acilisi-akmde-yapildi/", "text": "Bu yıl üçüncüsü düzenlenen İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin açılışı, Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen etkinlikle yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığının desteği ve PASHA Bank'ın ana sponsorluğundaki açılış etkinliği, Türkiye'nin ilk yapay zeka küratörü Avind'in İngilizce ve Türkçe sunumuyla başladı. Açılış konuşması yapan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Türkiye'nin dijital sanat alanında dünyada önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, Özellikle küresel salgın döneminde dijital alan, sanatın sunulduğu yeni bir mecra olmasının yanı sıra sanatın içeriğini, dilini ve içeriğini derinden etkilemeye başladı. dedi. Yavuz, Dijital sanat, sanatçıların bilim ve teknoloji gibi alanlarla çalışmalarını kolaylaştırmasıyla ufkumuzu genişletiyor. değerlendirmesinde bulundu. Kültür ve Turizm Bakanlığının ülke genelinde kültür sanat algısını güçlendirmek için durmaksızın çalıştığına vurgu yapan Yavuz, Bakanlığımız, şu anda bulunduğumuz AKM gibi bulundukları şehre değer katan, en son teknolojik imkanlarda donatılmış kültür sanat yaşam mekanlarını kurmakta ve bu mekanlarda pek çok güzel etkinliklerin gerçekleştirmesini sağlamaktadır. diye konuştu. Yavuz, 3 senedir destek oldukları İstanbul Dijital Sanat Festivali gibi sanatı geliştirmeyi hedefleyen etkinliklere destek olmayı sürdüreceklerini vurguladı. Dijital Sanat Derneği Başkan Yardımcısı Hale Yıldırım, festivalin içeriğine ilişkin bilgi vererek Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu? temalı festivalde, Azerbaycanlı yapay zeka sanatçısı Shusha'nın çalışmaları da yer alacak. açıklamasında bulundu. Açılış etkinliğinin ardından katılımcılar, festival kapsamında sergilenen dijital eserleri inceledi. Her yaştan ziyaretçinin ücretsiz katılabileceği 3. İstanbul Dijital Sanat Festivali, 5 Haziran'a kadar çeşitli etkinliklerle AKM'de sürecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/3-istanbul-uluslararasi-deneysel-film-festivali-basvurulari-basladi/", "text": "Oddviz Kolektifi İstanbul Uluslararası Deneysel Film Festivali kapsamında gerçekleştireceği 'Envanter' atölyesi ile üç boyutlu kayıt alma tekniğini öğretmek, yaygınlaştırmak ve günümüz İstanbul'undan geleceğe sayısal, foto-gerçekçi ve üç boyutlu belgeler bırakmayı amaçlamaktadır. Bu modellerin; yazı, ses, fotoğraf ve videonun yanında, günümüze ışık tutacak ve gelecek nesiller tarafından izlenip-işlenebilecek yeni bir medya tipi olarak kültür arşivimize girmesi önemlidir. Başvuru formu 31 Ekim Pazar 23:59'a kadar doldurulabilir. 80'li yıllarda dijitalleşme ile yaygınlaşan el kameraları, ailenin veya kişinin kendini kamusal ya da özel alanda kayıt altına aldığı, anıları görüntüye hapsettiği aile filmlerine olanak sağladı. Ancak çoğunlukla seyircisi bulunmayan bu otobiyografik görüntülerin üzerine yeniden düşünmek ve kurgu yoluyla yeni bir anlatı inşa etmek mümkün mü? Gerçek ile kurgu, kurmaca ile belgesel ve otobiyografinin sınırlarının ne olduğu sorularıyla yola çıkarak tasarlanan atölyede, katılımcıların getirdikleri malzemeye perspektif ve kurgu yoluyla müdahale etmeleri hedeflenmektedir. İlk oturumda buluntu görüntünün gayri resmi tarihi ve aile albümlerinin yeniden biçimlendirilmesine dair teorik arka planı mevcut örneklerle incelemek, ikinci oturumda kişinin kendi malzemesine bakış ve anlatı inşaası hakkında düşünmek ve egzersiz yapılması hedeflenmektedir. Bu oturumdan sonra katılımcılardan bir kaç gün sonra yapılacak üçüncü oturuma kadar çalışacakları kurgu denemesi hakkında bir metin hazırlamaları istenecektir. Üçüncü oturumda mevcut metinler üzerine tartışacak ve projeler geliştirilecektir. Başvuru formu 31 Ekim Pazar 23:59'a kadar doldurulabilir. Bu atölye Kurtuluş semtinde pandeminin ilk dalgasında sokağa çıkma yasaklarının geniş ölçekli olarak uygulandığı Mayıs ve Haziran (2020) aylarında yapılan saha araştırmasından yola çıkarak, semt sakinlerinin sessel deneyimlerini merceğine alan Fiziksel Mesafeyi Aşan Sesler: Pandemide Kurtuluş'ta Akuzmatik Mekanlar isimli makaleyi merkeze alıyor. Araştırmanın bir uzantısı olmaktan öteye geçmeyi de amaçladığımız bu atölyede mahrem ve kamusal seslerin katılımcılar için anlamlarına kulak kabartılacaktır. Bu atölyede kaynağı görülmeksizin sesin duyulması deneyimini ifade eden ve kamusal ve mahrem seslerin birbirine sızdığı mimari alanları tanımlamak için kullandığımız akuzmatik mekanların hayattaki işlevi, oralarda toplanan seslerin katılımcıların kişisel ses belleğindeki yansımaları ve bu mekanların akustik potansiyellerinin farklı üretim biçimlerine nasıl dönüşebileceği üzerine tartışılacaktır. Ayrıca atölye bu kavramların katılımcılarda yaratacağı işitsel üretime odaklanmayı hedeflerken aynı zamanda akustik topluluğun kamusal ve mahrem mekanlar arasındaki sessel icralarını birlikte keşfetme fikrine de yaslanıyor. Farklı günlerde 1 buçuk saatlik iki oturum şeklinde gerçekleşecek atölyenin ilk oturumunda yürütücülerin makalede kullanılan kavramları açıklayıp tartışmaya açtığı bir ortam yaratmak amaçlanıyor. İkinci oturumda ise katılımcıların kendi üretim süreçlerini paylaşacakları ve akuzmatik mekanları onların nasıl tanımladığı üzerinden bu mekanlarda dolaşan seslerin farklı üretim biçimleri ile nasıl birleşebileceği üzerine bir diyalog oluşması hedefleniyor. Başvuru formu 31 Ekim Pazar 23:59'a kadar doldurulabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/3-uluslararasi-dostluk-kisa-film-festivali-yarin-basliyor/", "text": "Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu festivalde 47 kısa ve 3 uzun metraj film sinemaseverlerle buluşacak. Bu yıl Yunus Emre anısına 3.'sü düzenlenen Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali yarın başlayacak. Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu festival kapsamında, dünyanın dört bir yanından, film sanatına ve kültür hayatına katkısı yüksek olan filmler seyirciyle buluşacak. Festival, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkılarıyla 11-13 Aralık'ta online olarak gerçekleştirilecek ve 47 kısa film ile 3 uzun metraj filmi sinemaseverlerin beğenisine sunacak. Kısa filmler Yarışma, Panorama ve Kırk Yıllık Hatır seçkilerinde, uzun metraj See Factory Sarajevo Mon Amour, Hurmalar Büyüdüğü Vakit ve Holy Boom da özel gösterimde www. dostlukfilmfestivali. com adresinden üzerinden ücretsiz olarak izlenebilecek. Beş ödülün sahiplerini bulacağı ödül töreninin ise 14 Aralık'ta Grand Pera Emek Sahnesi'nde yapılması planlanıyor. Törene, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Türk Kızılay Başkanı Dr. Kerem Kınık, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Şeref Ateş, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy ile jüri üyeleri Vedat Özdemir ve İrem Altuğ'un da katılımı bekleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/3-uluslararasi-dostluk-kisa-film-festivalinde-oduller-sahiplerini-buldu/", "text": "Bu yıl Yunus Emre anısına üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu. Festival kapsamında bu yıl, Le Syndrome d'Archibald filmiyle Daniel Perez ve Da Yie filmiyle Anthony Nti, 25 bin lira değerindeki birincilik ödülünü paylaştı. Bu yıl Yunus Emre anısına üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu. Anadolu Ajansı'nın Global İletişim Ortağı olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkılarıyla gerçekleştirilen festivalin ödül töreni, Grand Pera Emek Sahnesi'nde yapıldı. Festival kapsamında bu yıl, Le Syndrome d'Archibald filmiyle Daniel Perez ve Da Yie filmiyle Anthony Nti, 25 bin lira değerindeki birincilik ödülünü paylaştı. Jafar Altafi Where We Come From filmiyle 15 bin lira değerindeki ikincilik ödülünün, Alberto Marchiori ise The Leak filmiyle 10 bin lira değerindeki üçüncülük ödülünün sahibi oldu. Kızılay Dostluk Ödülüne Muhammed Furkan Daşbilek Bir Nehir Kıyısında filmiyle Fono Film Post-Prodüksiyon Ödülüne ise Vaveyla filmiyle Birhat Temel layık görüldü. Sinemanın ustalarını onurlandırmak için verilen Dostluk Onur Ödülünü Necip Sarıcı aldı. Jüri Özel Ödülüne ise yönetmenliğini Mona Shahi'nin yaptığı The Red Fire filmi layık görüldü. Törene Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Türk Kızılay Başkanı Dr. Kerem Kınık, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Şeref Ateş, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Kızıldağ, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy katıldı. Hasan Kiriş'in gerçekleştirdiği müzik dinletisi ve festivalin tanıtım filmiyle başlayan gecede konuşan Demircan, Bu topraklar sadece bereketi, güzelliği, denizi ve dağıyla değil, insanın insana olan yarenliğiyle de kıymetli topraklardır. Yunusların, Nebilerin, Nedimlerin, Nesimilerin, Mevlanaların, Veysellerin ve Neşetlerin üzerinden geçtiği bu topraklarda sevginin gücü kuru bir dalı yeşertir. Gönlü darda olanı da iyileştirirdedi. Soysal, emeği geçenlere teşekkür ederek, Bizler bu dünyada gelip geçiciyiz. Kervan göçüp gidecek ama dostlukla ve sevgiyle ortaya konulan büyük eserler tarihe kalacak diye konuştu. Festival Genel Koordinatörü Mehmet Lütfi Şen ise dünyanın olumsuz gidişatına değinerek, İnsanlık ele geçirdiği teknolojik üstünlükle tabiatı esir haline getirdi ve katlediyor. Güce tapınan insan kendi sonunu hazırlıyor. Bunun tek bir panzehri var, o da Anadolu'da mayalanmış dostluk. Bu dostluğu biz kendi çocuklarımıza ve dünyaya iletmek için sanatın en etkin yöntemlerinden biri olan sinemayı seçtik ifadelerini kullandı. Programda ayrıca Türk Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Şeref Ateş, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy da konuşma yaptı. Konuşmaların ardından dereceye girenlere ödülleri takdim edildi ve etkinlik, kapanış filmi Bir Nehir Kıyısındanın gösterimi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/3-uluslararasi-dostluk-kisa-film-festivalinin-programi-belli-oldu/", "text": "Bu yıl Yunus Emre anısına düzenlenen 3. Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali, 11-13 Aralık'ta gerçekleştirilecek. Anadolu Ajansı'nın Global İletişim Ortağı olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün katkılarıyla düzenlenen festivale, 33 ülkeden 301 filmle başvuru yapıldı. Türkiye'de ilk kez gösterime girecek filmlerin de yer aldığı festivalde, 48 kısa ve 3 uzun metraj toplamda 51 film, Beyoğlu, Kadıköy ve Zeytinburnu'nda sinemaseverlerle buluşacak. Yunus Emre anısına düzenlenen festivalde bu sene, 10 ülkeden 16 kısa film ödüller için yarışacak. Türkiye'den 5, İran'dan 3, Fransa, ABD, İtalya, Kırgızistan, Hırvatistan, Almanya, Gana, Bosna Hersek'ten birer filmin bulunacağı yarışma seçkisinde animasyon ve kurmaca filmler yer alıyor. Yarışma seçkisinin yanı sıra festivalde bu sene Yarışma, Kırk Yıllık Hatır, Panorama ve Özel Gösterim seçkilerindeki gösterimlerin yanı sıra konferanslar, söyleşiler ve atölyeler yapılacak. 3. Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali'nin finalist filmlerini, 19 Kasım'da Akademi Beyoğlu'nda düzenlenecek tanıtım toplantısında jüri üyesi İrem Altuğ açıklayacak. Dereceye giren filmlere verilecek ödül miktarlarına ilişkin basın toplantısında bilgi sunulacak. Festivalin yarışma seçkisinde, Tor, Dummy, Where We Come From, Shriek-Vaveyla, Le Syndrome Archıbald, Çamaşır Suyu, On The Boat, The American Bull, Anı, The Leak, My Border, My Forest, The Red Fire, Yağmur, Şnorkel ve Yeşil Fasülye, Interstate 8, Bir Nehir Kıyısında ve Da Yie filmleri gösterilecek. Kırk Yıllık Hatır seçkisinde Başka Vatanımız Yok, Majid'den Sevgilerle, Replacement, Maradona's Legs, Return, Merkeb-i Mesa, Gaza Footbullet, Meryem Ana, Behind The Glasses, Zamanın Rengi, Kar Tanesi, Nuovo Cinema Paravirus, Çay Var İçersen, Büyülü Fener Bekçileri ve Bullmastif filmleri sinemaseverlerle buluşacak. Festivalin Panaroma seçkisinde Anuş, Paydos, Fermuar Ucu, Gabriel, The Fosterless, Boars, Moon Drops, Colpa Del Mare, The Assistant, Close Your Eyes And Look At Me, Dry Sea, Deja Vu, Direk Aşk, Circo De La Vida, Rebel, Yağmur Olup Şehre Düşüyorum ve Sticker filmlerinin gösterimi yapılacak. Özel Gösterim Seçkisinde ise Bosna Hersek'ten 11 yönetmenin gerçekleştirdiği See Factory Sarajevo Mon Amour filmi, Yunanistan'dan Jüri Üyesi Maria Lafi'nin Holy Boom filmi, Azerbaycan'dan ise yine bu yılki festival jürisinde bulunan Yönetmen Hilal Baydarov'un When the Persimmons Grew filmi yer alıyor. Festivalde ayrıca, Necip Sarıcı'ya Dostluk Onur Ödülü takdim edilecek. Birincilik, ikincilik, üçüncülük ödüllerinin yanı sıra Türkiye'den bir kısa film yönetmenine sonraki filmine destek için Yunus Emre Dostluk Teknik Destek Ödülü ve bir filme de Kızılay Dostluk Ödülü verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/3-uluslararasi-nazim-hikmet-siir-gunleri-basliyor/", "text": "Ataşehir Belediyesi tarafından Nazım Hikmet'i anma ve anlama amacıyla hazırlanan ve bu yıl 3. kez düzenlenen Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Günleri, bu yıl 7 10 Ekim 2021 tarihleri arasında Erdal Eren Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek. Şiir Günleri'nin bu yılki Onur Konuğu, Türkçe'nin yaşayan en önemli şairlerinden biri olan Şükrü Erbaş. Türkiye'den çok sayıda şairin yanı sıra, Hırvatistan'dan da üç şairin katılımıyla düzenlenecek etkinlikte katılımcılar, Türkiye'nin ve dünyanın önemli şairleri ile tanışma fırsatı yakalayacak ve şiirleri şairlerinin sesinden dinleme olanağı bulacak. Söyleşi, imza günü, panel ve şiir dinletilerinin yer aldığı festivale Haydar Ergülen, Şükrü Erbaş, Tozan Alkan, İsmail Afacan, Osman Bozkurt, Tuba Bozkurt, Gökçenur Ç., Aba Müslim Çelik, Mehmet Erte, Marjan Grakalic, Devrim Horlu, Metin Kaygalak, Nilay Özer, Goran Beus Richemberg, Zeynep Derya Rota, Sinem Sal, Engin Turgut ve Darija Zilic katılacak. Festivalin bu yılki konuk ülkesi Hırvatistan. Hırvatistan'ın önde gelen üç Hırvat şairi Darija Zilic, Goran Beus Richtemberg ve Marjan Grakaliç kendi şiirlerini sunacaklar. Ayrıca bu üç şair katılımcılar ile Hırvat Şiiri panelinde bir araya gelecek. Hem kendi şiirlerini hem de başka şairlere ait şiirleri besteleyen şair ve müzisyen Tozan Alkan ve günümüzün gözde müzisyenlerinden Erdal Güney şiirseverlere unutulmaz müzik dinletileri sunacak. Festivalde on iki genç şair Genç Şiir panelinde bir araya gelecek ve şiir yazarken yaşadıkları duyguları ile yazın dünyalarını anlatacaklar. Bu yıl Ataşehir Belediyesi, festivalin 8 Ekim'de yapılacak bölümünü kardeş belediyelerinden biri olan Adalar Belediyesi ile birlikte gerçekleştiriyor. Festival katılımcıları Hırvat şairlerle birlikte Büyükada'da Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi'nde olacaklar ve ada halkıyla bir araya gelip şiirlerini okuyacaklar. Şiir Günleri'nde festivale adını veren büyük usta Nazım Hikmet de anılacak. Bu yıl Nazım Hikmet ile ilgili iki kitap yazan değerli yazar ve şair Atilla Birkiye; büyük ustanın eşi Piraye Hanım'a yazdığı şiirleri anlatacak. 3. Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Günleri, Ataşehir'de yer alan çeşitli sitelere yapılacak ziyaretler ve bu sitelerde düzenlenecek olan şiir dinletileriyle son bulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/30-istanbul-caz-festivali-7-18-temmuzda-gerceklestirilecek/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 30. kez düzenlenen İstanbul Caz Festivali, 7-18 Temmuz'da müzikseverlerle buluşacak. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, biletleri 24 Mart Cuma günü genel satışa çıkan festival, 200'ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı ağırlayacak. Festivalin konuğu olacak isimler arasında The Lumineers, Fatoumata Diawara, Lizz Wright, Youn Sun Nah Quartet, Alfa Mist, Morcheeba, Kovacs, Mammal Hands, Adamlar, Ekin Beril, Elif Sanchez, Mert Demir ve Takeshi's Cashew yer alıyor. Vurmalı çalgılar ustası Okay Temiz ile Riff Cohen'i de ilk kez bir araya getirecek Riff Cohen ve Okay Temiz The Ritual de festivalin özel projeleri arasında bulunuyor. Festivalin klasik mekanlarına bu yıl Parkorman'ın yanı sıra yeşillikler içindeki terasıyla Robert Koleji ekleniyor. Festivalin diğer konserlerine, The Marmara Esma Sultan Yalısı ve Sultan Park-Swissotel the Bosphorus ev sahipliği yapacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/31-akbank-caz-festivali/", "text": "Türkiye'nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali bu yıl 1-10 Ekim tarihleri arasında şehri cazın farklı renkleriyle 31. kez buluşturacak. Pozitif iş birliğiyle gerçekleştirilen ve Avrupa'nın en prestijli caz festivallerinden biri konumunda olan Akbank Caz Festivali, 31. yılında 10 farklı mekanda, Türk Caz sahnesinden 100'ün üzerinde sanatçının performanslarına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Yıllar içinde genişleyen müzikal yelpazesi kapsamında klasik ve modern caz, elektronik müzik, hip-hop ve dünya müziğinin farklı projelerine de yer veren Akbank Caz Festivali, bu sonbaharda şehri caz müziği ile farklı müzik türlerinin bir araya geldiği programı ile karşılayacak. 2000'lerin ortalarından bu yana, solo üretimleri ve iş birlikleriyle Türkiye hip-hop sahnesinin lokomotif isimlerinden olan Kamufle ve Lara Di Lara adıyla solo kariyerine odaklanan Dilara Sakpınar, 2021'de beş şarkılık Denge EP'sini yayımladı. Trip-hop, lo-fi, hip-hop türlerinin kesişim noktasında bulunan ve hikaye anlatıcılığını ön planda tutan albüm, farklı tarzlara sahip iki müzisyeni ortak hislerde buluşturdu. Albümlerinin adındaki dengeyi müziklerine ve sahne performanslarına taşıyan ikili, sizi Akbank Caz Festivali sahnesinde farklı türlerin uyumuyla karşılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/32-ankara-film-festivali-4-12-kasim-tarihleri-arasinda-yapilacak/", "text": "Ulusal Yarışmalar ve Proje Geliştirme Desteğine yapılacak başvuruların 1 Mart'tan itibaren alınacağı 32. Ankara Film Festivalinde, klasik filmlerin yanı sıra Türkiye ve dünya sinemasından en yeni örnekler sinemaseverlerle buluşacak. Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle ve Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfınca 32.'si düzenlenecek Ankara Film Festivali, 4-12 Kasım 2021 tarihleri arasında Kızılay Büyülü Fener Sineması'nda yapılacak. Vakıf tarafından yapılan açıklamaya göre, festivalde, klasik filmlerin yanı sıra Türkiye ve dünya sinemasından en yeni örnekler sinemaseverlerle buluşacak. Festivalin afişi, tasarım öğrencileri ve sanatçılarına açık çağrıyla yapılacak yarışma sonucu seçilecek. Festivalin Ulusal Yarışmalar bölümü, uzun, belgesel ve kısa film dallarında yarışacak 2020-2021 yapımı filmlerin Ankara galalarına ev sahipliği yapacak, Türk sinemasının yenilikçi projelerini keşfeden Proje Geliştirme Desteği ise ilk ya da ikinci filmini çekecek sinemacılara maddi destek sağlayacak. Festivalin özel seçkilerle yeni ve klasik filmleri buluşturan Dünya Sineması bölümü, yılın önemli festivallerinden ödüllerle dönmüş filmlerin gösterildiği Festivallerden bölümü ve usta yönetmenleri filmleriyle hatırlayan Anısına bölümleri de bu yıl film tutkunlarının karşısına çıkacak. 32. Ankara Film Festivali'nin Ulusal Yarışmalar ve Proje Geliştirme Desteğine yapılacak başvurular, 1 Mart'tan itibaren alınacak. Festival ile ilgili gelişmeler ve yarışma başvuruları, filmfestankara. org. tr adresi ve festivalin sosyal medya hesaplarından takip edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/32-yil-sonra-30-sair-istanbulda-bulusuyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100 yılını kutlamaya Poesium İBB 2. Uluslararası Şiir Forumu ile devam ediyor. 32 yıl aradan sonra tekrar İstanbul'da düzenlenen geniş kapsamlı şiir festivaliyle, dizeler 7-10 Aralık tarihleri arasında, dört gün boyunca Metrohan'dan kente yayılacak. Dokuz ülkeden 30 şairin katılacağı Poesium İBB 2. Uluslararası Şiir Forumunda, oturumlar, söyleşiler ve şiir dinletilerine yer verilecek. Cumhuriyetin yeni yaşı, farklı dillerden ve kuşaklardan şairler; Abdo Wazen, Carolyn Forche, Hemant Divate, Milo de Angelis, Phoebe Giannisi, Raul Zurita, Rosa Jamali, Yolanda Castano, Adnan Özer, Ahmet Telli, Ataol Behramoğlu, Baki Ayhan T., Cevat Çapan, Enis Batur, Gonca Özmen, Gökçenur Ç., Gülce Başer, Gülseli İnal, Güven Turan, Haydar Ergülen, Hilmi Yavuz, Lale Müldür, Mehmet Özkan Şüküran, Murathan Mungan, Nilay Özer, Ömer Erdem, Pelin Özer, Seyyidhan Kömürcü, Şükrü Erbaş ve Tuğrul Tanyol ile yeniden coşkuyla kutlanacak. Uluslararası bir şiir forumu olan poesium, çeşitli ülkelerden farklı dil ve kuşaklardan önde gelen şairlerle Türkiye'nin önemli şairlerini buluşturan, şiir ve şiirin dahil olduğu her şeyin konuşulduğu, tartışıldığı, değerlendirildiği bir platform. Farklı coğrafyaları ve kültürleri duygunun dili olan şiirle bir araya getiren Poesium İBB 2. Uluslararası Şiir Forumu 32 yıl aradan sonra tekrar İstanbul'da düzenleniyor. İBB tarafından ilki 1991 yılında, 40 şairin katılımıyla gerçekleşen bu anlamlı şiir birlikteliği, 32 yılın ardından, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılında dokuz farklı ülkeden şairleri ağırlayacak. 7-10 Aralık tarihleri arasında Beyoğlu'nun simge mekanlarından Metrohan'da düzenlenecek poesium'a, Türkiye'nin dışında ABD, Hindistan, İran, İspanya, İtalya, Lübnan, Şili ve Yunanistan'dan şairler katılıyor. Dört gün boyunca sürecek Poesium İBB 2. Uluslararası Şiir Forumunda Dünya Yoldayken Şiir Nereye, Cumhuriyetin 100 Yıllık Şiiri, 2000 Sonrası Şiir, Fanzin, Yapay Zeka, Şiirin Geleceği, Şiirde Feminist Dalga ve Şiirde Yeni Olanaklar konularında oturumlar, şair söyleşileri ve şiir okumaları gerçekleşecek. Şiir ve şiirin dahil olduğu her şeyin konuşulacağı, tartışılacağı ve değerlendirileceği Poesium İBB 2. Uluslararası Şiir Forumunun her oturumunda İngilizce-Türkçe, ilgili oturumlarında da İspanyolca-İtalyanca simultane tercüme yapılacak ve foruma girişler ücretsiz olacak. İBB Kültür'ün ücretsiz olarak gerçekleştirdiği tüm etkinlik programlarına İBB Kültür sosyal medya hesapları ve www. kultursanat. istanbul adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/33-yilinda-erhan-us-belgeseli/", "text": "36 dakikalık '33. Yılında Erhan Us Belgeseli'; Us'un çocukluk ve öğrencilik yılları, sivil toplum kuruluşundaki başkanlıkları ve kişilik özellikleri, kurduğu dijital ve stratejik ajans, yazdığı 'Dijital Prestij: Sosyal Medya, Teknoloji ve Marketing Üzerine' kitabı, 20'yi aşkın ülkede 70'ten fazla sergide sanatseverlerle buluşan eserleri ve sanatı gibi başlıklardan oluşuyor. Sanatçı ve yazar olan Us; 1987'de Ankara'da doğmuş, Bilkent Üniversitesi THM'den sonra, marketing çalışmaları ve on bir sivil toplum başkanlığına istinaden 'En İyi Dijital Ajans' ödüllerine ve uluslararası onur nişanlarına layık görülmüş, İstanbul ve Anadolu Üniversiteleri'nde Sosyoloji ve Felsefe çalışmalarına devam etmişti. yapısı, kadın hakları, metalaşma / kimliksizleşme, iktidar ve otokrasi, popülizm, statüko, şekilcilik, toplumun kutuplaşması ve yozlaşma gibi başlıklar üzerine yaptığım çalışmaları görselleştiriyor. Kendisi AFSAD, Fotokolektif ve Anadolu Görsel Sanatlar Derneği üyesi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/35-kitabinin-yazari-idil-olgactan-ikinci-roman/", "text": "İlk kitabı 35 ile okuyucuyla buluşan İdil Olgaç, bir sene aradan sonra ikinci kitabı ON ile karşımızda... Bu kitap, intihar eden bir kadının ardından, bir doktorun kendisini tam olarak o kadının hayatının içinde bulması ve kendi hayatını sorgulamasını anlatıyor. Çocukluk travmaları, gençlik hataları ve gelecek kaygılarının yer aldığı bu kitapta, eski Beyoğlu sokaklarına da atıfta bulunuyor. Ya Beyoğlu sokaklarında yok olup gidecektim ya da hayatı ciddiye alıp ayaklarımın üzerinde duracaktım. İlk kitabı 35'te bahsettiği tek başına hayat mücadelesi veren kadın, bu kitapta da karşımıza çıkıyor. Yazar İdil Olgaç; 35'teki Asya ile ON'daki Selen aslında birbirinin benzeri kadınlar. Biri ayakta kalmayı başardı, diğeri başaramadı diyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/36-genc-gunler-muze-gazhanede-basliyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın geleneksel olarak düzenlediği 36. Genç Günler, 9 Mayıs 2022 Pazartesigünü 19.00'da Müze Gazhane'de başlıyor. 36. Genç Günler; 9-19 Mayıs tarihleri arasında söyleşiden atölyeye, üniversite tiyatro gösterimlerinden sergilere birçok farklı etkinlikten oluşuyor. Daima Genç üst başlığıyla düzenlenen Genç Günler, bu yıl Vazgeçmiyoruz temasını benimsedi. 36. Genç Günler Festivali kapsamında, İBB Şehir Tiyatroları Genç Tiyatro'nun Çingene Boksör oyununun yanı sıra üniversitelerin konservatuvar ve oyunculuk bölümlerinden 23 oyun (12 okuldan) ve üniversitelerin tiyatro kulüplerinden 12 oyun (7 okul) olmak üzere, toplam 36 tiyatro grubunun oyunları sahnelenecek. İBB Şehir Tiyatroları'na ait Müze Gazhane'deki Büyük Salon artık, 2014 yılında aramızdan ayrılan Prof. Dr. Sevda Şener'in ismiyle anılacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sahneye ismi verilen Sevda Şener, hayatını gençlere adamış, tiyatro sanatına birçok öğrenci yetiştirmiş, hocaların hocası unvanını hak etmiş bir isim. Sahnenin isim açılışı, 36. Genç Günler açılış programının içerisinde Prof. Dr. Sevda Şener'in ailesi, öğrencileri, tiyatro dünyasından isimlerin de olacağı, 9 Mayıs Pazartesi günü saat 19.00'da gerçekleştirilecek. İBB Şehir Tiyatroları, Moliere'in doğumunun 400. yılı anısına, Fransız Kültür Merkezi ile birlikte ortak bir etkinlik düzenliyor. 11 Mayıs Çarşamba günü 15.00'te Comedie-Française'in sahnelediği Moliere'in Hastalık Hastası oyununun dijital gösterimi yapılacak. Fransız Kültür Merkezi'nde saat 17.30'da Cem Başak'ın moderatörlüğünde, İBB Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Hastalık Hastası oyununun başrol oyuncusu Şükrü Türen ve oyunun yönetmeni Tolga Yeter'in katılacağı bir söyleşi gerçekleştirilecek. İBB Şehir Tiyatroları ve Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi'nin 36. Genç Günler kapsamında ortaklaşa düzenlediği 26. Bedia Muvahhid Ödülü Uğurtan Atakan yönetiminde 13 Mayıs 2022 Cuma günü saat 20.30'da Müze Gazhane Sevda Şener Sahnesi'nde gerçekleştirilecek. 36. Gençlik Günleri kapsamında Japon Sanat Merkezi İBB Şehir Tiyatroları işbirliği ile 15 Mayıs Pazar günü 13.00'te büyük CosPower buluşması yapılacak. Etkinliklerin içinde çeşitli workshoplar ve ödüllü anime bilgi yarışması da yer alacak. Ardından 17.00'de CosWalk ve 19.00'da Cos-Power Anime DJ Parti yapılacak. Tiyatro Kostümleri Sergisi 15 Mayıs günü Müze Gazhane Meydan Sahnesi fuayesinde, Manga Academy Öğrencileri Karakter Tasarımı Sergisi, 10-19 Mayıs 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümü Tiyatro Her Zaman Olacak Öğrenci Sergisi 10-19 Mayıs 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi fuayesinde ziyaretçileriyle buluşacak. -Nilgün Onat'ın Nefes ve Ses Atölyesi 10 Mayıs Salı Günü 14.00'te Müze Gazhane Meydan Sahne'de. -Reha Özcan'ın Oyundan Anlatıya Oyuncunun Dünyasına Giriş Atölyesi 11 Mayıs Çarşamba Günü 12.00'de Müze Gazhane Büyük Sahne'de. -Beyti Engin'in Oyuncunun Psikolojisi ve Karakter Psikolojisi Atölyesi 12 Mayıs Perşembe günü 12.00'de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. -Emre Yıldızlar'ın Hareket ve Oyun Atölyesi 16 Mayıs Pazartesi günü 12.00'de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. -Emrah Eren'in Yönetmenin Dünyası Atölyesi 17 Mayıs Salı günü 13.00'te Müze Gazhane Meydan Sahne'de. -Ege Maltepe'nin Spolin Doğaçlama Atölyesi 18 Mayıs Çarşamba günü 12.00-18.00 arası Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Not: Atölye çalışmalarımız ücretsizdir. Atölyelerimizde kayıt zorunluluğu yoktur. Yalnızca Ege Maltepe'nin düzenlediği Spolin Doğaçlama Atölyesi 2 grup olarak planlanmıştır. 1. Grup 12.00'de, 2. grup 15.30'da başlayacaktır. Her bir grup 20 kişiyle sınırlıdır. Sadece bu atölyeye gencgunleratolye@ibb. gov. tr adresinden kayıt yaptırabilirsiniz. -Bager Akbay'ın Dijital Sanat Söyleşisi 11 Mayıs Çarşamba günü 13.00'te Müze Gazhane Meydan Sahnesi'nde. -Celal Kadri Kınoğlu'nun Oyuncunun Sırları Söyleşisi 13 Mayıs Cuma günü 13.00'te Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. -Onur Saylak'ın Oyuncu ve Yönetmen Olarak Anlatıcı Söyleşisi 17 Mayıs Salı günü 14.00'te Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/37-genc-gunler-sahne-dekoru-ve-kostumu-bolumu-ogrenci-isleri-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın düzenlediği 37. Genç Günler kapsamında, MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Dekoru ve Kostümü Bölümü'nün hazırladığı bir sergi Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi fuayesinde izleyici ile buluşuyor. Bölümün eğitim öğretim programında özellikle son bir yılda üretilen işlerden oluşan sergileme, birinci yıl öğrencilerinden yüksek lisans düzeyindeki çalışmalara uzanan bir sıralamada dekor, kostüm ve kukla sanat dallarının uygulamalarını, çizim, maket, kostüm, aksesuar ve üç boyutlu örnekler eşliğinde sunuyor. Sergi, sahne tasarımı eğitimi çerçevesinde tiyatro, opera ve sinema projelerinde gelişen üretim sürecinin ve bu alanda akademik eğitim alan öğrencilerin bir metne nasıl bir metotla yaklaştıklarının görünür hale gelmesi ve tiyatro eğitimi alan farklı disiplinlerdeki öğrencilerin birbirlerinin yaklaşımlarını tanımaları açısından önem arz ediyor. Kukla alanında sergilenen işler ise ipli kukla, stop motion, muppet kukla ve karakter tasarımına yönelik 3d printer uygulamalar açısından ilgi çekiyor. Geleneksel hale gelen bu buluşmada bu yıl ilk kez yapılacak bir etkinlik de sergi konsepti dahilinde bir öğrencinin belirli gün ve saatlerde bu mekanda eskiz sürecini canlı çizim yöntemiyle izleyiciye sunması şeklinde olacak. Sergi, 12 Mayıs tarihine kadar izleyici ile buluşmaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/38-sanatci-39-galeride-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Türkiye'de sanat ortamının gelişimine katkıda bulunmayı amaçlayan, sergilerden elde ettiği gelirin tamamıyla sanatçıları destekleyen İyilik İçin Sanat Derneği, hayata geçirdiği üç projesinde üretilen eserlerden oluşan bir seçkiyi 39 Kalamış Marina'daki 39 Galeri'de sanatseverlerin beğenisine sundu. İyilik İçin Sanat Derneği'nin hayata geçirdiği Pasajda Bir Yıl, Anadolu'dan İzlenimler ve Atölye Cer projelerinde yer alan sanatçılardan 38 sanatçının eserlerinden oluşturulan sergi, 9 Haziran Çarşamba günü 39 Kalamış Marina'daki 39 Galeri'de açıldı. Sergi açılışı, İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, 39 Kalamış Marina sahibi Münteha Adalı, Aylin İşcan Yener, Nermin Aşçıoğlu, Belkıs Dorum, dernek üyeleri ve sanatçıların katılımıyla gerçekleşti. Gerçekleştirilen sergiler ile ilgili sanatçıların heyecanı ve aldıkları geri dönüşlerden memnun olduklarını dile getiren İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, Kısa bir süre önce tamamlanan şehrin çağdaş sanat fuarları Contemporary Istanbul ve ArtContact İstanbul'un ardından hız kesmeden yeni bir sergi ile Avrupa Yakası'nda yaşanan sanat yoğunluğunu Anadolu Yakası'na taşıyoruz. Contemporary Istanbul ve ArtContact gibi çağdaş sanat fuarlarında karşılaştığımız ilgi ile sanatseverlerin ve koleksiyonerlerin derneğimizin çalışmalarına verdikleri destekler bizlere motivasyon kaynağı oluyor. Bu istekle sanatı daha geniş kitlelere yaymak, genç sanatçıların görünürlüklerine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz. Bu vesile ile Anadolu Yakası'nın sanatla buluştuğu, derneğimizin sanatçılarına ev sahipliği yapan, yeni nesil sanatçılara görünürlük kazandırmayı hedefleyen, sanata değer veren yeni mekan 39 Kalamış Marina'daki sergimize tüm sanatseverleri bekliyoruz. dedi. Küratörlüğünü Dr. Feride Çelik'in üstlendiği İyilik İçin Sanat Derneği'nin üç projesinde yer alan sanatçıların birbirinden değerli eserlerinden oluşan seçki, 39 Kalamış Marina'da 9 Temmuz'a kadar ücretsiz olarak görülebilecek. Sergi, aynı zamanda İyilik İçin Sanat Derneği'nin www. iyilikicinsanat. org web sitesinden de takip edilebiliyor ve satın alınabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/39-galeri-de-emek-sanat-ve-kadin/", "text": "39 Kalamış Marina Hotel bünyesinde yer alan 39 Galeri, yine son derece anlamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenmesine karar verilen serginin adı Emek, Sanat ve Kadın olarak belirlendi. İkisi İran kökenli olmak üzere 10 kadın ressamın ürettiği eserleriyle katıldığı karma sergide, heykel çalışmalarından örnekler de bulunuyor. 4 Mart Cuma günü itibariyle sanatseverlerin ziyaretine açılan sergi, 28 Mart 2022 tarihine kadar gezilebilecek. Serginin açılışına, Kadıköy Kaymakamı Dr. Mustafa Özarslan ile birlikte Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz da katıldı. Kadıköylü olan, hatta geride bıraktığımız yerel seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi'nden Kadıköy Belediye Başkan Adayı gösterilen Özgül Özkan Yavuz, sergi açılışında yaptığı konuşmada Bir Kadıköylü olarak böylesine değerli bir serginin açılışında aranızda bulunuyor olmaktan son derece memnunum dedi. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine; ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmış olan Dünya Kadınlar Günü haftasında kadınların gücünün yükselmekte olduğuna dair veriler de paylaşan Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz; Kadının iş gücündeki konumu, bir önceki yıla göre yüzde 27'den yüzde 34'ler seviyesine çıkmıştır. Yine kadın akademisyenlerin oranı da yüzde 50'nin üzerine çıkmıştır. Bunlar çok iyi gelişmeler ifadelerini kullandı. 39 Galeri Kurucusu Münteha Adalı ise serginin açılış konuşmasında Böylesine anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yapmış olmaktan dolayı son derece mutlu ve huzurluyum. Sanatın ulaşılabilir olması çok önemli. Toplumların değişim ve dönüşüm sürecinde sanatın iyileştirici ve birleştirici etkisinin ne denli mühim ve ne denli gerekli olduğunu, yaşadığımız pandemi sürecinde anladık. Bu nedenle elimizden geldiğince sanata ve sanatçıya sahip çıkalım mesajı verdi. 39 Galeri bünyesinde düzenlenen sergiye katılan 10 kadın ressam şu isimlerden oluştu: Ayşegül Karakaş, Devran Tan, Eda Taşlı, Feza Güvenal, Havva Marta, Maryam Salahi, Safa Kasaie, Sema Bicik, Serap Gümüşoğlu ve Yasemin Keltek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/39-galeride-stories-sergisi-acildi/", "text": "Art50. net sanatçılarından Baysan Yüksel, Funda Alkan, Gözde Başkent, Lütfiye Kösten ve Mihriban Mirap'ın eserleri, 9 Kasım-8 Aralık 2022 tarihleri arasında 39 Kalamış Marina Hotel'in galeri mekanı 39 Galeri'de düzenlenen Stories sergisinde bir araya geldi. Art50. net & 39 Kalamış Marina Hotel iş birliğiyle düzenlenen sergide Art50. net'in beş kadın sanatçısı, yazı ile ifade edilmesi zor olan, günlük hayatta fark edilmeyen, gerçekliğin baskısında kalan, kısacası keşfedilmeyi bekleyen hikayelerini izleyicilerle paylaşıyor. Stories sergisi hakkında İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamalarda bulunan 39 Kalamış Marina Hotel & 39 Galeri Kurucusu Münteha Adalı, şunları ifade etti: Üç yıl önce açtığımız bu otelin -1 katında sanatı ve sanatçıyı destekleme projesi kapsamında pandemide çıktığımız yolculuğumuzda, her ay farklı bir sanatçıyla ya da karma sergilerle sanatı ve sanatçıları sanatseverlerle buluşturuyoruz. Sanatı sevmeyenlerin olduğunu düşünmüyorum ama sanatın ulaşılabilir olması ve özellikle Anadolu yakasında, Kalamış Marina'da hem otel hem restaurant hem de sanat galerisinin olması, daha çok sanatla iç içe olma imkanını sağlıyor. Art50. net online galerinin kurucusu, aynı zamanda Stories sergisinin küratörü Güliz Özbek Collini ise sekiz yıldır bu platformun hayatta olduğunu belirterek; Türkiye'de online sanat galerilerinin ilklerinden, hatta ilki olduğumuzu söyleyebiliriz. Bizim amacımız, genç ve yükselen bağımsız sanatçılara bir tanıtım ve satış platformu sağlamak, koleksiyoner olmak isteyen kişilere destek vermek, bilgilendirmek veya teşvik etmek. Genellikle faaliyetlerimizi online platform üstünden yürütüyoruz. Aynı zamanda bazı özel projelerde, otel ve yaşam alanlarında sanatçılarımızı sanatseverlerle bir araya getiriyoruz. Bu sergide özellikle beş kadın sanatçımızın çok özel hikayelerini anlattıkları eserlerle buradayız. Beş kadın sanatçı, birbirinden farklı şekilde kadınların günlük hayatta göz ardı edilmiş, anlatamadıkları, yazamadıkları birtakım konuları resimleriyle yansıtmış haldeler. Bizim de Art50. net olarak yaşam alanlarına sanatı sokmak gibi bir vizyonumuz var dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/39-istanbul-film-festivali-esit-bir-hayat-seckisinde-21-yeni-film-gosterilecek/", "text": "İstanbul Film Festivali, yılın son seçkisi ve Sinemada İnsan Hakları Yarışması'yla 4 24 Aralık tarihlerinde dijital ortamda yeniden izleyiciyle buluşuyor. Yüksek Katkıda Bulunan Tema Sponsoru Zorlu Holding desteğiyle gerçekleşen 39. İstanbul Film Festivali Eşit Bir Hayat seçkisinde 21 yeni film gösteriliyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen İstanbul Film Festivali, yılın son seçkisi ve Sinemada İnsan Hakları Yarışması'yla 4 24 Aralık tarihlerinde dijital ortamda yeniden izleyiciyle buluşuyor. Yüksek Katkıda Bulunan Tema Sponsoru Zorlu Holding desteğiyle gerçekleşen 39. İstanbul Film Festivali Eşit Bir Hayat seçkisinde 21 yeni film gösteriliyor. 10 filmin yarışacağı, Tema Sponsoru Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu'nun desteklediği Sinemada İnsan Hakları Yarışması da seçki kapsamında yer alıyor. Türkiye'de ilk kez gösterilecek 21 filmden oluşan aralık seçkisi gösterimleri filmonline. iksv. org adresinden çevrimiçi olarak gerçekleştiriliyor. 2020 yılının bu son seçkisi eşitlik, çeşitlilik, paylaşım, diyalog konularına odaklanan filmleri bir araya getiriyor. Festivalin Sinemada İnsan Hakları filmleri de bu seçkide yer alıyor. 39. İstanbul Film Festivali Eşit Bir Hayat: Aralık Seçkisi bu doğrultuda Zorlu Holding'in Eşit Bi' Hayat isimli çeşitlilik ve kapsayıcılık odaklı toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı kapsamında destekleniyor. filmonline. iksv. org adresinden izlenecek filmlerin biletleri aynı site üzerinden alınabiliyor. Bilet alınan filmler, gösterime açık kaldıkları 5 gün boyunca izlenebilecek. Her gün 21.00'de bir film gösterime açılacak ve 5 gün sonra 21.01'de gösterimden ve sistemden kalkacak. Önceki seçkilerde olduğu gibi her seansın bilet kapasitesi sınırlı. Filmlere tek tek bilet alınabileceği gibi Kombine Film Paketi de satın alarak 21 filmin tamamı daha avantajlı bir fiyata izlenebiliyor. Türkçe altyazılı olarak yapılacak gösterimlere yalnızca Türkiye'den erişilebiliyor. Biletler 2 Aralık Çarşamba saat 10.30'da filmonline. iksv. org adresinden satışa sunuluyor. 14 yıldır sadece İstanbul Film Festivali'nde verilen ödülüyle Sinemada İnsan Hakları Yarışması bu yıl da devam ediyor. Ödül, Eurimages fonunun sunduğu 5.000 Avro para ödülü ile destekleniyor. Sinemada İnsan Hakları Yarışması'nın kazananı bu yıl Halk Jürisi tarafından yapılacak çevrimiçi oylamayla belirlenecek. Halk Ödülü anketi 5 Aralık 28 Aralık arasında http://anket. iksv. org/filmhalkodulu/ adresinde oylamaya açık olacak ve ödülü kazanan film, 29 Aralık'ta açıklanacak. Sinemada İnsan Hakları filmleri bu yıl Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu'nun desteğiyle gösteriliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/4-cevre-ve-sanat-gunleri-basliyor/", "text": "Sarıyer Belediyesi'nin düzenlediği Kilyos Çevre ve Sanat Günleri'nin bu yıl 4'üncüsü düzenleniyor. Çevre sorunlarının giderek daha da artığı günümüzde doğa için bir araya geliyoruz. 18-19 Eylül'de Kilyos'ta yapılacak etkinlikte Kumda Sanat heykelleri, Mikrokredi Kermesi, Kilyoslu yazarların imza günü, Sarıyer temalı ödüllü fotoğrafların sergisi ve nesli tükenmekte olan Kum Zambakları ziyareti de yapılacak. Sarıyer Belediyesi, İstanbul'un en büyük ve en kapsamlı doğa hareketini çevreci STK'larla birlikte Kilyos'ta düzenliyor. İlk yardım eğitimlerinden AKUT afet bilinçlendirme seminerine, doğal sabun yapımından yogaya, müzik dinletilerine kadar birbirinden farklı etkinliklerin yapılacağı Çevre ve Sanat Günleri iki gün sürecek. Tüm bu etkinliklerin yanı sıra 10'uncu kez düzenlenen Kum Zambakları Festivali'nde de her zaman olduğu gibi renkli görüntüler yaşanacak. 8'incisi yapılan Uluslararası Emin Turan Kumda Sanat Şenliği'nde; iklim krizi ekseninde sorun çözümleri, geri dönüşüm ve doğa savunması üzerinde de durulacak. Türkiye'nin dört bir yanında çıkan yangınlar bu sene gerçekleşecek olan Çevre ve Sanat Günleri'nin gündeminde yer alacak. Yeryüzü Derneği'nden Esra Adalı Ayaz'ın moderatörlüğünü yapacağı Orman Yangınları adlı panele İstanbul Üniversitesi'nden Cihan Erdönmez ile Kuzey Ormanları Savunması'ndan Başar Ali Paşa konuşmacı olarak katılacak. 8. Uluslararası Emin Turan Kumda Sanat Şenliği'nin teması ise Kendin Ol olacak. 15 sanatçı kumdan heykeller yaparak ziyaretçilerin beğenisine sunacak. Etkinliğin kapanışında Elanur Akbulut ve Burak Şen katılımcılara müzik ziyafeti yaşatacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/4-uluslararasi-efes-opera-ve-bale-festivali-24-agustosta-basliyor/", "text": "4. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, 24 Ağustos-3 Eylül 2021 tarihleri arasında yapılacak. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, 2018'den bu yana gerçekleştirilen festival, bu yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine uyularak düzenlenecek. Festivalde opera ve bale eserlerinin yanı sıra konser ve müzikal türleri de yer alacak. Festivalin açılışı, 24 Ağustos Salı günü saat 21.00'de, tadilatın ardından kapılarını açacak Efes Antik Tiyatro'da, İzmir Devlet Opera ve Balesinin sahneleyeceği Giuseppe Verdi'nin opera eseri La Traviata ile yapılacak. Prag Operasından Michaela Zajmi, Bledar Zajmi, Egli Prifti ve İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası flüt sanatçısı Hürkan Ayvazoğlu'ndan oluşan Prag Ensemble konseri, 26 Ağustos Perşembe günü Efes Odeon'da düzenlenecek. Fransız besteci Georges Bizet'nin Carmen operasının müzikleri ile özgün bir koreografide birleştirilen Carmen Balesi, 28 Ağustos Cumartesi günü Efes Antik Tiyatro'da sahnelenecek. Ankara Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu, 1 Eylül Çarşamba günü Bornova Aşık Veysel Amfi Tiyatro'da, izleyiciyi 1930'lar Amerika'sına götüren Gangster müzikaliyle İzmirli sanatseverler için sahnede olacak. Bu yıl hayatını kaybeden opera dünyasının çok değerli iki tenoru Ender Arıman ve Erol Uras anısına 3 Eylül Cuma saat 21.00'de İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası Korosu ve Solistleri tarafından Efes Antik Tiyatro'da bir anma konseri sunulacak. Festivalin sponsorluklarını İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kuşadası Belediyesi, Selçuk Belediyesi, Mavibahçe Alışveriş ve Yaşam Merkezi ile Konak Best Western Hotel üstleniyor. Festival biletleri www. biletinial. com adresinden, Bornova Kültür ve Sanat Merkezi ve Elhamra Gişesi'nden, ayrıca Mavibahçe Alışveriş ve Yaşam Merkezi, Efes Antik Kenti ve Kuşadası'ndan temin edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/40-grafik-tasarim-sergisi-acildi/", "text": "GMK'nın 1981'den bu yana düzenlediği ve Türkiye'de grafik tasarım için bir bellek niteliği taşıyan Grafik Tasarım Sergisi bugün Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde açıldı. Bu yıl hem fiziksel ortamda hem de sergi. gmk. org. tr üzerinden çevrimiçi ve herkese açık olarak izlenebilecek sergi, 40. yılını kutluyor. Sergide Öğrenci Projeleri dahil 24 kategoride 222 grafik tasarımcı, 563 tasarımla yer alıyor. Bu yıl Öğrenci Projeleri kategorisi Dönem İçi Projeler ve Mezuniyet Projeleri olmak üzere iki daldan oluşuyor. Pandemi nedeniyle açılışı yapılamayan 40. Grafik Sergisi'nin ödül töreni, geçen yıl olduğu gibi GMK YouTube kanalından canlı olarak yayınlandı. Kurukahveci Mehmet Efendi'nin ana sponsorluğunda ve Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nin ev sahipliğinde gerçekleşen 40. Grafik Tasarım Sergisi'ni 8 Kasım 2021 tarihine kadar ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/40-istanbul-film-festivaline-basvurular-basladi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 40. İstanbul Film Festivali'ne başvurular başladı. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen İstanbul Film Festivali 40. yılında yeni festival formatıyla 2 Nisan'da çevrim içi başlayacak. Festival, haziran ayında da yarışmalı bölümleriyle sinemalarda, açık hava mekanlarında ve yine çevrim içi olarak izleyicisi ile buluşacak. Ulusal yarışmalar, 18-29 Haziran'da yapılacak. Türkiye Sineması bölümündeki filmler Ulusal Yarışma, Ulusal Belgesel Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması başlıkları altında izleyicilerle buluşacak. Ulusal Yarışma'da büyük ödül olarak En İyi Film'e Altın Lale verilecek, ayrıca festivalin kurucularından Onat Kutlar adına Jüri Özel Ödülü, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik dallarında da birer ödül sunulacak. Festivalde ayrıca Seyfi Teoman adına da En İyi İlk Film Ödülü verilecek. 40. İstanbul Film Festivali Türkiye Sineması Danışma Kurulu, sinema yazarları Engin Ertan, Kaan Karsan, Nil Kural ve Esin Küçüktepepınar'dan oluşuyor. Festival programında yer alacak filmler için son başvuru tarihi 26 Mart olarak açıklandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/40-yama-40-hikaye-sergisi-acildi/", "text": "Türkan Saylan Kültür Merkezi Kültür Sanat Koordinatörü Kubilay Erdelikara, Bilgi Toplu'ya günün anısına el yapımı tabak hediye etti. Toplu'nun doğa ve Anadolu'nun zengin kültürel mirasını yansıtan temalı eserleri, yaratıcılıkla bezeli rengarenk eserleri, ev tekstili ve hediyelik eşyaları, uzun yıllardır devam ettiği kendi tasarımı bez bebekleri, ziyaretçilerin beğenisini topladı. Sergi, 10 Ocak'a dek Galeri Maltepe'de ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/42-istanbul-film-festivaline-basvurular-basladi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 7-18 Nisan 2023'te düzenlenecek 42. İstanbul Film Festivali'ne başvurular açıldı. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, festivalin Türkiye Sineması bölümüne başvurular festivalin resmi internet sitesi üzerinden alınacak. Festival programında yer alacak filmler için son başvuru tarihi 20 Ocak 2023 olarak belirlenirken başvurular için ayrıntılı bilgi festivalin resmi internet sayfası film. iksv. orgda yer alıyor. Filmler Ulusal Yarışma, Ulusal Belgesel Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması başlıkları altında izleyiciyle buluşacak. Ulusal Yarışma'da büyük ödül olarak En İyi Filme Altın Lale ödülü verilecek. Ayrıca Jüri Özel Ödülü, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetmeni ve En İyi Özgün Müzik dallarında da ödül takdim edilecek. Seyfi Teoman adına verilecek En İyi İlk Film Ödülü'nün yanı sıra festivalde En İyi Belgesel ve En İyi Kısa Film, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kurgu ödülleri de sahiplerini bulacak. Genç Ustalar bölümündeki filmler ise Genç Jüri tarafından değerlendirilecek. Festivalin kurucularından Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü, bu yıldan itibaren Kariyo & Ababay Vakfı Jüri Özel Ödülü olarak yoluna devam edecek. 150 bin lira değerindeki para ödülü filmin yapımcı ve yönetmeni arasında paylaşılacak. Türkiye Sineması bölümü danışma kurulu, sinema yazarları Engin Ertan, Kaan Karsan, Nil Kural ve Esin Küçüktepepınar'dan oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/42-maslak-in-tasarim-vahasi-modul-istanbul/", "text": "Yüzlerce farklı tasarım ürününü yenilikçi bir konsept çerçevesinde bir araya getiren Modül İstanbul, aynı zamanda yeni nesil tasarımcıları hedef kitlesiyle buluşturan bir platform niteliğinde. Herkese ve her bütçeye uygun ürünlerin bulunduğu Modül İstanbul ile nitelikli tasarımlara ulaşmak artık her zamankinden daha kolay. Hediye almak bazen hepimiz için oldukça zordur. Sevdiğimiz kişinin hayatını güzelleştirmeye çalışırken bazen bir hayli zahmet çekeriz. Uzun uzun düşünür, etrafı gezer ve elimize aldığımız her şeyi tartıp biçeriz. Ona uygun mu? Beğenir mi? İşine yarar mı? Sorular havada uçuşurken günün sonunda hediye vermek başlı başına bir sanata dönüşür. Ancak bazen öyle mekanlara denk geliriz ki aradığınız her şey orada, elinizin altındadır. Tasarım ürünler, yeni nesil sanatçıların eserleri, takılar, dekoratif objeler... Bir fikriniz olmasa bile size sunulan ürünlerle karşı tarafın memnun olacağına artık eminsinizdir. Ve muhtemelen İstanbul'un göz alıcı yaşam merkezi 42 Maslak'ın içerisinde yer alan 42 Maslak Shopping Mall'un tasarım odaklı merkezi Modül İstanbul'dasınızdır. İlk mağazasını 2017 yılında 42 Maslak Shopping Mall'da açan Modül İstanbul, yüzlerce markayı yenilikçi bir konsept çerçevesinde bir araya getiriyor. Özel ve özgün tasarımcıları, zanaatkarları, sanatçıları ve tüm yaratıcı sektörleri tek bir çatı altında toplayan Modül İstanbul, yağlı boya eserlerden ulaşılabilir sanata, takıdan çantaya, ev tekstilinden modaya, gözlükten ev dekorasyonuna, kırtasiyeden kozmetiğe, çocuk giyiminden oyuncaklara kadar her bütçe ve kişiye uygun ürün ve hediye alternatiflerine ev sahipliği yapıyor. Bin metrekarelik bir alanda, yüzü aşkın marka ve tasarımcının on binden fazla ürününü tüketicilerin beğenisine sunan Modül İstanbul, aynı zamanda Türkiye'deki iyi yaşam, fonksiyonel tasarım ve yaratıcılığın öncüsü markalara satış ve tanıtım desteği de sağlıyor. Tasarımcılar için bir gelişim platformu olarak da işlevini sürdüren Modül İstanbul, Atelier'M, Born Villian, BT Shop, Chado, DNZandCO, Dofu Design, Ebru Günay, FEM Tasarım, Gaia Jewelry, Haane Design, Klexos, Marble & Tree, Nidu Jewelry, Organicraft, PaperWallet, Qaff Jewelry, Siyah Fare, Studio Ze Pottery Art, Tara Folks, Thenny Bal, Urban Atölye ve Zade Design da dahil yüzlerce marka ve tasarımcıya ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz yıldan itibaren e-ticaret platformunu da hizmete sunan Modül İstanbul, nerede olursanız olun binlerce tasarım ürününü bir tık uzağınıza getiriyor. Türkiye'de, tasarıma ve iyi yaşam tarzına odaklanmış markalara vitrin olacak bir platform ve merkez yaratma düşüncesiyle Bay İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Erol Özmandıracı ve Türkiye'nin lider kadın çorabı ve naylon iplik üreticisi Altın İplik ve Çorap Sanayii A. Ş. Ortakları Doenyas Ailesi tarafından kurulan Modül İstanbul, bir alışveriş mekanı olmasının dışında her türlü event, workshop ve farklı faaliyetler için de tasarımcılara kurumsal imkanlar sağlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/45-ismet-kuntay-tiyatro-odulleri-kazananlari-aciklandi/", "text": "Türk oyun yazarı İsmet Küntay adına aralıksız olarak 45 yıldır sürdürülen Türkiye'nin en uzun soluklu ödül organizasyonu İsmet Küntay Tiyatro Ödüllerini kazananlar belli oldu. Gazeteci, yazar ve eleştirmen Hayati Asılyazıcı'nın seçici kurul başkanlığını üstlendiği jüri tarafından yapılan değerlendirmede, Kültür ve Sanata Katkı Özel Ödülüne Sanata Evet kampanyasıyla oyuncu Tamer Levent, İsmet Küntay'ın yazdığı oyunları sahneleyerek Türk tiyatrosuna kazandıran Ankara Sanat Tiyatrosu, oyuncu Nedim Saban ve eski Devlet Opera Balesi Genel Müdürü Remzi Buharalı layık görüldü. Oyun Yazarı Ödülü, yazdığı ve yönettiği, İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı İyi Şanslar adlı oyundaki başarılı yazarlığı dolayısıyla Okday Korunan'a verilecek. Yapım Ödülü, Dario Fo ve Franca Rame'nin yazdığı ve Tiyatro 11 tarafından sahnelenen Şişman Güzeldir oyununa sunulacak. Çocuk Tiyatrosu Ödülüne, 30 yıldır devam eden tiyatro serüveninde, 10 yılı aşkın bir süredir büyük özverilerle Denizli'de Her Hafta Yeni Bir Çocuk Oyunu rüyasını gerçekleştiren Ümit Baykurtalp'in kurduğu ve yönettiği Ümit Baykurtalp Tiyatrosu layık görüldü. 45. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri töreni organizasyonu, salgın nedeniyle YouTube ve sosyal medya hesaplarından canlı yayınla gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/49-istanbul-muzik-festivali-18-agustosta-baslayacak-2/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla düzenlenen 49. İstanbul Müzik Festivali, 18 Ağustos'ta başlayacak. Festival bu yıl Vivaldi'den Stravinsky'e, Handel'den Vasks'a birçok önemli bestecinin eserlerini Başka Bir Dünya Mümkün temasıyla sahneye taşıyacak. Salgın nedeniyle tüm programlarını açık hava mekanlarında gerçekleştirecek festival, Tekfen Filarmoni Orkestrası ve Anna Vinnitskaya konseriyle başlayacak. Konserler, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, Sakıp Sabancı Müzesi Fıstıklı Teras, Maximum Uniq Açıkhava, Fransız Sarayı, Venedik Sarayı, ARTER Arka Bahçe, Rahmi M. Koç Müzesi, Four Seasons Hotel İstanbul at the Bosphorus ve Saint Benoit Fransız Lisesi Avlusu'nda salgın tedbirleri kapsamında gerçekleştirilecek. Bir ay boyunca 14 farklı mekanda 20 konsere ev sahipliği yapacak festival, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Accademia Bizantina, Festival Orkestrası, Modigliani ve casalQuartet toplulukların yanı sıra Khatia Buniatishvili, Anna Vinnitskaya, Alexander Rudin, Hande Küden, Paul Meyer, Simon Ghraichy, Martynas Levickis ve Ufuk-Bahar Dördüncü gibi birçok yıldız ismi ağırlayacak. 16 Eylül'e kadar sürecek festival kapsamında Habitat Parkı, Etiler Sanatçılar Parkı, Fenerbahçe Parkı ve Yıldız Parkı'nda düzenlenecek ücretsiz hafta sonu konser ve etkinlikleri ise tüm İstanbullulara açık olacak. Konserlerden önce farklı alanlardan isimlerle yapılan Konsere Doğru söyleşileri bu yıl da devam edecek. Festivalin yan etkinlikleriyle ilgili ayrıntılı bilgi muzik. iksv. org/tr/yan-etkinlikler adresinden takip edilebilir. İstanbul Müzik Festivali bu yılki edisyonunda, programındaki bazı konserlerin repertuvarlarına dair bilgiler verecek bir podcast serisini de festival takipçileriyle buluşturacak. Piyanist Can Çakmur'un hazırladığı serinin ilk bölümü, 13 Ağustos'ta İKSV'nin Spotify ve Apple Podcasts kanallarında yayında olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/49-istanbul-muzik-festivali-18-agustosta-baslayacak/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destekleriyle, Başka bir dünya mümkün mü? temasıyla yola çıkan İstanbul Müzik Festivali, bir ay boyunca 14 farklı mekanda Türkiye ve yurt dışından 30'un üzerinde solist, topluluk ve orkestrayı ağırlayacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 49. İstanbul Müzik Festivali, 18 Ağustos-16 Eylül tarihleri arasında İstanbul'un en keyifli açık hava mekanlarında gerçekleştirilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle, Başka bir dünya mümkün mü? temasıyla yola çıkan festival, bir ay boyunca 14 farklı mekanda Türkiye ve yurt dışından 30'un üzerinde solist, topluluk ve orkestrayı ağırlayacak. Festival kapsamında düzenlenecek 21 konserde, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Accademia Bizantina, Festival Orkestrası, Modigliani ve Casal Quartet gibi toplulukların yanı sıra Fazıl Say, İdil Biret, Khatia Buniatishvili, Anna Vinnitskaya, Alexander Rudin, Hande Küden, Paul Meyer, Simon Ghraichy, Martynas Levickis ve Ufuk-Bahar Dördüncü gibi birçok yıldız isim müzikseverlerle buluşacak. Konserlerin yapılacağı mekanlar arasında bu yıl Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, Sakıp Sabancı Müzesi Fıstıklı Teras, UNIQ İstanbul Açıkhava Sahnesi, Fransız Sarayı, Venedik Sarayı, ARTER Arka Bahçe, Rahmi M. Koç Müzesi, Four Seasons Hotel İstanbul at the Bosphorus ve Saint Benoit Fransız Lisesi Avlusu yer alıyor. Pandemi önlemleri altında düzenlenecek etkinlik kapsamında ayrıca Atatürk Kent Ormanı, Fenerbahçe Parkı ve Yıldız Parkı'nda da ücretsiz hafta sonu konserleri, İstanbulluların beğenisine sunulacak. 49. İstanbul Müzik Festivali 'nde çocuklara ve gençlere yönelik doğa yürüyüşleri, atölye çalışmaları ve aktiviteler de yine ücretsiz olarak, pandemi önlemleri altında gerçekleştirilecek. Konserlerden önce farklı alanlardan isimlerle yapılan Konsere Doğru söyleşileri, bu yıl da devam ediyor. Ücretsiz düzenlenecek söyleşiler, İKSV Spotify ve Apple Podcasts hesaplarından podcast olarak da dinlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/5-denizbank-ilk-senaryo-ilk-film-yarismasi-odulleri-verildi/", "text": "DenizBank ile Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı iş birliğinde düzenlenen 5. DenizBank İlk Senaryo İlk Film Yarışmasının ödülleri Pera Palace Hotel'de düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Törene konuk olan Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Türk dizilerinin dünyada gördüğü ilgiye dikkati çekerek, bunun nedeninin etkileyici hikayelere sahip olmasından kaynaklandığını dile getirdi. Demircan, Türk dizilerindeki hikayelerin derin köklere sahip olduğuna işaret ederek, kültürün ana noktasının sinema olduğunun altını çizdi. Açılış konuşması yapan TÜRSAK Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Okan, yarışmaya destek veren kişi ve kurumlara teşekkür etti. Sinemanın en temel öğesi olan senaryo geliştirme konusunda ilk uzun metraj senaryolarını yazan senaristleri desteklemek ve yapım öncesinde Türk sinemasının yazınsal sorunlarına katkı sağlamak amacıyla DenizBank ile TÜRSAK Vakfı iş birliğinde gerçekleşen yarışmada bu yıl ilk kez düzenlenen Yapım Destek Platformu sayesinde, proje geliştirme konusunda belirli bir aşamaya ulaşmış kaliteli yapımlara ihtiyaç duydukları maddi desteğin sağlanması ve projelerin daha geniş kitlelere ulaşmalarının sağlanması hedefleniyor. Başkanlığını Abdullah Oğuz'un yaptığı, DenizBank Kültür Sanat Yöneticisi Burcu Hancı, oyuncu Kaan Yıldırım, oyuncu Özge Gürel ve senarist Zafer Külünk'ten oluşan jüri, İlk Senaryo Yarışması'nda Sudan Sebepler senaryosunun sahibi Muhammed Ozan Talay'a birincilik ödülünü verdi. TÜRSAK Vakfı Başkanı, yapımcı Cemal Okan'ın başkanlığını üstlendiği Yapım Destek Platformu jürisinde, Show Tv Genel Yayın Yönetmeni Aynur Demirtaş İşmen, TIMS&B Production kurucu ortağı ve CEO'su Yapımcı Burak Sağyaşar, Kanal D ve Teve2 içerik alımları direktörü Burcu Hanağasıoğlu, NTC Medya Başkanı ve yapımcısı Mehmet Yiğit Alp, Bein Medya Group Digiturk Türk Filmleri Müdürü Nurdan Sever yer aldı. On projenin yarıştığı platformda, 50 bin lira değerindeki büyük ödüle Toprağın Biraz Altı projesi değer görüldü. Show TV katkılarıyla verilen 30 bin liralık özel ödül Üç Metre projesine, TIMS&B Production katkılarıyla verilen 20 bin liralık özel ödül ise Veha projesine takdim edildi. Cemal Okan'ın katkılarıyla iki projeye sunulan post-prodüksiyon ödüllerinden Ses Tasarımı ödülünü Ölü Mevsim projesi, alırken, Renk Düzenleme ödülünü de Perde projesinin oldu. Kültür, sanat ve sinema dünyasından birçok ünlü ismin katıldığı ödül töreninin sonunda DenizBank Kültür Sanat Yöneticisi Burcu Hancı, Tevfik Todos ve piyanist Dilan Dereli, mini konser verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/5-gunde-15-sanatci-sahne-alacak-milyonfest-online/", "text": "2021 yılının ilk müzik festivali Milyonfest Online, 14-18 Ocak tarihleri arasında online olarak gerçekleştirilecek. 5 gün boyunca canlı yayınlanacak festivalde 15 sanatçı sahne alacak. Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleştirdiği festivallerle yüzlerce sanatçıyı milyonlarca müzikseverle buluşturan Milyon Yapım, 2021 yılının ilk festivalini online olarak gerçekleştirecek. Festivalde Mazhar Fuat Özkan, Sertab Erener, Duman, Athena, Pentagram, Ceza'nın da aralarında olduğu 15 sanatçı konser verecek. Biletler tek konser 10 lira, günlük 20 lira, kombine 50 liradan satışa sunuldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/5-istanbul-tasarim-bienaliden-buyukada-sarki-hatlari/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, VitrA sponsorluğunda ve T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen, Borsa İstanbul'un Yüksek Katkıda Bulunan Kuruluş olarak destek verdiği 5. İstanbul Tasarım Bienali, kurulumu pandemi sebebiyle ertelenen Büyükada Şarkı Hatları başlıklı yeni yerleştirmeyle şehre veda ediyor. Studio Ossidiana'nın ürettiği Büyükada Şarkı Hatları, hem bir tasarım projesi hem de bir yolculuk. Bitkilere, toprağa, böceklere ve kuşlara ev sahipliği yapacak bu yüzen bahçe, Büyükada-Haliç hattındaki yolculuğu sırasında insanlara ve hayvanlara, etkinliklere ve sohbetlere ev sahipliği yapacak. Stimuleringsfonds, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu ve Adalar Belediyesi'nin desteğiyle gerçekleştirilen proje, 23 Haziran-12 Temmuz tarihleri arasında, Büyükada-Haliç hattında görülebilecek. Büyükada Şarkı Hatları isimli yüzen bahçe, 23 Haziran'da Yenikapı'dan yola çıkarak Büyükada'ya gidecek ve burada 30 Haziran'a kadar kalacak. 30 Haziran'da ise tekrar deniz üzeri seferine başlayıp Haliç'e gelecek ve 12 Temmuz tarihine kadar Haliç'te ziyaret edilebilecek. Platform, Büyükada ve Haliç rıhtımlarına bağlıyken yoga yapmak, dans etmek, şarkılarını seslendirmek veya balık tutmak isteyen herkese açık olacak. 12 Temmuz'dan sonra ise platformun üzerindeki tasarım Büyükada'da, Adalar Kent Konseyi'ne ait bir bahçeye yerleşerek İstanbul'un bir parçası haline gelecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/5-istanbul-tasarim-bienalinden-esintiler/", "text": "5. İstanbul Tasarım Bienali'nin şehrin farklı noktalarına yayılan yerleştirmelerine, 1 Nisan itibariyle yenileri eklendi. Ekim 2020'den bu yana evrilerek devam eden bienal son etabını 24 Nisan'da, gün boyu sürecek bir çevrimiçi etkinlikle tamamlayacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 5. İstanbul Tasarım Bienali, fiziksel ve dijital mecralarda gelişmeye devam ediyor. 24 Nisan Cumartesi günü çevrimiçi yayımlanacak Pek Kapanış Sayılmaz! başlıklı etkinlikle bienalin bir evresi daha tamamlanıyor. Bienalin 1 Nisan'da başlayan bu son etabında, şehrin farklı noktalarına yayılan yerleştirmelere beş yeni çalışma daha ekleniyor. Orkan Telhan ve elii tarafından üretilen İstanbul'un MikrobikMeyveleri, İstanbul bostanlarının karmaşık tarihlerini mikroorganizmaların perspektifinden anlatan bir platform. Bir toprak mikrobiyolojisi laboratuvarıyla bir meyve ağacının melezi, bir bahçeler bahçesi olan bu platformda, tarihi 1500 yıl kadar geriye uzanan çeşitli İstanbul bahçelerinden toplanmış mikrobik kültürler sergileniyor. Accion Cultural Espanola, Weitzman School of Design ve Kadıköy Belediyesi'nin desteğiyle gerçekleşen proje, 30 Nisan'a kadar, Özgürlük Parkı'nda görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/5-istanbul-tasarim-bienalinin-kitabi-empatiye-donus-birden-fazlasi-icin-tasarim-yayimlandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, VitrA sponsorluğunda ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle düzenlenen 5. İstanbul Tasarım Bienali'nin kitabı Empatiye Dönüş: Birden fazlası için tasarım yayımlandı. Tasarım insanlarla diğer türler arasında yeni sosyalleşme biçimleri ortaya çıkarabilir mi? Tasarım, bir krizle karşı karşıya olan küresel endüstriyel modele dayanıklı bir alternatif inşasında nasıl bir rol oynayabilir? Daha sürdürülebilir yarınlara çıkan yolları oluşturmak için ne yapabiliriz? 5. İstanbul Tasarım Bienali küratörleri Mariana Pestana, Sumitra Upham, Billie Muraben ve bienalin katılımcıları Empatiye Dönüş: Birden fazlası için tasarım başlıklı kitapta bu soruların cevaplarını arıyor. Yayında ayrıca, bienalin Kara ve Deniz Kütüphanesi, Eleştirel Yemek Programı, Yeni Yurttaşlık Ritüelleri başlıklı bölümlerine ait işleri, empatinin felsefesine eğilen Empati Seansları'nı ve şehre yayılan bienalin uydu projelerini bulmak mümkün. İklim krizinin aciliyeti ve COVID-19 pandemisiyle tüm dünyaya yayılan toplumsal yoksunluk hali sürerken geliştirilen ve Yapı Kredi Yayınları ile ortak yayımlanan kitap, tasarıma empati üzerine temellenen yeni bir rol biçme arayışındaki fikirleri ve projeleri bir araya getiriyor. Tasarım, burada tesirlerin ve izlenimlerin aracısı olarak, esas amacı özen göstermek olan bir pratik şeklinde sunuluyor. Tasarımcılar, bizi hem birbirimizle hem de etrafımızdaki dünyayla, diğer türlerle, toprakla, suyla, hatta kainatla bir araya getirmek üzere duyusal, diplomatik, bazen de tedavi edici işlevleri benimsiyor. Okurlar bu kitapta etraflarındaki dünyayı yeniden yorumlamak, onunla yeniden bağ kurmak için yeni fikirler, ütopyacı öneriler, aynı zamanda da pratik çözümler bulacak. Yiyecekleri hem insanlar arasında hem de insandan fazlasıyla ilişki kurmaya dönük önemli bir etkileşim mecrası olarak ele alan tasarımcılar, bilinçli olarak çok ölçekli, bağırsaklarımızda yaşayan görünmez mikrobik canlılardan tarımsal faaliyetlerin dönüştürdüğü engin peyzajlara dek uzanan alemlerde faaliyet gösteriyor. Birden fazlası için tasarım, sadece ortalama kullanıcıyı ya da müşterileri değil, herhangi bir tasarım sürecine özgü pek çok bileşeni ve karmaşık engelleri hesaba katıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/5-roman-kahramanlari-istanbul-edebiyat-festivali-21-25-aralikta/", "text": "5. Roman Kahramanları İstanbul Edebiyat Festivali, Maltepe Üniversitesi ve Roman Kahramanları Dergisi işbirliğinde 21-25 Aralık 2020 tarihlerinde online olarak gerçekleştirilecek. 25 oturumda; yazarlar, 13 üniversiteden akademisyenler, lise öğrenci ve öğretmenleri, yönetmenler dahil olmak üzere 100'e yakın katılımcıyla 21 Aralık Dünya Roman Kahramanları Günü bu festivalle kutlanacak. Festivalin hedef kitlesi 15-25 yaş grubu başta olmak üzere orta öğretim gençleri, üniversite öğrencileri, edebiyat severler ve genel anlamda kültür sanat izleyicisi. Festivale Ercan Kesal, Gürsel Korat, Mine Söğüt, Tayfun Pirselimoğlu, Ethem Baran, Alin Taşçıyan, Mario Levi, Faruk Duman, Metin Celal, Asuman Susam, Zeynep Aliye, Prof. Nabi Avcı, Prof. Betül Çotuksöken gibi yazar, akademisyen ve yönetmenler katılacak. Şehirlerle özdeşleşmiş romanlar ve romancılar odağındaki festival kapsamında; yazar ve akademisyenlerle paneller, söyleşiler, öğrenci ve öğretmenlerin roman kahramanları sunumları, kısa film gösterimleri ve müzik dinletileri gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/5-ulkeden-sanatcilar-maltepeden-istanbulu-resmetti/", "text": "Maltepe Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen İstanbul Uluslararası Suluboya Festivali'nin kapanışı, Seyirtepe Sosyal Tesisleri'nde çok özel bir etkinlikle yapıldı. Çalışmaları dünya çapında ses getiren, sanatseverlerin yakından takip ettiği sanatçılar, etkinliğin son gününde birlikte bir eser ortaya çıkardı. Festivale Almanya'dan katılan Rabi Alieva, Irina Lupyania, Rusya'dan Igor Dugovay, Hindistan'dan Bijay Biswaal, Amit Kapoor, İtalya'dan Massimiliano Locco, Türkiye'den Tatiana Kaporan, Sinan Balta ve Can Ersal, üç imparatorluğa başkentlik yapan İstanbul'un silüetinin resmedildiği muhteşem eseri yaklaşık 3 saat süren bir çalışmanın ardından tamamladı. Seyirtepe Sosyal Tesisleri'nde halka açık olarak ücretsiz yapılan çalışmayı, İstanbul Anadolu Lisesi öğrencileri, sanatçıların sosyal medya takipçileri, Maltepeli sanatseverler de yerinde takip etti. Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç'ın misafir ettiği Batman Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri de İstanbul gezilerinin ardından Seyirtepe'deki etkinliğe katıldı. Başkan Ali Kılıç, Batman'dan konuk gelen öğrencilerle sohbet etti. Kılıç, gençlerle çocukluk yıllarından anılarını, doğup büyüdüğü Tunceli'de yaşadıklarını paylaştı. Etkinlik öğrencilere verilen yemeğin ardından Ali Kılıç'ın hediyeler dağılmasıyla son buldu. Uluslararası İstanbul Suluboya Festivali'nin ikinci gününde dünyaca ünlü sanatçılar Çamlıca Tepesi'nde suluboya resim çalışmaları yaptı. Ünlü ressamların çalışmalarına Maltepe Belediyesi'nin davetlisi olarak İstanbul'a gelen Batman TOBB Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri ve öğretmenleri de katıldı. Usta sanatçılar öğrencilere farklı yöntem ve tekniklerle suluboya çizimleri, kısa zamanda nasıl etkileyici suluboya çizimler yapılabileceğine dair bilgi ve tecrübelerini paylaştı. Batman TOBB Güzel Sanatlar Lisesi resim öğretmenleri Aydın Soyvuran ve Yunus Önder, Maltepe Belediyesi'nin daveti üzerine Maltepe'ye geldiklerini ifade ederek Çok güzel bir etkinliğe iştirak ediyoruz. 21 öğrenci, beş öğretmen olarak geldik. Usta öğretmenlerle, suluboya festivaline katılmamız bizim için çok büyük fırsat oldu. Bu konuda şanslı olduğumuzu hissediyoruz. Aynı zamanda ilk kez öğrencilerimiz İstanbul'u gördüler. İlk kez denizi gördüler. İlk kez uçağa binen öğrencilerimiz oldu. Burada olmaktan gururu duyuyoruz. Heyecanlıyız. Mutluyuz. Hepsi ayrı heyecan, serüven. dediler. Sanatçı Sinan Balta Maltepe Belediyesi'nin ev sahipliği yaptığı bu festivalde bulunmaktan mutlu olduğunu ifade ederek Keşke bütün belediyeler bu kadar aktif olsa. Umarım bu festivalleri bütün belediyeler yapar ve devam eder. Suluboya resim zor bir tekniktir. Bu nedenle çok fazla suluboya resim sanatçısı Türkiye'de de, dünyada da yok. Bu nedenle dünyanın her yerinden suluboya sanatçıları birbirimizi tanıyoruz. Dünyaca ünlü sanatçıların buraya gelmeleri bizim için çok güzel bir fırsat oldu. Aynı zamanda onlar içinde çok güzel bir fırsat oldu çünkü İstanbul müthiş bir model. İstanbul çok güzel resmediliyor. Dünyanın diğer şehirlerinde böyle değil ama İstanbul'da böyle. Özellikle suluboyada şiir gibi resimler ortaya çıkıyor. Konuştuğumuz sanatçılar her seferinde İstanbul'a gelip canlı resim yapma fırsatı aradıklarını söylüyorlardı. Bu nedenle çok mutluyuz. Batman'dan gelen genç arkadaşlarımıza bu sanatı genç yaşlarında tanıtabildiğimizi için çok mutluyuz. 15 yıl önce suluboya tekniğiyle ilgili kitap ve kaynak bulamıyorduk. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/50-istanbul-muzik-festivali-basladi/", "text": "Notaların gönüllere işleneceği günler geldi. Sizlerin ruhunu alıp başka diyarlara götürecek bir festival kapılarınızı çalıyor. Festival kapsamında, 24 Haziran'a kadar Türkiye ve yurt dışından 65'in üzerinde solist, topluluk ve orkestra sahne alacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 50. İstanbul Müzik Festivali, İstanbul temasıyla başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla, Borusan Holding sponsorluğunda gerçekleşen festivalin açılış töreni ve konseri, çok sayıda sanatseverin katılımıyla Atatürk Kültür Merkezi'nde yapıldı. Törene katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, İKSV tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı adına sunulan plaketi aldıktan sonra yaptığı konuşmada, Aslında buraya kendi plaketimizle gelmeliydik. İKSV'ye ödülü biz vermeliydik. Belki alkışlarınızla desteklersiniz. Sanatın farklı disiplinlerinde, 50 yıldır Kültür Bakanlığının asli işine destek veriyorsunuz. Sağ olun, var olun. dedi. Beyoğlu Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde bir festival yapmak istediğinde, kapısını ilk çaldığı kişinin merhum Şakir Eczacıbaşı olduğunu kaydeden Demircan, Bülent Eczacıbaşı ve Görgün Taner'in sanata her zaman destek verdiğini vurguladı. İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı da devam eden Beyoğlu Kültür Yolu festivaline işaret ederek, Atatürk Kültür Merkezi'nde yapacağımız konserlerle bir parçası olduğumuz Beyoğlu Kültür Yolu etkinliğine başarılar diliyorum. Nejat Eczacıbaşı, İstanbul Festivali için hazırlıklara başladığında, aralarında festival sponsorumuz Borusan Holding'in kurucusu Asım Kocabıyık'ın da bulunduğu iş insanları ve sanat dünyasından isimlerle yola çıkmıştı. diye konuştu. Festivale 50 yıldır destek veren Kültür ve Turizm Bakanlığı ile festival sponsorlarına teşekkür eden Eczacıbaşı, İstanbul müzik festivalinin bugünlere gelmesinde büyük emeği olan tüm festival direktörlerine ve İKSV ekip üyelerine teşekkür ediyorum. ifadelerini kullandı. Törende festivalin bu yılki Onur Ödülünü alan besteci ve eğitimci Özkan Manav ise ödülün salgın döneminin sürprizlerinden biri olduğunu belirterek, Ödüller için çalışmıyoruz hiçbirimiz. Ödüller aklımızın bir köşesinden bile geçmiyor. Ses tarlalarımızı ekip, biçiyoruz. Öğrencilerimizle geçirdiğimiz zamanlar bizler için de çok özel ve değerli bir yaşantı. Ödüller için çalışmıyoruz ama takdir edilmek güzel bir duygu. değerlendirmesinde bulundu. Törende İstanbul Müzik Festivali'ne desteklerinden dolayı Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve Kadıköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Oltulu'ya plaket takdim edildi. Borusan Holding, İş Sanat, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Borusan Sanat, Türkiye İş Bankası, Mercedes-Benz Otomotiv, Tekfen Vakfı ve Tekfen Filarmoni Orkestrası da plaket takdim edilen kurumlar arasında yer aldı. Törenin ardından piyanist Kirill Gerstein ve şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası konser verdi. Konserde Ferit Tüzün'ün Nasreddin Hoca adlı eseriyle Çaykovski'nin 1. Piyano Konçertosu, Leonard Bernstein'ın ise Batı Yakasının Hikayesi'nden Senfonik Danslar eserleri yorumlandı. İKSV'nin ilk festivali olan İstanbul Müzik Festivali, 50 yıllık geçmişinde, Türkiye'den ve dünyanın pek çok farklı ülkesinden 45 bine yakın sanatçı ve topluluğu 3,5 milyonu aşkın izleyiciyle buluşturdu. Festival, verdiği eser siparişleriyle 20 yeni klasik müzik eserinin bestelenmesine aracı oldu, teşvik ödülleri ve fonlarla onlarca genç sanatçıyı destekledi. Türkiye ve yurt dışından 65'in üzerinde solist, topluluk ve orkestrayı 24 Haziran'a kadar konuk edecek festival, 16 farklı mekanda sanatseverlerle buluşacak. Festivalde, şef ve besteci Tan Dun ile şef piyanist Thomas Ades'e verilen eser siparişlerinin Türkiye prömiyerlerinin yanı sıra 7 ve üzeri yaş grubuna yönelik İstanbul Efsaneleri başlıklı eserin dünya prömiyeri de gerçekleşecek. İKSV'nin kültür-sanat üretimini desteklemek amacıyla yürüttüğü çalışmalar kapsamında gelecek vadeden genç müzisyenlere verdiği 20 bin lira değerindeki Aydın Gün Teşvik Ödülü bu yıl obua sanatçısı Gülin Ataklı'ya verilecek. Ataklı ödülü, 19 Haziran'da gerçekleşecek Müzik Rotası konseri öncesinde alacak. Festival kapsamında yarın İstanbul Senfonisi Bilkent Senfoni Orkestrası & Fazıl Say konseri, 8 Haziran'da ise Festival Buluşması: Borusan Quartet & Xavier de Maistre konserleri gerçekleşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/50-m2nin-cekimlerine-ege-kiyilarinda-baslandi/", "text": "Bir denizaltında araştırma görevine katılmaya hazırlanan, özgür ruhlu dalış eğitmeni ve deniz biyoloğu Arman'ın hikayesini konu alan ve sekiz bölümden oluşacak Netflix orijinal dizisinin çekimlerine Ege kıyılarında başlandı. Aksiyon macera türündeki hikayenin yapımcılığını OGM Pictures üstleniyor. Yönetmenliğini Tolga Karaçelik ve Umut Aral'ın yaptığı, Kıvanç Tatlıtuğ'un başrol koltuğunda oturduğu dizinin kadrosu Özge Özpirinçci olmak üzere Meriç Aral, Ertan Saban, Ece Çeşmioğlu, Onur Ünsal, Ecem Uzun, Jerry Hoffman, Güven Murat Akpınar, Ersin Arıcı, Alper Saldıran ve Hakan Salınmış gibi birbirinden başarılı isimlerden oluşuyor. Dizinin 2021 sonlarına doğru tüm dünyada aynı anda yayına girmesi planlanıyor. Jason George önderliğinde Atasay Koç, Cansu Çoban, Sami Berat Marçalı ve Murat Uyurkulak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/50-ulke-ve-100-sehri-bu-kitapla-gezin/", "text": "Sırt çantalı bir gezgin olan mimar Olcay Tanberken, 50 ülke ve 100 şehri kapsayan ilk kitabı Şehirdeki Yabancıda, seyahati bir tutku olarak gören okurları baştan başa bir Avrupa seyahatine çıkarıyor. Kimseyi tanımadığım, kimsenin de beni tanımadığı bir şehirde insanlara karışıp herkes içinde hiç kimse olmak istiyorum diyen yazar, gezip gördüğü sokakları, kültürel dokuları, şehir izlenimlerini ve bazen de küçük anılarını gezgin ruhlu maceracılar için bu başucu kitabında topluyor. 2006-2020 yılları arasında Avrupa'nın farklı ülkelerine yaptığı yolculukları anlattığı kitabında şehirlerin gündelik yaşamından izleri ve sokak deneyimlerini satırlara döken Tanberken, seyahatleri boyunca çektiği mimari fotoğrafları sergilediği bir web sitesini de kitapla birlikte yayına soktu. Yazar, www. sehirdekiyabanci. com adresinde yayınladığı fotoğraf seçkisi ile, kitapta kaleme aldığı şehir ve kültür izlenimlerine görsel bir katkı sağlamayı amaçlıyor. Yazar ilk kitabı için şu yorumda bulunuyor: Tüm şehirler, içinde kaybolmak ve keşfetmek için hazır birer cennettir ve seyahatin kesinlikle iyileştirici bir yanı vardır. Pandemi ile birlikte kısıtlanan seyahat özgürlüğümüz elbet bir gün sona erecek ve biz seyahat tutkunları özgürlüğü ve iyileşmeyi yeniden yollarda bulacağız. O gün gelinceye dek kitabımın tüm gezgin ruhlar için bir ilaç görevi görmesini diliyorum. İkinci Adam Yayınları etiketiyle yayınlanan ve içinde her ülke için özel tasarlanan bir grafik içeren Şehirdeki Yabancı, seçkin kitabevlerinde ve Babil, Kitap Sepeti, İstanbul Kitapçısı, KitapSeç, Kidega, D&R ve Idefix gibi kitap satış sitelerinde yerini aldı. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu olan Olcay Tanberken, uzun yıllar boyunca farklı ölçeklerdeki projelerde görev alarak tasarımlarını hayata geçirdi ve çeşitli proje yarışmalarında ödüller kazandı. Mesleği dışında 2003-2010 yılları arasında ulusal radyolarda radyo programcılığı, çeşitli dergi ve sitelerde müzik yazarlığı ve farklı mekanlarda çaldığı müzik listeleriyle DJ'lik yaptı. Aldığı oyunculuk eğitiminin ardından tiyatro sahnesinde de bir yandan oyunculuğunu sürdüren yazar, 2006 yılından beri sırt çantası ile gezip gördüğü yerleri fotoğraflıyor ve kaleme alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/52-siyad-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Sinema Yazarları Derneği üyelerinin oylarıyla belirlenen 2019 yılı Türkiye Sineması'nın 'En İyileri', bu yıl salgın nedeniyle çevrimiçi yapılan ödül töreninde açıklandı. Tuğrul Tülek'in sunuculuğunda gerçekleşen çevrimiçi törende Kız Kardeşler 'En İyi Film' ve 'En İyi Yönetmen' dahil toplam 8 ödül kazandı. Kız kardeşler'i iki ödülle Serhat Karaaslan'ın ilk uzun metraj çalışması Görülmüştür izledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/553-eser-milli-saraylar-resim-muzesinde/", "text": "Milli Saraylar Resim Müzesi, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline geldi. Yakın zamanda restorasyonu tamamlanan ve modern sergileme kriterlerine göre tefriş edilen müze, 11 bin metrekarelik kapalı alanda düzenlenen 34 salon ve 553 eserle kültür-sanat hayatının yeni merkezi olmaya aday. Sultan Abdülmecid tarafından 1856'da Veliahd Dairesi olarak inşa ettirilen İstanbul Beşiktaş'taki mekanı sanatseverlere açan müze, özgün restorasyon, özenli teşhir ve tefrişiyle alanında benzersiz bir nitelik kazandı. Resim Müzesi'nin 16 ile 20. yüzyılı kapsayan koleksiyonu, padişah portreleri, tarihi konulu kompozisyonlar, oryantalist eserler, doğa ve kent görünümleri ile natürmort gibi birçok konuyu içeriyor. Müze, Osmanlı saray resminin tek temsilcisi olması bakımından da ayrı bir önem taşıyor. Koleksiyon aynı zamanda Konstantin Kapıdağlı, Rupen Manas, Stanislaw Chlebowski, Fausto Zonaro, Ivan Ayvazovski, Pierre Desire Guillemet, Eugene Fromentin, Stefano Ussi, Felix-Auguste Clement, Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi Bey, Şevket Dağ ve Abdülmecid Efendi gibi ressamların eserlerini barındırıyor. Milli Saraylar Resim Müzesi Müdürü Gülsen Sevinç Kaya, yaptığı açıklamada, müzenin Osmanlı saray resminin tek temsilcisi olması bakımından ayrı bir önem taşıdığını söyledi. Müzede 34 tane tematik bölüm olduğunu dile getiren Kaya, bazıları bilinen ama yeteri kadar irdelenmemiş, belki sadece önünden geçilmiş eserleri, tematik bütünlük altında yepyeni bir bakış açısıyla sunduklarını belirtti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/5533te-yeni-sergi-merak-etme-yan-yanayiz-ne-devler-var-ne-omuzlari/", "text": "5533, 26 Ekim 4 Aralık 2021 tarihleri arasında Can Yıldırım'ın Merak etme, yan yanayız / Ne devler var, ne omuzları başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. İnsanın doğumundan itibaren sonlanmaya, sönümlenmeye, küçülmeye, işgal edilmeye gösterdiği direncin ve ritüellerde aradığı tesellinin vücut bulduğu sergide, farklı canlı türleri bazen karşı karşıya, bazense yan yana acıyı sağaltmanın yöntemlerini deniyor. Yaşayan varlıkları her şeye rağmen büyümeye, üretmeye, biriktirmeye, dayanıklı olmaya çağıran sözler, sergi mekanının iç sesine dönüşüyor. Bir grup çocuğun ölü bir denizanasına oyuncul bir şekilde mezar hazırlayışlarının hücum kayıt videosu ve günümüz üretim süreçleri ve malzemeleri aracılığıyla şimdiye dirilmiş rönesans gravürlerinde görülen neşe, umursamazlık ve dans motifleri zamana, ölüme ve diğer devlere göz kırpıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/59-sanatcidan-59-eser/", "text": "9'u yabancı 59 sanatçının toplam 59 eseriyle katıldığı Uluslararası Geleneksel Sanatçılar Özel Sergisi'nde Tezhip, Hat, Kat'ı, Cilt, Minyatür, Ebru ve Çini eserleri sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sanatçı Hikmet Barutçugil'in de katıldığı serginin açılışında konuşan Belediye Başkanı Ahmet Cin, pandemi sürecine değinerek Zor bir süreç yaşıyoruz. Sanattan vazgeçmeyerek böyle bir etkinlik yapalım istedik. dedi. Türk Tezyini Sanatlarının Unutulmaz Üstadı Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'e ithaf edilerek hazırlanan ve bir ayboyunca açık kalacak Uluslararası Geleneksel Sanatçılar Özel Sergisi, yerli ve yabancı sanatçılar dikkat çeken çalışmalara imza attı. Bu eserler arasında Rus asıllı sanatçı Ariadna Özmeriç'in Akdeniz isimli eseri yer aldı. Ahşap, Cam Mozaik, Akrilik Boya kullanan sanatçı eserinde atık çini parçalarını kullandı. Dikkat çeken bir diğer eser ise Emine Navruz'un minyatürü oldu. Notadan Şehirler adlı eserinde sanatçı simgesel yapılarını notaya dökerek sıradışı bir esere imza attı. Sergiye katılan sanatçılar arasında Ebru sanatının duayenlerinden Hikmet Barutçugil de yer aldı. Tatar Prensesi Süyümbike adlı eseriyle sergiye katılan Barutçugil, eseri önünde bir konuşma yaparak Medeniyetler, kültür ve sanatla oluşur. İthal kültür değil, kendi kültürümüzü nesillerle nakletmeliyiz. diyerek geleneksel sanatçılara desteğinden dolayı Pendik Belediyesine teşekkür etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/6-istanbul-karagoz-festivali-12-kasimda-baslayacak/", "text": "İSYAP Sanat Yapım Prodüksiyon ve Karagöz Derneği tarafından düzenlenen 6. İstanbul Karagöz Festivali, 12-30 Kasım'da sanatseverlerle buluşacak. Festival kapsamında atölyeler ve söyleşilerin yanı sıra Karagöz sanatçıları tarafından çeşitli gösteriler sunulacak. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Esenler Belediyesi, Bağcılar Belediyesi, Güngören Belediyesi, Çekmeköy Belediyesi, Tuzla Belediyesi, Beykoz Belediyesi, İstanbul Rumeli Üniversitesi ve Laf ajansın destek verdiği festival, UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Mirasımız olarak tescil edilen Karagöz sanatını daha görünür kılmayı hedefliyor. 6. İstanbul Karagöz Festivali, Yaşayan İnsan Hazineleri Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcileri ödülünün sahibi olan ve bu yıl vefat eden Karagöz sanatçısı Alpay Ekler'e ithaf ediliyor. Festivale katılan sanatçılar arasında Göher Ergün, Özgür Atkın, Alican Balakin, Alican Balakin, Serkan Balakin, Deniz Karalar ve Sibel Tomaç yer alıyor. Festival programına, Karagöz Festivali'nin sosyal medya hesaplarından ve www. karagozfestivali. com adresinden erişilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/6-sinemanin-kral-ve-kralicesi-yarismasinda-ilk-uce-girenler-belirlendi/", "text": "Bu yıl 6'ncısı gerçekleştirilen Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması'nda adaylar arasından ilk üçü belirledi. Nevra Serezli, Tamer Yiğit, Volkan Severcan, Mustafa Uslu, Nefise Karatay, Petek Dinçöz ve Tümay Özokur'un da aralarında yer aldığı Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması'nın jüri üyeleri, adaylar arasından ilk üçü belirledi. Yaşayan Değerlere Saygı bölümünde sinema ve basın emekçisi 3 isim Yaşam Boyu Meslek ve Onur Ödülünün sahibi oldu. Ödüller bu yıl gazeteci Yaşar Şenyüz, oyuncu Nevra Serezli ve Tamer Yiğit'e verildi. Şenyüz'e ödülünü takdim eden Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, Yaşar Ağabey, konuşma yaparken beni arkada çok bekletmesen iyi olur, sonra ne oluyor biliyorsun. dedi. Karadağlı, yarışmayı çok önemsediğini ifade ederek, Buradan çıkan gençler televizyon ya da sinemada çok güzel işler yapıyor. Devam etmesini gönülden istiyoruz ifadelerini kullandı. Ödülün bir diğer sahibi Serezli de mutluluğunu dile getirerek, Dizi, sinema dünyasına oyuncu yetiştirmeyi amaçlayan bir yarışmada jüri olarak davet edilmiş olmak memnuniyet verici. Sadece güzel insan seçme değil, bu işi yapabilecek donanımlı gençleri seçmek önemli. İnşallah adil bir kararla güzel bir iş yapmış oluruz. açıklamasını yaptı. Tamer Yiğit ise 1962 yılında böyle bir yarışma sonucunda birinci olarak sinema dünyasına girdiğini söyleyerek, Sinema filmlerimiz ve dizilerimizin tüm dünyada satıldığı bir ortamda yeni yetişen sanatçılara çok ihtiyacımız var. İnşallah bu gece de seçilen arkadaşlar çok başarılı olur. Tamer'in elinden böyle bir ödül almak da ayrıca mutluluk verici. diye konuştu. Gecede konuşma yapan bir diğer isim Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Kaplakarslan, tek amaçlarının medya sektörüne eğitimli gençler kazandırmak olduğunu vurgulayarak, Yarışmamız ödülü eğitim olan tek yarışmadır. Seçilen gençlerimizi 6 ay eğitim görmeden sektöre kazandırmıyoruz. Daha önceki yıllarda Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde eğitim gördüler, bu yıl da Tümay Özokur Akademi'de eğitim görecekler. dedi. Tamer Karadağlı'nın ilk günden beri verdiği desteklerden ötürü özel teşekkürde bulunan Kaplakarslan, Kendisine yeni görevinde başarılar diliyoruz. Tamer Karadağlı'yı çekemeyenler için dışarıda anten dağıtacağız, isterlerse takabilirler. şeklinde konuştu. Jüri üyelerinden oyuncu Volkan Severcan da bu tarz yarışmaların tarihinin 1970'lere uzandığını hatırlatarak, Ülkemizde geleneği olan bir tür. O yüzden çok önemli buluyorum. Mesleği doğru yapacak insanları kazandırmanın değerli olduğunu düşünüyorum. Malum televizyon dünyası kolay yoldan oyuncu olmayı insanlara aşıladı ama oyunculuk çok karmaşık bir iştir, mutlaka eğitim gerektiren bir iştir. değerlendirmesinde bulundu. Yarışmada kadınlarda Pınar Deniz birinci, Samira Hoca ikinci, Ela Yılmaz da üçüncü oldu. Erkeklerde ise Doğukan Navdar birinci, Serhat Özer ikinci, Oğulcan Yaşar da üçüncü seçildi. Dereceye giren altı finalist ödül olarak Tümay Özokur Akademi'den ücretsiz oyunculuk eğitimi alarak, sinema TV sektörüyle buluşma imkanına kavuşacaklar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/6-talat-sait-halman-ceviri-odulunun-sahibi-belli-oldu/", "text": "Bu yıl altıncısı düzenlenecek olan Talat Sait Halman Çeviri Ödülü'nün sahibi belli oldu. Ödül, Yan Lianke'nin Çince aslında çevirdiği 'Günler Aylar Yıllar' romanıyla Erdem Kurtuldu'nun oldu. Altı yıl önce vefat eden Talat Sait Halman anısına, nitelikli edebiyat çevirilerini desteklemek amacıyla başlatılan Talat Sait Halman Çeviri Ödülü 2020 yılı değerlendirmeleri sonucunda, 20 bin TL tutarındaki para ödülü, Yan Lianke'nin Çince aslından çevirdiği 1997 tarihli romanı 'Günler Aylar Yıllar'ı Türkçeleştirmekteki özeni, mahareti ve yetkinliği sebebiyle Erdem Kurtuldu'ya verildi. Talat Sait Halman Çeviri Ödülü Seçici Kurulu; Erdem Kurtuldu'ya verilen ödülün gerekçesini; Ürkütücü ve zihinden çıkmayacak imgelerle örülü bu metnin kendine özgü temposunu Erdem Kurtuldu'nun büyük bir ustalıkla Türkçeye aktardığı kanaatindeyiz. Korkunçluğun da güzelliği olabileceğini hatırlatan roman, toplumsal bir alegoriyle, açlık ve susuzluktan ölmenin aşırı-gerçekçi anlatımını birleştiren zorlu bir metin. Bu zorluğun üstesinden gelebilen Türkçe metin, bizlere hem kahramanımızın yaşama inadını hem de onu çevreleyen dünyanın yıkılışının ürpertisini hissettirmeyi başarabildi olarak paylaştı. Başkanlığını yazar Doğan Hızlan'ın üstlendiği Talat Sait Halman Çeviri Ödülü Seçici Kurulu; yazar, çevirmen ve eleştirmen Sevin Okyay; yazar ve çevirmen Ayşe Sarısayın; yazar ve çevirmen Yiğit Bener ile yazar ve çevirmen Kaya Genç'ten oluşuyor. Erdem Kurtuldu, 1981 yılında İstanbul'da doğdu. Kurtuldu, 2006 yılında Ankara Üniversitesi DTCF'nin Sinoloji bölümünden mezun olduktan sonra, Çin hükümetinden kazandığı bursla Pekin Dil ve Kültür Üniversitesi'nde Çince eğitimine devam etti. 2012 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mo Yan'dan 'Kızıl Darı Tarlaları', 'İri Memeler ve Geniş Kalçalar', 'Yaşam ve Ölüm Yorgunu', 'Değişim', 'Saydam Turp'; Yan Lianke'den 'Patlama Kayıtları' ; Yu Hua'dan 'Kanını Satan Adam' ve Yan Lianke'den 'Günler Aylar Yıllar' gibi eserleri Türkçeye çevirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/6-uluslararasi-efes-opera-ve-bale-festivali-7-temmuzda-baslayacak/", "text": "Devlet Opera ve Balesinin seçkin eserlerinin sahneleneceği 6. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, 7-21 Temmuz'da Efes Antik Kenti'nde gerçekleştirilecek. Festival, 7 Temmuz akşamı ünlü Rus besteci Çaykovski'nin şaheseri Uyuyan Güzel balesinin prömiyeriyle başlayacak. Büyücü Carabosse tarafından 100 yıl boyunca uyutulan prensesin hikayesi, İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından iki perde olarak sahnelenecek. Orkestra şefi Roberto Gianola yönetimindeki İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ile Bale Topluluğunun sahne alacağı eserin koreografisi ve librettosu ünlü Fransız koreograf Marius Petipa'ya ait. Eserin rejisi ve düzenlemesi ise Ayşem Sunal Savaşkurt imzası taşıyor. Eserde Prenses Aurora rolünü Burcu Olguner, Prens Florimund rolünü Çağın Özideş, Carabosse rolünü Selahattin Erkan, Leylak Perisi rolünü ise Cansu Polat canlandıracak. Festivalde, 10 Temmuz akşamı Samsun Devlet Opera ve Balesince Carmen balesi sanatseverlerin beğenisine sunulacak. İki perdelik eserin bestesi Georges Bizet, koreografisi ve librettosu Carlos Vilan, müzik düzenlemeleri Tulio Gagliardo'ya ait. Eser, İspanya'nın Sevilla kentinde bir tütün fabrikasında çalışan asi ve güzel Carmen'in, Don Jose ve Escamillo ile yaşadığı aşkı sahneye taşıyacak. Orkestra şefi Tulio Gagliardo yönetimindeki İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, Samsun Devlet Opera ve Balesi Bale Topluluğuna eşlik edecek. Program kapsamında 13 Temmuz akşamı, Alman besteci Carl Orff'un en çok bilinen eseri Carmina Burana seslendirilecek. Carl Orff tarafından Münih yakınlarındaki bir manastırda bulunan 200 kadar şiir ve şarkıdan esinlenerek oluşturulan eserde, İzmir Devlet Opera ve Balesinin orkestrasını şef Vladimir Lungu, korosunu ise Orhan Öner Özcan yönetecek. Eserde, solistler soprano Ayşe Şenogul, tenor Erdem Erdoğan, bariton Nejad Beğde'ye, koro, çocuk korosu ve orkestra sanatçıları eşlik edecek. Festival, 16 Temmuz akşamı Mersin Devlet Opera ve Balesinin Damdaki Kemancı müzikaliyle devam edecek. Seyircileri 1905 Çarlık Rusyası'na, gelenek ve devrim arasında sıkışmış Anatevka köyü sakinlerinin dünyasına götürecek iki perdelik ünlü eserin müzikleri Jerry Bock, rejisi Volkan Severcan, koreografisi Serbülent Biçer ve Özgür Adam İnanç'a ait. Şef Aytuğ Ülgen yönetimindeki Mersin ile İzmir Devlet Opera ve Balesi orkestralarının sanatçıları ile şef Anıl Aydın yönetimindeki Mersin Devlet Opera ve Balesi Korosu da eser için sahnede olacak. Festival, 21 Temmuz Cuma akşamı Gaetano Donizetti'nin üç perdelik trajik operası Lucia di Lammermoor ile sona erecek. Sir Walter Scott'un Lammermoor Gelini adlı romanından uyarlanan eserin rejisini Carlos Vilan, orkestra şefliğini Tulio Gagliardo üstleniyor. Tüm gösterimlerin saat 21.00'de başlayacağı festivalin etkinlik biletleri, Efes Antik Kenti, Kuşadası Kervansaray, İzmir DOB Elhamra Sahnesi, Bornova Kültür ve Sanat Merkezi, İzmir İstinye Park gişeleri ile www. biletinial. com üzerinden temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/6-uluslararasi-efes-opera-ve-bale-festivali-lucia-di-lammermoor-promiyeriyle-sona-erdi/", "text": "Devlet Opera ve Balesi'nin seçkin eserlerinin sanatseverlerin beğenisine sunulduğu 6. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, Gaetano Donizetti'in üç perdelik trajik operası Lucia di Lammermoor prömiyeriyle sona erdi. Efes Antik Kenti, Büyük Tiyatro'daki prömiyerde İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçıları Eylem Demirhan Duru, Cengiz Sayın ve Burak Dabakoğlu rol aldı. Rejisörlüğünü Carlos Vilan yaptığı, Sir Walter Scott'un Lamermoor Gelini adlı tarihi romanından uyarlanan eser, tarihi atmosferi dolduran sanatseverler tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı. Devlet Opera ve Balesi tarafından düzenlenen Yaz Festivalları 5-17 Ağustos'ta Uluslararası Bodrum Bale Festivali ve 4-21 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali ile devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/63-grammy-odullerinin-adaylari-aciklandi/", "text": "BBC'nin haberine göre, 63. Grammy Ödülleri'ne, ABD'li pop yıldızı Beyonce, 9 kategoride aday gösterildi. Beyonce böylece Grammy tarihinde en çok aday gösterilen kadın sanatçı oldu. Beyonce'u, 6 dalda adaylıkla Taylor Swift, Roddy Ricch ve Dua Lipa izledi. Grammy'nin sahipleri 31 Ocak'ta düzenlenecek törenle açıklanacak. Yılın albümü: Chilombo, Black Pumas, Everyday Life, Djesse vol. 3, Women in Music Pt. III , Future Dua Lipa, Hollywood's Bleeding, Folklore. Yılın Kaydı: Black Parade, Colors, Rockstar, Say So, Everything I Wanted, Don't Start Now, Circles, Savage, . Yılın şarkısı: Black Parade, The Box, Cardigan, Circles, Don't Start Now, Everything I Want, I Can't Breathe, If the World Was Ending. En iyi pop-grup performansı: Un Dia, Intentions, Dynamite, Rain on Me, Exile. Kanadalı pop şarkıcısı The Weeknd, aday gösterilmediği Grammy ödülleri için yozlaşmış ifadesini kullandı. Son albümü After Hours önemli başarıya imza atan ve daha önce 3 kez Grammy kazanan The Weeknd, bu yıl aday 63. Grammy ödüllerine aday gösterilmeyince tepkisini Twitter'da dile getirdi. The Weeknd, Grammyler yozlaşmış kalmayı sürdürüyor. Bana, hayranlarıma ve sektörün şeffaflığına borçlusunuz. paylaşımını yaptı. After Hourstan Blinding Lights şarkısı dünya çapında hit olan The Weeknd, Billboards Hot 100 listesinde de bir numaradaydı. Şarkıcı, 40 hafta boyunca listenin ilk 10'unda yer almıştı. Thee Weeknd, Amerikan Müzik Ödülleri'nde Soul-R&B dalında En İyi Erkek Şarkıcı, En İyi Albüm ve En İyi Şarkı ödüllerini kazanmıştı. Güney Koreli erkek grubu BTS, en son single'ı Dynamite ile Grammy'e aday gösterilen ilk K-pop müzik grubu oldu. BTS, En İyi Pop-Grup Performansı dalında Amerikan müzik ödülüne aday gösterildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/65-yas-sonrasi-sevgi-ve-gonulluluk/", "text": "Kitabında hiçbir karşılık beklemeden iyilik yapmanın, başkalarına ilgi, sevgi ve saygı gösterip iyilik yolunda iş birliği yapmanın vicdanı rahatlattığına da değinen İnal Aydınoğlu, Bir insan hesaplarını ve kıyaslamalarını aklıyla, insanlık yolunu ise vicdanıyla belirler. Aklın görmediği durumlarda vicdan devreye girer. Vicdan her insanda mevcuttur. Eğitimle geliştirilebilir veya yok sayılarak sönümlendirilebilir... diyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/69-sait-faik-hikaye-armagani-torenle-sahibini-buldu/", "text": "Türk edebiyatının önemli isimlerinden Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen Sait Faik Hikaye Armağanı sahibini buldu. Darüşşafaka Cemiyeti ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları işbirliğiyle düzenlenen 69. Sait Faik Hikaye Armağanının ödül töreni gerçekleştirildi. Usta öykücü Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen, bu yıl Anatomi Dersi kitabıyla yazar Ayşegül Devecioğlu'nun layık görüldüğü ödülün töreni, İş Kuleleri'nde yapıldı. Törende konuşan Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Darüşşafaka ile yol arkadaşlıklarının 1939 Erzincan Depremi ile başladığına dikkati çekerek, Sait Faik Hikaye Armağanı'nın edebiyatçılara ve sanatçılara minnettarlıklarını sürdürdükleri bir gelenek olarak devam ettiğini söyledi. Jüri başkanı Doğan Hızlan da sanat alanında verilen ödüllerin insanlık tarihini güzelleştiren bir yanının olduğuna değinerek, Her yazarın mekanı vardır. Sait Faik de İstanbul'u, Beyoğlu ve Adalar'ı yazdı. Buraları yazarken de insan unsurunu hiç unutmadı. Jüri üyeliğinin en güzel yanı da ödül kazandığını yazara telefonla bildirmektir. Ben bildiririm ve o sevinci ben de ödül almış gibi yaşarım. Bu ödülün tarihine baktığımızda Türk edebiyatında önemli bir yeri var. ifadelerini kullandı. Yazar Ayşegül Devecioğlu ise Sait Faik Hikaye Armağanı'nın yazarlık hayatı için çok önemli yerinin olduğuna vurgu yaparak, edebiyatın dünyayı değiştirmede ve dönüştürmede iyi bir yoldaş olduğunu dile getirdi. Doğan Hızlan'ın başkanlığını üstlendiği seçici kurulda Hilmi Yavuz, Nursel Duruel, Prof. Dr. Jale Parla, Beşir Özmen, Metin Celal ve Jale Özata Dirlikyapan yer aldı. Her yıl Sait Faik'in vefat yıl dönümü olan 11 Mayıs'ta açıklanan armağan geçen yıl, Yok Yolcu adlı kitabıyla Kamil Erdem'e verilmişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/6gen-bellek-insanin-yerini-izleyiciyle-birlikte-sorguluyor/", "text": "Fazilet Kendirci'nin 6gen Bellek isimli eseri, 26 Şubat'a kadar Piramid Sanat'ta izlenebilecek. Eser, insanın dünya ve evrendeki yerini izleyicisiyle birlikte sorguluyor. Fazilet Kendirci'nin 6gen Bellek isimli eseri, Piramid Sanat'ta ziyaretçiyle buluşmaya devam ediyor. Eser, bireyin gerçeklik algısı üzerinde medyanın etkisini, toplumsal belleğin yakın tarihle kurduğu ilişkiyi ve en temelde insanın dünya ve evrendeki yerini izleyicisiyle birlikte sorguluyor. 365 altıgen tualin birleşmesiyle meydana gelen eserin ön yüzü, sanatçının anlatımıyla insanın bir damla sudan meydana gelmesi, gelişimi, başarılarının en doruk noktasına ulaşması ve zaman içinde tekrar gücünü yitirmesiyle birlikte tekrar bir damla ile bitişini temsil ederken arka yüzünde ise 2007-2012 yılları arasında basında yer alan haberler yer alıyor. Dünyanın pek çok ülkesinden siyaset, sosyoloji, teknoloji, ekonomi ve ekoloji konularında yayınlanmış haberler içeren arka yüz, birbiriyle bağlantısız görünen ancak göbek bağı olan bu konuları yan yana getiriyor. Kullanılan tuallerin 24 cm kenarları bir güne, 365 adet olması bir yıla, altıgen olması ise hücreye ve doğanın en kuvvetli bağına referans veriyor. 6gen Bellek, 26 Şubat'a kadar Piramid Sanat'ta izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/7-frankfurt-turk-tiyatro-festivali-1-7-eylulde-basliyor/", "text": "Türk tiyatrosunun önemli isimlerini ve eserlerini konuk edecek 7. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali, 1-7 Eylül'de sanatseverlerle buluşacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Almanya Hessen Eyaleti Bilim ve Kültür Bakanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığının destek verdiği festivalde, 7 günde 6 oyun, 7 atölye ve 4 söyleşi gerçekleşecek. Festival, Almanya Hessen Eyaleti Bilim ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Ayşe Asar, Frankfurt Belediyesi Meclis Başkanı Hilime Arslaner, Frankfurt Anakent Belediye Başkanı Peter Feldmann ve Türkiye'nin Frankfurt Başkonsolosu Erdem Tunçer'in himayelerinde yapılacak. Bu yılki esin kaynağını Anadolu'dan Avrupa'ya işçi göçünün 60. yılı ile Yunus Emre'nin vefatının 700. yılından alan etkinlikte, Devlet Tiyatrolarının Bizim Yunus ve Kürk Mantolu Madonna oyunlarıyla Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının Misafir oyunu, Oya Başar'ın başrolünde yer aldığı Plastik Aşklar, Reha Özcan'ın tek kişilik oyunu Bir Garip Orhan Veli sahnelenecek. Tiyatro Frankfurt Genel Sanat Yönetmeni ve Festival Başkanı Kamil Kellecioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kültürleri, sanatın gücüyle birleştirmeyi ve kültürlerarası etkileşimi sağlamayı amaçladıklarını belirtti. oluşuyla da ayrıca gurur duyduğumuzu belirtmek isterim. ifadelerini kullandı. Kamil Kellecioğlu, dünya dili Türkçe yaklaşımı içinde olduklarını kaydederek, Bir olduğumuz bilinciyle yarınlara hediye edebileceğimiz en büyük armağanın sadece sevgi olduğuna özellikle vurgu yapmak istiyorum. Dil söyler kulak dinler ama kalp söyler kainat dinler. En kalbi duygularımızla Tiyatro Frankfurt olarak, Türkiye'nin en köklü tiyatro kurumlarından gelen seçkin oyunları, Almanca üst yazıyla tüm sanatseverlerle buluşturacağız. dedi. Kovid-19 tedbirleri kapsamında festival etkinliklerine katılmak isteyenlerin iki doz aşı yaptırmış ya da hastalığı atlatmış olması, ayrıca Kovid-19 testi yaptırmış olması gerekiyor. Alman ve Türk tiyatroseverlerin beğenisine sunulan etkinlik, Frankfurt'un önemli sahnelerinden Frankfurt Volksbühne'de yapılacak. Çocuk izleyiciler için Rafadan Tayfa eseri iki kez izleyici karşısına çıkacak. Almanya'da önemli bir sosyo-ekonomik güç olan Türk kökenli vatandaşların kendi hayatlarından kesitler bulacağı festivalde ayrıca Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, sanatçılar Haldun Dormen, Ayla Algan, Perihan Savaş, Selçuk Yöntem, Oya Başar, Tamer Levent, Ayşenil Şamlıoğlu, Turgay Tanülkü, Zerrin Tekindor, Atilla Şendil ve Reha Özcan'ın katılımıyla çeşitli atölye ve söyleşiler gerçekleştirilecek. Anadolu'dan Avrupa'ya Türk işçi göçünün 60. yılı, 5 Eylül'de Frankfurt Tren Garı'nda, göçmen işçiler mizanseniyle canlandırılacak. Tren garında başlayacak kortej, festivalin gerçekleşeceği Volksbühne'de sona erecek. Festivalde ayrıca Hürriyet Tanıklığında Göçün 60 Yılı sergisi, etkinlik süresince Frankfurt Volksbühne de ziyarete açık kalacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/7-istanbul-publishing-fellowshipe-105-ulke-basvurdu/", "text": "Anadolu Ajansı'nın Global İletişim Ortağı olduğu 7. İstanbul Publishing Fellowship'e 105 ülkeden başvuruda bulundu. Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle düzenlenen ve AA'nın Global İletişim Ortağı olduğu programa, Ticaret Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Ticaret Odası ve Basın Yayın Birliği katkı sağlıyor. İstanbul'u yayımcılık dünyasında marka haline getirmeyi amaçlayan ve dünya yayımcılarını her yıl İstanbul'da buluşturan program, 8- 10 Mart'ta gerçekleştirilecek. Tüm dünyadan yayınevi yöneticileri, editörler, telif ajansları, yayımcı meslek birlikleri ve yayımcı sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de katılım gösterdiği İstanbul Publishing Fellowship Programı'na 25 Ekim'de başlayan başvurular, 24 Aralık'ta sona erdi. Uzak Asya'dan Latin Amerika'ya, Kuzey Avrupa'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir köşesinden yayımcıları telif ve çeviri görüşmeleri için İstanbul'da buluşturan program, bu yıl 105 ülkeden 1104 başvuru ile geçen yıllara kıyasla en yüksek katılımcı sayısına ulaştı. En çok katılım 52 başvuru ile Malezya'dan gelirken, bu ülkeyi 48 başvuru ile Brezilya, 38'er başvuru ile Azerbaycan ve İngiltere, 26 başvuru ile İtalya, 23 başvuru ile Fransa, 18'er başvuru ile ABD ve İspanya, 16 başvuru ile Kanada takip etti. Programa yurt içinden ise toplam 283 başvuru yapıldı. Programa yapılan başvurular, İstanbul Publishing Fellowship Koordinasyon Kurulu tarafından değerlendirilecek. Kurulun yapacağı değerlendirme sonucunda katılımcılar belirlenerek, 17 Ocak'ta açıklanacak. Dünya yayımcılık sektörü için çeşitliliği artırmayı hedefleyen İstanbul Publishing Fellowship Programı, mart ayında yenilikler katarak katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi görüşme imkanı sunacak. Programın Koordinasyon Kurulu Başkanı Yusuf Ünal, bu yıl başvurusu sayısıyla arzu ettikleri hedefe ulaştıklarını belirterek, Program kapsamında düzenlenen 'Odak Ülke' etkinliği ile de uluslararası bir ilgi uyandırmayı hedefliyoruz. Etkinlik çerçevesinde odak ülke 'Macaristan' olarak belirlendi ve bu ülkenin yayımcıları, şairleri ve yazarları da organizasyonda yerlerini alacak. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/7-kadin-sanatci-galeri-diani-de/", "text": "Galeri Diani, KÖK adlı sergiye 20 Nisan tarihine kadar ev sahipliği yapacak. Sanatçılar Gülseren Südor, Hale Sontaş, Hülya Düzenli, Zeynep Dilek Çetiner, Sema Bicik ve Tuba Önder Demircioğlu, KÖK kavramını merkeze alarak işaretlediği üç temel anlayışı aydınlatmaya çalışıyorlar. Bugün açılan serginin küratörlüğünü Telga Südor Mendi üstlenirken, ayrıca onur sanatçısı olarak Eren Eyüboğlu'nun da eserleri yer alıyor. Birbirinden çok farklı ve öznel yapıtlar üreten ve hatta farklı kuşaklardan olan bu yedi güçlü kadın sanatçı 'kadının' isteyerek ve çoğunlukla da istemeden yüklendiği üç görev üstünde yoğunlaşarak 'KÖK' kavramını açmaya ve izleyiciyle bütünleştirmeye çalışıyorlar. Karşı: Tüm engellere karşı güçlü kalmayı, Öteki: ötekileştirme ve öteki olmayı, Kahraman: ise istemeden de olsa tabulaştırılmayı aynı zamanda da gücü iyi yönde kullanıp öncü olmayı temsil ediyor. Sanatçılar son bir yıldır yaşamakta olduğumuz Covid-19 salgını nedeniyle yalnızlaşma, bireyselleşmenin düşüncelerimize ve bilinçaltımıza yoğunlaşmamıza neden olduğu düşüncesinde birleşirken 'KÖK'lerimize dönüp bir bakıma aydınlandığımızı ve yeni bir geleceği olgunlaştırmanın temelini oluşturduğumuzu dile getiriyorlar. Galeri Diani, Covid-19 önlemleri kapsamında randevu sistemi ile siz sanataseverlere kapısını açmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/7-kisadan-hisse-kisa-film-festivaline-basvurular-basladi/", "text": "Genç Öncüler Gençlik ve Spor Derneği tarafından 6 yıldır Kısa'dan Hisse Kısa Film Günleri adıyla düzenlenen sinema etkinliği, bu yıl 7-12 Kasım tarihlerinde festival olarak sinemaseverlerle buluşacak. Beyoğlu Akademi'de düzenlenen basın toplantısında, özgün ve özgür kısa filmleri sinemaseverlerle buluşturarak, genç yeteneklerin sinema sektörüne kazandırılmasının amaçlandığı etkinliğe ilişkin bilgi verildi. Festival direktörü Aşkın Özcan, buradaki konuşmasında, düzenledikleri kültür sanat etkinlikleriyle toplumun, özellikle de gençliğin ruhsal ve sanatsal gelişimine katkı sağlamaya çalıştıklarını söyledi. Özcan, Sinema kültürünü toplumun geneline yaymak, gençlerin çağımızın dili olan görselliğin sanat formu olan sinema aracılığıyla kendilerini ifade etmelerini teşvik etmek ve gençlerimizin sinema konusundaki yeteneklerini keşfetmelerini sağlamak gibi birçok hedef doğrultusunda çalışmalar gerçekleştiriyoruz. dedi. Yönetmen Abdülhamit Güler, 6 sene sonra festival olma niyeti, gayreti ve cesareti önemli. Tabii tam bu zaman zarfında danışma kurulunda yer almak da ayrı bir mesuliyet. Önemli bir aşamada, önemsediğimiz bir organizasyonda olmak mutluluk verici. diye konuştu. Güler, programda film gösterimleri ve yarışmanın yanı sıra farklı etkinliklerin de yer alacağını dile getirdi. Yarışma ödülleri ve verilen desteklerin artırıldığına işaret eden Güler, Bir festivali bir yarışmadan ya da film günlerinden ayıran önemli nokta yapım desteğidir. ifadesini kullandı. Festivalin ön değerlendirme jürisinde yer alan sinema yazarı Döndü Toker de sinemanın hem teorik hem de yapım ve çekim gibi pratik kısmıyla ilgilendiğini belirterek, Sadece teoride kalmış bir sinema ya da sadece teorik olarak tartışılan bir sinemanın sinemacıları anlamakta ya da onlar için bir şey yapmakta yeterli olacağını düşünmüyorum. Sahada bir şekilde gözlenmesi ya da pratik edilmesi gerekiyor. dedi. Toker, sinemacıların emek verdikleri filmlerini jüriye emanet ettiklerini, bu nedenle ön jüride yer almanın sorumluluğunu hissettiğini ve bütün ekibin bu heyecanı taşıdığını ifade etti. 7. Kısa'dan Hisse Kısa Film Festivali'ne başvurular, bugünden başlayarak 30 Eylül'e kadar www. filmfreeway. com adresinden yapılabilecek. Festivalin İstanbullular için daha ulaşılabilir olması amacıyla gösterimler bu yıl hem Avrupa hem de Anadolu yakasında eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Engelli bireyler için erişilebilir özel gösterimlerin de yapılacağı festival kapsamında filmler, ayrıntılı alt yazı ve sesli betimlemeyle sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Festivalde, sinemada dijital dönüşüm, sinema tarihi ve sinema eleştirmenliği konulu panellerin yanı sıra sinemaya dair çeşitli workshop, masterclass ve usta-çırak buluşmaları düzenlenecek. Festivalin ön değerlendirme jürisinde sinema yazarı Döndü Toker, yönetmen Ömer Dişbudak, gazeteci ve yönetmen Ali Demirtaş ile yönetmen Muhammed Furkan Daşbilek yer alıyor. Bu yıl yarışmaya katılacak filmler, Kurmaca, Belgesel, Animasyon, Deneysel ve Lise olmak üzere 5 kategoride değerlendirilecek. Kurmaca, Belgesel ve Animasyon kategorilerindeki en iyi filmler için 10 bin lira, Deneysel kategorisindeki en iyi film için ise 5 bin lira ödül verilecek. Lise kategorisinin en iyi filmine 5 bin lira ve ilk 3 filme Online Sinema Eğitimi Ödülü verilecek. Bir usta sinemacı anısına verilen Genç Öncüler Özel Ödülü'nün sahibine ise 5 bin lira ödül takdim edilecek. Kısa Film Yapım Desteği Ödülü olarak başvuran projeler arasından jürinin seçeceği senaryoya da OSE tarafından 20 bin lira yapım desteği sağlanacak. Ödüller, 12 Kasım'da düzenlenecek törende sahiplerini bulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/7-kita-ve-ulkede-cekilen-film-pause-2020/", "text": "Yenidünya düzenine geçişin başladığı günümüzde, aklın sınırlarını zorlayan teknolojik gelişmeler ve buluşlar, bir taraftan insanoğlunun doğaya daha çok hakim olmasını sağlarken, diğer taraftan da dijital savaşların zeminini hazırlamaya başlıyor. Bu dijital savaşlara vurgu yapan PAUSE 2020 filminin çekimlerine başlandı. Çekimler Toronto, Londra, San Francisco, Karadağ Ulcinj, Mardin, Bolu, Adıyaman illerinde gerçekleşen, Avustralya ve Hindistan'da devam edecek olan PAUSE 2020 isimli filmin yapımcılığını ve yönetmenliğini Caner Gül üstlenirken uygulayıcı yapımcı olarak Yalçın Çoban görev alıyor. PAUSE 2020 isimli sinema filminde İngiltere'nin ünlü oyuncuların dan Bobby Davro, Türkiye'den Prof. Mim Kemal Öke gibi tanınmış isimler yer alırken, Kurtlar Vadisi dizisinde 15 yıl süre ile ölmeden oynayan orta doğu ve Arap yarımadasında da sevilen Erhan Ufak, farklı bir karakter ile karşımıza çıkıyor. Film dünya üzerinde yaratılan korku imparatorluğu ve kimi zaman kadına şiddet, kimi zaman sentetik insan, kimi zaman yapay zeka çeteleri üzerinden psikolojik teslimiyet kurmak isteyen küresel çetelerin varlığından toplumu bilinçlendirmek üzere hazırlanıyor. Başarılı yapımcı ve yönetmen Caner Gül yakın zamanda izleyici karşısına çıkacak olan PAUSE 2020 mutlaka izlenmeli ifadesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/71-berlin-film-festivali-pandemi-nedeniyle-cevrimici-duzenlenecek/", "text": "11-21 Şubat 2021 tarihleri arasında fiziksel olarak gerçekleşmesi planlanan 71. Berlin Film Festivali, pandemi sebebiyle çevrimiçi olarak düzenlenecek. FilmLoverss'ın aktardığı habere göre, Cannes, Venedik, Toronto ve Sundance ile beraber dünyanın en önemli film festivalleri arasında yer alan Berlin Film Festivali, sinema sektöründe ve film festivallerinde cinsiyet eşitliğini sağlamak adına önemli bir adım atmış, oyuncu ödüllerindeki cinsiyet ayrımını kaldırmıştı. Geçtiğimiz ağustos ayında festival yönetimi, cinsiyet ayrımı gözetmeyen oyunculuk kategorilerine ek olarak, 71. Berlin Film Festivali'nin 11- 21 Şubat 2021 tarihleri arasında fiziksel olarak gerçekleştirileceğini açıklamıştı. Hatta film sayısında azaltma, sinema salonlarının kapasitesinin yüzde 45-50 seviyelerine düşürülmesi, seanslar arasındaki boşlukların artması gibi birtakım önlemler alacağını belirtmişti. Koronavirüs salgınında düzelme yaşanmaması ve Almanya'daki vaka sayılarının rekor sayılara yükselmiş olması festivalin geleceği konusunda yeni kararların alınmasına neden oldu. Habere göre, 11-21 Şubat 2021 tarihlerinde fiziksel olarak gerçekleşmesi planlanan 71. Berlin Film Festivali, koronavirüs salgını nedeniyle çevrimiçi olarak düzenlenecek. Festival yönetimi, Mart 2021'in başlarında dijital formatta bir yarışma bölümü hazırlamak istiyor. Haziran 2021'de ise fiziksel bir mini festival düzenlemeyi planlıyor. 2021 Avrupa Film Marketi'nin dijital festivalle eş olarak faaliyetlerini sürdüreceği belirtiliyor. Festival yönetiminin konuyla ilgili detayları bu hafta içinde resmi olarak açıklaması bekleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/73-yasindaki-geleneksel-oyuncak-ustasi-cocuklugundaki-oyuncaklari-yeni-nesillere-aktariyor/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığınca Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı olarak seçilen geleneksel el yapımı oyuncak ustası 73 yaşındaki Orhan Karaalioğlu, çocukluk anılarından esinlenerek, unutulmaya yüz tutmuş oyuncakları atölyesinde tasarlıyor. Karaalioğlu, 30 yıllık iç mimarlık kariyerinin ardından 7 yıldır Ulucanlar Sanat Sokağı'ndaki tahta oyuncak atölyesinde, çocukluğundaki oyuncakları tasarlayıp gelecek nesillere aktarmaya, geleneksel oyuncak yapımını çocuk kursiyerlere öğretmeye başladı. El Yapımı Geleneksel Oyuncaklar kitabı, Gazi Üniversitesi tarafından basılan Karaalioğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı olarak kayıt altına alındı. Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçısı Karaalioğlu, el yapımı ve geleneksel oyuncaklara dair, anı defterinde sakladığı hatıralarındaki oyuncaklarını günümüze taşıma hikayesini AA muhabirine anlattı. Karaalioğlu, emekliliğinden sonra boşluğa düştüğünü ve hobisi olan oyuncak yapımına yönelerek, kendi tasarladığı oyuncakları önce kitaplaştırdığını daha sonra da atölyesinde şekillendirdiğini belirtti. Hazır oyuncakların çoğunun zararlı malzemelerden yapıldığını ancak atölyesindeki materyallerin sağlığa zararsız ve çocukların rahatlıkla kullanabileceği özellikte olduğunu ifade eden Karaalioğlu, Günümüzde el yapımı ve geleneksel oyuncakları üreten kimse hemen hemen yok gibi. Yurt dışından gelen ve çoğu zararlı malzemelerden yapılan hazır oyuncaklarla oynarken çocuk elini ağzına götürüyor. Kullandığım malzemelerde su bazlı akrilik boya kullanıyorum, hiçbir zararı yok, dedi. Çocukların artık bu tarz oyuncakları bilmediğini, ellerindeki tablet ve telefonlardaki dijital oyunlarla tek başına oynadığını kaydeden Karaalioğlu, çocuğun sosyallikten uzak ve eğitici, öğretici, olmayan bu cihazlardan uzak tutulması gerektiğinin altını çizdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/74-cannes-film-festivalinde-oduller-sahiplerini-buldu/", "text": "Bu yıl 74'üncüsü düzenlenen Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü Titane adlı filmi kazandı. Fransa'nın Cannes kentinde 6 Temmuz'da başlayan festivalin ödül töreni, Cannes Festival Sarayı'nda yapıldı. Jüri başkanı Spike Lee'nin yanlışlıkla Altın Palmiye kazanan filmi erken açıkladığı festivalde, ödül Fransız Julia Ducournau'nun yönettiği Titane filmine verildi. Ducournau, bu ödülü kazanan ikinci kadın yönetmen oldu. En iyi yönetmen ödülünü ise Annette isimli filmiyle Fransız yönetmen Leos Carax aldı. Kısa film dalında jüri özel ödülü Brezilyalı yönetmen ve senarist Jasmin Tenucci'nin Ceu de Agostoya verilirken, Altın Palmiye ödülüne Hong Konglu yönetmen Tang Yi'nin Tian Xia Wu Ya filmi layık görüldü. Altın Kamera ödülü de Murina filmiyle Hırvat asıllı yönetmen Antoneta Alamat Kusijanoviç'e verildi. İtalyan yönetmen Marco Bellocchio, Onursal Altın Palmiye ödülünü aldı. En iyi erkek oyuncu Nitram filmindeki rolüyle Amerikalı aktör Caleb Landry Jones, en iyi kadın oyuncu ise Verdens Verste Menneske filmindeki performansıyla Norveçli aktris Renate Reinsve seçildi. Jüri Özel Ödülü'nü de İsrail asıllı yönetmen Nadav Lapid'in Ha'berech ile Taylandlı yönetmen Apichatpong Weerasethakul'un Memoria filmleri aldı. Japon yönetmen Hamaguchi Ryusuke'nin yönettiği ve Takamasa Oe ile yazdığı Drive My Car en iyi senaryo ödülüne layık görüldü. Büyük Ödül, İran asıllı Asghar Farhadi'nin yönettiği Ghahreman ile Finlandiyalı Juho Kuosmanen'in yönettiği Hytti N6 filmlerine verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/8-alemlere-rahmet-uluslararasi-kisa-film-festivali-basvurulari-basladi/", "text": "Fidan Sanat Vakfı tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle gerçekleştirilen Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali bu yıl sekizinci kez sinemaseverlerle buluşacak. Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu festivalin tanıtım toplantısı, Beyoğlu Belediyesi ev sahipliğinde Aynalıkavak Kasrı'nda gerçekleştirildi. Programın açılış konuşmasını yapan Fidan Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Abdulbaki Başer, festivalin amacına değinerek, Festivalimiz alemlere rahmet, insanlığa da örnek ve model olarak gönderilen Peygamber Efendimizin adını sanat ve sinema gibi önemli bir vesile ile tüm dünyaya duyurmayı amaç edinmiş ülkemizde ve dünyada alanında ilk olan tematik bir festivaldir. dedi. Programa konuk olan Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, festivalin hayırlara vesile olmasını dileyerek, organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür etti. Festivalin uluslararası olarak Hz. Muhammed'in tanıtılması bakımından önemli olduğunu, herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini belirten Yıldız, Peygamber'i anlatan bu tarz festivallerin daha çok düzenlenmesi temennisinde bulundu. Festivalin direktörü Cemil Nazlı, Fidan Sanat Vakfı olarak doğruluğun ve iyiliğin peşinde olduklarını, bu anlamda Hz. Muhammed'in hayatını ve güzelliklerini sanatsal bir dille dünyaya taşımaya çalıştıklarını söyledi. Nazlı, ulusal ve uluslararası iki ayrı bölümde kurmaca, animasyon ve belgesel olmak üzere 3 ayrı kategoride 6 en iyi eserin ödüllendireceğini, Son Taslak bölümünde ise 3 projeye 150 bin lira Kısa Film Yapım Desteği verileceğini, toplamda da ödül ve desteklerle dağıtılacak rakamın 300 bin lirayı bulacağını aktardı. Bu yıl yine söyleşiler, atölyeler düzenleyeceklerini söyleyen Nazlı, özel seçkilerin yanı sıra da izleyicileri ülke gösterimleriyle buluşturacaklarını ifade etti. Nazlı, ülke gösterimleri için bu yıl Filistin'i seçtiklerini ifade ederek, Filistinli yönetmenlerin en güzel kısa filmlerinden bir seçki yapmayı düşünüyoruz. dedi. Festivalin Son Taslak Platform Direktörü Belkıs Bayrak da geçen yıl Son Taslak bölümüne olan ilgiden dolayı çok memnun kaldıklarını dile getirdi. Bayrak, Türkiye'den ve yurt dışından profesyonellerle birlikte katılımcılar projelerini geliştirdiler. İçlerinden filmlerine destek kazananlar oldu. Hatta geçtiğimiz haftalarda bu arkadaşlarımızdan bazıları filmlerinin çekimlerini tamamladılar. Artık festival yolculuğuna hazır Son Taslak Platformu'nun filmleri var. diye konuştu. Yapımcı Halil Kardaş ise film çekimleri sırasında en büyük israfın zaman olduğu yorumunu yaparak, Mesela bir film için bazen 3, bazen 5 sene ciddi bir enerji harcanıyor. Bunun yanında akçeli işlerde ise çok tüketime açık ve hızlı para akışının olduğu bir şey yaşıyoruz film yapım sürecinde. Tabii bu film ekiplerini oluştururken bu şuurda, bu akılda, bu ahlakta olan arkadaşları biz tercih ediyoruz. Ne kadar çok bu arkadaşlarla birlikte hareket edersek, o derece israfın, boşa geçen zamanın önüne geçmiş oluruz. değerlendirmesinde bulundu. TRT, Albayrak Medya, Yunus Emre Enstitüsü ve Türk Hava Yollarının da katkı verdiği programda ayrıca yönetmen Nazif Tunç, AK Parti İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç, festivalin çerçevesini belirleyen danışma kurulu üyelerinden Nuray Kayacan ve yönetmen Koray Sevindi de birer konuşma yaptı. Yarışmada bu yıl, ulusal kategoride En İyi Kısa Kurmaca Film 35 bin, En İyi Kısa Belgesel 25 bin, En İyi Kısa Animasyon 15 bin liralık ödülün sahibi olacak, uluslararası kategoride ise En İyi Kısa Filme 35 bin, En İyi Kısa Belgesele 25 bin, En İyi Kısa Animasyona ise 15 lira ödül takdim edilecek. Son Taslak bölümünde de 3 proje için Kısa Film Yapım Desteği bu yıl 150 bin olarak belirlendi. Festivaldeki yarışmalara başvurular, 23 Eylül'e kadar www. alemlererahmetfilm. com adresinden kabul edilecek. Festivalde, 21-27 Kasım tarihleri arasında gösterimler, söyleşiler, atölyeler, ustalık sınıfı ve bir panel gerçekleştirilecek. Festivalin gala ve ödül töreni ise 27 Kasım'da yapılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/8-artweeks-akaretler-16-kasima-kadar-ziyarete-acik/", "text": "Akaretler'de Sıraevler'de 9 binaya yayılan Bilgili Holding tarafından düzenlenen Artweeks 3-16 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerini ağırlıyor. Bilgili Holding'in ev sahipliği yaptığı bu etkinliğe Türkiye'nin önde gelen sanat galerileri ve sanatçıları katılıyor. Dirimart, Pilevneli, PG Art Gallery, Anna Laudel, X-İst, MERKUR Galeri, Galeri Siyah Beyaz, Öktem Aykut, Ferda Art Platform, Martch, İyilik İçin Sanat, Galeri Nev İstanbul, Galeri Bosfor, Taksim Sanat, Doğançay Müzesi, Şerife Bilgili Ercantürk, Mine Sanat Galerisi, Muse Contemporary, One Arc Gallery, Gallery Kairos, Cengiz Yatağan gibi Türkiye'nin önde gelen galerilerini ve sanatçılarını Akaretler Sıraevler'de ağırlayacak. Sergide birbirinden renkli ve çeşitli sanat eserleri ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Heykeller, dijital sanat ögeleri, muhteşem resimler sunuluyor. İki haftalık etkinlik boyunca sanatçılarla söyleşiler, paneller ve belirli günlerde çeşitli etkinlikler planlanıyor. Serginin sıradışı bölümlerinden biri de dijital sanatı gerçek hayata uyarlayan ve bu bağlamda sanatçılarla işbirliği içerisinde çalışan, Giyilebilir Sanat anlayışını benimseyerek kıyafetler tasarlayan bir giyim markası ilk defa Artweeks Akaretler'de bir sergi alanına sahip. Bilgili Holding ve UBS ana sponsorluğunda gerçekleşen fuarın organizasyonu, Bilgili Sanat ve Sabiha Kurtulmuş tarafından üstleniliyor. Ayrıca; Toyota, İBB Kültür AŞ, Beşiktaş Belediyesi, Samsung, Aposto, ArtDog Istanbul, Jotun, Fiolas ve Doğtaş etkinliğin destekçileri arasında yer alıyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/8-bin-500-yillik-miras-muzesini-bekliyor/", "text": "Dünya arkeoloji tarihi bakımından önemli bir çalışma olan Marmaray kazıları, İstanbul'un 8 bin 500 yıllık tarihini ortaya çıkardı. Gün yüzüne çıkarılan 60 bin eser, müzesi yapılıncaya kadar İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde muhafaza ediliyor. Dünya arkeoloji tarihi bakımından önemli bir çalışma olan Marmaray kazıları, İstanbul'un 8 bin 500 yıllık tarihini ortaya çıkarırken, geçmiş medeniyetlerin asırlardır yer altında saklı duran mirasının da gelecek kuşaklara aktarılmasını sağladı. Yenikapı, Sirkeci ve Üsküdar'da toplam 8 yıl süren kazılar sonunda gün yüzüne çıkarılan 60 bin eser, müzesi yapılıncaya kadar İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde muhafaza ediliyor. Asrın projesi olarak nitelendirilen Marmaray Projesi kapsamında 2004 yılında başlayan kazılar, İstanbul'un tarihsel süreciyle ilgili yeni bir kapı araladı. İlk kazma vurulduktan sonra ortaya çıkan bulgular, arkeoloji dünyasını heyecanlandırdı. İstanbul'un tarihini 8 bin 500 yıl geriye götüren ve farklı dönemlere ait medeniyetlerin izlerinin gün yüzüne çıkmasını sağlayan kazılar, ilk İstanbullunun iskeletini, 8 bin 500 yıllık ayak izlerini, dünya literatüründe yer alan ancak izine bir türlü rastlanamayan Thedesius Limanı'nı, dünyanın en geniş Orta Çağ batık gemi koleksiyonunu, 57 farklı türdeki 60 bin hayvan kemiğini, o döneme ait bitki türlerine ait kalıntıları, eşyaları, yapıları Milenyum Çağı'na armağan etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/8-bogazici-film-festivali-basladi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkıları, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansının destekleriyle düzenlenen 8. Boğaziçi Film Festivali, sinemaseverlerle buluştu. #HerŞeyeRağmen sloganıyla ödüllü yapımların izleyiciye sunulacağı 8. Boğaziçi Film Festivalinin açılışı, dünyaca ünlü İranlı yönetmen Majid Majidi'nin Güneşin Çocukları filmi ile yapıldı. Film, Beyoğlu ve Kadıköy sinemalarında akşam seansında gösterildi. Gösterim öncesinde konuşan festivalin Artistik Direktörü Emrah Kılıç, Majid Majidi'yi biz 5. yılımızda festivalimizde ağırlamıştık bugün de sevdiğimiz bir yönetmenden iyi bir film seçtik sizler için, umarım beğenirsiniz, iyi seyirler. diye konuştu. Uluslararası Kısa Belgesel Film Yarışması'nda yer alan 3 Yol Ayrımı, Ceuta Kapısı, Ve Akşam Olur, Gözler Üstünde, Portakal Çiçekleri Tomurcuklanırken, Carthage Kartalları, Altın Düğmeler ve Köpekler filmlerinin gösterimleri Beyoğlu Sineması'nda, Odaklan Babaanne, Zana, Adliye filmleri ise Kadıköy Sineması'nda gerçekleşti. Festivalde yer alan Nasipse Adayız filminin gösterimi ise film ekibinin katılımıyla yapıldı. Etkinlik kapsamında yarın, Beyoğlu Sineması'nda Koku, Kumbara, Flaşbellek ve Şeytan Yoktur filmleri, Kadıköy Sineması'nda ise İçimdeki Ada, Vahşi Bölge, Kurye ve Kız Kardeş filmleri izlenebilecek. 30 Ekim'de sona erecek festivalin ayrıntılı programına www. bogazicifilmfestivali. com adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/8-bozcaada-uluslararasi-ekolojik-belgesel-festivali-basliyor/", "text": "Bu sene 8. si düzenlenecek olan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali 13 19 Ekim tarihleri arasında çevrim içi olarak gerçekleştirilecek. Pandemi nedeniyle geçen sene çevrim içi olarak gerçekleştirilen BIFED, bu sene de çevrim içi olarak izleyiciyle buluşacak. Bozcaada Belediyesi organizasyonu ve Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi iş birliğiyle gerçekleşen, festival yönetmenliğini Petra Holzer'in, festival koordinatörlüğünü de Ethem Özgüven'in üstlendiği festivale bu sene 100 ülkeden toplamda binin üzerinde film başvurdu. Festivalde Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için yarışacak finalistler de belli oldu. Festivalde Türkiye'den 2, yurt dışından 13 tane olmak üzere toplamda 15 film yer alacak. Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için dünyanın dört bir yanından doğanın ve insanlığın ortak soru ve sorunlarını kendi dillerinde, kendi üslupları ile anlatan ve çözüm arayan filmler yarışacak. Gaia Öğrenci Ödülü adı altında yalnızca öğrencilere açık olan ödül için 2'si Türkiye'den olmak üzere 7 film yarışacak. Büyük Ödül ve Gaia Ödülü haricinde her yıl gelenekselleşen Panorama bölümünde gösterilecek filmlerle birlikte festival süresince 35'i aşkın film çevrim içi olarak izleyicilerle buluşacak. 2021 yılında festivalin geçen seneki teması olan Savunucuları Savun etkisi sürerken BIFED'in yeni sloganı da Evimiz Yanıyor oldu. Yangınlarla mücadele ederken çevre örgütleri, kadın, erkek emekçiler, gençler ve köylüler, belediye ve maden işçileri, itfaiyeciler, herkes nasıl bir araya geldiyse; tüm diğer ekolojik sorunlar karşısında Evimiz yanıyor endişesiyle BIFED bu sene de herkesi yaşam alanlarımızı korumak için dayanışmanın yükseldiği bir gezegeni kurmaya davet ediyor. Çevrim içi gerçekleştirilecek festival boyunca yönetmenlerle yapılacak soru-cevaplar ve dünyanın dört bir yanından katılımcıların dahil olacağı paneller BIFED'in YouTube kanalından yayımlanacak. Festival hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/9-bin-yil-oncesine-ait-yasam-alanlari-bulundu/", "text": "Bilecik'te bir apartmanın yanındaki boş arsada yürütülen kazılarda 9 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen yaşam alanlarına ulaşıldı. Bahçelievler Mahallesi'nde yaşayan bir kişinin, boş arazide gördüğü seramik parçalarını Arkeoloji Müzesine bildirmesi sonucu önceki yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Bilecik Belediyesince imzalanan protokol kapsamında, Valilik ve Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Rektörlüğü'nün desteğiyle bölgede başlatılan kazı çalışmaları sürüyor. Ağustos ayına kadar devam edecek kazılarda, 9 bin yıl öncesine ait olduğu tespit edilen oval evler ve ilk seramik örnekleri gün yüzüne çıkarıldı. Bilecik Müze Müdürü Harun Küçükaydın, 9 bin sene öncesine giden başka bir yerleşim yerinin bölgede henüz tespit edilmediğini söyledi. Yapılan protokoller kapsamında iki yıldır tarihin gizemine ulaşmak için çalıştıklarını ifade eden Küçükaydın, Bahçelievler neolitik kazısının bölgedeki vatandaşların bu boş arsada topladığı çanak çömlekleri müzeye getirmeleri sonucu yaptıkları değerlendirme neticesinde 2019 yılında başladığını belirtti. Bölgede heyecanlandıran, güzel buluntular elde ettiklerine işaret eden Küçükaydın, 9 bin sene önce bin yıllık kesintisiz bir hayatın burada devam ettiğini, buranın bir su yolu kaynağı olduğu tespit edilmiş oldu. Oval evler oluşturulmuş, bu evlerde yaşam devam ettirilmiş dedi. Küçükaydın, bu evlerin tabanında geçen yılki kazılarda bir insan iskeleti bulunduğunu hatırlatarak, iskeletle ilgili yapılan DNA çalışmaları sonuçlandığında bu topluluğun nereden buraya geldiğinin anlaşılacağını kaydetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/9-farkli-perspektifler-kisa-film-festivali-basladi/", "text": "Katadrom Kültür Sanat ve Sosyal Politikalar Derneği tarafından Tepebaşı Belediyesi'nin desteğiyle düzenlenen 9. Farklı Perspektifler Kısa Film Festivali, bu yıl 30 Ekim 7 Kasım 2021 tarihleri arasında Tepebaşı Belediyesi Özdilek Sanat Merkezi'nde gerçekleşiyor. 100'e yakın kısa filmin gösterileceği festivale, pek çok yerli ve yabancı sinemacı katılım gösteriyor. Festivalin bu yılki teması, daha önce isteyerek ya da zorla gerçekleştirilen ama bir yıldır, tüm insanlığın aynı anda maruz kaldığı izolasyon. Sanatçıların benzer deneyimleri farklı gözlemlerle aktaracakları filmleri bu bölüm başlığında izlemek mümkün. Festival teması, film gösterimlerinin yanı sıra bu konudaki buluşma ve söyleşilerle daha kapsamlı şekilde ele alınacak. Katadrom'un uluslararası ön jürisi tarafından belirlenen yarışma filmleri oyuncu Aslı Şahin, Kosovalı yönetmen More Raça ve Bulgaristanlı yapımcı Vladimir Karanikolov'un oluşturduğu uluslararası ana jüri tarafından değerlendirilecek. Festival bu yıl, ana teması İzolasyon bölümünün yanı sıra, geleneksel bölümlerini korumaya devam ediyor. Festival bölümlerini Potluck, yarışmalı bölümün yanı sıra, hayatın absürt ve komik taraflarını gösteren Gülünç, güçlü kadın hikayelerinin anlatıldığı Mor Portreler, her türlü ayrımcılığa karşı bir buluşma alanı olan Şemsiye, keskin değişim hikayelerinin yer aldığı Viraj, yakın tarihin ve kişisel hikayelerin aktarıldığı Çok Uzak, Çok Yakın, kültürel farklılıkların ve kontrastların ele alındığı Kültürel Bakış, ilişkilerin irdelendiği Bağlar oluşturuyor. Ayrıca Detmold Kısa Film festivali de, bir seçkiyle festivale katılıyor. Festival kapsamında ayrıca, Tepebaşı Belediyesi ve Katadrom Derneği'nin ortaklaşa organize ettiği, uluslararası ortaklığını Kultur und Art Initiative eV Detmold'un üstlendiği, Alman-Türk Gençlik Köprüsü'nün desteklediği bir sinema kampı düzenleniyor. Emel Göksu, Çiğdem Vitrinel, Marsel Kalvo, Gül Abus Semerci, Selcan Özgür, Aslı Şahin, Hakan Yılmaz ve Ahmet Toklu gibi isimlerin, sinemasal süreçlere dair atölye ve söyleşiler gerçekleştireceği kampa, konuk konuşmacılar da katılacak. Emel Göksu oyunculuk, Çiğdem Vitrinel uygulamalı yönetmenlik, Marsel Kalvo yapımcılık, Gül Abus Semerci televizyon ve dizilerde senaryo, Selcan Özgür uygulamalı senaryo, Aslı Şahin drama, Hakan Yılmaz sinemada görsel efektler, Ahmet Toklu kurgu atölyeleri verecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/9-sanata-yolculuk-ersin-karabulut-machine-a-bulles/", "text": "Institut français Türkiye sizlere geleneksel basılı yayınlar için çizilen çizgi romanlarla ve tamamen dijital yeni formatlarda yaratılan çizgi romanların karışımından oluşan melez bir çizgi roman sergisi sunmaktan mutluluk duyuyor. Bu sergi, bu yıl Institut français tarafından dünya çapında düzenlenen çizgi roman senesini de sona erdiriyor. İstanbul seçkimiz, çizer Ersin Karabulut'un Fransızca ve Türkçe yayımladığı çalışmaları arasında derlenen çizgi roman sayfalarıyla zenginleştirildi. İki dilde iki güzergaha ayrılan sergi, 1981 İstanbul doğumlu bu müthiş çizgi romancının resmedilmiş dünyalarını ziyaret etmenizi sağlayacak. Çizgi romanın diğer yeni yüzleri olarak, dijital format biçiminde Le grand mechant renard ve Phallaina isimli eserleri sergiliyoruz. Bu dijital çalışmalar, Institut français Machine a bulles sergisi bünyesinde yapılan dijital çizgi roman panelindeki örneklerden ikisidir. Çizgi romanın çok yönlü ve olağanüstü dünyasını deneyimleyin, bizimle birlikte 9. sanatın birçok yüzünü keşfedin!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/9-yasindaki-cemreye-piyano-festivalinde-eser-odulu/", "text": "Van'da, müzik yeteneği 6 yaşında ailesi tarafından keşfedilen, 5'inci sınıf öğrencisi 9 yaşındaki Cemre Jinda Kesici, Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nca pandemi nedeniyle online düzenlenen '2'nci Uluslararası Rhapsody Piyano Festivali'nde 'en iyi serbest eser' yorumuyla ödül aldı. Kesici, hukuk fakültesini kazanıp hakim olmak istediğini ve müzikte kendisini yetiştirerek, iyi bir piyanist olmayı hedeflediğini söyledi. Hakkari'nin Yüksekova ilçesinden 4 yıl önce Van'ın İpekyolu ilçesine bağlı Halilağa Mahallesi'ne taşınan Büyükşehir Belediyesi'nde memur Harun ve Fatma Kesici çiftinin iki çocuğundan biri olan Fevzi Çakmak Ortaokulu 5'inci sınıf öğrencisi Cemre Jinda Kesici'nin, müziğe olan yeteneği henüz 6 yaşındayken keşfedildi. Ailesinin saz çalmasını istediği Cemre, piyano çalmayı tercih etti. Van'da 4 yıldır müzik kursuna giden Cemre'nin çaldığı piyano görüntüleri, ailesi tarafından sosyal medyada paylaşılınca da büyük ilgi gördü. Görüntüler, Adana Çukurca Üniversitesi'nin de dikkatini çekti. Gelen teklif üzerine Minik Cemre, Çukurca Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nca 16-20 Mart 2020'de düzenlenen 2'nci Uluslararası Rhapsody Piyano Festivali'ne katıldı. Pandemi nedeniyle online yapılan piyano festivalinde Cemre, 'En iyi serbest eser' yorumuyla ödül alarak, okuluna ve ailesine büyük gurur yaşattı. Cemre Kesici, ileride hukuk fakültesini kazanıp, hakim olmayı hedeflediğini ancak müziği de çok sevdiğini söyledi. Kesici, Babam saz çalmamı istiyordu. Ancak ben piyanoyu seçtim. Hedefim hakim olmak. Bunun yanında da piyanoyu çalıp, ülkemi temsilen iyi bir piyanist olmak. Klasik müzikler çalıyorum. Yaklaşık 50 eser çalabiliyorum. Bunların notalarını da ezberledim dedi. Fatma Kesici ise kızıyla gurur duyduğunu ifade ederek, Kızım henüz 6 yaşındayken müziğe meraklıydı. Özel bir okula götürdük. Enstrüman gösterdik. 'Ne istiyorsun?' dedik. Kızım piyano çalmayı istedi. Kızımın bu kadar ilerleyeceğini açıkçası hiç düşünmemiştik. 4 yıldır müzik kursuna gidiyor. 6 seneden beridir de piyona çalıyor. Kızım genelde klasik eser çalıyor. Son iki yılda 50'den fazla eser çaldı. Kızım hakim olmak istiyor. Ancak müzik merakı da var. İnşallah hedefine ulaşır diye konuştu. Baba Harun Kesici de, kızının saz çalmasını istediğini, ancak piyano çalmayı tercih ettiğini anlattı. Van Fevzi Çakmak İlk ve Ortaokulu Müdürü Şerafettin Aysan, piyano festivalinde büyük başarı elde eden öğrencisi Cemre'nin başarısıyla gurur duyduğunu belirterek, Okul olarak eğitimin yanı sıra, sosyal ve kültürel anlamda da çalışmalarımız var. Özellikle pandemi sürecinde çocukların evde kalmaları süresince öğrencilerimizi sık sık ziyaret edip, yardımcı olmaya çalıştık. Cemre de bizim başarılı bir öğrencimiz. Aldığı ödül de bize büyük mutluluk yaşattı dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/94-oscar-odul-toreni-trt-2de-canli-yayinlanacak/", "text": "Her yıl merakla beklenen Acaba bu yıl kimler hangi ödülü aldı diye söylemlerin havada uçuştuğu 94. Oscar ödül töreni kapımızı çaldı. Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen Oscar ödülleri, bu yıl 94. kez sahiplerini bulacak. TRT'den yapılan açıklamaya göre, Los Angeles'taki Dolby Theatre'da düzenlenecek ödül töreni, canlı yayınla TRT 2 ekranlarında sinemaseverlerle buluşacak. Sinema dünyasının prestijli organizasyonlarından biri olarak bilinen Oscar ödülleri, 23 dalda verilecek. The Power of the Dog adlı yapımın 12 adaylıkla dikkati çektiği ödüllere, Dune filmi 10, Belfast ve West Side Story filmleri de 7 dalda aday oldu. Regina Hall, Amy Schumer ve Wanda Sykes tarafından sunulacak tören öncesi, TRT 2 stüdyosunda sinema eleştirmenleri Alin Taşçıyan, Mehmet Açar ve Abdülhamit Güler ödüle aday filmleri yorumlayacak. Oscar'a Doğru özel yayını ile 27 Mart'ta 23.55'te başlayacak yayın, ödül töreniyle devam edecek. Tören, Türkiye saatiyle 3.00'te canlı yayınla izleyiciye aktarılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aanin-ukrayna-savasindaki-sembol-fotografini-resmeden-gershman-calismasini-anlatti/", "text": "AA Foto Muhabiri Wolfgang Schwan'ın çektiği, Ukrayna'daki savaşın simge fotoğrafını resmeden ABD'li Zhenya Gershman, tablonun 100 bin dolara satılması ve gelirin Ukrayna'ya gönderilmesi sürecinin hem şaşkınlık hem mutluluk verici olduğunu söyledi. Bitirdiği tabloyu AA foto muhabiri Schwan ile paylaştığını belirten ressam, duygularını Bu herhangi birimizin başına gelebilirdi ve ben olsaydım, öfke ve intikam duygusu yaşıyor olurdum. Bunu onun gözlerinde görmedim, beni büyüleyen de buydu. Gözlerinde gördüğüm basit bir soruydu: Bana yardım et sözleriyle ifade etti. Gershman; Fırçalarımın savaşmak için kullanılabilecek bir alet olduğunu hissettim. Bu, benim bir şekilde şiddet içermeyen savaşma yöntemim ve bir şeyler yaparak Ukrayna'ya bağlılığımı göstermem gerektiğini biliyordum. Bir master planım yoktu. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum ama duygularımı ifade etmenin tek yolu da buydu diye konuştu. İlk kişisel sergisini 14 yaşındayken Rusya'nın St. Petersburg kentinde açan ve ABD'nin California eyaletinde resim sanatı üzerine yüksek lisans yapan Zhenya Gershman, müzayedede ilk teklifin 1 dolar olduğunu görünce bir süreliğine hayal kırıklığı yaşadığını dile getirerek; Ancak teklif hızla yükselmeye başladı. Müzayedeyi kaç kişinin desteklediğini ve teklif verdiğini görmek bir zevkti. 1 doların yanına beş sıfır daha ekleneceğini ve toplam 100 bin dolara satılmasını asla beklemiyordum dedi. ABD'li ressam, tablosunun açık artırmada satılıp, gelirin Ukrayna'ya gönderilebileceği fikrini fotoğrafçı ve aktivist arkadaşı Adrian Roup'un verdiğini, onun reklamcı kuzeni Julian Roup'un da bu iş için Heritage Auction müzayede evini ayarladığını aktardı. Gershman, kendilerine düşen primi de almayıp, tüm gelirin Ukrayna Kızılhaç Derneği'ne ulaşmasını sağlayan müzayede evinin direktörü Nancy Valentina'nın da fotoğrafı çeken AA Foto Muhabiri Wolfgang, Adrian Roup ve Julian Roup kadar teşekkürü hak ettiğini vurguladı. Ben bir sanatçıyım ve aynı zamanda bir eğitimciyim. Sanatın kendinize saklayabileceğiniz bir şey olmadığına, ancak paylaşılması, öğretilmesi ve teşvik edilmesi gerektiğine gerçekten inanıyorum diyen Zhenya Gershman, bir sanatçının kendini ifade edebilmesi için özgür bir ülkede yaşaması gerektiğine inanan bir ailede yetiştiğini, Rusya'nın başkenti Moskova'da doğduğunu ve ailesiyle ABD'ye göç ettiklerini anlattı. Köklerinin Ukrayna'ya dayandığını belirten ABD'li sanatçı, Ukrayna'nın Luhansk bölgesinde doğan büyükbabası Mihail Matusovsky'nin tanınmış bir şair olduğunu, birçok şiirinin bestelendiğini söyledi. Luhansk'ta büyükbabası Matusovsky adına açılan bir müzenin varlığından da söz eden Gershman; Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşta haksız olduğunu ve net olarak Ukrayna halkının yanında durduğunu kaydetti. Sanatın bir amaç uğruna yapıldığına, onun başkalarıyla paylaşılarak bir ilham aracına dönüştürülmesi gerektiğine inandığını dile getiren Zhenya Gershman; Başkalarına ilham vermek, yaptığım işin özü. Benim görevim fırçamla, gitmeyi seçtiğim iyiliği gerçekleştirmek. Rusya'nın Ukrayna tarihiyle ilgili yorumlarına katılmıyorum. Rus sömürgeciliğinin ezici bir geçmişi var. Ermenistan, Gürcistan, Letonya, Estonya üzerinde hak iddia ediyor. Ukrayna gibi bunların çoğu, Rusya tarihinden önceye uzanan zengin geçmişe sahip ülkeler. Rusya için bu bir utanç vesilesidir. Rusya'da artık yaşamasam da hala kendimi sorumlu hissediyor ve bu adaletsizliğe karşı mücadele etmem gerektiğini düşünüyorum değerlendirmesini yaptı. Herhangi bir ırktan veya dinden birine yapılacak her türlü şiddete karşı olduğunu belirten Gershman, Ukrayna'da yaşananların korkunç olduğunu; kime, nasıl yardım edilmesi gerektiğine dair hiçbir soruya yer bırakmadığını savundu. Zorbalığa karşı durmaktan ve yardım etmekten korkmayan her ülkeyi alkışlıyorum. Bunu her ülkede yaptığı için Türkiye'yi alkışlıyorum. Bu yüzden yardım etmeye çalışan herkesi ve her ülkeyi alkışlıyorum. diyen ressam Gershman, Moskova'ya karşı en güçlü mücadele yönteminin daha güçlü ekonomik yaptırımlardan geçtiğini, Rusya'nın milyarlarca dolarlık silahla Ukrayna'daki savaşı finanse etmesinin, sattığı petrolle mümkün olduğunu iddia etti. Gershman, yağlı boya tabloya çevirerek Ukrayna halkına 100 bin dolarlık bir desteğe dönüşen çalışmasının, AA foto muhabiri Schwan'ın çektiği fotoğraf sayesinde mümkün olduğunu belirtirken kurumsal izinler konusunda kendilerine yardımcı olan AA yönetimine de şöyle teşekkür etti: Anadolu Ajansına daha ilk günden cömert davrandıkları için teşekkür etmeliyim ki bu, bir başka mucizeydi. Tüm tanıtımlarda kullanmak için görselin telif hakkına sahip olmamıza izin verdiler. 'Hayır' deselerdi, bu kadar tanıtım yapamazdık. Bu, bir savaş devam ederken herkesin görmesi gereken bir görselin sahiplenilmemesi, ücretsiz olması gerektiğine inanan bir ruh yapısıyla mümkündür. Anadolu Ajansına kalbimin derinliklerinden teşekkür ederim. ABD'li sanatçı ayrıca, Ukraynalı öğretmen Olena Kurilo'nun, yüzü kana bulanmış ve başındaki sargılarla, insanların savaşlardan nasıl etkilendiğinin ispatı gibi duran fotoğrafının ve ona bakarak çizdiği tablonun büyük bir harekete dönüştüğünü ve bunu, Mermilerin Üzerindeki Fırçalar diye isimlendirdiklerini kaydetti. AA foto muhabiri Wolfgang Schwan'ın, Ukrayna'nın Harkiv kentinde 25 Şubat'ta çektiği ve savaşın simgesi haline gelen Olena Kurilo'nun fotoğrafı, dünya çapında sayısız medya kuruluşunun ilgisini çekmişti. The Guardian, The Times, The Sun, Independent ve Bild başta olmak üzere birçok uluslararası gazetede birinci sayfadan kullanılan AA'nın fotoğrafı, CNN, BBC gibi uluslararası televizyon kanallarına ait haber sayfalarında da geniş yer bulmuştu. ABD'deki Heritage Auctions'ta açık artırmaya çıkan First Face of War: Intimate Portrait of Ukrainian Teacher, 2022 isimli tablodan elde edilen 100 bin dolarlık gelirin tamamının Ukrayna Kızılhaç Derneğine bağışlanmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ab-insan-haklari-kisa-film-yarismasi-sonuclandi/", "text": "Çevrimiçi yapılan bir ödül töreniyle sona eren yarışmada iki kategoride toplam 7 ödül verildi. Bu yıl 10. kez düzenlenen Avrupa Birliği İnsan Hakları Kısa Film Yarışması çevrimiçi yapılan bir ödül törteniyle sonuçlandı. İnsan Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kategorilerinde 18 filmin finale kaldığı yarışmada toplam 7 film ödül aldı. İnsan Hakları kategorisinde Mustafa Orhon'un No Place To Live adlı filmi ikinciliğe, İbrahim Sertaç Kasaplar'ın Zorunda adlı filmi ise üçüncüğle değer bulundu. Jüri ayrıca Ceylan Beyoğlu'nun İğne adlı filmiyle Deniz Altun'un Asit Yağmuru adlı filmini Jüri Özel Ödülü ile ödüllendirdi. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kategorosinde jüri ayrıca Fehmi Öztürk'ün Free Fun adlı filmini Jüri Özel Ödülü'ne değer buldu. Avrupa Birliği İnsan Hakları Kısa Film Yarışması Ödül Töreni öncesinde buluşarak finalist filmler arasından kazananları belirleyen jüri; Oyuncu ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu İnsani Yardım Programı Sözcüsü Sn. Songül Öden, Yapımcı ve Yönetmen Sn. Semra Güzel Korver, Eleştirmen ve Oyuncu Sn. Emrah Kolukısa, Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Sinema Televizyon Başkanı Prof. Dr. Nezih Orhon, Gazeteci ve Fox Haber Genel Yayın Yönetmeni Sn. Doğan Şentürk'ten oluşuyor. Ön jüride ise Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Çağla Karabağ, film eleştirmeni ve SİYAD Sinema Yazarları Derneği üyelerinden Hasan Nadir Derin ve Ankara Film Festivali Program Koordinatörü Ozan Gürbüz yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/abidin-dino-kara-icinde-ak-bir-umut-desen-sergisi-galeri-selvinde/", "text": "Çağdaş Türk resim sanatının büyük ustası Abidin Dino'nun desenlerinden bir seçki sunan Kara İçinde Ak Bir Umut sergisi 30 Ekim'e kadar Galeri Selvin ev sahipliğinde sanatseverlerle buluşuyor. Galeri Selvin ve Harmonyhip iş birliğiyle gerçekleşen sergide, ömrü boyunca öfke, sevgi, hüzün her bir duygunun resmini yapan, mutluluğu da resmetmeyi deneyen ressam, karikatürist, yazar ve film yönetmeni Dino'nun yaşam öyküsünden pasajlar gösteren desenleri sergileniyor. Seksene yakın eserden bir çoğunun ilk defa gün yüzüne çıkacağı sergide, Dino'nun çeşitli dönemlerden, çeşitli temalarla yaptığı seçkin desenler bulunuyor. Öldükten sonra yaşamayı sürdüren ender insanlardan olan Dino, desenlerinde kurguyu hem resimsel hem de düşünsel boyutları aynı düzeyde ele alıyor. Çünkü amacı, salt mesajla bağımlı değil. Bu mesajın sanatsal değerlerle bütünleşebildiği oranda gerçek yerini bulacağına inanıyor, bu inancı da Dino'nun sanatını belirleyen en önemli etken. Galeri Selvin Kurucusu ve Küratör Selvin Gafuroğlu; Çok sevdiğim saygıdeğer sanatçımız Türkiye'nin ilk avangard ressamı Abidin Dino'nun eserlerini sergilemek beni çok heyecanlandırıyor. Yaşadığı süre boyunca elinden sadece fırçası değil; kalemi de eksik olmamıştır. Her tema işleyişinde, dolaysız bir şekilde yaşadıklarını resim yoluyla aktaran Dino, insanlığı yakından ilgilendiren yöresel ve evrensel felaketler ve acılar karşısında duyduğu tepkileri eserlerine aktarmış. Hepimizin içinde yaşadığı sıkıntılı pandemi günlerinde hepimize tertemiz bir umut olacağını düşündüğümüz için sergimize Kara İçinde Ak Bir Umut ismini verdik dedi. Ferüt Edgü Abidin Dino'nun eserleri için; Abidin'in resimleri açık resimlerdir. Dünyaya açık resimler. Abidin resimlerinde dünyayı yorumlamıyor. Var olan dış dünyayı oluşturan biçimlerden yola çıktığında da dünyayı yorumlamıyor. O yorumunu çoktan yapmış. Resimde yeni bir dünya yaratıyor. Kendi dünyasını, bizim olan, bizim, herkesin olmasını istediği, saf, renkli, duyarlı, coşkulu, insancıl bir dünya... diyor. İz bırakmak... Bundan başka ne ki resim yapma dürtüsü? Her şey ellerle başladı, ellerle bitecek Abidin Dino. Abidin Dino Kara İçinde Ak Bir Umut' sergisi 30 Ekim 2020 tarihine kadar Abdi İpekçi Caddesi No:38 Nişantaşı'nda ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ac-dcnin-power-up-albumu-18-ulkede-bir-numaraya-yukseldi/", "text": "AC/DC'nin yeni albümü Power Up, 18 ülkede listelerde ilk sıraya yükseldi. 1973 yılında kurulan rock müziğin efsane gruplarından AC/DC'nin, 6 yılın ardından çıkardığı Power Up adlı albüm, 18 ülkede listelerde ilk sıraya yükseldi. AC/DC'nin 17. albümü Power Up, Avustralya, Avusturya, Belçika, Kanada, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Yeni Zelanda, Norveç, Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, İngiltere ve ABD'de listelerde bir numaraya yükseldi. Grup, 2017'de geçirdiği ağır demansın ardından yaşamını yitiren gitarist Malcolm Young'a adanan 12 şarkılık albüm için prodüktör Brendan O'Brien ile stüdyoya girmişti. AC/DC ayrıca, 13-15 Kasım arasında İstanbul Park'ta düzenlenen Formula 1 DHL Turkish Grand Prix 2020 için de kendi şarkılarından oluşan 47 parçalık bir çalma listesi hazırlamıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/acilarini-bu-kez-deprem-enkazina-resmettiler/", "text": "Suriyeli grafiti sanatçıları, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Afrin ilçesinde yıkılan bir binanın duvarına felaketin ülkelerinde yol açtığı yıkım ve acıları yansıttı. Yıllardır savaşı grafiti çalışmalarıyla dünyaya anlatan sanatçılardan Aziz Esmer, Selam Hamid ve Muhammed Enis Hamdun, bu kez de Kahramanmaraş merkezli depremlerin neden olduğu yıkımı ve yaşanan acıları yansıttı. Afrin'de depremler yüzünden yıkımların en çok yaşandığı Cinderes beldesinde buluşan sanatçılar, yıkılan bir binanın duvarına halkın çektiği acıları resmetti. Türkçede deprem anlamına gelen Zilzel kelimesini bir duvarın üzerine Arapça harflere benzettikleri yıkılmış binalar şeklinde resmeden sanatçılar, kelimenin içine bir elin ortasına konulmuş yaralı kalp çizdi. Sanatçılar, yaralı kalbi dikmeye çalışan bir el üzerinden, depremzedelerin çektiği acıyı göstermeye çalıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/adalar-mimoza-festivali-mimofest-basliyor/", "text": "Adalar'ın doğa mirası mimozasını korumak, bilinçle geleceğe taşımak ve acımasızca yapılan uygulamalara son vermek için farkındalık yaratma amacı ile düzenlenen Adalar Mimoza Festivali Mimofest 5-6 Mart tarihlerinde Büyükada'da gerçekleştirilecek. Adalar Müzesi tarafından düzenlenecek etkinlikte mimoza yetiştirme, doğru kesim ve budama teknikleri, Adalar'ın çiçekçilik geçmişi ve mimozanın Adalar tarihindeki önemi gibi konularda uzmanların katılımı ile oturumlar gerçekleşecek. Programda ayrıca Bahçe Tarihçisi Gürsan Ergil'in rehberliğinde yapılacak Büyükada Mimoza Turu kapsamında Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci başbakanı Fethi Okyar Evi'ni ve korusunu ziyaret, Müzede Mimoza ve Çiçekçilik üzerine oturumlar, Mimoza Kapı Çelengi ile Mimoza Baskı atölyeleri ve Cansu Aslan konseri ve Büyükada Rum Yetimhanesi bahçesinde ayrılan alanda mimoza dikimi gibi etkinlikler de mevcut. Baharın gelişini müjdeleyen, sapsarı çiçekleri ile hayranlık uyandıran ve Adalar'ın simgesi olan mimozalar botanikte nezaket, saygı, zarafet, bolluk, sevgi ve dostluğa işaret ediyor. Latince adı Acacia Dealbata, anavatanı ise Güney Doğu Avustralya ve Tazmanya olan bu mis kokulu çiçek, bir rivayete göre 1800'lerde İngiliz bir lord tarafından Adalar'a taşınmış, iki yüz yıldan fazla bir sürede de yörenin verimli toprağı ile ılıman iklimine uyum sağlayarak endemikleşmiş. 90'lı yıllardan itibaren İstanbul'un farklı semtlerinde artan taleple birlikte satılan kucak dolusu mimozalar, gerçekte bir katliamın kurbanı. El-ayak çekildiği saatlerde baltalar ve elektrikli testerelerle gerek ormandan, gerekse özel bahçelerden, ağaçları yok etmek pahasına kesilen ve çöp torbaları içinde şehre kaçırılan mimozaların azalması ve adaya özgü bu nadide türün yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması Adalar'da yaşayan sivil inisiyatifi harekete geçirdi. Mimozanın değerinin anlaşılması ve yanlış uygulamalara son verilmesi için büyük bir özveri ile çalışan yerel yönetim ve Mimozada gibi inisiyatiflerin de içinde olduğu sivil toplum kuruluşları, Mimofest ile daha geniş bir kitleye ulaşmayı ve konu hakkında farkındalığın artmasını hedefliyor. Son derece özel bir geçmişin ve iş birliğinin ürünü olan festival, mimozaya ve Adalar'a gönül vermiş kişi ve kurumların ortak imecesi olarak da farklı bir anlam taşıyor. Festivalin sembolünden de anlaşıldığı üzere, daldaki her mimoza tomurcuğu Prens Adaları'ndan birini temsil ediyor. Adalar'ın çiçekçilik geçmişine bir saygı duruşu niteliğinde olan ve bundan sonra her yıl tekrarlanması planlanan Adalar Mimoza Festivali Mimofeste katılanlar, taptaze mimoza kokuları eşliğinde önemli uzmanlardan bilgiler alırken, mimoza ürünleri standındaki ürünleri inceleme, eşsiz hikayeler dinleme, atölyelere katılma ve baharın gelişini Büyükada'nın benzersiz güzelliğiyle yaşama imkanı bulacak. Kişi sayısı kapasitelerinin sınırlı olduğu etkinliklerle ilgili daha fazla bilgiye Adalar Müzesi'nden ulaşabilir. 10.30 17.00 Mimoza ürünleri standları. Büyükada Büyük tur yolu üzerinden Fethi Okyar Korusu. Mimoza ağaçlarıyla çevrili yolda mimoza hakkında bilgi: Mimoza nasıl yetişir, ne kadar yaşar. Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci başbakanı Fethi Okyar Evi'ni ziyaret. 13.30 Adalar Müzesi'ne dönüş. Müze Cafe'de çay-kahve ikramı. Büyükada Büyük tur yolu üzerinden Fethi Okyar Korusu. Mimoza ağaçlarıyla çevrili yolda mimoza hakkında bilgi: Mimoza nasıl yetişir, ne kadar yaşar. Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci başbakanı Fethi Okyar Evi'ni ziyaret. 14.00 Büyükada Rum Yetimhanesi bahçesine mimoza fidanları dikimi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/adalet-agaogluna-huzunlu-veda/", "text": "Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Adalet Ağaoğlu 91 yaşında hayatını kaybetti. Bir süredir yoğun bakımda tedavi gören Adalet Ağaoğlu, 3 gündür yoğun bakımda gördüğü tedavi sonrasında çoklu organ yetmezliği nedeniyle bu sabaha karşı 91 yaşında hayata gözlerini yumdu. Boğaziçi Üniversitesi'nden yapılan açıklamada, Edebiyatımızın büyük ismi, Boğaziçi Üniversitesi Fahri Doktora sahibi değerli yazar Adalet Ağaoğlu'nu kaybettik. Eserleriyle her zaman yaşayacak denildi. Adalet Ağaoğlu, daha çok roman ve öykü türündeki eserleriyle tanınan yazar. 20. yüzyıl Türk edebiyatının en önemli romancılarından biri kabul edilir. Türkiye'nin değişik dönemlerini ve bu dönemlerin insan hayatlarına etkisini inceleyen eserler vermiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/adana-kokenli-muzisyenler-bulustu/", "text": "Kinyas OZ sözleri ve müzikleri kendisine ait yepyeni reggae/hiphop esintili albümü Adana Rootsu müzik severlerinin beğenisine sunuyor. İki şarkıdan oluşan albümün Yaz adlı şarkısında Kinyas'a vokalde Bilge Kösebalaban, davullarda Okan Akkuzu eşlik ediyor. Albümün düzenleme, mix ve mastering'leri de Aykut Acarlar'a ait. Emeği geçen herkesin Adanalı olması sebebiyle albüme Adana Roots adını veren Kinyas OZ Adana kökenli müzisyenlerin Yaz adlı şarkıda bir araya gelmesinin onun için çok özel olduğunu dile getiriyor. Albüm Adana Roots etiketi ile25 Ağustos'ta tüm dijital müzik platformlarında yerini alıyor. Pilot ve Uçak Mühendisi olan Kinyas OZ 1984 yılında Adana'da doğdu. Uzun yıllar çeşitli gruplarda davul çalmış olan Kinyas OZ profesyonel müzik hayatına tiyatro, dizi ve reklam müzikleri besteleyerek başladı. Diğer bir yandan da yazarlık kariyerini devam ettiren Kinyas OZ'un, fantastik, macera ve bilim kurgu kategorilerinde Bonz, Vegter ve Sinaptik Yargıç adlı kitapları bulunmaktadır. Sanat hayatına 2020 yılında çıkardığı, altyapı, söz ve müzikleri kendisine ait olan, reggae ve hiphop esintileriyle bezenmiş Adana Roots albümü ile devam ettirmekte olan Kinyas OZ, çalışmalarını önümüzdeki dönemde de sevenleriyle paylaşmaya devam edecektir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/adini-sen-koy-sergisinin-simdi-ki-duragi-istanbul/", "text": "Mine Sanat Galerisi Deneysel, BE Contemporary'de 15-30 Nisan 2021 tarihlerinde gerçekleşen Adını Sen Koy sergisini 12 Ağustos 4 Eylül 2021 tarihlerinde İstanbul'a taşıyor. İki galerinin iş birliğiyle şehirler arası yolculuk yapacak olan sergi, farklı nesillerden üç kadın sanatçıyı; Nancy Atakan, Ayça Ceylan ve Gül Ilgaz'ı kadın kimliğini sorgulayan video sanatı çalışmalarıyla bir araya getiriyor. Adını Sen Koy sergisi, kadın kimliği hakkındaki tanımlamalar, ön yargılar, kadınların ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar ve kültürün kimliğe biçtiği roller üzerinde düşünmeye davet ediyor. Sergi kadınlıkla özdeşleşen kahve falı, elbise, el işi, makyaj, dokuma ve nazar boncuğu gibi kültürel unsurları odak noktasına alıyor. Sergi, Adını Sen Koy başlığıyla, izleyicileri kadının Türkiye'deki sosyokültürel yapı içindeki pozisyonunu sorgulamaya, tanımlamaya ve nihayetinde adlandırmaya yönelik düşünsel süreçlere aktif olarak dahil etmeyi amaçlıyor. Kadın figürlerinin, falı okunacak fincanın içerisine özne olarak yerleştirildiği Gül Ilgaz'ın Fal (2011) isimli video çalışmasında, videoya Oruç Aruoba'nın metinlerinden derlenmiş bir anlatı eşlik ediyor; Yaşamın kendini seyretmenin süreci olacak. Bir seyirci olacaksın yalnızca... ve bazen kontrolün kişide değil, kişiden çok ötelerde olmasının altı çiziliyor. Veda (2020) adlı videoda ise, sanatçı yerdeki taşlara ve tavana asılı beyaz bir elbiseyi tutan ipleri keserken yere düşen elbise, düşüş hissinin yanı sıra kurtuluş ve özgürleşme hislerini de yansıtıyor. Pi Artworks İstanbul işbirliğiyle davet edilen Nancy Atakan'ın Atfedilen (2016) isimli video çalışmasında karanlıkta, yalnız iki kadının, kendilerini ifade etme olanaklarının el işiyle sınırlı olduğu gözlemlenirken, ellerindeki kasnaklara emergency yazısını işledikleri fark ediliyor. I am not who you say I am (2009) adlı videoda ise sanatçı, annesinin, çocukluğunun, doğduğu ya da benimsediği ülkenin ve hatta aynadaki yansımasının onu tanımlamamasıyla, ayna karşısında yaptığı makyaj esnasında yüzleşiyor. Ayça Ceylan'ın İçsel Bahçem (2021) adlı çalışmasında mekana özgü performatif bir yerleştirmenin kaydı izleniyor. Antalya İplik ve Pamuklu Dokuma Fabrikası'nın yerel öyküsünden yola çıkan video, ekofeminist bakış açısıyla pamuk üzerinden kadın ve doğa ilişkisini tekrar okuyor. Sen Benim Meleğimsin (2018) performans belgesinde ise sanatçı nazar boncukları ve aynalar aracılığıyla inşa ettiği ritüel alanında izleyicinin katılımcıya dönüştüğü, içimizdeki kadının/içimizdeki erkeğin zaman ve mekandan bağımsız bir yolculuğa çıktığı bir süreci paylaşıyor. Ben kimim? Neyi arzuluyorum? soruları eşliğinde izleyiciyi kimlik inşasında, içsel şehirlerini keşfetmeye davet ediyor. Nansy Atakan, (d. 1946, ABD), İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. 1970'lerden bu yana yaşadığı İstanbul'un sanat dünyasında hem sanatçı hem de eğitmen ve sanat tarihçisi kimlikleriyle aktif olarak yer almaktadır. Atakan'ın pratiği yerleştirme, video, fotoğraf, dijital baskı, neon ve metne uzanan çok araçlı bir yaklaşım içerir. Sanatçı çalışmalarına kadınlık, cinsiyet politikaları, bellek, küreselleşme, imge ve dil arasındaki ilişkiye dair referansları dahil eder. 2015 senesinde, Hollandalı sanat eleştirmeni ve küratör Nat Muller'in editörlüğünde sanatçının eserlerine bütüncül bir bakış sunan Passing On adını taşıyan monografisi, Almanya Heidelberg ve Berlin'de bulunan sanat yayınevi Kehrer Verlag tarayndan yayınlanmıştır. Seçili kişisel sergileri arasında; It sbll is as it always was, Kalliopi Lemos ile, Pi Artworks Londra, İngiltere (2020); Translabon in Mobon, Maria Andersson ile, Riksidroosmuseet, Stockholm, İsveç (2020); Uygun Adım, Marş!, Maria Andersson ile, Salt Beyoğlu, İstanbul, Türkiye (2019) bulunmaktadır. Ayça Ceylan (d.1989, Çanakkale) İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. Eğitimine İstanbul Bilgi Üniversitesi Performans Sanatları Bölümü'nde devam etmektedir. 2017'de kurulan Bodyinperform performans sanat platformunun kurucusudur. Dans, psikoloji, edebiyat ve teknoloji gibi disiplinleri bir arada kullanarak algıla süreçleri hakkında mekana özgü deneyler üretmektedir. Bedenin ve mekanın birbirini nasıl inşa ettiği, onarım hali ve beden politikaları üzerine araştırmalar yapan sanatçı performanslarında ve atölyelerinde sanat alanları haricinde arketipsel hafızayı etkileyecek kamusal alan, terkedilmiş alan ve antik kent gibi farklı alanları tercih etmektedir. Ritüeller, sembolizm ve doğa en büyük destekçilerindendir. Zorlu PSM, SALT Galata, STUDIO-X Istanbul, Contemporary Istanbul, Casa Dell Arte, Kempinski Hotel Barbaros Bay, Patara Antik Kent ve Narmanlı Sanat başta olmak üzere birçok alanda performanslar gerçekleştirmiş ve atölyeler düzenlemiştir. 30 ay süren performansı Nemf in performans belgeleri ile ilk kişisel sergisini Bilsart'ta 2020 yılında açmıştır. Gül Ilgaz (d.1962, İstanbul), İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. Sanat eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde tamamlamıştır. 1990 yılından günümüze çalışmalarında; fotografik imgeler, video projeler ve mekan yerleştirmeler kullanan Ilgaz 1992 yılında Bard College'da Wriqng and Thinking programında, 2004 yılında Banff Center Informal Architecture sanatçı programında yer almıştır. Çalışmaları 50. Venedik Bienali'nde Türkiye Pavyonu'nda sergilenmiş, İspanya, Fransa, Kanada, ABD, Belçika, Makedonya, Bulgaristan, Çin, Kore, Slovenya, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde uluslararası sergilere katılmıştır. Fotoğraf çalışmaları İstanbul Modern'in daimi koleksiyonunda yer almakta olan sanatçının son kişisel sergisi olan Kırılma Noktası, 2020-1 yılında Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde sergilenmiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/afet-bolgesindeki-kultur-varliklarina-dair-olumsuzluk-yok/", "text": "Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Şanlıurfa Göbeklitepe ve Adıyaman Nemrut Dağı gibi Dünya Miras Alanları'nda hiçbir olumsuzluğun tespit edilmediği bildirildi. Dünya Miras Alanları'ndan Malatya Arslantepe'de kerpiç duvarlardan hafif kaymaların ve geçici çatı örtüsünde yer yer çökmelerin olduğunun tespit edildiği, ancak alanda ciddi hasar oluşmadığı ifade edilen açıklamada; Diyarbakır Surları'nın sınırlı bir bölümünde hafif, Diyarbakır Suriçi'ndeki St. George Kilisesi'nin girişinde ise ufak çaplı dökülmeler bulunduğunun belirlendiği kaydedildi. Şanlıurfa Göbeklitepe ve Adıyaman Nemrut Dağı gibi diğer Dünya Miras Alanları'nda hiçbir olumsuzluk tespit edilmemiştir bilgisi verilen açıklamada, Gaziantep Kalesi ve Malatya Yeni Camisi başta olmak üzere bu şehirlerde bulunan bakanlığa bağlı olan veya olmayan tescilli tarihi yapılarda ve müzelerde oluşan hasara ilişkin detaylı çalışmaların devam ettiği vurgulandı. Deprem bölgesine diğer müzelerden güvenlik personeli ve uzman personel desteği sağlandığı ve ihtiyaca göre çalışmaların aralıksız devam ettiği aktarılan açıklamada; Halihazırda tüm müze ve ören yerlerimiz güvenli durumda ve kontrol altındadır. İlk andan itibaren tüm teşkilatımız, depremden etkilenen personelimize destek için sahada ve merkezde üstün gayret ve örnek bir iş birliğiyle çalışmaktadır. Bu vesileyle basta mesai arkadaşlarımız olmak üzere hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz denildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/african-women-artists-at-the-istanbul-art-and-antique-fair/", "text": "African Interpretation Centre, founded in 2019, aims to make impact in the lives of women in arts as a catalytic project and frontrunner and address the local and global gender imbalance that many art institutions have subjected women artists versus the men colleagues. The African Women Gallery, which is an important part of the African Interpretation Centre and its goals, is participating in the Istanbul Art and Antique Fair with works of African women artists. Fikile Elizabeth Ngobeni, founder and the managing director of the African Interpretation Centre told us about the gallery and her expectations from the fair. African Interpretation Centre was established in 2019 as a fully African brand. Our mission was to create a museum commemorating the contributions of African women to the creative and art industry with a clear agenda of recognition and empowerment, so they can be a catalyst of change and shape the Africa we see today through their work. We still have a long way to go in growing our brand and getting more women artist to be part of this initiative but have made inroads in our drive. The motivation behind the African Women Gallery is to address the underrepresentation and marginalization of female artists in Africa. The gallery intends to provide a platform for female artists from various African countries and all walks of life to be part of our growing agenda of representing women in the art world. We have artist from Ivory Coast, Zimbabwe, South Africa, Nigeria, and Ethiopia. Our core drive is to showcase the amazing work of these talented artists and continue to discover and support new talents from across the continent. As part of being a platform and driving force for women representation in art, we also use our platform to celebrate our artist's achievements and their creativity while promoting inclusivity and representation in the art world. By providing a platform for female artists, the African Women Gallery can helped increase our artists' visibility and exposure through our platform which has resulted in bigger and better opportunities for their work. We have also seen greater awareness being generated through the platform as it exposes their work across Africa instead of being confined to their home country. It has also empowered our artists as they are being recognized and celebrated by their peers for their contribution. The gallery's focus on showcasing the work of female artists from different African countries promotes diversity and representation in the arts. Part of goal is to challenge existing stereotypes, broaden the perspectives within the art world, and create more inclusive spaces for women artists to learn and grow. Bringing artists together can foster connections, exchange of ideas, and potential partnerships, leading to further growth and development in their artistic careers. By highlighting the accomplishments of women in the arts, the gallery can inspire and motivate younger up and coming female artists to pursue their artistic passions and careers. Art can certainly be a struggle or resistance for women, as it provides a powerful means of self-expression, reclaiming narratives, and challenging societal norms. Art allows women to have a voice and agency, enabling them to express their experiences, perspectives, and emotions. Through art, women can address gender inequality, discrimination, violence, and other social injustices. Art can challenge and subvert stereotypes imposed on women by society. It can offer alternative representations and narratives that defy traditional gender roles and expectations, empowering women to define and present themselves on their terms. Art can raise awareness about women's issues and initiate meaningful conversations. It can bring attention to social, political, and cultural issues affecting women, fostering dialogue and promoting social change. Art can also build bridges among communities, so among women from different cultures and foster solidarity. It can create spaces for collaboration, support, and shared experiences, allowing women to unite, amplify their voices, and support each other's struggles. Also it can be a source of healing and personal empowerment for women. It can provide a creative outlet for processing trauma, expressing emotions, and reclaiming personal narratives, leading to personal growth and resilience. Art can inspire and mobilize individuals and communities to act and work towards gender equality and social justice. It can engage people emotionally, evoke empathy, and encourage them to challenge existing power structures and advocate for women's rights. Our participation in the Art Fair in Istanbul provides us with a platform that brings together a diverse audience such as art collectors, curators, gallerists and art enthusiasts. This is a great space for our gallery to show case the amazing work from our female artists across Africa. Participating in such a fair can provide valuable exposure and visibility for the gallery and our artists, potentially leading to new opportunities, collaborations and may help drive future sales for our artists. The art fairs brings together professionals across the art world, which provides a networking platform to build new connections with artists, galleries and industry professionals which may foster new growth opportunities, collaboration and expansion into new markets. As an African brand, it is important for our gallery to showcase our amazing work to the global community, and we think our participation in the fair will give our gallery access to global markets for us to promote our work exchange dialogue and learn as well. We will be showcasing 5 of our artists work at the fair namely: Francisca Mutapi, Arabang Raditapola, Kganya Mogashoa, Lerato Moleko, and Ester Mahlangu. We are excited to be part of the art fair to show case our beautiful and vibrant art pieces. We hope the Turkish audience will be as excited as we are and be able to get a feel and vibrancy of Africa. Africa is known for its vibrant and colorful pieces that are intriguing and captivates the soul. We think they will find a piece that will connect and even spark an emotion inside of them. Art has the power to transcend cultural boundaries and evoke emotional and intellectual responses. The paintings of African artists participating in the Istanbul Art and Antique Fair may offer unique perspectives, cultural richness, and diverse artistic styles that could pique the interest and curiosity of the Turkish audience. Exposure to artworks from different cultures can be a valuable and enriching experience, fostering cross-cultural understanding and appreciation. Our expectations are to showcase our work, educate our visitors who will be interacting with our stand about our work, our continent, share our culture and create dialogue. We are also see the Istanbul Art and Antique Fair as a learning opportunity for the gallery, where we can learn from our counterparts, find new strategies that we can implement and deploy in Africa. We do hope to make sales, create opportunities for our artists but the experience of being among industry professionals and the knowledge received supersedes everything."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/afrikali-kadin-sanatcilar-african-women-gallery-renklerin-gucunu-fuara-tasiyor/", "text": "Bu yıl 15-19 Kasım tarihleri arasında dördüncü kez düzenlenecek İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'ın uluslararası katılımcıları arasında The African Women Gallery de yer alıyor. Afrikalı kadın sanatçılara adanan bu galeri, 2019 yılında Afrikalı kadınların yaratıcı gücünü ve sanata katkılarını onurlandırmak ve görünürlüklerini artırmak amacıyla Güney Afrika'da kurulan African Interpretation Centre'ın çatısı altında faaliyetlerini sürdürüyor. Fildişi Sahili, Zimbabve, Güney Afrika, Nijerya ve Etiyopya dahil pek çok Afrika ülkesinden kadın sanatçı, bu platformda dünyaya sesini duyuruyor, Afrika'nın canlı renklerini taşıyan eserleriyle birer markaya dönüşerek hayatlarını yeniden şekillendiriyor. Girişimin kurucusu ve idari yöneticisi Fikile Elizabeth Ngobeni; Galerinin farklı Afrika ülkelerinden kadın sanatçıların eserlerini sergilemeye odaklanması, sanatta çeşitliliği teşvik ediyor, temsil edilmenin gücünü gösteriyor. Amaçlarımızdan biri de mevcut klişelere meydan okumak, sanat dünyasındaki bakış açılarını genişletmek diyor. The African Women Gallery, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda Francisca Mutapi, Arabang Raditapola, Kganya Mogashoa, Lerato Moleko ve Ester Mahlangu'nun eserleriyle boy gösterecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/afrikali-sanatcilar-cagdas-sanat-projesinde-birlesti/", "text": "Senegal'in başkenti Dakar'da, Afrikalı sanatçıların eserlerinden oluşan Olduğun gibi güzelsin isimli çağdaş sanat projesi, siyahi kimliği üzerine farklı bir bakış açısı sunuyor. Dünyanın dört yanından 17 Afrikalı sanatçının farklı disiplinlerdeki çağdaş sanat çalışmaları, Dakar'da halka açık alanlarda ziyaretçilerini bekliyor. Marakeş'in Andy Warhol'u olarak bilinen Faslı fotoğraf sanatçısı Hassan Hajjaj, portreleriyle ünlenen Senegalli Alun Be, çektiği fotoğrafları kolajlayarak resmeden Amerikalı Jordan Casteel'in de aralarında bulunduğu sanatçıların modern sanat alanındaki eserleri, köprü, otobüs durağı, kavşak gibi günlük hayatta sıkça kullanılan yaşam alanlarını süslüyor. Projede, 17 sanatçının fotoğraf, resim ve kolajdan oluşan eserlerinin yanı sıra Senegalli ünlü rapçi Xuman ile aktivist ve şarkıcı Aida Sock'un da ifadelerinin yazılı olduğu iki çalışma da yer alıyor. Projenin Küratörlerinden Djibril Drame, AA muhabirine, çıkış noktalarını ve amaçlarını anlattı. Drame, bu eserleri, ABD'de yaşayan projenin diğer küratörü Modou Dieng ile 3 ay gibi kısa sürede bir araya getirdiklerini söyledi. Drame, eserleri, otobüs durağı, köprü altı, basketbol sahası gibi halka açık alanlara yerleştirerek sanatı herkes tarafından ulaşılabilir kılmak istediklerini dile getirdi. Bu çalışmaları müzelere, galerilere hapsetmek yerine sokağa yerleştirmek istedik. Aralarında çok pahalı eserler var ama siz otobüs beklerken bunları görebiliyorsunuz. Bu yönüyle de projenin özel olduğunu düşünüyoruz. 'Sanatın sadece elitlerin tekelinde olması' fikrine hep karşıydık. Projenin ana fikriyle de çok uyduğunu düşünüyoruz. Projede, eserlerin yerleştirildiği adreslere youarebeautifulthewayyouare. net adresindeki haritadan ulaşılabiliyor. Dakar Bienali'nin de destek verdiği proje, 31 Aralık'a kadar Dakar sokaklarında sanatseverlerin ve halkın beğenisine sunulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/agresif-arilar-altin-orumcekte-finale-kaldi/", "text": "Bu yıl 18.'si düzenlenen dijital alanda Türkiye'nin en prestijli ödül organizasyonu olan Altın Örümcek Ödülleri'nde Halk Oylamasına sunulacak finalistler belli oldu. Agresif Arılar Reklam Ajansı'nın nadir hastalıklar üzerine farkındalık yaratmak adına başlattığı Nadir-X projesinin web sitesi, Altın Örümcek Ödülleri'nde Sosyal Sorumluluk kategorisinde finale kaldı. Sağlık alanında gerçekleştirdikleri yaratıcı Sosyal Sorumluluk projeleriyle dikkatleri üzerine çeken Agresif Arılar Reklam Ajansı, geçtiğimiz yıl 1469 projenin yarıştığı Altın Örümcek Ödülleri'nde kazandıkları 5 ödülle geceye damgasını vuran ajanslardan biri olmuştu. 29 Mayıs 2020 tarihine kadar sürecek olan halk oylamasında, 28 kategoride finale kalmaya hak kazanan projeler için siz de oy kullanabilirsiniz. https://www. altinorumcek. com/halk-oylamasi-18/ linki ile ulaşılan Altın Örümcek Halk Oylaması sayfasında sosyal medya hesapları ile giriş yaparak 28 farklı kategoride yer alan web sitelerini inceleyebilir ve oy verebilirsiniz. Agresif Arılar yarışmada Sosyal Sorumluluk kategorisinde Nadir-X projesiyle yer alıyor. Geçtiğimiz yıl yetişkinlerde Lösemi hastalığına farkındalık için hayata geçirilen Lösemi İse Bir Çaresi Var projesinin birçaresivar. com web sitesi ile Agresif Arılar, En Erişilebilir Web Sitesi özel ödülü ile sağlık ve sosyal sorumluluk kategorilerinde hem halk oylaması hem de jüri özel ödülüne layık görülerek 4 ödülü birden kucaklamıştı. Hepatit B hastalığına farkındalık yaratmak adına hayata geçirilen Hayata Sarı Not Bırak farkındalık kampanyası ile de ayrıca jüri özel ödülüne layık görülmüş; Agresif Arılar Reklam Ajansı, 1469 projenin yarıştığı 17'nci Altın Örümcek Ödülleri'nde kazandığı toplam 5 ödülle geceye damgasını vuran ajanslardan biri olmuştu. Altın Örümcek Web Ödülleri; web ve internet teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilen başarılı projelerin tanıtılması, bu alanda yapılacak yatırımların özendirilmesi ve gündem oluşturulması amacıyla düzenlenen, geleneksel hale gelmiş Türkiye'deki ilk ve tek bağımsız organizasyondur. Altın Örümcek Web Ödülleri Organizasyonu her yıl değişen jüri üyeleri ile En İyi Web Sitesi ile Kategori bazında en iyi projeleri belirlerken, Halk Oylamasıyla da, organizasyonun heyecanını tüm internet kullanıcıları ve kamuoyu ile paylaşarak, konuya merak uyandırmayı ve aktif olarak oylamaya katılım sağlamaktadır. Değerlendirmeler sonucu en yüksek puanı alan web sitesine En İyi Web Sitesi ödülü verilecektir. Her kategoride, en başarılı tek bir proje ödüllendirilirken, ilgili kategorilerde en başarılı ilk 3 proje de belirlenecektir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ahad-saadi-alman-birligi-gununde-onur-konugu/", "text": "İran'ın yetiştirdiği ünlü sanatçı Ahad Saadi Alman Birliği Günü'nün onur konuğu oldu. Saadi, Hamburg eyaletinin ev sahipliğinde 2-3 Ekim 2023 tarihlerinde gerçekleşen Alman Birliği Günü etkinliklerine, Tacikistan'ın Almanya Fahri Başkonsolosu Kourosh Pourkian'ın daveti üzerine katıldı. Alman Birliği Günü etkinliklerinde gerçekleştirdiği konuşmada Ahad Saadi, aşktan, barıştan ve sevgiden söz ederek bu üç kavramın huzurlu bir hayat için olmazsa olmaz olduğuna değindi. Bulunduğumuz coğrafyada, günümüzde, özellikle bu değerlerimizi anımsamamıza tekrar ihtiyaç olduğunu belirten Saadi, Aşk, sevgi ve barışdan uzaklaşmayalım dedi. Ahad Saadi ile görüşen bir başka isim, etkinliklere ev sahipliği yapan Hamburg Belediyesi Dış İlişkiler Genel Müdürü Corinna Nienstedt oldu. Nienstedt, Ahad Saadi ile görüşmesinde, kendisinin, üzerinde çalıştığı ve bitmek üzere olan yeni eserinin lansmanının Hamburg'ta gerçekleştirilmesi üzerinde görüş alışverişinde bulundular. Tacikistan'ın Almanya Fahri Başkonsolosu Kourosh Pourkian, nevruz etkinlikleri kapsamında 2024 yılının mart ayında Ahad Saadi'yi etkinliklerin onur konuğu olarak tekrar Almanya'da görmek yönündeki isteklerini ifade ettiler. Eserleri dünyan ın en önemli koleksiyonlarında yer alan Azarnegari sanatının yaratıcısı İran'lı Sanatçı Ahad Saadi, Hamburg Belediyesi Dış İlişkiler Genel Müdürü Corinna Nienstedt ve Tacikistan'ın Almanya Fahri Başkonsolosu Kourosh Pourkian."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ahmet-gunestekin-buyuk-kulubun-konugu-oldu/", "text": "Uluslararası başarılara imza atan sanatçı Ahmet Güneştekin, Büyük Kulüp'e konuk oldu. Kulübün Kültür Sanat Komitesi tarafından organize edilen etkinliğe ilgi büyüktü. Büyük Kulüp Balo Salonu'nda 11 Ekim Çarşamba akşamı gerçekleşen buluşmanın moderatörlüğünü, Kültür Sanat Komitesi Başkanı Av. Mustafa Duman yaptı. Başlangıçta Büyük Kulüp üyesi 75 kişi ile sınırlı tutulan etkinlik, ilginin çok fazla olması nedeniyle 150 kişiye çıkarıldı. Sanatçının eserleri ve yaşamı ile ilgili bilgilerin yer aldığı sunum, üç bölüm halinde konuklarla paylaşıldı. Bunlar sırasıyla Hafıza Odası Diyarbakır, Gavur Mahallesi İzmir ve İsimler Şehri İstanbul olarak sıralandı. Bir yandan konukların sorularını da cevaplayan Ahmet Güneştekin, İsimler Şehri İstanbul adlı sergisinin 2024 yılında Venedik'te açılacağını paylaştı. Güneştekin, bu bilgiyi paylaşırken sarf ettiği Dünyada 35 isimle anılan bir başka başkent yok. Bu nedenle İstanbul, dünyada sanatın başkenti olabilirdi sözleriyle büyük alkış aldı. İstanbul'un bu olağanüstü güzelliklere sahip potansiyelinin iyi değerlendirilemediğine de değinen Güneştekin, küçücük Venedik'in 45 milyon ziyaretçisi olduğuna dikkat çekerek; İstanbul sadece sanatsal alanda bu rakamların çok üzerinde bir potansiyel elde edebilirdi dedi. Ahmet Güneştekin, buluşma sırasında bir güzel haber daha verdi ki, İstanbul Sanat Dergisi olarak bu haberi ilk defa paylaşıyor olmanın mutluluğu da bizi mutlu etti. Sanatçımız tarafından doğduğu il Batman'da yapılması planlanan, sonrasında bürokratik sorunlar nedeniyle vazgeçilen müze projesi, Dünya Mimarlık Proje Yarışması'nda yüzlerce proje arasında ilk 5 içinde yer aldı. Ünlü mimar Emre Arolat'ın çizdiği müze projesinin ayrıntıları önümüzdeki günlerde açıklanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ahmet-gunestekin-sanat-herkes-icin-ama-onu-uretmek-herkese-gore-olmayabilir/", "text": "Geçtiğimiz yıl İzmir Kültür Park'ta açtığı ve yüzleşme sergilerinin en kapsamlısı olan mübadele temalı Gavur Mahallesi sergisi ile büyük ilgi gören Ahmet Güneştekin son paylaşımı ile yüzleşme zorluğu çekilen bir konuya daha değindi. Gerçek bir sanatçı olmak için yetenek sahibi olmanın tek başına yeterli olamayacağına da değinen Güneştekin'in söyledikleri ses getirecek gibi görünüyor. Yetenek, eğitim ve çaba birbirini tamamlayan unsurlardır. Sanat herkes için ama onu üretmek herkese göre olmayabilir. Sanatçı olma dürtüsü her zaman içsel bir ihtiyaçtan doğar. Açıklanamaz bir sanat yapma arzusundan bahsediyorum. Sadece yetenek sahibi olmanız yetmez. Ancak zorunluluktan daha üstün bir çalışma yöntemi bulabilirsiniz. Özgünlük dediğimiz şey budur. Yaptığınız şeyi sevdiğinizde hiçbir çaba çok büyük değildir. Diğer taraftan entelektüel birikiminiz de tutkular kadar önemlidir. Bunu mutlaka bir yerden almalısınız. Estetik bilinç, hayal gücü ve yaratıcılığın gelişimi ancak bu eğitimle sağlanabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ahmet-ogutun-yeni-sergisi-it-can-and-has-been-dirimartta/", "text": "Ahmet Öğüt'ün beş yıl aradan sonra İstanbul'da gerçekleşen büyük çaplı kişisel sergisi, gerçekliğine inanması güç bireysel hikayelerin eşliğinde, izleyicilerin İstanbul'un yakın geçmişiyle ilintili kendi anılarını harekete geçirecek yerleştirmeleri bir araya getiriyor. Öğüt'ün sanat pratiği, her defasında yeni bir fikrin peşinden koşmaktansa, hayata dair uzun soluklu olanların yaratısına odaklanır. İşlerinin özü, gündelik hayatın sanat kanalıyla yeniden yorumlanması üzerine kuruludur. Performans, desen, video, yerleştirme, mekansal müdahale gibi mecralar kullanan sanatçının işleri süregiden mücadelelerin altını çizer, bizi sanatçının zamanımıza dair özgün kavrayışlarıyla buluşturur: izleyici günümüzün sorunlarını yeni bir perspektifle ele almaya davet edilir. It can and has been sergisiyle Öğüt, bir kez daha toplumumuzun yapısal çelişkilerini ele almanın ve onları eleştirmenin ötesine geçiyor. İzleyicilerin de birer performansçıya dönüştüğü, İstanbulluların kolektif olarak deneyimlediği yakın tarihli olaylara dair hatıralarının tetiklendiği bir karşılaşma sahnesi kuruyor. It can and has been, ziyaretçilerin aşina olduğu sergilerden farklı bir deneyim sunuyor: girişte başlarına bazı şaşırtıcı şeyler geleceği konusunda bilgilendirilir, rızaları alındıktan sonra serginin aktif bir katılımcısına dönüşerek içeri girerler. Girişte onları şehirlerarası bir otobüs karşılar. Türkiye'nin bir ucundan diğerine yirmi dört saati aşan yolculuklar yapmış bu büyük otobüs, içerisinde beklenmedik bir kurguyla ziyaretçileri karşılar: onları mesafenin katedilmediği bir yolculuğa davet eder. Daha sonra katılımcılar, normal akışın aksine iç mekanı terk edip bahçe girişinden sergiye ikinci kez girmeye yönlendirilirler. Galerinin heykel bahçesine yerleştirilmiş olan Kurumları İşgal Eden Canlılar serisinden heykeller, insanların ötekini dışlamak için ürettiği sayısız mimari yapıya karşın, canlıların ve kültür mekanlarının eşzamanlı var olma yollarına gönderme yapar. Sergiye arka kapıdan yapılan ikinci girişte izleyiciyi iki alıntı karşılar: Bu bayrağı renkli görmenin tek yolu yakmak ve Resim yapardı aslında iyiydi de... İlki kavramsal sanatın Hollanda'daki öncülerinden Marinus Boezem'e saygı niteliğinde üretilmiş bir bayraktır. Bu işte, normalde renklerle nitelenen bayrak fikri tersine çevrilerek, ortaya bir renk çıktığı anda kendisini imha edecek şekilde düzenlenen bir bayrak vardır. İkincisiyse internet ortamında Ahmet Öğüt hakkında takma isimle yazılmış bir yorumun, Türkiye'de sanat üretenlere yönelik beklentinin dışavurumu olan bir kıssanın neonla yazılmış halidir. Daha sonra sanatçının dört farklı serisini bir araya getiren bir odaya girilir. Fantezilerdeki Fantastik Fiziksel Dünya, dünyanın farklı yerlerinde vuku bulan, gerçekdışı görünen bazı ironik olayların görselleştirildiği desenlerden oluşur. Olay örgüsünün kısa bir açıklamayla verildiği, ülke sınırlarının geçilmesi prosedürlerinin çevresinden dolaşma hikayeleriyle, farklı coğrafyaların birbirleriyle bağlantı kurdukları bir düzleme geçildiğine tanıklık ederiz. Postadan devşirme malzemelerle oluşturulmuş Muhtemelen Özüretilmiş Posta Sanatı Arşivi işleri, sanatçının Türkiye, Malta ve Malezya'dan topladığı zarf ve pullardan oluşur. Genesis Breyer P-Orridge, Lee Lozano, Mierle Laderman Ukeles, On Kawara, Anna Banana, Luc Fierens, Hans Ruedi Fricker'in ürettikleri ve Sol LeWitt'in Eva Hesse'ye postaladığı mail art işlerine gönderme yapar. İşçinin Sıradan Bir Günü başlıklı video, Zeplin üretimi için 1938'de Berlin yakınlarında kurulan, günümüzde tropik iklimin deneyimlendiği bir eğlence parkına dönüştürülmüş bir hangarda çalışan sıcak hava balonu görünümlü helyum balon operatörünün günlük koreografisini belgeler. Kayıt Tarihi: Temmuz 95 başlıklı kolaj serisiyse, Temmuz 1995'te Güney Kore, Fransa, Rusya, Almanya ve Japonya'da Reuters Haber Ajansı tarafından haberleştirilmiş olaylarla sanatçının seyahatlerinden kişisel fotoğraflarının kesişimidir. Farklı tekniklerle yorumlanıp yeni bağlamlara oturtulan tüm bu mikro hikayeler yerçekimsizlik hissi veren bir odada toplanmıştır. Bu durum, gerçeküstü olanın olaylardan ziyade içinde bulunduğumuz koşullar olduğu fikrini pekiştirir. Ardından, taşlardan oluşan zemin üzerinden geçen katılımcılar bir sürprizle karşılaşır: girişte onları karşılamış olan otobüsün dış yüzeyi çıkar karşılarına. İç mekanla sokağı birleştiren bu müdahalenin içinde dolaşırken, otobüsün bir yüzünde seyahat şirketlerinin gözüyle seçilmiş tarihi yapıları, öteki yüzünde on dokuzuncu yüzyıl estetiğiyle dekore edilmiş bir otel odasının canlandırmasını görürler. Katılımcı rezervasyon yaparak otelin sunduğu hizmetlerden faydalanabilir. İstanbul'un sürekli müdahalelerle modernleştirilen bir diğer kamusal alanı da sinema salonlarıdır. Sanatçının yakın tarihli deneme film türünde videoları, sinemaların eski oturma düzeniyle kurgulanan bir mekanda gösterilir. Çağdaş sanatçıların evle ilgili ikonikleşmiş işlerinden kesitlerin gösterildiği Evde Üretilmiş Yapıtlar ve çağdaş sanatın yanı sıra müzik de yapan çağdaş sanatçıların konu alındığı Sanatçılar Müzik Yapınca izleyiciyle buluşur. Ahmet Öğüt'ün pratiğini bir bütün olarak çağımızın sanat kavrayışlarının belirli nitelikleriyle tarif etmek kolay değildir. Yine de onun yapıtlarını neredeyse her zaman bir araya getiren şey mizahtır. Sanatçının sıkça başvurduğu bu araç, insanların gündelik hayatın akşında genellikle görmezden geldikleri gerçeklerle yüzleşmelerini sağlar. Zihinlerindeki birçok düşünce tetiklenir. Aslında Öğüt'ün işleriyle karşılaşmak bir nevi toplumsal angajmana davettir. Çeşitli diyaloglara önayak olan Ahmet Öğüt'ün sergisinden çıkarken zihnimizde şu düşünce asılı kalacak: Türlü tuhaflıklar canlılara hasıl olabilir, zaten hep olagelmiştir. Ahmet Öğüt (d. 1981, Silvan, Diyarbakır). Diyarbakır Güzel Sanatlar Lisesini bitirdikten sonra lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünden ve yüksek lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Bölümünden aldı. Çok çeşitli mecralarla çalışan ve Türkiye ve yurtdışında çok sayıda sergi açan sanatçının yakın tarihli kişisel sergileri arasında Kunstverein Dresden, Kunsthal Charlottenborg, Chisenhale Gallery ve Van Abbemuseum sergileri bulunuyor. Belli başlı karma sergileri arasında Asia Society Triennial: We Do Not Dream Alone (2021); In the Presence of Absence, Stedelijk Museum Amsterdam (2020); Zero Gravity, Nam SeMA, Seoul Museum of Art (2019); Echigo Tsumari Art Triennale (2018); The British Art Show 8 (2015-2017); 13th Biennale de Lyon (2015); Performa 13, the Fifth Biennial of Visual Art Performance, New York (2013); 7th Liverpool Biennial (2012); 12th Istanbul Biennial (2011); New Museum Triennial, New York (2009); ve 5th Berlin Biennial for Contemporary Art (2008) bulunuyor. Sanatçı, aralarında Jan van Eyck Academie, Maastricht; Sandberg Institute Amsterdam; Finnish Academy of Fine Arts, Helsinki; TransArts Transdisziplinare Kunst, Institut für Bildende und Mediale Kunst Universitat für angewandte Kunst Wien ve DAI Arnhem'ın bulunduğu önemli sanat okullarında misafir mentör, hoca, danışman ve araştırmacı olarak çalıştı. Silent University işiyle Visible Award (2013); the Future Generation Art Prize, Pinchuk Art Centre, Ukrayna (2012); De Volkskrant Beeldende Kunst Prijs 2011, Hollanda ve Kunstpreis Europas Zukunft, Museum of Contemporary Art, Almanya (2010) ödüllerine layık görüldü. 53. Venedik Bienali'nde Banu Cennetoğlu ile birlikte Türkiye'yi temsil etti (2009). Amsterdam'da yaşıyor ve çalışıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ahsaba-dair-woodlife-sweden-sergisi/", "text": "Yenilenebilir bir malzeme olan ahşaba dair yenilikçi çözümleri ve üretimleri merkezine alan WOODLIFE etkinlik dizisi, 19 Ekim 30 Kasım tarihleri arasında Müze Gazhane'de gerçekleşecek WOODLIFE SWEDEN sergisiyle başlıyor. İsveç Enstitüsü, Architects Sweden ve Swedish Wood tarafından düzenlenen sergi, mimarların ve tasarımcıların güncel teknolojiyle birleşen, gerçekleştirilen projelerini izleyicilere sunuyor. Disiplinlerarası bir yaklaşımla, yaratıcı, akıllı ve kapsayıcı şehirler üzerine 2018 yılından bu yana devam eden Equal Spaces projesi kapsamında hayata geçen WOODLIFE SWEDEN in Turkey platformu, ahşap mimari üzerinden sürdürülebilir kalkınma ve iklimsel etkinin azaltılması konusunda farkındalık yaratmak amacıyla; şehir planlama, mimarlık ve tasarım alanlarından profesyonelleri bir araya getiriyor. Bu kapsamda pek çok etkinliğe ev sahipliği yapacak olan platform, yapılı çevrenin kullanıcısını merkeze alan WOODLIFE SWEDEN sergisini izleyiciye sunuyor. Gazhane'de gerçekleşecek sergi, ziyaretçiyi İsveç'te şehirden kasabaya, küçük ölçekli projelerden kentsel dönüşümlere kadar farklı iklim ve koşullarla bir geziye çıkarıyor. Mimarlığın, tasarımın ve şehirciliğin, binaların ve ürünlerin iklim üzerindeki etkisini azaltmaya nasıl yardımcı olabileceğini ve 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi doğrultusunda gelecekteki kalkınmayı nasıl etkileyebileceğini görselleştirmek için İsveç'in farklı şehirlerinden çeşitli ölçeklerde seçilen 40 projeyi içeren sergi, İsveç kültüründe oldukça köklü ve yüzyıllar boyu birçok sanatçıya, yazara ve zanaatkara ilham olan ahşap kullanımının, sürdürülebilir ve esnek tasarıma olan katkısını görünür kılmayı hedefliyor. Sergiye paralel olarak; Nobon, Hasan Cenk Dereli tarafından tasarlanan ve WOODLIFE'ı sembolize eden ahşap totemin de, İstanbul'daki İsveç Başkonsolosluğu'nun önünde sergilenmesi planlanıyor. Totem, döngüsel bir malzeme olarak ahşabı kutlayarak WOODLIFE projeleri hakkında bilgi sunuyor. Etkinlik programı, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi'nin hedeflerini karşılamayı amaçlayarak, yenilenebilir malzeme olarak ahşabın kilit bir role sahip olduğu inşaat sektöründe beklenen değişimleri göstermeyi hedeflerken, serginin aynı zamanda 28 Ekim-28 Kasım tarihleri arasında Ankara CerModern'de, 10 Aralık 2021 30 Mayıs 2022 tarihleri arasında Hatay'da gerçekleşecek olan Expo 2021'de ve İzmir'de izleyiciyle buluşması hedefleniyor. Sergilere ek olarak, 9-11 Kasım tarihleri arasında Circle Space İstanbul'da gerçekleşecek dijital bir etkinlik olan WOODLIFE SEMPOZYUMU da hibrit bir formatla, eş zamanlı olarak Ankara CerModern'de yayınlanarak, Türk ve İsveçli paydaşları bir araya getiriyor. WOODLIFE SWEDEN sergisinden bir seçkinin ise 21 Ekim 12 Kasım arasında Circle Space İstanbul'da sunulması planlanıyor. Sempozyuma paralel etkinlikler ise Kasım ayı boyunca Circle, AnkaraAks ve İsveç Büyükelçiliği tarafından ODTÜ ArchLab: Fablab & CerModern iş birliğinde devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ahsap-heykel-sempozyumu-12-eylulde-basliyor/", "text": "1993 yılından beri sürdürülen Uluslararası Değirmendere Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu 12 Eylül'de başlıyor. Bu yıl 28. Defa düzenlenecek olan buluşma 12 29 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek. Değirmendere'nin tarihi çınarlık meydanında Gölcük Vizyon 2023 kapsamında, Kocaeli Üniversitesi, Gölcük Belediyesi ve Gölcük Kent Konseyi işbirliğinde devam ettirilmekte olan etkinlik her geçen yıl dünyada daha da bir bilinirlik kazanıyor. Kocaeli'nin Gölcük İlçesinde, Değirmendere'de 2022 yılında 27. si düzenlenen Uluslararası Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumuna Türkiye'den Çağrı Gözkonan, Sevinç Çiçek, Tansel Çember, İran'dan Mohammadmoslem Seeid ve Hossien Nakhaee, Bulgaristan'dan ise Milena Tavena kaltıldı. Çalışmalarını tamamlayan sanatçıların eserleri, önceki sempozyumda olduğu gibi Çamlık Meydanındaki parkta sergilenmek üzere yerlerini aldılar. Değerli sanatçılara ortaya koydukları eserlerden dolayı teşekkür ederiz. İstanbul 1926 doğumlu Zühtü Müridoğlu'nu yakından tanıyalım. İlk olarak, Ailesinin evindeki tavan arasında bulduğu renkli boyaları bulmakla sanatına bir ilhamla başlıyor. Zamanla kendini geliştirme yolunda eski adı ile Sanaii Nefise Mektebi yani şu andaki, Mimar Sinan Akademisi'nde okuyor ve mezun oluyor. Daha sonra Fransa'ya gidiyor orada da eğitim gördükten sonra; 1932 yılın da İstanbul'a dönüyor. Özel bir Sanat Akademisine kayıt oluyor ve oradan da başarıyla ayrılıyor. Aynı yılın Ocak ayında; Samsun Sanat Akademisi'nde resim öğretmenliği yapmaya başlıyor. 1932 yılının Eylül ayında ise; İstanbul- Gülhane Parkında, arkadaşlarıyla birlikte ilk sergisini açıyor. Daha sonra Akademide öğretmen oluyor. 1969'da ise; Profesör olarak unvan kazanıyor ve 1970'li yıllarda ise emekli oluyor. Bu arada ülkemize önemli sanat eserleri de kazandırıyor. Örnek olarak; 1941-43 yılarında, İstanbul Barbaros Meydanında Mustafa Kemal Atatürk Heykeli. Bu çalışmayı arkadaşı olan; Ali Hadi Baran ile tamamlamıştır. Diğerleri ise; Zonguldak'taki Atlı Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü Heykelini yapmıştır.1943 yılında ise Anıtkabirde merdivenlerin batı yanındaki kabartmalarını yapıyor, daha sonra İstanbul Eyüp Sultan'da Mustafa Kemal Atatürk heykelleri devam ediyor. 1965'te ise; Büyükada Muş anıtlarının yaratıyor. Eserinin ardından, gerek yurt içi gerekse yurt dışından ödüller alıyor ve 1979 da ise, SİMAVİ ödülünü de alıyor. Merak edenler ve eserlerini görmek isteyenler, şu anda İstanbul Resim ve Sanat Müzesinde sergilenmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aizanoi-antik-kentinde-romanin-sikke-koleksiyonu-bulundu/", "text": "Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesinde yer alan antik kentteki çayda yürütülen kazı çalışmalarında bulunan 651 gümüş sikkenin, Roma Cumhuriyeti dönemine ait özel koleksiyon niteliğinde olduğu belirlendi. Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesinde, İkinci Efes olarak da nitelendirilen Aizanoi Antik Kenti'ndeki çayda yürütülen kazılarda bir testide, Roma Cumhuriyeti dönemine ait koleksiyonlarda da ender görülen 651 gümüş sikke bulundu. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne 2012'de dahil edilen, Anadolu'daki en iyi korunmuş Zeus Tapınağı'na ev sahipliği yapan Aizanoi'de kazı ve alan çalışmaları, Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü koordinatörlüğünde yürütülüyor. Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Elif Özer, AA muhabirine, il merkezine 48 kilometre uzaktaki antik kentte daha önce Alman arkeologların yaptığı çalışmaların, 2011'den itibaren Türk uzmanlarca yürütüldüğünü söyledi. Özer, gümüş sikkelerden 439'unun dönemin para birimlerinden denarius, 212'sinin de cistophor olduğunu tespit ettiklerini bildirdi. Prof. Dr. Özer, sikkelerin Aizanoi'ye gelen yüksek rütbeli bir asker tarafından konulmuş olabileceğini tahmin ettiklerini anlattı. Kısa süre içinde yaptıkları araştırmalara göre, hepsinin bir arada bulunduğu böyle bir koleksiyonun benzerinin olmamasının, Aizanoi Penkalas buluntusunun ünikliğini iyice artırdığını vurgulayan Özer, Bunun dışında bu sikkelerin çoğu, koleksiyonlarda 1-2 adet halinde yer alıp değerleri oldukça yüklü bir meblağ tutmaktadır. Sikkelerin büyük kısmının Güney İtalya darphanelerinde basıldığı gözlemlenmiştir. Son zamanların en özel gümüş sikke buluntusudur. dedi. Haklarında Türkçe ve İngilizce olarak yayın çalışması yürütülen sikkelerin Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmeye başlandığını dile getiren Özer, Gerek dünyada gerek Türkiye'de yapılan kazılardan elde edilen buluntularla kıyaslandığında, bu özel gümüş Roma Cumhuriyet ve Augustus dönemi sikkeleri, çok özel ve son yüzyılın en önemli buluntu grubundan birini oluşturmaktadır. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akademi-acikladi-2021deki-oscar-odul-toreni-online-olmayacak/", "text": "Akademi, 25 Nisan 2021'de düzenlenecek Oscar Ödül Töreni'nin online olmayacağını, insanların katılımıyla gerçekleşeceğini açıkladı. Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi, pandeminin neden olduğu şartlar nedeniyle önümüzdeki yıl düzenlenecek Oscar Ödül Töreni'ni 28 Şubat'tan 25 Nisan 2021'e erteledi. Filmloverss'ın Variety haberinden aktardığına göre, bu doğrultuda Oscar için değerlendirmeye alınacak filmlerin ilk gösterimini gerçekleştireceği tarih de ileri alındı. 1 Ocak 2020 28 Şubat 2021 tarihleri arasında vizyona giren ya da dijital platformlarda yayınlanan filmlerin Oscar için değerlendirmeye alınacağı açıklandı. Tarihlerin iki ay ileri alınması ödül sezonunda iddialı olması beklenen filmlere daha geniş bir alan açmış olsa da, arada geçen sürede pandemi şartlarında kayda değer bir değişim yaşanmaması, önümüzdeki yıl Oscar Ödül Töreni'nin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair soru işaretleri doğurdu. 2020'deki pek çok ödül töreni gibi Oscar Ödül Töreni'nin de dijital ortamda gerçekleşme ihtimali üzerinde konuşulmaya başlandı. Ancak Akademi tarafından yapılan son açıklama, pandemi şartlarına rağmen törenin fiziki olarak gerçekleşeceğini gösterdi. Bir Akademi yetkilisi Variety'e yaptığı açıklamada ödül töreninin online olmayacağını, her yıl olduğu gibi insanların katılımıyla gerçekleşeceğini belirtti. Variety'nin konuya yakın kaynaklardan aldığı bilgilere göre Akademi yetkilileri kısa süre önce, törenin düzenlendiği Dolby Theatre'ı ziyaret ederek, töreni ne şekilde gerçekleştirebilecekleri konusunda farklı alternatifleri değerlendirdiler. 3400 kişilik Dolby Theatre'da tören sırasında kaç kişinin bulunacağı belirsizliğini koruyor. Eylül ayında düzenlenen, sunuculuğunu Jimmy Kimmel'ın yaptığı Emmy Ödül Töreni, başta Kimmel olmak üzere bazı kişilerin salonda olduğu, ancak konukların büyük bölümünün online olarak törene katıldığı hibrit bir formatta gerçekleşmişti. Akademi 2021'deki töreni insanların katılımıyla düzenleyeceğini açıklamış olsa da, konukların ne kadarının bu davete cevap vereceği belirsizliğini koruyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akaretler-siraevler-birbirinden-farkli-sergilere-ev-sahipligi-yapmaya-devam-ediyor/", "text": "Türkiye'nin en değerli semtlerinden Akaretler Sıraevler'in Mart ayı boyunca birbirinden özel yapılarında gerçekleşecek farklı disiplinlerdeki sergileri, ayrı dünyaların kapılarını açacak. Tarihi dokusunun yanında dinamik yapısıyla da İstanbul'un en önemli kültür sanat destinasyonlarından olan Akaretler Sıraevler'in Mart ayı programlarından sanat akıyor. Londra'da Urban Land Institute ödülüne de layık görülen ve Avrupa'nın 2. Büyük restorasyon projesi de olan Akaretler Sıraevler, Mart ayında Haluk Akakçe'nin uzun bir aradan sonra düzenleyeceği yeni sergisi Made in Love, Odeabank'ın sanat platformu O'Art'ın Lorem Ipsum başlıklı karma sergisi ve yeni nesil sanat ve tasarım platformu Mercado'nun hayata geçirdiği Original by Nature adlı sergilere ev sahipliği yapacak. Dünya ölçeğinde projeler üretenHaluk Akakçe beş yıl aradan sonra İstanbul'da üç önemli video işi ve beş yıllık üretimlerinin özeti niteliğinde kapsamlı bir sergiyle izleyenlerle buluşuyor. 'Made in Love' isimli sergi 3-22 Mart günleri arasında Akaretler Sıraevler ve Sevil Dolmacı Art Gallery iş birliği ile Akaretler Sıraevler No:37-39'da gerçekleşiyor. Multidisipliner bir sanatçı olan Haluk Akakçe'nin, 2006 yılında Las Vegas sokaklarında 4-6 bloğu kaplayan 'They Called it Love, I Call it Madness' isimli ses ve video yerleştirmesi ve hiç görülmemiş devasa resimleri bu sergiyi önemli kılan unsurlar arasında bulunuyor. Odeabank'ın sanat platformu O'Art, dokuz sanatçının yazı ve formun bir araya geldiği eserlerinin yer aldığı Lorem Ipsum başlıklı karma sergisini 17 Mart tarihine kadar Akaretler Sıraevler No:11'deki adresinde sanatseverlerle buluşmaya devam edecek. O'Art'ın düzenlediği sezonun ikinci sergisi olan Lorem Ipsum Berkay Tuncay, Gülen Eren, Leyla Emadi, Emin Çelik, Merve Ünsal, Merve Ertufan, Nancy Ata-kan, Huo Rf ve Eylül Ersöz'ün eserlerinden oluşuyor. Küratörlüğünü Begüm Güney'in yaptığı Lorem Ipsum başlıklı karma fiziksel serginin sona ermesinin ardından, sergi Odeabank internet sitesi üzerinden çevrim içi olarak görülebilecek. Yeni nesil sanat ve tasarım platformu Mercado'nun hayata geçirdiği, iklim krizi karşısında kentsel tarım önerisini odağına alan Original by Nature adlı sergi, 1-22 Mart tarihleri arasında Akaretler Sıraevler'in No:19 binasında gerçekleşiyor. Akaretler Sıraevler'in sponsorluğunda gerçekleşecek sergide; kurgusu bağımsız genç tasarımcı ve sanatçıları destekleyen Mercado'ya ait olan ve dönüşümün yarattığı döngüsellikten ilham alan deneyim merkezli sergide, cam sanatçısı Egemen Kemal Vuruşan ve dijital sanatçı Ecem Dilan Köse yer alıyor. Egemen Kemal Vuruşan'ın kullanılmış viski şişelerini ileri dönüştürerek tasarladığı enstalasyona, Ecem Dilan Köse'nin dijital sanat eserleri eşlik ediyor. Dijital sanat eserine yerleştirilen ve bitkileri besleyen mor ışık sayesinde enstalasyon yaşayan bir organizmaya dönüşüyor. Ecem Dilan Köse'nin sergi kapsamındaki dijital sanat eserlerinin daha sonra NFT olarak satışa çıkarılması ve buradan elde edilen gelirin kentsel tarımda kullanılması planlanıyor. Kentsel tarım uygulamalarıyla tanıdığımız Ek Biç Ye İç ekibi de projede iş birliğiyle yer alıyor ve sistemin çalışması konusundaki teknik desteği sağlıyor. T. C. Sağlık Bakanlığı'nın COVID-19 önlem ve tedbirleri kapsamındaki 20.08.2021 tarihli genelgesine göre; Akaretler Sıraevler'de yapılacak tüm kültür&sanat ve diğer etkinliklerin girişlerindeki tüm kapılarda HES kodu üzerinden ziyaretçilerin aşılı / geçirilmiş hastalık veya azami 48 saat önce yapılmış PCR testi sorgulaması yapılacaktır. Sergi/Etkinlik, alan girişinde ve içerisinde maske takılması zorunludur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akbank-39-gunumuz-sanatcilari-odulu-sergisi-acildi/", "text": "Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ve Akbank Sanat iş birliğiyle düzenlenen Akbank 39. Günümüz Sanatçıları Ödülü Yarışması sonuçlandı. Seçilen eserler, 21 Eylül 20 Kasım 2021 tarihleri arasında Akbank Sanat'ta sergileniyor. Jüri üyeleri tarafından yapılan değerlendirme sonucunda yaklaşık 600 başvuru arasından 21 sanatçının 20 eseri sergi seçkisinde yer almaya hak kazandı. Gerçekleşen ödül töreninde sergide yer alan 21 sanatçıya 105 bin TL.'lik ödül eşit olarak verildi. Sergide eserleri yer alacak sanatçılar Aslıhan Uruş, Ayşe Coşkun, Ayşe Gözde Çöklü, Ayşegül Yapar, Büşra Çeğil, Ece Kibaroğlu, Egemen Tuncer Hacer Kıroğlu, Emin Berk, Hüseyin Demirbaş, İsmail Onur Gönüllü, Ömer Faruk Muslu, Özgün Şahin, Sarya Nurcan Kaya, Seda Kayatepe, Songül Berda Özdemir, Şafak Kocaoğlu, Şener Yılmaz Aslan, Şevval Konyalı, Şükrü Aslan, Ümran Hümayun. Konut sorununu teknik bir mesele olarak ele almış yüzyıl ortası rasyonalizmine hararetle karşı çıkan Avusturyalı ressamın, tıpkı resim ve heykel sanatlarındaki gibi, diploma koşulu aramaksızın, herkesin kendi evini de özgürce inşa edebilmesini savunuşu, bugünün dünyasında sıra dışı gözükmeyebilir. Ama söz konusu manifesto üzerinden yapılacak bir okuma ile sıralanabilecek alt temalar derinlikli bir tartışmayı hak ediyor. Geçtiğimiz bir buçuk yıl, içinde yaşadığımız evler, gündelik yaşam pratiklerinin mobil doğasının sarsıcı biçimde duraklaması ile bireysel varoluşumuzun temel uzantılarından biri haline geldi. Balkonsuzluğa, ışıksızlığa, boş duvarlara veya fazlaca doldurulmuş vitrinlere çözümler aradık. Ekranlar ve ev-ofis düzenleri ile mahremiyeti zayıflayan evler, artık sığınılan limanlarımız değil. Her zamankinden daha bilinçli olarak, bize öğretecek çok şeyi olan iklimsel değişikliklere tanık oluyoruz. Sanat pratikleri de geleceğe dair bir şeyleri sabitleme, öngörme arzusu ya da spekülasyon yaratma çabalarının naifliğinin bilincinde hem durağan, hem de son derece aktif. Küpler inşa ediyoruz, küpler! Vicdanımız nerede? Friedensreich Hundertwasser My Eyes are Tired başlıklı bir metinde bu görüşlerini ifade etmesinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra, 1958 yılında Mould Manifesto Against Rationalism in Architecture/Mimarlıkta Rasyonalizme Karşı Küf Manifestosu'nu yayınlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akbank-caz-festivalinin-30-yas-ozel-projesi-dun-bugun-yarin-albumu-yayinlandi/", "text": "Akbank Caz Festivali, 30. yaşını özel bir proje ile kutluyor. Festivalin 30. yılına özel olarak Türk cazının 30 caz müzisyeninin ve grubunun Akbank Caz Festivali'ne, şehre ve bu döneme dair duygu ve düşüncelerinden ilham alarak hazırladığı ve daha önce yayımlanmamış özgün eserlere yer verdiği Dün, Bugün, Yarın isimli albüm dijital platformlarda yayınlandı. Bugüne kadar 5.000'in üzerinde uluslararası ve Türk caz sanatçısını ağırlayan ve caz müziğinin yeni nesillere aktarılması için 30 yılda 773 konser, 1000 atölye ve 100'ün üzerinde söyleşi ile 500.000'ün üzerinde izleyiciye ulaşan Akbank Caz Festivali, pandemi döneminde de hızını kesmeyerek Türk Cazının bulunduğu noktayı kayıt altına almak için arşiv niteliğinde bir çalışma gerçekleştirdi. Organizasyonu ve içerik programlaması Pozitif iş birliğiyle gerçekleştirilen bu özel albüm çalışmasında; geçmişten günümüze 30 yıldır festivalde performans sergilemiş usta müzisyenlerin yanı sıra genç sanatçılar, yurtdışında yaşayan müzisyenler ve bu yıl festivalde yer alması planlanan müzisyenlerden bir seçki yer aldı. Akbank Caz Festivali'nin 30. yılına özel kayıtlarla; 30 özgün beste ve 80'e yakın sanatçının performansını kapsayan çalışma sadece albüm olarak değil, kayıt süreci ve sanatçı söyleşilerinden oluşacak belgesel boyutuyla da hem geçmiş 30 yılın hem de dönemin ruhunu yansıtması bakımından önemli bir değer taşıyor. Albümün 30 parçadan oluşan seçkisi; Ali Perret, Aydın Esen, Ayşe Tütüncü, Baki Duyarlar, Barış Demirel Barıştık Mı, Burak Bedikyan, Cem Tuncer, Çağıl Kaya, Çağrı Sertel, Deniz Taşar, Ediz Hafızoğlu, Elif Çağlar, İlhan Erşahin's İstanbul Sessions, İmer Demirer, Jülide Özçelik, Kağan Yıldız ve Sibel Köse, Kamil Özler, Kerem Görsev, Konstrukt, Lahza, MÖE, Neşet Ruacan & Ozan Musluoğlu Quartet, Nilüfer Verdi, Oğuz Büyükberber, Okay Temiz, Önder Focan, Selen Gülün, Timuçin Şahin, Tuna Ötenel, TÖZ gibi Türk Caz sahnesinin önemli isimlerinin ve gruplarının bestelerinden oluşuyor. Albüme eşlik eden müzisyenler arasında ise Adem Gülşen, Barış Doğukan Yazıcı, Burak Irmak, Berkan Tilavel, Bulut Gülen, Can Çankaya, Cem Nasuhoğlu, Çağdaş Oruç, Efe Demiral, Ekin Cengizkan, Engin Recepoğulları, Eren Turgut, Eylül Biçer, Eylül Ergül, Ferit Odman, Fırtına Kıral, İzzet Kızıl, Kaan Bıyıkoğlu, Kamil Yılmaz, Korhan Futacı, Kürşad Deniz, Mehmet Ali Şimaylı, Meriç Demirkol, Miraç Yavuz, Nedim Ruacan, Orhan Deniz, Ozan Musluoğlu, Serhan Erkol, Selim Aydın, Şenol Küçükyıldırım, Şenova Ülker, Taşkın Akarsu, Tibet Akarca, Tolga Tohumcu, Turgut Alp Bekoğlu Umut Çağlar, ve Volkan Hürsever yer alıyor. İçinde özel kayıtların yer aldığı, söyleşileriyle, belgesel çekimleriyle 30 yılın röntgenini çeken retrospektif bir çalışmayı hayata geçiren Akbank Caz Festivali, pandemiye rağmen yaratıcılığı desteklerken Türk caz dünyasına da etkili, anlamlı ve kalıcı bir eser bırakmayı amaçlıyor. Türk Caz sahnesini yansıtan bir arşiv niteliği olan albüm plak formatında yayınlanacak olmasının yanı sıra 23 Ekim itibariyle Spotify, Apple Music, Deezer ve Fizy'nin de aralarında bulunduğu 156 ayrı dijital müzik platformu üzerinden dinlenebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akif-maniftan-ezber-bozan-kitap-ruya-psikolojisi/", "text": "Kitapları 73 dile çevrilen, 87 eşsiz eserin dünyaca ünlü yazarı ve Nobel Barış Ödülü Adayı Akif Manaf'ın insanlık tarihinde çığır açan yeni kitabı Rüya Psikolojisi raflardaki yerini aldı. Tüm dünyada büyük bir okur kitlesi tarafından gün geçtikçe daha da yakından takip edilen yazar, bu kitapta Rüya Psikolojisi konusunu tüm detaylarıyla, kapsamlı bir biçimde ele alıyor. A. Z. Yayıncılık'tan çıkan kitap, hem derin teorik bilgilere hem de çok boyutlu pratik deneyimlere dayanıyor. Kitapta yürütülen inceleme ve araştırma diyalektik, analitik, psikolojik ve fenomenolojik unsurlar içeriyor. İnsanlık tarihinde ilk defa bu kitapta Rüya nedir? sorusuna kesin ve tatmin edici yanıtlar sunulmaktadır. Rüya konusu insanlarda her zaman ilgi ve merak uyandırmıştır çünkü herkes her gece rüya görmekte ama bunun tam da ne olduğunu bilmemektedir! Bugüne kadar saklı tutulan rüya gizemi açıklanmazsa insanlar kendilerine daha çok zarar verecek ve farkında olunmayan tehlikeler ortaya çıkacaktır. İşte bu kitabın amacı rüya gizeminin insanlığın hazır olduğu kısımlarını açıklamaktır. Şayet bir insana rüyasında gelecekle ilgili bir bilgi veriliyorsa bu yoktan ortaya çıkmış bir gelecek bilgisi değildir. Peki, bu gelecek bilgisi nereden ortaya çıkmaktadır? İnsanlık tarihinde ilk defa bu sorunun yanıtı bu kitapta paylaşılmaktadır. Peki, bir rüyada geleceği görmeyi sağlayan şey nedir? Asırlardır insanlar bunu merak etti ama doyurucu bir yanıt bulamadı! İşte bu kitapta çok merak edilen bu ve bunun gibi sorulara doyurucu ve bilimsel yanıtlar verilmektedir. Kişisel gelişim okurlarının yakından takip ettiği, günümüzün en sıra dışı yazarlarından olan Manaf, kitaplarında farkındalığı artıran keskin analizler ile öne çıkıyor. Yaratıcılık, Aşk, Zeka, Başarı, Mutluluk, Değişim, İnsan, Devrim, Hırs, Şöhret, Siyaset, Ahlak, Merhamet, Aydınlanma, Bilinç, Anlayış, Zihin, Bilgelik, Yol, Duygu ve Masumiyet gibi insana dair hemen her konuda 87 eseri bulunan yazar, şaşırtıcı bir sadelik ve akıcı bir anlatımla her kesime hitap ediyor. Rüya konusundaki doyurucu ve sürükleyici anlatımıyla elinizden düşüremeyeceğiniz, tek solukta okunacak gerçek bir başucu kitabı olan Rüya Psikolojisi, okuyucunun rüya konusundaki tüm sorulara yanıt bulmasını sağlıyor. Mutlaka okuyun."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akin-ekici-zorluk-ve-direnc-ile-new-jersey-art-factory-de/", "text": "Çağdaş Resim Sanatı'nın önde gelen temsilcilerinden Ressam Akın Ekici'nin başarısı ülke sınırlarını aştı. Pandemi sürecinde sanatın rolünü, iyileştirici gücünü 'Zorluk ve Direnç' adını verdiği yeni sergisiyle ortaya koyan sanatçının eserleri, binlerce kilometre uzakta ABD New Jersey Art Factory'de sanat severlerle buluştu. Küratörlüğünü Bergen Community College Digital Medya ve Sanat Tarihi Öğretim Üyesi ve Heykeltraş Dr. Feride Demir'in yaptığı sergi The Art Factory NJ ve Myr Academy & Art Studio ekibi tarafından hayata geçirildi. Sergi kapsamında sanatçının orjinal eserleri Myr Academi tarafından yapay zeka ile oluşturulan dijital işlemeler ile farklı, ilgi çekici bir forma dönüştürüldü ve video performansı olarak ayrıca sergilendi. Akın Ekici, bu uygulamayla sanat dünyasında hızla yayılan yapay zeka ile sanat üretimi akımının ülkemizdeki öncülerinden biri oldu. Sergi ABD New Jersey Art Factory'de 15 Mayıs 2021 tarihine kadar açık kalacak. İnsanlığın tarih boyunca ender gördüğü trajedilerden birini yaşadığını ifade eden Akın Ekici, ne kadar süreceği belirsiz olan salgında sanatın iyileştirici gücüne sığındığını ifade etti. Ruhu güzelliklerle beslenen ve geleceği için umudu artan insanın direncinin de artacağını dile getiren Ekici, Sanat ruh direncinin atması için bir kaldıraç etkisi gösterdiği gibi ruh direncinin kişiden kişiye, toplumdan topluma taşınması, aktarılması için de bir taşıyıcı görevi üstelenecektir. Kişiler, toplumlar ve ülkeler arasında pozitif etkileşimin sağlanmasının en basit ve en etkili yolu sanatsal üretimlerin her türlü zorluğa rağmen aktarılmasıdır. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akin-yildirim-olmak-veya-olmamak-heykel-sergisiyle-nisantasi-galeri-selvinde/", "text": "Oldukça uzak, farklı ve çetin bir coğrafyada, sakin bir köyde; hatırı sayılır bir yalnızlık içinde biçimlenen bir sergi Akın Yıldırım'ın Olmak veya Olmamak sergisi. Sergide öncesinde tasarlanmış ve sonuna kadar da sadık kalınmış heykeller olduğu gibi; kendi kendini yaratmış heykeller de yerini almış. 13 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında gezilebilecek olan sergi, heykel sanatına bambaşka bir boyut kazandırıyor. Heykellerinin büyük bir kısmında gerçeğe, soyuta, mistik ve gerçeküstüne ulaşan insan ve hayvan dünyasını, onların başkalaşımlarını görselleştiren heykel sanatçısı Akın Yıldırım'ın Olmak veya Olmamak isimli heykel sergisi 13 Nisan'da Nişantaşı Galeri Selvin'de açılıyor. 7 Mayıs'a kadar izlenebilecek sergi kapsamında sanatçı Akın Yıldırım ile heykel sanatının derinliklerini konuştuk. Bin yıl yaşasam dahi yetişemeyeceğim, sonu gelmeyen fikirlerin bazıları vücut buldu. Bu kadar kaotik gündemler akışında, kendi kanalında kalabilmek ve heykel yapmak; uzun bir iç döngüsel yaşamın sunduğu maceralar, oldukça sağaltıcı oldu. Daha duygusal bir anlatımla; atölyemde dünya dertlerinden uzaklaşıp. ateş ve çekiçle önüme dökülen maceralar silsilesinde kaybolmak olarak tanımlayabilirim. Doğaçlama; akışa ve onunla ilgilendirilen sonsuz olasılığa yön verebilmektir. Dinamikleri bıçak sırtındadır. Gidebileceği yön anlık kararlarla belirir ve böyle sürer gider. Bu süreçte zaman zaman çatışmalar yaşanabilir ama bu, savaşa dönüşürse doğaçlama eylemi biter. SNBA tarafından Louvre Müzesi'nde her yıl düzenlenen ve uluslararası delegasyonların katılımı ile gerçekleşen, Salon Sergilerinde ülkemizi temsil eden sanatçılar arasında yer alan Akın Yıldırım, 2008 yılında ise Jüri Özel ödülünü almıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-aida-ile-radamesin-askina-sahitlik-edecek/", "text": "Cesur komutan Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida'nın imkansız aşkını konu alan, görkemli dekora ve kostümlere sahip Aida Operası, pazar ve pazartesi akşamı İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde sahnelenecek. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi, cesur komutan Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida'nın imkansız aşkına şahitlik edecek. Ankara, Antalya ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi müdürlükleri sanatçılarının yer aldığı Aida operası, 7 Kasım Pazar ve 8 Kasım Pazartesi saat 20.00'de İstanbullu sanatseverlerle buluşacak. AKM'nin 2 bin 40 kişilik opera salonunun tüm biletleri, temsilden günler önce tükendi. İtalyan besteci Verdi'nin en güzel operası olarak bilinen eser, Mısır'ın cesur komutanı Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida'nın imkansız aşkını konu alıyor. Görkemli dekor ve kostümleriyle izleyicileri büyüleyen eserde, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, tenor Murat Karahan Radames'e, Ankara Devlet Opera ve Balesi Sanat Yönetmeni, soprano Feryal Türkoğlu ise Aida'ya ses verecek. Diğer rollerde, Ezgi Karakaya, Eralp Kıyıcı ve Tuncay Kurtoğlu ile Ankara Devlet Opera ve Balesi bale sanatçıları yer alacak. İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini'nin sahneye koyduğu Aida'da, orkestrayı Şef Can Okan yönetecek. Dekor tasarımını Özgür Usta, kostüm tasarımını Savaş Camgöz ve Gürcan Kubilay, ışık tasarımını Giovanni Pirendello'nun yaptığı eserin koreografisi Sergei Terechenko'ya ait. DOB Genel Müdürü Karahan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, opera sanatçıları olarak, gerek akustiği gerek teknolojisi gerek mimarisiyle dünyanın en güzel opera salonlarından birine kavuşmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. AKM'nin dünyanın en iyi ilk 10 opera evi sıralamasına girebileceğini dile getiren Karahan, bundan büyük gurur duyduklarını vurguladı. Karahan, AKM'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siparişi Sinan operasıyla açıldığını hatırlatarak, Şimdi de sırada Aida operası var. Biletlerimiz günler öncesinden tükendi. Bu bizim için mutluluk verici. Halkımızın teveccühü ve bu kadar özlemiş olması bizi çok duygulandırdı. Büyük bir keyif ve heyecanla halkımızla buluşmayı bekliyoruz. dedi. AKM'deki temsillerin devam edeceğini belirten Karahan, Bu güzel salon bundan sonra bizim evimiz. AKM'nin ihtişamına, güzelliğine yakışır, yüksek kalitede opera ve bale temsilleri arka arkaya gelecek. İzleyicilerimiz bizi beklesin. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-beyoglu-kultur-yolu-festivalinde-bircok-etkinlige-ev-sahipligi-yapacak/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığınca Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenlenen konserlerden sergilere, söyleşilerden film gösterimlerine, çocuk atölyelerinden açık hava konserlerine geniş yelpazede çok sayıda etkinlik sanatseverlerle buluşacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 28 Mayıs-12 Haziran tarihlerinde ikincisi düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında Atatürk Kültür Merkezi'nde konserlerden sergilere, söyleşilerden film gösterimlerine, çocuk atölyelerinden açık hava konserlerine geniş yelpazede çok sayıda etkinlik sanatseverlerle buluşacak. AKM Türk Telekom Opera Salonu, festival boyunca dünya müziğinin önde gelen isimlerini ağırlayacak. Yunanistan'ın rebetiko türünün önemli ismi Glykeria, Türk müzikseverlerin de aşina olduğu ezgilere getirdiği yorum ve sahne performansıyla 28 Mayıs'ta seyirci karşısına çıkacak. Tunuslu udi ve şarkıcı Dhafer Youssef, sufi geleneğini, caz unsurlarını ve Arap lirizmini harmanladığı müziğiyle 10 Haziran'da dinleyicilerle bir araya gelecek. Festival kapsamında Macaristan'ın önde gelen ve birçok ödüle sahip piyanisti Janos Balazs, dünyaca ünlü Macar besteci Ferenc Liszt'in İstanbul'u ziyaretinin 175. yılında bir konserle Türkiye'de ilk kez 8 Haziran'da müzikseverlerle buluşacak. Doğu Avrupa'nın geleneksel Çingene şarkılarını dünya müzik sahnesinde evrenselleştiren Barcelona Gipsy Balkan Orchestra, Suzan Kardeş ile 2 Haziran'da sahneyi paylaşırken, Vasilis Saleas ve Ahmet Koç, 31 Mayıs'ta saz ve klarnet performanslarından oluşan özel bir programa imza atacak. Geçen yıl Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nde dünya prömiyeri yapan, Mimar Sinan'ın yaşamından ve eserlerinin inşa sürecinden kesitleri konu edinen Sinan Operası, yeniden 29 Mayıs'ta AKM Türk Telekom Opera Salonu sahnesine taşınacak. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin Miguel de Cervantes'in aynı ismi taşıyan romanından seçilmiş bazı bölümlerden esinlenilerek sahneye taşıdığı ve klasik balenin önemli eserleri arasında yer alan Don Kişot balesi de 30 Mayıs ve 1 Haziran'da izleyicilerin beğenisine sunulacak. Anadolu'nun binlerce yıllık mitolojik ve kültürel tarihinden ilham alan Anadolu Ateşi de Troya gösterisi ile 4 Haziran'da sahne alacak. Sahnelenmeye başladığı günden beri kapalı gişe oynayan, Peter Shaffer tarafından kaleme alınan ve dünya müzik tarihinin unutulmaz bestecileri Wolfgang Amadeus Mozart ile Antonio Salieri'nin hikayesini anlatan Amadeus da 5 Haziran'da AKM'de oynanacak. Atatürk Kültür Merkezi, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali için özel olarak kurulan Türk Telekom Açıkhava Sahnesi'nde de gün boyu sürecek ücretsiz konserlere ev sahipliği yapacak. Festival boyunca her gün 17.00 ve 20.00'de başlayan iki program şeklinde düzenlenen konserlerde Yedinci Ev, Mazhar Alanson, Selin Geçit, Emir Ersoy, Samida, Koliva, Köfn, Can Bonomo, Elif Buse Doğan, İkilem, Kolpa, Motive, Baneva, Dedüblüman, Resul Aydemir, İkiye On Kala, Fatma Turgut, Ahiyan, Tuğçe Kandemir, Bilal Sonses, Gökcan Sanlıman, Feride Hilal Akın, Retrobüs, Ekin Uzunlar, Ceren Gündoğdu ve Nahide Babaşlı sahne alacak. Eserleriyle ve sıra dışı çalışmalarıyla yurt içinde ve yurt dışında ses getiren Refik Anadol ile Hüsamettin Koçan, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında sergileriyle AKM'de sanatseverlerle bir araya gelecek. Yapay zeka sanatının ortaya çıkışına ve gelişimine önemli katkılar sunan Anadol'un Rumi Dreams enstalasyonu, Hz. Mevlana'dan ilham aldığı çalışmalardan oluşuyor. Anadol'un en yeni eserini kapsayanı Rumi Dreams, festival süresince AKM Tiyatro Fuaye'de ücretsiz gezilebilecek. Ressam ve akademisyen Hüsamettin Koçan'ın Ayağımdaki Diken başlıklı sergisi ise sanatçının yaşamının izlerini heykel, resim ve yerleştirme eserlerle bugüne taşıyor. Bellek, göç ve varoluş kavramlarını irdeleyen sergi, festival boyunca AKM Galeri'de sanatseverlerle buluşacak. 35 yaşın altındaki sanatçıları odağına alan çok katılımlı Gençler Yolda sergisi de festival boyunca AKM Kültür Sokağı'nda gezilebilecek. AKM'de çocuklara özel olarak hazırlanan atölyeler de Beyoğlu Kültür Yolu Festivali boyunca AKM Çocuk Sanat Merkezi'nde minikleri ağırlayacak. AKM Yeşilçam Sineması, film gösterimleri ve sinemacıların katılımıyla düzenlenen özel söyleşilerle sinemaseverlere kapsamlı bir program sunacak. Festival çerçevesinde Türk Sinema Vakfı ile iş birliğinde Yeni Kuşak Sinemacılar buluşmalarında farklı yönetmenler ağırlanacak. Etkinliğin detaylarına Beyoğlu Kültür Yolu Festivali, AKM web sitelerinden ve uygulamalardan ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-cocuk-festivali-basladi/", "text": "İstanbul'da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen AKM Çocuk Sanat Festivali çocuklarla kuklaların, müzikle dansın bir araya geldiği renkli kortej yürüyüşüyle Atatürk Kültür Merkezi'nde başladı. Açılışın ardından minik sanatseverler, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından AKM Tiyatro Salonunda sahnelenen Çocuklar İçin Öylesine Bir Dinleti oyununu izledi. Festivale ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan AKM Sanat Yönetmeni Remzi Buharalı, festivalin bu yıl ikincisini gerçekleştirdiklerini belirterek, festival boyunca AKM'nin hem iç hem de dış alanlarında birçok etkinliğin yapılacağını söyledi. Çocukların toplumun geleceği olduğuna dikkati çeken Buharalı, Bu geleceklerimizi teminat altına alabilmek için onların dünya görüşlerini, ideallerini gerçekleştirmeleri adına, farklı düşünmeleri adına bu Çocuk Sanat Festivali etkili olacaktır. değerlendirmesini yaptı. AKM'de bir hafta boyunca çocuklar, atölyeler, tiyatro oyunları, çizgi film gösterimleri ve animasyonların olduğu birçok etkinliğe katılabilecek. Çocuklar festival kapsamında her yeri boyanan büyük bir evi kendi hayal dünyalarına göre renklendirecek. Çok Amaçlı Salonda kağıtlara çizdikleri balıkların birkaç dakika içinde yüzmeye başladığı etkileşimli bir akvaryum macerasına atılabilecekler. AKM'de bir hafta boyunca çocuklar, atölyeler, tiyatro oyunları, çizgi film gösterimleri ve animasyonların olduğu birçok etkinliğe katılabilecek. Çocuklar festival kapsamında her yeri boyanan büyük bir evi kendi hayal dünyalarına göre renklendirecek. Çok Amaçlı Salonda kağıtlara çizdikleri balıkların birkaç dakika içinde yüzmeye başladığı etkileşimli bir akvaryum macerasına atılabilecekler. Minik sanatseverler aynı zamanda AKM Çocuk Sanat Merkezi'ndeki Erken Müzik Atölyesi, Resim Sevinci, Resimle Tanışıyorum, Meyve Sebze Orkestrası, Ritim Atölyesi, Çocuklar İçin Drama Atölyesi, Çocuklar İçin Dans Atölyesi, edding ile Bir Kupa Pop Art, Çocuk Arkeologlar Kazıda, Lego Education ile Yaratıcı Eller İş Başında ve Müzikli Masallar çalışmalarına katılabilecek. Minikler ayrıca AKM Yeşilçam Sineması'nda Kaptan Pengu ve Arkadaşları 2 filmini izleyebilecek. 23 Nisan'a kadar devam edecek festival kapsamındaki etkinliklere dair ayrıntılı bilgiye akmistanbul. gov. tr adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-cocuk-sanat-festivali-17-nisanda-baslayacak/", "text": "Özel gösteriler, atölyeler, tiyatro oyunları, çizgi film gösterileri ve animasyonların yer aldığı AKM Çocuk Sanat Festivali, 17-23 Nisan'da gerçekleştirilecek. Atatürk Kültür Merkezi Çocuk Sanat Festivali, 17-23 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek. Etkinliğe katılan çocuklar, Kültür Sokağı'na yerleştirilen dev bir piyanonun üzerinde dans ederek istedikleri parçaları çalabilecek, tavanından duvarına her yeri boyanan büyük bir evi kendi hayal dünyalarına göre renklendirebilecek. Çocuklar, çok amaçlı salonda kağıtlara çizdikleri balıkların birkaç dakika içinde yüzmeye başladığı, etkileşimli bir akvaryum macerasını da deneyimleyebilecek. Açık Hava Sahnesi'ne kurulacak çadırda kurulacak 360 derece planetaryum gösterisiyle, çocuklar gökyüzünü seyretme imkanı bulacak. Öylesine Bir Dinleti adlı müzikli oyunun çocuklar için uyarlanan versiyonu Çocuklar İçin Öylesine Bir Dinleti, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından Tiyatro Salonu'nda sahnelenecek. Ünlü opera ve müzikallerden seçilen masallaştırılmış şarkı ve aryalar, çocuklara tiyatral bir anlatımla aktarılacak. İstanbul Devlet Tiyatrosu da iki farklı oyunla çocukların festival heyecanına ortak olacak. Tiyatro Salonu'nda sahnelenecek Siz Ne Dersiniz oyunu, kendinden ve yerinden mutlu olmayan insanın başka biri olmayı deneme macerasını aktarırken; Güneşle Buluşmak İsteyen Kardan Adam sevgi, dostluk, paylaşım, umut ve samimiyeti küçük sanatseverlerin ilgisine sunacak. Uygur Çocuk Tiyatrosu'nun Kırmızı Pabuçlar oyununu sahneleyeceği festivalde ayrıca, ebeveyn ve çocuk tiyatrosu Çinyo ile Markonyo da seyirciyle buluşacak. Judith Liberman ile Şarkılı Masallar, Kelimelerin Yolculuğu, Çocuk Arkeologlar Kazıda, Yaratıcı Yazarlık, Lego Education ile Yaratıcı Eller İş Başında ve Karagöz Yapım Atölyesi başlıklı çocuk atölyeleri de festivalde yer alacak. Çocuklar ilgi alanlarına göre oyunculuk, film okuma, marakas yapımı, takı tasarımı, porselen kupa ile tekstil çanta boyama, meyve ve sebze orkestrası, resim, ritim, bale ve müzik atölyelerine de katılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-cocuk-sanat-festivali-18-nisanda-baslayacak/", "text": "Çocukların gözlerinden mutluluk gözyaşlarının döküleceği günler geldi. Keyifli dakikalar onları bekliyor. Dolu dolu geçirecekleri sanat günlerine çok az kaldı. Atatürk Kültür Merkezi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında, 18-23 Nisan'da Çocuk Sanat Festivaline ev sahipliği yapacak. Çocukların öğrenirken eğleneceği birbirinden farklı atölyeler, sergiler, çocuk filmleri, çocuk tiyatroları, konserler, TRT Çocuk'un sevilen çizgi dizilerinin karakterleri hafta boyunca çocuklarla buluşacak. Festivalde, İstanbul Devlet Opera Balesi Müdürlüğünün Türkiye genelindeki çocuklara yaptığı çağrıyla gerçekleştirdiği 9. Ulusal Resim Yarışması'nın resimleri bir sergi olarak minik sanatseverlerin ve ailelerinin beğenisine sunulacak. Festival kapsamında ayrıca fotoğraf eğitimi alacak çocukların AKM'nin farklı bölümlerinden çektiği fotoğraflar Çocukların Gözünden AKM sergisi olarak açılacak. Her gün 11.00-17.00 saatlerinde çeşitli etkinliklerle devam edecek festival süresince minik katılımcılar, Boyama Evinde de tavanları ve eşyaları bile boyayabilecekler. Usta sanatçı Fatih Erkoç, 22 Nisan saat 17.00'da festival özelinde çocuk şarkılarından oluşan bir repertuvar ile AKM'de sahne alacak. 23 Nisan'da ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, 23 Nisan Özel Konseri'yle çocuklarla bir araya gelecek. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda aynı zamanda AKM Açıkhava Sahnesi'nde tiyatro oyunları ile illüzyon gösterisi sunulacak, Bremen Mızıkacıları Perküsyon Grubu sahne alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-heykel-yarismasinin-kazananlari-belli-oldu/", "text": "Atatürk Kültür Merkezi'nin eşsiz mimarisini kalıcı sanat eserleri ile zenginleştirmek amacıyla düzenlediği Heykel Yarışması'nı kazanan sanatçılar belli oldu. İç mimar ve tasarımcı Semih Eskicioğlu'nun tasarladığı eser birinciliğe layık görülürken; Zamanın İzinde isimli eserle Sinan Günay, Nurhayat Öz ve Ayceren Karabıyık ikinci; Uvertür isimlieserle Ramazan Avcı ve Özlem Satı Kurtcu üçüncü oldu. Sanatseverleri yenilenen yüzüyle karşılayan Atatürk Kültür Merkezi, geçtiğimiz nisan ayında ikonik silüetini tamamlayacak heykeli seçmek üzere bir yarışma düzenlemiş ve başvuru sürecini başlatmıştı. Hüsamettin Koçan'ın başkanlığında; Celaleddin Çelik, Günseli Kato, Murat Tabanlıoğlu, Osman Dinç, Seçkin Pirim ve Şakir Gökçebağ gibi alanında duayen isimlerden oluşan jürinin değerlendirmeleri sonucunda, ödüle değer bulunan isimler ve eserler belirlendi. İç mimar ve tasarımcı Semih Eskicioğlu'nun tasarladığı eser, yarışma şartnamesinde de belirtilen çevre ile uyum, yenilikçi yaklaşım, mimari ile kesin diyaloga girmesi gibi kriterleri karşıladığından ve AKM ile kurduğu diyalogun hem karşıt hem de pozitif ve üretken olması açısından birinciliğe layık görüldü. Eskicioğlu, 150.000 TL ödülün de sahibi oldu. Sinan Günay, Nurhayat Öz ve Ayceren Karabıyık'ın birlikte tasarladığı Zamanın İzinde isimli eser de önerilen malzemenin çevreci ve sürdürülebilir olması ve enerji telkin etmesi bakımından ikinci seçildi ve eser sahipleri 100.000 TL ile ödüllendirildi. Ramazan Avcı ve Özlem Satı Kurtcu'nun Uvertür isimli eseri ise ses ögesini ve oradaki hava sirkülasyonunu tasarıma katması, binadaki dikey ritme ve ağacın yükselişine uyum göstermesi, yapıt ve insan arasındaki ilişki açısından üçüncülüğe değer bulundu ve 50.000 TL ile ödüllendirildi. Yaşar Tahmaz, Cihan Sevindik & Sıddık Güvendi, Kenan Pençe & Deniz Çalışır Pençe ise tasarladıklarıeserlerle mansiyon ödülüne değer görüldü ve sanatçılar 20.000 TL ile ödüllendirildiler. Atatürk Kültür Merkezi'nin mimari ruhunu ve sanatsal kimliğini yansıtan ve birinci seçilen eser, Atatürk Kültür Merkezi'nin Taksim Meydanı'na bakan cephesinde, AKM yerleşkesi ile Mete Caddesi'nin kesişim noktasında sanatseverleri selamlayacak. İstanbul'un kalbi Beyoğlu'nda şehrin kültür-sanatla buluşma noktası olan Atatürk Kültür Merkezi, tarihi boyunca mimari mekan ile sanat eserleri arasında yoğun ve verimli ilişkiler kuran bir kurum olma özelliği taşıyor. Günümüzde dünyanın sayılı kültür-sanat merkezleri arasında yer alan AKM, eski binasının yapımından sonra da çeşitli sanat kategorilerinde ulusal bir yarışma düzenlemişti. Heykel, seramik, resim, seramik ve fresk dallarında 1968 yılında düzenlenen yarışmanın resim dalı birincileri olan Oya Katoğlu ve Mustafa Pilevneli'nin eserleri, bugün hala AKM opera fuayesinde sergileniyor. Heykel dalının birincisi Cevdet Bilgin'in bronz heykeli ise AKM'nin girişindeki havuzun kenarında sanatseverlerle buluşuyor. Yine bu yarışmada ödül alan ve eski AKM binasının iç mekanını süsleyen Sadi Diren imzalı seramik panolar, ülkemizin önemli kültür mirasları arasında yer alıyor. Atatürk Kültür Merkezi Heykel Yarışması, kazanımları günümüze dek ulaşan 1968 tarihli yarışma ile devamlılık arz etmesi ve AKM'nin kültürel devamlılık misyonunu hayata geçirmesi itibarıyla da önem taşıyor. 1994 Bursa doğumlu olan Eskicioğlu,2012-2016 yılları arasındaMimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü'nde lisans eğitimi aldı. Ardından aynı bölüm ve okulda yüksek lisansını tamamladı. İç mekan konsept tasarımı, ürün tasarımı, grafik tasarım alanlarında disiplinler arası bir anlayış ile bireysel olarak çalışmalarda bulunan Eskicioğlu, 2017 yılından bu yana Studio Lugo tasarım ofisinde; iç mimari proje yürütücüsü ve tasarımcı olarak çalışmaktadır. Sinan Günay, 2010 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. Çeşitli ofislerde çalıştıktan sonra pratiğini kurucu ortağı olduğu SUPERSPACE Mimarlık üzerinden sürdürmektedir. Son yıllarda çalışmalarını mimari, kentsel tasarım, mekan plastiği ve sanat arakesitinde, kullanıcı etkileşimini destekleyen mekanları hikayeleştirerek yeniden anlamlandıran işlere odaklanmaktadır. Çeşitli ulusal ve uluslararası yarışmalardan ödülleri bulunmaktadır. Projeleri Concept, Architektur, Designboom, Archdaily, Popular Science gibi çeşitli platformlarda yayınlanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nde lisans, İstanbul Teknik Üniversitesi ve BTU Cottbus'ta yüksek lisans çalışmalarını tamamladı. Çeşitli ofislerde farklı alanlarda pratiğini geliştirdikten sonra SUPERSPACE ile yeni bir geleneğin temellerinde deneyimlenen, daha büyük değişimleri tetikleyecek soruların peşinde, merakla şekillenen hikayeler üretmektedir. Marmara Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık bölümünde devam eden eğitimi süresince farklı ölçek ve konularda deneyim kazandıran mimari yarışmalarda çeşitli ödüller kazanmıştır. İllüstrasyon, grafik tasarım, tipografi ve fotoğrafçılık gibi ilgi alanlarının sağladığı bakış açısı ile çalışmalarını tutkuyla ilerletmektedir. Ramazan Avcı 1982 yılında Safranbolu'da doğdu. Lisans eğitimini 2000-2004 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nde tamamladı. Mezuniyeti ardından beş sene boyunca Ankara ve İzmir'de mimarlık bürolarında görev aldı. Proje süreçlerinde kolektif çalışmaya önem veren Avcı, çeşitli ekiplerle ürettiği kolektif işler ve mimari proje yarışmalarıyla başlayan çalışmalarını 2009 yılında Seden Cinasal ile kurdukları SCRA Mimarlık Ofisi ile kurumsal bir yapıya kavuşturdu. 2019 yılında GEMSS Genç Mimar Seçkisinde yer alan mimarlardan biri oldu.2006-2022 yılları arasında 4'ü birincilik olmak üzere ulusal mimarlık yarışmalarında kazanılmış 30 ödülün sahibi olan Avcı, Ankara'da yer alan ve kurucusu olduğu SCRA Mimarlık'ta çalışmalarını sürdürmekte ve aynı zamanda TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nde Mimari Tasarım stüdyosunda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. 1986 yılında İstanbul'da doğdu. 2004 yılında Gebze Anadolu Lisesi'ni bitirdi. 2010 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde lisans eğitimini tamamladı. Katıldığı birçok ulusal ve uluslararası mimari proje yarışmasında çeşitli ödüller kazandı. 2012 yılında OfficePAN Mimarlık'ı kurdu. 2013 yılından beri farklı üniversitelerin mimarlık bölümlerinde stüdyo yürütücülüğü ve jüri üyeliği yapmaktadır. Çalışmalarını kurucusu olduğu Nous Mimarlık bünyesinde sürdürmektedir. 1984 yılında Sivas'ta doğdu. 2003 yılında girdiği Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü'nden 2007 yılında mezun oldu. Usta Mimarlar Tasarım Atölyesi bünyesinde ulusal ve uluslararası mimari proje yarışmalarında yardımcı mimar olarak görev yaptı ve çeşitli ödüller kazandı. 2007-2010 yılları arasında Ankara ve İstanbul'da çeşitli ekiplerde yer aldı. 2011 yılında Kolektif Mimarlar Ltd.'i kurdu. Ulusal, uluslararası ve davetli proje yarışmalarında çeşitli ödüller kazandı. 2017 yılında Arkitera Genç Mimar Ödülü'ne layık görüldü. Çeşitli yarışma, yarıyıl ve bitirme projelerinde jüri üyesi olarak görev aldı. Çalışmalarını kurucusu olduğu Nous Mimarlık bünyesinde sürdürmektedir. 1966 İstanbul doğumlu olan Tahmaz, çocukluğunu İstanbul'da geçirdi. Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Akademisi Seramik ve Cam Ana Sanat Dalı, Artistik Seramik Bölümünde okurken, prodüksiyon, illüstrasyon çalışmaları, Kapadokya'da iki yıl süre ile heykel çalışmaları, ayrı mekanlara özgü tasarım çalışmaları gerçekleştirdi. 1994 1995 dönemi Urart Karma Sergisine katıldı. Tahmaz halen büyük bir ilgi ve merak ile sanat ve tasarım çalışmalarını, araştırmalarını sürdürmektedir. 1968 doğumlu olan Kenan Pençe, Mimar Sinan Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü'nde lisans eğitimi aldı. 1999 yılında İTÜ Görsel ve Çevresel Sanatlar programında yüksek lisansını tamamladı. Ofis, konut, konsept mağaza ve mimari konularında çalışan Kenan Pençe, Design Office isimli şirketinde iç mimari tasarım ve uygulamaları yapmaktadır. Pençe, mimarlık mesleğini mimarlık kavramının, doğanın kuruluşu ve mimarisindeki modeli referans aldığı inancına dayanarak icra etmektedir. Pençe, zamanın dayattığı suni, zorlama eğilimler yerine, insanın temel ihtiyaç ve duygularına hitap eden çağdaş ve yalın bir tasarım anlayışı benimsemiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-kapilarini-heykeltiraslara-aciyor/", "text": "Heykel tasarımına ilgi duyanlar sihirli ellerini harekete geçirmeye başlasın. Birbirinden güzel ve farklı eserlerin yer alacağı bir yarışma sizleri bekliyor. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin tarihi, kültürel ve mimari dokusunu öne çıkarmaya yönelik heykel tasarım yarışması düzenlendi. Resmi Gazete'de yayımlanan ilanda katılım şartları açıklandı. Resmi Gazete'de yer alan ilana göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünce düzenlenen heykel yarışması, görsel ve algısal, kavramsal sanat değerleri, yapının iç veya dış mekanları ile kentsel mekanların mimari ve peyzaj değerleriyle bütünleşebilen, her türlü teknik ve teknolojik uygulamalarıyla resim, heykel, seramik, özgün baskı, vitray, mozaik ve su, ışık, ses efektleri ve benzeri yöntemlerle elde edilen eserleri konu alacak. Yarışma sonucunda kazanan tasarım, idarece uygun görülmesi halinde uygulanarak, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ile Mete Caddesi'nin kesişiminde bulunan alana konumlandırılacak. Yarışmaya katılan tasarımlar, İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin tarihi, kültürel ve mimari dokusunu öne çıkarmaya yönelik, belirtilen alana uygun olarak ve çevresel faktörler göz önünde bulundurularak tasarlanacak. Eser, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi cephesinin kalıcı bir parçası haline geleceğinden mekansal bütünlüğe, merkezin meydanla iletişimine katkıda bulunacak şekilde kimliğine ve yerleştirileceği alanın koordinatlarına uygun olacak. Ayrıca eser arkasında yer alan ağaca zarar vermeyecek ve ağaçla uyum içinde olacak şekilde, yakın çevre ile uyum içinde ve Taksim Meydanı'ndan algılanacak şekilde tasarlanacak. Yarışmaya, son başvuru günü itibarıyla 18 yaşını doldurmuş ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes katılabilecek. Yarışmaya, bireysel veya ekip olarak katılımlar kabul edilecek. Ekip olarak katılımlarda ortakların her biri idareye karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulacak. Yarışma şartnamesi www. akmistanbul. gov. tr internet sitesinde yer alacak. Ancak yarışmaya katılacakların yarışma şartnameleri ve eklerini satın almaları zorunlu olacak. Yarışmanın birincilik ödülü 150 bin lira, ikincilik ödülü 100 bin lira, üçüncülük ödülü 50 bin lira olarak belirlendi. Ayrıca belirlenecek 3 eş değer esere de 20'şer bin lira mansiyon ödülü verilecek. Satın almalar için jüri emrine 120 bin lira da tahsis edildi. Jüri satın almaları eşit olarak, dilediği sayıda yapıta dağıtmakta veya satın alma bedelini kullanmamakta serbest olacak. Bugünden itibaren kabul edilmeye başlanacak tasarımların son teslim tarihi ise 25 Temmuz 2022 olarak tespit edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-sergisine-hazirlanan-devrim-erbil-bodrumdaki-evinde-ziyaret-ettik/", "text": "Türkiye'de turizm denince ilk akla gelen yerlerden biri olan Bodrum, son yıllarda sanat alanında da pek çok oluşum ve organizasyona ev sahipliği yapıyor. Bodrum'un sanatın merkezi olma çabalarında şüphesiz en büyük katkıyı sağlayanlardan biri de sevilen ressam Devrim Erbil. Editörümüz Serap Gürses, ünlü ressamı Ortakent'te 5.5 dönümlük bir arazi içerisinde yer alan evinde, yeni sergisinin hazırlıkları içerisindeyken ziyaret etti. Pandemi ile birlikte daimi olarak bahçe içindeki bu yeni evinde yaşamaya başlayan Erbil, artık tüm atölye ve sergi hazırlık çalışmalarını Bodrum'da sürdürüyor. Öte yandan bu ev, kültür ve sanat camiasından önemli isimlerin ve sanatseverlerin sık sık yolunun düştüğü, zaman zaman sergi ve etkinliklerin de gerçekleştirildiği, kente değer katan bir sanat yuvası olmuş durumda. Devrim Erbil'den edindiğimiz bilgilere göre, mevcut arazi içerisinde projesi Mimar Alper Aytaç tarafından hazırlanan Devrim Erbil Bodrum Müzesi hayata geçirilecek. Söz konusu proje, Mart 2022'de World Architecture Community ödülünü kazanmış. Sanat hayatında 50 yılı deviren, fakat enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen değerli ressamımızı, yine tuvali başında üretirken bulduk. 1 Ekim 2022 tarihinde başlayacak Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM Galeri'de yer alacak Renkler ve Teknikler sergisi için hazırlıklarını sürdüren Devrim Erbil, dergimiz İstanbul Sanat aracılığıyla tüm sanatseverleri sergiye davet etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akm-yesilcam-sinemasinda-5-11-agustos-filmleri/", "text": "Atatürk Kültür Merkezi Yeşilçam Sineması, 5-11 Ağustos tarihleri arasındaki programında sinema tarihinin kült yapımlarından Emir Kusturica'nın Arizona Rüyası, Jean-Pierre Jeunet & Marc Caro'nun Şarküteri ve Zeki Demirkubuz'un Kader filmlerine yer veriyor. Sırp yönetmen Emir Kusturica'nın çektiği ve senaryosunu David Atkins ile kaleme aldığı Arizona Rüyası, 5- 11 Ağustos haftası boyunca AKM Yeşilçam Sineması'nın 14.00 seansında gösterimde olacak. 1993 Fransız Amerikan yapımı filmin başrollerinde Johnny Deep, Jerry Lewis ve Faye Dunaway yer alıyor. Avrupa'daki başarılı kariyerinin ardından Amerika'da yıldız oyuncularla çektiği bu film, Kusturica'ya 1993 Berlin Film Festivali'nde hem Altın Ayı hem de Jüri Özel Ödülü getirdi. New York'ta yaşayan genç Axel, oradaki hayatından memnundur. Bir gün Arizona'daki amcasının düğününe davet edilince kendini orada bulur. Ailesinin Arizona'daki işini devam ettirmesi pek mümkün gibi görünmese de orada tanışacağı iki kadın Axel'in hayatını değiştirecek, Axel de özgürlüğün ve aşkın tadına varacaktır. Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro'nun dünya sinemasında Amelie öncesinde tanınmasında büyük pay sahibi olan ilk uzun metraj filmi Şarküteri, 5-11 Ağustos haftası boyunca 16.30 seansında AKM Yeşilçam Sineması'nda izlenebilecek. Sinemaya armağan edilmiş ayrıksı bir kült olan 1992 yapımı filmde Dominique Pinon, Karin Viard ve Ticky Holgado başrolleri paylaşıyor. Kıyamet sonrası bir insan toplumunda, insani besin maddelerine ulaşmak imkansız gibidir. Bu nedenle oldukça tuhaf gıda alışkanlıkları türemeye başlar. Palyaçoluğu bırakmış bir adam bir şarküteriye başvurur. Dükkanda tanıştığı ve dükkan sahibinin kızı olan çekici bir kadına aşık olur. Ancak kızın babası olan dükkan sahibinin, bu adamla ilgili oldukça garip planları vardır ve bu planlar kısa sürede su yüzüne çıkacaktır. Türk sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz, bu kez Kader filmi ile AKM Yeşilçam Sineması'na konuk oluyor. 5- 11 Ağustos haftası boyunca 18.30 seansında gösterimde olacak filmde Demirkubuz, bu defa aşkın masumiyetinin peşine düşüyor. Bekir, Uğur ve Zagor'un kördüğüm olmuş aşk üçgeninde işler karışıktır. Bekir Uğur'a, Uğur Zagor'a, Zagor da serseriliğe aşıktır. Karşılığını bulamayan kalplere tutkun bu üç insanın yolu, tutkunun beslediği bir kaderle birbirine bağlanır. Uğur, Zagor'un hapisten çıktığı gece mahallede işlenen bir cinayetin ardından ortadan kaybolur. Bu kayboluş, ilk başta Bekir'in umutsuz aşkından kurtulması için bir umut olsa da aylar sonra Zagor'un İzmir'de işlediği bir cinayet sonrası hapse girmesinin ardından Uğur'un mahalleye dönmesi ile Bekir için yıllar sürecek amansız bir kovalamaca başlayacaktır. 2006 yapımı olan ve 103 dakika süren filmin başrollerini Vildan Atasever, Ufuk Bayraktar ve Ozan Bilen paylaşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akmde-8-renk-kadin-ve-iz-sergisi-acildi/", "text": "Resim, heykel, fotoğraf ve dijital sanatın da aralarında bulunduğu, 8 farklı disiplinden eserlerin yer aldığı 8. Renk Kadın ve İz sergisi sanatseverlerle buluştu. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında AKM Galeri'de ziyarete açılan sergide, 18 kadın sanatçının eserlerinden oluşan özel bir seçkiye yer verildi. Kadının 8. renk olarak tasvir edildiği sergide resim, heykel, seramik, fotoğraf, tekstil dokuma, kolaj, minyatür ve yerleştirme sanatından eserler, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Kadını 8. Renk olarak tasvir eden sergide, kadının toplumdaki yerine ve kendine biçilen rollere karşın dünya üzerindeki varlığını, öyküsünü ve kültürel birikimini ortaya koyması, ruhunu ve evrene ait gözlemlerini güçlü bir biçimde ifade etmesi, farklı malzeme ve tekniklerle mercek altına alınıyor. Karma sergide Aslışah Erdem, Aysun Bozuklu, Ayşe Wilson, Ayşegül Yapar, Cansu Sönmez, Derya Geylani Vuruşan, Eda Çığırlı, Eda Taşlı, Elsa Ers, Gözde Can Köroğlu, Günnur Özsoy, Günseli Kato, Kadriye İnal, Melis Buyruk, Sevim Kaya, Sinem Demirci, Yasemin Öztürk ve Yonca Karakaş'ın çalışmaları bulunuyor. 8. Renk Kadın ve İz sergisi, 2 Nisan'a kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akmde-balkan-naci-islimyeli-sergisi/", "text": "2022 yılında kaybettiğimiz ressam, şair, düşünür ve akademisyen Prof. Balkan Naci İslimyeli, Epsilon Yayınevi'nin yayımladığı eserleri ve kitapların içinde yer alan yapıtlarından oluşan ve Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM'de düzenlenen sergisiyle sanatseverlerle buluşmayı sürdürüyor. Prof. Balkan Naci islimyeli, sanat hayatı boyunca zihinlerin karmaşık dünyasına ışık olmuş ve bu ışık Düşünce Durakları aforizmaları ile sözcüklere; İstanbul, Hiç ve Geçerken adlı şiir kitapları ile de mısralara yansımıştır. 30 Eylül'de Kültür Yolu Festivali kapsamında Gülfem Dedeoğlu küratörlüğünde açılan sergi, 15 Ekim'e kadar ziyaret edilebilecek. İslimyeli'nin edebi eserlerinin izdüşümü diyebileceğimiz bu sergi, Balkan Naci İslimyeli'nin Makas-Psikolaj, Nothing is Everything Tuhaflıklar Tarihi ve Düş Resimleri koleksiyonlarından seçmeler içeriyor. 4 Ekim'de lansmanı yapılan Balkan Naci İslimyeli Sergisi, 9 Ekim Pazartesi günü saat 16.00-18.00'de düzenlenecek panel kapsamında, kitaplarda önsözleri bulunan Bedri Baykam, Süleyman Saim Tekcan, Prof. Dr. Eva Şarlak, Prof. Dr. Nedret Öztokat Kılıçeri, Lale Müldür gibi değerli isimleri ağarlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akmde-caykovski-esintileri/", "text": "Atatürk Kültür Merkezi, 25 Ocak Çarşamba akşamı AKM Tiyatro Salonu'nda Trio Stradivarius'u ağırlıyor. Klasik müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşatacak olan Trio Stradivarius, efsanevi besteci Pyotr İliç Çaykovski'nin oda müziğine kazandırdığı en seçkin eserlerinden oluşan özel bir programla sahnede olacak. Geniş içerik seçkisi ve sanatın her dalında sunduğu etkinlikleriyle İstanbul'da kültür ve sanat etkinliklerinin kalbi olan Atatürk Kültür Merkezi, sanatseverleri yepyeni deneyimlerle buluşturmaya devam ediyor. Atatürk Kültür Merkezi'nin Sadece Çaykovski temasıyla ağırlayacağı Trio Stradivarius, her biri kendi enstrümanlarında solist virtüöz olan kemancı Kirill Troussov, çellist Benedict Kloeckner ve piyanist Alexandra Troussova'dan oluşuyor. Trio Stradivarius, çok nadir seslendirilen ve türünün tek örneği olarak nitelendirilen Çaykovski'nin Piyano Üçlüsü Op.50 ile klasik müzikseverlere müzik ziyafeti yaşatacak. Trio'nun ünlü besteciye adadığı gece, Çaykovski'nin iç dünyasının derinliklerine doğru büyüleyici bir yolculuğa çıkartacak. 25 Ocak Çarşamba akşamı saat 20.00'de AKM Tiyatro Salonu'nda gerçekleşecek konserin biletleri, biletinial. com adresinden temin edilebilir. Detaylı bilgi için https://akmistanbul. gov. tr/ adresi ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akmde-cumhuriyetin-100-yil-donumune-ozel-konserler-gerceklestirilecek/", "text": "Atatürk Kültür Merkezi, Cumhuriyet'in 100. yıl dönümünü coşkulu konserlerle karşılayacak. AKM'den yapılan açıklamaya göre, İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile Tekfen Filarmoni, 100. yıla özel hazırladıkları programlarla sanatseverle buluşacak. Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosunun Cumhuriyet'in 100. yıl dönümü için hazırladığı 1923'ten Sonsuza: İkinci Yüzyıla Merhaba konseri, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş döneminde müzik kültürünü iki devir arasında taşıyan sanatçıların eserlerinden oluşuyor. Mehmet Güntekin yönetiminde Tiyatro Salonu'nda gerçekleşecek konser, 22 Ekim'de 11.30'da başlayacak. Hakan Hataylı ve Neval Güleç'in solist olarak yer alacağı konserde, Cumhuriyet'in ilan edilişine özel bestelenen bir eser de seslendirilecek. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, 27 Ekim'de Cumhuriyetimizin 100. Yılı başlıklı konser verecek. Konserde sahne alan piyanist Can Çakmur, Dmitri Shostakovich'in İkinci Piyano Konçertosunu yorumlayacak. İngiliz şef Howard Griffiths yönetimindeki topluluk, aralarında Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin ve Ferit Tüzün'ün bulunduğu bestecilerin eserlerini AKM Tiyatro Salonu'nda seslendirecek. İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu, 27 Ekim'de Cumhuriyet'in 100. yılında Cumhuriyet ile ilgili bir repertuvarla sahneye çıkacak. AKM Müzik Platformunda gerçekleşecek konserde Elif İnce ve Gediz Çoroğlu solist olarak sahnede olacak. Şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni, 28 Ekim'de Tekfen Vakfının desteğiyle yazar Mehmet Altun'un arşivlerde ve sahaflarda yaptığı araştırmalar sonucunda ulaştığı İstiklal Marşı'nın yazılma hikayesini sanatseverlerin beğenisine sunacak. İstiklal Marşı'nın öyküsünü tiyatro yönetmeni Yiğit Sertdemir sahneye uyarlarken, Meclis'teki tartışmaları, Tunalı Hilmi ya da Garp Ordusu Erkan-ı Harbiyesi Komutanı İsmet İnönü'nün sözlerini ise Ceyda Düvenci, Mert Fırat ve Sertdemir yorumlayacak. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Cumhuriyet'in 100. yılını marşlar ve türkülerle birlikte büyük bir coşkuyla kutlayacak. Türk Telekom Opera Salonu'nda 29 Ekim'de gerçekleşecek Cumhuriyet'in 100. Yıl Konseri programında, Cumhuriyet'in yetiştirdiği bestecilerin eserlerinden oluşan bir seçki seslendirilecek. İDOB Orkestrası'nı İbrahim Yazıcı, İDOB korosunu ise Volkan Akkoç yönetecek. Konserde Ceren Aydın, Elif Tuğba Tekışık, Serkan Bodur, Emre Güngör ve İlke Kodal solist olarak yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akmde-ilk-uluslararasi-sergi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla Tabularasa Transnational Art Platform tarafından projelendirilen 'Birlikte Var Olmak' adlı çağdaş sanat sergisi, sanatseverlerle buluştu. Atatürk Kültür Merkezi Galeri'de açılan ilk uluslararası çağdaş sanat sergisi olma özelliği taşıyan sergi, 10 ülkeden 20 sanatçıyı konuk ediyor. Açılışa katılan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Tabularasa Transnational Art Platform'un İstanbul Kültürler Arası Sanat Diyalogları Derneği çatısı altında kurulduğunu söyledi. Mehmet Nuri Ersoy, AKM'nin çok uluslu katılımın olduğu sergilere ev sahipliği yapmasının önemine de dikkati çekerek, yapının aynı zamanda dünyanın sayılı kültür merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. AKM'nin ilkbahardan itibaren çok daha büyük uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapacağını sözlerine ekleyen Ersoy, Biz dünya genelindeki birçok etkinlikle iletişim halindeyiz. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin ikincisi 28 Mayıs itibariyle gerçekleşecek. Bu tarz etkinliklerle yoğun bir şekilde İstanbul'umuzda, Beyoğlu Kültür Yolu rotası içinde karşılaşacağız ifadelerini kullandı. Sergi açılışına Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz ile Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız'ın yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı. Çağdaş sanatın farklı disiplin ve farklı jenerasyonlarından 20 çağdaş sanatçının eserlerinin yer aldığı sergi, 24 Şubat'a kadar ziyaret edebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aksam-mezatlari-istanbula-guzellik-katiyor/", "text": "İstanbul'un Anadolu Yakası'nda Üsküdar Antikacılar Çarşısı, Avrupa Yakası'nda da Fatih ilçesindeki Balat semti, eski eşya tutkunlarını buluşturan iki adresin başında geliyor. Her akşam gerçekleştirilen mezatlar, eski eşyaları yeni sahipleriyle buluşturuyor; eski eşyaların yaşanmışlıklarını hayatlarına ortak etmek isteyenleri bir araya getiriyor. Poğaça, börek, akşam simidi ve sıcacık çay eşliğinde hasbihal edilirken, gözler merakla münadinin satışa çıkardığı eşyaları takip ediyor. Üsküdar ve Fatih Balat'ta, antika ve değerli kullanılmış eşyaların satıldığı dükkanlarda aynı saatlerde düzenlenen mezatlar, insanların tanışıp kaynaştıkları samimi ve sıcak dostluklara kapı aralıyor. Rengarenk evleri ve taş döşeli dar sokakları ile mütevazı bir görünüme sahip tarih kokulu Balat'ta ve İstanbul'un en eski kültür ve yerleşim alanı Üsküdar'da gerçekleştirilen mezatlar, eski eşyaların ruhunu bugüne taşıyan ve modern hayatla harmanlayan antikacılar ve yaz akşamlarında bu tarihi sokaklarda gezinenlerin katılımıyla her akşam saat 19.00'de başlıyor. Gece yarılarına kadar devam eden ve her şeyin haraç mezat satıldığı küçük dükkanlarda antika meraklıları hastalıklarını yatıştırırken, yolu buralara düşenler kapı önlerinde dikilerek olan biteni anlamaya çalışıyor. Eski eşyaların ruhunu seven antikacılar, artık müdavimi haline geldikleri mezatları hiç kaçırmıyor; arkadaşlarıyla buluşup sohbet ederken, bir yandan işlerine yarayacak, belki daha sonra birkaç misline satacakları eşyaları almak için gözleri ve kulakları münadiyi takip ediyor. Neler satılmıyor ki bu dükkanlarda... Ahşap oyma eserler, tamir edilen eski abajurlar, radyolar, pikaplar, plaklar, şamdan ve gaz lambaları, fincanlar, kupalar, saat ve gümüş takılar, değerli-değersiz objelerden oluşan koleksiyonlar, Türkiye ve dünyanın farklı ülkelerinden bugüne ulaşmayı başarmış kitap ve saatler, mutfak eşyaları, farklı kültürlerin çay takımları ve dekoratif ürünler, insanları bir nevi zaman yolculuğuna çıkarıyor. Balat'ta antika dükkanı işletmecisi Selahattin Gergin, konu ile ilgili yaptığı açıklamada eski eşyalara ilgisinin çocukluk yıllarında eskicilerde gördüğü radyonun, kitabın veya eski eşyaların hikayesini merak ederek başladığını anlatarak, 2014 yılından bu yana Balat'ta antika ve mezat işi yaptığını kaydetti. Her gün yaklaşık 9-10 saat mezat düzenlediğini belirten Gergin, 4 katlı işletmesinin ve evinin tarihi ve bugüne ait olsa da kullanılmış değerli eşyalarla dolduğunu, antikacı olma yolunda istikrarlı bir şekilde ilerlediğini ifade etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/akustik-dusler-sergisi-sanatseverleri-bekliyor/", "text": "Sanat yönetmeni ve eski İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü Suat Arıkan'ın Akustik Düşler adlı resim sergisi, Beyoğlu'ndaki Ziba Art Galeri'de sanatseverlerle buluştu. Arıkan'ın 35 eserinin yer aldığı sergi, 30 Kasım'a kadar ziyarete açık olacak. Suat Arıkan'ın Akustik Düşler adlı resim sergisi sanatseverlerle buluştu. Arıkan, sergiye ilişkin yaptığı açıklamada, 1974'ten beri resim yaptığını ve Ankara'dan İstanbul'a geldikten sonra resim hayatının profesyonelleşmeye doğru gittiğini anlattı. Bir opera sanatçısı olarak 41 yıldır başta Atatürk Kültür Merkezi'nde ve Türkiye'nin her yerinde sayısız temsilde sahne aldığını dile getiren Arıkan, Son 21 yıldır da AKM'de İDOB'un müdür ve sanat yönetmenliği görevini üstlendim. Şimdi emekli oldum. Dolayısıyla müzik hayatını yaşarken yapmış olduğum resim mesaisi daha da uzadı. Şu anda sabahtan akşama kadar resim yapıyorum. dedi. Operanın soyut bir sanat olduğuna işaret eden Arıkan, Müziğin dünyası apayrı bir şey. Direkt insanın kalbine işleyen zengini, fakiri, genci, yaşlısı fark etmeden her insana hitap eden bir şey. Resmin ise serüveni bambaşka. O da çok özgür bir dünya. Birinde fırçalar, renkler kullanıyorsunuz, diğerinde sesleri kullanıyorsunuz. Her ikisinin de ortak yönleri var. Ben resim yapan biri olarak müzik hayatımdan çok beslendim, yararlandım. Resimlerimin içinde müziğin renkleri, lirizmi var. Kişisel yaşamımda da Gioacchino Rossini'yi, Wolfgang Amadeus Mozart'ı çok severim. Bütün bu renkli müzikler beni etkilemiş olacak ki resimlerimde farklı renkler olarak dışa vuruyor. ifadelerini kullandı. Arıkan'ın 35 eserinin yer aldığı sergi, 30 Kasım'a kadar ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alacati-dort-mevsim-sanat-istiyor/", "text": "Alaçatı Turizm Derneği, turizmin sanatla birlikte dört mevsime yayılması adına başlatmayı planladığı çalışmaları gündemine almış görünüyor. Bunlardan biri de Alaçatı'da Dört Mevsim Sanat başlığı altında düzenlenecek sanat buluşması. Alaçatı Turizm Derneği üyeleri tarafından organize edilen ilk buluşmanın, 1-4 Ekim 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanıyor. Etkinlik kapsamında, Türkiye'nin çeşitli illerinden ressamlar ve heykeltıraşlar Alaçatı'ya davet edilecek. Bir yandan sanatın ve sanatçıların ön planda olmasını amaçlayan buluşma, diğer yandan da Alaçatı'da dört mevsimi sanatla iç içe yaşatmayı hedefliyor. Etkinlik sırasında katılımcı ressamların eserlerinin sergileneceği dev bir açık hava sergisi de olacak. Ayrıca buluşmaya ev sahipliği yapacak otellerin salonlarında şarap tadımının yanı sıra online söyleşiler ve paneller de düzenlenecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alacatida-turizm-ve-sanat-bulusmasi/", "text": "Alaçatı'da turizmi 4 mevsime yayabilmek amacıyla çalışmalarını sürdüren Alaçatı Turizm Derneği, sanat ve turizmi birleştirerek, Alaçatı'da 4 Mevsim Sanat başlıklı ikinci buluşmasını düzenledi. İlki geçtiğimiz yıl hayata geçirilen ve büyük ilgi gören etkinlik, yine sezon sonuna yaklaşırken gerçekleştirildi. 1-4 Ekim 2021 tarihleri arasında düzenlenen buluşmaya 40'dan fazla sanatçı, yaklaşık 300 parçadan oluşan eserleriyle katıldı. Küratörlüğünü Eda Aner'in üstlendiği Alaçatı'da 4 Mevsim Sanat etkinliğine, Alaçatı'nın önde gelen butik otelleri ev sahipliği yaptı. Dört gün süren program kapsamında, üç alanda mini birer sanat çalıştayı da gerçekleştirildi. Bunlardan ilki, 15 Eylül Mustafa Çapkan İlkokulu'nda düzenlendi. Sanatçı Mümin Candaş resim, Zerrin Çiğdemli Aner heykel, Sibel Hepsayar seramik dallarında çocuklara uygulamalı eğitim verdi. Çeşme İlçe Milli Eğitim Müdürü Şahan Çoker'in de katıldığı mini çalıştay, son derece renkliydi. Üretilen çalışmaların okul binasında sergileneceği öğrenildi. Alaçatı Turizm Derneği Başkanı Celal Bayraktaroğlu, bu yıl zor şartlar altında da olsa hayata geçirebildikleri buluşmanın artık geleneksel hale geldiğini ve gelişerek devam edeceği bilgisini paylaştı. Alaçatı'nın özünde olan sanatı yeniden ön plana çıkarmayı hedeflediklerini dile getiren Bayraktaroğlu; Biz burada sanatla hep iç içe olacağız. Sanat, turizm ile birlikte dört mevsim devam edecek. Çocuklara bu sevdayı aşılayıp, gelecek için güzel tohumlar atacağız. Çok sayıda sanatçıya ilham kaynağı olan Alaçatı, inanıyoruz ki çok yakında 'Alaçatı Sanat Köyü' olarak da anılacak dedi. Alaçatı'da 4 Mevsim Sanat etkinliğine, Türkiye'nin farklı illerinden sanatçılar katıldı. Hatta yurt dışından bile katılım vardı. Buluşmaya birden fazla eseriyle katılan sanatçılar, şu isimlerden oluştu: Gökçen Ergür, Ragıp Toklucu, Buğra Özer, Burak Tatar, Efe Türkel, Pınar Baklan, Tümay Erman, Belkız Gönenden, Betül Vural, Cahide Topaloğlu, Pervin Bülbül, Sevin Akış, Zerrin Çiğdemli Aner, Derya Zenginlioğlu, Aysun Yenice, Nilgün Derin Dicle, Seydiye Gürbüz Yılmaz, Şevki Köse, Orhan Zafer, Mümin Candaş, Deniz Bilecik Nuran Tanrıverdi, Fatih Şimşek, Deniz Ayhan, Onur Çanka, Sibel Hepsayar, Doğukan Çiğdem ve Mehmet Can Ağlaç. Bölgenin önde gelen butik otelleri, etkinliğe büyük özveride bulunarak ev sahipliği yaptı. Bu oteller bir yandan sanatçıların eserlerini otellerinde sergilerken, öte yandan konaklamalarını ve kokteyllerini de üstlendiler. Aralarında sanat galerilerinin de bulunduğu bu markalar şöyle sıralandı: Galeri Vinoart, Kapari, Köşe Konak, Sakin Ev, Luce Hotel, 1882 Otel, Zeytin Konak, Broart Mare, Limon Bahçe, Gaia Bazaar, Bazen Alaçatı, Kapari Bahçe."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alaz-saglam-desen-calismalari-ile-goz-doldurdu/", "text": "Geride bıraktığımız hafta sonunda ilk edisyonu tamamlanan Bodrum Sanat Fuarı'nın en genç katılımcı ressamlarından Alaz Sağlam'ın desenleri büyük ilgi gördü. Aynı zamanda moda tasarımcısı da olan Alaz Sağlam'ın birbirinden güzel desen çalışmalarını tuvale yansıtmış olmasını son derece başarılı bulan ziyaretçiler çalışmalarından etkilendiklerini dile getirdiler. Tablolarına yer alan desenleri ipek şal ve mendillere de taşıyan Alaz Sağlam bu konuda daha kapsamlı bir yatırım planı bulunduğunu ve sonbaharda şekilleneceği bilgisini aktardı. Amerika'da Newyork Art School'da eğitim alan Alaz Sağlam Türkiye'de Olgun Müftüoğlu, Doğan Paksoy, Ahmet Merey gibi resim sanatına gönül vermiş uzman isimlerden destek aldığını dile getiriyor. Bodrum Sanat Fuarı'na desen çalışmalarından oluşan 9 parça eseri ile katılan Alaz Sağlam İstanbul'da da yeni çalışmalarınında yer alacağı bir sergi açacağı bilgisini paylaştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alev-ebuzziya-benim-sanatim-belgeseli-ile-ntvde/", "text": "Kale Grubu'nun başlattığı İyi Bak Dünyana hareketi kapsamında, Dünyanın sanat ve tasarımla daha iyi bir yer olacağına inanan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi'nin desteğiyle yaşam bulan, Zuhal Demirarslan'ın yapımcılığını üstlendiği ve hazırlayıp sunduğu Seramik Sanatçısı Alev Ebüzziya'nın belgeseli, usta sanatçının köklü ve ilham veren sanat yolculuğuna ışık tutuyor. Seramikten aldığı güç ve ilhamla bu sene 65. Yılını kutlayan Kale grubu, Benim Sanatım Füreya belgeselinden sonra öğrencisi Alev Ebüzziya'nın 60 yıllık sanat yolculuğuna odaklanıyor. Türk basın tarihine ışık tutan köklü bir ailenin üyesi olan sanatçı, binlerce yıldan beri var olan çanak formuna kendi üslubu ile yeni bir soluk kattı. Yaptığı ikonik çanaklarla dünyanın çok sayıda prestijli müzesinin yanı sıra, eserleriyle Danimarka ve İngiltere'deki kraliyet koleksiyonları ile Japonya İmparatorluk Sarayı'nda da yer alan sanatçı, 1987'den bu yana çalışmalarını Paris'te yürütüyor. Uluslararası kariyerinde dünyanın dört bir yanında sergiler açan, Danimarka ve Fransa'dan şövalyelik nişanı ile ödüllendirilen sanatçı, 2021 yılında Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük ödülüne de layık görüldü. Eserlerinde mükemmelin değil, titreşimin peşinde olduğunu söyleyen sanatçı, çekimleri Paris'te gerçekleştirilen belgeselde, atölyesini merkeze alarak üretim sürecini ve sanat yolculuğunun hikayesini anlattı. Alev Ebüzziya belgeseli, 9 Nisan Cumartesi 18:15'de ve tekrarıyla Pazar 11:15'de Ntv'de izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alice-muzikali-yeniden-zorlu-psmde-seyircilerle-bulusacak/", "text": "Lewis Carroll tarafından yazılan ve bugüne kadar 174 dile çevrilen Alice Harikalar Diyarında, Serdar Biliş'in yönetmenliği ve Beyhan Murphy'nin koreografisi ile çağdaş bir müzikal uyarlama olarak yeniden sahnedeki yerini alıyor. İlk kez 7 Şubat 2019'da sahnelenen ve pek çok kez kapalı gişe oynayan, 23. Afife Tiyatro Ödülleri'nde de Haldun Dormen Özel Ödülü ve En İyi Koreografi Ödüllerinin sahibi olan Alice müzikali, uzun bir aranın ardından yeniden perde açacak. BKM, Zorlu PSM ve id ortak yapımcılığında hayata geçirilen müzikal, 7 Şubat'tan itibaren yeniden Zorlu PSM'de sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Müzikalde Serenay Sarıkaya Alice karakterinde izleyicisinin karşına çıkarken, Ezgi Mola Kraliçe, Enis Arıkan Tavşan, Şükrü Özyıldız Şapkacı, İbrahim Selim Kral, Merve Dizdar ise Kedi rolünde yer alıyor. Sahne prodüksiyonu, görsel efektleri, farklı kostümleri, müzikleri ve yetenekli oyuncu kadrosu ile izleyici karşısına çıkacak müzikalin biletleri, bugünden itibaren Biletix'te satışta olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alikev-genc-sanatci-fonunda-kentle-barismak-temasi-ele-aliniyor/", "text": "Ali İsmail Korkmaz Vakfı tarafından, genç sanatçıların proje fikirlerini ve hayallerini desteklemek için hayata geçirilen Genç Sanatçı Fonu'nun bu yılki teması Kentle Barışmak olarak belirlendi. Fona son başvuru tarihi ise 31 Mart 2021. Toplumsal barış ve eşitliğin var olduğu, insan-doğa ilişkileri de dahil olmak üzere her türlü eşitsiz ilişkiden arınmış bir dünyayı, gençliğin katılımıyla kurarak Ali İsmail'in düşlerindeki özgür dünyayı hayata geçirmek misyonuyla kurulan ALİKEV'in, genç sanatçılara destek olmak üzere hayata geçirdiği Genç Sanatçı Fonu projesinde barış kavramı ele alınmaya devam ediyor. Fonun bu seneki teması Kentle Barışmak olarak belirlendi. Bu yıl geçmiş dönemden farklı olarak geleneksel el sanatlarının da destekleneceği fon kapsamında, fikirlerini sanat eserine dönüştürme anlamında maddi zorluklar yaşayan genç sanatçıların uygulanabilir projelerine destek verilecek. Fondan yararlanmaya hak kazanan genç sanatçılar alanında uzman sanatçı ve akademisyenlerle yapılacak atölyelerle de desteklenecek. Genç Sanatçı Fonu Yürütücüsü Şeyma Keskin, bu yılki tema hakkında şunları söyledi: Vakfın ortaya çıkışı, bir kent ve gençlik hareketinde, ifade özgürlüğü hakkını kullanırken yaşam hakkının elinden alınmasıyla aramızdan ayrılan Ali İsmail Korkmaz'ın hikayesidir. Yakın geçmişte tanıklık ettiğimiz Taksim Gezi Parkı Direnişi ve halen yaşadığımız pandemide değişen ve dönüşen yaşam alanları kendimizi çok da zorlamadan bizi 'kentle barışmak' teması üzerinde çalışmaya itti. Türkiye'de nüfusun büyük çoğunluğunun kentlerde yaşadığını belirten Keskin, İş, eğitim, sağlık gibi olanaklara kentlerde daha 'kolay ulaşılabilir' olması, kent nüfusunun hızlı ve plansız bir şekilde büyümesine sebep oldu. Bu plansız büyüme, göç eden nüfusun kentle bir bağ kuramamasına, kentte halihazırda yaşayan nüfusun ise bağının zayıflamasına yol açtı. Bu bağlamda kentte yaşayan herkes ilk fırsatta kentten kaçmayı düşünmeye başladı. Bu bağı yeniden kurmanın birçok farklı yolu var. Öncelikle insanların yaşadıkları kente dair alınan kararlarda söz hakkının olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Genç Sanatçı Fonu ile de gençlerin yaşadıkları kente dair sanat yoluyla kendilerini ifade etmelerini ve kente katılmalarını hedefliyoruz. Sanatın, insanların kentle barışmasının bir aracı olacağına inanıyoruz dedi. Son başvuru tarihinin 31 Mart 2021 olduğu GSF'ye başvuru yapabilmek için 18 yaşından gün almış ve 30 yaşını geçmemiş olmak gerekiyor. Herhangi bir şehir kısıtlaması ise bulunmuyor. Başvurular Alikev. org üzerinden ilgili dosyalar hazırlanarak gsf@alikev. org adresine gönderilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alkislar-mehmet-babata/", "text": "İstanbul Sanat Dergisi ve diğer yayınlarımızda sık sık çalışmalarına yer verdiğimiz Ankara'lı genç ressamlarımızdan Mehmet Babat bir kez daha kendisine bağlanan umutların yerinde olduğunu kanıtladı. Babat, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen 19. Şefik Bursalı Resim Yarışması'nda Başarı Ödülü alan isimler arasında yer aldı. Kent Sakinleri adını verdiği 150x145 cm tuval üzerine akrilik boya+ayna kullanarak yaptığı çalışma ile bu ödüle layık görülen Mehmet Babat çalışmalarını halen Ankara'da bulunan atölyesinde sürdürmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alper-saldiranin-yeni-kitabi-kirmizi-odadan-hikayelere-2-baski/", "text": "Oyunculuğunun yanı sıra yazarlığıyla da beğeni toplayan Alper Saldıran'ın büyük ilgi gören yeni kitabı Kırmızı Odadan Hikayeler, kısa süre içinde 2. baskısını yaptı. Üçüncü kitabı Kırmızı Odadan Hikayeler'de herhangi bir nesneye, insana ya da mesleğe olan aşkın ve sevginin insana nasıl yaşam gücü verdiğini ele alan Saldıran, okurlarını kendi iç odalarında, aşkın peşinde bir yolculuğa çıkartıyor. Sevilen oyuncu Alper Saldıran, ilk kitabı Beyaz Odadan Hikayeler'de okuyucusuna beyaz bir odanın içinde bambaşka renkler keşfettiriyor. Siyah bir odadan seslendiği ikinci kitabı Siyah Odadan Hikayeler'de giderek yalnızlaşan insan kalabalıkları, aşklar, acılar, hayal kırıklıkları içinde yaşarken hiç umulmadık bir anda karşımıza çıkıveren umutla, insanlığa, doğaya, ilişkilere, geleceğe bambaşka bir yerden bakılabileceğini gösteriyor. Üçlemenin son kitabı olan Kırmızı Odadan Hikayeler'de ise okuyucuya aşkın farklı yüzlerini gösteren Alper Saldıran, hiç umulmadık yerlerde, beklenmedik şekillerde aşkı karşımıza çıkarttığı bir yolda, hemen yanı başımızda yürüyor. İkinci baskısını yapan kitabı için okurlardan iç açıcı yorumlar aldığını söyleyen Saldıran, Kırmızı Odadan Hikayeler'de, herhangi bir nesneye, insana ya da mesleğe olan aşkın, sevginin insana nasıl yaşam gücü verdiğini ele aldım. Aslında herkes en derinlerde sevmek sevilmek ister. Yaşama isteği gelir birden. Ben bu manada aşkı, sevgiyi algılayabildiğim kadarıyla çok boyutlu şekilde ele almaya çalıştım. Okurlardan çok iç açıcı yorumlar geliyor. Onlara kendi hikayelerini anımsatıyor. Bu benim için mutluluk verici. diyor. Alper Saldıran'ın yeni kitabı Kırmızı Odadan Hikayeler, Karakarga Yayınları etiketiyle kitabevlerinde ve internet sitelerinde okurları bekliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alper-yesiltas-fotograf-hayati-gormemi-kolaylastirdi/", "text": "Çocukluğunda evlerinde bulunan analog makinalar aracılığıyla fotoğrafla tanışan Alper Yeşiltaş, ilk dijital makinasına kavuştuğu 2003 yılından bu yana şehir manzaraları, sokak detayları, portreler ve bazen de kavramsal işler ile fotoğraf alanındaki çalışmalarımı sürdürüyor. İlk deneyimleri, ilk kez gördüğüm bir şehri, bu şehrin caddelerini, sokaklarını, insanlarını, hayvanlarını fotoğraflamayı çok seviyorum. İstanbul çok zengin bir şehir, gezilecek, görülecek sayısız noktaya sahip ve sınırları sürekli genişliyor. Ben İstanbul'da 26 yıldır yaşıyorum ve hemen her yerini gezip fotoğrafladığımı düşünüyorum fakat özellikle Instagram'da takip ettiğim yabancı fotoğrafçıların İstanbul'u ilk kez ziyaret ettiklerinde yakaladıkları fotoğrafları, onların bakış açılarını incelemeye bayılıyorum. Daha önce onlarca kez bulunduğum noktaları, orada ilk kez bulunan bir göz benim hiç görmediğim açılardan yakaladığında hayrete kapılıyorum. Söyleşinin tamamı Kadıköy Life Dergisi Temmuz & Ağustos sayısında yayınlanmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/alternatif-bir-karantina-dusuncesi-disko-19/", "text": "Sanatı odağına alan tanışmalara ve buluşmalara olanak sağlayan bir oluşum olan I ME CE'nin sanat yönetiminde sanatçılar Elçin Arpaçay, Merve Heper ve Emine Sandal tarafından karantinanın tüm kısıtlayıcı etkilerini yok edecek bir mizansen hayal edildi ve ortaya DISKO-19 çıktı. Üç sanatçının üç aylık çalışma sürecinde, dijital ortamda bir araya getirilmesiyle, illüstrasyon, kolaj, çizim gibi yöntemlerin bir arada olduğu DISKO-19 çalışması eylül ayındaki sergiden sonra şimdi eşarp, şal, fular olarak sanatseverlerle buluşuyor. DISKO-19, pandemi ve kısıtlamalar söz konusuyken özlem duyduğumuz eğlence, buluşma, dans ve diskoya kavuşmanın bir farklı bir yansıması. 100cmx100cm ebatlarında, ipek ve 100 adet limited edition olarak hazırlanan bu eseri satın almak için buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/altin-aslan-icin-yarisacak-filmler-belli-oldu/", "text": "İtalya'da bu yıl 77'ncisi düzenlenecek Uluslararası Venedik Film Festivali'nde gösterilecek filmler belli oldu. Venedik'in Lido Yarımadası'nda her yıl geleneksel olarak eylül başında düzenlenen dünyanın en eski film festivalinin 77'ncisinin tanıtımı internet üzerinden gerçekleştirilen basın toplantısıyla yapıldı. Festivalin büyük ödülü Altın Aslan için Azerbaycan-ABD orta yapımı Hilal Baydarov'un yönettiği In Between Dying, Emma Dante'nin Le Sorelle Macaluso, Mona Fastvold'un The World To Come, Michel Franco'nun Nuevo Orden, Nicole Garcia'nın Amants, Amos Gitai'nin Laila in Haifa, Julia von Heinz'ın Und Morgen Die Ganze Welt, Andrei Konchalovsky'nin Dorogie Tovarischi, Kiyoshi Kuroawa'nın Spy No Tsuma, Majid Majidi'nin Khorshid, Kornel Mundruczo'nun Pieces of Woman, Susanna Nicchiarelli'nin Miss Marx, Claudio Noce'nin Padrenostro, Gianfranco Rosi'nin Notturno, Malgorzata Szumowska ile Michal Englert'in Sniegu Juz Nigdy Nie Bedzie, Chaitanya Tamhane'nin The Disciple, Jasmila Zbanic'in Quo vadis, Aida ve Chloe Zhao'nun Nomadland filmi dahil 18 yapım yarışacak. Altın Aslan ödülü için yarışma dalındaki filmleri değerlendirecek jürinin başkanlığını ise Avustralyalı aktris ve yapımcı Cate Blanchett üstlenecek. Perdelerini 2 Eylül'de yarışma dışı kategoriden Daniele Luchetti'nin yönettiği Lacci filmiyle açacak olan festival, 12 Eylül'deki ödül töreniyle son bulacak. Ayrıca festivalin yarışma dışı bölümünde de 17 ve Ufuklar kategorisinde ise 19 uzun metraj film sinemaseverlerle buluşacak. Kovid-19 salgınıyla sarsılan İtalya'da her şeyin yolunda gitmesi durumunda Venedik Film Festivali, kısıtlı şartlarla da olsa ülkede fiziki olarak yapılacak ilk büyük etkinlik olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/altin-koza-film-festivalinde-yarisacak-filmler-belirlendi/", "text": "Adana Büyükşehir Belediyesince 12-18 Eylül'de yapılacak 29. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamındaki Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda 8 film yarışacak. Festival komitesinden yapılan açıklamaya göre, festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'na katılmak üzere 50 film için başvuruda bulunuldu. Başvurular arasında yapılan değerlendirme sonucunda, 8 filmin, Altın Koza Ödülü için jüri karşısına çıkması kararlaştırıldı. Festivalde, yönetmenler Gizem Kızıl'ın Bana Karanlığını Anlat, Serpil Altın'ın Bir Zamanlar Gelecek: 2121, Ali Kemal Güven'in Çilingir Sofrası, Ziya Demirel'in Ela ile Hilmi ve Ali, Ümran Safter'in Kabahat, Cem Demirer'in Mendirek, Çiğdem Sezgin'in Suna ve Tareq Daoud'un Yaban adlı filmleri yarışacak. Filmler, yönetmen ve senarist Özcan Alper başkanlığındaki yapımcı ve festival programcısı Julia Sinkevych, oyuncu Nazan Kesal, oyuncu Levent Özdilek, görüntü yönetmeni Gökhan Atılmış, müzisyen Fahir Atakoğlu, yazar ve akademisyen Prof. Dr. Umut Tümay Arslan'ın üyesi olduğu jüri tarafından değerlendirilecek. Dereceye giren filmler için 17 Eylül'de ödül töreni düzenlenecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/altin-palmiye-odullu-huzun-ucgeni-izleyici-ile-bulusacak/", "text": "Ruben Östlund'un Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye Ödülü alan filmi Hüzün Üçgeni bu hafta izleyici ile buluşacak. Sinema salonlarında bu hafta biri yerli, 7 film vizyona girecek. Ruben Östlund'un Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye Ödülü alan filmi Hüzün Üçgeni izleyiciyle buluşacak. Başrollerinde Charlbi Dean, Harris Dickinson ve Woody Harrelson'un yer aldığı film, İsveçli yönetmen Östlund'un ilk İngilizce filmi olarak beyaz perdede yer alacak. Amandla Stenberg, Maria Bakalova ve Rachel Sennott'un başrollerini paylaştığı Katil Kim?, korku ve gerilim meraklılarının ilgisini çekmeye aday. Halina Reijn imzalı film, yaşadıkları bölgeyi vurmak üzere olan kasırga sırasında vakit geçirmek için parti düzenleyen bir grup zengin gencin, aralarında başlattıkları oyunun tahminlerinden farklı şekilde ilerlemesini anlatıyor. Frances O'Connor tarafından yönetilen Emily, İngiliz yazar Emily Bronte'nin hayatını altüst eden aşkını ve Uğultulu Tepeler adlı başyapıtını yazma sürecini işliyor. Emma Mackey'nin isyankar ve uyumsuz baş karakteri canlandırdığı filmde, genç oyuncuya Oliver Jackson-Cohen ve Fionn Whitehead eşlik ediyor. Hirokazu Koreeda'nın yönetmenliğini üstlendiği Bebek Servisi adlı filmde Kang-ho Song, Dong-Won Gang ve Bae Doona rol aldı. Cenk İzgören'in yönetmenliğini üstlenip, başrolünü Açelya Elmas ve Murat Aslan ile paylaştığı Kafes: İki Savaş Arasında, yetiştirme yurtlarında büyüyen ve askerliği sırasında gazi olan eski bir kafes dövüşçüsünün hikayesini anlatıyor. Daniel Stamm'ın yönettiği; Jacqueline Byers, Virginia Madsen ve Colin Salmon'un rol aldığı Şeytan Kapanı, şeytan çıkarma uygulamasını gerçekleştirecek olan bir rahibenin kendi geçmişiyle bağlantılı şeytani bir güçle karşı karşıya gelmesini konu alıyor. Ali Samadi Ahadi tarafından sinema perdesine taşınan animasyon türündeki Aya Sihirli Yolculuk, genç Peter'ın kaçırılan kız kardeşini kurtarmak için aya gerçekleştirdiği yolculuğu ve burada yaşadığı maceraları konu ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/amasrada-1800-yillik-su-perisi-heykeli-bulundu/", "text": "Bartın'ın Amasra ilçesinde tarihi Bedesten bölgesinde yapılan sondaj çalışmalarında, milattan sonra 2. yüzyıla ait olduğu düşünülen Nymphe heykeli, Amasra Müze Müdürlüğü'nde ziyarete açıldı. Bartın'ın Amasra ilçesinde bulunan milattan sonra 2. yüzyıla ait olduğu düşünülen Nymphe heykeli, Amasra Müze Müdürlüğü'nde ziyarete açıldı. Müze Müdür Vekili Güray Can Aytekin, gazetecilere, Bedesten bölgesinde gerçekleştirdikleri kazılarda, yapının zeminine ulaşmayı amaçladıklarını söyledi. Çalışmalar sırasında yaklaşık 4 metre derinlikte esere ulaştıklarını aktaran Aytekin, Heykeli, çıkarıldığı alandaki havuzdan ve oluşan su tabakasından dolayı 'su perisi' olarak adlandırdık. Müze Müdürlüğümüzde yaptığımız incelemelerde ise Afrodit'e daha yakın olarak değerlendirme yaptığımız heykeli, laboratuvarımızın çalışmaları sonucunda ziyarete ve teşhire çıkarmış bulunuyoruz diye konuştu. Kazı çalışmalarına bilimsel danışmanlık yapan Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatma Bağdatlı Çam da eserde Afrodit tipinin tercih edilmesinin, yapının anıtsallığının da göstergesi olduğuna işaret etti. Çam, Bu kadar önemli bir tanrıça tipolojisinde bir Nymphe'nin buraya yerleştirilmesi, yapının aynı zamanda ne kadar önemli, ne kadar dikkat çekici olmasının istendiğini gösteriyor dedi. Törene, Amasra Kaymakamı Kadir Perçi, Belediye Başkanı Recai Çakır, Bartın Kültür ve Turizm Müdürü Özlem Koçak da katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anadolu-kulturunu-tuvale-tasiyan-ressam-muruvvet-durak/", "text": "İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni konuğu ressam Mürüvvet Durak... İstanbul'daki atölyesinde çalışmalarını sürdüren Durak, aynı zamanda ulusal ve uluslararası çalıştay ve karma sergilere de katılıyor. Anadolu'da çeşitli şehirlerde ülkemizin kültürel mirası olan değerleri, etnik araştırmalar yaparak, konseptini semboller ve nazarlıklar ile belirten ressam ülkemizin çeşitli şehirlerinde kişisel sergiler açarak her şehre sanatı görütmeyi başarıyor. Yerelden evrensele tüm geçmiş kültürlerin sembolik, mistik kültürel değerlerine özgü öğeleri kullanarak, kendi özgün yorumuyla bir çok sanat severlerin beğenisini alan Mürüvvet Durak, Anadolu kültürünü batı kültürüyle sentezleyerek, semboller, Anadolu motifleri, klasik batı notaları, eski evraklar malzemeler, kilimler ve nazarlıklar öğelerini, eserlerinde estetik bir dille modernize ediyor ve yerelden evrensele taşıyor. Dergimize sanatına dair açıklamalarda bulunan Ressam Durak; Eserlerimin temasını oluştururken genellikle Anadolu kültürüne özgü konulardan yola çıkıyorum.. Geçmiş farklı uygarlıklarda kullanılan günümüze dek hala varlığını koruyan nazarlıklar ve sembollerle ilgili çalışmalar yaptım.. Bunlar at başı, nal, geometrik formlar vs gb farklı şekillerde kullanılmıştır. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anadolu-nefesli-beslisi-tangoloji-ile-crrde/", "text": "Anadolu'nun çok sesliliğini dünyaya duyurmak amacıyla bir araya gelen Anadolu Nefesli Beşlisi, Tangoloji isimli projeleriyle 12 Aralık Pazar akşamı saat 19.00'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda sahne alacak. Tangoloji'de tango kültürünün doğuşundan bugüne uzanan süreç, kronolojik anlatımla sanatseverlerle buluşacak. Geleneksel müziğin ezgilerini Batı enstrümanlarıya buluşturan Anadolu Nefesli Beşlisi; Cem Önertürk, Ufuk Soygürbüz, Kıvanç Fındıklı, Ozan Evruk ve Hüseyin Uçar'dan oluşuyor. Anadolu'nun çok sesliliğini dünyaya duyurmak amacıyla bir araya gelen topluluk, 12 Aralık akşamı dinleyicileri Arjantin'e doğru yolculuğa çıkaracak. Anadolu Nefesli Beşlisi, Tangoloji ismini verdikleri projelerinde tango müziğinin tarihi gelişimini kronolojik olarak anlatıyor. Kıvanç Fındıklı'nın üflemeli beşli ve bandoneon için düzenlemiş olduğu; içinde hırçınlık, asilik, küstahlık gibi duygular barındıran tango eserleri ile program, uzun süre akıllardan çıkmayacak bir performans vaat ediyor. Sahnede Anadolu Nefesli Beşlisi'ne eşlik edecek dans ve opera sanatçıları da tangonun 100 yılı aşkın tarihsel evriminin hikayesini şarkılar ve danslarla destekleyecek. 110, 80, 50 ve 30 TL olan konser biletleri, CRR Konser Salonu gişesi ve Biletix'ten edinilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anadolu-selcuklu-sultanlarinin-sandukalari-restore-ediliyor/", "text": "Konya'da Anadolu Selçuklu Devleti'nin miraslarından biri olan Alaaddin Camisi'nde genel restorasyonunun bitmesinin ardından mihrabın ve sultan sandukalarının düzenlenmesine geçildi. Anadolu Selçuklu Sultanlarından 1. Rükneddin Mesud zamanında şimdiki Alaaddin Tepesi'nde yapımına başlanan Alaaddin Camisi, 1. Alaaddin Keykubad zamanında bugünküne benzeyen en yakın halini alarak, ibadete açıldı. Caminin avlusunda, Anadolu'yu çok büyük fedakarlıklar yaparak yurt yapmış Anadolu Selçuklu Devleti'nin yöneticileri; Sultan 1. Rükneddin Mesud, 2. Kılıçarslan, 2. Rükneddin Süleyman, 1. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1. Alaaddin Keykubad, 2. Gıyaseddin Keyhüsrev, 4. Rükneddin Kılıçarslan ve 3. Gıyaseddin Keyhüsrev'in mezarları bulunuyor. Bir saray camisi özelliği taşıyan Alaaddin Camisi'ndeki mihrap ile bahçesindeki türbede yer alan 8 Anadolu Selçuklu sultanının sandukasındaki çiniler de restore ediliyor. Anadolu Selçukluların sıklıkla kullandığı mozaik çini tekniği ile yapılan mihrap ve sandukalar, bir yapbozun parçaları gibi yeniden işleniyor. Konya Vakıflar Bölge Müdürü Nurullah Osmanlı, AA muhabirine, Alaaddin Cami ve avlusundaki Sultanlar Kümbetinin 2014-2019 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edildiğini, şimdi kümbet içinde yer alan sultan sandukaları ve mihrabın çinilerinin yapıldığını söyledi. Restorasyonda, yaklaşık 800 yıl önce kullanılan çini tekniğini yeniden kullandıklarını ifade eden Osmanlı, Anadolu Selçuklu sultanlarına ait 8 sandukayı restore edeceğiz. Çinileri olmayan sandukalarımız var, onların da çinilerini yapacağız. dedi. Mozaik çinilerde desenlerin çizimle değil, parçaların birleştirilmesiyle oluşturulduğunu anlatan Osmanlı, Bu oldukça zahmetli bir yöntem. Tek tek her bir parçayı alt yapı malzemeye yapıştırarak ana şekli tamamlamaya çalışan bir teknik. Restorasyonda 800 yıl önceki bu tekniği uygulayacağız. ifadelerini kullandı. Caminin ibadete ve ziyarete açık olduğunu ifade eden Osmanlı, restorasyon çalışmalarının yapıldığı yerlerin kısmen kapatıldığını sözlerine ekledi. Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Kazım Küçükköroğlu da hazırlanan çini mozaiklerinin aslına uygun olabilmesi için elle kesildiğini, mihrapta kullanılan yaklaşık 8 bin parçanın tek tek kesildiğini ve geleneksel usulle yapıldığını ifade etti. Küçükköroğlu, sultan sandukaları için de eksiklerin tespit edildiğini belirterek, O çinilerin üzerinde ayetler yazılı. Ayetlerde eksik olan kısımları tespit ettik onların yazılmasını sağladık. Sandukalar kabartma şeklinde karolara yazılmış. Yaklaşık 150 karo eksiğimiz var. Bu eksik çinileri de orijinaliyle aynısı yapıp yerleştireceğiz. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anadolu-sopranolari-ekvadorda-iki-festivalde-konser-verdi/", "text": "Güney Amerika ülkesi Ekvador'da, Türkiye'nin Kito Büyükelçiliği'nin açılışının 10. yıldönümü vesilesiyle Anadolu Sopranoları grubu sanatçıları iki festivalde konser verdi. Ülkenin Loja kentindeki Bolivar Tiyatrosu ve başkent Kito'daki Sucre Ulusal Tiyatrosu'nda iki ayrı festivalde konser veren solistler Funda Saltaş Ateşoğlu ve Esin Talınlı, Ekvadorlu müzikseverlerden büyük ilgi gördü. Türk Sanat Müziği eserlerinden, türkülerden ve aryalardan oluşan performans sergileyen Anadolu Sopranoları, ayrıca Ekvador'dan da şarkılar seslendirerek, sanatseverlere keyifli anlar yaşattırdı. AA muhabirine konser sonrası açıklamalarda bulunan Ateşoğlu ve Talınlı, Ekvadorlu müzikseverlere Türk müziğini seslendirdikleri için mutlu olduklarını söyledi. Ankara Devlet Opera ve Balesi solist sanatçısı olarak 12 yıl önce Anadolu Sopranoları grubunu kurduklarını hatırlatan Funda Saltaş Ateşoğlu; Hem opera hem operet müzikal dünya müziklerini, en çok arzu ettiğimiz şekilde, yani kendi öz müziğimizi bütün dünyaya tanıtabildik ifadelerini kullandı. Ateşoğlu, yurt içinde ve yurt dışında birçok konser yaptıklarını belirterek; Ekvador'da ilk kez böyle bir grubu festivallerine davet ettiler. Loja ve Kito festivallerine katılmaktan gurur duyuyoruz. Çok güzel bir ülke ve çok sıcak insanlar, müzik ve sanat üst düzeyde dedi. Organizasyon nedeniyle Kültür Bakanlığı'na ve büyükelçiliğe teşekkür eden Funda Saltaş Ateşoğlu, Ekvador seyircisiyle buluştukları için büyük keyif aldıklarını bildirdi. Devlet Opera ve Balesi solist sanatçılarından Esin Talınlı da Türkiye içinde ve dışında güzel işlere imza attıklarını anlatarak, Türkiye'nin Kito Büyükelçisi Başak Yalçın'a büyük emek ve destekleri için teşekkür etti. Talınlı, iki ayrı festivale katılmaktan ötürü kıvanç duyduklarını dile getirerek; Seyirciden çok güzel dönüşler aldık. Türk müziği ve kültürüne duyulan ilgiden mutlu olduk. Türk, Ekvador ve dünya müziklerinden örnekler sahneye sunduk diye konuştu. Türkiye'yi böyle bir platformda temsil ettikleri için gururlu olduklarını kaydeden Esin Talınlı; Bu bağlamda Kütür Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'na bizlere böyle bir imkan sundukları için minnettarız değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin yeni Kito Büyükelçisi Başak Yalçın ise sanatçıların Kültür Bakanlığı ve Yunus Emre Enstitüsü iş birliğiyle ülkeye geldiğini, Ekvador'un ciddi önem verdiği bu festivale Türkiye'den ilk kez katılım olduğunu söyledi. Ekvador Kültür Bakanı'nın, Türkiye'nin burada sanatsal olarak daha fazla görünür olmasını istediğini aktaran Yalçın; İstek üzerine harekete geçerek, Kültür ve Turizm ile Dışişleri Bakanlıklarının yardımlarıyla sanatçıların gelmesi için çalışmaya başladım. Salonun coşkusunu gözlemleme imkanım oldu. Seyirciler, sanatçılarımızı dakikalarca ayakta alkışladı ifadelerini kullandı. Başak Yalçın, uluslararası sanat dalıyla Anadolu ezgilerinin dünyaya tanıtılmasının önemine değinerek, şunları söyledi: Sanatçılarımızın Ekvador halkını düşünerek burada çok sevilen 'Despedida' şarkısını repertuarlarına katmaları, salonda büyük sevgiyle karşılandı. 136 yıllık ve 650 kişilik Sucre Tiyatrosu tamamen doldu. Biletler günler öncesinden tükendi. Onlar da şaşkınlık içerisindeler ve yoğun ilgi nedeniyle konseri kaydetmeye karar verdiler. Sanatçılarımızın iki festivale birden katılarak, böylesine yoğun ilgi görmesi çok önemlidir. Türk sanatına ve kültürüne Ekvador'da yoğun ilgi olduğunu anlatan Yalçın, bunu buradaki halka tanıttırdıkları için gurur duyduklarını belirtti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anadolu-uygarliklari-serisinin-yeni-kitabi-efsanevi-deniz-kavimlerinden-karialilari-anlatiyor/", "text": "Yapı Kredi Yayınları ile Tüpraş iş birliğiyle İngilizce ve Türkçe hazırlanan Karialılar Denizcilerden Kent Kuruculara kitabı, efsanevi deniz kavimlerinden biri olan Karialıların arkeolojik ve tarihi geçmişini anlatıyor. Tüpraş ve Yapı Kredi Yayınları iş birliğiyle 2011 yılında başlatılan ve Türkiye'deki arkeoloji yayıncılığına yeni bir boyut ve ivme kazandıran Anadolu Uygarlıkları Serisi toplam 12 kitaptan oluşuyor. Seri kapsamında yayımlanan 9. Kitap olan Karialılar Denizcilerden Kent Kuruculara, Karia Bölgesi'nin prehistorik çağlarından başlayarak Geç Osmanlı Dönemi'ne uzanan arkeolojik ve tarihi geçmişi hakkında bugüne dek yapılmış araştırmaların bir özetini sunuyor. Kitapta alanında uzman yerli ve yabancı araştırmacıların güncel veriler ışığında kaleme aldığı 33 bilimsel makale yer alıyor. Anadolu Yarımadası'nın Güneybatı kesiminde yer alan ve Antik Çağ'da Karia olarak bilinen coğrafi bölgenin kuzey sınırını Büyük Menderes Vadisi, doğu sınırını Dalaman Çayı belirler. MÖ 2000'li yıllara dayanan yazılı kaynaklarda birçok kez adı geçen Karialıların, Hitit istilaları karşısında Anadolu halklarını destekledikleri ancak daha sonra Mısırlılar karşısında Hititlerin yanında yer aldıkları görülür. Karialıların adı, tüm Akdeniz'de geçtikleri yerleri talan ederek Geç Tunç Çağı'nın güçlü imparatorluklarının çöküşüne katkıda bulunan efsanevi Deniz Kavimleri arasında da anılır. İlerleyen dönemlerde, Homeros, Karialıların Yunanlara karşı Troia kentini savunmaya gelen halklar arasında yer aldığından bahsederken savaşmaya bir kız gibi altınlarla süslü geldiler sözleriyle Karialıların zenginliğini vurgular."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/andre-rieu-corona-virus-yuzunden-400-yillik-kemanini-satmayi-dusunuyor/", "text": "Hollandalı ünlü kemancı Andre Rieu, corona virüs salgını nedeniyle müzik piyasasında yaşanan krizin devam etmesi durumunda orkestrasını korumak ve çalışanlarını işten atmamak için, 400 yıllık Stradivarius marka kemanını satacağını söyledi. Her yıl Hollanda'nın Maastricht kentindeki açık hava konserlerinin yanısıra, orkestrasıyla birlikte dünyanın birçok köşesinde kitlesel etkinlikler düzenleyen Rieu, koronavirüs salgını nedeniyle yaklaşık 1 yıldır evinde. BBC Türkçe'nin haberine göre; corona virüs önlemlerinin, müzik piyasası için bir kabusa dönüştüğünü söyleyen Hollandalı sanatçı, hayatımın işi dediği müziği sürdürememekten korkuyor. Yaşadığı Maastricht'te bölgesel yayın yapan L1 radyosuna konuk olan 71 yaşındaki orkestra şefi, Evde oturmak korkunç. Bazen gerçekten gözlerim doluyor dedi. Müzik yapmayı, sahnede olmayı, dünya çapındaki hayranlarını özlediğini anlatan Andre Rieu'nun en büyük endişesi, kurucusu olduğu Johann Strauss Orkestrası'nı ayakta tutamamak. Orkestra üyelerini işten çıkarmamak elinden gelen her şeyi yapacağını söyleyen sanatçı, Salgın hala devam eder ve devlet desteği de kesilirse, bununla başa çıkamam. O zaman Stradivarius'umu satacağım diye konuştu. Rieu'nun, hayatımın bir parçası dediği Stradivarius yapımı keman 400 yıllık. Piyasa değeri şu anda birkaç milyon eurodan fazla olan müzik aletini satma konusunda ciddi olduğunu ve kendini sorumlu hissettiğini belirten Rieu, orkestrasıyla birlikte kurduğu müzik yaşamının yok olmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Salgın nedeniyle Rieu'nun Noel konserleri ile Maastricht'teki açık hava yaz konserlerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda etkinlik ertelenmek zorunda kalmıştı. Ancak 2021'e ertelenen konserlerin, corona virüs salgınının devam etmesi nedeniyle yapılıp yapılmayacağı belirsiz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/andy-warhol-eserleri-istanbulda-sergilenecek/", "text": "ABD'li ressam, film yapımcısı ve grafik tasarımcı Andy Warhol'un 125 eserinin yer aldığı Andy Warhol-İstanbul sergisi, 1 Ekim'de açılacak. 20. yüzyılın en tanınmış ve etkili pop art sanatçılarından biri olan Andy Warhol'un eserleri İstanbul'da ziyaretçilerini bekliyor. Warhol'un 125 eserine yer verilen sergi, 29 Şubat'a kadar İstanbul Lale Müzesi'nde ziyaret edilebilecek. Sergide yer alan 10 eser ise Beyoğlu Kültür Yolu Etkinlikleri kapsamında 30 Eylül'den itibaren iki hafta boyunca Atatürk Kültür Merkezi'nde sanatseverlerle buluşacak. Pop art akımının önde gelen temsilcilerinden Andy Warhol, sanat dünyasına getirdiği radikal yaklaşımlarla tanınıyor. Pittsburgh'ta 1928'de doğan Warhol, Slovak göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Sanat kariyerine ticari illüstrasyonlar yaparak başlayan Warhol, zamanla modern sanat dünyasının renkli isimlerinden biri oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/andy-warhol-istanbul-pop-art-sergisi-ziyarete-acildi/", "text": "ABD'li ressam, film yapımcısı ve grafik tasarımcı Andy Warhol'un 125 eserinin yer aldığı Andy Warhol-İstanbul sergisi sanatseverlerle buluştu. İstanbul Emirgan'daki İstanbul Lale Müzesi'nde ziyarete açılan Andy Warhol-İstanbul sergisindeki 10 eser, Beyoğlu Kültür Yolu etkinlikleri kapsamında Atatürk Kültür Merkezi'nde sergileniyor. Serginin küratörü Nurgül Şenefe, hazırlık sürecinin yaklaşık bir yıl sürdüğünü, açılıştan önceki birkaç hafta içerisinde de eserlerin sergilenebilir hale getirildiğini söyledi. Hazırlık aşamasında büyük bir ekibin emeğinin bulunduğunu vurgulayan Şenefe, Ben herkesi temsilen serginin yüzü olarak burada karşınızdayım. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür ediyorum dedi. Nurgül Şenefe, ağırlıklı olarak Andy Warhol'un eserlerinin yanı sıra çok az sayıda eserin de pop-art sanatı hareketine katkıda bulunmuş, dönemin önemli sanatçılarına ait çalışmalar olduğunu ifade etti. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM'de sergilenen 10 eserle serginin ön açılışının gerçekleştirildiğini dile getiren Şenefe, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin sanatı toplumun her kesimine ulaştırma gayesi var. Andy Warhol da toplumun sanatla birleştiği bir ortamda sanatın tanımını alışılagelmiş geleneksel kalıplarından çıkarıp bambaşka bir bakış açısına dönüştüren bir kişi. Popüler sanatıyla herkese hitap eden Andy Warhol'un, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nde 10 eserle yer alması bence çok anlamlı ve keyifli. Tabii orada sadece ağza bal çalıyoruz. Sanatçının ikonlaşmış, özellikle de koleksiyon değeri taşıyan eserlerini görmek isteyen ziyaretçilerimizi Emirgan'da Lale Müzesi'ne bekliyoruz değerlendirmesini yaptı. Vakfın konum olarak da çok güzel bir yerde olduğunu belirten Şenefe, sergiye geleceklere eşiyle, dostuyla, ailesiyle tam gün vakit geçirmeyi düşünerek plan yapmaları tavsiyesinde bulundu. Kasım'dan itibaren Andy Warhol'u anlamak ve pop-up kültürünü deneyimlemek adına her yaşa yönelik atölye ve söyleşi gibi pek çok etkinlik düzenleneceği bilgisini veren Şenefe, sanatı seven sevmeyen, sanatla az veya çok ilgilenen herkesi sergiyi görmeye davet etti. Pop art akımının önde gelen temsilcilerinden Warhol, sanat dünyasına getirdiği radikal yaklaşımlarla tanınıyor. Pittsburgh'da 1928'de doğan Warhol, Slovak göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Sanat kariyerine ticari illüstrasyonlar yaparak başlayan Warhol, zamanla modern sanat dünyasının renkli isimlerinden biri oldu. Sergi, 29 Şubat'a kadar İstanbul Lale Müzesi'nde ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/angeliki-ile-mehmet-serisinin-lansmani-kultur-365te-gerceklesti/", "text": "Yazar Yasemin Özek'in Epsilon logosuyla okurlarla buluşan iki kitaplık serisi Angeliki ile Mehmet 'in lansman daveti, 22 Aralık Perşembe akşamı İstanbul'un yeni etkinlik merkezi Kültür 365'te Verdura İstanbul'un katkılarıyla gerçekleşti. Hülya Gülşen Irmak, Dr. Burkay Adalığ, Aybike Ertürk, Moshe Aelyon, Sabiha Apaydın, Vahit Uysal gibi isimlerin katıldığı gecede, Yasemin Özek'in kitaplarında kullandığı Güneş düşsün ama batmasın cümlesinden ilhamla Anason İşleri tarafından tasarlanan kadehler de ilk kez davetlilerle paylaşıldı. Kendisi de bir mübadil torunu olan Yasemin Özek'in sınır tanımayan bir aşkı kaleme aldığı Angeliki ile Mehmet serisinin ikinci romanı Bu Böyle Yarım Kalmayacak geçtiğimiz ay okurlarla buluşmuş, serinin ilk kitabı da Epsilon logolu yeni baskısıyla raflarda yerini almıştı. Yasemin Özek'in tarihsel gerçeklerden esinlenerek tutkulu bir aşk hikayesini kaleme aldığı iki kitaplık seri 70'li yılların Beyoğlu'nda, bir meyhanecinin kızı olan Angeliki ile bir ciğercinin oğlu olan Mehmet'in arasındaki aşkı anlatıyor. Okurlar bir yandan Angeliki ile Mehmet'in çarpıcı aşk hikayesine şahitlik ederken, diğer yandan bu sürükleyici aşka eşlik eden şarkıları kitapların sonundaki karekodlardan dinleyebiliyorlar. Anason İşleri'nin her iki kitapta da geçen Güneş düşsün ama batmasın cümlesinden ilhamla tasarladığı kadehlere ise anasonisleri. com adresinden ulaşılabiliyor. Yasemin Özek'in Angeliki ile Mehmet serisinin iki romanı birden, Epsilon logosuyla raflarda ve internet satış sitelerinde! 1980 yılında İstanbul'da doğdu. Özel Moda Lisesi'ni bitirdikten sonra Akademi İstanbul, Radyo/Televizyon ve Sinema Bölümü'nden mezun oldu. Beş yıl boyunca reklam ajanslarında metin yazarı olarak çalıştı. 2005 yılında televizyon kariyerine başladı ve çeşitli televizyon dizilerinin senaristliğini yaptı. 2011 yılında Van Depremi'nin ardından Erciş'te çekilen Beklemek adlı belgeselin yapım koordinatörlüğünü üstlendi. Belgesel, aynı yıl TRT Belgesel Ödülü'nü aldı. 2014 yılında ilk romanı İki Gözüm Despina'yı yazmaya karar verdiğinde senaristliğe ara verdi. Yunanca öğrenimini hızlandırdı ve kitabının büyük kısmını Yunanistan'da tamamladı. İki Gözüm Despina Şubat 2017 yılında, ikinci romanı Angeliki ile Mehmet 2020 yılında yayımlandı. İki Gözüm Despina, 2022 Mayıs ayında Ekdoseis Pataki tarafından Yunanistan'da yayımlandı ve Yunanca çevirisiyle okurlarıyla buluştu. Dr. Burkay Adalığ'ın 2020 yılında yayımlanan ve iki dalda Gourmand Awards 2021 ödülünü alan İmbikten Kadehe/Distile İçkiler Rehberi kitabının ve Maltın Peşinde kitabının editörlüğünü yaptı. Angeliki ile Mehmet'in devamı olan Bu Böyle Yarım Kalmayacak Angeliki ile Mehmet 2, 2022 yılında yayımlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anilarla-ataturk-yurt-disi-turnesinde/", "text": "Milli Mücadele'nin en büyük kahramanı Mustafa Kemal Atatürk'ün çocukluğundan öldüğü güne kadar ipuçları veren Anılarla Atatürk isimli tiyatro oyunu, yurt dışı turnesine çıkıyor. 13 Kasım Pazar günü İsviçre'nin Zürih şehrinde 10 Kasım Atatürk'ü Anma Programı kapsamında sahnelenecek eser, Ulu Önder'in unutulmaya yüz tutan insani özelliklerini tekrar hatırlatırken, medeni milletler seviyesine ulaşmanın yollarına ışık tutuyor. Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün gerçek kişiliğinden ipuçları veren Anılarla Atatürk isimli tiyatro oyunu, yurt dışına çıkmaya hazırlanıyor. Geleneksel Türk tiyatrosunun meddah formuyla Atatürk'ün çocukluğundan gözlerini yumduğu güne kadar birçok anısına ışık tutan oyun, 13 Kasım'da İsviçre'nin Zürih şehrinde sahnelenecek. 10 Kasım Atatürk'ü Anma Programı kapsamında gurbetçi seyircilerle buluşacak eser, Ulu Önder'e dair 42 anının canlandırılmasıyla izleyenleri geçmişe götürüyor. Yönetmenliğini Senem Cevher'in üstlendiği tek kişilik eserde, oyunun aynı zamanda yazarı da olan Cüneyt İngiz, anıları bize aktaran meddah olarak karşımıza çıkıyor. Oyun, Atatürk'ün kanlı canlı, yaşayan bir insan olduğunu, unutulmaya yüz tutan insani özelliklerini tekrar hatırlatmak ve medeni milletler seviyesine ulaşmanın yollarını aktarıyor. 23 Nisan 2018'de başlayarak İstanbul, İzmir, Çeşme, Eskişehir, Bursa, Sivas, Çorlu, Keşan, Antalya, Manisa ve daha birçok şehirde sahnelenen eserin müzikleri, tamamen batı sazlarından oluşuyor. İzleyicileri derin duygulara sürükleyen eserde anlatıcı rolündeki meddahın baston ve peşkirden oluşan kostümü ise aynı zamanda kefeni simgeliyor. 4 yıl süren araştırmaları ve çabası sonucu Anılarla Atatürk oyununu sahneye taşımayı başaran Cüneyt İngiz, 1976 yılında Almanya'da doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra ailesiyle birlikte Türkiye'ye dönen İngiz, 1993 yılında Müjdat Gezen Çocuk Tiyatrosu ile profesyonel oyunculuk hayatına adım attı. Çeşitli çocuk tiyatrolarında oyuncu olarak görev aldıktan sonra 1995 yılında Yeşilçam'ın ve tiyatronun dev oyuncularından Lale Oraloğlu ile tanıştı. 1998 yılında Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nü kazanan İngiz, akademik eğitimimi tamamladıktan sonra Mehtap Ar Çocuk Tiyatrosu, Gelenbe Tiyatrosu, Levent Kırca&Oya Başar Tiyatrosu gibi birçok yerde oyunculuk yaptı, ardından 2018 yılında kendi tiyatrosunu kurdu. Gelecek projelerine ilişkin de bilgi veren Cüneyt İngiz, iklim krizi ve su kıtlığını ele aldığı Birazcık Su Lütfen isimli çocuk oyunun 2023'te sahneleneceğini söyledi. İklim krizine dair farkındalık yaratacak oyunun profesyonel bir ekip tarafından sahneleneceğini kaydeden İngiz, Cumhuriyet'in 100. yılına özel olarak kaleme aldıkları Çanakkale'den Kurtuluşa 100 Yıl adlı eserin de önümüzdeki sezonda sahnede olacağının müjdesini verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ankara-devlet-resim-ve-heykel-muzesi-bugun-yeniden-ziyarete-aciliyor/", "text": "Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi'nin yeniden ziyarete açılması dolayısıyla düzenlenecek törende Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin 101. yılı münasebetiyle sevdiği eserlerin yer alacağı konser verilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesinin bugün düzenlenecek törenle yeniden ziyarete açılacağını bildirdi. Cumhuriyet'in ilk kültür ve sanat merkezi olan ve Türk sanat tarihimizin en değerli eserlerine ev sahipliği yapan Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleri ve Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy'un katılımlarıyla düzenlenecek törenle yeniden ziyarete açılıyor. Açılışın, 28 Aralık Pazartesi saat 18.30'da gerçekleştirileceği belirtildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ankara-film-festivali-basladi/", "text": "Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 32. Ankara Film Festivali, bu yıl 4 12 Kasım 2021 tarihleri arasında Kızılay Büyülü Fener Sineması'nda gerçekleşiyor. Her yıl olduğu gibi festivalde ulusal uzun, belgesel ve kısa film dallarında yarışma heyecanı yaşanacak ve dünya sinemasından heyecanla beklenen son iki yılın yapımlarının yer aldığı, toplam 16 ülkeden 63 film gösterilecek. Ankara Film Festivali'nin açılış töreni 4 Kasım akşamı CerModern'de gerçekleşecek. Açılış töreninde festivalin Onur Ödülleri sahiplerine takdim edilecek. Bu yıl festivalin Aziz Nesin Emek Ödülü oyuncu Perihan Savaş'a, Sanat Çınarı Ödülü yazar, akademisyen ve edebiyat eleştirmeni Erendiz Atasü'ye ve Kitle İletişim Ödülü mizah yazarı, senarist, yönetmen Gani Müjde'ye verilecek. Ulusal Uzun Film Yarışması'nda bu yıl Emre Kayiş yönetmenliğindeki Anadolu Leoparı, Fikret Reyhan imzalı Çatlak, Erdem Tepegöz'ün yönettiği Gölgeler İçinde, Selman Nacar'ın yönettiği İki Şafak Arasında, Erkan Tahhuşoğlu imzalı Koridor, Muhammet Çakıral'ın yönettiği Lacivert Gece, Ferit Karahan'ın yönettiği Okul Tıraşı, Aydın Orak'ın yönettiği Sabırsızlık Zamanı, Çağıl Bocut'un yönettiği Sardunya ve Tufan Taştan'ın yönettiği Sen Ben Lenin adlı filmler yarışacak ve Ankara'da ilk kez festivalde izleyiciyle buluşacak. Gösterimler sonrasında film ekipleri izleyicilerin sorularını yanıtlamak üzere salonda olacaklar. 50.000 TL değerindeki En İyi Film Ödülü ve ilk filmlere verilen 20.000 TL değerindeki Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülü'nün de yer aldığı 12 kategorideki ödüllere; akademisyen ve medya sanatçısı Andreas Treske, sanat yönetmeni Meral Efe Yurtseven, oyuncu Selen Uçer, yönetmen Seren Yüce ile yazar ve yönetmen Vecdi Sayar'dan oluşan ana jüri karar verecek. SİYAD En İyi Film Ödülü'nü ise sinema yazarları Ali Can Sekmeç, Ali Ulvi Uyanık ve Coşkun Çokyiğit'ten oluşan SİYAD jürisi belirleyecek. Festivalde bu yıl Ulusal Kısa Film Yarışması'na seçilen 15 filmi oyuncu Alican Yücesoy, senarist ve yönetmen Banu Sıvacı ile senarist, yönetmen Müfit Can Saçıntı'dan oluşan ana jüri değerlendirecek. Nuri Cihan Özdoğan'ın Aynı Gecenin Laciverti, İnan Erbil'in Belki Bir Gün Gideriz, Mahsum Taşkın'ın Binbir Gece, Fehmi Öztürk'ün Bir Annenin Sonatı, Emir Aytemür'ün Buz İçin Çığlık, Okan Aygün'ün Güzel Havalar, Ömer Faruk Yardımcı'nın Hasat, Abdullah Şahin'in Hemnefes, Doğan Belge'nin İnşaattaki, İlker Köklük'ün Konsensüs, Meriç Atalar ve Isabel Loyer'in birlikte yönettikleri Med Cezir Tango, Merve Bozcu'nun Plastik Rüya, Can Merdan Doğan'ın Stiletto, Doğuş Özokutan'ın Teslimat ve Onur Güler'in Yara adlı filmleri 10.000 TL değerindeki En İyi Kısa Film Ödülü için yarışacak. Ulusal Belgesel Film Yarışması'nda Zafer Sevener ve Sibel Sümer'in birlikte yönettikleri Araya Korona Girmeseydi..., Fevzi Baran'ın Baba Ne Oldu?, Aslı Akdağ'ın Bekleyiş, Mehmet Emin Öztürk'ün Doğu'nun Işığı, Kurtuluş Özgen'in Habitus of Self 'alçak sesle', Mustafa Aydın'ın Haymatlos, Ulaş Tosun'un Merhaba Canım, Mehmet Emre Battal'ın Muhtaç, Doğuş Algün'ün Sıcak Yatak, Metin Avdaç'ın Tipi ve Ahmet Necdet Çupur'un Yaramaz Çocuklar adlı belgeselleri izleyiciyle buluşacak. Belgesel yönetmeni Güliz Sağlam, belgesel yönetmeni Mustafa Ünlü ile akademisyen Özgür Yaren'den oluşan ana jüri 20.000 TL değerindeki En İyi Belgesel Ödülü'nün sahibini belirleyecek. Türkiye Sinemasının yeni yaratıcılarına, Türkiye sinema endüstrisinin gelişimine ve sinemanın sanatsal niteliklerine katkıda bulunmak amacıyla senaryo aşamasında ulusal uzun kurmaca yapımlara verilen Proje Geliştirme Desteği Yarışması'nda bu yıl 10 proje yarışacak. İlk ya da ikinci filmini çekecek sinemacılara maddi destek sağlayan yarışmada bu yıl Emir Külal Haznevi'nin 11 Yıldız, Güneş ve Ay, Yılmaz Özdil'in Aforoz, Barış Sarhan'ın Bulanık Mavi, Mustafa Haktanır'ın Çam Sakızı Çoban Armağanı, Fehmi Öztürk'ün Gayrı Resmi Bir Ailenin Pek Müşterek Hikayesi, Burcu Aykar'ın Gölgeler Çekildiğinde, Senem Bay'ın Harabe, Ziya Demirel'in İki Gözlüler, Alican Durbaş'ın Lo-Fi ve Filiz Kuka'nın Yüzleşme adlı projeleri yarışacak. 32. Ankara Film Festivali Proje Geliştirme Desteği'nde yarışacak projeler yapımcı ve senarist Emine Yıldırım, yapımcı Sevil Demircive yapımcı Vildan Erşen'den oluşan seçiciler kurulunun değerlendirmesi sonucunda bu yılın En İyi Projesine 30.000 TL ödül verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ankarada-latin-amerika-unesco-dunya-mirasi-fotograf-sergisi-acildi/", "text": "UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi'nin 20. yılı ve UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi'nin 50. yılı dolayısıyla başkentte Latin Amerika UNESCO Dünya Mirası fotoğraf sergisi açıldı. Peru'nun Ankara Büyükelçiliğinin ev sahipliğinde, Panora Alışveriş Merkezi'nde 16 Latin Amerika ülkesinin büyükelçiliklerinin katkısıyla düzenlenen sergiye bu ülkelerin diplomatik temsilcileri, Dışişleri Bakanlığı Yurtdışı Tanıtım ve Kültür İşleri Genel Müdürü Büyükelçi Ayda Ünlü ile çok sayıda davetli katıldı. Peru'nun Ankara Büyükelçisi Cesar De las Casas, yaptığı konuşmada, Latin Amerika'nın 149 alanının UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne, 90 alanının da UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listelerine alınmasını kutlamak için toplandıklarını söyledi. De las Casas, Riyad'daki Dünya Mirası Komitesi Toplantısı'nda Guatemala'nın 1700 yıllık Takalik Abaj Ulusal Arkeolojik Parkı'nı, Arjantin'in de ESMA Müzesi ve Hafıza Alanını tescil ettirdiğini belirtti. Büyükelçi, Gordion Antik Kenti ve Anadolu'nun Orta Çağ'dan kalma 5 camisinin UNESCO listesine alınması dolayısıyla Türkiye'yi tebrik etti. Geçen 50 yıl boyunca Latin Amerika ve Karayip ülkelerinin UNESCO'nun hedeflerine katkıda bulunduğunu vurgulayan De las Casas, somut olmayan miras konusunda 16 Latin Amerika ve Karayip ülkesi arasında uluslararası işbirliğini teşvik ettiklerini dile getirdi. De las Casas, Bu sergiyle Latin Amerikalılar ve Karayipler olarak hepimizin gurur duyduğu zengin tarihimizin ve kimliğimizin kutlaması olan kültürümüzün küçük bir kısmını Türk kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. ifadesini kullandı. Büyükelçi Ünlü de zengin kültürel, doğal ve soyut tarihi mirası koruma çabasının, Türkiye ve Latin Amerika ülkelerini birbirine yakınlaştırdığını söyledi. Sergi vesilesiyle Latin Amerika'nın zengin mirasına tanıklık etmekten memnuniyet duyduğunu belirten Ünlü, Türkiye'nin 1972 Dünya Miras Sözleşmesi'nde taraf devlet olarak miras alanlarının korunmasına yönelik uluslararası çabalara katkıda bulunduğunu vurguladı. Ünlü, Türkiye'deki Dünya Mirası alanlarına dikkati çekerek, Dünya Mirası Listesi'ne kayıtlı 21 Dünya Mirası alanına ev sahipliği yapmaktan ve İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi'nde yer alan 25 Somut Olmayan Miras değerine sahip olmaktan gurur duyuyoruz. diye konuştu. Türkiye'nin, kültürel ve doğal mirasın korunmasına yönelik katkılarını bir adım öteye taşımak üzere 2023-2027 dönemi için UNESCO Dünya Miras Komitesi üyeliğine adaylığını açıkladığını belirten Ünlü, Türkiye'nin, ortak mirasımızın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için Komitenin rolünü güçlendireceğine inanıyoruz. dedi. Ünlü, etkinliği düzenleyen Peru'nun Ankara Büyükelçisi De las Casas ve etkinliğe katılan Latin Amerika ülkelerinin temsilcilerine teşekkür etti. 16 ülkenin ikişer varlık veya kültürel miras unsurlarının fotoğraflarından oluşan sergi, 30 Eylül'e kadar gezilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anna-laudel-dusseldorfta-sergi-alles-wunderbar/", "text": "Anna Laudel Düsseldorf, 16 Eylül 13 Kasım 2021 tarihleri arasında Ardan Özmenoğlu'nun Alles wunderbar başlıklı Düsseldorf'taki ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Katerina Valdivia Bruch'un üstlendiği sergi, sanatçının kariyerinin farklı dönüm noktalarını kapsayan 9 yıllık yaratıcı yolculuğunu gözler önüne seriyor. Sonsuz yaratıcılığı, hem basit hem de karmaşık konuları eğlenceli ve neşeli bir şekilde ele alma becerisiyle Özmenoğlu, işlerinde kağıt, cam veya neon gibi farklı malzemeleri kullanarak geniş bir yelpazede eserler üretiyor. Sanatçı doğanın kırılganlığı ve insanın savunmasızlığı üzerine bir tür yorum olarak boyalı cam katmanlarla yarattığı üç boyutlu heykel çalışmalarla çiçekleri ve ağaçları betimliyor. Alles wunderbar, sanatçının Almanya'yla, özellikle de yaşamını sürdürdüğü ve İstanbul'dan sonra en çok üretimde bulunduğu yer olan Berlin'le uzun yıllara dayanan ilişkisine dikkat çekiyor. Sergide, sanatçının öğrendiği ilk Almanca kelimelerle isimlendirdiği eserleri Alles gut, Alles schön ve sergiye adını veren Alles wunderbar isimli post-it çalışmaları ve neon ışıklı heykelleri Ja, ja, ja, ja de yer alıyor. Yaşamın kusurluluğu, sanatçının keşifleri için mükemmel bir senaryo oluşturuyor. Ayrıntılara gösterilen özen, gündelik olana ve şimdiye, aynı zamanda medyaya, sanata, Türk kimliğine ve tarihine dair ince yansımalar, yapıtlarının ayrıcalıklı özelliği oluyor. Çalışmalarında her zaman ince bir mizahla, bir topluluk ve aidiyet duygusunu, aynı zamanda da yeniliklere ve hayatın sürprizlerine karşı açıklığı ima ediyor. Post-it'ler genellikle gündelik hayatta bir hatırlatıcı ya da kağıt yığınları arasında sayfaları ayırmak veya farklı yüzeylere hızlı notlar bırakmak için kullanılıyor. Özmenoğlu ise bu malzeme üzerinden Türk tarihi ve siyasetinden ve İstanbul'daki günlük yaşamdan bahsediyor, aynı zamanda sanatçının çağdaş Türk toplumunu şekillendiren modern şehirli kadınları nasıl algıladığını da gösteriyor. Post-it çalışmaları arasında sanat, müzik ve moda dünyasında ünlü isimler, tarihi şahsiyetler ve siyasi liderleri gibi günümüz kültürün kitle iletişim araçlarıyla popülerleştirdiği karakterler yer alıyor. Sanatçı ayrıca, günlük yaşamdan edindiği izlenimlerini kimi zaman duvar, kapı ve grafitilere yazdığı gelişigüzel sözler, kimi zaman da farklı şehirlerde izini sürdüğü rögar kapakları gibi çeşitli kentsel unsurlar üzerinde imgeleştiriyor. Özmenoğlu, Berlin'de misafir sanatçı olarak kaldığı dönemde ilk kez çalışmaya başladığı neon ışıklarla ürettiği işlerle, toplum ve sanat çevreleri üzerine kişisel yorumlarını yansıtıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anna-laudelden-sanatseverlere-ve-koleksiyonerlere-ozel-secki/", "text": "Anna Laudel, Echos sergisine paralel olarak bir fuar için hazırladığı sergiden yola çıkarak bir araya getirdiği özel seçkiyi 21 Ocak 2021 tarihinde Karaköy'de yer alan galeri mekanında sanatseverler ve koleksiyonerle buluşturacak. 21 Ocak 28 Şubat 2021 tarihleri arasında sergilenecek bu özel seçkide sanatçılar Belkıs Balpınar, Ramazan Can, Server Demirtaş, Tuğçe Diri, Anke Eilergerhard, Onur Hastürk, Mathias Hornung, Hayal İncedoğan, Bilal Hakan Karakaya, Ekin Su Koç, Mehmet Sinan Kuran, Serkan Küçüközcü, Fırat Neziroğlu, Ardan Özmenoğlu, Daniele Sigalot, Halil Vurucuoğlu ve Sarp Kerem Yavuz'un son dönem işlerinin yanı sıra ilk defa sergilenecek. Seçki ile beraber 21 Ocak 28 Şubat 2021 tarihleri arasında Echos başlığı altında Mathias Hornung'un Defragmentology ve Onur Hastürk'ün Asimilasyon sergilerini randevu ile Anna Laudel İstanbul'da görebilirsiniz. Randevu için contact@annalaudel. gallery adresine e-mail atabilir veya 0212 243 32 57 numaralı telefondan galeriyi arayabilirsiniz. Alınan önlemler, yeni ziyaret gün ve saatleri hakkında ayrıntılı bilgi ve site üzerinden randevu için annalaudel. gallery adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/anormal-ve-zaman-zaman-icinde-sahnede/", "text": "Kartal Belediyesi Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi ve Soğanlık Kültür Merkezi, hafta sonu birbirinden etkileyici iki oyuna sahne oldu. Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü'nün sanat programı kapsamında, yağmurlu geçen hafta sonunu vatandaşlar kültür merkezlerinde tiyatro oyunlarını izleyerek değerlendirdi. Sahnelenen tiyatro oyunlarında katılımcıları virüsten korumak için belediye ekipleri tarafından Covid-19 kapsamında geniş kapsamlı önlemler alındı. Maske kuralı personel tarafından denetlenirken, seyircilerin aralarına en az birer koltuk boşluk bırakmaları ve kapı girişlerine kurulan dezenfektan üniteleri ile hijyen kurallarına uymaları sağlandı. Oyunlardan ilki olan 'Anormal' adlı tiyatro oyunu Kartal Belediyesi Soğanlık Kültür Merkezi'nde Kartallılar için sahnelendi. Joe Orton'un yazmış olduğu ve 'İkincikat' tiyatro oyuncuları Ruhi Sarı, Melis İşiten, Sergen Deveci, Berk Çanakoğlu, Tuğçe Doğdu ve Erdem Kahraman'ın rol aldığı oyun, sanatseverlerin büyük beğenisini topladı. Ünlü bir doktorun psikiyatri kliniğine iş görüşmesine gelen genç bir kızın, günün sonunda kendisini ulusal bir soruşturmanın ortasında bulduğu bir hikayeyi konu alan oyun, katılımcılar tarafından ilgi ile izlendi. Yönetmen Eyüp Emre Uçaray'a Başkan Gökhan Yüksel adına çiçek takdim edildi. İzleyici ile buluşan ikinci etkinlik ise Zaman Zaman İçinde adlı tiyatro oyunu oldu. Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi'nde seyircisi ile buluşan ve tiyatro severlerin gözlerini ayırmadan izlediği oyunu, Vahit Çakmakcı yazıp yönetti. Tek perdeden oluşan kabare, izleyicilerden tam not aldı. Her iki oyunun sonunda da Kartallı sanatseverler, oyuncuların göz dolduran performansını ayakta alkışladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antakya-medeniyetler-korosu-depremzedeler-icin-soyleyecek/", "text": "İstanbul Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği, dev bir konsere hazırlanıyor. Son derece başarılı bir organizasyon ve özveri dolu bir çalışma ile hareket eden dernek üyeleri, Antakya Medeniyetler Korosu 'nu İstanbullular ile buluşturacak. 3 Haziran Cumartesi akşamı saat 20.30'da Atatürk Kültür Merkezi sahnesinde dinleyicisini selamlayacak olan Antakya Medeniyetler Korosu, Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu 'in Hatay Samandağ'da inşa edeceği BUSADER İlkokulu yararına söyleyecek. Yılmaz Özfırat şefliğinde kardeş türküleriyle gönüllere taht kuran, barışı temsil eden ve Nobel Barış Ödülü'ne de aday gösterilen koro, izleyicilere duygu yüklü konserler vermeyi sürdürüyor. Deprem felaketinin yaralarını sarmak için Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu ile anlamlı bir iş birliği yapan Antakya Medeniyetler Korosu, İstanbul Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği organizasyonuyla unutulmaz bir konsere imza atmaya hazırlanıyor. Bir Bilet Bin Umut sloganıyla yola çıkan İstanbul BUSADER, tüm sanatseverleri bu anlamlı geceye davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antalya-kultur-sanatta-yasami-ve-yapitlariyla-habip-aydogdu-sergisi/", "text": "100 yıllık Cumhuriyet'in ikinci yarısında yaşananların duygusal ve düşünsel izdüşümlerinden beslenen görsel yapıtlardan oluşan Yaşamı ve Yapıtlarıyla Habip Aydoğdu Sergisi, 23 Haziran-20 Ağustos 2023 tarihleri arasında Antalya Kültür Sanat'ta izleyici ile buluşuyor. Kapsamlı bir biyografi niteliğindeki sergi, bir yandan çağdaş Türk resminin önemli ismi Habip Aydoğdu'nun sanatla yoğrulan yarım yüzyılına ışık tutarken, öte yandan izleyenleri resimleriyle Habip Aydoğdu tarihini anlatan ilham dolu bir yolculuğa davet ediyor. Aydoğdu'nun sanatsal evriminin izlerini yaşamındaki dönüm noktalarıyla beraber kronolojik biçimde sunan sergi, izleyicileri Yaşam Kavgası adıyla sanatçının ilk dönem çalışmalarıyla karşılıyor. Zamanın Ruhu ismiyle 1989-2015 yılları arasında ürettiği eserlerin yer aldığı ikinci salonun ardından izleyiciler, Umut temalı üçüncü salonda 2016-2023 arasına tarihlenen, gerçeklik ile sembolizm arasında dans eden formların can bulduğu birbirinden önemli yapıtları deneyimleme fırsatı buluyor. Küratörlüğünü Elif Aydoğdu Ağatekin'in üstlendiği ve 148 yapıtın yer aldığı sergide; sanatçı hakkında farklı dönemlerde kaleme alınmış metinlerden oluşan yaşam ve sanat yolculuğu, desenler, üç boyutlu çalışmalar, fotoğraflar ve belgelerle iç içe kapsamlı bir içerik sunuluyor. Habip Aydoğdu'nun son dönem çalışmalarının da yer aldığı 2023 Karalamalar Güncel Notlar adlı resimli günlükleri, Özgür Aydoğdu'nun etkileşimli iPad uygulamasıyla izleyiciye aktarılıyor. Habip Aydoğdu'nun sanat yolculuğunu ve düşünce dünyasını keşfetme fırsatı sunan sergi, 20 Ağustos 2023 tarihine kadar ziyarete açık olacak. Antalya Kültür Sanat ; salı-çarşamba-cuma-cumartesi günleri saat 11.00-19.00, perşembe günü saat 11.00-21.00 ve pazar günü saat 13.00-19.00 arasında ziyarete açık. Sanat Eleştirmeni Vecdi Uzun, Habip Aydoğdu Resmi Üzerine başlıklı yazısında şunları ifade ediyor: Psikolojik olarak uzak nesneler soyut, daha yakın olanlar somut algılanmaktadır. Psikolojik uzaklık; zamansal olarak uzak, gelecek veya geçmiş duygusu yaratacaktır. Uzağın soyut, yakının ise somut algılanmasının sebebi, uzağın tahayyülünde zamandan ve mekandan bağımsız, değişmeyen, sabit unsurların ön plana çıkarılmasının gerekmesidir. Habip Aydoğdu resmindeki derinlik ve uzaklık hissinin temeli, yaratılan soyut kavramların varlığı yanında kırmızı ve siyah renklerin yarattığı histir. Ressam Habip Aydoğdu'nun yıllardır uyguladığı yaklaşım gibi bu sergi ile de her bir çalışmasını bir çemberin üzerine ve izleyicisini de çemberin merkezine yerleştirerek oluşturduğu bir daire, onun anlatım dilinin başka bir ifadesidir. İzleyici, sergi esnasında dairenin merkezinden çemberin çevresine sık sık giderek/gelerek bir şeyler almalı/vermeli, mutlaka kendi içindeki kavramsal daireyi büyütüp güçlendirecek yeni bir şeyleri de merkeze bırakabilmeli ve düşünsel yarar sağlamalıdır. Akıl ve zihin işletimin sistemin yapısı doğrultusunda, bu çemberin çapının genişliği ve çemberde yer alan sanatseverin bilgisi, gücü ve direnci artacaktır. Kavramların önemine yapılan bu açıklamalardan sonra Habip Aydoğdu'nun sergisi, bir kavramsal yığını veya kavramlardan oluşan tek bir metinmiş gibi düşünülmemelidir ve anlama süreci de buradan başlatılabilir. Bu kavrayışı edindikten sonra da Hermeneutik Döngü'nün içinde ormanını kaybetmiş bir ağaç gibi dönüp durmayı göze almak oldukça önemlidir. Çünkü ne kadar metinler arası bir okuma yapılırsa yapılsın, döngüsel süreçte 'anlam'ın neresinde durduğumuzun keşfi pek de mümkün değildir. 'Dilimin sınırı, dünyamın sınırıdır.' ifadesinden hareketle; 'Okuma-Okuduğunu Anlama-Düşünme-Analiz Etme-Düşünce Oluşturma-Düşünceyi Ortaya Koyma' zincirinin de sağlanması için Habip Aydoğdu resimlerinde mevcut kavram zenginliğini yakalayabilecek güncel dil birikimi ve dil felsefesine sahip olmak gerekir. Her biri bizim için açık ve 'Açık Yapıt' olan çok katmanlı resimleri, yüzey yapı/derin yapı ilişkisi ile çoğul okumaya müsait anlam düzlemleri oluşturur. Yüzey yapı gösterenlerinin derin yapıdaki karşılıkları, okuyucuya kendi birikimine göre bir anlam boyutu açar. Metaforik dokulu bu tip metinlerin tüm katmanlarıyla çözümlenebilmesi, sanatsever ile Habip Aydoğdu resimleri arasında kültürel ittifakın var olmasına bağlıdır. Resimlerdeki ana fikrin bulunmasında, düşünce akışının hangi yöne doğru olduğunu bulmak çok önemli bir kuraldır. Anlatım tekniği olarak düşünce akışının genelden özele gittiği paragraflarda, tümdengelim tekniğiyle yazılmış yazılarda ana fikir net olarak ortadadır. Tümevarımda, düşünce akışının özelden genele gittiği parçalarda ise ana fikir detaylarda gizlidir. Az renk ve figür ile yaratılan Habip Aydoğdu resimlerinde, soyut kavramlarına sahip sanatseverlere tümdengelim yoluyla anlatım dili kullanmaktadır. Gerek sergi gerekse her resim için yapılan açıklamalar, izleyicinin yolunu ve ulaşabileceği hedefini ortaya koymaya yardımcı olmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antalya-muzesinde-kayip-eser-sorusturmasi-4-kamera-calismiyor/", "text": "Yorgun Herakles, Herakles Lahdi, Yüzyılın Hazinesi ve Elmalı Sikkeleri gibi paha biçilmez binlerce tarihi eserin bulunduğu Antalya Müzesi'nde kayıp eserler olduğuna ilişkin soruşturma devam ederken, dört güvenlik kamerasının da çalışmadığı ortaya çıktı. Antalya Müze Müdürlüğü ile kamera, hırsız ve yangın alarm sistemlerini içeren güvenlik sistemlerini kuran firma arasında Mevlevihane, Atatürk Evi ve Etnografya müzeleri ile Karain Mağarası'ndaki bazı kameralar ve güvenlik sistemleriyle ilgili cihazların çalışmadığı yönündeki karşılıklı suçlamalar devam ederken, Antalya Müzesi'nde de 4 kameranın çalışmadığı belirlendi. Geçen yıl eylül ayında Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü'nün Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne gönderdiği 'müzede bazı eserlerin kayıp olduğuna dair' yazıyla inceleme talep edildi. Kaçırıldıkları ülkelerden hukuki mücadelelerle uzun yıllar sonra geri getirilen Yorgun Herakles, Herakles Lahdi, Yüzyılın Hazinesi Elmalı Sikkeleri, Noel Baba olarak bilinen Aziz St. Nikholas'un kemikleri gibi paha biçilmez binlerce tarihi eserin bulunduğu Antalya Müzesi'nde kayıp eserler olduğuna ilişkin de soruşturma başlatıldı. Kayıp eserlerle ilgili soruşturma devam ederken, soruşturma sırasında Antalya'daki müzelerde yaşanan ciddi güvenlik sorunlarının bulunduğunun da ortaya çıktığı belirtildi. Antalya Müze Müdürlüğü'nce Atatürk Evi, Karain Mağarası, Aspendos, Perge, Etnografya ve Mevlevihane müzelerinin kamera, hırsız ve yangın alarm sistemlerinde arıza olduğu, kameraların çalışmadığı ve arızaların giderilmediğine dair tutanaklar tutuldu. Firma suçlamaları 'çirkin' olarak değerlendirdi. Müze Müdürlüğü ve firma arasında tartışma sürerken, müze ve ören yerlerinde büyük bir güvenlik açığı oluştuğuna dikkat çekiliyor. Antalya Arkeoloji Müzesi, Mevlevihane Müzesi, Karain Mağarası, Perge Örenyeri, Aspendos Tiyatrosu, Antalya Atatürk Evi ve Müzesi, Etnografya Müzesi'nde 2012'de kurulan kamera güvenlik sistemi, hırsız ve yangın alarm sistemleriyle ilgili tartışmalar devam ediyor. Güvenlik sistemlerini kuran ve 31 Aralık 2020 tarihine kadar da servis hizmeti sözleşmesi yapılan Baumann Güvenlik Sistemleri firması ile tüm bu işlerden sorumlu Antalya Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü arasında bazı kameralar ve güvenlik sistemlerinin çalışmadığıyla ilgili yazışmalarda karşılıklı suçlamalar yer alıyor. Antalya Müze Müdürlüğü'nün firmaya gönderdiği yazılara göre Mevlevihane Müzesi, Etnografya Müzesi, Atatürk Evi Müzesi ve Karain Mağarası'nda bazı kamera ve güvenlik sistemlerine iliklin cihazların çalışmadığı, bildirilmesine rağmen ilgili firma tarafından onarımlarının gerçekleşmediği, sözkonusu müzelerde güvenlik zafiyeti oluştuğu öne sürülüyor. Çok sayıda tutanakta yer alan suçlamalara karşı firmanın yazılı yanıtlarında ise sadece bir kamerada arıza olduğu, bakım-onarım için gidildiğinde içeriye alınmadıkları gibi açıklamalar yer alıyor. Müze Müdürlüğü ve ilgili firma arasındaki yazışmalara göre, Antalya Arkeoloji Müzesi'nde de 4 kameranın çalışmadığı, bir video kartında arıza olduğu bilgileri yer alıyor. Yazışmalara göre diğer arızalar şöyle; Mevlevihane Müzesi'ndeki görüntü kayıt cihazı 15 Nisan 2020'den beri kayıt yapmıyor. Karain Mağarası'ndaki hareketli kameranın arıza için alındığı ancak yerine henüz takılamadığı belirtiliyor. Atatürk Evi'ndeki personel takip programı Müze'ye bilgi aktarmıyor. Etnografya Müzesi'ndeki sisteme yıldırım düştüğü için iki adet video converter yandı, iki kamera çalışmıyor. Firmanın Müze Müdürlüğü'ne gönderdiği son yazıda ise, Ne amaçla olduğu anlaşılamayan sebeple doğrudan temin ihalesinin yapıldığı 21 Aralık 2020 tarihinden sonra firmamız bakım anlaşması olan noktalara sokulmadığı gibi firmamızın karalanması amacıyla 25 Aralık'tan itibaren acil yapılması gereken sıkıntılar ortaya çıkarılmış, firmamız zor durumda bırakılmaya çalışılmıştır. Bu konularla ilgili haklarımızı arayacağımızı bildirir, 31 Aralık tarihi itibarıyla Antalya Müze ve Ören yerlerinde güvenlik açığı oluşmaması için gereğinin yapılması arz ederiz denildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antalyada-heykel-saldirilari-devam-ediyor/", "text": "Antalya Boğaçayı'ndaki el ele tutuşan çocukların simgelendiği heykellerin kol ve bacaklarının kırılmasının ardından bu kez de Akdeniz Kent Park'ındaki heykellerin kafaları ve parmakları kırıldı. Suç duyurusunda bulunan belediye çalışanları, heykellerin onarılacağını açıkladı. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nce 3 yıl önce yapılan Boğaçayı Rekreasyon Alanı'ndaki çocuk oyun alanında, el ele tutuşmuş 7 çocuk heykeline, geçen haftalarda kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce zarar verildi. Büyükşehir Belediyesi'ne ait Akdeniz Kent Park'ta ise benzer görüntüler yaşandı. Parkta bulunan 3 heykelin yüzleri ve parmakları kırılıp parçalandı. Antalya Büyükşehir Belediyesi Baş Danışmanı Cem Oğuz, zarar gören heykelleri yerinde inceleyerek, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ve heykellerin onarılacağını söyledi. Oğuz, Boğaçayı Rekreasyon Alanı içinde yer alan parktaki heykellere yönelik saldırının ardından bu kez Akdeniz Kent Parkı'nda yer alan heykellere zarar verildiğini söyledi. Oğuz, buna benzer davranışların daha önceden yaşandığını hatırlatarak bunu yapanların cezasız kalmayacağını söyledi. Oğuz, Kent mobilyaları kente değer katan objelerdir. Antalya'nın en güzel alanlarından biri olan Akdeniz Kent Parkı'ndaki 3 heykele zarar verildi. Heykellerin özellikle yüz kısımlarına ve vücut uzuvlarına zarar verilmiş. Emniyet çerçevesinde de araştırmalar devam ediyor. Bunları yapanların en kısa sürede yakalanması hepimizin dileği. Çünkü bu tür davranışlar başta kentimiz olmak üzere ülkemize ve turizme zarar veriyor dedi. Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtım Dairesi Başkanlığı Müzeler Şube Müdürlüğü, heykellerin onarımı için harekete geçti. Kırılan heykellerin heykeltıraşları ile irtibata geçilerek en kısa sürede heykellerin onarılacağı duyuruldu. Sabah erken saatlerde parkta yürüyüşe çıkan kent sakini Teoman Şanal (60), Akdeniz Kent Park'a yakın oturduğunu ve sık sık bu alanda yürüyüş yaptığını anlattı. 2013 yılında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın zamanında açıldığını aktaran Şanal, yurt içi ve yurt dışından 13 heykeltıraş getirildiğini ve heykellerin parkın çeşitli yerlerine yerleştirildiğini söyledi. Şanal, Her gün parkın içinden geçip heykellerle sohbet ederim. Evvelsi gün bu heykelleri kırılmış gördüm. Çok üzüldüm. Bunu heykele yapılan saldırı olarak görmemek lazım. Onun hemen ilerisindeki kadın heykelinin de yüzünü parçalamışlar, 3 ay önce de başka heykelin suratını ikiye bölmüşler. Parkın batı girişindeki heykellerin parmakları kırılmış. Planlı saldırmışlar dedi. Saldırının heykellere veya sanata karşı yapıldığını vurgulayan Şanal, Müzik, resim, heykel gibi sanatın her türü insanlığın ve insanın gelişmesine paralel olarak yerini almıştır. Bunu yapan kişi insan olamaz. İnsanlığı geriye götürmeye çalışan bir zihniyetin ürünü. Üzücü olmanın yanı sıra, endişe verici bir şey. Burada insanlar geziyor. Hiç kimseye zararı olmayan, hiçbir aykırı durumu olmayan heykelin kafasını koparan zihniyet bizlere neler yapabilir. Toplumun endişe duyması gereken husus bence bu. Acı verici bir olay. Düşünün kadına şiddet, insanlar arası saygısızlık artmaya başladı. Bunu toplumda bazı insanların yozlaşması, bozulması olarak görüyorum diye konuştu. Kıymet Demirtaş (73) da, koronavirüs nedeniyle doğayla iç içe olmak için Akdeniz Kent Park'ta her gün yürüyüşe çıktığını belirterek, Yürüyüşe çıktığımızda heykellere bakarız. Hiç böyle bir şey görmemiştik. Muhtemelen gece saatlerinde olmuş. Bir çekememezlik, fesatlık mı var, yapılana karşı mı bilemiyorum. Biri yapıyor öteki gelip yıkıyor. Ne amacı olabilir ki, insan heykelleri kırar mı? Biz bu eseri görmekten gurur duyuyoruz. Burası çok güzel bir park. Belediye ekiplerimiz buraya çok iyi bakıyor muhtemelen art niyetli biri heykellere zarar verdi dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antalyada-kultur-yolu-festivali-ziyaretcilerini-agirliyor/", "text": "Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin son durağı Antalya'da, Gate of Eternity/Sonsuzluk Kapıları, Konar Göçer, Uzak Yakın Vol 2 Antalya ve Rönesans Rüyaları sergileri ziyaretçilerini ağırlıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin son durağı Antalya'da konserlerden sergilere, konferanslardan opera ve bale gösterilerine kadar birçok etkinlik gerçekleştiriliyor. Hakan Yılmaz ve Seyd Ahmet'in dünyanın farklı yerlerinde ve dönemlerinde üretilmiş çini örneklerinin kolajlanmasıyla hazırladıkları Gate of Eternity/Sonsuzluk Kapıları isimli NFT sergisi, festival kapsamında Side Antik Tiyatro'da sergileniyor. Cumhuriyet'in 100. yılı kutlamaları dolayısıyla geçen hafta New York The Metropolitan Museum of Art'da sergilenen, iki sanatçının NFT sergisi, kökleri Mezopotamya'ya uzanan, Osmanlı tezhiplerinde ve çinilerinde görülen, sonsuzu hedef alan, sınırlandırılmamış kompozisyon anlayışını teknolojiyle buluşturuyor. Hakan Yılmaz ve Seyd Ahmet'in, bu koleksiyon için devlet müzesinden özel izinle kronolojik şekilde benzersiz çini motiflerinin fotoğraflarını alarak, onları 4K olarak filmleştirildiği belirtildi. 50 eşsiz parçadan oluşan koleksiyon içinde çeşitli algoritmalarla kolajlanan bu çalışmalar, geleneksel sanatların zamansızlığını sanal dünyada gözler önüne sererek blockchain üzerinde saklanarak korunuyor. Festivalin ilk gününde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un açılışını gerçekleştirdiği Antalya Nekropol Müzesi'nde Çoban Ressam olarak anılan Sinan Demir'in çobanlığa sürrealist bir bakış açısıyla yaklaştığı Konar Göçer isimli sergi ziyaretçilerle buluşuyor. Sanatçının sürüsüyle yaşadığı zamanları anlattığı sergi, festival boyunca 10.00-21.00 saatlerinde meraklılarını bekliyor. Çağdaş sanat dijital platformu Kolekta'nın Uzak Yakın Sergiler projesi, çağdaş sanat alanında üretim yapan sanatçıların erişilebilirliğini ve etkileşimini güçlendirmek için İstanbul dışına taşan yeni bir sanat platformu olarak sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Festival kapsamında ikincisi gerçekleşen Uzak Yakın Vol 2 Antalya, 20 Kasım'a kadar Antalya Kaleiçi'ndeki Belmondo Evi'nde sanatseverleri ağırlayacak. Sergide, resimden fotoğrafa, heykelden dijitale farklı disiplinlerde üretim yapan 30 sanatçının eseri yer alıyor. Festivallerin ilk gününden itibaren büyük ilgi gören ve son olarak Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nde dijital sanat dalında ödül alan Refik Anadol'un Rönesans Rüyaları dijital veri heykeli, Antalya'da Suna & İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi'nde sanatseverlerle buluştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antalyadan-goturulen-tarihi-eserlerin-iadesi-icin-mucadele-suruyor/", "text": "Antalya bölgesindeki antik kentlerden alınarak 19. yüzyıl öncesinde yurt dışına çıkartılan Anadolu kültür varlıklarının ana vatanına dönmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın verdiği mücadeleye, sivil toplum kuruluşları da destek veriyor. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Antalya'daki antik kentlerden kaçırılan ve dünyanın önemli müzelerinde sergilenen eserlerin ait olduğu topraklara getirilmesi için yürütülen mücadele devam ediyor. Antalya bölgesindeki antik kentlerdeki asırlar öncesine ışık tutan heykel, anıt ve lahit gibi tarihi eserlerin bazıları 19. yüzyıl öncesinde değişik yollarla yurt dışına çıkartıldı. Dünyanın önde gelen müzelerinde sergilenen bu Anadolu kültür varlıklarının ana vatanına dönmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığının verdiği mücadeleye, Antalya'daki sivil toplum kuruluşları da kamuoyu oluşturarak destek vermeye çalışıyor. Düzenlediği Eserler Evinde Güzel kampanyasıyla bölgeden kaçırılan 8 önemli eserin iadesini amaçlayan Antalya Tanıtım Vakfı, girişimlerini sürdürüyor. Vakfın başkanı Yeliz Gül Ege, change. org üzerinden başlattıkları imza kampanyasının süreli bir kampanya olmadığını söyledi. Antalya'dan kaçırılan eserlerin iadesi için düzenledikleri kampanyada toplanacak imzaların UNESCO'ya başvurularında ciddi anlamda destek olacağını belirten Ege, Şu anda 18 bin civarında imza toplandı. Çok büyük hedeflerle yola çıktık. Kültür ve Turizm Bakanlığının yürüttüğü çalışmalar diplomatik ve prosedürlere uygun şekilde gizli gerçekleştiriliyor. Yaptığımız kampanya, Bakanlığımızın ve diğer benzer çalışmalara sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatifin katkısı bakımından çok değerli. diye konuştu. Ege, özellikle bu gibi konularda sosyal medyada yürütülen kampanyaların kamuoyu oluşturma adına etkili olduğunu dile getirdi. Eserler Evinde Güzel kampanyasıyla Ksanthos Antik Kenti'nden götürülen Nereidler Anıtı, Harpy Anıtı, Payava Lahdi, Ksanthos F, G, H Anıtı, Trysa Antik Kenti'nden alınan Trysa Heroonu, Myra Antik Kenti'nden götürülen Myra Kaya Mezarları'ndan bir çocuk kabartması, Perge Antik Kenti'nden alınan Thyke Heykeli ve Demre Sion Kilisesi'nden çıkarılan Sion Definesi ya da Korydalla Hazinesi tarihi eserlerinin ait olduğu topraklara getirilmesi isteniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antik-cisterna-sergi-salonunda-uluslararasi-karma-sergi/", "text": "Antik Hotel İstanbul, 2. Sanat ve Tarih Buluşması kapsamında uluslararası karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, 19 Şubat-2 Mart 2022 tarihleri arasında ziyaret edilebilir. Antik Hotel İstanbul bünyesinde yer alan -2 ve -3. katlarındaki 1500 yıllık Geç Roma Erken Bizans Dönemi'ne ait tarihi sarnıcın dokusu korunarak günümüze ulaştırılan Antik Cisterna Sergi Salonu, 20. yılını kutlarken çok farklı sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Mekan, 19 Şubat-2 Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 2. Sanat ve Tarih Buluşması adlı sergi ile sanatın ışığında geleceğe bir köprü kuruyor. Bize emanet olan tarihle birlikte farklı sanat akımları ve disiplinlerden özgün eserleri, dünyanın her yerinden Tarihi Yarımada'ya gelen misafirlerimizle buluşturmaya devam ediyoruz diyen Antik Hotel Sanat Danışmanı Murat Küçükkayalı, Türkiye'nin farklı şehirlerinden ve yurt dışından sergiye katılan sanatçıları şöyle sıraladı: İlke Alkan, Sabahat Bayar, Ayşen Bayer, Aysel Erken, Ayten Erken, Nurlana Haciyeva, Fatma Helen Kızıloluk, Tetiana Müsevitoğlu, Rozay Nemedowa, Burak Özkan, Seçil Kartopu ve Ayla Yeşilmen."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antik-harran-oren-yerindeki-eserlerin-muzeye-hassas-yolculugu/", "text": "Şanlıurfa'nın UNESCO adayı tarihi Harran ilçesindeki kazılarda bulunan eserler, 6 titiz aşamadan geçtikten sonra müzede sergileniyor. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde bulunan, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden 7 asırlık Harran Ören Yeri'ndeki kazı alanında bulunan binlerce eser, 6 aşamadan geçirilerek müzelerde teşhire sunuluyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türk Tarihi Kurumu finansmanı ve yerel yönetimlerin de desteğiyle tarihi Ören yerindeki kazılar, çeşitli aralıklarla 70 yılı aşkın sürüyor. Antik kentteki kazı alanında bulunan eserler, envanterlik ve etütlük diye ikiye ayrılıyor. Bu eserlerden envanterlik olanlar müzede sergileninceye kadar 6 titiz aşamadan geçiriyor. Harran Üniversitesi Arkeoloji Bölümü ve Harran Ören Yeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, arazide süren çalışma kadar kazı evinde de çok yoğun bir sürecin devam ettiğini, hassas olan cam, kemik ve metal haricindeki eserlerin, öncelikle saf suyla iyi bir yıkamadan geçip kurutulduğunu belirtti. Buluntu numarası verilen eserlerin tek tek çizimi ve fotoğraflanmasının yapıldığını aktaran Önal, kategorilere ayrılan eserlerin dosyalanıp veri tabanına aktarıldığını ve eserlere, bilgisayar ortamında yüzlerce yıl sonra bile kolayca ulaşılmasına imkan sağlandığını vurguladı. Bilgisayara aktarılan eserlerin daha sonra tutanakla müzeye teslim edildiğini ifade eden Önal, bir eserin müzeye teslim edilene, vitrine çıkıncaya kadar 6 titiz ve zorlu aşamadan geçtiğine dikkati çekti. Prof. Dr. Önal, Harran'daki kazı çalışmalarında şu ana kadar seramik, cam ve madeni eserler, sikkeler, mimari parçalar, figürler, heykeller, kemik ve fildişi eserler ve depolama küplerinden oluşan 10 binin üzerinde tarihi eserin gün yüzüne çıkarıldığını belirtti. Eserlerin, bulunduktan sonra da hassas bir süreçten geçtikten sonra müzeye teslim edildiğini vurgulayan Önal, Her yıl binlerce eser gün ışığına çıkarılıyor. Alandaki ekibimiz tarafından bulunan eserler, kazı evimizdeki titiz ve hassas çalışmaların ardından müze müdürlüğümüze envanterlik ve etütlük eser olarak teslim ediliyor. Eserlerin öne çıkanları da müzemizin teşhir salonunda kamuya açık halde ziyaret edilip görülebiliyor. dedi. Harran Kazı evinde görevli arkeolog Rahime Selim de yaklaşık 7 yıldır kazılarda çalıştığını söyledi. Hem arazide hem kazı evinde çok titiz çalışma yaptıklarını anlatan Selim, En çok, eserin araziden çıktıktan sonra korunmasına dikkat ediyoruz. Her eser kendine özgü tekniklerle temizlenebiliyor. Her eseri, türüne göre farklı arkadaşlarımız temizliyor. diye konuştu. Kazı evi arkeologlarından Jiyan Çalık ise eserlerin müzeye ulaşmasının arkasında büyük bir emek ve çabanın yattığına dikkati çekerek bulunan çok önemli eserin ise kazı başkanı, ekibi ve müze temsilcisinin gözetiminde müzeye teslim edildiğini sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/antik-yunanda-estetik-anlayisi/", "text": "Sanat, düşünceleri duyguları uyumlar, bağlantılar ve oranlar ile ifade edebilme yaratıcılığıdır. Sanat kelimesini sınırlı anlamı ile ifade edersek, genellikle plastik ya da görsel denilen sanatlara bağlamak mümkündür. Tüm sanatların ortak özellikleri bulunmaktadır. Sanat, insan elinde biçimlenen, duygu ve düşünceler ile şekil alan, güzellik ögesi taşımakta ve dolayısıyla bir anlaşma aracı olmaktadır. Sanatı konu alan birimlerin sayısı oldukça fazladır ve bu durum sanatın barındırdığı sayısız kavramların zenginliğine bağlı olmaktadır. Bu alanlar arasında önemli yer tutan sanat felsefesi veya estetik olarak bilinen alandır. Estetik dediğimiz alan, sanat denemeleri, uygulamaları, araştırmalarının üzerinde yer alan duygu ve düşünce planını kuramsal şekilde incelemektedir. İnsanın estetik yargıları çeşitli faktörlerin etkisi altında şekillenmektedir. İnsandaki hoşlanma duygusunun özellikle sanat eserleri üzerindeki yoğunlaşma tarzı estetik alanın incelemeleri arasındadır. Estetik kelimesi Yunanca Aistheticos, algı duyu, duyum gibi anlamlar içermektedir. Estetik kelimesini ilk kez belirli bir bilim dalını belirtmek için Alman felsefeci A. Baumgarten (1714- 1762) kullanmıştır. Duyum ve algı yoluyla insanın güzel olanı kavraması Antik Çağ'dan beri felsefecilerin ilgi konusu olmuştur. Estetik, felsefeden ayrılan bir disiplin olup, diğer adı sanat felsefesidir. Yunan felsefesi, estetik, etik politika ve tragedya problemleri ile birlikte tartışılmıştır. Eflatun (M. Ö 427-348), yaşadığı çevresinde sanat eserleri ile ilgilenmiştir. Onların yaşadığı yıllarda dönemlerde başlıca Yunan tapınakları ve ünlü heykeltraşların yapıtları ayaktaydı. Eflatun, çeşitli eserlerinde güzelliğin iyilik, fayda gibi kavramlarla olan ilişkilerini incelenmiştir. Onun öğrencisi olan Aristo (M. Ö 384-322), güzelliğin kurallarını bu dünyada maddi yapıda aramış, güzelliği sanat nesneleri üzerinde incelenmiştir. Bu özellikler, simetri ve sınırlılıktır. Tabii ki bu yaklaşım oldukça matematiksel olup, burada güzel olan şey, parça-bütün ilişkilerinin özelliğine bağlı olarak düşünülmektedir. Yunan estetiğinde güzellik, var olan şeyin sıfatı olmakta, varlığın iç iç düzeni veya çeşitli varlıkların birbirleri ile olan uyumlu birlikteliği güzelliği vermektedir. Plotinos (MS 205- 270) adlı Romalı felsefeci ise güzelliği metafizik ve psikolojik yönleri ile ele almıştır. Her varlık biçim ve maddeden oluşmaktadır. Plotinos'a göre güzel kavramı uyumda parlayan şeydir. Madde ise ruhun biçimidir, biçimle birleşmiş olan madde güzeldir. Bir taş parçası ile heykelin ayrıcalığı da burada yatmaktadır. Eski Yunan felsefecilerin, nesnelerin içerdiği güzelliğin duyumla elde edilen basit bilgilerin üzerinde olduğunu, sanattaki güzelliğe yaklaşımın metafizik olduğunu hissetmişlerdir. Bu estetik anlayış Yunan dünyası ile birlikte kaybolmamış, etkisini Rönesans'a kadar sürdürmüştür. Roma çağında estetiği kendi başına konu alan çalışmalar olmamış, Yunan estetiğine dönüşler kimi zaman görülmüştür. Roma döneminde uygulamalı sanatlar ile teknoloji ön plana çıkmıştır. Ortaçağ Avrupa'sında sanatın ele alındığı konu önem kazanmıştır. Aurelius Augustinus (354-430), isimli düşünür antik felsefenin izlerini taşırken aynı zamanda Hristiyan estetiğinin etkilerini de göstermiştir. Augustinus'a göre uyum ve birlik önemlidir. Uyum ve orantı birliği göstermektedir. Görülen nesneler birliğe yönelmekte, güzel olmakta, güzelliğin ölçüsü de birliğin gerçekleştirilmesi derecesine bağlıdır. Düzeni bir bütün olarak birbirine bağlayan sayılar, düzeni ve güzelliği oluştururlar. Skolastik felsefenin temsilcisi Aquinolu Thomaso (1224-1274), Yunan estetiğinin kuramsal sonuçlarını, görüntü, biçim gibi kavramları tartışmıştır. Estetik konusuna mistik etki altında yaklaşmıştır. 13. yüzyıl, Gotik katedrallerin yükseldiği, edebiyat ve resim sanatının geliştiği bir dönemdir. O'na göre, güzelliği oluşturan düzendir. Sanatta ve doğada birlik parlamazsa, kısımlar birbirine uygun ve bağlı değilse, güzellik olmamaktadır. Güzellik kavramı, eski Yunan'da doğmuş ve felsefenin de kaynağı olmuştur. Bu felsefe, antropomorfik bir felsefe olup, insani değerleri yükseltmekte ve tanrıları insanlar olarak görmüştür. Sanat, din ile doğanın en yüksek değeri olan insan yüceltilmiştir. Klasik sanatta Melos afroditi örneğindeki gibi insanların ideal ve mükemmel örnekleri, mükemmel ölçülü ve biçimli, saf, asil halleriyle güzelliği temsil etmişlerdir. Bu güzellik anlayışı Roma'ya geçmiştir. Rönesans'ta yeniden canlandırılmıştır. Sanattaki biçim öğelerinin insandaki karşılığı güzellik duygusudur. Yunan felsefesinin çok erken dönemlerinden biri insanlar, sanatta bir geometri kanunu oluşturmaya çalışmışlardır. Çünkü, güzellik ahenk olduğuna göre, ahenk de orantıların gözetildiği ve bu orantıları değişmez olduğu noktasını ifade etmektedir. Altın Oran olarak bilinen geometrik orantı yüzyıllar boyunca sanatın sırlarını açıklamıştır. Altın Oran sadece sanatta değil, doğadaki her şeye uygulanmış, kimi zaman da dini bir saygınlık kazanmıştır. Uyum ve güzellik, Antik Yunan estetiğinde birbirinden ayrılmayan kavramlar olmuştur. Ortaçağ'da yüce kategorisi ön plana çıkarak önem kazanmıştır, güzel duygusunu ikinci plana atmıştır. Ortaçağ'da güzellik anlayışı insan vücudunun biçimlerini gizleyen papaz kıyafetlerinde kendisini göstermiştir. Bu şekilde insan vücudunun güzelliğinin yaşamın hazzı ile gösterilmemesi sadece tanrısalda ve öteki dünyada güzelin incelenmesi gerektiği düşüncesi önem kazanmıştır. Rönesans'ın ünlü hümanistleri, bu dinsel-güzel görüşlere ve insanın aşağılaştırılmasına tepki göstermişlerdir. Bu dönem estetiğinde dünyevi gerçek güzellik ortaya konulmuş, insan, manevi nitelikleri ve fiziksel etkinlikler ile sanatta güzelliğin ölçütü ve ideali olarak görülmüştür. Klasisizm estetiği ise güzel kavramına kutsal görüşler getirmiştir. - Ziss, A., Estetik, Çev., Yakub Sahan, Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2016 - Read, H., Sanatın Anlamı, Çev. Nusin Asgari, Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2014 - Mülayim, S., Sanata Giriş, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul, 2008"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ara-guler-arsivinden-edebiyatci-portreleri-sergisi-bir-avuc-guzel-insan/", "text": "Ara Güler arşivinden edebiyatçı portreleri sergisi 18 Kasım'da Ara Güler Müzesi'nde ziyarete açılıyor. 'Bir Avuç Güzel İnsan' sergisi Türkiye ve dünyanın önde gelen edebi figürlerine yer veriyor. Ara Güler, yaşamının çeşitli dönemlerinde Onlar benim için yalnızca fotoğrafı çekilen kişiler değil, dünyamı kuran insanlardır dediği edebiyatçılarla tanışmaya, portrelerini çekmeye, onlarla buluşup edebiyat sohbetleri yapmaya başlar. Zaman içinde bu insanların yalnız fotoğraflarını çekmekle kalmaz, aynı zamanda onlarla dost da olur. Sabahattin Eyüboğlu'nun Bronz Apartmanı'ndaki dairesinde, Fikret Adil'in evinde, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Narmanlı Han'daki atölyesinde, Yeditepe dergisinin Cağaloğlu'ndaki idarehanesinde, Samim Kocagöz'ün İzmir'deki evinde dostlarıyla bir araya gelerek bu buluşmaları ölümsüzleştirir. Yakaladığı bu özel anlarla Ara Güler, yıllar içinde edebiyatın ve edebiyatçıların kaydedicisi olur. Ara Güler, gittiği ülkelerde de edebiyatçıların kapısını çalar ve onların portrelerini çeker; James Baldwin, Arthur Miller, Antonio Tabucchi, John Updike, Philip Roth, Alberto Manguel ve daha nicelerini kurdukları dünyanın içinde izleyiciye gösterir. Tennessee Williams'la, William Saroyan'la buluşur, onların gezilerine eşlik eder ve çektiği portrelerle geriye unutulmaz anılar bırakır. Sergide Nazım Hikmet'in bugüne dek sergilenmemiş portreleri, karanlık oda baskılar, Ara Güler'in edebiyatçı dostlarıyla yıllar içindeki mektuplaşmaları gibi pek çok belge ile onlardan gelen ve evinin duvarlarını süsleyen sanat eserleri de yer alıyor. Sergideki eserler Fazıl Say'ın müziğiyle de zenginleşiyor. Sanatçının Nazım Hikmet Oratoryosu ve Yaşar Kemal eserlerinin yanı sıra; Can Yücel ve Cemal Süreya'nın şiirlerini bestelediği eserlerden oluşan müzik seçkisi QR kodlar üzerinden sergideki ziyaretçilerle buluşturuluyor. Türkiye'de kültür ve sanata önemli katkılar sağlayan Doğuş Grubu'nun, Ara Güler ile iş birliği sonucu hayata geçirdiği Ara Güler Müzesi'nin yeni sergisi 'Bir Avuç Güzel İnsan' pazartesi günleri hariç salı-cumartesi 10.00-18.00, pazar 12.00-18.00 saatlerinde Bomontiada'da ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ara-guler-arsivinden-renkli-anadolu-sergisi-ziyarete-acildi/", "text": "Ara Güler Müzesi'nin yeni sergisi Renkli Anadolu Yapı Kredi bomontiada'da kapılarını ziyaretçilerine açtı. Sergi Ara Güler'in 1957-2003 arasında Anadolu'ya yaptığı gezilerde çektiği renkli fotoğraflardan oluşuyor. Sokakların, yapıların ve insanların Ara Güler'in kadrajından yeniden hayat bulduğu sergide, bazıları ilk defa görülecek 89 fotoğraf yer alıyor. Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç, sergiye ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ara Güler'in siyah beyaz fotoğraflarıyla tanındığına dikkati çekti. Güler'in siyah beyaz İstanbul fotoğraflarının herkesin çok iyi bildiği fotoğraflar olduğunu belirten Saraç, Kendisi hem Türkiye'de hem uluslararası alanda bunlarla çok tanınıyor fakat arşivi bundan ibaret değil. Ara Güler'in çok geniş bir arşivi var. Yaklaşık 350 bin kareden bahsediyoruz. Bunların arasında tabii ki renkli filmle çekilmiş kareler de var. dedi. Ara Güler'in yenilikleri takip eden bir fotoğrafçı olduğuna işaret eden Saraç, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi'nin hazırladığı sergide sadece renkli fotoğrafların bulunduğunu söyledi. Sergi, 7 Nisan 2024'e kadar pazartesi günleri hariç salı-cumartesi 10.00-18.00, pazar 12.00-18.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Ara Güler Müzesi Yayınları tarafından sergi ile eş zamanlı hazırlanan ve aynı ismi taşıyan Renkli Anadolu' kitabı, Yapı Kredi bomontiada ve Galataport İstanbul'daki Ara Güler Müzesi dükkanlarından temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ara-guler-fotograflari-istanbulda/", "text": "Ara Güler Müzesi, Ara Güler'in fotoğraflarını uluslararası sergi ve iş birlikleri ile daha geniş kitlelere ulaştırmaya devam ediyor. Bulgaristan'da gerçekleştirilen International Meetings of Photography festivali kapsamında açılan sergi, festivalin ana etkinliği olarak yer alıyor. Türkiye'de kültür ve sanat alanında uzun soluklu çok sayıda sosyal sorumluluk platformu ve projesinin destekçisi olan Doğuş Grubu'nun, Ara Güler ile iş birliği sonucu 2016 yılında hayata geçirdiği Ara Güler Müzesi'nin yeni sergisi, Filibe'deki Kapana Gallery'de ziyaretçileriyle buluşuyor. Ara Güler'in onur sanatçısı olduğu ve 1983 yılından bu yana düzenlenen International Meetings of Photography festivali programında, Ara Güler'in eserlerinin yanı sıra Jacob Aue Sobol, Reiner Riedler, Mate Bartha, Marco Rigamonti, Roumen Koynov, Nikola Mihov ve Kostadin Chernev gibi uluslararası fotoğrafçıların da eserleri yer alıyor. Ara Güler'in ağırlıklı olarak 1950 ve 1960'lı yıllarda çektiği, en bilinen fotoğrafları arasında yer alan 52 adet siyah-beyaz fotoğrafının görülebileceği sergi 13-31 Ekim 2023 tarihleri arasında ziyarete açık olacak. Ara Güler Müzesi, Türkiye'de foto muhabirliği ve fotoğraf sanatının öncülerinden Ara Güler ile Doğuş Grubu iş birliği sonucu kurulmuştur. Müze Ara Güler'in 90. yaş günü olan 16 Ağustos 2018 tarihinde kendisinin de katılımıyla bomontiada'da açılmıştır. Ara Güler Müzesi, Ara Güler'in çok yönlü sanatçı kimliğini, ilham veren yaşamını ve değerli arşivini geniş kitlelerle buluşturmayı amaçlamaktadır. Yurtiçi ve yurtdışı sergiler, yayınlar, etkinlikler ve iş birlikleri ile fotoğraf sanatının görsel, duygusal ve sosyal etkisini öne çıkartmayı ve yaygınlaştırmayı hedeflemektedir. Ara Güler'in yaşamı boyunca arşivini muhafaza ettiği Beyoğlu, Galatasaray'da bulunan Güler Apartmanı'nın kalıcı müze adresi haline getirilmesi planlanmaktadır. 2016 yılında Ara Güler ve Doğuş Grubu arasında gerçekleşen anlaşma ile hayata geçen Ara Güler Doğuş Sanat ve Müzecilik A. Ş. çatısı altında yer alan AGAVAM, Türkiye'nin en önemli fotoğraf arşivlerinden biri olan Ara Güler arşivinin bütün olarak korunması ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak üzere çalışıyor. 2018 yılında Ara Güler'in 90'ıncı doğum gününde İstanbul Yapı Kredi bomontiada'da açılan Ara Güler Müzesi ise, duayen fotoğraf sanatçısının eserlerinin daha geniş kitlelere ulaşması için çalışmalar gerçekleştiriyor. Profesyonel düzeyde yönetilen ve kar amacı gütmeyen iki sanat kurumu, birbirini operasyonel ve içerik anlamında da besleyecek şekilde faaliyet gösteriyor. Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç liderliğinde çalışmalarını sürdüren arşiv ekibi, Ara Güler'in yüzbinlerce eserinin tasnif, envanter, koruma, sayısallaştırma ve indeksleme işlemlerini yürütüyor. Arşiv koleksiyonlarının önümüzdeki dönemde bir portal üzerinden fotoğraf meraklıları ve araştırmacılara açık hale getirilmesi hedefleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ara-guler-muzesinde-ayni-ruyanin-icinde-sergisi-devam-ediyor/", "text": "Doğuş Grubu ve Ara Güler iş birliği ile hayata geçirilen Ara Güler Müzesi'nin Ahmet Hamdi Tanpınar'ın metinlerinin Ara Güler'in İstanbul fotoğraflarına eşlik ettiği Aynı Rüyanın İçinde sergisi ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Ara Güler'in çok yönlü sanatçı kimliğini ve ilham veren yaşamını gelecek nesillere aktarmak amacıyla kurulan Ara Güler Müzesi'nin Aynı Rüyanın İçinde sergisi, bir tarihin entelektüel hafızası Ahmet Hamdi Tanpınar ile bu tarihin görsel kayıt ustası Ara Güler'i İstanbul'un hikayesinde bir araya getiriyor. Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği Aynı Rüyanın İçinde sergisinde sanatseverler müzenin 2 galerisine yayılan bir İstanbul hikayesini izleyebiliyorlar. 28 Şubat 2021'e kadar ziyaret edilebilecek yeni sergide, bir tarihin entelektüel hafızası Ahmet Hamdi Tanpınar'ın metinleriyle, bir tarihin görsel kayıt ustası Ara Güler'in fotoğrafları buluşuyor. Dergah yayınlarıyla birlikte hazırlanan Aynı Rüyanın İçinde kitabı da sergiyle eş zamanlı olarak sanatseverlerle buluştu. Sanat tutkunları yeni sergi ve kitapla birlikte gerçek ve kurgunun iç içe geçtiği bir İstanbul hikayesine şahitlik edebiliyor. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ara Güler'in, kendilerini kaybolmuş güzellikleri estetize etmeye adamış nostalji tutkunu bu iki flanörün, İstanbul rüyası, gelecekte onları okuyan ve izleyenlerin belleğinde, değişenin değişmeyenle birlikteliği olarak devam edecek. Müze'de ayrıca bir biyografi duvarı, Ara Güler'in karanlık odasının orijinal objeleriyle canlandırılması ve kontakt baskılarından örnekler de görülebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ara-guler-sergisi-online-erisime-acildi/", "text": "Ara Güler Müzesi tarafından Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi işbirliğinde düzenlenen, Ara Güler'in İzmir ve çevresine ait daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarından meydana gelen Ara Güler Merhaba İzmir! sergisi, koronavirüs sürecinden dolayı online erişime açıldı. Sergide, sanatçının kadrajından Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, Oğuz Atay gibi Türk edebiyatının önemli şair ve yazarlarına ait 100 adet portrenin yanı sıra Yeryüzünde Yedi İz serisinden Bertrand Russel, Tennessee Williams, Louis Aragon, William Saroyan, Marc Chagall, Salvador Dali ve Pablo Picasso'nun portreleri de sergileniyor. Sergi, Ara Güler'in ilk kez gün yüzüne çıkan İzmir fotoğraflarının yanı sıra gençlik yıllarında yaptığı edebi çalışmalar, doğup büyüdüğü ve yaşamı boyunca belgelediği ikonik İstanbul fotoğrafları ile ulusal ve uluslararası kültür sanat dünyasından önemli isimlerin portreleri olmak üzere 711 eserden oluşuyor. Sanatçının dünya kamuoyuna tanıttığı Aphrodisias Antik Kenti, Nemrut ve Nuh'un Gemisi konulu fotoğrafları da sergide yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ara-guler-universal-sanal-sergi-16-aralikta-acilacak/", "text": "Usta fotoğrafçının 60 yıllık seyahatleri, yoğun çalışmaları ve fotoğrafçılığa adanmış yaşamı boyunca elde ettiği başarılar sanal sergide yer alacak. Usta fotoğrafçı Ara Güler'in 60 yıllık seyahatleri, yoğun çalışmaları ve fotoğrafçılığa adanmış yaşamı boyunca elde ettiği başarılar sanal sergiyle sanatseverlere sunulacak. Vallette Gallery çatısı altında bulunan Visioncy tarafından yapılan açıklamaya göre, Ara Güler Universal Sanal Sergisi, 16 Aralık'ta açılacak. Sergide çoğunluğu küçük ve orta boy, en ikonik fotoğraflardan birkaçı da büyük formatta olmak üzere 180 fotoğraftan oluşan bir seçki sunulacak. Sanal sergide Ara Güler'in Pablo Picasso ve Sofia Loren gibi ünlülerle deneyimlerini anlattığı özel bir röportaja da yer verilecek. Ara Güler'in 60 yıllık benzersiz kariyerini kutlamak için özenle derlenmiş 2 seri limitli edisyon koleksiyoner kutusu, 16 Aralık'tan itibaren hatıra veya yılbaşı hediyesi olarak siparişle satın alınabilecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen Visioncy Direktörü ve Küratör Patrice Vallette, Bir sergi fikrini ilk kez 2016'da değerli dostum Ara ile birlikte ortaya atmıştık. Sonrasında geçen yıl Tahran'da geniş katılımlı bir sergi düzenledik ve benzer turları çeşitli Avrupa ve Asya kentlerinde gerçekleştirmeyi amaçladık. ifadesini kullandı. Ara Güler Universal Sanal Sergisi, 17 Şubat 2021'e kadar izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ara-gulerin-istanbul-fotograflari-16-agustosta-galata-kulesinde-sergilenecek/", "text": "Türkiye'de fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcisi Ara Güler'in siyah beyaz İstanbul fotoğraflarından oluşan bir seçki, yarın Galata Kulesi'nde sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezinin iş birliğinde düzenlenecek sergide, Ara Güler'in açıklamalarıyla birlikte, 75 siyah beyaz fotoğraf sergilenecek. Güler'in 93. yaş günü olan 16 Ağustos'ta ziyarete açılacak olan Ara Güler Fotoğraf Sergisi, ekim ayı sonuna kadar Galata Kulesi'nin 3. katında yer alan galeride ziyaret edilebilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2020 yılında restore edilen Galata Kulesi, sonradan eklenen betonarme eklentiler ve kafeterya kaldırılarak, müze işleviyle yeniden ziyarete açıldı. Roma, Doğu Roma ve Osmanlı gibi üç evrensel uygarlığa başkentlik yapan Galata Kulesi'nde günümüzden 8 bin 500 yıl geriye uzanan bir tarihe sahip olan ve İstanbul'un bu dönemlerini simgeleyen eser örneklerine de yer veriliyor. Haliç girişini kapatan zincirin bir parçasının da görülebildiği kule, 2013 yılında Akdeniz ve Karadeniz'deki Ceneviz Kuleleri ile birlikte UNESCO'nun Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alındı. Giriş kapısının üzerinde, 1832 yılında Sultan 2. Mahmut tarafından yaptırılan tadilatı konu alan şair Pertev'e ait 16 mısralık kitabenin bulunduğu Galata Kulesi, Türk sanatının her alanına konu olmuş, sinema, fotoğraf, resim ve birçok öykü ve şiirde yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı kulenin müze düzenlemesinde geçici sergilere de önem veriyor. Galata Kulesi, restorasyon sonrası bugüne kadar 9 sergiye ev sahipliği yaptı. Bu sergiler arasında Az Bilinen Fotoğraflarıyla Milli Mücadele, Gravürlerle İstanbul ve Mehmet Akif ve İstiklal Marşı sergileri yer alıyor. 16 Ağustos 1928'de İstanbul'da doğdu. Lisedeyken film stüdyolarında sinemacılığın her dalında çalışırken Muhsin Ertuğrul'un Tiyatro Kurslarına devam etti; çünkü yönetmen veya oyun yazarı olmak istiyordu. 1950'de Yeni İstanbul Gazetesi'nde gazeteciliğe başlarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne devam etti. 1958'de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto-muhabirliği görevlerini üstlendi. 1954'de Hayat Dergisi'nde fotoğraf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı. 1953'de Henri Cartier Bresson ile tanışarak Paris Magnum Ajansı'na katıldı ve İngiltere'de yayımlanan Photography Annual Antalojisi onu dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Aynı yıl ASMP'ye tek Türk üye olarak kabul edildi. 1962'de Almanya'da çok az fotoğrafçıya verilen Master of Leica ünvanını kazandı. İsviçre'de çıkan Camera dergisinde kendisine özel bir sayı ayırdı. 1964'de Mariana Noris'in ABD'de basılan Young Turkey adlı yapıtında fotoğrafları kullanıldı.1967'de Japonya'da çıkan Photography of the World antolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotoğrafı yayınlandı. 1967'de Kanada'da açılan İnsanların Dünyasına Bakışlar sergisinde, 1968'de New York Modern Sanatlar Galerisi'nde düzenlenen Renkli Fotoğrafğın On Ustası adlı sergide; aynı yıl Almanya'da, Köln'de Fotokina Fuarı'nda yapıtları sergilendi.1970'de Türkei adında fotoğraf albümü Almanya'da yayımlandı. Sanat ve sanat tarihi konularındaki fotoğrafları ABD'de Time-Life, Horizon ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre'de Skira Yayınevi tarafından kullanıldı.1971'de Lord Kinross'un Hagia-Sophia kitabının fotoğraflarını çekti. Yine Skira yayınevince Picasso'nun 90. yaş günü için yayımlanan Picasso Metamorphose et unite adlı kitap için Picasso'nun foto-röportajını yaptı. 1972'de Paris Ulusal Kitaplıkta sergisi açıldı.1975'de ABD'ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotoğraflarını çektikten sonra Yaratıcı Amerikalılar adlı sergisini dünyanın birçok kentinde sergiledi. Yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan Kahramanın Sonu adlı bir belgesel film çekti.1979'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Foto Muhabirliği dalındaki birincilik ödülünü aldı. 1980'de fotoğraflarının bir kısmı Karacan Yayıncılığın bastığı Fotoğraflar adlı kitabında basıldı.1986'da Hürriyet Vakfı'nca basılan Prof. Abdullah Kuran'ın yazdığı Mimar Sinan kitabını fotoğrafladı. Aynı kitap 1987'de Institute of Turkish Studies tarafından Ingilizce olarak yayınlandı.1989'da Ara Güler'in Sinemacıları kitabı basıldı. 1991'de Dışişleri Bakanlığı için Halikarnas Balıkçısı'nın The Sixth Continent adlı kitabını fotoğrafladı. Bu arada bütün dünyayı gezerek foto röportajlar yaptı ve bunları Magnum Ajansı ile dünyaya duyurdu. Ismet Inönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Picasso gibi birçok ünlü kişi ile röportajlar yaptı ve fotoğraflarını çekti. En ünlüsü fotografcılara poz vermeyen Picasso röportajı. Yıllarca üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotoğrafları 1992'de Fransa'da, ABD ve İngiltere'de Sinan, Architect of Soliman the Magnificent adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl Living in Turkey adlı kitabı Ingiltere, ABD ve Singapur'da Turkish Style başlığıyla, Fransa'da Demeures Ottomanes de Turquie adıyla yayımlandı.1994'de Eski İstanbul Anıları, 1995'de Bir Devir Böyle Geçti, Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü fotoğraf kitapları yayımlandı. Ara Güler'in fotoğrafları Paris Ulusal Kitaplıkta, ABD'de Rochester Georg Eastman Müzesi'nde Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu'nda bulunuyor. Köln Mueseum Ludwing'de Das Imaginare Photo Museum'da fotoğrafları sergileniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aramis-kalayin-kisisel-sergisi-amerikada-acildi/", "text": "Fotoğraf sanatçısı Aramis Kalay'ın 14. Kişisel sergisi Streetwise İstanbul, Amerikalı yazar Meghan Nuttall Sayres'in metinleri eşliğinde, ABD Kuzey Carolina'da kuruculuğunu Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Aziz Sancar ve eşi Gwen Sancar'ın yaptığı Chapel Hill şehrindeki Sancar Türk Kültür ve Topluluk Merkezi'nde açıldı. Sergi 22 Ağustos 2021 tarihine kadar görülebilir. İstanbul'un sokaklarında Ötekini Kendi Gibi Görme fikrinden yola çıkarak hazırlanan sergi, insan hikayelerinin fotoğraflarından oluşuyor. Projenin ilk tohumlarını 1985'den beri birçok kez Türkiye'ye gelen Meghan Nuttall Sayres attı. Streetwise İstanbul sergisi, İstanbullu fotoğrafçı Aramis Kalay ile Amerikalı yazar Meghan Nuttall Sayres'in halktan insanların sözleri ve görüntülerini içeriyor. Alıntılar ve anekdotlarla sokak satıcıları, zanaatkarlar, metro müzisyenleri ve diğerlerinin gönüllerinden ve zihinlerinden geçenlerden ipuçları sunuyor. İlk kişisel sergisini Paris'te açan Aramis Kalay İstanbul, Ankara, Bursa, Antalya gibi birçok şehirde fotoğraflarını sergiledi. Fransa Ulusal Kitaplık fotoğraf koleksiyonuna Gölgeler konulu 21 eseri alınan Kalay, Amerika'daki ilk sergisini aynı proje ile Spoken şehrindeki Saranac Art Project galerisinde açmıştı. Kalay ve Sayres'in bir araya gelmesi ise Günestekin Sanat Merkezinin uluslararası sergiler koordinatörlüğünü yürüten ortak arkadaşları Deniz Aral aracılığı ile gerçekleşti. İstanbul sokaklarında yapılan bu çalışmaya Alara ve Tuana Çelik çevirmenlik yaparak katkıda bulundular. Streetwise İstanbul ekibi üç yıla yayılan bir sürede İstanbul Boğazı'nın iki yakasındaki mahalleleri keşfederken İstanbul sakinleri hakkında geniş bilgiler edindiler. Aramis Kalay ve Meghan Nuttall Sayres bu serginin ABD ve Avrupa'nın birçok şehrinde gösterilerek Batılıların, Yakın ve Ortadoğu'da yaşayan insanlara karşı oluşan önyargıların aşılması umudundalar. Sergi 20 Haziran 22 Ağustos 2021 tarihleri arasında Chapel Hill şehrindeki SANCAR TÜRK KÜLTÜR VE TOPLULUK MERKEZİ sergi salonunda ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arif-asci-dokunun-sergisiyle-ktsmde/", "text": "Kale Grubu tarafından başlatılan İyi Bak Dünyana hareketi kapsamında dünyanın sanat ve tasarımla daha iyi bir yer olacağını her fırsatta vurgulayan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, yepyeni bir sergiyi daha hayata geçiriyor. Kale Grubu'nun uzun yıllardır sanat yolculuğuna eşlik ettiği Sanatçı Arif Aşçı 'nın Dokunun başlıklı kişisel resim sergisi, 26 Nisan tarihinde Art On Piyalepaşa'da kapılarını açıyor. Dünyamızın içinde bulunduğu sorunlar yumağından çıkış için yaratıcı endüstrilerin yol gösterici olabileceğine inanan ve bu doğrultuda sürdürülebilir yaşam odaklı projeleri hayata geçiren Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, sıra dışı bir sergiye daha öncülük ediyor. Art On'un mekan sahipliğini ve küratöryal danışmanlığını yaptığı ve KTSM'nin desteklediği sanatçı Arif Aşçı'nın Dokunun başlıklı kişisel resim sergisi, 26 Nisan-3 Haziran tarihleri arasında izleyiciyle buluşuyor. Kale Grubu'nun 1999 yılında İpek Yolu'nda Son Kervan isimli eserini desteklediği ve günümüz fotoğraf sanatçılarının önemli temsilcilerinden olan Arif Aşçı, bu kez Dokunun başlıklı sergisiyle sanatseverlerle buluşuyor. Yirmi beş yıl aradan sonra Kale Grubu ve Arif Aşçı'yı yeniden buluşturan bu sergi, sanatçının fotoğrafları ardından, sanatsal üretim tarihinde ilk kez, resimlerini bir araya getiriyor. Arif Aşçı'nın Dokunun başlıklı sergisi, sanatçının coğrafyayla, yaşamla, toprakla ve doğayla kurduğu ilişkiyi bu defa bambaşka bir dil yoluyla kurguluyor. Işığı, hafızayı ve mekanı farklı malzeme ve araçlar kanalıyla üreten Aşçı'nın bu sergisinde yer alan eserler; anılardan, geçmişten ve doğayla insan arasındaki dokunuş ihtimallerinden yola çıkarak bir araya geliyor. Yaklaşık 15 eserden oluşan sergi, Aşçı'nın aslında yaşama bakışının temelini oluşturan yaklaşımının dönüşümüne, farklı bir malzeme ve görsel dünya ile bu kavramlar üzerinden tanıklık ediyor. Sanatçının görsel ve dokunsal hafızasını resim üzerinden yeniden düşünme yolculuğunun izleyiciyle buluştuğu Dokunun başlıklı sergisi, 3 Haziran'a kadar Art On Piyalepaşa'da ziyaret edilebilecek. Yirmi beş yıl önce Kale Grubu ana sponsorluğunda İpek Yolunda Son Kervan yolculuğuna çıkan sanatçı Arif Aşçı; Bu yolculuğa Kale Grubu ile başlamıştım. Bugün siyah resimlerden oluşan 'Dokunun' başlıklı sergimin açılması, ne mutlu bana ki yine Kale Grubu desteğiyle hayata geçiyor. Uzun yıllardır takip ettiğim tarihi İpek Yolu güzergahındaki eski çağ kervancılarının ruhlarını ve izlerini artık başka malzemelerle; boyayla toprağın, deniz kabuğunun, kömürün, bambunun ve daha onlarca nesnenin birleşmesinde izleyeceğim. Uzun zamandır üzerinde çalıştığım bu resim sergisinin ilk kez Kale Grubu ve Art On iş birliğiyle sanatseverlerle buluşacak olmasından dolayı çok mutluyum diye konuştu. 1958 yılında Adana'da doğan Arif Aşçı, 1982 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümünden mezun oldu. 1984-86 yıllarında aynı okulun özgün baskı atölyesinde asistan olarak çalışmaya başladı ancak dönemin askeri hükümetinin tüm ülke üzerinde estirdiği baskı rejiminden etkilenerek istifa etti. Arif Aşçı günde yalnızca 1 dolar harcayarak üç yıl boyunca Asya ülkelerinde yolculuk yaptı. İlk durak olan İran'da amatör bir gazeteci olarak İran-Irak savaşını fotoğrafladı. Ardından sırayla Pakistan, Hindistan, Sri Lanka, Nepal, Tibet, Çin, Tayvan, Kore, Japonya ve Moğolistan'a giderek yolculuk boyu çektiği fotoğrafları kendi yazdığı metinlerle birlikte gazete ve dergilerde yayınladı. Bu yolculuk sırasında Dalai Lama ile röportaj yapan ilk Türk gazeteci oldu. Bu yolculuktan yola çıkarak hazırladığı 'Turkuaz' adlı, 12 bölümden oluşan TV Belgeseliyle adını duyurdu. 1996 yılında ise asistanları Necat Nazaroğlu, Murat Özbey ve Amerikalı kameraman Paxton Winters ile 18 ay süren bir deve kervanı yolculuğu ile Çin'den Türkiye'ye kadar yürüyerek geldi. Kale Grubu'nun sponsorluğunda gerçekleşen bu ekspedisyonun kitabı: İpek Yolu'nda Son Kervan adıyla yayımlandı. Yolculukta Winters'ın çektiği belgesel, Türkiye yanı sıra pek çok ülkede gösterildi. Yolculuğun foto röportajları ise yaklaşık 50 uluslararası dergi ve gazetede yer aldı. Daha sonra siyah beyaz fotoğrafa yönelen Aşçı, fotoğraflarını kitaplar halinde yayımladı. Bu fotoğraflar, başta İstanbul Modern olmak üzere, Moskova, Brüksel, Seul, Paris, Roma ve Japonya'nın Higashikawa kentinde sergilendi. 2011 yılında fotoğraf çekmeyi bırakan Aşçı, Ayvalık'taki atölyesinde resim yapmaya başladı. Halen İstanbul ve Ayvalık'taki atölyelerinde resim yapmayı sürdürmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arkas-sanat-merkezine-yilin-sanat-kurumu-odulu/", "text": "Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği, 10. Dünya Sanat Günü ödüllerini açıkladı. Wallace Hartley Ödülleri ismiyle verilen ödüllerde Arkas Sanat Merkezi Yılın Sanat Kurumu seçildi. Arkas Sanat Merkezi Direktörü Müjde Unustası, Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas'ın sanatı geniş kitlelerle paylaşma tutkusu ve vizyonu doğrultusunda faaliyet gösterdiklerini, sanat sevgisini çok küçük yaşlardan itibaren bireylere aşılamaya gayret ettiklerini söyledi. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği UNESCO Resmi Partneri Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı ve IAA Dünya Başkanı Bedri Baykam, resmi instagram hesabından Wallace Hartley Ödüllerini duyurdu. Online yapılan ödül töreninde konuşan Baykam, Yılın Sanat Kurumu ödülüne İzmir'den Arkas Sanat Merkezi'nin layık görüldüğünü açıkladı. Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas'ı ve ekibini kutlayarak sözlerine başlayan Baykam, Müjde Unustası'na ödülü takdim ederken, Arka Sanat Merkezi ekibini, emek verenleri kutluyoruz. Sanatın İstanbul, Ankara dışında yayılmasını çok değerli buluyoruz. Bu nedenle Arkas'a çok özel önem veriyoruz. 2011'den beri Arkas Sanat Merkezi var ve tarihi bir binada uluslararası sanata, modern sanata ve Türk resim sanatına sergi ve kitaplar yaratıyorsunuz. Naci Kalmukoğlu Vasarely, 1001 Gece, Post- Empresyonizm sergisi, Ara Güler Merhaba İzmir ve Picasso Gösteri Sanatı sergisini büyük bir ciddiyet ve müze kalıcılığında yapmanız Türk Sanat ortamının dikkatini çekiyor ve bizi çok mutlu ediyor. dedi. Online ödül törenine katılan Arkas Sanat Merkezi Direktörü Müjde Unustası, Türkiye'nin en değerli sanat kurumlarından olan Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği'ne ödül dolayısı ile teşekkür etti ve gurur duyduklarını ifade etti. Arkas Sanat Merkezi'nin 2011 yılında Lucien Arkas'ın sanatı geniş kitlelerle paylaşma tutkusu ve vizyonu doğrultusunda kapılarını açtığını ifade eden Unustası, Dolayısı ile bizim de 10. yılımız ve bu ödülü almak da bizim açımızdan çok güzel. 2011 yılından bu yana Türkiye'nin her yerinden ve yurt dışından 500 binin üzerinde ziyaretçi ağırladık şeklinde konuştu. Yeni dönem sergi hazırlıklarını sürdüren Arkas Sanat Merkezi, farklı projelerle sanatı geniş kitlelerle buluşturmayı sürdürecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arnica-art-land-cagdas-sanat-calistayi-sergisi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Küçük ev aletleri sektöründe tasarım odaklı yaklaşımıyla birçok yeniliğe imza atan Arnica, sanata verdiği desteği özel bir proje ile pekiştirdi. Sanatın büyük kentlere sıkışmasını önlerken, Mersin'i çağdaş sanat merkezlerinden birisi haline getirmek için hayata geçirilen Arnica Art Land Sanat Çalıştayı, ilk fazını bir sergiyle tamamladı. Proje kapsamında Mersin Borcak Yaylası'nda bir araya gelen 32 sanatçının ürettiği eserler, 2 Haziran'da Mersin Güzel Sanatlar Galerisi'nde açılan sergiyle sanatseverlerle buluştu. Arnica tarafından geçen yıl Mersin Borcak Yaylası'nda düzenlenen 1. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı'nda ortaya çıkan eserler, Mersin Güzel Sanatlar Galerisi'nde açılan sergide sanatseverlerle buluşuyor. Serginin açılışı, 2 Haziran'nda Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, Ressam Ahmet Yeşil ve çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleştirildi. Açılışta konuşan Arnica Yönetim Kurulu Başkanı, Arnica Art Land Kurucusu ve Danışma Kurulu Başkanı Senur Akın Biçer, Mersin'in adını çağdaş sanatla güçlendirecek bu projeyi hayata geçirmekten büyük mutluluk duyduklarını, sanatı desteklemeyi sürdüreceklerini belirtti. Sergi, 30 Haziran'a kadar devam edecek. Arnica tarafından başlatılan Arnica Art Land Sanat Çalıştayı, ilk yılında Azerbaycan'dan katılan bir sanatçının yanı sıra Türkiye'nin farklı illerinden ressamların bir araya geldiği bir çağdaş sanat projesi olarak hayata geçirildi. Mersin Borcak Yaylası'nda 23-30 Ağustos 2022 tarihleri arasında, doğayla iç içe 30 dönüm ormanlık alanda Denizhan Özer'in küratörlüğünde gerçekleştirilen çalıştaya 32 sanatçı katıldı. Sanatçıların çalıştay sürecinde ortaya koyduğu eserler, önce Arnica'nın Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi'ndeki fabrikasında sergilendi. Ülkemizin önde gelen çağdaş sanat platformlarından biri olma hedefiyle yola çıkan Arnica Art Land, Mersin'i bir çağdaş sanat merkezi haline getirirken, ülkemizin adını uluslararası sanat çevrelerinde daha bilinir kılmak ve Mersin'e bir çağdaş sanat müzesi kazandırmak amacıyla uzun vadeli bir proje olarak tasarlandı. Türk resminin usta kuşak, orta kuşak ve genç kuşak sanatçılarını bir araya getiren çalıştay, ayrıca Türkiye'nin birçok kentinden farklı üsluplarda eserler üreten sanatçıların buluşmasını sağladı. Arnica Art Land Artistik Direktörü ve Küratör-Sanatçı Denizhan Özer de Bu çalıştay, sanatın İstanbul aksı üzerinden çıkarılıp, Anadolu'ya yayılması için atılmış önemli adımlardan birisidir. Türkiye'ye getirdiğimiz sanat enerjisini, daha sonraki dönemlerde Türk sanatını tanıtmak amacıyla yurt dışına da taşımayı planlıyoruz dedi. Özer, çalıştayın ikincisinin temmuz ayında, birer haftalık üç dönem halinde yaklaşık 50 sanatçının katılımıyla gerçekleştirileceğini belirtti. Açılışın ardından sergiyi gezen davetliler, 1. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı sürecini özetleyen belgeseli de izledi. Mersin Güzel Sanatlar Galerisi'nde 30 Haziran'a kadar açık kalan sergi, haftanın her günü 08.00-17.00 saatleri arasında gezilebilir. 1. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı'na Ahmet Özel, Ayfer Akbaşoğlu, Ayşenur Köksal, Burak Boyraz, Burak Erim, Bülent Bakan, Cihan Atıcı, Eda Çığırlı, Fehim Güler, Hülya Küpçüoğlu, Işıl Gönen Albayrak, Işıl Güleçyüz, İbrahim Karlıca, İsmet Xbilen, Joel Menemşe, Kader Öztürkmen, Lütfü Kaplanoğlu, Meltem Akkaya, Mine Alkan, Murat Havan, Müfid İşler, Nur Sultan Yıldırım, Özgür Eryılmaz, Serap Özergin, Serdar Dartar, Serina Haratoka Tara, Süleyman Erdal, Tolga Boztoprak, Turan Büyükkahraman, Vahid Novruzov, Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu ve Zafer Malkoç katıldı. Sanatçılar, ilki düzenlenen bu etkinliğe davet edilmekten ve doğanın ortasında sanat üretmekten mutlu olduklarını belirterek, çalıştayın sanatçıların desteklenmesi ve çağdaş sanatın uluslararası alana taşınması açısından önemli olduğunu vurguladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arp-ve-flutle-ruyalarin-dansinin-dunya-promiyeri-csoda-yapilacak/", "text": "Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası arp sanatçısı Çağatay Akyol ile Amerika'nın önde gelen flüt sanatçılarından Nicole Esposito, Rüyaların Dansı isimli çalışmalarının dünya prömiyerini 17 Mart'ta CSO'da yapacak. CSO sanatçısı ve arp grup şefi Akyol, uluslararası arenada birçok derece ve ödüle layık görülmüş lowa Üniversitesi flüt profesörü Nicole Esposito ile geçen yıl aralıkta Amerika'da yayımladıkları albümlerinin ilk konseriyle seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yıllar geçtikçe iki enstrümanın evrilerek bugünkü halini aldığını, ses ve repertuvar açısından da zengin olduklarını belirten Akyol, Bugün, arp ve flüt için pek çok modern eser de yazılmakta. Özellikle Fransız empresyonizminde Debussy, Ravel, Gabriel Faure flüt ve arp için çok güzel eserler yazmış. Konçertoda Mozart'ın flüt-arp konçertosu çok meşhurdur. Amerikalı besteci Liberman'ın besteleri de bu iki enstrüman için son derece kalitelidir. Ama yine pek çok eseri bu iki enstrümanla çalabiliyoruz. diye konuştu. Esposito'nun 30'lu yaşlarda profesörlük unvanı aldığını, Iowa Üniversitesinin üflemeli çalgılar bölüm başkanlığını yürüttüğünü, bunun yanında dünyanın pek çok yerinde konserler verdiğini ifade eden Akyol, ayrıca birçok eserin ilk icrasını yapan flütçü olduğunu söyledi. Akyol, Esposito'nun Türkiye'de ilk kez sahneye çıkacağı konserde, arp ve flüt repertuvarının önemli eserlerini ve eski İstanbul şarkılarının potpurilerini seslendireceklerini belirtti. Yakın zamanda ikinci projelerini yapmak ve Türkiye'de daha çok konser vermek istediklerini anlatan Akyol, İstanbul, İzmir ve müzik festivallerinde konser vermeyi planladıklarını kaydetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arslankoy-kadinlar-tiyatro-toplulugu-kurucusu-ummiye-kocaktan-cagri-yun-bebek-filmimiz-izleyiciyle-bulussun/", "text": "Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nun kurucusu Ümmiye Koçak, sosyal medya hesabından çağrıda bulundu. Koçak, Yün Bebek isimli filmlerinin dijital ortamda izleyiciyle buluşmasını istediklerini söyledi. 2001 yılında Mersine bağlı Arslanköy'de kurulan Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nun kurucusu ve oyun yazarı Ümmiye Koçak, sosyal medya hesabından çağrıda bulundu. 2013'te seyirciyle buluşan ve kadına karşı şiddeti konu alan Yün Bebek, 2. New York Avrasya Film Festivali'nde Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı ödülüne değer görüldü. Koçak'ın paylaşımına destek veren sosyal medya kullanıcıları, çevrimiçi platformları etiketledikleri paylaşımlarıyla Netflix, BluTV, Mubi Türkiye ve Exxen'e filmin gösterilmesi için çağrıda bulundu. Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu, 2001 yılında Ümmiye Koçak öncülüğünde Mersin'e bağlı Arslanköy'de kuruldu. Topluluğun sahnelediği ilk oyun Remzi Özçelik'in Taş Bademleri adlı oyunu oldu. Daha sonra kendi hikayelerinden oluşan Kadının Feryadı oyununu sahneye taşıyan ekip, 2006 yılında Hasret Çiçekleri isimli oyunlarını Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali'nde sahneledi. Tarlada çalışarak bitiktirdiği paralarla, Yün Bebek isimli filmi yazıp yöneten Ümmiye Koçak; kadına karşı şiddeti anlattığı filmle 2. New York Avrasya Film Festivali'nde Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı ödülünü kazandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-continues-karma-resim-sergisi-marti-sanat-galerisinde-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Martı Sanat Galerisi, 29 Ocak -9 Şubat 2021 tarihleri arasında Kadıköy, Caferağa'da Art Continues Karma Resim Sergisi ile sanatseverlere buluşuyor. Beş ay önce sanatseverlere kapısını açan Martı Sanat Galerisi, birçok sergiye ev sahipliği yaptı. Galeri, yeni bir sergiyle sanatseverlerle yeniden bir araya geldi. Yağlıboya, akrilik, toz pastel ve file art tekniklerinin kullanıldığı karma resim sergisinde, yurt içi ve yurt dışından katılan 15 ressamın 41 eseri yer alıyor. Sergiye katılan isimler: Ahmet Özbek, Bahar Sarıkaya, Dilan Gitmez, Elif Öğünç, Esra Terkoğlu, Filiz Kaya, Gamze Selçuk, Mahmut Can Akagündüz, Merve Kösdağ, Mete Vesek, Mine Okçuoğlu, Nurcan Gültekin Torun, Saeed Aghanejad, Semiha Adsız, Tuğrul Cankurt. Art Continues Karma Resim Sergisi 9 Şubat' a kadar Martı Sanat Galerisi Moda Kadıköy adresinde 11:00 18:00 saatleri arasında pandemi şartları kapsamında ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-design-kalamis-showroom-ile-goz-kamastiriyor/", "text": "Kişiye ve mekana özel mobilya tasarımlarıyla adından söz ettiren Art Design, 2022 yılında hayata geçirdiği çevreci fabrika yatırımından sonra 2023 Ocak ayında da iki kat büyüttüğü Kalamış Showroom'unu açtı. Art Design, yılın ilk yarısında Avrupa'nın jet-set tatil bölgesi İspanya Marbella'da ve İran'da da shoowrom açmaya hazırlanıyor. Türkiye'de katma değerli mobilya ihracatının öncülerinden Art Design, hem yurt içinde hem de yurt dışında yaptığı yatırımlarla büyümeye devam ediyor. 2022 yılını 150 milyon TL'lik bir ciroyla kapatan Art Design, yılın ikinci yarısında 5 birimden oluşan çevreci özelliklere sahip fabrikasını hayata geçirmişti. Böylece mevcutta olan 80 çalışan sayısını 140'a çıkaran Art Design'ın yeni fabrikasında cila, oyma gibi mobilyaya ait tüm işlemler tek bir yerde yapılıyor. Fabrikanın çevreci özellikleri hakkında bilgi veren Art Design Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Terzi; Fabrikamızın bir özelliği de çevreci olması. Oluşturduğumuz cila kabinleri ve hava basınçlı sistem sayesinde tamamen dışarıdan izole bir şekilde, içerideki özel havalandırma sayesinde işlem yürütülüyor. Böylece içeride minimum oranda toz çıkıyor. Emilen toz da çatıya yerleştirdiğimiz özel yıkama kabininden geçtikten sonra havaya veriliyor. Bu sayede çevreye zarar vermiyoruz. Şubat ayında da ÇED raporumuzu almaya hazırlanıyoruz dedi. Pandemi döneminde hayata geçirdikleri Kalamış Showroom'unu 2022 yılında büyütme kararı aldıklarını belirten Terzi; Mevcutta olan 750 metrekarelik showroom'umuzu 1500 metrekareye çıkardık. Markamızın görünürlüğünü artıran bir showroom'dan ziyade markamızı en iyi şekilde ifade eden bir merkez haline getirdik Kalamış'ı. Müşterilerimizden de bu anlamda çok güzel geri dönüşler aldık. 2023 yılında da Cumhuriyetimizin 100. yılında Art Design olarak mobilya sektörünü yeniliklerle kavuşturacak önemli adımları atmanın hazırlığı içerisindeyiz. Türkiye'de ilk defa mobilya sektöründe deneyimsel mağazalığı yaşatmak üzere Kalamış Showroom'umuzda 'Art Design Dijital Showroom'u hayata geçireceğiz. Diğer bir yandan da markamızın dijital altyapımızı güçlendiriyoruz. Kısacası, dijitalleşen dünyada yatırımlarımızı dijital dünyayla eşdeğer şekilde ilerletme kararı aldık açıklamalarında bulundu. Kalamış Showroom'da Art Design'ın yeni tasarımları da görücüye çıktı. Sezonun trendlerine hapsolmadan zamansız tasarımlar ortaya koyan Art Design'da minimalizm ve şıklık bir araya getirildi. Minimal tasarımlarda ahşap, metal, mermer, cam gibi farklı malzemeler bir arada değerlendirilirken; mekanı olduğundan daha ferah gösteren, klasik mekan kavramını değiştiren daha yaşanabilir mekanlar ortaya çıkarıldı. Turgay Terzi; Amacımız her zaman sektörde ilklere imza atmak, sektörün önünü açabilmek. Türk mobilyası, artık bir İtalyan mobilyasıyla yarışır duruma geldi. Üretim, işçilik konularında çok iyiyiz. Tasarım konusunda da önemli bir yol kat ettik. Hedefimiz, oluşturduğumuz tasarımlarla Art Design hissiyatını verebilmek ifadelerini kullandı. Kalifiye eleman sorununun mobilya sektöründe de geçerli olduğunu söyleyen Art Design Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Terzi; Kalifiye elemana ihtiyacımız var, ancak bulamadığımız için istihdam edemiyoruz. Büyüme planlarımız için bu konu ciddi bir sorun. İç pazarda Rusların Türkiye'ye yerleşmesiyle birlikte ciddi bir iş hacmi yakaladık. Antalya, Fethiye, Bodrum, Bağdat Caddesi gibi birkaç lokasyonda Rusların evlerini yaptık. Bir dönem Araplara da mobilya satışı yapıyorduk, ancak Araplar sadece Türkiye'ye geldiklerinde oturacakları evleri için mobilya takımı alışverişi yapıyorlardı. Ruslar ise Türkiye'ye yerleştikleri evlerini A'dan Z'ye değiştirmemizi istiyorlar değerlendirmesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-dubai-on-altinci-edisyonuyla-sanatseverlerle-bulusacak/", "text": "Çağdaş sanat fuarı Art Dubai, bilet satışından elde edilen gelirin yarısını Türkiye ve Suriye'de meydana gelen depremler için bağışlayacak. Bu yıl 1-5 Mart tarihleri arasında Dubai'de düzenlenecek fuarın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, çevrimiçi bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 50'sinin bağışlanacağı duyuruldu. Konuya ilişkin Art Dubai Yönetici Direktörü Benedetta Ghione'un The National News gazetesinde yaptığı açıklamada; Doğal afetlerde hızlı davranmak önemlidir. Etkilenen bölgelere ve topluluklara yakınız. Elimizden gelen tüm yardımı yapmamız çok önemli ve bu destek mümkün olduğunca erken ve hızlı olmalı. Desteği en çok ihtiyaç duyacak olanlara iletmeye çalışacağız. Bağışlar, yerel ve uluslararası derneklere ve sivil toplum kuruluşlarına doğrudan yapılacak ifadeleri yer aldı. Fuar, geçen yıl da Ukraynalı mültecilere bilet satışlarının yüzde 25'ini bağışlama kararı almıştı. Mart ayında 16. edisyonuyla sanatseverlere kapılarını açacak Art Dubai'ye, 43 ülkeden 130'dan fazla galeri konuk olacak. Fuara bu yıl Türkiye'den de 6 galeri katılacak. Contemporary bölümünde Türkiye'den Zilberman Gallery, x-ist, Pilevneli, Dirimart ve Sanatorium yer alırken; dijitalde ise yeni medya sanatçısı Refik Anadol, Pilevneli Galeri ile Glacier Dreams projesinin ilk fazını sunacak. Madinat Jumeirah'ta yapılacak olan Art Dubai çağdaş sanat fuarının ön izleme günleri 1-2 Mart, herkese açık olan günleri ise 3-5 Mart olarak açıklandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-dubai-onaltinci-edisyonu-on-gosterimle-kapilarini-acti/", "text": "Dünyanın dört bir yanından sanatçıları bir araya getiren çağdaş sanat fuarı Art Dubai'nin 16. edisyonu, ön izlemeyle sanatseverlerle buluştu. Uluslararası sanat dünyasının en önemli fuarlarından biri olan Art Dubai 'ye, 43 ülkeden 130'dan fazla galeri katıldı. Açılış toplantısında konuşan Art Dubai Direktörü Benedetta Ghione, fuarın her yıl yenilikler sunmaya çalıştığını belirtti. Bu yılın geniş programının ve etkinliğin, bölgenin yaratıcı endüstrileri için bir buluşma noktası olma rolünü tam olarak yansıttığını aktaran Ghione; Bağımsız bir kuruluş olarak, Dubai'deki yaratıcı ekonomi için bir katalizör, büyük beyinleri bir araya getiren ve bu canlı ekosisteme katkı sunan kültürel bir yapıyız diye konuştu. Toplantının ardından açıklamalarda bulunan fuarın Sanat Direktörü Pablo del Val ise etkinlikte 6 kıtadan 130'un üzerinde çağdaş, modern ve dijital galerinin yer aldığını söyledi. Covid-19 salgınının etkisini yitirdiği ve sanatçıların eserleriyle geleceğe bakabildiği böyle bir sanat fuarında bulunmanın heyecan verici olduğunu dile getiren Val, Art Dubai'nin uluslararası koleksiyonlarda yeterince temsil edilmeyen bölgeler için bir fırsat sunduğuna işaret etti. Pablo de Val, şu değerlendirmelerde bulundu: Bu, bu yıl katılan galerilerin hem kalitesine hem de coğrafi dağılımına yansıyor. Batı dışı sanata yönelik artan ilgi ve iştahı, sanat dünyasının geleneksel merkezlerinin ötesindeki galerilerin güçlenmesini ve Art Dubai'nin burada oynadığı rolü vurgulamak istiyoruz. Örneğin, bu yılki seçkide Türkiye'den beş galeri yer alıyor ve bunlar Afrikalı yahut Asyalı farklı bakıştaki galerilerle diyalog fırsatı yakalıyorlar. Art Dubai olarak bu çoğulculuğu önemsiyoruz. Türkiye'den katılan galerilerin seçkilerine de değinen Val; Ana bölümde 76 galeri yer alıyor ve başvurular arasında seçim yapmak gerçekten zor oluyor. Ancak Türkiye'den katılan galerilerin seçkileri gerçekten çok başarılı. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'den daha fazla heyecan verici proje başvurursa, galerilerin sayıları artacaktır ifadelerini kullandı. Pablo de Val, Art Dubai 'nin bilet satışından elde edilen gelirin yarısının Türkiye ve Suriye'de meydana gelen depremler için bağışlanacağını aktararak; Türkiye ve Suriye ile kültürel olarak çok yakınız, elimizden ne geliyorsa onu yapmalıyız. Sanat topluluğu bu konularda duyarlı olmalı ve destek sunmalı şeklinde görüşünü paylaştı. Orta Doğu'nun önde gelen sanat fuarı olan Art Dubai'ye bu yıl Türkiye'den de beş galeri katıldı. Contemporary bölümünde Türkiye'den Zilberman Gallery, x-ist, Pilevneli, Dirimart ve Sanatorium yer alırken, yeni medya sanatçısı Refik Anadol da Glacier Dreams projesinin ilk fazını sunacak. Madinat Jumeirah'ta yapılacak fuarın ön izleme günleri 1-2 Mart, herkese açık olan günleri ise 3-5 Mart arasında sanatseverlerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-on-istanbulda-yeni-sergi-resim-heykel-fotogrametri/", "text": "Ali Dolanbay, Gürsel Soyel, Hüseyin Aksoylu, Koray Tokdemir, Oddviz, Onur Mansız ve Sencer Vardaman'ın eserlerinden oluşan Resim-Heykel-Fotogrametri başlıklı karma sergi, 28 Ocak'a kadar Art On İstanbul'un Tepebaşı'ndaki mekanında sanatseverlerle buluşuyor. Resim-Heykel-Fotogrametri sergisi görsel bir harmoni oluşturan bilinçli seçimlerle, sergileme kavramını açık ve net bir yaklaşımla gözler önüne seriyor. Sergide Gürsel Soyel'in etkileyici resimleri, Ali Dolanbay'ın figüratif ve soyut arasında gidip gelen fırça darbeleri ve damlatma tekniği ile gerçekleştirdiği lekeler, Hüseyin Aksoylu'nun incelikli kompozisyonları, Koray Tokdemir'in psikocoğrafya üzerine çalışmaları, Oddviz'in öncü fotogrametrik sanal yerleştirmeleri, Sencer Vardarman'ın ilgi çekici arazi görüntülerinden oluşan kompozisyonları ve Onur Mansız'ın hiperrealist yağlı boya resimlerini izleyicinin beğenisine sunuluyor. Ali Dolanbay, Gürsel Soyel, Hüseyin Aksoylu, Koray Tokdemir, Oddviz, Onur Mansız ve Sencer Vardaman'ın işlerinin bir araya geldiği Resim-Heykel-Fotogrametri karma sergini 28 Ocak'a kadar Art On İstanbul'un Tepebaşı'ndaki mekanında ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-parisa-gallery-deprem-bolgesine-destek-sergisi-duzenledi/", "text": "Ülkemizde yaşanan deprem felaketi, tüm dünyada büyük üzüntüyle karşılandı. Farklı alanlardan pek çok kişi ve kurum, desteklerini beklentilerin üzerinde bir biçimde sürdürmekte. İstanbul'da faaliyet gösteren İran kökenli Art Parisa Gallery de bu kapsamda, 18 Şubat Cumartesi günü gerçekleşecek olan yeni sergisinden elde edilecek geliri deprem bölgesine aktaracağını açıkladı. Duygu yoğunluğun en fazla olduğu bir dönemde, Duygular teması ile gerçekleşecek olan sergiye 32 sanatçı katılıyor. Büyük çoğunluğu İran kökenli sanatçıların yaklaşık 60 eseri sergilenecek. Küratörlüğünü Kobra Radpour ve Art Parisa Gallery Koordinatörü Yousef Saadi'nin birlikte yaptıkları sergiye katılan sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Ahad Saadi, Mariya Sevinç Yavuz, Ceyda Çubukçu, Masoumeh Salimi, Kemal Yıldız, Mitra Zohourkhah, Afsaneh Amirzadeh, Adviye Bal, Akbar Ghanbarzad, Tamer Güleç, Fatemeh Alyari, İdil Aydın, Roya Alyari, Berfin Ubik, Kobra Radpour, Nasrin Parsian İrani, Roya Saleh Aghamalizadeh, Maliheh Gasempour, Roghaiyeh Baghernasab, Azar Sharabiani, Sana Masoumi, Somayeh Zarei, Leila Azimpour, Maryam Sanaei, Nafiseh Bakhshizadeh, Monir Ansari, Shahryar Zendehdel Baher, Hamideh Abedi, Roghaiyeh Nasiri Behrouz, Yousef Saadi ve Parisa Karamnezhad. Sergi hakkında İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamada bulunan Art Parisa Gallery Kurucusu Parisa Karamnezhad; Değerli vatandaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Kalbimiz, depremden etkilenen vatandaşlarımız ve onlar için mücadele eden ekiplerimizledir. Taşıdığımız duyguları bizimle paylaşmak isteyen sanatseverleri, 18 Şubat Cumartesi günü saat 12.00 18.00 arasında açılacak olan sergimize bekliyoruz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-parisa-galleryde-art-expo-tebriz-sergisi/", "text": "İranlı sanatçıların eserlerinden oluşan Art Expo Tebriz sergisi, İranlı sanatçı Parisa Karamnezhad'ın sahibi olduğu Parisa Art Galleriy'de açıldı. Serginin açılışına çok sayıda davetlinin yanı sıra Türkiye ve İran'dan sanatseverler katıldı. Art Expo Tebriz Temsilcisi Amir Mortezavi, İran ve Türkiye arasındaki kültürel bağlara değinerek, İranlı değerli sanatçıların eserlerini Türkiye'deki sanatseverlerin beğenisine sunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Mortezavi, Art Parisa Gallery'nin kendilerini davet etmesinden ve burada sergi açmaktan mutluluk duyduğunu ifade ederek, Türk sanatseverlerin sergiyi ziyaretlerinden dolayı memnun kalacaklarını dile getirdi. Art Parisa Gallery Yöneticileri Parisa Karamnezhad ve eşi Ahad Saadi çifti, özellikle İran ve Türkiye sanatı arasında köprü kurmak adına sergi programlarını sürdürüyor. Sergilerin içeriğinde Art Parisa Gallery, Türkiye'den ve yurt dışından gelen seçkin sanatçıların çalışmalarına yer vererek, sanatseverlere ziyaret etme imkanı sunuyor. Art Parisa Gallery ayrıca, kamuya açık seminerler ve ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlemek için bir platform olmayı hedefliyor. Galeride temel amaç, sergi programında deneyimli ve isim sahibi sanatçılara ev sahipliği yapmanın yanı sıra yeni ortaya çıkan genç veya yetişkin yetenekli sanatçıların sanat eserlerini sergilemelerini sağlamak ve sanat dünyasına kazandırmak. Art Expo Tebriz sergisinde 22 tablo, 6 heykel olmak üzere 28 eser bulunduğunu belirten Ahad Saadi, sergide bulunan İran'ın sanat alanında önemli üniversite hocalarının eserlerinden ve aynı zamanda değerli sanatçıların eserlerinden oluşan Art Expo sergisine ev sahipliği yaptıkları için ve ayrıca yoğun ilgi ve ziyaretçilerin memnuniyeti dolayısıyla mutluluğunu dile getirdi. Art Expo Tebriz sergisini, 21 Eylül'e kadar Art Parisa Gallery mekanında ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-parisa-galleryde-kadin-sanat-ve-yasam/", "text": "Art Parisa Gallery'nin ev sahipliği yaptığı Kadın, Sanat ve Yaşam temalı sergi sürüyor. İranlı sanatçı Parisa Karamnezhad'ın İranlı kadın sanatçılarla kültür köprüsü oluşturmak misyonu ile ev sahipliği yaptığı sergi, 21 Aralık 2022 tarihinde sona erecek. Art Parisa Gallery'nin ev sahipliği yaptığı Kadın, Sanat ve Yaşam temalı sergiye eserleriyle katılan İranlı kadın sanatçılar, şu isimlerden oluşuyor: Zahra Shadi, Davari Araghizade, Mahnoush Fouladi, Marzyeh Badri Hashemizad, Shabnam Mokabber, Niusha Niuzhpour ve Leila Zarrintoranj."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-parisada-iran-resim-sanati-sergisi/", "text": "Art Parisa Galeri, 2018 yılında Parisa Karamnezhad tarafından kurulmuş ve yönetilmektedir. Art Parisa Galeri, Türkiye'den ve yurtdışından gelen sanatçıların çalışmalarına yer vererek, sanatseverlere ziyaret etme imkanı sunmaktadır. Galeri, ayrıca kamuya açık sanat tartışmaları, atölye çalışmaları ve sanat eğitimi, seminerler ve uluslararası yarışmalar düzenleme için bir platform olmayı hedefliyor. Art Parisa Galeri'de temel amaç, sergi programında deneyimli ve isim sahibi sanatçılara ev sahipliği yapmanın yanı sıra, yeni ortaya çıkan genç veya yetişkin yetenekli sanatçıların, sanat eserlerini sergileme ve sanat dünyasına kazandırmaktır. Galeri, tüm ülkelerden katılan sanatçıları temsil etmek ve farklı kültürlere ev sahipliği yaparak özelleştirilmiş ülkelerin ötesindeki sadece çağdaş sanat adına farklı düşünceler değer vermek hedefiyle yola çıkmaktadır. Galeri, sergi program zamanları dışında, bir sanat mağazası bulunmaktadır. Sergilenen bu değerli eserler, resimler, fotoğraflar, heykeller ve yerel ve uluslararası sanatçıların sanat eserleri satışa sunulmaktadır. Parisa, 2019 yılında ilk sergisini İran'ın en ünlü sanatçılarından biri olan Ahad Saadin'in ve eşinin sanat eserlerinden oluşan kişisel sergisiyle başlattı. Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın konuşmasıyla açılan sergi, sanatseverler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Prof. Dr. Ortaylı, açılışa katılan konuklara Ahad Saadi'nin uyguladığı Azernegari tekniğinin dünyada ilk olduğunu, bu özgün sanatın tanıtılması ve gelişmesi için çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Ortaylı ayrıca, Art Parisa Gallery'nin İstanbul'daki önemli sanat merkezlerinden biri olacağını, iki ülke arasında kültürel bir köprü oluşturduğunu ve gelecekte bu galeri sanatçıların özgün eserlerine yer vereceğini müjdeledi. Art Parisa Galleri, 6 yıllık sanat geçmişinde Türk ve İran'lı sanatçıları başta olmak üzere farklı ülkelerden oluşan sanatçılara ev sahipliği yapmaktadır. Art Parisa Galerisinde gerçekleşen son sergide Tabriz Art Expo Temsilciliği Mohammad Mahmudi Bey ve Yousef Saadi küratörlüğünde, İran'lı sanatçıların eserleri Türkiye'deki sanatseverlerin beğenisine sunmaktadır. Bu Tabriz Art Expo'nun bu galeride yaptığı ikinci sergisidir. Art Expo İran'da ve yurt dışına sergiler açılmakta ve İstanbul'daki ev sahipleri Art Parisa Galeri olarak belirtmektedirler. Sergide toplam 22 sanatçıya ait 39 tablo ve 6 heykel olmak üzere 45 eser bulunduğunu belirten Parisa, sanatseverleri 31 Ağustos'a kadar ziyarete bekliyor. Parisa Karamnezhad ve Ahad Saadi, yaşadığı coğrafyanın kültürel zenginliğinden beslenerek yarattıkları özgün eserleriyle tanınmaktadırlar. Kariyerlerine ülkeleri İran'da başlamışlardır. Parisa 2011 yılında ve Ahad Saadi 2012 senesinde İstanbul'a yerleşmişlerdir. Ahad Saadi uluslararası platformda ün kazanmış bir sanatçıdır. Kalem ve boya kullanmadan, kumaşları üst üste yerleştirerek özel bir yakma tekniğiyle yaratmış olduğu eserleri, her sergide büyük beğeni toplamaktadır. Azernegari tekniği, halen Ahad Saadi dışında hiçbir sanatçının uygulamadığı bir yöntemdir. Bu yeni akımda kumaşları üst üste özel bir yakma tekniğiyle, derin renk harmonisi ve özel desenlerini oluşturmakta ve ortaya muazzam eserler çıkarmaktadır. Gündelik hayatta olduğu gibi, sanat çalışmalarında da kendine has dili üslubu ve yöntemi geliştirmiş olan Ahad Saadi, sanat eserlerinde kumaşa yalnızca aşkın ateşiyle dokunup, gönül dünyasının güzelliğini, binlerce yıllık birikimden alan ve yine Ortadoğu'nun o manevi dünyasının güzelliğini, sanatın evrensel diliyle bizlere sunan değerli bir sanatçıdır. Sanatçı, Azarnegari adını verdiği çalışmalarını dünyada daha önce hiç denenmemiş bir yöntem uygulayarak karşımıza çıkarmaktadır. Birçok önemli sergiye imza atan sanatçı, şimdi de siz sanatseverlerin karşısına özgün çalışmalarıyla Azarnegari Galerisinde İtalya Venedik, sanklemente özel kendi koleksiyonunda sanat severlerle buluşmaktadır. Küratör & Galeri Sahibi Parisa Karamnezhad ise 1981 yılında Tebriz' de doğmuştur. Sanat dünyasında ilk adımlarını çocukluğundan itibaren resim dalında başlamış, genç yaşlarında resmin yanı sıra, edebiyat, paten, şan dersleri ve ses eğitimi, fotoğrafçılık gibi çeşitli faaliyetlerle ilgilenmiştir. Her zaman resim ve fotoğraf onun için ön planda yer almış, her iki yönde profesyonel olarak başarılı adımlar atmıştır. 14 yaşında iken Tebriz' de düzenlenen festivalde kara kalem portre dalında birincilik kazanmıştır. Aynı zamanda modern tarzlara meraklı olan Parisa, modern resimlerini sanat arşivine eklemeye başlamıştır. 1998 yılında küçük yaşına rağmen, başarılarından dolayı, Tebriz' in en iyi kadın fotoğrafçısı ünvanını almış, Tebriz Kültür Bakanlığı tarafından Tebriz Fotoğraf kurumunun, kurucu üyesi olarak ilk mütevelileri içinde yer almıştır. 2007 yılında Tebriz ve Heris Üniversiteleri tarafından fotoğraf dalında eğitim vermeye davet edilmiştir. 3 yıl eğitim sonrası kendi sanat projelerinde ilerlemek için öğretimi özel eğitim olarak İstanbul'da devam ettirerek, 2011 yılında Moda'da kendi özel sanat atolyesini kurarak sanat çalışmalarına devam etmiştir. Şimdiye kadar farklı kurumlardan yayınlanan 5 kitap ve çalışmaları olmuştur. Ayrıca 14 yaşından beri devamlı yazdığı rüyaları, kısa hikayeler halinde tasarladığı sayılı Farsça ve Türkçe mecmuaya sahiptir. Fotoğraf, resim, heykel dalında 34 kişisel ve karma sergi yapmıştır. Katıldığı 17 ulusal ve uluslararası festivallerde ilk sırada ödüllendirilmiştir. Hong Kong, Almanya, İngiltere PSA ve FIP festivallerinde eserleri sergilenmiş, 2012 yılında Türkiye, Mesin Uluslar arası fotoğraf yarışmasında mansyon ödülü kazanmıştır. En önemli ödüllerinden, Sırbistan'da gerçekleşen uluslararası rock festivalinde birincilik ödülü alarak altın madalya kazanmıştır. Şimdiyse galericilik ve eğitimle yanı sıra kendi sanat dünyasında resim çizmek ve ilk hikaye kitabının Türkçe ve Farsça içeriğinde yayına hazırlamanın heyacanını yaşamaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/art-x-ist-galeride-ey-kutsal-basitlik/", "text": "Küratörlüğünü Banu Seyhan'ın üstlendiği Ey Kutsal Basitlik başlıklı karma sergi, Art x-ist'te 7 Eylül itibaryla başladı. Aklı ve düzeni simgeleyen Apollonik ve Apollonik'in kaosunu -duyguları, çoşkuyu temsil ederek- oluşturan Diyonizyak kavramlarını merkezine alan sergi, birbiri içerisinde zıtlık içeren kavramlara farklı sanatçıların gözünden bakıyor. 7 Ekim'e kadar devam edecek olan sergiye dahil olan sanatçılar arasında Ansen, Burak Dak, Doğu Özgün, Gökhan Gökseven, Metin Alper Kurt, Murat Palta ve Tayfun Gülnar yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artakalan-sergisi-ktsmde-aciliyor/", "text": "Dünyamızın karşı karşıya olduğu karmaşık sorunlar yumağından çıkış için yaratıcı endüstrilerin yol gösterici olabileceğine inanan ve bu doğrultuda sürdürülebilir yaşam odaklı projelere kapılarını açan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, 4 Kasım'dan itibaren, Felekşan Onar'ın kurucusu olduğu Fy-shan Glass Studio'nun ileri dönüşüm yöntemleriyle tasarlayıp ürettiği kullanıma yönelik cam eserler ile heykelsi objeleri bir araya getiren Artakalan başlıklı sergiyi izleyicilere sunmaya hazırlanıyor. Güncel tasarımın tüketicilerin günlük yaşam deneyimini zenginleştirmenin ötesinde, sosyopolitik, ekonomik ve ekolojik düzlemde yaratabileceği katkıya değinen sergi, Felekşan Onar'ın, tasarımcı Şahika Etemoğlu ve üretim ekibinin katkılarıyla, ileri dönüşüm yöntemlerine göre tasarlayıp ürettiği, toplamda dört ana gruptan oluşan cam eserler, Serra Yentürk'ün küratörlüğünde bir araya geliyor. Modern bir disiplin olarak tasarımın toplumsal eşitsizlik, iş gücü sarfiyatı ve doğal kaynakların tüketimi üzerindeki belirleyici rolünü öne süren tarihsel tartışmalar, 21. yüzyıl tasarımcısının statükoyu tersine çevirmede üzerine düşen sorumluluğa bir temel oluşturuyor. Bu çerçevede, çizgisel Al-Üret-Tüket sistemine kendi cam pratiğinden sürdürülebilir bir üretim modeliyle yanıt veren cam sanatçısı ve tasarımcı Felekşan Onar, kullanılabilir malzemeyi atığa dönüşmeden, ekonomik ve kültürel değeri olan ürünlere çeviriyor. Artakalan sergisi, Onar'ın imalat süreçlerinden geriye kalan cam parçaları değerlendirdiği bir dizi tasarımına yer veriyor. Saydamlığının ardında uzun araştırma süreçlerini saklayan, insan nefesine gözle görülür bir biçim kazandıran ve tarihsel olarak belki de en incelikli işçiliğin malzemesi olan cama bütüncül bir üretim anlayışıyla yaklaşan Onar'ın tasarımları, atık olarak gözden çıkarılmış parçaların, en az ürüne dönüşenler kadar değerli ve biricik olduğunu ortaya koyuyor. Fy-Shan Glass Studio'nun işlevsel tasarımları arasında önemli bir yer tutan aydınlatma ve servis ürünleri, sergi mekanı içerisindeki yerleşimleriyle bir tür sunağı andırıyor. İnsan yapımı nesnelerin de bir ruha sahip olduğuna, bu nesnelere ve üretildikleri kaynaklara iyi bakılması gerektiğine inanılan Şintoizm'i akla getiren bu sunak benzeri düzenleme, doğal kaynaklar kadar insan emeğinin de kutsal olduğu fikriyle ilişki kuruyor. Sergi mekanının sonunda ziyaretçileri karşılayan, işlevsel olmayan tek üretim olan Totem adlı yerleştirme de söz konusu kaynaklara ve üretimi mümkün kılan insan emeğine atfen anıtsal bir nitelik kazanıyor. KTSM'nin sosyal fayda güden pratikleri destekleyen ve sürdürülebilir üretim politikalarını teşvik eden kurum ilkeleri dolayısıyla, İyi Bak Dünyana hareketi kapsamında ev sahipliği yaptığı Artakalan 31 Aralık'a kadar ziyaretçilerini bekliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artankara-sanat-fuarinin-ardindan/", "text": "29 Mart 2 Nisan tarihleri arasında ATO Congresium'da 7. si yapılan sanat fuarımız tamamlandı. Fuardan önce yapılan değişik söylentiler içerisinde; fuar yapılmayacak, ertelenecek, pandemi nedeniyle kimse gelmeyecek, fuara gitmek tehlikeli, gerekli önlemler alındımı, katılım az olacak, zayıf geçecek, masrafını çıkartmaz, gibi değişik olumsuz söylentilerin hepsi arkada kaldı. Ankara'da gerçekleşen fuarların hepsine katıldım. Şimdiye kadar yapılan fuarlar içerisinde en başarılı, en zengin, etkili katılımın en yoğun olduğu fuar 7. ArtAnkara Sanat Fuarı oldu diyebilirim. Satışlarımızın en fazla olduğu, devlet büyüklerinin geldiği ve sanatçılarımız ile çalışmaları hakkında bilgi aldığı, ilgilendiği, sohbet ettiği en iyi fuarımız buydu. Pandemi, sağlık ve sosyal mesafe yönünden gerekli tüm tedbirler alınmıştı, görevliler bu konuda çok hassastı. Katılan ziyaretçilerimizin hepsi gerçekten sanatsever, ilgili izleyici, sanatçılardan eser alarak koleksiyonlarını zenginleştirmek isteyen bilinçli bir kitleydi. Katılım gösteren galerilerin büyük bir çoğunluğu İstanbul bölgesinden gelen galerilerimz ve sanatçılarımızdı. Birbirinden değerli sanatçılarımız vardı. Söyleşiler ayrı bir güzellikteydi. Fuarımızın her köşesi gerçekten tadına doyulmayacak görsel zenginlikteydi. Fuarımıza ziyaret ederek sanatçılarımız ile yakından ilgilenen, sohbet eden Kültür ve Turizm Bakanı Sn. Mehmet Nuri Ersoy, CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaoğlu, İyi Parti Genel Başkanı Sn. Meral Akşener, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Mansur Yavaş, Çankaya Belediye Başkanı Sn. Alper Taşdelen, Ankara Sanayi Odası, ATO Başkanı, Basın mensupları, siyasi partiler yöneticileri, STK yöneticileri, Büyükelçiler ve mensupları, biz sanatçıları yalnız bırakmayan sanatseverler, koleksiyonerler, hepinize teşekkür ediyoruz, sevgilerimizi sunuyoruz. Bizlere bu doyumsuz fuarı yaşatan, sanat adına bütün güzellikleri bizlere sunan en başta Atis Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Bilgin Aygün ve yönetim kuruluna, fuarda görevli güvenlik, bilet gişesi, temizlik, teknik personel, iletişim görevlilerine çok teşekkür ediyoruz. Fuarda eserleri ile katılım göstererek, başarılı bir şekilde sunum yapan atölye arkadaşlarıma, ziyaretimize gelen, bizleri yalnız bırakmayan atölye arkadaşlarıma teşekkür ederim. Bana eşsiz bir fuar keyfi yaşatan, fuar standımda görev yapan asistanım Şebnem, stant görevlileri Baran, Nur ve Kamernaz'a çok teşekkür ediyorum. Bu fuarımızın çizgisi her yönden çok yüksekti. Diğer fuarlarımızın da en az bu çizgide yaşamamız dileğimle, 8. ArtAnkara Sanat Fuarı'nda buluşmak üzere hepinize teşekkür ediyorum, sevgi ve saygılarımı sunuyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artcontact-fuarindan-balabana-odul/", "text": "1-6 haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleşecek olan, ArtContact İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı için geri sayım başladı. Balaban Sanat Galerisi'nin de katılacağı fuarda sanatçı ödülü İbrahim Balaban'ın olacak. Fuarda Ressam İbrahim Balaban'ın 100. Doğum yılına özel olarak bir de panel düzenlenecek. Panelin moderatörlüğünü gazeteci yazar, Zafer Bilgin üstlenirken konuşmacı olarak Film Yönetmeni Reis Çelik, yazar, gazeteci ve belgesel yönetmeni Nebil Özgentürk, Sanatçı-Teorisyen Emre Zeytinoğlu, Gazeteci-yazar Nazım Alpman katılacak. Etkinlikte ayrıca Cüneyt Uzunlar'ın şiirleri seslendirilecek. 1 Haziran Saat 15.00'te fuar alanında gerçekleştirilecek etkinliğin fuar kataloğundaki Balaban anma yazısını Ressam Öğretim Görevlisi Aydın Ayan kaleme alacak. Balaban Galeri, Gala Galeri ve Artshop çatısı altında bizim katılım sağlayacak sanatçılardan bazıları şöyle: Mehmet Aksoy, Gaye Su Akyol, Muzaffer Akyol, Mehmet Güreli, Ömer Eken, Mustafa Tuğrul, Ufuk Güneş Taşkın, Mustafa Tuğrul ve İlayda Kepez fuarda öne çıkan sanatçılardan."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artcontact-istanbul-buyuk-ilgi-goruyor/", "text": "Önceki gün kapılarını açan 3. ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, büyük ilgi görüyor. Dr. Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi'nde düzenlenen fuarda, Türkiye'nin en ünlü sanatçıları ile sanat galerileri, sanatseverlerle buluşuyor. Yurt dışından da sanatçıların ve galerilerin katıldığı fuarda, çeşitli etkinlikler de gerçekleştiriliyor. 2014-2019 yılları arasında Ankara'da ArtAnkara Çağdaş Sanat Fuarı adıyla yapılan organizasyonun devamı niteliğinde olan ArtContact İstanbul'da sanatçı, galeri ve koleksiyoner üçlemini yaşama geçirmek istediklerini dile getiren Atis Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül; Sanatsal malzeme üreten firmalar, eğitim kuruluşları, sanatsal yayınlar, inisiyatifler, sanatla ilgili projeler, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri, fuarın diğer katılımcılarını oluşturuyor dedi. 3. ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, 4 Haziran Pazar akşamına kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artcrowdistanbul-turk-sanatini-uluslararasi-platformlarda-temsil-edecek/", "text": "Mekandan bağımsız, sınırları olmadan, sanatı geniş kitlelere ulaştırma hedefiyle yola çıkan Artcrowdistanbul Online Galeri, sanal ortamda görüntülenebilen bir sanat galerisi olarak ziyaretçilere açıldı. İlk sergisini, Türkiye güncel sanatının değerli ismi Kezban Arca Batıbeki'nin solo sergisi On The Road II ile yapan Artcrowdistanbul, kullanıcı dostu altyapısı ile gerçek bir galerideymişçesine sergiyi gezme ve eserleri inceleyebilme deneyimi yaşatıyor. Şanel Şan Sevinç'in 10 yılı aşkın küratörlük sanat ve tasarım deneyimi ile kurulan Artcrowdistanbul her sergiye özel olarak tasarlanan mimarisi ile sanal gezi deneyimini yükseltiyor. Şanel Şan Sevinç galeri hakkında: ''Artcrowdistanbul mekana, bölgeye, ülkeye bağlı kalmadan, sınırsız bir şekilde sanatın sadece merkezde İstanbul'da değil, tüm ülkede periferi için de ulaşılabilir hale getiren demokratik bir ortam sunmak amacıyla, 2018 yılında temelleri atılmış bir galeridir. Ayrıca kişisel olarak da benimsediğim Türk sanatını dünyaya duyurmak hedefine hizmet etmek üzere sınırları aşan bir mecra yaratmak fikri de ateşleyici güçlerdendir. Galerimiz yabancı ortak destekleri ile de yakın zamanda yurtdışı projeler düzenleyecektir'' diyor. Artcrowdistanbul, usta sanatçılar ile gerçekleştireceği sergilerin yanı sıra genç yeteneklere ve tasarım sergilerine de programında yer verecek. Artcrowdistanbul, sanatçılarıyla ve global iş birlikleriyle birlikte Türk sanatını uluslararası platformlarda temsil etmeyi hedefliyor. Yıldız Teknik Üniversitesi, sanat ve Tasarım Fakültesi, sanat Yönetimi mezunu olan Şanel Şan Sevinç, kariyerine İstanbul Modern Sanat Müzesi, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A. Ş gibi kurumlarda başladı. 2011 yılında genç sanatçı ve tasarımcıları desteklemek amacıyla kurulan ARMAGGAN Sanat & Tasarım Galerisi'nin kuruluşuna öncülük ederek direktörlüğünü üstlenen Şanel, aynı kurum bünyesinde yer alan Özel Sanat Koleksiyonunun da yöneticisi oldu. Düzenlediği sergilerde disiplinlerarası bakış açısı sergilerken, ARMAGGAN Sanat ve Tasarım Galerisi bünyesinde kurguladığı fonksiyonel sanat odaklı Sanat 7/24 sergisi, birbirini hiç tanımayan 1 sanatçı ve 1 tasarımcıyı bizzat eşleştirerek çalışmalarını motive ettiği Maddenin Halleri gibi özel sergileri kuruma kazandırdı. Bu sergilerin çıktısı olarak pek çok yeni eser ve tasarım kurum koleksiyonuna katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arteexpo-granada-artshow-icin-geri-sayim-basladi/", "text": "İspanya'nın festivalleriyle tanınan kültür şehri Granada da gerçekleşecek olan ArteExpo Contemporary Granada Artshow, ilk edisyonuyla Teatro Municipal Maracena Granada Gösteri ve Sergi Merkezi'nde 1-4 Temmuz 2022 tarihlerinde izleyicilerine kapılarını açmaya hazırlanıyor. Dünyanın birçok ülkesinden önemli sanatçıları, galerileri, sanat eleştirmenlerini ve koleksiyonerlerini bir araya getirecek olan ArteExpo Granada Artshow'da Türk Sanatçılarımız da ülkemizi temsil edecekler. Sanat festivali tarihleri, bu yıl 71. kez düzenlenmekte olan Uluslararası Granada Müzik Festivali'nin tarihleriyle eş zamanlı denk geliyor. Tüm şehir festival süresince uluslararası düzeyde sanatın çekim merkezi haline dönüşecek. Dolayısıyla ArteExpo Contemporary Granada Artshow'da yer alan eserler daha geniş bir izleyici kitlesiyle buluşma fırsatını da yakalayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arter-cocuklar-icin-cagdas-sanat-atolyeleri-duzenliyor/", "text": "Arter'in farklı yaş gruplarından katılımcılara açık olan çevrimiçi atölyelerinde çocuklar çağdaş sanatı keşfedip yorumlarken bir yandan da kendi eserlerini üretecekler. 6 9 yaş aralığındaki çocuklar için düzenlenen çevrimiçi Renk Renk Notalar atölyesi, 7 Kasım 2020 Cumartesi günü gerçekleşecek. Renk Renk Notalar atölyesi, Arter'in Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergisinde yer alan, farklı nota gösterimleriyle ilişkili yapıtlardan ilham alıyor. Çalışmada, gündelik hayatta işittikleri seslerden yola çıkarak yapıtları yorumlamaya davet edilen çocuklar, notaların yerine renkleri ve desenleri yerleştirerek üretecekleri özgün bestelerle, müziği görselleştirmenin olanakları üzerine düşünecekler. Çocuklar atölyede resim kağıdı, suluboya, siyah keçeli kalem, kuru boya kalemleri ve cetvel kullanacaklar. Katılımcılarını Arter'de sergilenen yapıtlar aracılığıyla doğanın gizemli dokularını keşfetmeye çağıran Doğanın Gizemli Dokuları atölyesi, 14 Kasım 2020 Cumartesi günü 7 11 yaş aralığındaki çocuklara yönelik olarak düzenlenecek. Doğa ile insan arasındaki ilişki üzerine bir sohbet etrafında şekillenecek atölyede çocuklar, yaprak, dal, kozalak, taş, meyve gibi doğal malzemelerin dokularını kullanarak kendi kompozisyonlarını oluşturacak ve doğaya yepyeni bir gözle bakmanın imkanlarını araştıracaklar. Doğanın Gizemli Dokuları atölyesi için çocuklar ayrıca, resim kağıdı, kuru boya kalemleri, organik malzemeler, bir adet meyve ve büyüteç kullanacaklar. 4 6 yaş aralığındaki çocukların katılımına açık olan Hamur Çanaklar: Bir, İki, Üç! atölyesi 21 Kasım 2020 Cumartesi günü gerçekleşecek. Atölye, Alev Ebüzziya Siesbye: Tekerrür başlıklı sergideki yapıtlardan ilham alıyor. Sergilenen yapıtlar arasındaki farklar üzerine bir sohbetle başlayacak çalışmada, çocuklar tekrar eden hareketlerle oyun hamurlarını şekillendirecek ve tekrarlayan biçimler arasındaki farkları bulacaklar. Hamur Çanaklar: Bir, İki, Üç! atölyesinde çocuklar oyun hamurları, kürdan, küçük boncuklar ve isteğe bağlı olarak sim kullanacaklar. 28 Kasım 2020 Cumartesi günü gerçekleşecek çevrimiçi Alkış Müzikali atölyesi ise 7 11 yaş aralığındaki çocuklar için düzenlenecek. Müziği görselleştirmenin imkanlarını araştıran yapıtlardan ilham alan Alkış Müzikali atölyesi, Arter'in Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergisinde yer alan eserlerden yola çıkıyor. Atölyede, şans unsurunu ön plana çıkararak görsel ve işitsel düzenlemeler yapacak olan çocuklar, harfleri, sayıları ve renkleri alkışlarıyla buluşturarak kendi görsel müziklerini oluşturacak ve bakarken dinlemenin olanaklarını araştıracaklar. Atölye çalışmasında çocuklar, madeni para, 4 farklı renkte yün, zar, makas, uhu, resim kağıdı ve boya kalemleri kullanacaklar. Saat 11:00'de başlayacak çevrimiçi atölyeler ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. 7 Kasım'da Renk Renk Notalar, 14 Kasım'da Doğanın Gizemli Dokuları, 21 Kasım'da Hamur Çanaklar: Bir, İki, Üç!, 28 Kasım'da ise Alkış Müzikali başlığıyla düzenlenecek ücretsiz atölyelere katılım kontenjanla sınırlı olduğundan ogrenme@arter. org. tr adresine yazarak kayıt yaptırmak gerekiyor. Çevrimiçi Atölyeler Ücretsiz OlacakÇSaat 11:00'de başlayacak çevrimiçi atölyeler ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. 7 Kasım'da Renk Renk Notalar, 14 Kasım'da Doğanın Gizemli Dokuları, 21 Kasım'da Hamur Çanaklar: Bir, İki, Üç!, 28 Kasım'da ise Alkış Müzikali başlığıyla düzenlenecek ücretsiz atölyelere katılım kontenjanla sınırlı olduğundan ogrenme@arter. org. tr adresine yazarak kayıt yaptırmak gerekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arter-ilk-cevrimici-hareket-atolyesini-baslatiyor/", "text": "Covid-19 salgınının yayılma riskine karşı alınan sağlık tedbirleri kapsamında ziyarete kapalı olan Arter, Öğrenme Programı'nın uzun soluklu süreçlerinden biri olan Hareket Atölyeleri'ni çevrimiçi ortama taşıyor. Dila Yumurtacı'nın gerçekleştireceği Özgür Hareket / Anda Hareket başlıklı atölye çalışması, duygu ve düşüncelerin bedende nasıl ortaya çıktığına, nasıl dönüştüğü üzerine eğilecek; gevşeme ve serbest bırakma egzersizleri yoluyla sinir sisteminin rahatlatılmasına odaklanacak. 15 Nisan'da başlayıp, 8 hafta boyunca her Çarşamba akşamı çevrimiçi olarak düzenlenecek Özgür Hareket / Anda Hareket atölye çalışmasına ücretsiz olarak katılmak için ogrenme@arter. org. tr adresine e-posta göndererek kayıt yaptırılması gerekiyor. Arter'in iki aylık süreçlerde farklı içerik ve yaklaşımlar etrafında kurgulanan Hareket Atölyeleri, katılımcıların bedenle çalışmaya dair farklı yöntemleri deneyimleyerek hareket alanlarını genişletebileceği bir alan açıyor. Kamu sağlığını korumak için toplumun bir bölümünün evlerine kapandığı ve harekete odaklanan çalışmalara duyulan ihtiyacın dönüşüm geçirdiği bu dönemde Arter, süregiden bir program olan Hareket Atölyeleri'ni çevrimiçi ortama taşıyarak, katılımcılara alternatif bir rahatlama alanı sunuyor. Sanatçı Dila Yumurtacı yürütücülüğünde gerçekleşecek çevrimiçi Özgür Hareket / Anda Hareket atölyesinde somatik metotlar, farkındalık teknikleri, meditasyon, yoga ve çağdaş dans aracılığıyla hareket ve hisler arasındaki ilişkiye odaklanılacak. Duygu, düşünce ve hislerin bedende nasıl ortaya çıktığı ve dönüştüğü üzerine eğilen atölye, katılımcıları bedenleri aracılığıyla içerisi ve dışarısıyla bağ kurarak, hem kendi iç dünyaları hem de bulundukları mekanda farkındalığı çağırma, anda olma ve akışta kalabilme hallerini deneyimlemeye davet edecek. Gevşeme ve serbest bırakma egzersizleri yoluyla sinir sisteminin rahatlatılmasını amaçlayan atölyede, zihin ve beden birlikteliğini sağlamak için özgür hareketin peşinden gidilecek. Arter Hareket Atölyeleri kapsamında düzenlenen Özgür Hareket / Anda Hareket başlıklı çalışma, 15 Nisan Çarşamba akşamı başlayacak ve 8 hafta boyunca her Çarşamba 19:00 20:15 saatleri arasında gerçekleşecek. Katılımın ücretsiz ve kontenjanla sınırlı olduğu atölye çalışması için ogrenme@arter. org. tr adresine e-posta göndererek kayıt yaptırılabilir. Katılım için herhangi bir bilgi veya deneyimin gerekli olmadığı çevrimiçi atölyeyi takip etmek için gerekli yönlendirmeler, kayıt esnasında katılımcılarla paylaşılacak. Atölye çalışması 8 hafta boyunca birbirini takip eden buluşmalardan oluşur ve devamlılık gerektirir. Pratiğinde farklı disiplinleri bir araya getiren Dila Yumurtacı; performans, çağdaş dans, fiziksel tiyatro, video ve yerleştirme gibi çeşitli mecralarda çalışmaktadır. Galatasaray Üniversitesi Sinema Bölümü, Royal Academy of Dance Klasik Bale mezunudur. Görsel Sanatlar alanındaki yüksek lisans eğitimini Sabancı Üniversitesi'nde tamamlamıştır. 2007 yılında performans sanatları topluluğu dadans'ı kurmuştur. İşlerinin ortak özelliği, uçucu doğalara sahip olmalarıdır. Sanatsal pratiğinde beden, ölüm, doğum ve bilinç konularını ele alır. Bedendeki hareketin ötesinde olanı araştırırken yoga, meditasyon, Qigong ve bedensel farkındalık çalışmaları ile de ilgilenir. dadans topluluğu ile sürdürdüğü kolektif çalışmalarının yanı sıra bireysel pratiğine İstanbul'da devam etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arter-onuncu-yasini-kutluyor/", "text": "Vehbi Koç Vakfı'na bağlı bir kurum olarak 2010'da İstiklal Caddesi'nde açılan ve 2019 yılında taşındığı Dolapdere'deki yeni binasında sanatın tüm disiplinlerini kapsayan bir kültür merkezine dönüşen Arter, 10. kuruluş yıldönümünü kutluyor. 10 yılda gerçekleştirdiği 50'ye yakın özgün sergi bağlamında 200'den fazla yapıtın üretimine destek veren ve yayınlarıyla sanat tarihi yazımına katkıda bulunan Arter, yeni binasında zenginleşen çokdisiplinli programıyla herkes için erişilebilir, canlı ve sürdürülebilir bir kültür ve yaşam platformu olmaya devam ediyor. Bir Vehbi Koç Vakfı kuruluşu olan Arter, 8 Mayıs 2010'da İstiklal Caddesi'ndeki binasında Sanat için alan alt başlığıyla açıldı. İstanbul kültür-sanat hayatının ana arterinde özgün sergiler ve yayınlarla geçen dokuz yılın ardından 2019'da taşındığı Dolapdere'deki yeni binasında Arter, sanatın tüm disiplinlerine kucak açan bir kültür merkezine dönüştü. Bu yeni dönemde günümüz sanatını tüm boyutlarıyla geniş kitlelerle buluşturmayı hedefleyen Arter, 10. kuruluş yıldönümünü üretmenin ve paylaşmanın heyecanıyla karşılıyor. Misyonunun özünde Türkiye'de çağdaş sanat üretimini desteklemek, bu üretimin belleğini bir arada tutmak ve yaratıcı sergileme/yorumlama biçimleri aracılığıyla kamuyla paylaşmak yer alan Arter, kuruluşundan bu yana geçen 10 yıl zarfında gerçekleştirdiği 50'ye yakın özgün sergi bağlamında 200'den fazla yapıtın üretimine destek verdi, çağdaş sanat alanındaki güncel üretimi izleyicilerle buluşturdu. Sergilere eşlik etmek üzere hazırladığı iki dilli yayınlarla özgün araştırmaların hayata geçmesini ve yeni metinlerin oluşturulmasını destekleyerek, sanat tarihi yazımına ve bu alandaki bilgi üretimine katkıda bulundu. Yeni binasında hayata geçirdiği kitabevi ve kütüphanesiyle, programlarına paralel olarak güncellenen yayın seçkisini ve kaynakları daha geniş kitleler için erişilebilir kıldı. Öğrenme içerikleri aracılığıyla herkesi yaratıcı sürecin parçası olmaya davet ederken çağdaş sanatı üretildiği bağlam, ziyaretçilerin gündelik deneyimleri ve hayal gücüyle ilişkilendirerek yorumlamaya açmayı sürdürdü. Yeni binasında sahne sanatları, klasik, çağdaş ve elektronik müzik, film, performans sanatı ve dijital sanatlar gibi pek çok disiplinin yenilikçi örnekleri ve nitelikli yorumlarına alan açarak programını sanatın tüm disiplinlerini içerecek şekilde zenginleştirdi. Arter, 10. kuruluş yıldönümünü geçmişi hatırlayarak ve içinde bulunduğumuz yeni gerçeklikte şimdi ve gelecek üzerine çalışarak kutluyor. 14 Mart'tan bu yana sağlık tedbirleri nedeniyle geçici olarak ziyarete kapalı olan Arter, bu süreçte birlikte içerik ürettiği kişi ve kurumlarla; üyeleri, komşuları, ziyaretçileri ve takipçileriyle etkileşime geçmenin yeni yollarını keşfediyor ve dijital araçlarla daha geniş kitlelerle buluşmayı deneyimliyor. Arter onuncu yılını kutlarken, onu kuran ve yaşatanlara minnetlerini sunuyor. Başta himayesini esirgemeyen Koç Ailesi olmak üzere, on yıl boyunca kuruma emeği geçen her bir çalışanına, koleksiyonunda ve programında yer alan sanatçı ve küratörlere, içerik üretim süreçlerinin parçası olan tüm kişi ve kurumlara; kurumsal sponsoru Tüpraş, ulaşım sponsorları Ford Otosan ve Otokar ile tüm diğer destekçilerine; üyeleri, komşuları, ziyaretçileri ve takipçilerine birlikte geçen yıllar için teşekkür ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arter-yayinlari-sanatin-bellegini-tutuyor-ve-pratigini-belgeliyor/", "text": "Türkiye'nin önemli sanat kurumlarından Arter, sanat kitapları yayıncılığında da nitelikli işlere imza atıyor. Arter Yayınlar ve İçerik Koordinatörü Süreyyya Evren ile yayın politikalarını ve yakın dönem projelerini konuştuk. Süreyyya Evren; Arter'in bugüne dek süren pratiğinde, doğrudan yeni sanat eserlerinin üretilmesine verilen sürekli desteğe sanata dair düşünce üretimini yeni metinlerin doğmasını teşvik ederek desteklemek eşlik ediyor. Sanata dair bilginin nasıl yapıldığını önemseyerek bellek tutmak, bu süreçte ortaya konan çalışmaların titizlikle belgelenmesi ve nesne olarak kitabı önemseyen özgün grafik tasarımlarla cisimleşmesi esas dedi. Arter, öncelikle bünyesinde gerçekleşen sergilere eşlik eden, Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilde yayınlar üretiyor. Gerek kişisel sergiler için gerekse grup sergileri için kitaplar hazırlamanın yanı sıra Arter Yayınları 'nın bir misyonu da 1.400 eseri bulan Arter Koleksiyonu'nu işlemenin özel formlarını önererek, okurun hem tüm koleksiyonla ve sergilerle hem de tek tek eserlerle olabildiğince çok yönlü, ucu açık ilişkiler kurabilmesine zemin hazırlayan, bakış açısını genişletici katkılar sunan kitaplar ortaya koymak. Bu çerçevede başlattığımız dizilerden Arter Koleksiyonu'na dayanan sergilerdeki küratoryal düşünüşün izlerini, bir serginin hazırlanmasının metinsel serüvenini veren Arter Arka Plan adlı yayın dizisi dördüncü cildine ulaşmak üzere. Emre Baykal ile Eda Berkmen küratörlüğünde hazırlanan Saat Kaç?, Selen Ansen küratörlüğünde hazırlanan Kelimeler Pek Gereksiz ve Kevser Güler küratörlüğünde hazırlanan Gökcisimleri Üzerine sergileri için biraraya getirilen ilk üç cilt yayımlandı. Selen Ansen küratörlüğünde gerçekleşen Locus Solus sergisi için hazırlanan yayın, serinin dördüncü kitabı olacak. Kitabı kendi başına bir mecra olarak alan, özgün birer metinler ve görseller düzenlemesi sunan yeni üretimleri kaynaklarla birleştiren, tasarımlarını Emre Çıkınoğlu'nun üstlendiği seçkiler bunlar. Arter Yayınları ayrıca, Arter Araştırma Programı çerçevesinde çağdaş sanat alanında çalışan kültür üreticileriyle birlikte yürüttüğü çalışmaları İz Öztat ile Merve Ünsal'ın hazırladığı iki kitapla belgeledi. Okay Karadayılar ve Ali Taptık tarafından tasarlanan Re: başlıklı ve Umut Altıntaş tarafından tasarlanan Re: başlıklı yayınlar, Arter Araştırma Programı'nın süreç odaklı ve kendiliğinden örgütlenmeyi önemseyen yaklaşımını yansıtıyor. Arter 10. yılını kutlarken tüm dönemlerini ve faaliyetlerini kapsayan, İlkay Baliç ve Melih Fereli tarafından hazırlanan ve tasarımını Bülent Erkmen'in üstlendiği Arter: Sanat İçin AlanYaratmak başlıklı kitapla da kurumun yola çıkışına ve hikayesine yakından bir bakış sundu. Evet, Arter Yayınları 'nın 67. kitabı ise ilk kez bir elektronik kitap oldu: Claudia Mesch'in Joseph Beuys adlı kitabı; Beuys'un (1921 1986) hayatı, sanatı ve performanslarına odaklanıyor. Çağdaş sanat tarihinden kritik isimleri biyografileri ve kendi yazdıkları metinlerle Türkçe okura ücretsiz indirilebilir e-kitaplar formunda daha yakından tanıtmayı hedefleyen bu dizi, Hans Haacke'nin yazılarını biraraya getiren bir ciltle sürecek. Sanat kitapları dediğimizde elbette geniş bir kategori tanımlamış oluyoruz. Kültür yayıncılarının sanat dizilerinden çıkardıkları kitaplarda yayınevinin genel tasarım ilkelerinden çok farklılaşılmaz; belki kağıt kullanımı ve boyutta bir dikkat göze çarpar ama bunun ötesinde bir ayrışmaya gerekli gözüyle bakılmaz sıklıkla. Sanatçıların kitabı bir mecra olarak kullandıkları sanatçı kitaplarının da son yılda ülkemizde çok arttığı söylenebilir. Sanatçı kitaplarında kitap sanat nesnesi olmaktan öte sanatın kendisi, dolayısıyla andığınız tipografi, kapak çizimi, yazı fontları, kullanılan tüm görsellerin seçimi gibi öğeler, kitabın nesneliğine dair her şey, kitabın neliğine dair de belirleyici konumda. Son olarak, bizim gibi kültür kurumlarının, müzelerin, sanat merkezlerinin, galerilerin ve diğerlerinin yaptığı sanat yayıncılığına bakabiliriz. Burada da farklı yaklaşımlar, kurumun yayınlar aracılığıyla sanat dair bilgi hakkında nasıl bir söz üretmeyi yeğlediğini açığa çıkaracak şekilde çeşitlenir. Kitabın nesneliğine dair öğeler, sanatçı kitabından farklı olarak sanatçı kadar kurumun, tasarımcının ve matbaanın da elinden çıktığını belli etmektedir artık. Uzun lafın kısası, evet kütüphanenizi düzenlemeye kalktığınızda en çok sanat kitaplarını raflara sığdırmakta ve yan yana getirmekte zorlanacağınız söylenebilir. Evet, her kitapta Arter Koleksiyonu'ndan tek bir esere odaklanmaya dayanan Arter Yakın Plan dizisi de dördüncü kitaba varmak üzere. Sarkis'in Çaylak Sokak işi üzerine Arter'in başküratörü Emre Baykal'ın kaleme aldığı kitapla başlayan dizi, Melih Fereli'nin imzasını taşıyan David Tudor ve Composers Inside Electronics, Inc. : Yağmur Ormanı V (varyasyon 3)'ün ardından Erdem Ceylan tarafından yazılan ve Canan Tolon'un Hasar (1988 2010) isimli yapıtına derinlemesine bir bakış sunan üçüncü cilde ulaştı. Bill Fontana'nın İo'nun Yeni Sesi adlı işini masaya yatıran dördüncü cilt, Melih Fereli tarafından hazırlanıyor. Tasarımlarını Esen Karol'un üstlendiği bu dizideki yayınların sayısı arttıkça, tek bir esere yoğunlaşmanın ne çok farklı yolu olabileceğini keşfetmek için daha fazla imkanımız olacak. Türkiye'de kitap okunmuyor serzenişi yaygındır. Öte yandan, kitap üretiminde sürekli bir gelişme ve çoğalma görülür. Sanat alanında bu gelişme bir nebze daha güçlü. Yukarıda andığımız üç kategoride de üretim artışı var. Son on yılda kültür yayıncılarının sanat dizileri eskisine nazaran çok gelişti, sanatçı kitapları üretmeye ilgi gösteren sanatçılar çoğaldı ve kültür kurumları çok daha fazla ve özenle oluşturulmuş yayınlar sundular. Okurun sanatçı kitaplarıyla ve sanat kurumlarının yayınlarıyla daha fazla buluşabilmesini sağlamaya ve kültür yayıncılarıyla sanat kurumlarının daha fazla iş birliğine gereksinim duyduğumuz söylenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arter-yeni-sezon-sergilerini-duyurdu/", "text": "Bir Vehbi Koç Vakfı kuruluşu olan Arter, sonbaharı beş yeni sergiyle karşılıyor. Arter Koleksiyonu'ndan ve koleksiyon dışından oluşturulan yeni sergiler, 10 Eylül'de açılıyor. Güvenli bir ziyaret için binada alınan tedbirler yeni sezonda da devam ediyor. Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan ve küratörlüğünü Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli'nin üstlendiği Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergi, çoğu müzikle güçlü bir bağ kuran yirmi üç yapıtı bir araya getiriyor. John Cage'in müzikte olduğu kadar tüm sanatsal üretiminde sessizlik, belirsizlik ve rastlantısallığı bir arada kullanan deneysel yaklaşımını ve Fluxus sanatçılarını referans alan sergide, ziyaretçiler galeri alanına hakim olan sessizliğin içinde yapıtlardan yükselen sesleri keşfetmeye ve hayal etmeye davet ediliyor. Arter'in Sesli Dizi serisi kapsamında gerçekleşen üçüncü sergisi olan Dinleyen Gözler İçin, çevremizi kuşatan görsel dünyayla nasıl ilişkilendiğimizi sesin perspektifinden düşünmeye, sesin sanatın ayrılmaz bir parçası olduğu konusundaki farkındalığımızı artırmaya odaklanıyor. David Tudor tarafından tasarlanan ve Composers Inside Electronics, Inc. tarafından gerçekleştirilen Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) başlıklı etkileşime açık yapıt ise Sesli Dizinin dördüncü sergisi olarak yine Melih Fereli'nin küratörlüğüyle Karbon'da deneyimlenebilecek. 1968 yılında koreograf Merce Cunningham tarafından, besteci David Tudor'a bir dans gösterisi için sipariş edilen Yağmur Ormanı, daha sonra CIE'den John Driscoll ve Phil Edelstein tarafından kendi kendini icra eden bir ses yerleştirmesine dönüştürüldü. Yerleştirmede şamandıra, plastik fıçı, bakır kova, saksı ve raket gibi çeşitli gündelik kullanım nesneleri havada asılı şekilde mekana yayılırken, farklı biçimlerde müdahale edilip birleştirilmiş bu nesneler önceden kaydedilmiş ses dosyalarından gelen sinyallerle titreşiyor, yağmur ormanlarının doğal seslerini hatırlatan bir ses ortamı meydana getiriyorlar. Dinleyen Gözler İçin ve Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) sergileri birbiriyle yakından ilişkilenerek ses ve sessizlik kavramları üzerinden tek bir sergi gibi de işliyor. David Tudor ve Composers Inside Electronics, Inc."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arter-yeni-sezonu-bes-yeni-sergiyle-karsiliyor/", "text": "Arter, sonbaharı beş yeni sergiyle karşılamaya hazırlanıyor. Arter Koleksiyonu'ndan ve koleksiyon dışından oluşturulan yeni sergiler, 10 Eylül'de açılırken, güvenli bir ziyaret için binada alınan tedbirler yeni sezonda da devam edecek. Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan ve küratörlüğünü Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli'nin üstlendiği Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergi, müzikle ve sesle güçlü bir bağ kuran yapıtları bir araya getiriyor. David Tudor tarafından tasarlanan ve Composers Inside Electronics, Inc. tarafından gerçekleştirilen Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) başlıklı etkileşime açık yapıt ise Sesli Dizinin dördüncü sergisi olarak yine Melih Fereli'nin küratörlüğüyle Karbon'da deneyimlenebilecek. Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan ve küratörlüğünü Kevser Güler'in üstlendiği Gökcisimleri Üzerine başlıklı grup sergisi, yaşamsal bir aradalık düzleminin bugün yeniden düşünülebilir ve inşa edilebilir olmasına dair sorulara odaklanıyor. Arter, yeni sezonda Alman sanatçı KP Brehmer'in (Berlin, 1938 Hamburg, 1997) kapsamlı bir retrospektifine yer veriyor. Küratörlüğünü Selen Ansen'in üstlendiği, Kapitalist Realizm hareketi ile ilişkilendirilen sanatçının üretiminden geniş bir seçkiyi bir araya getiren KP Brehmer: Büyük Resim başlıklı sergide, sanatçının esin kaynaklarını ve çalışma yöntemlerini ortaya koyan baskılar, resimler, filmler ve arşiv materyalleri farklı kavramlar ve temalar etrafında izleyiciye sunuluyor. Alev Ebüzziya Siesbye'nin Arter'de gerçekleşecek Tekerrür başlıklı kişisel sergisi bütünüyle yeni üretimlerden oluşuyor. Küratörlüğünü Eda Berkmen'in üstlendiği sergi, sanatçının renk, şekil ve boyut farklarını en aza indirgeyerek bu sergi için özel olarak ürettiği yüksek pişirimli çanakları bir araya getiriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arter-yonetiminde-bayrak-degisimi/", "text": "13 yıldır Arter'deki Direktörlük görevini sürdüren Melih Fereli, bayrağı Arter Başküratörü Emre Baykal'a devrediyor. Arter'in Kurucu Direktörü Melih Fereli, 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle, kuruluşundan bu yana sürdürdüğü Arter Direktörlüğü görevini, Arter Başküratörü Emre Baykal'a devredecek. Melih Fereli, 2005 yılından bu yana Türkiye'nin ilk özel vakfı olan Vehbi Koç Vakfı'nın kültür-sanat danışmanlığını yapmış, son 13 yıldır da Arter'in Kurucu Direktörlüğünü üstlenmişti. Birçok serginin küratörlüğünü de gerçekleştirmiş olan Fereli, bu dönemde Vehbi Koç Vakfı'na ve Koç Topluluğu'na sağladığı katkıların yanı sıra ülkemizde çağdaş sanatın gelişimi ve sürekliliği için gerçekleştirilen çalışmalarda da etkin rol oynadı. 2008 yılında Sergiler Direktörü ve Küratör olarak çalışmaya başladığı Arter'de 2016 yılından beri Başküratör olarak görev yapmakta olan Emre Baykal, 01 Ocak 2024 tarihi itibariyle Arter Direktörlüğü görevini üstlenecek. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk özel vakfı olan Vehbi Koç Vakfı, köklü vakıf geleneğini yeniden canlandırmak amacıyla merhum Vehbi Koç tarafından 1969'da kuruldu. Vakıf, modern ve gelişen Türkiye için temel hizmet sahaları olarak belirlediği eğitim, sağlık ve kültür sektörlerinde kapsamlı faaliyet yürütüyor. Her biri mükemmellik merkezi haline getirilen kuruluşlarıyla örnek teşkil etmenin yanı sıra geniş çaplı proje destekleriyle de topluma hizmet ediyor. İlgili bakanlık ve yerel kurumlarla iş birliği içinde okul, yurt, hastane ve tıp merkezi inşa edip bağışlayarak toplumsal kalkınmayı destekliyor; binlerce yetenekli gence eğitim bursları veriyor. Vehbi Koç Vakfı'nın kültür ve sanat alanındaki faaliyetleri, 1980'de Türkiye'nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi'nin kurulmasıyla başladı. Müze Türk-İslam eserlerinin yanı sıra Anadolu uygarlıklarına ait arkeolojik eserlerden oluşan bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Vakıf, Türkiye genelinde birçok kültür kurumu ve araştırma merkezi kurarak, kültür alanındaki katkılarının alanını daha da genişletiyor. Vakfın geniş kapsamlı kültürel faaliyetleri arasında, New York Metropolitan Sanat Müzesi'ndeki iki Osmanlı sanatı galerisinin genişletilmesi ve yenilenmesi için yapılan bağışlar gibi, dünyaca tanınmış kuruluşlarla işbirlikleri de yer alıyor. Bir Vehbi Koç Vakfı Kuruluşu olarak 2010 yılında açılan Arter, sanatın tüm disiplinlerini kapsayan programıyla herkes için erişilebilir, canlı ve sürdürülebilir bir kültür ve yaşam platformu sunar. İstiklal Caddesi'ndeki binasında 2010 2018 yılları arasında 35 sergiyi izleyicilerle buluşturan Arter, 2019 yılının Eylül ayında Dolapdere'deki yeni binasına taşındı. Arter, Grimshaw Mimarlık'ın tasarladığı yeni binasıyla beraber süregelen faaliyetlerini çok daha ileriye taşıyarak sergilerin yanı sıra farklı sanat disiplinlerinden performans ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Toplam 18.000 metrekare kapalı alana sahip Arter binasında sergi alanlarının yanı sıra performans salonları, öğrenme ve etkinlik alanları, bir kütüphane, sanat yayınlarına odaklanan bir kitabevi ve bir bistro bulunuyor. Arter günümüz sanatını tüm boyutlarıyla geniş kitlelerle buluşturuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arter-ziyaretcileri-dinleyen-gozler-icin-sergisindeki-yapitlarin-muzigini-isitmeye-davet-ediyor/", "text": "Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan ve küratörlüğünü Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli'nin üstlendiği Dinleyen Gözler İçin başlıklı grup sergisi, müzikle güçlü bir bağ kuran 23 yapıtı bir araya getiriyor. Arter'in Sesli Dizi serisi kapsamında düzenlenen üçüncü sergisi Dinleyen Gözler İçin, ziyaretçileri dinleme ve görme biçimlerini farklılaştırmaya teşvik ediyor. Melih Fereli tarafından sergiyle bağlantılı olarak hazırlanan La Cage Musicale başlıklı çalma listesi ise izleyicileri, ziyaretlerini etkileşimli bir deneyime dönüştürmeye davet ediyor. Sergide yer alan yapıtları kendi seçecekleri müzik parçalarıyla eşleştirerek lacagemusicale@arter. org. tr adresine e-posta olarak gönderen izleyiciler, bir Arter sergi yayını ve bir yıllık Arter Beraber üyeliği armağanı sunan çekilişlere dahil olabiliyor. İlk çekiliş 17 Kasım'da. John Cage'in sessizlik, belirsizlik ve rastlantısallığı bir arada kullanan deneysel yaklaşımını ve Fluxus sanatçılarını referans alan Dinleyen Gözler İçin başlıklı grup sergisi, ziyaretçileri galeri alanına hakim olan sessizliğin içinde yapıtlardan yükselen sesleri keşfetmeye ve hayal etmeye davet ediyor. Küratörlüğünü Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli'nin üstlendiği sergi bağlamında, John Cage'e atıfla isimlendirilen La Cage Musicale başlıklı etkileşime açık bir çalma listesi de sunuluyor. Müziğin birçok görsel sanatçı için, geleneksel olmayan ifade tarzlarında çarpıcı sonuçlar veren zengin bir esin kaynağı olduğunu ifade eden Melih Fereli, bir sanat yapıtının kendi müziğini işitmeye çalışmanın söz konusu yapıta ilişkin algıyı geliştirdiğini belirtiyor. Fereli'nin Dinleyen Gözler İçin sergisi bağlantılı olarak hazırladığı La Cage Musicale listesi de, izleyicilerin ziyaretlerini etkileşimli bir deneyim haline getirerek zenginleştirmeyi hedefliyor. Arter, ziyaretçilerine seçimleriyle La Cage Musicale+ başlıklı ek bir listeye dahil olma ve armağan kazanma imkanı da sunuyor. Sevdikleri yapıtları çağrıştırdıkları müzik parçalarıyla eşleştiren izleyicilerin önerileriyle oluşturulacak La Cage Musicale+ ek listesi, Arter'in sosyal meyda hesaplarında paylaşılacak. İletişim bilgileriyle birlikte lacagemusicale@arter. org. tr e-posta adresine gönderilecek eşleştirmeler üzerinden 17 Kasım 2020, 17 Aralık 2020, 17 Şubat 2021 ve 17 Mart 2021 tarihlerinde birer çekiliş yapılacak. Bu dört çekilişin her birinde, eşleştirmeleri listeye dahil edilen katılımcılardan yedisine birer adet sergi yayını ve bir yıllık Arter Beraber üyeliği armağan edilecek. Katılım için ayrıntılı bilgiye Arter'in internet sitesinden ulaşılabilir. Joseph Beuys, Barbara Bloom, John Cage, Henning Christiansen, Osman Dinç, John Driscoll, Hreinn Friofinnsson, Dick Higgins, Julius Koller, Jaros aw Koz owski, Hans Peter Kuhn, Füsun Onur, Nam June Paik, Lene Adler-Petersen, Annette Ruenzler, Carles Santos, Michael Snow. Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan Dinleyen Gözler İçin başlıklı grup sergisinde, çoğu müzikle güçlü bir bağ kuran 23 yapıta yer veriliyor. John Cage'in müzikte olduğu kadar tüm sanatsal üretiminde sessizlik, belirsizlik ve rastlantısallığı bir arada kullanan deneysel yaklaşımını ve Fluxus sanatçılarını referans alan sergide, ziyaretçiler galeri alanına hakim olan sessizliğin içinde yapıtlardan yükselen sesleri keşfetmeye ve hayal etmeye davet ediliyor. Cage'in mutlak bir sessizliğin imkansızlığına odaklanan önermesinin izinden giden Dinleyen Gözler İçin, duyu sistemimize içkin yaratıcı ve imgesel güçleri keşfetmemize engel olan sis perdesini aralayarak bizi dinleme ve görme biçimlerimizi farklılaştırmaya teşvik ediyor. Sergi, ses içeren az sayıda eserin tamamen sessiz yapıtlarla aynı mekanda buluşturulması yoluyla, gerçeklik ve hayal gücü arasında salınan düşünsel bir sarkaç yaratmayı amaçlıyor. Arter'in Sesli Dizi serisi kapsamında düzenlenen üçüncü sergisi Dinleyen Gözler İçin, sesin sanatın ayrılmaz bir parçası olduğu konusundaki farkındalığımızı artırmaya odaklanıyor. Eşzamanlı olarak gerçekleştirilen Dinleyen Gözler İçin ve Karbon'daki Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) sergileri birbiriyle yakından ilişkilenerek, çevremizi kuşatan görsel dünyayı algılama şekillerimizi sesin ister müzik ister gürültü biçiminde olsun ve hatta sessizliğin perspektifinden keşfetmeye yönelen iki farklı yaklaşımın iç içe geçmiş bir alaşımını sunuyor. Arter, izleyicileri sosyal mesafe kuralları doğrultusunda kısıtlı kapasiteyle ve maskeyle kabul ediyor. Girişte ateş ölçer uygulamasının yapıldığı binanın yanı sıra ücretsiz Arter servisleri de düzenli olarak dezenfekte edilerek hizmet veriyor. Kurumsal Sponsor Tüpraş'ın desteğiyle Arter sergilerine giriş Perşembe günleri her yaştan izleyici için ücretsiz; 24 yaş ve altındaki gençler ile Arter Beraber üyeleri ise Arter'i her gün ücretsiz ziyaret edebiliyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar'ın desteği sayesinde Taksim'den ve Tepebaşı'ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter'e ulaşılabiliyor. Arter, yeni bir bilgilendirmeye kadar Pazartesi hariç her gün 11:00 17:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Güvenli bir ziyaret için Arter'de alınan tüm sağlık tedbirlerine, ziyaret ve ulaşımla ilgili güncel bilgilere arter. org. tr/ziyaret adresinden ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterde-devam-eden-tekerrur-baslikli-serginin-kitabi-yayimlandi/", "text": "Alev Ebüzziya Siesbye'nin, Arter'de devam eden Tekerrür başlıklı kişisel sergisi sanatçının son dönemde ürettiği yeni yapıtlarını bir araya getiriyor. Seramik sanatçısı Siesbye'nin tekrar kavramından yola çıkarak ve tek bir malzemeye, yönteme ve biçime odaklanarak gerçekleştirdiği üretimin yeni bir bağlamda sunulduğu sergiye, Arter Yayınları aracılığıyla okurlarla buluşan bir kitap da eşlik ediyor. Sergiyle aynı başlığı taşıyan kitapta Abidin Dino, Nermin Kura, Ali Kayaalp gibi isimlerin metinlerinin yanı sıra sanatçının arşiv fotoğrafları da yer alıyor. Alev Ebüzziya Siesbye'nin Tekerrür başlıklı kişisel sergisi, sanatçının renk, şekil ve boyut farklarından uzaklaşarak bu sergi için özel olarak ürettiği yüksek pişirimli çanaklardan oluşuyor. Arter ekibinden serginin küratörü Eda Berkmen ile Süreyyya Evren'in birlikte hazırladığı, sergiyle aynı başlığı taşıyan kitabın tasarımını Ayşe Bozkurt üstleniyor. Sanatçının 2019'da ürettiği siyah, gri ve lapis mavisi çanaklardan oluşan serginin yayını, Eda Berkmen'in Başlangıçta başlıklı yazısıyla açılıyor. Kitap ayrıca akademisyen ve seramik sanatçısı Nermin Kura'nın, Alev Ebüzziya Siesbye'ninpratiği üzerine kaleme aldığı yazısını da okurla buluşturuyor. Kitapta, sanat tarihçisi Ali Kayaalp'in sanatçının eserlerinin işlev, temas, renk gibi forma dair özelliklerini işlediği yazısının yanında yazar ve sanatçı Abidin Dino'nun 1982 yılında kaleme aldığı bir metin de yer alıyor. Kitaba Hadiye Cangökçe ve flufoto'dan Barış Aras ve Elif Çakırlar tarafından çekilen fotoğrafların yanı sıra sanatçının arşiv fotoğrafları da eşlik ediyor. Alev Ebüzziya Siesbye: Tekerrür başlıklı kitap, Arter Kitabevi'nden satın alınabilir veya kitabevi@arter. org. tr e-posta adresi üzerinden sipariş edilebilir. Pazartesi hariç her gün 11:00 17:00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edilebilen Arter Kütüphanesi'nde kitabın sayfaları karıştırılabilir. Alev Ebüzziya Siesbye'nin 7 Mart 2021'e kadar Arter'de ziyarete açık olan Tekerrür başlıklı kişisel sergisi, ağırlıklı olarak siyah ve grinin tonlarında sırlanmış, büyük boyutlu çanaklardan oluşuyor. Yuvarlak şişkin karınlı, yayvan ve alçak, dar ve uzun gibi farklı formlardaki yapıtlar, sergide biçimlerindeki benzerliklere göre beş grup halinde sunuluyor. Sanatçı, bu yapıtlarında renk çeşitliliğini devreye sokmadığı gibi çanakların süslemelerini de en aza indirgiyor. Çanakların genellikle ağız bölümüne ya da hemen altına yerleştirilen yatay çizgiler dışında çoğunlukla başka bir detaya yer vermeyen Siesbye, bu sergi için gerçekleştirdiği üretimde kendini iyice sınırlandırarak, tekrar eden formlar arasındaki nüansların keşfini izleyiciye bırakıyor. Tekerrür sergisinde, siyah ve gri tondaki çanakların hakimiyetini bir niş içerisine yerleşen, avuç içine sığacak kadar küçük, koyu tonlarda sırlanmış mavi çanaklar kırıyor. Uzaktan, bir porteye yazılmış notaları andıran bu küçük çanaklar, bir yandan tekrar ve fark arasındaki ince çizgiyi daha da belirgin kılarken, diğer yandan sanatçının üretim sürecini yankılayan görsel bir ritim ortaya koyuyor. Sergi ismini, Soren Kierkegaard'ın 1843 yılında yayımlanan Tekerrür başlıklı kitabından ödünç alıyor. Kitapta izi sürülen Tekerrür mümkün müdür, ne öneme sahiptir ve bir şey tekrar ettiğinde kendisinden bir şey kaybeder mi yoksa kazanır mı? soruları, Alev Ebüzziya Siesbye'nin neredeyse altmış yıla yayılan pratiğinin prensiplerini anlamak için bir anahtar işlevi görüyor. Tekerrür sergisinde Alev Ebüzziya Siesbye, basit görülebilecek bir formun en iyi örneğini yapma arayışındaki adanmışlığı ve sürecinin özüne yerleşen, çalışmalarındaki dürüstlüğün kaynağı olan kuşkuyu bir arada sunuyor. Bir ömür boyu, her gün biraz daha iyisi hedeflenerek, sayısız kez tekrar eden hareket ve ritimlerin sonucunda ortaya çıkan bu zamansız çanaklar, tekrarlamanın imkansızlığını ve getirdiği dönüşümü görünür kılıyor; boyutlarından bağımsız, anıtsal bir varlık göstererek yoğunluk ve genişlik, sağlamlık ve kırılganlık, şiddet ve dinginlik gibi karşıtlıklar arasındaki hassas dengeyi cisimleştiriyorlar. Alev Ebüzziya Siesbye'nin güzellik, uyum ve dengenin evrenselliğini, gündelik ve kadim bir nesnede buluşturan yapıtları kavramsal araştırmaların önceliklendirildiği, çok çeşitli malzeme ve tekniklerle yapılan denemelerin yaygın olduğu çağdaş sanat alanında göz ardı edilen bir değerler bütününe de dikkat çekiyor. Alev Ebüzziya Siesbye 1938'de İstanbul'da doğdu. 1956 1958 yılları arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde heykel eğitimi aldı. Höhr-Grenhausen'daki bir seramik fabrikasında ve İstanbul Eczacıbaşı Sanat Atölyesi'nde çalıştı. 1963'te Kopenhag'a yerleşti ve Royal Copenhagen için özgün tasarımlar yapmaya başladı. Siesbye ilk atölyesini 1969'da Kopenhag'da kurmuş ve ilk kişisel sergisini 1971'de Galerie Birkdam'da açmıştır. 1987'de bugün halen ikamet ettiği Paris'e taşınan sanatçının, 2002 yılında Türk İslam Eserleri Müzesi ve Kopenhag Dekoratif Sanatlar Müzesi'nde retrospektif sergileri yapılmıştır. Birçok ödüle layık görülen Siesbye'nin eserleri Museum of Decorative Arts, Kopenhag; Museum Boijmans Van Beuningen, Rotterdam; City Museum, Helsingborg; National Museum, Stockholm; Kunstgewerbemuseum, Köln; Victoria and Albert Museum, Londra; Kunst Museum, Aarhus; Palmer Museum of Art, Penn State University, Pennsylvania; Museum of Decorative Arts, Ghent; Hetjens Museum, Düsseldorf; Museum of Decorative Arts, Hamburg; Kestner Museum, Hannover; LO-skolen, Helsingor; Danish State Art Foundation, Kopenhag; Musee Bellerive, Zürih; Museum Het Kruithuis, Hertogenbosch; Nordenfjeldske Kunstindustrimuseet, Trondheim; Württembergisches Landesmuseum, Stuttgart; Kunstmuseet Trapholt, Kolding; Vestlandisk Kunstindustrimuseet, Bergen; Coburg Museum, Coburg; Los Angeles County Museum of Art, Los Angeles; Musee des Arts Decoratifs, Paris; Schleswig-Holsteinisches Landesmuseum, Oslo; Kunstindustrimuseum, Oslo; Princessehof Museum, Leuwarden; Cooper Hewitt Museum, New York; Royal Scottish Museum, Edinburgh; Ulster Museum, Belfast; Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi ve Museum of Fine Arts, Houston koleksiyonlarında yer alır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterde-doga-fikrine-odaklanan-grup-sergisilocus-solus/", "text": "Arter'in Locus Solus başlıklı yeni grup sergisi, merkezine aldığı doğa fikrini olgular, kurgular ve duygular perspektifinden irdelemeyi amaçlıyor. Küratörlüğünü Selen Ansen'in üstlendiği Locus Solus, Arter Koleksiyonu'ndan seçilen yapıtlarla, bu sergi için üretilmiş işlerin de aralarında yer aldığı mekana özgü büyük ölçekli üretimleri bir araya getiriyor. 31 Mart'ta ziyarete açılacak sergi, 31 Aralık 2022'ye kadar gezilebilir. Doğa ile kültürün birbirlerine nüfuz etme ve birbirlerini etkileme biçimleriyle ilgilenen Locus Solus başlıklı grup sergisi, aynı zamanda organik süreçler ve doğal ortamlarla insan eylemliliği ve insan elinden çıkma yapılar arasındaki kesişim alanlarını inceliyor. Sergide ilişkisel bir kavram olarak ele alınan doğa, yerler ile insan ve insan-olmayan varlıklar arasındaki geniş bağlantılar ağı üzerine yeniden düşünme imkanı tanıyor. Ortak anlatıların, ritüellerin, kolektif bilinçdışının ve bireysel deneyimlerin şekillendirdiği çok katmanlı bir inşa olan bu doğa fikri, aynı zamanda insani korkuları ve arzuları da yansıtıyor. Arter'in 3. ve 4. kat galerilerine yayılan sergideki her bir yapıt, doğal olanla yapay olanın bir arada varlıklarını sürdürmekle yetinmeyip aynı zamanda iç içe geçip çarpıştıkları başlı başına bir dünya sunuyor. Sergide yer alan yapıtlar, genel olarak doğa adı altında işaret ettiğimiz yerler, varlıklar ve süreçlerle kurduğumuz çelişkili ilişkiyi açığa çıkarıyor. Locus Solus maden, bitki, hayvan ve insan varoluşları arasındaki karşılıklı ilişkileri, bu varoluşların birbirlerine aidiyetlerini ve nüfuz etme biçimlerini tekrar düşünmeyi amaçlıyor. Her biri kendi başına bir dünya oluşturan yapıtlar bir araya gelerek, doğayı mitolojilerin, kolektif inanç ve ritüellerin, bireysel hikaye ve deneyimlerin, toplumsal korkuların ve arzuların beslediği ve biçimlendirdiği, kültürel ve tarihsel bir yapı olarak düşünmeyi öneren bir deneyim sunuyor. Doğa ile kültürün birbirini içeren ayrılmazlıklarını vurgulayan yapıtlar, tarih boyunca oluşturulmuş yerleşik kategorilerden kopmayı arzularken bir yandan da kökleri derinlere uzanan bu ikiliklere ışık tutuyor. Locus Solus her şeyden önce, doğanın bizim dışımızda var olan, gelişen ve yok olan şeylerin ve varlıkların bir kataloğundan ibaret olmadığının farkındalığı ve doğanın doğallığının artık verili sayılamayacağı kanaati üzerine temelleniyor. Hem bir yer hem de bir yolculuk olarak kurgulanan Locus Solus, Latincede yalnız yer veya biricik yer anlamlarına gelen başlığını Raymond Roussel'in aynı adlı romanından ödünç alıyor. Locus Solus başlığı, Roussel'in romanındaki teatral evrene atıfta bulunarak serginin mekansal vurgusunu açığa çıkarırken, bir yandan da imgelerin ve sembollerin fiziki sınırların ötesine yolculuk edebildiği bir yere açılıyor. Murat Akagündüz, Jananne Al-Ani, Halil Altındere, Maddalena Ambrosio, Yüksel Arslan, Claus Böhmler, Xuefeng Chen, Tacita Dean, Osman Dinç, İnci Eviner, Thomas Geiger, Jytte Hoy, Ahmet Doğu İpek, Eva Jospin, Ella Littwitz, Miklos Onucsan, Panamarenko, Sarkis, Yehudit Sasportas, Erinç Seymen, Bülent Şangar, Yaşam Şaşmazer, Cengiz Tekin, Endre Tot, Thu Van Tran, Mariana Vassileva, Werner Zellien. Arter'in güncel programlarına ilişkin daha detaylı bilgiye www. arter. org. tr adresinden erişilebilir. Arter Pazartesi hariç her gün açık. Kurumsal Sponsor Tüpraş'ın değerli desteğiyle, tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün; Perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz. Arter Beraber üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının Kütüphane, Kitabevi, Bistro by Divan, arka bahçe alanlarına ve Galeri 0'da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar'ın desteği sayesinde Taksim'den ve Tepebaşı'ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter'e ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterdeki-guncel-sergi-tarihleri-uzatildi/", "text": "2020 sonbaharını Dinleyen Gözler İçin, Yağmur Ormanı V (varyasyon 3), Gökcisimleri Üzerine, KP Brehmer: Büyük Resim ve Alev Ebüzziya Siesbye: Tekerrür başlıklı beş yeni sergiyle karşılayan Arter'de Cevdet Erek: Bergama Stereotip ve Altan Gürman sergileri de izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Ziyaretçilerini gerekli sağlık önlemleri çerçevesinde ağırlayan Arter'de yer alan tüm sergilerin ziyaret tarihleri uzatılırken, Emre Hüner'in yeni yılda açılacak kişisel sergisi için de hazırlıklar devam ediyor. Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan ve küratörlüğünü Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli'nin üstlendiği Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergi, çoğu müzikle güçlü bir bağ kuran yirmi üç yapıtı bir araya getiriyor. John Cage'in müzikte olduğu kadar tüm sanatsal üretiminde sessizlik, belirsizlik ve rastlantısallığı bir arada kullanan deneysel yaklaşımını ve Fluxus sanatçılarını referans alan sergide, ziyaretçiler galeri alanına hakim olan sessizliğin içinde yapıtlardan yükselen sesleri keşfetmeye ve hayal etmeye davet ediliyor. Arter'in Sesli Dizi serisi kapsamında gerçekleşen üçüncü sergisi olan Dinleyen Gözler İçin, çevremizi kuşatan görsel dünyayla nasıl ilişkilendiğimizi sesin perspektifinden düşünmeye, sesin sanatın ayrılmaz bir parçası olduğu konusundaki farkındalığımızı artırmaya odaklanıyor. Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergi, 23 Mayıs 2021'e kadar ziyaret edilebilir. David Tudor tarafından tasarlanan ve Composers Inside Electronics, Inc. tarafından gerçekleştirilen Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) başlıklı etkileşime açık yapıt ise dördüncü Sesli Dizi sergisi olarak, yine Melih Fereli'nin küratörlüğünde, Karbon'da deneyimlenebiliyor. 1968 yılında koreograf Merce Cunningham tarafından, besteci David Tudor'a bir dans gösterisi için sipariş edilen Yağmur Ormanı, daha sonra CIE'den John Driscoll ve Phil Edelstein tarafından kendi kendini icra eden bir ses yerleştirmesine dönüştürüldü. Yerleştirmede şamandıra, plastik fıçı, bakır kova, saksı ve raket gibi çeşitli gündelik kullanım nesneleri havada asılı şekilde mekana yayılırken, farklı biçimlerde müdahale edilip birleştirilmiş bu nesneler önceden kaydedilmiş ses dosyalarından gelen sinyallerle titreşiyor ve izleyicilerin keşfine açık bir biçimde gelişimini sürdüren bir ses ortamı meydana getiriyorlar. Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) sergisi, 1 Ağustos 2021 tarihine kadar görülebilir. Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan ve küratörlüğünü Kevser Güler'in üstlendiği Gökcisimleri Üzerine başlıklı grup sergisi, yaşamsal bir biraradalık düzleminin bugün yeniden düşünülebilir ve inşa edilebilir olmasına dair sorulara odaklanıyor. Yirmi sekiz sanatçının yapıtlarını kapsayan sergi, var olanların bir araya gelme ve dağılma biçimlerini, ilişki kurma tarzlarını, birbirlerine mesafe alma ve yakınlaşma yollarını birlikte düşünmeye davet ediyor. Gökcisimleri Üzerine sergisi, tarihsel, kültürel ve ideolojik tanımlamalara dayanan dünyevi/göksel, doğa/kültür, insan/hayvan, beden/zihin, kadın/erkek gibi ikiliklerin ürettiği kutuplaşma, ayrım, hiyerarşi ve iktidar biçimlerine dair güncel eleştirilerden besleniyor. Sergi, 1 Ağustos 2021'e kadar ziyarete açık olacak. Arter, yeni sezonda Alman sanatçı KP Brehmer'in (Berlin 1938 Hamburg 1997) kapsamlı bir sergisine yer veriyor. Küratörlüğünü Selen Ansen'in üstlendiği KP Brehmer: Büyük Resim başlıklı sergi, sanatçının otuz yılı aşkın üretiminden geniş bir seçkiyi bir araya getiriyor. Brehmer'in esin kaynaklarını ve çalışma yöntemlerini ortaya koyan 200'ün üzerinde yapıtın ve arşiv malzemesinin yer aldığı sergi, Arter'in Neues Museum Nürnberg, Hamburger Kunsthalle ve Kunstmuseum Den Haag ile birlikte, Kulturstiftung des Bundes'ın mali desteğiyle gerçekleştirdiği; küratoryal çerçevesini bu kurumlar adına Eva Kraus, Petra Roettig, Daniel Koep ve Selen Ansen'in belirlediği; üç yıla yayılan bir ortak yapım projesinin son aşaması olma niteliğini taşıyor. KP Brehmer: Büyük Resim başlıklı sergi, 28 Mart 2021'e kadar ziyaret edilebilir. Alev Ebüzziya Siesbye'nin, Arter'de gerçekleşen Tekerrür başlıklı kişisel sergisi sanatçının son dönemde ürettiği yapıtlarını bir araya getiriyor. Eda Berkmen'in küratörlüğünü üstlendiği sergide seramik sanatçısı Alev Ebüzziya'nın tekrar kavramından yola çıkarak ve tek bir malzemeye, yönteme ve biçime odaklanarak gerçekleştirdiği üretim, yeni bir bağlamda sunuluyor. Tekerrür başlıklı sergi, sanatçının renk, şekil ve boyut farklarından uzaklaşarak bu sergi için özel olarak ürettiği yüksek pişirimli çanaklardan oluşuyor. İsmini Soren Kierkegaard'ın 1843 tarihinde yayımlanan Tekerrür başlıklı kitabından alan sergi, Alev Ebüzziya'nın sayısız kez tekrar eden hareket ve ritimlerin sonucunda ortaya çıkan zamansız çanakları yoluyla tekrarlamanın imkansızlığını ve getirdiği dönüşümü de görünür kılıyor. Alev Ebüzziya Siesbye: Tekerrür sergisi, 7 Mart 2021'e kadar görülebilir. 1976 yılında hayatını kaybeden sanatçının 11 yıllık üretimini arşivinden bir seçkiyle bir araya getiren Altan Gürman retrospektifi, 28 Mart 2021'e; Cevdet Erek'in Arter'deki galeri mekanına özel olarak tasarladığı sesli bir mimari yerleştirmeden oluşan Bergama Stereotip başlıklı kişisel sergisi ise 3 Ocak 2021'e kadar ziyarete açık olacak. Arter'de devam eden sergilere eşlik eden kitaplar ise Arter Yayınları aracılığıyla okurlarla buluşuyor. Sanatçının üretiminde öne çıkan kavram, tema ve düşüncelere derinlemesine bir bakış sunan KP Brehmer: Sanat Propaganda başlıklı kitap, Arter'in kuruluşunun 10. yılında Arter Yayınları'nın 50. başlığı olarak KP Brehmer: Büyük Resim sergisi bağlamında yayımlandı. Bergama Stereotip sergisine eşlik eden Cevdet Erek: Bergama Stereotip başlıklı kitapta, Colin Lang'in Bergama Stereo üzerine kaleme aldığı yazıyla birlikte Selen Ansen'in, Bergama Stereotip bağlamında yazdığı küratoryal metin yer alıyor. Tasarımını Vahit Tuna'nın üstlendiği kitaba serginin yerleştirme görüntülerinin yanı sıra Büyük Bergama Sunağı'nın Bergama'daki kalıntılarını ve Pergamonmuseum'daki görünümlerini içeren fotoğraflar eşlik ediyor. Ayrıca Cevdet Erek'in bu kitap için özel olarak ürettiği ve dört kolajdan oluşan Haritalar başlıklı seri her bir kitabın kapağında çıkarılabilir kartpostal formunda sunuluyor. Alev Ebüzziya Siesbye'ninArter'de devam eden kişisel sergisine eşlik eden Alev Ebüzziya Siesbye: Tekerrür başlıklı kitap ise, serginin küratörü Eda Berkmen'in küratoryal sunuş yazısıyla açılıyor. Sanatçının 2019'da ürettiği siyah, gri ve lapis mavisi çanaklardan oluşan serginin yayınında, akademisyen ve seramik sanatçısı Nermin Kura'nın, Alev Ebüzziya Siesbye'ninpratiği üzerine kaleme aldığı metni okurlarla buluşuyor. Kitapta, sanat tarihçisi Ali Kayaalp'in sanatçının eserlerinin işlev, temas, renk gibi forma dair özelliklerini işlediği yazısının yanında yazar ve sanatçı Abidin Dino'nun 1982 yılında kaleme aldığı bir metin de yer alıyor. Tasarımını Ayşe Bozkurt'un üstlendiği kitaba Hadiye Cangökçe ve flufoto'dan Barış Aras ve Elif Çakırlar tarafından çekilen fotoğrafların yanı sıra sanatçının arşiv fotoğrafları da eşlik ediyor. Arter Yayınları'nın tüm kitapları, Arter Kitabevi'nden satın alınabilir veya kitabevi@arter. org. tr e-posta adresi üzerinden sipariş edilebilir. 30 Kasım tarihli genelgeyle duyurulan sokağa çıkma kısıtlaması doğrultusunda, yeni bir bilgilendirmeye kadar hafta sonları kapalı olan Arter, Salı-Cuma günleri 11:00 17:00 saatleri arasında gerekli sağlık tedbirleriyle hizmet vermeye devam ediyor. Aynı anda 400 ziyaretçinin kabul edilebildiği ve galerilerinde sosyal mesafe kurallarının uygulandığı Arter binasının yanı sıra ücretsiz ulaşım imkanı sunan Arter servisleri de düzenli olarak dezenfekte ediliyor. Kurumsal Sponsor Tüpraş'ın desteğiyle Arter sergilerine giriş Perşembe günleri her yaştan izleyici için ücretsiz; 24 yaş ve altındaki gençler ile Arter Beraber üyeleri ise Arter'i her gün ücretsiz ziyaret edebiliyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar'ın desteği sayesinde Taksim'den ve Tepebaşı'ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter'e ulaşılabiliyor. Güvenli bir ziyaret için Arter'de alınan tüm sağlık tedbirlerine, ziyaret ve ulaşımla ilgili güncel bilgilere arter. org. tr/ziyaret adresinden ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterden-16-haziran-mujdesi/", "text": "COVID-19 salgınına karşı alınan sağlık tedbirleri kapsamında 14 Mart'tan bu yana ziyarete kapalı olan Arter, 16 Haziran Salı günü kapılarını yeniden açmaya hazırlanıyor. Kontrollü normalleşme sürecinde, ziyaretçilerini gerekli hijyen tedbirleriyle ağırlayacak olan Arter, yeni bir bilgilendirmeye kadar Pazartesi hariç her gün 11:00 17:00 saatleri arasında ziyarete açık olacak. 16 Haziran 2020 Salı günü Dolapdere'deki yeni binasının kapılarını yeniden açmaya hazırlanan Arter, ziyaretçilerini sosyal mesafe kuralları doğrultusunda kısıtlı kapasiteyle ve maskeyle kabul edecek. Girişte ateş ölçer uygulamasının yapılacağı binanın yanı sıra ücretsiz Arter servisleri de düzenli olarak dezenfekte edilerek hizmet vermeye devam edecek. Kitabevi ve Bistro by Divan'ın da gerekli sosyal mesafe ve hijyen tedbirleriyle açılacağı, arka bahçe ve terasın kullanımda olacağı Arter'de Sevgi Gönül Oditoryumu, Karbon, Kütüphane ve Atölye bir süre daha kapalı olacak. Etkinlik Programı kapsamındaki konser ve performanslar ile Öğrenme Programı kapsamında fiziksel mekanda gerçekleşen programlara yeni bir bilgilendirmeye kadar ara verilirken, rehberli sergi turları sınırlı sayıda katılımcıyla düzenlenmeye devam edecek. Salgın döneminin hemen öncesinde ziyarete açılan ve çok kısa süreyle görülebilen Cevdet Erek'in Bergama Stereotip ve Nevin Aladağ'ın İzler başlıklı yeni sergileri, 16 Haziran'da tekrar ziyaretçiyle buluşacak. Cevdet Erek'in Şubat sonunda açılan Bergama Stereotip başlıklı kişisel sergisi, sanatçının Arter'deki galeri mekanına özel olarak tasarladığı sesli bir mimari yerleştirmeden oluşuyor. Küratörlüğünü Selen Ansen'in üstlendiği sergi, hareket noktası olarak aldığı Büyük Bergama Sunağı'nı ve serüvenini yeniden yorumluyor. Nevin Aladağ'ın, Arter Koleksiyonu'nda yer alan ve Türkiye'de ilk kez Arter'de sergilenen İzler adlı üç kanallı video yerleştirmesi ise Mart ortasında ziyarete açılmış ve sağlık tedbirleri öncesinde yalnızca iki gün izleyiciyle buluşabilmişti. Sanatçının çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Stuttgart'ın ses ve imgeye dayalı bir portresini çizen İzler, kenti performansın hem sahnesi olarak kullanıyor hem de öznesi olarak harekete geçiriyor. Sağlık tedbirleri nedeniyle Arter'in geçici olarak ziyarete kapandığı dönemde devam etmekte olan açılış sergileri de 26 Temmuz'a kadar görülebilecek. Emre Baykal ve Eda Berkmen küratörlüğünde Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan Saat Kaç? başlıklı grup sergisi, bellek, zaman ve mekan kavramları etrafında şekilleniyor. Yine Arter Koleksiyonu'ndan Selen Ansen küratörlüğünde gerçekleştirilen Kelimeler Pek Gereksiz başlıklı grup sergisi, sanatsal ve yaşamsal süreçler arasında köprü kurarak jest, kalıntı ve iz temaları etrafında kurgulanıyor. Ayşe Erkmen'in, Türkiye'deki ilk kurumsal solo sergisi olma niteliği taşıyan Beyazımtırak, sanatçının 1970'lerden bu yana gerçekleştirdiği sanatsal üretim içinden retrospektif bir anlayışla seçilenlerle birlikte, bu sergi için özel olarak tasarlayıp ürettiği yeni işleri Emre Baykal'ın küratörlüğünde bir araya getiriyor. Altan Gürman retrospektif sergisi, 1976 yılında hayatını kaybeden sanatçının 11 yıllık üretimini Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan bir seçkiyle Başak Doğa Temür küratörlüğünde sunuyor. Aynı zamanda, #evdeçal başlığı altında koleksiyonundan sunduğu video seçkilerinin ikincisini internet sitesi üzerinden erişime açan Arter'in rehberli turları, çocuk atölyeleri ve Evden Anlat buluşmaları da Haziran ayı boyunca çevrimiçi olarak devam edecek. Kurumsal Sponsoru Tüpraş'ın desteğiyle Arter'de Perşembe günleri sergi girişleri tüm ziyaretçiler için ücretsiz; 24 yaş ve altı ziyaretçiler ile Arter Beraber üyeleri ise Arter'i her gün ücretsiz ziyaret edebiliyor. Arter'e Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar'ın sağladığı ücretsiz servislerle erişilebiliyor. Arter, 16 Haziran'dan itibaren, yeni bir bilgilendirmeye kadar Pazartesi hariç her gün 11:00 17:00 saatleri arasında ziyarete açık olacak. Ziyaret ve ulaşımla ilgili güncel bilgilere arter. org. tr/ziyaret adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterden-cocuklar-icin-cevrimici-etkinlikler/", "text": "Arter, yaz tatilinde de farklı yaş gruplarından çocukların çağdaş sanatı keşfedip yorumlayacakları yeni çevrimiçi atölyeler sunuyor. Her Cumartesi 11:00'de düzenlenen çevrimiçi atölyelerde çocuklar, çeşitli malzeme ve üretim araçlarıyla karşılaşarak yaratıcı süreçleri deneyimliyor. Eğlenceli ve öğretici içerikleriyle Müzede Kim Var? atölyesi 3 ve 17 Temmuz'da, Biçimler, Renkler, Heykeller atölyesi 10 ve 31 Temmuz'da, Tuvalin Ardındaki Sanat atölyesi ise 24 Temmuz'da düzenlenecek. Sınırlı sayıda katılımcıyla gerçekleşen ücretsiz atölyelere katılmak için ogrenme@arter. org. tr adresine e-posta göndererek kayıt yaptırmak yeterli. Ziyaretçilerini gerekli sağlık önlemleriyle ağırlamaya devam eden Arter'in Çocuk Atölyeleri, çevrimiçi ortamda sürüyor. Herkesin yaratıcı sürecin parçası olabileceği bir ortamı mümkün kılmayı amaçlayan Öğrenme Programı kapsamında düzenlenen bu atölyeler Arter'in güncel sergilerinden hareketle şekilleniyor. 3 Temmuz 2021 ve 17 Temmuz 2021 Cumartesi günleri gerçekleşecek Müzede Kim Var? başlıklı çevrimiçi atölye, 7 11 yaş aralığındaki çocukları Tedbir sergisinde yer alan yapıtlar aracılığıyla bir müzenin doğasını ve sanat eserlerinin, izleyiciyi düşünmeye davet eden dünyasını keşfe çıkarıyor. Müze fikri ve eserlerin farklı sergilenme biçimleri üzerine bir sohbet etrafında ilerleyecek atölyede, katılımcılar rengarenk bir müze tasarlayacak ve bu hayali mekanın içerisine kendi minyatür maketlerini yerleştirecekler. Müzede Kim Var? atölyesinde çocuklar ayakkabı kutusu, resim kağıdı, boya kalemleri, yapıştırıcı, makas, renkli kartonlar ve kağıtlar ile kürdan kullanacaklar. Sanatın malzemeleri nelerdir? sorusundan yola çıkan Biçimler, Renkler, Heykeller başlıklı çevrimiçi atölye, 10 Temmuz 2021 ve 31 Temmuz 2021 Cumartesi günleri düzenlenecek. Atölye, 4 6 yaş aralığındaki çocukları Arter'in güncel sergilerinde yer alan yapıtlar aracılığıyla gündelik malzemelerin değişen ve dönüşen işlevlerini yeniden düşünmeye çağırıyor. Gündelik malzemeler ile sanat yapıtları arasındaki ilişki üzerine bir sohbet etrafında şekillenecek atölyede, katılımcılar renkli körüklü pipet, bant, alüminyum folyo, makas, yün, oyun hamuru gibi çeşitli malzemelerle farklı biçimler üretecekler. 24 Temmuz 2021 Cumartesi günü gerçekleşecek Tuvalin Ardındaki Sanat başlıklı çevrimiçi atölye ise, 6 9 yaş aralığındaki çocukları Tedbir sergisinde yer alan yapıtlar aracılığıyla çağdaş sanatta tuvalin farklı şekillerde ele alınışını keşfetmeye çağırıyor. Tuvalin çift taraflı bir yüzey olarak kullanılacağı atölyede çocuklar keserek, yapıştırarak, boyayı akıtarak üçboyutlu kolajlar üretecek ve malzemenin kendisini bir sanat eseri olarak düşünmenin olanaklarını araştıracaklar. Tuvalin Ardındaki Sanat atölyesi için çocuklar küçük boy tuval, akrilik ya da guvaş boya, boya kabı, su, fırçalar, makas, yapıştırıcı, gazete ya da dergi sayfaları kullanacaklar. Saat 11:00'de başlayacak çevrimiçi atölyeler ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Katılımın kontenjanla sınırlı olduğu atölyelere ogrenme@arter. org. tr adresine yazarak kayıt yaptırmak gerekiyor. Arter'in güncel programına ise arter. org. tr adresinden erişilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterden-her-pazartesi-ucretsiz-cevrimici-sergi-turu/", "text": "Arter'in çevrimiçi rehberli turları, şubat ayı boyunca her pazartesi 19:00 20:00 saatleri arasında katılımcılarını bekliyor. Çevrimiçi rehberli turlarda Arter'in sergi rehberleri, farklı temalar etrafında bir araya getirdikleri eser seçkilerini her hafta katılımcıların yorumuna açıyor. Arter'de, Dinleyen Gözler İçin, Yağmur Ormanı V (varyasyon 3), Gökcisimleri Üzerine, KP Brehmer: Büyük Resim, Alev Ebüzziya Siesbye: Tekerrür ve Altan Gürman sergileri devam ediyor. Arter'in çevrimiçi rehberli turları, katılımcıların yapıtları kendi hayat deneyimleriyle ilişkilendirerek yorumlamalarını teşvik eden bir yaklaşım benimsiyor. Ekranlar aracılığıyla buluşulan bu turlarda, Arter'in sergi rehberleri farklı temalar etrafında bir araya getirdikleri eser seçkilerini her hafta katılımcılarla paylaşıyor ve yoruma açıyor. Ücretsiz olarak düzenlenen çevrimiçi rehberli turlar 1, 8, 15 ve 22 Şubat 2021 Pazartesi günleri 19:00 20:00 saatleri arasında gerçekleşecek. Diyalog ve tartışmaya daha fazla zaman tanımak amacıyla sınırlı sayıda katılımcıyla düzenlenen çevrimiçi turlara katılmak için etkinlik tarihinden önce turlar@arter. org. tr adresine yazarak kayıt yaptırmak gerekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterden-yeni-fusun-onur-sergisi/", "text": "Türkiye'de çağdaş sanatın öncülerinden Füsun Onur'un Arter Koleksiyonu'nda yer alan Opus II Fantasia adlı yerleştirmesi, 3 Haziran Perşembe günü ziyarete açılıyor. Füsun Onur'un diğer pek çok yapıtında olduğu gibi doğrudan müziksel referanslar taşıyan bu yerleştirmede, sanatçı dört sıradan nesneyi müziğin mecrası ve unsurları olarak kullanıp, mekanı ve zamanı ritim ve varyasyonlar yoluyla yorumluyor. Emre Baykal küratörlüğünde sergilenen Opus II Fantasia, 20 Şubat 2022 tarihine kadar Arter'de görülebilir. Füsun Onur'un 2011 yılında Arter Koleksiyonu'na eklenen Opus II Fantasia (2001) adlı yerleştirmesi yeni bir mekansal düzenlemeyle Arter'deki galeri mekanına uyarlanarak Emre Baykal küratörlüğünde sergilenecek. Onur ilk kez 2001 yılında Baden Baden'daki Staatliche Kunsthalle'de düzenlenen Aus der Ferne so nah adlı sergi için tasarladığı Opus II Fantasia'yı daha sonra Arter'deki Görünmezlik Taktikleri (2011) ve Neues Museum Nürnberg'deki Zamanın Kıyısında (Saum der Zeit, 2018) başlıklı grup sergileri için farklı düzenlemeler halinde mekana uyarlamıştı. Formu, mekanı, zamanı ve bunlar arasındaki ilişkileri sıradışı bir malzeme çeşitliliğiyle araştırırken gündelik, öyküsel, hatta otobiyografik öğeleri de devreye sokan Onur, müziğe farklı duyuların dahil olduğu bir süreç olarak yaklaşır. Sanatçının Çiçekli Kontrpuan (1982), Kadans (1995), Opus I (1999), Prelüd (2000), Noktürn (2001) ve diğer pek çok yapıtında olduğu gibi, doğrudan müziksel referanslar taşıyan bu yerleştirmesinde, dört sıradan nesne birbirleriyle etkileşime girerek mekana özgü bir kompozisyon kuruyorlar. Zemin üzerinde sırayla belirip birbirleriyle etkileşime geçen beyaz örgü şişleri, altın renkli ip yumakları, küçük porselen figürler ve standart müze kaidelerinin meydana getirdiği farklı formlar ve motifler, yer yer duraklamalar ve kreşendolarla çeşitlenerek çoğalırken, içinde yayıldıkları mekanı referans alıp onu yeniden düzenleyen görsel bir müzik oluşturuyorlar. Bugün yarım asrı aşan sanatsal üretiminin tamamını, doğup büyüdüğü ve halen yaşamakta olduğu evin büyülü dünyası içinde şekillendiren Füsun Onur'un yapıtlarına, mekan ve zaman, ışık ve gölge, ses ve sessizlik gibi unsurlar eşlik etmeyi sürdürüyor. Sanatçının farklı dönemlerde ürettiği yapıtların önemli bir bölümü, Emre Baykal küratörlüğünde Arter'de düzenlenen Aynadan İçeri (2014) başlıklı retrospektif sergide bir araya getirilmiş, sergiye sanatçının üretimi üzerine kapsamlı bir kitap da eşlik etmişti. Onur, 2022 yılında düzenlenecek olan Venedik Bienali 59. Uluslararası Sanat Sergisi'ndeki Türkiye Pavyonu için yeni bir eser üretmeye hazırlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterin-2021-sergi-programi-aciklandi/", "text": "Arter yeni sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Mart 2021'den itibaren ziyaretçileri koleksiyondan ve koleksiyon dışından yeni sergilerle buluşturulacak. 2021 baharında Arter'de Emre Hüner'in yarı kurgusal bir senaryo metni etrafında şekillenmiş yeni üretimlerinden oluşan, Aslı Seven küratörlüğündeki : Bilinmeyen Parametre Kayıt-Dışı başlıklı kişisel sergisi, Nevin Aladağ'ın İzler adlı üç kanallı video yerleştirmesi ve doğa kavramı etrafında kurgulanan, Selen Ansen küratörlüğündeki Locus Solus başlıklı sergi izleyicilerle buluşacak. Arter, 2021 2022 sezonunu ise eylülde açılacak dört yeni sergi ile karşılayacak. Küratörlüğünü Emre Baykal'ın üstlendiği Arter Koleksiyonu'ndan oluşturulan grup sergisi çocukluk ve oyun kavramları etrafında şekillenecek. Candeğer Furtun'un altmış yıla uzanan pratiğine ışık tutan ve beden, doğa, hafıza gibi temalara yer veren kapsamlı serginin küratörlüğünü Selen Ansen üstlenecek. Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli'nin küratörlüğünde, kurumun 2017 yılında Bill Fontana'ya özel sipariş ettiği bir ses/video yerleştirmesinin dünya prömiyeri gerçekleşecek. Füsun Onur'un Arter Koleksiyonu'nda bulunan Opus II Fantasia başlıklı mekana özgü yerleştirmesi, Emre Baykal'ın küratörlüğünde sergilenecek. Yeni müzik alanında üretim yapan müzisyen ve bestecileri bir araya getiren Yeni ve En Yeni Müzik Festivalinin ikinci edisyonu, 26-27-28 Şubat tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek. Sanat yönetmenliğini Matthias Osterwold'un üstlendiği festivalin bu dijital edisyonu, söyleşi, film gösterimi, atölye çalışmaları ve performanslarla dinleyicilere ve araştırmacılara üç günlük bir deneyim sunacak. Sonbaharı, 10 Eylül'de açılan Dinleyen Gözler İçin, Yağmur Ormanı V (varyasyon 3), Gökcisimleri Üzerine, KP Brehmer: Büyük Resim ve Alev Ebüzziya Siesbye: Tekerrür başlıklı beş yeni sergiyle karşılayan Arter'de, Altan Gürman retrospektifi de devam ediyor. İzleyicilerini gerekli sağlık önlemleri çerçevesinde ağırlayan Arter'in ziyarete açık olduğu saatlerde Arter Kütüphanesi, Arter Kitabevi ve Bistro by Divan da hizmet vermeyi sürdürüyor; fiziksel ortamdaki rehberli turlar ise en fazla beş kişilik katılımla gerçekleşiyor. Sergiler bağlamındaki yorumlama etkinlikleri, çevrimiçi rehberli turlar, seminerler ve atölyeler de bu süreçte çevrimiçi platformlar üzerinden devam ediyor. Emre Hüner'in : Bilinmeyen Parametre Kayıt-Dışı başlıklı kişisel sergisi, yarı kurgusal bir senaryo metni etrafında şekillenmiş yeni üretimlerden oluşuyor. Hüner, film, roman veya mimari yapı gibi formlar arasında aracı bir unsur olarak gördüğü senaryoyu işlevinden bağımsızlaştırıyor ve nihai bir sonuca varmak yerine açık bir üretim yöntemi, bir senaryo yazım süreci öneriyor. Altyapısal bir makine-özneye işaret eden kavramını hareket noktası olarak alan sergi, mecralar arasında dolaşarak ilerleyen, doğaçlamaya dayalı, performatif bir üretim sürecini yansıtan heykeller, yerleştirmeler, fotogravürler, serigrafiler, film sekansları ve metinlere yer veriyor. Nevin Aladağ'ın İzler başlıklı üç kanallı video yerleştirmesi Mart 2020'de sergilenmeye başlamış, ancak pandemi nedeniyle uzun süre kesintiye uğradığı için çok az sayıda izleyici ile buluşabilmişti. 25 Mart 2021'de tekrar sergilenmeye başlayacak bu yapıtında Aladağ, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Stuttgart kentini performansın hem sahnesi olarak kullanıyor hem de öznesi olarak harekete geçiriyor. Yürüyüş yolu, üzüm bağı, ağaç, yağmur, sokak lambası ve çocuk parkı gibi kentsel ve doğal unsurlar, Aladağ'ın aynı şehirde edindiği akordeon, bendir, mızıka, flüt ve keman gibi müzik enstrümanlarının icracılarına dönüşüyor. Ortaya çıkan görsel ve sessel kompozisyon, sanatçının kent mobilyalarıyla etkileşime soktuğu veya manzaranın içine bıraktığı enstrümanların potansiyellerini araştırıyor ve yeniden yorumluyor. Selen Ansen'in küratörlüğünü üstlendiği Locus Solus başlıklı grup sergisi, Arter Koleksiyonu'ndan seçilen yapıtlarla, birkaçı yeni ve mekana özgü üretimleri bir araya getiriyor. Doğa kavramı etrafında kurgulanan sergi, izleyiciyi yeraltı, göksel ve yerüstü alemler, bilinçaltı alanlar, var olmuş ve yitirilmiş veya düşlenmiş ve hiç var olmamış yerlerle çeşitli manzaralar arasında bir yolculuğa davet ediyor. Arter'in 3. ve 4. kat galerilerine yayılan Locus Solus, maden, bitki, hayvan ve insan varoluşları arasındaki ilişkileri, doğa ve kültürün birbirlerine nüfuz etme biçimlerini tekrar düşünmeyi amaçlıyor. Her biri kendi başına bir dünya oluşturan yapıtlar, doğayı mitolojilerin, kolektif inanç ve ritüellerin, bireysel hikaye ve deneyimlerin, toplumsal korkuların ve arzuların beslediği ve biçimlendirdiği, kültürel ve tarihsel bir yapı olarak düşünmeyi öneren bir deneyim sunuyor. Küratörlüğünü Emre Baykal'ın üstlendiği bu grup sergisi, Arter Koleksiyonu'ndan seçilen yapıtları çocukluk ve oyun kavramları etrafında bir araya getiriyor. Sergi, oyunun özgürleştiriciliğini, gerçekliği askıya alışı ve yeniden kurgulayışındaki kural tanımazlığını, gündelik olanın dışına taşma ve tamamen kendine ait bir düzen ve anlam üretme şekillerini, sanat yapıtları ve bu yapıtların sundukları deneyimler bağlamında araştırmayı hedefliyor. Sanatın hem oyun kurucu hem oyun bozucu niteliklerini birlikte ele alan sergi, rekabet, gerilim, şans, taklit, ritüel, sihir, esrime ve haz gibi kavramların izini sürerken, Arter'in 1. ve 2. kat galerilerini sürprizli bir mekansal müdahaleyle birbirine bağlayarak hem yetişkinler hem de çocuklar için aslında kazananı olmayan ya da herkesin kazandığı bir oyun alanı açıyor. Arter, 2021 2022 sezonunda Candeğer Furtun'un bugüne dek Türkiye'de gerçekleştirilen ilk kapsamlı sergisini izleyiciye sunuyor. Küratörlüğünü Selen Ansen'in üstlendiği sergi, sanatçının 1960'lı yıllardan bu yana ürettiği seramik heykellerden oluşturulan bir seçkiyi ve arşiv malzemelerini buluşturuyor. Furtun'un altmış yıla uzanan pratiğine ışık tutan sergide, sanatçının eserlerinin irdeledikleri beden, doğa, hafıza gibi temalara ve somutlaştırdıkları biçim ve dokulara yer veriliyor. Arter'in Sesli Dizi kapsamında ve Kurucu Direktörü Melih Fereli'nin küratörlüğündeki beşinci sergisinde, kurumun 2017 yılında Bill Fontana'ya özel sipariş ettiği bir ses/video yerleştirmesinin dünya prömiyeri gerçekleşiyor. Fontana'nın 8 kanallı dijital kayıt cihazı, akustik mikrofonlar, hidrofonlar ve hızölçerlerden oluşan taşınabilir kayıt stüdyosu aracılığıyla, bir bölümü su altında olmak üzere, İstanbul Boğazı'nın çeşitli noktalarında, ayrıca Theodosius Sarnıcı ve Bazilika Sarnıcı'nda gerçekleştirdiği video ve ses kayıtlarını temel alan ve sanatçının Acoustical Visions başlıklı serisi dahilinde hayata geçirdiği bu çok ekranlı ve çok kanallı yapıt, Arter'in performans salonlarından Karbon'un gelişmiş teknik altyapısı sayesinde ziyaretçilerin zaman ve mekan algısını kuşatarak işitsel ve görsel kompozisyonlardan oluşan duyumsal ve dinamik bir dünya yaratıyor. Füsun Onur'un 2011 yılında Arter Koleksiyonu'na eklenen Opus II Fantasia (2001) adlı yerleştirmesi yeni bir mekansal düzenlemeyle Arter'deki galeri mekanına uyarlanarak Emre Baykal küratörlüğünde sergileniyor. Füsun Onur Opus II Fantasia'yı ilk kez 2001 yılında Staatlichen Kunsthalle Baden Baden'da düzenlenen ve küratörlüğünü Margrit Brehm'in yaptığı Aus der Ferne so nah adlı sergi için tasarlamış, daha sonra Arter'deki Görünmezlik Taktikleri (2011) ve Neues Museum Nürnberg'de düzenlenen Zamanın Kıyısında (Saum der Zeit, 2018) başlıklı grup sergileri için yapıtı farklı düzenlemeler halinde mekana uyarlamıştı. Onur'un Çiçekli Kontrpuan (1982), Kadans (1995), Opus I (1999), Prelüd (2000), Noktürn (2001) ve diğer pek çok yapıtında olduğu gibi doğrudan müziksel referanslar taşıyan bu yerleştirmesinde, dört sıradan nesne dört farklı enstrüman gibi birbirleriyle etkileşime girerek mekana özgü bir kompozisyon kuruyorlar. Beyaz örgü şişleri, altın renkli ip yumakları, küçük porselen figürler ve standart müze kaideleri sırayla zemin üzerinde belirip birbirleriyle ilişkileniyor, bu buluşmalarla ortaya çıkan yeni formlar ve motifler yer yer duraklamalar ve kreşendolarla çeşitlenerek çoğalırken, içinde yer aldıkları mekana özgü görsel bir kuartet oluşturuyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterin-cevrimici-rehberli-turlari-yeni-yilda-da-devam-ediyor/", "text": "Dolapdere'de bulunan çağdaş sanat müzesi Arter'in çevrimiçi rehberli turları 2021 yılında da devam ediyor. Arter'in sergi rehberleri, farklı temalar etrafında bir araya getirdikleri eser seçkilerini internet üzerinden her hafta katılımcıların yorumuna açıyor. Ocak ayı boyunca her Pazartesi 19.00 20.00 saatleri arasında ücretsiz olarak gerçekleşecek olan çevrimiçi rehberli turlara katılmak için turlar@arter. org. tr e-posta adresine kayıt yaptırmak yeterli. Ziyaretçilerini gerekli sağlık önlemleri çerçevesinde ağırlayan çağdaş sanat müzesi Arter'de, Dinleyen Gözler İçin, Yağmur Ormanı V (varyasyon 3), Gökcisimleri Üzerine, KP Brehmer: Büyük Resim, Alev Ebüzziya Siesbye: Tekerrür, Cevdet Erek: Bergama Stereotip ve Altan Gürman sergileri devam ediyor. Arter'in Öğrenme Programı kapsamında sunduğu etkinlikler ise sergileri ve yapıtları çevrimiçi ortamda katılımcıların yorumuna açıyor. Arter'in çevrimiçi rehberli turları, katılımcıların yapıtları kendi hayat deneyimleriyle ilişkilendirerek yorumlamalarını teşvik eden bir yaklaşım benimsiyor. Ekranlar aracılığıyla buluşulan bu turlarda, Arter'in sergi rehberleri her hafta farklı bir tema etrafında bir araya getirdikleri bir eser seçkisini katılımcılarla paylaşıyor ve yoruma açıyor. Ücretsiz olarak düzenlenen çevrimiçi rehberli turlar, 4, 11, 18 ve 25 Ocak 2021 Pazartesi günleri 19:00 20:00 saatleri arasında gerçekleşecek. Diyalog ve tartışmaya daha fazla zaman tanımak amacıyla sınırlı sayıda katılımcıyla düzenlenen çevrimiçi turlara katılmak için etkinlik tarihinden önce turlar@arter. org. tr adresine yazarak kayıt yaptırmak gerekmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterin-cocuk-atolyeleri-yeni-yilda-da-devam-ediyor/", "text": "Arter'in çocuklar için düzenlediği çevrim içi atölyeleri, yeni yılda da farklı yaş gruplarından çocukları çağdaş sanatı keşfedip yorumlamaya ve kendi eserlerini üretmeye davet edecek. Katılımcıların çeşitli malzeme ve üretim araçlarıyla karşılaşarak yaratıcı süreçleri deneyimlemelerini amaçlayan ve güncel sergi programından yola çıkılarak şekillendirilen çocuk atölyeleri, her çocuğun kendi bakış açısını paylaşmasına zaman ve alan tanımaya özen gösteriyor. 2021 yılı Ocak ayında gerçekleştirilecek çocuk atölyelerinden 7-11 yaş grubuna hitap edecek olan Alkış Müzikalimüziği görselleştirmenin imkanlarını araştıran yapıtlardan ilham alacak ve 2 Ocak Cumartesi günü saat 11.00'de gerçekleşecek. İkinci atölye 9 Ocak Cumartesi günü saat 11.00'de gerçekleşecek ve 6-9 yaş grubuna hitap edecek Gökyüzü Cetveli olacak. Bu atölyede çocuklar KP Brehmer: Büyük Resimsergisinde yer alan gökyüzüyle ilişkili yapıtları keşfetmeye çağırılacak. Bir diğer atölye 16 Ocak Cumartesi günü 4-6 yaş grubu için gerçekleşecek Kumaş Kolajı olacak ve bu atölyede katılımcı çocuklar Gökyüzü halısı üzerinde neleri taşır? sorusuyla Arter'de sergilenen yapıtlar aracılığıyla gökyüzü ve gökcisimleri üzerine düşünmeye davet edilecek. 23 Ocak Cumartesi günü 6-9 yaş grubu için gerçekleşecek Kavanozdaki Galaksi: Ekle, Karıştır! atölyesiGökcisimleri Üzerinesergisinde yer alan, galaksilerle ve gezegenlerle ilişkilenen yapıtlardan esinlenerek çocukları hayal güçleriyle yapıtları yorumlamaya davet edecek. Ocak ayının son atölyesi 30 Ocak Cumartesi saat 11.00'de 7-11 yaş grubu için gerçekleşecek olan Piksel Piksel Sanat atölyesi olacak. Bu atölyede çocuklar KP Brehmer: Büyük Resimsergisinde yer alan yapıtlardan yola çıkaraksanat ile teknolojik gelişmeler arasındaki ilişkiyi keşfedecek. Çocuk atölyelerine katılmak için ogrenme@arter. org. tr adresine mail atarak ücretsiz olarak kayıt yaptırabilirsiniz. Atölyelerle ilgili detaylı bilgiye ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arterin-cocuklari-cagdas-sanatla-bulusturan-cevrimici-atolyeleri-aralik-ayinda-da-devam-ediyor/", "text": "Arter'in, farklı yaş gruplarından çocukları çağdaş sanatı keşfetmeye, yorumlamaya ve bir yandan da kendi eserlerini üretmeye davet eden çevrimiçi atölyeleri Aralık ayında da devam ediyor! 5 Aralık'ta Gölgelerin Gücü Adına!, 12 Aralık'ta Hamur Çanaklar: Bir, İki, Üç!, 19 Aralık'ta Gökkuşağı Bilimi, 26 Aralık'ta ise Renk Renk Notalar başlığıyla düzenlenecek ücretsiz atölyelere katılım kontenjanla sınırlı olduğundan ogrenme@arter. org. tr adresine yazarak kayıt yaptırmak gerekiyor. Gerekli sağlık önlemleriyle yeniden açılan Arter, sergiler etrafında şekillenen çevrimiçi etkinliklerini de sürdürüyor. Arter Öğrenme Programı kapsamındaki Çocuk Atölyeleri Aralık ayı boyunca Cumartesi günleri çevrimiçi ortamda gerçekleşmeye devam ediyor. Gölgelerin Gücü Adına! başlıklı çevrimiçi çocuk atölyesi, 5 Aralık 2020 Cumartesi günü saat 11:00'de düzenlenecek. 6 9 yaş aralığındaki çocukların katılımına açık olan atölye, Arter'in Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergisinde yer alan yapıtlardan yola çıkıyor. Işığın ve gölgenin etkilerinin gündelik nesneler aracılığıyla keşfedileceği çalışmada, çocuklar kağıt üzerinde gölge oluşturma deneyleri yapacak; çizimleriyle biçim, mesafe ve boşluk kavramlarını yorumlayacaklar. Çocuklar atölyede farklı boyutlarda iki adet bardak ve iki adet oyuncak, el feneri, boya kalemleri, resim kağıdı, kurşunkalem kullanacaklar. Katılımcıların çalışma ortamının loş olması öneriliyor. 4 6 yaş aralığındaki çocukların katılımına açık olan Hamur Çanaklar: Bir, İki, Üç! atölyesi 12 Aralık 2020 Cumartesi günü gerçekleşecek. Atölye, Alev Ebüzziya Siesbye'nin Arter'de devam eden Tekerrür başlıklı sergisindeki yapıtlardan ilham alıyor. Sergilenen yapıtlar arasındaki farklar üzerine bir sohbetle başlayacak çalışmada, çocuklar tekrar eden hareketlerle oyun hamurlarını şekillendirecek ve tekrarlayan biçimler arasındaki farkları bulacaklar. Hamur Çanaklar: Bir, İki, Üç! atölyesinde çocuklar oyun hamurları, kürdan, küçük boncuklar ve isteğe bağlı olarak sim kullanacaklar. 7 11 yaş aralığındaki çocuklar için 19 Aralık 2020 Cumartesi günü gerçekleşecek çevrimiçi Gökkuşağı Bilimi atölyesi Arter'in Gökcisimleri Üzerine başlıklı sergisindeki yapıtlardan yola çıkıyor. Işığın kırılması ve yansımasıyla ilişkili yapıtlardan ilham alan çalışmada, çocuklar gündelik hayatı bilimsel bir yaklaşımla ele alarak, çeşitli malzemeler aracılığıyla gökkuşağının renklerini oluşturma deneyleri yapacaklar. Daha sonra bu renkleri kağıda aktararak kendi resimlerini üretecek olan çocuklar çalışmada resim kağıdı, boya kalemleri, CD, el feneri, bir bardak su, makas, bant ve büyüteç kullanacaklar. Gökkuşağı Bilimi atölyesi için katılımcıların mümkün olduğunca güneş ışığı alan bir ortamda çalışmaları öneriliyor. 26 Aralık 2020 Cumartesi günü gerçekleşecek çevrimiçi Renk Renk Notalar atölyesi ise, 6 9 yaş aralığındaki çocuklar için düzenleniyor. Atölye, Arter'in Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergisinde yer alan, farklı nota gösterimleriyle ilişkili yapıtlardan ilham alıyor. Çalışmada, gündelik hayatta işittikleri seslerden yola çıkarak yapıtları yorumlamaya davet edilen çocuklar, notaların yerine renkleri ve desenleri yerleştirerek üretecekleri özgün bestelerle, müziği görselleştirmenin olanakları üzerine düşünecekler. Çocuklar atölyede resim kağıdı, suluboya, siyah keçeli kalem, kuru boya kalemleri ve cetvel kullanacaklar. Saat 11:00'de başlayacak çevrimiçi atölyeler ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Katılımın kontenjanla sınırlı olduğu atölyelere ogrenme@arter. org. tr adresine yazarak kayıt yaptırmak gerekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arthan-galeride-yeni-sergi-terminal/", "text": "Arthan Galeri, 1 Ekim 21 Kasım 2021 tarihleri arasında Can Akgümüş'ün Terminal başlıklı ikinci kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin ana hattını, sanatçının son dört yılda odaklandığı hafıza meselesi oluşturuyor. Kişisel hafıza, hafızanın birikimi ve dönüşümü ile kolektif hafıza arasında yeni yollar arayan Akgümüş, sergide fotoğraf, heykel ve yerleştirme gibi farklı medyumları kullanarak izleyiciyi hafızanın çok katmanlı yapısını yeniden keşfe davet ediyor. Sanatçı, anı ve imge üretimi üzerinden kurguladığı bu anlatımda, üretim sürecini mermer ve pirinç gibi doğal malzemelerle şekillendiriyor. Terminal, gündelik kullanımda taşıtların yolcularını ilk aldığı ve/veya son bıraktığı yerdir. Ne gelen, ne de giden oraya ait değildir; terminal araçsal bir mekandır. Orada kalınamaz ve yaşanamaz. İki kapalı ucu olan bir çıkıştır: aslında ne oraya varılır ne de oradan ayrılınır. Aynı zamanda terminal, ölümcül hastalıkların son dönemine verilen isimdir. Terminal dönem ise yaşamın uzatılamayacağı, hastaya yapılan tüm müdahalelerin acıyı dindirmeye yönelik olduğu dönemdir. Her iki farklı anlamında da terminal bitişlere ve başlangıçlara işaret eder. Bununla beraber hafıza, hayatın ana damarlarından birisini oluşturur. Kişinin öz yaşam öyküsünde hafıza; başına gelen olaylar, hatırlamak üzere özenle ayırıp sakladığı özel anılarının yanı sıra bir daha asla hatırlamamak üzere mahzene indirip rafa kaldırdığı hatıraların oluşturduğu bir havuza dönüşür. Kadim anıların birikerek doldurduğu bu havuz hayat devam ettikçe genişler ve derinleşir. Bu bağlamda biriktirilen ancak yeniden üretilemeyen hafıza, ölü hafızadır. İnsanın doğumundan itibaren öz yaşam öyküsünü araçsal bir mekan olarak içinde barındıran Terminal, hepimizin beklediği bir duraktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arthillden-muzelik-ve-koleksiyonluk-eserler-muzayedesi/", "text": "Osmanlı sultanları ile sarayın yüksek erkanına ait 200 eser açık artırmaya çıkarıldı. ARTHILL Müzecilik tarafından açık artırmaya çıkan eşyalar arasında, Abdülhamid Han'ın altın murassa cep saati de var. ARTHILL Müzecilik'ten yapılan açıklamaya göre müzayede, 14 Ağustos Pazar günü saat 15.00'de çevrimiçi olarak canlı açık artırma ile gerçekleştirilecek. Müzayede koleksiyonunda Osmanlı sultanları ile sarayın yüksek erkanına ait 200 eser yer alıyor. Koleksiyon teklif usulü, 1 dolar başlangıç fiyatı ile satışa çıkarılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artik-atik-degil-adli-sergi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Ressam Demet Atay'ın atık maddelerden yaptığı tablolardan oluşan Artık Atık Değil adlı resim sergisi, Kelimat Sanat Galerisi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Atay, ikinci kişisel sergisini yaptığını belirterek, atık maddeleri sanat eserine dönüştürmeyi önemsediğini söyledi. Sanatçı Atay, karton, kumaş, gazete, mısır koçanı ve yumurta kabuğu gibi çeşitli materyalleri kullanarak eserleri ürettiğine dikkati çekerek, Kartonları atmaya kıyamamıştım. Balkonda biriken kartonlara baktığımda ben bir ağaç görüyordum. 'Onları işe yarar hale getirebilir miyim?' düşüncesiyle yola çıktım. dedi. Kelimat Sanat Galerisi Sanat Direktörü Adnan Ahmedoğlu ise Demet Atay'ın çalışmalarını ilk gördüğünde etkilendiğini ifade ederek, kullandığı malzemeler değişse de sanatındaki özü koruduğunu dile getirdi. Ahmedoğlu, atık maddelerle çalışan çok sayıda uluslararası sanatçı olduğunun altını çizerek, Demet Atay bir sanatçı olarak çok cesur birisi. Ben onun eserlerinde Picasso'yu, Caesar'ı gördüm. Renk kullanımı konusunda cesaretli birisi. Demet Hanım'ın ilk sergisi de bizim galerimizdeydi. İki Hikaye isimli bir sergiydi. ifadelerini kullandı. Toplam 14 eserin yer aldığı sergi, 26 Kasım'a kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artopol-x-39-galeri-sergisinden-anlamli-tema-sanat-birlestirir/", "text": "Kalamış'ın yeni galerilerinden 39 Galeri'nin, Artopol ile ortaklaşa hayata geçirdiği Artopol X 39 Galeri Sergisi 22 Haziran tarihinde açıldı. 39 Kalamış Marina Hotel & Restaurant'ta düzenlenen gala ile açılan sergi; iki kadın girişimci, Münteha Adalı ve Pınar Türker Uygun'un, Sanat birleştirir! temasıyla oluşturdukları projenin de ilk ayağı oldu. Anate Vicente, Aslışah Erdem, Ayşe Ataman, Ceylan Dökmen, Çağla Saydağ Karter, Ece Gauer, Edi Yakar, Esra Yıldırım, Ferruh Karakaşlı, Güzel Bakır, Hülya Sözer, Maryam Salahi, Murat Cimi, Quasimotto, Salim Başyiğit, Sayat Uşaklıgil, Serap Gümüşoğlu, Umur Çamaş, Ümit Çamaş, Veysel Daşçı, Yücel Dönmez ve Zeynep Akgün'ün eserlerinin yer aldığı serginin küratörlüğünü ise Dilara Orhan üstleniyor. Çeşitlilikten gelen zenginlik! mottosu ile birlikte yola çıkılan bu buluşma sergisi 22 Haziran 5 Ağustos 2022 Tarihleri arasında her gün 39 Kalamış Marina Hotel & Restaurant içinde bulunan, 39 Galeri adlı mekanda ziyarete açık olacak. İstanbul Sanat dergisine, sergiye dair açıklamalarda bulunan Münteha Adalı; Sergimiz karma bir sergi. Bu serginin en büyük özelliği iki galerinin bir araya gelerek ilk defa birlikte hareket ettikleri bir sergi olması. Artopol ve Pınar Hanım çok uzun yıllardır bu işlerin içerisinde ben ise henüz 1.5 senedir sanatın galeri boyutuyla ilgileniyorum. O sebeple Artopol ile bir araya gelmek benim için ayrıca çok anlamlı ve özel. Birlikte olmaktan büyük gurur duyuyorum. Sergimiz 5 Ağustos'a kadar açık kalacağı için İstanbul'un yaz ayları sakinliğinde sanatla hareketlendirmeyi amaçlayacağız. Tabii bunu Anadolu yakası için de söyleyebiliriz. Bununla birlikte, sizin aracılığınızla Anadolu yakamızın sakinlerine sanatla buluşmak için köprüyü geçerek trafik eziyetini çekmeyin. Sanat artık her yerde de demek istiyorum. Çünkü Anadolu yakasında sanatı daha da görünür kılmayı amaçlıyoruz. Bizim diğer galerilerden en temel farkımız ise, 7/ 24 açık olmamız... Çünkü üst kat otel, giriş restaurant. Bu sebeple sürekli olarak açığız ve çok sayıda sanatsevere ulaşma imkanına sahibiz. dedi. Pınar Türker Uygun ise; Biz burada gerçekten Sanat birleştirir dedik ve sanatı seven, destekleyen iki girişimci kadın olarak projeler üretmek istedik. Projemizin ilk ayağı da bu sergi oldu. Artopol'un yıllardır birlikte yol aldığı başarılı, üretken sanatçılarımızın eserlerini bir araya getirdiğimiz sergimize tüm sanatseverleri bekliyoruz. şeklinde konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arts-club-asim-islerin-yasam-ve-guc-sergisine-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "Paris'te yaptığı eserleri 1974 yılında Londra'da bulunan Victoria and Albert Museum, Bibliotheque National de Paris gibi önemli müze ve kurumların koleksiyonlarına girmiş ressam Asım İşler'in Yaşam ve Güç Sergisi Arts Club İstanbul'da sanatseverlerle buluştu. Yeşim Alemdar Manav ve Berna Ülger'in sahibi olduğu, kültür ve sanat hayatına önemli katkılar sağlayan ve plastik sanatlardan tarihe, kişisel gelişimden klasik müziğe, felsefeden fotoğrafa kadar birçok alanda eğitim ve seminer düzenleyen Arts Club İstanbul, kültür sanat etkinlikleriyle sanatseverlerle buluşmaya devam edecek. Yeşim Alemdar Manav, Berna Ülger ve sanatçı Asım İşler'in kızı Şegan İşler ev sahipliğinde Arts Club İstanbul'da gerçekleşen sergiye; Beste Yurttaş, Serap Tibuk, Serap Sarı, Mina Karagülle, Nurdan Uzel, Serpil Sarıkatipoğlu, Sevgi Toprak Tunga ve Hande Yılmaz başta olmak üzere birçok tanınmış sanatsever isim katıldı. Türk resim sanatına soyut dışavurumcu tarzda büyük boylarda ürettiği yapıtlarla damgasını vurmuştur. İlk kişisel sergilerini; 1970 yılında Devlet Avrupa konkurunu kazanarak 4,5 yıl ihtisas yaptığı Paris'te, Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde Dayez, Grenier, Cremonini ile boya resim, gravür ve litografi eğitimi aldıktan, dünyaca ünlü gravürcü S. W. Hayter'in Atelier 17'sinde modern gravür tekniklerini öğrenip, Sorbonne Güzel Sanatlar Akademisi'nde doktora çalışmalarını yaptığı, 1974 yılında açmıştır. Galeri FIAP Paris ve Cite International Des Arts Paris'de gerçekleştirdiği tuval ve gravürlerini sergilediği bu ilk kişisel sergilerinin afişlerini bizzat kendisi S. W. Hayter'in Atelier 17sinde hazırlamış olan sanatçı, yapıtları aynı yıl Victoria and Albert Museum-Londra, Bibliotheque Nationale de Paris'e satın alınmış Türk ressamımızdır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artsumerden-yeni-sergi-esik/", "text": "artSümer, 21 Kasım 2020 9 Ocak 2021 tarihleri arasında Merve Çanakçı'nın galerideki dördüncü kişisel sergisi Eşik'e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Eşik kelime anlamı olarak, bir durumdan diğerine geçiş, arada olma, bir yerden uzaklaşma, çıkma ya da bir bitişi çağrıştırır. Aynı zamanda yeni bir başlangıcı da içinde barındırır. Bugüne dek çalışmalarında insan olma halini farklı açılardan ele alarak araştıran ve yorumlayan Merve Çanakçı, Eşik'te uzun zaman ayırdığı bir düşünme ve sanatsal araştırma süreci sonrasında ortaya çıkardığı hibrid eserlerden oluşan bir kurgu sunuyor. Sergiye hazırlandığı süre içinde yaptığı araştırmaları çağdaş post-hümanist söylem çıkışlı fikirler ile kesişen ve içinde bulunduğumuz küresel dönüşüm anını eşik kavramıyla bağdaştıran sanatçı, bunu bir hareketin tam ortasında olma, bir arada olma durumu olarak tanımlıyor. Kasıtlı olarak kendimizi içinde bulduğumuz bu geçiş anını araştırırken insan, doğa, hayvan, özne, nesne, kültür ve tarihin alışılagelmiş algılanışlarını sorguluyor. 1982 yılında Ordu'da doğdu. Resim eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde tamamladı. Galeri sanatçısı olarak gerçekleştirdiği kişisel sergilerin dışında pek çok grup sergilerine katıldı. Bunlardan bazıları, Bank/Blank, 48 Stunden Neukölln, Alte Sparkasse, Berlin (2018); Bize Ait Bir Oda, Ark Kültür, Istanbul (2017); Stay with Me, Apartman Projesi, Berlin (2014), A dream... but not yours, National Museum of Women in the Arts, Washington D. C. (2010)'dır. Merve Çanakçı yaşamını Berlin'de sürdürüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artweeks-akaretler-30-martta-kapilarini-aciyor/", "text": "Bilgili Holding ev sahipliğinde Akaretler Sıraevler'in benzersiz atmosferinde gerçekleşecek Artweeks@Akaretler; 30 Mart'ta kapılarını yeniden açmaya hazırlanıyor! Dünyanın en büyük varlık yöneticisi UBS ana sponsorluğunda gerçekleşecek Artweeks@Akaretler'in 6. Edisyonu, 10 Nisan'a kadar izleyiciler ile buluşacak. Çağdaş sanatın merakla beklenen etkinliği Artweeks@Akaretler; Bilgili Holding ve Sabiha Kurtulmuş'un organizasyonunu üstlendiği bu edisyonunda da sanatseverlere farklı disiplinlerden pek çok eser sunacak. Tarihi dokusunun yanında dinamik yapısıyla da İstanbul'un en önemli kültür sanat destinasyonlarından olan Akaretler Sıraevler, bu karma yapıyı irdelerken şehiri sanatla buluşturmaya devam ediyor. Çağdaş sanatın eşsiz çeşitliliğini, galeriler, bağımsız sanatçılar ve koleksiyoner sergileri ile kutlayan Artweeks@Akaretler, 6. edisyonunda Akaretler Sıraevler 11,15,17,19,37-39, 55 ve B 2/2-3-4 numaralı binalarında ziyarete açılacak. Şehri ve sanatı yeniden bir araya getirmenin heyecanını yaşayan Bilgili Holding CEO'su Sinan Temo: ARTWEEKS@akaretler'i ilk kez hayata geçirmek istediğimizde amacımız, kurum olarak da çok değerli bulduğumuz ve tüm projelerimizde mutlaka yer verdiğimiz çağdaş sanat yapıtlarını herkes için ulaşılabilir kılmaktı. İstanbul'da, özellikle genç sanatçılar için çekim merkezlerinden biri haline gelmiş Akaretler gibi merkezi bir lokasyonda, birbirinden kıymetli sanatçıları ve sanatın en güzel örneklerini izleyicisiyle, 6. kez, ücretsiz bir şekilde buluşturacak olmak bizim için çok büyük bir gurur kaynağı. dedi. Artweeks@Akaretler'in organizatörü Sabiha Kurtulmuş, sanatın geçtiğimiz süreçteki devinim ve gelişimine değinirken, 6. Edisyonda izleyiciyi nelerin beklediğini Mart sonunda 6. Edisyonumuzu yapmayı planladığımız Artweeks@Akaretler'de Covid-19 önlemlerinden dolayı ara verdiğimiz içeriklerimizi genişletmeyi planlıyoruz. Omurgamızı oluşturan galeri ve koleksiyonerlerin dışında bizlerle aynı anlayışta olan farklı yapılarla beraber yeni içerikler üretmeyi ve projeler yapmayı hedefliyoruz, NFT de bunlardan birisi. 10 günlük süre içerisinde her gün farklı sunumlar, etkinlikler ve davetlerle sanat izleyicilerini karşılayacağız. ifadeleriyle anlattı. Sanat alanında fuar dışı bir yaklaşım ile organize edilen Artweeks@Akaretler; Eylül 2021'de 5. Edisyonu başarı ile tamamlayarak, sanat dolu 12 günde 100'den fazla sanatçıyı, 15 çağdaş sanat galerisini, 2 solo sergiyi ve 1 koleksiyoner seçkisini 55.000 ziyaretçi ile buluşturdu. İstanbul'un bu keyifli sanat etkinliği 6. Edisyonu ile yine uluslararası çağdaş sanat galerilerine, koleksiyoner sergilerine ve solo show'lara ev sahipliği yaparak benzersiz atmosferinde sanatseverleri ağırlayacak. T. C. Sağlık Bakanlığı'nın COVID-19 önlem ve tedbirleri kapsamındaki 20.08.2021 tarihli genelgesine göre; sanat etkinlikleri dahil olmak üzere etkinlik girişlerindeki tüm kapılarda HES kodu üzerinden ziyaretçilerin aşılı / geçirilmiş hastalık veya azami 48 saat önce yapılmış PCR testi sorgulaması yapılacaktır. Etkinlikte, alan girişinde ve içerisinde maske takılması zorunludur. Sultan Abdülaziz'in talimatıyla Sarkis Balyan tarafından 1875 yılında inşa edilen Akaretler Sıraevler, o dönemde Dolmabahçe Sarayı'nın önemli görevlileri tarafından kullanılıyordu. 55.000 m kapalı ve 5.000 m açık olmak üzere toplam 60.000 m kullanım alanı sunan Akaretler Sıraevler' in restorasyonu Bilgili Holding tarafından gerçekleştirildi. Akaretler Sıraevler; ofislere, lüks konutlara, mağazalara, kafe & restoranlara ve W Istanbul Hotel' e ev sahipliği yapıyor. İstanbul'a yeniden kazandırılan, Avrupa'nın 2. büyük restorasyon projesi olan Akaretler Sıraevler, Londra'da Urban Land Institute' un ödülünü kazanmıştır. Ağırlıklı olarak gayrimenkul ve turizm sektörlerinde faaliyet gösteren ve Türkiye genelinde otel, ofis, ticari ve konut projelerine yatırım yapan Bilgili Holding, yeni ve özgün projeleri hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Bünyesinde bulunan Türkiye'nin tek uluslararası gayrimenkul yatırım fonu ile birlikte; W İstanbul, Akaretler Sıraevler, Bodrum Bodrum Kıyı Evleri, BH Conference & Airport Hotel İstanbul, One Ortaköy, West Blocks, Republika Academic Aparts, Soho House İstanbul, Galataport, The Peninsula İstanbul, The Ritz Carlton Residences İstanbul'un yanı sıra Uluslararası birçok projeye imza atmıştır. UBS, uzun yıllardır çağdaş sanatı ve sanatçıları destekliyor. Dünyanın en büyük ve en önemli kurumsal sanat koleksiyonlarından birine sahip olan UBS, Art Basel ile küresel ortaklığı aracılığıyla, ayrıca Art Basel ve UBS Küresel Sanat Piyasası Raporu'nun eş yayıncısı olarak sanat piyasasıyla ilgili uluslararası diyalogu ilerletmeyi hedefliyor. UBS ayrıca Fondation Beyeler, Garage Museum of Contemporary Art, Nouveau Musee National de Monaco, Louisiana Museum of Modern Art, Deichtorhallen, Museo del Palacio de Bellas Artes ve Art Gallery of New South Wales gibi önde gelen sanat kuruluşlarıyla işbirliği yapıyor. UBS, müşterilerine Sanat Koleksiyonerleri Grubu ve UBS Sanat Danışmanlığı aracılığıyla sanat piyasası, koleksiyonerlik ve miras planlaması gibi konularda iç görüler sunuyor. UBS Sanat Forumu ise sanat dünyasının sıra dışı isimlerini bir araya getirerek çığır açan çağdaş sanatta kanaat önderliğini teşvik ediyor. UBS'in çağdaş sanata bağlılığı ve katkılarıhakkında daha detaylı bilgi için ubs. com/art adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artweeksakaretler-basliyor/", "text": "Artweeks@Akaretler, sanatseverleri ve koleksiyonerleri, tanınmış yerli ve yabancı sanatçıların eserleriyle bir araya getirmek için, 5. Edisyonuna kapılarını açmaya hazırlanıyor. Dünyanın en büyük servet yöneticisi UBS ana sponsorluğunda, Bilgili Holding ve Sabiha Kurtulmuş organizasyonuyla düzenlenen Artweeks@Akaretler, 8 Eylül Çarşamba günü kapılarını açacak. Artweeks, tarihi, otantik ve kendine has dokusuyla Akaretler Sıraevler'in ruhunu her daim yansıtmıştır. Şimdi ise, 19 Eylül'e kadar çağdaş sanatın eşsiz çeşitliliğini sanatseverlere sunacak. Farklı disiplinlerden sanatçıları ve kıymetli eserlerini merkezi bir lokasyonda sanatseverlerle bir araya getiren organizasyon, Akaretler Sıraevler'in A11, A19, A25-27, A35, A37-39, A55 numaralı binalarında ücretsiz gerçekleşecek. Sultan Abdülaziz'in talimatıyla Sarkis Balyan tarafından 1875 yılında inşa edilen Akaretler Sıraevler, o dönemde Dolmabahçe Sarayı'nın önemli görevlileri tarafından kullanılıyordu. 55.000 m kapalı ve 5.000 m açık olmak üzere toplam 60.000 m kullanım alanı sunan Akaretler Sıraevler' in restorasyonu Bilgili Holding tarafından gerçekleştirildi. Akaretler Sıraevler; ofislere, lüks konutlara, mağazalara, kafe & restoranlara ve W Istanbul Hotel' e ev sahipliği yapıyor. İstanbul'a yeniden kazandırılan, Avrupa'nın 2. büyük restorasyon projesi olan Akaretler Sıraevler, Londra'da Urban Land Institute' un ödülünü kazanmıştır. Ağırlıklı olarak gayrimenkul ve turizm sektörlerinde faaliyet gösteren ve Türkiye genelinde otel, ofis, ticari ve konut projelerine yatırım yapan Bilgili Holding, yeni ve özgün projeleri hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Bünyesinde bulunan Türkiye'nin tek uluslararası gayrimenkul yatırım fonu ile birlikte; W İstanbul, Akaretler Sıraevler, Bodrum Bodrum Kıyı Evleri, BH Conference & Airport Hotel İstanbul, One Ortaköy, West Blocks, Republika Academic Aparts, Soho House İstanbul, Galataport, The Peninsula İstanbul, The Ritz Carlton Residences İstanbul'un yanı sıra Uluslararası birçok projeye imza atmıştır. UBS, uzun yıllardır çağdaş sanatı ve sanatçıları destekliyor. Dünyanın en büyük ve en önemli kurumsal sanat koleksiyonlarından birine sahip olan UBS, Art Basel ile küresel ortaklığı aracılığıyla, ayrıca Art Basel ve UBS Küresel Sanat Piyasası Raporu'nun eş yayıncısı olarak sanat piyasasıyla ilgili uluslararası diyalogu ilerletmeyi hedefliyor. UBS ayrıca Fondation Beyeler, Garage Museum of Contemporary Art, Nouveau Musee National de Monaco, Louisiana Museum of Koleksiyonerleri Modern Art, Deichtorhallen, Museo del Palacio de Bellas Artes ve Art Gallery of New South Wales gibi önde gelen sanat kuruluşlarıyla işbirliği yapıyor. UBS, müşterilerine Sanat Koleksiyonerleri Grubu ve UBS Sanat Danışmanlığı aracılığıyla sanat piyasası, koleksiyonerlik ve miras planlaması gibi konularda iç görüler sunuyor. UBS Sanat Forumu ise sanat dünyasının sıra dışı isimlerini bir araya getirerek çığır açan çağdaş sanatta kanaat önderliğini teşvik ediyor. UBS'in çağdaş sanata bağlılığı ve katkılarıhakkında daha detaylı bilgi için ubs. com/art adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/artweeksakaretler-sehri-sanatla-bulusturuyor/", "text": "Bilgili Holding ev sahipliğinde Akaretler Sıraevler'in benzersiz atmosferinde gerçekleşecek Artweeks@Akaretler için geri sayım başladı. Dünyanın en büyük varlık yöneticisi UBS ana sponsorluğunda gerçekleşecek Artweeks@Akaretler'in 6. Edisyonu, 30 Mart'ta izleyiciler ile buluşmaya hazırlanıyor. Çağdaş sanatın merakla beklenen etkinliği Artweeks@Akaretler; Bilgili Sanat ve Sabiha Kurtulmuş'un organizasyonunu üstlendiği bu edisyonunda da sanatseverlere farklı disiplinlerden pek çok eser sunacak. Tarihi dokusunun yanında dinamik yapısıyla da İstanbul'un en önemli kültür sanat destinasyonlarından olan Akaretler Sıraevler, bu karma yapıyı irdelerken şehri sanatla buluşturmaya devam ediyor. Çağdaş sanatın eşsiz çeşitliliğini, galeriler, bağımsız sanatçılar ve koleksiyoner sergileri ile kutlayan Artweeks@Akaretler'in 6. Edisyonu, 30 Mart-10 Nisan tarihleri arasında Akaretler Sıraevler 11,15,17,19,37-39, 55 ve B 2/2-3-4 numaralı binalarında ücretsiz olarak ziyarete açılıyor. İstanbul'un bu öncü ve keyifli sanat etkinliği, yine çağdaş sanat galerileri, koleksiyonerler ve solo sergilere ev sahipliği yapmasının yanı sıra, etkinlik süresince her gün farklı sunum ve davetlerle benzersiz atmosferinde sanatseverleri ağırlayacak. Sanat alanında fuar dışı bir yaklaşım ile organize edilen Artweeks@Akaretler; etkinliğin ana aksını oluşturan galeri ve koleksiyonerlerin dışında aynı anlayışta olan farklı yapılarla beraber yeni içerikler üretip projeler yapacak. NFT de bu projelerden birisi olacak. Artweeks@Akaretler'in 6. Edisyonuna katılan Katılımcı Galerileri arasında; . artSumer, Martch Art Project, Sanatorium, The Empire Project, Galeri Nev İstanbul, Anna Laudel, PİLEVNELİ, Versus Art Project, ArtOn İstanbul, Pi Artworks, MERKUR Galeri, Ferda Art Platform, Mixer Art Gallery, Mine Sanat Galerisi ve Öktem Aykut yer alıyor. Difo Art'ın özel bir fotoğraf sergisi düzenleyeceği ve Carny. io'nun NFT sergisi ile renklendireceği etkinlik kapsamında, ayrıca Selman Bilal ve Şeli Elvaşvili'nin değerli koleksiyonları da sergilenerek ziyaretçilere özel bir deneyim sunacak. Sanat alanında fuar dışı bir yaklaşım ile organize edilen Artweeks@Akaretler; Eylül 2021'de 5. Edisyonu başarı ile tamamlayarak, sanat dolu 12 günde 100'den fazla sanatçıyı, 15 çağdaş sanat galerisini, 2 solo sergiyi ve 1 koleksiyoner seçkisini 55.000 ziyaretçi ile buluşturdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arzu-kadar-kadim-sergisi-uzerine-cevrimici-konusma/", "text": "Kendi kurgusal mitolojisinden hareketle hikayeleştirdiği ve deneyimsel bir mekana dönüştürdüğü Arzu Kadar Kadim başlıklı kişisel sergisi ile Mixer'de sanatseverlerle buluşan Hilal Polat, çevrim içi bir söyleşi gerçekleştirecek. Sergi konuşması 30 Ocak Saat 15.00'te Zoom üzerinden yapılacak. Çevrim içi sergi konuşmasına katılmak için buradan kayıt oluşturabilirsiniz. Hilal Polat'ın Mixer galeri alanını bir anlatı mekanına dönüştürdüğü Arzu Kadar Kadim başlıklı sergisi, 6 Şubat 2021 tarihine kadar 12.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Sergiyi çevrim içi olarak gezmek isteyenler için ise serginin video kaydı yayında."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/arzu-kaproldan-koruncuk-vakfina-anlamli-destek/", "text": "Ünlü modacı Arzu Kaprol tarafından Koruncuk Vakfı'na özel olarak düzenlenen tasarım atölyesinde, Koruncukların geliştirdiği çizimler ünlü modacının özgün tasarım anlayışıyla birbirinden güzel ipek eşarplara dönüştü. Kaprol'un Koruncukların çizimlerinden ilham alarak tasarladığı eşarpların satışından elde edilecek gelirin tamamı Koruncuk Vakfı'na bağışlanacak. Ülkemizde ve dünyada başarılı çalışmalara imza atan moda tasarımcısı Arzu Kaprol, Koruncuk Vakfı ile anlamlı bir iş birliğine imza attı. Arzu Kaprol tarafından Koruncuk Vakfı için özel olarak düzenlenen tasarım atölyesinde Koruncukların yaptıkları çizimler, ünlü modacının özgün tasarım anlayışıyla birbirinden güzel ipek eşarplara dönüştü. Sınırlı sayıda üretilen eşarpların satışından elde edilecek gelirin tamamı, çocukların kesintisiz eğitime erişimlerine katkı sağlamak amacıyla Koruncuk Vakfı'na bağışlanacak. Arzu Kaprol, Nişantaşı'ndaki atölyesinde gerçekleştirdiği çalışmada, Koruncukköy Bolluca'da lise eğitimlerine devam eden Koruncuklar ile bir araya gelerek, onlara duygu ve düşüncelerin yaratıcı bir disiplinle kağıda aktarılması ve moda tasarımındaki süreçler hakkında bilgi verdi, deneyimlerini paylaştı. Koruncuklar, Arzu Kaprol liderliğinde gerçekleştirilen atölyede yaptıkları çizimlerle yaratım sürecini başlattılar. Kaprol'un özgün tasarım anlayışı ile hayat bulan Koruncukların renk ve çizimleri dört farklı desen olarak ipek eşarplara aktarıldı. Sınırlı sayıda üretilen eşarpların satışından elde edilen gelirin tamamı, çocukların kesintisiz eğitime erişimlerine katkı sağlamak üzere Koruncuk Vakfı'na bağışlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/asik-veyse-muzesi-uzun-ince-bir-yolculuga-davet-ediyor/", "text": "Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde FPV dronla görüntülenen Aşık Veysel Müzesi, ziyaretçilerine ünlü ozanın gönül dünyasının kapılarını açıyor. Büyük ozanın müzeye çevrilen evini ve hemen yanına yapılan ek binadaki müzeyi gezenler, adeta uzun ince bir yolculuğa çıkıyor. Müze ev ile ek bina arasında bağlantıyı sağlayan ve Karanlık Oda adı verilen bölümde görme engelliler için braille alfabesiyle yazılan Uzun İnce Bir Yoldayım sözü yer alırken, diğer ziyaretçiler için ise karanlıkta 2-3 saniye, enstalasyon sanatı sayesinde Aşık Veysel heykeli beliriyor. Görme engelliler ve diğer vatandaşlar için her farklı ayrıntının düşünüldüğü müzede, Aşık Veysel'in yatağı, radyosu, kıyafetleri ve birçok kişisel eşyası ile sazları ve bal mumumdan yapılan heykeli de yer alıyor. Ziyaretçiler, Aşık Veysel'in kendi sesinden bir televizyon kanalının yaptığı röportajı dinlerken, ünlü ozanın İngilizce alt yazılı ve işitme engelliler için özel olarak hazırlanan belgeseli de izleyebiliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 2009 yılında restorasyona alınan Aşık Veysel Müzesi, 7 Aralık 2012'de hizmete açıldı. Yılda ortalama 20 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği müze FPV dronla görüntülendi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/asik-veysel-turkuleriyle-anildi/", "text": "Aşıklık geleneğinin en büyük temsilcilerinden Aşık Veysel Şatıroğlu, Sarıyer'de anıldı. Ender Balkır, Nurettin Rençber, Hüseyin Ay'ın yanı sıra Şef Zafer Gündoğdu yönetimindeki THM korosu türküleri ünlü halk ozanı için okudu. Eserleriyle efsaneleşen Halk Ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim'deki doğum günü dolayısıyla Sarıyer'de Cumhuriyet etkinlikleri kapsamında düzenlenen programda anıldı.7'den 70'e yüzlerce Sarıyerlinin katıldığı gecede; Ender Balkır, Nurettin Rençber, Hüseyin Ay ve Şef Zafer Gündoğdu yönetimindeki THM korosu sahne aldı. Anma programına Aşık Veysel'in torunu Çiğdem Özer ve Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç de katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/asiklar-bayrami-romani-sinemaya-uyarlaniyor/", "text": "Gelecek Uzun Sürer ve Rüzgarın Hatıraları gibi ödüllü yapımlarla tanıdığımız Özcan Alper, Kemal Varol'un Aşıklar Bayramı romanını sinemaya uyarlamaya hazırlanıyor. Özcan Alper, pandemi sürecinde çektiği ve post prodüksiyon aşamasında olan Karanlık Gece filminden sonra, yapımcılığını Nar Film'in üstleneceği Aşıklar Bayramının çekimlerine başlayacak. Alper, filmin senaryosunu Kemal Varol ile birlikte kaleme aldı. Oyuncu seçimleri devam eden filmin 2021 yılında çekilmesi planlanıyor. 2019'da Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı seçilen ve 2020 Attila İlhan Roman Ödülü'ne değer görülen Aşıklar Bayramı İletişim Yayınları'nca okura sunuldu. Kemal Varol, eserinde, 25 yıl boyunca hiç görüşmemiş saz aşığı Heves Ali ile avukat oğlu Yusuf'un Kars'a doğru zorlu yolculuklarını anlatıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/asilama-merkezine-donusturulen-ilk-kulturel-mekan-castello-di-rivoli-cagdas-sanat-muzesi/", "text": "İtalya'nın Torino şehrinde bulunan Castello di Rivoli Çağdaş Sanat Müzesi, ülkedeki aşılama çabalarına yardımcı olmak için galerilerini sağlık çalışanlarına açmaya hazırlanıyor. Milliyet'in haberine göre; müze halk için bir aşılama merkezine dönüştürülen ilk kültürel mekan olacak. Aşılama programı, ilk aşılanacak grup olan sağlık çalışanları ve yaşlılar için mart ya da nisan ayında başlayacak. Müze müdürü Carolyn Christov-Bakargiev yaptığı açıklamada, müzenin sosyal mesafeyi korumak için gerekli alana sahip girişim için 'iyi donanımlı' olduğunu söyledi. Bakargiev, müzenin üçüncü katında aşılanma sürerken İtalya'daki pandemi sebebiyle yapılan kısıtlamaların kalkması durumunda müzenin halka açık birinci ve ikinci katlarındaki sergiler de ziyaretçilere açık olacak. Aşı olmaya gelenler İsviçreli sanatçı Claudia Comte'nin eserlerini görecek. Aynı zamanda sanatçı aşı merkezi için özellikle akılda kalan yeni bir ses parçası da hazırlıyor. İngiltere'deki Bournemouth isimli konser mekanı, aşı merkezine dönüştürüldü. BBC'de yer alan habere göre, haftada 9 bin kişinin aşılanması beklenen ve İngiltere'nin güneyinde bulunan konser mekanında öncelikle sağlık çalışanları aşılanacak. Daha sonra ise diğer öncelik sırasında bulunan vatandaşlar buraya çağrılarak aşı olabilecekler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ask-i-memnunun-cekildigi-yali-muze-oldu/", "text": "Türk televizyon tarihine damga vuran dizilerden Aşk-ı Memnu'nun çekildiği yalı müze olarak kapılarını açtı. Aşk-ı Memnu dizisinde Ziyagil Ailesi'nin yalısı olan Sarıyer'deki Büyükdere Evi, özel bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Vehbi Koç Vakfı'na ait olan yalı cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türkiye'nin dört bir yanını dolaşmasına izin verilen ilk yabancı olan gezgin Josephine Powell'ın, koleksiyonuna ev sahipliği yapacak. Vehbi Koç Büyükdere Evi'nde süresiz olarak sergilenecek Josephine Powell koleksiyonunda, Osmanlı döneminde 18. ile 20. yüzyılın başı arasında dokunmuş olan ve günümüze ulaşabilen seçkin örneklerden oluşan 36 adet kilimin yanı sıra altı adet çuval, bir adet dokuma tezgahı ve yetmiş üç adet dokuma aleti yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/asli-isiksalin-sikistir-ve-duraklat-isimli-sergisi-21-kasimda-krank-art-galleryde-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "KRANK Art Gallery, Aslı Işıksal'ın Sıkıştır ve Duraklat / Zip & Pause başlıklı sergisine 21 Kasım 2020 9 Ocak 2021 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sergi, tüm dünyanın aynı anda deneyimlediği bir sürecin yarattığı etkiyi zaman ve eylemlilik kavramları üzerinden ele alıyor. Aslı Işıksal, zihinsel ve fiziksel olarak içeriye çekilmek durumunda kalınan ve belirsizliğin hakim olduğu bu zaman dilimini, durup, gözlemlemek için bir fırsat olarak değerlendirdi. Sıkıştır ve Duraklat adlı sergisinde sanatçı; insan eylemliliğinin, her koşulda merkezde olmasına daha fazla direnemeyen doğanın, hareket alanımızı kısıtlaması ile bir tür sıkışma duygusu yarattığına dikkat çekmek istiyor. Zorunlu olarak eylemsizlik haline geçtilen pandemi sürecinde, hareketin ve nesnenin olmadığı bir koşulda zamanda asılı kalmış varlıklara dönüşümü mercek altına alıyor. Aslı Işıksal (d. 1980, Ankara) 2010 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Ana Sanat dalında Yüksek Lisans Programını bitirdi. 2012'de bir yıllık süreyle Çek Cumhuriyeti'nde Jan Evangaliste Purknye Üniversitesinde çalışmalarını sürdürdü. 2014 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sanatta Yeterlik programını bitirdi. Estonya, Avusturya, İtalya, Çek Cumhuriyeti, İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere pek çok ülke ve kentte ulusal ve uluslararası sergide yer aldı. Kişisel Sergilerinin yanı sıra çalışmaları KRANK Art Galeri, DEPO, MamutArt18, Siyah Beyaz gibi mekanlarda sergilendi. Sanatçının pek çok kurum, kuruluş ve özel koleksiyonda eserleri bulunmaktadır. Sanatçı, yaşamına ve çalışmalarına Ankara'da devam etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aspendos-heyecani-basliyor/", "text": "DOB Genel Müdürlüğü'nden 5-12 Eylül tarihleri arasında tarihi Aspendos Tiyatrosu'nda gerçekleşecek festival hazırlık ve programıyla ilgili yapılan açıklamaya göre, bu yıl festivale dünyayı sarsan 'Koronavirüs' salgınından dolayı farklı ülkelerden katılım olmayacak, sadece DOB müdürlüklerinin orkestra ve opera sanatçıları katılacak. Programa göre, festivalin ilk günü olan 5 Eylül Cumartesi akşamı şef Cem Orhan yönetimindeki Antalya DOB Orkestrası sahne alacak. Gala konserinde Antalya DOB sanatçıları mezzo soprano Ferda Yetişer, soprano Simge Büyükedes, tenor Efe Kışlalı, bariton Kıyıcıseyirciler solist sanatçılar olarak sahnedeki yerlerini alacak. Konser, 9 Eylül Çarşamba akşamı 'Üç Soprano, Üç Bas' konseriyle devam edecek. Konserde, opera aryalarından napolitenlere, senfonik halk türkülerinden klasik sanat müziğimize uzanan geniş bir repertuar ile Türk ve dünya sahnelerinde başarılarını kanıtlamış sopranolar Funda Ateşoğlu, Çiğdem Önol, Esin Talınlı ile baslar Tuncay Kurtoğlu, Tevfik Rodos, Zafer Erdaş sahnede olacak, orkestrayı şef Tulio Gagliardo yönetecek. 27'nci Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali'nin kapanışı, 12 Eylül Cumartesi akşamı 'Genç Opera Yıldızlar' konseriyle gerçekleşecek. Gecede, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çok sesli müzik çalışmalarında akademik kurallara göre dünya standartlarında temsiller veren ve zengin repertuarı ile dünya klasik müzik arenasında önemli bir yeri olan Devlet Opera ve Balesi'nin gelecek vadeden opera yıldızları sahne alacak. Orkestra şefi Murat Cem Orhan'ın yöneteceği Antalya DOB Orkestrası'na sopranolar Işılay Meriç Karataş, Saliha Aktaş, Ayşe Şenol, mezzo soprano Tuğçe Oğuzülgen, tenor Berk Dalkılıç, bas Doğukan Özkan, bas Murat Göçken, bariton Gürhan Gürgen eşlik edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ataturk-kultur-merkezi-2021de-tamamlanacak/", "text": "Taksim'de yapımı devam eden Yeni Atatürk Kültür Merkezi inşaatının yüzde 78'i tamamlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, 10 Şubat 2019'da temeli atılan yeni Yeni Atatürk Kültür Merkezi'nin yapımına devam ediliyor. İlk AKM'nin mimarı olan Hayati Tabanlıoğlu'nun oğlu mimar Murat Tabanlıoğlu'nun imzasını taşıyan merkezin inşaatında çalışmalar aralıksız sürüyor. Koronavirüs salgını nedeniyle AKM'de çalışmalar, sosyal mesafe kurallarına uyularak sürdürülüyor. 5 bloktan oluşan AKM'nin kaba inşaatı ise tamamlandı. Hareketli sahnenin yapımına devam edilen AKM'de yer alacak opera sahnesi ve opera küresinin yapımı da sürüyor. 15 bin adet özel el yapımı kırmızı seramik kullanılarak yapılan opera kulesindeki çalışmalar sona yaklaştı. Opera içindeki sahne koltuk altı basamaklar tamamlandı. Yeni AKM'nin bina dışı ve çatı işlerinin yüzde 90'ı bitirilirken, çelik işleri de tamamlandı. AKM'de kullanılacak ahşap kaplamaların siparişleri verildi. Sahne sisteminde kullanılacak motorların da sevkiyatı başladı. 4 katlı kapalı otopark tamamlanırken alt katlardaki elektrik ve mekanik işlerin yapımı devam ediyor. AKM binası tamamlandığında içerisinde 48 bin 705 metrekare büyüklüğünde 4 bodrum, zemin ve 9 kattan oluşan 2 bin 40 kişi kapasiteli opera salonu, 16 bin 228 metrekare büyüklüğünde 4 bodrum, zemin ve 5 kattan oluşan 805 kişilik bir tiyatro salonu, buralara ait sahne, kulis odaları, fuaye alanları, atölye ve depo alanları, bale çalışma salonları, solist ve orkestra çalışma odaları, kayıt stüdyosu ve prova salonları, sanat galerileri, sergi salonları ve millet kıraathaneleri yer alacak. AKM'nin gelecek yıl haziran ayında tamamlanması planlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ataturk-kultur-merkezi-bir-yilda-1-milyonun-uzerinde-sanatseveri-agirladi/", "text": "Türkiye'nin önde gelen sanat merkezilerinden Atatürk Kültür Merkezi, geçirdiği restorasyonun ardından kapılarını yeniden açtığı 29 Ekim 2021'den bu yana 1 milyon 300 bin ziyaretçiyi konuk etti. AKM'den yapılan açıklamaya göre, operadan baleye, tiyatrodan konserlere, sergilerden çocuk atölyelerine farklı buluşmalara sahne olan AKM'de yıl boyunca 1265 etkinlik gerçekleştirildi. Gelişmiş bir teknolojik donanımla tasarlanan AKM Türk Telekom Opera Salonu, Tiyatro Salonu, AKM Galeri, Çok Amaçlı Salon, Müzik Platformu, Kayıt Stüdyosu, Çocuk Sanat Merkezi, Kütüphane ve AKM Yeşilçam Sineması yıl boyu ziyaretçi akınına uğradı. AKM aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, İstanbul Devlet Opera ve Balesi, İstanbul Devlet Tiyatrosu, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu, Devlet Halk Dansları Topluluğu ve İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu'na da ev sahipliği yaptı. Geniş içerik yelpazesiyle 7'den 70'e herkese hitap eden AKM'de yıl boyunca 275 konser, 150 tiyatro, 80 opera ve bale, 37 sergi ve 90 film gösterisinin yanı sıra söyleşiler, okur yazar buluşmaları ve çeşitli atölyeler düzenlendi. Çocuklar için 386 farklı atölye yapıldı ve 60 binden fazla çocuk sanatla buluştu. Akustik özelliklere sahip salonları ve yeni etkinlik alanlarıyla, yurt içi ve yurt dışından bu sahnenin bir parçası olmak isteyen sanatçı ve toplulukları ağırlayan AKM, Londra Filarmoni Orkestrası'ndan, yaşayan en büyük caz müzisyenlerinden Grammy ödüllü trompet sanatçısı Chris Botti'ye, İspanyol müziğinin usta ismi Buika'dan dünyaca ünlü caz şarkıcısı Stacey Kent'e pek çok ismi sanatseverlerle buluşturdu. Carmen operası 15 yıl sonra AKM'de sahnelenirken, Saraydan Kız Kaçırma, Falstaff, La Traviata operaları ve Don Kişot, Kuğu Gölü baleleri de seyircilerin büyük ilgi gösterdiği etkinlikler arasında yerini aldı. AKM, ayrıca başta Beyoğlu Kültür Yolu Festivali olmak üzere, AKM bünyesinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen Çocuk Sanat Festivali, çeşitli kısa film festivalleri, Boğaziçi Film Festivali, TRT Uluslararası Belgesel Günleri, Uluslararası Distopya Film Festivali, Ödüllü Filmler Haftası, İKSV Müzik Festivali, Akbank Caz Festivali, İstanbul Uluslararası Halk Müziği Festivali gibi birçok organizasyonun da mekanı oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ataturk-muze-kosku-29-ekimde-ziyarete-acilacak/", "text": "Milli Mücadele'nin en yakın tanığı, Cumhuriyet'in kuruluşuna ev sahipliği yapan Atatürk Müze Köşkü 29 Ekim'de kapılarını ziyaretçilerine açacak. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Mustafa Kemal Paşa, önce Ziraat Mektebi'ni daha sonra da İstasyon Şefi Köşkü'nü hem konut hem de çalışma yeri olarak kullandı. Ancak bu alanlar Mustafa Kemal Paşa'nın çalışması ve dinlenmesi için yetersiz kalınca uygun konut arayışına girildi. Paşa'nın daha sakin ve huzurlu bir ortamda yaşamasını sağlamak amacıyla 30 Mayıs 1921'de Ankara Belediyesi, bağ evi olarak kullanılan Çankaya Köşkü'nü hediye etti. Ankara'ya oldukça hakim konumda, ağaçların içerisindeki Köşk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki önemli olaylara da tanıklık etti. Yakın kurmaylarıyla 28 Ekim 1923'te akşam yemeğinde bir araya gelen Mustafa Kemal, Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz. diyerek Cumhuriyet'in kuruluşu anlamına gelen tarihi konuşmayı Çankaya Köşkü'nde yaptı. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1919 Mayıs'ının 19'uncu gününde Samsun'a çıktım sözleriyle başlayan, Cumhuriyet'e ve bağımsızlığa giden mücadele dolu o yılları anlatan Nutuk'u, buradaki çalışma odasında kaleme aldı. Atatürk'ün ömrünün bir bölümünü geçirdiği köşkte, devlet meselelerinin görüşüldüğü Çankaya Sofrası, Elçi Kabul Salonu, Zübeyde Hanım'ın yatak odası, İsmet Paşa ile bilardo oynadığı salon ve çalışma odaları da bulunuyor. Birçok cumhurbaşkanının da konut olarak kullandığı köşkün bulunduğu alan ve çevresi zamanla donatılarıyla Çankaya Köşkü yerleşkesine dönüştü. Tarihi olaylara tanıklık eden Çankaya Köşkü de 1950'de Atatürk Müze Köşkü adıyla ziyarete açıldı. Yapısının ve içerisindeki eşyaların yıpranmasını önlemek amacıyla zaman içerisinde birkaç kez bakım ve onarımın yapıldığı köşk, Haziran 2021'de restorasyona girdi. Tadilatı tamamlanan Atatürk Müze Köşkü, 29 Ekim'de yeniden ziyaretçilerine kapılarını açacak. Ziyaretçiler köşkü, 13.00-17.00 saatleri arasında gezebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ataturk-muze-kosku-ve-pembe-kosk-cumhuriyetin-100-yil-donumunde-ziyarete-acildi/", "text": "Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yıl dönümü dolayısıyla Atatürk Müze Köşkü ile İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün evi Pembe Köşk ziyarete açıldı. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın, yakın kurmaylarıyla 28 Ekim 1923'teki akşam yemeğinde bir araya gelerek, Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz. dediği, ömrünün büyük bölümünü geçirdiği ve birçok Cumhurbaşkanının da konut olarak kullandığı köşk, 1950'den beri Atatürk Müze Köşkü adıyla hizmet veriyordu. Haziran 2021'de restorasyonuna başlanılan köşk, tadilatlarının tamamlanmasıyla Cumhuriyet'in 100. yılına özel bugün saat 13.00'te kapılarını ziyaretçilere açtı. Ziyaretçiler köşkü, her gün 13.00-17.00 saatlerinde gezebilecek. Öte yandan, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün evi olan ve senede iki defa ziyarete açılan Pembe Köşk de 26 Kasım'a kadar her gün 10.00-12.00 ve 13.00-17.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Köşk, bu sene Cumhuriyet'in 100. Yılında-İlk On Yılın Hikayesi konulu fotoğraf, belge ve obje sergisine ev sahipliği yapıyor. İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhuriyet'in ilk 10 yılında doğan bir çocuk olarak Cumhuriyet'in 100. yılını gördüğü için çok mutlu olduğunu dile getirdi. Bu bayram açtıkları sergide Cumhuriyet'in ilk 10 yılında yapılanları göstermek istediklerini belirten Toker, Bu sene ilk defa Atatürk'ün yeni Türk harfleriyle İsmet İnönü'ye yazdığı mektup sergileniyor. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yoktan var edilen fabrikalarda üretilen malzemelerin tahkimleri yer alıyor. diye konuştu. Ziyaretçilerin ilgisinden ve kendisine sorular sormasından oldukça memnun olduğunu söyleyen Toker, 40 senedir anılarla, kıyafetlerle, objeleri gösteriyorum. Ziyaretçiler büyük heyecanla geliyor. Burada kendi geçmişlerini buluyorlar. Onlara Atatürk'ün ve babamın hikayelerini anlatıyorum. Gelenlerin ailelerinde de isimsiz kahramanlar var. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ataturke-ait-baston-acik-artirmaya-cikariliyor/", "text": "Mustafa Kemal Atatürk'e ait olduğu belirtilen minyatürlü baston açık arttırmaya çıkıyor. Bastonun geliriyse Türk Eğitim Vakfı'na bağışlanacak. Bastonunun Atatürk'e 1932 yılında Şah Rıza Pehlevi tarafından hediye edildiği belirtildi. Türkiye-İran arasında en yoğun ilişkilerin yaşandığı 1932 yılında Şah Rıza Pehlevi tarafından Mustafa Kemal Atatürk'e hediye edildiği kaydedilen 92 santimetre boyundaki minyatürlü baston açık arttırmayla satılıyor. Atatürk'ün tasvirinin yanı sıra Şahı Rıza Pehlevi, Cemşid, Keykavus, Behmen gibi liderlerin tasvirleri yer aldığı bastonun geliriyse Türk Eğitim Vakfı'na bağışlanacak. Müzayedeyi düzenleyen Hüseyin Kocabaş, Müzayedenin en önemli parçası, Mustafa Kemal Atatürk'e ait Şah Rıza Pehlevi tarafından 1932 yılında Türkiye İran ilişkilerinin en yoğun olduğu dönemde hediye edilmiş minyatürlü baston. Baston sanatsal özellikleriyle ön plana çıkan bir eser. Sanatçısı tarafından oyma sanatıyla kullanılmış dedi. Müzayedenin 15 Ağustos Pazar günü saat 20.00'de online yapılacağını belirten Kocabaş, Müzayedemiz de genellikle Osmanlı hanedan koleksiyonlarında bulunan sultanlara ve saray yüksek erkanına ait eserleri beğeniye sunacağız diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ataturke-ait-oldugu-iddia-edilen-baston-kayitlardan-cikmadi/", "text": "Mustafa Kemal Atatürk'e ait olduğu belirtilen ve açık artırmaya çıkarılacak olan minyatürlü baston kayıtlarda çıkmadı. Satışın ardından geliri Türk Eğitim Vakfı'na bağışlanacağı açıklanan bastonla ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı inceleme başlattı. Türkiye-İran arasında en yoğun ilişkilerin yaşandığı 1932 yılında Şah Rıza Pehlevi tarafından Mustafa Kemal Atatürk'e hediye edildiği iddia edilen 92 santimetre boyundaki minyatürlü baston kayıtlarda çıkmadı. Kültür ve Turizm Bakanlığı inceleme başlatırken müzayedeyi düzenleyecek şirket, bastonun Atatürk'e ait olduğu yönündeki ifadeleri internet sitesindeki duyurudan kaldırdı. Ancak müzayede şirketi satışın yapılacağını açıkladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ataturkun-cevreye-duyarliliginin-ornegi-yuruyen-kosk-belgeselle-dunyaya-tanitilacak/", "text": "Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla 1929 yılında inşa edilen ve yakınındaki çınar ağacının dalına zarar vermemesi için raylar üzerinde taşınan Yürüyen Köşk, O çınar adlı belgeselle dünyaya tanıtılacak. Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları arasında sayılan tescilli köşk, yürütülmesine sebep olan 400 yaşındaki doğu çınarı türündeki ağaçla bugüne kadar ulaştı. Her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği Yürüyen Köşk, çekimleri 20 günde tamamlanan O çınar adlı belgesele konu oldu. Belgeselin yönetmeni Fehmi Gerçeker, belgeseli Atatürk'ün çevreye verdiği önemi yansıtmak ve bıraktığı eseri dünyaya tanıtmak için yaptıklarını söyledi. Gerçeker, dönemin Bursa Milletvekili olan dedesi Mustafa Fehmi Gerçeker'in de Atatürk ile 1920'den vefatına kadar zaman zaman görüştüğünü belirterek, bunlardan birkaçının da Yürüyen Köşk'te gerçekleştirdiğini anlattığını bildirdi. Gerçeker, daha önce de çevre konusunda bazı çalışmalar yaptığına değinerek, 2007 yılında ise Türkiye'de ilkokul seviyesinde hazırladığı Çevre Bey adlı animasyon filminin yapımcılığını üstlendiğini dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ataturkun-kisisel-esyalarinin-konservasyon-calismalarini-izlediler/", "text": "Çanakkale'deki 5 bin 600 yıllık geçmişe sahip Troya Ören Yeri'nden çıkan eserlerin sergilendiği Troya Müzesi'nde 'Perdeler Açılıyor' projesi kapsamında; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kullandığı cumhuriyet döneminden kalma valizi, ayakkabısı, terliği, yemek yediği çatalı, bıçağı, şekerliği ile gümüş kutusu için konservasyon çalışması yapıldı. Müzeye gelen ziyaretçiler, Atatürk'ün kişisel eşyalarının konservasyon çalışmasını izleme imkanı buldu. Çanakkale'de 5 bin 600 yıllık geçmişe ışık tutan Troya Ören Yeri girişine, 70 milyon TL harcanarak yapılan Troya Müzesi, 18 Mart 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ziyarete açıldı. 12 bin 750 metrekare kapalı alana sahip müzede, Troya Ören Yeri başta olmak üzere, diğer antik kentlerden çıkan 2 bin eser sergilenmeye başlandı. 5 bin 600 yıllık geçmişe sahip Troya Ören Yeri'nden çıkan eserlerin sergilendiği Troya Müzesi zemin katında 7 ay önce başlatılan 'Perdeler Açılıyor' projesi kapsamında müzedeki 3 restorasyon ve konservasyon laboratuvarında, her çarşamba 11.00 ile 15.00 saatleri arasında perdeler açılıp, yapılan çalışmaların ziyaretçilere izletilmesi fırsatı sunuluyor. Troya Müzesi, 'Perdeler Açılıyor' projesi kapsamında, özel konservasyon çalışmasına ev sahipliği yaptı. Anıtkabir Müzesi'nden Çanakkale Müze Müdürlüğü'ne 1974 yılında devrolan, Atatürk'ün kullandığı Cumhuriyet döneminden kalma valizi, ayakkabısı, terliği, yemek yediği çatalı, bıçağı ile gümüş kutusu için 'Troya'nın melekleri' olarak adlandırılan restoratör ve konservatörler Nurver Ferendeci, Betül Özmen ve Gonca Dikenci tarafından konservasyon çalışması gerçekleştirdi. Müzeye ziyarete gelenler, zemin katta Atatürk'ün kişisel eşyaları için yapılan konservasyon çalışmalarını izleyip, bu anları cep telefonu kameralarıyla kaydetti. Troya Müzesi'ni gezen Mustafa Çetin ise Bu çalışmayı yapan arkadaşlar, Atatürk'ün giydiği ayakkabıya dokunabiliyor, çantasının sapını tutabiliyor. Keşke biz de o imkanı sahip olabilsek. Bu camın arkasından izlemektense ben de bir dokunabilsem. Çok arzu ederdim. Gene de buradan seyretmekte çok güzel bir duygu. Çok mutlu olduk dedi. Müzeyi gezen Perihan Çetin de Atatürk'ü görmek isterdim ama bana nasip olmadı. Hiç olmazsa kullandığı eşyaları görmek şu anda kısmet oldu. Çok mutluyum diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ates-evirgenin-su-altinda-nefes-sergisi-nefesleri-kesti/", "text": "Kendini denizlerin büyülü dünyasının sırlarını keşfetmeye adamış su altı fotoğraf sanatçısı Ateş Evirgen'in Su Altında Nefes Sergisi 23 Eylül tarihinde, Üsküdar'da Nevmekan Bağlarbaşı Galeri'de sanatseverlerle buluştu. Koronavirüs önlemleri kapsamında açılışı yapılan sergiye Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen katılım sağladı. Konuklar sosyal mesafe kurallarına uygun olarak sırayla içeri alındı. Denizaltı dünyasını fotoğraflayan sanatçı Ateş Evirgen, fotoğrafları inceleyen Başkan Hilmi Türkmen ve konuklara birbirinden ilginç karelerin hikayesini anlattı. Evirgen, Su altında fotoğraf çekmek, bu içimizdeki keşif duygusunun bir sonucu. Daha çok dalmak, daha fazla bilinmeyen ile karşılaşmak, farklı dünyanın canlıları ile tanışmak ve onları dış dünya ile tanıştırmak. Su altında fotoğraf çekmenin amacı bu olsa gerek. şeklinde konuşarak bu büyülü dünyayı yorumladı. Kuzey Kutup ve Antarktika sularını fotoğraflayan ilk Türk olan Ateş Evingen, 33 eserinden oluşan sergi ile sırlarla dolu denizleri keşfe çağırıyor. 8 Kasım tarihine kadar sürecek sergi, dünyanın sularla kaplı bölümlerinden en ilginç deniz canlıları ve bitkilerinin geçidine sahne oluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/atigin-ihtimalleri-bicim-ve-surec-sergisi/", "text": "Kale Tasarım ve Sanat Merkezi'nin, 22 Nisan Dünya Günü'nde ön duyurusu yapılan ve 26 Nisan'da e çevrim içi olarak sanatseverlerle buluşan Atığın İhtimalleri: Biçim ve Süreç sergisi, arşiv niteliğinde bir yayın olarak tasarlandı. Kale Tasarım ve Sanat Merkezi'nin, 22 Nisan Dünya Günü'nde ön duyurusu yapılan ve 26 Nisan'da e çevrim içi olarak sanatseverlerle buluşan 'Atığın İhtimalleri: Biçim ve Süreç' sergisi, arşiv niteliğinde bir yayın olarak tasarlandı. Kale Grubu'ndan yapılan açıklamaya göre, dünyanın sanat ve tasarımla daha iyi bir yer olacağına inanan ve bu vizyonla sürdürülebilir yatırımlara imza atan şirket, entelektüel derinliğe ve birikime sahip fikirleri buluşturan KTMS'de hayata geçirdiği projelere bir yenisini ekledi. Disiplinler arası paylaşımlara imkan veren üretim ve buluşma platformu olma yolunda hızla ilerleyen Karaköy merkezli KTSM, atık üzerinden dünya ile kurulan ilişkide sorumluluk bilincinin nasıl potansiyel barındırabileceğini araştıran anlamlı ve özgün bir sergi ve yayın projesine imza atıyor. Faaliyet gösterdiği her alanda ve attığı her adımda döngüsel ekonomiyi odağına alan Kale Grubu, sürdürülebilir bir gelecek için öncü olduğu 'İyi Bak Dünyana' hareketiyle bireylerin kendi dünyalarından başlatacağı küçük değişimlerin birleşerek etkisi yüksek bir dönüşüm yaratacağına inanıyor. KTSM'nin savunuculuğunda sanat aracılığıyla 'İyi Bak Dünyana' derken, dünyamıza iyi bakan sorumlu ürünleriyle yaşam alanlarına anlam katan Kale Grubu şirketleri Çanakkale Seramik, Kalebodur ve Kalekim de proje partneri oldu. Verilen bilgiye göre, son yüzyılın üretim ve tüketim anlayışına farklı bir perspektiften bakan sergi, içinde bulunduğumuz bu ekolojik krizin insanlık için yeni anlayışlar geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Bu anlayışla gelişen döngüsellik kavramı da ekonomik ve sosyal faaliyetler açısından büyük önem taşıyor. Serginin kürasyon ve proje yönetimini Yonca Keremoğlu ve Rana Kelleci üstlendi. Dördü yeni üretilmiş toplam altı eserin fotoğrafik belgeleri, sanatçıların yapıtlarının arka planını anlattıkları yazılı röportajlar ve atölyelerinde gerçekleştirilen video röportajlar üzerinden konuya yeni perspektifler sunuyor. Proje, atık ve atık kavramının Türkiye'deki güncel sanat üretiminde nasıl ele alındığına dair bir kesit olarak her yerden erişime açık bir kaynak olma özelliği taşıyor. Sürdürülebilir bir ekonomi ve daha yaşanabilir bir dünya için bir malzemenin atık haline gelmeden tekrar üretim ve tüketim döngüsüne katılabilmesine dikkati çeken sergi, bu alana kendini adamış 6 sanatçının 6 eseriyle hayat buluyor. Atık ve atık kavramının olanaklarını gözler önüne seren seçki, 'biçim' ve 'süreç' olmak üzere iki ana hat üzerinden ilerliyor. 'Atığın İhtimalleri: Biçim ve Süreç' sergisi www. kaletasarimvesanatmerkezi. org adresinde süresiz olarak erişime açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/atilla-ilhan-edebiyat-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Attila İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı'nın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın desteğiyle düzenlediği 2020 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri'nin sahipleri açıklandı. Roman dalındaki ödüle, Aşıklar Bayramının yazarı Kemal Varol, şiir dalındaki ödüle ise Hayhuy isimli kitabıyla Elif Sofya değer görüldü. İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü'nün sahibi, At Sancısı kitabıyla Elvan Kaya Aksarı olurken, İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü'ne ise Sevgili Kardeşim Ben adlı kitabıyla Enes Kurdaş layık görüldü. Attila İlhan Bilim Sanat ve Kültür Vakfı'nca düzenlenen ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından desteklenen Attila İlhan Edebiyat Ödülleri'nin Doğan Hızlan'ın onursal başkanlığında toplanan seçici kurulları bu yılki ödül sahiplerini belirledi. Bu yıl yarışmaya 'Şiir' dalında 52, 'Roman' dalında 49 eserle başvuruldu. 2020 Attila İlhan Roman Ödülü'nün sahibi, İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Aşıklar Bayramı romanıyla Kemal Varol oldu. Seçici Kurul, Kemal Varol'u ödüle Sözlü kültür ile yazılı kültürü başarılı bir şekilde birleştirmesi, aşık geleneğini baba-oğul ilişkisiyle harmanlaması, yolculuk üzerine kurgulanan yapıdaki yolculuğa paralel şekilde ilerleyen bir iç hesaplaşmayı etkileyici bir dille anlatması sebebiyle değer bulduğunu açıkladı. Attila İlhan Roman Ödülü Seçici Kurulu'nda Mehmet Eroğlu, Deniz Yüce Başarır, Faruk Şüyün, Seval Şahin ve aileyi temsilen Ali Cem İlhan yer alıyor. 2020 Attila İlhan İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü'nün ise Edebi Şeyler Yayınları tarafından yayımlanan Sevgili Kardeşim Ben isimli kitabıyla Enes Kurdaş'a verilmesine karar verildi. Ödül gerekçesi, Enes Kurdaş, günlük konuşma dilinde yumuşak geçişlerle şiiri yakalaması, bunu şiire aktarışındaki başarısı ve mısraya kattığı kırılma sayesinde şiiriyet kazandırması sebebiyle 2020 İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü'ne değer görülmüştür olarak açıklandı. Metin Celal'in başkanlığındaki Attila İlhan Şiir Ödülü Seçici Kurulu'nda A. Ali Ural, Adnan Özer, Tuğrul Tanyol ve aileyi temsilen Kerem Alışık yer aldı. Attila İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı, düzenlediği Edebiyat Ödülleri ile rahmetli Attila İlhan'ın her eserinde yansımaları bulunan 'ulusal kültür bileşimini gerçekleştirme' misyonuna layık olacak eserlerin desteklenmesini hedefliyor. Bunun yanı sıra Attila İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı bu ödüller aracılığıyla, rahmetli Attila İlhan'ın hayattayken yaptığı gibi, ilk kitapları yayımlanan genç yazarları teşvik etmeyi amaçlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/atina-birinci-mezarligi-unlu-heykeltiraslarin-eserlerine-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "Yunanistan tarihinin önemli isimlerinin kabirlerinin bulunduğu Atina Birinci Mezarlığı, ilgi çekici mezar taşları ve heykelleriyle adeta açık hava müzesini andırıyor. Mezarlık, hem Yunan tarihi hem de heykel sanatında önemli bir yer tutuyor. Başkentin en eski mezarlığı olan Atina Birinci Mezarlığı, resmi olarak 1838'de dönemin belediyesi tarafından kuruldu. Atina Belediyesi'nin verilerine göre, bugüne ulaşmış mezarlığa ait ilk plan 1860 senesine ait. Bu planda küçük bir Türk mezarlığının varlığı da dikkati çekiyor. 1884'te Krallık kararı ile Türk mezarlığının yanındaki bir alan, şehirdeki Yahudi toplumuna tahsis edilirken; Yahudi mezarlığı, 1910'da artık boş olan Türk mezarlığını da kapsayacak şekilde genişletildi. 1914'te ise şehirdeki Protestan mezarlığı, Atina Birinci Mezarlığı içerisine taşındı. Bugün yaklaşık 162 dönüm alan üzerine kurulu mezarlıkta, 12 bin 300'e yakın mezar bulunuyor. Mezarlık, hem tarihi hem de sanatsal açıdan Yunanistan'da önemli bir unsur olarak kabul ediliyor. Bu mezarlığa defnedilenler arasında Yunanistan'ın siyaset, sanat ve edebiyat dünyasından çok sayıda önemli isim bulunuyor. Eski Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu, dünyaca ünlü oyuncu ve eski Kültür Bakanı Melina Merkuri, Yunan ayaklanmasının öncülerinden Theodoros Kolokotronis, Yunan sinemasının yönetmenlerinden Theodoros Angelopulos, Yunan tarihinin önemli isimlerinden Trikupi ailesi üyelerinin mezarları göze çarpıyor. Mezarlıkta, ebedi uykudaki isimler kadar mezarların şekli de dikkati çekiyor. Neoklasik Dönem'in izlerini taşıyan mezar yapıları, 19'uncu yüzyıl Yunan heykel sanatında gelinen noktayı da yansıtıyor. Yunanistan'ın önde gelen ve çoğu Tinos dası'ndan heykeltıraşları Halepas, Viçaris, Fitalis, Vidalis, Filipotis'in eserleri bu mezarlıkta yer alıyor. Yunan heykeltıraş Yannulis Halepas'ın başyapıtlarından Uyuyan Kadın heykeli de burada bulunuyor. Ünlü kişilere ait mezarların üzerindeki yazılar da edebi bir hassasiyetle yazıldığı için mezarlık, sanat ile tarihin buluşma noktasına dönüşüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/atlas-sinemasi-yeni-haliyle-2021de-aciliyor/", "text": "İki yıl önce restorasyona alınan İstanbul'un Beyoğlu ilçesindeki Atlas Sineması, içinde sinema müzesinin de olacağı yeni konseptiyle 2021'in ilk aylarında kapılarını açmaya hazırlanıyor. Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde iki yıl önce kapatılarak restorasyona alınan Atlas Sineması'nda sona gelindi. Hürriyet'ten Ömer Erbil'in haberine göre, içinde sinema müzesinin de olduğu yeni konseptin 2021 yılının ilk aylarında açılması planlanıyor. Yaklaşık 150 yıllık bina, yeni haliyle sinema severleri ağırlayacak. Tarihi yapı, 1870'deki Büyük Galata yangınından sonra Sultan Abdülaziz döneminde, 1877 yıllında banker Agop Köçeyan tarafından kışlık konut olarak yaptırıldı. 1980'li yıllarda arkasına yapılan ek binalarla birleştirilerek bugünkü halini aldı. Cephelerinde Neo-Rönesans üslubunun hakim olduğu yapının İstiklal Caddesi'ne bakan Köçenyan'a ait kışlık konut olan A Blok 4 katlı, güney istikametinde yer alan pasaj özelliği olan B blok ise 3 katlı inşa edildi. Pasajın içinde yer alan sinema salonu 19 Şubat 1948'de hizmete girdi. 1951'de ise Küçük Sahne Tiyatrosu açıldı. 1860 koltuk ve 35 locasıyla Beyoğlu'nun en büyük sinemaları arasında yer aldı. Atlas Sineması 1985'ten bu yana Türker İnanoğlu-İrfan Atasoy ortaklığında işletiliyordu. 2019 yılında kapatılarak restorasyona alınan Atlas Sineması'nın 2021 yılı başında yeniden açılacağı duyuruldu. Eylül ayında açılması planlanan ancak pandemi nedeniyle uzayan Atlas Pasajı'ndaki restorasyon çalışmaları tamamlanırken, teşhir ve tanzim çalışmalarında da sona gelindiği belirtildi. Hem sinema salonu yenilendi hem de A bloktaki katlar restore edildi. Duvarlar, tavanlardaki kalemişi süslemeler tek tek elden geçirildi. Binanın güçlendirmesi ile birlikte dış cephede de temizlik yapıldı. Tarihi yapıda İstanbul Sinema Müzesi ile birlikte kalıcı koleksiyonlar, geçici sergilerin de olacağı farklı bir konsept sinemaseverlerin hizmetine sunulacak. Sinema galalarının, festival açılışlarının burada yapılması düşünülüyor. Müze kapsamında etkileşimli dijital birimler, süreli sergi alanı, genç sinemacıların faydalanabilecekleri Türk sinemasının dijital arşivi ve uluslararası veri tabanlarına erişiminin sağlanacağı ortak çalışma alanı ve kütüphane olacağı da açıklandı. Engelli vatandaşların ziyaretine uygun projelendirilen Sinema Müzesi'nde, İstanbul'u ziyaret eden yabancı turistlerin müze içeriğine doğrudan erişimlerini sağlayacak çoklu dil seçenekli dijital rehber uygulaması da konuldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/attila-ilhan-edebiyat-odullerinin-sahipleri-belli-oldu/", "text": "Attila İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı tarafından Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları desteğiyle bu yıl 6.'sı düzenlenen Attila İlhan Edebiyat Ödülleri'nin sahipleri belli oldu. 'Burası Radyo Şarampol' adlı kitabıyla Şükran Yiğit, Roman dalındaki ödülün sahibi olurken, Şiir dalındaki ödül 'Bir Uçurumun Haritası' kitabıyla Alphan Akgül'e verildi. İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü'nün seçici kurul tarafından uygun eser bulunmadığı için bu yıl verilmediği etkinlikte İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü'ne ise 'Türbülans' kitabıyla Naile Dire değer görüldü. Şiir Ödülü Seçici Kurulu tarafından gerekçesi 2021 yılı Attila İlhan Şiir Ödülü, entelektüel bakışı, kavramsal yaklaşımı, manzumla mısra arasında günümüze uygun duyarlılıklarla ördüğü şiir anlayışı dolayısıyla, oy birliğiyle Alphan Akgül'e verilmiştir. olarak belirtilen karar ile 2021 Attila İlhan Şiir Ödülü'nün sahibi Bir Uçurumun Haritası isimli kitabıyla Alphan Akgül oldu. 2021 Attila İlhan İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü ise İthaki Yayınları tarafından yayımlanan Türbülans kitabıyla Naile Dire'ye verildi. Açıklanan gerekçede, Sınırları aşmaya çalışan; yeni arayışlarla kadınlık durumunu ve kimlik sorgulamasını önemseyen deneysel tavrıyla 2021 yılı Attila İlhan Edebiyat Ödülleri 'İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü'nün oy çokluğuyla Naile Dire'ye verilmesi uygun bulunmuştur ifadeleri yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aura-istanbul-etkinlikleri-guz-doneminde-dijital-ortamda-devam-ediyor/", "text": "Mimarlık ve şehircilik alanında disiplinler arası araştırmaların yapıldığı tartışma ve eğitim platformu İstanbul Mimarlık ve Şehircilik Araştırmaları Akademisi AURA İstanbul, Güz Dönemi'ne dijital ortamda başladı. Mimarlık, şehircilik, sanat, teknoloji ve felsefe dallarında düzenlenen Cumartesi Aurası konferans dizisinin açılış etkinliği Prof. Dr. İhsan Bilgin'in katılımıyla 31 Ekim'de gerçekleşiyor. Mimarlık, iç mimarlık, kentsel tasarım ve peyzaj konularıyla ilgilenen genç katılımcılara tek yarıyıllık yoğun bir çalışma ortamı sunan İstanbul Mimarlık ve Şehircilik Araştırmaları Akademisi AURA İstanbul, Sertifika Programı'na 2020 yılı Güz Dönemi'nde, mimarlık, şehir planlama, endüstri ürünleri tasarımı, sanat tarihi, resim ve performans sanatı bölümlerinden mezun 20 katılımcı ücretsiz olarak programa katılmaya hak kazandı. Dijital ortamda gerçekleşecek programa, birbirinden farklı şehirlerden ve disiplinlerden dahil olan katılımcılar, dönem boyunca Büşra Al ve Sinan Logie yürütücülüğünde Kentsel-Kırsal Formlar ve Boşluğun Üretimi temasını tartışacak. AURA İstanbul tarafından, 2017 yılından itibaren Sertifika Programı kapsamında herkese açık olarak düzenlenen disiplinler arası konferans dizisi, Cumartesi Aurası, 2020 yılı Güz Dönemi programının açılış etkinliğinde Prof. Dr. İhsan Bilgin'i ağırlıyor. Gerçek Olarak Gayrimenkul Sektörü başlıklı dijital konferans, 31 Ekim Cumartesi günü saat 15.00'te Zoom platformunda düzenlenecek. Katılım herkese açık ve ücretsiz olacak. Eventbrite üzerinden kayıt olan katılımcılara Zoom oturum linki e-posta yoluyla iletilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/avatar-suyun-yolundan-yeni-fragman-ve-afis/", "text": "'Avatar' filminin devamı olan ve heyecanla beklenen 'Avatar: Suyun Yolu'ndan yeni fragman yayınlandı. Afişi de görücüye çıkan film 16 Aralık'ta vizyona girecek. Sinema tarihinin ve popüler kültürün kült yapımlarından 'Avatar' filminin devamı olan heyecanla beklenen 'Avatar: Suyun Yolu'ndan yeni fragman yayınlandı. 16 Aralık'ta vizyona girecek ve afişi de yayınlanan filmin yönetmen koltuğunda, ilk filmde olduğu gibi Oscar ödüllü yönetmen James Cameron oturuyor. Üç Oscar ödülüne sahip 'Avatar'ın 10 yıl sonrasında geçen 'Avatar: Suyun Yolu', Sully Ailesi'nin hikayesini, karşılaştıkları sorunları, birbirlerini korumak uğruna yapabileceklerini ve hayatta kalma savaşlarını anlatıyor. Cameron, tam 12 yılın ardından yeni Avatar filmi ile izleyicileri aksiyon dolu ve heyecan verici bir macera için Pandora'nın büyülü evrenine götürecek. Bu yolculukta hikayenin kahramanları olarak Sam Worthington, Zoe Saldana, Sigourney Weaver, Stephen Lang ve Kate Winslet gibi yıldız isimler yer alıyor. James Cameron, Rick Jaffa, Amanda Silver, Josh Friedman ve Shane Salerno'nun senaryosunu kaleme aldığı 'Avatar: Suyun Yolu'nun yapımcılığını Jon Landau üstlenirken, David Valdes ve Richard Baneham de executive yapımcıları arasında bulunuyor. Tüm dünyada nefeslerin tutulduğu 'Avatar: Suyun Yolu' filminin yayınlanan fragmanına özel, filmden öğelerin yer aldığı dev ölçekte nefes kesici bir ışık şovu Niagara Şelalesi'nde yansıtılacak. 16 Aralık'ta sinemalarda vizyona girecek ve 3D olarak izlenebilecek filmin öncesinde başka nasıl sürprizlerin yaşanacağı merakla bekleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/avtoda-yeni-sergi-sabit-degisiklikler-dinamik-araliklar/", "text": "AVTO, 11 Kasım 2021 8 Ocak 2022 tarihleri arasında Burak Kabadayı'nın Sabit Değişiklikler, Dinamik Aralıklar başlıklı yeni kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, hareket ve enerji kavramlarını modifiyeli araç kültüründen örneklerle ele alıyor ve yerli üretim otomobiller, bu otomobilleri üretim amacının dışında, gösteri odaklı keyfi bir pratik ile kullanan amatör sürücüler, sürüşe etki eden çevresel ve mekanik unsurlar arasındaki kompleks ilişkilerin izini sürüyor. Sergi ile aynı adı taşıyan çok kanallı enstalasyon, şehrin farklı yerlerinde farklı kişiler tarafından icra edilen performansları olağan akışlarıyla belgeler. Bu performanslar otomobil sürücüleri arasındaki güç gösterilerini hem de güce karşı direnç oluşturan hareketlerin gerçekleştirilebilmesi için araç ve sürücünün eşit önem taşıdığı anları temsil eder. Sergi mekanında karmaşık bir düzende bir araya gelen uçsuz bucaksız uzamlar mekansal koşulların performans üzerindeki tahakkümünü, araç seyir halindeyken silüeti değişen yapılar ise değişen güç odaklarını görünür kılar. Daire, Doğru ve Eğri alt başlıklarından oluşan enstalasyon otomobillerin hareketleri, zemin formu ve sürüşlerden geriye kalan izlere farklı açılarla odaklanır. Daire, boş bir alanda, aynı merkez etrafında dönen otomobile ait iki eş zamanlı kaydın bir araya getirilmesinden oluşur. Sistematik ve kesintisiz biçimde hareket eden otomobile ait görüntüler içeriden dışarıya bakışla ufku, tepeden bir bakışla da zemine yapılan müdahaleyi gösterir. Doğru, bir çekici üzerinde taşınan aracın hareketleri ve araca ait gösterge panelindeki değişimleri gösterir. Otomobil patinaj yaparak olduğu yerde kalmaya çalışırken çekici ufka doğru ilerleyip gözden kaybolur. Gösterge panelindeki kadranlar harcanan enerjiyi, atmosfere yayılan sis bulutu ise uygulanan karşıt kuvvetleri görünür kılar. Eğri, pistte tur atan bir otomobilin dikiz aynasında asılı olan cam küre ile aracın sağ ve sol tekerleklerini odağına alır. Aracın pist içindeki her manevrası yeni bir izdüşüm meydana getirir. Denge arayışında olan ancak tekerleklerle aynı aksta yer alan cam sarkacın sürüş sırasındaki ivmelenmesini izleriz. Sergi mekanına yayılan ses bileşenleri ise Daire, Doğru ve Eğri başlıklarını birbirine örer. Otomobil motoru, egzozu ve lastiğine özgü gürültülerden oluşan düzenleme, yakınlık ve uzaklık, hareketin yoğunluğu ve mesafenin kriterlerini ön plana çıkarır. Sabit Değişiklikler, Dinamik Aralıklar, nesne ve insan arasındaki ilişki, deneyim ve dürtünün bu ilişkideki belirleyici rolü ile gösteriler esnasında sürekli değişen 'boş alanlar' ile ilgilenir. Canlı-cansız, etken-edilgen ve benzer parametrelere göre ayrılmış özne ve nesneler arasındaki hiyerarşik, tek yönlü ve merkezcil ilişkilerden uzaklaşarak, olayların bileşenlerine eşitler düzleminden yaklaşmayı ve bilinçli etkileşimleri açığa çıkarmayı amaçlar. Program kapsamında AVTO, Burak Kabadayı ile birlikte bir yayın üretti. Ekin Can Göksoy'un editörlüğünü üstlendiği kitap; felsefe, ses, fizik, edebiyat, mimarlık ve sosyoloji gibi farklı alanlardan yazarların, Sabit Değişikler, Dinamik Aralıklar'ın doğrudan veya dolaylı olarak referans aldığı konulardan yola çıkarak ürettikleri metinleri bir araya getiriyor. Doğa Yirik ve Serra Şensoy tarafından tasarlanan kitapta Ekin Can Göksoy, Ezgi Hamzaçebi, Gökhan Kodalak, Giulia Mengozzi, Uğur Tanyeli, Burçin Ünlü, Şahinde Yavuz'un yazılarıyla Sergen Şehitoğlu'nun kitaba özgü ürettiği bir iş yer alıyor. AVTO'nun yayınladığı ilk kitap olma özelliği taşıyan Sabit Değişiklikler, Dinamik Aralıklar, 16 Aralık'ta çevrimiçi yapılacak bir lansman etkinliğiyle tanıtılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ayasofya-tarihi-muzesi-ara-tatilde-kapilarini-6-17-yas-arasina-ucretsiz-acacak/", "text": "Ayasofya'nın 1700 yıllık tarihini en son teknolojilerin yardımıyla görsel ve işitsel bir şölenle anlatan Ayasofya Tarihi Müzesi, 10-19 Kasım 2023 birinci dönem ara tatilinde 6-17 yaş arasına ücretsiz olacak. Ayasofya koleksiyonundan büyük kısmı ilk kez sergilenen eserlere de yer verilen müzede, Ayasofya'nın inşasından önce ve sonra geçirdiği aşamalar sürükleyici bir dille anlatılıyor. DEM Müzecilik tarafından hayata geçirilen ve Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Ayasofya Tarihi Müzesi, Türkiye tanıtımına katkı sağlarken, çocukların ve gençlerin de tarihe olan ilgisini artırmayı hedefliyor. Basın Bülteni 09.11.2023 10 Kasım 2023 tarihinde başlayacak ve 1 hafta sürecek ara tatilde ebeveynlerin en büyük kaygısı çocuklarıyla boş vakitlerinde kaliteli zaman geçirmek oluyor. Ayasofya Tarihi Müzesi, 10-19 Kasım tarihleri arasında 6-17 yaş arası ziyaretçilerine kapılarını ücretsiz açacağını duyurdu. Sultanahmet Meydanındaki ünlü Defter-i Hakani Nezareti binasında yeni açılan Ayasofya Tarihi Müzesi, Ayasofya'nın 1700 yıllık tarihini anlatıyor. En son teknolojilerin yardımıyla görsel ve işitsel bir şölen sunan müze, Ayasofya'nın tüm tarihini hem çocukların hem de yetişkinlerin ilgisini çekecek şekilde ziyaretçilerine deneyimletiyor. Ayasofya Tarihi Müzesi, Bizans devletinin kuruluşuyla başlayıp, Ayasofya'nın bugüne gelen nihai yapısının inşasından önce ve sonra geçirdiği aşamaları son teknoloji görsel işitsel yöntemlerle anlatıyor. Fatih Sultan Mehmet'in ve takip eden padişahların her birinin, özellikle de Mimar Sinan'ın Ayasofya'ya yaptıkları katkıları gözler önüne sererek günümüze kadar ulaşan Ayasofya tarihini bütünsel bir perspektif ile yaşatıyor. Müzede aynı zamanda Ayasofya koleksiyonundan büyük kısmı ilk kez sergilenen eserlere de yer veriliyor. Son dönemde global ölçekte önem kazanan deneyimsel ve interaktif müzecilik trendinin dünya çapındaki öncülerinden DEM Müzecilik tarafından hayata geçirilen ve görsel, işitsel, sürükleyici anlatımı ile çocukların ve gençlerin tarihe ilgisini artıracak olan Ayasofya Tarihi Müzesi, ara tatilde gençleri bekliyor. 6 yaş ve üstü ve 18 yaş altı ziyaretçilerin ebeveynleri ile gezebildiği Ayasofya Tarihi Müzesi'ni keyifli bir ara tatil aktivitesi için her gün 08:00 19:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Sadece TC. vatandaşlarının yararlanabildiği kampanyanın detaylarını www. demmuseums. com/tr/dem-museums-deneyim-muzesi/ adresinden ve @demmuseums sosyal medya hesaplarından inceleyebilirsiniz. DEM Müzecilik, son dönemde global ölçekte önem kazanan deneyimsel ve interaktif müzecilik trendinin dünya çapındaki öncülerinden olan bir müze yönetimi ve görsel sanat tasarımı şirketidir. 30 yıla yaklaşan teknoloji deneyimiyle kurulan DEM, mimari mirasın ve sanatın hikayesini teknolojinin son olanaklarını kullanarak, yaratıcı bir dille anlatmaktadır. Müze kürasyonu, mimari, sanat tarihi, görsel deneyim tasarımı, arkeoloji ve teknoloji alanlarında dünya çapında şirket ve uzmanlarla çalışan DEM, Anadolu'nun mimari, sanatsal ve kültürel mirasını anlatan iki yeni nesil müzeyi tasarlayarak hayata geçirmiştir: Ayasofya Tarihi Müzesi ve Efes Deneyim Müzesi kapılarını ziyaretçilere açmıştır. Çalışmaları devam eden Hierapolis ve Kapadokya deneyim müzelerinin ise önümüzdeki yıllarda ziyarete açılması planlanmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ayasofya-tarihi-muzesi-ve-efes-deneyim-muzesine-girisler-tum-ogretmenlere-ucretsiz/", "text": "'Ayasofya Tarihi Müzesi' ve 'Efes Deneyim Müzesi' 24 Kasım Cuma Öğretmenler Günü ve takip eden hafta sonunda tüm öğretmenlere ücretsiz olacak. Okulların birinci yarıyıl tatilinde 6-17 yaş arasındaki öğrencilere kapılarını ücretsiz açan Ayasofya Tarihi Müzesi'ne, Öğretmenler Günü'nde Efes Tarihi Kenti'nde yer alan Efes Deneyim Müzesi de eşlik edecek. İstanbul'un tarihi yarımadası Sultanahmet Meydanı'nda bulunan Ayasofya Tarihi Müzesi, okulların birinci yarıyıl ara tatilinde öğrencilerden yoğun ilgi gören, çocuklara ve gençlere özel kampanyasından sonra şimdi de Öğretmenler Günü'ne özel bir kampanyanın duyurusu yaptı. Sultanahmet Meydanı'ndaki Defter-i Hakani Nezareti binasında açılan Ayasofya Tarihi Müzesi, en son teknolojilerin yardımıyla görsel ve işitsel bir şölen eşliğinde Ayasofya'nın 1700 yıllık tarihini anlatıyor. Bizans devletinin kuruluşuyla başlayıp, Ayasofya'nın bugüne gelen nihai yapısının inşasından önce ve sonra geçirdiği aşamaları son teknoloji görsel işitsel yöntemlerle anlatan müze, ülkenin geleceği çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlere 24-26 Kasım tarihleri arasında kapılarını ücretsiz olarak açıyor. Bu kampanyada Ayasofya Tarihi Müzesi'ni İzmir'deki Efes Deneyim Müzesi de yalnız bırakmıyor. Öğretmenlere halihazırda ücretsiz olan Efes Deneyim Müzesi kampanyaya 24-26 Kasım tarihlerinde müzeyi ziyaret eden öğretmenlere bünyesinde bulunan kafede ücretsiz kahve ikramı ile eşlik edecek. Efes Antik Kenti'nin arkeolojik kalıntılarına ev sahipliği yapan alanda kurulan Efes Deneyim Müzesi, bu efsanevi şehrin zengin geçmişini teknolojinin son fırsatlarını da kullanarak yeniden canlandırıyor. Aralarında dünya çapında tanınan Türk ve yabancı mimarların, küratörlerin, tasarımcıların, sanatçıların, teknoloji uzmanlarının, tarihçilerin ve arkeologların olduğu geniş, profesyonel bir ekibin tasarladığı müze, ziyaretçilere giriş anından son çıkışa kadar Efes'in altın çağındaki gündelik hayatı, ticareti, sanatı ve mimariyi immersive teknolojilerin yardımı ile anlatıyor. Türkiye'nin önemli turistik ve tarihi destinasyonlarından Ayasofya ve Efes Antik Kenti'ni gelişmiş görsel, işitsel ve duyusal teknolojiler yardımıyla deneyimlemenizi sağlayan bu iki müze son dönemde global ölçekte önem kazanan deneyimsel ve interaktif müzecilik trendinin dünya çapındaki öncülerinden olan DEM Müzecilik tarafından Türkiye'ye kazandırıldı. 30 yıla yaklaşan teknoloji deneyimiyle kurulan DEM'in öğretmenlere özel hayata geçireceği kampanyalardan 24-26 Kasım tarihleri arasında öğretmen kartı gösterilerek yararlanılabilecek. Ayasofya Tarihi Müzesi her gün 08:00 19:00 saatleri arasında, Efes Deneyim Müzesi her gün 08:00 17.30 arasında ziyarete açıktır. Kampanya detaylarına www. demmuseums. com/tr/dem-museums-deneyim-muzesi/ adresinden ve @demmuseums sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ayasofyadaki-eserler-muzede-sergilenecek/", "text": "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi 24 Temmuz'da ibadete açıldıktan sonra Ayasofya'daki bazı eserlerin sergilenmesi amacıyla bir müzenin hazırlıkları yapılmaya başlandı. Bu kapsamda Sultanahmet'teki İstanbul Tapu ve Kadastro 2. Bölge Müdürlüğü binası müze için boşaltılmaya başlanırken, binadaki eşya ve evrakların Ataşehir'deki binaya taşınacağı öğrenildi. Çalışmaya ilişkin sorularını yanıtlayan İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, Tapu ve Kadastro binasının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edildiğini söyledi. Yılmaz, Burada Ayasofya'ya ya ait olup Ayasofya'da değerlendirilemeyen veya Ayasofya müzeye çevrildikten sonra, İstanbul ve farklı bölgelerde, Ayasofya'da toplanan tarihi eserler sergilenecek. Bir anlamda burası Ayasofya'da toplanan eserlerin sergilenme alanı olacak. Müze olarak bu kadastro binası hizmet verecek dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aydin-gun-tesvik-odulunun-kazanani-belli-oldu/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı, kurucuları arasında yer alan opera sanatçısı Aydın Gün anısına 2012 yılında başlatılan Aydın Gün Teşvik Ödülü ile kültür-sanat üretimini desteklemeyi ve geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkıda bulunmayı sürdürüyor. Her yıl klasik müzik alanında gelecek vadeden 30 yaşın altındaki bir genç müzisyene 20 bin TL değerinde destek sağlayan Aydın Gün Teşvik Ödülü'nün 2020 yılı sahibi, 29 yaşındaki keman sanatçısı Alican Süner oldu. Kuşağının öne çıkan kemancılarından, 1992-Mersin doğumlu Alican Süner, ilk keman derslerini Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda Lili Çumburidze'den aldı ve 2009'da Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndan mezun oldu. 2011'e kadar Detmold Müzik Akademisi'nde Prof. Thomas Christian ile lisans eğitimi gördü. Sanatçı, yüksek lisans solistlik çalışmalarını ise Berlin Sanat Üniversitesi'nde Prof. Nora Chastain ile sürdürüyor. 2015 Max Rostal Yarışması ve XXII. Postacchini Yarışması'nda iki uluslararası birinciliğe layık görülen sanatçının Max Rostal Yarışması'nda Berlin Konzerthaus Orkestrası eşliğindeki Çaykovski konçerto yorumu, Almanya Kültür Radyosu'nda yayınlandı. Yarışmada dinleyici ödülünü de kazanan Süner, ayrıca Postacchini Yarışması İtalyan Cumhurbaşkanlığı Madalyası'nın yanı sıra 2018 Enescu Yarışması'nda iPalpiti Özel Ödülü, 2008 Mersin Gülden Turalı Keman Yarışması birinciliği ve 2010 Nevid Kodallı Genç Yetenekler Ödülü'nün de sahibi. 2016-2018 yılları arasında Berlin Filarmoni Orkestrası Karajan Akademisi'nde 1. Başkemancı Noah Bendix-Balgley ile çalışan Alican Süner, 2019-2020 sezonunda Berlin Komische Oper'in 1. Başkemancılığı görevini üstlendi. 2017-2019 yılları arasında Güher & Süher Pekinel'in Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler projesine dahil oldu. Şimdiye kadar Almanya, İspanya, İtalya, Hollanda ve İsviçre'de solo konserler veren sanatçı, Berlin Filarmoni & Konzerthaus, Leipzig Gewandhaus, Verona Filarmoni gibi önemli salonlarda Konzerthausorchester, Liszt Oda Orkestrası, I Virtuosi Italiani gibi topluluklarla konserler verdi ve İstanbul Müzik Festivali, Ankara Müzik Festivali, Kissinger Sommer ve Musica Mallorca gibi önemli festivallerde yer aldı. Pierre Amoyal ve Ana Chumachenko gibi ünlü pedagogların ustalık sınıflarına katılan Süner, oda müzisyeni olarak Nora Chastain, Kolja Blacher, Troels Svane ve Adrian Oetiker gibi sanatçılarla aynı sahneyi paylaştı. Aydın Gün Teşvik Ödülü'nün kazananı, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner başkanlığında, şef Rengim Gökmen, rejisör Yekta Kara, keman sanatçısı Cihat Aşkın, Borusan Sanat Genel Müdürü Ahmet Erenli ile İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak'tan oluşan seçici kurulun oybirliğiyle belirlendi. Alican Süner'e ödülü 49. İstanbul Müzik Festivali'nin açılış töreninde sunulacak. Düzenlediği etkinliklerin yanı sıra kültür-sanat yaşamına katkıda bulunmak için pek çok farklı çalışma yürüten İKSV, genç sanatçılar için Aydın Gün Teşvik Ödülü gibi olanaklar sağlamaya, festivalleri ve bienalleri kapsamında eser siparişleri vermeye, ortak yapımlara imza atmaya, ödülleri, yarışmaları ve yarattığı fonlarla kültürel üretimi desteklemeye devam edecek. Türkiye'de operanın gelişmesine büyük katkıda bulunan, İstanbul ve Ankara Operaları'nın yanı sıra, İKSV'nin de kurucuları arasında yer alan Aydın Gün, 1974-1993 yılları arasında İKSV'nin genel müdürlüğünü üstlenerek vakfın gerçekleştirdiği birçok etkinliğin öncüsü oldu, Yirmi yıl süreyle Uluslararası İstanbul Festivali'nin sanat yönetmenliğini yapan ve İstanbul Bienali'nin ilk yıllarındaki Çağdaş Sanat Sergileri'ni başlatan Gün, Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışması'nın da kurucuları arasındadır. 1990'ların sonunda ailesiyle birlikte Berlin'e yerleşerek sanat alanındaki çalışmalarına orada devam eden Gün, 2007 yılı Kasım ayında, 90 yaşındayken aramızdan ayrıldı. 1988 yılında Devlet Sanatçısı unvanıyla onurlandırılan Aydın Gün, Avrupa Konseyi Kültür Ödülünün de sahibidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ayni-cati-altinda-resim-sergisi-baskentte-kapilarini-acti/", "text": "Next Level Alışveriş Merkezi'nde yer alan, heykelden resim sanatına kadar ünlü isimlerin en özel eserlerine ev sahipliği yapan Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi, Türkiye'nin önemli sanatçılarını Başkentlilerle buluşturmaya devam ediyor. Resim sanatının başarılı isimlerinden sanatçı ve akademisyen Tuğba Renkçi Taştan'ın beşinci kişisel sergisi olan ''Aynı Çatı Altında'' adlı resim sergisi, 27 Eylül tarihi itibariyle kapılarını açtı. Taştan'ın evinde ve yaşamında yer alan ve onu çevreleyen küçük boyutlu nesneleri içsel bir esinle kendine özgü sürreal bir dünyada yeniden yorumladığı eserlerinden meydana gelen ''Aynı Çatı Altında'', birey ve nesne kavramı temelinden oluşuyor. Ayna, düğme, bıçak, kemer, gözlük, küpe, müze biletleri, kurutulmuş çiçek yaprakları, dergi ve gazete parçaları, sanatçının yayımlanmış makale çıktıları, poşet gibi bir dönem kullanılmış ve bugün işlevselliğini yitiren günlük ve özel eşyaları kolaj tekniğiyle ele alan ve farklı sanat teknikleri de kullanan sanatçı, eserlerinde ev, kültür, geçmiş, bellek gibi kavramlara, içinde yaşadığı dünyanın izlerine ve kendi gerçekliğine göndermelerde bulunuyor. Dışavurumcu bir tarzda ele alınan canlı ve coşku dolu renklerin, dokuların, nesnelerin ve imgelerin aynı çatı altında yeni bir düzen oluşturduğu eserlerin yer aldığı sergi, 11 Ekim'e kadar 10.00 22.00 saatleri arasında Next Level Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi'nde görülebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aysun-cancattan-resim-teknikleri-ansiklopedisi/", "text": "İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aysun Cançat'ın uzun ve detaylı bir çalışma sonrasında yayımlanan Resim Teknikleri Ansiklopedisi, büyük ilgi görüyor. Sanat alanında eğitim almakta olanların yanı sıra ilgili çevreler adına önemli bir boşluğu doldurduğuna inanılan kitap ile ilgili görüşlerine başvurduğumuz Aysun Cançat; Bu çalışma, resim sanatına dair incelemelerde doğru sonuçlara varabilmek için sanat felsefesi, sanat kuramı, estetik ve tüm sanat bilimlerinin verilerine ulaşımda duyulan ihtiyacın, hızla gelişen çağdaş bilimselliğin kaçınılmaz bir sonucudur dedi. Tüm bu verilerin sağlam bir terminoloji ve teknik bilgilerle desteklenmesinin bir zorunluluk arz etmekte olduğuna da vurgu yapan Cançat, İstanbul Sanat Dergisi okurları için kitabını şu sözlerle özetledi: Her sanat yapıtı, kullanılacak olan malzemelerin belli bir düzende organizasyonuyla oluşmaktadır. Klasik anlayışta; belli bir ölçüde, oranda, kapalı kompozisyonda, tamamlanmış, parça bütün uyumu içinde kurgulanmış vs. şekillerde ortaya konan sanat eseri, 20. yüzyılda estetik kurallar ve alışılagelen bu değerlere sırt çeviren bambaşka bir yapı kazanmıştır. Tüm bu anlayışlarla, etkililiği arttırmak için resme çok farklı malzemeler eklenmiş ve yepyeni teknikler geliştirilmiştir. Bazı durumlarda, üslup ve teknik arasında ayrılamaz bir bağ oluşmuştur. Bu sebeple, çalışmada bu tür üslup ve tekniklere de yer vermek mecburiyeti doğmuştur. Bu çalışmanın en hayati özelliği; kullanılan tekniğin üslup, konu ve anlam, estetik veya estetik dışı tutum ile sıkı bir ilişkisi olduğu durumlarda, araştırmacıları ve bilim insanlarını düşecekleri zor durumdan kurtaracak bir rehber olmasıdır. Yurdumuzda, resim teknikleri alanındaki sözlük ya da ansiklopedi niteliğindeki yayınlara göz attığımızda, sanat kavramları ya da sanat sözlüğü gibi daha genel başlıklar altında ya da sadece yağlı boya, sulu boya, akrilik boya, karakalem gibi temel tekniklerin açıklandığı kaynakların olduğu görülmüştür. Bazı yayınlarda, resim teknikleri yeteri kadar açıklanmamış ve tekniklerin her biri, bir görselle desteklenmemiştir. Bu durum da o terim hakkında, yerli-yabancı kaynaklardan daha derin bir araştırma yapma gerekliliğini doğurmuştur. Sanat terimleri sözlüğü, mimari terimler sözlüğü, kuyumculuk terimleri sözlüğü gibi çalışmalar mevcutsa da bu çalışma, doğrudan resim sanatının tekniklerine ait olması bakımından onlardan ayrılmaktadır. Ayrıca, günümüz internet ortamında erişilen bilgiler de yetersiz ve bilgilerin güvenilirliği düşük olabilmektedir. Dolayısıyla, bu ansiklopedi, en eski resim tekniklerinden, günümüz teknolojik gelişmelerin resim sanatına yansıyan uygulamaların tanımlamalarının; ayrıntılı, sistematik, kapsamlı, bilimsel bilgilere dayalı bir şekilde ele alınarak, bu boşluğun kapatılması gerekliliğinden kaleme alınmıştır. Alfabetik olarak hazırlanan bu ansiklopedi, sadece resim tekniklerini detaylı bir şekilde tanıtmaya odaklanmıştır. Bir tekniğin tarihsel süreçte nasıl ortaya çıktığı, kökenleri, ilk ne zaman kullanıldığı, geliştiği, günümüze ulaştığı, güncel kullanımları ve neden kullanıldığı konuları hakkında ayrıntılı olarak bilgi sahibi olunabilecek bir başvuru kaynağıdır. Bu ansiklopedide, her bir tekniğin daha iyi açıklanabilmesi ve kavratılabilmesi için teorik bilgi, o teknik ile yapılmış yerli ya da yabancı bir sanatçının eserinin görseli ile desteklenmiştir. Tekniklerin yapım aşamaları ve örnek görsellerde kullanım şekilleri açıklanmıştır. İlişkili olan teknikler ve görseller arasında bağ kurulmuş, bu da kavramların anlaşılırlığını ve akılda kalıcılığını arttırmıştır. Eğer bir teknik, süreç içerisinde değişimler göstermişse, ilk ve sonraki uygulamalara dair de görseller eklenmiştir. Ayrıca, tekniğin farklı şekillerde uygulamaları varsa, onlar da görselleştirilmiştir. Tekniğin öncü ve etkin bir şekilde kullanan sanatçıları belirtilmiştir. Tüm bunların yanında, farklı kültürlerin kendine özgü resim tekniklerine de değinilmiştir. Yaklaşık on yıllık bir birikimin ürünü olan bu ansiklopedi; öğrencilerin, eğitimcilerin, bilim adamlarının, sanatla ilgili herkesin ve genel okuyucunun, resim teknikleri hakkında edinmek istedikleri bilgiye kolayca ulaşabilecekleri, bocalamadan okuyup anlayabilecekleri açık ve yalın bir dille yazılmıştır. Sanat tarihi, sanatla ilgili tüm disiplinler, alanlar ve uygulamalı sanat dersleri için tamamlayıcı bir kaynaktır. Ayrıca, bu ansiklopedi, resim tekniklerinin sanatsal yaratıcılıktaki rolüne ışık tutmaktadır. Başlangıçtan günümüz çağdaş uygulamalarına kadar şaşılacak boyutta çeşitlenen ve gelişen resim tekniklerinin, ilgililere doğru tanım ve anlatımlarla sunulmasının sorumluluğuyla hazırlanan bu kaynağın sadece ülkemizde değil, uluslararası düzeyde de yararlı olması en büyük arzumuzdur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aytul-gursu-haririden-once-zarar-verme-sergisi/", "text": "Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, hem kendi kadın kimliği hem de bir psikiyatrist olarak izlenimleri ve geçmiş sorgulamalarıyla oluşturduğu, özellikle de Dünya Kadınlar Günü'ne ithaf ettiği, seramik ve bronz heykellerden hazırladığı sergisinde ne olursa olsun Önce Zarar Verme diyerek, herkesi özellikle kadına davranım konusunda düşünmeye davet ediyor. Nişantaşı İşlik Sanat Atölyesi'nde 25 Mart tarihine kadar ziyaret edilebilecek serginin küratörlüğünü ise Simin Hariri Özbey üstleniyor. Sanatçının sergide yer alan seramik ve bronzdan oluşturduğu heykellerindeki temalar ve bunları şekillendirme biçimlerinin her biri, hem ruh hekimi ve akademik kimliği hem de meraklı, gözlemci, araştırmacı ve yaratıcı kişiliğinden birer parça olarak karşımıza çıkmaktadır. Sergi ismi olan Önce Zarar Verme/Primum Non Nocere, hekimlik eğitiminde kendisine öğretilen ilk Hipokrat deyişi olup, her zaman her konuda bu deyişi kendisine ilke edinmiştir. - Yükleme serisinde özellikle hayatındaki ve seyahatlerindeki gözlemlerine dayanarak maddi ve manevi kadına yüklenen algı, sorumluluk ve beklentilere vurgu yapmaktadır. - Engelleme serisinde kadın gücünün, yetilerinin nasıl engellendiğine vurgu yaparak, kadına ve çevresine, engellenmeyip imkan tanındığında dünyada çok daha iyi bir yaşamın mümkün olacağını göstermeye çalışmaktadır. - Dokunma serisinde hem kadına kendi sınırlarını korumasının önemini hem de çevresindeki insanlara kadın izin vermedikçe sınırlarına girmenin yanlış olduğunu vurgulamaktadır. - İncitme serisinde dünya varolduğundan beri kadının, kadın kimliğinin, kadın haklarının uğradığı fiziksel, sözel ve ruhsal saldırılara dikkat çekmeye çalışmaktadır. - Önemse serisindeki eserleriyle de sanatçı, kadını bir nesne olarak değil, fizik ve ruh bütünlüğü ile değer verilmesi gereken bir yapıt olarak gözönüne getirmeye ve izleyenleri kadını önemsemeye davet etmektedir. Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, 1963 yılında İstanbul'da doğdu. 1981'de İstanbul Erkek Lisesi'nden, 1987'de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1996'da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Psikiyatri uzmanlığını, 2012'de Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Doçentlik ve 2017'de ise Profesörlük ünvanlarını aldı. Ekim 2019 tarihine kadar Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Profesör olarak öğretim görevlisi ve Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Halen özel muayenehanesinde Psikiyatrist-Psikoterapistlik görevini sürdürmektedir. Çocukluğunda öyküler ve şiirler yazan, karikatür çizen, karakalem, pastel, sulu ve yağlı boya ile resim yapan, fotoğraf çekip küçük tebeşirleri oyarak insan figürleri oluşturan, deniz kıyısında ıslak kumdan büst ve heykeller yapan, doğadan topladığı materyaller ile çeşitli objeler ve resimlerine çerçeveler yapan sanatçı, elinde büyüdüğü komşusu Yümnü Doğu dedenin yaptığı resimleri hayranlıkla izleyerek kendine örnek aldı. Her sorulduğunda büyüyünce heykeltraş ya da ressam olacağını söyleyen, gençliğinde kısa bir süre komşusu olan ünlü ressam Ali Avni Çelebi'den çizim dersleri alan Aytül Gürsu Hariri, tıp eğitimi ve sonrasındaki hekimlik hayatında da sanattan hiç vazgeçmedi ve yıllarca pastel, yağlı ve sulu boya resim çalışmalarını sürdürdü. Yıllar içinde çocukluğundan beri elle şekillendireceği üç boyutlu yapıtlar oluşturabilme merakı onu çamurla çalışmaya yönlendirdi ve nihayet 2000'li yılların başında seramik ile tanışan sanatçı, 2002-2009 yılları arasında seramik çalışmalarını, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, ünlü seramik sanatçısı Kadriye Ezel Ağaoğlu'nun atölyesinde aralıklı olarak devam ettirdi. 2009-2012 yılları arası akademik çalışmalarına ağırlık vermesi gerektiğinden çok sevdiği sanat çalışmalarına bir süre ara veren sanatçı, 2013 yılında Fatma Sağ Tunçalp'in atölyesinde seramiğe tekrar geri döndü ve 2015'te de kendi atölyesini kurdu. O tarihten bu yana hem kendi atölyesinde resim ve seramik heykel çalışmalarını hem de son 5 aydır sanatçı Berna Duman'ın atölyesinde torna eğitimini sürdürmektedir. Sanatçı şimdiye kadar 8 karma sergiye katılmış olup, bu ilk kişisel sergisidir. Ayrıca bu sergide ilk defa seramik ile beraber kaybolan mum tekniğini kullanarak hazırladığı heykellerinin bronz heykellere dönüşmesi konusunda bronz heykel döküm ustası Erhan Köz'den destek almıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azarnegari-teknigi-nilufer-eseriyle-lexus-showroomda/", "text": "Lexus, Süzer Plaza'da yer alan Dolmabahçe Showroom'unda Ahad Saadi'nin dünyada bir ilk olan Azarnegari tekniğiyle yarattığı eserin lansmanıyla yeni bir sanat etkinliğine ev sahipliği yaptı. Bir yaşam tarzı markası olan Lexus, Süzer Plaza'da yer alan Dolmabahçe Showroomu'nda gerçekleştirdiği kültür ve sanat etkinliklerine devam ediyor. Lexus'un eşsiz otomobilleri eşliğinde yapılan davette, Ahad Saadi'nin dünyada bir ilk ve sanatta yeni bir akım olan Azarnegari tekniğiyle yarattığı Nilüfer isimli eserinin lansmanı gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Gülgün Feyman'ın ve açılış konuşmasını Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın yaptığı özel gecede, Ahad Saadi'nin eşi Parisa Karamnezhad'ın yarattığı eşsiz eserler de Lexus'un benzersiz atmosferinde sanatseverlerle buluştu. Gülgün Feyman, Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Ahad Saadi, Azarnegari ve yeni sanat eseri Nilüfer üzerine sohbet ettiler. Lexus Türkiye Direktörü Selim Okutur'un ev sahipliğindeki yeni eserin lansmanına iş, sanat ve cemiyet dünyasından çok sayıda davetli katıldı. Aralarında Brezilya Başkonsolosu Paulo França, Reyhan & Aydın Herazi, Mustafa Süzer olmak üzere çok sayıda davetlinin katıldığı kültür sanat gecesinde, konuklar sanat eserlerinin yanı sıra Lexus modellerini de büyük bir ilgiyle inceledi. Ahad Saadi'nin sadece kumaştan yapılan eseri Nilüfer, 5 ayda tamamlandı ve 250 bin dolardan satışa çıkarıldı. Saadi'nin yeni eseri Nilüfer, büyük bir vazo halinde üç boyutlu bir çalışma olarak öne çıkıyor. Üzerinde İyi düşünce, iyi söz, iyi amel yazılı eser, Ahad Saadi için büyük bir değer ve birçok anlam ifade ediyor. Lexus'un takumi zanaatkarlığı ile ortaya çıkan ve birer sanat eseri gibi her noktasında yeni farklı detayın olduğu otomobilleri, Ahad Saadi'nin yeni eseri Nilüfer ile büyük bir armoni içerisinde sanatseverlerle buluştu. Sanatseverler, eserleri 22 Mart 2020 tarihine kadar Süzer Plaza'da yer alan Lexus Dolmabahçe Showroom'unda ziyaret edebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycan-devlet-sanatcisi-azerin-ahlatta-konser-verdi/", "text": "Azerbaycan Devlet Sanatçısı Azerin, Bitlis'in Ahlat ilçesinde gerçekleştirilen Malazgirt Zaferi'nin 951. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında konser verdi. Selçuklu Çarşısı'nda düzenlenen konser öncesinde konuşan Belediye Başkanı Abdulalim Mümtaz Çoban, etkinliğe yoğun ilgi gösteren vatandaşlara teşekkür etti. Ortaya konulan kardeşlik ve birlik ruhu karşısında duygulandığını belirten Çoban, Şu ihtişamlı görseliniz, kardeşliğiniz bizi çok mutlu ediyor. Kadınıyla çocuğuyla genci, yaşlısıyla biz büyük bir medeniyetiz diyor, hepinizi alkışlıyorum. ifadesini kullandı. Daha sonra sahne alan Azerin, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğine değindi, Azerbaycan'ın Karabağ zaferinde Türkiye'nin verdiği desteğin çok önemli olduğunu vurguladı. Seslendirdiği şarkılarla vatandaşlara güzel anlar yaşatan Azerin, kendisini dinlemeye gelen engellilerle de şarkı söyledi. Konsere ilçe sakinleri ile ziyaretçiler ilgi gösterdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycan-sanat-ve-kultur-kesfi/", "text": "Azerbaycan 'ın çok eski tarihlere dayanan sanat ve medeniyetini, geçmişten gelen izlerin günümüze yansımasını, mimari görkemleriyle de hayranlık uyandıran müze ve sanat merkezlerinde keşfetmek mümkün. Bunlardan ilki, Azerbaycan tarihinin farklı dönemlerine ait maddi ve kültürel örneklerin korunması ve tanıtılması açısından oldukça önemli olan, Azerbaycan'ın eski çağlardan günümüze kadar tarihini yansıtan yaklaşık 300.000 koleksiyonun korunduğu Azerbaycan Ulusal Tarih Müzesi... 102 yaşı olan müzenin bulunduğu bina, iş adamı ve hayırsever Hacı Zeynalabidin Tağıyev'e ait olduğu için özellikle dikkat çeken yapılardan biri. Ünlü milyoner ve ailesi, 18 yıl boyunca bu üç katlı binada burda yaşamış. Mimari yapısıyla ve eşsiz koleksiyonları ile dikkat çeken bir diğer müze ise Azerbaycan Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi... 19'uncu yüzyıl petrol bumu dönemine ait iki ihtişamlı binadan oluşan bu müze yalnız Azerbaycan'dan değil; aynı zamanda Türkiye, İran, Japonya, Çin, Rusya ve Batı Avrupa'dan boyalı seramik, bakır ve bronz oymalı eşyalardan antik halı, mücevher ve 15-16. yüzyıl Azerbaycan minyatür ressamlarının eserlerine kadar 17.000'den fazla sanat eserini bünyesinde barındırarak, iç tasarımı ile de dikkat çekiyor. Azerbaycan denince akla gelen ilk şeylerden biri de halı sanatı olsa gerek ve yerel ustaların eşsiz eserlerinin bulunduğu ilk yer Halı Müzesi... Bakü Bulvarı'nda yer alan ve sarılmış bir halı şeklinde tasarlanmış müze, aynı zamanda başkentin modern mimari cevheri. Ziyaretçiler, Azerbaycan'ın en büyük halı koleksiyonuna sahip müzede canlı gösteriler yoluyla halı dokuma sanatının şahidi olup, bu sanatın yüzyıllar boyunca nasıl geliştiğini keşfedip, aynı zamanda Azerbaycan'ın yedi farklı bölgesinin halı dokuma okullarının özellikleri hakkında bilgi edinebilirler. Halı Müzesi'nden birkaç dakika yürüme mesafesinde ise Uluslarası Muğam Merkezi yer alıyor. UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne dahil edilmiş muğam sanatının tanıtılması, korunması ve yaygınlaştırılması amacıyla inşa edilmiş bu sanat ve müzik merkezinde sürekli olarak konserler düzenleniyor. Seçkin mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan ve olağanüstü dış görünümüyle dikkat çeken Haydar Aliyev Kültür Merkezi de şehrin en önemli kültürel yapılarından biri. Burada kalıcı sergi ve koleksiyonların yanı sıra dünyaca meşhur birçok sanatçının dönemsel sergilerine denk gelirken, eski model arabaların etkileyici koleksiyonunu da bulacaksınız. Sanat koleksiyonlarına ilaveten, büyük bir oditoryuma sahip olan merkezde konserler de organize ediliyor. İlginç koleksiyonu ile dikkat çeken bir diğer müze, Bakü'nün İçerişehir diye bilinen ve UNESCO tarafından korunan kısmındaki Şirvanşahlar Sarayı'nın yakınlarında zarif bir binada yer alan Minyatür Kitaplar Müzesi... Müze, 76 farklı ülkeden yaklaşık 8.000 minik basılı yayına ev sahipliği yapıyor. Burada bir kibrit kutusu veya posta pulu kadar küçük, en farklı tür ve temalardan oluşan ve tasarımları ile dikkat çeken kitaplar göreceksiniz. Ayrıca; koleksiyon, metni ve çizimleri yalnızca bir büyüteç yardımıyla görülebilen dünyanın en küçük kitabı da burada. İlginç koleksiyonlardan konuşmuşken, modern ve çağdaş sanatı da unutmayalım. Şehir merkezinde bulunan Modern Sanat Müzesi'nde sergilenen başlıca eserler, 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana Azerbaycan'ın avangart sanatının en iyi resim ve heykellerinden oluşuyor. Müze, hem sergilenen eserler hem de görünüm açısından; mimari, tasarım, resim ve heykeli birleştiren tek bir organizma olarak tasarlanmış. Özgürlük ilkesi üzerinde kurulmuş müzede kesin olarak tanımlanmış çerçevelerin olmaması, ilgi çeken detaylardan biri. Diğer taraftan YARAT, Azerbaycan'da çağdaş sanatı geliştirmek ve tanıtmanın yanı sıra Azerbaycan sanatını ülke dışında tanıtmak için çalışan çağdaş bir sanat platformu olarak dikkatleri çekiyor. Bakü Bulvarı'nda yer alan bu merkez, kuruluşundan bu yana birbirinden ilginç atölye çalışmaları ve sergilere ev sahipliği yapmanın dışında yerel sanatçıları bir araya getirip, onların çalışmalarını desteklemek ve tanıtmak için çeşitli sanat programları yürütüyor. Bakü'de yer alan müzeler arasında ev müzelerinin öneminden de bahsetmek gerek. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başında petrol bumu ile meşhur olan Azerbaycan tarihinde Nobel kardeşlerin rolü birçoklarına malum. Bir zamanlar Bakü'de yaşayan ve burada petrol fabrikası kuran Nobel kardeşlerin Villa Petrolea adı verilen ev müzesi, kardeşlerin İsveç dışındaki tek müzesi. Bu muhteşem bina, Bizans tarzında inşa edilmiş ve İsveçli bir mimar Lindval tarafından tasarlanmış. Şu anda müzede Nobel ailesinin kullandığı çeşitli ev eşyalarının yanı sıra o dönemi yansıtan sergiler de yer alıyor. Evin kendi eşyalarının dışında Nobel'lerin St. Petersburg ve İsveç'teki evlerinden getirilen eşyalar da burada bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycanda-dahi-muzisyenlerin-ev-muzeleri/", "text": "Azerbaycan'da ev müzeleri büyük öneme sahip. Bu makalede, ülkenin müzik dünyasının yapılanmasında büyük rolü olmuş dahi müzisyenlerin ev müzelerinden bahsedeceğiz. Konumuza yalnız Azerbaycan'da değil, müzik dünyasında oldukça meşhur olan Vagif Mustafazade ile başlayalım. 1940 yılında Bakü'de doğmuş Azerbaycanlı besteci ve piyanist Mustafazede, caz-muğam türünün kurucusu olarak tanınıyor. Müziği ve muhteşem performansları dünya çapında tanınan bu dahi şahsiyetin ev müzesini ziyaret etmek, adeta büyülü caz dünyasına seyahat etmeye benziyor. Bakü'nün İçerişehir diye bilinen tarihi kısmında yer alan müzede Vagif Mustafazade'ye ait fotoğraflar, afişler, çeşitli belgeler, öğrenci kartı, gramofon kayıtları ve ev eşyaları sergileniyor. Mustafazade'nin doğduğu bu ev, aynı zamanda en az kendisi kadar ünlü müzisyen olan kızı Aziza Mustafazade'nin de anılarını gözler önüne seriyor. Müzenin en değerli öğeleri arasında ise Aziza Mustafazade'nin ilk piyanosu olan Vagif Mustafazade'nin piyanosu ve bestecinin Sovyetler döneminde yasak olmasına rağmen en sevdiği caz müzisyenlerini dinlediği radyo yer alıyor. Ziyaret sırasında, arka planda Vagif Mustafazade'nin müzikleri ses kayıt cihazında çalınıyor. Her yıl 18 Eylül tarihi, Azerbaycan'da Ulusal Müzik Günü olarak kutlanıyor. Çünkü 1885 yılında tam da bu gün, ülkenin dahi müzisyenlerinden biri olan Üzeyir Hacıbeyli dünyaya göz açmış. 1959 yılında aslı Şuşa'da kurulan ev müzesi, şehrin işgalinden sonra Bakü'ye taşınmış. Şimdi ise Şuşa'daki yapıda restorasyon işleri yapılmakta. Dahi besteci, orkestra şefi, yayıncı, oyun yazarı ve sosyal figür olan Hacıbeyli, ülkede klasik müzik ve operanın kurucusudur. Aynı zamanda Azerbaycan'ın milli marşının müziği ve Doğu-Müslüman dünyasının ilk opera eseri olan Leyla ve Mecnun operası da kendisine ait. Bu dahi şahsiyet hakkında tüm diğer bilgiler için şimdilik Bakü'de yer alan ev müzesini ziyaret edebilirsiniz. Rotamıza yine başkent Bakü'nün merkezi sokaklarından birinde yer alan, Üzeyir Hacıbeyli'nin yeğeni Niyazi'ye ait bir diğer ev müzesi ile devam ediyoruz. Kendisi Prag, Berlin, Budapeşte, Bükreş, New York, Paris, İstanbul, Londra vs. gibi birçok büyük şehirde senfoni orkestrasını yönetmiş ve Azerbaycan klasik müziğinin tanıtılmasında önemli rol oynamış. Orkestra şefliğiinin yanı sıra Niyazi, aynı zamanda yetenekli bir besteciydi. Onun bestelediği senfonik Rast muğamı, dünya çapında popülerlik kazanarak, birçok senfoni orkestrasının repertuvarına dahil edildi. Günümüzde eserleri dünyanın birçok yerinde ifa edilmiş, 20. yüzyıl Azerbaycan müziğinin en önemli temsilcilerinden Kara Karayev'in ev müzesini unutamayız. Yedi Güzel, Yıldırımlı Yollarla, Leyli ve Mecnun balelerinin yazarı Kara Karayev'in ev müzesi, bestecinin hem yaratıcılığı hem de farklı yaşam dönemlerini tanımak için mükemmel bir fırsat. Müzenin farklı odalarını gezerken Karayev'in kişisel kütüphanesinden kitapları, farklı şehirlerdeki gösterilerin afişlerini, kişisel eşyalarını, el yazması kopyalarını, ses kayıtlarını, bale skeçlerini inceleyebilirsiniz. Sergi öğeleri arasında en çok ilgiyi görerek, ziyaretçileri dahi bestecinin müzik dünyasına çeken en önemli parçalardan biri ise kuyruklu piyanosu. Daha birçok ev müzesi ve bu müzelerin ait olduğu dahiler hakkında daha fazla bilgi için Azerbaijan. travel sitesinin 'Müze ve Galeriler' bölümünü ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycanda-en-cok-ziyaret-edilen-kule-ve-kaleler/", "text": "Azerbaycan, ülke tarihinin çeşitli ve dramatik sayfalarının anıtları olarak duran sayısız kale ve kuleye ev sahipliği yapıyor. İpek Yolu gözetleme kulelerinden Karabağ Hanlığı'nın kalelerine kadar her birinin anlatacak büyüleyici bir hikayesi var. Bakü'nün büyüleyici Eski Şehir'inin en yüksek noktasını işgal eden, güçlü Şirvanşah Hanedanı'nın eski ikametgahı... 15. yüzyılda inşa edilen kompleks; saray, Divanhan, cami, türbe, hamam, geçitler ve su deposu ile Orta Çağ Azerbaycan mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. 1964'ten bu yana bir müze rezervi olan Şirvanşahlar Sarayı, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki İçeri Şehir'in de önemli bir parçası. Bu 12. yüzyıl kalesi, sahil köyü Mardakan'da yer alıyor. Şirvanşah Kralı I. Akşıtan'ın zaferini onurlandırmak için dikilmiş ve sığınak, savunma ve gözetleme noktası olarak hizmet vermiş. Ana kulenin yüksekliği 22 metre. Böylece tepeye çıkıp, harika manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Mardakan Kalesi, geçmişte Abşeron Yarımadası'nı kapsayan bir gözlem ve savunma kaleleri ağının bir parçasını oluşturan Mardakan'daki iki kaleden biri. Adı Lamba Kulesi anlamına gelen Çıraq Kale Gözetleme Kulesi, M. S. 4-5. yüzyıllardan kalma. Kule, Azerbaycan'dan geçen İpek Yolu'nun patikalarını koruma, savunma ve sinyalizasyon amaçlı kullanılmış. Bir düşman yaklaştığında kulenin tepesinde bir ateş yakılırmış ve kilometrelerce öteden görülürmüş. Kah bölgesindeki tarihi Ilısu köyünün simgesi olan bu üç katlı savunma kulesi, köyün yarı bağımsız bir hanlık olan Ilısu Sultanlığı'nın merkezi olduğu 17. veya 18. yüzyıllarda inşa edilmiş. Dikdörtgen iki tonlu kule, düşmanlara karşı savunmak için kullanılmış. Bugün sadece yaz aylarında açık olan Ilısu Sultanlığı'nda küçük bir müzeye ev sahipliği yapıyor. Zaqatala kentine 15 km uzaklıkta bulunan bu olağanüstü kale, Çardaqlar köyü yakınlarında 300 metre yükseklikte bir uçurumun kenarına oyulmuş. Tarihçiler, Peri Kalesi'nin M. S. 3.-5. yüzyıllarda eski Kafkas Arnavutluk Devleti döneminde inşa edildiği sonucuna varmışlar. Kale kireçtaşı tuğladan yapılmış olup, üç oda ve bir pencereden oluşuyor. Kaleye ulaşmak için özel tırmanma ekipmanı ve profesyonel bir rehber gerekiyor, ancak Yukarı Çardaqlar köyünde uzaktan da hayranlıkla izleyebilirsiniz. Tepedeki Şuşa şehri, Karabağ'ın incisi ve Azerbaycan'ın kültür başkenti... Şuşa Kalesi ise Şehrin tarihi merkezini çevreleyen, Karabağ Hanlığı'nı (1748-1822) yönetmesine yardımcı olmak için Penah Ali Han tarafından yaptırılan, 18. yüzyıldan kalma bir kale. İnşaatına, türbesi Şuşa'nın bir başka simgesi olan ünlü şair ve vezir Mollah Penah Vagif nezaret etmiş. Kalenin deniz seviyesinden 1.300 ila 1.600 metre arasında bir platodaki konumu ve kayalık uçurumlarla çevrili olması, onu neredeyse zaptedilemez kılmış. Bazıları tarafından Azerbaycan'ın Maçu Piçu'su olarak adlandırılan Alinya Kalesi, Nahçıvan'ın Culfa bölgesinde 8. yüzyıldan kalma bir dağın tepesindeki kalenin yakın zamanda yeniden inşası. Aşağıda yer alan vadideki Alinja köyüne bakan kale, yenilmezliğiyle ünlü. Güçlü Moğol hükümdarı Timurlenk'in 1401'de kaleyi fethetmesi 14 yıl sürmüş. Yüzyıllar önce Atabaylar devletinin hazinesini barındırıyormuş. Yaklaşık 2.000 dik basamak ile çıkılan kaleye tırmanış yorucu ama bu çabaya veya muhteşem manzaralara değer!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycandaki-unesco-dunya-miraslarini-kesfedin/", "text": "Azerbaycan, kültürel ve tarihi öneme sahip birçok değerli simge yapıya sahip eşsiz bir ülkedir. Bazıları, benzersizlikleri ve insanlığın ortak çıkarları için önemleri göz önünde bulundurularak korunmaları ve muhafaza edilmeleri gerekliliği nedeniyle UNESCO tarafından Dünya Mirası Alanları olarak kabul edilmiştir. Birincisi, 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınan Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kulesi'nin bulunduğu Suriçi Bakü Şehri. Yerel halk tarafından Eski Şehir veya Şehir İçi olarak bilinen şehrin bu kısmı, 12. yüzyıldan kalma surlar ve tarihle dolu oryantal mimari ile çevrili bir açık hava müzesi gibidir. Eski Şehir'deki Şirvanşahlar Sarayı, UNESCO tarafından Azerbaycan mimarisinin incilerinden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu çarpıcı mimari kompleks, 15. yüzyılda Orta Çağ'a hükmeden Şirvanşahlar tarafından yaptırılmıştır. Sarayın yanı sıra cami, türbe, hamam, köşk, geçitler ve hazne içermektedir. Eski Şehir'in bir diğer önemli kısmı da gizemli Kız Kulesi'dir. İlk yapılış amacı tam olarak bilinmemekle birlikte mimari yapısı günümüze kadar ziyaretçilerini hayrete düşürmektedir. Sonuç olarak, Eski Şehir'in atmosferik duvarları içinde, birkaç bin kişiye ev sahipliği yapan dar sokaklardan oluşan bir labirentin yanı sıra müzeler, anıtlar, sanat galerileri, ruhu dinlendirici müzik eşliğinde lezzetli yemekler sunarak konuklarını ağırlayan geleneksel restoranlar bulacaksınız. Azerbaycan'daki UNESCO Dünya Mirası Alanları listesinde ikinci sırada Kobustan Kaya Sanatı Kültürel Peyzajı yer alıyor. Burada Azerbaycan halkının antik tarihi, tarih öncesi mağara resimleri ve müzik taşlarıyla muhteşem bir manzarada hayat buluyor. 7.000'den fazla eski petrogliften oluşan şaşırtıcı bir koleksiyonla, gezginler kendilerini 5.000 ila 20.000 yıl öncesine dayanan savaşçıları, hayvanları, tekneleri, avlanmayı, deve kervanlarını ve daha fazlasını tasvir eden resimlerin ortasında buluyorlar. Dahası, ülkenin doğal harikalarından biri olan çamur volkanlarını, ay benzeri bir manzarada Kobustan'ın çok yakınında bulabilirsiniz. Ve tabii ki Han Sarayı'nın bulunduğu Şeki Tarihi Merkezi, ülkedeki UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne en son eklenen alan olarak dikkatleri çekiyor. Şeki Han Sarayı, eşsiz dış ve iç tasarımıyla 500 yıllık bir çınar ağaçlarının gölgesinde bulunuyor. 18. yüzyılda inşa edilen bu yapı, Azerbaycan'ın en güzel mimari anıtlarından biri. Özellikle sarayın pencereleri, Şeki'nin özgün el sanatlarından biri olan şebekenin mükemmel örneklerini barındırıyor. Bu geleneksel sanatı, tutkal veya çivi olmadan birbirine yerleştirilmiş binlerce renkli cam parçasıyla ahşap kafesleri doldurma tekniği olarak biliniyor. Muhteşem Kafkas Dağları ile çevrili antik İpek Yolu üzerinde yer alan Şeki, Arnavut kaldırımlı sokakları ve kervansaraylarıyla tarihi korumanın mükemmel bir örneği ve aynı zamanda sanat ve zanaatkarların yanı sıra yemek tutkunlarının kendilerini cennette hissetmelerini de sağlıyor. Genel olarak, Azerbaycan'da yıllarca süregelen koruma kültürü sayesinde tarihi değerler hala hayattayken, modernitenin her geçen gün geliştiğini de görebilirsiniz. UNESCO Dünya Mirası Alanları bunun gerçek kanıtıdır ve ziyaretçilerini pek çok şaşırtıcı ayrıntıyla şaşırtmaya hazırdır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycanin-guney-rotasinin-incisi-lenkeran/", "text": "Eğer siz de doğa kaçamaklarının hayranıysanız, seyahat durağınızın bir sonraki seçimi Azerbaycan'ın güneyindeki büyüleyici Lenkeran, Lerik ve Astara olabilir. Burası kaplıcaları, doğa rezervleri ve görkemli Talış Dağları ile görenleri kendisine hayran bırakan bir bölge. Hazar Denizi ve yemyeşil Talış Dağları ile çevrili Lenkeran'ın flora ve faunası oldukça çeşitli ve göz alıcı. Bölge, böylesine küçük bir alan için şaşırtıcı derecede manzaralar sunan iki harika doğal beldeye, Gizil Aghaj Koruma Alanı ve Hirkan Ulusal Parkı'na ev sahipliği yapmakla kutsanmış. Lenkeran şehrinin hemen kuzeyinde yer alan Hazar kıyısındaki Gizil Aghaj rezervi, her kış Afrika'dan buraya göç eden muhteşem flamingolar da dahil olmak üzere çok sayıda su kuşunu ağırlıyor. Burada uçsuz bucaksız uzanan Hirkan Milli Parkı, Lenkeran ve Astara bölgelerine yayılmış durumda. Son Buzul Çağı'ndan sağ kalan eski demir ağaçları da dahil olmak üzere çok çeşitli ağaçları barındıran, hayli çeşitli bitki örtüsüne sahip bir botanikçi cenneti adeta. Alanda harika yürüyüş fırsatları sunan, bir düzineden fazla işaretli rota bulunuyor ve bazıları yol boyunca şirin yerel köylerde öğle yemeği ve çay molaları keyfi sunuyor. Bu bölgedeki dramatik dağların, sakin deniz kıyılarının, eski ormanların ve subtropiklerin eşsiz manzaraları sizleri büyüleyecek. Hazar Denizi kıyısında yürüyüş yapmak, Bakü'dekinden çok farklı bir deneyim yaşatacak, çünkü buradaki kum siyah renkte ve tedavi edici bir etkiye sahip. Lenkeran'da yapılacaklar listenizde olması gereken bir diğer yer ise doğal ve inanılmaz güzel manzaralara sahip olan Khanbulan Gölü. Göl, mevsimlere göre renk değiştiren demir ağaç ormanlarıyla çevrili. Hava izin verirse piknik yapmak için mola verebilir veya göl kenarındaki küçük çay evinde çayınızı keyifle içebilirsiniz. Ülkenin güneyindeki Lenkeran bölgesindeki bazı köyler, yeraltından doğal olarak akan sıcak, mineral açısından zengin suyun rahatlatıcı ve tedavi edici banyolarını sunan birkaç sanatoryum ile termal su kaynaklarıyla da ünlü. Bu subtropikal bölge, aynı zamanda bölgedeki yağmurun bolluğuyla zenginleşen verimli topraklarda kolayca yetişen narenciye, siyah çay ve kahverengi pirincin ülkedeki üretim merkezi. Sonbaharda ziyaret ederseniz aromatik limon, mandalina, kivi, feijoa, yenidünya ve kumkuat içeren yerel meyve bahçelerini görebilirsiniz. Lenkeran, 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan'da çayın ilk yetiştirildiği yer. Ayrıca, ülkenin ilk çay fabrikası 1937'de burada açılmış. O zamandan beri çay, sayısız tarlalarla güneydoğu bölgesinin yerel bir sembolüne dönüşmüş. Bunlardan biri, Istisu köyündeki Yaşıl Çay, çay yaprağı toplama ve çay yapma masterclass'ları ile turlar sunuyor. Lenkeran; leziz meyveler, çay ve birçok ulusal yemek çeşitleri bakımından oldukça zengin bir bölge. Benzersiz yerel mutfağı, damak zevkinizi tatmin edecek düzeyde. Balık lavangisi veya parcha-dosheme pilavı gibi lezzetleri denemeden şehirden ayrılmayın ve taze yetiştirilmiş Azerbaycan çayının sonsuz fincanlarının tadını çıkarın."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycanli-amator-ressam-mirtegevi-nesterle-resim-yapiyor/", "text": "Azerbaycanlı amatör ressam Hüseyin Mirtegevi, neşter kullanarak resim yapıyor. 71 yaşındaki Mirtegevi, resim eğitimi almamış olsa da ilerleyen yaşına rağmen profesyonel sanat eserlerine yakın tablolar çiziyor. Mirtegevi, tablolarında fırça yerine tıbbi neşterler kullanıyor. 200'den fazla esere sahip olan Mirtegevi, ülkesinin ve Türk dünyasının ünlü sanat, edebiyat ve siyaset adamlarının resimlerini yapmaya öncelik veriyor. Mirtegevi'nin eserlerinin arasında Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da resimleri bulunuyor. Mirtegevi'nin renkli ahşap levhaların üzerini neşterle kazıyarak yaptığı özgün resimler sanki profesyonel sanatçının elinden çıkmış izlenimi veriyor. Azerbaycan Milli Ansiklopedi Merkezi'nde araştırma görevlisi olarak çalışan Mirtegevi, resim yapmaya başlamasını ve çizim yöntemini AA muhabirine anlattı. Çocukluktan beri resme merak duyduğunu, resim yapmayı ilkokuldaki resim öğretmeninden öğrendiğini söyleyen Mirtegevi, o dönemde ressam olmayı arzuladığını fakat coğrafya üzerine yükseköğrenim gördüğünü dile getirdi. Mirtegevi, bir süre Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Coğrafya Enstitüsü'nde çalıştığını, ara sıra da resim yaptığını belirterek Bazen şiir de yazıyordum ve kendi şiirlerimi resmediyordum. Şehirde gezerken bazı ressamların resimlerini sattığını görüyordum ve kendi kendime onlardan daha iyi resim yapabileceğimi söylüyordum. Yaptığım resimleri arkadaşlarıma hediye ediyordum. dedi. Sonraki yıllarda çalışmaya başladığı Azerbaycan Milli Ansiklopedi Merkezi'nin yöneticisinin doğum gününde portresini yaptığını ve çalışmasının çok beğenildiğini anlatan Mirtegevi, 2011'den itibaren daha profesyonel eserler yapmaya başladım. O günden beri ahşap levhaların üzerinde resimler yapmaya başladım. Kalem ve fırça yerine de neşteri seçtim. Benden başka neşterle tablo yapan başka birisi yok. şeklinde konuştu. Mirtegevi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iki portresini yaptığını kaydederek Birini, görevlendirmeyle Türkiye'ye gittiğimde İslam Araştırmaları Merkezi'ne hediye etmiştim. Bir tanesi ise duruyor. Erdoğan'ı telefonla konuşurken resmettim, ismini de 'Dinliyorum Seni Dünya' koydum. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycanli-ressam-adaylari-ilk-odullerini-aldi/", "text": "Geçtiğimiz gün sona eren İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, son derece renkli görüntülere sahne oldu. Bunlardan biri de Azerbaycanlı ressam adaylarının aldıkları ilk ödülleri oldu. Fuara özel davetli olarak katılan Nermina Valiyeva, isimleri Leyli Musayeva, Zeyneb Memmedili, Ayla Aziz ve Jale Hüseyinzade olan dört öğrencisini de yanında getirdi. Her birinin yaptığı ikişer çalışmayı fuar süresince sergileyen Valiyeva, fuarın ilgi çeken konukları arasında yerini aldı. Fuarın son günü, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nı düzenleyen Demos Fuarcılık yönetimi tarafından kendilerine katılım ve teşekkür belgeleri verildi. Ayrıca, hocaları Nermina Valiyeva'ya da gösterdiği üstün başarı nedeniyle fuar yönetimi tarafından teşekkür edildi. Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de yaşayan ve çalışmalarını Bakü'deki atölyesinde sürdüren Nermina Valiyeva, Azerbaycan Devlet Resim Akademisi mezunu. Aynı zamanda 2017 yılından beri Avrupa Kadın Sanatçılar Federasyonu üyesi olan Valiyava, Uluslararası Çocuk Sanat Vakfı üzerinden çocuklara sanat eğitimi veriyor. ABD başta olmak üzere Fransa, Lüksemburg, Rusya, Avusturalya, Macaristan gibi ülkelerde sergiler açmış. Doğanın renklerini tuvallere yansıtığını düşünen Valiyava, Renklerin duyguları olduğunu savunuyorum ve bunu anlatmaya çalışıyorum diyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycanli-ressamlar-eserlerini-erzurumdaki-tarihi-cifte-minareli-medresede-sergiledi/", "text": "Erzurum'da Azerbaycan Kars Başkonsolosluğu tarafından Cumhuriyet'in 100. yıl dönümü ve Haydar Aliyev'in doğumunun 100. yılı dolayısıyla resim sergisi düzenlendi. Valilik ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü destekleriyle Çifte Minareli Medrese'de açılan sergide, Azerbaycanlı ressamların 80 eseri sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Vali Mustafa Çiftçi, açılışta, anlamlı bir gün dolayısıyla bir arada olduklarını söyledi. Azerbaycan Kars Başkonsolosu Nuru Guliyev ise Erzurum'da olmaktan dolayı gurur duyduklarını belirtti. Tarih boyunca yitirilen topraklarını 207 yıl sonra aldıklarını anlatan Guliyev, Türkiye ve Azerbaycan olarak eminim ki bu birlik ve beraberliği bütün Türk dünyasına yayarak, güçlendirerek yeni yeni galibiyetlere imza atacağız çünkü biz büyük millet ve devletiz. Biz bir millet iki devletiz ve inşallah bununla kalmayarak bir millet çok devlet olacağız ve daha da çok güçlü olacağız. Şu anda dünyada sözümüzü söylemeye başlamışız ve sözümüz dinlenmeye başlamıştır. diye konuştu. Azerbaycan Cumhuriyeti Milletvekili Ulviye Hamzayeva da Nahçivan Ressamlar Birliği üyeleriyle Nahçıvan ve Azerbaycan hakkında fikir oluşturulması için sergiyi hazırladıklarını anlattı. Konuşmalarından ardından, ressamlar eserlerini katılımcılara tanıttı. Başkonsolos Guliyev, sergide yer alan SİHA resmini katılımcılara gösterirken, Karabağ savaşında SİHA'ya bazıları tarafından ölüm meleği adı verildiğini ifade etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/azerbaycanli-sanatcilar-eserlerini-turkiye-icin-yorumladi/", "text": "Azerbaycanlı sanatçılar, Kahramanmaraş merkezli 10 ili etkileyen depremlerin ardından eserlerini Türkiye'ye destek amacıyla yorumladı. Azerbaycan Milli Konservatuvarı Rektörü, besteci Siyavuş Kerimi'nin yaptığı ve piyanosuyla çaldığı besteyi yorumlayan ses sanatçısı Zabite Aliyeva, Türkiye'deki herkesi çok sevdiğini belirterek; Şarkımda da söylediğim gibi kederine kardeş kurban. İlk günden bugüne tüm Azerbaycan halkı size dua ediyor, herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Biz sanatçılar olarak hüznünüze müzikle ortak olduk. Tek bir söz var, 'Yüreğim ağlıyor'. Videomu her izlediğinizde böyle düşünün, böyle hissedin dedi. Kamança sanatçısı Toghrul Asadullayev ise paylaştığı videolu mesajında; Aziz kardeşlerimiz, aziz Türk milleti, bu zelzele bizi çok sarstı. Allah'tan ümitler kesilmez. İnşallah sağ kalanlar çok olur. Acınız acımız, kederiniz kederimiz, sevinciniz sevincimizdir. Yaşasın büyük Türk halkı. Biz her zaman bir yumruk gibiyiz. Yüreklerimiz bir atar, kalplerimiz sizinledir. Yaşasın Azerbaycan-Türkiye kardeşliği ifadelerini kullandı. Afet bölgesinde yaşananları sosyal medyadan ve televizyondan ailece takip ettiklerini dile getiren Asadullayev, şunları aktardı: Kurtarılan her ruh bizi mutlu ediyor. Maalesef ölen insanlar bizi çok üzüyor. Azerbaycan'dan gelen kurtarıcılarımız işlerini profesyonelce yapıyor. Her Azerbaycan vatandaşı, Türkiye için yardım topluyor. Azerbaycan'da çok büyük bir yardım kampanyası başlatıldı. Bu bizim içimizden geliyor. Cumhurbaşkanımız, Türkiye Büyükelçiliğini ziyaret etti. Devletimiz elinden geldiğince Türkiye'ye yardım ediyor ve etmeye de devam ediyor. Enkaz konusunda yardım için Türkiye'ye gitmek isteyen çok sayıda insan var. Bütün Türk dünyasının kalbi Türkiye'de. Televizyon kanallarımızın muhabirleri deprem bölgesinde çekim yapıyor. Bütün Azerbaycan medyası, Türkiye'deki depremi konuşuyor. Tüm kanallarımız müzik programlarını durdurmuştur. Depremzedeler için dua ediliyor. Biz bir millet ve iki devletiz. Tek yumruk, tek yürek, tek ruh Türkiye-Azerbaycan. Asadullayev, Azerbaycan devlet sanatçılarının depremde hayatını kaybedenleri müzik ile andığını, kendisinin ise Berivan isimli eseri seslendirdiğini vurgulayarak; Bu şarkı, sevdiği birini kaybetmiş bir insanın ağlamasıdır. Bu şarkıyı, hayatını kaybedenlere ithaf ediyorum. Allah ölenlere rahmet, depremden kurtulanlara şifalar versin. Evsiz kalan kardeşlerimize sabırlar diliyoruz. Başın sağ olsun Türkiye. Biz her zaman yanındayız. Allah Türk'ü korusun. Yaşasın Türk dünyası diye konuştu. Bakü Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Selçuk Karakılıç da depremin Azerbaycan halkında derin üzüntüye sebep olduğuna dikkati çekti. Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Mücadelesi sırasında Azerbaycan aydınlarının Kardeş Kömeği adlı dergi çıkarıp, toplanan paraları Türkiye'ye gönderdiğini vurgulayan Karakılıç, şunları söyledi: Tarih yine tekerrür etti ve Türkiye asrın felaketiyle sarsılınca Azerbaycan halkı, sanki Türkiye elden gitmiş üzüntüsüyle adete teyakkuza geçerek tek yürek oldu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev başta olmak üzere bütün Azerbaycan halkı, büyük bir zincir oluşturdu ve Türkiye'nin en zor gününde olanca gücüyle destek verdi. Kimi yattığı döşeğini, yatağını, kimi üstündeki paltosunu çıkarıp gönderdi, kimi evindeki ısıtıcıyı yolladı. Bu kuşkusuz kardeşin kardeşe sarsılmaz bir imanla bağlı kalması ve yardım etmesiydi. Azerbaycan'da bir haftada olan bitenler birkaç filme, romana vesile olacak gerçek hikayelerdir. Bu hikayelerden bazılarını da Azerbaycanlı sanatçılar yazdı. Karakılıç, eserlerini Türkiye'ye destek amacıyla yorumlayan sanatçılara da değinerek; Azerbaycan Milli Konservatuvar Akademisi Rektörü dostum Siyavuş Kerimi'nin bestelediği ve Zabite Aliyeva'nın okuduğu ağıt da bir hikayedir. Depremin tesirini yüreğinde hisseden Siyavuş Kerimi; 'Her derdinle seninledir Azerbaycan/Kederine kurban gardaş' diyor. Türkiye nasıl ki Azerbaycan'ın her derdiyle dertlenmişse, Azerbaycan da Türkiye'nin derdiyle adeta kavruldu, yüreklerine acı düştü. Azerbaycan'ın büyük sanatçıları Nezaket Teymurova, Gülyanak Memmedova, Mansum İbrahimov, Elvin Feridli ve Toghrul Asadullayev, eserleri ve mesajlarıyla destek olmaya, Türk halkının moralini diri tutmaya çalıştı. Sanatın yüksek diliyle eser veren Azerbaycanlı sanatçılar, kuşkusuz hala Türk halkına çeşitli mecralardan destek olmaya devam ediyorlar. Azerbaycanlı ünlü caz piyanisti Emil Efrasiyab da eseriyle destek veren sanatçılar arasında yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/aziz-istanbul-sergisi-galata-rum-okulunda-acildi/", "text": "Çoğu 19. yüzyılın başından son çeyreğine kadar İstanbul'da yaşamış sanatçılar tarafından üretilen eserlerin yer aldığı Aziz İstanbul sergisi Galata Rum Okulu'nda açıldı. Dr. Fani-Maria Tsigakou ve Hülya Bilgi'nin küratörlüğünde düzenlenen Aziz İstanbul sergisi açıldı. Galata Rum Okulu'nda açılan sergide, Amadeo Preziosi, Joseph Schranz, Michel-François Preault, Clara Barthold Mayer, Louis Lottier, Anton Ignaz Melling, Louis-François Cassas, Thomas Allom, Alfred-Marie-Joseph de Courville, Antoine-Laurent Castellan, Konstantin Kapıdağlı gibi ressamların 34 çalışması yer alıyor. Sunulan eserlerin çoğu, 19. yüzyılın başından son çeyreğine kadar İstanbul'da yaşamış sanatçılar tarafından üretildi. Ayrıca 17. yüzyıldan iki adet çok nadir panorama, 18. yüzyıldan iki yağlı boya panorama ve 19. yüzyılın ortalarına doğru yapılmış çizimlere dayanan üç taşbaskı panoramaya da sergide yer verildi. Çoğu elçilerin maiyetinde İstanbul'a gelmiş sanatçıların yarattığı bu panoramalar, portreler, gerçek yaşamdan sahneler bir döneme ait hafızayı canlı tutuyor. Sergi 12 Kasım'a kadar Galata Rum Okulu'nda ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/babami-kim-oldurdu-8-9-10-ekimde-moda-sahnesinde/", "text": "Moda Sahnesi, 8-9-10 Ekim 2021 tarihlerinde Babamı Kim Öldürdü? oyununa ev sahipliği yapıyor. Babamı Kim Öldürdü, Fransa'nın genç yazarlarından Edouard Louis'in roman üçlemesinin sonuncusu olan eserinden oyunlaştırıldı. İşçi sınıfı ailesinde yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı romanlarında ırkçılık, sömürü, cinsiyetçilik, ekonomik bunalım, nefret suçu, ayrımcılık temalarını işleyen yazar bu son romanında da benzer temalar üzerinden babasıyla ilişkisi üzerine yoğunlaşıyor. Bir işçi olan babasının erkeklik, işçilik, aile gibi olgulara yaklaşımını ve bu yaklaşımındaki açmazların fark edilmesini sağlıyor. İşçiliği değişmez bir kader gibi giyinen babası geçirdiği iş kazası sonucunda yatalak kalır. Edouard bunun sorumlusu olarak devleti görür ve babasının başına gelen felaketten devleti sorumlu tutar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baharin-gelisi-normandiya-2020-sergisi-11-mayista-acilacak/", "text": "David Hockney'nin Baharın Gelişi, Normandiya, 2020 sergisi, Sakıp Sabancı Müzesi'nde 11 Mayıs'ta sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Sanatçının, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ilk döneminde Normandiya'daki evinde iPad ile yaptığı ve baharın gelişini müjdeleyen 116 resmi sergide görülebilecek. Serginin tanıtım toplantısına katılan Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, 2 yılda bir, çağdaş sanatın önemli temsilci ve akımlarını İstanbul'da SSM'de ağırlamaktan mutluluk duyduğunu belirterek, Bu yıl, modern zamanların en önemli sanatçılarından David Hockney'nin doğadaki bahar coşkusunu ön plana çıkardığı 'Baharın Gelişi, Normandiya, 2020' adlı müthiş sergisine ev sahipliği yapıyoruz. Tüm dünyada ses getirecek bu dev proje, David Hockney'nin Türkiye'deki ilk büyük ölçekli sergisi. Bu sergi sayesinde, İstanbul'un ve ülkemizin yurt dışında doğru ve iyi tanıtımını yapmaktan özellikle gurur duyuyoruz. dedi. Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer de AA muhabirine yaptığı açıklamada, David Hockney'nin eserlerinin ilk defa Türkiye'ye taşındığı sergiyi SSM'de ağırlamanın heyecanını ve gururunu yaşadıklarını dile getirdi. Sergi küratörü Edith Devaney ise Hockney'in eleştirmenler ve tarihçiler tarafından 20 ve 21. yüzyılın çok önemli bir sanatçısı olarak görüldüğünü aktararak, Kitlelerin kendisine duyduğu hayranlıkla birlikte, Hockney sanat dünyasında adeta bir fenomen. David Hockney her zaman kendi sanatsal ilgi alanlarının peşinden gitti. Bunları yaparken trendlere önem vermedi. Geçmişe ve eserlerinde sıklıkla ifade bulan sanat tarihine olan derin bilgisine ve ilgilerine yöneldi. Teknolojiyi kullanması, teknolojiye olan ilgisi kimi zaman yanlış yorumlansa da bunun, resim yapmanın yeni yollarını keşfetmekle ilgili olduğuna inandı. Bu yüzden bu sergideki bütün eserler iPad üzerindeki bir uygulama üzerinden yapıldı. diye konuştu. Akbank'ın desteğiyle 29 Temmuz'a kadar ziyarete açık kalacak sergi kapsamında çeşitli etkinlikler de düzenlenecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bahariye-sanat-galerisinden-anlamli-sergi-buyuk-cumhuriyet/", "text": "Bahariye Sanat Galerisi, her yıl düzenlediği 'Büyük Cumhuriyet' sergisini bu yıl 29 Ekim 10 Kasım tarihleri arasında izleyiciyle buluşturuyor. Pek çok sanat disiplininde eserlerin sergileneceği bu anlamlı sergide, Ahmet Uzuner, Ayda Tavil, Aylin Ataç, Aysel Akay, Aysel Kul, Aysel Tüfekçioğlu, Benan Çokokumuş, Bilge Heper, Çağla Cömert, Dinçer Özçelik, Fatma Erhan, Gülcan Başar, Gülseren Dalbudak, Hatice Keten, İpekchi, Meral Sümer Oğuzülgen, Neşe Gümüşcüoğlu, Nurcan Perdahçı, Nur Ulubil, Perihan Ata, Perihan Sadıkoğlu, Selda Çapraz, Şadan Bezeyiş, Ümit Gezgin, Ümit Z. Bayındır Gezgin, Ünsal Toker, Yasemin Topçuoğlu, Zeynep Nuray Atasagun gibi önemli sanatçıların özgün eserleri yer alacak. 'Büyük Cumhuriyet' sergisi 29 Ekim'den itibaren Pazar ve Pazartesi günleri hariç 11:00 ile 19:00 saatleri arasında gezilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bahariye-sanat-galerisinden-online-sergi/", "text": "Bahariye Sanat Galerisi Online Platformu www. bahariyesanat. com adresinde 31 sanatçının katılımıyla Özgün Diyaloglar Online Karma Sergisi düzenlemeye hazırlanıyor. Katılımcı sanatçılar: Atilla Atar, A. Rıza Özkale, Aynur Yalçıner Sencan, Benan Çokokumuş, Fevzi Karakoç, Emine Kumaş, Gülbahar Erdem, Gülseren Dalbudak, Hasan Mirza, Hatice Kumbaracı Gürsöz, İlker Karakaş, İrfan Seçkin, İsmail Avcı, Mahmut Öztürk, Murat Tolga, Mustafa Aslıer, Mustafa Ayaz, Muzaffer Akyol, Neslihan Kuyumcu, Neslihan Üstünler, Nihal Şenlier, Nilgün Temiz, Orhan Umut, Perihan Ata, Pınar Partanaz, Ramiz Aydın, Seydi Murat Koç, Şeyma Nur Irmak, Ümit Gezgin, Ümit Z. Bayındır, Yıldırım Onur Erdiren. 30 Mayıs, 30 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek sergide sanatçıların özgün baskı, resim, heykel, seramik çalışmaları yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bahce-sinemasi-nda-sinema-keyfi-kelebekler-ile-devam-ediyor/", "text": "URU organizasyonu ve Türk Tuborg A. Ş.'nin katkılarıyla gerçekleştirilen KüçükÇiftlik Film Kulübü Sunar: Bahçe Sineması'nda Eylül ayının ilk filmi Sundance Film Festivali'nde Dünya Sineması Jüri Büyük Ödülü kazanan ilk ve tek yerli yapım olarak tarihe geçen Kelebekler. Dram komedi türünün en başarılı örneklerinden biri olan Kelebekler'i yemyeşil bir ortamda, yıldızların altında izlemek istiyorsanız biletinizi şimdiden alın. KüçükÇiftlik Park'ın yeşil yüzü KüçükÇiftlik Bahçe'de her salı gerçekleşen ve film gösterimlerinin yanı sıra film konseptine uygun DJ performansından mini konserlere farklı içeriklerin de yer aldığı KüçükÇiftlik Film Kulübü Sunar: Bahçe Sineması'nda beyazperde keyfi Eylül ayında da devam ediyor. 7 Eylül akşamı Bahçe Sineması'nda 2018 yılında Sundance Film Festivali'nde Dünya Sineması Jüri Büyük Ödülü kazanan ilk ve tek yerli yapım olarak tarihe geçen Kelebekler sinema severlerle yeniden buluşuyor. Tolga Karaçelik'in yönettiği ve Bartu Küçükçağlayan, Tuğçe Altuğ, Tolga Tekin ile Serkan Keskin'in oynadığı Kelebekler'in konusu kısaca şöyle: 30 yıl ayrı kaldıktan sonra, babaları 3 çocuğunu köydeki evlerine çağırır. En büyükleri, Cemal, onları alır ve bu garip köye doğru yola çıkarlar. Yıllardır bir araya gelmeyen ve birbirini çok az tanıyan üç kardeş köye vardıklarında babalarının öldüğünü öğrenirler. Babaları, vasiyetinde köyün acayipliklerinden biri olan kelebeklerin geliş zamanında gömülmeyi istemiştir. Kardeşler birbirlerinin kim olduğunu anlamaya çalışırlar. Akşamın müzikleri için ise DJ kabininde Discolog yer alacak. Son dönemlerde Türkçe mix'leriyle dikkat çeken İstanbul merkezli disko'nun usta çocuğu olarak tanınan DJ, prodüktör ve ses mühendisi Discolog, kendi hazırladığı set listi ile yıldızların altındaki film akşamına renk katacak. Pandeminin başından itibaren aldığı koronavirüs tedbirlerini hassasiyetle uygulamaya devam eden KüçükÇiftlik Park, sinema tutkunlarını pandemi şartlarına uygun olarak sınırlı sayıda kapasite ile ağırlayacak. Online biletleme sisteminin kullanılacağı etkinliklerde misafirler ateş ölçümü yapılarak alana alınacak, ortak alanların hijyeni en üst düzeyde sağlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bakisma-hikayeleri-yeniden-gosterimde/", "text": "Geçtiğimiz yıllarda Bakışma Hikayeleri adıyla çekilen filmde başrolü üstlenen Sanatçı Zaim Güvenç filmin AFSAD tarafından yeniden gösterileceğini ve filmde birlikte çalıştıkları, yakın zamanda kaybettiğimiz sinemamızın büyük görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı'yı saygı ve rahmetle andığını kaydetti. Filmin yıllar sonra yeniden gösterileceğini söyleyen Güvenç,; Aytekin Çakmakçı ile önce 'Kemal Sunal'la birlikte rol aldığımız Düttürü Dünya filminde sonra da Bakışma Hikayeleri adlı AFSAD'da gösterilecek filme birlikte çalıştım. Filmlerin her ikiside ödüllü. Aytekin Çakmakçı benim için sinemada çok kıymet verdiğim ağabeylerimden biri. Çok yakın zamanda kaybettik ruhu şad olsun. Sinemamıza damgasını vuran filmler onun kamerası ile hayata geçerken filmlerin bir çok özlenen yıldızı onun görüntüleri ile hayat buldu. 18 yaşımı benim için Düttürü Dünya filmi ile görüntüleri ile ölümsüzleştirdiği için O'na minnettarım. Şunu da not etmek isterim. Bakışma Hikayeleri adlı filmde bizimle çalışmasının nedenini bana 'Senaryolarınızda drama unsurlarını yerli yerince kullanıyorsunuz. Bu benim için kıymetli' şeklinde açıklamıştı diye konuştu. Bakışma Hikayeleri, Ankara Film Festivali'ndeki başarısı, Aytekin Çakmakç'nın varlığı ve Zaim Güvenç'in sinemadaki birbiri ardına gerçekleştirdiği adımmlarla izlenmeye değer bir film. Filmin gösterimi sonrasında oyuncularla ve filme emek veren tüm ekiple söyleşi de yayınlanacak. Bakışma Hikayeleri, 11 Nisan Pazar günü saat 18.00'de AFSAD'ın web sitesinde gösterilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baksi-muzesi-kiracta-heykel-sergisini-siirsel-enstantaneler-ile-contemporary-istanbula-tasiyor/", "text": "Baksı Müzesi'nin bulunduğu tepede kısa bir süre önce ziyarete açılan Kıraçta Heykel sergisi, Contemporary İstanbul kapsamında Tersane İstanbul'a geliyor. Farklı kuşaklardan dokuz sanatçının Baksı Tepesi'nden Çoruh'u seyre dalan heykelleri, manzaranın içinde, manzaraya karşı kıraçın hafızasını dinliyor. Yapıtlar kıraçtan tersaneye bir video aracılığıyla yol alıyor. Çağdaş müzeciliği yepyeni bir anlayışla Anadolu'nun kültür varlıkları haritasına katan Baksı, 20. yıl kutlamaları kapsamında hayata geçirdiği Kıraçta Heykel sergisini özel bir video çalışması ile Contemporary İstanbul ziyaretçilerine sunmaya hazırlanıyor. 7-10 Ekim tarihleri arasında Tersane İstanbul'da gerçekleşecek sanat fuarında Baksı Müzesi, sanatseverleri heykellerin rehberlik ettiği bu şiirsel yolculuğa ortak olmaya davet ediyor. Sergide, Erdal Duman, Günnur Özsoy, Hüsamettin Koçan, İbrahim Koç, Kemal Tufan, Mike Berg, Nermin Er, Osman Dinç ve Yunus Tonkuş'un yapıtları yer alıyor. Heykellerin bu sessiz çağrısını Contemporary İstanbul'da geniş bir ziyaretçi topluluğuna ve uluslararası sanat çevrelerine ulaştırmaktan mutluluk duyduklarını dile getiren Koçan, Anadolu'dan ilham alan ve ona yeni değerler katan sanatçıların yapıtlarını yerinde görmek isteyenleri Baksı Müzesi'ne davet etti. Kıraçta Heykel sergisinden görüntülerle hazırlanan video çalışması, Contemporary İstanbul kapsamında 7-10 Ekim tarihleri arasında Tersane İstanbul'da, T6 Salonu B1-211 numaralı Baksı Müzesi standında izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baksi-projesi-yirminci-yilini-kutluyor/", "text": "Baksı yolculuğu 20. yılını tamamlıyor. Çağdaş müzeciliği yepyeni bir anlayışla Anadolu'nun kültür varlıkları haritasına katan, geleneği gelecekle buluşturan Baksı projesi, 20. yılını sürprizlerle dolu zengin bir programla kutlamaya hazırlanıyor. Temmuz ayında başlayacak ve 2021 Temmuz'una dek devam edecek kutlama programı çerçevesinde yeni sergiler, atölyeler, burslar, film gösterimleri ve konser etkinliğinin yanı sıra kültür-sanat alanında proje üreten bireylere ve kurumlara açık bir ödüllendirme programı da hayata geçirilecek. Baksı Müzesi'nde yer alan, Şakir Gökçebağ'ın heykel ve yerleştirmelerinden oluşan sergisi Aşina, Temmuz sonuna dek devam edecek. Gökçebağ bu kapsamlı sergide gündelik yaşamın içinden, sıradan nesneleri etkileyici bir dille yepyeni formlara dönüştürüyor. Gökçebağ sergisinin ardından, Baksı'nın 20. yıl programı çerçevesinde Ekim ayında birbiri ardına üç yeni sergi açılacak. Bu sergilerden ilki, 20. Yıl için 20 Yapıt başlığını taşıyor. Depo Müze'de izleyicilerle buluşacak olan sergi, pandemi sürecinin gündelik yaşantımızın vazgeçilmezleri arasına kattığı maskeleri konu ediniyor. Sergide çağrı yapılan 20 sanatçı ve tasarımcının, hem bir kullanım aracı hem de bir kavram olarak maskeyi odağına alan özgün yapıtları yer alacak. Katılan isimler arasında; Mustafa Horasan, İrfan Önürmen, Mike Berg, Alp İşmen, Beyza Boynudelik, Mehmet Dere, Fırat Engin, Ferhat Özgür, Gülcan Şenyuvalı, Halit Berker, Özlem Süer, Simay Bülbül, Merve & Kerem Ariş, Hatice Gökçe, Enis Karavil, Ayşegül Hotiç, Felekşan Onar ve Aykut Erol da yer alıyor. Baksı Müzesi'nin İl Milli Eğitim Müdürlükleri işbirliği ve Aydın Doğan Vakfı desteğiyle her yıl düzenlediği Öğrenci Sanat Şenliği'nin sekizincisi, bu yıl kapsamını daha da genişleterek gerçekleşecek ve toplam 150 öğrenciye burs verilecek. Öğrenci Sanat Şenliği kapsamında güzel sanatlar alanındaki yetenekli ilk ve ortaokul öğrencileri belirleniyor, öğrencilere 1 eğitim yılı boyunca burs desteği verilerek eğitimlerine katkıda bulunuluyor. Bayburt, Erzurum ve Trabzon'un yanı sıra bu yıl şenlik kapsamına komşu iller Gümüşhane, Erzincan ve Rize de ekleniyor, böylelikle ulaşılan şehir sayısı altıya çıkıyor. Baksı Müzesi, bu yıl ayrıca Anadolu Ödülleri projesini başlatıyor. Bundan böyle her yıl düzenli olarak verilecek Anadolu Ödülleri'nin ilki, Kasım 2020'de sahiplerini bulacak. Baksı Müzesi, 2021 mevsimine ise kapsamlı bir Osman Dinç sergisiyle girecek. Dinç'in Gözlem Evi başlıklı sergisi, 2021'e damgasını vuracak. 20. yıl kutlamalarının bir diğer önemli halkası ise Baksı Kültür Sanat Vakfı'nın geliştirdiği, uzun yıllardır üzerinde çalıştığı büyük bir projenin start alması olacak. Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından tasarlanan, uluslararası ödüllü Kadın İstihdam Merkezi binasının temeli, 2021 Mayıs'ında törenle atılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baksida-sanatin-ve-doganin-birlikteligine-ovgu/", "text": "Tohumları 20 yıl önce atılan ve 2010'da kapılarını ziyarete açan Baksı Müzesi, iki yeni sergiyi sanatseverlerle buluşturuyor. Kıraçta Heykel sergisi Baksı tepesini heykellerle kuşatıyor. Farklı kuşaklardan dokuz sanatçının açık havaya yerleşen yapıtları bundan böyle tepeden Çoruh nehrini seyredecekler, Baksı'nın doğası ve öyküsüyle bütünleşecekler. İkinci sergi ise geçtiğimiz yıl ilk kez verilen Anadolu Ödüllerine değer bulunan projeleri bir araya getirmeyi ve tanıtmayı amaçlıyor. Bu sergi, Anadolu'dan ilham alan ve ona değer katan çalışmalara topluca bir bakış olanağı sağlıyor, sivil topluma ve yerel yönetimlere yeni öneriler sunuyor. Çağdaş müzeciliği yepyeni bir anlayışla Anadolu'nun kültür varlıkları haritasına katan Baksı, 20. yılını geride bırakırken, iki yeni sergiyi sanatseverlerin beğenisine sundu. Sanatın ve doğanın birlikteliğine övgü niteliğindeki Kıraçta Heykel sergisi, izleyiciyi mekansal sınırların dışına çıkarıp doğayla buluştururken, heykellerin rehberlik ettiği şiirsel bir yolculuk vadediyor. Baksı Müzesi'nin yer aldığı kıraç sırttan Çoruh nehrini seyreden bu sanat yapıtları, içine yerleştikleri coğrafyayla yeni anlamlar kazanırken, kadim uygarlıklara ev sahipliği yapmış bu mekana da taze bir bakış getiriyor. Baksı tepesinde ziyarete açılan açık hava sergisinde Erdal Duman, Günnur Özsoy, Hüsamettin Koçan, İbrahim Koç, Kemal Tufan, Mike Berg, Nermin Er, Osman Dinç ve Yunus Tonkuş'un yapıtları yer alıyor. Baksı Kültür Sanat Vakfı tarafından Anadolu'nun ortak kimliğine katkıda bulunan üretimlere dikkat çekmek amacıyla hayata geçirilen Anadolu Ödülleri'nin kazananları ise Depo Müze'de gösterime sunuluyor. Ana sponsorluğunu Doğan Holding'in üstlendiği, Kurukahveci Mehmet Efendi'nin sponsor olarak katkıda bulunduğu ödül programı; Müzecilik, Süreli Etkinlikler, Gösteri Sanatları, Arkeoloji ve Restorasyon kategorilerinden oluşuyor. Türkiye'nin 35 ilinden 133 projenin başvurduğu yarışmada, altı proje Anadolu Ödülü'ne, iki proje de Alana Katkı Ödülüne değer bulundu. Kıraçta Heykel sergisine dair açıklamalarda bulunan Baksı Müzesi kurucusu Prof. Hüsamettin Koçan, İçinde bulunduğumuz koşullar ne kadar zorlayıcı olsa da bunu bir insanlık deneyimi olarak kaydedip yeni yapıtlar üretmeye devam ediyoruz. Bu kez, çocukluk anılarımda önemli bir yere sahip bir mekan, Baksı'nın 65 yıldır değişmeden kalmış kıraç tepesi yapıtlarımıza ev sahipliği yapıyor. Heykeller bu kıraç sırttan nehre doğru uzanırken yeni bir sessizlikle, Baksı'yı ziyaret edenleri hem çağırıyor hem de onları yeni bir duyum alımına davet ediyor: Soluğunu tut, doğaya bak, doğa sana sanatçıyla birlikte yeni şeyler anlatacak. Umuyorum ki bu heykeller, bu kıraçta uzun yıllar konuk olsunlar. Ve de bu kıraç, heykellerin evi olsun diyor. Yeni sergilerin yanı sıra Şakir Gökçebağ'ın heykel ve yerleştirmelerinden oluşan Aşina sergisi, Maske/Çağrışımlar adlı grup sergisi ve kalıcı koleksiyonda yer alan yapıtlar da Baksı Müzesi'nde sanatseverleri bekliyor. Bayburt'un Bayraktar köyünde yer alan müze, pazartesi hariç her gün 10.00 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baku-begins-holiday-celebration-with-cold-hands-warm-hearts-new-year-fair/", "text": "Baku is preparing for the new year celebration and invites everyone to visit the winter charity Fair Cold Hands, Warm Hearts full of colourful holiday decorations. Fountain Square in downtown Baku is transformed into a winter wonderland, complete with stalls selling gifts and souvenirs. Once you've completed your gift shopping, relax under the lights at one of the many cafes with a hot cup of tea and traditional sweets. The charity fair will operate from 11:00 to 23:00 daily until January 15, 2023. Entrance to the fair is free. At the grand opening on December 1st guests were entertained by stilt walkers, jugglers, characters from favorite fairy tales and cartoons, animators, and musicians. This year guests will be surprised with numerous events and theme days. The fair consists of 64 large and 20 small houses, 3 two-story restaurants, various designs and themed areas. At the New Year Fair, visitors can purchase exclusive souvenirs, gifts, taste unique dishes of East and West at an affordable price, visit themed areas and warm up with hot drinks. Guest of all ages can enjoy playing various games, take unique photos and immerse themselves in the real atmosphere of the new year with their loved ones. For the first time, a fear room and a 4D cinema functions at the fair. The fair is very unique and is also known among the population as the Winter Fairy Tale of Baku. The reason lies not only in the unique New Year's concept, but also in its purpose. Cold Hands, Warm Hearts gives hope to dozens of families from all over Azerbaijan. Thanks to loans collected at the New Year Fair, children from different parts of Azerbaijan, suffering from various serious diseases, get a chance to heal and recover."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baku-caz-festivali-buyuleyici-muzik-yolculuguna-davet-ediyor/", "text": "Caz müziğinin çeşitli temsilleriyle tanınan ve her yıl geleneksel olarak düzenlenen Bakü Caz Festivali, tüm müzikseverleri 23-30 Eylül tarihleri arasında bu yılın en iyi gösterilerinden birine katılmaya davet ediyor. Uluslararası Bakü Caz Festivali'nin 17.'si, Bakü'nün hareketli mekanlarında canlı performanslarla en iyi caz müzisyenlerine ev sahipliği yapacak. Bakü, 80'li yılların başından itibaren bölgedeki caz merkezlerinden biri haline geldi ve o zamandan beri dünyanın her yerinden müzisyenleri bir araya getiriyor. Bu yıl da yine aralarında Azerbaycan, Türkiye, İtalya, Fransa, Lüksemburg, Macaristan, İsviçre, Norveç, İsrail, Belçika, Hollanda, Almanya, Brezilya ve Arjantin'in de bulunduğu 14 ülkeden müzisyenler, Bakü'deki görkemli festival için bir araya geldiler. Caz müziğinin çok yönlülüğü, Bakü'de düzenlenen festivalde mükemmel bir şekilde sembolize ediliyor. Konukların bir hafta boyunca büyüleyici müzik yolculuğunda çağdaş caz, geleneksel klasikler, bebop, caz-rock, elektro caz, bossa nova, cool caz, etno caz ve daha fazlasıyla caz müziğinin çeşitliliğinin keyfini çıkarmaları sağlanıyor. Caz gösterilerinin yanı sıra katılımcılar QGallery'de Dancing Jazz Art sergisine, Yarat Contemporary Art Space'de Jazz Movie Day etkinliğine ve Jakonda'da Vinyls & New Series of Jazz Brandy sunumuna katılabilecekler. 17. Bakü Caz Festivali katılımcıları ayrıca, canlı müzik eşliğinde Şehir Caz Tur Otobüsü'ne binerek, Bakü'yü yeniden keşfetme fırsatı yakalayacaklar. Midnight Jam Sessions, izleyicileri eşsiz atmosferle birleştirerek bedenlerini ve ruhlarını canlandırırken, günün mükemmel bir sonu olacak. Burada katılımcılar arkadaşlarıyla kaliteli zaman geçirebilecek, müziğin keyfini çıkarabilecek ve Bakü gecelerinde doyasıya dans edebilecekler. Festivale katılan konuklar, Uluslararası Mugham Merkezi, Haydar Aliyev Kültür Merkezi, ADA Üniversitesi, Yarat Çağdaş Sanat Merkezi, QGallery, Enerji Kulübü, Port Wine & Grill, Jakonda ve Madrid Restobar gibi Bakü'nün en iyi ve gözde mekanlarından bazılarını keşfetme fırsatı bulacak. Planlanan etkinliklerin tam listesi https://www. bakujazzfestival. com/ adresinde bulunabilir. Gösterilerin biletleri ise https://iticket. az/events/baku-jazz-festiv adresinden satın alınabilir. Azerbaycan, zengin tarihi ve kültürü, doğal manzaraları ve lezzetli mutfağı ile her ziyaretçinin kalbini fethediyor. Caz atmosferiyle büyülenmiş Bakü ise daha da muhteşem. Old Town'un antik duvarları ve modern mimarinin eklediği çağdaş ambiyans, her turisti suskun bırakıyor. Gelişmekte olan bir şarapçılık endüstrisine sahip bir ülke olarak Azerbaycan, herkese enfes yerel şaraplarını denemeyi ve doğal üzüm bağlarında şarap yapımını öğrenmeyi teklif ediyor. Azerbaycan'ın yemyeşil ve pitoresk doğası olan bölgeleri, yürüyüş veya sadece doğa kaçamakları için mükemmel bir seçenek. Azerbaycan ve yerel turlar hakkında daha fazla bilgi için Azerbaycan. travel web sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baku-yilbasi-kutlamalarina-soguk-eller-sicak-kalpler-yeni-yil-panayiri-ile-basliyor/", "text": "Bakü, yeni yıl kutlamalarına hazırlanıyor ve herkesi rengarenk tatil süslemeleriyle dolu Soğuk Eller, Sıcak Kalpler adlı kış yardım panayırına davet ediyor. Bakü şehir merkezindeki Çeşme Meydanı, hediyelik eşya satan tezgahlarla tam bir kış harikalar diyarına dönüşüyor. Hediyelik alışverişinizi tamamladıktan sonra, birçok kafeden birinde ışıklar altında bir fincan sıcak çay ve geleneksel tatlılar ile keyif yapabilirsiniz. Yeni Yıl Panayırı, 15 Ocak 2023 tarihine kadar her gün 11.00-23.00 saatleri arasında faaliyet gösterecek. Fuara giriş ücretsiz. 1 Aralık'ta düzenlenen büyük açılışta misafirler uzun bacaklı yürüyüşçüler, hokkabazlar, sevilen masal ve çizgi film karakterleri, animatörler ve müzisyenler tarafından ağırlandı. Bu yıl konuklar çok sayıda etkinlik ve tema günleri ile şaşıracaklar. Yeni Yıl Panayırı; 64 büyük ve 20 küçük ev, 3 iki katlı restoran, çeşitli tasarım ve temalı alanlardan oluşuyor. Fuarda ziyaretçiler özel hediyelik eşyalar satın alabilir, Doğu ve Batı'nın eşsiz yemeklerini uygun fiyata tadabilir, temalı alanları ziyaret edebilir ve sıcak içeceklerle ısınabilirler. Her yaştan misafir, çeşitli oyunlar oynamanın keyfini çıkarabilir, eşsiz fotoğraflar çekebilir ve sevdikleriyle birlikte yeni yılın gerçek atmosferine dalabilirler. Panayırda ilk kez bir korku odası ve 4D sinema da yer alıyor. Bu özel panayır çok özel ve halk arasında Bakü Kış Masalı olarak da biliniyor. Bunun nedeni sadece benzersiz yeni yıl konsepti değil, aynı zamanda panayırın amacında da yatıyor. Soğuk Eller, Sıcak Kalpler, Azerbaycan'ın her yerinden onlarca aileye umut veriyor. Yeni Yıl Panayırı 'nda toplanan bağışlar sayesinde Azerbaycan'ın farklı yerlerinde çeşitli ciddi hastalıklardan muzdarip olan çocuklar, iyileşme şansı buluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bakunun-en-iyi-modern-sanat-alanlari/", "text": "Azerbaycan'ın hareketli başkenti Bakü, sanat ve kültürle dolu... Bakü, bölgenin sanat merkezi olmasıyla ünlü ve ziyaretiniz sırasında keşfedilecek çok sayıda müze sunuyor. Modern sanatın özellikle hızlı bir şekilde ortaya çıkması, Bakü'de farklı modern sanat alanlarının açılmasına yol açmış. Bu yazıda, sizi sanatsal ve kültürel deneyime olan susuzluğunuzu giderecek Bakü'nün en iyi modern sanat alanarı ile tanıştırıyoruz. Bakü Modern Sanat Müzesi, son 70 yılın en iyi Azerbaycanlı ressam ve heykeltıraşlarını bir araya getiren ve çoğunlukla avangart olmak üzere 800'den fazla parçadan oluşan bir koleksiyona sahip. Abşeron Yarımadası'nın manzaralarından ilham alan 1960'ların Azerbaycanlı sanatçılarının canlı vuruşlarına ve Picasso ve Dali gibi Avrupalı ustaların eserlerine hayran kalacaksınız. Bu arada, iki katlı binanın şık tasarımı ve açık alanı, oldukça rahatlatıcı bir atmosfer yaratıyor. 2011'de kurulan ve kar amacı gütmeyen bir sanat organizasyonu olan Yarat, gelişmekte olan Azerbaycan sanatının merkez üssü. Adını Azerice yaratmak anlamına gelen kelimeden alan organizasyon, düzenli olarak yeni yerel ve küresel trendleri vurgulayan sergilerin yanı sıra eğitim atölyeleri, gösterimler ve önde gelen yerel ve uluslararası sanatçı ve film yapımcılarının yer aldığı söyleşilere ev sahipliği yapıyor. Yarat'ın şehirde çeşitli mekanları var. Bunlardan en önemlisi, Hazar sahilindeki eski bir donanma gemisi atölyesinde yer alan Yarat Çağdaş Sanat Merkezi. Merkezi Nizami Caddesi'nin hemen dışındaki muhteşem fin-de-siecle binaların arasında yer alan bu şık ve çağdaş galeri, resim ve fotoğraftan grafik ve enstalasyona kadar farklı formatlarda çalışan önde gelen uluslararası sanatçıları temsil ediyor ve Londra ve Bakü'de sergi alanları bulunuyor. Uluslararası görünümüne rağmen Gazelli Sanat Evi, Azerbaycan ve çevre bölgenin anlaşılmasını teşvik etmeye özel olarak odaklanıyor. Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid'in hayalini kurduğu, modern mimarinin mutlak bir şaheseri olan ve 2014 Londra Tasarım Müzesi'nde Yılın Tasarımı ödülünü kazanan bu muhteşem akıcı bina, düzenli olarak büyük sergilere ev sahipliği yapan bir oditoryuma, müzelere ve sanat galerilerine ev sahipliği yapıyor. Ayrıca bodrum katında inanılmaz bir klasik araba koleksiyonu da var. Bakü'nün Rus Molokan topluluğunun tarihi ibadethanesinde yer alan bu topluluk alanında belgesel film gösterimleri, sergiler, eğitim kursları ve atölye çalışmaları düzenleniyor. Eşitlik, kapsayıcılık ve çeşitlilik gibi temaları ele almak, yerel film yapımını desteklemenin yanı sıra Selam'ın misyonunun önemli bir parçası. Açık teras ise genç yaratıcılar için popüler bir buluşma yeri."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bakunun-modern-simgesi-haydar-aliyev-kultur-merkezi/", "text": "Bakü'nün ikonik yapılarından biri haline gelen Haydar Aliyev Kültür Merkezi, başkentin modern atmosferinin yanı sıra ülkenin dinamik gelişimini ve geleceğe yönelik adımlarını simgeliyor. Dünyaca ünlü Irak asıllı İngiliz mimar, Pritzker Mimarlık Ödülü kazanmış Zaha Hadid tarafından tasarlanan merkezin yapımı, 2007-2012 yılları arasında gerçekleştirildi. Binanın beyaz renkte tasarlanmış olması da parlak geleceğe mesaj verirken, oldukça sıra dışı bir doğal ışık yansımasıyla binanın göz alıcı şeklini ortaya çıkarıyor. Tasarımında bir tane bile düz çizginin kullanılmadığı bu olağanüstü yapı, dış görünümü ile ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor. Dışarısı gibi içerisi de bembeyaz tasarlanmış bina, üç bölümden oluşuyor. Bunlardan birincisi, binanın adını taşıdığı, Azerbaycan'ın ulusal lideri Haydar Aliyev'in hayatına ithaf edilmiş müze. İkinci bölüm ise dokuz kata yayılmış sergi salonlarından ibaret. Bu salonlarda hem kalıcı hem de süreli sergileri bulabilirsiniz. Kalıcı sergiler arasında Bakü'nün en önemli mimari yapılarının minyatürleri, geleneksel müzik aletleri, aynı zamanda klasik araba koleksiyonu yer alırken, dünyanın farklı yerlerinden ünlü sanatçıların eserleri de düzenli olarak ziyaretçilere sunuluyor. Bunlardan en sonuncusu, Azerbaycan ve Fransa arasında diplomatik ilişkilerin 30. yıldönümüne ithafen ünlü fotoğrafçı Reza Deghati'nin fotoğraf sergisi olmuştu. Merkezin üçüncü bölümü ise dört seviyeli oditoryum, iki çok fonksiyonlu konferans salonu, toplantı salonları ve medya merkezini kapsıyor. Oditoryum, dünya çapında konferanslara, birbirinden ünlü kişilerin konserlerine ve konuşmalarına ev sahipliği yapıyor. Özetleyecek olursak; Haydar Aliyev Kültür Merkezi, ister Azerbaycan'ın dünden bugüne değişimini simgeleyen sergileri isterse de modern dünya sanatçılarının eserlerini inceleyebilmeniz ve sanatsal bir keşfe çıkmanız için ideal yerlerden biri."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bakus-best-modern-art-spaces/", "text": "Azerbaijan's bustling capital is brimming with arts and culture. Baku is famous to be the art hub of the region and offers plenty of museums to be explored during your visit. Modern art has been particularly fast-emerging which led to the opening of different Modern Art Spaces. In this Article, we introduce you to the top Modern Art Spaces of Baku which would satisfy your thirst for artistic and cultural experience. Baku's Museum of Modern Art holds a collection of over 800 pieces, mainly avant-garde and gathering the finest Azerbaijani painters and sculptors of the last 70 plus years. You can admire the vibrant strokes of 1960s Azerbaijani artists inspired by the landscapes of the Absheron Peninsula as well as works by European masters such as Picasso and Dali. Meanwhile, the two-floor building's sleek design and open space conjures a relaxing atmosphere. A not-for-profit art organisation founded in 2011, Yarat is an epicentre of emerging Azerbaijani artistic talent. Named after the Azerbaijani word for create, the organisation regularly hosts exhibitions highlighting new local and global trends, as well as educational workshops, screenings and talks featuring top local and international artists and filmmakers. Yarat has various venues around the city, the main one being the Yarat Contemporary Art Centre, housed in a former naval ship workshop on the Caspian waterfront. Located amid gorgeous fin-de-siecle buildings just off the central Nizami Street, this stylish contemporary gallery represents leading international artists working in diverse formats, from painting and photography to graphics and installations, and has exhibition spaces in London and Baku. Despite its international outlook, the gallery has a special focus on promoting understanding of Azerbaijan and the surrounding region. An absolute masterpiece of modern architecture dreamt up by world-renowned architect Zaha Hadid, this fabulously flowing building that won the 2014 London Design Museum's Design of the Year award houses an auditorium, museums and art galleries that regularly host major exhibitions. There is also an amazing collection of classic cars in the basement. Housed in the historic former prayer house of Baku's Russian Molokan community, this is a creative community space that puts on documentary film screenings, exhibitions and educational courses and workshops. Tackling themes like equality, inclusion and diversity is an important part of Salaam's mission, along with supporting local filmmaking. The outdoor terrace is a popular meeting place for young creatives."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bala-uyguner-onun-sergisiyle-decollage-art-spacete/", "text": "Sanatın her alanından farklı sesleri ön plana çıkarmayı, sürdürülebilir ve ulaşılabilir bir sanat ortamı yaratmayı amaçlayan Decollage Art Space, Bala Uyguner 'in ilk kişisel sergisi Onuna, 22 Ağustos-17 Eylül 2023 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Bala Uyguner'in ilk kişisel sergisi Onun, Türkiye'de ve tüm dünyada kadınlık mefhumuna dair yeni kapılar açarak, kadınların hikayesini, kadınlık deneyimini paylaşan bir sanatçının elinden çıkan eserler aracılığıyla dinlememizi sağlıyor. Onun, doğduğu andan itibaren başkasının varlığıyla, diğerlerinin bakışıyla konumlanmak zorunda kalanların hikayesi olarak karşımıza çıkıyor. Bala Uyguner'in tuval üzerine yağlı boya kullanarak oluşturduğu fotogerçekçi portreler ve kadın-erkek ilişkilerini ele aldığı heykeller; Türkiye'deki kadınların konumunu, ilişkilerini, kadınlar üzerinde kurulan baskıyı irdeliyor. Saldırgan erkekliğin kadın bedeni üzerinde iddia ettiği hak, yoksunlaştırdığı cinsel özgürlük ve yok saydığı toplum içinde var olma hakkı, eserlerin bütününde gözler önüne seriliyor. Eserlerin genelinde, duyguların tamamını göğüsleyen gözler, erkekliğin sahiplenme iddiasını işaret ediyor: Onun kızı, onun kardeşi, onun karısı, onun kuzeni olarak, hep başka bir erkek üzerinden tanımlanan kadınlık mefhumunu ortaya çıkarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/balaban-sanat-galerisinden-yeni-sergi-sadece-geciyordum/", "text": "Balaban Sanat Galerisi'nin dünyaca ünlü sanatçılarından Sinan Hussein'in kişisel sergisi 29 Ağustos tarihinde sanatseverlerle buluşacak. Sadece Geçiyordum / Just Passing By isimli sergi 14 Eylül tarihine kadar Balaban Sanat Galerisi'nde izlenebilecek. 1977'de Bağdat Irak'ta doğan sanatçının sanatsal mirası, Mezopotamya atalarının vizyonundan, medeniyetinin belirsizliğinden, ihtişamlı tarihinden ve korkunç günümüzden uzanıyor. Resimlerindeki sessizlik söylemi, figürlerinin bakışları ve tuhaf nesneler geçmişten gelen canlı bir metafordan başka bir şey değildir. Sinan, 14 yaşındayken arkadaşlarının ve ailesinin portrelerini çizerek sanatla uğraştı. Sanatçı ve müzisyen babası yeteneği fark etti ve Sinan'ı sanat yolculuğuna devam etmesi için teşvik etti. Sinan, birkaç yıl boyunca klasik, modern ve çağdaş sanatçıları kendi kendine inceledikten ve gözlemledikten sonra, Bağdat'taki Irak Güzel Sanatlar Akademisi'ne katıldı, yeteneğini bir üst seviyeye çıkardı ve güzel sanatlar alanında lisans derecesi aldı. 2004'te mezun olduktan kısa bir süre sonra, savaş ve neredeyse üç kez hayatını sona erdiren şiddetli mezhepsel şiddet nedeniyle Bağdat'tan kaçtı ve evini ve ailesini temelli olarak terk ederek Kuveyt'e ve sonunda Amerika Birleşik Devletleri'ne sığındı. Nostalji ve yeni bir yuva arayışı, Sinan'ın resimlerini zenginleştirmiş ve şekillendirmiştir. 2004 yılının başından itibaren Ortadoğu, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde birçok önemli sanat sergisine katıldı ve sergiler açtı. Eserleri, dünyanın dört bir yanındaki orta doğu ve Arap körfez kraliyetleri, hükümetler ve özel koleksiyoncular tarafından toplanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/balkan-naci-islimyeli-ben-ile-bodrumda/", "text": "Geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz Balkan Naci İslimyeli'nin anısına düzenlenen Ben Sanatla 50 Yıl 1972-2022 Retrospektif Sergisi Bodrum'da açıldı. Balkan Naci İslimyeli 'Ben' Retrospektif Sergisi sanatçının 1972-2022 tarihleri arasında yapmış olduğu eserlerinin başyapıtları arasından seçildiği bildirildi. Şevket Sabancı Kültür ve Sanat Merkezi'nde 10 Ağustos günü düzenlenen bir kokteyl ile kapılarını açan serginin 21 Eylül tarihine kadar gezilebileceği bildirildi. Balkan Naci İslimyeli'nin eşi Sezin İslimyeli'nin evsahipliği yaptığı serginin açılışına, aralarında, Devrim Erbil, Bedri Baykam gibi isimlernde bulunduğu sanat çevresinden pek çok ünlü isim katıldı. Küratörlüğünü Prof. Dr. Kıymet Giray'ın üstlendiği sergide bir ev kadınının fotoromanı 1981, Gece yüzleri 1985, Deli Gömleği-Fermanlar 1992, Hiç- adımlar 1996, Suret- 1998, Zamansız-2002, Matah-2006, Tuhaflıklar Tarihi 2008, Makas-Psikolaj 2008, Güneş Saatleri 2008, Karayazı 2009, Sufi 2009, Gölgeler Kenti 2009, Düş Resimleri 2009, Asılsız Gölge 2013, Kara Tahta 2013, Kozmos ve Toz 2013, Bir şey söyle 2015, Tılsımlı Gömlekler 2015, Hatırla 2017 başlıklı sanat dönemler kronolojik bir sistem içinde sergileniyor. Balkan Naci İslimyeli Retrospektif sergisinin konsepti için derinlemesine insani bir söz, bir kavram aradım. Onlarcasının arasından seçtim Ben i. Ben. İnsanın gerçeği. Gerçekliği. Ben evrenin içinde insanın varlığının temsilini sürdürme hali. Ben düşünme eylemi, Ben felsefenin derinliğinin imgelem gücü, Ben varlık ve oluşum. Ben insan. Ben insanın, tekilliği, yalnızlığı. Ben özün sınırları. Ben baskılara, suçlamalara direnme hali. Ben iletişim ve iletişimsizliği insanın. Ben bir kavram olarak insanın sürdürülebilirliği. Ben kendini kanıtlama hali. Ben sanatla bütünleşme çizgisi. Ben Balkan Naci İslimyeli. Ben Balkan'ın, tam da kendisi. Balkan Naci İslimyeli'nin 50 yıllık sanat serüvenin tanımı Ben. Düşündüm de Balkan Naci'yi bir sanatçı olarak tek bir sözcükle tanımlamak gerekseydi bu sözcük kesinlikle Ben olurdu. Öyle de oldu. Özgür ruhu, dünyaya geniş bakış açısı, savunma mekanizması ve temel bilgi zenginliği, felsefesi ve özgüven duygusu ailesinin Balkan kimliğiyle örtüşmektedir. Osmanlı'nın kıymetli toprakları Balkanlar'dan, İslimye'den İstanbul'a göçle taşınan ailesinin kültürlü ortamında, kitaplar arasında, sanatla iç içe yaşayan bir aile ortamına doğmuştur. Gözlerini Adapazarı'nda açar dünyaya. Doğayı, insanları hayatı bir çocuk olarak bu coğrafyada algılar. İlkokul'u da bu ilde okur. Nüfus Müdürü olan Babası Tekirdağ'a atanır. Coğrafyası değişir, çevresi, arkadaşları da farklılaşır. Yeni bilgiler ve görgüler girer hayatına, Önemlisi, okuyan ailesi gibi o da sürekli okumaktadır. Ege'nin verimli ve sıcak toprakları ve antik kültürüyle, babasının görevi nedeniyle gittikleri Aydın'da tanışır. Balkan Naci İslimyeli, karikatür çizen babasının, yaşamı ironik bir yaklaşımla, gülümseterek eleştiren sanatçı oğlu olarak, kendi dünyasının merkezinde özgüvenli, özgür, doğal olarak da başka kimliği ile yetişir. 1967 yılında İstanbul'dadır. Bauhaus örnek alınarak, Prof. Dr. Adolf G. Schneck başkanlığında, özel olarak seçilmiş olan uzman öğretim elemanlarıyla, Beşiktaş Dolmabahçe Sarayı Baltacılar Dairesi olarak bilinen binada öğretime başlamış olan Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda, çağdaş bir öğrenim sistemi içinde öğrenime başlar. 1960'lı yılların genç öğrencileri gibi, kapitalist birçok ülkede ve özellikle ABD'de sisteme aykırı hareketleriyle ön plana çıkan Hippilerin özgürlükçü ve antimilitarist akımlar içinde bulunduğu dönemde, tüm dünyada esen özgürlük akımından ve savaş karşıtlığı sosyal direnişlerden etkilenir. 68 kuşağını başlatan olayların ilki Fransa'daki Sorbonne Üniversitesinde meydana gelen öğrenci isyanı olur. Bu bağlamda Latin Amerikalı devrimci Ernesto Che Guevara'nın La Higuera'da yakalanıp 9. Ekim.1967 tarihinde Bolivya Ordusu'nun elinde öldürülmesi de 68 kuşağını olaylarının başlangıcına neden olarak gösterilebilir. Balkan Naci İslimyeli, dünyada ve ülkemizde 68 gençlik olayları başladığında İstanbul'dadır. Gençtir, öğrencidir, özgürlüğü savunmaktadır. Döneminin gençlik ruhu içinde, Dev-Genç'in Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu sorumlusudur. 1971 yılı muhtırasının ardından o da birçok genç gibi, o da tutuklanır. Dört ay Maltepe Cezaevi'nde kalır. Hayatının her aşamasında yaptığı ve yapacağı gibi, bu dönemini de, acıları, direnişleri, haksızlıkları, yaslarıyla resimleyeyip belgeleyerek sanat eserine dönüştürür, sergileyerek toplumla yüzleştirerek paylaşır ve bu dönemi noktalar. Balkan Naci İslimyeli, öğrenciliğini tamamladığı fakültede 1973 yılında Devlet tatbili Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda asistan olarak işe başlar. 1974 yılında sanatının ilk dönemi olan Suya Yazılmış Şeyler serisi ile bellek kavramını sorgulamaya başlar. Unutularak ya da unutturularak yok olmaya yüz tutan, acıları, sorguları, diyalogları ve özgürlükleri çizerek silerek ve tekrar çizip silerek su üstünde tutmaya çalışır. 1975 yılında, o da Tatbiki'li genç sanatçıların yurt dışına öğrenimlerini pekiştirmek için ilk adımlarını attıkları, dönemlerinin uluslararası tanınmış sanatçılarının yaz atölyelerinde dersler verdikleri Avusturya'da, Salzburg Yaz Akademisi'ndedir. Salzburg Yaz Akademisi sanatın tarihinin zengin geçmişine ve çağdaş kavramların sanatla buluşmasına açılan yeni kapılar olarak estetik değerlerini yüceltirken özgürlük duygusunun erdemini yeniden yüreğinde canlandırarak pekiştirir. Suya Yazılmış Şeyler serisini Bir Yıkımın Mimarisi serisi izler. Benim Balkan Naci İslimyeli eserleriyle ilk tanışmamdır Bir Yıkımın Mimarisi Sergisi. Öğrenciydim. Sanatın tarihini okuyordum. Balkan Naci'nin kavramlara siyah beyaz çizgilerle nasıl yön verdiğini, figürü olayın içine, çizgilerin ve gölgelerin arasından sıyırarak yalın bir dille nasıl kompoze ederek yereleştirdiğini, böylece tematik hikayenin belleğini, zamanını ve mekanını özgürce sorguladığını o zaman fark ettim. Yıllarca sürecek Balkan Naci'nin insan gerçeğinin sürgün hali, yalnızlığı, tekilsizliği, uyumsuzluğu üzerine yarattığı farklı temaların özünü düşünerek kendi kendine sosyal sorgular açtığı, bellek kayıtları olan dönemlerini, takip etmeye başlamak serüvenim böyle başladı. İlgi alanıma giren sanatçılar arasında yerini aldı. Balkan Naci'nin insanı, insanlığı tekilsizliği sanatla sorgulamak eyleminin yolu 1980 yılında Rönesansın merkezi olan ve sokaklarında, caddelerinde Leonardo, Michelangelo ve Raphael'in eserleriyle adım adım yaşadığı dünya sanatının odak noktasına açılır. Zamanın anlamının sanatla bütünleştiği, 15. Yüzyılıdan başlayarak zaman, mekan, insan ve sanat izlerinin özenle koruyarak 20. yüzyılın kültürüyle yaşamaya devam eden Rönesan kentinde, sanatı ve insanı ve belleğin önemini, değerini yeniden özümser. 1980'li yıllarda Balkan Naci, eserlerinin arasına Floransa izlekleri olam mesenleri ve resim simsarları olan aracıların temsili olan Sahipler serisini kazandırır. Sanatın yüzlerce yıllık geçmişinin merkezinde, sanatçılarla mesenler arasında gidip gelerek yaşamlarını kazanan aracıların eleştirel kompozisyonları olan Balkan Naci resimleri, Rönesans resminin klasik portre geleneği, renkleri ile Michelangelo Merisi da Caravaggio'nun ışıklarıyla Rönesans resim sanatı tarihi belleğine göndermeler yapar. 1984 yılının Gezginler ve Gece Yüzleri ve 1988 yılında başlayan Pentimentolar serileri, insanın ve insanlığın korkularını, yalnızlığını ürkek sevgilerinin tematik kompozisyonları olarak; sahici, içten, korkusuz ve sorgulayıcı Balkan Naci duyarlığının eserleridir. Korkusuz tanımı, Balkan Naci'nin insanın insan üzerine yığdığı korkuların karanlıklarını, sanatla aydınlatarak korkulardan arındırma halidir. Balkan Naci İslimyeli, dünya sanatının merkezinden 1950 yılından sonra modern ve çağdaş sanatın kuramlarının örneklerinin verilmeye başlayarak yeni sanat merkezi iddiasının marka müzeleri, marka sanatçılarının merkezi olan Amerika'ya 1989, 1990 ve 1995 yıllarında yolculuk yapmaya başlar. Yeni estetik oluşumları, sanatın tuvallere de sığmayan, taşarak mekanlara dağılan yenilikçi, deneysel eğilimlerini inceler. Benim değerlendirmelerime göre, Amerika'da gezdiği müzeler, verdiği dersler, edindiği dostluklar, sanatın içinde aldığı nefesler Balkan Naci'nin sanatının en önemli niteliği olan deneyselliğini ve onun düşünce platforunun sanat eserine dönüşüm serüveninin heyecanını pekiştirir. Hayatının merkezi olan BEN kavramını belirleyen özgür ve özgün kimliğinin temsili olarak yaptığı kompozisyonlar, entalasyonlar, yeni sanat eserleri, farklı düşünceler, farklı formlar, farklı malzemeler ve farklı estetik yargılarla, Balkan Naci eserleri ve serilerine dönüşür. En önemlisi, bir sanatçının yaşadığı dünyayı ve coğrafyayı, nefes aldığı doğayı, toplumun bir parçası olarak kendisini, çevresini ve geçirdiği hayatın ayrıntılarını algılamasının, gözlemlemesinin sanatın asal gerçekliği olduğu savının Amerika'nın özgür topraklarında gelişen özgür sanat hareketlerinin de gerçekliği olduğunu keşfetmesidir. Çocukluğundan başlayarak hayatının evrelerini, değişimleri, değişmezler, baskıları, tutkuları, özgürlükleri ve alışkanlıkları, yalnızlıklar ve tekilsizlikleri, özendirilen tüketim dünyasını ve moda kavramını, sonuç olarak da derinlemesine insanı ve yaşamın gerçekliğini sorgulayan deneysel, çağdaş, yenilikçi ve yalnızca kendisi olan eserler vermek kararı pekişir. Sanat yolculuğunun olgunluk döneminin eserlerini yaratmaya başlar. Sanatçı duyarlığı, estetik değerleriyle adım adım izler yaşadığı toplumu ve kendisinin, çevresinin hayatını. Hayatının vazgeçilmez alışkanlığı olan yazı, bir anlamda Balkan Naci Kaligrafisi, Sonra da eğitim modellemesi olan insan dokusu yaratma eylemi olarak Kara Tahtalar serisi işte bu deneysel tutkunun sonuçları olan eserlerdir. Kara tahta üzerinde ders için, derse göre değişen standart aletler, tahtadan yapılmış geoemetri dersi formları, tebeşşirler, öğrencilerin standart kara önlüklerinin üzerine takılan bembeyaz yakalar. Kırmızı başarı temsili ayrımcı kurdeleler. Formalarla, dersliklerde sıralarla forma giren öğrenciler. Balkan Naci islimyeli, 1991 yılında, ilk insanın dünya üzerinde var oluşunun zaman sınırının ancak yazıyı keşfetmesinden sonra, Neolotik çağda başladığını, varlık olmanın kalıcılığının ancak yazıyla başlayıp yazıyla devam ettiğini, yazısız dönemlerin hiç olduğu gerçekliğini İz başlıklı sergisiyle vurgular. Kuşkusuz bu seride yer alan eserleri de Balkan Naci'nin hayata dair dikkat çekmek istediği insani ve dünyevi gerçeklerle bizi yüzleştirmesidir. Yüz insan bedeninin varlığının kanıtı, kişiliğinin tanımı, kimliğinin göstergesidir. Yüz olmadan beden bir hiçtir. Kendini tanımlayamaz, anlatamaz, duygularını, düşüncelerini açıklayamaz. Yüz güzelliği ile yazının güzelliğini eş tutar Balkan Naci. Kaligrafi yazının anlamı olmanın ötesinde sanata dönüşmüş tasarımıdır. Yüz ve kaligrafi, iki güzel, iki farklı ancak aynı anlamı ifade eder. Arınmış anlamı. Varlık ve var olmaktır. İki ayrı, fakat asal olarak varoluş imgesi yüz ve kaligrafi. Ayrı ayrı ve ancak aynı anlamlarda birleşen insan kavramının asal simgesidir her ikisi de. Balkan Naci'nin İz seisinde alın yazısı deyişiyle bir arada tasarladığı yüz ve yazı bileşkesi insanlık tarihinin özetidir aslında. Deli Gömleği adını verdiği eserleri, 1990 yılında New York'da Üniversitede gösterime giren bir serisidir Balkan'ın. BEN tanımı insan olan Balkan'ın insanlığa giydirdiği akıl gömleğidir Deli gömleği Serisi. Deli gömleği sanıldığı gibi bir kısıtlama, baskı, tekillik, sıradanlaştırma, susturma alanının tanımı ve temsili değildir Balkan Naci düşüncesinde. İçine sığınılan bir büyük özgürlük alanıdır. Neyin nasıl baskılandığını, insanın neden, niçin sıkıştırılıp belli kalıplar içinde biçimlendirilmeye çalışıldığının derin sorgusudur. Düşündürücü, düşündürürken sorgulayıcı bir ironik yolculuktur. Tek tip baskısına karşıt olan aykırı olma özgürlüğüdür. Susukunluk karşısında atılan özgür çığlıklardır. Kimin akıllı, kimin deli olduğu tartışmasının tetik noktasıdır. Deli Gömleğinin içine gizlenmiş olan yalnızca bedenidir. Gerçeği ve gerçeklerin aynası olan yüz ironik olarak izleyiciyi dikkatle, biraz da alaycı izlemekte ve kimin daha deli olduğunu sorgulamaktadır. Balkan Naci'nin Suç adlı enstalasyonu, kavramı, tasarımı ve uygulamasıyla da döneminin öncüsüdür. Sırasıyla, daha ilkokuldan başlayan suç mekanizmasını, sorgu türleri çekmecelerinde kayıt alanında tutulan dosyalarıdır. Durmadan yazılan suç raporları, Lady Macbeth'in tiradına gönderme yapmaktadır. Çağdaş bir video/enstalasyın tasarımı olarak Balkan'ın tekil olan sanatçı kimliğinin özgün kanıtıdır Suç serisi tasarımı olan enstalasyon/video eseri. Balkan Naci, Söz serisinde, sergi duvarını bir bordür olarak dolaşan tümcelerle yaşamının felsefesi olan sözleri sıralar. Balkan'ın, Suret serisinin resimlerinin alt bölümlerine tutuşturulan tümceler açıklar yapmış olduğu resmin hikayesini, Suç serisi resimlerinde Balkan, yara bantlarına yazılmış sözcüklerle suç türlerinin zaman, coğrafya ve bulunulan konumda, geçici ve değişken olma halini belirler. Hatırlama, Tophane- i Amire'nin taş duvarlarında yankılan Balkan Naci sanat serüveninin söylemidir. Youtube'dan kendi anlatımıyla izlemelisiniz bu serginin nasıl tasarlandığını. Dönemlerini, eserlerinin sergi salonunda nerede ve niye o noktay yerleştirilip sergilendiğini. Ne zaman ve hangi insani değerlerle bu eserlerin yapıldığını, yaşamını, dünyayı nasıl eserlerine sığdırdığını Balkan Naci'nin video anlatımıyla dolaşarak gezmelisiniz Hatırla sergisini. Ben, Balkan'ın neden farklı, neden çağdaş, neden çok özgün ve gerçek bir sanatçı olduğunu onun hayatının evreleri olan eserlerini tasarlarken yaşadığı titiz çalışmalarla gözlemlerini, felsefesini, bilgilerini ve gördüklerini, sanatın tarihinin izlerinde gezerek, sadece kendi olma erdeminde gizli olduğu gerçekliğiyle açıklıyorum. Bu bağlamda bütün serilerini tekrar gözden geçirerek, Balkan Naci tekliğine, sanatçı olarak tekilliğine ve özgünlüğüne önem veriyorum. Makas Serisiyle devam edelim isterseniz. 2008 yılında yapmış olduğu; Diriler, Kapılar ve Ölüler olmak üzere üç bölümden oluşan bir seri. İnsanın iç dünyası kavramı, bedenin iç dokusuyla fantastik Balkan Naci kompozisyonlarına bakalım sorgulayarak. Bedenin içini resimler Balkan bu eserlerinde. Örttüğümüz örtüştürdüğümüz tutkularımız, tabularımız, korkularımız bedenin içinde organlarda tutsaktır. Ya da organlar bu dürtülerle tutsak edilmiştir bedenimiz içinde. Geçirgenli gerçeklik, ikircikli felsefi bakış açısıyla Balkan Naci'nin tuvallerinde biraz ürkünç biraz da ironik olarak yerlerin almıştır. Bilgisayar ortamında fotoğrafın tuvale yansımasıyla elde edilen 90x120 cm, 90x140 cm gibi boyutlarda, otuz dört tuvalden ve her tuvale eşlik eden birer cümle alt yazılardan oluşan Suret serisi, 1998 yılının Balkan Naci eserleridir. Hayallerle birleşen düşün dünyasının kurban etme kavramını sorguladığı bu kompoizsyonlar onun pür ve katışıksız Balkan Naci olan sanat anlayışının göstergesidir. Deja Vu serisi is, yaklaşık olarak otuz adet eserin yanyana gelmesidir. Fotoğraf-tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle yapılan bu dizideki yapıtlar 100x120 cm, 120x140 cm boyutlarındadır. Hristiyan ikonografisinin gizli resim dilini kullanıldığı fotoğraflardan oluşan Deja Vu serisinde de, tekrar tekrar aynı şeyi görme sanrısından yola çıkan Balkan Naci, toplumsal bellek, beden, nesnellik, günlük yaşam ve müdahaleleri ve kısıtlamalarını, Sigmund Freud'a ve kollektif bilince metaforik göndermeler yaparak sorgular. Matah Balkan Naci'nin tüketim dünyasının feyk ikonlarına yaptığı derin ve anlamlı bir göndermedir. Mahmutpaşa ve Tahtakale'nin ilk hecelerinin bileşkesi olarak Matah, sözcük anlamıyla tamamen örtüşen bir kavram olarak Balkan Naci'nin 2006 yılının seri işlerine belirlediği konsepttir. Balkan Naci'nin yaşamın kesitleri içinden ironik bir bakış açısıyla algıladığı, yalnızca giydiği, kuşandığı, taktığı markalar kadar önemli olduklarını düşünen, başka hiçbir özellikleri olmayan, sanal çevrelerinin içinde sanal ikonlar olarak çok önemli olduklarını farzeden insanların sığ dünyasına yaptığı esaslı bir göndermedir. Marka ikonlarının küçümsediği, ucuz giysi pazarları, tahtakale dükkanları, Mahmutpaşa sokaklarını dolduran basit, ucuz ve alalade giysiler, takılar, kumaşlar ve herhangi bir şey olan materyellerle giysi tasarımları gerçekleştirir. Balkan Naci, sanatçı olarak estetik duyarlığının süzgecinden geçirerek gerçekleştirdiği bu giysi tasarımlarını, hiç önemi olmayan, plastik, içi boş konu mankenlerine giydirir. Matah serisi sergilendiğinde şok etkisi yaratır. Balkan Naci'nin tasarımları, sanatçının eleştirel bakışlarla sorguladığı moda ikonlarının bile olağanüstü ilgisiyle karşılanır. Tüketimin içi boş dünyasını ironisini, sanatın tarihine taşır. Balkan Naci İslimyeli'nin sanata adanmış 50 yılı, tamamen dünyaya, insana ve ülkemizin tarihine odaklı bilgiler, okumalar, gerçekler, anılar, bellek, felsefe ve estetik derinliklerle dolu bir sanatçının hayatıdır. İnsana ilişkin yaşanmışlıkların, zamana ilişkin belleğin, görme, algılamalardır. Yüzleşen gerçeklerin sorgulama evrelerinden geçirilerek, her seferinde yepyeni formatlar, atılımcı ve deneysel kompozisyonlar olarak sanat eserine dönüşmesidir. Yalnızca Balkan Naci'nin kendisinin temsili olan sanat eserlerine evrilmesidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/balkan-naci-islimyeli-hayatini-kaybetti/", "text": "Sanatçı Balkan Naci İslimyeli, yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek 75 yaşında vefat etti. Sanatçının kardeşi Oya İslimyeli Ulutin, acı haberi sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla duyurdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/balkondan-insaati-izleyen-vatandas-tarihi-eseri-fark-etti/", "text": "Bursa'da, evinde çalışan bir vatandaş, balkonundan izlediği inşaat alanındaki kazı çalışma alanında fark ettiği moloz yığını arasındaki erken Roma dönemine ait olduğu sanılan mezar stelini çıkarıp yetkililere teslim etti. Nilüfer ilçesi Kurtuluş Mahallesi'ndeki bir inşaat alanında istinat duvarı yapılması için kazı çalışması yapıldı. Bu sırada iş makinelerinin çalışmasını, alanın yanında bulunan apartmandaki dairesinin balkonundan izleyen Erdoğan Tunaboylu, kepçenin topraktan düz bir parça çıkardığını fark etti. Evinden çalıştığı için o an kazı alanına gidemeyen Tunaboylu, mesaisi bitirdi. Alana eniştesiyle birlikte giden Tunaboylu, mermer parçalarını molozların arasından toprak çıkardı. Parçaların tarihi eser olduğunu düşünen Tunaboylu, polis ekiplerine haber verdi. Olay yerine gelen polis ekipleri mezar steli olduğu sanılan parçayı inceledi. Ekipler, Nilüfer Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Tarih Turizm Bürosu görevlilerinden yardım istedi. Olay yerine gelen görevliler, yapılan ilk incelemede erken Roma dönemine ait mezar stelinin yaklaşık 2 bin yıllık olabileceğini söyledi. Mezar steli, detaylı inceleme yapılmak üzere Bursa Arkeoloji Müzesine götürüldü. Tunaboylu, gazetecilere yaptığı açıklamada, bugün site bahçesindeki inşaat alanında çevre düzenlemesi yapıldığını belirtti. Dördüncü kattaki dairesinden çalışmayı izlediğini ifade eden Tunaboylu, Kepçenin topraktan düzgün şekilli bir parça çıkardığını gördüm. Uzaktan evden çalıştığım için o an gidip bakamadım. Mesaim bittikten sonra o parçaları incelemek istedim. İki adet mermer parçası tamamen toprak içindeydi. Önce alt kısım olan parçayı inceledim. Mermerlerin üzerinde kabartma aradım ama göremedim. Diğer parça toprağın daha da altındaydı. Daha sonra ona baktım. Mermerin üst kısmının üçgen olduğunu fark ettim. Toprağı eşeleyince şeklin devam ettiğini gördüm. diye konuştu. Mermer parçalarını tek kişi kaldırmanın çok zor olduğunu ve bu mezar stelini aynı binada oturan eniştesiyle topraktan çıkarıp bina kapısının önüne getirdiklerini anlatan Tunaboylu, Suyla yıkadık ve mermerin üzerindeki kabartmaları gördük. Daha sonra önemli bir parça olduğunu düşünerek hemen gerekli yerlere bilgi verdik. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bambaska-bir-caz-konsepti-19-kasimda-lifeparkta-gerceklesecek/", "text": "Türkiye'nin en yenilikçi etkinliklerinden biri olan ve piknik atmosferinde geçen Ormanda Caz & Piknik, her pazar günü caz müziğinin en seçkin isimleriyle Lifepark Cam Bahçe'de müzikseverleri ağırlıyor. Bu eşsiz etkinlik, piknik keyfi ve caz müziğinin harmonisini bir araya getirerek Türkiye'de bir ilki gerçekleştiriyor. Piknik ve caz müziğini bir araya getirerek Türkiye'de bir ilki gerçekleştiren Ormanda Caz & Piknik Etkinliği, Lifepark'ın kapalı camekan alanı Cam Bahçe'de müzikseverler için harika bir pazar günü vadediyor. İlk olarak 12 Kasım Pazar günü Elif Çağlar ve Leyanner Chibas Duporte'nin unutulmaz performanslarıyla başlayan bu caz serüveni seçkin isimlerle devam ediyor. Katılımcılar, 19 Kasım'da saat 14.00'de Serra Erkoç ve saat 16.00'da Fatih Erkoç Jazz Project'un eşsiz performanslarıyla cazın ritmine kapılacak, 26 Kasım'da saat 14.00'de Kerem Görsev Trio ve saat 16.00'da Erdem Özkan Quartet'in muhteşem sahne performanslarına tanık olacak. Etkinliğin kapanışını ise 3 Aralık'ta saat 14.00'de Ima Maya ve saat 16.00'da Alp Ersönmez Cereyanlı büyüleyici performanslarıyla yapacak. Katılımcılar, etkinlik boyunca 12.00 18.00 saatleri arasında yeşillikler içinde, açık havada veya Cam Bahçe'nin şık ve konforlu ortamında, seçkin caz müzisyenlerinin performanslarını dinlerken etkinlik sırasında lezzetli yiyecek ve içecekleri de deneyimleyebilecek. 12 yaş altı çocukların da ücretsiz katılacağı bu özel gün, katılımcılara stresli şehir hayatından bir mola verme ve müziğin rahatlatıcı etkisiyle doğanın içinde kaybolma fırsatı sunuyor. Ayrıca katılımcılar etkinliğe piknik sandalyelerini ve dilerlerse de yemek sepetlerini yanında getirebilecek. Cazın zarif notaları ve doğanın sakinleştirici etkisiyle hafızalarda kalıcı bir iz bırakmaya hazırlanan Ormanda Caz & Piknik Etkinliğine katılmak için passo. com. tr üzerinden biletinizi hemen alabilir ve bu eşsiz deneyimin bir parçası olabilirsiniz. Müzik ve doğanın birleştiği bu etkinlik, pazar günlerinize yeni bir soluk getirecek!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/banksyden-yeni-koronavirus-grafitisi/", "text": "Ünlü sokak sanatçısı Banksy'den dünya çapında 69 milyondan fazla kişiyi etkileyen koronavirüs ilgili yeni bir grafiti geldi. Aachoo adını verdiği eserini Instagram hesabından paylaşan sanatçı, sosyal mesafeye dikkat ettiğimiz pandemi günlerini hapşıran ve tükürük saçan yaşlı kadın ile anlattı. Gerçek kimliği bilinmeyen ama eserleriyle dünyaca üne kavuşan grafiti sanatçısı Banksy, İngiltere'nin Bristol kentinde bir evin duvarına çizdiği yeni grafitisini Instagram hesabından paylaştı. Sanatçının Aachoo adını verdiği ve koronavirüse göndermede bulunan Totterdown'da Vale Caddesi'ndeki yarı müstakil bir evin duvarındaki grafiti, başörtülü bir kadını hapşırırken ve takma dişlerini havada uçarken tasvir ediyor. Hapşırma, kadının bastonunu ve çantasını düşürmesine neden oluyor. Vale Caddesi ile Park Caddesi'nin köşesindeki bir evde bulunan sanatın perşembe sabahı erken saatlerde ortaya çıkmadan önce örtüldüğü anlaşılıyor. Mahallede yaşayan 27 yaşındaki Comley, saat 07.00 civarında kahve yaptığı sırada pencereden bakarken hevesli görünen bir kişinin olduğunu düşündüğü söyleyerek, Bir adam karşıdaki parmaklıklara yaslanmış duvara bakıyordu. Yaklaşık bir saat sonra dışarı baktım ve sokakta bir sürü insan gördüm dedi. Yakın zamana kadar mahallede bir oda kiralayan mobilya üreticisi olan 28 yaşındaki Fred Loosemore, herkes güvende olana kadar, kimsenin güvende olmadığını domine etkisi ile anlatan eser hakkında konuştu. Loosemore Şans eseri bir atölyemiz ve elimizde kalan devasa bir akrilik parçamız var. Onu korumak için sanat eserinin üzerine bir parça şeffaf akrilik vidalayacağız dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/banksynin-hula-hop-ceviren-kiz-eserindeki-bisiklet-calindi/", "text": "İngiliz grafiti sanatçısı Banksy'nin Nottingham'daki hula hop çeviren kız temalı son çalışmasına dahil olan bisiklet çalındı. Sanat tacirlerinin 214 bin sterlin değer biçtiği eserin duvar resmi kısmı korumaya alındı. Dünyaca ünlü gizemli grafiti sanatçısı Banksy'nin son çalışması olan hula hop çeviren kız çocuğu çalışması, hırsızların hışmına uğradı. Resmin önünde yer alan ve kız çocuğu resmiyle birlikte kompozisyon oluşturan bozuk bisikletin çalındığı anlaşıldı. Hırsızlık olayının ortaya çıkmasının ardından yetkililer, duvardaki resmin üzerine plastik kaplama yerleştirerek eseri korumaya aldı. Mahalle sakinlerinden Tracy Jayne, grafiti çalışmasını tamamlayan bozuk bisikletin çalındığını pazar sabahı fark ettiğini söyledi. BBC'ye konuşan Jayne, Sanat eseri, Nottingham tarihinin önemli bir bölümünü oluşturan Raleigh bisikletlerini kayda geçirmişti. Ölen kocam 2002'de kapanana kadar Raleigh fabrikasında çalışmıştı. Birilerinin o bisikleti çalması büyük bir utanç. Bu düpedüz saygısızlık ve beni çok üzüyor dedi. İngiliz grafiti sanatçısının son çalışması 13 Ekim'de Nottingham'daki duvarda görülmüş, Banksy, 17 Ekim'de kendi sosyal medya hesabında resmin kendisine ait olduğunu doğrulamıştı. Nottingham Belediyesi sözcüsü, Eserde bisiklet bulunması, eskiden yakınlarda bulunan Raleigh bisiklet fabrikasına bir atıf olabilir. Fabrika, Nottingham'lı yazar Alan Sillitoe'nin yazdığı ve 1960'ların ikona dönüşen aktörü Albert Finney'in oynadığı Saturday Night and Sunday Morning filminde konu edilmişti ifadesini kullanmıştı. Tek tekerleği olmayan bisikletin arkasında görülen resimde, küçük bir kız bisikletin tekerleğiyle hula hop çevirirken görülüyordu. Daily Mail'e göre sanat tacirleri parçaya, ortalama 214 bin sterlin değer biçti. BBC'nin haberine göre bisikletin çalındığına dair şimdiye kadar Nottinghamshire Polis Merkezi'ne ya da Nottingham Şehir Konseyi'ne herhangi bir ihbarda bulunulmadı. Duvar resminin Banksy'ye ait olduğunun teyit edilmesinden sonra birçok kişi önünde fotoğraf çektirmek için sıraya girmişti. Banksy, memleketi Bristol kentinde 1990ların başında trenleri ve duvarları boyamaya başladı. Kısa bir süre içinde dünya genelinde bilinen bir sokak sanatçısına dönüştü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baris-akarsu-merhaba-filminin-galasi-yapildi/", "text": "Genç yaşta hayata veda eden Anadolu rock müzik sanatçısı Barış Akarsu'nun yaşamını anlatan Barış Akarsu Merhaba filmi, 18 Kasım'da sinemaseverlerle buluşacak. Filmin senaristi ve yönetmeni Mert Dikmen, Kanyon AVM'de gerçekleştirilen galada, Beyoğlu'ndaki terör saldırısında yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi. Yaşananlara rağmen galayı yapmaya karar verdiklerini belirten Dikmen, Çünkü onların bu geceyi Barış'ın ailesinin elinden almasına izin vermedik. Burada olduk. Sizlere de bize destek olduğunuz için teşekkür ediyorum. Umarım filmimizden keyif alıp, severek izlersiniz. dedi. Filmin başrol oyuncusu İsmail Ege Şaşmaz ise Çok güzel bir set geçirdik. Çok güzel bir yolculuk oldu. Şimdi bu yolculuğumuzun finalinde sizler neleri başardığımızı göreceksiniz. Umarım beğenirsiniz. diye konuştu. Barış Akarsu'nun nasıl bir insan olduğunu hemen hemen herkesin bildiğine işaret eden Şaşmaz, Onun yolculuğunda bilinmeyenleri biz insanlarımıza filmde göstermek istedik. Gerçekçi olmaya çalıştık, olduğumuza da inanıyorum. Umarım Barış da bizi izliyordur ve o da bu durumdan mutludur. değerlendirmesini yaptı. Filmde Akarsu'nun aşık olduğu Zeynep karakterini canlandıran Almila Ada da Hep birlikte Barış'ı tanımayanların onu tanıyacakları ve sevenlerinin onu daha da seveceği bir film çekmeye çalıştık. ifadesini kullandı. Barış Akarsu'nun ablası Nesrin Akarsu ise çok mutlu olduğunu belirterek, Hem üzüntülüyüz hem gurur verici bir şey. Filmin başlaması annemin isteği üzerine oldu ama görmeye ömrü vefa etmedi. Her şey çok güzel oldu. Barış Akarsu'yu unutturmayacağız. diye konuştu. Senaryosunu Mert Dikmen'in yanı sıra Can Anar'ın kaleme aldığı, yapımcılığını Fikri Harika Production ve Aytaç Medya'nın üstlendiği film, Türkiye ile aynı anda 23 ülkede daha vizyona girecek. Barış Akarsu'nun yarım kalan ve tamamlanarak İsmail Ege Şaşmaz tarafından bu filme özel seslendirilen Merhaba şarkısından elde edilen gelir de Akarsu'nu yaşarken destek verdiği LÖSEV'e bağışlanacak. Çocukluğunda müziğe ilgi duymaya başlayan Barış Akarsu, 2004 yılında katıldığı Akademi Türkiye adlı şarkı yarışmasıyla adını duyurdu. Yarışmada birinci olmasının ardından albüm çıkaran Akarsu, müzik çalışmalarının yanı sıra Yalancı Yarim adlı dizide rol aldı. 2007 yılında, 28. yaş gününde Bodrum'da trafik kazası geçiren genç şarkıcı, yoğun bakımda kaldığı beş günün ardından hayatını kaybetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baris-manco-modadaki-evinde-duzenlenen-konserle-anilacak/", "text": "Şarkıcı, besteci, söz yazarı ve televizyon programcısı Barış Manço, Moda'daki evinde düzenlenen bir konserle anılacak. Manço ailesi ve Kadıköy Belediyesi tarafından Halkbank'ın desteğiyle müze haline getirilen Barış Manço'nun Moda'daki evinde gerçekleştirilecek konser, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle çevrim içi olarak yapılacak. Manço'nun ölümünün 22. yılında, pandemi nedeniyle her yıl olduğundan farklı anılacağı konserde Barış Manço ismini yaşatmak üzere kurulan İzmanço ve İlelebet Barış Manço derneklerinden solistler ile piyanoda Barış Manço'ya eşlik etmiş Eser Taşkıran yer alacak. Barış Manço'nun her ölüm yıl dönümünde ziyaretçi akınına uğrayan ve bu yıl pandemi nedeniyle ziyarete kapalı olan evi ise http://www. barismanco. kadikoy. bel. tr adresinden sunulan sanal turla online olarak gezilebilecek. Konser 1 Şubat saat 17.00'de Kadıköy Belediyesi'nin Youtube, Facebook ve Twitter hesaplarından yayınlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baris-ruhu-dijital-nft-sergisi-ilgiyle-karsilandi/", "text": "Root Karaköy, Sanat-Kültür-Toplum mottosuyla çıktığı kültür sanat yolculuğuna, İstanbulspor sponsorluğunda gerçekleştirilen Barış Ruhu Volume II isimli dijital NFT sergisiyle devam ediyor. Root Hotels ve Root Karaköy Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbulspor Yönetim Kurulu Üyesi Barış Erdoğdu'nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen sergi davetine, projenin sanatçılarından Eda Zamanpur ve Anıl Taşezen'in yanı sıra Gül Gölge, Ferhat Zamanpur, Nilgün Gümüş, Tamer Nakışçı, Derya Çavuşoğlu, Tuna Yılmaz, Selen Akyüz, Gülşan Gürsel gibi sosyeteden ve sektörün önde gelen isimlerinden katılım oldu. Dünya çapında mural sanatçısı Pesimo'nun kadınlara ve kadınların gücünün kutlandığı bir gerçekliğe armağan ettiği Barış Ruhu hareketinin devamı olan serginin küratörlüğünü Pınar Goodstone yapıyor. Tüm disiplinlerden ve farklı ülkelerden sekiz sanatçının NFT tescilli eserlerinin bulunduğu serginin gelirinin bir kısmı Umut Vakfı'na bağışlanacak. Serginin sponsoru ise dünyanın kültür sanat başkentlerinden İstanbul'un adını taşıyan tek kulüp olan İstanbulspor. Sporun ve sanatın toplumları dönüştürücü ve geliştirici gücü nedeniyle İstanbulspor, tarihi misyonu ve kültürü gereği sadece bir spor kulübü olarak değil, toplumsal hayatın içinde de varlığını sürdürmeye devam ediyor. Serginin İstanbul'dan sonraki durakları ise Bali, New York ve Los Angeles olacak. Barış Ruhu Volume II isimli dijital NFT sergisinde yer alan sanatçılar şu şekilde: Nancy Jo Ward, Eda Zamanpur, Ayna Anıl Taşezen, Nelten Wolde, Elen Deliss, Bradford Graves, H. Spencer Young, Tinuade Oyelowo. Müzik, kültür ve sanatın buluştuğu Root Bodrum'la görkemli bir çıkış yapan Root Hotels, İstanbul Karaköy'de açılan yeni oteliyle misafirlerini karşılıyor. Circle Group Global bünyesinde yer alan Root Karaköy, Necati Bey Caddesi'nde, İstanbul'da konaklamak isteyenlere kapılarını açıyor. Büyüleyici bir İstanbul şehir ve Boğaz manzarasına hakim konumuyla Root Karaköy, sıcak bir karşılama sağlayan lobisi, devasa cam pencereden ışığı içeri alan yüksek tavanıyla konuklarını otele giriş anında büyülüyor. Şöminesi ve ahşap tavanıyla dikkat çeken karşılıklı iki oda, lobideki taze çiçeklerin sağında ve solunda konforlu alanlar sunuyor. İstanbul Modern Sanat Galerisi, Galataport, Tarihi Galata Kulesi'ne yürüme mesafesinde yer alan otel, Sanat, kültür, komünite mottosunu sahipleniyor. Ödüllü mimar ve sanatçı Sami Savatlı tarafından tasarlanan otelin sofistike lobisi, Türk ve Avrupalı ziyaretçilerini ağırlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baris-savunucusu-iranli-ressamdan-yeni-sergi-mujdesi/", "text": "Barış savunucusu kimliğiyle tanınan İranlı Ressam Sahar Khalkhalian, yeni bir sergi hazırlığında olduğunu duyurdu. Bu serginin tüm dünya insanları için büyük bir anlamı olacağına inanıyorum. Özellikle de savunucusu olduğum barış için diyen sanatçı, kendisini tanıyanları şaşırtacak bir seçkiyle sanatseverlerin karşısına çıkacak. Henüz çocukken savaşın yıkıcı etkileriyle tanışmak zorunda kalan ve ruhunda açılan yaraları çizdiği resimlerle dünyaya göstermesiyle tanınan İranlı Ressam Sahar Khalkhalian, yeni bir sergi hazırlığında olduğunu duyurdu. Son olarak geçtiğimiz yıl New York'ta Agora Gallery ile organizasyonlara katılan sanatçı, bu kez kendisini tanıyanları şaşırtacak bir seçkiyle sanatseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Sergisini önümüzdeki aylarda Türkiye'de açacağını söyleyen Khalkhalian, Hem benden beklenen hem de beklenmeyen eserler göreceksiniz. Bu serginin tüm dünya insanları için büyük bir anlamı olacağına inanıyorum. Özellikle de savunucusu olduğum barış için. Dünya barışına ufak da olsa bir katkım olacağı için çok heyecanlıyım. Bu nedenle çalışmalarımı hızlandırdım dedi. İçine doğduğu İran-Irak savaşının izlerini ayrılık, tecrit, insanlık ve kimlik kaybı gibi güçlü ve travmatik temalarla fırçasına yansıtan ve aynı zamanda dünya barışına dair somut adımlar atmak için mücadele eden Khalkhalian, sık sık ziyaret ettiği Afrika'ya da değindi. Afrika'da yaşanan açlık ve sefalete dikkat çeken ressam, Sanatçılar olarak elimizi taşın altına koymalıyız. Uluslararası platformlarda Afrika kıtası başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde yaşanan insanlık dramlarını görmezden gelemeyiz. Üzerinde yoğun olarak çalıştığım resim sergimin dünyada yaşanan olumsuz koşulların ortadan kalkmasında az da olsa bir katkısı olursa bundan büyük bir onur duyarım diye konuştu. Tahran doğumlu sanatçı ilk sergisini 1998 yılında Tahran- İran Seyhoun Art Gallery'de açmış, 2001 yılında hem Tahran hem de Almanya'da iki sergide yer almıştı. 2010 ve 2014 yıllarında yine Tahran'da Aun Gallery'de sergi açan Sahar Khalkhalian, 2015 yılında ise Turbulent isimli sergisiyle sanatseverlerin karşısına çıkmıştı. 2016 yılında Shirin Gallery ile hem Abu-Dhabi hem de Contex Art Miami'de sergiye; 2019 ve 2020 yılında ise New York'ta Agora Gallery ile organizasyonlara katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/barok-doneme-romantik-yolculuk-is-sanatta/", "text": "Piyanist/klavsenci İklim Tamkan ile mezzosoprano Senem Demircioğlu, Jacques Duphly, Johann Mattheson, Jules Massenet, Gabriel Faure ve Georges Bizet'nin eserlerinin yer aldığı, baroktan romantik dönem eserlerine uzanan bir programla İş Sanat'a konuk oluyor. Seyircisiz olarak kaydedilen konser, bu akşam (4 Aralık Cuma) saat 20.30'dan itibaren İş Sanat'ın sosyal medya hesapları ve internet sitesinden yayımlanacak. İş Sanat'ın aralık ayındaki diğer etkinlikleri dijital platformlar üzerinden izleyicilerle buluşmaya devam edecek. İş Sanat Okuma Tiyatrosu'nda bazı bölümlerin seslendirileceği 'Othello', 'Ayı', 'Kuru Gürültü' ve 'Bir Yaz Gecesi Rüyası' 2, 9, 23 ve 30 Aralık'ta; İş Sanat Masal Tiyatrosu'nun sahneleyeceği 'Alaaddin', 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler', 'Çizmeli Kedi' ve 'Mutlu Prens' 6, 13, 20 ve 27 Aralık'ta; 'Bir Tren Kalkar Haydarpaşa Garı'ndan' başlıklı Nazım Hikmet şiir dinletisi 14 Aralık'ta, Yazarının Sesinden serisinde Ebru Cündübeyoğlu 'Ferda', Yavuz Ekinci 'Bana İsmail Deyin' ve Sinan Tuzcu 'Böcek' kitabıyla 7, 21 ve 28 Aralık'ta; Melihat Gülses 12 Aralık'ta, Semplice Quartet: 'İyi ki Doğdun Beethoven' 17 Aralık'ta, Iraz Yıldız 22 Aralık'ta, Murat Karahan ile Yeni Yıl Konseri 31 Aralık'ta sanatseverlerle buluşacak. Tüm konser ve dinletiler 20.30'da, çocuk etkinlikleri ise 15.00'te yayında olacak. Detaylı bilgiye ve İş Sanat Aralık ayı programına ve detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/basak-ozkendirci-katmanlar-sergisiyle-fulart-sanat-galerisinde/", "text": "Başak Özkendirci, 22 yeni eserini 29 Eylül Salı günü Fular't Sanat Galerisi'nde açılan katmanlar adlı kişisel sergisiyle sanatseverlerin beğenisine sundu. Tekstil sektörü için tasarladığı kumaşlardan oluşan koleksiyonunu yaşamının nesnel tanıkları olarak tanımlayan ve bu koleksiyonunu özgün tekniklerle eserlerinde kullanan Özkendirci, katmanlar adlı sergisinde kimlik ve benlik kavramlarını sorguluyor. 1974 Ankara doğumlu Başak Özkendirci, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Tekstil Tasarımı alanında lisans, yüksek lisans ve sanatta yeterlik eğitimi aldı. Ev tekstili sektöründe tasarım, koleksiyon ve arge alanlarında hizmet verdi. Tekstil tasarım yarışmalarında dereceleri ve tekstil alanında patentli ürünleri bulunan Özkendirci, 2015 yılından bu yana Altınbaş Üniversitesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü'nde Doktor Öğretim üyesi olarak görev yapmakta. Sanatçı ayrıca, teknik tekstiller ve inovatif tekstiller alanlarındaki araştırmalarını akademik yayınlarla ve uluslararası bildirilerle sunmakta. Dokuma, örme, dikiş ve benzeri tekstil teknikleri ve elyaf, iplik, kumaş gibi tekstil malzemeleri kullanarak oluşturduğu sanatsal çalışmaları, ulusal ve uluslararası sergilerde yer almakta."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/base-20-25-kasim-tarihleri-arasinda-tophane-i-amire-kultur-ve-sanat-merkezinde/", "text": "Türkiye'nin yeni mezun sanatçı platformu BASE bu yıl 20-25 Kasım tarihleri arasında Tophane-i Amire'de, 22 şehirdeki 32 üniversitenin Güzel Sanatlar Fakülteleri'nden mezun 102 sanatçı adayının 117 yapıtını bir araya getiriyor. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi paydaşlığı, ve Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi ev sahipliğinde, TEB Özel Bankacılık ve Kale Grubu eş sponsorluğunda ve Digilogue'un dijital sanat partnerliğinde bu yıl dördüncüsü gerçekleşecek olan BASE, etkinlikle eş zamanlı olarak websitemizden de çevrimiçi olarak izlenebilecek. BASE, 20-25 Kasım tarihleri arasında ücretsiz olarak ziyarete açık olacak. Sağlık Bakanlığı'nın koronavirüs önlemleri kapsamında sanatseverlere güvenli koşullarda sergiyi gezme olanağı sağlanabilmesi adına sergi süresi boyunca sınırlı sayıda ziyaretçi kabul edileceğinden 12 Kasım itibariyle www. base. ist sitesi üzerinden ziyaret günü ve saat aralıklarının incelenerek önceden kayıt olunması gerekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/base-29-eylulde-tophane-i-amirede/", "text": "BASE, Türkiye'nin dört bir yanından yeni mezun genç sanatçı adaylarının yapıtlarını İstanbul'da aynı çatı altında sanatseverlerle buluşturuyor. Bu yıl beşinci kez gerçekleştirilecek olan BASE'e, 29 Eylül-3 Ekim 2021 tarihleri arasında Tophane-i Amire ev sahipliği yapacak. Sergide 32 üniversiteden 100 yeni mezun sanatçı adayının 114 eseri yer alacak. BASE, Türkiye'deki üniversitelerin resim, heykel, fotoğraf, video, baskı, grafik tasarım, cam ve seramik, geleneksel Türk sanatları bölümlerinden yeni mezun sanatçı adaylarının eserlerini beşinci kez bir araya getirecek. Bu yılki teması Rezonans olarak belirlenen BASE'te, sanat kariyerinin başındaki sanatçı adaylarıyla tanışabilmek ve onların farklı disiplinlerde özgün yapıtlarını bir arada görebilmek mümkün olacak. Her yıl sanat dünyasından değerli isimlerin yer aldığı çok sesli bir seçici kurula sahip olan BASE'in 2021 yılı başvurularını; Aslı Sümer, Burak Delier, Çağrı Saray, Defne Casaretto, Derya Yücel, Gülçin Aksoy, Memed Erdener, Melek Gençer, Necla Rüzgar, Nermin Kura, Nilüfer Şaşmazer, Oğuz Erten, Orhan Cem Çetin, Sarp Evliyagil, Seçkin Pirim ve Serhat Kiraz değerlendirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle; Grundig, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi ve TEB Özel Bankacılık eş sponsorluğunda; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi paydaşlığı ve Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi ev sahipliğinde düzenlenecek BASE, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da tüm hijyen ve güvenlik önlemlerinin ışığında ziyaretçilerini ağırlayacak. BASE eş zamanlı olarak base. ist adresinden de online olarak ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bashnya-cagdas-sanat-sempozyumuna-turk-gencleri-damga-vurdu/", "text": "Rusya'nın Alabuga şehrinde düzenlenen Bashnya Genç Sanatçılar için Uluslararası Yaratıcı Atölye, dünyanın çeşitli ülkelerinden bilim ve sanat insanlarını bir araya getirdi. EMART Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı'nın düzenlediği Hayal Melodileri Resim Yarışması'nın birinci ve ikinci başarı ödülü sahibi güzel sanat öğrencileri ülkemizi temsilen sempozyuma katıldı. Alabuga Ulusal Tarih ve Mimarlık Müzesi'nin düzenlediği VI. Uluslararası Bashnya Sanat Sempozyumuna Türkiye'den Ali Duman ve Emre Tura katıldı. Birçok sanatsal atölye, sanatsal gezi ve dinletilerin yer aldığı etkinlik, aktif atölye çalışmalarıyla 10 gün içinde üretilen eserlerin yer aldığı sergi ve düzenlenen törenle sempozyum tamamlandı. 16 Ağustos'ta açılan sergi, önümüzdeki günlerde Rusya'nın çeşitli şehirlerinde sergilenecek. Sempozyuma katılan, Hayal Melodileri Resim Yarışması birinci başarı ödülü sahibi Marmara Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği Bölümü öğrencisi Emre Tura sempozyumun bir parçası olmaktan çok mutlu olduğunu söyledi. Tura, Daha önce deneyimlememiş olduğum tekniklerle çalışarak sanatsal pratiğime katkı sağlayacak bilgiler edindim. Ayrıca Alabuga'nın zengin kültürel yapısını tanımak çok keyifliydi. Birden fazla kültüre şahit oldum ve yeni arkadaşlar edindim. Süreç içerisinde başka şehirlerde de bulunmak çok verimliydi. Her an yanımızda olan koordinatörümüz Aygül Okutan'a ve bize bu imkanı sağlayan Emart Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı'na teşekkür ederim dedi. Çaykovski Yevgeni Onegin temalı resim yarışmasında ikinci başarı ödülünü kazanan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü Öğrencisi Ali Duman ise Usta sanatçılar ile bir araya gelip yeni teknikler öğrenerek perspektifimi geliştirdim. Birbirinden yetenekli ve sıcakkanlı insanlarla 10 gün aynı ortamda çalışma fırsatı buldum. Yeni bir kültürü bizzat içerisinde yaşayarak öğrendim. Birçok şehir gezip kültürel ve sanatsal yönden besledim. Bu başarılı çalıştay için Alabuga Devlet Tarih Mimari Müzesi ve tüm çalışanlarına minnettarım. Bana bu kapıyı aralayıp unutulmayacak deneyimler yaşamamda katkısı büyük olan Emart Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı'na sonsuz teşekkürlerimi sunarım dedi. Organizasyonun koordinatörü ressam Aygül Okutan ise Türkiye'de yaşayan Tatar bir sanatçı olarak Türk gençlerinin gelişimine katkı vermeyi misyon edindiğini dile getirdi. Okutan, Genç sanatçılarımız, farklı teknikle ve temalarla çalışan uluslararası ressamlarla tanışma ve onların çalışmalarını izleme şansına sahip oldu. Gelişimlerine büyük katkı sunacak eşsiz bir süreç yaşandı. Öğrencilerimiz, çalışkanlıkları, yetenekleri ve uyum kabiliyetleriyle herkesin takdirini kazandılar dedi. Sempozyumla ilgili değerlendirmelerde bulunan EMART Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Burcu Altay Doğan Emre Tura ve Ali Duman, vakfımızın düzenlediği Çaykovski-Yevgeni Onegin temalı Hayal Melodileri resim yarışmasındaki başarıları sonrası, yaklaşık 15 gün Rusya'da bulundular. Sempozyumlara katıldılar, farkı şehirlerde müze ve sanat evlerini gezdiler. Vakfımız yetenekli ve üretken güzel sanat öğrencilerini desteklemeye devam edecek dedi. Hayal Melodileri Resim Yarışması etkinlik resmi sponsoru AKPA Alüminyum Kurumsal İletişim Uzmanı Esra KISAOĞLU ise AKPA Alüminyum olarak, EMART Vakfı ile yaptığımız iş birliğiyle alüminyum sektöründe bir ilki gerçekleştirdik. Doğrudan öğrencilere dokunan ve onları destekleyen bu yarışmanın devamında, Türkiye'nin farklı yerlerinde serginin açılması ve kazanan öğrencilerin yurtdışında atölyelere katılması bizi daha da sevindirdi. AKPA Alüminyum, öğrencilerin görünürlüğüne katkı vermeye ve sanatı desteklemeye devam edecek dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baska-bir-kiyamet-mumkun-borusan-contemporaryde/", "text": "Geçmişi 90'lı yıllara dayanan; fotoğraf başta olmak üzere, video, yerleştirme, yeni medya, neon-LED gibi özellikle dijital tekniklerle üretilmiş yapıtlara ev sahipliği yapan Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu bu yıl da özel bir seçki ile 212 Photography Istanbul sergiler programında yer alıyor. Türkiye'nin ilk Uluslararası Kurumsal Çağdaş Sanat Koleksiyonları Birliği üyesi olma ayrıcalığını taşıyan Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu'nun da temsil ettiği, çağdaş sanat sahnesinin önemli isimlerini bir araya getiren, Leyla Ünsal küratörlüğünde gerçekleşen Başka Bir Kıyamet Mümkün başlıklı sergi; insanın doğa, tarih ve yaşam ile yeniden ilişkilenmesinin olasılıklarını tartışmaya açıyor. Kahraman vari bir kurtuluş vaadi taşımayan bir iyileşme fikri sanatta, bilimde, felsefede dünyanın pek çok noktasında, aynı anda filizleniyor. Çocukların dilinde, köylülerin dilinde, sanatçıların dilinde çoğalıyor bu çağrı. Felaketlerin açtığı yaralardan sızan ve sosyal medyanın araçlarıyla yerküreyi dolaşan bu ortaklaşma arzusunu hissetmek için biraz yavaşlamak yeterli. İnsanın doğa ile, tarih ile, yaşam ile yeniden ilişkilenmesinin olasılıkları belki de şimdi, son bir kez ve acilen tartışılıyor. Türün bedeni tüm maddiliğiyle kırılganlığı deneyimledi. İnsan kendi ölümlülüğünü, üstelik kolektif biçimde hatırladı. Bireyin kendini gerçekleştirmek adına canlı ve cansız her şeye savaş açtığı seferin sonunda, diğerkamlığın, merhametin, inceliğin hayatta kalmak için gereken en güçlü nitelikler olduğunu konuşur olduk. Hayvanların ve bitkilerin bilgeliklerine kulak kabartıyor, inşaat gürültüsünden sağır olmuş kulaklarla bir şeyler duymaya çalışıyoruz. Zehirlediğimiz toprağa ve suya sanki ilk kez şefkatle dokunuyoruz. Mitler, ritüeller, tinsellik bir başka geçmişten geri çağırıyor insanı. İşte tüm bunları gördükçe sanatçılar geliyor aklımıza. Çağının şamanı, bilgesi, felsefecisi, mucidi, şifacısı olmuş sanatçılar; zihin, beden ve vicdan arasında gündelik çıkarlarla bağ kurmayı reddetmiş olanlar; geçmişsiz ve ütopyasız kalmış bir dünyanın ihtiyaç duyduğu hassasiyeti, şimdi ve burada nasıl duyumsayacağımıza dair meditasyonda onlara her zaman olduğundan daha çok ihtiyacımız var. Sanatçılar: Alejandro Almanza Pereda, Axel Hütte, Brigitte Kowanz, Boomoon, Christopher Dahlhausen, David Parker, Edward Burtynsky, Eelco Brand, John Gerard, Lynn Davis, Michael Kenna, Niko Luoma, Olaf Otto Becker, Sebastiao Salgado, Wang Sishun, Serkan Taycan."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baska-sinema-eskisehir-film-geceleri/", "text": "Başka Sinema sonbaharda güzel havalara filmlerle veda ediyor. Eskişehir'in tüm güzelliği içerisinde seyirciler bir araya gelecek ve Başka Sinema'nın seçkisinden filmleri açıkhavada birlikte izleme imkanı bulacak. 17 25 Eylül tarihleri boyunca seyirciler her akşam saat 20:00'de ödüllü ve ses getiren yapımlarla buluşuyor. Gösterimler boyunca çeşitli filmlerin yönetmen ve ekipleri de Eskişehir'e konuk oluyor. Başrollerini Anthony Hopkins ve Olivia Colman'ın paylaştığı senenin merakla beklenen ve iki Oscar ödüllü filmi BABA/THE FATHER; erkek-egemen toplumda hayatta kalma mücadelesi veren genç bir kadının şiddet girdabına çekilmesini anlatan Emre Akay'ın yönetmenliğini üstlendiği AV; hem Sundance'te Geceyarısı bölümünde, hem de Berlin'de Panorama bölümünde gösterilen ve gerçeküstü ve çarpıcı olduğu kadar tuhaf şekilde rahatsız edici sözleriyle övülen SANSÜR/CENSOR; Karışık Kaset filmi ile tanıdığımız Tunç Şahin'in yönetmenliğini üstlendiği, başrollerinde Burcu Biricik, Pınar Deniz ve Aras Aydın'ın yer aldığı ve 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nden iki ödülle dönen İNSANLAR İKİYE AYRILIR; güçlü dramatik yapısıyla daha önceki benzerleri arasından sıyrılıp fark yaratan ve altı dalda aday olduğu 93. Akademi Ödülleri'nden En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü ile dönen MINARI; Norveç sinemasının ilgiyle izlenen yönetmeni Joachim Trier'ın 74. Cannes Film Festivali'nden En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle dönen filmi DÜNYANIN EN KÖTÜ İNSANI/WORST PERSON IN THE WORLD; başrollerinde Hayal Köseoğlu ve Oktay Çubuk'un yer aldığı, Nisan Dağ'ın sinema ve tiyatronun ölümsüz temalarından Romeo ve Jülyet üzerine rap ritminde bir çeşitlemesi olarak yorumlanan son filmi BİR NEFES DAHA; Kar filminin yönetmeni Emre Erdoğdu'nun ikinci uzun metraj filmi BENİ SEVENLER LİSTESİ; Oscar, BAFTA, Altın Küre Ödülleri'nden birçok ödülle dönen, Chloe Zhao'nun yönetmenliğini yaptığı senenin en çok konuşulan filmi NOMADLAND; başrolünde Benedict Cumberbatch'in yer aldığı, gerçek bir olaydan uyarlanan bir kedi-fare oyunu KURYE/THE COURIER; ve son olarak pandeminin başlarında tamamen Zoom üzerinden çekilen ve senenin en iyi korku filmlerinden biri olarak tanımlanan HOST seçkide yer alan filmler arasında. Anthony 80 yaşında, biraz huysuz, ısrarla yalnız yaşamak isteyen ve kızının kendisine önerdiği tüm yardımcıları geri çeviren bir adamdır. Ancak kızı artık günlük ziyaretlerini yapamayacağı ve Anthony'nin gerçeklik algısı sarsılmaya başladığı için, bir yardımcı bulmak zorunlu hale gelir. Hafızasının gelgitlerini yaşarken, Anthony kendi kimliğinin ve geçmişinin ne kadarına tutunabilecektir? Olivia Colman ve Anthony Hopkins'in muhteşem performanslarıyla BABA, iki dalda Oscar ödüllü. Polis memuru Sedat, genç bir çiftin oturduğu, terkedilmiş bir apartman dairesini basar. Çıkan arbedede çiftlerden Fırat ölür, Ayşe kaçar. Ayşe, ailesinin çiftlik evinden para ve araba çalıp, bir daha dönmemek üzere yola düşer. Fakat peşinde Sedat ile yanına aldığı üç adam vardır. Belirsiz bir Anadolu kentinin kenar mahallesinde başlayan Av, giderek ıssızlaşan vahşi doğaya uzanır. Sert tarzı, sade anlatımı ve hızlı temposuyla Av, erkek-egemen toplumda hayatta kalma mücadelesi veren genç bir kadının şiddet girdabına çekilmesini anlatan, gerçekçi bir gerilim filmidir. Sansür kurulundan Enid, 1980'lerde her yanı saran slasher video filmlerinden aşırı sahneleri kesmekle sorumlu bir kurgucudur. Onay verdiği filmlerden birindeki yöntemle korkunç bir dizi cinayet işlendikten sonra Enid çok sarsılır. Ama asıl şoku, onay için gelen filmlerde kendi geçmişiyle ilintilendirdiği feci sahneler gördüğünde yaşar. Heavyhorror. com'da gerçeküstü ve çarpıcı olduğu kadar tuhaf şekilde rahatsız edici sözleriyle övülen, yenilikçi diliyle dikkat çeken Sansür, hem Sundance'te Geceyarısı bölümünde, hem de Berlin'de Panorama bölümünde gösterildi. Travma sonrası sorunları 1980'ler video estetiğinden ödün vermeden ekrana en iyi yansıtan filmlerden biri olan Sansür David Lynch, Harmony Korine, Quentin Tarantino ve Douglas Sirk hayranı Prano Bailey-Bond'un yönettiği ilk uzun metrajlı film. Uzun zamandır iş bulamayan genç bir kadın olan Duygu, son çare olarak bankalar adına telefonla borç tahsilatı yapan şirketlerden birisinde çalışmaya başlar. Borçlular üzerinde psikolojik baskı kurma metotları öğretilen Duygu, kısa zaman içinde çalıştığı şirketin en başarılı elemanlarından birine dönüşür. En yüksek tahsilatı yapan çalışanın ek prim kazandığı firmada, başka bir dişli çalışan olan Bahadır'la, Duygu arasında kıyasıya bir rekabet başlar. Duygu ve Bahadır arasındaki çekişme, Ceren Gürel adlı genç bir kadının dosyası üzerinde çalışmaya başlamalarıyla içinden çıkılmaz bir hal alır. Her ikisi de Ceren'i manipüle ederek kendi tarafına çekmeye çalışır. Ceren başlangıçta Duygu ile birlikte hareket etmeyi seçse de, Bahadır'ın çekimine karşı koyamaz ve zamanla genç adamın etki alanına girer. Ancak Ceren Gürel dosyası göründüğünden çok daha büyük bir sürpriz içermektedir. Güçlü dramatik yapısıyla daha önceki benzerleri arasından sıyrılıp fark yarattığı yorumları yapılan MINARI, aynı zamanda Yabancı Dilde En İyi Film Altın Küre Ödülü'nü kazandı. Lee Isaac Chung'un kendi çocukluğundan esinlenerek yazıp yönettiği filmin başrollerinde Burning, Okja ve The Walking Dead'den tanıdığımız Steven Yeun'a Yeri Han, Noel Cho ve minik yıldız Alan S. Kim eşlik ediyor. Norveç sinemasının ilgiyle izlenen yönetmeni Joachim Trier bu kez bir Woody Allen komedisi gibi hareketli ve hafif başlayıp hüzünlü bir sona doğru ilerleyen bir kadın hikayesi ile karşımızda. Julie, hangi mesleği seçeceğine karar veremeyen, ne çeşit bir erkekle mutlu olacağından emin olamayan enerjik bir genç kadındır. Özgür yaşamaya inancı onu hayatını paylaşmaya karar verdiği erkeklerle kolayca ilişki kurmaya yöneltir. Ama Julie eski ilişkilerin tamamen geçmişte kalmadığını, geleceğe de gölgelerini düşürebileceğini hesaba katmamıştır. Strindberg'in ünlü oyununa referansla çağdaş Matmazel Julie çeşitlemesi olarak görülebilecek film, coşku ile ciddiyeti bağdaştıran anlatımıyla dikkat çekiyor. Nisan Dağ'ın yeni filmi, sinema ve tiyatronun ölümsüz temalarından Romeo ve Jülyet üzerine rap ritminde bir çeşitleme. Ama Tom Waits'in şarkısına gönderme yaparak söylersek, bu sefer Romeo Kan Kaybediyor. Romeo, şehrin kenarlarından bonzai bağımlısı bir rap şarkıcısı, Jüliyet ise yukarı mahallelerden bir elektronik müzik bestecisi. Ve Jüliyet, alemlere bütün aşinalığıyla birlikte Romeo'sunu bağımlılığından çekip çıkarmaya kararlı. Bir Nefes Daha, animasyon sahneleri, zorlama olmayan çevre anlatışı ile çekici bir film. Başrol oyuncuları Oktay Çubuk ile Hayal Köseoğlu'nun genç sevgilileri canlandırırken tutturdukları kimyanın da bunda payı büyük. Kar filminin yönetmeni Emre Erdoğdu'nun ikinci uzun metraj filmi siyah-beyaz oluşu, ana rollerde genç oyuncularının başarısı ve akıcı anlatımıyla dikkat çekiyor. Cihangirli ünlülerin tedarikçisi olarak Cihangir'le esas mahallesi Bağcılar arasında bölünmüş bir hayat süren Yılmaz'ın keyfi yerindedir. İşi dolayısıyla irtibatta bulunduğu dizi yazarı ve oyuncularla dost olduğu, yaptığı işle onları mutlu ettiği, sevildiği duygusuna sahiptir. Bu duygunun içtenliğine ve genel olarak hayata olumlu bakışına rağmen Yılmaz çok geçmeden uyuşturucu tedarikçiliği ve grup aidiyeti denklemini yeniden gözden geçirecektir. İçinde bulunduğumuz yüzyılın en belirgin özelliği; göç, savaşlar, çevresel felaketler, işsizlik ve benzeri nedenlerle milyonlarca insan yaşadığı yeri zorla ya da yarı gönüllü terk ediyor. Bu yılın çok konuşulan filmi, Oscar ödüllü Nomadland de gerçek olaylardan beslenerek bir yersiz yurtsuzluk hikayesi anlatıyor. Jessica Bruder'ın Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century (Nomadland: 21. Yüzyılda Amerika'da Hayatta Kalmak) kitabından uyarlanan film 60'lı yaşlarındaki Fern'in işini ve eşini kaybettikten sonra varını yoğunu satarak geçici işlerle hayatta kalma çabasını anlatıyor. Başrolünde Benedict Cumberbatch'in yer aldığı, gerçek bir olaydan uyarlanan bir kedi-fare oyunu! Dominic Cooke'un yönettiği filmde, MI-6 ajanı olarak görev yapan İngiliz iş insanı Greville Wynne ile 1962'deki Küba füze krizini etkisiz hale getiren bilgiyi Batı'ya veren Rus casusu Oleg Penkovsky arasındaki ilişki anlatılıyor. Altı arkadaş, karantina sırasında Zoom üzerinden bir seans düzenlemek için bir medyumla anlaşır. Ancak işler hızla ters gitmeye başlar ve umduklarından çok daha fazlasıyla karşılaşırlar. Kötü bir ruh evlerini istila etmeye başlayınca, her şey için çok geç kaldıklarını ve geceyi atlatamayacaklarını fark ederler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baska-sinemadan-12-filmlik-cevrimici-gosterim-baska-bir-ocak/", "text": "Yılbaşındaki 3 günlük sokağa kısıtlamalarının başladığı 31 Aralık tarihinde başlayacak Başka Bir Ocak 10 Ocak'a kadar sürecek. Seçkide 12 film çevrimiçi olarak izlenebilecek. Başka Sinema'nın, iki yıldır sürdürdüğü Başka Bir Ocak etkinliği bu yıl çevrimiçi düzenleniyor. 31 Aralık tarihinde başlayacak sinema etkinliği, 10 Ocak'a kadar sürecek. Çevrimiçi gösterimi yapılacak filmlerin birçoğu daha önce Türkiye'de gösterilmeyen ya da seyircinin izleme imkanı bulamadığı filmler arasından seçildi. 2020 Venedik Film Festivali'nde seçkideki tek yerli film olarak Dünya Prömiyerini yapan ve Eleştirmenlerin Haftası bölümünde büyük ödüle layık görülen, daha sonrasında 57. Antalya Film Festivali'nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu olmak üzere 5 ödülün sahibi olan Hayaletler. Haunting of the Hill Houseun yazarı Shirley Jackson'ın hayatına odaklanan ve başrolde Elizabeth Moss'un bulunduğu, Sundance Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'ne layık görülmüş Shirley. Christian Petzold'ün 70. Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı için yarışan filmi Undine. The Guardian ve Vanity Fair tarafından yılın en iyi filmlerinden biri olarak ilan edilen, Jude Law'un performansıyla filmin ruhunu yansıttığı bir hırs ve aile hikayesi olan Yuva / The Nest. Filmin yönetmeni Sean Durkin. Yine 2020'nin En İyi Filmleri listelerinde adından söz ettiren She Dies Tomorrow. Daha önce Moon'un görsel dünyasını yaratan ve Shaun of the Dead'in ekibinde yer almış yönetmen Gavin Rothery'den Archive. 70. Berlin Film Festivali'nde En İyi İlk Film ve Teddy Ödülü'ne aday olan, aile kavramının ne kadar komplike olabileceğini, sevgiyle şiddetin el ele dolaştığı bir atmosferde sergileyen Vahşi Bölge / Wildland. Fransa'nın Oscar adayı, başrolünde Rainer Werner Fassbinder'in favori oyuncularından Barbara Sukowa'nın yer aldığı İkimiz / Deux. Massoud Bakhshi'nin gerçek bir televizyon programından esinlendiği, günümüz İran'ında distopik bir dünya modeli kuran, kocasını öldürmekle suçlanan bir kadının çıktığı televizyon programında affedilip affedilmeyeceğini anlatan, Sundance Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödülü'nün de sahibi olan Yelda, En Uzun Gece. Başka Bir Ocak kapsamında gösterilecek film biletlerinin adet fiyatı 11 TL, 12 filmlik paket fiyatı ise 99 TL olarak belirlendi. Film paketini seçen seyircilere bu yıl 100 yaşında olan Charlie Chaplin'in The Kid filmi ve 50. yaşını dolduran Andrey Tarkovski'nin Solaris filmleri hediye ediliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baska-zaman-baska-mekan-sergisi-ziyarete-aciliyor/", "text": "Sanatçı ve akademisyen Yusuf Taktak'ın tuval ve 3 boyutlu resim çalışmalarından bir kısmını içeren Başka Zaman Başka Mekan adlı sergisi yarın sanatseverlerle buluşacak. Beyoğlu'ndaki Brieflyart Galeri'de, açılış öncesi düzenlenen basın toplantısında, sanatçının Gece ve Gündüz, Yolculuk Nereye?, Yükseklere ve Tekinsiz Mekan ismini verdiği çalışmaları, tanıtıldı. Etkinlikte konuşan sanatçı, sergideki eserlerinin yıllar boyu sürdürdüğü resim anlayışının devamı niteliğinde olduğunu belirterek, Ben aslında bir mekanı 3 boyutlu kolaj yapar gibi tasarladım. Bir kutuyu tasarlarken resmi oluşturan ögeleri bir araya koyuyorsunuz. Burada da renklerin katılımı, dağılımı, dengesi, serginin hareketi adeta bana bir kutu izlenimi yarattı. dedi. Yusuf Taktak, resimlerinde bisiklet ve dikilitaş metaforunu çokça kullandığını kaydederek, Bisiklet bende insanı, dolayısıyla beni simgeliyor. Bisiklet insan yaşamı gibidir. Enerjiniz bittiği zaman inersiniz. Geri vitesi de yoktur bisikletin. Dikilitaş da 1980 öncesi İstanbul meydanlarında gördüğüm grev çadırlarını hatırlatıyor. Askeri darbe sonrası üzerimizde yoğun bir baskı olduğu için bu grev çadırlarını soyutladım ve dikilitaş şeklinde anlatmaya başladım. ifadesini kullandı. Günün büyük bir zamanını sanat çalışmalarına ayırdığını aktaran Taktak, çağdaş sanatın dünyadaki gelişimini de yeni çıkan kitap ve dergiler üzerinden aktif bir şekilde takip ettiğini söyledi. Sergi, 15 Ekim'e kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baskan-gokhan-yuksel-yeni-yila-merhaba-sergisinin-acilisini-yapti/", "text": "Zihniye İlhan ve Ali Naki İlhan'ın küratörlüğünde hazırlanan 'Yeni Yıla Merhaba Sergisi' Kartal Belediyesi'nde sanatseverler ile buluştu. Yirmi iki sanatçının farklı tekniklerle oluşturduğu elli farklı eserden oluşan sergi, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel'in katılımıyla açıldı. Kartal Belediyesi Ana Hizmet Binası Fuaye alanında gerçekleşen açılışa Başkan Gökhan Yüksel'in yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi Kartal Gençlik Kolları Yönetimi, sanatçılar ve çok sayıda sanatsever katıldı. Türkiye'nin çeşitli illerinden sanatçıların bir araya geldiği sergide ressam, aynı zamanda yazar olan Dilek Ünal da anı ve öykü tarzında yazdığı kitapları imzaladı. Serginin açılışını gerçekleştiren Başkan Yüksel, Küratör Zihniye İlhan'a tüm sanatçılar adına Kartal heykelciği, Yazar Dilek Ünal'a da çiçek takdiminde bulundu. Açılışın ardından bir konuşma gerçekleştiren Başkan Gökhan Yüksel, Hayal gücümüzü geliştirmek, sanattan bir parça da olsa nasibimizi almak için buradayız. Birçok sanat organizasyonuna katılmaya çalışıyoruz çünkü biz de sanattan besleniyoruz. Hem hizmet ederken, hem hayal kurarken, hem iş yaparken bir sanatçı gözünü, sanatçı ilhamını gerçekten hissediyoruz. Bu bizim için ekmek su gibi bir ihtiyaç. Bugün de birbirinden güzel eserler var burada. Sanatçılarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Her daim sanatın ve sanatçının yanında olduğumuzu ifade ediyorum. dedi. Resim, filografi, goblen, sulu boya, ebru ve fotoğraf gibi farklı sanat disiplinlerini içeren karma sergi, 7 Ocak'a kadar meraklılarını ağırlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baskan-imamoglu-sanat-icin-ozgurluk-mecburiyetini-bu-kente-hakim-kilmaliyiz/", "text": "İBB ve Çağdaş İstanbul Vakfı, 7 Aralık -3 Ocak tarihleri arasında, İstanbul'un adını sanatla tüm dünyaya duyurmayı amaçlayan İstanbul the Lights projesini basına tanıttı. Tanıtım toplantısında konuşan İmamoğlu, sanat için, özgürlük kavramının hayati bir anlamı olduğunun altını çizdi. Özgürlüğün, sanatçı için su ve oksijen kadar gerekli olduğunu vurgulayan İmamoğlu, Sesi kısılan bir sanat, sanatçı ya da gözleri bağlanan, bir kalıba hapsedilen, yaratıcı olması kısıtlanan bir ortam, sanat adına bize istediğimiz atmosferi yaşatamaz. Sanatın gelişmesi için, İstanbul'un bu atmosferini değiştirmek ve özgürlük mecburiyetini bu kente hakim kılmak arzusundayız dedi. Proje kapsamında 50'den fazla sanatçının eseri; kentin meydanlarında, parklarında, duvarlarında ve led ekranlarında İstanbullularla buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Çağdaş İstanbul Vakfı Contemporary Istanbul Faundation, sanatı ve sanatçıyı, yaklaşık 1 ay boyunca kentin sokaklarına, caddelerine, meydanlarına taşıyacak İstanbul the Lights projesini, telekonferans yöntemiyle düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna tanıttı. Sanal toplantı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CIF Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli'nin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını yapan İmamoğlu, projenin kendisine sunulduğunda heyecan duyduğunu belirtti. İstanbul'un, sanatın simgesi olan kentlerden biri olduğunu kaydeden İmamoğlu, Dünyanın önde gelen sanat merkezi olduğunu bildiğimiz ve bu hedefe hep beraber ulaşmak istediğimiz bu kente, böylesi bir etkinliğin çok yakıştığını hissettim dedi. İstanbul'un tarih boyunca, yakın coğrafyasına ve tüm dünyaya kuvvetli mesajlar verdiğinin altını çizen İmamoğlu, İstanbul, birçok alanda dünyaya istikamet çizebilecek önemli bir kent. Kentin her anında, her ortamında çok değerli izler ortaya koyacağını hissettiğim bu çalışma hem sanatçısıyla hem estetik kurgusuyla hem de çok keyifli görselleriyle, bu alanda sıkı bir istikamete sebep olacaktır diye konuştu. 50'nin üzerinde yerli sanatçının eserlerinin, yeni nesil uyarlamalarla kentin parklarına, meydanlarına ve bilgi ekranlarına apayrı güzellikler katacağını vurgulayan İmamoğlu, projeyle ilgili, Arttırılmış gerçeklik tekniğiyle üretilmiş eserleri, mobil cihazlarla da deneyimlemiş olmak, aslında teknolojiyle iç içe bir kent vurgumuzu da destekleyecek bir sanatsal çalışma. Şehrimizde, 59 kamusal alanda ve 52 farklı şehir ekranında bu çalışmalar yer bulacaklar bilgilerini paylaştı. Sanat için, özgürlük kavramının hayati bir anlamı olduğunun altını çizen İmamoğlu, Özgürlük olmadığı zaman, sanatın ifade biçimi ve sanatçının varlığının devamı, gerçekten mümkün olmuyor. Sanat ve sanatçı için, su ve oksijen gibi bir şey. O manada, sanatçı, bir kişi ya da bir kesime bağlı bir şekilde dünyaya bakmak zorunda olan bir kişi değil. Tam aksine; çok özgürlük ister. Bir laf vardır; 'Sanat, demokrasiyi sever' diye. Bu sözü, çok seviyoruz ama bir adım daha ileri taşımak istiyoruz. 'Sanat, demokrasisiz yaşayamaz' diye bu sözü tamamlamak isterim. Sesi kısılan bir sanat, sanatçı ya da gözleri bağlanan ya da bir kalıba hapsedilen, yaratıcı olması kısıtlanan bir ortam, sanat adına bize istediğimiz atmosferi yaşatamaz. Sanatın gelişmesi için, İstanbul'un bu atmosferini değiştirmek ve özgürlük mecburiyetini bu kente hakim kılmak arzusundayız dedi. Sanata ve sanatçıya istikamet çizmek gibi bir kaygılarının olmadığına vurgu yapan İmamoğlu, İstikameti, sanatçı kendi özgün haliyle çizer. Zaten öyle bir üretim olduğu zaman, kıymetli ve değerlidir. Yani hiçbir ressam tuvalini ya da fırçasını başkasının eline vermek istemez; vermez de. İşte bu yaratıcılığın yeniden canlandığı bir İstanbul var etmek ve bu konuda bütün özgün alanların, tüm özgürlüğüyle sanata ve sanatçıya açıldığı bir kent olmasına aracılık etmek, bunun zemini hazırlamak, bizim sorumluluğumuz ve vazifemizdir ifadelerini kullandı. Bu anlamda kamu yöneticisi sorumluluğuyla hareket edeceklerine dikkat çeken İmamoğlu, En büyük dayanağımız, elbette ki bu kentin sanata destek veren kurum ve kuruluşları olacak. Sanatçılara bu ortamı, hep beraber sağlayacağız. Uygun iklimi oluşturma konusundaki ortak gayretin dünyamıza yansımasını istiyoruz. Gerçekten özlediğimiz o iyi günleri, iyi ortamları, sanat adına o güzellikleri her beraber yaşayalım dileğini tekrar ortaya koymak isterim. Toplantıda konuşan CIF Yönetim Kurulu Başkanı Güreli ise, İstanbul the Lights projesinin umuda, pozitif enerjilere ihtiyaç olan bir dönemde gerçekleşeceğini belirtti. Organizasyonun İstanbul'dan tüm dünyaya pozitif mesajlar vereceğine inandıklarını belirtti. Güreli, ilki gerçekleşecek etkinlikle ilgili, İstanbul the Lights'ın, İstanbul'a kazandırabilmek ve sürdürülebilir olması için de önümüzdeki dönemde çalışmaya devam edeceğiz. 2021 yılı için birçok özel sektör kuruluşunun projeye dahil olması için de görüşmelere şimdiden başladık. İlk yılımızda heyecanımıza ortak olan ve İstanbul'un parklarını ve meydanlarını kullanmamızda destek olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, projede yer alan tüm sanatçılara Çağdaş İstanbul Vakfı adına teşekkür ederim ifadelerini kullandı. İstanbul'un geneline yayılan ve yaklaşık bir ay sürmesi planlanan proje kapsamında 50'den fazla sanatçının 50'nin üzerinde eseri, kentin parklarında ve meydanlarında sergilenmek için hazırlandı. İBB, her yıl tekrar edilerek İstanbul'da sanatı ışıkla buluşturacak etkinlik için, alan ve mecra desteği verdi. Etkinlik kapsamında; ışık ve dijital uyarlamalar, İstanbul'un park ve meydanlarında İstanbullarla buluşacak. Dijital sanatlar alanında üretim yapan sanatçıların eserleri şehir ekranı, metro ve AVM ekranlarında yer alacak. Ayrıca şehrin geneline yayılmış Augmented Reality tekniği ile üretilmiş eserler, mobil cihazlar ile deneyimlenebilecek. Etkinlik kapsamında mapping gösterisi de yapılacak. Organizasyonun küratörlüğünü, CIF sanat ve kültür programları direktörü Ayça Okay ve Contemporary Istanbul Plugin'in küratörü Esra Özkan ile ha:ar ekibinden sanatçılar, Hande Şekerciler ve Arda Yalkın üstlenecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/baskent-kultur-yolu-festivali-azerbaycanli-piyanist-sahin-novresliyi-agirladi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Başkent Kültür Yolu Festivali, önceki gün dünyaca ünlü Azerbaycanlı caz ve klasik piyanist Şahin Növresli'yi ağırladı. CSO Ada Ankara Ana Salon'da Ankaralılarla buluşan Şahin Növresli ve Trio ekibi, başkentlilere doyumsuz bir müzik ziyafeti sundu. Konser sırasında Növresli'ye basta James Cammack, davulda ise Josselin Hazard eşlik etti. Konsere ayrıca tarda Arslan Növresli, kamança da ise Toğrul Esadullayev, konuk sanatçı olarak katıldı. Klasik bilgisi ile Azerbaycan Halk Müziği mugam ve caz etkilerini zarif bir şekilde harmanlayan Şahin Növresli, doğu ve batı kültürlerini bir araya getirdiği kendine özgü ve başarılı bir müzik evreninden örnekleriyle Ankararalılara eşsiz bir müzik dinletisi sundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/basqalda-kelagayi-yapmanin-sirlari/", "text": "Azerbaycan, birçok geleneksel sanat ve zanaat ile kültür açısından zengin bir ülke. Bu dikkat çekici geleneklerin çoğu İpek Yolu'na kadar uzanıyor ve bunların uygulamaları günümüze kadar devam ediyor. İpek Yolu'nun mirası, özellikle Azerbaycan Kelağayı'nın evi olan pitoresk Basqal köyünde görülebilir. Arnavut kaldırımlı ve şirin sokakları ile bu güzel köyde sadece Kelağayı yaratmanın sırlarına tanık olmakla kalmaz, aynı zamanda Azerbaycan'ın geleneksel ve tarihi atmosferini de yaşayabilirsiniz. Basqal köyünde ipek dokumacılığın yanı sıra Kelağayı üretimi de her evde yapılır. Ailelerin her biri, benzersiz tarzlarını temsil eden belirli semboller ve desenler kullanır. Böylelikle bu enfes geleneğin gelecek nesillere aktarılması sağlanır. Ancak bu zanaatlar, Sovyet döneminin sonlarına doğru kendilerini yok olmanın eşiğine getirdiler. Neyse ki 2000'li yılların başında Basqal'da Kelağayı fabrikasının kurulmasıyla canlanma başladı. Yeni nesil tasarımcılar, atalarının geleneğini sürdürmekten ilham alarak kelaghayileri modernize edip, yeniden moda haline getirmeye çalışıyorlar. Tasarımcılar bir yanfan Kelağayı modasına yenilik katarken, bir yandan da özgünlüğünü korumaya gayret gösteriyorlar. Bu da her kıyafete özgünlük katıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/batuhan-mumcu-kultur-ve-turizm-bakan-yardimciligina-atandi/", "text": "Yeni bakan yardımcılarına ilişkin atama kararları Resmi Gazete'de yayımlandı. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı görevine atanan isimlerden biri de Batuhan Mumcu oldu. Diğer üç Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı ise Gökhan Yazgı, Nadir Alpaslan ve Serdar Çam olarak belirlendi. Seçimlerin ardından geleceğini şekillendiren Türkiye, zaman kaybetmeden harekete geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'deki yemin töreninin ardından 28. Dönem Cumhurbaşkanlığı Kabinesi'ni duyurdu. Yeni kabinede geçtiğimiz dönem Kültür ve Turizm Bakanlığı görevini yürüten Mehmet Nuri Ersoy ile devam kararı alındı. Görevine devam eden Mehmet Nuri Ersoy ise kendi ekibinde bazı değişiklikler yaptı. Bu değişikliklerde göze çarpan ilk isimlerden biri Batuhan Mumcu oldu. 1983 yılında Erzincan'da doğan Mumcu; ilk, orta ve lise eğitimini burada tamamladıktan sonra 2008 yılında Yakın Doğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'nden mezun oldu. 2012 yılında Atılım Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü'nde yeni anayasa üzerine tez çalışmalarında bulundu, ardından İşletme alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Doktora eğitimi için Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü'nü seçen Batuhan Mumcu, 2023 yılında doktor unvanını almaya hak kazandı. Mumcu, kamudaki çalışma hayatına 2008-2015 yıllarında özel sektör, 2015-2016 yıllarında T. C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nda danışmanlık yaparak başladı. Ardından 2018 yılına kadar T. C. Başbakanlık'ta Yıldırım Tuğrul Türkeş ve Hakan Çavuşoğlu'nun Özel Kalem Müdürlüğü ve Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nde Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Batuhan Mumcu, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın yasalaşmasında ve hayata geçmesinde aktif rol oynadığı Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda Özel Kalem Müdürlüğü görevini sürdürmekteydi. Ayrıca evli ve iki çocuk babası olan Mumcu, çok sayıda önemli kurumlarda üst düzey görevler üstlendi. Batuhan Mumcu, Gökhan Yazgı, Nadir Alpaslan ve Serdar Çam'dan oluşan yeni bakan yardımcıları, bugün ilk toplantısını Atatürk Kültür Merkezi 'de gerçekleştirdi. Toplantıya başkanlık yapan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy; TürkiyeYüzyılı'nın inşasında gerçekleştireceğimiz çalışmalarla ülkemizi kültür ve turizm alanında lider ülke konumuna taşıyacağız mesajı verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bayraminiz-kutlu-olsun/", "text": "Öncelikle Edirne Haber olarak Kurban Bayramı'nızı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Elimizde bir sihirli değnek yok, yapabileceklerimiz de sınırlı belki ama, bazen attığımız küçük adımlar aslında çok büyük mutluluklar olarak bize geri dönebiliyor. Şimdi bahsedeceklerimizi bazılarınız zaten yapıyordur ancak, yapmayanlar da var haliyle! O zaman yapanlar yapmayanlara da lütfen söylesin diyerek, nasıl daha güzelleşebiliriz sorusunu bayramla buluşturalım. Yine de pozitif tarafından bakacak olursak, öyle ya da böyle hatırlanmış olup mesaj kutumuza bildirim düşmesi bile güzel. Yani karşınızdaki kişi sizi düşünmüş, zaman ayırmış, özgün olmasa da mesaj atmış, hiçbir art niyet de yok! İnanın kopyala yapıştır mesajlar hiçbir his vermiyor, tebessüm ettirmiyor, mutluluk getirmiyor. Hatta çoğu kişi telefonlarına gelen bu tür mesajlara içten içe kızıyor ama, nezaketinden dolayı sesini çıkaramıyor. Sözün kısası, karşımızdaki kişiye özel olduğunu hissettirmemiz güzel olur. Bugünlerde çok ama çok daha fazla dikkatli olmalıyız zira hepimizin bildiği gibi, koronavirüs pandemisi bitmedi, hatta yeni bir dalga geliyor. Komşumuz Yunanistan, turizm gelirlerinin en yüksek değerlerde olduğu bugünlerde tamamen kapanmak zorunda kaldı. İngiltere, İran derken ne yazık ki delta varyantı Türkiye'de katlanarak artıyor. Son iki yıldır tokalaşmamaya, sarılmamaya alıştık, alışmak zorunda kaldık, mecburuz hatta artık zorundayız! Siz bu hatayı yapmasanız da mutlaka çevrenizde tokalaşmaya, sarılmaya devam eden birilerini görüyorsunuzdur. Hatta ısrarla kapalı alanlarda maske takmayanları! Sevdiklerimize değer veriyorsak, daha sağlıklı ve mutlu bir şekilde uzun yıllar daha çok bizimle olmalarını istiyorsak, biraz daha sabır! Aşı olmak istemeyen bir kesime rağmen tek doz aşılanmada yüzde 60 barajını da geçtik ancak, koronavirüs de hiç boş durmuyor, sürekli ceketini değiştiriyor. Aşı olmak da tek başına yetmiyor. Aşıyla kişi, kendini ağır hasta, entübe olmaktan kurtarabiliyor ancak taşıyıcı görevi de üstlenebiliyor. Anlayacağınız, koronavirüsün kökünü kazımadan tam anlamıyla rahat yok! O zaman lütfen rehavete kapılmayalım! Bu bayram da sabredelim! Tokalaşmayalım, sarılmayalım, maskemizi takalım ve sosyal mesafemizi koruyalım. Belki bu cümleyi çok duydunuz ama, gerçekten şakası yok! Bir koronavirüs mağdurunun her saniye üzerimden kamyon geçiyor gibi hissediyordum, etlerim kemiklerim sanki kırılıp dökülüyordu tarifi hastalığı geçirenlerin bilebileceği tecrübe! Türkiye'de bu sorunun yanıtını çoğunlukla evet olarak alamazsınız çünkü, gelişmiş birçok ülkedeki bu günlük alışkanlık coğrafyamızda yaygın değil. Bazen bu selamlaşma sözlü değil, hafif kafayı eğerek, jest ya da mimiklerle de olabilir. Pozitif enerjinizi insanlarla paylaşın, mümkünse tanımadığınız insanlarla da iyi bayramlar diyerek bayramlaşın! Sadece iki kelime ama, dünyalara bedel! Lütfen pozitif enerjiyi ve mutluluğu paylaşın, çoğaltın, yayın! Pozitif enerjiye çok ama çok ihtiyacımız var! Gerekirse karşılık gelmeyeceğini bile bile yapın!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/be-contemporaryde-yeni-sergi-gorus-mesafesi/", "text": "BE Contemporary, 24 Eylül 26 Ekim 2021 tarihleri arasında Gül Ilgaz'ın Görüş Mesafesi başlıklı yeni solo sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, günümüzde görünürlüğün bireysel varoluş koşuluna dönüşmüş olmasından ve toplumların geleceğe dair görüş mesafelerinin ise gittikçe kısılmasından yola çıkıyor. Hem sosyal medyada hem de geleneksel medyada görünürlük günümüzde bireyin varoluş koşuluna dönüşmüş bulunmaktadır. Görünüyorum o halde varım mottosunu benimseyen 21. yüzyıl bireyi, görünmek için özel emek ve zaman sarf etmektedir, görünürlük öz veya gerçek niteliklerin yerine geçerken görülme-izlenme potansiyeli kapitale dönüşmektedir. Görüş Mesafesi sergisi, 21. yüzyılın narsisist bireyinin görme ve görülme tutkusuna çelişkili ve zıt şekilde, toplumların gerçeği ve geleceği açık olarak göremediği bir ortamda bulunduklarına dikkat çekmek istiyor. Gül Ilgaz'ın sergideki fotoğrafları, görünür-görünmez, çok az görünen, puslu görünüşler ile geleceğe dair görüşün imkansızlığına gönderme yapıyor. Dış dünyanın birey üzerindeki etkilerini ve toplumun genel hissiyatını metaforik açıdan izleyiciye sunuyor ve eleştiriyor. Görünürlüğün değil, görünmezliğin altının çizildiği Görüş Mesafesi sergisi, imajların çok hızlı tüketildiği bu çağda, izleyiciyi bakmak ve görmek için daha fazla dikkat sarf etmeye ve görünmeyenin üzerinde düşünmeye davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bedia-muvahhid-odulu-sahiplerini-buldu/", "text": "37.'si düzenlenen Genç Günler'in son gününde verilen 27. Bedia Muvahhid Ödülü 'nde Fosforlu Cevriye oyunundaki Fosforlu Cevriye rolüyle Irmak Örnek, Güllü rolüyle de Yağmur Damcıoğlu Namak ödüle değer bulundu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ve Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi'nin 37. Genç Günler kapsamında ortaklaşa düzenlediği 27. Bedia Muvahhid Ödülü sahiplerini buldu. 27. Bedia Muvahhid Ödül Töreni, Uğurtan Atakan yönetiminde 12 Mayıs 2023 Cuma günü Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi'nde gerçekleştirildi. Hümay Güldağ'ın sunduğu törene İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi Başkanı Selma Durak ve Yaftalı Tabut oyuncuları Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu katıldı. 27. Bedia Muvahhid Ödül Töreni'nde tiyatromuzun bir başka usta oyuncusu Suna Keskin, seyircilerle anılarını paylaştı. Keskin; Babam Darülbedayi hayranıydı. Elimden tutup, beni her zaman tiyatroya götürürdü. Günlerden bir gün Şehir Tiyatroları'nda oynanan bir oyuna gidiyoruz, Vasfi Bey ve Bedia Hanım oynuyor sahnede. 'Günün birinde bu sahnedeki Bedia Hanım gibi oyun oynayabilir miyim?' diye içimden hayaller kuruyorum. Herhalde Tanrı duamı duydu, yıllar yıllar sonra onun oynadığı 'Hisse-i Şayia' oyununu oynadım ve bu oyun bana iki ödül getirdi diye konuştu. Törende ödül alan sanatçılardan biri olan Irmak Örnek ise Bu bir onurdur. Sadece ödül almak değil, böyle bir rolle ödül almak büyük bir onurdur. Kadın olmanın gittikçe değersizleştirildiği, kadın olarak itilip kakıldığımız, dövüldüğümüz, öldürüldüğümüz ülkemde, 1944 yılında kaleme alınan bir sokak fahişesinin hikayesini bugün bu kadar güçlü bir reji ve dramaturjiyle İstanbul Şehir Tiyatroları Sahnesi'nde anlatabilmek gerçekten gurur verici. ifadelerini kullandı. Törende ödül alan diğer kadın sanatçı Yağmur Damcıoğlu Namak da duygularını şöyle ifade etti: Sözlerime Fosforlu Cevriye romanından bir alıntıyla başlamak isterim: 'Böylesi mutluluk bu dünyada olamaz. Ancak ahirette, gönüllerin her arzusunun yerine geldiği cennette olur.' Meslek hayatımdaki en önemli ödülü bana verip, tarifsiz bir mutluluk yaşatan Türk Kadınlar Birliği'ne ve ikinci evim olan Darülbedayi'ye minnettarım. Bedia Muvahhid'in önemini şair dizeleriyle tasvir etmek isterim. 'İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suların kıyılarında beklerdik.' Bedia Muvahhid geçmişten günümüze bir köprü, yolumuzu aydınlatan bir ışık aslında. dedi. Tören, arp sanatçısı Fatmagül Ergün ve piyano sanatçısı İpek Keşkek'in yer aldığı müzik dinletisiyle sona erdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bedri-baykam-ilk-nft-eseri-icin-manza-ioyu-tercih-etti/", "text": "Çağdaş sanat denildiğinde ilk akla gelen isimlerden ressam Bedri Baykam... Çok yönlü kişiliği ve düşündüren çıkışlarıyla dikkat çeken Baykam yine bir ilke imza atarak dikkatleri üzerine çekiyor. İlk NFT eserini yayınlamaya hazırlanan Baykam platform olarak ise MANZA. io'yu tercih etti. İlerici ve çok yönlü sanatçı kimliğinin yanı sıra, farklı ve düşündüren çıkışları, Dünya Sanat Günü'nü bize kazandırmış olması, UNESCO'ya bağlı International Association of Art Dünya Başkanlığı ve sanat disiplinlerine yön veren yaklaşımlarıyla her zaman pozitif bir enerjiyle gündemde olan Bedri Baykam, ilk NFT çalışmasını sizlerle buluşturuyor. Son dönemlerde dünyayı kasıp kavuran NFT dünyasına, yine hayata kendisi gibi bakan cesur girişimcilerin kurduğu Manza. io ile ilk adımını atan Baykam, sanatın her mecradan takipçileri ile buluşabilmesi gerektiğine olan inancı doğrultusunda özgün eserini kitleler ile buluşturmaya hazırlanıyor. Bedri Baykam'ın Multiverse/Çokluevren dünyasına adımını attığı ilk NFT eseri, 20 Mart 2022, Pazar günü, saat 16.00'da MANZA. io resmi web sitesinde satışa sunuluyor. Sınırlı sayıda çıkacak olan eserlere ulaşmak isteyenler, MANZA. io sitesindeki listeye isimlerini yazdırarak Bedri Baykam'ın ilk NFT eserine çok özel koşullarla sahip olabilecek. Manza. io ile ilk NFT eserini koleksiyoner, sanatsever ve metaverse dünyası meraklılarına sunan Bedri Baykam, Bana oldukça heyecan veren ve geçmişte de defalarca örneklerini sergilediğim multidisipliner sanat yaklaşımıma da çok uyan NFT dünyasına girdiğim süreçte, özellikle Türkiye çıkışlı taze bir platform olan Manza. io'nun güvenilirliği ön plana çıkarması benim için ayrıca önemliydi diyerek bu yeni mecraya neden Manza. io üzerinden girmeyi seçtiğini açıkladı. Bedri Baykam ile başladığımız bu yolculukta, geleceğin çok evrenli düzeninde şimdiden güvenli ve güçlü bir şekilde yer almak isteyen NFT yaratıcısı olan tüm sanatçı ve tasarımcılar ile koleksiyoner, marka, ajans ve meraklıları buluşturan Manza. io olarak, geleceğin bir parçası olabilmeniz için sizleri bekliyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/beethoven-dogumunun-250-yilinda-cevrimici-bir-konser-ve-soylesiyle-aniliyor/", "text": "Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Özel Saint Benoit Fransız Lisesi doğumunun 250. yılında Beethoven'ı çevrimiçi bir konser ve söyleşiyle anıyor. 8 Kasım Pazar günü saat: 17:00'da gerçekleşecek etkinlikte felsefeci, yazar ve çevirmen Nami Başer, Fransız yazar Romain Rolland'ın Jean-Christophe romanında Beethoven'ın yerini anlatırken; devlet sanatçısı piyanist Gülsin Onay ise romanda ve Rolland'ın hayatında önemli yeri olan Beethoven bestelerini yorumlayacak. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Özel Saint Benoit Fransız Lisesi arasında geçen yıl Ruhların İletişimi: Proust ve Müzik etkinliğiyle başlayan işbirliği, Romain Rolland'ın Yapıtında Müzik: Jean-Christophe ve Beethoven konseriyle sürüyor. Fransız yazar Romain Rolland'ın başyapıtı Jean-Christophe, Avrupa'da ırmak roman geleneğinin öncülü kabul edilir. Araştırmacılar, Rolland'ın, romanın başkahramanı Alman besteci Jean-Christophe Krafft'ın yaşamını anlatırken büyük hayranlık duyduğu Beethoven'ın yaşamından kesitlere yer verdiğini düşünmektedirler. Jean-Christophe'un Fransa'yla ve Fransız kültürüyle olan ilişkisi, romanın tezi için temel teşkil eder: Almanya ve Fransa'nın uzlaşması, her iki tarafın varlığını sürdürebilmesi ve Avrupa'da kalıcı barışın sağlanması için elzemdir. Rolland, Fransa ve Almanya'yı aynı nehrin iki yakası, müziği ise bunları birbirine bağlayan köprü olarak kavramsallaştırır. saat: 17:00'da gerçekleşecek ücretsiz etkinlik için Biletix üzerinden rezervasyon yapılması gerekmektedir. Gösterim yine Biletix tarafından sağlanacak bir platform üzerinden yapılacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/beklenen-istanbul-depremine-muze-plani-tarihi-hazinelere-gizli-depo/", "text": "Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Gökhan Yazgı, büyük bir İstanbul depreminde hasar görecek müzelerdeki tarihi hazinelerin işgal döneminde olduğu gibi gizli depolara taşınacağını açıkladı. Meclis Deprem Araştırma Komisyonu'nda bilgi veren Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Gökhan Yazgı, Türkiye genelinde 199 müzenin 163'ünde depreme karşı önlem alındığını, diğerlerinde çalışmaların devam ettiğini belirtti. Hürriyet'ten Bülent Sarıoğlu'nun haberine göre; Yazgı, afet önlemleri ve tartışmalı restorasyonlar için şunları söyledi: Müzelerin her türlü afete yönelik risk durumları saptanmaktadır. Askeriye depolarından tutun, polis ve güvenliği rahat alınabilecek depoların nerelerde olduğuna kadar yer çalışmaları yapıldı. En hızlı ve gizli alanlara nasıl nakledilebileceği çalışmasını gerçekleştirdik. Geçmişte İstanbul işgalinde de birçok eserimiz Niğde'ye, Ankara'ya, güvenli alanlara taşınarak koruma altına alınmıştı. Biz de bunu geliştirerek devam ettireceğiz. İspanya'da ve İtalya'da yaşanan restorasyon hatalarını yapsak inanın biz bu görevlerde olmayız. Galata'da yaşadığımız şey şuydu: Bir beton sıva. 'Muhtesten arındırma' dediğimiz işlem bu aslında teknik anlamda. Yani özgün olmayan, sonradan eklenen yapıların alınması olayı. Yaklaşık 8 bin kamyona yakın fazlalık attık, 8 bin tona yakın. Bu olay sırasında yapılan şeyle birlikte hemen koruma kurullarımızı da devreye soktuk. Yerebatan Sarnıcı'ndaki iddialara da değinen Yazgı, Kestane ağacından yaptığımız bir kolonu birisi çekip de 'Plastikten yapmışlar' diye paylaşıyor. Biz buna 3 gün boyunca not hazırlıyoruz. Yerebatan konusunda gerçekten bize haksızlık ediliyor sosyal medya ortamında. Daha önce orada kurullarımızda raportörlük yapmış bir bürokrat tarafından da... Depremle ilgili şu anda bir sıkıntı gözükmemekle birlikte yapılırsa da bunun mimari malzeme içeriği inşaat mühendisleri tarafından sunulan raporla yapılması gerekir. Biz bu raporu istemek zorundayız. Çünkü getirdikleri projenin altında bu yazıyor. Ben ilk bunu gündeme alacağım. Benim için Yerebatan neyse Ayasofya da odur, Sultanahmet de odur. Yani belediyede olması bizim için fark etmiyor dedi. Şile Kalesi ile ilgili konuşan Gökhan Yazgı, Sünger Bob meselesine gelince, çok haklısınız. Benim eşim bile onu söylüyor... Ama bazı firmalarda proje, bize sunulan kağıttaki gibi gelmiyor. Biraz da doğru firmaların doğru şekilde ehil ellerde yapmaması... Şimdi Vakıflar Genel Müdürlüğüyle çalışma yapıyoruz. Restorasyonda çalışacak tüm firmaların sertifikasyonuna giriyoruz. Taş ustasından restoratörüne kadar, mimarına kadar bu eğitimi vereceğiz. Yetiştirebilirsek 2021, yetiştiremezsek 2022'de bu eğitimi almamış herhangi bir ustanın çalıştırılmasına izin vermeyeceğiz. Avrupa Birliği projesi kapsamında yürütüyoruz. En azından oradaki sıva ustasının, taş ustasının ve demir ustasının restorasyon ehliyeti olacak diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/belma-bozkurt-doga-bilgedir-akisi-kendindedir/", "text": "30 Temmuz-5 Ağustos tarihleri arasında Bodrum Merkez Hasan Aykan Kültür ve Sanat Merkezi' nde gerçekleşecek Kar&Eins Galeri' nin düzenlediği 'MAİ' isimli karma sergiye eserleri ile katılarak sanatseverler buluşmaya hazırlanan Sanatçı Belma Bozkurt şimdilerde '3459 Art Gallery' nin düzenlediği 1. Uluslararası 'Revival' isimli sergide 3 eseri ile yer alacak. Bizlere sanatına dair bilgiler sunan Belma Bozkurt Belma Bozkurt, 1983 yılında, İstanbul' da doğdu. Pertevniyal Lisesi ve Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi' nden mezun olduktan sonra, yüksek öğrenimini Yeditepe Üniversitesi MBA bölümünde burslu olarak yüksek onur derecesi ile tamamladı. CTI co active coach olma yolunda eğitimlerine devam ediyor. 16 yılı aşkın süredir ilaç sektöründe çeşitli satış-pazarlama yöneticilik rollerinde tecrübesi var ve aktif olarak kurumsal hayattaki çalışmalarını başarıyla sürdürüyor. Belma Bozkurt sanatı, 'insanı, insana, insanca anlatma yolu' olarak tanımlıyor. Belma Bozkurt: La Visione Art Gallery, Next Gallery ve Karl&Ein Gallery kapsamında düzenlenen sergilerde ve bazı önemli müzayedelerde sanatseverler ve sanatçılarla buluşmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/belma-bozkurt-sanat-sonsuz-ve-ucsuz-bucaksiz-bir-deniz/", "text": "Belma Bozkurt'un CKM'de açılan sergisini arkadaşımız Yeliz Sancaktaroğlu izledi ve sanatçı ile sizler için mini bir söyleşi de yaptı. Sanat terapisi uygulayıcısı ve CTI sertifikalı co-active profesyonel koç olan Belma Bozkurt, sanat terapisi koçluğu uygulamalarıyla gönüllü çalışmalarda bulunuyor. Yurt içi ve yurt dışı pek çok sergi ve fuarda çalışmaları yer alan sanatçının eserleri, en son Tokyo Metropolitan Müzesi'nde ve Türkiye'de IAAF İstanbul, ArtAnkara ve Bodrum'da sergilendi. Bozkurt, anda farkındalık teknikleriyle sanat üretimini birleştiren sanat pratiğiyle insan olma değerine temas etmeyi araştırıyor. Mükemmel varılacak bir yol değil, özgün ve otantik olan ise an içinde çok keyifli bir yolculuk sözleriyle sanata yaklaşımını ifade eden sanatçı, yarattığı zamansız atmosferle izleyiciye ruhsal bir huşu deneyimi yaşatıyor. Bozkurt, akrilik boya çalışmaları üzerine yoğunlaştığı sergisinde çocukluk döneminin tatlı bir anısı, kiraz ağacı ile olan diyaloğunu konu alıyor. Belma Bozkurt, Çocukluk dönemimdeki evimizin bahçesinde kiraz ağaçları vardı. Onlar benim huzurda bulunduğum, daha anda bulunduğum ve mutlu olduğum zamanlardı ve tabii ki de o dönem içerisinde yaşadığım her şeyin bir sonucu olarak bunlar tuvale dökülmeye başladı. Sanat terapisti uygulayıcısı ve aynı zamanda koçuyum. Koçluk odağında ilerlerken aslında daha farklı şeyler görmeye başladım. Kiraz ağacının dallarının tuvale döküldüğünün farkına vardım. Bu noktadan sonra bu bilinçle birlikte daha detaylı olarak bu mesajları vermeye odaklandım. şeklinde çalışmasının doğuşunu bizlere anlattı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/belma-bozkurt-tokyo-metropolitan-muzesinde-sergiye-hazilaniyor/", "text": "50. Yılını kutlayan prestijli Tokyo Metropolitan Müzesi' nde 10-17 Eylül 2021 tarihleri arasında Pinelo Art Galeri' nin katkılarıyla düzenlecek olan karma sergide bir eseri ile yer alacak. Son dönemde Abstract çalışmalarıyla dikkat çeken sanatçılardan Belma Bozkurt'un, 'Nature' serisi ile doğadan gelen kurumuş malzemeleri kullanıyor. Toplumsal konulara gösterdiği duyarlılık ve farkındalıklarını yansıtması ile derinliği olan soyut çalışmalar üretiyor. Afet ve yangın bölgelerine destek sergileri için gönüllü katılımlar gösteriyor. Belma Bozkurt sanatı insanı insana insanca anlatma yolu olarak tanımlıyor. Nature Serial- Land&Marine&Sky ve diğer soyut çalışmaları ile temmuz ve ağustos aylarında karma sergilerde başarıyla yer almaya devam ediyor. - 3459 Art Gallery online International Revival sergisi @3459artgallery - Gallery Punto online Wisdom Gate sergisi @puntobition, @portfolyou - Karl&Ein Art Gallery Mai sergisi, Bodrum @karlandeingallery @karlandein - Bahariye Sanat online International Istanbul Art Days @bahariyesanatistanbul - Next Gallery Atiye Sokak Just A Dream Sergisi @gallerynextatiyesokak Next Gallery Atiye Sokak' ta yer alan Window çalışmasını 12-19 Ağustos 2021 tarihleri arasında ziyaret edebilmek mümkün. Sanatçının diğer çalışmalarını incelemek için @belmabozkurt. art instagram hesabını takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ben-sen-onlar-sanatci-kadinlarin-yuzyili-mesherde/", "text": "Çiğdem Simavi hamiliğinde ve ÜNLÜ & Co sponsorluğunda düzenlenen Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı, 9 Ekim'de Meşher'de açılıyor. Deniz Artun'un küratörlüğünde gerçekleşen sergi, yaklaşık 1850 1950 arasında Türkiye'de yaşamış ve yaratmış sanatçı kadınların eserlerinden bir seçkiye yer veriyor. Ben-Sen-Onlar, ismini Şükran Aziz'in sergideki bir eserinden alıyor. Sergi, çoğunluğu benleşememiş ve dolayısıyla sanat tarihi tarafından kaydedilmemiş kadınları tek tek fark etmenin yanı sıra, kolektif bir bizin oluşabilme koşullarını da araştırıyor. Aynı zamanda Meşher bu sergiyle birlikte, Türkiye'den çağdaş sanatçı kadınları köklerini keşfetmeye davet ediyor. Küratör Deniz Artun ise, Ben-Sen-Onlar sergisinin kapsamını belirlerken, Türkiye'de çağdaş sanatçı kadınların varlığının köksüz olduğunu belirtirken, serginin, her bir kadının hatta her bir eserin alternatif tarihler kurabileceği bize dair bir çağrı olduğunun altını çiziyor. Sergi, Meşher binasının üç katına yayılıyor. Giriş katı Ben, aynada kendi mütevazı varlıkları ile karşılaşan şöhretsiz kadınlara odaklanıyor. Serginin farklı köşelerine yerleştirilen aynalar, tek bir kadının birkaç yüzünü yakalamaya çalışıyor. Kadınların, tarihten kendi kendilerini sildikleri, adlarının üzerini bile bile karaladıkları da oluyor. Dolayısıyla ayna, bazen de, eskiz aşamasında terk edilmiş eserleri ya da kariyerleri bir dev aynasına yansıtmaya ve onları büyütmeye yarıyor. Birinci kat Sen ise, yumuşak ve birleştirici olan öteki ile karşılaşmaları anlatıyor. Öncelikli sen olarak çocukları çağırıyor. Portrelerin ve otoportrelerin çoğu, anne olmanın ya da olmamanın deneyimi ve öznellik, aile olmanın tanımı ve şefkat, sanatçı olmanın gücü ve ölümsüzlük hakkında düşünmek üzere davet ediliyor. Ayrıca Sen, anneliğin idealindeki kutsallık ile çıplaklığın ideasındaki tenselliği karşı karşıya yerleştiriyor. Serginin son bölümüne ismini veren Onlar ise ikinci katta yer alıyor ve kadınlara başkalarının gözünden bakıyor. Çiçek, özellikle vazoda olduğunda, başkaları tarafından kadınlara yakıştırılan sıfatları taşıyor: Duygusal, kırılgan, amatör ruhlu, sıradan, domestik ve dekoratif. Pek çok sanatçı kadın, kendisinden güvenli ve zarif olanı resmetmesi beklendiği için, ancak vazoda çiçekler boyayarak resim yapabiliyor. Sergiye, hiçbir öncelik gözetilmeden, neredeyse kendiliğinden saçılan çiçekler, şematik aile ağacının, çizgisel bir sanat tarihinin de alternatifini temsil ediyor. Sanatçı kadınlara atölyelerinin ve daha çok da evlerinin dışında bir görünürlük kazandırmak üzere başlatılan bir araştırma özelliği taşıyan Ben-Sen-Onlar, öte yandan yaklaşık olarak belirlenen 1850 1950 yılları arasında yaşamış ve çalışmış bütün kadınları bulmak ve listelemek kaygısı taşımıyor. Aksine, çok daha fazlasını keşfetmeye davet ediyor. Konuşma, yetişkin atölyeleri ve çocuklara özel atölyeler gibi paralel etkinliklere de ev sahipliği yapması planlanan sergi kapsamında, küratör Deniz Artun ile araştırma ve küratoryal çalışmaları yürüten Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı'nın metinlerini kaleme aldığı, eser ve efemera görsellerinin yer alacağı sergi kitabı da izleyiciye sunuluyor. 117 sanatçıdan 232 eserin yer aldığı; bir isimden, gruptan, kurumdan diğerine çekilmiş düz çizgilerin dışında kalan bütün kadınların ve eserlerin anıldığı ve anlatıldığı bir başka zamana işaret eden Ben-Sen-Onlar, kadınlara kendilerinin kahraman oldukları bir yüzyıl sunuyor. Meşher'in üç katına yayılan Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı, 27 Mart 2022 tarihine kadar İstiklal Caddesi'ndeki Meşher'de izlenebilir. Sanatçılar; Naile Akıncı, Nükhet Aksoy, Maide Arel, Hale Asaf, Perran Berrünnisa Atamdemir, Jülide Atılmaz, Can Ayan, Neşe Aybey, Şükran Aziz, Hatice Şahiye Barlas, Iraida Barry, Behice Nuri, Saime Belir, Belkıs Mustafa, Lerzan Bengisu, Sabiha Bengütaş, Nimet Berdan, Aliye Berger, Semiha Berksoy, Mevhibe Meziyet Beyat, Deniz Bilgin, Zerrin Bölükbaşı, Zabelle C. Boyajian, Sabiha Bozcalı, Halet Çambel, Refia Edren Çiray, Nevin Çokay, Hamiye Çolakoğlu, Gül Derman, Didar Tahsin, Şükriye Dikmen, Tiraje Dikmen, Güzin Duran, Ayhan Dürrüoğlu, Afife Ecevit, Nazlı Ecevit, Efruz Cemil, Melahat Ekinci, Esma Ekiz, Emine Semiyye Hilmi, Selma Emiroğlu, Özden Akbaşoğlu Ergökçen, Nebahat Erkekli, Mari Ertoran, Semiha Es, Esma İbret Hanım, Eren Eyüboğlu, Fatma Saime Cenap, Seniye Fenmen, Sühendan Fırat, Bilge Friedlaender, Lina Gabuzzi, Filiz Özgüven Galatalı, Ruzin Gerçin, Mari Gerekmezyan, Vildan Gizer, Nevide Gökaydın, Beyza Gönensay, Bedia Güleryüz, Hatice Süleyman, Hayriye Nuri, Seta Hidiş, Sara Farhi Huntzinger, Selime Işıtan, Mürşide İçmeli, Nasip İyem, Naciye İzbul, Sare İsmet Kabaağaçlı, İvon Karsan, Gencay Kasapçı, Nevzat Kasman, Sevim Kent, Türkan Kıran, Sabahat Kırlı, Füreya Koral, Hakkiye Koral, Emel Korutürk, Melike Abasıyanık Kurtiç, Müreccel Küçükaksoy, Harika Lifij, Mihri Rasim, Yıldız Moran, Muhterem Ömer, Muide Esad, Müfide Kadri, Nedime Ahmet, Nevin Edhem, Nimet Raif, Nüveyre Faik, Maryam Özacul, Necla Özbay Özdemir, Rahime Yusuf Ziyaeddin, Rana Salih, Ruhiye, Safiye, Kristin Saleri, Mukaddes Saran, Bedia Sarıkaya, Leyla Gamsız Sarptürk, Melek Celal Sofu, Harika Söylemezoğlu, İvi Stangali, Virginia Stolzenberg, Emel Şahinkaya, Maryam Şahinyan, Nasra Şimmeshindi, Şükufe İbrahim, Taciser Salih Şakir, Cahide Tamer, Leman Tantuğ, Zekavet Bayer Taş, Frumet Tektaş, Celile Uğuraldım, Melahat Üren, Mary Adelaide Walker, Fahrelnissa Zeid, ve Elisa Pante Zonaro'nun işleri yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/benim-cagim-benim-dergim-dijital-dergi-projesine-basvurular-basladi/", "text": "Dergiciliğe ilgisi olanlara güzel bir haber... Alanınızda kapsamlı dersler alabilecek, güzel imkanlardan faydalanabileceksiniz. Dijital Jenerasyon Derneği tarafından düzenlenen, Benim Çağım Benim Dergim Dijital Dergi projesi, genç yazarları ve editör adaylarını bekliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Gelecek Gençlerin Kültür Endüstrileri Destek Programı kapsamında desteklenen projeye başvurular, 30 Mart'a kadar devam edecek. Proje, düşünen, araştırma yapan, araştırma bulgularını harmanlayarak yeni değerler üreten bir neslin yetişmesine katkı sağlamayı hedefliyor. Etkinlik ayrıca dijitalleşen çağda, gençlerin çağdaş geleneksel dergicilikten, dijital enstrümanları aktif kullanarak kendilerini ifade edebildikleri bir okul gibi yararlanmalarının yolunu açmayı amaçlıyor. Dijital ortamda yapılacak eğitimlerle yeni editörler ve genel yayın yönetmenlerini kültür camiasına kazandırmak isteyen projeye, dergicilikokulu. com adresinden ücretsiz başvuru yapılabilecek. Eğitimlere katılmaya hak kazananlar, 6 ay boyunca, çevrim içi düzenlenecek 192 saatlik eğitimden geçerek, kendi dergilerini yayımlayabilecek. Proje içerisinde katılımcılar editörlük, yazı yazma, toplama ve derleme, tasarım, röportaj, araştırma yapma, tema, dosya hazırlama, içerik tasnifi ve grup çalışmaları gerçekleştirecek. Atölyelerin yanı sıra genç yazar ekibiyle 7 gün 24 saat mentör desteği de sağlanacak. Etkinlikte bugüne kadar verilen eğitimlerde 212 genç, editör unvanı kazanırken, 380'den fazla dijital dergi okurun beğenisine sunuldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/benim-gelinciklere-borcum-var/", "text": "Bu soruların, sonuna ha ha haaa, hi hi hiiii lerle kurulan cümleler, uzar gider. Gündüz, Gazi Üniversitesi Resim Bölümünde okuyorum, geceleri ise TKİ, Kömür İşletmelerinde gece bekçiliği. Zaman geçti, yıllar yılları kovaladı, başarı başarıyı getirdi, okyanus ötesi ülkelere gittim. Yalnız gitmedim ama; fırçalarım, boyalarım, tuvallerim, resimlerim ile beraber gittik. Çok vefalıdırlar biliyor musunuz? Biz zaten hep beraberdik, hiç ayrılmadık, beni hiç yalnız bırakmadılar.. 18 farklı ülkeye gittik, Avustralya'dan, Kanada'ya.... Çin'den, Amerika'ya... Tayvan'dan, Malta'ya bütün Avrupa ülkelerini, Dünya'yı gezdik hep beraber.. Bütün bu ülkelere Türkiye Cumhuriyeti Devleti sponsor oldu. Sergiler, konferanslar, canlı performanslar, söyleşiler... Özellikle Dışişleri ile Kültür ve Turizm Bakanlıkları destekledi. Doğaldır ki gittiğim her ülkede Türkiye Cumhuriyetini temsilen gittiğim için Türk Bayrağımız asılırdı ve İstiklal Marşımız okunurdu. Çalışmalarım değer görülerek, birçok ülkenin müzelerine kabul edildi. Çok çalıştım, çok kazandım, çok param oldu. Ama bir sorun vardı, geçmişte çok param olmadığı için, para ne işe yarar bilmiyordum. Hala da bilmem, parayla işim olmadı hiç. Dilediğinizi düşünmekte, konuşmakta serbestsiniz, özgürsünüz. Bilmelisiniz ki bu tür söylemleri ciddiye almıyorum. Hiç kimsenin de aklına, görüşüne ihtiyacım yok. Ben kendimi çok beğeniyorum, çok başarılıyım ve de çok iyi bir sanatçıyım. Beni en iyi anlayanlar kimler diye sık sık kendime sorduğum oluyor. Cevabım ise hep, arkasına dönüp baktığında unutamadığı, hatırladığı anıları olanlar, vefalı olanlar olarak görüyorum. Ne diyor Ahmet Kaya, Siz benim neler çektiğimi / siz benim nasıl yandığımı /nereden bileceksiniz...."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/benim-sinemalarim-kaldirim-sercesi-la-mome-oliver-dahan/", "text": "La Mome ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf'ın hayatını konu alan bir film. Kaldırım Serçesi, şarkıcının çocukluğundan ölümüne kadar olan sürede, başarılarını, özel hayatındaki çöküşleri ve hayal kırıklıklarını ele alıyor. Olivier Dahan imzalı film, genç oyuncu Marion Cotillard'ın etkileyici performansında ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf'ın yaşamını güzel bir sinema dili ile perdeye yansıtıyor. Genç oyuncu Marion Cotillard Piaf rolünde müthiş etkili."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bergama-tiyatro-festivalinde-4-gunde-25-oyun-sahnelenecek/", "text": "Bergama Tiyatro Festivali, 26 29 Ağustos tarihleri arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkıları ve İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bergama Belediyesi, Bergama Kültür ve Sanat Vakfı, Bergama Ticaret Odası ile Ne Yerde Ne Gökte Derneği'nin destekleriyle BERaBER ve 3dots tarafından düzenlenecek. Üç yıllık bir aranın ardından, bu yıl 2'ncisi gerçekleşecek olan festivalde ulusal ve uluslararası 25 oyun sahnelenecek. İlki 2018'de gerçekleştirilen ve yoğun ilgi ile karşılanan Bergama Tiyatro Festivali, üç yıllık aradan sonra 26 29 Ağustos 2021 tarihleri arasında ulusal ve uluslararası toplulukları Bergama'da sanatseverlerle buluşturuyor. Festival kapsamında, katılımcıları Bergama'nın simgeleşmiş mekanlarında özel bir seyir deneyiminin yanında; kültür, sanat, tarih ve güncel olayların performans sanatları aracılığıyla tartışmaya açıldığı bir atmosfer bekliyor. Direktörlüğünü Öner Eren Arıkan'ın üstlendiği festival programı; sahnesinden ve uluslararası seçkisinin yanı sıra yerelleşme odağının bir parçası olarak bölgeden de oyun ve performanslara da yer verirken; amatör profesyonel tiyatro üreticileri için sektörleşme süreçlerine katkı sağlayacak bir ortam hazırlanması, sosyal ve kültürel yaşama erişim hakkının herkese eşit sunulması, çocukların ve gençlerin katılımının arttırılması gibi 4 temel mesele odağında şekilleniyor. Bergama'nın eşsiz doğası ve tarihi ile bütünleşen festival programında 'Sahnesinden', 'Dünyadan', 'Bergama'dan, 'Bölgeden', 'Çocuklar İçin', 'Festivale Özel' ve 'Yan Etkinlikler' olmak üzere 7 başlıkta seçkiler, atölyeler, paneller katılımcılarla buluşacak. Aynı zamanda Bergama Stereo Bergama + Davul Geri Adım ve Uzak performansları 'Festivale Özel' kategorisinde seyirciyle buluşacak. Uzak oyununda Bergama, Bergama sokakları, caddeleri, tarihi alanları oyun mekanına dönüşüyor. Seyirciler kulaklıklar aracılığıyla, Bergama'nın Kale Mahallesi'nde, geçmişle gelecek arasında tek seyirciye özel olarak kurgulanmış bir serüvene katılıyor. Hareket noktası olarak aldığı Büyük Bergama Sunağı'nı sesli mimari ve performanslar ile yeniden yorumlayan Cevdet Erek, bu yorumların ilki olan Bergama Stereo'yu 2019'da Ruhrtrienale kapsamında Bochum'da ve Berlin'de Hamburger Bahnhof Müzesi'nde sergilemişti. Sanatçı projenin Bergama'da gerçekleşecek uzun soluklu olması planlanan devamının ilk adımlarını festivalde sergileyecek. Festival süresince Yan Etkinlikler başlığı altında takip edilebilecek paneller, alana dair atölyeler, yürüyüşler, çocuklar için atölyeler ve somut olmayan kültürel miras atölyeleri ise festivalin 4 temel konusu sektörleşme, yerelleşme, çocukların, gençlerin ve engellenen bireylerin kültür & sanata katılımı çerçevesinde kurgulandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/berlin-filarmoni-nefesli-beslisinden-konser/", "text": "Dünyada türünün en iyi topluluğu kabul edilen Berlin Filarmoni Nefesli Beşlisi, 26 Şubat Cumartesi akşamı, saat 20.00'de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda konser verecek. Topluluk üyeleri, konser öncesi, genç müzisyenlerin eğitimine katkı için bir de ustalık atölyesi gerçekleştirecek. Berlin Filarmoni Orkestrası'nın kalıcı oda müziği topluluğu olarak 1988'de kurulan Berlin Filarmoni Nefesli Beşlisi, uluslararası saygın festivallerin aranan popüler toplulukları arasında yer alıyor. Beşli, geniş repertuvarı, mükemmel uyumu, icralarındaki ifade ve ton zenginliği ile dikkat çekiyor. CRR'de, 26 Şubat'ta gerçekleşecek konserde; obuada Andreas Wittmann, klarnette Wenzel Fuchs, fagotta Bence Boganyi, kornoda Stefan Dohr ve piyanoda Özgür Aydın İstanbullulara unutulmaz bir müzik şöleni sunacak. Topluluğun konserde icra edeceği eserler ise şöyle: W. A. Mozart'ın Piyano, Obua, Klarnet, Korno ve Fagot için Kenteti, KV 452, F. Poulenc'in Klarnet ve Piyano için Sonatı ve L. v. Beethoven'ın Piyano, Obua, Klarnet, Korno ve Fagot için Kenteti, Op.16. Cemal Reşit Rey Konser Salonu 2022 konser sezonunda, konser programı dışında gerçekleştirdiği etkinliklerle bilgilendirme misyonu üstleniyor. Bu misyon ile Girişte Solda başlıklı müzik söyleşileri gerçekleştirmeye başlayan CRR Genel Sanat Yönetmenliği, şimdi de genç müzisyenlerin eğitimine katkı sağlamak amacıyla ustalık atölyelerine başlıyor. Bu kapsamda ilk ustalık atölyesi, 26 Şubat'ta, saat 13.00 ve 14.00 arası, Berlin Filarmoni Nefesli Beşlisi üyeleri ile gerçekleşecek. Atölyeye, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndan beş öğrenci katılacak. Bire bir gerçekleşecek ustalık atölyesine katılacak genç müzisyenlerin isimleri şöyle: Obuada Ayşe Melis Demir, kornoda Kağan Berişa, klarnette Deniz Gülbeyaz, fagotta Zeynep Bilgesu Özkaplan, piyanoda ise Alp Çelik. Konser biletleri 80-50-30 ve 20 TL olarak CRR'de Konser Salonu Gişesi ve Biletix'ten temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bes-yuz-bin-dogal-tasla-uc-boyutlu-zeytin-agaci-mozaigi/", "text": "Hatay'da mozaik sanatçısı Menel Hüzmeli'nin yaklaşık 500 bin doğal taşı yontarak ve gerçek zeytin çekirdekleri de kullanarak 9 ayda oluşturduğu, üç boyutlu buğday tarlasındaki zeytin ağacı mozaiği, görenleri kendisine hayran bırakıyor. Çocukken başladığı mozaik sanatını 2018'de Hatay'ın Antakya ilçesinde açtığı atölyesinde sürdüren 43 yaşındaki Menel Hüzmeli, kentteki barış ortamını yansıtacak eser ortaya koymak için geçen yıl 500 bine yakın doğal taş topladı. Taşları tek tek yontarak birleştiren Hüzmeli, 9 aylık çalışmayla barışın simgesi olarak bilinen zeytin ağacının buğday tarlasında yansıtıldığı üç boyutlu mozaik tasarladı. Sanatçının Cennetin Hediyesi adını verdiği, 1 ton ağırlığında ve 1 metre 65 santim boyundaki eseri, Antakya ilçesindeki Cumhuriyet Kültür Merkezi'nde sergilenmeye başladı. Menel Hüzmeli, mozaik sanatına üç boyutlu dokunuşlarla özgünlük katmayı amaçladığını söyledi. Devasa zeytin ağacı tasviriyle Hatay'ın barış atmosferini yansıtmayı istediğini dile getiren Hüzmeli; Zeytin ağacı bolluk, bereket, barış demektir, cennet meyvesidir. Hatay çok özel bir kent. Birçok din ve mezhebin arasında kardeşçe yaşıyoruz. Bu nedenle eserimi yaparken kardeşlik kentini anlatmak için barışın simgesi zeytin ağacını seçtim diye konuştu. Hüzmeli, eserlerin tasarımında gerçek zeytin çekirdekleri de kullandığını ifade ederek, 1 metre 45 santim enindeki mozaiğin en özel çalışmalarından biri olduğunu anlattı. Mozaiğin sergilenmesinden mutluluk duyduğunu belirten mozaik sanatçısı Menel Hüzmeli, ziyaretçilerin yorumlarından memnun olduğunu kaydetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/besiktas-cagdas-dijital-sergisi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nın 101. yılı kapsamında düzenlenen Beşiktaş Çağdaş Dijital Sergisi genç sanatçıları bir araya getirdi. Online olarak sunulan sergi 7 Haziran'a kadar görülebilecek. 'Bu yıl genç sanatçılarla 19 Mayıs'ı kutluyoruz' mottosuyla yola çıkan Beşiktaş Belediyesi, Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nın 101. yılında Türkiye'nin dört bir yanından ve KKTC'den birçok genç sanatçıyı 'Beşiktaş Çağdaş Dijital Sergisi'nde bir araya getirdi. Usta genç sanatçılar ve usta sanatçı olmak için emek verenlerin katıldığı sergi, genç sanatçıların ürettiği eserlerin geniş kitlelere ulaştırabilmesi açısından da ayrı bir öneme sahip. Kutlama niteliğindeki sergiye, duyurusu yapıldığı andan itibaren 18-40 yaş arasında 140 genç sanatçı katıldı. Resim ve baskı alanında, konu ile tekniğin serbest olduğu sergiyi online olarak 7 Haziran'a kadar ziyaret edebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bestekar-ve-udi-yilmaz-yuksel-vefat-etti/", "text": "TRT sanatçılarından bestekar ve udi Yılmaz Yüksel, 84 yaşında hayatını kaybetti. Sanatçının vefat haberini sosyal medya hesabından duyuran TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, paylaşımında, TRT ailesinin kıymetli isimlerinden bestekar ve udi Yılmaz Yüksel'in vefatını üzüntüyle öğrendim. Uzun yıllar TRT İzmir Radyosu'nda ud sanatçısı, koro şefi ve yönetici olarak görev yapmıştı. Merhuma Allah'tan rahmet, ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. ifadelerini kullandı. TRT Ankara Radyosu'na 1969'da ud sanatçısı olarak giren Yüksel, TRT İzmir Radyosu'nda uzun yıllar koro şefi, ud sanatçısı ve yönetici olarak görev yaptı. Sanatçı, Gönlüme Gir Doğ Güneşim, Çekemezler Sevgimizi, Öyle Güzel ki Gözlerin, Ömrümü Çalan Yıllar, Seni Kendime Candan, Yağmurlar Yağsa da ve Baharın Gülleri Solana Kadarın aralarında bulunduğu 116 besteye imza attı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/betul-tatar-eserlerim-araciligi-ile-gorunmeyeni-gorunur-kilmayi-hedefliyorum/", "text": "Çocuk yaşlarından itibaren resim ile iç içe olan ve özellikle son dönemde eserleri yurt dışında da ilgi gören genç ressam Betül Tatar, İstanbul Sanat Dergisi sayfalarına konuk oldu. Eserleri aracılığı ile görünmeyeni görünür kılmayı, izleyicide bir his yaratarak ruhlarına dokunmayı hedefleyen Tatar, yaratım sürecinde sadece sezgisel bir itilim hissettiğini ve eser bitene dek tanımlayamadığı bir dürtünün fırçasını yönlendirdiğini belirtti. Resim sanatına olan merakım, henüz küçük bir çocukken başladı. Kendimi bildim bileli her fırsatta resim yapardım. Okulda ders her ne olursa olsun, kendimi resim yaparken bulurdum. Hatta bu sebeple öğretmenlerim tarafından uyarıldığım olmuştur. Özetle, küçük yaşlarımdan itibaren hayat yolumda resim sanatının önemli rol oynayacağını biliyordum. Ailem her zaman sanatımı ve çabamı desteklediler. Onun haricinde, ilkokul ve lise yıllarımdaki bazı vizyoner öğretmenlerim sanat yönümü desteklediler. Bir benzetme ile anlatmam gerekirse; renkler, eserime başlarken kalbimde çalan şarkıyı aktarabilmek için kullandığım notalardır. Zaten o şarkının içine dahil olabilmek için özgür olmak gerekir. Bana ilham veren her şey, çalışma alanıma dahil olabilir; bazen müzik, bazen doğayla iç içe olmak, bazen bir rüya... Zihnimdeki portreyi resmetmeyi tercih ettiğim için canlı model ile çalışmıyorum. Tek bir şeye bağlı kalmaktansa, özgürce o anın akışı ile yaratım yapmayı tercih ediyorum. İdolüm, kendini gerçekleştirmiş bir ben olurdu. Eğer soru en beğendiğim ressam olsaydı; cevabım, özgün tarzından ötürü Salvador Dali olurdu. Sanatımın evreleri oldu. Sorunuz kapsamına dahil eserler, kendi dişil yanımı maskelediğim dönemde ürettiklerim... Sebebi ise yaşamımda ortaya koyamadığım dişil enerjimi, sanat ile dışa vurmaktı. Herhangi birini veya olayı resmetmekten ziyade; aktarmak istediğim mesaj, kendi içime ayna tutarak resmettiklerimin, izleyicilerin de kendi iç dünyasına bakmaları ve eserlerimde kendilerinden bir şeyler görmeleri olurdu. Hayat yolumda profesyonel anlamda ressam olarak ilerlemeye karar verdiğimde, bunun için en uygun platform olduğunu düşündüğüm, sanat eserleri ve el yapımı ürünlerin satıldığı Amerika merkezli bir satış sitesinde eserlerimi sergilemeye başladım. Bu vesile ile sanatsever kişilere ulaşarak, 18 yaşımdayken site üzerinden ilk sanat eseri satışımı Amerika'ya gerçekleştirdim. Ve 8 yıldır bu şekilde ilerliyorum. Rüyalar, ruhsal aleme açılan kapıdır. Kimi rüyalarımın ardından, o rüyayı resmetmem gerektiğini içsel olarak biliyorum, çünkü o tesir aktarılmak istiyor. Özellikle son ürettiğim eserlerden biri olan Crystal Sunrise, hayatımda hala içinde olduğum bir rüyanın yalnızca tek bir karesi. Çoğunlukla zihnimde herhangi bir tasarı ile tuval karşısına geçmem. Sadece sezgisel bir itilim hissederim ve eser bitene dek tanımlayamadığım bir dürtü fırçamı yönlendirir. Eser tamamlandığında ise kendimi dahi sonuca şaşırırken bulurum. Her anlamda sembolik ve özgün olduğunu düşündüğüm Antik Mısır dönemine, çocukluğumdan bu yana merak ve tanımlayamadığım bir aidiyet duygusu hissediyorum. Bu sebeple hissettiklerimi sanatıma yansıtıyorum. Crystal Sunrise adlı eserimin içinde olmayı arzu ederdim ve bir başka bakış açısıyla zaten o eserin içindeyim. Eserlerim aracılığı ile görünmeyeni görünür kılmayı, eserlerimin izleyicide bir his yaratarak ruhlarına dokunmasını ve bu etki sayesinde sanatımın daha fazla insana ulaşmasını hedefliyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/beyliduzunde-her-notada-nefes-ve-umut-var/", "text": "İstanbul'un, halkla açık havada buluşan tek klasik müzik festivali olma özelliği taşıyan Beylikdüzü Klasik Günleri başladı. Bu yıl yedincisi düzenlenen ve Türkiye'nin farklı noktalarında etkisini gösteren orman yangınlarına ithafen Orman Hayattır temasıyla başlayan festival, müzikseverlerin büyük beğenisini topladı. Konserde yaptığı konuşmasında müziğin iyileştirici gücüne her zaman inandığını belirten Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Kentimizin nefes almasını ve bu kentte yaşayan 365 bin insanımızın klasik müzikle buluşmasını istiyoruz. Ben biliyorum ki klasik müziğin olduğu ortamlarda kötü enerji olmaz. Güzel enerjileri Türkiye'nin dört bir tarafına yaymak ve bağ kurmak gibi bir hedefimiz, idealimiz var. Beylikdüzü Belediyesi olarak özel işler yapmaya devam edeceğiz. ifadelerini kullandı. Beylikdüzü Belediyesi tarafından bu yıl yedincisi düzenlenen ve İstanbul'un, halkla açık havada buluşan tek klasik müzik festivali olma özelliği taşıyan Beylikdüzü Klasik Günleri, 8 konservatuar kökenli kadın müzisyenden oluşan Allegra Ensemble'nin, İnce Şeyleri Anlama Vakti konseriyle açılış yaptı. Türkiye'nin farklı noktalarında etkisini gösteren orman yangınlarına ithafen Orman Hayattır temasıyla başlayan festival, müzikseverlerin büyük beğenisini topladı. Her notada nefes ve umut var mottosu ile Yaşam Vadisi 1. etap içerisinde bulunan 6 Mayıs Gençliğimiz Var Sahnesi'nde düzenlenen etkinliğin bu yıl ki içeriği aynı zamanda doğa ve müzik sevgisinin buluştuğu, Beylikdüzü'nün özellikle de kız çocuklarının sanat aracılığıyla güçlenmesine destek olan örnek ilçelerden biri olmasından ilham alarak Sanatla Güçlenen Kadınlar yaklaşımıyla oluşturuldu. Dinleyicilerin unutulmaz anlar yaşadığı konser alanında pandemi süreci sebebiyle de sıkı tedbirler alındı. Vatandaşlar konser alanına ateşleri ölçülerek alınırken alanda bulunan oturma düzeni de sosyal mesafeye kurallarına uygun olarak düzenlendi. Konserde yaptığı konuşmasında müziğin iyileştirici gücüne her zaman inandığını belirten Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Bu yıl Beylikdüzü Klasik Günleri'nin yedincisini düzenliyoruz ve gerçekten çok güzel bir ambiyans var burada. Pandemi koşullarında insanlarımızın nefes almasını sağlamaya gayret ediyoruz. Sanatın iyileştirici, umut verici, tedavi edici yönünü kullanmak çabası içerisindeyiz. Memleketimizde son günlerde çok kötü olaylar yaşadık. Orman yangınlarıyla sarsıldık, içimiz yandı. Bir nebze olsun bölgemizde yaşayan insanlarımıza Beylikdüzü Klasik Günleri ile nefes aldırma çabası içerisindeyiz. Burada Park ve Bahçeler Müdürlüğümüzün doğanın, yaşamın ve üretmenin ne kadar kıymetli olduğunu gösteren bir etkinlik alanı da var. Müdürlüğümüz bu alanda Tohum Bombası Atölyesi ile vatandaşlarımızla eğitici ve öğretici bilgileri paylaşıyor. Biz de aynı zamanda Beylikdüzü Belediyesi olarak yanan ormanlarımıza nasıl bir katkı sağlayacağımızın çabası içerisindeyiz. Bölgede arkadaşlarımız da var. Ama bir yandan da bu kentin nefes alması, bu kentte yaşayan 365 bin insanımızın klasik müzikle buluşmasını istiyoruz. Ben biliyorum ki klasik müziğin olduğu ortamlarda kötü enerji olmaz. Güzel enerjileri Türkiye'nin dört bir tarafına yaymak ve bağ kurmak gibi bir hedefimiz ve idealimiz var. Beylikdüzü Belediyesi olarak özel işler yapmaya devam edeceğiz. ifadelerini kullandı. Dünya müziklerini tüm renkleriyle yansıtan ve repertuarında Türk müziği ve ezgilerinden kopmadan dünya müziğinin seçkin örneklerinin sergilendiği ve müzikseverlerden tam not alan konserin sonunda Başkan Mehmet Murat Çalık eşi Zehra Çalık ile birlikte sanatçılara plaket ve çiçek takdim etti. 14 Ağustos tarihine kadar devam edecek Beylikdüzü Klasik Günleri'nin ikinci gününde, Duo Blanc & Noir isimli piyano ikilisinin Kadife Bir Gece Bu isimli konseri gerçekleşecek. 11 Ağustos'ta düzenlenecek konserde Selin Şekeranber ve Yudum Çetiner dinleyicileriyle buluşacak. Farklı kültürleri birleştirmek, bununla zenginleşebilmek ve herkese aktarabilmek için yol almaya devam eden piyanist Şekeranber ve Çetiner dinleyicileriyle buluşacak. Geleneksel Türk müziği ile klasik batı müziğini harmanlayan renkli ve orijinal bir müzikal anlayışla Türkiye klasik müzik tarihine kalıcı bir başarı kazandıran piyanistler, unutulmaz bir gece yaşatacak. 12 Ağustos'ta ise Beylikdüzü Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulan ve Beylikdüzü'nün yetenekli genç müzisyenlerinden oluşan Beylikdüzü Gençlik Senfoni Orkestrası sahnede yerini alacak. Şef Hakan Tepeli yönetiminde gerçekleşecek Bir Yaprakta Bir Orman adlı konserde, orman yangınlarına yönelik farkındalık yaratılacak. Müzikseverlere unutulmaz anlar yaşatacak olan etkinlik, 14 Ağustos akşamı Çiçekli Perdelerin Arkası isimli gala konseriyle sona erecek. Tanınırlığı sınırları aşan opera solistleri Hale Kekeç, Tuğba Mankal, Ayşe Şenoğlu ve Asude Karayavuz'a Symphonista Orkestrası'nın eşlik edeceği konserde, klasik müziğin en güzel melodileri Yaşam Vadisi'ne taşınacak. Şef Murat Cem Orhan yönetiminde gerçekleşecek konserde dinleyiciler, tiyatro sanatçısı Gaye Alacacı'nın anlatımıyla operaya ilham veren kadınların hikayelerine de tanık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/beyoglu-kultur-yolu-festivali-basladi/", "text": "T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 30 Ekim 14 Kasım 2021 tarihleri arasında Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'ni hayata geçiriyor. Festival kapsamında klasik sanatlardan güncel sanata, dijital sanattan sinemaya, edebiyattan gösteri sanatlarına kadar birçok farklı alanda sergi, konser, gösterim ve atölye gibi etkinlikler düzenlenecek. 1000'den fazla sanatçının yer aldığı 45 sergi ve özel proje, 75 konser, 45 atölye çalışması, 25 söyleşi, 15 'mapping' gösterisi ve 10 performans, 41'i kapalı ve 24'ü adet açık olmak üzere toplam 65 farklı mekanda gerçekleştirilecek. Festival kapsamındaki sergi, etkinlik ve konserlerin gerçekleştirileceği Beyoğlu'nda yer alan kültür-sanat mekanları; Atatürk Kültür Merkezi, Gezi Parkı, Taksim Camii, Taksim Maksim, İstiklal Caddesi, İstanbul Refia Övüç Olgunlaşma Enstitüsü, Grand Pera Cercle d'Orient, Emek Sahnesi, Atlas Sineması, Tünel Sahnesi, Mehmet Akif Ersoy Hatıra Evi, Garibaldi Sahnesi, St. Antoine Kilisesi, Odakule Pasajı, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Galata Mevlevihanesi, Galata Kulesi, Tophane-i Amire, Paket Postanesi, Galataport, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, SALT Galata, İstanbul Kültür Sanat Vakfı, , Taksim 360, İstanbul Sinema Müzesi, Pera Müzesi, Akbank Sanat, Türkiye Fransız Kültür Merkezi, Beyoğlu Belediyesi İstiklal Kütüphanesi, Tomtom Mahallesi, Asmalımescit Sanat Galerisi, Pi Artworks, x-ist, Rahmi M. Koç Müzesi, Yapı Kredi Kültür Sanat, Argiza Sanat Galerisi, Art On İstanbul, Madame Tussauds İstanbul, Sanatorium ve Meşher."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/beyoglu-kultur-yolu-festivali-cesitli-etkinliklerle-devam-ediyor/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ikinci kez düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali, açılış gününde çeşitli etkinliklerle devam ediyor. Festivalde Atatürk Kültür Merkezi'nde açılan Gençler Yolda sergisini ziyaret eden Ersoy, sanatçılardan bilgi aldı. Bakan Ersoy, oğlu Aslancan Ersoy ve eşi Pervin Ersoy'la AKM Çocuk Sanat Merkezi'ndeki Legoland etkinliğine de katıldı. Festival kapsamında Ersoy'un bir sonraki durağı ise İstanbul Sinema Müzesi oldu. Ersoy, yönetmen Reis Çelik'in küratörlüğünü üstlendiği Türk sinemasının set fotoğraflarının sergilendiği Kamera Arkası sergisini ziyaret etti. Tarihçi yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı da İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz yönetimindeki etkinlikte İstanbul'un Fethi başlıklı konuşma yaptı. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali, 12 Haziran'a kadar 4 bin 953 sanatçıyı 1500'ü aşkın etkinlikte İstanbullularla buluşturacak. Festival kapsamında kurulan 3 açık hava sahnesi, 15 sokak sahnesi ve 4 cadde etkinliği festival coşkusunu kentin dört bir yanına taşıyacak. Festivalde konserlerden sergilere, çocuk atölyelerinden söyleşilere, tiyatro ve opera temsillerinden film gösterimlerine ve açık hava konserlerine kadar çok sayıda etkinlik sanatseverlerle buluşacak. Festivalin açılış konserini, Rebetiko müziğinin dünyadaki en önemli temsilcileri arasında gösterilen Yunan sanatçı Glykeria, bu akşam AKM'de verecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/beyoglu-kultur-yolu-festivalinde-bir-gecede-5-konser-duzenlendi/", "text": "Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında bir gecede 5 mekanda 5 ayrı konser gerçekleştirildi. Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Bakanlık tarafından 100 gün boyunca 11 ilde gerçekleştirilen Türkiye Kültür Yolu Festivalleri'nin İstanbul'daki durağı olan festivalde bir hafta geride kaldı. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası Atatürk Kültür Merkezi Opera Salonu'nda Macar şef Gilbert Varga'nın yönettiği bir konser verdi. AKM Tiyatro Salonu'nda Mersin Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, şef Rustam Rahmedov yönetiminde, soprano Funda Uyanık ve tenor Hakan Aysev'e eşlik ederek sevilen şarkılarını seslendirdi. Galataport İstanbul'da İkilem, Türk Telekom Açık Hava Sahnesi'nde rapçi Ceza, Grand Pera Emek Sahnesi'nde ise Güray Başol Piyano Resitali izleyenlerle buluştu. Gelecek hafta da Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenlenen 5. İstanbul Uluslararası Halk Müzikleri Festivali başlayacak. Festival kapsamında Emel Mathlouthi, Angelique Kidjo, Riff Cohen, Dino Merlin ve Oktay Kaynarca, Murat Dalkılıç, Kubat ile Yavuz Bingöl'ün sahnede olacağı Veysel'siz 50 Yıl Konseri düzenlenecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/beyoglunda-istiklal-millet-kutuphanesi-acildi/", "text": "Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, bu yılın sonuna kadar okullardaki kitap sayısını 100 milyona çıkartacaklarını belirterek, Bilimle, kimlikle, sanatla kitapla gençlerimizi buluşturdukça kesinlikle 21. yüzyıl, Türkiye'nin yüzyılı olacaktır. dedi. Bakan Özer, Beyoğlu Belediyesi İstiklal Millet Kütüphanesi'nin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye demokrasi tarihine bir kara leke olarak geçen ve toplumun vicdanında büyük yaralara yol açan 27 Mayıs darbesinin üzerinden 62 yıl geçtiğini anımsattı. Kütüphanelerin mümkün olduğu kadar yaygınlaştırılması, gençlerin ve çocukların erişiminin kolaylaştırılması ve içeriğinin de çok iyi doldurulması gerektiğini vurgulayan Özer, İstanbul'da AK Parti'li belediyelerin kütüphaneyle ilgili açılımlarını görmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi. İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan da bu çalışmaya gençlerin büyük teveccüh gösterdiğini söyledi. Erdoğan, gençlerin ders çalışmak için böyle rahat mekanlar aradığını ve birçoğunun da bu mekanlarda kitapla tanıştığını anlattı. Konuşmaların ardından Bakan Özer, Bilal Erdoğan, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı, açılışını yaptıkları kütüphaneyi gezdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/beyrut-patlamada-zarar-goren-sanat-eserleri-restore-edilmeden-sergileniyor/", "text": "Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta Ağustos 2020'de gerçekleşen patlamada galeri ve müzelerle birlikte onlar içinde yer alan sanat eserleri de zarar gördü. Zarar gören bu sanat eserleri Yaralı Sanat isimli sergi ile 16 Aralık'ta sanatseverlerin ziyaretine açıldı. Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta Ağustos 2020'de gerçekleşen patlamada galeri ve müzelerle birlikte onlar içinde yer alan sanat eserleri de zarar gördü. Zarar gören bu sanat eserleri Yaralı Sanat isimli sergi ile 16 Aralık'ta sanatseverlerin ziyaretine açıldı. 16 Ocak tarihine kadar kendisi de patlamada zarar görmüş Villa Audi'de ziyaret edilebilecek olan serginin küratörlüğünü Jean-Louis Mainguy üstlendi. Lübnanlı şair ve yazarlardan alıntıların yer aldığı küçük odalarda sergilenen her eser taşıdıkları hasarlarla dikkat çekiyor. Mainguy, serginin fikri için, Fikir, sanat eserini, dokunmadan yeniden inşa etmekti; müzikle, ışıkla, Lübnan şiiri ve edebiyatıyla... diyor. Nayla Romanos Iliya'ya ait Darmaduman Aşk isimli heykeli de, patlamanın yaşandığı limana birkaç yüz metrelik mesafede yer alan beş yıldızlı Le Gray Hotel'in lobisinde idi. Banque Bemo ve Audi Vakfı sponsorluğunda düzenlenen sergide patlamadan bu yana yapılmış bazı sanat eserleri de var. İngiliz ressam Tom Young'a ait, yırtılmış kanvası kabaca dikilen eser de buna dahil. İtalyan ressam Guido Reni'nin 17'nci yüzyılda yaptığı Yuhanna portresi de patlama esnasında hasar gören eserler arasında. Resmin patlayan orta bölgesine, projeksiyonla Yuhanna'nın başka tarihsel tasvirleri yansıtılıyor. Küratör Mainguy, Neden restore etmemiz gerekiyor ki? diye soruyor. Yaralarla neden yaşanılamadığını sorgulayan Mainguy, Neden unutmak zorundayız? Ve günlük hayatımızda bu yarayla yaşamak için ne kadar ileri gitmemiz gerekiyor? diyor. Şehrin karşı karşıya kaldığı ekonomik krizin tüm bu estetik meselelere göre çok daha mühim olduğunun altını çizen Mainguy, bu durumu, Bunlar bizim sorduğumuz sorular ve enstalasyondaki tüm eserler de onları cevabı sözleriyle ifade ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/biletinial-ocak-ayi-etkinlik-takvimi-dopdolu/", "text": "Teknoloji odaklı kültür, sanat, spor ve eğlence platformu Biletinial, ocak ayı boyunca sanatseverleri Türkiye genelindeki kültür-sanat etkinlikleriyle buluşturmayı sürdürecek. Sanatseverler, binlerce etkinliğin biletlerine www. biletinial. com üzerinden zahmetsizce erişebilecek. Tüketicileri farklı etkinliklerle buluşturmak için özel çözümler sunan teknoloji odaklı kültür-sanat, spor ve eğlence platformu Biletinial, sanatseverleri Türkiye genelindeki kültür-sanat etkinlikleriyle buluşturmaya yeni yılın ilk ayında da devam edecek. Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Türkiye Voleybol Federasyonu, Türkiye'nin önde gelen sinema grupları, özel tiyatrolar, Şehir Tiyatroları, spor kulüpleri ve festivallerin iş ortağı olan Biletinial, kullanıcı dostu arayüzü ve hızlı altyapısıyla katılımcıların etkinliklere kolayca bilet almalarını sağlarken, kültür sanat hayatının zenginleşmesine katkıda bulunuyor. Dünyanın en çok oynanan komedilerinden biri olarak tiyatro tarihine geçen Ahududu, Tiyatrokare'nin yeni yorumu ve Nedim Saban imzasıyla sahnede. Suna Keskin ve Melek Baykal'ın baş rollerini paylaştığı oyun, 2 Ocak'ta saat 20.30'da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde, 15 Ocak'ta ise Trump Sahne'de saat 18.30'da seyircisiyle buluşacak. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazdığı, Hira Tekindor'un yönettiği ve Zerrin Tekindor'un etkileyici performansıyla adından söz ettiren Toz; 24, 25 ve 26 Ocak'ta İstanbul'un yeni kültür sanat merkezi Fişekhane'de sahnelenecek. Ünlü oyuncu Fırat Tanış, Semih Çelenk'in yazdığı ve yönettiği Gelin Tanış Olalım oyunuyla 3 Ocak'ta saat 20.30'da Caddebostan Kültür Merkezi, 10 Ocak'ta saat 20.30'da Trump Sahne ve 19 Ocak'ta saat 20.30'da İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu'nda sahne alacak. Ankara MEB Şura Salonu, 17 Ocak'ta saat 20.00'de Emrah Eren'in yönettiği, Şevket Çoruh ile Günay Karacaoğlu'nun akılda kalan oyunculuğuyla dikkat çeken Bir Baba Hamlet oyununa ev sahipliği yapacak. Başrollerini Funda Eryiğit, Hazar Ergüçlü ve Kubilay Tunçer'in paylaştığı Timsah Ateşi, 18 Ocak'ta saat 20.00'de Ankara MEB Şura Salonu'nda, 28 Ocak'ta saat 20.30'da ise İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu'nda olacak. İstanbul'un seslerini, genç ve yaşlı kadınların içlerinden geçirdiklerini, oradan oraya savrulan gençlerin kırgın ve öfkeli hallerini sahneye taşıyan Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun Istırap Korosu oyunu,18 Ocak'ta saat 20.30'da İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu'nda, 27 Ocak'ta saat 20.30'da Bursa Podyum Sanat Mahal'de izlenebilecek. Dünya starlarının, müzikseverlere eşi benzeri olmayan bir gece yaşatacağı İstanbul Night Flight konser serisi, 2023'te de dinleyiciyle buluşmaya devam edecek. Events Across Turkey tarafından düzenlenen Avrupa'nın En iyi Event Ödüllü etkinliğin kombine biletleri, Biletinial üzerinden satışa sunuldu. Okan Bayülgen'in İstanbul'a kazandırdığı sıra dışı gösteri mekanı Dada Salon Kabarett, ocak ayında farklı konserlerle dinleyicilerini ağırlamaya hazırlanıyor. 11 Ocak'ta Ayta Sözeri'nin sahne alacağı mekanda 13 Ocak'ta Göksel, 21 Ocak'ta Emre Altuğ, 27 Ocak'ta ise Mirkelam dinleyicilerle buluşacak. Dada Salon Kabarett etkinliklerinin başlama saati ise 22:00. Moda Kayıkhane, Ocak'ta müziğin sevilen isimlerini sahnesinde ağırlayacak. Türk pop müziği denince ilk akla gelen isimler arasında yer alan Yaşar; 'Sebepsiz Fırtınam', 'Kumralım', 'Kör Bıçak' ve 'On Bir Ay' gibi şarkılarıyla 6 Ocak'ta Kayıkhane sahnesinde olacak. 7 Ocak'ta Soner Olgun, 13 Ocak'ta Kıraç, 14 Ocak'ta Selami Şahin ve 20 Ocak'ta Mehmet Erdem de aynı mekanda en güzel şarkılarını dinleyicileri için seslendirecek. Etkinliklerin başlama saati ise 22.00. Bostancı Gösteri Merkezi, 28 Ocak'ta kendine has yorumuyla dikkatleri üzerine çeken, Türk pop müziğinin genç seslerinden Tuğba Yurt konserine ev sahipliği yapacak. Konser saat 21.00'de başlayacak. Biletinial üzerinden satışa çıkan etkinlikler arasında, birbirinden komik stand up gösterileri de yar alıyor. İskenderun Belediyesi Kültür Sarayı, 5 Ocak'ta saat 20.30'da Mandıra Filozofu filmleriyle tanınan Müfit Can Saçıntı'nın İtiraz Ediyorum isimli canlı müzikli tek kişilik güldürüsünü ağırlayacak. 2 Sosyolog Youtube kanalı ile sosyolojik mizahı geniş kitlelerle buluşturan Nedim Güzel, sosyolojik tespitleri ve yaşanmış komik öyküleri bir araya getirdiği interaktif gösterisiyle 17 Ocak'ta saat 20.30'da Barış Manço Kültür Merkezi'nde, 25 Ocak'ta saat 20.00'de ise Şişli Tiyatrosu'nda sahne alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bilim-kurgusal-bir-huner-sergisi/", "text": "Emre Hüner'in 'Bilinmeyen Parametre Kayıt-Dışı' başlıklı sergisi Arter'de sanatseverlerle buluştu. Sergi, Hüner'in yarı kurgusal bir senaryo metni etrafında şekillenmiş yeni üretimlerinden oluşuyor. Serginin açılış konuşmasında Emre Hüner, serginin başlangıç hikayesini Tamamen üretmeyi durdurup şehirde gezinmeye başladım. Heykel yapmak yerine heykelleri çizdiğim, üretmek yerine daha çok edebiyata sığındığım bir zamanda başlamış oldu. Karaköy'de elektrikçilerle ya da Dolapdere'deki oto tamircilerle kurduğum ilişkiler üretim sürecimi etkiledi sözleriyle anlattı. Ayrıca buluntu nesnelerin barındırdığı hikayelere odaklandığını da belirten sanatçı, gündelik hayatında etrafında farklı şekillerde üretim gösteren diğer insanları da gözlemlediğini de sözlerine ekledi. Serginin basın bültenine göre 'elektroizolasyon' kavramı, sergide yer alan biçimler arasında kendini ölçek ve malzeme farkları ve tekrarları üzerinden hissettiren altyapısal bir makine yani özneye işaret ediyor. Ayrıca fabrika, laboratuvar, film seti ve yerleşke gibi kapalı mimari mekan düzenlemelerini alıntılayan formlar, steril ve bilim kurgusal bir yabancılaşmayı da çağrıştırıyor. Ayrıca Seven, senaryo denildiğinde insanların aklına hep filmlerin geldiğini ancak senaryonun ürettiği tek şeyin sadece film olmadığının altını da çizdi. Seven, sergideki heykeller ve yerleştirmelerin de bu senaryodan beslendiğini söyledi. Sergi, 5 Aralık 2021'e kadar görülebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bin-700-yasindaki-ana-tanrica-kybele-turkiyeye-donuyor/", "text": "Bolluğun ve bereketin sembolü, koruyucusu olduğuna inanılan ana tanrıça Kybele'nin heykeli, yaklaşık 50 yıl sonra 12 Aralık'ta doğduğu topraklara dönecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'den kaçak yollarla İsrail'e götürülerek satılan, uzmanlarca milattan sonra 3. yüzyıla tarihlendirilen Kybele, 12 Aralık'ta ABD'den Türkiye'ye getirilecek. 13 Aralık'ta tanıtımı yapılacak heykel, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenecek. Bir adak heykeli olan Kybele daha sonra Afyonkarahisar'a yeni yapılacak müzeye taşınacak. Prehistorik dönemlerden itibaren Akdeniz havzasında özellikle Anadolu'da bereket ve bolluğun sembolü ve koruyucusu ana tanrıça olarak tapınılan Kybele'nin iki yanındaki aslanlar, doğa ve hayvanlar üzerindeki hakimiyetini sembolize ediyor. Antik dönem sosyal ve dini yaşamında kişilerin olmuş ya da olmasını diledikleri istekleriyle ilgili ya da inandıkları tanrısal varlığı onurlandırmak üzere tanrı ya da tanrıçalara adak sunarken tanrıyı onurlandırmak üzere tapınaklar ya da kutsal alanlara sunulan materyaller adak objesi olarak değerlendirilirdi. Kişinin sosyal ve ekonomik statüsüne göre adak objeleri, basit bir taş parçasından gösterişli bir heykele kadar farklılık gösterebiliyordu. Sideropolisli Asklepiades'in Oniki Tanrı Ana'ya sunduğu, bir adak heykeli olarak tarihte bilinen Kybele'nin yazıt bölümünde, Hermeios'un oğlu Sideropolis'li Asklepiades adağı Oniki Tanrı Ana'ya dikti ifadesi yer alıyor. Türkiye'den 1970'li yıllarda İsrail'e kaçırılan Kybele heykeli, uzmanlarca milattan sonra 3. yüzyıla tarihlendiriliyor. İncelemelerde, söz konusu heykelin tipolojik özelliği, kullanılan mermerin cinsi, işçiliği ve yazıtından edinilen bilgiler ışığında kuvvetle Anadolu kökenli olduğu anlaşılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bingollu-ressamin-tas-tozundan-yaptigi-eserler-parise-uzandi/", "text": "Doğadan topladığı renkli taşları el emeğiyle toza dönüştürerek resim yapan Bingöllü Ali Rıza Kılıç'ın, köyündeki atölyesinde hazırladığı eserleri 16 ülkedeki sanatseverlere ulaştı. Kalemle çizdiği fonun üzerine silikonla taş tozunu döken Kılıç, günlerce, bazen de aylarca verdiği emek sonucu eserini ortaya çıkarıyor. Doğadan topladığı renkli taşları el emeğiyle toza dönüştürerek resimler yapan Bingöllü Ali Rıza Kılıç'ın, köyündeki atölyesinde hazırladığı eserleri 16 ülkedeki sanatseverlere ulaştı. Bingöl merkeze bağlı Kuruca köyünde yaşayan 50 yaşındaki Ali Rıza Kılıç, 7 yaşında yaşadığı bir korku nedeniyle bir süre konuşmadı. Yaşadığı durumu resim yaparak ve kitap okuyarak atlatan Kılıç, ilk çalışması olan küçük bir heykeli, milli şair Mehmet Akif Ersoy'un o dönem banknotlardaki resmine bakarak yaptı. Doğa ile iç içe yaşayan ve dağlarda yürüyüşlere çıkan Kılıç, gördüğü renkli taşları toplamaya başladı. Rengini beğendiği taşları atölyesinde biriktiren ve ellerinin yaralanmasına rağmen demir tokmakla toz haline getiren Kılıç, bu tozlarla herhangi bir boya kullanmadan ahşap suntalar üzerine resimler yapıyor. Taş tozunu, kalemle çizdiği fonun üzerine silikonla sabitleyen Kılıç, günlerce, bazen de aylarca verdiği emek sonucu eserini ortaya çıkarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/binlerce-muziksever-sisli-plak-festivalinde-bulustu/", "text": "Şişli Belediyesi'nin bu yıl 2'ncisini düzenlediği 'Şişli Plak Festivali', İstanbul'un önemli plak koleksiyoncularını, plak müdavimlerini ve binlerce müzikseveri bir araya getirdi. Festival, müzik kültürüne önemli katkı sağlarken, aynı zamanda geliştirilen içeriğiyle plak severler için de keyifli bir buluşma adresi oldu. Şişli Belediyesi tarafından hayata geçirilen Şişli Plak Festivali'nde binlerce müziksever söyleşiler, konserler, plak mezatları, imza günleri ve birbirinden keyifli konserlerle müzik dolu iki gün geçirdiler. 17-18 Eylül tarihleri arasında Feriköy Organik Pazarı alanında gerçekleştirilen etkinlik; İstanbul kültür-sanat ajandasında önemli bir yer edinirken, bir araya gelen müzik dünyasının paydaşları da müzik tarihinden müziğin gelecek kuşaklara bırakacağı ize kadar geniş bir etki alanı yarattılar. Festival kapsamında ilk gün; efsane grup Bulutsuzluk Özlemi ve Balkan müzikleriyle herkesin beğenisini kazanan Kolektif İstanbul, ikinci gün yine bir efsane grup olan Yeni Türkü konser verdi. Tuna Kiremitçi ise Eda Baba ve Özge Fışkın gibi güçlü vokallerle sahne aldı. Vigor Kültür Sanat'ın sanat danışmanlığını yaptığı festivalde; Murat Beşer moderatörlüğünde Taner Öngür ve Tarkan Gözübüyük, Murat Meriç moderatörlüğünde Murat Ertel, Kanat Atkaya moderatörlüğünde ise Yekta Kopan, Görgün Taner ve Murat Abbas'ın konuk olduğu özel söyleşiler gerçekleştirildi. İki gün üst üste yapılan plak mezatında ise birbirinden kıymetli 45'likler ve diğer plaklar müzikseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Bu yolculuğa çıkarken bir hayalimiz vardı, plak seviyorduk, müziğe tutkunduk. Ben de bir plak koleksiyoneri olarak çok heyecanlıydım. Geçen yıl ilkini yaptığımız Şişli Plak Festivali muhteşem bir ilgi gördü ve çok güzel anılar biriktirdik. Bu da bize ikincisini gerçekleştirmek için büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Kültür- sanat alanında çok büyük bir eksiklik vardı. Deyim yerindeyse ülkemizde pek çok alanda olduğu gibi bu alanda da yoksulluk çekiyorduk. Ülkemizin yetiştirdiği çok kıymetli sanatçılarla, müzik insanlarıyla ve siz müzikseverlerin katkısıyla bu alanı taçlandırdık diyen Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, iki gün boyunca festival alanında müzikseverlerle buluştu, keyifli sohbetler gerçekleştirdi. Keskin ayrıca, Bomonti'yi kültürün, sanatın merkezi yapmak istiyoruz. Bomonti bir açık hava müzesi olacak, önümüzdeki günlerde sizlere çok güzel haberlerimiz olacak müjdesini de verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-ansen-retrospektifi-reunion/", "text": "Ansen'in bugüne dek odağına güç ve insan ilişkilerini almış olan serilerinin bütüncül bir biçimde yansıtıldığı yeni yapıtlarını retrospektif olarak değerlendirilecek bir kurguyla izleyicisine sunduğu 10. kişisel sergisi Reunion, x-ist'te sanatseverlerle buluştu. 2004 yılında x-ist'te açtığı ilk kişisel sergiden bu zamana, Ansen'in dijital sanatın çerçevesini genişletmek üzere kendine has bir harman oluşturan üslubu, özellikle pandemi dönemiyle beliren hızla dijitalleşen yeni dünya düzeni' gerçeğine yıllar öncesinden kapı aralayarak bu alana plastik sanatları da dahil ediyor. Ansen'in bünyesine pek çok disiplini dahil ederek oluşturduğu eserlerin sahip olduğu temaya her serisinde yeni bir boyut kazandırarak gerçekleştirdiği dönüşümü gözler önüne serdiği Reunion yani kelime anlamı olarak yeniden birleşme kavramı üzerinden, Ansen'in kendi pratiğine dair kapsamlı bir bakış sunuyor. Aynı zamanda sanatçının yapıtlarıyla hesaplaşma sürecine izleyiciyi ortak ediyor. İnsanın doğayla ilişkisinde aciz kaldığı noktalar, doğaya karşı takınılan umursamaz tutumun etkileri ve bireylerin doğadan bağımsız halleri üzerinden sanatçının kurguladığı sahneler yapıtlarının konusunu oluşturuyor. Ele aldığı konunun kavramsal çerçevesi doğrultusunda malzeme seçimini yapan ve onların çağrışımlarından yola çıkan Ansen'in form ve biçim arayışı, Reunion serisinde pandemi sürecinin en çok kullanılan nesneleri üzerinden somutlaşıyor. Lateks eldivenler, temizlik malzemeleri, kimyasallar, tıbbi araç gereçler ve tıraş köpüğü gibi maddelerin kullanıldığı bu seride onların yapısal özellikleri kompozisyonlarının kurgusuna dahil oluyor. Her eserin sahip olduğu renk armonisi ise sanatçının eserin sahip olduğu temaya yaklaşımına dair ipuçları veriyor. 21 Ocak'ta kapılarını açan Ansen'in 10. kişisel sergisi Reunionı 6 Mart 2021 tarihine kadar x-ist'te ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-arafta-kalma-halinin-tezahuru-eidos/", "text": "Enes Debran, bilinçsel özleri algılama yolculuğunda portreleri bir araç olarak kullandığı çalışmalarından oluşan Eidos isimli kişisel sergisi ile CerModern'e konuk oluyor. Her üretimini bir risk alış ve vazgeçiş süreci olarak tanımlayan, doğal bir devinim içinde ortaya çıkan portrelerinde biçim olgusunu, diğer bir deyişle, duyularla algılanabilen görünüşün en saf halini aktarmaya çalışan Enes Debran'ın, sanatçı portrelerindeki antik çağ heykeltıraşlarını anımsatan gerçekçi ifade, kendini ele vermeyen arafta kalma hali ve gizemli çelişki ile izleyicinin ilgisini ilk bakışta çekmeyi başarıyor. Debran, akıl ve duyularla algılanan imgesel yapılarda antikler tarafından savunulan 'tek bir biçim' söylemini portreleriyle yıkıyor. Sanatçının kendisi ile özdeş doğada yarattığı portrelerinde, gerçekleştirmek istediği yapıt için seçtiği kağıt materyalinin rastgele bir seçim olmadığı görülüyor. İşlenen kağıt madde, sanatçının estetik kaygısı ile birleşerek kendinde içsel olan bir şeye dönüşüyor. İzleyicisini antik ve modern, idea ve imge, kadın ve erkek, canlı ve ölü kavramları arasında derin bir yolculuğa çıkaran Enes Debran'ın, portrelerindeki arafta kalmak halini kendi hayatı, bilinç ve düşünce akışı ile ilintili olarak seyircisine sunduğu Eidos sergisi 12 Ocak 7 Şubat tarihleri arasında CerModern Hub Sanat Mekan'da ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-de-buradan-bak-sergisi-kalyon-kulturde-aciliyor/", "text": "Kalyon Kültür'ün Her Yerde Sanat Derneği ile birlikte gerçekleştirdiği yeni sergisi Bir De Buradan Bak, 30 Ekim Cuma günü Nişantaşı Taş Konak'taki Kalyon Kültür binasında açılıyor. Sergi, farklı yaşlardan ve etnik kökenlerden gelen, çoğunluğu mülteci çocukların çektikleri analog fotoğraflara odaklanıyor. Günümüz kültür ve sanat üretiminin geçmişle kurduğu bağlarla beslendiği, bir buluşma mekanı olarak yaşamına devam eden Kalyon Kültür, Bir De Buradan Bak sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Mardin'de yaşayan yerli ve mülteci çocuklara sanatsal bir buluşma alanı sunma amacıyla kurulan Her Yerde Sanat Derneği, sirk sanatlarına odaklanan Sirkhane, müzikal çalışmalara odaklanan Müzikhane ve fotoğraf çalışmalarına odaklanan DARKROOM projelerini 2012'den beri sürdürüyor. Bir De Buradan Bak sergisi, fotoğrafçı Serbest Salih tarafından yürütülen DARKROOM projesinde farklı yaşlardan ve etnik kökenlerden gelen, çoğunluğu mülteci olan çocukların çektikleri analog fotoğraflara odaklanıyor. Kalyon Kültür'ün tarihi binasının iki katına yayılan Bir De Buradan Bak, çocukluk dönemini ve çocukların bakışını yine çocukların gözünden, olduğu gibi sergi mekanına taşırken; izleyicilerine ev, yabancı, ortasında ve bir arada temaları üzerinden kurgulanan yeni bir deneyim alanı sunuyor. Küratörlüğünü Sezgi Abalı ve Sinan Eren Erk'in üstlendiği Bir De Buradan Bak, 30 Ekim 2020ile 3 Ocak 2021 tarihleri arasında, Pazartesi hariç her gün 11:00-19:00saatleri arasında Kalyon Kültür'de gezilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-delinin-hatira-defteri-ilk-kez-dijital-platformda/", "text": "Erdal Beşikçioğlu'nun kapalı gişe oynadığı tek kişilik oyunu Bir Delinin Hatıra Defteri,1500. gösterisinde dijital platformda yayınlanacak. Tatbikat Sahnesi, Erdal Beşikçioğlu'nun kapalı gişe oynayan tek kişilik oyunu Bir Delinin Hatıra Defteri'ni 1500. gösterisinde dijital gala ile tüm Türkiye'ye ulaştıracak. 15 yılda yaklaşık 600 bin kişinin izlediği oyuna dijital gala bileti alan tiyatroseverler, 18 Kasım'daki gösteriyi Fişekhane'deki seyirciyle aynı anda izleyebilecekler. Pandemi sürecinde artan endişeyle birlikte tiyatroya erişimde sıkıntı yaşanması üzerine oyunları dijital platformla buluşturmaya başladıklarını söyleyen Erdal Beşikçioğlu, Tiyatro bir ihtiyaç ve bu ihtiyaca çözüm olacağı düşüncesiyle geçen ay Fahrenheit 451'in prömiyerini dijital platformda da yayınladık ve seyirciden büyük ilgi gördü. Olumlu dönüşler nedeniyle Tatbikat Sahnesi olarak dijital galaları devam ettirme kararı aldık. Seyirci sahip çıktığı sürece onları yeni eserlerle buluşturmayı sürdürmek istiyoruz ifadelerini kullandı. Biletix'ten online bilet alanlar 18 Kasım akşamı 20:30'da salondaki seyirciyle aynı anda Erdal Beşikçioğlu'nun vinç üzerindeki eşsiz sahne performansını Seyretix adlı platformdan izleyebilecekler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-dilek-tut-filmi-amerikadan-uc-odulle-dondu/", "text": "Bir Dilek Tut, Los Angeles Film Awards'tan En İyi Genç Oyuncu Mehmet Turan Doğan, En İyi Görüntü Yönetmeni Joan Bordera ve En İyi Film Müzikleri Mustafa Yazıcıoğlu ödülleriyle geri döndü. Meta Akkuş'un yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği Bir Dilek Tut isimli filmde Kaan rolü ile Los Angeles Film Awards töreninde En İyi Genç Oyuncu ödülünü alan 8 yaşındaki Mehmet Turan Doğan, Amerika'da oyuncu ödülü alan ilk Türk çocuk oyuncu oldu. Bir Dilek Tut, Los Angeles Film Awards'tan aynı zamanda En İyi Görüntü Yönetmeni Joan Bordera ve En İyi Film Müzikleri Mustafa Yazıcıoğlu ödülleriyle geri döndü. Dünyanın dört bir yanından filmi ile her dalda ödüller alan Meta Akkuş, yaptığı açıklamada Bir Dilek Tut filmimiz sınırlarını aşmış, Türk filmi olmayı bırakıp her dile, her dine, her ırka, her insana dokunan, hitap eden evrensel bir eser olduğunu bize kanıtlıyor ve bu onun yolculuğunun daha başlangıcı. Bundan daha iyi nasıl olur çok ama çok merak ediyorum. Bir Dilek Tut filmimizin yolu açık, misyonu ise kendi gibi çok büyük. Filmimin mesajından, her karesinden ve kadromdan gurur duyuyorum diye devam etti. Senaryosunu Meta Akkuş ve Avni Tuna Dilligil'in yazdığı, Enver Sülük'ün senaryo danışmanlığını üstlendiği Bir Dilek Tut filminde Altan Erkekli, Mehmet Turan Doğan, Vildan Atasever, Almira Tuana, Alper İlker, Gün Akıncı, Yusuf Kemal Kılkış, Seda Alpat, Ender İlker, İhsan Berk, Aydın Özer Tuncer ve Meta Akkuş rol alıyor. Yaşadıkları yerde çok güzel ve mutlu bir hayatı olan Kaan, bir gün ailesinin İstanbul'a taşınacağını öğrenir. Bu haber onu üzer. Arkadaşlarını ve çok sevdiği kürek takımını bırakmak istemez. Bir şey yapıp, bu yolculuğu durdurmalıdır. Sonunda çareyi teyzesinin hediye ettiği kitabın sihirli sayfalarında bulur. Bir Dilek Tut isimli kitap sayesinde nasıl dilek tutacağını, saflığın ve iyi kalpliliğin tılsımını keşfeder. Kitap, ona bambaşka ufuklar açar. Hiç hayal etmediği bir dünyanın kapısını aralar. Kaan, Bir Dilek Tut kitabı sayesinde okulda uğradığı akran zorbalığına karşı hayal gücünü geliştirmeyi, kötülüğe sevgi ile karşılık vermeyi öğrenir. Kitabın baş karakteri Berke'nin annesini Vildan Atasever, dedesini ise Altan Erkekli canlandırıyor. Filmin hikayesi, 2009 yılında yazar yönetmen Meta Akkuş'a Paris sokaklarında yürürken fikir olarak geldi. 2009'dan beri bu proje üzerinde çalışan Meta Akkuş'a, Mustafa Yazıcıoğlu müzikleriyle eşlik etti. Müziklerin büyük bir bölümü İstanbul'da, bir bölümü ise Los Angeles'ta canlı enstrümanlarla çalınarak kaydedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-disiplin-olarak-sanat-tarihi-semineri-basliyor/", "text": "Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nin yetişkinlere yönelik Öğrenme Programları kapsamında, ocak ayında Bir Disiplin Olarak Sanat Tarihi: Başlangıcından İlk Büyük Ustalara başlıklı bir seminer gerçekleşecek. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nden Prof. Dr. Uşun Tükel'in anlatımıyla gerçekleştirilecek Bir Disiplin Olarak Sanat Tarihi: Başlangıcından İlk Büyük Ustalara başlıklı seminer derslerinde ilkçağdan 20. yüzyıla sanat tarihinin oluşumu ve disiplin haline gelişinin kilometre taşları incelenecek. Ocak ayı boyunca her hafta cumartesi günü 14.00 16.00 saatleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek ve toplamda 4 haftayı kapsayacak eğitim programına katılmak için buradan kayıt yaptırılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-istanbul-karesi-ile-ozel-cocuklara-destek/", "text": "Sanat camiasının sevilen siması merhum Fotoğraf Sanatçısı Cemil Cahit Dumlupınar eserleriyle çocuklara dokundu. Turuncu Art Cafe ve mikado İletişim ortaklığında düzenlenen sergide, C. C. D.'nin İstanbul fotoğraflarından derlenen özel bir seçki sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Açılışta sanatçının dostları ve sanatseverler büyük ilgi gösterdi. Sanatçının sergisinden elde edilen tüm gelir ÖÇED 'e bağışlandı. ÖÇED adına sergi hakkında görüşlerini dile getiren Parin Yakupyan; Özel çocuklarımızın geleceğine katkıda bulunarak, ailelerinin uzun soluklu mücadelelerinde güçlendirilmesi için yürüttüğümüz çalışmalarda yalnız olmadığımızı bilmek bize güç veriyor. 2020 yılında kaybettiğimiz Fotoğraf Sanatçısı Cemil Cahit Dumlupınar'ın anıldığı sergide özel gereksinimli çocuklarımızın desteklenmesi bu nedenle bizim için çok önemliydi. 15 Ekim'de sona eren sergide yer alan sanatçının eserlerine, ÖÇED ile bağlantı kurarak bağış karşılığı temin edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-nefes-daha-tallinn-film-festivalinin-ana-yarismasinda-dunya-promiyerini-gerceklestirecek/", "text": "İlk filmi Deniz Seviyesi ile Türkiye, ABD ve İtalya'dan ödüller alan Nisan Dağ, yazıp yönettiği ikinci uzun metraj filmi Bir Nefes Dahayı sinemaseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. İstanbul'un çetin mahallelerinden birinde yaşayan genç bir rapçinin, müzik hayallerine koşarken bir yandan da bonzai bağımlılığıyla verdiği savaşı anlatan filmin başrollerini Oktay Çubuk ve Hayal Köseoğlu paylaşıyor. Türk- Alman ortak yapımı olan Bir Nefes Daha, ABD'nin prestijli ve köklü satış şirketlerinden Magnolia Pictures International'ın bugüne kadar Türkiye'den dünya haklarının satışını aldığı ilk yapım. 13-29 Kasım 2020 tarihleri arasında Estonya'nın başkentinde düzenlenecek 24. Tallinn Black Nights Film Festivali'nin ana yarışmasına seçilen 26 film arasında yer alan Bir Nefes Daha, dünya prömiyerini de 21 Kasım Cumartesi günü festival kapsamında gerçekleştirecek. İlk filmiyle adından söz ettiren ve önemli başarılara imza atan ödüllü yönetmen Nisan Dağ'ın yazıp yönettiği ikinci uzun metraj filmi Bir Nefes Dahanın çekimleri 2019'da gerçekleşti. Başrollerini Oktay Çubuk ve Hayal Köseoğlu'nun paylaştığı filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Eren Çiğdem, Ushan Çakır, Müfit Kayacan, Ayris Alptekin, Görkem Kasal ve Kürşat Alnıaçık yer alıyor. Kadın yönetmenlerin seslerini güçlendirmeyi hedefleyen bağımsız yapım şirketi Solis Film yapımı olan Bir Nefes Dahanın yapımcılığını Müge Özen, Jessica Caldwell, Yağmur Ünal, Jim Wareck ve Kanat Doğramacı üstleniyor. Filmin Alman ortak yapımcısı ise Dorothe Beinemeier. Bir Nefes Daha, İstanbul'un çetin mahallesi Karaçınar'da yaşayan genç rapçi Fehmi'nin müzik hayallerine giden yolda, onu iniş çıkışlı bir yola sokan bonzai bağımlılığıyla verdiği savaşı anlatıyor. Fehmi, farklı bir çevreden gelen ve eski bir DJ olan Devin'e aşık olunca, bu iki kayıp ruh hiç beklenmedik şekillerde birbirlerine ilham verirler. Rap parçalarının altyapılarına, Türkiye'nin önde gelen rapçilerinden Da Poet'in imza attığı Bir Nefes Dahada, hikaye anlatımının da bir parçası olan rap sözleri ise Hayki ve Ohash tarafından yazıldı. Filmde, uyuşturucu triplerini anlatmak için kullanılan animasyon sahneleri Hamburglu sanatçılar Sabina Kim ve Nils Andersen tarafından hazırlandı ve tamamlanması bir yıl sürdü. Bir Nefes Dahanın afiş tasarımı ise Daire Creative'den Arda Aktaş'ın imzasını taşıyor. Yapım aşamasında Eurimages, Hamburg Film Fonu ve İsviçre'den Visions Sud Est fonlarını alan Bir Nefes Daha, Berlinale'nin Ortak Yapım Marketi'ne seçilmişti. Antalya Film Forum'dan hem proje geliştirme hem de post prodüksiyon aşamasında ödüller alan film ayrıca, Köprüde Buluşmalar'da Jüri Özel Ödülü'nü kazanmış ve Connecting Cottbus, Maison des Scenaristes, Cine Qua Non Lab, European Work in Progress Cologne gibi atölye ve marketlere seçilmişti. Dünya haklarının satışını ise, ABD'nin prestijli ve köklü şirketlerinden biri olan Magnolia Pictures International'ın üstlendiği Bir Nefes Daha, şirketin bugüne kadar Türkiye'den aldığı ilk yapım oldu. 13-29 Kasım 2020 tarihleri arasında gerçekleşecek 24. Tallinn Black Nights Film Festivali'nin ana yarışmasına seçilen 26 film arasında yer alan Bir Nefes Daha, festivalde aynı zamanda dünya prömiyerini yapacak. 21 Kasım 2020 Cumartesi günü ilk kez sinemaseverlerle buluşacak olan film festivalin internet sitesi üzerinden çevrimiçi olarak da izlenebilecek. Solis Film yapımı Bir Nefes Daha, dünya prömiyerini yapacağı 24. Tallinn Black Nights Film Festivali'nin ardından festival yolculuğuna devam edecek. Nisan Dağ, hikaye anlatmaya 19 yaşında animasyonlar yaparak başlamıştır. Fulbright bursu ile New York'ta Columbia Üniversitesi'nde Film Yönetmenliği üzerine yüksek lisansını tamamladıktan sonra, 2013 yılında çektiği ilk uzun metrajlı sinema filmi Deniz Seviyesi, dünyanın ve Türkiye'nin prestijli film festivallerinden En İyi Yönetmen dahil birçok ödül toplamıştır. Filmin vizyona girmesinin ardından, filmi online platform Amazon satın almıştır. Nisan Dağ'ın 2015'te MTV için çektiği Rebel Musıc: Turkey belgeseli, İstanbul'u yeniden keşfetmesine ve şehirdeki hip-hop altkültürleriyle tanışmasına aracı olmuştur. Sulukule Gençlik Atölyesi'nde animasyon dersi vermesinin ardından, Dağ'ın çetin mahallelerde geçirdiği yılların sonucu olarak, ikinci uzun metrajlı filmi Bir Nefes Daha ortaya çıkmıştır. Nisan Dağ'ın film projeleri Eurimages, Berlinale, Masion Des Scenaristes, Hamburg Fonu, Visions Sud Est, Nipkow Program, Köprüde Buluşmalar ve Antalya Film Forum gibi kurum ve fonlar tarafından desteklenmiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-resim-sergisi-akm-galeride/", "text": "Sanat eserleri platformu Poscop'un ilk sergisi 'BİR', 9 Mayıs'a kadar AKM Galeride sanatseverlerle buluşuyor. Parçalanmış dünyada 'biz' olabilmenin gücünü sorgulayan, farklı disiplinlerden 19 sanatçının eserlerinin yer aldığı karma sergi Darüşşafaka Cemiyeti'nin yararına gerçekleştirilecek. Sanat eserleri platformu Poscop, ilk etkinliğini Atatürk Kültür Merkezi iş birliğiyle, 'BİR' isimli yeni sergisiyle başlatıyor. 'BİR' sergisinde 19 sanatçının; resim, seramik, fotoğraf, baskı, heykel, dokuma gibi farklı sanat disiplinlerinden eserleri yer alıyor. Sanatçıların kendi başlangıç noktalarından yola çıkarak, bireysel tecrübelerini zengin dışavurumlarla yansıtan eserlerin yer aldığı sergi, parçalanmış dünyada biz olabilmenin gücünü sanat aracılığıyla sorgulama olanağı sağlıyor. 9 Mayıs tarihine kadar ziyarete açık olan serginin gelirinin yarısı, eğitimde fırsat eşitliği için Darüşşafaka Cemiyeti'ne bağışlanacak. Poscop'un kurucusu Servet Büyükkuşoğlu Akkaya koordinatörlüğünde gerçekleşen sergide; Ayla Bener, Azra Ayverdi Baydar, Batu/han Sicimoğlu, Burçin Belentepe, Can Akşit, Canan Harmancı Demirel, Filiz Karsan, Gökçen Atamgüç, Jale Karsan, Kalender Atakul, Melis Önalan Altıparmak, Murat Germen, Murat Aksoy, Ogeday Rodop, Orçun Beslen, Özgen Ulukutlu, Remzi Karabulut, Saliha Beyza Umurca, Sibel Karsan Akkaya'nın eserleri yer alıyor. Detaylı bilgi için https://akmistanbul. gov. tr/ adresi ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-ruyanin-insasi-arnavutluk-sanatinda-toplumcu-gercekcilik-sergisi-icin-son-gunler/", "text": "Pera Müzesi'nin, sanatseverleri Arnavutluk tarihine sanatsal bir yolculuğa davet ettiği Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik başlıklı sergi, 15 Kasım'da sona eriyor. Arnavutluk görsel sanatlarının önemli bir dönemine odaklanan ve sosyalizmin kuruluş ilkelerini yaymayı amaçlayan siyasi tavrın hakim olduğu diktatörlük yılları görsel üretimlerinden bir seçki sunan sergi, Pera Müzesi'nin 3. kat sergi salonunda izlenebilir. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, pandemi nedeniyle yaklaşık üç ay süren zorunlu bir aradan sonra izleyicilerini yeni bir sergiyle karşılıyor. Küratörlüğünü Artan Shabani'nin üstlendiği Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik başlıklı sergide yer alan eserler, dönemin gündelik hayatını, işçi sınıfı, lider portreleri, rejim temsilleri ve gelecek kuşaklara duyulan umut gibi çeşitli konuları ele alırken, aynı zamanda, uzun süre dünyanın geri kalanından yalıtılan Arnavutluk halkının kültürel kimliğini daha yakından tanıma fırsatı sağlıyor. Serginin küratörü Artan Shabani, Arnavutluk sanatının 40 yılına damgasını vuran toplumcu gerçekçilik anlayışını, devletin, sanat ve edebiyat başta olmak üzere, kültürel hayatın hemen her alanına hakim olduğu, sanatçıları ve yaratıcılığı yönlendirdiği bir dönem olarak tanımlıyor ve serginin, Arnavutluk'un önde gelen sanatçılarının eserlerinden geniş bir seçkiyle hazırlandığını söylüyor. Dönemi ve sosyalist gerçekçiliği farklı üsluplarda yücelten bu kompozisyonlar; propaganda posterinden film afişine, kilim deseninden giysi tasarımına, ders ve çocuk kitaplarından dergilere kadar çok çeşitli mecralarda vücut bulan sanatsal üretimlerden oluşuyor. Artan Shabani, Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik sergisinin, dönemin görsel sanatlarını yansıtmanın ötesinde, partizan savaşı ve işgalcilere karşı direniş , anavatan savunması, sosyalizmin inşası, ülkenin sanayileştirilmesi, sosyal yaşam ve spor gibi konular üzerinden o yıllarda Arnavutluk toplumunda yaşanan değişimi izleme fırsatı sunduğunu da vurguluyor. Serginin sanatçıları arasında, Arnavutluk Güzel Sanatlar Akademisi'nin kurucularından, toplumcu gerçekçilik döneminde sanatçılara verilen en yüksek unvan olan Halk Ressamı unvanına sahip Guri Madhi; dönemin propagandasına hizmet eden posterleriyle Arnavutluk görsel sanatının en önemli grafik sanatçılarından olan Safo Marko, Pandi Mele ve Pellumb Bylyku; asker ve sporcu tablolarıyla Robert Permeti; yeni insanların yeni bir Arnavutluk inşa etme coşkusunu betimleyen çalışmalarıyla Agim Faja, Zef Shoshi, Dhimiter Theodhori, Skender Kamberi, Ramazan Memishi; etkileyici karakalem portreleriyle Kristofor Naslazi ve Lumturi Blloshmi; kent ve kır manzaralarıyla Sami Roçi, Lec Shkreli, Guri Madhi, Ilija Rota; film afişleriyle Myrteza Fushekati, Shyqyri Sako, Namik Prizreni, Aziz Karalliu, Bujar Zajmi, Kleo Nini, Astrit Tota gibi isimler yer alıyor. Sergi kataloğu için kapsamlı bir yazı kaleme alan Tiran Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyesi Ermir Hoxha Arnavutluk tarzı toplumcu gerçekçiliği tanımlarken ilk bakışta coşkulu, iyimser ve güzeldi diyor: Soğuk Savaş döneminde komünist Arnavutluk'un devlet programına giren bu sanat tarzı, 1950'lerin sonundan rejimin yıkıldığı 1991 yılına dek komünist ideolojinin resmi aracı olma işlevini gördü. Bu yanıyla eskinin yıkıntıları üzerinde yükselen bir 'yeni dünya' vadediyordu; sömürünün veya toplumsal sınıfın olmadığı ve gelirin eşit bölündüğü bir 'yeni dünya'. Arnavut akademisyen, toplumcu gerçekçiliği dört kilit kavramla açıklıyor: İşçilerin hayatlarına temas etmesi ve onlar tarafından anlaşılır olmasından dolayı 'proleter', halkın gündelik yaşantısından sahneler yansıttığı için 'tipik', imgeye sadık temsiller ürettiği için 'gerçekçi', devletin ve partinin hedeflerini desteklediği için 'partizan'... Ermir Hoxha, Bu içeriklere uygun sanat eserleri, liderin portresi, genç insan, tarihsel tema, sosyalist yaşam veya sanayi manzaraları gibi belli temalar altında toplanabiliyordu. Bu temalar binlerce büyük tuvalde, panoda, posterde ve anıtta vücut buluyor, propaganda makinesinin katı gözetiminden geçerek Sovyetler Birliği'nin uydusu niteliğindeki bütün ülkelerde boy gösteriyordu diyor ve bir estetik yöntem olarak inşa edilen toplumcu gerçekçiliği bugün soyut bir hayalin kanıtı ve ulaşılması neredeyse imkansız bir başka dünyanın sanatsal vizyonu olarak tanımlıyor. Sergide yer alan sanatçılar: Abdurrahim Buza, Aferdita Meçe, Agim Faja, Agim Shami, Agron Jakupi, Alush Shima, Aristotel Papa, Astrit Tota, Aziz Karalliu, Bujar Zajmi, Bujar Luca, Dhimiter Theodhori, Fatbardha Shkupi, Guri Madhi, Hamdi Hallu, Ilija Rota, Isuf Sulovari, Jani Talo, Kleo Nini, Koço Vogli, Kristofor Naslazi, Lec Shkreli, Lumturi Blloshmi, Myrteza Fushekati, Myzafer Dika, Namik Prizreni, Pandi Mele, Pellumb Bylyku, Petrit Ilanaj, Petro Kokushta, Ramazan Memishi, Robert Permeti, Safo Marko, Sali Allmuça, Sami Roçi, Shyqyri Sako, Skender Kamberi, Vjollca Gavoçi Stamo, Zef Shoshi. Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik sergisi, 15 Kasım 2020 tarihine kadar Pera Müzesi'nin 3. kat sergi salonunda izlenebilir. Pera Müzesi Salı'dan Cumartesi'ye 11:00 18:00 saatleri arasında, Pazar günleri ise 12:00 18:00 saatleri arasında gezilebilir. Müze Cuma günleri 16:00 18:00 arası tüm ziyaretçilere, Çarşamba günleriyse Genç Çarşamba kapsamında tüm öğrencilere ücretsiz!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bir-yaz-gecesi-festivali-beykoz-kundurada/", "text": "Beykoz Kundura Temmuz ayını müzik ve film festivali ile karşılıyor. Kundura Sinema ve Sahne'nin beşincisi düzenlenecek ve izleyicilere Boğaz'ın kıyısında film ve müzik eşliğinde büyülü anlar yaşatacak etkinliği Bir Yaz Gecesi Festivali, 16 Temmuz'da başlıyor. Eylül ortasına dek sürecek festivalin Temmuz ayı programında, Carey Mulligan, Helena Bonham Carter, Meryl Streep gibi ışıldayan kadrosuyla Suffragette / Diren! (2015), George Cukor'ın Judy Garland'a Altın Küre kazandırmış 1954 tarihli müzikal klasiği A Star Is Born / Bir Yıldız Doğuyor ve Renee Zellweger'in Judy Garland performansıyla Altın Küre ve Oscar ödüllerine uzandığı Judynin de aralarında olduğu film seçkisi açık havada seyirciyle buluşacak. , Haziran sonunda açılan ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet'e uzanan zengin bir geçmişe sahip Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası'nın üretim tarihine başka bir perspektiften bakmaya davet eden Kundura'nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya sergisi Beykoz Kundura'da ziyaretçilerini bekliyor. İstanbul'un önde gelen kültür, düşünce ve sanat merkezi Beykoz Kundura'nın Temmuz 2021 ajandasında, bu yıl 5. si yapılacak Bir Yaz Gecesi Festivali, 18 Haziran'da açılan Kundura'nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya sergisi ve özel seçkisiyle Kundurama filmleri var. İstanbul'un en önemli endüstri mirası yapılarından Beykoz Kundura'nın geçmişine bugünden bakan Kundura Hafıza Kültürel Mirası Koruma Derneği'nin düzenlediği Kundura'nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya adlı sergi 18 Haziran'da açıldı. Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet'i kapsayan zengin bir geçmişe sahip Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası'nın üretim tarihine başka bir perspektiften bakmaya davet eden sergi; fabrikadan kalan makineler, belgeler, eski çalışanlar ve ailelerinin bağışladığı nesnelerin yanı sıra, 2015'ten beri sürdürülen sözlü tarih görüşmelerini de bir araya getirecek. Yaklaşık 3000 işçi, memur ve ailesinin 'birbirine bağlı olma' halinden ilham alınarak kolektif tarihi canlandıracak sergi; kreş, kantin, sinema, sağlık ocağı, kütüphane gibi birimleriyle fabrikanın çalışanlar için nasıl bir yaşam alanına dönüştüğünün etkileyici bir panoramasını da oluşturacak. Derneğin ilk çalışması da olan Kundura'nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya sergisinin küratörlüğünü Seda Yıldız yaparken, tasarımını Future Anecdotes İstanbul, üretim ve uygulamasını da BARN Architects üstlendi. Ziyaretçilerini Sümerbank ayakkabılarının şekillerini uzun süre koruması için içlerine yerleştirilen ahşap kalıpların üretildiği Marangozhane binasında karşılayacak Kundura'nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya sergisi, beykozkundura. com adresinden randevu alınarak Beykoz Kundura'da ücretsiz gezilebilecek ve güncellenerek süresiz devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/birgrupinsan-platformundan-2023e-dogru-sergisi/", "text": "Birgrupinsan kültür sanat platformu, Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi'nin ev sahipliğinde bu yılın sonuna yaklaşırken 2023'e Doğru temalı karma sergisiyle izleyicilerle buluşuyor. 15 Aralık 2022 tarihinde açılacak sergi, 7 Ocak 2023 tarihine kadar gezilebilecek. Cumhuriyet'in ülkemize getirdiği kazanımlar çerçevesinde bir bakış açısı içeren sergide yer alan sanatçılar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılına yaklaştığımız bu özel döneme ilişkin öznel yaklaşımlarını ortaya koyuyorlar. Sanatçıların yeni ve özgün eser üretmesi amaç edinilen serginin referans metni, Eğitimci-Ressam Hülya Düzenli tarafından kaleme alındı. Sergiye İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi kentler ağırlıklı olmak üzere çeşitli merkezlerden 80 sanatçı, birer eserle katılıyor. Hülya Düzenli ve Rıfkı Demirelli tarafından hazırlanan sergi, bitiş tarihinin ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliğinde Kızılay Zafer Çarşısı Sanat Galerisi'nde Ankaralı sanatseverlere açılacak. Birgrupinsan kültür sanat platformu, geçtiğimiz yıllarda da Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde yaklaşık tarihlerde sergiler düzenleyerek, mekan ve zamanda gelenekselleşme yoluna girdi. 2021 yılından 2022 yılına girerken İstanbul'da açılan, devamında Ankara ve Denizli'deki sanatseverlerle buluşan sergi üçlemesi, bu platformun kurucusu Celalettin Tandoğdu anısına adanmıştı. 2023'e Doğru sergisine katılan sanatçılar şu şekilde: Akife Dekeli, Asuman Barka Sevdinli, Asuman Karaduman Başarır, Atila Aktürk, Atilla Ağırbaş, Aylin Cengiz, Ayşe Delier, Ayşe Mesude Kumbasar, Aysel Kul, Ayşen Dinç, Ayten Eryılmaz, Bahar Bilici Öztürk, Baksen Çeliker, Banu Durgunlu, Bersen Özkan, Betül Karataş Yaman, Birgül Hacıalioğlu, Ceylan Mutlu, Cüneyt Özyer, Dünya Dural, Elif Kocaman Akgül, Elvan İzli, Emine Kasap Karakoç, Esin Kenez, Fatma Savaş, Fatma Zeybek, Feyyaz Türkün, Filiz Sezgin, Fundan Camelmas Mepa, Gülay Bilge, Gülay Er, Gülen Paçacı Camgöz, Gülseren Budumlu İldeş, Hafize Elibollar Ortaç, Harika Menteş, Hatice Altın Selek, Hatice Kılıçaslan, Hayal Uzel, Hülya Dartar Barış, Hülya Düzenli, Hülya İz Bölükoğlu, İclal Erentürk Güçsav, Işıl Dural, İsrahan Demirelli, Korkut Tiryaki, M. Nurullah Tuncer, Mehtap Tanman Fenercioğlu, Melahat Özcan Şener, Meltem Orpak Tuncer, Menekşe Sümer, Müjde Kılıçkıran, Neşe Kalecik, Nihal Işıl Sari, Nilgün Temiz, Nilüfer Adam, Nur Ünlü, Özgül Altuntaş, Perihan Keki, Rana Sirkecioğlu, Rezzan Peynircioğlu, Rıfkı Demirelli, Ruşen Eşref Yılmaz, Ruta Günday, Seçil Yörükoğlu Fidan, Senem Çınarbaş, Serpil İşseven, Sevda Duran, Sibel Aktaş, Şaban Tuncer, Şebnem Altuntaş, Şebnem Soydan, Şenay Lüle, Tülay Bayraktar, Zehra Başeğmez, Zekiye Tellioğlu, Zeliha Seval Özpek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/biriz-sanat-galerisinde-omer-muz-sergisi/", "text": "Teşvikiye'de bulunan Biriz Sanat Galerisi, 12-28 Mart 2020 tarihleri arasında Ömer Muz, Bana Bir İstanbul Lazım adlı sergisiyle Ömer Muz'u ağırlıyor. Ressam Ömer Muz, 3 yıl aradan sonra yeniden bir İstanbul sergisiyle eserlerini sanatseverlerin beğenisine sunacak. Yıllardır bu şehirden uzaklaşmanın hayali ile yaşayıp ama uzaklaşsa bile bir yanının İstanbul'da kalacağını bildiği için sanatçı, Bana Bir İstanbul Lazım ismini verdiği sergisini Biriz Sanat Galerisi'nde açacak. Muz, izlenimci bir göz ve duyarlı bir dil olarak kullandığı fırçasını, su ve renk bütünlüğü ile buluşturarak karlı teknelerin sessizliğini, Boğaz'ın erguvan zamanlarını, balıkçıların ve martıların çığlıklarını ve yüzen vapurların hikayelerini anlatıyor. Sanatçı, 1957 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini aynı kentte yaptı. 1977 yılından başlayarak çeşitli medya kuruluşlarında grafiker, ressam ve karikatürist olarak yer aldı. Sonraki yıllarda yurt dışındaki çeşitli yayın kuruluşlarının çıkarttığı yayınlara kapak illüstrasyonları ve çizgi romanlar yapmaya başladı. Özellikle 1980'li yıllardan itibaren ülkemizde gösterime giren birçok ünlü filmin afiş çalışmalarını yapmış çocuk dergilerine kapak ve yayına çizgi romanlarla birlikte günlük gazetelere karikatür çalışmaları ile medya da yer almıştır. 90'lı yılların başlarında kısa bir dönem İtalya'da da bulunan sanatçı yurda dönüşünde suluboya çalışmalarına ağırlık verdi. New York, California, Paris ve Viyana'da özel koleksiyonlarda resimleri bulunan sanatçı yapıtlarını güçlü ve sağlam tekniğinin yanı sıra empresyonist bir tavırla belgesel tadında yorumlamaktadır. Çevre gözlemlerine dayanan ustalığını kolay anlaşılabilir bir fırçayla dillendiren sanatçı kendisinden çok önce gelmiş, Türk resim sanatının izlenimci ressamlarından Hoca Ali Rıza Üsküdarlı Cevat, Hikmet Onat gibi ekol olmuş bir kuşağın izini sürmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/birlikte-istanbul-sanat-muzesine-dogru-sergisi-acildi/", "text": "Küratörlüğünü Marcus Graf'ın üstlendiği Birlikte: İstanbul Sanat Müzesi'ne Doğru sergisi, Müze Gazhane 'de açıldı. Serginin geçtiğimiz gün gerçekleşen ön açılışına, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Adnan Çoker, Mustafa Pilevneli, Mehmet Güleryüz, Burhan Doğançay, Zühtü Müridoğlu, Zekai Ormancı gibi ressamların eserlerinin yer aldığı sergide, 85 sanatçımız sanatseverler ile buluşturuluyor. Sergi aynı zamanda farklı kuşaklardan 85 sanatçının çeşitli stil ve tekniklerde ürettikleri 91 eseri bir araya getirerek, Türkiye'deki modern ve çağdaş baskı sanatına ışık tutuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koleksiyonu'nda yer alan ve geleneksel sanata çağdaş bir yorum sunan 66 Kare projesini de içeren sergi, Haliç Tersanesi'nde açılacak İBB İstanbul Sanat Müzesi Koleksiyonu'nun geçmişle geleceğin, gelenekselle modernin, kişiselle kamusalın birlikteliği misyonunu da görünür kılacak. Birlikte sergisi, 3 Nisan-3 Temmuz 2022 tarihleri arasında hafta içi 09.00-18.00, hafta sonu ise 10.00-18.00 saatleri arasında Müze Gazhane 'de ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bisiklet-sergisi-adalar-muzesinde-acildi/", "text": "Adalar Müzesi Bisiklet Sergisi, Bisiklet üzerinde 137 Yıl temasıyla, Adalar Müzesi'nin Büyükada Aya Nikola ana binasında açıldı. Bisiklet Sergisi, Adalar'ın yıllar içinde alamet-i farikasına dönüşmüş bisikletin tarihine, İstanbul'a ve özellikle de Adalarımız'a gelerek yaygınlaşmasına ışık tutuyor. Ünlü yazarlardan sporculara, tarihi kişiliklerden, yerel halka bisikletle büyüyen, ada yollarını bisikletle arşınlayan pek çok Adalı'nın, yolu Adalar'dan geçmişlerin bisikletleri, aksesuarları, sözlü tarih anlatıları ve hatıraları serginin belkemiğini oluşturuyor. Sergide yer alan yaklaşık kırk bisiklet arasında İnönü ailesinin, Mehmet Ali Aybar'ın, şair Zahrad'ın, ünlü bisiklet yarışçısı Garbis Bora'nın bisikletleri de var. Dünyayı ilk kez bisikletle dolaşan İngiliz seyyah Thomas Stevens'ın 1885'da uğradığı Büyükada'ya dair yazdıkları ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan Nazım Hikmet'e, yolu Adalar'a düşen sanatçıların bisikletli hikayeleri de serginin bir parçası. Adalılar'ın anılarındaki bisiklet hikayelerinin geçmişten bugüne nasıl geldiğini mercek altına alan sergi aynı zamanda bisikletin işlevselliğin ötesinde günümüze damgasını vuran 'sürdürülebilirlik' özelliğine de gönderme yapıyor, karbon ayak izi olmaksızın araçtan amaca dönüşümünün altını çiziyor. Türkiye'nin belki de ilk kapsamlı bisiklet sergisini gezecek ziyaretçiler, bisikletin tarihini kendi bisiklet anılarıyla harmanlarken, dünyamızı sarsan iklim krizini aşmak için pedallara nasıl asılabileceğimizi de bir kez daha hatırlayacaklar. Altı ay açık kalacak serginin ana sponsoru Axa Sigorta. Accell Bisiklet-Carraro, Shimano gibi bisikletin önemli markalarının sponsorlukları yanı sıra, Müze Sergi İşleri, Jotun Boya, Decathlon da serginin destekçileri arasında."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bisiklet-sergisi-adalar-muzesinde-aciliyor/", "text": "Adalar Müzesi Bisiklet Sergisi, Bisiklet üzerinde 137 Yıl temasıyla, 1 Eylül Perşembe günü Saat 16.00'da, Adalar Müzesi'nin Büyükada Aya Nikola ana binasında açılıyor. Bisiklet Sergisi, Adalar'ın yıllar içinde alamet-i farikasına dönüşmüş bisikletin tarihine, İstanbul'a ve özellikle de Adalarımız'a gelerek yaygınlaşmasına ışık tutuyor. Ünlü yazarlardan sporculara, tarihi kişiliklerden, yerel halka bisikletle büyüyen, ada yollarını bisikletle arşınlayan pek çok Adalı'nın, yolu Adalar'dan geçmişlerin bisikletleri, aksesuarları, sözlü tarih anlatıları ve hatıraları serginin belkemiğini oluşturuyor. Sergide yer alan yaklaşık 40 bisiklet arasında İnönü ailesinin, Mehmet Ali Aybar'ın, şair Zahrad'ın, ünlü bisiklet yarışçısı Garbis Bora'nın bisikletleri de var. Adalılar'ın anılarındaki bisiklet hikayelerinin geçmişten bugüne nasıl geldiğini mercek altına alan sergi aynı zamanda bisikletin işlevselliğin ötesinde günümüze damgasını vuran 'sürdürülebilirlik' özelliğine de vurgu yapıyor, karbon ayak izi olmaksızın nasıl araçtan amaca dönüştüğünün altını çiziyor. Türkiye'nin belki de ilk kapsamlı bisiklet sergisini gezecek ziyaretçiler, bisikletin tarihini kendi bisiklet anılarıyla harmanlarken, dünyamızı sarsan iklim krizini aşmak için pedallara nasıl asılabileceğimizi de bir kez daha hatırlatmayı amaçlıyor. Altı ay açık kalacak serginin ana sponsoru Axa Sigorta. Accel Bisiklet-Carraro, Shimano gibi bisikletin önemli markalarının sponsorlukları yanı sıra, Müze Sergi İşleri, Jotun Boya, Decathlon da serginin destekçileri arasında."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bitmeyen-dayanisma-hikayemiz-kizilay-sergisi-14-ocakta-aciliyor/", "text": "Türk Kızılay'ın 153 yıllık merhamet ve iyilik tarihine ışık tutan Bitmeyen Dayanışma Hikayemiz: Kızılay sergisi, bugün (14 Ocak Perşembe) Tarık Zafer Tunaya Sanat Galerisi'nde açılıyor. Sergide, hem Türkiye'nin hem de Kızılay'ın tarihine ışık tutan çok seçkin eserler ve materyaller sanatseverlerle buluşacak. Hilal-i Ahmer, kurulduğu 1868 yılından bugüne kadar Türk milletinin merhamet çınarı olarak büyüdü ve nice insan hikayelerine, tarihi olaylara tanıklık etti. Kızılay'ın sürdürdüğü bu büyük yolculuk, millet olma azminin, dayanışma ruhunun ve insan onurunun aynası oldu. Tüm bu ruhu yansıtan belgelerin ve materyallerin gün yüzüne çıkarıldığı Bitmeyen Dayanışma Hikayemiz: Kızılay sergisi, 14 Ocak 2021 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Sanat Galerisi'nde açılıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türk Kızılay'ın işbirliği ile Haluk Perk koleksiyonundan seçkin eserler ve materyallerle açılacak sergide, iyiliğin ve merhametin tarihi gözler önüne serilecek. Küratörlüğünü Kızılay Sanat Direktörü Mehmet Lütfi Şen'in üstlendiği sergide; Hilal-i Ahmer'den Kızılay'a 153 yıllık tarihten kesitler ziyaretçilere sunulacak. 103 yıl önce Cihan Harbi devam Galatasaray Lisesi'nde açılan Hilal-i Ahmer Sergisi için basılmış sergi nizamnamesinin transkripsiyonu tıpkıbasım kitapçığı, Kızılay'ın duyuru ve yardım kampanyalarının yer aldığı afişler, kanla ve ilk yardımla ilgili duyuru afişleri ve kitaplar, farklı dönemlerden yayınlar, 71 yıl önce açılan Milletlerarası Bebek Sergisi ile ilgili dokümanlar, Hilal-i Ahmer dönemine ait fotoğraf, kartpostal, pul ve gravürler gibi pek çok materyal izleyiciyle buluşacak. Kızılay tarihi ve günümüz etkinlikleri temalı videoları, Kızılay'ın güncel sanat projesi, Hilal-i Ahmer Koleksiyondan Hüsamettin Koçan, Ergin İnan, Bahri Genç, Günseli Kato, Devrim Erbil ve Tomur Atagök'ün çalışmaları, birbirini takip eden haftalık periyodlarla sergilenecek. Bitmeyen Dayanışma Hikayemiz: Kızılay sergisi, Tarık Zafer Tunaya Sanat Galerisi'nde 14 Ocak 27 Şubattarihleri arasında izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bizans-imparatorlugunda-gunluk-yasamdaki-muzigin-yeri-cevrimici-konferansta-bir-imparatorlugun-sesi/", "text": "Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü çatısı altında faaliyet gösteren İstanbul ve Müzik Araştırma Programı, 2 Aralık'ta Enstitü'nün Youtube kanalında, Antonios Botonakis'in Bizans Müzik Aletleri Projesi'nden elde edilen veriler ışığında yapacağı Echos of an Empire başlıklı çevrim içi konferans gerçekleştirecek. İstanbul ve Müzik Araştırma Programı, arşiv çalışmaları, konserler, yayınlar, eğitsel çalışmalar ve konuşmalarla kentin çok yönlü müzik kültürünü odağına alan etkinliklere ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Koç Üniversitesi Stavros Niarchos Vakfı, Geç Antik Çağ ve Bizans Araştırmaları Merkezi 'da doktora sonrası araştırmalarına devam eden Antonios Botonakis, program kapsamında gerçekleştireceği Echos of an Empire başlıklı konuşmada, müziğin Bizans İmparatorluğu'nda günlük yaşamdaki yerine değinirken, Bizans müzik aletleriyle ilgi detaylı bilgiler de paylaşacak. Botonakis, GABAM ve Atina Müzik Dostları Derneği tarafından yürütülen Bizans Müzik Aletleri Projesi'nde elde edilen verilerden hareketle, günlük yaşamda müziğe yapılan göndermeleri yorumlarken, Bizans müzik aletleri ikonografisine de özel bir vurgu yapacak. Bir İmparatorluğun Sesi konferansı, 2 Aralık Çarşamba günü saat 18.00'de İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Youtube kanalı üzerinden canlı olarak izlenebilecek. Etkinlik dili ise İngilizce olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bizler-kainatin-nakkasinin-emanetcileriyiz/", "text": "Minyatür sanatçısı ve eğitmen Gaye Özen, minyatür sanatının inceliklerine ilişkin, Minyatürde önemli olan dingin bir ruh hali. Eğer iç ahenginize kavuşamamışsanız, minyatür yapmanız çok zor. dedi. İstanbul Üniversitesi Klasik Türk Bezeme Sanatları Atölyesi'nde 2010 yılından bu yana minyatür dersleri veren Özen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, minyatüre başlama hikayesini, sanat hayatını ve çalışmalarını anlattı. Sanatçı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümünü 1993'te bitirdiğini belirterek, 1998'de başladığı Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Nakışhanesi'nde Nusret Çolpan ve Gülbün Mesara'dan klasik minyatür eğitimi aldığını söyledi. Evlendiğinden bu yana, yaklaşık 180 yıllık bir evde yaşamını sürdürdüğünü kaydeden Özen, minyatüre başlamasında, evinin kendisine ilham verdiğini ifade etti. Gaye Özen, zaman içerisinde evin dekorunu yaparken, tezhip ve minyatür eserleri almak istediğini kaydederek, bütçeyi aşan çalışmalar olduğu için bu sanat dallarında eğitim almaya karar verdiğini aktardı. Öncelikle sanatçı Jale Yavuz'dan tezhip dersleri aldığını dile getiren Özen, daha sonraki 10 yıl boyunca da Yavuz'un yardımcı eğitmeni olarak görev yaptığını vurguladı. Gaye Özen, pandemi öncesi daha çok Küçüksu Kasrı'nda çalışmalarını yaptığını belirterek, Sabah kalkıp bir atölyeye gider gibi, malzemelerimle birlikte Küçüksu Kasrı'na hiçbir düşünce taşımadan gidiyorum. Sonra o kağıda zemin atıyorum. O günkü ruh halime göre, o zemin sonrasında, doğayla temaşa halindeyken bir şekilde bir kompozisyon çıkıyor. Bu inanın bana da sürpriz oluyor. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Başlıyorsunuz, devam ediyorsunuz ve hiç planlamadığınız bir şekilde eseriniz bitebiliyor. Eseriniz size bir söz söylüyor. Sonra çok kısa da olsa her minyatürüme kısa bir metin yazıyorum. Yani her minyatürümün kendine ait bir hikayesi var. dedi. Eserleri üretirken doğayla iç içe olmanın çok önemli olduğuna vurgu yapan sanatçı, şu bilgileri verdi: Küçüksu Kasrı'nda bir eser ürettiğim zaman, doğayla o temaşa çok önemli. Yani kaç kere yunuslar zıplayıp kağıdıma su sıçrattı. Kuşlar, martılar geçerken kanatlarındaki suyu döküyor, uğur böceği, arı konuyor. Bunların hepsi inanın bir iz bırakıyor. O anda, aslında istemediğiniz bir şey. Bir anda bir leke oluyor kağıdınıza ama onu sonra dönüştürüyorsunuz. Sonunda bakıyorsunuz ki eser, doğa ve iç ahenginizle iç içe birlikte finale ermiş. Sanatçı Özen, dingin bir ruh halinin önemine de değinerek, Eğer iç ahenginize kavuşamamışsanız minyatür yapmanız çok zor. Ama bir de şöyle bir şey var; bu dünyanın, şehirde yaşamanın verdiği hız ve koşturmacalar içinde, bir şekilde, kendinize fırsat yaratıp kağıdı, boyaları ve fırçanızı elinize aldığınızda, ister istemez o iç ahenge ulaşabiliyorsunuz. İşinizin başına oturduğunuzda, sanki 16. yüzyılda Nakkaş Osman, 18. yüzyılda Levni gibi, aynı o zamanın ritmine giriyorsunuz. Gerçekten teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, o dönemdeki sanatçılarla aynı hızda, aynı üslupta yapıyorsunuz. Tabii bu da beni çok etkiliyor. ifadelerini paylaştı. Gaye Özen, minyatürün tevhit sanatı olduğuna da dikkati çekerek, Sanatçılar olarak bizim, kainatın nakkaşının mirasını taşıdığımızı düşünüyorum ve evrenin o nakledilmiş muazzam halinden ancak küçük minyatür kopyalar yapıyoruz. Aslında minyatür sanatçıları olarak bizler, kainatın nakkaşının emanetçileriyiz. Yaratılan her şeye baktığınızda, ince ince işlenmiş bir nakış hali var. Bizler, ancak bu külli olanın cüz'i olarak birer gölgesini kağıda düşürüyoruz. Minyatür sanatını icra ederken aslında sanatçı bir yükseliş yaşıyor ve kainata kuş bakışı bakıyor. Kainatın ritmi içinde, kendi iç ahengiyle çalışırken, tekrar yeryüzüne inip birebir yaratılanı kopya değil, gördüklerini stilize ediyor ya da yorumluyor. değerlendirmesinde bulundu. Özen, atölye olarak İstanbul Üniversitesi rektörlük binasında yılda 2 kez açtıkları sergiler dışında, birçok şehirde sergilere imza attıklarını belirterek, Eğer pandemi gerçekleşmeseydi bu yıl içinde 2 kişisel sergim olacaktı. Biri Ankara'da Türk Amerikan Derneği'nde olacaktı. Datça'da da Reşadiye Mehmet Ali Ağa Konağı'nda kişisel sergim halihazırda bekliyor. Tamamıyla doğa temasına değinmek istedim. Bu eserlerimi gören herkesin ortak kelimesi 'cennet' ifadesiydi. Dolayısıyla insanlardan aldığım bu tepkiyle, hem de hissettiklerimle beraber sergideki eserler bir cennet serisi haline geldi. açıklamasını yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/blues-attack-bringing-down-the-house-albumu/", "text": "Özgün şarkılar, güçlü vokal ve gitar performanslarını güzel bir şekilde sergilerken, binbir çeşit groove sizi hiç oturmadan dans ettirecek. İstanbul menşeli blues-rock grubu Blues Attack 10 özgün besteden oluşan ilk albümü Bringing Down The Houseu tüm dijital platformlarda dinleyicisiyle buluşturdu. Albüm; grubun kendisine has Blues Attack soundunun yanı sıra country, funk ve rock gibi türleri de ustalıkla harmanlıyor. Yürek yakan blueslardan dans etmeden duramayacağınız funklara uzanan Bringing Down The House türler arasında geziniyor ve dinleyiciye geniş bir stil yelpazesi sunuyor. Güray Oskay, Tarkan Mumkule, Sezen Köroğlu, Batur Yurtsever ve Hasan Ali Polat'tan oluşan beş kişilik ekip çıkış albümlerinde güçlü soundları, birbirinden iyi konuk müzisyenleri, zengin vokali ve nefesli aranjmanlarıyla vites arttırarak müzikseverlere uzun yıllar eşlik edecek arşivlik bir albüm armağan ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/blutvden-disiplinlerarasi-bir-deneyim-podacto-studyo/", "text": "BluTV, yeni disiplinlerarası bir seri olan Podacto Stüdyo'yu arşivine ekliyor. Türkiye tiyatrosundan çıkan metinlerin tiyatro oyuncuları tarafından seslendirilmesiyle izleyenlerin hem ses teknolojisinin hem de tiyatronun iç dünyasına yolculuğa çıkacağı disiplinlerarası bir deneyim olan Podacto Stüdyo, 3 Kasım'dan itibaren BluTV'de. Kulak tiyatrosu türünde birbirinden farklı eserleri tiyatroseverlerle buluşturan Podacto'nun, BluTV ile iş birliğinde sunduğu 'Podacto Stüdyo' sesin görselleştiği disiplinlerarası bir yaratım sürecinin kapılarını aralıyor. İzleyiciler, bir yandan Türkiye tiyatrosundan altı çağdaş yazarın kaleminden çıkan sekiz farklı oyunun üç performans sanatçısı tarafından gerçekleştirilen ses üretim sürecine dahil olurken; diğer yandan da on farklı oyuncunun sesinden oyunları deneyimliyor. Nisan Ceren Özerten ve Faruk Özerten'in yapımcılığında hayata geçirilen Podacto Stüdyo, Babylon'a 360 derece olarak yerleştirilen 14 kamera ve 32 mikrofon ile kaydedildi. Ferit Katipoğlu'nun yönetmen koltuğunda oturduğu seride, Ahmet Sami Özbudak, Aslı Ceren Bozatlı, Balca Yücesoy, Derem Çıray, Murat Mahmutyazıcıoğlu ve Sami Berat Marçalı'nın eserleri; Alican Yücesoy, Aslı İnandık, Ceren Moray, Damla Sönmez, Emir Çubukçu, Serkan Keskin, Sezin Akbaşoğulları, Tülin Özen, Ushan Çakır ve Yağız Can Konyalı'nın sesinden hayat buluyor. Mihran Tomasyan'ın performans yönetimini üstlendiği projede Tomasyan'a; oyunların ses dünyalarının kurulmasında performanslarıyla Melih Kıraç ve Selim Cizdan eşlik ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bm-uluslararasi-cam-yilinda-turkevinde-sanatsal-cam-sergisi-acildi/", "text": "Türkevi, bu yıl Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Uluslararası Cam Yılı'nda Türk sanatçıların eserlerinin yer aldığı Sanatsal Cam Sergisine ev sahipliği yaptı. Türkiye'nin BM Daimi Temsilciliği ile New York Başkonsolosluğunun ev sahipliğinde ve İnci Çetin'in koordinatörlüğünde düzenlenen sergide 35 eser yer aldı. Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğu, serginin açılışında yaptığı konuşmada, ilk cam örneklerinin ve cam yapımı bilgisinin Türkiye'den dünyaya yayıldığını belirterek, Türkiye'nin de BM tarafından ilan edilen 2022 Uluslararası Cam Yılı'nda camın toplumdaki önemli rolünü tüm dünya ile kutladığını söyledi. Cam yapımı geleneğinin ve yöntemlerinin Anadolu'da, Mezopotamya'da ve Akdeniz Havzası'nda yaşamış birçok uygarlığın yaratıcılığını bir araya getirerek Türkiye'nin kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturduğunu anlatan Sinirlioğlu, cam ve cam yapımının çevresel sorunlarla mücadelede sürdürülebilir materyal olması nedeniyle gelecekte de önemini koruyacağına dikkati çekti. Sinirlioğlu, Türk cam sektörünün öncülerinden Şişecam ve Paşabahçe'nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında sürdürülebilir kalkınma hedeflerini tüm operasyonlarına entegre ettiğini dile getirdi. Serginin koordinatörlüğünü yapan İnci Çetin, AA muhabirine, 2022 Uluslararası Cam Yılı'nda Türkiye'de ve dünyanın birçok yerinde çeşitli etkinlikler düzenlendiğini söyledi. İstanbul, Ankara ve Eskişehir'de cam sergileri açtıklarını anlatan Çetin, Türk Hava Yolları ile Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle New York'ta da sergi açtıklarını ve Türkiye'nin çok değerli cam sanatçılarının eserlerini yurt dışında sergileyebilmekten büyük mutluluk duyduklarını belirtti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bob-dylana-ait-belgeler-satildi/", "text": "Nobel Ödüllü ABD'li şarkıcı Bob Dylan'ın yayımlanmamış şarkı sözlerinin olduğu belgeler, açık artırmada 495 bin dolara satıldı. Boston kentinde R. R. Auction Müzayede Evi tarafından düzenlenen açık arttırmada, Bob Dylan'ın yakın dostu, blues gitaristi Tony Glover'ın kişisel koleksiyonundaki belgeler satışa sunuldu. Glover'ın 1971'de Dylan ile yaptığı söyleşilerin kayıtları ile Glover'a yolladığı mektuplardan oluşan belgeler, 495 bin dolara alıcı buldu. Mektupların içinde Dylan'ın daha önce yayımlamamış şarkı sözlerinin bulunduğu belirtildi. Öte yandan Dylan'ın, Glover ile yaptığı, gün yüzüne çıkan söyleşide, Robert Zimmerman olan adını neden değiştirdiği sorulduğunda, dönemin Amerikan toplumundaki anti-semitist tanımlamalardan kaçınmak için bunu tercih ettiğini ifade ettiği aktarıldı. Dylan'ın, Çoğu insan Yahudilerin yalnızca tüccar veya tefeci olduğunu düşünüyor ifadesi kullandığı kaydedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bob-dylanin-60-yillik-sarki-katalogu-satildi/", "text": "Bob Dylan'ın 60 yıllık tüm şarkı kataloğu Universal Müzik'e satıldı. Kataloğun 300 milyon dolardan fazla tutacağı tahmin ediliyor. Nobel Ödüllü ABD'li şarkıcı Bob Dylan'ın yaklaşık 60 yılı kapsayan tüm şarkılarının Universal Müzik Grubu'na satıldığı bildirildi. Universal Müzik Grubundan yapılan açıklamada, 79 yaşındaki ünlü şarkıcı ile yapılan görüşmeler sonucu ilk yazdığı şarkı sözlerinden en son çıkardığı albüme kadar 600'den fazla parçayı kapsayan bütün şarkı kataloğunun satın alındığı kaydedildi. Firmanın üst yöneticisi Lucian Grainge, Dylan'ın şarkılarının asla eskimediğini belirterek, Bob Dylan'ın şarkı yazma sanatının en büyük uygulayıcılarından biri olduğu bir sır değil ifadelerini paylaştı. Satış rakamı açıklanmazken, kataloğun 300 milyon dolardan fazla tutacağı tahmin ediliyor. 1960'larda New York'ta müziğe başlayan Dylan'ın şimdiye kadar 125 milyondan fazla albüm sattığı belirtiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-atolye-76-uc-sanatcidan-ortak-sergi/", "text": "İlki geçtiğimiz haziran ayında gerçekleşen, ikincisi 23-28 Ağustos'ta düzenlenecek olan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı başta olmak üzere sanatın adeta Bodrum'da kamp kurduğunun bir başka kanıtının, sayıları hızla artan sanat galerileri olduğunu söylemek mümkün. İşte bu galerilerden biri de Ayşe Vatansever yönetimindeki Atölye 76 oldu. Farklı disiplinleri aynı çatı altında birleştirme gibi bir misyonları da olduğunu dile getiren Vatansever, Atölyemizi Bodrum'da sanatın tadını almak isteyen sanatseverlere bir soluk olarak tasarladık dedi. Ayşe Vatansever, aynı zamanda yakın dostları arasında yer alan Güliz Pilge ve Badegül Demirtürk'ün eserlerinden oluşan sergiye ısrarlar karşısında kendi eserlerini de dahil edince, ortaya harika bir Üçleme çıktığını ifade etti. Sergi, 10 Ağustos akşamı açıldı. Oldukça yoğun bir ziyaretçi trafiğiyle karşılaşan sanatçılar, katılım sağlayan dostları ile yeteri kadar ilgilenememiş olmanın üzüntüsü içinde olduklarını dile getirdiler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-cagdas-sanat-fuari-23-agustosta-basliyor/", "text": "Türkiye'nin turizm yüzü olarak kabul edilen Bodrum'un sanat yüzüyle de anılması adına başlatılan çalışmalar, meyvelerini vermeye başladı. Geçtiğimiz yıl ilk kez organize edilen Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın gördüğü büyük ilgi üzerine bu yıl tekrar, üstelik iki edisyon halinde düzenlenmesi kararı alındı. İlki Sanata Evet mottosuyla 29 Haziran-3 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen fuarın ikinci edisyonu, 23 Ağustos günü kapılarını açıyor. Herodot Kültür Merkezi'nde 28 Ağustos tarihine kadar 6 gün boyunca sanatseverleri karşılayacak olan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nın basın toplantısı, 20 Ağustos günü LVZZ Hotel'de yapıldı. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın da katıldığı toplantıya sanatçılarımızdan Tamer Levent, Kıymet Giray ve Meral Öztürk gibi isimler destek verdiler. Fuarı düzenleyen DEMOS Fuarcılık'ın Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan ise yaptığı konuşmada DEMOS Ailesi olarak Bodrum'da üçüncü kez sanat fuarı açmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirerek; Yurt içi ve yurt dışından önemli bir katılım sağladık. Türkiye'nin sanat yüzünün anlatılması yönünden son derece önemli görüyoruz. Bu nedenle, turizmcilerin ve basının daha fazla destek vermesini bekliyoruz dedi. Bodrum'un bu bölgede önemli bir sanat destinasyonu olması gerektiğini söyleyerek sözlerine başlayan Sanatçı Tamer Levent; Bir sanat eseri ortaya çıkarmak, yaşamın her alanında özenle yaşamak demektir diyerek, hayatın her alanında işi özenle yapmak ve sürdürmek için sanatın insanlık için çok önemli olduğunu vurguladı. Bodrum'da etkinliklerin, sanatsal fuarların sanat festivali olarak yapılabileceğini belirten Levent, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nın bu anlamda önemli bir başlangıç olduğunun altını çizdi. Bodrum'daki sanatsal etkinliklerin önemini anlatarak konuşmasına devam eden Tamer Levent, Bodrum'un dünyaya sanatla birlikte çok iyimser ve evrensel mesajlar vereceğini de kaydetti. Prof. Dr. Kıymet Giray ise Bodrum'un yüzyıllardır sanatla var olan ve kültürle gelişen bir kent olduğunu, bu coğrafyanın bu anlamda büyük önemli taşıdığını ifade etti. Sanatsız bir Bodrum'un gelişemeyeceğini aktaran Giray; Yeni bir döneme giriyoruz. Bodrum artık sanatsız ve kültürsüz bir kent olamaz. Çağdaş Sanat Fuarı'nın Bodrum'daki kitleye söyleyeceği çok şey var diye konuştu. Konsept danışmanlığını Zeynep Göztepe'nin yaptığı, Bodrum Belediyesi'nin katkılarıyla üçünce kez sanatseverlerle buluşacak olan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nın ikinci edisyonu, 23 Ağustos Salı günü saat 18.00'de Herodot Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan prömiyer ve kokteyl ile sanatseverlerle buluşacak. Fuar; klasik, modern ve çağdaş sanatçıların resim, heykel ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra plastik ve görsel sanatlara ilişkin üretim ve canlı performansları kapsıyor. Yaklaşık 40 galeri, yurt içinden 500, yurt dışından 100 sanatçı ile koleksiyonerler ve sanatseverleri ağırlayacak olan fuar, 28 Ağustos Pazar gününe kadar ziyaret edilebilecek. Fuar boyunca ziyaretçiler, ana fuar alanı olan Herodot Kültür Merkezi'nde daha iyi bir gelecek için HELPZONE / WEGLOBAL tarafından düzenlenen Çocuk, İklim ve Sanat seminerinin yanı sıra canlı müzik ve modern dans performansları, sanat temalı etkinlikler, çocuklar ile birlikte gerçekleşecek olan iklim dostu aktivitelere katılabilecekler. Ayrıca; doğal mandalin lokumu, gazoz ve kolonyası ile ünlü 'Bodrum Yadigarı', coğrafi işaretli ve uluslararası ödüllü 'Milas Zeytinyağları'nı tadabileceğiniz Anatolie Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatinin özel standı, lokal üreticilerden özel yapım katkısız dondurma, lokal el sanatları gibi Bodrum'a ve yöreye özgü markaların tanıtımı ve satış noktaları ile dört gün boyunca Herodot Kültür Merkezi'nde renkli bir sanat deneyimi yaşayacaklar. Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın medya sponsorları arasında yer alan İstanbul Sanat Dergisi, önceki fuarlarda olduğu gibi bu fuarda da sanatçılarımız ve sanatseverlerle buluşmak üzere stand açacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-cagdas-sanat-fuari-gun-batiminda-sanat-ile-basladi/", "text": "Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 2. Edisyonu, Swissotel Resort Bodrum Beach'te düzenlenen açılış kokteyli ile başladı. Dünyanın önde gelen galeri, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını Bodrum'da sanatseverlerle bir araya getirmeyi hedefleyen Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı, 22 Ağustos Pazartesi günü Swissotel Resort Bodrum Beach'te düzenlenen açılış kokteyli ile başladı. Fuara katılan sanatçılar, Ege ve Akdeniz'i birleştiren eşsiz doğası ile Bodrum'un en güzel gün batımı manzarasına sahip Turgutreis'te güneşi uğurlarken, sanatseverlerle buluşma fırsatı elde ettiler. Çağdaş Holding ana sponsorluğunda; Bodrum Belediyesi, Bodrum Belediyesi Gıda AŞ, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Bodrum Ticaret Odası, Milas Ticaret ve Sanayi Odası, Bodrum Otelciler Derneği destekleriyle DEMOS Fuarcılık tarafından organize edilen Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nın 2. Edisyonu, 23-28 Ağustos 2022 tarihlerinde yaklaşık 60 galeri, yurt içi ve yurt dışından 600 sanatçı, koleksiyonerler ve sanatseverleri Herodot Kültür Merkezi'nde ağırlayacak. Dünyadaki çağdaş sanat fuarları arasındaki rekabette yerini güçlendiren Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı; klasik, modern ve çağdaş sanatçıların resim, heykel ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra plastik ve görsel sanatlara ilişkin üretim ve canlı performansları da kapsayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-cagdas-sanat-fuari-yogun-ilgiyle-karsilaniyor/", "text": "Önceki gün kapılarını açan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı yoğun ilgi görüyor. Bu yıl ilk defa iki edisyon halinde organize edilen fuarın ilk edisyonu, 27 Haziran-1 Temmuz 2022 tarihinde düzenlenmişti. 23 Ağustos tarihinde Bodrum Herodot Kültür Merkezi'nde ikinci edisyonuyla kapılarını açan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'na, 60 galerinin çatısı altında yurt içi ve yurt dışından 600 sanatçının katılım gösterdiği bildirildi. Fuarda Bodrum'da yaşayan sanatçılara öncelik verildiği ve sergiledikleri eserleriyle fuara büyük renk kattıkları, yine fuar yönetiminin ilettiği notlar arasında. İşte bunlardan biri, Bodrum Boho adıyla fuarda yer aldı ve onları sayfalarımıza konuk ettik. Bodrum'da yaşayan bir grup sanatçı olarak Bodrum Boho çatısı altında birleştiklerini dile getiren grup; Evrensel ve bütünsel sanat anlayışımızla tüm sanatçılara ve sanatseverlere kapımızı açtık mesajı verdiler. Boho adının ve konseptinin belirlenmesinde Bodrum'un bohem yapısının ve sanatın özgürlüğünün kendileri için ilham kaynağı olduğunu vurgulayan sanatçılar; Boho'yu Bodrum'un yerleşik sanatçıları ile birlikte kolektif bir oluşuma dönüştürmek, Bodrum'da sanatı yaygınlaştırmak gibi bir misyonumuz var dediler. Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın ikinci edisyonuna yurt dışından yaklaşık 100 sanatçı katıldı. Bu sanatçılardan biri de Lübnanlı görsel sanatçı Adham Dimashki oldu. Aynı zamanda şair de olan Adham, fuara özel olarak ürettiği yaklaşık 5 metrekarelik çalışmasını duvara asarak parça parça satması ile katılımcıların dikkatlerini üzerinde topladı. Resim, kimliğini kaybettiği zaman kırılganlaşan ve herkesin bir parça koparabildiği bir ülke haritası gibidir diyen Adham, sözlerini şöyle sürdürdü: Resimlerimi bir bavula doldurdum ve Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nda dünyanın her yerinden gelen sanatçılara ve ziyaretçilere gösteriyorum. Duvarda asılı duran resimlerimin önünde bir de makas var. Arzu edenlerin buradan bir parça keserek satın alıp, ülkelerine getirmelerini düşündüm. Boşalan yere de gideceği ülkeyi yazıyorum. Böylece tablomdaki kocaman kuş, bütün dünyayı dolaşmış olacak. Adham Dimashki'nin ilginç öyküsünü, İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı sayfalarında paylaşacağız. Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'na yurt dışından katılan bir başka sanatçı ise Shahi Dayekh olarak objektiflerimize yansıdı. Batı Afrika'nın Aslanlar Ülkesi olarak da bilinen Sierra Leone doğumlu Dayekh, bütün dünyayı gezmiş bir sanatçı. ABD'de aldığı uluslararası ilişkiler eğitimi sonrasında sanata yönelen Shahi Dayekh, bugüne kadar 100'e yakın eser üretmiş. Çalışmalarını Dubai'deki atölyesinde sürdüren Dayekh, her biri 3-5 metrelik büyük ve hayli iddialı çalışmalarında canlı renkleri spatül çalışması ile kuvvetlendirerek, kendisine özgün bir tarz yaratmayı başarmış bir sanatçı. Eserlerinin bir bölümü Amerika merkezli Saatchi Art Gallery'de sergilenen Shahi Dayekh, kasım ayında İstanbul'da düzenlenecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı ile birlikte gelecek yıl mart ayında Dubai'de gerçekleştirilecek olan World Art Dubai'ye de katılacak. Fuarda Kadıköy merkezli Sekiz Artı Bir Galeri de yer alıyor. Özgün, bir o kadar da iddialı çalışmalar sergileyen Sekiz Artı Bir Galeri'de eserleri sergilenen sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Cansu Dinç, Barış Köksal, Emre Yetkin, Sarp Suerdaş, Burçin Belentepe, Ali Ergin, Ilgın Tanay, Bucu Batmaz. Bodrum'un yerel sanat galerileri arasında yer alan ve sanatçı yetiştirmek gibi bir misyonu da olan Atölye 76, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın katılımcıları arasında gözümüze çarpan bir diğer galeri oldu. Duvarlarında eserlerini gördüğümüz sanatçıları ise Aygun Tuğay, Güliz Pilge, Ayşe Vatansever, Melike Betil, Bağdagül Demirtürk, Emine Türk ve İris Pala şeklindeydi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-cupta-deli-deryali-bir-dahi-sergisi/", "text": "Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ve tek okul gemisini yapan Yücel Köyağasıoğlu'nu mercek altına alan Deli Deryalı Bir Dahi sergisi, American Hospital The Bodrum Cup'ta sanatseverlerle buluşuyor. Bu yıl 34'üncüsü gerçekleştirilecek olan uluslararası deniz festivali American Hospital The Bodrum Cup, heyecan dolu yarışların yanı sıra denizcilik ve yelken tutkunlarına özel birçok etkinliğe ev sahipliği yapacak. Küratörlüğünü Zerrin Ulusman ve görsel direktörlüğünü Mehmet Uyargil'in üstlendiği, Yücel Köyağasıoğlu'nu odağına alan Deli Deryalı Bir Dahi sergisi, 11-31 Ekim tarihleri arasında Bodrum'da yer alan 5 farklı sergi salonu ve 1 belgesel gösterimiyle ziyaretçilerle buluşacak. 11 Ekim'de Bodrum Belediyesi Mausolos Sergi Salonu'nda gerçekleşen ve küratör Zerrin Ulusman'ın konuşmasıyla başlayan sergi açılışına; Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, The Bodrum Cup Onursal Başkanı Erman Aras, The Bodrum Cup Organizasyon Komitesi Başkanı Süleyman Uysal katıldı. 31 Ekim'e kadar devam edecek olan sergide farklı yönleriyle tanıma fırsatı bulacağımız Yücel Köyağasıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ve tek okul gemisini yapan, Türk denizcilik tarihinde yadsınamaz bir öneme sahip bir yelken duayeni. Köyağasıoğlu'nun dört yaşında başlayan ve yelkenle geçen bir hayatın içinde denizden beslenen üretkenliği, ahşap tekneler ve mekanik üzerine mucit titizliğiyle yaptığı çalışmalar, hatta elleriyle yaptığı makine ve aparatlar, plastik sanatlara yoğun ilgisiyle yaptığı resimler, çizimler, çektiği fotoğraflar, uzmanlığını sunduğu tekne tasarımları, tekne modelleri ve daha birçok yaratıcılığı bu sergide yer alacak. Bu yıl 34'üncü American Hospital The Bodrum Cup ile eş zamanlı gerçekleştirilecek olan, küratörlüğünü Zerrin Ulusman'ın üstlendiği ve merkezine Yücel Köyağasıoğlu'nu alan Deli Deryalı Bir Dahi sergisi, 11-31 Ekim tarihleri arasında 5 farklı sergi alanında ziyaret edilebilecek. Proje kapsamında Mehmet Uyarlıgil'in yapımcılığını üstlendiği bir belgesel de yelken tutkunları ve sanatseverlerle buluşacak. Projenin sergi ve belgesel gösteriminin festival ile eş zamanlı olması sayesinde festival kapsamında Bodrum'u ziyarete gelen katılımcılar ve ziyaretçiler, Yücel Köyağasıoğlu'nu yakından tanıma fırsatı bulacak. Ayrıca, Bodrum Belediye Meydanı'nda kurulacak olan The Bodrum Cup Yarış Köyü'nde, 20 Ekim'de Yücel Köyağasıoğlu'nun belgesel gösterimi gerçekleşecek. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Belediyesi, BOSAV ve The Bodrum Cup'ın destekleri ile Küratör Zerrin Ulusman tarafından bütünsel bir sergi olarak tasarlanan Derli Deryalı Bir Dahi, 11-31 Ekim tarihleri arasında sırasıyla Artemisia Sanat Galerisi, Mausolos Sanat Galerisi, The Bodrum Cup Yarış Köyü, STS Bodrum Okul Gemisi ve Bodrum Kalesi Haluk Elbe Sanat Galerisi'nde görülebilecek. Mehmet Uyargil imzalı Yücel Köyağasıoğlu belgesel filminin ilk gösterimi ise 13 Ekim 2022 Perşembe günü, 20:30'da Aya Nikola Kilisesi'nde gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-dagbelen-koyunde-ayse-teyze-grup-sergisi/", "text": "Farklı disiplinlerden 22 sanatçının küçük işlerinden oluşan Ayşe Teyze grup sergisi, Bodrum Dağbelen köyündeki 83 no'lu evde, 27 Nisan Perşembe günü saat 16.00'da açılacak. Her gün 14.30-18.00 saatleri arasında gezilebilecek olan sergi, 11 Mayıs 2023 tarihine kadar açık kalacak. Bodrum'un Dağbelen köyünde küçük ve sevimli, tipik bir kerpiç köy evi... Bu ev, Bodrum'da yaşayan ve üreten, yaratıcı güç birliğine ve dayanışmaya inanan bir grup sanatçının sergisine kapılarını açıyor. Ortak sergi fikri, sanatçıların birbirlerinin atölyelerine yaptıkları düzenli, sanat odaklı ziyaretlerin yarattğı üretim heyecanıyla doğdu. Bodrum'un geleneksel yaşamını yansıtan bu çatının altında bir araya gelen sanatçılar, yerel değerleri çağdaş sanat alanına taşıyarak vurgulamayı amaçlıyor. Sanatçılar, hep birlikte şekillendirdikleri bu sergiyle Ayşe Teyze'yi ve onun yaşamını hayal ederek onu kurgusal bir sanat alanına dönüştürdükleri kendi evinde ağırlayacaklar. Sergide 22 sanatçıdan Ayşe Mesude Kumbasar'ın karışık teknik 30x30cm, Elvan Erdin Alev'in tuval üzerine karışık teknik 20x20cm, Emine Türk'ün beyaz seramik çamur 20x11cm, Hafize Elibollar Ortaç'ın tuval üzerine akrilik 25x25cm ve Gökçe Çelikel'in kağıt üzerine karakalem 32x24cm çalışmaları da yer alıyor. Sergiye katılan sanatçılar: Aycan Yeniley, Ayşegül Birol, Ayşe Mesude Kumbasar, Bağdagül Demirtürk, Başak Karafaki, Deniz Altaş, Ebru Nakamura, Elif Özbek, Elvan Erdin, Emine Türk, Ergül Karagözoğlu, Gökçe Çelikel, Hafize Elibollar Ortaç, Hakan Ortaç, Hope Holtzman, Mert Mazı, Neslihan Zabcı, Saba Bener, Tamer Şahinoğlu, Tevfik Türen Karagözoğlu, Zehra Sargın, Züleyha Altıntaş."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-dibeklihanda-exlibris-sergisi/", "text": "İstanbul Exlibris Akademisi Derneği'nin sanatçı üyelerinin Exlibris sergisi, Bodrum Dibeklihan'da açıldı. 11 Ağustos'a kadar ziyaret edilebilecek sergiye; Ayşe Anıl, Ayşen Erte, Betul Uras, Birgül Hacıalioğlu, Canan Bilge, Dilara Oktar Gürses, Erol Ünal, Mine Arasan, Nazan Sönmez, Nesligül Hasdemir, Neşe Meral, Oya Gönen, Suğgur Kars Şahin, Tülay Öktem, Vildan Yıldız ve Yeşim Önde katılıyor. İstanbul Exlibris Akademisi Derneği Genel Sekreteri Erol Ünal, sergi açılışı öncesinde yaptığı konuşmada şunları ifade etti: İstanbul Exlibris Akademisi Derneği, 1998 yılında kuruldu. Exlibris, kitap kapağının iç tarafına veya ilk sayfalardan birinin üstünde yapıştırılan ve o kitabın kimin kitaplığında olduğunu gösteren etikettir. Üzerinde kütüphane sahibinin ismi ve resim bulunan, uzun kenarı en fazla 13 cm olan, o kitabın sahipsiz olmadığını, kimin kitaplığında olduğunu belirten ve ödünç verildiğinde geri gelmesini sağlayan bu etikete Latince 'Exlibris' deniliyor. İlk Exlibris, 1450 yılında 'Kirpi' takma adı bulunan Papaz Johannes için yapılan ve üzerinde çayırda çiçeği ısıran resim bulunan Exlibris'tir. Exlibris'in Türkiye'de fark edilişi 90'lı yıllara rastlar. 1991'de Latife Baştuğ'un çabalarıyla Türkiye'den altı sanatçının İtalya'da 'Uluslararası Exlibris Kristof Kolomb' sergisine katılmaları ile başlayan ve sergilerinin Türkiye'de açılmaları ile süren çalışmalar sonucunda, İstanbul Exlibris Akademisi Derneği 1998'de kurulmuştur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-sanat-fuari-ilk-edisyonu-sona-erdi/", "text": "Bu yıl ikinci defa düzenlenen Bodrum Sanat Fuarı 'in ilk edisyonu sona erdi. Demos Fuarcılık tarafından Herodot Kültür Merkezi'nde Sanata Evet mottosuyla 28 Haziran-3 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen fuar, sanat çevreleri tarafından büyük ilgi gördü. Yabancı ülkelerden de pek çok sanatçının katıldığı Bodrum Sanat Fuarı 'nda 40'dan fazla ünlü galeri, sanatçıların eserlerini sergiledi. Yaklaşık 500 sanatçının eserleri sergilenen fuar, 6 gün boyunca ziyaretçilerini ağırladı. Bodrum'un esasında bir tatil beldesi olması nedeniyle ziyaretçiler, sergilenen eserleri takip eden günlerde de tekrar gelerek detaylı izleme fırsatı bulabildiler. Bodrum Sanat Fuarı'nın ikinci edisyonu, 24-28 Ağustos 2022 tarihleri arasında düzenlenecek. İkinci edisyon için 23 Ağustos akşamı bir VIP açılış programı organize edileceğini aktaran fuar yönetimi; Katılımcılara ve ziyaretçilerimize pek çok sürpriz hazırlıyoruz. Bu edisyonda ilk defa yer alacak sanat galerileri ve önemli sanatçılar bizimle olacak açıklamasında bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-sanat-fuari-sanata-evet-mottosu-ile-acildi/", "text": "Muğla'nın Bodrum ilçesinde bu yıl ikinci defa düzenlenen Bodrum Sanat Fuarı, Sanata Evet mottosu ile kapılarını açtı. Bodrum Belediyesi'nin katkılarıyla DEMOS Fuarcılık tarafından gerçekleştirilen fuar, ilk günden büyük ilgi gördü. Fuara ev sahipliği yapan Herodot Kültür Merkezi, bu yıl fuar için bazı altyapı düzenlemeleriyle birlikte yenilenerek ziyaretçilerini kabul ediyor. Kültür merkezinin alt katında bulunan alana, DEMOS Fuarcılık tarafından modern bir iklimlendirme sistemi kuruldu. Böylece ziyaretçiler, daha rahat bir ortamda eserleri izleme imkanı buluyor. Bodrum Sanat Fuarı'nın bu yılki bir başka özelliği, yabancı ülkelerden de yoğun bir katılıma ev sahipliği yapıyor olması. Sanat alanında önde gelen 40 sanat galerisinin yer aldığı fuara, yurt içi ve yurt dışından olmak üzere 500'den fazla sanatçının katıldığı da verilen bilgiler arasında. Katılımcı ülkeler arasında İngiltere, Belçika, Almanya, Ukrayna, Rusya, Azerbaycan, Polonya, Romanya, Sırbistan, İran, Fas gibi ülkeler bulunuyor. Fuarın açılışı öncesinde bir konuşma yapan Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras; Sanatçılar toplumun şekillendirilmesinde çok önemli bir yer tutar. Sanat ise insanın ruhunu inceltir. Onunla uğraşan kimsenin adı kötü bir şeyle anılamaz. Sanatın olduğu kentlerde çok güzel ortamlar oluşur. Bodrum'u sanatla bezerken bu prensiple hareket ediyoruz. Bodrum'un her köşesinden sanat fışkırmalıdır. O zaman bu söylediklerimiz anlam kazanacaktır dedi. Bodrum Sanat Fuarı'nın bu yılki özelliklerinden biri de farklı kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor olması. Bu kapsamda, 28 Haziran akşamı gerçekleşen VIP açılış töreni sırasında ünlü piyanist Kerem Görsev'in caz performansı ilgiyle karşılandı. Kerem Görsev dinletileri, 29-30 Haziran tarihlerinde de sürecek. Yine 29 Haziran akşamı Metaverse ve Sanat konulu bir konferans düzenlenecek. 30 Haziran'da Arkhep tarafından gerçekleştirilecek NFT ve Sanat başlıklı konferans, NFT hakkında merak edilen pek çok soruya cevap verecek. Rus sanatçı Olga Belke de Deniz Altında Resim Yapma Tekniği başlıklı konferansı ile 30 Haziran akşamı sanatseverlerin karşısına çıkacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-sanat-fuarina-yogun-ilgi/", "text": "Bodrum'da ikinci edisyonu ile 5. kez kapılarını açan Bodrum Sanat Fuarı'na yoğun ilgi var. Dünyanın önde gelen galeri, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını Bodrum'da sanatseverlerle iki edisyon halinde bir araya getirmeyi hedefleyen ve ilk edisyonu 6 -9 Temmuz'da gerçekleşen fuarı 10 binden fazla sanatsever ziyaret etmişti. 24 Ağustos Perşembe günü Herodot Kültür Merkezi'nde düzenlenen VIP açılışı ile kapılarını açan fuarın ikinci edisyonunda yaklaşık 30 galeri yanında, 300 sanatçının eserleri sergilenmekte. Fuarda canlı performansların yanı sıra, söyleşiler, 100. yıl sergisi, geleceğin sanatçıları sergisi gibi birçok etkinlik yer almakta. 27 Ağustos 2023 tarihine kadar ziyaretçilere açık olacak fuarda klasik, modern ve çağdaş sanatçıların resim, heykel ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra plastik ve görsel sanatlara ilişkin üretim ve canlı performansları da sergileniyor. İmza günü ve söyleşilerin de yer aldığı fuarın ilk gününde Almu La Merter Churm'un imza günü vardı. Yine aynı gün, Sanata Evet ile fuarın mottosunu belirleyen Tamer Levent bir konferans verdi. Sanat ve kültürün maviliklerle buluştuğu birçok sanatçılara ev sahipliği yaptığı, insanlara ilham veren doğası ile kendine aşık eden Bodrum, Dünyanın sanat merkezleri arasında önemli bir yeri almaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-sanat-ve-antika-fuari-acildi/", "text": "Bodrum'da ilk kez düzenlenen Bodrum Sanat ve Antika Fuarı açıldı. Sanat dünyası başta olmak üzere antika meraklıları, koleksiyonerler ve sanatseverler, açılışa yoğun ilgi gösterdi. Herodot Kültür Merkezi'nde 1 Ağustos'a kadar devam edecek olan fuarın 27 Temmuz akşamı gerçekleştirilen açılış töreninin kurdelasını; Muğla Valisi Orhan Tavlı, Bodrum Kaymakamı Bekir Yılmaz, Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras ve DEMOS Fuarcılık yöneticileri birlikte kestiler. Kerem Görsev'in konserinin de renk kattığı açılışa, iş ve sanat dünyasından önemli isimler katıldı. Fuarın medya sponsorları arasında bulunan İstanbul Sanat Dergisi de fuar girişindeki standı ile ziyaretçilerle buluştu. Derginin son 5 sayısını birden alabilme imkanına kavuşan basılı dergi meraklıları, Koleksiyon için gerekli yorumunda bulundu. Fotoğraf ve Heykel Sanatçısı Metin Tütün, kendi adını taşıyan Metin Tütün Retrospektif Fotoğraf kitabındaki fotoğrafları ile fuara katılan sanatçılar arasında yer aldı. Metin Tütün'ün K-İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabına, İstanbul Sanat Dergisi standından temin edilerek imzalı olarak sahip olunabileceği bilgisi de paylaşıldı. Balaban Sanat Galerisi, birlikte çalıştığı zengin bir sanatçı grubuyla katıldığı Bodrum Sanat ve Antika Fuarı 'ın gözde katılımcıları arasında dikkat çekti. İyi düzenlenmiş geniş ve ferah standı ile ziyaretçilere eserleri inceleme fırsatı sunan galeri, tüm katılımcılardan övgü dolu yorumlar aldı. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün Fenerbahçe USA Derneği ile birlikte bir ilki gerçekleştirerek hayata geçirdiği Vakt-i Fener, sanatseverlerden ilgi gören stantlar arasındaydı. İlk defa Bodrum Sanat ve Antika Fuarı 'ta sanatseverler ile buluşan ve Fenerbahçe'nin bir asrı aşan tarihinden önemli kesitleri tek bir eserde birleştiren Vakt-i Fener'in Burak Karavit imzası taşıyan standı, fuar bitimine kadar A102 numaralı alanda ziyaret edilebilecek. Kerem Görsev'in mini konseriyle gerçekleşen seremoniye; Muğla Valisi Orhan Tavlı, Bodrum Kaymakamı Bekir Yılmaz, Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, Bodrum Belediyesi Başkan Yardımcısı Emel Çakaloğlu, Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Simla Türker Bayazıt, Sanatçı Burak Karavit, Bodrum Fenerbahçeliler Derneği Başkanı Mert Sayın, Demos Fuarcılık'tan Sebahattin Aslan, Hüseyin Aslan, Fenerbahçeli Yarınlar Derneği üyeleri gibi siyaset, iş ve sanat dünyasından önemli isimler katıldı. Sanatseverleri bir araya getiren Bodrum Sanat ve Antika Fuarı 'ın açılış gecesinde katılım rekoru kırıldı. 5 bin 300 kişinin katıldığı açılış seremonisiyle Bodrum'da ilk kez bir sanat fuarında bu rakama ulaşıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-sanat-ve-antika-fuari-devam-ediyor/", "text": "Türkiye'nin önemli turizm merkezleri arasında yer alan Bodrum'da, bölgenin sanatsal tarafını da ön plana çıkarmak adına düzenlenmekte olan Bodrum Sanat ve Antika Fuarı devam ediyor. Önceki gün Heredot Kültür Merkezi'nde kapılarını açan fuar 9 Temmuz Pazar akşamı saat 20.30'a kadar ziyaret edilebilecek. Yerli ve yabancı pek çok sanatçı ve sanat galerilerinin katılımcı olarak yer aldığı fuarda birbirinden değerli eserler sergileniyor. Resim yanında heykel çalışmalarının yer aldığı fuarın ikinci versiyonu 24 -27 Ağustos 2023 tarihinde yine aynı yerde gerçekleşecek. Fuarın açılışı, katılımcıların ve özel davetlilerin katıldığı bir kokteyl ile kutlandı. Dün akşam Bodrium Otel Havuzbaşı'nda gerçekleşen kutlama son derece renkliydi. Tuğba & Deha ikilisinin şarkılarıyla renk kattığı program geç saatlere kadar sürdü. Programın açılışında bir konuşma yapan DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Arslan, Fuarın Bodrum markası olma yolunda hızla mesafe kaydediyor olması hem bizler adına hem de sanat adına sevindirici bir gelişme olarak gözlemleniyor. Gelecek yıllarda sezonu daha da uzatmak adına Ekim Kasım aylarına yaymak istiyoruz, dedi. Gecede fuarın gerçekleşmesinde önemli katkıları olan Bodrium Otel'e teşekkür edildi. Aynı zamanda düzenlenen kutlama gecesine de ev sahipliği yapan Bodrium Otel'e bir de teşekkür plaketi verildi. Otel yönetimi adına plaketi alan Bodrium Otel Genel Müdürü Yiğit Girgin, yaptığı konuşmada, Ulu önder Atatürk'ümüzün sarf ettiği, 'Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir,' sözünden yola çıkarak fuara destek verme kararı aldık ve bundan çok mutluyuz. Sanat ve Bodrum adına ne yapsak azdır, dedi. Fuara Gürcistan'dan katılan iki ünlü ressam, Tea Silagadze ve Rusudan Abashidze'nin çalışmaları dikkat çeken eserler arasında yer aldı. İstanbul Sanat Dergisi olarak kendileri ile mini bir söyleşi gerçekleştirdik. Derginin yeni sayısında paylaşacağız. Bodrum Sanat Fuarı'nın katılımcıları arasında Mısırlı sanatçı Menat Hisham da vardı. Arkadaşı ile yakından ilgilenen fuarın yurtdışı ilişkiler koordinatörü Eda Özcan, İstanbul Sanat Dergisi için bir anı fotoğrafı paylaştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-sanat-ve-antika-fuari-izlenimlerim/", "text": "Bodrum Sanat ve Antika Fuarı 'nın beşinci yılında, gelenekselleşme yolunda emin adımlarla yürüyen fuarın bu yıl ilk edisyonunu gezme imkanı buldum. Yurt dışında yaşamam sebebiyle hep duyduğum ama izlememiş olduğum bu fuarı ziyaret ettiğimde, doğrusu sürprizlerle karşılaşacağımı tahmin etmiyordum. Küreselleşme bağlamında hayatta kalmak için mücadele eden sanat piyasası, oyuncularına Bodrum'daki bu fuarda destek sağlamayı başarmış görünüyor. Kısaca, sanat pazarı Bodrum'da güvenli limanlarda izlenimi veriyor. Dünya geneline baktığımızda, pandeminin yarattığı iki ya da üç yıl boyunca süren suskunlukla yıldızları olmayan bir boşluk oluştu. Marketing'i başaramayan deneyimli sanatçılar, genç sanatçılar ve yerleşik sanatçılar için sanat pazarında net bir yavaşlama olduğu gerçeğini fuarda da görmezden gelemeyiz. Bununla birlikte pandemi öncesinde başlayan ve devam eden çağdaş sanat fuarlarındaki içi boşaltılmış, tükenmiş, başına buyruk kalmış, sözü, özü olmayan eserleri/sanatsal çalışmaları gördüğümüzde, sanatçıların da biraz tıkandığına kanıt olarak görmekteyiz. Bu düşüncelerle ziyaretine gittiğim Bodrum Sanat ve Antika Fuarı 'nda 40 galeri, 20 antikacı ve 780 sanatçı yer almaktaydı. İki kattan oluşan fuarda giriş katı galerilere, antikacılara ve birkaç sanatçının kişisel alanı olarak yer verilmişken, alt kattaki alan sanatçıların eserlerini tek başına sergileyebildikleri alanlar olarak düzenlenmişti. Oldukça yüksek izleyici sayısına ulaşmış olması beni umutlandırdı. Yaşadığımız ekonomik zorluklar sürecinde sanata olan ilgi ve destek güzeldi. Girişte ilk sürpriz, bu dolu dolu ilgiydi açıkcası. Kalbim kocaman bir mutlulukla doldu. Sonra ilk olarak eserlerini ve çalışmalarını çok yakından takip ettiğim Cahide Erel eserlerine sabırsızlıkla yönelirken, gözüme yolda çarpan eserlere Yok canım değildir! Esinlenilmiş çalışmalardır belki ama bu kadar da olmaz ki! düşünceleriyle ve şaşkınlıklarıyla yol aldım. İkinci sürpriz, tekniğini iyi bildiğim, oldukça zor bir sanat olan ve Türkiye'de pek bilinmeyen emaye sanatının mükemmel örnekleriyle karşılaştım. Limoge'da ziyaret ettiğim emaye sergisinde -ki bu sanat orada çok yapılmakta- Emaye Müzesi'nin dahi olduğu bir yer olması sebebiyle çok iyi emaye eserleri izlemiştim. Cahide Erel'in emaye eserleri, tekniğe çok hakim olduğu anlaşılan, olağanüstü çalışmalardı. Cam sanatı konusunda bir duayen olan Cahide Erel'in dış mekan cam eserleri ise büyüleyici büyük ebat eserlerdi, görülmeye değerdi. Müzayedelerden takip ettiğim eserlerle karşı karşıyaydım. Hayranı olduğum Mehmet Güreli eserleri, Neşet Günal, Nuri İyem'in muhteşem portreleri, Ergin İnal, Bubi, Mustafa Ata, Mahir Güven, Komet, Şahin Paksoy, Ahmet Güneştekin, Abidin Elderoğlu, Kadir Ablak'ın çok başarılı İstanbul betimlemeleri, Yalçın Gökçebağ, Fransız ekolünün en önemli temsilcilerinden Fikret Mualla'nın lezzetlerine benzettiğim çok güzel bir Mustafa Ayaz eseriyle ve isimlerini sayamadığım daha birçok iyi sanatçının eserlerine ilk katta karşılaştım. Benim için tam bir sürprizdi ve ustaların eserlerini birebir gözle görmek her zaman büyük keyiftir. Bir kere hakkını teslim etmem gerekir ki fuarda Bu ne ama yaa, artık gerçekten zırvalamışsınız diyeceğim bir eserle/çalışmayla karşılaşmadım ki bu konuda biraz acımasızımdır, dilimin kemiği yoktur yazarım ;) Alt katta galeriler yoktu, sanatçıların kendi alanları vardı. Genç sanatçılar, amatör sanatçılar ve sanatını çoktan ispat etmiş sanatçıların eserleri, bir arada birbirini dengeliyordu. Her iki kattaki üç boyutlu seramik eserler ve heykeller hakkında ise özellikle seramik sanatçısı Zeynep Berkel'in eserleri ve Seval Koşal'ın deniz kabukları heykelleri, dikkat çekenler arasındaydı. Sanat eğitimi almamış iki genç mühendis sanatçının ürettiği heykeller güzeldi ve ileride daha özgün işler çıkartabileceklerine dair ip ucu veriyordu. . Tekstil sanatına fuarlarda pek az rastlanır. Tekstil sanatçısı olarak kumaş üzerine yapılmış kolaj büyük ebat eserler dikkatimi hemen çekti. Sergilediği portrelerde ustalığıyla sanatını çoktan ispat etmiş sanatçılardan biri olarak Aynur İşler de dikkat çeken sanatçılardandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-sanat-ve-antika-fuari-sona-erdi/", "text": "Bodrum'da bu yıl beşincisi düzenlenen Bodrum Sanat ve Antika Fuarı sona erdi. Yurt içi ve yurt dışından pek çok sanatçı ve sanat galerisinin katıldığı fuar, büyük ilgi gördü. Fuarın ikinci edisyonunun 24-27 Ağustos 2023 tarihleri arasında, yine farklı sanatçılar ve galerilerin katılımıyla gerçekleştirileceği açıklanırken; 6 Temmuz'da önizleme bölümü ile kapılarını açan fuarda yaklaşık 500 sanatçı, eserlerini sanatseverlerle buluşturdu. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın da katıldığı fuarda Aras, stantları tek tek ziyaret ederek sanatçıların Bodrum ve Bodrum'un sanata yaklaşımı hakkındaki görüşlerini aldı. DEMOS Fuarcılık tarafından organize edilen Bodrum Sanat ve Antika Fuarı ile İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'ın ilk kuruluşundan bu yana medya sponsorları arasında yer alan İstanbul Sanat Dergisi, bu fuarda da yer alarak yeni sayısını katılımcılarla buluşturdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-su-alti-tarihine-isik-tutan-sergi/", "text": "Bodrum Belediyesi'nin tarihe, kültürel miraslara sahip çıkmak ve yaşatmak adına yürüttüğü çalışmalar kapsamında başlattığı Kültürel Miraslar Sergileri devam ediyor. Sualtı Arkeolojisinin Doğduğu Yer: Bodrum Türkiye adlı sergi Mausolos Sergi Salonu ve Artemisa Sergi Salonu'nda sergilenmeye başladı. Bodrum Belediyesi KUDEB tarafından organize edilen Sualtı Arkeolojisinin Doğduğu Yer: Bodrum Türkiye sergisi, Bodrum Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü INA'ya ait fotoğraf arşivlerinden oluşuyor. INA'nın 1960-2020 yılları arasında Bodrum'da yapılan sualtı arkeolojisi kazılarına ait arşiv fotoğrafların görücüye çıktığı serginin açılışına Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, Başkan yardımcısı Emel Çakaloğlu ve Bodrum Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü Müdürü Tuba Ekmekçi katıldı. Bodrum su altı tarihine ışık tutan bu çalışmaların çok değerli olduğuna dikkat çeken Başkan Ahmet Aras, Bodrum'a katkılarınız çok büyük. Bizler, kültürel mirasımıza sahip çıkarak öncelikle sünger müzemizin hazırlıklarına başladık. Arkasından, Osmanlı Tersanesi'nde, Bodrum Denizcilik Tarihi ile ilgili Kültür Bakanlığımızla şu anda bir çalışma yürütüyoruz. Bodrum Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü olarak verdiğiniz katkılardan dolayı çok teşekkür ederiz. En kısa zamanda birlikte çalışacağımız projeleri geliştireceğiz diye konuştu. INA'nın kuruluşunda önemli rolü olan Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın akrabası, Süngerci Kemal Aras'a borçlu olduklarını ifade eden Tuba Ekmekçi, Bodrum'da Sualtı Arkelojisi 1953'de çocuk heykelinin bulunması ile başladı. 1958 yılında araştırmacı gazeteci Peter Throckmorton Bodrum'a gelerek süngercilerle bir röportaj yapıyor. Bodrum'da Kemal Aras'ın gösterdiği batık gemi içinden çıkan bakır bisküvi şeklinde saf külçeleri gösteriyor. Bronz, tunç devrine ait bir batık, o dönem için dünyanın en eski batığı, M. Ö 13. Yüzyıla ait bir batık. Gazeteci Peter Throckmorton hemen ABD'da Arkeolog profesör George Bass ile irtibata geçiyor. Kemal Aras'ın Mandalinci teknesi ve Lütfi Celil'e ait tekne ile Gelidonya burnuna giderek dünyada da ilk bilimsel sualtı arkeolojik kazısını yapıyorlar 1960 yılında. Ertesi yıl 1961 yılında da Turgutreis Yassı Adada Bizans Batıklarını kazmaya başlıyorlar ve o sayede bu bilim dalı dünyada ilk kez Türkiye'de başlıyor. Ve diyorum ki Kemal Aras'a borçluyuz bunu. Bu batığı göstermese, söylemese Amerikalı gazeteciye hiç belki de çoğu bitecekti, gidecekti. Bu bilim dalı başka ülkede başlayacaktı. Verdiğiniz katkılardan dolayı çok teşekkür ediyorum. Her zaman sizleri ziyarete bekliyoruz diye konuştu. Konuşmaların ardından, Başkan Aras tarafından, çalışmalarıyla verdikleri katkılardan dolayı INA Bodrum Araştırma Merkezi Müdürü Tuba Ekmekçi'ye teşekkür plaketi verildi. Bodrum'da denizciliğin en önemli kollarından ve geçim kaynaklarından biri olan süngerciliğin anısını yaşatmak üzere, Bodrum Belediyesi tarafından İskele Meydanına Sünger Heykeli dikildi. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın girişimleri ile süngercilerin anısına yaptırılan Sünger Heykeli İskele Meydanında yerini aldı. Heykeltıraş Halil İbrahim Sever tarafından yapılan 9 tonluk ağırlığa sahip sünger heykeli Melat süngerinden esinlenerek yapıldı. Bodrumlu sünger avcısı Aksona Mehmet tarafından 2011 yılında sünger avına çıktığı, Gökova körfezinde 60 metre derinlikten çıkarttığı Melat Süngeri esere konu oldu. Sünger heykeli Traverten taşından 3 aylık çalışma sonunda ortaya çıkardığını ifade eden heykel sanatçı Halil İbrahim Sever, eserin iki mono bloktan oluştuğunu, Melat süngerinden esinlenerek hazırladığı üst bloğun 9 tonluk traverten taşından yontulduğu, alt kaidesinin 8 tonluk mermer olan eserin toplam ağırlığının 17 ton olduğunu belirtti. İskele meydanına dikilen Sünger Heykeli, Bodrum'da süngercilerin ve tüm zamanların sünger avcılarının anısına ithaf edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrum-touch-galeride-karma-heykel-sergisi/", "text": "Bodrum Göltürkbükü Hebil koyunda Türkiye'nin en ünlü sanatçılarına ev sahipliği yapan Touch Sanat Galeri bu sefer de karma heykel sergisiyle sözünü ettirmeye devam ediyor. Sanatçı Asaf Erdemli, Cem Erdemli, Ebru Çakmak, Ebru Erol, Elifnur Aydın, Emel Vardar, Nilay Özenbay, Pamir Erdinçler, Seval Koşal, Su Sencer, Şule Ağayar ve Toprak Sencer'in eserleri 14 Haziran günü ''Alegori'' adını taşıyan karma heykel sergisinde Touch Sanat Galeri'de sanatseverler ile buluştu. İnci Aytaç'ın küratörlüğünde gerçekleşen sergiye sanatseverlerin yoğun ilgisi gözlerden kaçmadı. Farklı formlarda birbirinden özgün 46 heykel galerinin iç ve dış alanında 5 Temmuz'a kadar sergilenmeye devam edecek. Heykel sergisinin yanı sıra Tülin Kaynak ve Yasemen Ayvaz'ın soyut tabloları da galeride sergileniyor. 2020 yılında kurulan Touch Sanat Galeri Göltürkbükü'nde Hebil koyunun eşsiz manzarasına nazır yer almaktadır. Bu zamana kadar Devrim Erbil, Ergin İnan gibi ünlü sanatçılara ev sahipliği yapan galeri 2023 sezonunda Nezir Korkmaz, Çiğdem Erbil, Akın Ekici, Orhan Taylan, Erol Evgin gibi ünlü sanatçıların merak uyandıran sergileriyle ismini duyurmaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrumbodrum-art-gallery-music-to-my-eyes-ile-kapilarini-aciyor/", "text": "BodrumBodrum Kıyı Evleri'nin sanatla buluşma noktası olan BodrumBodrum Art Gallery bu yaz MUSIC TO MY EYES sergisiyle sanatseverleri ağırlıyor. MERKUR ve Pi Artworks işbirliğiyle gerçekleştirilen karma sergi bu yaz Bodrum'un benzersiz doğası ile çağdaş sanatı bir araya getiriyor. Sanata ve doğaya olan saygısını her alanda değerli çalışmaları ile buluşturan Bilgili Holding, mimarisindeki kolaboratif ve eklektik tavrı BodrumBodrum Art Gallery'de sergilenen Music To My Eyes sergisi ile pekiştiriyor. Serdar Acar, Arzu Akgün, Nancy Atakan, Şerife Bilgili Ercantürk, Şeydi Cesur, Rabia Çelik, Zeynep Çilek, Ersan Deveci, Osman Dinç, Görkem Dikel, Burak Kutlay, Nilay Özenbay, Paul Schwer, Gülay Semercioğlu, Kemal Seyhan, Ziya Tacir, Özer Toraman, Mehmet Ali Uysal, Ekrem Yalçındağ, Yuşa Altıntaş, Saliha Yılmaz gibi birbirinden değerli sanatçıların eserlerinin görücüye çıktığı sergi; müzikal bir senfoninin notaları gibi farklı kuşaktan sanatçılarıyla ve farklı medyumdan çalışmalarıyla sanatseverlere keyifli bir yaz geçirmeyi vaat ediyor. Çağdaş sanatın önde gelen 21 sanatçısının yer aldığı sergi, 16 Temmuz Cuma günü sanat dolu bir yaza kapılarını açıyor. Music To My Eyes 30 Eylül tarihinine kadar BodrumBodrum Art Gallery'de sanatseverlerin ziyaretini bekliyor. Ağırlıklı olarak gayrimenkul ve turizm sektörlerinde faaliyet gösteren ve Türkiye genelinde otel, ofis, ticari ve konut projelerine yatırım yapan Bilgili Holding, yeni ve özgün projeleri hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Bünyesinde bulunan Türkiye'nin tek uluslararası gayrimenkul yatırım fonu ile birlikte; W İstanbul, Akaretler Sıraevler, Bodrum Bodrum, BH Conference & Airport Hotel İstanbul, One Ortaköy, West Blocks, Republika Academic Aparts, Soho House İstanbul, Parkorman, Galataport, The Peninsula İstanbul, The Ritz Carlton Residences İstanbul'un yanı sıra Uluslararası birçok projeye imza atmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bodrumda-ask-baskadir-ile-bodrumu-daha-da-sevecek-daha-cok-baglanacaksiniz/", "text": "Kültürel ve tarihi zenginliğinin yanı sıra bünyesinde barındırdığı kendine has özellikleriyle dünyada en çok bilinen turizm merkezlerimizden Bodrum'u anlatan bir kitap yayımlandı. Yasemin Anık tarafından kaleme alınan Bodrum'da Aşk Başkadır adlı kitap, Bodrum'un son yetmiş yılından bazı kesitler veriyor. ... Ve Halikarnas, Salmakis'in su perisine ev sahipliği yaptı. Doğum yeri Moda İstanbul olan Yasemin Anık, Modalı olmayı bir sevgi olarak görmektedir. İlkokulu Moda İlkokulu'nda tamamladı. Malta Adası'nda Sliema'daki Saint Claire Primary Collage'de iki yıl öğrenimden sonra Üsküdar Amerikan Koleji'nde öğrenimine devam etti ve 1977 yılında bu okuldan mezun oldu. Berlin'de Goethe Institut'ta bir yıl Almanca öğrenimi gördü. Türkiye'ye avdetinde İstanbul Hilton Hotel'de, Çırağan Palace Kempinski'de ve Antalya'da Sheraton Voyager Hotel'de pazarlama ve müşteri ilişkileri bölümlerinde çalıştı. İyi derecede İngilizce ve Almanca, orta derecede İtalyanca, Fransızca, İspanyolca dillerini bilmektedir. Müziğe olan derin tutkusu yanında, hayvan sevgisiyle de tanınır. Eşi Uzm. Dr. Turhan Anık ile birlikte Bodrum'da yaşamaktadır. - Yasemin Anık'ın Bodrum'da Aşk Başkadır adlı kitabını www. kiletisimyayinlari. com internet sitesi üzerinden adresinize sipariş verebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bogazici-film-festivalinin-jurisi-belli-oldu/", "text": "Sinemaseverleri bu yıl da sinema salonlarında ağırlayacak 8. Boğaziçi Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi başkanlığını edebiyatçı, senarist ve yapımcı Tarık Tufan üstlenecek. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün katkıları, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansı'nın destekleriyle; Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 23 30 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek 8. Boğaziçi Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi açıklandı. Yarışma jürisine bu yıl Kekeme Çocuklar Korosu, Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Şanzelize Düğün Salonu gibi romanların yazarı ve Uzak İhtimal ile Yozgat Blues filmlerinin senaristi Tarık Tufan başkanlık edecek. Sosyoloji ve felsefe eğitimlerinin ardından; radyo ve televizyon için kültür-sanat alanında programlar gerçekleştiren senarist ve yazar Tarık Tufan, 2009 yılında Uzak İhtimal filmiyle, 2013 yılında da Yozgat Blues filmiyle birçok film festivalinden En İyi Senaryo ödülleri ile döndü. Tufan'ın yapımcıları arasında yer aldığı Anons filmi ise 2018 yılında Venedik Film Festivali'nde dünya prömiyerini yaparken, festival kapsamında Orizzonti bölümünde Jüri Özel Ödülü ve En İyi Akdeniz Filmi ödüllerini aldı. Tufan'ın 2000 yılında ilk kitabı Kekeme Çocuklar Korosu yayımlandı. Ardından Kraliçenin Pireleri, Ve Sen Kuş Olur Gidersin, Hayal Meyal, Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Şanzelize Düğün Salonu, Beni Onlara Verme ve Düşerken yayımlandı. Tarık Tufan'ın başkanlığında Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda filmleri değerlendirecek jüri üyeleri arasında; Canavarlar Sofrası, Kıyıdakiler, Busan Film Festivalinde dünya prömiyerini gerçekleştiren Kusursuzlar ve Tokyo Film Festivali'nde dünya prömiyerini gerçekleştiren Son Çıkış filmlerinin yönetmeni Ramin Matin; yönetmenliğini Derviş Zaim'in yaptığı Devir, Balık ve Rüya filmleri ile Bilal Babaoğlu'nun Aşık, Barış Kırımşelioğlu'nun Posta Kutusu gibi filmlerin görüntü yönetmenliğini gerçekleştiren Taner Tokgöz; Kusursuzlar, Son Çıkış, Görülmüştürfilmlerinin yanı sıra 6. Boğaziçi Film Festivali'nde Vuslat Saraçoğlu'nun Borç filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nün sahibi olan İpek Türktan Kaynak ve tiyatro ile başladığı oyunculuk kariyerini, Yeşim Ustaoğlu'nun Tereddüt filmindeki performansıyla Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde hem Ulusal hem de Uluslararası kategoride En İyi Kadın Oyuncu Ödülü ve Reha Erdem'in yönettiği Koca Dünya filmindeki performansıyla 4. Boğaziçi Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazanan oyuncu Ecem Uzun yer alıyor. Tarık Tufan'ın başkanlık edeceği Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi bu sene 100.000 TL'lik En İyi Ulusal Uzun Metraj Film ödülünün yanı sıra En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Sinematografi ve En İyi Kurgu ödülü olmak üzere toplam 7 kategoride 180.000 TL'lik ödül dağıtacak. - Boğaziçi Film Festivali, Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından 23 30 Ekim'de İstanbul'da gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bogazicinin-lezzetleri-kitabi-nevmekanda-tanitildi/", "text": "İstanbul Boğazı'ndaki yalı ve malikanelerin yemek kültürünü ilk kez gün yüzüne çıkaran, İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği'nin desteğiyle ünlü şefler Ömür Akkor ve Zennup Pınar Çakmakcı'nın hazırladığı Boğaziçi'nin Lezzetleri adlı kitap, Üsküdar Nevmekan Sahil'de tanıtıldı. Şef Ömür Akkor ise Boğaziçi'nin kültürünün Türklere ait olduğunu belirterek; Boğaziçi, Osmanlı'dan günümüze kadar naif bir kültüre sahiptir. Lüfer, Boğaz'ın en güzel ve kaliteli balığı. Eskiden özel kayıklarla Boğaz'a açılırlar ve teknelerde mangal dahi bulurdu. Lüfer öyle tutulup, daha sonra evlere ve restoranlara pek taşımazdı. Tutulduktan hemen sonra temizlenir ve mangalda pişirilip, orada yenirdi. Limon sıkmak isteyen de kıyıdaki bir ağaçtan limonu koparır ve üzerine sıkardı. Yani lüfer balığı, Boğaz üzerinde sandalda ya da teknede hemen yenir ve en taze haliyle tüketilirdi dedi. Kitabın diğer yazarı Şef Pınar Çakmakcı da Kültürümüzün birer parçası olan lezzetleri yazdık ve lezzetlerini çıkış noktasını anlattık şeklinde konuştu. Lansmanda harita üzerinde Boğaz'da avlanılan balıklar, yalılarda pişen yemekler, en çok tüketilenler ve tarifleri uygulamalı olarak gösterildi. Lansmana İstanbul Boğazı'ndaki Üsküdar, Beşiktaş, Sariyer, Beykoz, Beyoğlu ve Fatih Belediye Başkanları katıldı. İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği, çok özel bir projeye imza attı. Gastronomi dünyasının sayısız ödülüne sahip ünlü şefler Ömür Akkor ve Zennup Pınar Çakmakcı tarafından kaleme alınan Boğaziçi'nin Lezzetleri, yüzyıllardır süregelen Boğaziçi'nin kültürel birikimini, lezzet odaklı bir esere dönüştürdü. Boğaziçi hakkında geçmişten günümüze özel bilgiler ile başlayan kitapta, İstanbul'da yaşanan sosyal değişimin yemek kültürümüze yansımasını da takip etmek mümkün. Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan eserde, balıkların avlanma tarzlarından hangi ayda hangi balığın tüketileceğine kadar geniş bir bilgi sunuluyor. Boğaziçi balıklarının her birine özel tariflerin yer aldığı eser, yalılarda pişen yemeklerin tariflerine de yer vererek, İstanbul'un ve Boğaziçi'nin kültür tarihine özgün bir katkı ortaya koyuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bogazin-kiyisindaki-kitap-lansmani-cemiyeti-bulusturdu/", "text": "Tarihçi-Yazar Saffet Emre Tonguç'un 28. kitabı İstanbul'un 100 Mücevheri, Seyahat ve Tarih Yazarı Serda Büyükkoyuncu'nun ilk kitabı Tanrıların Aşk Hayatı ve iki ortağın 9-13 yaş çocuklarına İstanbul'u anlatmak, sevdirmek için yazdıkları Saffet ile Serda Gizem Peşinde / 7 Tepe 7 Sır kitaplarının lansmanı, çok özel bir davet ile Four Seasons Hotel Bosphorus'ta gerçekleşti. Dört mevsimin en güzeli baharı dört yeni kitap ile karşılayan Saffet Emre Tonguç ve Serda Büyükkoyuncu'nun ev sahipliğinde gerçekleşen davete Gamze Cizreli, Revna Demirören, Pınar Eczacıbaşı, Funda Arkas, Berrak Barut, Hande Sezer Pekcan, Hande Gamgam, Taylan Kümeli, İsmail Acar, Ebru Sanver, Neşe Boysanoğlu, Akile Gürsoy, Berrin Yoleri, Figen Kral, Neşe Gönül, Dilara Koçak, Özlem Güsar, Şebnem & Celal Çapa, Yeşim Hattat, Ahu Orakçıoğlu, Duygu Çarmıklı, Ayşegül Hotiç, Sadettin Saran, Ece Şirin, Batya Kebudi, Siren Ertan, Ethel Baler, Sinem Güven, Monik İpekel, İdil Fırat, Deniz Edin, Hande Gamgam, Deniz Edin, Dilek Aslanoba, Mine Kalpakçıoğlu, Şeli Elvaşvili, Merih Uman, Sinan Öncel, Murat Yeter gibi isimler büyük ilgi gösterdi. Saffet Emre Tonguç imzası taşıyan Kanatlarımda İstanbul isimli kitabın da genişletilmiş halinin ilk kez davetlilerle buluştuğu lansmanda kitapların satışlarından elde edilen gelirin bir kısmı, dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklar için çalışmalar yapan Sosyal Ben Derneği'ne bağışlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bomontiada-gypsy-caz-grubu-manus-u-alayi-agirliyor/", "text": "Yapı Kredi bomontiada Avluda Caz konser serisi 15 Haziran Perşembe akşamı saat 21.00'deManuş-u Ala konserine ev sahipliği yapacak. 2015 yılında Django Reinhardt'ın yarattığı müzik tarzından esinlenilerek kurulan, Manuş-u Ala zaman içinde swing döneminin diğer sanatçılarının da etkisinde kalarak müziğini bugünkü haline getirmiştir. Repertuarlarında Fly Me To The Moon, L-O-V-E gibi popüler caz eserlerine, Padam Padam, La Vie En Rose gibi Fransız chansonlarına, kendi tarzlarında yorumladıkları Bir Günah Gibi, Med Cezir, Careless Whisper, Nah Neh Nah gibi 80'ler ve 90'ların yerli ve yabancı hit parçalarına, ilk single'ları Bazı Günler ve Yola Devam Et albümündeki özgün bestelerine yer veren Manuş-u Ala grubu; dinleyicilerine Yapı Kredi bomontiada Avlu'da eğlenceli ve nostaljik bir atmosfer yaşatacak. Yapı Kredi bomontiada Avuda Caz serisi konserlerine katılım ücretsizdir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-contemporaryden-bir-sergi-deneyimi-dus-suda/", "text": "Borusan Contemporary, Yeni Medya'nın gücüyle sınırları aşan Düş Suda başlıklı yeni koleksiyon sergisinde güncel sanat sahnesinin uluslararası temsilcilerini bir araya getirdi. 7 Nisan'da açılan sergi, AR ve VR teknolojilerini izleyici deneyimine dahil eden kurgusu ve kamusal alana yayılan seçkisiyle sanatseverlere özel bir deneyim yaşatıyor. Yeni Medya sanatına odaklanan Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu'na disiplinler üstü bir okuma önerisi getiren ve küratörlüğünü Dr. Necmi Sönmez'in üstlendiği Düş Suda sergisi, Peter Coffin, Thierry Dreyfus, Boomoon, Ellen Kooi, Frank Thiel, Michael Wolf, Antti Laitinen, Rafael Rozendaal, Jim Campbell, Maurizio Nannucci gibi uluslararası isimlerin eserlerini, Türk şiirinin güçlü kalemi Edip Cansever'in aynı ismi taşıyan şiiriyle ilişkilendiriyor. Borusan Holding Merkez Ofisi Perili Köşk'te konumlanan ve 7 Nisan'dan itibaren Borusan Contemporary'nin internet sitesi üzerinden 360 derece sanal tur ile gezilebilecek olan Düş Suda, Artırılmış Gerçeklik ve Sanal Gerçeklik teknolojilerinin desteğiyle kamusal alana taşınıyor. Sergi, Avrupa Yakası'nın Boğaz hattında belirlenen rotada Artırılmış Gerçeklik teknolojisiyle desteklenen Düş Suda Sergi Rotası mobil uygulaması aracılığıyla, sanatseverlere güncel sanatın önemli eserlerini üç boyutlu izleme şansı tanıyor. Güney Koreli fotoğraf sanatçısı Boomoon'un, Boğaz'da Balık Oyunu No.8 adlı eserinden alınan ilhamla Perili Köşk'ün dış cephesi için sergiye özel hazırlanan projeksiyon yerleştirmesinin yanı sıra, VR teknolojisi aracılığıyla gerçekleştirilen bir yeniden üretim, sanatseverlere Boğaziçi'ni sanal olarak deneyimleme imkanı veriyor. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu'nda yer alan eserlerden bir seçki sunan Düş Suda, çağdaş Türk edebiyatının güçlü kalemi Edip Cansever'e bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Şairin 1970'te kaleme aldığı, aynı isimli on bölümlük şiirden yola çıkan sergi, görsel sanatlara yeni bir okuma önerisi getirirken, Yeni Medya alanının açtığı yeni ifade olanaklarını ve izleyici ile kurduğu etkileşimli ilişkiyi merkeze alıyor. Sanatı dijital teknolojilerle kamusal alana taşıma stratejisi doğrultusunda, Perili Köşk'ün dışına taşınan sergi, sanatseverlerin eserlerle kişisel olarak interaktif ilişki kurmasına da olanak tanıyor. Perili Köşk'ün İstanbul Boğazı ile kurduğu ilişkiden beslenen seçki kapsamında koleksiyonda bulunan 12 eser, 7 Nisan 2021 6 Mart 2022 tarihleri arasında, Bebek Rumelihisarı hattında belirlenen rotada sanatseverlerin erişimine sunuluyor. Sergiye özel olarak tasarlanan Düş Suda Sergi Rotası mobil uygulamasını indirenler, Boğaz'ın ihtişamlı manzarasında ve sanat rotası üzerindeki seçili noktalarda eserleri görebiliyor. Sergiye ilişkin duyurular, 7 Nisan 2021 6 Mart 2022 tarihleri arasında Borusan Contemporary'nin internet sitesinden ve sosyal medya hesapları üzerinden takip edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-istanbul-filarmoni-orkestrasindan-unlu-sef-garrett-keastin-yonteminde-konser/", "text": "Borusan Sanat bu hafta da dijital platformlar üzerinden dinleyicileri ile buluşmaya devam ediyor. Garrett Keast'in şefliğinde, solist kemancı Jan Mracek'in eşlik edeceği konser 21 Ocak Perşembe saat 14.00'te Borusan Klasik'te canlı yayınlanacak. Borusan Klasik'te canlı radyo konserleriyle dinleyicisiyle buluşan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, bu hafta ünlü şef Garrett Keast'in yöntemiyle müzikseverlerin karşısına çıkıyor. 21 Ocak Perşembe günü, Keast ve yönetimindeki BİFO, Çek Filarmoni Orkestrası ve Lobkowicz Trio sanatçısı, solist kemancı Jan Mracek'e eşlik edecek. Avrupa'da yaşayan bir Amerikalı olarak düşüncelerini, yolculuklarını, yoğun konser temposunu, dinleyicileri ile çok samimi bir dille paylaşmayı seven Keast'in yöneteceği konserde Dvorak ve Mendelssohn'un yapıtlarının yanı sıra Beethoven'ın 8. Senfonisi de dinleyiciyle buluşacak. 21 Ocak Perşembe günü saat 14.00'te başlayacak konser öncesinde, saat 13.40'ta Aydın Büke ve Serhan Bali 'klasik müzik' sohbetleriyle dinleyicilerle bir araya gelecek. Bu yıl yayın hayatına başlayan borusansanat. tv, izleyicilerini çevrimiçi ücretsiz konser kayıtlarıyla buluşturmaya devam ediyor. 24 Ocak Pazar günü 11.30'da yayınlanacak sıcak ve samimi dörtlü Borusan Quartet'in yer aldığı kayıt, büyük besteci Beethoven'a bir saygı duruşu niteliği taşıyor. 1999'da kurduğu ve 2008 Eylül'üne dek sürekli şefliği ile genel müzik yönetmenliğini sürdürdüğü Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın onursal şefi Gürer Aykal'ın yöneteceği konserde topluluk, piyanist Valentina Lisitsa ve keman sanatçısı Naz irem Türkmen'e eşlik edecek. Dahinin Gücü adını taşıyan konserin konser öncesi kaydında ise genç ve başarılı şef Nisan Ak, keyifli sohbetiyle izleyicilere seslenecek. Borusan Müzik Evi takipçilerine Borusan Klasik'ten ulaşmaya devam ediyor. 22 Ocak Cuma günü saat 23.00'te Joost Lijbaart özel olarak hazırladığı ve sunduğu programla yayında olacak. Borusan Müzik Evi, kaçıranlar ve tekrar dinlemek isteyenler için Pazar 21.00 ve Cuma 12.00'de tekrar yayınlarıyla Borusan Klasik'te. Karnaval. com üzerinden yayın yapan Borusan Klasik'e internette karnaval. com/borusanklasikdinle adresinden, mobil ortamda iPhone ve Android cihazlarınıza indireceğiniz Karnaval uygulamasıyla, iPad için yine App Store'dan indireceğiniz Karnaval Radyo uygulamasıyla dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-klasik-camille-thomasi-agirladigi-canli-konser-yayini-ile-basliyor/", "text": "Borusan Klasik, Şubat ayına yıldız sanatçı Camille Thomas'ı ağırladığı canlı konser yayını ile başlıyor. 4 Şubat Perşembe saat 14.00'te BİFO'nun onursal şefi Gürer Aykal yönetimiyle Borusan Klasik'te dinleyicilere sunulacak konserin yanı sıra, 7 Şubat Pazar günü borusansanat. tv'de ünlü keman sanatçısı Midori'nin yer alacağı Mendelssohn'dan Şostakoviç'e başlığını taşıyan konser izleyicilerle buluşacak. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Şubat ayında da canlı konser yayınlarıyla dinleyicilerle buluşmaya devam ediyor. Onursal şef Gürer Aykal'ın yöneteceği şubat ayının ilk BİFO konseri, klasik müziğin üç ustasından seçkilerle viyolonselci Camille Thomas'ı ağırlıyor. Paris, Berlin ve Weimar gibi müziğin önemli merkezlerinde eğitim alan Camille Thomas, başta Fransa ve Belçika olmak üzere Avrupa'daki seçkin orkestralarla konserler vermiş yıldız bir sanatçı. Konser programının yoğunluğunun yanı sıra albüm kayıtlarına da titizlikle zaman ayıran Thomas, BİFO konserinde, 1730 yılına ait bir Stradivarius ile Robert Schumann'ın konçerto repertuvarına kazandırdığı nadir incilerden biri olan La minör Konçerto'sunu seslendirecek. BİFO'nun onursal şefi Gürer Aykal'ın yönetiminde gerçekleşecek konser, geçtiğimiz ay yitirdiğimiz ve Türkiye'de çağdaş müziğin üretimi ve eğitimi üzerine yeri doldurulamayacak emekler vermiş olan değerli bestecimiz ve eğitmenimiz Muammer Sun'un Yaylı Çalgılar Orkestrası için Türküler ve Oyun Havaları alt başlığını taşıyan Demet adlı yapıtı ile başlayacak. 4 Şubat Perşembe günü saat 14.00'te yayınlanacak konser öncesinde, saat 13.40'ta Aydın Büke ve Serhan Bali müzik üzerine söyleşileriyle dinleyicilerle bir araya gelecek. Çevrimiçi video platformu borusansanat. tv, ücretsiz konser kayıtlarına şubat ayında da devam ediyor. 7 Şubat Pazar günü 11.30'da yayınlanacak konserde, yorumlarıyla nefes kesen keman virtüözü Midori'yi ağırlıyor. İlk konserini henüz 11 yaşındayken New York Filarmoni Orkestrası ile veren ve dünyanın en başarılı kemancılarından biri olarak kabul edilen Midori'ye hem senfonik hem de opera yapıtlarını kapsayan geniş repertuvarı ile kendi neslinin en yetenekli sanatçılarından biri kabul edilen Nayden Todorov yönetimindeki BİFO eşlik edecek. Todorov'un şeflik kürsüsünde yer alacağı konser öncesi kaydında Nisan Ak, keyifli sohbetiyle dinleyicilere seslenecek. Borusan Müzik Evi takipçilerine Borusan Klasik'ten ulaşmaya devam ediyor. 5 Şubat Cuma günü saat 23.00'te ANDRRA özel olarak hazırladığı ve sunduğu programla yayında olacak. Karnaval. com üzerinden yayın yapan Borusan Klasik'e internette karnaval. com/borusanklasikdinle adresinden, mobil ortamda iPhone ve Android cihazlarınıza indireceğiniz Karnaval uygulamasıyla, iPad için yine App Store'dan indireceğiniz Karnaval Radyo uygulamasıyla dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-muzik-evinde-yeni-sezon-basladi/", "text": "Borusan Müzik Evi, 2021-2022 sezonu kapsamında yeni müzik, elektronik müzik, doğaçlama, dünya müziği ve cazın önde gelen isimlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Mekan, 2021-2022 sezonunda üç ayrı dönemde programını açıklayacak. Borusan Müzik Evi'nin ilk dönemi olan Kasım ve Aralık aylarında sahne alacak sanatçı ve topluluklar açıklandı. Borusan Müzik Evi'nin ilk dönem programında Abstra, Wolter Wierbos, Ab Baars, Yuri Honing ve dörtlüsü, Brom, Saadet Türköz ve Martin Schütz, Berke Can Özcan ve Arve Henriksen, Scnellertollermeier, Linet Şaul, Bülent Oral, Diego Leveric, Ayşe Lebriz Berkem, Töz Trio ve Hezarfen Ensemble yer alıyor. Borusan Müzik Evi, 18 Kasım Perşembe günü saat 21.00'de, Abstra, Wolter Wierbos ve Ab Baars ile sahnesini izleyicisine açıyor. Konserde, avangart caz, free jazz ve özgür doğaçlama gibi müzik öğelerinden beslenen ABSTRA, müziğin doğaçlama unsurlarını dinleyicilere aktaran Wolter Wierbos ve renkli yorumlarıyla Ab Baars sahne alacak. Kasım ayında beş konser izleyicileri bekliyor. Hollanda'nın en önemli saksofoncularından biri olan Yuri Honing, eleştirmenlerden tam not alan Bluebeard albümüyle Borusan Müzik Evi'nin programında yer alırken, Kod Müzik işbirliğiyle gerçekleşen Nova Muzak serisi Brom ile izleyicilerine yeniden merhaba diyecek. Ardından Saadet Türköz ve Martin Schütz, Songdreamingtrio3 adını verdikleri projesiyle derin ve coşkulu bir kutlama sunacaklar. Verimli işbirliklerini sahneye taşıyan Berke Can Özcan ve Arve Henriksen ise Kuzey melodilerinden yola çıkan doğaçlamaları ile Borusan Müzik Evi'nde ilk kez izleyiciyle buluşacak. Borusan Müzik Evi'nde Aralık ayında üç konser var. Kod Müzik işbirliğiyle gerçekleşen Nova Muzak serisinin bu kez konuğu Schnellertollermeier. Gitarda Manuel Troller, basta Andi Schnellmann ve davulda David Meier'den oluşan üçlü minimalizm, krautrock, deneysel doğaçlama temelli elektronik müzik gibi geleneklerden besleniyor. Shakespeare ve Müzik ise Aralık ayının bir diğer etkinliği. İzmir Barok Topluluğu'nun üç üyesi, viola da gamba sanatçısı Bülent Oral, soprano Linet Şaul ve lut ustası Diego Leveric Shakespeare'in yapıtları için bestelenmiş dönem müziklerini yorumlayacak; tiyatro sanatçısı Ayşe Lebriz Berkem de yazarın oyun ve sonelerini canlandıracak. Ayın son konserinde ise Töz Trio ve Hezarfen Ensemble buluşuyor. Kendisiyle özdeşleşen birçok projeye imza atan ve farklı icra koşullarına uyum sağlayabilmesindeki esnekliğiyle göze çarpan Hezarfen Ensemble, caz ve çağdaş klasik müziğin kesiştiği performanslar sergileyen Tamer Temel, Ercüment Orkut ve Cem Aksel'den oluşan Töz Trio birlikte kaydedecekleri albüm çalışmasının yepyeni müziklerini Borusan Müzik Evi'nin izleyicileriyle buluşturacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-muzik-evinin-sesleri-aralik-ayinda-da-borusan-klasikte/", "text": "Borusan Müzik Evi'ne daha önce konuk olan topluluk, sanatçı ve sanatçı temsilcileri, Müzik Evi'nin yenilikçi ruhunu bu programda yansıtıyor. Borusan Klasik'in sevilen programı Borusan Müzik Evi, Aralık ayında da her Cuma 23.00-24.00 arasında Borusan Klasik'te! Borusan Müzik Evi radyo programlarına adeta yeni bir soluk getiriyor. Konser salonlarıyla aramıza konulan zorunlu mesafeleri ortadan kaldırmak ve müziğe dair yeni ve başkayı müzikseverlerle buluşturmak için Borusan Klasik'te hız kesmeden yayınına devam eden Borusan Müzik Evi bugüne kadar mekanda dinleyicilerle buluşan topluluk, sanatçı ve sanatçı temsilcilerini sizlerle buluşturmaya devam ediyor. Borusan Müzik Evi programında bu ay, 4 Aralık'ta Hakan Ali Toker, 11 Aralık'ta Ali Perret, 18 Aralık'ta Esra Pehlivanlı ve 25 Aralık'ta Zafer Aracagök hazırlayıp sundukları seçkilerle yer alacak. Borusan Klasik'te her Cuma saat 23.00'te başlayan program, kaçıranlar ve tekrar dinlemek isteyenler için Pazar 21.00 ve Cuma 12.00'de bir kez daha radyonuzda olacak. Borusan Klasik'i internette, www. karnaval. com/borusanklasikdinle adresinden, mobil ortamda iPhone, Blackberry, Nokia Symbian (Ovi Store ve Android cihazlarına indireceğiniz Karnaval uygulamasıyla, iPad kullanıyorsanız yine App Store'dan indireceğiniz Karnaval Radyo uygulamasıyla dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanat-konser-kayitlariyla-muzikseverlerle-bulusuyor/", "text": "Evrim Demirel Trio'nun Stanpolites başlıklı projesi 8 Mayıs'ta, şef Patrick Hahn'ın yönetiminde BİFO ile Başyapıtlar-II 9 Mayıs'ta www. borusansanat. tv üzerinden yayımlanacak. Borusan Sanat, çevrim içi video platformu www. borusansanat. tv üzerinden yayınladığı ücretsiz konser kayıtlarıyla izleyicilerine ulaşmaya devam ediyor. Borusan Sanat'tan yapılan açıklamaya göre, 8 Mayıs'ta Evrim Demirel Trio'nun Borusan Müzik Evi için kaydettiği Stanpolites başlıklı projesi, 9 Mayıs'ta ise Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın daimi konuk şefi olacak Patrick Hahn'ın yönetiminde BİFO ile Başyapıtlar-II dinleyicilerin beğenisine sunulacak. Caz ve klasik müziğin yetenekli isimlerinden besteci ve caz piyanisti Evrim Demirel, Alman kontrabasçı Andreas Metzler ve İtalyan davulcu Riccardo Marenghi'nin yer aldığı üçlü, Stanpolites başlıklı konserinde, bir araya geldikleri şehir olan İstanbul'un multi-kültürel yapısının yansımalarını, Osmanlı motifleri ve kolektif kompozisyonlar ile çağdaş bir bakış açısıyla yorumluyor. Konser öncesinde Evrim Demirel Trio'nun Back On Stage ile gerçekleştirdiği söyleşi borusansanat. tv'de yayında olacak. Patrick Hahn yönetimindeki ilk konser, Charles Ives'ın Three Places in New England eseriyle başlayacak ve Ludwig van Beethoven'ın 7. Senfonisi ile tamamlanacak. Gelenekten Geleceğe adındaki diğer konserde ise 20. yüzyılın müzik dilini belirleyen iki dev isim olan Anton von Webern ve Benjamin Britten'ın yapıtları, tüm zamanların ilham perisi Mozart'ın ünlü Linz Senfonisi ile birleşiyor. Her iki BİFO konserinin öncesinde de müzik yazarı Serhan Bali, sohbetleriyle borusansanat. tv'de olacak. Çağdaş müzik ve disiplinlerarası performansları dinleyicilerine sunmaya devam eden Borusan Müzik Evi'nde, davulcu ve caz bestecisi Joost Lijbaart'ın daha önce yayınlanan programı için hazırladığı seçkisi 7 Mayıs'ta bir kez daha dinleyicilerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanat-ta-bu-hafta-3/", "text": "Borusan Sanat, bu hafta da müzikseverlere keyifli bir program hazırladı. 18 Mart Perşembe saat 14.00'te Borusan Klasik'te BİFO'nun Carlo Tenan'ın yönetiminde canlı yayınlanacak radyo konserinin yanı sıra 21 Şubat Pazar günü borusansanat. tv'de Cemi'i Can Deliorman'ın yönettiği, 20. Yüzyılın İzinde başlığını taşıyan konser izleyicilerle buluşacak. Borusan Klasik'te canlı radyo konserleriyle dinleyicisiyle buluşmaya devam eden Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, yeni konserinde Carlo Tenan yönetimiyle müzikseverlerin karşısına çıkıyor. Gerek opera temsilleri gerek orkestra konserleriyle Avrupa'nın en sevilen şeflerinden biri olan Tenan'ın dinleyicilerine sunacağı bu konserde, Mozart ile Elgar'ın eserlerinin buluştuğu bir seçki sunacak. Konserde, Mozart'ın 1771'de Milano'da yazdığı bir yaylı çalgılar yapıtı olan 13. Senfonisi, Elgar'ın enerjisi ve duygusallığı ile büyüleyen Serenadı ve yine Mozart'ın müziği aracılığı ile yaptığı en berrak orkestral konuşmalardan biri olan 29. Senfoni'si seslendirilecek. 18 Mart Perşembe günü saat 14.00'te yayınlanacak konser öncesinde, saat 13.40'ta Aydın Büke ve Serhan Bali müzik üzerine söyleşileriyle dinleyicilerle bir araya gelecek. Borusan Sanat 'ın çevrimiçi video platformu borusansanat. tv, ücretsiz konser kayıtlarıyla izleyicileri ile buluşmaya devam ediyor. 21 Mart Pazar günü saat 11.30'da, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın şefliğini yürütmekte olan Cemi'i Can Deliorman'ın konuk şef olarak BİFO'yu yönettiği 20. Yüzyılın İzinde başlığını taşıyan konserde, geride bıraktığımız yüzyılın dönüm noktalarını belirleyen bestecilerden Stravinsky, Schönberg ve Ligeti'nin yapıtları seslendirilecek. Borusan Klasik radyonun sevilen programı Borusan Müzik Evi, takipçilerine Borusan Klasik'ten ulaşmaya devam ediyor. 19 Mart Cuma günü saat 23.00'te Viyolonselci Anıl Eraslan, daha önce 20 Kasım'da yayınlanan ve büyük beğeni toplayan programı için hazırladığı seçkisi bir kez daha dinleyicilerle buluşacak. Karnaval. com üzerinden yayın yapan Borusan Klasik'e internette karnaval. com/borusanklasikdinle adresinden, mobil ortamda iPhone ve Android cihazlarınıza indireceğiniz Karnaval uygulamasıyla, iPad için yine App Store'dan indireceğiniz Karnaval Radyo uygulamasıyla dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanat-yaza-coskulu-bir-giris-yapti/", "text": "Borusan Sanat, dijital platformlar üzerinden yayınladığı konser kayıtlarıyla yazın coşkusunu paylaştı. Borusan Sanat'ın borusansanat. tv'de yayınladığı ve yaza merhaba dediği beş yeni konserinde Borusan Müzik Evi, dünyaca ünlü isimlerin disiplinlerarası projelerini müzikseverlerle buluşturdu. Borusan Sanat, yazı selamladığı birbirinden özel beş konserlik serisini bu hafta da izleyicisi ile buluşturdu. Nova Muzak'ın 33.'sünde SchnellerTollerMeier'i, Töz Trio & Hezarfen Ensemle ve Jonah Parzen-Johnson & Berke Can Özcan'ı ağırladığı konserleri ile, İkiz Cabin Crew, ayrıca Mercan Dede'nin Secret Tribe başlıklı projesine iki hafta boyunca borusansanat. tv üzerinden erişilebilecek. Konser öncesinde 'Back on Stage' ekibinin gerçekleştirdiği söyleşiler de aynı platformda yayındaydı. Borusan Quartet'in borusansanat. tv üzerinden yayınlanan Üç İmza Başyapıt isimli konserine 2021'de ICMA'nın yılın en iyi genç sanatçısı ilan ettiği piyanist Can Çakmur konuk oldu. Borusan Quartet ve Can Çakmur'un aynı sahnede olduğu bu konserde, Schubert'in Rosamunde'si, Schönberg'in Üç Piyano Parçası ve Brahms'ın Fa minör Piyanolu Beşlisi seslendirildi. Sungu Okan ve Aydın Büke ise konser öncesi keyifli sohbetleriyle borusansanat. tv'de yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanat-yeni-yila-yeni-cevrimici-platform-ile-giriyor/", "text": "Borusan Sanat, yeni yıla; yeni çevrimiçi platformu borusansanat. tv ile giriyor. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Borusan Quartet'in yanı sıra; Borusan Müzik Evi'ndeki konserlerin yepyeni kayıtları borusansanat. tv'de müzikseverleri bekliyor. İlk konser, 3 Ocak Pazar günü saat 11.30'da yayında! Sanatı, sanatçıyı ve müzikseverleri korumak adına, bu sezon konserlerini bedelsiz erişime açan Borusan Sanat; bir adım daha atarak, sanatın gelişimine destek ve ulaşılabilirliğine katkı amacıyla, Motiwe'in Cloudtivi platformu üzerinden borusansanat. tv'yi hayata geçiriyor. Sezon başından bu yana radyodan yayınlanan konserler, çevrimiçi platformda, bu kez video kayıt versiyonlarıyla müzikseverlerin beğenisine sunuluyor. Borusan Klasik'te bu sezon yayınlanan canlı ve kayıttan konserlere büyük ilgi gösteren müzikseverlere teşekkür eden Borusan Sanat, radyonun gücüne inanıyor, ancak konser salonlarından uzak kalmanın yarattığı burukluğun da farkında... Radyodan devam edecek yayınlar esnasında gerçekleşen ve gerçekleşecek video kayıtlarla, bu burukluğu kısmen giderebilecek olmanın sevincini yaşıyor. Bu sezon izleyiciye ulaştırılan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Borusan Quartet konserlerinin yanı sıra, yalnızca bu platformda sunulmak üzere hazırlanan Borusan Müzik Evi'ndeki konserler de borusansanat. tv'de yer alacak. Borusan Oto İstinye 9.55 Salonu ve Borusan Müzik evinde gerçekleştirilen konserler, uzman bir ekip ile büyük bir özen ve titizlikle kaydedildi; çevrimiçi platform için yayına hazırlandı. Tüm kayıtlar Microsoft Azure altyapısında yüksek ses ve görüntü kalitesiyle müzikseverlerle buluşacak. Böylece, izleyiciler Microsoft bulut teknolojileri üzerinden istedikleri konsere, diledikleri an, diledikleri yerden kolayca ulaşabilecekler. Düzenli olarak yayınlanacak, görsel ve işitsel zenginliğin tüm ayrıntılarının sunulacağı bu konserlerin yanı sıra, konser öncesi; müzik yazarı Serhan Bali, ayrıca genç ve başarılı şeflerimizden Nisan Ak'ın gerçekleştireceği keyifli sohbetler de borusansanat. tv'de olacak. İlk konser kaydı, 3 Ocak Pazar günü saat 11.30'da yayında. Geçtiğimiz 15 Ekim'de Borusan Klasik'ten canlı olarak yayınlanan konserde; müziğin üç büyük bestecisi olan Mahler, Beethoven ve Mozart'ın yapıtlarından oluşan bir seçki Sascha Goetzel yönetiminde seslendirilmişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanatin-yonetimine-aydin-dorsay-getirildi/", "text": "Türkiye'de sanatı yaygınlaştırmak hedefiyle hizmet veren Borusan Sanat'ın yönetimine Aydın Dorsay getirildi. Borusan Sanat, yeni sezon çalışmalarına Aydın Dorsay ile devam etme kararı aldı. 2006 yılından bu yana Borusan Sanat Genel Müdürü olarak görev yapan Ahmet Etem Erenli'nin Borusan Kocabıyık Vakfı Genel Koordinatörlüğü'ne gelmesiyle birlikte Borusan Sanat'ın yöneticilik koltuğunu Aydın Dorsay devraldı. Aydın Dorsay, 25 Ocak itibarıyla Borusan Sanat Müdürü olarak kuruma değer katmaya devam edecek. 2021-2022 sezonunda sanatın herkes tarafından ulaşılabilirliğine destek olmak amacıyla seyircili deneyim alanlarımızla eş zamanlı dijital platformlarda konser yayınlarımıza etkin biçimde devam edeceğiz. Sezon başından bu yana radyodan yayınlanan konserler, çevrimiçi platformda kayıt versiyonuyla da müzikseverlerin beğenisine sunulmaya devam edecek. Borusan Sanat bünyesinde yeni Şef/Müzik Direktörümüzü belirledikten sonra yeni albüm kayıtları ve turneler gerçekleştirmek hedeflerimiz arasında yer alıyor. Umuyoruz ki yeni göreve başlayacak Şef/Müzik Direktörü ile Borusan Sanat'a yeni bir soluk getireceğiz dedi. Türkiye'nin önde gelen sanayi topluluklarından ve sanatın sadık destekçilerinden biri olan Borusan Holding, sanatı toplumumuzda yaygınlaştırılmak amacıyla 1997 yılında Borusan Sanat'ı hizmete açtı. İstanbul'un kültür sanat yaşamının ana arteri olan İstiklal Caddesi'ndeki binasında çalışmaya başlayan Borusan Sanat, bugün çalışmalarını Borusan Kocabıyık Vakfı'na bağlı olarak sürdürmektedir. Etkinliklerinin merkezinde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası bulunan kurum, her ay düzenli konserler vermenin yanı sıra BİFO üyelerinden oluşan Borusan Quartet'i de klasik severlerle buluşturuyor. İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olduğu 2010 yılında performans merkezi Borusan Müzik Evi ile klasik, caz, dünya müziği ve çağdaş sanat sergileri düzenleyerek daha geniş kitlelere ulaşan Borusan Sanat, 2013 yılında bugünkü mevcut binasına taşındı. Borusan Sanat, sanatın kalbinin attığı Beyoğlu'nda kültür mirasına kazandırdığı mekanında çalışmalarını sürdürüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanatta-bu-hafta-2/", "text": "Borusan Sanat, bu hafta da müzikseverlere dopdolu bir program hazırladı. 18 Şubat Perşembe saat 14.00'te Borusan Klasik'te Stanislav Kochanovsky yönetimiyle canlı yayınlanacak radyo konserinin yanı sıra, 21 Şubat Pazar günü borusansanat. tv'de Patrick Hahn'ın yönettiği, Kahramanın Yolculuğu başlığını taşıyan konser izleyicilerle buluşacak. Borusan Klasik'te canlı radyo konserleriyle dinleyicisiyle buluşmaya devam eden Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, yeni konserinde Stanislav Kochanovsky yönetimiyle müzikseverlerin karşısına çıkıyor. Dünyanın saygın müzik otoriterleri tarafından övgüyle karşılanan Kochanovsky dinleyicilerine sunacağı bu konserde, maceracı ruhunu yaşattığı müziğini, repertuvara kattığı eşsiz serenatlarıyla taçlandıran Dvorak'ın yapıtlarıyla buluşturacak. 8 Şubat Perşembe günü saat 14.00'te yayınlanacak konser öncesinde saat 13.40'ta Aydın Büke ve Serhan Bali müzik üzerine söyleşisiyle dinleyicilerle bir araya gelecek. Çevrimiçi video platformu borusansanat. tv, ücretsiz konser kayıtlarını yayınlamaya devam ediyor. 21 Şubat Pazar günü 11.30'da yayınlanacak Kahramanın Yolculuğu başlığını taşıyan konserde, Patrick Hahn yönetimindeki BİFO, 1970'lerin sonunda Arvo Part'in müzik dilini müjdeleyen en önemli eserlerden biri olan Benjamin Britten'ın Anısına Cantus'u seslendirecek. BİFO, son beş yıl içerisinde Viyana Senfoni Orkestrası, Camerata Salzburg, Bavyera Devlet Operası, Münih Filarmoni Orkestrası gibi Avrupa'nın önde gelen toplulukları ile çalışmış olan Hahn yönetiminde, Beethoven'ın dehasına göre kahramanlığın tasviri olan Eroica başlıklı 3. Senfoni'si ile gecenin programını noktalayacak. Borusan Müzik Evi takipçilerine Borusan Klasik'ten ulaşmaya devam ediyor. 19 Şubat Cuma günü saat 23.00'te fagot sanatçısı Burak Özdemir'in, daha önce 31 Temmuz'da yayınlanan ve büyük beğeni toplayan programı bir kez daha dinleyicilerle buluşacak. Borusan Müzik Evi takipçilerine Borusan Klasik'ten ulaşmaya devam ediyor. 19 Şubat Cuma günü saat 23.00'te fagot sanatçısı Burak Özdemir'in, daha önce 31 Temmuz'da yayınlanan ve büyük beğeni toplayan programı bir kez daha dinleyicilerle buluşacak. Karnaval. com üzerinden yayın yapan Borusan Klasik'e internette karnaval. com/borusanklasikdinle adresinden, mobil ortamda iPhone ve Android cihazlarınıza indireceğiniz Karnaval uygulamasıyla, iPad için yine App Store'dan indireceğiniz Karnaval Radyo uygulamasıyla dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanatta-bu-hafta-3/", "text": "Borusan Sanat, bu hafta da müzikseverlere keyifli bir program hazırladı. 18 Mart Perşembe saat 14.00'te Borusan Klasik'te BİFO'nun Carlo Tenan'ın yönetiminde canlı yayınlanacak radyo konserinin yanı sıra 21 Şubat Pazar günü borusansanat. tv'de Cemi'i Can Deliorman'ın yönettiği, 20. Yüzyılın İzinde başlığını taşıyan konser izleyicilerle buluşacak. Borusan Klasik'te canlı radyo konserleriyle dinleyicisiyle buluşmaya devam eden Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, yeni konserinde Carlo Tenan yönetimiyle müzikseverlerin karşısına çıkıyor. Gerek opera temsilleri gerek orkestra konserleriyle Avrupa'nın en sevilen şeflerinden biri olan Tenan'ın dinleyicilerine sunacağı bu konserde, Mozart ile Elgar'ın eserlerinin buluştuğu bir seçki sunacak. Konserde, Mozart'ın 1771'de Milano'da yazdığı bir yaylı çalgılar yapıtı olan 13. Senfonisi, Elgar'ın enerjisi ve duygusallığı ile büyüleyen Serenadı ve yine Mozart'ın müziği aracılığı ile yaptığı en berrak orkestral konuşmalardan biri olan 29. Senfoni'si seslendirilecek. 18 Mart Perşembe günü saat 14.00'te yayınlanacak konser öncesinde, saat 13.40'ta Aydın Büke ve Serhan Bali müzik üzerine söyleşileriyle dinleyicilerle bir araya gelecek. Borusan Sanat 'ın çevrimiçi video platformu borusansanat. tv, ücretsiz konser kayıtlarıyla izleyicileri ile buluşmaya devam ediyor. 21 Mart Pazar günü saat 11.30'da, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın şefliğini yürütmekte olan Cemi'i Can Deliorman'ın konuk şef olarak BİFO'yu yönettiği 20. Yüzyılın İzinde başlığını taşıyan konserde, geride bıraktığımız yüzyılın dönüm noktalarını belirleyen bestecilerden Stravinsky, Schönberg ve Ligeti'nin yapıtları seslendirilecek. Borusan Klasik radyonun sevilen programı Borusan Müzik Evi, takipçilerine Borusan Klasik'ten ulaşmaya devam ediyor. 19 Mart Cuma günü saat 23.00'te Viyolonselci Anıl Eraslan, daha önce 20 Kasım'da yayınlanan ve büyük beğeni toplayan programı için hazırladığı seçkisi bir kez daha dinleyicilerle buluşacak. Karnaval. com üzerinden yayın yapan Borusan Klasik'e internette karnaval. com/borusanklasikdinle adresinden, mobil ortamda iPhone ve Android cihazlarınıza indireceğiniz Karnaval uygulamasıyla, iPad için yine App Store'dan indireceğiniz Karnaval Radyo uygulamasıyla dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanatta-bu-hafta/", "text": "Borusan Sanat, dijital platformlar üzerinden dinleyicileri ile buluşmaya devam ediyor. BİFO'nun dünyaca ünlü Avusturyalı şef Patrick Hahn yönetiminde vereceği konser 11 Şubat Perşembe günü saat 14.00'te Borusan Klasik'te canlı yayınlanacak. 14 Şubat Pazar günü saat 11.30'da Borusan Quartet, brousansanat. tv'de dinleyenlerine Milonga'nın büyülü dünyasıyla; Anadolu manzaralarından şehre uzanan bir aşk hikayesini seslendirecek. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın sevilen konuk şeflerinden Patrick Hahn Borusan Klasik canlı konser yayınıyla 11 Şubat Perşembe günü sahnede olacak. Ünü, anavatanı Avusturya'daki başarılarının ardından tüm Avrupa'ya ve Amerika'ya yayılan Patrick Hahn'ın yöneteceği konserde, 20. yüzyılın müzik dilini belirleyen iki dev isim olan Anton von Webern ve Benjamin Britten'ın yapıtları, tüm zamanların ilham perisi Mozart'ın ünlü Linz Senfoni'si ile birleşecek. 11 Şubat Perşembe günü saat 14.00'te yayınlanacak konser öncesinde saat 13.40'ta Serhan Bali müzik üzerine söyleşisiyle dinleyicilerle bir araya gelecek. Çevrimiçi video platformu borusansanat. tv, ücretsiz konser kayıtlarını yayınlamaya devam ediyor. 14 Şubat Pazar günü 11.30'da yayınlanacak Geçmişten Bugüne başlığını taşıyan Borusan Quartet konserinde, sevilen tangolar, halk ezgileri düzenlemeleri ve 20. yüzyıl eserlerinden seçmeler seslendirilecek. Dinleyicilerini Milonga'nın büyülü dünyasından eski İstanbul'a, Anadolu'nun uçsuz bucaksız manzaralarından şehirde bir aşk hikayesine taşıyacak olan konser öncesinde ise Nisan Ak söyleşisi gerçekleşecek. Borusan Müzik Evi takipçilerine Borusan Klasik'ten ulaşmaya devam ediyor. 12 Şubat Cuma günü saat 23.00'te Aydın Dorsay'ındaha önce 13 Kasım'da hazırlayıp sunduğu ve büyük beğeni toplayan seçkisi bir kez daha dinleyicilerle buluşacak. Karnaval. com üzerinden yayın yapan Borusan Klasik'e internette karnaval. com/borusanklasikdinle adresinden, mobil ortamda iPhone ve Android cihazlarınıza indireceğiniz Karnaval uygulamasıyla, iPad için yine App Store'dan indireceğiniz Karnaval Radyo uygulamasıyla dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/borusan-sanattan-genc-izleyicilere-yonelik-ayricalik/", "text": "Gençlerin sanata katılımını destekleyen ve sanata daha kolay erişebilmelerine katkı sağlamayı amaçlayan Borusan Sanat, ayrıcalıklar sunan BİFO Dijital Genç Kartı ile 6-26 yaş aralığındaki gençlere sezon boyunca düzenleyeceği tüm konserlerine %50 indirimle erişebilmelerini sağlıyor. Rengarenk programlarıyla ve dünyaca ünlü konuk şef ve yıldız solistlerle 2023-2024 sezonuna merhaba diyen Borusan Sanat, gençlerin sanata ulaşımını kolaylaştırmak için ayrıcalıklar sunmaya devam ediyor. BİFO Dijital Genç Kartlılar, 5 Ekim'den itibaren Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Borusan Quartet konserlerinde; 1 Kasım'dan itibaren ise Borusan Müzik Evi konserlerinde %50 indirimli bir bilet alabilecek. BİFO Dijital Genç Kart, 5 Ekim'den itibaren Passo gişelerinden veya passo. com. tr'den satın alınabilir. BİFO Dijital Genç Kart sahiplerine özel olarak belirlenen 5 Ekim 2023 -11 Mayıs 2024 tarihleri arasında Borusan Sanat'ın gerçekleştirdiği Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Borusan Quartet ve Borusan Müzik Evi konserlerinde %50 indirim imkanı. BİFO Dijital Genç Kart, 6-26 yaş aralığındaki kişileri kapsar, avantajları tek kişi için geçerlidir ve ücretsizdir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bos-kalan-koltuk-genc-istanbullunun/", "text": "İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'ndaki etkinliklere gençleri davet ediyor. Sahnenin boş kalan koltuklarını genç İstanbullu dolduruyor. 'Koltuk Senin' projesiyle 24 yaş ve altı gençler, eşsiz performanslarla ücretsiz buluşuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ, bu yaz gençleri heyecanlandıran özel bir projeyi başlattı. Kültür sanat sektörünün işbirliğiyle Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda sahipleri tarafından kullanılmayan koltukları 24 yaş ve altı İstanbullulara ayrıldı. Projeyle İstanbullu gençler kültür sanat etkinlikleriyle ücretsiz buluşuyor. Herhangi bir ücret ödemeden sevdiği sanatçıyı sahnede izleme fırsatı ediyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gençleri heyecanlandıran uygulamayla ilgili sosyal medya hesabından paylaşım gerçekleştirdi. Konserlerde boş kalan koltuklar artık gençlerin diyen İmamoğlu, gençlerin İstanbulKart ile bu olanaktan ücretsiz faydalanabileceğini duyurdu. Temmuz ayında başlayan Koltuk Senin ile bugüne kadar yüzlerce öğrenci 36 etkinliğe ücretsiz katıldı. Yaz boyu Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda gençlere unutulmaz performanslar izleten proje, sonbaharda da devam edecek. Kış için ise farklı etkinlik merkezleri, yine aynı proje kapsamında gençlere açılacak. 'Projeden yararlanmak isteyen gençlerin, etkinlikten 1 saat önce etkinlik alanının girişinde bulunan Koltuk Senin masasına başvurması gerekiyor. HES Kodu doğrulaması yapılmış İstanbul Kart ile sıra numarası alan gençler, uygun koltuk kapasitesi değerlendirilerek etkinlik başladığında içeri alınıyor. Görevliler tarafından uygun koltuklara yönlendiriliyor. Daha çok kişinin bu olanaktan tan faydalanması için gençlerin ayda bir kez etkinlik izleme hakkı bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/botticelliye-ait-tablo-2021in-muzayede-rekorunu-kirdi-92-milyon-dolar/", "text": "İtalyan Rönesans Ressamı Sandro Botticelli'ye ait Madalyon Tutan Genç Adam adlı tablo 92 milyon dolara alıcı bularak 2021'de bir müzayedede satılan en pahalı eser unvanını aldı. İtalyan ressama ait tablo, 1982'deki son satışında 1.3 milyon dolara alıcı bulmuştu. Sandro Botticelli'nin 15. yüzyılda yapılan Madalyon Tutan Genç Adam adlı tablosu, İgiltere'nin başkenti Londra merkezli Sotheby's Müzayede Evi tarafından çevrimiçi şekilde satışa sunuldu. Pandemi sebebiyle açık artırma rakamlarının düşük seyrettiği günlerde 80 milyon dolara satılacağını öngörülen tablo 92 milyon dolara alıcı bularak 2021'in satış rekoru kırdı. 15. yüzyılda yapılan Madalyon Tutan Genç Adam adlı tablonun, Botticelli gibi birçok sanatçının patronu olan Florentinalı asilzade Medici'ye ait olduğu sanılıyor. Tablonun New York'ta emlak işleriyle milyarder olan ve geçen yıl ölen Sheldon Solow'a ait olduğu yolunda çok sayıda haber yapıldı. Forbes'a göre Solow'un toplam serveti 4.4 milyar dolar civarında. Tablo, bir dönem dünyanın en çok ziyaret edilen sanat müzelerinden New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi ile Washington'daki Ulusal Sanat Galerisi'nde de sergilenmişti. Bugüne kadar İtalyan Rönesans Ressamı Sandro Botticelli'ye ait bir müzayedede satılan en pahalı eser 10.4 milyon dolarla The Rockefeller Madonna adlı tablo olmuştu. 2020 yılında bir müzayedede satılan en pahalı sanat eseri 1909 doğumlu İrlandalı ressam Francis Bacon'ın Yunan Aeschylus Oresteia hikayesinden esinlenerek yaptığı Triptych adlı eseriydi. Bacon'ın tablosu geçtiğimiz haziran ayında 84.5 milyon dolara alıcı bulmuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bozcaada-uluslararasi-ekolojik-belgesel-festivaline-buyuk-ilgi/", "text": "Bu yıl yedinci kez düzenlenen Bozcaada Ekolojik Filmler Festivali, 2 8 Kasım 2020 tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleşiyor. 39 belgeselin izleyiciyle buluşacağı festivalde ana yarışma ve panorama kuşağındaki filmler, bifedonline. org sitesindeki platformdan ücretsiz olarak izlenebilecek. Yedi gün sürecek festivalde gerçekleştirilecek yönetmenlerle çevrimiçi soru-cevaplar ve panellerse 5 Kasım'da başlıyor. Bu yıl koronavirüs pandemisi sebebiyle online olarak gerçekleştirilecek Bozcaada Uluslarası Ekolojik Belgesel Festivali #SavunanlarıSavunun sloganı ile başladı. Yedi gün sürecek festivalin açılış programında henüz ilk günden koltukların beşte birinin dolduğu açıklandı. Toplam üç kategoride 39 belgeselin izleyici ile buluştuğu festivalde Türkiye Panoraması'ndaki 11 belgesel festivalin kendi sitesi bifed. org adresinden herhangi bir kişi sınırlandırması olmadan izlenebilirken, Ana Yarışma ve Panorama kuşağıdandaki toplam 28 belgeselde telif hakları ve yönetmen talebi sebebiyle film başına 250 kişi sınırlandırması bulunuyor. Dünyada düzenlenen uluslararası ekolojik belgesel festivallerinin nadir öncülerinden biri ve Türkiye'deki tek uluslararası yarışmalı ekolojik belgesel festivali olan BIFED'de filmleri izlemek için platforma üye olmak gerekiyor. Her filmde 250 sanal koltuk sınırı olduğunu belirten festival organizatörleri, fragmanın izlenerek film seçimi yapılmasını istedi. Türkiye Panorama filmleri de festival için açılan youtube kanalında, Kasım ayının sonuna kadar gösterimde olacak. Festival kapsamında gerçekleşecek olan Q&A, panel gibi etkinlikler ve daha fazlasına web sitesi ve sosyal medya hesaplarından ulaşılabiliyor. Bu sene festivalde yönetmenlerle çevrimiçi soru-cevaplar ve paneller de gerçekleşecek. Festivaldeki panellerin listesi şu şekilde. 7 Kasım Cumartesi 18:00'de Avukat Berrin Demir kolaylaştırıcılığında Yerin Derinliklerinden Geldiler: Katliamdan Direnişe Soma. Uluslararası köklü ekolojik belgesel festivali ağı Green Film Network'e ilk günden beri üye olan BIFED'in kazananı 7 Kasım Cumartesi akşamı çevrimiçi canlı yayınla duyurulacak. Festivaldeki belgeseller pazar geceyarısına dek izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bread-and-puppet-theater-17-istanbul-bienaline-konuk-olacak/", "text": "Beyoğlu, Kadıköy, Fatih ve Zeytinburnu'nda yer alan 12 sergi mekanında ücretsiz olarak gezilebilecek olan bienal, şehrin dört bir yanındaki kamusal etkinliklerle de İstanbullularla buluşacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2007 2026 Bienal Sponsoru Koç Holding'in desteğiyle düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 17 Eylül'de kapılarını açmaya hazırlanıyor. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, bienal katılımcılarından dünyaca ünlü kukla tiyatrosu Bread and Puppet Theater, açılış günlerinde İstanbul'un farklı semtlerinde bir dizi performans ve açık hava gösterisi sergileyecek. Dört gün boyunca İstanbullularla buluşacak olan Bread and Puppet Theater, bienal kapsamında Toplumumuzun Kötülükleri temalı geçit töreni ve açık hava performansı hazırlıkları için İstanbul'a gelerek atölye çalışmalarına başladı. Proje aynı zamanda Türkiye'nin önde gelen Karagöz ustalarından Cengiz Özek'in bugünün çevre sorununa işaret eden oyunu Çöp Canavarından bir bölümü de izleyiciyle bir araya getirecek. Peter Schumann tarafından 1963'te New York'ta kurulan Bread and Puppet Theater, kağıt hamurundan ve mukavvadan yapılmış heybetli kuklaları ve gösterişli performansları ile biliniyor. ABD'nin en eski kar amacı gütmeyen politik tiyatrolarından biri olan topluluk, 1960'lardan bu yana savaş karşıtı protestolara katılımlarıyla da dikkat çekiyor. Gönüllülerin tasarladığı dev kuklalar şehrin farklı noktalarında görülebilecek İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Programı iş birliğiyle gerçekleştirilen atölye çalışmalarına, yapılan açık çağrı sonucu belirlenen 50'nin üzerinde gönüllü katılıyor. Katılımcılar, santralistanbul Kampüsü'nde 3 hafta süren atölyelerde hem kampüsten temin edilen atık malzemeleri ileri dönüştürerek kuklaları hazırlıyor hem de koreografi ve sahnelerin tasarımı üzerinde çalışıyor. Bread and Puppet Theater, bienalde 14 Eylül'de İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü'nde, 15 Eylül'de Küçükçekmece Gölbaşı'nda, 16 Eylül ve 17 Eylül'de Müze Gazhane'de, 18.00 20.00 saatleri arasında izlenebilecek. Topluluğun açık hava performanslarına ek olarak, 1970'lerde gruba katılarak uzun yıllar çalışan tiyatro tarihçisi ve kuklacı Dr. John Bell'in kuklacılık, sokak performansları ve eylemcilik üzerine Barın Han'da özel bir sunumu da bienalde yer alacak. Küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh'in üstlendiği 17. İstanbul Bienali, dünyanın farklı bölgelerinden 500'ün üzerinde katılımcının projelerine ev sahipliği yapacak. Beyoğlu, Kadıköy, Fatih ve Zeytinburnu'nda yer alan 12 sergi mekanında ücretsiz olarak gezilebilecek olan bienal, şehrin dört bir yanındaki kamusal etkinliklerle de İstanbullularla buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/brigitte-labbe-edebiyat-salonunda/", "text": "Institut français Türkiye'nin online edebiyat sohbetleri serisi SALON Edebiyat Türkiye'de çok sevilen Çıtır Çıtır Felsefe serisinin yaratıcısı Fransız yazar Brigitte Labbe ile devam ediyor. Yazar Yiğit Bener'in sunumuyla gerçekleşecek edebiyat sohbetine Brigitte Labbe'nin kitaplarını Türkçe'ye kazandıran çevirmen Azade Aslan da konuk olacak. Zoom online platformu üzerinden yapılacak etkinlik 25 Kasım Çarşamba akşamı saat 19:00'da gerçekleşecek. Çıtır Çıtır Felsefe dizisinin yaratıcısı Brigitte Labbe'nin amacı çocuklara felsefenin sürekli kendini yenileyen bir sorgulama olduğunu göstermek. Okullarda, kütüphanelerde ve kafelerde çocuklar için Çıtır Çıtır Felsefe günleri düzenleyip tartışmalar yapan Labbe, katıldığı ulusal ve uluslararası konferanslarda çocuklara zor konuları anlatmak üzerine sunumlar gerçekleştiriyor. Brigitte Labbe, Ocak 2019'da, kitaplarının çocukların eğitim öğretim yaşamına sağladığı katkılar nedeniyle Fransa'nın en önemli devlet nişanı olan Legion d'Honneur'e layık görüldü. Bu yılın başında 14. Ankara Kitap Fuarı'na Institut français Türkiye'nin davetlisi olarak katılan Labbe'nin okullarda ve Institut français'de düzenlediği felsefe atölyeleri çocuklar ve büyükler tarafından büyük ilgi görmüştü. Zoom platformunda gerçekleşen SALON Edebiyat konferanslarına katılım ücretsiz, konferansı izlemek isteyenlerin Institut français Türkiye'nin http://www. ifturquie. org adresli internet sitesinden etkinliğe kayıt olmaları gerekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bu-hafta-vizyonda-7-film-var/", "text": "Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 2'si yerli 7 film vizyona girdi. Thomas Bezucha'nın yönetmenliğini yaptığı; başrollerinde Kevin Costner, Diane Lane, Jeffrey Donovan, Booboo Stewart ve Lesley Manville'nin yer aldığı Gitmesine İzin Ver izleyici ile buluştu. Oscar sahibi Amerikalı sinema oyuncusu Kevin Costner ve Diane Lane'li gerilim türündeki film, oğullarını kaybettikten sonra tek torunlarını bulmak ve ailelerine dahil etmek için uğraşan bir çiftin hikayesini konu ediniyor. Liam Neeson'un başrolünde oynadığı Dürüst Hırsız, aşkı uğruna teslim olmaya niyetli bir banka soyguncusunun yozlaşmış FBI ajanlarıyla olan mücadelesini anlatıyor. Liam Neeson'a Kate Walsh, Jai Courtney, Jeffrey Donovan ve Anthony Ramos'un başrolde eşlik ettiği filmin yönetmen koltuğunda Mark Williams oturuyor. Williams'ın senaryosunu Steve Allrich ile birlikte kaleme aldığı yapım, aksiyon tutkunlarının ilgisini çekmeye aday. Visar Morina'nın yönetmenliğini üstlendiği Yabancının oyuncu kadrosunda Sandra Hüller, Misel Maticevic, Rainer Bock ve Thomas Mraz yer alıyor. Almanya ve Belçika ortak yapımı film, göçmen olması sebebiyle iş yerinde ayrımcılıkla karşılaşan bir kimya mühendisinin hikayesini odağına alıyor. Neasa Hardiman'ın yazıp yönettiği Derin Korku, açıldıkları balıkçı tekneleriyle denizde mahsur kalan tayfanın, su kaynaklarında ortaya çıkan bir tür parazite karşı verdikleri hayat mücadelesini konu ediniyor. ABD, Belçika, İngiltere, İrlanda ve İsveç ortak yapımı filmin başrollerinde Hermione Corfield, Dag Malmberg, Jack Hickey, Olwen Fouere ve Dougray Scott gibi isimler yer alıyor. François Ozon'un yazıp yönettiği 85 Yazı, Normandiya'da bir sahil kasabasında büyüme buhranıyla mücadele eden 16 yaşındaki bir gencin, arkadaşı ile tanıştıktan sonra değişen hayatını anlatıyor. Ozon'un Aidan Chambers'ın Dance on My Grave isimli romanından uyarladığı filmde, Felix Lefebvre, Benjamin Voisin ve Philippine Velge gibi isimler yer alıyor. Fırat Kaya, Aslı Şimşek, Şevki Özcan, Tolga Öz ve Gökhan Daldık'ın rol aldığı Aşk Seni Buluru Hakan Yücel yönetti. Romantik komedi türündeki film, hovarda bir genç ile mahalleye yeni taşınan kız arasında geçen hikaye etrafında dönüyor. Erkam Bülbül'ün yönettiği haftanın bir diğer yerli yapımı Son Şaka komedi meraklılarını sinema salonlarına çekmeyi amaçlıyor. Serdar Gökalp, Ege Kökenli, Gökay Müftüoğlu, Perihan Ünlücan ve Özer Arslan'ın rol aldığı film; radyo kanalında yaptığı telefon şakalarıyla bilinen bir adamın, evlilik teklifi sırasında yaptığı şaka yüzünden kendini affettirmeye çalışmasını konu ediniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bu-sergide-sanati-hayatin-icine-katan-proje-var-sanat-var-iyilik-var/", "text": "Connect'in sanatı hayatın içine katan projesi Connect to Art ile sanatçı Ekber Sürsal, Sürsal'ın yeni sergisi Kent Katmanları'nın sergilendiği Bursa Akeramos Sanat Merkezi'nde sıra dışı bir çalışma gerçekleştirecek. Sanatçı Ekber Sürsal'ın Kent Katmanları sergisi ile düşündüren dünyası ve her bir projesinin sonunu iyiliğe bağlayan Connect ekibi, 17 Haziran Cumartesi Günü anlamlı bir etkinliğe imza atacak. Connect to Art aracılığı ile Ekber Sürsal'ın etkinlik için tasarladığı rengarenk özel çanta, 17 Haziran Cumartesi günü saat 14.00'te yapılacak açık bağış sistemiyle satılacak. Bağış için elde edilen gelirin tamamı, Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği ONKODAY'a bağış olarak sunulacak. Tüm destekçilerin, dostların ve sanatseverlerin bir araya geleceği bu dayanışmanın tek bir amacı var, o da iyiliğe aracı olmak. Hem eğlenceli hem mutluluk veren bir deneyimle dayanışma ve destek büyüyor diyen Connect ekibi, Ekber Sürsal'ın emeği ve sanatın birleştirici gücü ile birbirlerine daha çok bağlandıklarını söylüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bu-serginin-adini-siz-koyun/", "text": "Mine Sanat Galerisi Deneysel adını verdiği Caddebostan'daki galerisinde ilginç bir sergiye ev sahipliği yapıyor. BE Contemporary'de 15-30 Nisan 2021 tarihlerinde gerçekleşen Adını Sen Koy sergisi, 12 Ağustos 4 Eylül 2021 tarihleri arasında Mine Sanat Galerisi Deneysel'de izlenebilecek. İki galerinin iş birliğiyle şehirlerarası yolculuk yapacak olan sergi, farklı nesillerden üç kadın sanatçıyı; Nancy Atakan, Ayça Ceylan ve Gül Ilgaz'ı kadın kimliğini sorgulayan video sanatı çalışmalarıyla bir araya getiriyor. Adını Sen Koy sergisi, kadın kimliği hakkındaki tanımlamalar, önyargılar, kadınların ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar ve kültürün kimliğe biçtiği roller üzerinde düşünmeye davet ediyor. Sergi kadınlıkla özdeşleşen kahve falı, elbise, el işi, makyaj, dokuma ve nazar boncuğu gibi kültürel unsurları odak noktasına alıyor. Sergi, Adını Sen Koy başlığıyla, izleyicileri kadının Türkiye'deki sosyokültürel yapı içindeki pozisyonunu sorgulamaya, tanımlamaya ve nihayetinde adlandırmaya yönelik düşüncesel süreçlere aktif olarak dahil etmeyi amaçlıyor. Kadın figürlerinin, falı okunacak fincanın içerisine özne olarak yerleştirildiği Gül Ilgaz'ın Fal (2011) isimli video çalışmasında, videoya Oruç Aruoba'nın metinlerinden derlenmiş bir anlara eşlik ediyor; Yaşamın kendini seyretmenin süreci olacak. Bir seyirci olacaksın yalnızca... ve bazen kontrolün kişide değil, kişiden çok ötelerde olmasının ala çiziliyor. Veda (2020) adlı videoda ise, sanatçı yerdeki taşlara ve tavana asılı beyaz bir elbiseyi tutan ipleri keserken yere düşen elbise, düşüş hissinin yanı sıra kurtuluş ve özgürleşme hislerini de yansıtıyor. Pi Artworks İstanbul işbirliğiyle davet edilen Nancy Atakan'ın Atfedilen (2016) isimli video çalışmasında karanlıkta, yalnız iki kadının kendilerini ifade etme olanaklarının el işiyle sınırlı olduğu gözlemlenirken, ellerindeki kasnaklara emergency yazısını işledikleri fark ediliyor. I am not who you say I am (2009) adlı videoda ise, sanatçı, annesinin, çocukluğunun, doğduğu ya da benimsediği ülkenin ve hatta aynadaki yansımasının onu tanımlamamasıyla, ayna karşısında yapağı makyaj esnasında yüzleşiyor. Ayça Ceylan'ın İçsel Bahçem (2021) adlı çalışmasında mekana özgü performans bir yerleştirmenin kaydı izleniyor. Antalya İplik ve Pamuklu Dokuma Fabrikası'nın yerel öyküsünden yola çıkan video, ekofeminist bakış açısıyla pamuk üzerinden kadın ve doğa ilişkisini tekrar okuyor. Sen Benim Meleğimsin (2018) performans belgesinde ise sanatçı nazar boncukları ve aynalar aracılığıyla inşa ettiği rituel alanında izleyicinin katılımcıya dönüştüğü, içimizdeki kadının/içimizdeki erkeğin zaman ve mekandan bağımsız bir yolculuğa çıkağı bir süreci paylaşıyor. Ben kimim? Neyi arzuluyorum? soruları eşliğinde izleyiciyi kimlik inşasında içsel şehirlerini keşfetmeye davet ediyor. Nancy Atakan (d. 1946, ABD), İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. Nancy Atakan, 1970'lerden bu yana yaşadığı şehir İstanbul'un sanat dünyasında hem sanatçı hem de eğitmen ve sanat tarihçisi kimlikleriyle aktif olarak yer almaktadır. Atakan'ın pratiği yerleştime, video, fotoğraf, dijital baskı, neon ve metne uzanan çok araçlı bir yaklaşım içerir. Sanatçı çalışmalarına kadınlık, cinsiyet politikaları, bellek, küreselleşme, imge ve dil arasındaki ilişkiye dair referansları dahil eder. 2015 senesinde, Hollandalı sanat eleştirmeni ve küratör Nat Muller'in editörlüğünde sanatçının eserlerine bütüncül bir bakış sunan Passing On adını taşıyan monografisi, Almanya Heidelberg ve Berlin'de bulunan sanat yayınevi Kehrer Verlag tarafndan yayınlanmıştır. Seçili kişisel sergileri arasında; It sbll is as it always was, Kalliopi Lemos ile, Pi Artworks Londra, İngiltere (2020); Translabon in Mobon, Maria Andersson ile, Riksidroosmuseet, Stockholm, İsveç (2020); Uygun Adım, Marş!, Maria Andersson ile, Salt Beyoğlu, İstanbul, Türkiye (2019). Ayça Ceylan (d.1989, Çanakkale) İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. Eğitimine İstanbul Bilgi Üniversitesi Performans Sanatları Bölümü'nde devam etmektedir. 2017'de kurulan bodyinperform performans sanat platformunun kurucusudur. Dans, psikoloji, edebiyat ve teknoloji gibi disiplinleri bir arada kullanarak algılama süreçleri hakkında mekana özgü deneyler üretmektedir. Bedenin ve mekanın birbirini nasıl inşa ettiği onarım hali ve beden politikaları üzerine araştırmalar yapar. Performanslarında ve atölyelerinde sanat alanları haricinde arketipsel hafızayı etkileyecek kamusal alan, terkedilmiş alan ve antik kent gibi farkları alanları tercih eder. Ritüeller, sembolizm ve doğa en büyük destekçilerindendir. Zorlu PSM, SALT Galata, STUDIO-X Istanbul, Contemporary Istanbul, Casa Dell Arte, Kempinski Hotel Barbaros Bay, Patara Anbk Kenb ve Narmanlı Sanat başta olmak üzere birçok alanda performanslar gerçekleştirmiş ve atölyeler düzenlemiştir. 30 ay süren performansı Nemf in performans belgeleri ile ilk kişisel sergisini Bilsart'ta 2020 yılında açmıştır. Gül Ilgaz (d.1962, İstanbul), İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. Sanat eğibmini Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde tamamladı. 1990 yılından günümüze çalışmalarında; fotografik imgeler, video projeler ve mekan yerleştirmeler kullanan Ilgaz 1992 yılında Bard College'da Wriqng and Thinking programında, 2004 yılında Banff Center Informal Architecture sanatçı programında yer aldı. Çalışmaları 50. Venedik Bienali'nde Türkiye Pavyonu'nda sergilenmiş, İspanya, Fransa, Kanada, ABD, Belçika, Makedonya, Bulgaristan, Çin, Kore, Slovenya, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde uluslararası sergilere katılmıştır. Fotoğraf çalışmaları İstanbul Modern'in daimi koleksiyonunda yer almakta olan sanatçının son kişisel sergisi olan Kırılma Noktası 2020-1 yılında Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde sergilendi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/buckingham-eserleri-halkla-bulusuyor/", "text": "Buckingham Sarayı'nın Kraliyet Koleksiyonu'nda yer alan dünyaca ünlü eserler, 11 Aralık'ta Buckingham Sarayı'ndan Başyapıtlar başlıklı sergide izleyicilerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Buckingham Sarayı'nın Kraliyet Koleksiyonu'nda yer alan sanat eserleri, 18. yüzyıla ait sarayın temel hizmetlerini güncellemek üzere başlatılan 10 yıllık proje kapsamında, kraliyet ailesinin ünlü resim galerisinden bir süreliğine kaldırılacak ve halkın karşısına çıkacak. Buckingham Sarayı'ndaki The Queen's Gallery'de 11 Aralık'ta açılması planlanan Buckingham Sarayı'ndan Başyapıtlar başlıklı sergide, aralarında Vermeer'in onlarca tablosu ve Titian'ın Madonna and Child with Tobias and the Angel'ının da yer aldığı 65 eser görülebilecek. Sergilenecek diğer ünlü eserler arasında Rubens'in 1623 tarihli otoportresi, Johannes Vermeer'in hayatta kalan 34 eserinden biri olan The Music Lesson ve Claude Lorrain'in Harbour Scene at Sunset tablosu bulunuyor. Resim Galerisi genellikle Buckingham Sarayı'nın yıllık yaz açılışı sırasında ziyaretçilerini ağırlarken yeni sergi koleksiyondaki çalışmaların halka açık, uzun süreli ilk gösterimi olacak. Royal Collection Trust'tan yapılan açıklamada Ziyaretçiler; sanatçıların gayelerini, tabloların neden o günlerde çok değerli olduğunu ve şimdi bu eserleri neden 'başyapıt' olarak değerlendirdiğimizi düşünmeye teşvik edilecek denildi. Şubat 2022'ye dek görülebilecek olan sergide, Kraliçe Elizabeth'in en sevdiği eserlerin başında gelen Rembrandt'ın ünlü The Shipbuilder and his Wife adlı tablosu da ziyaretçi kaşısına çıkacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/buket-atabek-bodrum-cagdas-sanat-fuarina-katiliyor/", "text": "Katar'da yaşayan ressam Buket Atabek, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'na katlıyor. Küçük yaşlarda başladığı resim yapma tutkusunu yurt dışında aldığı eğitimlerle geliştiren Atabek, aynı zamanda Katar'da kurduğu bir stüdyo ile geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkı veriyor. Resim yapmayı dünya ile iletişime geçme şekli, bir çeşit varoluş, kendini ifade etme yöntemi olarak kabul ettiğini dile getiren sanatçı; Yaptığım resimlerin arkasında kendi hayatımdan baz alarak anlattığım mesajlar ve hikayeler var. Portre çizimlerini çok sevsem de geniş bir perspektiften baktığımızda çok farklı alanlarda çalışmalarım olduğunu görebilirsiniz. Resimlerimde en dikkat çeken nokta ise kullandığım canlı renkler diyor. Buket Atabek, son derece canlı renklerle yarattığı eserlerini uluslararası düzeyde tüm dünya ile paylaşmak adına aldığı sergi davetlerine de katılmayı ihmal etmiyor. Sanatçı, bu doğrultuda eylül ayında Katar'daki International Art Festival'in yanı sıra ekim ayında Paris'te Le Carrousel du Louvre'e katılmaya hazırlanıyor. Bodrum'da Herodot Kültür Merkezi'nde 23-28 Ağustos 2022 tarihleri arasında gerçekleşecek Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'na 7 adet eseriyle katılacak olan Buket Atabek, sergilenen tablolardan ikisinin özel sipariş olduğunu ve fuar sonunda sahiplerine teslim edileceği bilgisini aktardı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bulasici-olan-iyiliktir-projesinin-muzayedesi-basladi/", "text": "Sağlık çalışanlarına minnetimizi geride kalan çocuklarına eğitim bursu vererek gösterebiliriz. Elele verelim, virüsü değil, İyiliği bulaştıralım. Türk Eğitim Vakfı, başta sağlık çalışanlarının çocukları olmak üzere Koronadan hayatını kaybedenlerin çocuklarına eğitim hayatları boyunca burs desteği sağlayacak olan bir proje başlattı. Korona Kahramanlarına Vefa Fonunu oluşturdu. Uluslararası Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi de Bulaşıcı Olan İyiliktir diyerek, bu fona sanatla destek verecek bir proje için yola çıktı. Her yıl geleneksel olarak yaptığı Cumhuriyet Sergilerini bu projeyle birleştirdi ve sanatçılara destek çağrısında bulundu. Eserlerin satışının tamamen TEV Korona Kahramanlarına Vefa Fonu'na yapılan bağış üzerinden gerçekleşeceğini açıkladı. Sanatçıların duyarlılığı ve desteğiyle proje ilerledi, çok sayıda katılım oldu. Plastik sanatların hemen her dalından eser bağışıyla, sayı 2500'lere ulaştı. İşte şimdi, tüm bu eserler www. portart. org adresinde online bir sergiyle sanatseverlerin beğenisine sunuldu ve müzayede başladı. 15 Eylül 15 Ekim tarihleri arasında sürecek olan müzayedede eserler açık artırma yöntemiyle satılacak. Müzayede kapandığında en yüksek fiyatı veren kişi eseri satın almış olacak. TEV Korana Kahramanları Fonuna yapılan bağış makbuzuyla eser teslim alınabilecek. Proje bugüne kadar çok sayıda sponsor ve destekçiyle yol aldı. Art Boya, Ponart, Piece of Art News, dermoskin, Wom Bilişim, ve Art Contact- İstanbul, Beşiktaş Belediyesi ve Beşiktaş Çağdaş projeye sponsor oldu, UPSD ve poartstore da projeye destek verdi. Eserlere teklif vermek için www. portart. org sitesine üye olmanız ve verilen fiyatları takip etmeniz gerekmektedir. Sergi ve Müzayede 15 Ekime kadar ziyarete açıktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bulent-ortacgil-hayatina-dair-merak-edilenler-bu-kitapta/", "text": "Usta müzisyen Bülent Ortaçgil 'in çocukluğundan aile ilişkilerine, gündelik hayatından müzik çalışmalarına, içinde yaşadığı dönemin ve bugünün sosyal-siyasal koşullarından gelecek tasavvuruna kadar bir nehrin akışını andıran hayat hikayesi, Bu Su Hiç Durmaz kitabında! Gazeteci, yazar ve müzisyen Mahmut Çınar'ın kaleme aldığı Bu Su Hiç Durmaz, İnkılap Kitabevi etiketiyle okurlara ulaşıyor. Çocukluğundan itibaren ilgi duyduğu müziğe lise yıllarında kurdukları ilk amatör müzik grubu Damlalar ile başlayan Bülent Ortaçgil, fakülte yıllarında Anlamsız isimli kırkbeşliğini çıkardı. 1974'te ise pop müziğin unutulmazları arasında yer alan ilk albümü Benimle Oynar Mısını kaydetti. Bu albümden sonra müzik kariyerine on yıl ara veren Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok ile birlikte Çekirdek Sanatevi'nde tekrar çalmaya başladığında bir karar aşamasındaydı. Ara verdiği yıllarda da bütünüyle müzikten kopmayan Ortaçgil, kimya mühendisliğini bırakarak tercihini müzikten yana yaptı. Sonrasında Pencere Önü Çiçeği (1986) ve 2. Perde (1990) albümlerini dinleyicileriyle buluşturdu. 2000 yılında kendisi için birçok ünlü müzisyenın katılımı ile Ortaçgil İçin Söylenmiş Ortaçgil Şarkıları adlı bir saygı albümü yayınlandı. Şarkılarında bireyin kendisi ve etrafı ile içsel çatışmalarını anlatması, şarkı sözleri ve bestelerini her zaman kendi yapması ve müziğindeki folk, caz ve rock etkileşimleri ile Türk popüler müziğinde kendine has bir yer buldu. Bülent Ortaçgil'in kariyeri boyunca toplamda 7 solo albümü bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bulent-ortacgil-muzikteki-53-yillik-yolculugunu-ikili-albumde-yansitti/", "text": "Olmalı mı, Olmamalı mı, Benimle Oynar mısın?, Çiçekler Su İster, Sensiz Olmaz ve Bu Şarkılar Adam Olmaz adlı unutulmayan klasikleşmiş eserlere imza atan söz yazarı, besteci ve yorumcu Bülent Ortaçgil, müzik hayatındaki 53. yılını kutluyor. Usta sanatçı, 12 yıl aradan sonra çıkardığı, yeni ve ilk eserlerinin yer aldığı Elli Buçuk isimli albümünü müzikseverlerle buluşturdu. İkili albüme ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan sanatçı, ilk kez 2021'de yorumladığı 50 isimli eserinin de albüme girdiğini söyleyerek, O zamandan bu zamana, konserlerde çaldım 50'yi meraklı insanlara ama yayınlandığı zaman daha başka bir anlam ifade ediyor. Çünkü ikili bir albüm bu. Hem son ürünler var, ki 50 bunun başında geliyor. Bir de 1969'da kaydettiğim, yani TRT'de Ümit Tunçağ'ın kaydettiği ilk şarkı örneklerim var. Bu 50. yıl kutlaması kapsamında ikili albümü yayınladım, en başını ve en sonunu görsün insanlar ve değerlendirme yapsınlar diye. dedi. Albümün 53 yıllık sanat hayatının bir eseri olduğunun altını çizen sanatçı, Bir özet değil, bir başlangıç ve son. Arasını zaten yayınladım, takip edenler biliyor. ifadelerini kullandı. Ortaçgil, 1969'da bu tarz müzik yapılmaya yeni yeni başlanmış olduğunu belirterek, O nedenle başka bir heyecan vardı. Çok geniş ve yeni başlamış bir müzik endüstrisi vardı. Ondan sonraki yıllarda doygunluğa doğru gitti her şey. Bir sürü şey yayınlandı. Birçok değişik şarkılar, şarkıcılar... O nedenle daha orijinali yapmak giderek zorlaşıyor. Çünkü ürün fazla ama ilk 1969'da sıfır kilometreydi. Hiçbir şey yoktu ortada. diye konuştu. Eserlerindeki kalıcılığın nasıl oluştuğuna da değinen sanatçı, Hem insandan söz ediliyordu hem çabuk tüketilmeye yönelik şarkılar değildi hem de uzun ömürlü olmasının nedeni, o samimiyeti insanlar anladı ve paylaştı. Artık bu şarkıları o zaman dinleyenlerin çocukları olmaya başladı ve o çocuklar bunları dinliyor. Mesela amcası ona, 'Onu dinle. Bunu dinle.' diyor. O kadar kolay ve rahat bulunur bir adam olmadım. Dolayısıyla çabuk tüketilmedi bu iş. Her televizyonu açtığınızda beni görseydiniz, beni bitirirdiniz zaten. Ama göremediniz tabii. dedi. Albümlerin kaset, plak ve CD yerine, son dönemde sadece dijital ortamda yer almasından duyduğu rahatsızlığı da dile getiren sanatçı, Ben rahatsız oluyorum bundan. Ben eski bir adamım. Bir şekilde, müziği dinlerken, o müziği yapanlar hangi koşulda yapmış, kim, ne zaman yapmış, hangi stüdyoda kaydetmiş, kimler çalmış? Bunları hep merak ediyorum ama şimdi telefonlardan 00.01 formatında gidiyor. Sadece dinliyorsunuz. Ardında ne olduğu belli değil. Ben bundan rahatsızlık duyuyorum tabii ki çünkü öbür formatları tanıyorum, onları tercih ederim ama genç insanlar ne düşünüyor bilemiyorum. Onlar bilgisayar çocuğu, başka türlü düşünüyor. diye konuştu. Ortaçgil, ikili albümünün plak ve CD'sinin yapıldığını, fırsat bulunursa kaset formatında da yayınlanabileceğini sözlerine ekleyerek, Çünkü bu 50 yıllık serüven içinde bunların hepsi geçti. Plak da kaset de CD de hepsi vardı. Tabii dijital ortam da var sonunda. Orada da yayınlanıyor. değerlendirmesinde bulundu. Genç müzisyenlere önerilerde de bulunan sanatçı, tavsiyeden hoşlanmadığının altını çizerek, Herkese, kendisi gibi olmayı öneririm. Neden hoşlanıyorlarsa, hangisi kendisini temsil ediyorsa, onu yapmasını öneririm sadece. Tavsiye edemem çünkü başarının tarifi zaten insandan insana değişiyor. Kimisi için başarı çok para kazanmak, onun izleyeceği yol daha başka türlü olmalı. Kimisi için daha fazla tanınmak, o başka bir yol. Kimisi için 50 yıl dinlenmek. O bambaşka bir yol. Benim için 50 yıl dinlenmek, başarının tarifi. açıklamasını yaptı. Bülent Ortaçgil'in Elli Buçuk adlı ikili albümünde, Elli, Hangisi Hayat, Göründüğü Gibi, Olmuyor Blues ve Ak Kuşlar Kara Kuşlar isimli eserlerinin yanı sıra TRT'de Ümit Tunçağ tarafından 1969'da kaydedilen şarkıları da bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/burak-cevik-daad-berlin-sanatci-programi-2022de/", "text": "Yönetmen, yapımcı ve sanatçı Burak Çevik, DAAD Berlin Sanatçı Programı'na 'Film' kategorisinde seçildi. 1963'ten beri düzenlenen program, görsel sanatlar, edebiyat, müzik ve film alanında kendini kanıtlamış isimleri davet ederek bir yıl boyunca Berlin'de ağırlıyor ve yeni projelerini geliştirmeleri için onlara fırsat sunuyor. Program kapsamında Çevik'in Tuzdan Kaide ve Aidiyet filmleri 2022 yılı boyunca Berlin'in çeşitli mekanlarında gösterilecek ve Burak Çevik, yeni filmi üzerine çalışacak. Her yıl dünyadan sadece 20 kişinin seçildiği programa bugüne dek, Andrey Tarkovski, Jim Jarmusch, Steve McQueen, Lucrecia Martel, Asghar Farhadi, Claire Denis, Bela Tarr, Marina Abramovic, Damien Hirst, Ingeborg Bachmann, Peter Handke, Stanislaw Lem, Margaret Atwood, Carlos Fuentes, Susan Sontag'ın da aralarında olduğu usta yönetmen, sanatçı ve yazarlar davet edilmişti. 1963'te Ford Vakfı tarafından başlatılan, 1965'ten itibaren de Almanya Dışişleri Bakanlığı ve Berlin Senatosu'nun destekleriyle sürdürülen DAAD, konuklarına yaratıcı çalışmaları için alan sağlamak, sanatsal bakış açılarının çeşitliliğini ve zenginliğini teşvik etmek ve yazılı ve sözlü ifade özgürlüğünü güçlendirmek amaçlı tasarlanmış bir program. 58 yıl boyunca yalnızca Avrupa'nın değil tüm dünyada sanatsal ve kültürel değişim için çok önemli bir platform olmayı sürdüren programa bugüne dek binlerce isim davet edildi. Bunlar arasında, Andrey Tarkovski, Istvan Szabo, Jim Jarmusch, Steve McQueen, Elia Suleiman, Lucrecia Martel, Asghar Farhadi, Claire Denis, Bela Tarr, Sebastian Lelio gibi usta yönetmenlerin yanı sıra Nan Goldin, Marina Abramovic, Damien Hirst, Ingeborg Bachmann, Peter Handke, Stanislaw Lem, Margaret Atwood, Carlos Fuentes, Susan Sontag gibi sanatçı ve yazarlar da bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/burcu-erdenin-ucuncu-kisisel-sergisi-muhur-art-onda/", "text": "Burcu Erden'in üçüncü kişisel sergisi Mühür, 15 Eylül-28 Ekim tarihleri arasında Art On İstanbul'da açılıyor. Sanatçının heykel üretimindeki malzeme ve teknik geleneklerden yola çıkarak heykelin görünürlüğüne ilişkin problemleri araştırdığı sergisi Mühür'de, mermer silindirler, seramik rölyefler ve polyester heykeller bir arada sunuluyor. Burcu Erden, serginin kavramsal çerçevesini, antik dünyadaki görsel anlatım nesnelerinin yerleştirme sorunsalı etrafında kuruyor. Nesnelerin nereye konulduğu, neden oraya konulduğu, ne amaçla üretildiği, formlarının nasıl tasarlandığı gibi sorular ve sanatçının kendi heykelinin esasına dair yaptığı karşılaştırmalar, serginin düşünsel arka planını oluşturuyor. Mühür sergisinin temelleri, sanatçının Malzemenin Hafifliği sergisi için yaptığı araştırma ve çalışmalarla atılır. Sanatçı, Eski Şark Eserleri Müzesi'ne yaptığı ziyarette, Sümer ve Hitit yapılarında yer karolarının altına çakılan bir figürinden etkilenir. Bu figürin, yerin altında kalır ve koruyucu, ritüele dair işleviyle görünürlüğü amaçlanmaz; bilakis görünmemesi tercih edilir. Burcu Erden, bu çerçevede gösterilmek, sunulmak ve sergilenmek üzere yapılan heykel ile görünmeyecek olmasına rağmen özenli bir işçiliğe ve forma sahip bir figürin arasındaki farkı düşünmeye odaklanır. Sanatçı, bugün kaide üzerinde sergilenen, bireysel olarak kararlarını verdiği, kavram çerçevesi etrafında heykel üretmenin uygarlık tarihinde ne kadar yeni olduğunu hatırlar ve hatırlatır. Mühür sergisinde teknik birliği, malzeme ve form çeşitliliği olan üç seri görüyoruz. Birinci seri, mühürlerde Erden, geleneksel seramik rölyef üretim tekniklerini kullanıyor. Sanatçı, silindir formundaki taşlara deseni kazıdıktan sonra çamur halindeki toprakta silindiri döndürerek iz alıyor ve seramik rölyeflerini oluşturuyor. Sergide, bu rölyefler, izin kendisi olarak ve silindirler de izin kaynağı olarak birlikte gösteriliyor. Serginin ikinci serisi, yüzey tasarımı ile çamurdan çalıştığı kaya parçasını andıran heykeller. Bu büyük boyutlu heykeller, rölyef ve silindirlerde gördüğümüz izlerin, büyük ölçekte bir devamı niteliğinde. Erden'in üretimlerinde önem taşıyan yüzey ve iz arasındaki ilişki, biçim ve içerik arasındaki bağlayıcı rolüyle, sergide yer alan üç seriyi birleştiriyor. Burcu Erden 1986, İstanbul doğumlu Burcu Erden, lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü'nde tamamladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü'nde öğretim görevliliği yapan Erden, ilk sergisi Yarının Külleri (2018)ni Tophane-i Amire'de, ikinci sergisi Kütleyi Çağırmak (2019) Art On İstanbul'da açtı. Sanatçı, İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/burgazada-caz-gunleri-esintisi-basliyor/", "text": "Burgazada Caz Günleri 2021 yılında, pandeminin herkesi bunalttığı dönemde tek günlük iç ferahlatan bir etkinlik olarak ortaya çıkmıştı. Şartlar zor olsa da geçen sene de caz günleri devam etti. Yaz aylarının boğucu sıcaklığı adanın serinliğinde herkese iyi gelmişti. Burgazada Caz Günleri bu sene işleri biraz daha ilerleterek 3 ve 8 Eylül akşamları toplam 4 konserlik bir takvim hazırladı. Sıcaktan bunalan müzikseverler için Burgazada Cennet Bahçesi'nde gerçekleşecek konserlerin programını aşağıda bulabilirsiniz. -Nuri Bilge Ceylan Taşra Üçlemesi Caz Projesi -Nazım'a Caz Şarkıları"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bursa-konya-ve-tuncelide-restorasyonlari-tamamlanan-3-muze-aciliyor/", "text": "Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi, Konya Akşehir Taş Eserler Müzesi ve Tunceli Müzesi'nin açılışları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın videokonferans sistemiyle bağlanacağı törenlerle gerçekleştirilecek. Bursa, Konya ve Tunceli'de restorasyon çalışmaları tamamlanan 3 müze, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından videokonferans bağlantısıyla açılacak. Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi, Konya Akşehir Taş Eserler Müzesi ve Tunceli Müzesi'nin restorasyon çalışmaları sona erdi. İlk Osmanlı medreselerinden olan ve 1414-1424 yıllarında yapıldığı bilinen Yeşil Medrese'de yer alan Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi, 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan Selçuklu, Beylik ve Osmanlı dönemlerine ait çini ve seramik eserler ile ahşap, oyma ve kakma figürlere ev sahipliği yapıyor. Türk maden sanatından örneklerin bulunduğu müzede, tombak ve diğer metal eserler ile Selçuklu ve Osmanlı sikkeleri, geleneksel Türk elişleri ve giysileri sergileniyor. Akşehir'deki ilk müze binası olarak kullanılan Taş Medrese 1960-1965 yılları arasında ve 1971 yıllarında restorasyon çalışmalarına tabi tutuldu. Yapılması gereken restorasyonun yarısının tamamlanması nedeniyle yıllardır ziyarete kapalı olan müzede, neolitik dönemden itibaren kesintisiz bir kronolojiyle Osmanlı döneminin sonuna kadar olan eserler koruma altında tutuldu. Yaklaşık 7 yıl önce hazırlanan proje doğrultusunda restorasyon çalışmalarına başlanan ve restorasyon-teşhir-tanzim çalışmaları tamamlanan müzede, tarihsel bir bütünlük oluşturması açısından Akşehir ve çevresinde bulunan Türk İslam dönemi mezar taşları, sandukalar, kitabeler ve taş eserler sergileniyor. Özellikle medresenin kapısı yıllar sonra ziyaretçilerin görüşüne sunulacağı müzede medrese yaşamı, eğitimi ve taş işçiliği de canlandırılacak. 1935-1937 yıllarında askeri kışla olarak inşa edilen, 1949'a kadar bu amaca hizmet eden yapı daha sonra lojman ve ardından yerleşim yeri olarak kullanıldı. Erken Cumhuriyet Dönemi özelliği gösteren ve 2'nci grup idari yapı olarak tescilli olan bina, Tunceli Müzesi olarak hizmet vermek üzere 2015 yılında restorasyona alındı. 2019 yılında restorasyonu tamamlanan 5 bin 800 metrekare kapalı alana sahip Tunceli Müzesi'nin 1800 metrekare büyüklüğündeki avlusu konser ve tiyatro gibi etkinliklere ev sahipliği yapılabilecek şekilde tasarlandı. Müzede Paleolitik dönemden Cumhuriyet dönemine kadar 692 eser sergilenecek. Ayrıca, müzenin inanç bölümünde Alevilik ile ilgili bilgi panoları ve Alevilik ritüellerini temsil eden bir teşhir düzenlemesi de yapıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bursada-1500-yillik-kitabe-bulundu/", "text": "Bursa'nın İznik ilçesinde 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen bölgede Roma döneminden kalma baba-oğula ait mezar kitabesi bulundu. Bursa'nın İznik ilçesinde, daha önce de 3 lahitin bulunduğu, Roma dönemi nekropol olduğu tespit edilen bölgedeki arkeolojik kazılar devam ediyor. İznik Müze Müdürü Ahmet Türkmenoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, yapılan kazılarda çıkan eserin ilginç kitabeler arasında yer alacağını söyledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/bursada-herkes-icin-her-yerde-kultur-sanat/", "text": "Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, düzenlenen 2020-2021 kültür ve sanat etkinlikleri tanıtım toplantısında, hem geçen yıl hayata geçirdikleri kültür sanat faaliyetlerini hem de yeni dönemde yapılacak çalışmaları kamuoyu ile paylaştı. Başkan Aktaş, Geçtiğimiz dönemde hayata geçirdiğimiz etkinliklerden geriye kalan, halkımızın yüzündeki tebessüm ve gözlerinde gördüğümüz ışık oldu. Biz o tebessümü kaybetmemek ve o ışığı söndürmemek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz dedi. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin 2020-2021 kültür ve sanat etkinlikleri sezonun tanıtımı, Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde adeta görsel bir şölen eşliğinde yapıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, tiyatrodan sinemaya, konserlerden festivallere, söyleşilerden sergilere kadar geniş bir yelpazedeki kültür sanat faaliyetlerini, hazırlanan tanıtım videoları eşliğinde katılımcılarla paylaştı. Bursa halkına hak ettikleri hizmeti, en iyi şekilde, her şartta ve zeminde sağlayabilmek için yoğun çaba harcadıklarını dile getiren Başkan Aktaş, Bilhassa kültür ve sanat faaliyetlerinin, bizler için nefes almak kadar elzem bir ihtiyaç olduğunun farkındayız. Bu nedenle kültür ve sanat faaliyetlerini hiçbir zaman ikinci plana atmadık, atamayız. Halkımızın etkinlikler için toplanamadığı dönemde kültür ve sanat faaliyetlerimizi şehrin tamamına yaydık. Tiyatrodan söyleşiye, konserlerden dijital etkinliklere kadar birçok farklı alanda etkinlik gerçekleştirdik. Bu etkinlikleri gerçekleştirirken her kesime hitap eden ve devamlılığı olan projeler olması için çalıştık. Çünkü biz; Bursa'yı bir gün bile kültür ve sanattan mahrum bırakmayacağımıza söz verdik dedi. Dünyayı etkisi altına alan pandemi sürecine rağmen kültür sanat etkinliklerini kesintisiz bir şekilde sürdürdüklerini dile getiren Başkan Aktaş, Şüphesiz hepimiz için zor bir yıl oluyor. Bu zorlu süreçte vazifemizi hakkıyla yerine getirebilmek için çalışıyoruz. Geçen yıl bu zamanlar yaptığımız toplantıyla 2020 yılının proje takvimini hazırlamıştık. Senenin başında her şey çok güzel başlamıştı. Ta ki Mart ayında ülkemizde ilk vaka görülene kadar. İlk vakanın görülmesiyle birlikte kırmızı alarm verildi. Vatandaşlarımızın sağlığı konusunda Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak oldukça hassas davrandık ve gereken bütün önlemleri aldık. Her ne kadar pandeminin gölgesi altında kalsa da bu süreçte değerli işler yaptığımızı düşünüyorum. Bu süreçte halkımızı yalnız bırakmamak için birçok etkinliği dijitale taşıdık. Her gün canlı yayınlar yapıldı. Dijital kütüphanemizdeki e-kitaplar bütün Türkiye'nin kullanımına açıldı, herkesin faydalanabilmesine olanak sağlandı. Çevrim içi olarak gerçekleştirdiğimiz evde kal müziksiz kalma müzik programını halkımız evlerinden dinleme fırsatı buldu. Pandemi döneminde gerçekleştirdiğimiz sosyal medya yayınları ile Bursa'dan dünyaya açıldık. Hem yetişkinler hem de çocuklar için sosyal medya üzerinden canlı yayın ile tiyatro etkinlikleri başlattık. Yapılan yüzlerce yayın ile Türkiye'nin en aktif belediyelerinden biri olduk. Kütüphanelere ulaşımın kısıtlandığı bu süreçte kitaplarımızı seslendirip dijital ortamlardan vatandaşlarımıza ulaştırdık. Evde kal kitapla kal projesi kapsamında Mesnevi'den seçme hikayeler, tiyatrocularımız tarafından dijital ortamlarda yayınlanmak üzere sesli olarak kaydedildi. Yine aynı proje kapsamında sosyal medya üzerinden kitap tanıtımları yapıldı ve tanıtımı yapılan kitaplar çekiliş ile halkımıza hediye edildi diye konuştu. Pandemi sürecinin birçok sanatsal ve kültürel etkinliğinin dijital ortama taşındığı bir dönem olduğunu dile getiren Başkan Aktaş, Yine dijital etkinlikler alanında Türkiye'de bir ilke imza attık. 21 ülkede dinlenen, kişisel gelişim temelli dünya masallarına yer veren Gece Masalcısını destekledik. Sanal müzede online eğitim projesi hayata geçirdiğimiz ve devam edeceğimiz projelerimizden biri. Devam eden projelerin dışında Türkiye'de dijital dönüşümün sanat alanındaki yansımalarının sergileneceği Dijital sanat festivali gibi yeni projelerin de planlamasını sürdürmekteyiz. Bu festival kapsamında dijital fotoğraf sergisi, animasyon gösterimleri, seminerler, belgesel gösterimleri, canlı performanslar, dijital afiş tasarımları sergisi, usta grafikerlerle söyleşiler ve eğitimler gerçekleştirilecektir. Bunların dışında BBB Talks uygulaması kapsamında her hafta belli bir saatte canlı yayın aracılığıyla farklı alanlardan, alanında uzman kişiler konuk alınacak. Bu kişiler Bursalı ya da Bursa'da hikayesi olan, Bursa'ya değer katmış kişiler arasından seçilecek. Bu kişiler bilgi birikimlerini aktardıktan sonra soru cevaplar sayesinde gençlerimizle etkileşimleri de sağlanacak. BBB Talks uygulaması sayesinde gençlerimize kişisel gelişimlerine katkı sağlama fırsatı sunuyoruz. Evde hayat var dedik ve BBB kültür programı ile bunun arkasında duruyoruz. BBB kültür programı ile Bursa'nın kültürünü ve değerlerini çevirim içi ortamlarda anlatacağız. Ayrıca Bursa dışında yaşayan ve Bursa'mızı yakından tanımak isteyen vatandaşlarımız da bu proje sayesinde bursa şehri ve bursa kültürü hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olabilecek. Pandemi sürecinde Bursalıların, her zaman vazgeçilmez bir değer olan tiyatrodan uzak kalmaması için normalleşme süreci ile birlikte Haziran, Temmuz, Ağustos ayları boyunca sanat mahallemde etkinliğini devreye aldıklarını belirten Başkan Aktaş, sahneye dönüşen tırla tiyatroyu vatandaşların ayağına götürdüklerini kaydetti. Bu dönemde Şehir Tiyatrosu'nun 250 temsil gerçekleştirdiğini kaydeden Başkan Aktaş, Vatandaşlarımız bize gelemiyorsa biz sanatı vatandaşlarımızın ayağına götürmekten gurur duyarız. En az risk ile şükürler olsun bu süreci tamamladık. Biz kendi kültürümüzü sahneye yansıtmanın yanında dünya klasiklerine de büyük önem veriyoruz. Eylül ayında Bursa Şehir Tiyatrosu'nun açılışını çok özel bir oyunla, William Shakespeare'e ait Venedik taciri oyunu ile yaptık. Yeni sezonda da hem dünya klasikleri hem de Türk klasikleri Bursalılarla buluşacak. Sahnelenecek oyunları seçerken yetişkinlerimize de çocuklarımıza da hitap eden oyunlar olmasına son derece önem veriyoruz. Bu oyunları gelip yerinde seyretme imkanı olmayan vatandaşlarımız için ise her yerde tiyatro projesini planlıyoruz. Bu proje sayesinde 17 ilçe, köy ve okullarda tiyatro etkinlikleri gerçekleştirerek çocuklarımıza en güzel oyunları ulaştıracağız dedi. Bursa'nın geçmişini, kültürünü, samimiyetini ışıklı perdeye yansıtan iki önemli figür olan Hacivat ve Karagöz için ayrı bir başlık açan Başkan Aktaş, Yıl boyu devam edecek olan Karagöz Sinema Atölyesi'nde gençlerimize senaryo, film yapımı ve oyunculuk alanında kurslar verilecek. Geleneksel hale gelen Hacivat Karagöz Gölge Sanatları Festivali ile de halkımızı; seminerler, söyleşiler, sergiler ve gölge oyunları ile buluşturacağız. Hacivat Karagöz atışmaları ve tartışmaları ile bilinmektedir. Hem onların bu özelliklerinin hatırası için hem de gençlerin bilgilenmelerini ve kendilerini ifade etme becerilerini desteklemek amacıyla, liseler arası Hacivat ve Karagöz münazara yarışması düzenleyeceğiz. Bu yarışma ayrıca Hacivat ve Karagöz geleneksel gölge sanatları ile birleşecek dedi. Bursa'nın aynı zamanda okumanın kıymetini bilen bir şehir olduğunu ifade eden Başkan Aktaş, bu nedenle konu kütüphaneler olunca hiçbir zaman ellerindekiyle yetirmediklerini kaydetti. Bursa'ya iki yeni kütüphane kazandırdıklarını hatırlatan Başkan Aktaş, Pandemi sürecinde kapalı alanları kullanmayı tercih etmeyen okurlarımız için üç dönümlük alanı kaplayan, sosyal mesafe düzenine göre oturulan ve Türkiye'de başka örneği olmayan Merinos Açık Hava Kütüphanesi'ni kurduk. Bu kütüphanede halkımız 4 bin kitaba fiziki olarak ulaşabileceği gibi istedikleri her yerde 22 bin elektronik kitaptan da yararlanabiliyorlar. Bir başka önemli projemiz olan Altıparmak'taki Millet Bahçesi içerisinde 1700 metrekare alana sahip, 500 kişilik oturma kapasiteli, 20 bin kitap, 22 bin e-kitap barındıran Millet Kütüphanesi'ni de hizmete açtığımızı söylemekten gurur duyuyorum. Kütüphane binasında yer alan, kafeterya ve 30 bilgisayarlı bir bölümü bulunan eba destek merkezi de 2 Ekim 2020 tarihi itibariyle aktif olarak kullanıma açıldı. Yeni açılan kütüphanelerimiz dışında da halkımıza kapıları açık olan 8 adet kütüphanemiz bulunuyor. Bu sayı daha da artacaktır. Ayrıca kütüphanelerimizden kitap alan hemşehrilerimiz için de kitap her kapıyı açar adlı projemizi hayata geçirdik. Türkiye'de başka örneği olmayan bu proje ile kütüphanelerimizden kitap alan vatandaşlarımıza otobüs, tramvay gibi araçlara binebilecekleri iki binişlik bilet hediye ediyoruz. Bu proje ile halkımızı kitap okumaya teşvik etmeyi amaçlıyoruz. İlerleyen dönemlerde bu kütüphanelerde gerçekleşecek etkinlikler, atölyeler için de çalışmaları başlatmış bulunmaktayız dedi. Bursa'da doğup yetişen çocukların bu şehirle olan bağını güçlendirerek ileride Bursa'ya değer katacak yetişkinler olmaları için çalıştıklarını kaydedin Başkan Aktaş, Çocuklarımızın, Bursa'nın geleceği olduğunun farkındayız. Bir filize ne kadar iyi bakarsanız, toprağına o kadar güçlü tutunur. Biz de en kıymetli hazinemiz olan çocuklarımız için birçok çalışma gerçekleştirdik. Ali Paşa Oyuncak Kütüphanesi ile bütün çocukların her türlü oyuncağa ulaşabilmelerini ve çocuklarımıza kütüphane kültürünü aşılamayı amaçladık. Ayrıca 14 yaşından küçük çocuklar için okudukları kitaplardaki masalların canlandırıldığı, masal kahramanlarıyla tanışma fırsatı sunan lala şahin paşa çocuk kütüphanesi ise çocuklarımızın hizmetinde. Tayyare Kültür Merkezi'nde çocuklar için özel tiyatro oyunları sahneledik. Buraya gelme imkanı olmayan çocuklarımızın ise okullarına giderek tiyatro oyunlarımızı sergiledik. Tayyare Kültür Merkezi'nde çocuklara özel animasyon filmler ve özel çocuk sinema filmleri yayınladık. Toplamda 24 film 155 seans ve 24.718 katılım sayısına ulaştık. Önümüzdeki dönemde çocuklarımız için şenlikler düzenleme hazırlığındayız. Bu şenliklerden biri geleneksel hale gelmiş olan ve bu yıl 14'üncü kez gerçekleşecek olan çocuklar için sokak oyunları şenliği. Bir diğer şenliğimiz ise yine çocuklarımıza özel olan uçurtma şenliği. Bütün bunların yanında çocuklarımızın istifade edebileceği, farklı alanlarda onlarca atölye düzenledik. Çocuk kişisel gelişim ve kültür atölyeleri ise en önemlilerindendi. Bu atölyeler sayesinde çocuklarımızın kişisel gelişimlerini desteklemeyi amaçlıyoruz. Çocuk gelişirse toplum gelişir; bunun farkındayız ve her zaman bunun bilinci ile hareket ediyoruz diye konuştu. Bursa'yı bir festival ve şenlik şehri yapmak için çalıştıklarını vurgulayan Başkan Aktaş, Önümüzdeki dönemde pandemi koşulları el verdiğince festivaller düzenlemeye devam edeceğiz. Planlarımızı her aya bir festival düşecek şekilde yapıyoruz. 6 ülke, 25 şehirden toplamda 250 farklı gencin katıldığı, ustaların gerçekleştirdiği ve workshoplara katılma fırsatı bulduğu uluslararası piyano festivali bu önemli festivallerden sadece birisiydi. Bunun yanında arkeofest gibi toplumun her kesimine hitap eden birçok festivali de hayata geçirdik. Festivallerimizden en önemlisi önümüzdeki yıl 59'uncu kez düzenleyeceğimiz Uluslararası Bursa Festivali. Uluslararası Bursa Lezzetleri Festivali ve İstiklal Marşı'nın kabulünün 100'üncü yılı münasebetiyle gerçekleşecek, milli bando ekiplerimizle birlikte yurt dışından gelecek misafir bando ekiplerinin de katılacağı 1. Uluslararası Bandolar Festivali de ilerleyen zamanlarda hayata geçirmeyi planladığımız faaliyetler arasındadır. Bunun yanında masalfest, Uluslararası Şiir Festivali gibi festivallerimiz için de hız kesmeden çalışıyoruz. Festivallerin yanında birçok şenlik ve fuar düzenledik. 5. Türk Dünyası Ata Sporları Şenliği düzenli olarak hayata geçirdiğimiz en önemli şenliklerimizden birisi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kitap Fuarı'nı da geçtiğimiz dönemde hayata geçirdik. Önümüzdeki dönemde ise antikacılar ve sahaflar fuarı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bursa bıçağı tanıtım günleri de önümüzdeki dönemde gerçekleşecek etkinlikler arasında dedi. Büyükşehir Belediyesi Orkestrası'nın Bursa'nın sokaklarını hiçbir zaman ezgisiz bırakmadığını ifade eden Başkan Aktaş, Müziğin içinde her şey var. En çok da umut var. Elbette bu zorlu dönemlerde müziğin umut veren yönüne çok ihtiyacımız vardı. Biz de vatandaşlarımızı müziksiz bırakmamak için elimizden geleni yaptık. Sanat mahallemde etkinlikleri ile sokağa çıkma yasağı olan günlerde ruhunu kaybeden sokakları canlandırdık. Evden çıkamayan vatandaşlarımızın balkonlarına müzik taşıdık. Temmuz ayı itibari ile Gemlik, Mudanya, Tirilye ve Kurşunlu gibi sahil yerlerimizde konserler düzenledik. Tayyare Kültür Merkezi'nde ayda üç konser tertip ettik. Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Bando Şefliği ve Çalgıcı Mektebi Roman Orkestrası eserleri halkımızla buluştu. Dikkat müzik çıkabilir adlı projemiz ile halkımıza sürprizlerimiz devam edecek. Bandomuz şehrin değişik yerlerinde aniden çıkıp konser verecek. Gün batımı konserleri, sahil konserleri, mobil sanat tırı konserleri ve periyodik konserlerimiz de hız kesmeden devam ediyor. Bu sayede Bursa konser çeşitliliği açısından zengin bir şehir haline geliyor. Müziğe gönül vermiş gençlerimize ustalardan eğitim alma şansı verdik. Öğrenci korosu projesi kapsamında orta öğretim öğrencilerinden oluşturulacak koro, bursa yöresine ait türkülerimizle konserler verecek. Bu proje ile genç müzisyenlerimizi eğitirken türkülerimiz ile de tanıştırmayı amaçlıyoruz. Kamp ortamında genç müzisyenlerle birlikte müzik ve çalgı aleti teknik çalışmaları yapılacak olan müzik kampı projesi ile de genç müzisyenlerimize destek olacağız. Önümüzdeki sezonda da Bursa'da müziğin hiç susmaması için çalışmaya devam edeceğiz dedi. Pandemi sürecinde sinema salonlarının zorunlu olarak kapatıldığını ancak bu süreçte vatandaşların sinemadan uzak kalmaması için farklı etkinleri devreye aldıklarını ifade eden Başkan Aktaş, Biz de bu süreçte halkımızı filmlerle buluşturmak için eskilere döndük. Sosyal mesafeye uygun bir şekilde açık hava organizasyonları gerçekleştirdik. Bu süreçte çevrim içi eğitimler de verdik. Sinemaya ilgi duyan 95 kişiye 21 hafta boyunca sinema tarihi, senaryo yazma ve kısa film çekimi için gerekli olan bütün konulardan oluşan dersler verildi. Kursu bitiren kişilere de çevrim içi sertifika verildi. Eğitimin bütün süreci internet üzerinden çevrim içi olarak gerçekleştirildi. Açıkhava sineması ve araç sineması gibi etkinlikler düzenledik. Bu sayede vatandaşlarımız filmin keyfini çıkarırken nostalji de yaşamış oldu. Sinema adına çalışmalarımız da hız kesmeden devam edecek. Tayyare sinemasında, ilçelerimizdeki salonlarda, yazlık sinemalarda ve araç sinemalarında film gösterimleri gerçekleştireceğiz. Ayrıca sinema etkinliklerinin yer aldığı festivaller de düzenliyoruz. Planlarımız arasında yer alan Uluslararası Bursa Film Festivali de önemli. Bu festival kapsamında pek çok önemli yönetmeni filmiyle beraber şehrimizde ağırlamayı planlıyoruz. Bu sayede hem halkımıza dünya sinemasını, hem de dünya sinemasından önemli isimlere Bursa'mızı tanıtmış olacağız. Uluslararası Bursa Film Festivali şehrimizin dünyaya açılan tanıtım kapısı olma niteliğinde bir festival olacak. Şartlar izin verirse önümüzdeki süreçte gerçekleştirmeyi planlıyoruz diye konuştu. Eğitimin, bir toplum için aydınlık geleceğe aralanan kapı olduğunu dile getiren Edebiyat ve Yazı Akademisi, Düşünce Akademisi gibi etkinliklerle alanında uzman isimleri Bursalılarla buluşturduklarını hatırlattı. Alaylıdan mektepliye adlı proje ile roman vatandaşlar için profesyonel düzeyde sertifikalı bir eğitim çalışması gerçekleştirdiklerini kaydeden Başkan Aktaş, atölye çalışmaları, drama ile dersler müzede etkinliklerinin büyük ilgi gördüğünü, önümüzdeki dönemde de atölye çalışmalarının devam edeceğini söyledi. Geride kalan süreçte pek çok panel, söyleşi ve seminere imza attıklarını hatırlatan Başkan Aktaş, 'Doğudan gelen ışık: Müslüman bilim adamları' seminerlerinin 20 farklı okuldan 3126 öğrenciye ulaştığını açıkladı. Halkı bilinçlendirecek projelere imza atmaya devam edeceklerini ifade eden Başkan Aktaş, düzenleyecekleri Dünya Su Günü Çalıştayı, Bey Sarayı Çalıştayı'nın da kent için hayata önem taşıdığına vurgu yaptı. Geçtiğimiz dönem hayata geçirilen ve önümüzdeki dönem için planlanan kültür sanat çalışmalarını başlıklar halinde örnek vererek anlatan Başkan Aktaş, İnanın anlattıklarım buz dağının görünen kısmı. Burada anlatmaya vaktimizin yetmeyeceği kadar sayısız projemiz var. Bizim felsefemiz; nitelikli, ulaşılabilir, kalıcı ve kapsayıcı işleri hayata geçirmektir. Bu felsefe doğrultusunda oluşturduğumuz politika ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bursa'nın her karışına ulaşarak toplumun bütün kesimine hitap eden çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu projelerin devam edebilmesi için de engel tanımadan, asla yorulmadan, işlerimizi günden güne ileri taşıyarak çalışıyoruz. Koşullar ne olursa olsun kültür ve sanattan uzak bir bursa düşünülemez. Üstlendiğimiz görev ecdadımızdan bize emanettir. Biz attığımız her adımı bunun bilinciyle atıyoruz. Geçtiğimiz dönemde hayata geçirdiğimiz etkinliklerden geriye kalan, halkımızın yüzündeki tebessüm ve gözlerinde gördüğümüz ışık oldu. Biz o tebessümü kaybetmemek ve o ışığı söndürmemek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz diyerek sunumunu tamamladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/buyuk-cos-power-bulusmasi-bu-sene-gazhanede/", "text": "2017'den beri düzenlenen COS-POWER 15 Mayıs Pazar günü Müze Gazhane'de yeniden sahne alıyor. 36. Gençlik Günleri kapsamında Japon Sanat Merkezi ve İBB Şehir Tiyatroları işbirliği ile Büyük Cospower Buluşması başlıyor. 15 Mayıs Pazar günü 13.00'te Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi'nde başlayacak etkinliklerin içinde çeşitli workshoplar, ödüllü anime bilgi yarışmaları, defile ve sergiler yer alıyor. Etkinlikler 17.00'de CosWalk ve 19.00'da Cos-Power Anime DJ Parti'yle devam edecek. Japon geleneğine göre kağıttan Origami ile Bin Turna kuşu yapan kişinin dileğinin gerçek olduğuna inanılıyor. JSM Manga Academy Workshoplarında katılımcılar dileklerini yazdıkları kağıtları katlamayı öğrenecekler. Ayrıca katılımcılar manga boyama, mangada yüz ve ifade çiziminin nasıl yapıldığını öğrenecekler. Manga Academy Öğrencileri Karakter Tasarımı Sergisi Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi Fuayesi'nde, Tiyatro Kostümleri Sergisi Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi'nin önündeki meydanda yapılacak. Manga: Japonya'ya özgü çizgi roman tarzına verilen ad. 19. yüzyılın sonundan itibaren gelişen bu akım son yıllarda fantastik hikayeleri ve sevimli karakterleriyle bütün dünyada Z- kuşağındaki gençler arasında büyük popülerlik kazanmıştır. Cos-Power: 2017'den beri yılda bir düzenlenen Comikon İstanbul Festivali'nde yapılan Cos-Play etkinliği. Cos-Play: Manga ve Anime kahramanlarının kostümlerini giyerek karakterine bürünme oyunu. İngilizce Costume ve Play kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Kostümleri çizgilerden kurgulanarak yapıldığı için el becerisi, kıyafetini giydiği karakterin rolüne büründüğü için de teatral yeteneklerini geliştirmek başarılı bir cosplay sanatçısı olmak için önemlidir. Cat-Walk: Cos-Playerların kostümlerini giyerek sahnede yaptıkları defile. 17:30 CosWalk Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi Tiyatro Meydanı'nda. 19:00 CosPower Anime DJ Party Otopark alanında."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/buyuk-dogu-dergisi-10-ciltlik-bir-koleksiyonla-okurlarla-bulusacak/", "text": "Büyük Doğu Yayınları ve Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı iş birliği içinde, Kısakürek'in yazdığı yazılardan dolayı hapsedilmesine rağmen 555 sayı halinde çıkardığı Büyük Doğu Dergisi 10 ciltlik bir koleksiyon olarak hazırlanıyor. Şair, yazar ve mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek'in aynı zamanda çalışma masası, el yazıları, fotoğrafları, gözyaşlarını biriktirdiği mendili, bastonu, kıyafetleri ve dinlediği plaklar gibi çok sayıda özel eşyası Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı'nın kurduğu müzede sergileniyor. Vakfın Ümraniye'de bulunan binasında 2 yıldır hizmet veren müze ve Necip Fazıl Kısakürek Araştırma Merkezi'ne ilişkin NFKKAV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Şeyma Kısakürek Sönmezocak ve Büyük Doğu Yayınları Genel Koordinatörü Emrah Kısakürek, AA muhabirine açıklamalarda bulundu. Emrah Kısakürek, müzeyi 4 yıl süren bir ön hazırlık sürecinden sonra 2019'da Ümraniye'de açtıklarını belirterek, Necip Fazıl'ın mektupları, el yazmaları ve vesikaları gibi çok sayıda belgeyi ziyaretçilere sunduklarını aktardı. Evlerindeki eşyaların da müzede yer aldığını ve her eşyanın kendilerinde farklı bir hatırayı canlandırdığını söyleyen Kısakürek, Hepimizin hayatında önemli hatıraları olan eşyalar, mobilyalar var. Üstadın röportajlarını verdiği koltuklar... Hatta bir tanesini son röportajındaki mizansenle hazırladık. dedi. Pandemi döneminde bütün müzeler gibi burayı da kapalı tutmak durumunda kaldıklarını aktaran Kısakürek, müzenin maske, mesafe ve hijyen kurallarına riayet edilerek hafta içi ziyarete açık olduğunu ifade etti. İslam alimi Abdülhakim Arvasi Üçışık'ın kitaplarını da yayımlamaya devam ettiklerinin altını çizen Kısakürek, eserlerin hem orijinal hem de Latin harfleriyle baskılarını yaptıklarını dile getirdi. Sönmezocak, Necip Fazıl Kısakürek üzerine yapılacak çok fazla araştırma konusunun olduğuna işaret ederek, onun hatırasını yaşatmak adına yeni projeler üretmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/buyuk-kripto-borsalari/", "text": "Alım satım ve yatırım, borsa kullanıcılarının kripto paralarla işlem yaptığı ana alanlardır. Dijital varlıkların yüksek oynaklığı ve genel piyasa dalgalanmaları, yatırımcıların ve trader'lerin önemli gelirler elde etmelerini sağlar. Yatırımcılar, kısa vadede, hatta bir gün içinde veya birkaç yıla kadar uzun vadeli olarak varlıklarını elinde tutabilirler. - Günlük olarak alım satım - Sculping tekniği - Swing alım satımı - Satın al ve bekle stratejisi Binance, Coinbase, WhiteBIT ve KuCoin gibi büyük kripto para dönüştürücü borsaları, herhangi bir alım satım stratejisinin kullanılmasına izin vererek, yatırımcılar ve varlıkları için yüksek düzeyde güvenlik sağlar. Ayrıca kripto para canlı borsa olarak hizmet verirler. Büyük merkeziyetçi kripto borsalarının alım satım ve yatırım için neden uygun ve avantajlı olduğunu tartışalım. Her şeyden önce, genellikle bu borsalarda piyasadaki birçok döviz kripto varlıklarını bulabilirsiniz. Ayrıca kripto hesaplama ile kolay işlemler yapabilirsiniz. Bunlar sadece en popüler dijital varlıklar değil, aynı zamanda az bilinen yeni piyasaya sürülmüş ama gelecek vaat eden projelerdir. Büyük ve güvenilir kripto borsaları, işlemleriniz için ortalama bir fiyat oranları ve işlem ücretleri sunarlar. Örneğin, BitTorrent kriptosunun güncel fiyatını kontrol etmek için bir kripto hesap makinesine BTT-USDT işlem çiftini girin. Bu parite için güncel kuru ve işleminiz için ödediğiniz ücreti göreceksiniz. Büyük kripto borsaları resmi kripto para çevirici olarak faaliyet gösteriyor. Bu borsalar tüm düzenlemelere ve yasaların şart koştuğu kurallara uyarlar, bu nedenle müşterilerin fonları ve verileri için tam güvenlik sağlamaları gerekir. Bu yüzden, borsada karmaşık güvenlik mekanizmaları uygulanır ve kullanıcılarına, üçüncü tarafın kullanıcıların fonlarına erişmesini önleyen ve kullanıcı hesaplarını güvende tutan birçok güvenlik mekanizmaları sunar. Güvenli yoldan kripto paralara yatırım yapmak istiyorsanız, büyük kripto borsalarını seçmeniz gerekiyor çünkü bu borsalar, kullanıcılarından kimlik doğrulaması yapmasını isterler. Kimlik doğrulaması olmadan, yalnızca basit bir takas işlemi yapılabilir; ancak, bu durumda fonların çekilmesi büyük ölçüde sınırlıdır. Tüm yatırım araçlarına erişmek için kullanıcılar belgelerini platforma yükleyerek KYC doğrulamasından geçmesi gerekir. KYC doğrulaması, kullanıcıların yasa dışı ve şüpheli eylemlerine izin vermemek, dolayısıyla borsanın diğer müşteriler için güvenliğini artırmak amacıyla yapılır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/buyukadanin-ve-arabacilar-meydaninin-150-yili-sergileri-aciliyor/", "text": "Adalar Müzesi'nden yeni sergi 21 Mayıs'ta Büyükada Şehir Hatları İskelesi'nde açılıyor: Büyükada'nın ve Arabacılar Meydanı'nın 150 yılı. Büyükada Arabacılar Meydanı ise Adalı sanatçıların sergi ve yerleştirmelerine ev sahipliği yapacak. 2 ay açık kalacak sergiler süresince meydanda kültürel etkinlikler de gerçekleştirilecek. Adalar kent yaşamının önemli parçalarından biri olan Büyükada fayton durağına neredeyse 150 yıldır ev sahipliği yapan meydan, faytonların kaldırılması sonrasında, İBB tarafından yeniden düzenleniyor. 2020'nin son günlerinde meydan düzenlemesinin yarışmayla yapılacağı açıklanmış ve sürece Adalıların da katılımı öngörülmüştü. 1/5000'lik Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı çalışmalarına paralel olarak gündeme gelen meydan düzenleme süreci, Adalıların da katılımıyla çok çeşitli yönleriyle tartışılmış, yarışma şartnamesi de bugüne kadar olanlardan farklı olarak, katılımın bir parçası haline getirilmişti. Şartname, yarışmaya konu alanın tarihi geçmişine, Ada'ya çıkış noktası olan iskeleden başlayarak, hemen yanı başındaki Saat Meydanı, çarşı ve nesillerdir süregelen zanaatkarlıklarla birlikte vurgu yapıyor, tarihten taşınan bu bütünselliğe dikkat çekiyordu. Bu amaçla bir almanak da hazırlanmıştı. İstanbul'un halen biricik kent müzesi olan Adalar Müzesi, bu tarihi meydanın düzenlenmesi sürecine kayıtsız kalamazdı. Büyükada'nın ve Arabacılar Meydanı'nın 150 Yılı sergisi böyle ortaya çıktı. Adalar Müzesi tarafından, Adalar Belediyesi Adalar Vakfı işbirliği ve İBB ile Şehit Hatları İşletmesi desteğiyle hazırlanan sergi, başlığa ve temasına son derece uygun bir yerde, Büyükada'nın tarihi vapur iskelesinin yolcu giriş bölümünde 21 Mayıs Cuma günü saat 14.00'de açılacak. Sergi 20 Temmuz tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Sergi için İBB tarafından oluşturulan yeni sergileme sistemiyle Adalarımız, eksikliği duyulan yeni bir sergi alanına da kavuşmuş oluyor. Serginin tasarımı Bülent Özden tarafından yapıldı. Sergideki görsel malzemeler ve çizimler, Akillas Millas ve Adalar müzesi arşivinden alındı. Çizimlerin renklendirilmesi ise Bülent Çelik tarafından yapıldı. Sergi için hazırlanan ve meydana dair tanıklıkları içeren üç video da, Adalar Müzesi YouTube kanalı üzerinden yayınlanıyor. Sergi, üç boyutlu olarak sanal ortama da taşındı. 2 ay süreyle gerçek ortamda ziyaret edilebilecek sergiye, aynı anda ve kalıcı olarak https://arabacilarmeydani. adalarmuzesi. org adresinden ulaşılabilecek. Sergiyle birlikte yarışmaya konu olan meydanda etkinlikler de planlanıyor. Bunlardan biri, Adalı sanatçıların meydanın farklı noktalarına yerleştirilecek eserleri olacak. Şartnameye yansıyan bu dileklere uygun ilk adım da böylece, sergi süresince meydanda yer alacak Adalı sanatçıların etkinlikleri ve işleri ile atılmış olacak. 21 Mayıs-20 Temmuz 2021 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek Meydan Sergilerine Adalı 10 sanatçı katılıyor. Büyük bölümü meydanın hafızasına gönderme yapan yerleştirmelere imza atan Adalı sanatçılar şöyle: Ayşem Ötük, Çiğdem Üçüncü, Ebru Akıncı, Fatma Sağ Tunçalp, Fikret Parlak, Gül Bolulu, Gülce Kuter, Metin Özkara, Sevgi Çekiç, Zeynep Soref. Sanatçı işlerinin bir bölümünün, meydan çevresinde faaliyetlerini sürdüren demirci, marangoz gibi zenaatkarlarla birlikte hazırlanmış olması da ayrıca değerli. Meydanda sergi süresince, konserler, gösterimler, drama ve sohbet gibi kültürel etkinlikler de gerçekleştirilecek. Fayton Meydanı Kentsel Düzenleme Yarışması'na katılım sürecini organize eden İBB'ye bağlı İstanbul Planlama Ajansı ve BİMTAŞ Kooperasyon ve İletişim Şefliği ile Adalar Belediyesi koordinasyonunda yapılacak etkinlikler tüm Adalı ve İstanbulluların katılımına açık."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/buyukdere35-bir-ilk-selection-deha-cun-sergisi/", "text": "Büyükdere35 tarafından ilk edisyonu gerçekleştirilen SELECTION isimli serginin ilk konuğu, Sanat Danışmanı Deha Çun oldu. Galeri bünyesinde bulunan farklı disiplinlerde çalışmalar üreten birçok sanatçının eserlerinden oluşturduğu seçkisi ile Deha Çun, 20-22 Ağustos tarihleri arasında yenilikçi bir sergiye imza attı. Kurgusu ve kürasyonu kendisine ait olan bu sergi, galerinin bir duvarında izleyiciyle buluştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/buyut-hayallerini-projesinden-buyuk-bulusma/", "text": "Kız çocuklarının inandığı ideallere ulaşmasını desteklemek için İBB İstanbul Vakfı'nın çatısı altında Büyüt Hayallerini projesini hayata geçiren Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, ülke çapında sürdürdüğü buluşmalar kapsamında memleketi Trabzon'da ziyaretler gerçekleştirdi. 28-29 Kasım'daki iki günlük programında İmamoğlu'na, İBB İstanbul Vakfı Genel Müdürü Perihan Yücel ve beraberindeki heyet eşlik etti. İlk gününe Tonya ilçesinin Sayraç Mahallesi'nde bulunan Necmettin Karaduman İlkokulu ziyaretiyle başlayan İmamoğlu, okulda bulunan ilkokul 1, 2, 3 ve anaokulu öğrencileriyle buluştu. Öğrencilere İlham Veren Adımlar kitabının yanı sıra okul çantası, kışlık malzeme ve kırtasiye seti hediye eden Dr. İmamoğlu, mahallelilerin karalahana sarması, mısır ekmeği ve kuymak gibi yöresel lezzetlerden oluşan sofra davetini kırmadı. İkram sonrası mahallelilerle okul bahçesinde sohbete koyulan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, horon çağrısını da geri çevirmedi, horona durdu. Günün ikinci ziyaretini Trabzon'un Çarşıbaşı ilçesinde bulunan Yavuz İlköğretim Okulu'na gerçekleştiren İmamoğlu, eğitim dönemiyle ilgili okul müdüründen bilgi aldı. İlk günün son buluşma noktası ise Çarşıbaşı ilçesinde faaliyet gösteren İskofya Spor Kulübü oldu. Trabzon ve bölgesindeki genç kızları alt yapısına kazandırarak, ülke sporuna katkılar sunan kulüp ziyaretinde Dilek Kaya İmamoğlu, müzik ziyafetiyle karşılandı. Kemanda Ada ve gitarda Azra'nın resitalleri, dinleyenleri mest etti. İskofya Spor Kulübü'nün genç sporcularına da İlham Veren Adımlar kitabını armağan veren Dr. İmamoğlu, etrafına kümelenen minik, genç ve A Takım üyeleriyle sohbet etti. Dilek Kaya İmamoğlu, Trabzon'daki ikici gününde Beşikdüzü'ndeydi. Ağır yapısal problemi olan kültür varlığıyken restorasyon projesiyle yeniden Trabzon'a kazandırılan Hasan Ali Yücel Kütüphanesi ziyaretinde İmamoğlu'na, Beşikdüzü Belediye Başkanı Ramis Uzun eşlik etti. Restorasyon projesi ile çatısından iç mekan döşemelerine kadar yenilenen Hasan Ali Yücel Beşikdüzü Kütüphanesi'nde, ilçenin okullarında öğrenim gören çocuklarla buluşan ve öğrencilere seslenen Dr. İmamoğlu, kütüphanelerin şehirleri oluşturan unsurların başında geldiğini söyledi. Ülke çapında daha çok kütüphaneye ihtiyaç duyulduğunu belirten İmamoğlu; Çocukların bilgiye ulaşabilme, sosyalleşme ihtiyacını kütüphaneler aracılığıyla sağlamak durumundayız. Kütüphaneler, okullar gibi birer eğitim kuruluşları. İsteriz ki mahallelerde, ilçelerde sayıları artsın dedi. Eğitimin sonuç değil, sebep olduğunun altını çizen Dr. Dilek Kaya İmamoğlu; Siz büyük binalar yapabilirsiniz, ancak orada nitelikli öğretmen ya da doktor yetiştiremezseniz, o binaların içi bomboş kalır. Ülkemizin geleceğine yönelik adım atmak istiyorsak, vizyonumuzu geliştirmek istiyorsak, bunun yolunun eğitimden geçtiğini bilmek zorundayız. Böyle güzel gençlerin, ışıl ışıl bakan çocukların gelip kitap okuyabileceği, tartışabileceği, ders çalışabileceği mekanları çokça üretmemiz gerekiyor. Bu mekanın yapılmasında, kurgulanmasında emeği geçen herkese buradan teşekkürlerimi sunuyorum diye konuştu. İlçesinde konuklarına ev sahipliği yapan Beşikdüzü Belediye Başkanı Ramis Uzun da belediye olarak kütüphane için gerekli olan izinleri koruma kurulundan aldıklarını ifade etti. Uzun; Sayın Ekrem İmamoğlu ve kıymetli eşi Dilek Kaya İmamoğlu'nun ortak eseri burada. Beşikdüzü için eğitimin, kültürün beşiği olan bu şehre böyle bir eser yakışırdı ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/c-a-m-galeri-2020-yilini-sidar-bakinin-oyuna-devam-sergisi-ile-ugurluyor/", "text": "Sidar Baki'nin üretim yolculuğunda ana temalarının devamı niteliğinde olan Oyuna Devam serisi, sanatçının resimlerindeki kurgusal değerleri koruyarak yeni ifade biçimleri ve plastik yaklaşımlar aradığı bir sürecin yansımaları olarak düşünülebilir. Sanatçı: Benim deneyimlediğim, çevremizi saran ve her geçen gün artan bu beton yığınının içinde yaşayan insanın durumu... Terk edilmiş mekanlar, tanımını yapmakta zorlandığımız alanlar içerisine yerleştirdiğim çocukların hikayesi... mekandan bağımsız oyun oynayan çocuklar, onların oyunları hayal dünyalarının ve yaşamak istediklerinin belgesini sunar bize... Oyun çocuğa güven duygusu verir. Dolayısıyla bulunduğu mekan, nerede olduğu önemsizleşir. diyerek eserlerinde çokça vurgu yaptığı mekan- çocuk-oyun kurgusuna bir açıklama getiriyor. Oyuna Devam sergisinin açılışı 28 Kasım Cumartesi saat 14:00 ile 18:00 arası gerçekleşecek. Sergi 5 Ocak 2021 tarihine kadar ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cadde160-art-gallery-kanatlar-birbirine-carpti-sergisi/", "text": "Cadde160 Art Gallery'de Ekin Nayır, Öznur Eren, Sema Çulam ve Serap Atala eserlerinden oluşan Kanatlar Birbirine Çarptı sergisi, Bürger'in bir mısrasından yola çıkarak, umut ve dayanışma teması etrafında şekilleniyor. Farklı konuları ele alan, farklı medyumları kullanan ancak sanat üretimine bakışları çok da farklı olmayan ve bu sergi ile 'kanatları birbirlerine çarpan' sanatçılar; izleyiciye umut, estetik ve görsel hikayeler vadeden, duyumsatan eserleriyle, yok olup gitmekte olan dünyamız ve çevremiz hakkında bir farkındalık yaratmaya katkı sağlamayı hedefliyorlar. Ekin Nayır, resimlerinde umuda, düşe ve gülüşe selam vermektedir. Bugün yine yepyeni sözlerinin olduğunu ve elbette yarın da olacağını söyler. Öznur Eren resimlerine teknik bir gözle bakacak olursak, doğadan hareketle kendi bilinçaltını resme dahil ederken, açık-koyu etkisini ve biçimi sorgulayan kompozisyonlarını Post Empresyonist bir dille oluşturduğunu görürüz ve bu dil, izleyiciye klasik-güncel arasındaki o duygu yoğun noktada eserle bağ kurmasının yolunu açar. Sema Çulam, resimlerinde doğadaki ve hayatımızdaki çürümeye bir başkaldırı olduğunu söyler. Keşke dünyamız hayal ettiğim kadar temiz kalabilseydi; ancak umut hep vardır, ben de bu naif umudu paylaşmanın peşindeyim der. Resimlerinde duyarlı bir tat ve masalsı bir atmosfer yaratmayı hedefleyen Serap Atala ise renk, doku ve hayal gücü ekseninde derinliği olan, zaman ve mekan kavramlarından arınmış sessiz ve dingin bir dil kullanarak kendisini ifade eder. İşte, birbirine çarpan bu kanatlardan yayılan umudu duyumsamanız için hümanist değerleri, tevazuyu ve huzuru önceleyen bu nefes açıcı sergiyi izlemek isteyenler, 18 Mart-29 Nisan 2023 tarihleri arasında Cadde160 Art Gallery'yi ziyaret edebilirler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cadde160-art-galleryde-celiski/", "text": "Ertuğrul Berberoğlu, Cadde160 Art Galley'de Bağdat Caddesi'nin yeni sanat mekanlarından Cadde160 Art Gallery, soyut çağdaş sanatın iddialı temsilcisi Ertuğrul Berberoğlu'nun Çelişki isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 23 Ekim Cumartesi günü izleyiciyle buluşan sergide Berberoğlu'nun son dönem üretmiş olduğu geleneksel ve çağdaş üsluptaki dikkat çeken çalışmaları izlenebilir. 27 Kasım tarihine dek devam edecek sergi, Bağdat Caddesi, Numara 160'da bulunan Cadde160 Art Gallery'de Pazar ve pazartesi günleri hariç ziyaret edilebilir. Cadde160 Art Gallery Direktörü ve serginin küratörü Selin Berberoğlu, Cadde160 Art Gallery olarak, çağdaş sanatın yükselen dinamizminin giderek etkisini hissettirdiği bu dönemde Ertuğrul Berberoğlu'nun farklı disiplinlerden teknikler ve yaklaşımlar kullanarak ürettiği sıra dışı eserlerinin izleyicide güçlü bir karşılık bulacağına dair kuvvetli inancımızı vurgularken, farklı bir sergi görmek isteyen tüm sanat dostlarını bu iddialı sergiyi ziyarete davet ediyorum. dedi. Hazırlanan serginin ve sunumun, kendisini ve çağdaş sanata eklemek istediği değerleri fazlasıyla yansıttığını ifade eden Ertuğrul Berberoğlu ise bu değerli projeye inanan ve sanatını sunması için mekanlarını kendisine açan Cadde160 Art Gallery'e teşekkürlerini iletirken, tüm sanatseverleri bu iddialı sergiyi görmeye davet ettiğini belirtiyor. Adını, bulunduğu adresten alan ve Kadıköy, Bağdat Caddesi üzerinde, Numara 160'da bulunan Cadde160 Art Gallery, pazar ve pazartesi günleri hariç haftanın 5 günü 12-19 saatleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cadi-kazani-seyirciyi-buyuledi/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları; Arthur Miller'ın yazdığı, Yiğit Sertdemir'in yönettiği Cadı Kazanı oyununu seyirciyle buluşturdu. İBB Şehir Tiyatroları'nda ilk kez sahnelenen Cadı Kazanı, seyircisini oyunun atmosferi ve oyuncuların performansıyla büyüledi. 2022-2023 sezonunun yeni oyunu Cadı Kazanı, 12 Ekim 2022 Çarşamba günü Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi'nde prömiyerini yaptı. 17. yüzyılda geçen bir olay üzerinden yazılan Cadı Kazanı, Amerika'da Salem Kasabası'nda kötülük ve iyilik kavramlarını birey-toplum denkleminde irdeliyor. Oyunun prömiyerine; İBB Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, İBB Meclis Üyeleri Murat Cirav, Alaettin Aktay, İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcısı Oytun Askeroğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Can Başak ve Emrah Özertem'in de aralarında olduğu İBB Şehir Tiyatroları sanatçıları katıldı. Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol'un çevirdiği, müziğini Emrah Can Yaylı'nın, dekor tasarımını Metin Deniz'in, kostüm tasarımını Nihal Kaplangı'nın, ışık tasarımını Kemal Yiğitcan'ın, efekt tasarımını Hanefi Topraktepe'nin, hareket düzenini Senem Oluz'un yaptığı, fotoğraflarını Nesrin Kadıoğlu'nun çektiği oyunda; Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ceren Kaçar, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun; 13-15 Ekim, 19-22 Ekim 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi'nde izlenebilir. Yıl 1692... ABD'de Salem kasabası... Cadılıkla suçlanan insanlar... Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler... Çıkarları için 'liste'lerce insanları ölüme sürükleyen 'insan'lar... İnancı kullanarak önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan 'baştakiler' ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk... Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller'ın, 1952'de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser, ilk kez İBB Şehir Tiyatroları'ndan seyircilerini selamlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cagdas-sanat-fuari-artankaraya-yogun-ilgi/", "text": "Hafta başında Ankara'da kapılarını açan ArtAnkara Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı büyük ilgi görüyor. Büyük çoğunluğu ülkemizden olmak üzere 107 galeri ve bine yakın sanatçının resim, heykel, cam işi ve enstalasyon çalışmalarının yer aldığı fuar yarın akşam saatlerine kadar gezilebilecek. Ankara Congresium'da gerçekleşen organizasyonda fuarın geleneksel hale getirdiği Onur Ödülleri de sahiplerini buldu. ArtAnkara Kurum Onur Ödülüne Resim ve Heykel Müzesi, Sanata Katkı Ödülüne merhum İş İnsanı Mehmet Balkan, Sanatçı Onur Ödülüne ise Mehmet Güleryüz layık görüldü. Fuara Türkiye dışından 7 ülkeden katılım oldu. Ayrıca fuar kapsamında sanat dünyasından farklı yaklaşımların, sorunların ve iddiaların tartışıldığı 20'den fazla panel de düzenlendi. Beklenenin çok üstünde ilgi gören fuarın İstanbul'dan katılımcıları arasında ünlü Balaban Sanat Galerisi de vardı. 100'de yakın eser ve aralarında; Sinan Hüseyin, Mustafa Tuğrul, Mehmet Aksoy'un da bulunduğu pek çok sanatçı ile fuara renk katan Balaban Sanat Galerisi'nin özellikle bir eseri büyük ilgi gördü. Sergilenmek üzere fuara getirilen eserlerden Mustafa Tuğrul'a ait olan ve geri dönüşüm ürünlerinden yapılan Sentor isimli at heykeli fuar yönetimi tarafından çok beğenilerek fuarın girişinde misafirleri karşılamak üzere yerleştirildi. Fuarda Balaban Sanat Galerisi'ne ait çok sayıda eser de sergilenmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cagdas-sanat-ve-kuratorluk-seminer-programi-icin-son-basvuru-tarihi-25-aralik/", "text": "Açık Diyalog İstanbul ve Akbank Sanat iş birliğiyle, 7 ay sürecek seminer dizisinden oluşan Çağdaş Sanat ve Küratörlük programının başvuruları devam ediyor. Uluslararası sanat platformlarından tanınmış sanat aktörlerinin konuşmacı olarak yer alacağı; bienaller, galeriler, müzeler ve sanat fuarlarından örneklerin verileceği Çağdaş Sanat ve Küratörlük programı, 2021 yılında, Ocak Temmuz ayları arasında gerçekleştirilecek. Organize ettiği konferanslar, seminerler, paneller ile sanat aktörleri için buluşma platformları yaratan Açık Diyalog İstanbul ile Türkiye'de çağdaş sanatın gelişimini desteklemek amacıyla geçmişten bu yana zengin bir kültür- sanat programı sunan Akbank Sanat ortaklığıyla gerçekleştiren Çağdaş Sanat ve Küratörlük, Türkçe ve İngilizce olarak verilecek. 7 ay sürecek seminer dizisinden oluşan Çağdaş Sanat ve Küratörlük, sunacağı kapsamlı ve uluslararası düzeydeki programıyla Türkiye'de benzeri olmayan, prestijli bir eğitim platformu oluşturacak. Açık Diyalog İstanbul'un kurucusu Billur Tansel'in koordinatörlüğünde yürütülecek program, daha çok eğitici, uygulama esaslı ve araştırma odaklı bir yaklaşımla sürdürülecek. Hem teorik hem de uygulama açısından; sergi, kurgulama ve ideolojik çerçevesiyle katılımcılara yeni bir bakış açısı kazandıracak. Uluslararası sanat platformlarından ünlü sanat aktörlerinin konuşmacı olarak yer alacağı programda; bienaller, galeriler, müzeler ve sanat fuarları ile ilgili örnek vaka çalışmalarına da yer verilecek. Programın sonuç aşamasında, katılımcılar kapsamlı birer bitirme projesi üzerinde çalışacak ve program tamamlandığında katılımcılara bitirme belgesi verilecek. Başvuru için son tarih 25 Aralık 2020."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cagdas-sanatci-gao-anqi-kocasinan-galeri-binyilla-contemporary-istanbulda/", "text": "5-10 Ekim'de gerçekleşecek 16. Contemporary Istanbul'a, Galeri Binyıl'la Tayvan kökenli Türk sanatçı Gao Anqi, New York ve Taipei deneyimlerini konu alan çarpıcı kolajlarıyla katılıyor. Seçkin yerli ve yabancı galerilerin yer alacağı Contemporary İstanbul bu sene ilk kez yeni mekanı Tersane İstanbul'da gerçekleşecek ve çağdaş sanatı, tarihi bir mekan içinde sanatseverlerle buluşturacak. Son dönemde dijital ve fiziksel dünyayı bir araya getiren kolajlarıyla ilgi gören Melek Kocasinan'nın eserleri fuarda Galeri Binyıl bünyesinde sergilenecek. Kocasinan'ın Contemporary İstanbul'da sergilenecek eserlerinden biri de New York Sokakları / New York Streets. Eser, sanatçının Amerika'da Yale Üniversitesi'nde eğitim alırken New York'a trenle hafta sonu seyahatlerinden esinleniyor. New York City sokaklarında hissedilen yüksek enerjiyi yansıtan eser, New York'un ünlü sarı taksileri, yüksek gökdelenlerini ve koşuşturan kalabalığını içeren dinamik bir kaos sunuyor. Fizi-dijital tekniğinin güçlü bir örneği olan eserde sanatçı, New York deneyimini parçalayıp yeniden yapılandırıyor. New York Sokakları eserini Contemporary İstanbul için özellikle seçtiğini vurgulayan sanatçı, 14 Eylül'de New York'ta başlayan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na Tayvan'ın da dahil edilmesiyle ilgili çağrıya destek vermeyi amaçlıyor. Sanatçının Taipei'de geçen çocukluğundan ilham alan Glow-in-the-Dark serisinden eserler de Contemporary Istanbul'da sergilenecek. Seri, geceleyin karanlıkta, gerçeküstü ve ışıldayan bir orman içerisinde gezen bir çocuğun gördüklerini konu alıyor. Sanatçının 7 yaşında ailesiyle Tayvan'a yerleştiğinde yeni bir ülkeyi keşfedişini, geceleri ışıl ışıl Taipei gece pazarlarında gezişlerini, gördüğü farklı hayvanları ve yaşadığı heyecanı, hayal gücünde yarattığı yeni bir gerçeklik üzerinden aktarıyor. Sanat benim için, bir hatırlama biçimi, belleği yeniden inşa istencimin güçlü bir dışavurumu diye belirten sanatçı, çalışmalarında hayalgücü ve merakı tetiklemek ve bununla birlikte çocukken yaşadığım kültürel karışıklığın yarattığı endişe ve çekingenliği de paylaşabilmek arzusu taşıdığını belirtiyor. Fizi-dijital çalışmaları içinse, hem fiziksel boyayı, kağıdı, kumaşı hem de dijital çizim araçlarını ve fotoğrafları kullanarak dijital ve fiziksel süreçlerin etkileşimlerinin yarattığı yeni olasılıkları araştırıyorum. diyerek sanatsal pratiğini özetliyor. Contemporary Istanbul'da Galeri Binyıl bünyesinde eserleri sergilenecek sanatçı, bu sene içerisinde ArtContact Istanbul Çağdaş Sanat Fuarı, BAAF Bodrum Sanat ve Antika Fuarı ve Eylül ayında Artweeks Akaretler'in 5. Edisyonuna katıldı. 3-7 Kasım IAAF İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, 15-30 Ekim'de İzmir Tilki Sanat'ta Homo Sacer, 5-21 Aralık'ta Beşiktaş MKM'de Tanış Olmak sergilerinde eserleriyle yer alacak olan sanatçı bugünlerde Ekim 2022'de Amsterdam'da sergileyeceği şamanik Journey of the Seed serisi üzerinde çalışmaktadır. Tayvan kökenli Türk sanatçı, popüler kültür öğeleri ve kişisel mitolojisinden kaynağını alan karışık teknik ve dijital kolajlar üretmektedir. Tayvan'ın başkenti Taipei'de ilkokula başlayan, Türkiye'de eğitimine devam eden sanatçı, resme ilgisini Çince yazı karakterlerini resim gibi çizerken keşfetti. Geleneksel Çin resmi yapan Türk ressam babası ve Çince kaligrafide usta Tayvanlı annesinin etkisinde küçük yaşta Asya sanatıyla tanışan sanatçı, rengarenk ambalajlar, çizgi romanlar, anime karakterlerle dolu Tayvan'ın görsel kültüründen de etkilendi. ABD'de Yale Üniversitesi ve UCLA'de okudu. ESMOD'da moda tasarım eğitimleri de alan Kocasinan'ın çalışmalarında, yaşamış olduğu Asya ve Kuzey Amerika kültürlerinin etkisiyle, Asya sanatının iki boyutlu figüratif soyutlamacı tarzı, canlı renkleri, kalın kaligrafik çizgiler, Japon çağdaş sanat akımı supeflat ve neo-pop sanat etkileri görülmektedir. Psikanalitik ve şamanik kaynaklardan ve kendi çok-kültürlü yaşam deneyimlerinden de yararlanan sanatçı, fiziksel ve dijital araçları birlikte kullanarak fizi-dijital sanat diye adlandırılabilecek, fiziksel ve sanal gerçekliklerin arasındaki sınırı aşmaya çalışan işler üretmektedir. Boya, kağıt, kumaş gibi malzemelerin dokusunu ve insana dairliğini, dijital sanatın parlak renkleri ve farklı dünyaları bir araya getiren olanaklarını sentezleyerek çekici görsel hikayeler anlatmaktadır. Lüks bir çanta ve gündelik nesneler kullanarak ürettiği Transcending Dream Object / Düş Nesnesini Aşmak yerleştirmesi, Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Artweeks Akaretler 5. edisyonda gördüğü ilgiden sonra Aralık ayında Beşiktaş MKM'de sergilenecektir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cagdas-sanatci-melek-kocasinan-artweeksakaretlerde/", "text": "Modayla sanatı, dijitalle fiziksel dünyayı buluşturan yenilikçi sanatçı Melek Kocasinan, bu sene 8-19 Eylül'de gerçekleşecek Artweeks@Akaretler'e katılıyor. Tayvan kökenli sanatçı, lüks ürünler, Asya sanatı, şamanizm, pop sanat ve psikanalizi sentezleyen renkli ve çekici eserleriyle sanatseverleri etkilemeye hazırlanıyor. Sanatsever ve koleksiyonerleri tanınmış yerli ve yabancı sanatçıların eserleriyle bir araya getiren Artweeks@Akaretler'in 5. edisyonu Akaretler Sıraevler'de 8-19 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek. Artweeks@Akaretler'in bu yılki katılımcılarından biri de çağdaş sanatçı Melek Kocasinan. Son zamanlarda yenilikçi çalışmalarıyla Türk ve yabancı sanatsever ve koleksiyonerlerin ilgisini çeken sanatçı, Akaretler Sıraevler A55'de BB Projectt'te dikkat çekici çalışmalarıyla yer alacak. Tayvan'da geçen çocukluğunu, ABD'de Yale Üniversitesi ve Los Angeles'ta aldığı eğitimleri ve Türkiye'de yaşadığı deneyimleri sentezleyen sanatçının, Düş Nesnesini Aşmak isimli, Fendi Peekaboo çanta kullanarak yaptığı heykelini, Sıkıca Tut isimli Louis Vuitton bir çanta üzerinden insanın içsel değerini sorgulayan kolajını ve Yaratıcı Kanatlar adlı şamanik öğeler taşıyan çalışmasını Akaretler No:55 BB Projectt'te görebileceksiniz. Transcending the Dream Object Düş Nesnesini Aşmak adlı Fendi Peekaboo çantalı heykelinde sanatçı, aynalı pleksiglasları sosyal basamaklar olarak kurguluyor ve basamakların en üstünde, statü göstergesi çantayı konumlandırıyor. Çantanın bir tarafını açarak içini dışarı döken, camdan kalplerle çantayı insanlaştıran sanatçı, çantadan taşan taşan mücevherimsi ve parlak nesneleri kullanılan aynalı pleksiglaslar üzerine saçarak eserle etkileşime giren izleyicinin yansıtmalı yüzeylerde kendini görmesini, düş nesnesini aşarak kendine odaklanmasını sağlıyor. Mevlana'nın Gönlünde olanı benden gizleme ki, benim gönlümdeki de ortaya çıksın, sözünden esinlenerek kalbimizdeki yeteneklerin, düşlerimizin ortaya çıkması için karşımızdakinin de iç dünyasını ve yeteneklerini açmasının bize cesaret vereceğini, toplumda başarı kazanmış kişilerin topluma geri vermesinin önemini vurguluyor. Sanatçının eserlerini 8-19 Eylül'de Akaretler A55'te BB Projectt'te görebilirsiniz. Tayvanlı yazar bir anne ve Çince profesörü Türk bir babanın çocuğu olarak farklı kültürleri birarada deneyimlediği bir ailede büyüdü. Tayvan'da ilkokula başladı. Çince bilmediği ilk zamanlarda Çince yazı karakterlerini resim gibi algılayıp çiziyordu. Geleneksel Çin Resim teknikleriyle resim yapan Türk babasının doğal kağıt, fırça ve pigment boyalarını; Çince kaligrafi ustası/yazar olan annesinin siyah mürekkep hazırlayışını görerek küçük yaşta sanatla tanıştı. Amerika'da Yale Üniversitesi'nde yüksek lisans yaparken aldığı sanatsal eğitimleri, New York'ta Nuala Clarke'tan aldığı resim eğitimi ve ESMOD Uluslararası Moda Akademisi'nde aldığı moda tasarımı/illüstrasyon eğitimleri ile zenginleştirdi. Modern/çağdaş sanat okumaları, eser çözümleme ve sanat eleştirisi eğitimlerini de tamamlayan sanatçı çalışmalarında; çok kültürlülük, aidiyet, tüketim ve lüks psikolojisi gibi temaları işliyor. Kişisel mitolojisini dışavurumcu bir tavırla aktaran sanatçı, sanatsal pratiğinde dijital ve fiziksel araçları bir arada kullanmanın olasılıklarını araştırıyor. Resimlerinde, kolajlarında, lüks ve gündelik nesnelerden yaptığı heykellerinde sanatçının deneyimlediği Türkiye, Asya ve Kuzey Amerika kültürlerinin etkileri görülüyor. Geçtiğimiz aylarda ArtContact İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı, BAAF Bodrum Sanat ve Antika Fuarı'na katılan, yerli ve yabancı koleksiyonerler tarafından ilgi gören sanatçının eserlerini 8-19 Eylül 2021'de Artweeks@Akaretler'de, 3-7 Kasım IAAF İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda BB ProjecTT'te görebilirsiniz. Akaretler Sıraevler'in A11, A19, A25-27, A35, A37-39, A55 numaralı binalarında ücretsiz gerçekleşecek olan Artweeks@Akaretler'in 5. Edisyonuna: A55'de BB ProjecTT, Sanatatak, Krank Art Gallery, Şerife Ercantürk Bilgili, İdil İlkin, A37-39'da Pi Artworks, Merkur, Pilevneli, Ferda Art Platform, Mixer, F2 Anim House Galeri Nev Istanbul. A35'de Vision Art Platform, A25-27'de Sanatorium, Mine Sanat, Empire Project, Martch Art Project, artSumer, X-ist, A19'da AICA Türkiye Başkanı Sinan Eren Erk küratörlüğünde Yıldız Holding Çağdaş Sanat Koleksiyonu'ndan bir kesit, A11'de Zilberman Gallery yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cagdaslastirabiliyor-gelenekseli/", "text": "Bugün Orta Oyununun önemli isimlerinden olan Ferhan Şensoy hayata gözlerini yumdu. Ferhan Şensoy, 1951 yılında Samsun'un Çarşamba ilçesinde dünyaya geldi. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde okusa da liseyi Çarşamba'da bitirdi. Şensoy bu yıllarda ilk öykü ve şiirlerini kaleme almaya başladı (1969). İlk öykü ve şiirleri Yeni Ufuklar ve Soyut Dergisi'nde yayınlandı. Cumhuriyet dönemi epik tiyatro türünün öncüsü olan Haldun Taner, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ahmet Gülhan gibi oyuncular tarafından kurulan Devekuşu Kabare'de yazdığı oyunlar oynanmaya başladı. Ferhan Şensoy, 1971 yılında Ayfer Feray Kabaresi'nde oyunculuğa ilk profesyonel adımlarını atmaya başladı. İlk profesyonel yönetmenlik deneyimini de Paravana Kabaresi'nin sergilediği İsmet Küntay'ın yazdığı Güm Güm Güm adlı oyunla yaşadı. 1972'de Fransa'ya tiyatro öğrenimi için Superieure d'Art Dramatique okuluna gitti. 1973 yılında Arjantin-Fransız tiyatro yönetmeni ve oyuncusu olan Jerome Savary'nin asistanlığını yaptı. 1975 yılına kadar burada çeşitli oyunlar yazdı ve ödül aldı. Türkiye'ye döndüğünde ise 1976 yılında Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda hem yazarlığını hem de baş oyunculuğunu yaptığı Dur Konuşma Sus Söyleme adlı eserini sergiledi. 1977'de, ilk kitabı Kazancı Yokuşu'nun yayınlanmasının ardından, yönetmenliğini Temel Gürsu'nun yaptığı Kızını Dövmeyen Dizini Döver ile ilk kez bir film çalışması yapan Şensoy, 1978'de Mete İnselel ile Anyamanya Kumpanya Tiyatrosu'nu kurdu. Kendi yazdığı İdi Amin Avantadan Lavanta oyununda rol aldı ve yönetmenlik yaptı. Stardust Gece Kulübü'nde, yazdığı Dedikodu Şov isimli bir kabare gösterisini, Adile Naşit, Perran Kutman, Pakize Suda, Sevda Karaca ve İstanbul Gelişim Orkestrası'yla sahneleyen Şensoy, aynı kulüpte, Arda Uskan'ın yazıp, Fuat Güner'in müziklerini yaptığı Kukla ve Kuklacı Kabare gösterisinde rol aldı. 14 Mart 1980'de Harbiye'de, Yapı Endüstri Merkezi Salonu'nda ilk kez perdelerini açan ve 50'yi aşkın oyunun oynandığı Ortaoyuncuların bünyesinde, Nöbetçi Oyuncular adlı bir gençlik grubu kurarak yeni tiyatro sanatçılarının yetiştirilmesine katkıda bulundu. Bu yıllarda pek çok oyun yazdı, yönetti ve yazıp yönettiği oyunlarda oynadı. 1988'de, kendisine Ulvi Uraz Ödülü ve Sanat Kurumu Ödülü'nü getiren İstanbul'u Satıyorum oyununu yeniden yazdı ve müziklerini yaptı. Münir Özkul ve Erol Günaydın'ın katılımıyla Ortaoyuncularda oynanan oyunu da Şensoy yönetti. Ferhan Şensoy 1989 yılında Orta oyunu Kavuğunu Münir Özkul'dan Ferhan Şensoy devraldı. 1990 yılında Yorgun Madator'u yönetti ve Büyük Yalnızlık filminde Sezen Aksu ile rol aldı. 1991 yılında İstanbul'u Satıyorum adlı eseri Tomris Uyar tarafından İngilizceye çevrildi. Yine bu sene Show Tv için Varsayalım İsmail dizisini yeniden yazmış ve Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı kitabı ile Doruktakiler ödülünü kazanmıştır. 1993 yılında bu oyunu Türk amatör bir tiyatro topluluğu tarafından New York'ta oynandı. 1994 senesinde bir gemi kiraladı ve kiraladığı bu gemiyi tiyatroya dönüştürdü. 1996 yılında Ferhangi Şeyler oyunu Stuttgart, Duisburg, Berlin, Wuppertal, Bochum, Köln, Nürnberg, Münih, Frankfurt, Hamburg, Amsterdam ve Zürih'te sergilendi. 1997 yılında, Haldun Taner'in, düz yazı, öykü, skeç ve şarkılarından Haldun Taner Kabare isimli bir oyun kurguladı ve Derya Baykal'ın sahneye koyduğu oyunda oynadı. 1998 yılında Çok Tuhaf Soruşturma oyununu yazdı ve oynadı. 1999 yılında Eşi Derya Baykal için tek kişilik kadın oyunu Şu An Mutfaktayım'ı yazdı. Aynı zamanda Cine-5 televizyon kanalında Ferhan Şensoy Tv adında bir televizyon programı yaptı. 2001 yılında Radio Contact'ta Radyostrofobi adlı bir radyo yayını yaptı. Yine aynı yıl 2001 Sahibinden Satılık Birinci El Ortaoyunu'nu yazdı, oynadı ve dekorunu yaptı. Bu oyunla kızları Müjgan Ferhan Şensoy ve Neriman Derya Şensoy profesyonel oyunculuğa adım attı. 2002 yılında Kahraman Osman, Biri Bizi Dikizliyor isimli oyunları yazdı. Aynı zamanda Rum Memet isimli öykü kitabı yayınlandı. Ferhan Şensoy yine bu yıllarda pek çok oyun ve film yazdı yönetti. Yazdığı bu oyun ve filmlerde rol aldı. Dergilerde deneme yazıları çıktı. 10 Şubat 2017'de sergilenen Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi adlı oyun ise son yazıp yönettiği oyundur. Pek çok kitabı, oyunu, dizisi ve filmi olan Ferhan Şensoy, çeşitli dallarda pek çok ödül aldı. 31 Ağustos 2021 yılında ise İstanbul Tıp Fakültesi'nde 70 yaşında hayatını kaybetti. Ferhan Şensoy, Geleneksel Türk oyununun formlarıyla Batılı oyunun formlarını bir potada eritip Türk izleyicisine sunmuştur. Münir Özkul'un kavuğu devrederken söylediği Ferhan'ın yaptığı en önemli şey çağdaşlaştırabiliyor gelenekseli sözünden de anlayacağımız üzere onun başarısı gelenekseli günümüze taşımaktan geçmektedir. Türk tiyatrosundan bir Ferhan Şensoy geçti!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cagri-saray-kokleri-basibos-ve-cogul-hakkinda-sergisiyle-atelier-marvyde/", "text": "Club Marvy'nin sanat galerisi Atelier Marvy, 2 Ağustos- 21 Eylül arası sanatçı Çağrı Saray'ı konuk ediyor. Saray'ın Kökleri Başıboş ve Çoğul Hakkında isimli sergisi Club Marvy misafirlerini, yazın sakinliğiyle tazelenen zihinlerinde, erk ve iktidar üzerine bir düşünce penceresi aralamaya davet ediyor. Çağrı Saray'ın 2 Ağustos itibariyle Atelier Marvy'de görülebilecek Kökleri Başıboş ve Çoğul Hakkında sergisi sanatçının 2010'dan beri kullandığı, katman katman çoğalan ve sürekli hareket halindeki desenleri ile hayat buluyor. Saray'ın kullandığı bu yöntem imgelerin betimlenmesine olanak sağlasa da, sanatçı, bu yöntemi erk ve iktidarın belleğimizde, ruhlarımızda ve bedenlerimizde yarattığı hasarı betimlemek için kullanmayı tercih ediyor. Bunları bir davranış biçimine dönüştürerek, bir mimari yapının tasviri, bir aile fotoğrafı veya belleğimizde titreşen nesneler gibi birbiriyle bağlantılı görünmez bir ağın parçaları olarak ortaya koyuyor. Bu parçalarla geçmişi bugün üzerinden şekillendirmeye devam ediyor. Bu nedenle de Saray'ın eserlerinde hiçbir imge mutlak ve net değil, belleğimizdeki izler gibi sürekli hareket halinde. Her an kaybolma ile yepyeni formlar oluşturma arasında imgeler birbirleriyle ilişki kuruyor. Atelier Marvy, değerli sanatçıları ağırlamayı sürdürüyor. Sanat ve yerel zanaatı temel değerleri içerisinde sahiplenen Club Marvy misafirleri, yemyeşil doğa ve sakin lüks ile çevrelenmiş biçimde sanatın farklı alanlarını deneyimleme imkanı buluyor. 2001 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun olan Çağrı Saray, aynı fakültede yüksek lisans ve sanatta yeterlik programlarını tamamladı. Saray, kimlik sorunları, kişisel tarih, hafıza, ev-mekan kavramı ve toplumsal bağlamları üstüne düşüncelerini yansıtan; desen, gravür, fotoğraf, video ve yerleştirmelere uzanan bir çizgide interdisipliner çalışmalarıyla tanınıyor. Gündelik hayattan ve yaşamımızın siyasal-ekonomik koşullarından, küresel ölçekte kültürel dönüşümlere varan süreçler, çalışmalarının ana omurgasını oluşturuyor. Desenlerinde mekanları, nesne ve figürleri kendine özgü katmanlı çizgisel üslubuyla işleyen sanatçı, tekrarlardan oluşan hareketli ve akışkan imgeler ortaya koyuyor. Eserlerindeki net ve kararlı çizgisellik, basit ayrıntılarla gelişerek mekan, nesne ve figüratif imgelere evriliyor. Atelier Marvy, kapılarını 2017 yaz sezonunda sanat galerisi ve residency programı olarak misafirlerine açtı. Yaratıcılığın ve hayal gücünün merkezine alan Atelier Marvy, bilinen galeri mekanı algısını yeniden okuyarak sanatı doğayla bir araya getirdi. Sanat yönetmenliğini Döne Otyam'ın üstlendiği Atelier Marvy, geçtiğimiz üç yılda sezon içinde gerçekleştirdiği 15 sergi ile çağdaş sanat alanında 25 değerli sanatçının çalışmalarına ev sahipliği yaptı. Multidisipliner sanat yaklaşımı ile Atelier Marvy'de şu ana kadar resim, fotoğraf, heykel, baskı teknikleri ve video alanında gerçekleştirdiği pek çok çalışma ile bugüne kadar yüzlerce Club Marvy misafirine ilham verdi. Sergi sanatçılarının yanı sıra Residency programı ile misafir edilen sanatçılar, Atelier Marvy'nin yer aldığı Club Marvy'nin eşsiz doğasında çalışma, düşünme ve üretme fırsatı buldular. Residency kapsamında sanatçılar, kolektif bir ruhun içinde yaşadıkları coğrafyadan, aşina oldukları yaşam alanlarından uzakta bir Ege kasabasında yeni bir dil ve diyalog kurabilecekleri bir çalışma düzeni kurdular."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cahil-perilere-20-yil-kutlamasi/", "text": "Campari, Cahil Perileri'nin 20. yılını yönetmen Ferzan Özpetek, Serra Yılmaz ve filmle aynı adı taşıyan dizinin oyuncuları Ambra Angiolini ve Cristiana Capotondi'nin katılımıyla Teknede Sinema etkinliğiyle kutladı. 8 Eylül Çarşamba akşamı gerçekleşen etkinliğe, Venedik lagününün kalbinde yer alan ve ihtişamıyla göz kamaştıran Campari Boat ev sahipliği yaptı. Seçkin davetlilerin katıldığı özel etkinlikte, İtalyan sinemasının kült filmlerinden biri olan Cahil Periler'in 20. yılı kutlandı. Etkinlikte Ferzan Özpetek ile birlikte yönetmenin ilham perisi Serra Yılmaz ve filmle aynı adı taşıyan televizyon dizisinin başrol oyuncularından Ambra Angiolini ve Cristiana Capotondi yer aldı. Ferzan Özpetek'in yaratıcı dehası ve oyuncuların başarılı performansları sayesinde geçen yıllar boyunca farklı nesillere unutulmaz duygular yaşatan film, önümüzdeki dönemde bir diziye dönüşerek izleyicilerle buluşacak. Etkinlik kapsamında bugünkü sinema dünyası ile birkaç yıl önceki arasındaki farklar üzerine zengin bir fikir alışverişi de yapılırken, filmler ilgili merak edilen konular, sahne arkasından bilinmeyenler ve ilham verici başka birçok ayrıntı da etkileyici bir zeminde paylaşıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cam-ataturk-portresi-rahmi-koc-muzesinde/", "text": "Rahmi M. Koç Müzesi, Şişecam'ın Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü andığı 10 Kasım Paramparça filmindeki cam Atatürk portresini ziyaretçileriyle buluşturuyor. İsviçreli çağdaş görsel sanatçısı Simon Berger'in 4 bin 28 çekiç darbesiyle yarattığı Atatürk portresi, 31 Mart 2023'e kadar müzede sergilenecek. Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, yeni bir sergilemeye ev sahipliği yapıyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifleriyle 1935 yılında temelleri atılan Şişecam'ın 10 Kasım'da Kurucusu Ulu Önder'i anmak için hazırladığı Paramparça filminde hayat bulan Atatürk portresi, müzede yerini aldı. İsviçreli çağdaş görsel sanatçısı Simon Berger tarafından 4 bin 28 çekiç darbesiyle yaratılan camdan Atatürk portresi, 31 Mart 2023'e kadar Rahmi M. Koç Müzesi'nde yakından görülebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/camane-mart-ayinda-cemal-resit-rey/", "text": "Fado'nun Kraliçesi Amalia Rodrigues'ten bu yana en iyi Fado şarkıcısı kabul edilen, albümleri milyonlarca satan Camane, 17 Mart'ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda İstanbullu hayranlarıyla buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/camdan-sato-sergisi-cevrimici-olarak-yayinda/", "text": "Can Akgümüş küratörlüğünde hafıza kavramını Müze Evliyagil Koleksiyonundan ve koleksiyon dışı üretimlerden bir araya gelen 58 sanatçının üretimleriyle beraber çok katmanlı bir şekilde ele alan Camdan Şato sergisi, Müze Evliyagil'in YouTube hesabında yayımlandı. 25 Nisan 2021 tarihine kadar ziyaret edilebilecek olan Camdan Şato sergisinin BAREK tarafından hazırlanan videosunda bir anlatıcı eşliğinde sergiden görüntüler yer alıyor. İngilizce anlatıma Türkçe altyazı eşlik ediyor. Hafıza kavramını yeniden ele alan ve bunu farklı biçimlerde yeniden gündeme getiren Camdan Şato, konuya dair farklı arayışları bünyesinde barındırıyor. Sergi konseptinde üretilen camdan şato hafızayı temsil ediyor ve ona dair yeni bakış açıları içeriyor. Hafıza kavramını gotik sanat anlayışı üzerinden temellendiren üretimler, yeni açılımlar yaparak konuyu farklı yönlere doğru genişletiyor. Eserler, sergide gösterilen hafızanın yapısına ve işleyişine benzer şekilde anı, mekanın hafızası, bedenin hafızası, nesnenin hafızası, kayıp hafıza ve hatırlama gibi alt başlıklarda yeniden üretiliyor. Camdan Şato sergisi kapsamında Alper Aydın, Ayça Telgeren, Aykut Öz, Bahar Yürükoğlu, Barış Sarıbaş, Bedri Baykam, Begüm Yamanlar, Bengü Karaduman, Bestami Gerekli, Burcu Perçin, Burcu Yağcıoğlu, Can Akgümüş, Can Aytekin, Can Küçük, Çınar Eslek, Deniz Aktaş, Eda Aslan, Ege Kanar, Emre Yenisoy, Erdal Duman, Erol Akyavaş, Erol Eskici, Fırat Engin, Görkem Ergün, Gülhatun Yıldırım, Haluk Akakçe, Hermann Nitsch, İbrahim Karakütük, İhsan Oturmak, Kazım Şimşek, Mehtap Baydu, Metehan Özcan, Metehan Törer, Murat Morova, Nazlı Gürlek, Necla Rüzgar, Nejad Devrim, Osman Dinç, Onur İzci, Ömer Faruk Şimşek, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, Pierre Alechinsky, Roland Topor, Sebahattin Yüce, Selim Cebeci, Semiha Berksoy, SENA, Sevil Tunaboylu, Seza Paker, Şant Mengücek, Tansel Türkdoğan, Tanzer Arığ, Tarık Töre, Ümmühan Yörük, Yüksel Arslan, Zeren Göktan ve Zeynep Kayan'ın işleri sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Camdan Şato, Sağlık Bakanlığı'nın küresel salgına karşı belirlediği önlemlerin ışığında 25 Nisan 2021 tarihine kadar salıdan cumaya 11:00-17:00 saatleri arasında Müze Evliyagil Ankara'da ziyaret edebilirsiniz. Müze Evliyagil'in YouTube hesabına buradan erişebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cameratalia-antalyayi-temsil-edecek/", "text": "Dünya şehri Antalya'yı ve ülkemizi ulusal-uluslararası konserlerde temsil etmek amacıyla iddialı bir şekilde kurulan 'Cameratalia Klasik Müzik Topluluğu' çalışmalarına başladı. Keman sanatçısı Can Özhan'ın öncülüğünde, tarihi Kaleiçi Semti'nde 2019 yılında 'Konak Konserleri'nin başlatıldığı Kağuçuk Otel bünyesindeki 'Re22 Kültür ve Sanat Evi'nde günler süren kuruluş hazırlıkları tamamlanan 'Cameratalia'nın dünya çapında tanıtımı amacıyla fotoğraf ve video çekimleri de yapıldı. Ulusal ve uluslararası konserlerle Antalya'yı ve ülkemizi tanıtacak olan 'Cameratalia Klasik Müzik Topluluğu' keman sanatçıları Can Özhan, Fahrettin Arda, Eren Kuştan, Elvan Şekercioğlu, Sonat Coşkuner, viyola sanatçıları Sonat Serbest, Sevinç, Duran Yalaz, Pınar İnan, viyolonsel sanatçısı Pelin Baysal Ateşok, kontrabas sanatçısı Kadir Keskin'nden oluştu. 'Re22 Kültür ve Sanat Evi'nin kurucusu ve 'Konak Konserleri'nin yaratıcısı Rengin Ekmekcioğlu, Antalya'da sanatın sürdürülebilirliğine katkıda bulunmak, sanatı ve sanatçıyı desteklemek adına kurulan ve sosyal sorumluluk projesi olan 'Re22 Kültür Sanat Evi' olarak, hedefi bir dünya müzik topluluğu olmak olan Cameratalia Klasik Müzik Topluluğu'nun sponsoru olmaktan onur duyduk dedi. Topluluğun kurucusu Can Özhan ise Cameratalia'nın, barok döneminden günümüz bestecilerine kadar uzanan geniş yelpaze ve renkli repertuarıyla ülkemizi ve kültür-sanatın beşiği Antalya'yı klasik müzik alanında uluslararası düzeyde temsil etme misyonunu benimsediğine vurgu yaptı. Özhan, 'Cameratalia Klasik Müzik Topluluğu'nun kadrosunun Antalya'nın önemli sanatçılarından oluştuğunun da altını çizdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/can-bonomo-sevilen-sarkilariyla-istanbul-cevahiri-salladi/", "text": "Müziğin Yeri ve Zamanı konserleriyle müzikseverleri özlediği eğlenceyle buluşturan İstanbul Cevahir, dün akşam Can Bonomo'yu ağırladı. İstanbul Cevahir, Müziğin Yeri ve Zamanı konserlerine hız kesmeden devam ediyor. İlk günden bu yana ilgiyle takip edilen konserlerde müzikseverlerle buluşan sıradaki isim, rock müziğin sevilen ismi Can Bonomo oldu. Pandemi nedeniyle bir süredir sahnelerden uzak kalan Bonomo, en sevilen şarkılarını hayranlarıyla birlikte seslendirdi. Başarılı müzisyenin sahne performansı ile unutulmaz bir yaz gecesi yaşayan İstanbullular, hep birlikte Müziğin Yeri ve Zamanı dedi. Pozitif zamanları mumla aradığımız bir dönemdeyiz. Bu konser hepimize iyi geldi. diyerek her fırsatta sahne özlemini dile getiren Bonomo ile seyircinin müthiş enerjisi birleşince ortaya muhteşem görüntüler çıktı. Sahnedeki yüksek enerjisiyle beraber seyircisiyle müthiş bir harmoni yaratan Can Bonomo, geceye güzel anlar bıraktı. Pandemi döneminde Demet Evgar ile yaptığı Rüyamda Buluttum şarkısını seyircisiyle birlikte söyleyen Can Bonomo, konserin sonunda yoğun istek üzerine kısa sürede hit olan parçasını bir kez daha söyleyerek izleyenlere coşkulu bir akşam yaşattı. Yeni normal düzene geçilmesiyle şehrin hareketlenmesi adına öncü etkinlikler yapan İstanbul Cevahir, pandemide zor bir dönemden geçen müzisyenlerle canlı performans özlemi çeken müzikseverleri bir araya getirmeye devam ediyor. 11 Eylül tarihine dek müzikseverlerle buluşacak tüm konserler ücretsiz olarak gerçekleşiyor. İstanbul Cevahir'de gerçekleştirilen konserler tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19'a karşı uygulanan kontrollü normalleşme sürecinde belirtilen önlemler kapsamında konser alanının dezenfekte edilmesi, etkinliğin sosyal mesafe kuralına uygun olarak yapılması ve belirli sayıda kişinin alınması gibi kurallar uygulanarak müzikseverlerin daha sağlıklı bir ortamda vakit geçirmesine olanak tanınıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/can-saricoban-her-yeni-sergimde-yeni-bir-teknik-deniyorum/", "text": "Fen lisesinin ardından ailem gibi kimya yolundan ilerlemek için 17 yaşında ilk üniversitemi okumak üzere Çukurova'ya gittim. Orada geçirdiğim yalnız günler boyunca henüz hayatın anlamını sorgulamaya ve kendimi kendimi keşfetmeye başlamıştım. Bir yandan zamanında okumadığım Rus edebiyatı ağırlıklı olarak dünya klasiklerini okuyarak, bir yandan modern sinemanın ustalarının filmlerini izleyerek, bir yandan da adeta terapi niteliğinde kendimce bir şeyler yazarak boş vakitlerimi geçiriyordum. Tüm bunlar iç sıkıntımı bir nebze olsun hafifletiyor, melankolik ruh halimden keyif almaya başlamama sebebiyet veriyordu. Her geçen gün biraz daha emin oluyordum; sanat alanında beslenmeye devam etmeli ve bir şeyler üretmeliydim. Kendimi bu şekilde gerçekleştirmeliydim. Kendi filmlerimi yazıp yönetmek, en büyük hayalimdi. Fakat bunun için tekniğimi geliştirmek adına öncelikle görsel alanda sağlam bir eğitim almam gerektiğine karar vermiştim. Ne Fransızcam vardı ne de Fransa'da tanıdığım kimse, ancak eğitimimi Paris'te yapmam gerekliliği adına bir tür emin olma hali, hatta takıntı oluşmaya başlamıştı. Vunun birçok farklı sebebi olabilir. Gerçekten de Almanya'daki kimya stajımı yaparken bir anda cesurca birkaç adım atarak Paris'e trenle gittim ve Sorbonne'un dil kursuna yazılıp, kendime Belleville yakınlarında bir stüdyo daire tuttum. Neyse ki başlarda bana karşı görünen ailem de o saatten sonra bana destek olmaya karar verdi. Her şey mucizevi bir şekilde o kadar hızla ilerledi ki, yaklaşık bir sene sonra Fransızca'yı öğrenmiş, yine kendi çabalarımla bulduğum fotoğraf okulunda yüksek lisansa başlamıştım. İlk olarak fotoğraf çekmeye, sağdan soldan edindiğim teknik fotoğraf kitaplarını çalışıp, Almanya'da staj yaparken satın aldığım fotoğraf makinasıyla Ludwigshafen, Heidelberg ve çevresindeki parklarda peyzaj fotoğrafları çekerek başlamıştım. Bu sayede iyi kötü bir portfolyom oluşmuş, Paris'teki okula da böyle başvurabilmiştim. Paris'te yaşadığım süre boyunca da çevre banliyölerdeki parklarda peyzaj fotoğrafları çekerek buna devam ettim. Bir yandan da aldığım teklif sonucu, Paris Moda Haftası backstagelerinde fotoğrafçılık yapıyordum. Fotoğraf okulunun ardından da fotoğraftan hiç uzaklaşmadım. Bir yandan da hayalimdeki gibi sinema okumak üzere eğitimime Paris'te devam ediyordum. Birçok kısa film deneyimim de oldu. Fotoğraf eğitimi almış olmanın avantajlarını burada çok gördüm. Yakın zamana kadar kısa film deneyimlerim oldu. Uzun metraj film çekme hayalim bugün bile var, ancak sinema sektörünün zorluklarını gördükçe sanırım biraz uzaklaştım. Fineart fotoğrafçılıkta ise işler yolunda gidiyordu. Paris'te eğitimlerimi bitirdikten sonra önümde iki seçenek vardı; ya orada devam edecektim ya da İstanbul'a dönecektim. Paris'te yaklaşık beş sene geçmişti. Hep şikayet ettiğim yalnızlık hissinden orada ya da herhangi bir yabancı ülkede kurtulamayacağını anlamıştım. İstanbul sevgim ağır bastı ve dönmeye karar verdim. Dönemden önce Paris'te muhakkak bir solo sergi yapmam gerekiyordu, eğitimin yanında bunun da bana yararı dokunabilirdi. Oradaki fotoğraf okulundan bir hocamın teklifiyle, onun galerisinde ilk sergimi gerçekleştirdim. Almanya'da ve Fransa'da yaşarken çektiğim peyzaj fotoğraflarından oluşturduğum seçkiyi içeren ilk sergim böylelikle hayata geçmiş oldu. İlk sergimden, geçen sene gerçekleşen sekizinci solo sergi projeme dek her yeni fikir için kendimi tekrar etmeden ve geliştirerek devam etmek istiyordum. Hem devam eden eğitim sürecim hem tecrübelerim hem de değişen zaman ve dolayısıyla değişen kendim, yeni projenin nasıl ilerleyeceğini büyük ölçüde belirledi. İlk zamanlar peyzajlar üzerine çalışmaları yaparken, sonraları Paris Moda Haftası'nda çalışmaya başladığım için portreler üzerine de epey tecrübe edindim. Paris Moda Haftası seçkilerini sergiledikten sonra Bardaki Yabancı serim ile bunu pekiştirdim. Ancak bir süre sonra modern fotoğraf çalışmaları olarak adlandırabileceğim bu işlerimi biraz daha aşmak ve yapıbozumuna uğramış, post-modern öğeler barındıran, bilinçaltına da göndermeler yapan çalışmalar ile ilerlemeye karar verdim. Açıkçası nü fotoğraf diye ayrı bir alandan ilerlediğimi düşünmüyorum. Fotoğraftaki öğelerin bir işlevi olmasından yanayım. Yani kadrajdaki bir moda fotoğrafıysa ayrı, doğa ile insan ilişkisini anlatan bir projeye ait bir işse ayrı değerlendirerek ilerlemek gerekiyor. Dolayısıyla bir projeyi hazırlarken modelin giyinik olmasının bir işlevi olmak durumunda, nü olmasının değil diye düşünüyorum. İlk dönemlerimde çektiğim siyah-beyaz ya da desatüre çektiğim modern fotoğraflardan bu yana yapıbozumuna ilk geçiş yapmaya başladığım Deranged sergimden itibaren birçok farklı teknik kullandım. Örneğin, Deranged'de uzun pozlama, renkli filtreler kullanarak ışıkla boyama; Let's Dance serimde dijital ve 35 mm analog kullanarak kolaj yapma; New Wave'de dijital ortamda fotoğrafı ayna görüntüsü ile iç içe geçirme; Black Star'da üç ana renk filtre ile çektiğim fotoğrafı üst üste üste bindirerek, bozulmaya uğramış fotoğrafı elde etme... Her yeni sergimde yeni bir teknik denemenin bana yeni kapılar açtığını ve tecrübemi arttırdığını düşünüyorum. Her yeni serimde bu işleri destekleyecek ya da ona gönderme yapacak bir metin yazmayı da ihmal etmiyorum. Sinema eğitimi aldığımdan dolayı videoya da hakimim. Çeşitli kısa metraj filmlerim ve videart çalışmalarım oldu. Henüz üzerinde çalıştığım bir proje olmasa bile bir gün mutlaka bu alanlara da yeniden yöneleceğimi hissediyorum. Birçok önemli ismin eserlerini incelemenin göz eğitimi için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Paris'te yaşadığım yıllar boyunca gezdiğim müze ve galerilerdeki resim ve fotoğrafların, kitapçılarda incelediğim fotoğraf kitaplarının bana büyük artısı olduğunu düşünüyorum. Birçok isim olmakla birlikte ilk olarak aklıma gelen fotoğrafçılar Irving Penn, Andre Kertesz, Helmut Newton, Marc Riboud, Helmot Newton ve Paolo Roversi. Sinema alanında ise Tarkovski, Angelopulos ve Nuri Bilge Ceylan, ilk yıllarından beri beni en çok etkileyen yönetmenler olmuştur. Ne tür bir şey yapabileceğimi düşünmeye başladığımda, aklıma gelen fikirleri not alarak işe başlıyorum. Tabi bu fikirler bir anda gelmiyor. Karar verip de beyninize tohumu attığınız andan itibaren haftalar içinde yeşermeye başlıyor. Bu fikirler arasındaki en uygun olan üzerinden ilerlemeye karar verdiğim andan itibaren ise projenin olgunlaşması ve son halini alması, çekimlerin başlamasına yakın oluyor diyebilirim. Çekim süreci sürerken ve bitmesine yakın ise proje hem şekil hem de fikir olarak en sonra halini alıyor. Bu süreç yavaş ve adım adım ilerliyor. Arka planda zihnin bu konu üzerine düşünmesi için ona zaman tanıyorum. İşte metinler ve eserlerin isimleri de tam olarak bu sürecin bir parçası olarak ilerliyor. Yani başlangıcından son aşamasına dek olgunlaşıp, son halini buluyor. Genel olarak kendi kendine ilerleyen bir süreç olduğunu söyleyebilirim. En başta bahsettiğim gibi 17 yaşında yalnız yaşamaya başladığım ve Çukurova'ya gittiğim serüvenden Almanya'ya, ardından Fransa'ya taşındığım her anıma kadar yazmak benim için bir terapi aracı oldu. Hem kendimi tanımak hem geleceğimi planlamak hem de iç sıkıntımı hafifletmek adına bazen her gün saatlerimi yazmaya ayırdım. İlerleyen dönemde bunun işime bu kadar yarayacağını tahmin etmezdim. Açıkçası, zaten senaryolarını yazdığım kısa filmlerimden dolayı hikaye yazma konusunda deneyimler edinmiştim. Ancak baştan sona bir kitap yazma deneyimine henüz yeni ulaşabildim. Pandemi kapanması buna vesile oldu diyebilirim. Yazmaktan başka üretim babında yapabileceğim başka bir seçeneğim yoktu. Dolayısıyla, içimdeki sıkışmışlık duygusunda sıyrılabilmek adına kendimi buna zorladım. Hem önceki yazdıklarımdan yola çıkarak hem yaşadıklarımdan yararlanarak hem de hayal gücümü zorlayarak bir şeyler çıkarmaya çalıştım. Yazmak zor olmadı, ancak bu konuda yeni olduğum için editleme süreci beni zorladı. İkinci kitabımda ise bu süreç biraz daha kolay oldu diyebilirim."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/can-yayinlarindan-yeni-bir-dizi-klasik-kadinlar/", "text": "Can Yayınları, dünya edebiyatının usta kalemlerinden, toplumsal yaşam dinamiklerine ve kadına bakışı değiştiren hikayeler anlatan eserlerin yer aldığı 8 kitaptan oluşan Klasik Kadınlar dizisini okurla buluşturdu. Hem kadın yazarların kaleme aldığı klasik olmuş eserler hem de erkek yazarların kalemealdığı klasikleşmiş eserlerden oluşan Klasik Kadınlar dizisi edebiyat tarihinde çığır açmış, öncü romanları bir araya getiriyor. Dizi kapsamında yenilenen kapaklarla yayımlanan kitaplar: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler romanları, Gustave Flaubert'in Madam Bovarysi, Honore de Balzac'ın klasikleşmiş romanı Eugenie Grandet, Daniel Defoe'nun roman türünün ilk örneklerinden olan Moll Flandersı, Jane Austen'ın Aşk ve Gururu, Mary Shelley'nin Son İnsanı ve Ann Radcliffe'in Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/canakkale-savaslarinin-tarih-hafizasini-arastirmacilarin-hizmetine-sunacak-merkez-bu-yil-acilacak/", "text": "Kent merkezindeki Kordon Boyu'nda restorasyonu devam eden eski Sahil Sıhhiye Binası, Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi ve Kütüphanesine dönüştürülüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığınca, kent merkezindeki eski Sahil Sıhhiye Binası'nın restore edilmesiyle oluşturulan Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi ve Kütüphanesinin bu yıl açılması planlanıyor. Restorasyon projesi kapsamında, altyapı çalışmaları ve çevre düzenleme ihalesi sonrası bina bölümündeki uygulamalar tamamlandı. Araştırma merkezi ve kütüphane olarak kullanılacak binada, su yalıtımı ve nem gibi altyapı sorunları giderilerek ısıtma ve soğutma sistemleri gerçekleştirildi. Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu merkezle, Çanakkale Savaşları'na ilişkin yazılı, görsel ve işitsel bilgi, belge ve dokümanların tespit ve temin edilmesi, bunları yabancı ülke kaynakları ile entegre biçimde araştırmacıların erişimine uygun hale getirilmesinin amaçlandığını söyledi. Kaşdemir, bu kapsamda savaşlarla ile ilgili günümüze dek yayınlanmış dokümanların temin edilmesi suretiyle Osmanlı Türkçesi, Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerindeki 5 binin üzerinde kaynak ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü arşivinde Çanakkale'ye ilişkin arşiv belgelerinin Alan Başkanlığına kazandırıldığını anlattı. Kaşdemir, merkezin Çanakkale Savaşları ile ilgili araştırma yapmak isteyen herkesin başvurmak isteyeceği bir yer haline geleceğini vurguladı. Ellerinde çok önemli koleksiyonlar bulunduğunu ifade eden Kaşdemir, Bugüne kadar çok az kişinin elinde olan arşivleri toparladık. Alan Başkanlığı olarak araştırmacıların, ilgililerin hizmetine sunacağız. Aynı zamanda bu kütüphane ve arşivleri, kitapları dijitalleştirdik. İsteyen gelip burada dijital çalışma yapabilecek, isteyen bulunduğu mekandan buraya erişebilecek ve bizden belge ve bilgi istediği zamanda biz de bunları temin edeceğiz, onlara vereceğiz. dedi. İsmail Kaşdemir, merkezin birçok farklı alanı bir araya toplayan özelliği barındıracağına dikkati çekti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/canan-hayal-i-alem-oartta/", "text": "Odeabank'ın sanat platformu O'Art, CANAN'ın yeni üretimlerinden oluşan solo sergisi 'Hayal-i Alem' ile sanatçının masalsı mitolojik figürlerini, farklı formlarda ürettiği eserlerinde bir araya getiriyor. Begüm Güney küratörlüğünde Akaretler Sıraevler'de izleyeceğimiz çoğunlukla enstalatif yapıtların yer aldığı sergi, 7 Ekim 20 Kasım 2021 tarihleri arasında deneyimlenebilir. Üretmeye başladığı 1998 yılından itibaren kendisini feminist sanatçı olarak tanımlayan; toplumsal cinsiyet eşitliği, aile, kadın konularını sıklıkla kendi bedeni üzerinden düşünerek sosyolojik çıkarımlarda bulunan CANAN; performans, enstelasyon, video, fotoğraf ve heykel formunda üretim yapıyor. 'Hayal-i Alem' ile CANAN, sezgisel bir yaratım olarak fizikselleştirdiği mitolojik masallarını yoğun bir sembolizm ile minyatür estetiğini sentezleyerek aktarıyor. Koku temel bir öğe olarak sergiye ilk defa dahil ediliyor. Her bir duyu ile daha kuvvetli bir bağ yaratacağını düşünerek CANAN'ın 'Hayal-i Alem'ine, kendi sesinden masallar ve müzik de eşlik ediyor. Herhangi bir eşitliğin konuşulması, mevcut düzende bir eşitsizliğin varlığına kesin bir işarettir. Biyolojik cinsiyetten farklı olarak, eril ve dişil olana yüklenen sosyal rol, atfedilen statü, görev ve sorumluluklar toplumsal cinsiyet kavramını oluşturur. Değişken yapılardaki iktidar ilişkilerinin sonucu, farklı şiddetlerde varlığını sürdüren küresel bir problem olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliği- 'bir kadın sorunu' değil, insanlık sorunudur. Dolayısıyla sorunun tanımlanmasında, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin baskı araçlarını, sorunu bulanıklaştıran yaklaşım farklılıklarını; baskıcı cinsiyet algısından tamamen bağımsız bir şekilde ortaya koymak son derece önemlidir. Toplumsal yaşamdaki en temel süreç olarak eşitlik hakkının tartışmaya açık olduğu bugün, sorunun analizini ve nasıl ele alınacağını; siyasi, ekonomik ve sosyal hayatın içinden nasıl kaldırılabileceğini, modern siyaset bilimi teorisyenlerinden, Robert Dahl'ın antidemokratik düşünce ve hareket/uygulama tanımlamasının içinde ele almak istiyorum. Aralarında ilişki bulunan aktörlerden birisi, diğerlerine eğer o olmasaydı yapamayacakları bir şeyi yaptırıyorsa, işte o ilişki etkindir. tanımlaması, kişiler arası ilişki ve etkileşimi sorunu çözümlemedeki itki olarak belirlemeye olanak tanıyor. Bu bağlamda toplumsallaşma sürecinin yarattığı bu sorunun çözümünün yine toplumun kendisi tarafından sağlanabileceğine olan inancım, eşitliği gerçekleştirme iradesinin elimizde olması sebebiyledir. Kalıplaşmış algının gelenekle paketlenmiş, erkek egemen takıntılarının toplumda onayladığı kadın modeli; erkeğin korumasına muhtaç, sosyal varlığını yalnızca evliliği ile sağlayabilen, ancak ürediği kadar ve ürediği takdirde kıymet gören 'kadın' rolüdür. Bu kabullenişin neden olduğu kusurlu sosyokültürel yapıda mesele bu rolü reddetmek değil, mevcut yapıdaki alternatif 'kadın' tanımlamalarınının kabul görmemesinden kaynaklanmaktadır. Canan'ın üretiminin ana konuları da; kadın kavramı ve kadının edilgen konumunun eleştirisi, beden ve toplumsal cinsiyet konularının; sezgiler ve duygular aracılığıyla kolektif düşünceye olan etkisine odaklanıyor. Toplumsal cinsiyet inşasında başrolü alan ataerkil sistemin iktidar yapısını, kendi bedeninden yola çıkarak ifşa ediyor. Andre Breton ataerkil baskıyı hedef aldığı, toplumsal cinsiyet konusunda devrimci sürrealizm hareketinin ilk manifestosunda, Belki de insanın 'gerçek yaşam'ına en çok yaklaşan anlar çocukluğudur diye yazmıştır. Çocukluktan beri sezgilerine yabancılaştırılan kitleler, varoluşuna ihanet ederek; başkaları tarafından belirlenen, idealize edilen, hatta dayatılan 'yaşam'sal kararları kabul ederek, bireysel özgürlüklerini yitiriyor. Duyumsamanın akıl yürütme karşısında değersiz kılınmasıyla toplumsal sorunlar beliriyor. Dolayısıyla insanın 'gerçek yaşam'ına etki eden toplumsal bir meselenin çözümünün tek yöntemi de ortak bireysel özgürlüğün sağlanabildiği, sezgiselliğe alan tanıyan bir toplumsal bilincin yerleşmesinden geçiyor. Erişkin bir zihnin tüm kısıtlamalarının yokluğunda özgürleşen sezgileri, Canan'ın hikayenin en başına dönerek çocuklukta anlatılan masallardan, efsanelerden kurguladığı bir dünyada; kendi dünyasından biriktirdiği her miti ve imgeyi içine yerleştirebildiği, mitolojik karakterlere büründürdüğü bir hayali alem yaratıyor. Kanatlı atlar, bedensiz melekler, yerin altında ve üstünde yaşayan, yarı hayvan yarı insan gerçeküstü yaratıklarların yer aldığı bu alemde hayali olan, gerçek olana yansıyor. Bu masalsı dünyada varolan yarı at yarı insan Burak ve Karub, onların aşkına tanıklık eden melekler ve mitolojik kuşlar, iyi niyet dileklerini güllere iliştiren uzayan boynuzlarıyla bir ceylan, çift başlı koca dişleriyle dev gövdeli bir yılan, altı yılan üstü insan hiç yaşlanmayan bir Maran; hayvani dürtülerin evrimsel süreçte, imge belleğimize sezgisel olarak nasıl yansıdığının görüntüsüdür. Hayranlık uyandıran bedenlerindeki parlak kumaşlara ve tüllere incelikle işlenen nakış, pul, payet ve boncuklar, gövdelerinde ve görkemli kanatlarında kullanılan renkli tüyler, süslü metal aksesuarlar ile sağlanan görselliği, geleneksel minyatür estetiğini yücelttiği sembolik bir Doğu mistisizmi taşımaktadır. Tüm duyuları harekete geçiren müziğin, sesin ve kokunun da dahil edildiği, üç boyutlu minyatür heykel olarak tanımladığımız, kurutulmuş çiçek ve bitkilerin iliştirildiği figürler; mekana güzel kokular yayarak Canan'ın kahkahalarına, kendi sesinden masallarına karışıyor. Bir hikaye anlatıcısı olarak Canan, toplumsal normlarla belirlenemez biçimlerde toplumsal olanın izini süren; bedenden üstün ruhun kabul gördüğü, varlığının ispatı olmayan varlıklardan yarattığı masal kahramanlarını bize hediye ediyor. Bugüne dek kötü olanın iyiye dönüştürüldüğü bir sezgisellikle anlatılmış bütün masalları, efsaneleri ve hikayeleri kendini gerçekleştirebilmesine aracılık sağladığının inancıyla Canan, imgenin iyileştirici gücüne inanır. Hayal-i Alem sergisi cüretkarlığı ve cesaretiyle müthiş bir özgürlük taşır. Çünkü Canan'a göre toplumsal meselelerin çözümü ancak bireysel özgürleşme ile sağlanabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/canandan-falname-serisine-ozel-performans/", "text": "Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür sergisi için Falname adlı yeni bir minyatür serisi hazırlayan CANAN, ziyaretçilerle buluşuyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür sergisi kapsamında özel bir etkinliği daha ziyaretçilerle buluşturuyor. Sergide 1 Mayıs, Ademler ve Havvalar, Güzel ve Çirkin, İbretnüma ve Falname başlıklı işleriyle yer alan CANAN'ın yüzyıllar önce Osmanlı nakkaşları tarafından hazırlanan Falnamelerden ve İslam mitolojisindeki karakterlerden etkilenerek hazırladığı 71 minyatürden oluşan Falname serisi, performansında kullandığı tarot destesine dönüşüyor. Falname performanslarına, 13 Ocak 2021 tarihine kadar salı ve çarşamba günleri 13.00 17.30 saatleri arasında, Pera Müzesi web sitesindeki rezervasyon formunu doldurarak katılım sağlanabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/candeger-furtun-retrospektifi-ziyarete-acildi/", "text": "Küratörlüğünü Selen Ansen'in üstlendiği sergi, sanatçının 1960'lı yıllardan bu yana ürettiği seramik ağırlıklı heykellerden ve nesnelerden oluşan geniş bir seçkiyi üretim süreçlerine eşlik eden arşiv malzemeleriyle buluşturuyor. Candeğer Furtun, 1960'lardan bu yana forma ve malzemeye dair özgün bir yaklaşımla, yaşamsal, felsefi, tarihsel, toplumsal ve siyasi sorunsallardan beslenerek seramik eserler üretiyor. Furtun'un bu ilk retrospektif sergisi, sanatçının zengin form ve doku dünyasını yansıtan yüzden fazla yapıtını atölyesindeki araştırma ve üretim süreçlerine yakından tanıklık eden arşiv malzemeleriyle bir araya getiriyor. Böylelikle, sanatında tesadüflere de izin vererek doğal süreçleri yapıtına dahil eden ve toprağı özgür bırakan Furtun'un, 1960'larda önemli bir dönüşüm geçiren seramik sanatına katkıları ziyaretçilerin deneyimine açılıyor. Sanatçının üretiminde sıklıkla referans verdiği kavramlardan biri olan kabuk kavramı etrafında kurgulanan sergi, Furtun'un sanatında biçimsel ve düşünsel bir öneme sahip olan doğa ve beden temalarını odağına alıyor; Doğayı izlerken bile, her kabukta, tohumda ve taşlarda insan figürleri gördüğünü belirten sanatçının doğayla beden arasında kurduğu ilişkileri ve oluşturduğu geçiş olanaklarını vurguluyor. Bir eşik işlevi gören kabuk kavramı sanatçının yarattığı formlarda vücut kazanan iç/dış, boşluk/doluluk, soyut/somut, parça/bütün ve tekillik/çoğulluk gibi dinamiklere de işaret ediyor. Arter'in giriş ve -1. kat galerilerinde yer alan sergi, kronolojik bir güzergahın izini sürmenin yanı sıra ziyaretçileri sanatçının altmış yıla yayılan üretimini formların uğradığı evrim ve renk merceğinden deneyimlemeye de davet ediyor. Bu deneyim alanı toprak ve sonbahar tonlarının hakim olduğu erken dönem soyut eserlerden başlayıp Furtun'un 1980'lerden itibaren daha somut bir dil ile üretmeye başladığı bacak, kol, el ve gövde serilerinde mevcudiyet kazanan ten rengine kadar uzanıyor. Candeğer Furtun sergisi bir araya getirdiği yapıtlarla işlevselliğinden arınmış nesnenin sanatsal boyutunu temsil üzerinden değil, yaşam ve yaşamın içkin bir parçası olan ölümle yakın teması aracılığıyla düşünmeye teşvik ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/caramel-macchiato-bireyin-yalnizligini-sorguluyor/", "text": "C. A. M. Galeri Nisan ayında, Serpil Mavi Üstün'ün kişisel sergisi 'Caramel Macchiato' yu izleyici ile buluşturuyor. Gündelik hayatta gerçekleşme ihtimali olan, pitoresk senaryoları kafanızda canlandırın; şehirde yürümek, telefon ekranına bakmak, kahveni yudumlamak, bir doğum günü pastasının mumlarını üflemek, gelen çiçekleri kabul etmek gibi olağan durumlar Mavi Üstün'ün resimlerine konu oluyor. Günümüz bireyinin yalnızlığını ele alan sanatçı; kırılgan, tedirgin, sıkıntılı kahramanlarının tek başınalığa referans veren kişisel hikayeleri ile karşı karşıya getiriyor bizi bu sergide. Serpil'in resimlerinde üzerinde durduğu bu anların kimisinde pasif-agresif bir biçimde kendini gösteren kişisel tedirginlikler var. Hatta bazen resimlerdeki figürler 'drama yaratmaktan haz aldıklarını' düşündürür. Keyif alması gereken bir atmosfer ya da duruma kayıtsız görünebilir ya da ilk bakışta ideal, güzel veya mutlu görünen bir anı sabote edebilirler. Kendi pastel dünyalarını tahrip eden kahramanlar, günlük rutinlerimizde içimizde yaşadığımız çatışmalara ayna tutuyor. Sanatçının resmiyle odağına aldığı tutum hikaye anlatmak değil; bireye odaklanarak yaşamın içinden bir kesitte onun gailesini yansıtmaktır. Mavi Üstün bunun kaynağında, toplumsal sistemin araçlarıyla kuşatılmış ve varoluş kapanına kıstırılıp kalmış bireyin sancılı durumunun yer aldığını düşünürken, resmindeki karakterler de, bu duruma karşı koymaya çalışan ve tepki veren kişileri yansıtıyor. Anlık izlenimleri, görüntüleri, düşleri, çağrışımları, imgeleri; kısacık zaman kesitini dolduran bir sahneye dönüştürürken, bu sahnenin öncesinde olmuş olanı ve sonrasında olabilecekleri izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. 2 Nisan'da başlayacak olan Caramel Macchiato sergisi, C. A. M Galeri'de 30 Nisan'a dek ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/caresse-art-artistic-integrity-temasiyla-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Caresse, Bodrum'un önde gelen otellerinden biri olarak sanat turizmine yeni bir soluk getirmek amacıyla Caresse Art projesini başlattı. Caresse Art'ın Artistic Integrity temasıyla gerçekleşen lansman etkinliği, sanat ve iş dünyasının ünlü isimlerinin katılımıyla büyük bir ilgi gördü. Caresse Art projesi, sezon boyunca bir dizi sanatsal etkinliğe ev sahipliği yaparak, Caresse Bodrum'un etkileyici mimarisi ve üstün hizmet anlayışıyla sanatseverlere eşsiz bir deneyim sunmayı hedefliyor. Elçin Sümer'in küratörlüğünü üstlendiği Caresse Art'ın lansman etkinliği de Artistic Integrity temasıyla gerçekleşti. Borusan Otomotiv ve Shelton'ın katkılarıyla düzenlenen lansman etkinliğine Volkan-Sanem Büyükhanlı, Hakan-Gülbu Büyükhanlı, Elçin Sümer, Hakan Tiftik, Ayten Aslan Danışman, Burcu Esmersoy, Ebru Akel, Burak Kut gibi misafirlerin yanı sıra birçok ünlü sanatçı ve sanatsever katıldı. Caresse Bodrum'da gerçekleşecek olan Art Fair kapsamında 150 sanatçıdan ve 500'den fazla özel ve seçkin eserden oluşan koleksiyon, 6 ay boyunca sergilenecek. Bu özel etkinlikte, Server Demirtaş, Hanefi Yeter, Ayla Turan, Ara Güler, Kemal Tufan, İbrahim Örs, Cihat Aral ve Mert Ege Köse gibi tanınmış sanatçıların eserleri, Caresse Bodrum'u ziyaret eden sanatseverlerle buluşacak. Caresse Bodrum, tüm yaz sezonu boyunca Borusan Otomotiv'in Türkiye distribütörü olduğu ve tamamen elektrikli olan yeni BMW iX1 otomobilini otel içinde sergileyerek misafirlerine modern ve çevreci bir deneyim sunuyor. Caresse Art projesi, Bodrum'un sanat sahnesine yeni bir enerji getirirken, sanatseverlere unutulmaz anlar yaşatmak için büyük bir fırsat sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/caresse-art-sanatcilari-cumhuriyetin-yuzuncu-yilini-hep-birlikte-kutladi/", "text": "Caresse, a Luxury Collection Resort & Spa, Bodrum'un bu sene hayata geçirdiği ve sanat turizmine öncülük eden projesi Caresse Art, sezon boyunca pek çok sanatsal etkinliğe ev sahipliği yaptı. Caresse Art'ın kurucusu ve küratörü Elçin Sümer'in hayata geçirdiği proje kapsamında 500'den fazla özel ve seçkin eser otelin çeşitli yerlerinde sergilenirken, sanatseverlere multidisipliner bir sanat deneyimi sunuldu. Türkiye'nin dört bir yanından farklı disiplinlere sahip, özgün sanatçılarla Caresse Bodrum'un mimari dokusunun birleştirildiği vizyoner proje Caresse Art'ın sanatçıları, Artistic Integrity sergisinin sonuna gelirken Thanks Art adı verilen özel bir etkinlikte bir araya geldi. Caresse, a Luxury Collection Resort & Spa, Bodrum'un yatırımcısı Büyükhanlı Kardeşler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Volkan Büyükhanlı'nın ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte, başarılı geçen sezona veda edilmesinin yanı sıra Cumhuriyet'in 100. Yılı da büyük bir coşkuyla kutlandı. Geceye katılan sanatçıların hepsi, 100. Yıl'a özel kolektif bir tablo çalışması gerçekleştirdi. Thanks Art etkinliğine Taner Horoz, Banu Aksoy, İhsan Küçükünsal ve eşi Suzan Küçükünsal, Ali Çakır, Uğur Erdoğan gibi misafirlerin yanı sıra Caresse Art kurucuları ve sanatçıları katıldı. Katılan sanatçılar: Eyüp Can Yeter, Kemal Tufan, Ayla Turan, Cenk Çindibek, Ayten Öğütcü, Ece Gauer, Erdinç Babat, Özgün Kutlu Türer, Ceylan Dökmen, Meray Akmut, Yılmaz Aras, Pakize Kuş, İsa Yılmaz, Şirin Melek Özerler, Tuğberk Selçuk, Tamer Nakışçı, Uğur Çakı, Tamer Şahinoğlu, Gökçe Çelikel, Zehra Sargın, Alper Sümer. Geceye online bağlanan sanatçılar: Server Demirtaş, Mahmut Celayir, Mustafa Ağatekin, Asaf Erdemli, Liz Georgi, Tuba Önder Demircioğlu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/carmen-operasi-15-yil-sonra-yeniden-akmde-sahnelenecek/", "text": "Dünya genelinde en çok sahnelenen operaların başında gelen Carmen, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında 1 Ekim'de Atatürk Kültür Merkezi'nde sanatseverlerle buluşacak. Fransız besteci Georges Bizet'nin imzasını taşıyan eser, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek. Prosper Merimee'nin aynı isimli romanından yola çıkılarak hazırlanan oyunu librettosunu, Ludovic Halevy ve Henri Meilhac kaleme aldı. İlk kez 1875'te Paris'te sahnelendiğinde sert eleştirilere maruz kalan Carmen operası, Georges Bizet'nin vefatından sonra dünya çapında ün kazandı. İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini'nin sahneye koyduğu operada, orkestrayı Zdravko Lazarov yönetecek. Oyunun dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımını Ayşegül Alev ve Gizem Betil, koreografisini Ayşem Sunal Savaşkurt, ışık tasarımını Giovanni Pirandello ve dramaturjisini Ravivaddhana Monipong Sisowath hazırlarken; eserin koro şefliğini Paolo Villa, çocuk korosu şefliğini ise Sercan Gazeroğlu üstleniyor. Nesrin Gönüldağ'ın Carmen rolü ile sahnede olacağı programda Don Jose rolüne Ali Murat Erengül, Escamillo rolüne ise Caner Akgün hayat verecek. Ayrıca; Micaela rolünde Ayten Telek, Zuniga rolünde Mithat Karakelle, Morales rolünde Şahin Dedemen, Frasquita rolünde Sevim Ateş, Mercedes rolünde Ceren Şahin, Le Dancaire rolünde Alp Köksal, Le Remendado rolünde Çağrı Köktekin sahnede olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/carre-dartistes-istanbulda-yeni-sergi-tayf/", "text": "Soyut-geometrik sanat türünde işler üreten Oğulcan Kuş'un TAYF başlıklı kişisel sergisi, Carre d'Artistes İstanbul'da devam ediyor. 25 Eylül'de açılışı gerçekleşen sergi, sanatçının sadece deneyimlerini değil, rüyalar veya soyut düşünceler gibi metafizik olanları da yansıttığı çalışmalarını izleyiciyle buluşturuyor. 20 yıl önce Fransa'da kurulan ve bugün 30'dan fazla şehirde yer alan Carre d'Artistes, sunduğu mekan ve herkes için sanat anlayışıyla genç ya da keşfedilmemiş sanatçıları izleyiciyle bir araya getirmeye, galerinin İstanbul'daki mekanında genç sanatçı Oğulcan Kuş'un TAYF başlıklı sergisiyle devam ediyor. 2017'den bu yana birçok karma ve kişisel sergide işlerine yer verilen sanatçı, ilhamını fiziksel dünya ile sınırlandırmazken, rüyalar veya soyut düşünceler gibi metafizik olanlara da sanatında alan açıyor. Renk seçimi ve geometrik desenleri, üzerine deneyler yaptığı özgür bir çalışma alanı olarak tanımlayan Kuş, merak uyandıran gizemli imgelerden ilham alırken, tüm bu fikirlerin bilinçaltında bağlantılı olduğu noktayı keşfederek, bu keşfini pratiği aracılığıyla tuvaline aktarıyor. Böylece izleyiciyi kendi gözünden kendi yaşam deneyimlerini ve dünyayı iki boyutlu olarak gözlemle fırsatını yakalamaya davet eden sanatçı, yaşadıklarını sade fakat bir o kadar da renkli bir şekilde izleyiciye iletmeyi amaçlıyor. Oğulcan Kuş'un TAYF adlı sergisi Beyoğlu'nda Yeni Çarşı Caddesi'nde yer alan Carre d'Artistes İstanbul Sanat Galerisi'nde ziyaret edilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/catlak-mannheim-heidelberg-uluslararasi-film-festivalinde/", "text": "Fikret Reyhan'ın yazıp yönettiği Çatlakın festival yolculuğu Almanya'da devam ediyor. Film, bu yıl 11 21 Kasım 2021 tarihleri arasında 70.'si gerçekleşecek Mannheim-Heidelberg Uluslararası Film Festivali'nin sinemanın geleceğine işaret eden On The Rise adlı yarışmalı bölümünde gösterilecek. En son Başka Sinema Ayvalık Film Festivali'nde Fikret Reyhan'a KAV Yılın Yönetmeni Ödülü'nü getiren, Temmuz ayında da 40. İstanbul Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülü'nün yanı sıra En İyi Senaryo Ödülü ve FIPRESCI Ödülü'nü alan Çatlak, geçen yıl 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü'ne değer görülmüş ve beş kadın oyuncusuna birden En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazandırmıştı. İstanbul'da aynı binada birlikte yaşayan bir ailenin bir gününü konu alan ve ödenmemiş bir borç üzerinden çatlayan ilişkilerini anlatan filmin ansambl oyuncu kadrosunda, Hakan Salınmış, Hakan Emre Ünal, Tuğçe Yolcu, Süreyya Kilimci, Giray Altınok, Elif Ürse, Mehmet Bilge Aslan, Gülçin Kültür Şahin, Süleyman Karaahmet, Görkem Mertsöz, Emir Ünver, Canan Atalay, Cihat Süvarioğlu ve Taha Bora Elkoca yer alıyor. Festival yolculuğunu sürdüren Çatlakın Türkiye vizyon tarihi ise önümüzdeki günlerde belli olacak. 2017'de ödüllerle karşılanan Sarı Sıcak ile tanıdığımız yazar ve yönetmen Fikret Reyhan'ın ikinci filmi olan Çatlak, İstanbul'da aynı binada birlikte yaşayan bir ailenin hikayesini konu alıyor. Geçmişte ödenmemiş bir borcun aile içinde yarattığı sarsıntıyı tek bir günde anlatan filmin ansambl oyuncu kadrosunda Hakan Salınmış, Hakan Emre Ünal, Tuğçe Yolcu, Süreyya Kilimci, Giray Altınok, Elif Ürse, Mehmet Bilge Aslan, Gülçin Kültür Şahin, Süleyman Karaahmet, Görkem Mertsöz, Emir Ünver, Canan Atalay, Cihat Süvarioğlu ve Taha Bora Elkoca yer alıyor. Ragıp Türk'ün yürütücü yapımcılığı ve Seda Turan'ın uygulayıcı yapımcılığında gerçekleşen filmin kurgusunu da Fikret Reyhan, görüntü yönetmenliğini Marton Miklauzic, yardımcı yönetmenliğini Serap Aydoğan, sanat yönetmenliğini Meral Aktan, ses tasarımı ve miksajını Serdar Öngören ve rengini Jano Fekete üstleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cecilia-krull-ankarada/", "text": "Popüler dizi La Casa De Papel'de seslendirdiği jenerik şarkısı My Life Is Going On ile tüm dünyada bir milyarın üzerinde dinlenen, 2019 yılında Hard isimli single'ının ardından 2020 yılında yayınladığı Losing My Mind şarkısıyla müzikseverlerin büyük beğenisini kazanan Cecilia Krull 3 Mayıs'ta CSO Ada Ankara Ana Salon'da müzikseverlerle buluşacak. 2020'de Agnus Dei, 2021'de Can't Take My Eyes Off You ve 2022 yılında yepyeni albümünün ilk teklisi Out in Styleı yayınlayan Cecilia Krull, bugüne kadar tüm Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu'nda sahne aldı ve birçok prestijli festivalde performanslar sergiledi. Müzisyen bir aileden gelen ve kariyerine 7 yaşında Disney filmlerinin şarkılarını seslendirerek başlayan şarkıcı ve besteci Cecilia Krull, Fransa, Küba, Almanya ve İspanyol kökleri ile genç yaşına rağmen günümüzün en önemli yeni kuşak caz şarkıcılarından biri olarak gösteriliyor. Sanatçı caz dışında Pop, Groove ve Soul gibi farklı müzik tarzlarında da şarkılar seslendiriyor. Jorge Pardo, Robert Glasper, Javier Colina, Gustav Lundgren, Mel Bringuez, Pedro Itu-rraide, Guillermo McGill, Andreas Unge, Pablo Martin Caminero, Borja Ba rrueta, Daniel Garcia Bruno, Bob Sands, Pedro Ruy Bias, Pepe Rivero, Gaston Joya, Michael Olivera, Reinier Elizarde, Ivan Melon Lewis gibi uluslararası üne sahip çok sayıda müzisyenle de müzikal işbirlikleri gerçekleştiren Cecilia Krull, Manuel Santisteban ile birlikte Three Meters Above The Sky (2010), Fuga de Cerebros 2 (2011), Ms to Vis (2016), The House of Paper (2017) ve The Accident (2018) gibi birçok soundtrack çalışmasına da imza attı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cellonun-dahi-cocugu-hauser-rebel-with-a-cello-konseriyle-istanbulu-salladi/", "text": "Kısaca Hauser olarak tanınan 2Cellos grubunun kurucu üyesi Stjepan Hauser, dünya çapındaki ilk solo turnesi Rebel with a Cellonun Avrupa ayağını geçtiğimiz akşam İstanbul'da gerçekleşen konseriyle tamamladı. Epifoni organizasyonuyla Ülker Arena'da düzenlenen konserin biletleri günler öncesinden tükenirken, yoğun yağış ve olumsuz hava şartlarına rağmen ünlü çello sanatçısının hayranları salonu tamamen doldurdu. Klasik, pop ve rock müziğin köklü geçmişinden yeni bir müzikal deneyim yaratan ve müzik sektörünün yerleşik geleneklerine meydan okuyan Hauser, dünyanın çapında verdiği enerjisi yüksek konserleriyle hayran kitlesini giderek arttırıyor. Sosyal medya platformlarında milyarlarca dinlenme ve video görüntülemesi olan sanatçı; takipçisi yüksek, sevilen bir internet fenomeni olmasının yanı sıra dinamik sahne performansıyla da İstanbullu izleyicilerden tam not almayı başardı. Geniş bir yelpazede oluşturduğu sahne repertuvarı ile konsere Bach Prelude, Secret Garden ve Caruso gibi klasiklerle başlayan Hauser; Pirates of the Caribbean ile Game of Thronesun aralarında olduğu ünlü film ve dizi müziklerini de seslendirdi. Giderek tempoyu yükselterek Sway, La Isla Bonita Let's Get Loud, Bamboleo, Waka Waka ve Bella Ciao gibi hareketli parçaları peş peşe yorumlayan çello sanatçısı, Türk hayranlarına sürpriz yaparak Tarkan'ın Şımarık şarkısını da çaldı. Sosyal medya takipçileri tarafından Serseriliğin kitabını yazmış bir beyefendi olarak tanımlanan çello dahisi Stjepan Hauser, yaklaşık iki saat süren konseri boyunca her iki yönünü de sergiledikten sonra seyircilerin arasına inerek hayranlarıyla fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedi ve en kısa sürede İstanbul'a tekrar geleceğinin sözünü verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cem-sonelin-bir-ve-sifir-iki-eder-sergisi-anna-laudelde/", "text": "Anna Laudel, sanatçı Cem Sonel'in Bir ve Sıfır İki Eder başlıklı kişisel sergisini 13 Ocak 27 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor. Bir ve Sıfır İki Eder sergisinde Cem Sonel'in dijital tabanlı seri işleri ve grafitileri dahil olmak üzere farklı tekniklerde üretilmiş kapsamlı bir seçki yer alıyor. Sonel, sergide 0 rakamının felsefede mevcut olmama durumu, mutlak anlamda yokluk ve hiçlik anlamına gelen göreli hiçlik üzerine yoğunlaşıyor. Sanatçı sorgulamaları sonucunda ortaya çıkan sanatsal üretiminde ise sokaktan besleniyor. Çoğunlukla tüketim kültürünü eleştiren grafiti tabanlı işler üreten sanatçının ileri dönüşüm projelerinden murallarına ve Code of Conquer başlığı altında bir araya gelen dijital tabanlı seri işlerine kadar uzanan eserleri, varlık ve yokluk kavramları üzerindeki bireysel çatışmasını temsil ediyor. Sonel'in temsilinde varlık ve yokluk iki ayrı kavram olarak değil, birbirlerini var eden ve besleyen kavramlar olarak yer alıyor. Sanatçının yaklaşımında lambaların varlığı, yanma durumundan ya da sönme durumundan daha değerli oluyor. Sanatçı kendisine sorduğu 0'ın hiçlik olarak kabul edildiği günümüz düşünce yapısında, 1 ve 0'ın aynı değerler olduklarını ileri sürmek sizce daha uzlaşmacı bir yaklaşım değil midir? sorusunu ziyaretçilere yöneltiyor. Cem Sonel'in Bir ve Sıfır İki Eder sergisini 13 Ocak 27 Şubat tarihleri arasında Anna Laudel'in Kazancı Yokuşu, 45 adresinde yer alan yeni galeri mekanında ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cemal-resit-rey-uc-ayda-yirmi-yedi-bin-sanatseveri-agirladi/", "text": "Eylül sonunda İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali ile sezona başlayan Cemal Reşit Rey Konser Salonu, üç ayda 27 bin 558 müzikseveri konuk etti. Toplam 63 konsere ev sahipliği yapan Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda; Grammy ödüllü çellist Gary Hoffman, ödüllü piyanist David Selig, Katalan müzisyen Jordi Savall, Fado'nun ünlü sesi Camane, davul üstadı Dave Weckl, basgitarist Tom Kennedy, Gipsy Kings'in kurucularından Chico ve efsanevi kemancı Gidon Kremer'in de aralarında olduğu çok sayıda ünlü isim sahne aldı. Salgın önlemlerinin alındığı tüm etkinliklerde, yüzde 84 doluluk oranına ulaşıldı. CRR Senfoni Orkestrası'nın Harbiye Açıkhava'da 4, Büyükçekmece Amfi Tiyatro, Topkapı Şehir Parkı ve Kalamış Sahil Parkı'nda yaz aylarında gerçekleştirdiği 3 konseri ise yaklaşık 11 bin 500 müziksever izledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ceren-idil-den-yeni-tekli-dinle-kucuk-adam/", "text": "Özgün müzik tarzıyla dikkat çeken Ceren İdil 'in yeni teklisi Dinle Küçük Adam, Epic Istanbul etiketiyle müzikseverlerle buluştu. Adını Wilhelm Reich'in Dinle Küçük Adam kitabından alan ve kitaptan sözlerle başlayan tekli, insanlığa dair bir hikaye anlatıyor. Dinle Küçük Adam teklisinin sözleri Ceren İdil, bestesi ve düzenlemesi Eren Erdol imzası taşıyor. Gündelik yaşamdaki farklı psikolojik durumları pastel tonlarla izleyiciye aktaran klibin yönetmenliğini Can Özen, yapımını ise İbrahim Yılmaz üstlendi. Uzun zamandır sanatla iç içe bir hayat yaşayan ve halen Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde eğitimini sürdüren genç müzisyen, ilk single'ı Sessiz Sakini 2018 yılında müzikseverlerin beğenisine sunmuştu. 2014-2015 yılları arasında punk grubu Zoo'da vokalistlik yaptıktan sonra yolu prodüktör Eren Erdol ile kesişen İdil, çalışmalarını hızlandırarak yeni single'ı ile müzik kariyerine güçlü bir başlangıç yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cermodernde-yeni-sergi-yuzlesme/", "text": "Cermodern, 5 Kasım 2021 9 Ocak 2022 tarihleri arasında, bu yıl 25. yaşını kutlayan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin ve mezunlarının eserlerinin yer aldığı Yüzleşme başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Yeditepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı Sanat ve Kültür Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Marcus Graf'ın küratörlüğünü üstlendiği sergi, 7 Eylül 24 Ekim 2021 tarihleri arasında da Pera Müzesi'nde gösterilmişti. Alışılagelmiş öğrenci ve mezun sergisi anlayışını aşma hedefiyle çok katmanlı bir forum şeklinde kurgulanan Yüzleşme, sanat ve tasarımın ontolojik varlığına dair konuları eleştirel bir bakışla ele alıyor. Sergi doğa, şehir, birey, toplum ve soyutlama kavramlarına gönderme yapan beş tematik bölümden oluşuyor. Katılımcılar, öğrencisi oldukları bölüme göre ayrı ve bağımsız alanlarda değil, yapıtlarının kavramsal ve estetik özelliklerine göre bir arada yer alıyor. 61 sanatçının katılımıyla gerçekleştirilen sergide ressamların eserleri grafik tasarımcıların posterleriyle yan yana sergilenirken, tiyatro oyunlarının afiş ve kostümleri, gastronomi ve mutfak sanatları ürünlerine eşlik ediyor. Fakültenin 25 yıllık üretiminden disiplinlerötesi bir yaklaşımla örnekler sunan sergi, kurumun geçmişi ve bugünüyle yüzleşmesine aracı olurken, bir yandan da izleyiciye dünyayla yüzleşme ve onu alışılmadık açılardan yeniden keşfetme fırsatı sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cetin-pirecinin-dunden-yarina-isimli-sergisi/", "text": "Dünden Yarına sergisindeki eserlerini Sanat bir zaman makinesi gibidir, sanatçı ise zamanı sonsuzluğa sabitleyen mucittir. mottosuyla çalışan Çetin Pireci, 14 Eylül 5 Ekim tarihleri arasında Artgalerim'in Karaköy'deki yeni mekanında. Sergi; geçmişin gizemli kapılarını aralayıp, bugüne kadar gelen ve tarihe mal olmuş eserlerin gelecekte farklı mecralarda oluşabilecek versiyonlarını merak edip, olası senaryolar üzerinden yeni yapıtlarla buluşmamızı sağlıyor. Bilinç akışı ile oluşan her bir yapıt, tarihi simgeleri yeni bir bakış açısıyla ele alıp kendine yabancılaştırmadan; geçmişe bir saygı duruşu ile yüzünü geleceğe dönüyor. Her biri hafızamıza kazınmış tuvallerdeki imgeler, dijital görüntü ile doğal olan arasında bir gerilim yaratıyor ve yarını kucaklıyor. Yoğun düşünsel altyapı sonrasında oluşan, emeğin kutsandığı, tuval üzerine uzun ve güçlü bir süreçle bütünleşen seri; Çetin Pireci'nin son üç yıllık çalışmalarını içeriyor. Sanatçının kişisel bakış açısı ile sanat tarihinden belli kilit taşlarına atıfta bulunan ve bize bir zaman makinesinde yolculuk vaat eden Dünden Yarına sergisi ile; hayal gücünüzün ve algılarınızın sınırlarını zorlayıp farklı bir deneyim yaşamaya davetlisiniz. Çetin Pireci Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Ana Sanat Dalı'ndan mezun olmuştur. 1987 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Entitüsü Seramik-Cam Ana Sanat Dalı'nda Yüksek Lisansını tamamlamıştır. Çetin Pireci, 5'i kişisel olmak üzere yurtiçi ve yurtdışında 80'den fazla sergiye ve bienale katılmıştır ve halen çalışmalarını İstanbul'daki atölyesinde sürdürmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cevdet-erekin-arterdeki-bergama-stereotip-baslikli-kisisel-sergisi-3-ocak-2021e-uzatildi/", "text": "Cevdet Erek'in Arter'deki galeri mekanına özel olarak tasarladığı sesli bir mimari yerleştirmeden oluşan Bergama Stereotip başlıklı kişisel sergisi, 3 Ocak 2021'e uzatıldı. Küratörlüğünü Selen Ansen'in üstlendiği sergi, hareket noktası olarak aldığı Büyük Bergama Sunağı'nın mimarisini ve serüvenini yeniden yorumluyor. Cevdet Erek'in Almanya'nın Bochum şehrindeki Turbinenhalle'de Ruhrtriennale kapsamında ilk kez 2019 yılında sergilediği, ardından Berlin'deki Hamburger Bahnhof Müzesi'nin tarihi binasında gösterilen Bergama Stereo başlıklı yapıtının devamı ve bir varyasyonu niteliğindeki bu yerleştirme, hareket noktası olarak aldığı Büyük Bergama Sunağı'nı yeniden yorumluyor. Zeus Sunağı olarak da bilinen Helenistik dönem yapısı Büyük Bergama Sunağı, Pergamon Krallığı'nın Galatlara karşı kazandığı savaşın ardından MÖ 2. yüzyılda inşa edildiği ve içinde kurban törenlerinin gerçekleştirildiği düşünülen bir açık hava anıtıdır. Günümüzde İzmir'in Bergama ilçesinin merkezinde yer alan antik kent Pergamon'da 19. yüzyılda yürütülen arkeolojik kazılarla bulunan anıtı çevreleyen Büyük Friz üzerinde, yeraltı devleri Gigantlar ile gökyüzündeki Olimpos tanrıları arasındaki savaşın tasvirleri yer alır. 20. yüzyılın başında Büyük Sunak'ın kalıntıları Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki Bergama'dan, yeni kurulan Alman İmparatorluğu'nun başkenti Berlin'e taşınıp burada yeniden kurgulanarak, sunak için özel olarak inşa edilmiş bir müze olan Pergamonmuseum'da sergilenmeye başlandı. Kalıntıların bu tarihi yer değişikliği süregiden tartışmaların konusu oldu. Bergama Stereo'nun bir bölümünü içinde barındıran Bergama Stereotip, hem Büyük Bergama Sunağı'nın hem de yapıtın önceki versiyonunun mirasına işaret eden bir kalıntı rolü üstleniyor. Cevdet Erek'in yapıtı, beyaz mermer kullanılarak inşa edilmiş antik sunağın yapısını soyutlayarak hoparlörler ve hoparlör kasaları da içeren bir ahşap konstrüksiyona dönüştürüyor; Gigantlar ile tanrılar arasındaki savaştan sahnelerin betimlendiği Büyük Friz'i, sergi mekanına farklı sesler yayan bir hoparlör frizi olarak yeniden yorumluyor. Bergama Stereotip, işitsel simetriye vurgu yapan stereo kelimesinin yerine, tekrar ve kalıplaşma düşüncesine işaret eden stereotip kavramına odaklanıyor. Yapıtın İstanbul'da aldığı Bergama Stereotip ismi, bir önceki versiyonun başlığını devam ettirip aynı zamanda ondan farklılaşarak eseri çevreleyen yorum katmanlarını yansıtıyor. Bergama Stereotip, Bergama Stereo'da da olduğu gibi, sesi, mimariyi ve tarihselliği merkezine alıyor. Büyük Bergama Sunağı'nda görsel unsurların üstlendiği işlevi, Erek'in bu yapıtında işitsel unsurlar yerine getiriyor. Sesin yolculuğu, aynı zamanda sunağın tarihsel serüvenini açığa çıkarıyor. Bir sesi değiştirerek, gecikmeyle geri gönderen ve sesin kaynağından uzak bir yerde duyulmasına dayanan yankı fenomeninde olduğu gibi, sesin Bergama Stereotip'teki yolculuğu da zaman ve mekan olarak uzak olanın duyulabilmesine olanak tanıyor. Bergama Stereotip'te gezinen izleyicinin hareketleri sonucunda farklı kombinasyonlarla işitilen sesler, her tekrar eyleminin bir başkalaşmayı da içerdiğini, değişim ve yenilik imkanının tam da bu başkalaşmada yattığını hatırlatıyor. Bergama Stereotip, şimdinin geçmişe bakıp onu baştan ele aldığı, dinlenebilir, bakılabilir, üzerinde yürünebilir ve hatta ritimleriyle dans edilebilir bir yapıya dönüşüyor. Bergama Stereotip sergisine eşlik eden ve sergiyle aynı başlığı taşıyan kitap ise, Ekim 2020'de Arter Yayınları aracılığıyla okurlarla buluştu. Cevdet Erek: Bergama Stereotip başlıklı kitapta Colin Lang'in Bergama Stereo üzerine kaleme aldığı yazıyla birlikte Selen Ansen'in, yapıtın Arter'deki sergilemesi bağlamında yazdığı küratoryal metin yer alıyor. Tasarımını Vahit Tuna'nın üstlendiği kitaba serginin yerleştirme görüntülerinin yanı sıra Büyük Bergama Sunağı'nın kalıntılarını ve sunağın Pergamonmuseum'daki görünümlerini içeren fotoğraflar eşlik ediyor. Ayrıca Cevdet Erek'in bu kitap için özel olarak ürettiği ve dört kolajdan oluşan Haritalar başlıklı seri her bir kitabın kapağında çıkarılabilir kartpostal formunda bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ceviz-agaci-filmi-abdden-iki-odulle-dondu/", "text": "Ülkemizdeki filmlerin rüzgarı esmeye devam ediyor. Biz izleyenler de gururlanmaya devam ediyoruz. Yönetmen Faysal Soysal'ın Ceviz Ağacı filmi, Kaliforniya'da düzenlenen 9. Modern Sanatlar Film Festivalinde, En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerine layık görüldü. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Serdar Orçin ve Sezin Akbaşoğulları'nın başrollerini paylaştığı film, festivalde seyirciyle hem fiziksel hem de çevrim içi olarak buluştu. Mart ayında Türkiye'de vizyona giren yapımın, ulusal ve uluslararası festivallerden aldığı ödül sayısı 15'e yükseldi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cevre-haftasi-farkindalik-sergisi-dogadan-yansimalar/", "text": "Bahariye Sanat Galerisi & Memorial iş birliği ile Doğadan Yansımalar Çevre Haftası Farkındalık Sergisi 20 sanatçının katılımı ile Memorial Sanat Galerisi'nde izleyicilerin beğenisine sunuldu. Bu sergide sanatçılar doğayı çevreci bir yaklaşımla yorumluyorlar. Katılımcı sanatçılarımız: Aydemir Atalay, Benan Çokokumuş, Bilge Akon, Bilge Heper, Devrim Erbil, Dincer Özçelik, Ecevit Üresin, Hayrettin Sönmez, İlker Karakaş, İpek Chi, İsmail Avcı, Linda Kumdagezer, Mehmet Arpacık, Neslihan Üstünler, Nur Ulubil, Perihan Sadıkoğlu, Saba Çağlar Güneyli, Ümit Gezgin, Ünsal Toker, Zuhal Kıvılcım. Sanatçıların; resim ve özgün baskı eserlerinin yer aldığı, Çevre Haftası Farkındalığını vurgulayan bu önemli sergimize göstereceğiniz ilgiden dolayı şimdiden teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dileriz. Sergiyi eş zamanlı olarak www. bahariyesanat. com adresinden de izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cevre-ve-sanat-kilyosta-bulustu/", "text": "İstanbul'un en büyük, en kapsamlı doğa hareketlerinden 4. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri başladı. Festival; çevreci atölyelerden forumlara, panellerden konserlere kadar birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Kumun suyla, el becerisinin sanatla birleştiği etkinlikte, birbirinden güzel kumdan heykeller ortaya çıktı. Sanatın doğa ve eğlenceyle bütünleştiği Sarıyer Belediyesi Çevre ve Sanat Günleri'nin 4.'sü Kilyos'ta başladı. Etkinliğe yedi ülkeden 21 sanatçı katıldı. Çevre ile sanatı buluşturan festivalde, 'Kendin Ol' temasıyla 12 heykel çalışması yapıldı. Tecrübeli sanatçıların ellerinde şekillenen kumlar ve nesli tükenmekte olan Kum Zambakları ziyareti katılımcılardan ilgi gördü. Etkinlikte; Mikrokredi Kermesi, Sarıyer temalı ödüllü fotoğrafların sergisi, çeşitli panel, forum ve atölyeler ile yoga da yer aldı. Yazarlar; Gönül Sımpson, David Sımpson, Pınar Yücel Sarı, Şule Cingil Köse, Elif Karakuş ve Nilgün Bakkaloğlu imza günü düzenledi. Etkinliğin ilk günü Sarıyer Belediyesi Sivil Savunma Birimi'nin ilk yardım eğitimi ve Sivil Savunma köpeği Şilan'ın gösterisiyle başladı. AKUT, çocuklar için bir de afet bilinçlendirme semineri düzenledi. Scarabusfarm'ın doğal sabun atölyesiyle devam eden programda katılımcılar günün yorgunluğunu plajda yoga yaparak attı. Festivalde; AKUT, Yeryüzü Derneği, TEMA Vakfı, İZEV, Sarıyer Belediyesi Sivil Savunma Birimi ve Yeni İnsan Yayınevi de stant açtı. Etkinliğin sonunda Hazal Filiz Kaya, Ergün Nasuh ve Atilla Volga müzikleriyle kulakların pasını sildi. Festivalin ikinci gününde ise Emin Turan Dayanışma Heykeli'nin açılışı yapılacak. Ardından ise nesli tükenmekte olan Kum Zambakları ziyaret edilecek. Türkiye'nin dört bir yanında çıkan yangınlar Çevre ve Sanat Günleri'nin gündeminde yer aldı. Yeryüzü Derneği'nden Esra Adalı Ayaz'ın moderatörlüğünü yapacağı Orman Yangınları adlı panele İstanbul Üniversitesi'nden Cihan Erdönmez ile Kuzey Ormanları Savunması'ndan Başar Ali Paşa konuşmacı olarak katılacak. Pedallıyorum Bisiklet Grubu, bisiklet kullanımına dikkat çekmek ve doğanın korunması için farkındalık oluşturmak amacıyla Kilyos sahili boyunca pedal çevirecek. Etkinliğin kapanışında Elanur Akbulut ve Burak Şen katılımcılara müzik ziyafeti yaşatacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cevrimici-gosterimler-istanbul-film-festivalinin-kasim-seckisiyle-suruyor/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen İstanbul Film Festivali, 20-29 Kasım'da 10 filmlik yeni seçkisinin filmlerini gösterime açılıyor. Selpak sponsorluğundaki Kasım Seçkisi'nde San Sebastian, Venedik, Tallinn, SXSW film festivallerinde ilk gösterimlerini yapmış 10 film yer alıyor. filmonline. iksv. org platformunda erişime açılacak filmleri izlemek için biletler yine aynı site üzerinden alınabilecek. Kasım seçkisi filmleri 20-29 Kasım arasında 5'er gün boyunca gösterime açık kalacak. Filmler izlemeye başladıktan 30 saat sonra erişime kapanacak. Festivalde olduğu gibi her filmin bilet kapasitesi sınırlı. Filmlere teker teker bilet alınabilecek veya Kombine Film Paketi satın alarak tüm filmler daha avantajlı fiyatlarla izlenebilecek. Gösterimlere yalnızca Türkiye'den erişilebilecek. Biletler 18 Kasım saat 10.30'da filmonline. iksv. org adresinden satışa sunulacak. Filmlerin gösterim süreleri kendi sayfalarında belirtilmiştir. Takvim ve gösterim sürelerine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/chris-cornellin-hayatini-kaybetmeden-once-kaydettigi-cover-albumu-yayimlandi/", "text": "Chris Cornell'in ailesi, 2017'de hayatını kaybeden eski Soundgarden ve Audioslave vokalinin hayatını kaybetmeden bir yıl önce kaydettiği albümünün yayımlandığını duyurdu. Chriss Cornell'in hayatını kaybetmeden bir yıl önce kaydettiği cover albümü yayımlandı. Cornell'in eşi Vicky Cornell yaptığı açıklamada albümün çok özel olduğunu, kapak seçiminden bir araya getirdiği sanatçılara kadar her anında Chris Cornell'in izlerini taşıdığını söyledi. Cover albümünde John Lennon, Prince, Harry Nilsson, Janis Joplin, Guns N' Roses, Electric Light Orchestra gibi isimlerin şarkıları yer alıyor. 52 yaşındaki Cornell 18 Mayıs 2017'de ABD'nin Detroit kentinde bir otel odasında ölü bulunmuştu. Sanatçının ölümü intihar olarak kabul edilmişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/christina-dimitriadis-island-hoping-fotograf-sergisi-ile-akaretlerde/", "text": "İstanbul'da sanatın nabzının attığı Akaretler, eylül ayı boyunca birbirinden farklı, özgün ve özel sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Çağdaş fotoğraf sanatının en önemli temsilcilerinden Christina Dimitriadis 'in gerçekleştirdiği fotoğraf sergisi, Begüm Güney'in küratörlüğünde 9 Eylül-16 Ekim 2022 tarihleri arasında Akaretler No: 55 binasında sanat severleri bekliyor. Tarihi dokusunun yanında dinamik yapısıyla da İstanbul'un en önemli kültür sanat destinasyonlarından olan Akaretler; sanatçıların, galerilerin ve sanat severlerin buluşma noktası olarak eylül ayında da sanat dolu bir program sunuyor. Christina Dimitriadis, Türkiye'de ilk kez sergilenecek Island Hoping projesi ile yaşam ortamlarını kendi merceğinden inceliyor. Hem mekansal hem de zamansal geçişlere odaklanan serisi; hareketli-değişken odak noktalarını insanın sınırları, kimliği ve hafızası üzerinden ele alıyor. Türkiye-Yunanistan sınırları arasında insan varlığından yoksun 30 adacığın yer aldığı sergide, tarihsel ve politik geçmişi karmaşık coğrafi varlıklar olarak adaları, Akdeniz'in sessiz imgelerine ve heykellerine dönüştürüyor. Christina Dimitriadis, 1967'de Selanik'te doğup, kökenleri dünyanın farklı yerlerine uzanan çok kültürlü bir ailede büyüdükten ve eğitim hayatını Parsons School of Design ve New School for Social Research'te film ve video üzerine tamamladıktan sonra deneyim ve hafıza kavramları üzerine çalışmaya başladı. Sanatçı, fotoğrafı kimlik kavramı üzerinden insan ilişkilerine dayalı otobiyografik bir duruşu ifade etmek için kullanıyor. Yirmi beş yılı aşkın çalışmalarında merceğini insan ve sınırları üzerinde yönelten sanatçı; insan kimliği, zaman ve mekandaki yabancılaşma temalarını işliyor. Sultan Abdülaziz'in talimatıyla Sarkis Balyan tarafından 1875 yılında inşa edilen Akaretler, o dönemde Dolmabahçe Sarayı'nın önemli görevlileri tarafından kullanılıyordu. 55 bin metrekare kapalı ve 5 bin metrekare açık olmak üzere toplam 60 bin metrekare kullanım alanı sunan Akaretler'in restorasyonu, Bilgili Holding tarafından gerçekleştirildi. Akaretler; ofislere, lüks konutlara, mağazalara, kafe & restoranlara ve W Istanbul Hotel'e ev sahipliği yapıyor. İstanbul'a yeniden kazandırılan, Avrupa'nın 2. büyük restorasyon projesi olan Akaretler, Londra'da Urban Land Institute'un ödülünü kazanmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ci-bloom-sanat-fuari-kapilarini-aciyor/", "text": "Türkiye'de çağdaş sanatın gelişmesi amacıyla çalışan sanat fuarı CI Bloom, 1-4 Haziran 2023 tarihleri arasında, LG OLED evo partnerliğinde, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonu'nda sanatseverlerin ziyaretine açılıyor. LG OLED'in Arjantinli tasarımcı ve dijital sanatçı Six N. Five iş birliği ile hayata geçirdiği Among The Sky sergisi, CI Bloom'da LG'nin yeni OLED evo ekranlarında sergilenecek. LG OLED evo partnerliği ile 1-4 Haziran 2023 tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonu'nda gerçekleştirilecek CI Bloom; 25 çağdaş sanat galerisi, 4 sanat inisiyatif ve 2 sanat kurumunu ağırlıyor. 286 sanatçının 572 eserinin sergileneceği CI Bloom programında, Contemporary Istanbul Vakfı'nın ve Borusan Contemporary'nin seçkisi izleyici ile buluşuyor. CI Bloom'da ayrıca Arjantinli tasarımcı ve dijital sanatçı Six N. Five'ın LG OLED iş birliği ile hayata geçirdiği Among The Sky sergisi de sanatseverlerle buluşacak. Sanata ilham veren LG OLED, yeni sanat biçimleri ile ilerleyen birçok sanatçıya yol gösterici oluyor. Geleneksel medyanın sınırlarını aşarak sanata ve sanatçıya yeni olasılıklar sağlayan LG OLED, OLED ekranlarına dayalı farklı iş birlikleriyle oluşturulan işlerin, OLED ART adlı yeni bir kültürel akım oluşturmasını hedefliyor. Six N. Five'la gerçekleştirilen global iş birliği de bu hedefin bir parçası olarak kabul ediliyor. Six N. Five'ın LG için özel olarak hayata geçirdiği Among The Sky sergisi, mayıs ayında New York Frieze çağdaş sanat fuarındaki gösteriminin ardından CI Bloom Sanat Fuarı'nda yerini alacak. LG OLED iş birliği için oluşturulan ve CI Bloom'da sergilelenecek çalışmalarda, Six N. Five'ın başka dünyalara açılan pencereleri ve bunların üzerinde yükselen başkalaşan gökyüzü ile meşguliyeti keşfediliyor. Sanatçı Six N. Five, referans noktaları manzara resmi, ekspresyonizm ve sürrealist ustaların fantezi dünyalarını içeren, ancak pratiği doğal olaylar ile yaratıcı ifadeler arasındaki ayrımı bulanıklaştırararak izleyicileri dinlenme, derin düşüncelere dalma ve yenilenme anları için biri fiziksel diğeri dijital olmak üzere iki dünya arasında bir anlığına duraklamaya davet eden hareketli betimlemeler üretmek için çağdaş tasarımın dijital araçlarından yararlanan çalışmalar ortaya koyuyor. Benzersiz kendinden aydınlatmalı görüntü kalitesi ve güçlü görüntü işleme teknolojileriyle LG OLED evo ekranlar, sanatçının eserlerinin sunumunda izleme deneyimini yükseltiyor. CI Bloom partnerliği ile ilgili bilgi veren LG Türkiye Ürün Direktörü Kevin Cho; LG OLED'in 10. yılını kutladığımız bugünlerde Türkiye'deki sanat projelerine desteğimizi sürdürüyor, Contemporary İstanbul Vakfı ile 2021 yılında başlayan partnerliğimizi bu yıl da CI Bloom'un ikinci edisyonu devam ettiriyoruz. Bu kapsamda, Arjantinli tasarımcı ve dijital sanatçı Six N. Five'ın yeni medya eserlerini, LG'nin son teknoloji kendinden aydınlatmalı OLED evo ekranlarında sunmanın gururunu yaşıyoruz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cigdem-canbakistan-altin-tablolar/", "text": "Altın, kolay kolay tepkimeye girmeyen çok kararlı bir element ve bu sebepten havadan ve sudan etkilenmiyor, Hiçbir zaman kararmıyor, donuklaşan bir görünüme girmiyor. Tarih boyunca bu özelliklerinden ötürü birçok yerde kullanıldı ve değerini hiç bir zaman kaybetmeden en kıymetli metallerden sayıldı. Bu güzelliği kendi resimlerinde uygulayan sanatçı Çiğdem Canbakış; Altın metaline uyum sağlayabilecek, doğru boya kullanarak yaptığınız resimler kat ve kat daha değer görüyor ve bu bir sanatçı için muhteşem bir duygu... diyor. İlkokul 1. Sınıf itibari ile resim ile tanıştım. Sınıfımızda Matematik dehası, yakışıklı, o dönem için popüler diyebileceğimiz ve de yaşına göre güzel resim yapan bir erkek sınıf arkadaşımız vardı. Öğretmenin her seferinde onun başını okşaması beni çileden çıkarmış adeta kıskançlık krizine sokmuştu. Kendimi ona kanıtlamak adına bir gece çöp adam bile çizemeyen ben gerçekten uğraştım ve öğretmenime bir resim yaptım. Resmimi teslim ettim bu kez de annene mi yaptırdın dedi, bana inandı mı inanmadı mı bilmiyorum ama yine de kafamı okşamamıştı onu net hatırlıyorum. O gün bugündür resim çiziyorum. Bu arada yıllar sonra öğrendim erkek arkadaşımız doktor mühendis olarak çıkar demiştim. Şimdi kendisi iyi bir sinema ve tiyatro sanatçısıdır. Çizimlerimi gören Bir iş Adamı dostumuz, resimlerimin çok değerli olduğunu, var olan değerin üstüne daha da değer katabileceğimi söyledi. İlk etapta anlayamamıştım. Sonrasında bana tek tek anlattı. Onun ve benim çabamla şu an dünyada tek olarak yaptığım altın tozu ile resim yapma sanatım ortaya çıktı. İlk denemelerim çok başarılı olmasa da şu an Amerika ve Türkiye başta olmak üzere Arap Ülkelerinde çok tutuldu. Kendimi devamlı geliştirdim. Geliştirmemde çok gezmenin büyük faydası oldu.. Bunlardan birisi de Amerika'daki Des Moines Capital binasıdır. Altın Kubbe'nin haricinde içerideki dekorasyonun birçok detayında altını görmek mümkün. Bu binaya her gittiğimde yeni bir şeyler bulabiliyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cimri-acik-hava-yaz-oyunlarinda-sanatseverlerle-bulusacak/", "text": "Devlet Tiyatroları, Açık Hava Yaz Oyunları kapsamında, bu hafta Ankara'da dünya klasiği Cimri'yi sahneleyecek. DT'den yapılan açıklamaya göre, koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde, sanatsal faaliyetlerden yazın da yararlanılması için hayata geçirilen proje, 3 Haziran Perşembe günü perdelerini açmış ve Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenen oyunlar sanatseverler tarafından yoğun ilgi görmüştü. Bu hafta, Ankara Devlet Tiyatrosunun sahnelediği Cimri Macunköy Yerleşkesi'nde perdelerini açacak. Jean-Baptiste Poquelin Moliere'in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu'nun çevirdiği ve Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği oyun, mal varlığını herkesten esirgeyen ama sempatik tarafı da bulunan bir karakter olan ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt'un canlandırdığı Harpagon'un yaşadıklarını anlatıyor. Dekor tasarımı Hakan Dündar'a, kostüm tasarımı Funda Karasaç'a müzikleri Kemal Günüç'e ve ışık tasarımı Osman Uzgören'e ait oyun 19, 20 ve 21 Ağustos'ta saat 21.00'de Macunköy Yerleşkesi'nde açık havada izlenebilecek. Ankara Devlet Tiyatrosunun ardından Bursa Devlet Tiyatrosu da 26, 27 ve 28 Ağustos'ta Tarla Kuşuydu Juliet oyunu ile Açık Hava Yaz Oyunları kapsamında Ankara'da tiyatroseverlerle buluşacak. Açık Hava Yaz Oyunları, eylülün son haftasına kadar birçok eseri sanatseverlerle buluşturmaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cinar-kultur-ve-sanat-merkezinden-cini-ogrenci-sergisi/", "text": "Çınar Kültür ve Sanat Merkezi eğitmenlerinden Çini Sanatçısı Gül Camadan ve öğrencileri tarafından hazırlanan Çini Öğrenci Sergisi, 22 Aralık 2022 6 Ocak 2023 tarihleri arasında sanatseverlerle buluştu. Geleneksel Türk çini sanatının farklı üsluplarından örneklerin yanı sıra serbest çalışmaların da sunulduğu sergide, 21 katılımcı öğrencinin ürettiği 90 eser yer aldı. 2021 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Çınar Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği, geleneksel Türk kültürünü yansıtan sanatların yanı sıra modern ve yenilikçi sanat anlayışlarına da bünyesinde yer veriyor. Derneğin faaliyetleri arasında Türk tezyini sanatları, geleneksel el sanatları, çağdaş ve geleneksel müzik, modern sanatlar, sanat ve edebiyat okumaları, seminer ve söyleşiler bulunuyor. Geçmişten gelen köklü sanat mirasını günümüz imkan ve yeniliklerini de göz önünde bulundurarak sunan Çınar Kültür ve Sanat Merkezi'nde 20'den fazla branşta, her biri alanında seçkin birer sanatçı olan eğitmenler tarafından eğitimler veriliyor. Sanatseverlerin oldukça yoğun bir ilgi gösterdiği bu sanat ve zanaatlar arasında, hem çocuklar hem de yetişkinler için hat, tezhip, minyatür, çini, resim, mefruşat, dikiş, el nakışı, porselen boyama, seramik, piyano, ud, ney eğitimleri yer alıyor. Uygulamalı olan bu sanatların yanı sıra alanında uzman sanat tarihçileri ve akademisyenlerin katılımıyla da zaman zaman teorik eğitim ve yerinde tarihi mekan gezilerine önem veren dernek, vizyonunu her geçen gün genişleterek sağlam temellerle yoluna devam ediyor. Çınar Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği, bünyesindeki sanatçıların ve öğrencilerin ürettiği eserleri, yıl içerisinde düzenlediği sergilerle sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Çınar Kültür ve Sanat Merkezi'nin eğitmenlerinden Çini Sanatçısı Gül Camadan ve öğrencileri tarafından hazırlanan çalışmaların görücüye çıktığı Çini Öğrenci Sergisi'nde, geleneksel çini sanatının farklı üslupları ve serbest çini çalışmalarından örnekler sergilendi. Sergide 21 öğrencinin toplamda 88 eseri yer alırken, Çini Sanatçısı Gül Camadan da iki eseriyle bu özel sergiye son dokunuşu yaptı. 22 Aralık 2022 6 Ocak 2023 tarihleri arasında Koşuyolu'nda bulunan Çınar Kültür ve Sanat Merkezi'nde gerçekleşen sergide, geleneksel çini sanatının günümüz örneklerini sunan birbirinden kıymetli duvar pano ve tabakları ile dik formda çalışmalar çini severlerle buluştu. Çınar Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği Başkanı S. Zeliha Özkök Arda ve Çini Sanatçısı Gül Camadan'ın ev sahipliğinde şık bir davetle kapılarını açan sergi, çini ve sanatseverler tarafından ilgiyle karşılandı. 5 Ocak 1976 tarihinde, Samsun'un Bafra ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Bafra'da tamamladı. 1993 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi İİBF İşletme Bölümü'nde eğitim görmeye başladı. Mezun olduktan sonra finans sektöründe iş hayatına atıldı. İlerleyen yıllarda amatörce ilgilendiği çizim ve resim merakını profesyonel olarak devam ettirmeye karar verdi. Finansla başlayıp sanatla devam eden meslek hayatında edindiği en önemli farkındalık, kişinin sevdiği işi yapması oldu. Bartu isminde 16 yaşında bir erkek çocuk annesi. Gençlerin sevecekleri alanlarda eğitim almalarını tavsiye ederek, her fırsatta bunu dile getirmekte. Çini işlemeciliği konusunda İSMEK Bakırköy kurslarına devam etti. Bu alandaki ilk eğitmeni, Sayın Sevim Ersoy'dur. Ve yıllar sonra üniversite sınavına tekrar girerek İstanbul Üniversitesi TBMYO Çini, Seramik ve Cam Bölümü'nü bitirdi. Aynı zamanda üç buçuk yıl Hırka-i Şerif Vakfı'nda Sayın Levent Kum hocadan desen tasarımı eğitimi aldu. Daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSMEK Çukurbostan Atölyesi'nde çini eğitmenliği ve tasarımcısı olarak görev yaptı. 2017 yılında Beşiktaş Belediyesi Sergi Salonu'nda Son-Gül'ün İlkleri isimli kişisel sergisini gerçekleştirdi. Halen Üsküdar ve Bakırköy'de çeşitli sanat atölyelerinde çini uygulama ve desen tasarımı dersleri vermekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cizginin-ahengi-sergisi-akmde-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Bilal Akkaya'nın eserlerinin yer aldığı Çizginin Ahengi modern hat sergisi, Atatürk Kültür Merkezi'nde izlenime sunuldu. Hattat Bilal Akkaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, serginin MÜSİAD Kadın tarafından bu yıl ilk kez gerçekleştirilen Uluslararası Farkındalık Zirvesi kapsamında sanatseverlerin beğenisine sunulduğunu söyledi. Akkaya, Esmaü'l Hüsna, İstanbul, Damla ve Özel koleksiyonlarında 800'e yakın mürekkepli ve renkli eserin yer aldığını, Çizginin Ahengi sergisinin de bu koleksiyonlardan seçilen 16 eserden oluştuğunu dile getirdi. Hüsnühat sanatına adını veren hat kelimesinin Arapçada çizgi anlamına geldiğini ve serginin adının da buradan ilhamla belirlendiğini belirten Akkaya, Önemli olan burada oluşturduğumuz çizgiyle karşı tarafa mesaj vermek. Biz buna dikkat etmeye çalışıyoruz. dedi. Çalışmalarında klasik hat eğitimden yola çıkarak yeni mimariye uygun tasarımlar yapmaya gayret ettiklerini dile getiren sanatçı, modern yorumların arka planında da bu düşüncenin yer aldığını ifade etti. Eserlerinin geri planında mutlaka bir hikayenin bulunduğunu vurgulayan sanatçı, Burada eserlerimden en önemlisi olan Ayasofya da var. Ayasofya Camii malumunuz yıllar sonra tekrar ibadethane olarak açıldı. Ben de bir sanatçı olarak bu mabede bir şeyler yapmam lazım diye düşündüm. dedi. Bilal Akkaya, farklı çalışmalara yer verdikleri eserlerin yanı sıra marka sanat projelerini de hayata geçirdiklerini, Türkiye'nin seçkin kurumlarının misyon ve vizyonuna uygun özgün tasarımları, markalar aracılığıyla sanatseverlerle buluşturduklarını kaydetti. Zirvenin Dönüşüm Bizimle Başlar sloganıyla düzenlendiğini anımsatan Akkaya, 40 yıldır gerçekleştirdiği çalışmalarda sanatta dönüşümü kendisinde amaç edindiğini söyledi. Akkaya, mekanla bütünleşen modern bir çizgide hazırlanan 21'inci kişisel sergisi Çizginin Ahenginin, zirve kapsamında AKM fuaye alanında gerçekleştirildiğini sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/coconda-yeni-sergi-terra-incognita-kesfedilmemis-topraklar/", "text": "Contemporary Istanbul Vakfı ve Yves Rocher Vakfı, 23 Eylül 30 Kasım 2021 tarihleri arasında Fişekhane'de yer alan sanat galerisi Cocoon'da Ayça Okay küratörüğünde düzenlenen Terra Incognita/Keşfedilmemiş Topraklar başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Terra Incognita, iklim dengesinin en önemli oyuncularından ağaçların metaforik anlamlarını merkeze alarak, hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız, bizler için keşfedilmemiş topraklar niteliğindeki ekolojik dengesizliğe odaklanıyor. Sergide CANAN, Canan Tolon, Çağrı Saray, Fabio Lattanzi Antinori, Koray Tokdemir, Murat Germen, Nancy Atakan, Nasan Tur, Nohlab, Ozan Atalan ve Seydi Murat Koç eserleri ile yer alıyor. Yves Rocher Vakfı tarafından uzun yıllardır sürdürülen Plant for Life/Yaşam için Ağaç Dikin projesine eklemlenen Terra Incognita; güncel sanatta çarpıcı, provoke eden ve şaşırtmayı seven 11 sanatçının resim, heykel, yeni medya ve enstalasyon yapıtlarını kimi zaman mekana yayılmış olan moloz yığını kimi zaman karanlığın ve sessizliğin hareketli imgeler ile yüksek tempoda müziğin müdahalesi ile izleyiciye sunuyor. Contemporary Istanbul Vakfı hedefleri arasında yer alan sürdürülebilir, kaynakları ihtiyaca göre kullanan, araştırma, uygulama ve paylaşma adımlarıyla şekillendirdiği ilkelerine bağlı olarak üçüncü yılının açılışını, ekolojik denge ve sürdürülebilirlik üzerine kurguladığı sergi serisinin ilki niteliğindeki Terra Incognita ile gerçekleştiriyor. Hayvan ve bitki türlerinin tükenişi, iklimin hızlı değişimi, kaynak tüketiminin sürdürülebilirlik seviyesi dünyamızı altıncı büyük kitlesel yok oluşuna doğru adım adım sürüklüyor. Küresel iklim değişikliği etkilerini azaltmak için bireylerin yapabileceği pek çok şey olmasına rağmen bu konudaki farkındalık yetersiz kalıyor. Latincede Keşfedilmemiş Topraklar anlamına gelen Terra Incognita iklim değişikliği hakkında bilinmeyen, alınması gereken önlemleri tanımlamak için, ağaç metaforunu merkeze alıyor. İmgesel ve algısal derinliğinin ötesinde yaşamımızı sürdürülebilir kılan ağaçlar; yeryüzü hikayelerinde iklim dengesinin başrolünü üstlenmenin yanı sıra kadim zamanlardan günümüze ideolojik, mimari, jeneolojik ve etik metaforlar ile pek çok anlamı kucaklamıştır. Formu, sosyal canlılar olarak birbirleriyle köklerindeki mantarlar yoluyla iletişim kurmaları ve kamusal alanda insanlara buluşma fonksiyonu sağlaması, yaşayan iki organizma ağaç ve insan arasındaki ilişkinin derinliğinin göstergesidir. Öyle ki insanların kesintisiz hareketine alan açan, sınırları genişledikçe içinde çeşitli katmanlar meydana getiren ağaçlar, Nazım Hikmet'in dizelerinde ifade ettiği yaşamı ve özgürlüğü ilişkilendiren demokrasi mücadelesinin ana kahramanı dahi olmuştur. Bugün çağdaş yaşam mücadelemize sıklıkla konu olan ağaçlar ise aslında yok oluşlarının habercisi niteliğindedir. Yves Rocher Vakfı tarafından ağaçlandırmayı yaygın hale getirme misyonu ile uzun yıllardır sürdürülen Plant for Life projesine dikkat çekmeyi hedefleyen Terra Incognita, güncel sanatta çarpıcı, kışkırtan ve şaşırtmayı seven on bir sanatçının yapıtının kimi zaman mekana yayılmış olan moloz yığını, kimi zaman karanlığın yüksek ses ve hareketli imgeler ile deforme edilmesiyle izleyiciyle buluşturarak farkındalık yaratmasını umuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuk-gozunden-iklim-eylemi-sergisi-acildi/", "text": "Her yıl Birleşmiş Milletler'in 17 Kalkınma Hedefi'nden birini sahiplenen ve Kalben Derneği, Güvensan Tesis Hizmetleri, Sosyal Fabrika, 39 Kalamış Marina Hotel iş birliğiyle gerçekleştirilen Temizlik Doğamızda Var Resim Yarışması, bu sene Çocuk Gözünden İklim Eylemi teması ile yapıldı. Toplam 41 çocuğun katıldığı yarışmada jüri tarafından belirlenen 16 eser, 39 Kalamış Marina Hotel'de yer alan 39 Galeri'de sergilenmek için seçildi. Güvensan Tesis Hizmetleri 39 Kalamış Marina Hotel Kurucusu Münteha Adalı küratörlüğünde yapılan resim yarışması, özellikle koruyucu aile kavramı hakkında farkındalığı artırmak ve çocukların dikkatini toplumsal sorunlara çekmek adına büyük önem taşıyor. Çocukların küresel olaylara dair farkındalıklarını geliştirmek ve çevresinde gözlemlediklerini resim sanatı ile ifade etmelerini sağlamak amacıyla Kalben Derneği, Güvensan Tesis Hizmetleri, Sosyal Fabrika ve 39 Kalamış Marina Hotel iş birliğiyle gerçekleştirilen; Arzum Küçük Ev Aletleri, Boyner, Demirkent Eğitim ve Araştırma Vakfı, Dünya Eko, Karya Grup ve Stabilo sponsorluğunda hayata geçen Temizlik Doğamızda Var Resim Yarışması'nın bu seneki teması Çocuk Gözünden İklim Eylemi olarak belirlendi. Geleneksel hale gelen Temizlik Doğamızda Var Resim Yarışması ile çocukların toplumsal sorunlara yönelik farkındalıklarını artırmayı hedeflediklerini dile getiren Güvensan Tesis Hizmetleri ve 39 Kalamış Marina Hotel Kurucusu Münteha Adalı, sergi açılışında yaptığı konuşmada Geleceğimize yatırım, bugünden çocuklarımıza yapılan yatırım olacaktır dedi. Koruyucu aile deneyimine sahip olan bireyler öncülüğünde kurulan Kalben Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Pelin Çalışkanoğlu Ekşi ise; Bir çocuk yetişir, tüm dünya değişir ilkesiyle çıktığımız bu yolda, sanatın çocuklarımız üzerindeki etkisini bu güzel projemizle birlikte bir kez daha vurguluyoruz şeklinde konuştu. Kalben Derneği, Güvensan ve 39 Kalamış Marina Hotel çocuklarının katıldığı resim yarışmasında, 41 eser jüri tarafından değerlendirildi. Münteha Adalı, Pelin Çalışkanoğlu Ekşi, Selin Bozkurt, Berna Acar, Burcu Kösem, Seydi Murat Koç, Maryam Salahi, Yasemin Öztürk, Eda Taşlı ve Zuhal Gezer Demirci'den oluşan jürinin seçtiği 16 eser, 39 Kalamış Marina Hotel'de gerçekleştirilen sergi açılışında açıklandı. Arzum Küçük Ev Aletleri, Boyner, Demirkent Eğitim ve Araştırma Vakfı, Dünya Eko, Karya Grup ve Stabilo'nun sponsor olduğu yarışmada, eserleri seçilen çocuklara sponsorlar tarafından çeşitli hediyeler ve hediye çeki verilirken, Demirkent Vakfı ise bir çocuğa bir senelik eğitim destek bursu hediye etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuk-korosu-dijital-konser-verdi/", "text": "Beşiktaş Belediyesi Çocuk Korosu, koronavirüs salgını nedeniyle sosyal izolasyonun önem kazandığı bugünlerde tüm dünya çocukları için dijital ortamda bir araya gelerek, A. Venturi'nin Kar adlı eserini seslendirdi. Koro, A. Venturi'nin Kar adlı eserini tüm dünya çocukları için seslendirdi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na sayılı günler kala tüm dünya çocuklarına bu çalışmasıyla moral vermeyi amaçlayan koroyu tebrik eden Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat; Beşiktaş Belediyesi Çocuk Korosu 'ndaki 51 çocuğumuz, evde olduğumuz şu günlerde dijital kanallar üzerinden buluşarak, tüm dünya çocukları için A. Venturi'nin 'Kar' adlı eserini seslendirdiler. Şef Güneş Kaya önderliğinde müthiş bir iş çıkaran koromuzu tebrik ediyorum şeklinde konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocukca-caz-konseri-akordeon-ustasi-edward-arisin-esliginde-duzenlendi/", "text": "Kadıköy Belediyesi Çocuk Sanat Merkezi'nin bu yıl 4'üncüsünü düzenlediği Çocukça Caz Konseri, akordeon ustası Edward Aris'in eşliğinde Yeldeğirmeni Sanat Merkezi'nde düzenlendi. Kadıköy Belediyesi'nin çocukların sanat eğitimine destek vererek çok boyutlu düşünmelerine ve estetik duygularının gelişimine katkı sağlamak için hizmete açtığı Çocuk Sanat Merkezi öğrencileri, her yıl aralık ayında yeni yılı müzikle karşılamak için Çocukça Caz Konseri veriyor. Geleneksel hale gelen konser, bu yıl 25 Aralık Cuma günü Yeldeğirmeni Sanat Merkezi'nde gerçekleşti. Her yıl, cazın önemli isimlerinden konukları da sahnesinde ağırlayan konserin bu yılki konuğu, akordeon ustası Edward Aris oldu. Aris'in, Çocuk Sanat Merkezi öğrencileri ve öğretmenleriyle birlikte sahneye taşıdıkları eserler arasında Autumn leaves ve Fly me to the moon gibi caz müziğine damgasını vurmuş eserler yer aldı. Yeldeğirmeni Sanat Merkezi'nin kendisine özgü akustik ortamında gerçekleşen konser izleyicilere keyifli bir akşam sundu. Çocuk Sanat Merkezi'nde 3 yaşından 14 yaşına kadar öğrenciler, alanında uzman öğretmenlerden eğitim alıyor. Merkez 2007 yılında enstrüman kursları ile başladığı yolculuğuna dans, bale, drama ve resim kurslarını da ekleyere sanata duyarlı nesillerin yetişmesine katkı sağlıyor. Pandemi sürecinde yüz yüze eğitime ara veren Çocuk Sanat Merkezi'nde eğitimler çevrimiçi olarak devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuklar-cumhuriyet-icin-ciziyor/", "text": "Kız çocuklarının inandığı ideallere ulaşmasını desteklemek için Dr. Dilek Kaya İmamoğlu'nun fikir öncülüğünde İBB İstanbul Vakfı çatısı altında hayata geçen Büyüt Hayallerini, özel bir projeye daha imza atıyor. Tüm çocuklar, 'Çocuklar Çiziyor Hayaller Büyüyor' projesiyle Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı'na dair hayallerini resimle paylaşmaya davet ediliyor. Projede dereceye girenler, İBB konuğu olarak İstanbul'da misafir edilecek. Eserler İBB Cumhuriyet'in 100. yılı özel gösterisinde sergilenecek. Ekonomik, toplumsal ve sosyolojik engelleri kız çocuklarının önünden kaldırmak, eğitimlerini desteklemek için İstanbul Vakfı çatısı altında başlatılan Büyüt Hayallerini projesi, Cumhuriyet'in 100. yılı için resim yarışması düzenliyor. 6-14 yaş arasındaki tüm çocuklar, Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı için hayallerini çizmeye davet ediliyor. Projeye 22 Ağustos 2023-25 Eylül 2023 tarihleri arasında gönderilen resimlerden seçilenler, 29 Ekim 2023 gecesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cumhuriyet'in 100. Yılı özel gösterisinde sergilenecek. Seçilen resimlerin sahibi çocuklar, aileleriyle birlikte bu özel gecede İstanbul'da misafir edilecek. Başvuruların katılımcılar adına sadece ebeveynler veya yasal temsilcisi tarafından yapılabildiği projeyle ilgili detaylı bilgi ve başvuru sayfasına https://buyuthayallerini. com/cocuklar-ciziyor-hayaller-buyuyor/ adresinden ulaşılabilir. Projenin fikir öncülüğünü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu yapıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuklar-sanatin-kimyasini-kesfediyor/", "text": "BASF'nin çocuklara kimyayı ve bilimi daha yakından tanıtmayı amaçladığı, çocukların zararsız maddelerle interaktif ve eğlenceli deneyler yapmasına imkan tanıyan Kids' Lab eğitim programı, Sanatın Kimyası Atölyesi ile devam ediyor. Bu atölye 5-7 ve 8-12 yaş grubu çocukları sanat ve kimya ile buluşturuyor. Çevrimiçi yürütülen programa Türkiye'nin her yerinden çocuklar sınıf arkadaşlarıyla birlikte katılıyor. Sanatın Kimyası Atölyesi üç uygulama adımından oluşuyor. Programın ilk uygulaması, çocukların hayal gücünü tetikleyen, renkleri tanıtan, boya yapımının tarihine sanat tarihi üzerinden değinen ve İstanbul Modern'in koleksiyonundan örneklerin yer aldığı bir sunum ile başlıyor. İkinci adımda bir kimya öğretmeni rehberliğinde çocuklar, rezervasyon sırasında iletilen listede belirtilen malzemelerle kendi boyalarını oluşturuyor ve deney raporlarını hazırlıyor. Programın son adımında, çocuklar hazırladıkları boyalar ile soyut resim uygulaması gerçekleştiriyor. Yapılan resimler ve tutulan deney raporları Kids' Lab resim galerisinde sergileniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuklara-ozel-muzayede-istanbulda-ilk-kez-akmerkezde/", "text": "Akmerkez, çocuklarda sanat koleksiyonerliği bilincini geliştirmek amacı ile düzenlenen Çocuklara Özel Müzayede etkinliğine ev sahipliği yapıyor. 1-6 Şubat tarihleri arasında İstanbul'da ilk defa gerçekleşecek etkinlik ile minik ziyaretçiler, sanata karşı sevgi ve ilgilerini arttırarak estetik bakış açılarını erken yaşta geliştirme imkanı bulacak. Akmerkez, İstanbul'da ilk defa gerçekleştirilecek Çocuklara Özel Müzayede etkinliği ile sömestir döneminde çocukları sanatla buluşturmaya hazırlanıyor. Çocukları sanatla tanıştırmanın yanı sıra çocuklarda sanat sevgisi, koleksiyonerlik bilinci ve estetik bakış açısını erken yaşta pekiştirmek amacıyla hayata geçirilen etkinlik, 1-6 Şubat tarihleri arasında Akmerkez etkinlik alanında çocuklarla buluşacak. RC Müzayede iş birliği ile hayata geçirilen etkinlik kapsamında Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Yunanistan ve Türkiye'den 20 farklı sanatçının 80 adet eseri, minik sanatseverlerin ilgisine sunulacak. 1-6 Şubat tarihinde gerçekleşecek etkinlik boyunca eserlerin sergilenmesi devam ederken; 5-6 Şubat tarihlerinde saat 15.00'da minik misafirler, müzayede deneyimi yaşama ve sanat koleksiyonerliği ile tanışma imkanı bulacak. Çocukların katılımına açık olacak Çocuklara Özel Müzayede'de; Ukrayna'dan Aleksandr Uglov, Oleg Poberezhnyı, Sender Petr, Sergey Shcherbakov, Suna Özkalan ve Victor Shevchenko, Gürcistan'dan David Sanaia, Azeybeycan'dan Shahnaz Aghayeva, Yunanistan'dan Spyros Georgas, Türkiye'den ise Cengiz Çapanoğlu, Cüneyt Süer, Efgan Beyaz, Haluk Evitan, Hikmet Çetinkaya, Hülya Yücel, Hüseyin Macar, Işık Çuhacıoğlu, Neşe Evitan, Özcan Allahverdi ve Yavuz Bozkurt gibi sanatçılar, eserleriyle müzayedede yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuklara-ozel-resim-muzayedesi/", "text": "Ulusça büyük bir coşkuyla kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda Akasya AVM, farklı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Çocuklarda sanat sevgisi, koleksiyonerlik bilinci ve estetik bakış açısını erken yaşta pekiştirmek amacıyla hayata geçirilen Çocuklara Özel Müzayede büyük ilgi gördü, çocukların hayatına renk kattı. Sessiz Müzayede'nin kurucuları, ünlü küratörler Rahmi Çöğendez & Yuliya Ergene ikilisinin sunumuyla gerçekleşen müzayede, son derece renkliydi. 23 Nisan Cumartesi ve 24 Nisan Pazar günü olmak üzere iki gün arka arkaya düzenlenen resim müzayedesinde, Türkiye ve yurt dışından sanatçıların ürettiği eserler önce minik sanatseverlere tanıtıldı, ardından açık arttırma ile satışa sunuldu. Katılımcı minik sanatseverlere dağıtılan bayrakları havaya kaldırarak pey süren çocuklar, eserlerin tamamını çekişmeli geçen bir müzayede sonunda satın aldılar. Çocuklarının arkalarında onları dikkatle izleyen anne ve babalar, Kadıköy Life Dergisi'ne yaptıkları açıklamalarda etkinliğin son derece yerinde bir uygulama olduğunu belirterek; sık sık farklı yerlerde, farklı mekanlarda tekrarlanmasında büyük fayda olacağı konusunda görüş bildirdiler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuklara-ozel-yilbasi-atolyeleri-rahmi-m-koc-muzesinde/", "text": "Çocuklar bu atölyede önce ahşap objeleri boyuyor, ardından bu objeleri cam bir fanusa yerleştiriyor. Ortaya ışıklarla aydınlatılan bir yılbaşı küresi çıkıyor. Bu tasarım atölyesinde çocuklar laternanın ne olduğunu, nasıl çalıştığını öğreniyor. Birbirinden farklı ürünlerle kendi kutularını tasarlayarak yılbaşına müzik katıyor. Işıklı bir yılbaşı ağacı yapmaya ne dersiniz? Çocuklar, ahşaptan yapılmış yılbaşı ağaçlarını hem boyuyor hem ışıklandırıyor. Rahmi M. Koç Müzesi'nde sergilenen Dünya Bebekleri Sergisi'nden esinlenerek hazırlanan bu atölyede çocuklar önce sergiyi geziyor. Ardından sergideki bebeklerin hikayelerini öğrenerek yılbaşı konseptinde peg bebeklere ev tasarlıyor. Atölyelere ilişkin detaylı bilgi muzeegitimi@rmk-museum. org. tr adresinden alınabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuklarin-gelecegine-sanatin-anlamli-dokunusu-2/", "text": "Reklamcı ve sunucu Banu Sağnak Erten ve Y. Mimar Bahar Aykaç ; sanat ile eğitimi kucaklaştıran 'Mutlu Çocuklar, Aydınlık Yarınlar! projesiyle, 30'dan fazla resim, heykel ve fotoğraf sanatçısını anlamlı bir amaç için bir araya getirdi. Projenin ilk ayağında, sanatçıların eserlerinden Anneler Günü ve Bayram Tebrik sertifikaları tasarlandı. İsme özel oluşturulabilen bu dijital kutlama sertifikaları, projeye katkı sağlamak üzere Türk Eğitim Derneği'nin ve BBartpool'un online platformunda satışa sunuldu. Banu Sağnak Erten'in aynı zamanda ressam kimliğiyle yer aldığı projeden elde edilen tüm gelir, Türk Eğitim Derneği'nin başarılı ancak maddi olanakları yetersiz çocukların eğitimlerine devam edebilmesi amacıyla kurduğu burs fonuna aktarıldı. Projenin ikinci ayağı İlk Nefes sergisi ise 9 Haziran Çarşamba günü Galatasaray'ın tarihi binası Mısır Apartmanı'nın teras katında bulunan 360 İstanbul'da, cemiyet hayatından sanat ve yardım severlerin buluştuğu açılış davetiyle başladı. Küratörlüğünü Işık Gençoğlu'nun yaptığı İlk Nefes / First Breath sergisi 9-16 Haziran tarihleri arasında 360 İstanbul'da ziyaret edilebilecek. 30'dan fazla resim, heykel ve fotoğraf sanatçısının ev sahipliği yaptığı sergide eserler, çocuklar yararına satışa sunuldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cocuklarin-gelecegine-sanatin-anlamli-dokunusu/", "text": "Reklamcı ve sunucu Banu Sağnak Erten ve Y. Mimar Bahar Aykaç; sanat ile eğitimi kucaklaştıran 'Mutlu Çocuklar, Umutlu Türkiye' projesiyle, 30'dan fazla resim, heykel ve fotoğraf sanatçısını anlamlı bir amaç için bir araya getiriyor. Banu Sağnak Erten'in bu ressam kimliğiyle yer aldığı projeden elde edilen tüm gelir, Türk Eğitim Derneği'nin başarılı ancak maddi olanakları yetersiz çocukların eğitimlerine devam edebilmesi amacıyla kurduğu burs fonuna aktarılacak. Türk Eğitim Derneğinin başarılı ancak maddi olanakları yetersiz öğrencilerine burs desteği sağlamak üzere reklamcı ve sunucu Banu Sağnak Erten ve Y. Mimar Bahar Aykaç; yaklaşık 30 sanatçının eserlerinden Anneler Günü ve bayram tebrik sertifikaları tasarladı. İsme özel oluşturulabilen bu dijital kutlama sertifikaları, projeye katkı sağlamak üzere Türk Eğitim Derneği'nin online platformunda satışa sunuldu. Sanat ve yardımseverler, eserlerin tamamından oluşan dijital sergiyi 8-9 Mayıs Anneler Günü'nden itibaren Türk Eğitim Derneği'nin platformunda izleyebilecekler. Küratörlüğünü Işık Gençoğlu'nun yapacağı 'Mutlu Çocuk, Umutlu Türkiye' adlı serginin haziran ayında görücüye çıkması planlanıyor. 30'dan fazla resim, heykel ve fotoğraf sanatçısının ev sahipliği yapacağı sergide eserler çocuklar yararına satışa sunulacak. Sema Özdemir Akbel, Didem Kavuzlu, Yeşim Önde, Özgül Önalan, Ayşe Topçu, Ayşe Aygen Deniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/colorbox-fenerbahcede-acildi/", "text": "Sanatçılarımıza ve sanatçı adaylarına güzel bir haberimiz var. Sanat üretiminde gerekli araç gereçlerden oluşan sanatsal malzemelerin satışını yapan Colorbox, bu konuda emek verenlere bir adım daha yaklaşmak adına Fenerbahçe'de üçüncü şubesini, sanatçıların sihirli dokunuşlarıyla açtı. Bu tür malzemeleri temin edebilmek için Kadıköy'e veya İstanbul'un Avrupa yakasına geçmek zorunda kalan kullanıcılar, artık daha yakınlarından bu ürünleri temin edebilecekler. Alanında uzman, güler yüzlü ve deneyimli ekibi ile Colorbox, sizi sanat yapmaya çağırıyor. Dr. Faruk Ayanoğlu Caddesi üzerinde hizmete giren Colorbox Fenerbahçe mağazasında her türlü sanatsal malzemelere ulaşmak mümkün. Çeşitli workshop ve sanat etkinlikleri için tüm sanatçı ve sanatçı adaylarının ziyaretine açık olacak Colorbox'da ziyaretçiler, malzemeleri mağazada deneyerek satın alabilecekler. Sanat özgürlüktür! Sanata inanıyor, sanatın getirdiği özgürlüğü ve yaratıcılığın haz duygusunu iyi biliyoruz sözleriyle sanata ve sanatçılara destek olmak adına İstanbul'un belirli noktalarında şubeler açma hedeflerinin devam edeceği bilgisini paylaşan Colorbox ailesi, motto olarak belirlediği Bu şehri sanatçılarla doldurmak istiyoruz sözü ile bu yolda çaba harcamayı sürdüreceklerini dile getirdiler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/colorbox-kozyatagi-magazasi-artik-yeni-adresinde/", "text": "Winsor & Newton, Liquitex, Montana Cans gibi dünya markalarını sanatseverlerle buluşturan Colorbox ''Bu şehri sanatçılarla dolduracağız!'' sloganıyla her yaştan sanatseveri destekliyor. Her hafta sosyal medya üzerinden gerçekleştirdikleri canlı yayınlarla, hem bilgilendirme yapıp hem de uygulamalı anlatımlarla sanatseverlerin sorularını yanıtlayan ekip; İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'na (3-7 Kasım 2021/Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı) herkesi davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/contemporary-istanbul-16-aralikta-sanatseverlerle-bulusacak/", "text": "Türkiye ve dünya çağdaş sanatından örnekleri bir araya getiren etkinlik, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleştirilecek. Akbank'ın ana sponsorluğunda yapılacak fuar, 14-15 Aralık'ta VIP ön izlemeye açık olacak. Fuarın bu yılki programında, uluslararası iletişimin önemi, çağdaş uluslararası sanatçıların azmi ve sanatın kendisinin kapsayıcılığı konularına odaklanılacak. CI'a özel hazırlanan dijital platform, dünyanın her yerinden sanat hayranlarının ve meraklılarının kültürel etkinliğin keyfini çıkarmasına ve çevrim içi özel içeriklere erişmesine olanak tanıyacak. Konuya ilişkin yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, Contemporary Istanbul'un 15. yıl dönümünde sanatı ve sanat camiasını yeniden canlandırma fırsatına sahip olduğumuz için çok heyecanlıyız. İstisnasız tüm kreatif endüstriler ve sanat dünyasının büyük bir kesimi, salgından çok etkilendi ancak bu yılki etkinliğe katılımları için şimdiden ön rezervasyon yapmaya başlayan sanatseverlerin yoğun ilgi ve desteğini görmekten memnuniyet duyuyoruz. ifadelerine yer verdi. Yeni tip koronavirüs (Covid 19) tedbirleri kapsamında, fiziki fuar alanını ziyaret edecek sanatseverler, önceden katılacakları gün ve saatleri bildirerek fuara akredite olarak girebilecek. Etkinlik alanına HES kodu ile girilebilecek ve ziyaret maksimum 4 saat sürecek. Ayrıca katılımcılara ek güvence sağlamak için hassasiyetle yerleştirilmiş havalandırma sistemleri ve sıcaklık kontrollerinin yanı sıra zaman aşamalı giriş, stratejik yerleşim ve yönlendirilmiş akış gibi önlemler de uygulamaya konulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/contemporary-istanbul-18-edisyonu-on-gosterim-ile-basladi/", "text": "Türkiye'deki hızla yükselen kültür ve sanat ortamını koleksiyonerler ve sanatseverlerle buluşturma yolunda önemli bir misyon üstlenen Contemporary Istanbul, ön gösterim ile başladı. Tersane İstanbul'da 26-27 Eylül 2023 tarihlerindeki ön gösterim dışında, 28 Eylül-1 Ekim 2023 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak olan Contemporary İstanbul'un 18. Edisyonu, 25 ülkeden 75 galeri ve sanat girişimine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Sanat Dergisi olarak özel davetiye ile ön gösterimine katıldığımız Contemporary Istanbul 'un 18. Edisyonu'na Avrupa, Orta Doğu, Güney Amerika, Afrika, Doğu Asya ve ABD'den katılan galeriler bünyesindeki sanatçıların ilgi gösterdiğini gözlemledik. Pek çoğu ile yaptığımız özel röportajlar, hem internet haber portalımızda hem de 15 Ekim'de yayınlanacak olan İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısında yer alacak. 18. Contemporary Istanbul'un mekanı olan Tersane İstanbul, Haliç üzerinde yer alan muhteşem bir mimari simge. Osmanlılar tarafından imparatorluk tersanesi olarak kullanılan alanın geçmişi 15. yüzyıla kadar uzanıyor. Tersane'nin tarihi binaları, yakın zamanda Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından yenilendi. 26 Eylül-1 Ekim 2023 tarihleri arasında gerçekleşecek etkinlik alanına deniz yoluyla ulaşım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Hatları tarafından sağlanacak. Kadıköy, Üsküdar ve Beşiktaş'tan hareketle Contemporary Istanbul'un Tersane'deki yerine 500 metre mesafedeki Hasköy İskelesi'ne erişim olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/contemporary-istanbul-basliyor/", "text": "Contemporary İstanbul, bu yıl 5 10 Ekim 2021 tarihleri arasında Akbank'ın ana sponsorluğunda, ilk kez Tersane İstanbul'da 9500 m2 kapalı ve 10.000 m2 açık alanda 57 galeri ve kurumu, sanatçıyı, koleksiyoneri, uluslararası basını ve ziyaretçileri Tersane İstanbul'da ağırlayacak. Fuarda bu yıl 30 sanatçının büyük ölçekli iş ve heykellerin yer aldığı The Yard Evdeyim Evdeyim Evdeyim sergisi, sanatın sürdürülebilirliğine dikkat çeken Gelecek için Bayraklar sergisi, 100 Yaşındaki Heykelci: İlhan Koman sergisi, 15 kadın sanatçının yer aldığı Akrasia sergisi, Sıtkı Kösemen Dönüşümler sergisi ile 1970'lerden başlayan siyah-beyaz Bodrum fotoğrafları, Burhan Doğançay ile Ekrem Yalçındağ'ın eserlerinin birbirlerine dokundukları bir sergi yer alacak. Ayrıca bu yıl 31. kez düzenlenen Akbank Caz Festivali kapsamında Tersane İstanbul'daki fuar alanında caz konserleri de yapılacak. Contemporary Istanbul'un 16. edisyonu, The Yard isimli, düzenlemesi Aslı Ünal tarafından gerçekleştirilen bir heykel sergisi ile izleyiciyi karşılıyor. Evdeyim Evdeyim Evdeyim isimli sergi, fuara yeni ev sahipliği yapan Tersane İstanbul'un T8 binasına ve dış avlu alanına yayılan, büyük boyutlu heykeller ve yerleştirmeler ile seçim yapma kapasitesini, yapmak ve seçmek ya da yapmamak veya seçmemek arasında karar verme kapasitesini inceliyor. Bu yeni sergi, duygu ve düşüncelerin değişkenlik içinde önemini yitirdiği ya da önem kazandığı dünyada, bu tarihi mekanda yapılan kurgu ile izleyici ile samimi bir iletişim kurabilmeyi umuyor. Sergide 30 sanatçının 38 eseri yer alıyor. Gelecek için Bayraklar başlıklı diğer sergi ise, bayrak kavramını yeni bir anlayış ile ifade ederken bayrağı kolektif düşünce ve özgür sanatsal ifade için bir çalışma alanı olarak görmeye davet ediyor. 25 sanatçının katılımı ile gerçekleşen serginin ssatışlarından elde edilen gelirlerle Parley for the Oceans ve TURMEPA'ya bağış yaparak kıyı ve denizlerin korunmasının desteklenmesi amaçlıyor. Sergide işleri yer alan sanatçılar arasında Aşan Akın, Can Altay, Miquel Aparici, Tanzer Arığ, Pınar Akkurt, Bahadır Baruter, Mike Berg, Raul Beteta, Guido Casaretto, Uğur Cinel, Tevfik Çelebi, Ebru Döşekçi, Osman Dinç, Ayçesu Duran, Genco Gülen, Didem Erk, Ayşe Erkmen, Rachel Hayes, Kadriye Inal, Serdar Kaynak, Esra Kuli, Herbert Mehler, Gönül Nuhoğlu, Irfan Önürmen, Nilay Özenbay, Ardan Özmenoğlu, Günnur Özsoy, Tuba Önder Semercioğlu, Mithat Şen, İrem Tok, Erdil Yaşaroğlu, Clemence Wolf bulunuyor. Contemporary Istanbul ve Hepsiburada'nın uzun süreli iş birliğinin ilk adımı olarak düzenlenen Akrasia başlıklı sergide 15 kadın sanatçının eserleri yer alıyor ve sergiden elde edilen gelir Tohum Otizm Vakfı'na bağışlanacak. Sergide yer alan sanatçılar arasında Azade Köker, Begüm Yamanlar, Belkıs Balpınar, Devran Mursaloğlu, Ebru Döşekçi, Ebru Uygun, Günnur Özsoy, Gamze Kopuz, Hale Tenger, Hayal İncedoğan, Jennifer İpekel, Neriman Polat, Nilbar Güreş, Şerife Bilgili Ercantürk, Şükran Moral İpekel, Neriman Polat, Nilbar Güres Petting My Dog, Şerife Bilgili Ercantürk, Şükran Moral bulunuyor. Fotoğraf sanatçısı ve mimar Sıtkı Kösemen'in 1973-1989 yılları arasında Bodrum'da çektiği fotoğraflardan oluşan ve kentin tüm bileşenlerine tanıklık eden 'Dönüşümler' sergisi de 16. Contemporary İstanbul'da yer alacak. Küratörlüğünü Bihter Sabanoğlu'nun yaptığı ve Nef'in katkılarıyla gerçekleşen sergide sanatçının 21 eseri bulunuyor. Geçmişle bugünü buluşturan eserler, Sıtkı Kösemen'in bakış açısıyla zamandan bağımsız bir şekilde ortaya konulan bir Bodrum günlüğünü yansıtıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/contemporary-istanbul-en-genc-sanatcisi-elenka-nazarova/", "text": "Contemporary Istanbul'un en genç katılımcı sanatçılarından biri de Elenka Nazarova. Etkinliğe Bulgaristan'dan katılan Nazarova, 7 parçadan oluşan çalışmalarını Collect Gallery standında sergiliyor. Resim yapmaya çok küçük yaşlarda başlayan Elenka Nazarova, Sofya'da yaşıyor. Sanat lisesinde eğitim alıp, ardından yöneldiği resim çalışmalarını katıldığı grafik kursları ile zenginleştirmiş. Henüz 24 yaşında olmasına rağmen ilk solo sergisini 17 yaşında açan Nazarova, 7'si kişisel ve 45'i karma olmak üzere toplam 52 sergide eserlerini sergilemiş. Kuşak olarak uygun olmasına rağmen dijiital sanat konusunda mesafeli olduğunu aktaran Elenka Nazarova; İlk bakışta çok etkileyici olsa da sonunda dokunmak gerekiyor. Bana göre dokunamadığın zaman hissedemiyorsun, hissetmediğinde de sanat olarak yorumlamakta zorlanıyorum. Tabi bu sadece bana göre böyle. Saygı duyuyor muyum, elbette saygı duyuyorum diyor. Nazarova'nın çalışmalarını 7. binadaki Collect Gallery standında görebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/contemporary-istanbul-haziranda-sanatseverlerle-bulusacak-2/", "text": "Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, Yaşadığımız bu süreçte Contemporary Istanbul ekibi ve ana sponsorumuz Akbank ile sanatın iyileştirici gücüne inanarak bu fuarı büyük bir özveri ile gerçekleştireceğiz dedi. Contemporary Istanbul, 1-6 Haziran tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, Rumeli Salonları'nda sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Akbank ana sponsorluğunda 15. kez kapılarını açacak olan Contemporary Istanbul'a ilişkin detaylar, Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ve Akbank Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı Murat Göllü'nün katıldığı toplantıda paylaşıldı. Güreli, bu yıl Türkiye'den galeriler, enstitüler ve kurumlarla birlikte düzenlenen fuarla ilgili görüşlerini ve fuara gelecek olan sanatseverleri nelerin beklediğini anlattı. Bu yıl yönetim olarak bir karar aldıklarını ifade eden Göreli, Bu sene Haziran ayında 15. fuarımızı yapacağız ama eylül ayında da 16. Contemporary Istanbul'u normal zamanında gerçekleştireceğiz. 15. fuarımızı daha çok Türkiye'deki çağdaş sanat ortamının adeta bir açılımı bir baharı olarak konumlandırabiliriz. dedi. Akbank Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı Murat Göllü ise 11 sanatçının eserlerinin yer aldığı ve Prof. Hasan Bülent Kahraman küratörlüğünde gerçekleşen Olan ve Aşkınlık başlıklı serginin 1-6 Haziran tarihleri arasında Akbank Sanat standında ziyaret edilebileceğini söyledi. Fuar, VIP Ön İzlemesi 1-2 Haziran, Genel Ziyaretçi programı ise 3-6 Haziran'da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonlarında gerçekleştirilecek. Contemporary Istanbul'un bu edisyonuna Contemporary Istanbul Vakfı, Akbank Sanat, Baksı Müzesi, Borusan Contemporary, Odun Pazarı Modern Müzesi ve Otonom Art Events de katılacak. Ziyaretçilerin salgın tedbirlerine uyularak ve gerekli kontroller sonrasında salona alınacağı fuarda, ön izleme günleriyle birlikte, çağdaş sanat performansları, solo sergiler ve galeriler tarafından eserleri sergilenen sanatçıların katılımıyla 1 Haziran'da Sanatçı Günü etkinlikleri yapılacak. Bu yıl fuarda, Anna Laudel, Art On İstanbul, Art Refinery, Artopol Art Gallery, Bozlu Art Project, C24 Gallery, CEP Gallery, De Artium, Dirimart, Faar Art Gallery, Galeri 77, Galeri Binyıl, Galeri Diani, Galeri MCRD, Galeri/Miz, Galeri Nev İstanbul, Galeri Siyah Beyaz, Gama Gallery, Öktem Aykut, Pi Artworks, Piramid Sanat, Sanatorium, Sevil Dolmacı Art Gallery, Vision Art Platform, x-ist, Zilberman Gallery yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/contemporary-istanbul-haziranda-sanatseverlerle-bulusacak/", "text": "Bu yıl 15. edisyonu düzenlenen Contemporary Istanbul, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde Türkiye'deki çağdaş sanat galerilerinin katılımıyla kapılarını açacak. 15. Contemporary Istanbul, Türkiye'deki çağdaş sanat galerilerinin katılımıyla 1-6 Haziran'da yapılacak. Güncellenen tarihlere göre, fuarın VIP Ön İzlemesi 1-2 Haziran, Genel Ziyaretçi programı ise 3-6 Haziran'da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonları'nda gerçekleştirilecek. Sürdürülebilir sanat ortamının sağlanması için sanat kurumları ve galerilerle birlikte hareket eden Contemporary Istanbul, 15. edisyonunda sadece Türkiye'nin önde gelen galerileriyle ziyaretçilere ulaşacak. Ziyaretçilerin salgın tedbirlerine uyularak ve gerekli kontroller sonrasında salona alınacağı fuarda, ön izleme günleriyle birlikte, çağdaş sanat performansları, solo sergiler ve galeriler tarafından eserleri sergilenen sanatçıların katılımıyla Sanatçı Günü etkinlikleri yapılacak. Her yıl yeni medya sanatından yenilikleri bir araya getiren Plugin bölümünde ise Esra Özkan küratörlüğünde post- teması üzerinden insan-makine iletişimindeki akışa, yapay zekaya, insan-sonrası tartışmalarına, dijital karakterlere, birbiri içine geçen ve ayrılan yeni medyanın farklı yaklaşımlarına ve biyo sanat gibi üretim şekillerine yer verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/contemporary-istanbulun-15-edisyonu-icin-biletler-satisa-sunuldu/", "text": "Contemporary Istanbul'un genel ziyaret günleri için biletler Biletix üzerinden satışa sunuldu. 14 15 Aralık 2020 tarihlerinde VIP ön izleme, 16 20 Aralık 2020 tarihleri arasında ise genel ziyarete açık olacak olan Contemporary Istanbul'un genel ziyaret günleri için biletler 27 Kasım 2020'de Biletix üzerinden satışa sunuldu. Bölgenin önde gelen çağdaş sanat fuarı Contemporaray Istanbul'un 15. edisyonu planlandığı tarihlerde hem fiziksel hem çevrimiçi olarak yapılacak olup; fuarın giriş fiyatları bu sene hafta arası ve hafta sonu, tam 120 TL, indirimli 80 TL olarak açıklandı. Contemporary Istanbul, bu yıl İstanbul Kongre Merkezi'nin 10 bin m2 fuar alanında yapılacak. Etkinlik alanına HES kodu ve ateş ölçümü yapıldıktan sonra girilebilecek ve ziyaretçiler fuar alanında bilet aldıkları saat aralığında kalabilecekler. Zaman aşamalı giriş, stratejik yerleşim ve yönlü akış gibi önlemler de uygulamada olacak. Covid 19 önlemleri doğrultusunda havalandırma sistemi de yalnızca taze dış havanın kullanılacak şekilde düzenleniyor. Ayrıca üzerlerinde CI Sağlık Denetimi Ekibi, CI Health Inspection Team yazan özel eğitilmiş bir ekip alanda hazır bulunacak. Ekibin görevi alınmış olan önlem ve uygulamaları kontrol etmek ve izlemek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/contemporary-istanbulun-15-edisyonu-online-olarak-yapilacak/", "text": "Contemporary Istanbul'un 15. Edisyonu Akbank Ana Sponsorluğu'nda bu sene dijital olarak gerçekleşiyor. 19-20 Aralık günleri arasında ön gösterimin ardından, genel izleme 21 Aralık 6 Ocak günleri arasında virtual. contemporaryistanbul. com üzerinden online olarak yapılacak. Fiziki edisyon ise 2021 ilkbaharda gerçekleştirilecek. Contemporary Istanbul, bu yıl sanat izleyicisini online fuar ile tanıştıracak. Fiziksel fuar ise tüm dünya üzerinde etkili olan Covid 19 pandemisi nedeniyle İç İşleri Bakanlığı tarafından açıklanan yeni önlem paketine uygun olarak 2021 ilkbaharında yapılacak. Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli değişiklik kararı ile ilgili yaptığı açıklamada, Açıklanan yeni önlemleri hep birlikte izledik. Bu önlemler bizim katılımcılarımız ve ziyaretçilerimizden başlayarak tüm dostlarımız yanında İstanbul'un sanat ortamı için en verimli ve uygun kararı verebilmek adına planlarımızı yeniden gözden geçirmemizi gerektirdi. Yarın açabilecek kadar hazır ve istekli olmamıza rağmen, mevcut koşullarda fuarımızı başlatmanın, sanat gibi yapıcı, yaratıcı ve iyimserlik yüklü bir ortamın doğasına uymayacağı kanısına ulaştık. Contemporary Istanbul 15. yaşında, 2020 yılında sanal olarak gerçekleşecek. Virtual Contemporary Istanbul 19 Aralık'ta başlıyor. Biz fuarlarımızın toplumsal yaşantımıza renk olmasını, güç katmasını, umut getirmesini diliyoruz. Ülkemizdeki çağdaş sanat ortamını en iyi seviyeye çıkarmak ve geliştirmek düşüncesiyle Contemporary Istanbul'u 2020 yılında, 15. yaşında, daha iyi ortamı arayan umutlarımızla Aralık ayına aldık. Kasım başında gerçekleştirdiğimiz Danışma Üst Kurulu toplantısında Aralık ayı için çalışmalarımızı sürdürmeyi kararlaştırdık. Fiziki fuarımızı Nisan Mayıs 2021 ayları gibi daha ışıklı, canlı, umut dolu ilkbahar günlerine taşıyoruz. Böylece katılımcılarımız artacak, fuarımızın uluslararası boyutu güçlü kalacak, toplumsal işlevi etkinleşecektir. Kararlarımızı İstanbul'un geleceğini de düşünerek sanatın birleştirici, onarıcı, iyilikçil, yapıcı niteliklerine koşut olarak hep birlikte almaktan mutluluk duyuyoruz. Son kertede CI hepimizin ve İstanbul'undur. Sizlerin iyilik ve sağlık içinde kalmanızı diliyoruz. diyor. Contemporary Istanbul'un 15. edisyonuna 19-20 Aralık günleri arasında ön gösterimin ardından, genel izleme 21 Aralık 6 Ocak günleri arasında bu link üzerinden erişilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/corona-virusunun-yaratacagi-kaybi-sektor-belirleyecek/", "text": "Önemli kültürel organizasyonlar İstanbul Coffee Festival, Ankara Coffee Festival, Istanbul Comics and Art Festival, Reformist yaratıcısı Dream Sales Machine yöneticisi İlker Akar, corona virüsü sürecini kültür sanat boyutuyla değerlendirdi. Akar, sektörel kaybın boyutunu yine sektör paydaşlarının belirleyeceğini ifade ederek; Corona virüsü salgınının ilk etkileri turizm ve seyahat sektörlerinden görülüyor. 2020 yılında sadece havayolu taşımacılık firmalarında 115 milyar doların üzerinde kayıplar tahmin ediliyor. İçinde bulunduğumuz etkinlik ve festivaller sektöründe son dönemde yaşanan seyahat engelleri, karantina uygulamaları, iptal ve ertelemeler sonucunda şu an bir hasar belirleme çalışması yapılamamakla birlikte bu yaşananların ne kadar süreceği, ortaya çıkacak olan kayıpların boyutunu belirleyecektir dedi. Bu şartlara karşı geliştirilmiş özel bir kriz senaryosu olmadığını da vurgulayan İlker Akar; Sürekli değişen dünya gündemi, Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya, 1990'ların ortasından bu yana yaklaşık 5 yılda bir yaşanan ekonomik türbülanslar ve global ekonomik daralma, özel bir senaryoya ihtiyaç duymadan sürekli yeni iş planları ve satış stratejileri geliştirme, finansman yaratma konusunda iş hayatını zorlamaktadır. Umuyoruz ki daha fazla kayıplar yaşanmadan bu salgın krize çare bulunur ve hem dünya insanları hem de ekonomik şartlar daha iyi noktalara gelir şeklinde konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cosar-kulaksiz-format-festivale-davet-edilen-tek-turk-fotograf-sanatcisi/", "text": "Coşar Kulaksız, dünyanın en önemli fotoğraf etkinliklerinden biri olan 'Format Festival'e davet edilen ilk ve tek Türk fotoğraf sanatçısı ve küratörü olma unvanını alarak bir ilke imza attı. İngiltere'nin önde gelen uluslararası çağdaş fotoğrafçılık festivali olan ve 2000 yılında kurulan Format Festival, her yıl 100 binden fazla ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor. Dünyaca tanınmış birbirinden değerli sanatçıya ev sahipliği yapan festival, portfolio değerlendirmelerini yapmak üzere, işinin ehli sanat insanlarını da bir araya topluyor. Bu yıl Mart ayında İngiltere'nin Derby şehrinde 23.'sü gerçekleşen Uluslararası Fotoğraf Festivali Format Festival'de portfolioreview olarak Türkiye'den ilk kez bir sanatçı davet edildi. 1997 yılında Rutgers, New Jersey Eyalet Üniversitesi'nde lisans eğitimini, 2005 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü'nde yüksek lisans eğitimini, 2010 senesinde Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü'nde sanatta yeterlilik programını tamamlayan ve Türkiye'de açtığı fotoğraf sergilerinin yanı sıra birçok ulusal ve uluslararası yarışmalarda fotoğrafları ödül alan ve sergilenen fotoğraf sanatçısı, küratör ve masal çözümleyicisi Coşar Kulaksız, Format Festival Derby 2023'e katılan ilk Türk sanatçı oldu. Festivaldeki deneyimlerini anlatan Coşar Kulaksız, öncelikle aldığı davetten ülkemiz adına büyük gurur duyduğunu söyledi. Kulaksız: ''Portfolyo değerlendirmeleri dünyanın çeşitli festivallerinde düzenlenen sanatçılar ile konunun ehli sanat insanları arasında yapılan bir bilgi ve tecrübe paylaşımı. Burada sanatçılar kendilerine yeni galeriler, yayıncılar, küratörler ve hatta müzeler bulma şansına sahip oluyor. Format' a davet edilmek benim için gurur verici bir durumdu. Türk fotoğrafını temsil etmek ve sanatçı arkadaşlarımı dünyanın önde gelen fotoğraf insanlarına önerme imkanı bulmak çok mutluluk vericiydi' dedi. 2021 yılında Güney Kore'nin en büyük fotoğraf festivali olan Daegu ve Katar'da düzenlenen portfolyo değerlendirmeleri tecrübesine dayanarak, ülkemiz sanatçılarının bu tür etkinlikleri daha yakından takip etmeleri gerektiğinin altını çizen Kulaksız: 'Başta fotoğrafçılıkla ilgilenen genç arkadaşlarım olmak üzere bu sanata gönül veren herkesin uluslararası organizasyonlara katılmalarının ve yakından takip etmelerinin Türk fotoğrafçılığının gelişimi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin, Format Festival Derby'de tanıştığım Pakistan kökenli bir İngiliz kadın genç sanatçı muhteşem bir hicap projesi yapmış. Sanat yönetmeni arkadaşlarım olan iki ayrı festivale bu eseri önerdim ve hemen birine kabul edildi. Türkiye'den daha çok sanatçımızın bu tür uluslararası organizasyonlarda portfolyolarını sunmaları büyük önem taşıyor. ABD'nin Houston Eyaleti'nde de bir Fotoğraf Festivali var. Burası da dünyaca ünlü sanatçıları ağırlıyor ve Türk sanatçılar için önemli bir organizasyon. Ya da Fransa'da düzenlenen Arles yine bunlardan biri. Bütün organizasyonların duyuruları önceden web sitelerinden yapılıyor ve katılım koşulları açıklanıyor. Uluslararası çapta fotoğraf sanatçısı olabilmenin yolu buradan geçiyor. Katılımcı olarak olamasa da yakın coğrafyadaki organizasyonlarda Türkiye'den daha fazla fotoğrafçıyla karşılaşmak en büyük arzum'' dedi. 'İngiltere'de Türk fotoğrafını temsil etmek ve sanatçı arkadaşlarımı dünyanın önde gelen fotoğraf insanlarına önerme imkanı bulmak çok mutluluk vericiydi' diyen Coşar Kulaksız, 2017 yılında da dünyanın en büyük fotoğraf bienallerinden biri olan ve Çin'de gerçekleştirilen 'Dali Fotoğraf Biyenaline Türk bölümünün kürasyonunu yapmak üzere davet edilmiş ilk ve tek sanatçımız. Bu yıl Eylül ayında Tophane-i Amire' de Bülent Erkmen küratörlüğünde açılacak kişisel sergisi için hazırlıklarını tüm hızıyla yürüten Kulaksız, Format Festivali'nin kendisine ilham verici içerikler ve sunumlar kazandırdığının altını çiziyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cosar-kulaksizin-arada-sergisi-tophane-i-amirede-acildi/", "text": "Coşar Kulaksız'ın üç yıl boyunca farklı coğrafyalarda çekilen fotoğraflarından oluşan yeni sergisi ARADA Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür Sanat Merkezi Tophane-i Amire'de açıldı. 'ARADA' Sergisi Kulaksız'ın 'insanın arada kalmışlık duygusunu' betimlediği fotoğraflardan oluşuyor. Editoryal konsept ve sergi tasarımını Bülent Erkmen'in yaptığı ve metin yazılarını Gonca Özmen'in yazdığı 'ARADA' Coşar Kulaksız Fotoğrafları kitabı da aynı zamanda lanse ediliyor. Sergi 14 Ekim'e kadar ziyarete açık kalacak. İnsanın arada kalmışlık duygusunu betimlediği görüntülerden oluşan 'ARADA' Coşar Kulaksız Fotoğrafları sergisi, kitabıyla birlikte sanatseverlerle buluştu. Dünyanın en büyük fotoğraf bienallerinden biri olan ve 2017 yılında Çin'de gerçekleştirilen 'Dali Fotoğraf Festivaline' ve İngiltere'nin önde gelen uluslararası çağdaş fotoğrafçılık festivali 'Format Festival Derby 2023'e katılan ilk ve tek sanatçımız olan Coşar Kulaksız'ın yeni sergisi 'ARADA' üç yıllık bir çalışmanın ürünü. Coşar Kulaksız'ın yalnızlık ve içindeki karanlık ile yüzleştiği ''Unuttuklarımızı Özlediğimiz, Hatırladıklarımızdan Uzaklaştığımız Bir Oyun Bu'' fotoğraf projesinin ardından içsel serüveninin devamı olan ''ARADA'' fotoğrafları, insanın karanlık ile aydınlık, medeniyet ile doğa, aşk ile nefret, geçmiş ile gelecek ve aynı kalmak ile değişmek gibi arada kalıp, kendisini sıkışmış hissettiği duyguları fotografik olarak betimliyor. Küratoryal konsept ve sergi tasarımını Bülent Erkmen'in üstlendiği, sergi metinlerini ise şair Gonca Özmen'in yazdığı 'ARADA' projesinin üç yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyen Kulaksız: ''Sergide toplam otuz fotoğrafı, çok alışılagelmemiş bir sergileme biçimi olarak on beş ikili set halinde birbirleri ile hem zıt hem de alakalı olarak arada kalmışlık duygusunu farklı format, mekan ve içeriklerle izleyici ile buluşturuyorum,'' dedi. Türkiye'de açtığı fotoğraf sergilerinin yanı sıra birçok uluslararası fotoğraf festivalinde portfolyo değerlendiriciliği de yapan küratör ve fotoğrafçı Coşar Kulaksız'ın otuz fotoğraftan oluşan 'ARADA' sergisi, 14 Ekim'e kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür Sanat Merkezi Tophane-i Amire'de Pazartesi günleri hariç 10:00 19:00 saatleri arasında görülebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/crr-turk-muzigi-toplulugu-sarkilari-oykulerle-bulusturdu/", "text": "Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda dün akşam, CRR Türk Müziği Topluluğu İstanbul'un şarkılarını seslendirdi, şair Sunay Akın şarkıların hikayelerini anlattı. Şef Hakan Talu'nun yönettiği topluluk, solistler Canan Sezgin Geylan ve Atakan Akdaş'a eşlik etti. Hem klasik hem de yakın dönemde Türk müziğinin sevilen şarkılarının seslendirildiği, Nazım Hikmet, Vecdi Gönül, Neveser Kökdeş ve Ömer Bedrettin Uşaklı'nın güfteleri ve Mesut Cemil, Sadettin Kaynak, Refik Fersan ve Kaptanzade Ali Rıza Bey'in bestelerinden oluşan repertuvar müzikseverler tarafından büyük beğeniyle izlendi. Geniş pandemi önlemleri ve kısıtlı seyirci kapasitesi ile düzenlenen konser 65 yaş üstü müzikseverlerde düşünülerek saat 18.00 ve saat 20.00'de olmak üzere iki farklı saate gerçekleştirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/crrde-cevrimici-ogretmenler-gunu-konseri/", "text": "Cem Mansur yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası, Öğretmenler Günü dolayısıyla bu akşam özel bir konser veriyor. Cem Mansur yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası, Öğretmenler Günü dolayısıyla bu akşam (24 Kasım Salı) saat 20.00'de müzisyenlerin hayatında öğretmenlerin rolünün büyüklüğüne dikkat çeken bir konser verecek. CRR Genel Sanat Yönetmeni ve orkestra şefi Cem Mansur programı iki büyük besteci ve onların öğretmeni olmuş bestecilerin eserlerinden seçtiklerini belirterek, Eğitim sistemi ne olursa olsun öğretmenlerin rolü büyük. Müzik tarihinin en büyük bestecilerinden ikisine çırak demiş oluyoruz ama Öğretmenler Günü'nde, bu dehaların bile gelişmesine katkıları olan eğitmenlere dikkat çekmek istedik. Konsere genç yaşında inanılmaz bir olgunluğa erişmiş olan Benjamin Britten'ın (1913-1976) öğretmeni Frank Bridge'ten (1879-1941) İntermezzo ile başlıyoruz, sonra Britten'ın gençlik eserlerinden Simple Senfoni yi çalacağız. Sonra A. Salieri (1750-1825), Sinfonia Veneziana ve L. v. Beethoven (1770-1827), Bir Süvari Balesi ni seslendireceğiz. Beethoven, Viyana'ya geldiğinde, saray bestecisi Salieri'den bir süre ders almış. Genç Beethoven, canlı ve neşeli Bir Süvari Balesini bestelediği dönemde belki de Salieri'nin Venedik Senfonisi'ne aşina idi. Buradan elbette, Salieri olmasa Beethoven olmazdı anlamı çıkmaz diyor. Mansur, CRR'deki diğer konserlerin akibetinin ise, önümüzdeki günlerde açıklık kazanacağını belirtiyor. YouTube'tan canlı yayınlanacak konsere linke tıklayarak ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/crrde-viktoria-mullova-muzikseverleri-buyuledi/", "text": "Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda dün akşam dünyanın en önemli keman virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Viktoria Mullova müzikseverleri büyüledi. CRR'nin Sanatçı Portreleri konseptinde saat 18.00 ve 20.00'de gerçekleştirilen iki ayrı konserde, efsanevi müzisyen Viktoria Mullova'ya Cem Mansur şefliğinde CRR Senfoni Orkestrası eşlik etti ve 20'nci yüzyılın en güzel konçertolarından biri olarak nitelendirilen S. Prokofiev'in klasik keman konçertosu seslendirildi. Viktoria Mullova bu akşam da caz basçısı, besteci ve aranjör Misha Mullov Abbado ile birlikte saat 18.00'de CRR'de sahne alacak. Dünyanın birçok yerinde en prestijli orkestralar ve şeflerle konserler veren Viktoria Mullova ile kusursuz bir müzik mirasına sahip Misha Mullov Abbado, Bach ve Schumann gibi bestecilerin düzenlemelerini, çağdaş caz müziğini ve dünyanın dört bir yanından Güney Amerika, Doğu Avrupa ve Orta Doğu'dan düzenlemeleri içeren bir program oluşturdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/crrnin-cevrimici-konserleri-devam-ediyor/", "text": "Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nun YouTube kanalından yayınladığı konserleri, ocak ayında da devam ediyor. Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nun YouTube kanalından yayınladığı konserleri devam ediyor. Pandemi nedeniyle etkinliklerini dijital yayınları ile sürdüren CRR Konser Salonu ocak ayında birbirinden renkli konser programı ile müzikseverlerle buluşuyor. Azerbaycan Devlet Sanatçısı, piyanist İslam Manafov, dahi besteci Beethoven'in 4. ve 5. senfonilerini F. Liszt'in piyano du zenlemesi ile sanatseverlerle buluşturuyor. Türkiye'de kültür ve eğitim hizmeti düşüncesiyle birçok projeler gerçekleştirmekte olan Manafov, Bakü Müzik Akademisi ve Yeditepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor, sanat yaşamına piyanist, besteci ve orkestra şefi olarak devam ediyor. CRR Konser Salonu Sanat Yönetmeni Cem Mansur'un konser öncesi Manafov ile gerçekleştireceği söyleşi de CRR YouTube kanalından yayımlanacak. Son yıllarda unutulmaya yüz tutan, geleneksel müziğimizin en önemli formlarından Fasıl Musikisi, CRR Konser Salonu'nda düzenlenen konserle yeniden müzikseverlerle buluşuyor. Günümüzde Fasıl Müziği'ne gönül vermiş muhteşem hanendeler ve saz heyeti ile özel bir konser CRR YouTube kanalından seyirciyle buluşacak. Tutkulu bir müzikalite ve entelektüel kaygının ender birleşimine sahip Kandemir Basmacıoğlu, CRR Konser Salonu YouTube kanalından yayınlanacak Minyatürler konseri ile müzikseverlerle buluşacak. 27 Ocak müzisyenler için özel bir gün. Wolfgang Amadeus Mozart'ın, sadece 35 yıllığına olsa da dünyaya gelişi, bu yıl Cemal Reşit Rey Konser Salonu tarafından, bestecinin mizah duygusunun ön planda olduğu bir programla kutlanıyor. Bestecinin yaşam öyküsünden bilinen ve müziğinde de sürekli kendini gösteren şakacı ve muzip kimliği, erken ve geç dönem eserlerinden ikisiyle yayında. CRR Gençlik Orkestrası, Mozart'ın 9 yaşında bestelediği Galimathias Musicum, ancak Müzikal Zırvalamalar olarak çevrilebilir. Müzikal Şakada ise, bir bestecinin gösterebileceği tüm fikir yoksunluğu, sakarlık ve beceriksizlikle alay eden Mozart var. Cem Mansur'un anlatımı, bu yayına eşlik ediyor. Gökhan Aybulus, Erkin Onay, Çağ Erçağ üçlüsünden oluşan Trio Hexis; İlhan Baran'ın 1975 yılında tamamlayıp yayımladığı, uluslararası alanda en çok seslendirilen, Türk Halk Müziği'nin karakteristik ögelerini izlenimci renklerle birleştiren Dönüşümler adlı eserini ve 19. yüzyılın ikinci yarısının en önemli Alman romanik akım bestecilerinden Johannes Brahms'in Piyanolu Trio No.1 Op.8 adlı eserini seslendirecekler. Trio Hexis: Trio Hexis; kariyerlerine, eğitmenlik, orkestra sanatçılığı ve solist sanatçılar olarak devam eden Gökhan Aybulus, Erkin Onay, Çağ Erçağ üçlüsünden oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cso-ada-ankarada-muzik-ziyafeti-devam-edecek/", "text": "CSO Ada Ankara, yaz konserleri kapsamında ağustos ayında da farklı müzik türlerine kapılarını açacak. CSO Ada Ankara'dan yapılan açıklamaya göre, 2023 koltuk kapasiteli Ana Salon ile 500 koltuk kapasiteli Mavi Salon 14 Ağustos'tan itibaren farklı müzik topluluklarına ev sahipliği yapacak. 14 Ağustos'ta Allegra Ensemble ile başlayacak programlar, 18 Ağustos'ta Ankara Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nun Yine Bir Gülnihal, 19 Ağustos'ta Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu'nun Urfa-Harput Ahengi konserleriyle devam edecek. Ankara Devlet Opera ve Balesi 21 Ağustos'ta Tango Akşamını, 25 Ağustos'ta Bir Caz Gecesi Rüyasını, Devlet Opera ve Balesi ise 24 Ağustos'ta Trio Patara konserini sanatseverlerle buluşturacak. Konserler, 30 Ağustos'ta Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu'nun Türk Cumhuriyetlerinin Bağımsızlıklarının 30. Yılı Kutlama Konseri ile sona erecek. Konser biletleri, https://biletinial. com/etkinlikleri/cso-ada-etkinlikleri adresinden satın alınabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cso-yeni-konser-salonu-ilk-kez-sanatseverleri-agirladi/", "text": "Dünya metropollerinin sayılı müzik merkezlerinden biri olmayı hedefleyen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının yeni binası, ilk kez müzikseverleri ağırladı. CSO, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün açılışını yaptığı yeni konser salonunda, Genel Müzik Direktörü ve şefi Cemi'i Can Deliorman'ın yönetiminde sanatseverlere müzik ziyafeti sundu. Pandemi önlemlerin yoğun bir şekilde alındığı yeni binada, misafirlerden binaya girerken HES kodu istendi. Dünya standartlarında bir eser olan ve teknolojiyi zarafetle birleştiren bir anlayışla projelendirilen CSO yeni konser salonunun proje müellif mimarları Semra ve Özcan Uygur, AA muhabirine konser öncesi açıklamada bulundu. Semra Uygur, dün akşam Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un davetlisi olarak açılış programına geldiklerini, CSO yeni binasının sanatseverlere kapılarını açmasından büyük gurur duyduklarını söyledi. Semra Uygur, Başkentimizde Ankara Kalesi ve Anıtkabir aksında bir kültür merkezi. Cumhurbaşkanlığının adını taşıyan tek kurumun yeni evi. Bu binanın açılması ülkemiz için çok önemli. Bu yapı, Türkiye'de senfonik müzik salonu olarak yapılan ilk mekan olması açısından da çok önemli. Bu yapıda üretilecek hem sanattan hem mimarlık sanatıyla ilgili öğreneceğimiz çok şeyler olacak. Bunun içinde olmaktan onur duyuyoruz. ifadesini kullandı. 1992'de katıldıkları CSO Konser Salonu ve Koro Binaları Mimari Yarışması'nda birincilik aldıklarını belirten Özcan Uygur da mekanı aynen açıldığı haliyle hayal ettiklerini ve neticenin hayallerindeki gibi olduğunu, yeni sanat mekanının Ankaralılara ve Türkiye'ye hayırlı olmasını diledi. Özcan Uygur, Bu güzel salonda daha da coşkulu konserler olacak. dedi. Dinleyicilerden Ayşen Üşenmez, konser için heyecanlı olduğunu, burada olmayı çok istediğini belirterek, Yıllardır beklenen bir bina. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının hak ettiği, ülkemizin hak ettiği bir bina hepimize hayırlı olsun. dedi. Yıllardır CSO'nun konserlerini takip ettiğini söyleyen Üşenmez, Açılış konserine de böylesine süper sanatçılar yakışırdı. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. ifadesini kullandı. İranlı müziksever Faraz Safai ise CSO yeni konser salonunun açılışını aylardır beklediklerini belirterek, Yeni binanın açılmasını dört gözle bekledik. Bugün konser olmayacak diye korkmuştuk, meraktaydık Allah'a şükür açıldı. Güzel bir program izleyeceğimizi düşünüyorum. diye konuştu. Salona girişte yer alan dezenfektanları kullanan izleyiciler, üçer koltuk boş kalacak şekilde oturtuldu. CSO, dünyaca ünlü soprano Angela Gheorghiu ve dünyanın en iyi piyano ikilileri arasında gösterilen Güher ve Süher Pekinel kardeşleri Şef Cemi'i Can Deliorman yönetimindeki konserde ağırladı. Ailesine bu yıl yeni katılan sanatçılarla ilk kez müzikseverlerin karşısına çıkan CSO, Ulvi Cemal Erkin'in Köçekçe, Ferit Tüzün'ün Türk Kapriçyosu eserlerini icra etti, Güher ve Süher Pekinel kardeşlerin icra ettiği Wolfgang Amadeus Mozart'ın İki Piyano ve Orkestra İçin Konçerto eserine eşlik etti. Pekinel kardeşler yoğun alkış üzerine bir eser daha icra etti. Dünyaca ünlü soprano Angela Gheorghiu'nun seslendirdiği Georges Bizet'nin Habanera yorumu ise sanatseverlerden büyük alkış aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cukurcuma-sanatin-merkezi-oluyor/", "text": "Sanat dünyasını mercek altına alıp, özel içerikleriyle fark yaratan İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı raflarda yerini aldı. Beyoğlu'nun sanata açılan arka bahçesi Çukurcuma 'yı inceleyen dergi, açılış hazırlıkları süren Galataport ile birlikte İstanbul'un tam bir sanat merkezi olma yolunda büyük mesafeler aldığını sayfalarına taşıdı. Ayrıntılarını TOURMAG Turizm Dergisi için hazırladığımız, tamamen çağdaş normlarla bezenmiş Galataport İstanbul'un karşısında; eski binaları, antikaları, sanat galerileriyle geçmiş dönem ruhunu taşıyan Çukurcuma 'yı günümüzün dinamikleriyle değerlendirdik. Pandemi koşullarına rağmen sanat üretimlerini canlı tutan sanatçı ve galerilerin yer aldığı dergide geçmiş ve gelecek dönem sergileri incelenirken, aktüel haberlerle sanattan uzak kalmamanızı sağlayan içerikler de bulunuyor. İstanbul Sanat Dergisi sayfalarının dikkat çeken röportajları arasında, ünlü müzayedeci Raffi Portakal'ın yanı sıra Heykeltraş Erdinç Bakla ve Ressam Teksin Özgüz de bulunuyor. Ressam Doğan Paksoy, Pandemiye inat yine de sanat sözleriyle süreci değerlendirirken; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi hocalarından Dr. Öğretim Üyesi Ali Kayaalp, Asker Ressamlar ile ilgili araştırmasını İstanbul Sanat okuyucularıyla paylaştı. İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, pandemi sürecinde de bir hayli aktif olan İKSV'nin yeni dönem çalışmalarını aktarırken; Sanatçı Erkan Doğanay, ölümünün 700. yılında Dante'yi andı. Avukat H. Oğuz Müftüoğlu ise Paralı yoksullar; SANATÇILAR! başlıklı yazısıyla sanatçıların bilinmeyen haklarını kaleme alarak, hukuki anlamda önemli bilgiler sundu. Sanatın farklı disiplinlerinden sanatçılara da yer verilen derginin müzik kategorisindeki konuğu dünyaya açılan Çello Sanatçısı Jamal Aliyev olurken; dijital mecralarda büyük ses getiren Ah Gözel İstanbul belgeselinin yaratıcısı Zeynep Dadak sinema kategorisinde, oyunculuğu kadar yazarlığı da çok beğenilen Alper Kul ise kitap kategorisinde sayfaları süsledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cumhurbaskanligi-buyuk-odulleri-belli-oldu/", "text": "2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülleri sahiplerini buldu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Türk kültür ve sanat hayatına önemli katkılarda bulunan, Türkiye'nin kültür ve sanatının yücelmesine çalışan, özgün eserleri veya hizmetleriyle üstün kabiliyet gösteren kişi veya kurumlara verilen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nin bu yılki sahiplerini belirlemek üzere yürütülen titiz çalışma tamamlandı. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında bu yıl koleksiyoner Mehmet Çebi ödüle layık görüldü, vefa ödülünün Necmeddin Okyay'a verilmesi kararlaştırıldı. Kültür tarihi alanında Sadettin Ökten, sosyal bilimler alanında İsmail Kara, edebiyat alanında İbrahim Tenekeci, sinema alanında Derviş Zaim, müzik alanında da Özdemir Erdoğan ödüle layık bulundu. 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri, gelecek günlerde düzenlenecek törenle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından sahiplerine verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cumhuriyet-icin-karma-sanal-sergisi-acildi/", "text": "Ankara Rüzgarı Kültür Sanat ve Yaşamı Destekleme Derneği tarafından dernek başkanı Hatice Erdi küratörlüğünde hazırlanan Cumhuriyet için karma sanal sergisi Adana Büyükşehir Belediyesi web sayfasında izleyicileri ile buluştu. Sanat aracılığıyla sosyal hayatta daha çok yer alıp, katkıda bulunmaları amacıyla, yolu sanattan geçen kadın erkek, toplumun tüm katmanlarındaki herkesin sanatın evrensel dili ile bir araya gelmesi için 2012 yılında Ankara'da kurulan Ankara Rüzgarı Kültür Sanat ve Yaşamı Destekleme Derneği, çeşitli illerde karma resim sergileri ve panelleri gerçekleştirmeye devam ediyor. Çeşitli yurtiçi ve yurt dışı sanat çalıştaylarına ve bienallerine katılan ve Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından 2010 yılının Yıldız'lı sanatçısı seçilen Hatice Erdi tarafından başkanlığı sürdülen dernek, sanatın evrensel dilini kullanarak kültürler arası diyoluğun artırılmasını amaçlıyor. Toplumun gelişimine katkıda bulunacak projelerin üretilmesi ve mesajı olan sergilerin yapılması amacıyla çalışmalarına devam eden dernek şimdi de hazıladığı sanal sergiyle sanatseverlerle buluşuyor. Sanatın her şeye rağmen devam etmesi için, Ankara ve Çanakkale büyükşehir belediyelerinin de katkılarıyla, anılan kurumların web sayfalarında resim, baskı, çini, seramik, keçe, heykelden oluşan eserlerin yer aldığı Evde Kal, Sanatla Kal sanal sergi dizilerine başlanıldı. Alaçatı Turizm Derneği'nin katkılarıyla Herkes Resim Alsın Diye karma sergi dizisinin sanalı açıldı. Cumhuriyet Bayramını anmak ve kutlamak için de derneğin, Adana Büyükşehir Belediye'sinin katkılarıyla hazırladığı Cumhuriyet için karma sanal sergisi 26 Ekim tarihi itibari ile Adana Büyükşehir Belediyesi web sayfasında izleyicileri ile buluştu. Bağlantıya tıklayarak belediyenin web sitesinde yayınlanan sergiye ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cumhuriyetin-100-yilinda-ilyun-burkevden-almanya-turnesi/", "text": "Günümüzün en önemli piyanist ve pedagoglarından olan Prof. Pavel Gililov'un lisans öncesi ilk öğrencisi olan Salzburg Mozarteum Üniversitesi'nde okuyan İlyun Bürkev'den Cumhuriyetimizin 100. Yılında bir büyük başarı daha imza atıyor. Ülkemizin kıymetli genç piyanistlerinden İlyun Bürkev, müzik dünyasının parlak yıldızlarından biri olarak hızla yükselmeye devam ediyor. 14 yaşındaki bu genç yetenek, şimdi ise Almanya'nın en önde gelen orkestralarından biri olan Klassische Philharmonie Bonn ile gerçekleştireceği 11 konserlik bir turneyle müzikseverleri büyülemeye hazırlanıyor. 25 Eylül-24 Ekim 2023 tarihleri arasında, Berlin Konzerthaus, Bielefeld Rudolf Oetker Halle, Hamburg Laeiszhalle, Hannover, Bonn, Stuttgart Liederhalle, Wiesbaden, Bremen Die Glocke, Karlsruhe, Nürnberg ve Münih Herkulessaal gibi Almanya'nın en prestijli konser salonlarında gerçekleşecek turnede genç piyanist Beethoven'ın 3 numaralı piyano konçertosunu yorumlayacak. Kendisini müziğe adamış olan genç piyanist, eğitim hayatına Salzburg Mozarteum Üniversitesi'nde günümüzün en önemli piyanist ve pedagoglarından olan Prof. Pavel Gililov'un rehberliğinde devam ediyor. Cumhuriyetin 100. yılında genç bir piyanistimizin bu seviyede bir başarıya ulaşması, müzik dünyasında büyük bir gurur kaynağı olarak görülmektedir. Müzikseverler, İlyun Bürkev'in Almanya turnesindeki muhteşem performansını izleyerek Cumhuriyetin 100. yılında yaşanan bu gurur verici başarıya tanıklık edeceklerdir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cumhuriyetin-100-yilinda-kalpler-bu-memleket-bizim-oyunuyla-atti/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Cumhuriyetimizin 100. yılını 16 Eylül 2023 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda sahnelenen Bu Memleket Bizim isimli oyunla kutladı. Şehir Tiyatroları oyuncularının bütün mevcuduyla sahnede olduğu oyunda, binlerce seyircimiz, Milli Mücadele döneminden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna dek süren Türk tarihinin en önemli dönemine tanıklık ettiler. Cumhuriyetimizin 100. yılına saygımızın göstergesi olarak hazırlanan Bu Memleket Bizim, kostümlerinden dekoruna, ışığından metnine, koreografisinden müziklerine, yıllarca hafızalardan silinmeyecek bir görsel şölendi. Seyircinin gururla, hüzünle ve Cumhuriyetin kurucularına özlemle izlediği oyun, uzun süre ayakta alkışlandı. Oyunun gösterimine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Kültür Dairesi Başkanı Tolga Volkan Aslan, Şehir Tiyatroları Müdürü İlyas Ceran, Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcısı Oytun Askeroğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Can Başak, Emrah Özertem, Tankut Yıldız'ın yanı sıra Ali Poyrazoğlu, Suna Keskin, Özen Yula, Ayşegül Yalçıner, Haldun Dormen, Hakan Altıner, Hakan Bilgin, Tamer Levent'in de aralarında olduğu birçok sanatçı ve gazeteci katıldı. Oyunun sonunda söz alan Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever: Oyuncuların ve teknik ekibin hepsine teşekkür ediyorum çünkü onlar bütün bir yaz boyunca çalıştılar. Çok meşakkatli bir dönemdi bizim için ama bize de çok iyi geldi. Hepimizin bir arada olmaya çok ihtiyacı varmış, bütün ekibin bir arada aynı sahnede olması ayrıca başka bir güzellik oldu bizim için. Bu vesileyle bütün arkadaşlarımı can-ı yürekten kutluyorum. Teşekkür etmek istediğim bir sürü insan var. Ama bir kişiye Şehir Tiyatrosu ailesi olarak çok minnettarız. Hayatımda 1985 yılından beri birçok belediye başkanı ile çalıştım. Hepsinin Şehir Tiyatrosu uhdesinde ayrı bir yeri vardır. Ama Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu'nu biz kalbimizde hep taşıyacağız. Bize huzurumuzu geri veren bir belediye başkanı olarak hatırlayacağız. dedi. 300'ü aşkın oyuncu, ayrıca 20 kişilik dans ekibi ve genişletilmiş Şehir Tiyatrosu Orkestrası'yla Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde seyircimizle birlikte Cumhuriyet coşkusunu hep beraber yaşadık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılına özel tüm mevcuduyla sahnede olduğu bu görkemli oyunda Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk isimli eseri başta olmak üzere, Nazım Hikmet, Erol Toy, İsmet Küntay, Samim Kocagöz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun metinlerinin yanı sıra birçok yazarın metinlerinden yararlanıldı. Bu Memleket Bizim alanının önde gelen dört yönetmeni olan Ali Gökmen Altuğ, Aslı Öngören, Yıldırım Fikret Urağ ve Yiğit Sertdemir tarafından kurgulanarak sahneye taşındı. Çiğdem Erken Bu Memleket Bizim projesinin müzik direktörlüğünü yaptı, Deniz Noyan orkestrasyonu üstlendi ve özel müzikler besteledi. Burçak Çöllü koro düzenlemesini üstlendi. Hakan Elbir'in şefliğinde duyduğumuz bu müzikler, Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız zaman diliminde, hepimizi 100 yıl önce bu topraklarda yaşanan mücadelenin duygusuna yaklaştırdı. Dicle Doğan'ın koreografisiyle sahnede dün yaşanan hikayeler yeniden hayat buldu. Barış Dinçel'in tasarladığı, tiyatromuzun tasarım ekibinin hazırladığı dekorun üzerinde, Nihal Kaplangı'nın tasarladığı, tiyatromuzun tasarım ekibinin hazırladığı kostümlerle Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele'nin önemli kahramanlarının hikayeleri yeniden canlandı. Mustafa Türkoğlu ve Osman Aktan'ın ışık tasarımı geniş bir ekibin gayretiyle sahneyi aydınlattı. Ersin Aşar'ın tasarımıyla ekibinin hazırladığı efektler, Gülay Yiğitcan'ın video ve Emrah Can Yaylı'nın ses tasarımlarıyla, seyircimiz Cumhuriyetimizin kuruluş hikayelerine tanıklık etti. Harbiye Cemil Topuzlu'da Cumhuriyet Coşkusu Devam Edecek Bu Memleket Bizim isimli oyunumuz, Cumhuriyetimizin 100. yılına saygı projesi olarak, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda 17 Eylül tarihinde 21:00'de yeniden sahnelenecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/cumhuriyetin-ezgileri-her-dilde-yukseldi/", "text": "2022 yılında Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu'nun Balat Kültür Evi'nde hayata geçirilen KoroBİZ, TimePR ve BMA Technology sponsorluğunda anlamlı bir konser verdi. Cumhuriyetin 100. Yılına armağan edilen ve 'Ezgilerle Hikayemiz' adını taşıyan konserde Anadolu coğrafyasında konuşulan dillerden oluşan şarkılar dinleyici ile buluştu. Genç kızların ve kadınların yaşam kalitelerini arttırarak kendilerini geliştirmelerine öncülük eden Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu ; kalbine müziğin gücünü koyan KoroBİZ projesiyle toplumsal fayda yaratmayı sürdürüyor. Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu'nun Balat Kültür Evi'nde 2022 yılında hayata geçirdiği KoroBİZ Projesi, Cumhuriyetin 100. yılına armağan edilen 'Ezgilerle Hikayemiz' adlı konseriyle 25 Mayıs'ta Kadıköy Belediyesi Yeldeğirmeni Kültür ve Sanat Merkezi'nde dinleyici ile buluştu. TimePR ve BMA Technology'nin sponsor olduğu konserde söylenen ve Anadolu coğrafyasının farklı dil ve ezgilerinden oluşan tüm şarkılar, Anadolu halklarının dayanışma içinde kardeşçe yaşamasına adandı. Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Sevil Koca, KoroBİZ projesinin müziği, Anadolu dillerini, kardeşliği hem de gençleri kapsayan çok özel bir proje olduğuna dikkat çekti. Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlarken, onu yüceltecek ve yaşatacak olan gençlerimizin söyleyecekleri şarkılar ile, hep birlikte Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi olan eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarının, bir kez daha altını çizerek, ülkemizde farklı kültürlerinin bir arada var olduğu gerçeğini kutlayacağız ifadelerini kullanan Sevil Koca, KoroBİZ ezgilerinin yükselerek yayılmaya devam edeceğinin de müjdesini verdi. Cumhuriyetin 100. Yıldönümü ve Aşık Veysel Yılı olarak kutlanan 2023 yılının tarihi bir önem taşıdığını vurgulayan Balat Kültür Evi Yönetim Kurulu Başkanı Nilgün Kıvırcık; Biz bir kadın örgütüyüz ve kadınlar milyonlarca yıldır insanlığın yarattığı kültürün en önemli aktarıcısı ve taşıyıcısıdır. KoroBİZ Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu tarafından oluşturulurken amacımız, müzik yoluyla kültürler arası diyaloğa, ötekinin olmadığı bir dünya inşasına katkı koymaktı. Bunu bu salonda olanlar ve dışarıda destek olan yüzlerce insanın emeği ile mümkün kıldık. Denize iyilik damlasını attık. Damlalar büyüyecek ve gelişecek. Cumhuriyetimizin 100. Yılında kadınların ve tüm insanların özgürce yaşadığı, adil, demokratik ve eşitlikçi bir ülkeyi el birliği ile birlikte yeniden inşa edeceğiz. Umudunuza, inadınıza, yurttaşlık haklarınıza sarılın, savunun ifadelerini kullandı. 25 Mayıs'ta gerçekleşen 'Ezgilerle Hikayemiz' konserinin sponsoru TimePR ve Moda Soroptimist Kulübü Başkanı olan Sevda Solak da yaptığı konuşmada, Sanat, Soroptimist organizasyonunun hedeflediği yaşamsal dönüşümün çok önemli bir parçası ve çocuklarımızı sanatla buluşturan bu projeyi TimePR olarak desteklemekten mutluyuz dedi. Atatürk'ün 'Yüksek Uygarlığın Merdiveni Sanattır' sözlerini anımsatan Solak, Ülkemizi daha ileriye taşımak için, çocuklardan başlayarak toplumumuzun sanatla olan bağını güçlendirmeliyiz. KoroBiz bu topraklarda konuşulan sekiz dilde şarkılar söyleyerek bize topraklarımızın çok sesliliğini tekrar yaşattı ifadelerini kullandı. 'Ezgilerle Hikayemiz' performansıyla büyük alkış alan KoroBİZ repertuarı farklı dillerde danışmanlık desteği veren farklı anadillere sahip koro dostları desteğiyle oluşturuldu. Türkçe, Kürtçe, Arapça, Ermenice, Ladino, Romanes, Rumca, Farsça anonim şarkıların çevirileri yapıldı ve notaları Cengiz Ünal ve Hrant Çizmeciyan tarafından koro için yeniden yazıldı. KoroBİZ çalışmalarını yürüttüğü, Balat Kültür Evi'nin içinde bulunduğu mahalleden ilham alan proje, çok dilli, çok kültürlü kolektif bir müzik yolculuğu sayesinde, toplumsal barışa, anlayışa ve iş birliğine katkı sağlamayı ve toplumsal kesimler arasındaki diyaloğu güçlendirmeyi hedefliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/da-vincinin-basyapitlari-mona-lisa-ve-son-aksam-yemegi-senegale-geldi/", "text": "Senegal'de, İtalyan sanatçı ve bilim adamı Leonardo da Vinci'nin ölümünün 500'üncü yılı dolayısıyla düzenlenen sergide, sanatçının dünyaca ünlü 17 başyapıtı, özel bir ışıklandırma ve dijital boyama tekniğiyle sanatseverlerle buluştu. İtalya'nın Dakar Büyükelçiliği ve İtalyan Kültür Merkezi organizasyonuyla hazırlanan Opera Omnia Leonardo sergisi, başkent Dakar'daki Siyahi Medeniyetler Müzesi'nde, ziyaretçilerini bekliyor. Da Vinci'nin ölümünün 500'üncü yılı dolayısıyla Ocak 2019'da başlayan ve Çin'den Etiyopya'ya 15 ülke gezen serginin son durağı Dakar oldu. Aralarında Paris'teki Louvre Müzesi'nde sergilenen Mona Lisa ve Milano'daki Santa Maria delle Grazie Manastırı'nda sergilenen Son akşam yemeğinin de bulunduğu 17 eser, özel bir ışıklandırma ve dijital boyama tekniğiyle bire bir ölçü ve renklerde yeniden hayat buldu. Serginin Dakar'daki küratörü Ousseynou Wade, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Da Vinci'nin dünyanın farklı şehirlerinde bulunan eserlerini dijital de olsa ilk kez yan yana sergileyebilmekten büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Wade, kullanılan dijital tekniğin ziyaretçilere farklı bir deneyim sunduğunu belirterek Bu dijital boyama ve ışıklandırma sayesinde ziyaretçiler Son akşam yemeği tablosuna bakınca kendilerini Milano'da eserin orijinaline bakıyor gibi hissedecekler. dedi. Sergiyi gezenlerden emekli finans uzmanı Mamadou Gueye, Paris'te öğrenciyken Louvre Müzesi'nde gördüğü Mona Lisa'yı yıllar sonra Dakar'da ziyaret edebildiği için şanslı olduğunu dile getirdi. Gueye, Louvre'da gördüğümden farklı değil. Mona Lisa'nın orijinaline bakıyor hissi yaşıyorum. Tüm detaylar bire bir yansıtılmış. ifadesini kullandı. Opera Omnia Leonardo sergisi 28 Şubat'a kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/daha-guzel-bir-dunya-icin-surdurulebilir-sanat/", "text": "İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı yayınlandı. İleri ve geri dönüşüm tekniklerinin de kullanımıyla ekolojik sanat kavramı içerisinde adını sık sık duyduğumuz sürdürülebilir sanat kavramını, hem Türkiye'deki hem de Dünya'daki örnekleriyle gözler önüne serdik. Henüz yeni bir kavram olan ve zamanla akademik literatürde kendine geniş bir alan bulacağı düşünülen sürdürülebilir sanatı, bu konuda uzman isimlerle konuştuk. İstanbul Sanat Dergisi olarak, Dünya'dan ve Türkiye'den sürdürülebilir sanata dair örneklere yer verdiğimiz çalışmamızla daha güzel ve yeşil bir dünya için üretenlerin evrenine bir pencere de biz açtık. Dergi içeriğinde sanat dolu haberler, röportajlar, araştırmalar yer aldı. Çağdaş sanatçı POLVO'nun Why So? başlıklı ilk kişisel heykel sergisi hakkındaki düşünceleri bir hayli dikkat çekti. Nisan ayında yayınlanacak olan bir sonraki İstanbul Sanat Dergisi'nde, 1873 yılında açtığı ilk sergisinin 150. yılında Şeker Ahmed Paşa'yı anlatacağını ifade eden dergi, konuya dair bir ön duyuru yaptı. Dünya Turizm Örgütü'ne üye FEST Travel ile bu yıl 20. yılını dolduracak Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı'nın birlikte geliştirdikleri Karbon Ayak İzi Ormanı hakkında ayrıntılar da dergi sayfalarını süsledi. İstanbul'un tarihine dokunan mimarlar Aylin & Orhan Engin, restorasyonun önemi ve ayrıntıları hakkında açıklamalarda bulundular. Kamusal figüratif heykel çalışmalarının yaratıcısı olarak bilinen Mustafa Toygar, heykel sanatının bugününü ve projelerini dergi okuyucuları için paylaştı. Sanattaki hiyerarşi zincirinin kırılması hoşuma gidiyor sözleriyle yapay zeka ve sanat ilişkisine dair projeler geliştiren Bager Akbay, Emel Altay'ın sorularını cevapladı. Pınar Baltacı, Galata'nın tütün 'Depo'sunun sanatın sesi olmayı sürdürüyor olmasından duyulan memnuniyeti paylaştı. Çocuklara özel müzayedenin yaratıcısı Rahmi Çöğendez, bu müzayedelerin detaylarını İstanbul Sanat Dergisi okuyucularına aktardı. Çocukların sanatla iç içe olmasının önemini vurgulayan Çöğendez; Dünyayı kültür ve sanat kurtaracak! mesajı verdi. Eski zamanlardan bir Beyoğlu aşkı... Kendisi de bir mübadil torunu olan Yasemin Özek, sınır tanımayan bir aşkı kaleme aldığı Angeliki ile Mehmet ve serinin ikinci romanı Bu Böyle Yarım Kalmayacaka dair merak edilenleri anlattı. Tiyatro Mitos'tan yepyeni bir kadın hikayesi Yan Rol de dergi sayfalarını süsledi. Müzik alanında da önemli röportajlara imza atan dergide Müzisyen Prof. Cana Gürmen; Barışçıl bir dünyada yaşamak istiyorsanız ruhlarınızı besleyin derken, usta müzisyen Uğur Dikmen ise hayata geçirmeye hazırlandığı büyük projesini açıkladı. Moda Deniz Kulübü'nde gerçekleştirilen Ressam Sofraları etkinliğinin son konuğu Henri Matisse oldu. Geceye dair detaylar, dergi sayfalarında paylaşıldı. Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Stephen Wayda ilk sergisi için İstanbul'u tercih ederken, RED art İstanbul'da ünlüler geçidi vardı. En yeni albüm, film ve sanat kitapları da her sayıda olduğu gibi yine İstanbul Sanat Dergisi sayfalarında yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dahi-ressam-nezir-korkmaz-bodrum-touch-galeride/", "text": "Belçika Kraliyet Akademisi tarafından altın madalya ödüllü sanatçı unvanı bulunan Nezir Korkmaz, Bodrum Göltürkbükü Touch Sanat Galeri'de harika bir sergi ile sanatseverlere merhaba diyor. 27 Haziran Salı günü saat 18.00 sularında açılışı gerçekleşecek olan serginin büyük ilgi görmesi bekleniyor. Çağdaş resim sanatının önemli isimleri arasında gösterilen Nezir Korkmaz'ın bu sergi için Paris'ten gelen 30 eseri konuklar tarafından görülebilecek. Yakın dostları ve bazı sanat çevrelerince, dahi ressam olarak anılmakta olan Nezir Korkmaz'ın ödüller ve başarılarla dolu bir sanat hayatı var. Eserleri birçok ülkede bilinen sanatçı Konuşmaya başlamadan çizmeye başladım, diyerek resme olan ilgisinin çok küçük yaşlarda başladığını ifade ediyor. İlk sergisini 16 yaşında henüz lise öğrencisi olduğu dönemde açtığı bilinen Nezir Korkmaz'ın 18 yaşında yaptığı yaşam felsefesinin ve sanat serüveninin başyapıtlarından biri olan Yolcular tablosu Belçika Kraliyet Akademisi tarafından altın madalya ile ödüllendirildi. Çalışmalarının büyük bölümü ödüllü eserler olarak kayıtlara geçen Korkmaz'ın sanata olan katkılarından dolayı da aldığı kupalar ve ödüller bulunmakta. Nezir Korkmaz Touch Sanat Galeri'deki sergisi 5 Temmuz'a kadar devam edecek. Önceleri kazma kürekti şimdi ise bilgisayarlar, telefonlar, uzay mekikleri, diyerek resimlerinin konusunu genel olarak teknolojinin hayatımızdaki etkinliği olarak tanımlayan Nezir Korkmaz, Yaz mevsimin en güzel yaşandığı bir dönemde Bodrum'da sanatsever dostlarla bir arada olmaktan mutluluk duyacağum, diyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dalinc-sergisi-15-17-haziran-tarihleri-arasinda-binbirdirek-sarnicinda/", "text": "Tarihi yarımada, Haziran ayında dijital sanat alanında 10 önemli sanatçıyla Binbirdirek Sarnıcı'nda gerçekleşecek DALINÇ sergisine ev sahipliği yapacak. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteği ve PASHA Bank ana sponsorluğunda, Mezo Dijital tarafından düzenlenecek sergiyi sanatseverler 15, 16, 17 Haziran tarihlerinde gezebilecekler. Seyhan Musaoğlu'nun küratörlüğünde gerçekleşecek olan DALINÇ sergisi, IDAF İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin ilk adım sergisi niteliğinde. Küratör Seyhan Musaoğlu serginin kavramsal çerçevesini şöyle anlatıyor: Dalınç sergisi Binbirdirek Sarnıcı'nda mekanın tarihsel dokusunu ve kültürümüzün ritüel ögelerini birleştirerek izleyiciyi farklı bir yolculuğa çıkarmayı hedefliyor. Sarnıcın mistik havası ve hikayesine uygun, organik fiziksel ögelerle dijital sanatları harmanlayarak izleyicinin deneyimlemesi için işitsel ve görsel bir aura oluşturuluyor. Dalınç sergisi ilhamını yaşamın kaynağını anlamak için antik çağlardan beri felsefeye konu olan elementlerden alır. Dalınç; güzel bir görünüş, bir düşünce karşısında, kendinden geçercesine sessiz bir coşkuya dalma, meditasyon anlamına gelir. Hava, ateş, toprak ve sarnıcın birincil inşa nedeni olan su yanında, bazı doğu felsefelerine göre -eğer bu dört mistik element varlığı açıklayan yapı birimleriyse- onu tamamlayan beşinci element olarak da transandantal meditasyon ya da diğer tabiriyle dalınç yer alır. Musaoğlu'nun suyu odak noktasına alarak bir dalınç olarak kurguladığı sergi, bir yandan da çağın akımlarına ayak uydurmaya çalışan benliklerimizi konu ediniyor. Heraklitos, uyanık olanların ortak bir dünyası olduğundan, uykuda olanlarınsa bireysel dünyalarına geri döndüklerinden söz etmişti. İdios Kosmos Yunanca Fikirlerin Dünyası anlamına gelir. Paylaşılan Dünya anlamına gelen Koinos Kosmos'un karşısında durmanın yanı sıra onunla birlikte varoluşunu sürdürür. Eşsiz deneyimlerimiz ve öğrenimlerimiz sonucunda oluşan varoluşlarımızın birbiriyle kesiştiği ve koptuğu anları inceleyen bu çalışma, düşüncenin soyut ve somut halleri arasındaki kopma ve yeniden bağlantı kurma aşamalarını irdeler. Özgür Demirci çalışmasında, insanla birlikte yaşama gelen ve/ya sonradan edinilen ruhsal, bedensel ve tarihsel yaraların ve şifanın kaynağına doğru bir yolculuk hikayesi sunar. Demirci, yara ve merhemin birbiriyle birleştiği ve ayrıldığı noktaları, iki farklı metin çalışması ve her biri için özel tasarlanmış ses ve müziğin katılımıyla çift kanallı bir performatif video enstalasyonunda bir araya getirir. Özgür Demirci, bedensel iyileşmeden yola çıkarak hazırladığı Sana Anlatmak İstediğim Şeyler adını taşıyan çalışmasında; toplumsal, çevresel, politik ve ruhsal yaraların deri altında kalan kısımlarının farkına vararak bunları besleyenlere yönelir. Grejuva, suyun üzerinde yanan, sönmeyen ateş anlamına gelmektedir. Çalışma temelinde ateş yer alır. Antik Yunan Felsefesinde Herakleitos'un, tüm bu unsurlar temelinde arkhe'yi ateş olarak tariflediği ve ona göre, ateşin varlığın ilk temeli ve içinde bütün karşıtlıkları eriten bir birlik olduğu görülür. Grejuva, bu temeller üzerinden, insanın doğayla çatışma halinde oluşunu görselleştiriyor. Suyu ateşi söndüren element olarak kabul ederken, doğa kendi kuralları çerçevesinde tam tersini yapabiliyor. Neft, sülfür ve zift karışımı ile elde edildiği düşünülen bu kimyasal tepkime, doğayı kontrol ettiğini düşünen bizlere, doğanın karşısında aslında ne kadar aciz olduğumuzu hatırlatır nitelikte. Doğa izlerini kendi normlarıyla oluşturur; çalışma, bir müdahale etme halinden ziyade bir tanıklık duruşuna sahip."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dalinc-sergisi-sanatta-engelleri-kaldiriyor/", "text": "T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkıları ile 15-17 Haziran tarihleri arasında Binbirdirek Sarnıcı'nda yapılacak Dalınç Sergisi'nde Sultangazi Belediyesi ve Mezo Dijital güç birliği yaparak Sanata engel yoktur dediler ve dijital sanat sergisi DALINÇ'ın geniş kitleleri kucaklaması için birlikte hareket ettiler. Mezo Dijital tarafından 15-17 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek olan DALINÇ sergisi için, yüzlerce yıllık geçmişi, mimarisi ve dokusuyla İstanbul'un simge mekanlarından biri olan Binbirdirek Sarnıcı tercih edildi. IDAF, yani İstanbul Dijital Sanat Festivali, geçmişle geleceği bu sergide bir araya getirmeyi hedefliyor. Serginin bir hedefi de sanatın halk içindir felsefesi ile paralel olarak serginin tüm kesimlere ulaşması için alt yapı çalışmalarına ağırlık verdiler. Dalınç Sergisi'nde engelli vatandaşların sergiyi gezmelerine yönelik yapılan çalışmalarla ilgili açıklama yapan Sultangazi Belediye Başkanı Av. Abdurrahman Dursun: Göreve geldiğimiz günden bu yana, yediden yetmişe tüm vatandaşlarımızı sanatla buluşturmanın gayreti içinde olduk. Pandemi koşullarından dolayı bir süredir sanat etkinliklerimizi sanal ortama taşıyarak devam ettirdik. Şimdi, geçmişle geleceği buluşturan çarpıcı bir sanat sergisine destek vermenin mutluluğunu yaşıyoruz. İsmini; Güzel bir görünüş, bir düşünce karşısında; kendinden geçercesine sessiz bir coşkuya dalma, tefekkür etme anlamındaki Dalınç kelimesinden alan dijital sergi, isminin yansıttığı üzere, katılımcılarını anlam ve idrak dolu bir yolculuğa davet ediyor. Sponsoru olmaktan gurur duyduğumuz Dalınç Dijital Sanat Sergisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla, 15-17 Haziran tarihleri arasında Binbirdirek Sarnıcı'nda sanatseverlerle buluşacak. Eski çağlardan beri maddenin dört temel unsuru olarak kabul edilen ateş, hava, toprak ve su elementlerine beşinci ve tamamlayıcı olarak tefekkürü, yani Dalınçı ekleyen sergi, bu elementleri odağına alarak hayata daha anlamlı bir bakış sunmayı vaat ediyor. Binbirdirek Sarnıcı'nın sunduğu tarihi atmosferle dijital sanat eserlerini buluşturan sergi, köklü kültürel mirasımızdan hareket alarak geleceğe uzanıyor. Doğduğumuz topraklarda daha derinlere kök salmadan tam anlamıyla beslenip büyümemiz ve serpilmemiz mümkün olamaz. Buradan hareketle, önce miras aldığımız büyük kültürümüze sahip çıkmalı, buradan aldığımız kuvvetle ufkumuzu genişleterek kamil insan olma yolunda ilerlemeliyiz. Dalınç Sergisi'nin tarihle geleceği, günümüzden bahsedersek dijitali bir araya getirmiş olması, bu anlamda bizim için büyük önem taşıyor. Dalınç Dijital Sergisi'nde, görsel eserlerin yanı sıra ses temelli dijital sanat eserleri de önemli bir ağırlık taşıyor. Mekanın akustik atmosferiyle desteklenen bu eserler, dinleyicileri farklı bir dünyada gezintiye çıkarıyor. Bu açıdan sergi, özellikle görme engelli bireyler için ayrı bir önem taşıyor. Sultangazi Belediyesi olarak, engellerin yalnızca zihinlerde yer alan bir yanılsama olduğunun ve engelli bireylerin hayatta başaramayacakları hiçbir şey olmadığının her fırsatta altını çiziyoruz. Engelli kardeşlerimizin hayatın ve toplumun içinde çok daha aktif rol alması gerektiğine inanıyoruz ve bu amaçla onlara elimizden gelen desteği vermeye gayret ediyoruz. Bu sergiye, özellikle hayata engelsiz bakan kardeşlerimiz için paydaşlık ediyoruz. Sanatta engel yoktur ilkesiyle hareket ederek, sergide engelli kardeşlerimize yönelik özel çalışmalar gerçekleştireceğiz. Görme engelli kardeşlerimiz için sergi boyunca özel bir anlatım tekniği gerçekleştirilecek. Böylece engelli kardeşlerimizin sergiden en iyi şekilde istifade etmesini ve pandeminin sebep olduğu olumsuz psiko-sosyal etkilerden kurtulmalarını hedefliyoruz. Kültür ve sanat dolu, engelsiz bir dünyada buluşmak dileğiyle sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. dedi. Dalınç Sergisi'nde engelli vatandaşların sergiyi gezmelerine yönelik yapılan çalışmalarla ilgili açıklama yapan Sultangazi Belediye Başkanı Av. Abdurrahman Dursun: Göreve geldiğimiz günden bu yana, yediden yetmişe tüm vatandaşlarımızı sanatla buluşturmanın gayreti içinde olduk. Pandemi koşullarından dolayı bir süredir sanat etkinliklerimizi sanal ortama taşıyarak devam ettirdik. Şimdi, geçmişle geleceği buluşturan çarpıcı bir sanat sergisine destek vermenin mutluluğunu yaşıyoruz. İsmini; Güzel bir görünüş, bir düşünce karşısında; kendinden geçercesine sessiz bir coşkuya dalma, tefekkür etme anlamındaki Dalınç kelimesinden alan dijital sergi, isminin yansıttığı üzere, katılımcılarını anlam ve idrak dolu bir yolculuğa davet ediyor. Sponsoru olmaktan gurur duyduğumuz Dalınç Dijital Sanat Sergisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla, 15-17 Haziran tarihleri arasında Binbirdirek Sarnıcı'nda sanatseverlerle buluşacak. Eski çağlardan beri maddenin dört temel unsuru olarak kabul edilen ateş, hava, toprak ve su elementlerine beşinci ve tamamlayıcı olarak tefekkürü, yani Dalınçı ekleyen sergi, bu elementleri odağına alarak hayata daha anlamlı bir bakış sunmayı vaat ediyor. Binbirdirek Sarnıcı'nın sunduğu tarihi atmosferle dijital sanat eserlerini buluşturan sergi, köklü kültürel mirasımızdan hareket alarak geleceğe uzanıyor. Doğduğumuz topraklarda daha derinlere kök salmadan tam anlamıyla beslenip büyümemiz ve serpilmemiz mümkün olamaz. Buradan hareketle, önce miras aldığımız büyük kültürümüze sahip çıkmalı, buradan aldığımız kuvvetle ufkumuzu genişleterek kamil insan olma yolunda ilerlemeliyiz. Dalınç Sergisi'nin tarihle geleceği, günümüzden bahsedersek dijitali bir araya getirmiş olması, bu anlamda bizim için büyük önem taşıyor. Dalınç Dijital Sergisi'nde, görsel eserlerin yanı sıra ses temelli dijital sanat eserleri de önemli bir ağırlık taşıyor. Mekanın akustik atmosferiyle desteklenen bu eserler, dinleyicileri farklı bir dünyada gezintiye çıkarıyor. Bu açıdan sergi, özellikle görme engelli bireyler için ayrı bir önem taşıyor. Sultangazi Belediyesi olarak, engellerin yalnızca zihinlerde yer alan bir yanılsama olduğunun ve engelli bireylerin hayatta başaramayacakları hiçbir şey olmadığının her fırsatta altını çiziyoruz. Engelli kardeşlerimizin hayatın ve toplumun içinde çok daha aktif rol alması gerektiğine inanıyoruz ve bu amaçla onlara elimizden gelen desteği vermeye gayret ediyoruz. Bu sergiye, özellikle hayata engelsiz bakan kardeşlerimiz için paydaşlık ediyoruz. Sanatta engel yoktur ilkesiyle hareket ederek, sergide engelli kardeşlerimize yönelik özel çalışmalar gerçekleştireceğiz. Görme engelli kardeşlerimiz için sergi boyunca özel bir anlatım tekniği gerçekleştirilecek. Böylece engelli kardeşlerimizin sergiden en iyi şekilde istifade etmesini ve pandeminin sebep olduğu olumsuz psiko-sosyal etkilerden kurtulmalarını hedefliyoruz. Kültür ve sanat dolu, engelsiz bir dünyada buluşmak dileğiyle sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. dedi. Dalınç sergisi Binbirdirek Sarnıcı'nda mekanın tarihsel dokusunu ve kültürümüzün ritüel ögelerini birleştirerek izleyiciyi farklı bir yolculuğa çıkarmayı hedefliyor. Sarnıcın mistik havası ve hikayesine uygun, organik fiziksel ögelerle dijital sanatları harmanlayarak izleyicinin deneyimlemesi için işitsel ve görsel bir aura oluşturuluyor. Dalınç sergisi ilhamını yaşamın kaynağını anlamak için antik çağlardan beri felsefeye konu olan elementlerden alır. Dalınç; güzel bir görünüş, bir düşünce karşısında, kendinden geçercesine sessiz bir coşkuya dalma, meditasyon anlamına gelir. Hava, ateş, toprak ve sarnıcın birincil inşa nedeni olan su yanında, bazı doğu felsefelerine göre -eğer bu dört mistik element varlığı açıklayan yapı birimleriyse- onu tamamlayan beşinci element olarak da transandantal meditasyon ya da diğer tabiriyle dalınç yer alır. Musaoğlu'nun suyu odak noktasına alarak bir dalınç olarak kurguladığı sergi, bir yandan da çağın akımlarına ayak uydurmaya çalışan benliklerimizi konu ediniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dare-to-say-dunya-ile-ayni-anda-istanbul-tiyatro-festivalinde-canli-yayinda/", "text": "Geçmiş yıllarda da festivale konuk olan ve her gösterisiyle büyük yankı uyandıran Nederlands Dans Theater 2 (NDT 2), bu kez canlı yayımlanacak bir dünya prömiyeriyle festivalin ön etkinliği olarak izleyicilerle buluşuyor. NDT 2'nin web sitesinde canlı yayımlanacak Dare to Say! adlı program, bu akşam (6 Kasım Cuma) saat 22.00'de online. iksv. org/tiyatro adresi üzerinden izlenebilecek. Koreograf Alexander Ekman ve Dimo Milev'in sahneye koyduğu performans, COVID-19'un getirdiği kısıtlamalara göre uyarlanmış hareket ve koreografilerden yola çıkarak hazırlandı. Canlı yayımlanacak bu gösterimle, seyirciler oturma odalarından Lahey'deki performansın tadını çıkarabilecek. Aygaz, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda düzenlenen festivalin fiziki ve çevrimiçi gösterileriyse 14 Kasım'da başlıyor. 21 oyunun prömiyer yapacağı festivalde, toplam 29 tiyatro, dans ve performans topluluğunun gösterisi yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/darulaceze-online-muzayede-duzenliyor/", "text": "İlk kez 1890 yılında düzenlenen Darülaceze'ye Katkı Müzayedesi geleneği yeniden canlandırılacak. Darülaceze Başkanlığı envanterinde bulunan 300'den fazla sanat eseri, yapılacak online müzayede ile satışa sunulacak. Bir asrı aşkın süredir din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın, devletten herhangi bir bütçe almadan öz varlıkları ve gönüllülerin katkıları ile ihtiyaç sahiplerine şefkat elini uzatan Darülaceze, müzayede geleneğini yeniden canlandırmaya karar verdi. İlki 133 yıl önce yapılan ve Darülaceze inşasına katkı sağlaması amaçlanan müzayedede, Sultan Abdülhamit'in ve hayırseverlerin bağışladığı kıymetli eşyalar Beyoğlu'nda açık arttırma ile satılmış, yapılan satışa hayırseverler yoğun ilgi göstermişlerdi. Kurulduğu günden bugüne kadar 100 binden fazla insana yuva olan Darülaceze, bu geleneğini yeniden hayata geçirerek yine kurum hizmetlerine katkı sağlamayı hedefliyor. 31 Ocak 2023 tarihinde saat 20.30'da günümüz teknolojilerinden faydalanılarak çevrimiçi olarak gerçekleşecek müzayede, Darülaceze Başkanlığı'nın dijital çözüm ortağı Bidsee uygulaması üzerinden Ömür Akkor'un sunumuyla gerçekleşecek ve ilk oturumda kurum envanterinde yer alan 300 farklı sanat eseri açık arttırmaya sunulacak. Mobil uygulamayı ücretsiz olarak https://bidsee. app/tr/ adresinden ya da uygulama marketlerden cihazlara indirebilecek ve hesap oluşturabilecek olan sanatseverler, tüm satış sürecini online olarak takip edebilecek, eserlere uygulama üzerinden teklif vererek satın alabilecek. 31 Ocak'ta yapılacak ilk oturumun ardından online müzayede geleneği düzenli aralıklarla tekrarlanacak. Yapılacak yeni oturumların tarihleri ve şartları, Darülaceze kurumsal Instagram hesabı ile @darulacezesesanat sayfalarından duyurulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/darulmulk-konya-selcuklu-saraylari-sergisi-25-agustosta-bitiyor/", "text": "Temmuz ayı itibariyle İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde ziyaretçileriyle buluşan Darülmülk Konya Selçuklu Sarayları sergisi, 25 Ağustos'ta sona eriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Konya Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla hazırlanan sergi, ilk 30 gün içinde büyük ilgi gördü. Uzmanlar, küratörlüğünü Doç. Dr. Muharrem Çeken ve Prof. Dr. Alptekin Yavaş'ın yaptığı, Kubadabad Sarayı'nın eşsiz çinilerini yakından görmek isteyenlere bu sergiyi kaçırmamaları tavsiyesinde bulunuyor. Kubadabad Sarayı kazılarını esas alan serginin sadece bir saray mimarisi üzerinden anlatım değil, sarayın iç mekan duvarlarında kullanılan çini dekorasyonu ile saray hayatının toplumun gelişmişlik seviyesini de gösterdiğine dikkat çeken Muharrem Çeken; Bu açıdan bu sergi, sadece bir arkeolojik çalışmanın sonuçlarının sergilenmesi değildir. Geometrik, bitkisel ve figürlü bu çiniler, Selçuklu resim sanatının ne kadar ileri olduğunu göstergesidir. Türk resim sanatında figür tartışması yapmadan önce Selçuklu sanatını görmezlikten gelmememiz gerektiği hakkında bir sergi niteliğindedir diyor. Kazı çalışmalarının günümüzde de devam ettiği Kubadabad Sarayı'ndan Selçuklu döneminin yüksek sanat anlayışına ayna tutan çiniler çıkarılmış ve dönemin mimari anlayışına ait önemli izlere rastlanmıştır. Kültürel miras niteliği taşıyan bu çiniler günümüzde Karatay Müzesi'nde sergilenmektedir. Ünlü Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin Selçukname'sinde sözü geçen, I. Alaeddin Keykubad tarafından (1220-1236) Sadeddin Köpek'e yaptırılan Kubadabad Sarayı, Konya Beyşehir-Isparta Yenişarbademli arasındaki yolun 5 km içerisinde Gölyaka Köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Günümüze ulaşabilen tek Anadolu Selçuklu sarayı olan Kubadabad Sarayı'nda arkeolojik kazılar halen devam etmekte, bulunan çini ve diğer eserler Karatay Müzesi'nde sergilenmektedir. Ünlü Selçuklu tarihçisi İbn Bibi, Selçukname'sinde Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'ın Antalya'ya yaptığı bir yolculuk esnasında Beyşehir Gölü çevresinin güzelliğinden etkilendiğini ve buraya bir saray yapılmasını emrettiğini belirtir. Hatta rivayet odur ki Alaeddin Keykubat, Beyşehir Gölü'nü gördüğünde 'Cennet ya burasıdır ya da buranın altındadır' demiştir. Kubadabad Sarayı, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'ın av emiri ve mimarbaşı Vezir Sadeddin Köpek tarafından 1226-1237 yılları arasında yılında yapılmıştır. Aynı zamanda sarayın krokisini de çizen Sultan Alaeddin Keykubat, bu sarayı yaptırırken çevresine de bir şehir kurulmasını emretmiştir. 1960 yılından beri yapılan kazı çalışmaları sayesinde Kubadabad Sarayı hakkında bilgi edinme şansımız her geçen gün artmaktadır. Beyşehir Gölü'nün hemen yanında ve Anamas Dağları'nın eteklerinde bulunan bu saraydan günümüze müzeleri süsleyen nadide çinilerle, göz kamaştırıcı saray kalıntıları kalmıştır. Önceleri Bizanslardan kalma harabeler sanılan saray bölgesinin, 1949 yılında İbn Bibi'nin yazılarında geçen gizemli Kubadabad Sarayı olduğu tespit edilmiştir. İlk kez 1960'lı yıllarında Alman arkeolog Katharina Otto-Dorn tarafından kazılan bölge, 1980'den bugüne kazılmakta ve sarayın ana bölümleri ortaya çıkarılmaktadır. Günümüzde halen devam etmekte olan kazı çalışmaları sonucunda Küçük Saray'ın çevresindeki mimari kalıntılar ile Kız Kalesi'ndeki ana yapı ve hamam bölgesindeki çiniler açığa çıkarılmış, Malanda Köşkü'nün mevcut kısmının planı netleşmiştir. Küçük Saray'ın etrafında ise Eski Çağ'a ait buluntu ve kalıntılar tespit edilmiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dasdas-online-westend-batinin-sonu-ile-basliyor/", "text": "DasDas, pandemi önlemleri kapsamında getirilen kısıtlamalar dolayısıyla sahnesinde gerçekleştiremediği tiyatro oyunlarını çevrim içi platformu DasDas Online'a taşıyor. DasDas Online adını verdikleri platformla DasDas ekibi, tiyatro oyunlarını canlı olarak seyirciyle buluşturacak. Çevrim içi ilk oyun Westend / Batının Sonu olacak. Ocak ayı itibariyle Joseph K., Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet, Güle Güle Diva!, Timsah ve çocuk oyunlarından Uyku Nereye Kaçar? ile Astro Ay'a Tırmanıyor da evlere konuk olacak. Moritz Rinke imzalı, yönetmenliğini Tuğsal Moğul'un üstlendiği Westend / Batının Sonu oyunun kadrosunda Evren Bingöl, Gün Koper, Mert Fırat, Naz Çağla Irmak, Tülin Özen ve Pervin Bağdat'ın yer alıyor. Westend / Batının Sonu, Eduard ve Charlotte çiftinin şehirden uzakta taşındıkları yeni evlerinde eski arkadaşlarını ve komşularını ağırladığı tüm sırların ortaya döküldüğü geceye tiyatroseverleri konuk edecek. Westend / Batının Sonu, 23 Aralık Çarşamba akşamı saat 21.15'te DasDas Online'da canlı olarak izlenebilecek. DasDas Online'da yer alacak oyunların biletlerini www. mobilet. com'da satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dasdasin-iki-oyunu-23-ocakta-online/", "text": "DasDas'ın yıllardır kapalı gişe oynayan oyunu Joseph K. ve çocuk oyunu Astro Ay'a Tırmanıyor bu hafta sonu da DasDas Online üzerinden izleyicilerin evlerine konuk olacak. Alper Baytekin'in tasarlayıp yönettiği, Bağış Angigün ve Merve Tokgöz'ün oynadığı, Aras Kargo'nun katkılarıyla dijitalleştirilen Astro Ay'a Tırmanıyor 23 Ocak Cumartesi günü saat 13.00'te DasDas Online'da olacak. En büyük hayali astronot olup uzaya gitmek olan Bağış'ın dostu Astro ile çıktığı eğlenceli yolculuğu konu alan oyunda yolculuğa minik izleyiciler de dahil ediliyor. Anadolu Efes tarafından dijitalleştirilen Joseph K. da 23 Ocak Cumartesi akşamı saat 21.15'te DasDas Online üzerinden izleyicilerle buluşacak. Serdar Biliş'in süpervizörlüğünü üstlendiği, kadrosunda Mert Fırat, Didem Balçın, Onur Dilber ve Özgün Aydın'ın bir araya geldiği Tom Basden imzalı Joseph K. da Franz Kafka'nın yüzyılı deviren Dava'sı tekrar açılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dasdasta-yeni-sergi-kutlama/", "text": "DasDas, 23 Ekim 2021 5 Ocak 2022 tarihleri arasında, Disyon işbirliği ile 'Kutlama' başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. 'Kutlama'da, Disyon'da yer alan 17 sanatçının 20 eseri ile Selin Uyar'ın kişisel sergisinin yer alıyor. Sergi, karanlık manzaraların içinde kalmış renkleri gün yüzüne çıkartarak onları çoğaltmayı ve kutlamayı hedefliyor. Sergi kapsamında ayrıca NFT ve blok zinciri ile sanat ilişkisi konulu konuşma ve paneller de gerçekleştirilecek. Yeni nesil bir sanat platformu olan Disyon, genç sanatçıların yaratıcı kimliklerini inşa etme becerilerini desteklemeyi umuyor. Ulaşılabilir sanat anlayışını benimseyen Disyon'un ilk edisyon seçkisinde Barış Kefeli, Baturalp Yılmaz, Can Sever, Juki, Ceren İdil, Dila Yumurtacı, İdil Dursun, Eylül Ezik, Ecemnaz Dalmaz, Gözde Mutluer, Ilgın Uçar, Kıvılcım Güngörün, Lisa Odette, Melis Büyükbaş, Selin Uyar, Selver Yıldırım ve Tolga Tarhan'dan oluşan 17 sanatçının edisyon seçkisi ve Selin Uyar'ın yağlıboya eserleri yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/davet-sofralari-tanitildi/", "text": "Beze Group ve Doğan Solibri tarafından düzenlenen ve İstanbul'un önde gelen iş insanlarının, yeme ve içme sektörünün temsilcilerinin, eğitimcilerin, gazetecilerin katıldığı toplantıda Zeynep Köksal Yaykıran, ayı zamanda bir sosyal girişimcilik projesi olan kitabın tüm gelirinin KEV'e bağışlandığını söyledi. Zeynep Köksal Yaykıran'ın çocuk beslenmesine yönelik ilk kitabı Eline Sağlık Anneciğimin2018'de tanıtımının ardından, özellikle yeni evlenmiş çiftlerin ve evinde misafir ağırlamaya alışık olmayanların yardımına yetişecek olan Davet Sofraları isimli ikinci kitabının tanıtımı da İstanbul'da Köksal Yalısı'nın bahçesinde düzenlenen bir kokteyl ile yapıldı. Boğaz manzarası eşliğinde konuklara bir konuşma yapan Pet Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, KEV Başkanı ve yazar Zeynep Köksal Yaykıran Davet Sofraları kitabını yazmaya 2019 Ekim'de tamamladığını belirterek şöyle devam etti: Kitabın tamamladıktan sonra elinizde tuttuğunuz bu eser haline gelmesi çok zaman ve emek aldı. Öncelikle annemin vefatı ve sonrasında da pandemi biraz ara vermeme neden oldu ve sonrasında da biz pandemi ile yaşamaya alıştık. 'Davet Sofraları' sadece bir yemek kitabı değil, aynı zamanda Köksal Eğitim Vakfı'nın başarılı, çalışkan öğrencilerine burs fonu oluşturan bir sosyal girişimcilik projesi. Bu bağlamda, Yaykıran Davet Sofraları' kitabının tüm telif hakkını ve ayrıca sponsorların da sundukları tüm destekleri Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, Köksal Eğitim Vakfı'nın burs fonuna bağışladıklarını söyledi. Kitap onlarca öğrenciye üniversite eğitimleri süresince burs yaratacak. Beze Group ve Doğan Solibri tarafından düzenlenen davete iş insanları, eğitimciler, yeme- içme sektörünün önde gelen temsilcileri ve gazetecilerden oluşan pek çok konuk katıldı. 1835 yılında Abdülmecit'in oğlu için yaptırdığı ve daha sonra Pet Holding Yönetim Kururlu Başkanı Güntekin Köksal tarafından restore ettirilen yalıda konukları Davet Sofraları kitabında yer alan ve kitabın sponsorlarından Zwilling, Staub, Ballarini, Laleli Zeytin Yağları ve Güral Porselen ürünleriyle hazırlanan bir sofra örneği karşıladı. Davette konuklara, Zeynep Köksal Yaykıran'ın Davet Sofraları kitabında yer alan tahinli sosla servis edilen falafel topları, siyah fasulye salatası, çilekli chia puding servis edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/david-arranhado-golden-oasis-ile-39-galeride/", "text": "Sosyal sorumluluk projeleriyle de adından söz ettiren 39 Kalamış Marina Hotel'de yer alan 39 Galeri, önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Portekizli sanatçı David Arranhado 'nun Golden Oasis adlı kişisel resim sergisi, 22 Eylül itibariyle sanatseverlerin ziyaretine açıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/david-bowienin-1995te-cekilmis-fotograflari-yayimlandi/", "text": "Londra'daki Zebra One Gallery, ünlü fotoğraf sanatçısı Kate Garner'ın çektiği ve pek bilinmeyen üç yeni David Bowie fotoğrafını yayımladı. 1995'te Los Angeles'da gerçekleşen çekimlerde, Bowie halatlarla bağlanıp tavana asılmış, bandajlara sarılmış ve beyaz bir tüpün içine yerleştirilmiş. Bu nadide eserler, Zebra One Gallery'nin çevrimiçi mağazasında satışa sunuldu. Bunlar, Garner'ın 12 yıl önce Los Angeles'daki bir depodan tüm fotoğraf koleksiyonu çalındıktan sonra elinde kalan az sayıdaki Bowie fotoğrafları. Garner, Londra stüdyosunda sakladığı birkaç baskı sayesinde tarihi bir parçayı kurtarmayı başarabilmişti. bantmag'in aktardığına göre sanatçı, bu fotoğrafları Esquire ve Ray Gun dergilerinin kapakları için çekmişti. Garner her ne kadar Bowie'nin çılgın bir hayranı olmasa da bu deneyimi çok keyifli ve müzisyeni de tamamen büyüleyici bulduğunu dile getirmiş ve onun şimdiye kadar tanıştığı en şaşırtıcı insanlardan biri olduğunu söylemişti. Bowie'nin hem ölüm yıl dönümü hem de doğum gününü barındıran haftada yayımlanan bu fotoğraflar, hafta boyunca Bowie'nin birçok farklı disiplinle temas eden hayatını anmak için yapılan ve yapılacak onlarca paylaşımdan biri. 10 Ocak Pazar günü, Bowie'nin aramızdan ayrılışının beşinci yıl dönümü olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/david-lynch-netflix-icin-wisteria-isimli-yeni-bir-dizi-hazirliyor/", "text": "David Lynch, Netflix çatısı altında hazırlayacağı Wisteria dizisi için kamera arkasına geçmeye hazırlanıyor. Dizinin prodüksiyonuna mayıs ayında başlanması planlanıyor. YouTube sayfasında What's David Up To? videoları ve hava durumu raporları paylaşarak son birkaç aydır pandemide eğlenceli bir demirbaş olan yönetmen David Lynch'in, taslak ismi Wisteria olan yeni bir Netflix projesi üzerinde çalıştığı bildirildi. Lynch'in hayran sitesi Welcome To Twin Peaks'e göre, yeni dizi Lynch tarafından yazılıp yönetiliyor ve yapımcılığını da Lynch'in sık sık birlikte çalıştığı Sabrina S. Sutherland üstlenmeye hazırlanıyor. Geçen aylarda The Hollywood Reporter'a verdiği röportajda bu söylentiler yönetmene sorulmuş, ancak Lynch bu konuda net bir açıklama yapmaktan kaçınmıştı. Hollywood'daki prodüksiyonları takip eden Production Weekly tarafından paylaşılan bilgilere göre, projenin başlangıç tarihi 2021 Mayıs. David Lynch imzası taşıyacak Wisterianın konusu ve oyuncu kadrosu hakkında şu an için herhangi bir bilgi bulunmuyor. Lynch, 2020 içinde Netflix'te What Did Jack Do? isimli yeni bir kısa film yayımlamıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dayanisma-sanati-yeniden-ayaga-kaldiracak/", "text": "İBB Kültür Dairesi Başkanlığı, deprem bölgesindeki tiyatro topluluklarına sahnelerini açıyor. Depremzede tiyatro toplulukları, dayanışma turnesi için İstanbul'da bir araya geliyor. Sadece tiyatro toplulukları değil, Hatay'ın dünyaca ünlü Antakya Medeniyetler Korosu ile Hatay Akademi Orkestrası, dayanışmanın müziğini İstanbul'da yapacak. İBB Kültür Dairesi Başkanlığı, örnek bir projeye imza atarak, deprem bölgesindeki tiyatro topluluklarını bir araya getiriyor. Dayanışma projesi ile İBB Kültür Dairesi Başkanlığı'na bağlı Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü kapsayan 26-30 Mart tarihleri arasında İstanbul'daki oyunların yanı sıra Akdeniz Bölge Tiyatro Kooperatifi ile birlikte depremden etkilenen illerdeki tiyatro ekiplerine de ücretsiz sahne verecek. Kültür merkezlerinin sahnelerindeki perdeler, depremzede tiyatro sanatçıları için açılacak. Yıl boyunca sürecek dayanışma projesiyle bölgedeki tiyatrolar, İBB sahnelerinde yer alacak. Dünya Tiyatro Günü'nde 5'i yetişkin, 3'ü çocuk oyunu olmak üzere toplam 8 tiyatro oyunu sahnelenecek. Depremden etkilenen bölgedeki tiyatro topluluklarının sahne almasıyla sanat yeniden ayağa kalkacak. Adana Gösteri Sanatları Merkezi Canlanan Masallar, Adana Gülse Tiyatro Vikingler Yıldız Taşı Kolyesi, Osmaniye Pano Kids/Tiyatro Mavra Bugün Ne Anlatsam adlı çocuk oyunlarını ve Adana Ekol Casting Eyvah Babam Kapıda, Hatay Ortak Sahne Halktan Biri, Adana Reverans Sanat Üç Kadın ve Bir Kavanoz Kül, Tarsus Şehir Tiyatrosu Duvar, Hatay Nar Sahne Bağ adlı yetişkin oyunlarını, İBB kültür merkezlerinde ücretsiz olarak sahneleyecek. Oyun programına İBB Kültür Sanat sosyal medya hesapları ve www. kultursanat. istanbul adresinden ulaşılabilecek. İBB Kültür Dairesi Başkanlığı'nın dayanışma projesi, tiyatro topluluklarıyla sınırlı kalmayacak. Dünyaca ünlü Antakya Medeniyetler Korosu ve Hatay Akademi Orkestrası da İstanbul'da sahne alacak. İBB Orkestralar Müdürlüğü, Hatay Akademi Orkestrası ve Antakya Medeniyetler Korosu bir araya gelerek, bu dayanışmaya ortak olacak. Yıl boyunca devam edecek olan dayanışma sürecinde iki müzik topluluğu, İBB Orkestralar Müdürlüğü ile birlikte konserler verecek. Dayanışmanın Müziği projesinin ilk konseri, İBB Orkestraları ve Antakya Medeniyetler Korosu ile 31 Mart Cuma akşamı saat 21.00'de, ikinci konseri İBB Orkestraları ve Hatay Akademi Orkestrası ile 1 Nisan Cumartesi akşamı saat 21.00'de Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda gerçekleşecek. Profesyonel müzisyenler, müzik öğretmenleri, konservatuvar mezunları ve konservatuvar öğrencilerinden oluşan Hatay Akademi Orkestrası'nın şefliğini, aynı zamanda kurucusu olan Ali Uğur üstleniyor. Hatay'ın ilk ve tek senfoni orkestrası olma özelliğini taşıyan, bünyesinde bulunan Hatay Çok Sesli Korosu'yla bir bütün halinde hareket eden orkestra, kendini kültür ve sanat alanında bir dönüşüm hareketi olarak tanımlıyor. Antakya Medeniyetler Korosu ise medeniyetler arasında bir köprü oluşturmak, müzik aracılığıyla barış, hoşgörü, kardeşlik ve sevgi mesajları vermek amacıyla 2007 yılında kuruldu. Alevi, Sünni, Ermeni, Ortodoks, Katolik ve Musevileri buluşturan, Hatay'ın kültürel zenginliğini ve hoş görüsünü tüm dünyaya tanıtan koro, 2012 yılında Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi. Koronun şefliğini Yılmaz Özfırat üstleniyor. İBB Kültür Dairesi Başkanlığı tarafından başlatılan Dayanışmanın Müziği projesiyle, yaşanan felaketin ardından depremde kaybettiğimiz Hatay Akademi Orkestrası müzisyenleri Büşra Kırkıcı Zateri, Cansu Çilingir, Abdurrahman Düzgün ve Ali Yılmaz, Antakya Medeniyetler Korosu üyeleri Mehmet Özdemir, Gizem Dönmez, Hakan Samsunlu, Pınar Aksoy, Fatma Çevik, Müge Mimaroğlu ve Ahmet Fehmi Ayaz anılacak. Konserin ücretsiz davetiyeleri, İBB Kültür Sanat sosyal medya hesaplarında duyurulmasının ardından, Radar İstanbul uygulaması üzerinden temin edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/decollage-art-space-haziran-ayinda-bircok-etkinlikle-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Decollage Art Space, Haziran ayında farklı disiplinlerden pek çok etkinliği ağırlıyor. Le Voyage adlı sergisiyle izleyicilerle buluşmaya devam eden Decollage Art Space, bir yandan da seramikten heykele, resimden müziğe uzanan birçok workshop, konuşma, performans ve atölye ile dopdolu bir etkinlik takvimi sunuyor. Üst üste üçüncü kez, Avrupa'nın en üst düzey basketbol organizasyonu EuroLeague'de Final Four'a katılma başarısı gösteren Anadolu Efes'in, 2020-2021 sezonunda elde ettiği EuroLeague Şampiyonluğu bir anıtla ölümsüzleşti. Anadolu Efes Spor Kulübü için dünyaca ünlü heykel ustası Tankut Öktem'in atölyesinde, kızı Heykeltraş ve Y. Mimar Pınar Öktem Doğan tarafından yapılan anıt, desteklerini bir an olsun esirgemeyen Anadolu Efes taraftarlarına ithaf edildi. Eserin varlığı ile Anadolu Efes'in başarı yolculuğu yeni efsanelere dönüşmek üzere geleceğe bırakılıyor. Bahçelievler Belediyesi sınırları içinde bulunan Şampiyonluk Anıtı'nın tasarım ve yapım süreci ile heykel sanatı içinde değerlendirmesini görsel bir sunum eşliğinde Y. Mimar ve Heykeltraş Pınar Doğan Öktem'den dinleyeceğimiz etkinliğe davetlisiniz. 13 yaşındaki İlyun Bürkev'in başarılı kariyeri, piyano resitali eşliğinde Decollage Art Space ev sahipliğinde sanatseverlerle buluşuyor. İlyun Bürkev, 4 yaşında başladığı piyano eğitimine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuarı'nda Prof. Burcu Aktaş Urgun, Devlet Sanatçısı Sayın Gülsin Onay ve Salzburg Mozarteum Üniversitesi'nde Prof. Pavel Gililov ile devam etmektedir. Katıldığı birçok uluslararası piyano yarışmasında 1'incilik dereceleri olan İlyun Bürkev, Nisan 2021'de katıldığı Chopin Uluslararası piyano yarışmasında aldığı 1'incilik ödülünün yanı sıra, en iyi Chopin Yorum Ödülü, En İyi Ulusal Besteci Performans Ödülü, CAKA Müzik Yarışması'nda 1'incilik ve CAKA Yıldızı Ödülü'nü aldı. NTV Radyo Cazın Büyüsü programı yapımcısı, Tıp Doktoru ve Romatizmal Hastalıklar Uzmanı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi eşliğinde gerçekleşecek Neden Caz? Caz Özgürlüktür adlı seminer, özel caz müzikleri eşliğinde Decollage Art Space'de sanatseverlerle buluşuyor. Cazı çalanlar, söyleyenler, dinleyenler ve yazarları mercek altına alıyor. Caz benim için bir dünya görüşü, duruş biçimi diyen Dr. Hakan Rauf Tüfekçi, NTV Radyo'daki programı Cazın Büyüsünde yeni çıkan albümlerden, özellikle İtalya, Fransa, İspanya'dan topladıklarından seçtikleriyle çıkıyor yayına. Bazen unutulan caz müzisyenleri ya da unutulmuş şarkıları çalıyor, anlatıyor. Şarkıları ve dizi müzikleriyle 40'tan fazla ülkede sevilen Murat Evgin, Murat Evgin Oldies Konser Show ile Decollage Art Space'de müzikseverlerle buluşuyor. Sanatçı, Beatles'dan Elvis'e, Barış Manço'dan Sezen Aksu'ya müzik tarihinde iz bırakan birçok ismin şarkılarını esprili anılar ve hikayelerle buluşturup Murat Evgin Oldies Show konserinde sahneye taşıyor. Murat Evgin'e, piyanoda uzun yıllar Barış Manço ve Cem Karaca ile çalışmış, ülkemizin önemli müzisyenlerinden Eser Taşkıran ve kemanda Ece Naz Özonar eşlik ediyor. Ayrıca; Rana ve Seher, bu cumartesi ve her cumartesi Vkoffee'de sizlerle buluşuyor! Vkoffee'de dilediğiniz içecek eşliğinde Rana ve Seher'in caz standartları ve İngilizce/Türkçe pop canlı performanslarını keyifle dinleyebilirsiniz. Decollage Art Space birbirinden yaratıcı, etkileşime ve deneyime açık etkinliklerle ziyaretçileriyle buluşmaya devam edecek. Sosyal medya hesaplarını takipte kalın. kullanabilirsiniz. Araçla gelenler için Decollage Art Space önünde İSPARK park imkanı bulunmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/decollage-art-spacede-le-voyage-sergisi/", "text": "Mimar Viktoria Şahin kuruculuğunda hayata geçen Decollage Art Space, yeni sergisi Le Voyage ile baharı karşılıyor. 19. yüzyılın önemli Fransız şairlerinden, modernist estetiğin habercisi Charles Baudelaire'in aynı isimli şiirinden ilham alan Le Voyage başlıklı sergi, modern Türk resminin usta sanatçılarını bir araya getiriyor. 11 Mayıs 2022 tarihinde açılan sergi, 30 Haziran 2022 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Genç ve yeni nesle sanatı sevdirmek, sürdürülebilir bir sanat ortamı yaratmak ve multidisipliner üretim alanını desteklemek amacıyla hayata geçen Decollage Art Space'in Fransızcada yükseliş anlamına gelen ismiyle de diyaloğa geçen sergi, Türk sanat tarihine iz bırakmış pek çok sanatçının resim ve heykellerini izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor. Yolculuk teması pek çok yazarın, sanatçının üretimlerinde önemli bir esin noktası olarak karşımıza çıkar. Bu serginin de odağını oluşturan tema, sanatçıların yolculuk kavramına kendi perspektiflerinden bakışlarını bir araya getiriyor. Doğa tasvirleri, natürmortlar, at figürleri, peyzajlar, günlük yaşamdan sahneler ve portrelerin konu olduğu resimlerin yanı sıra heykellerin de yer aldığı sergi, sanatseverleri bir yolculuğa davet ediyor. Serap Atala'nın danışmanlığındaki sergide yer alan sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Selim Turan, Adnan Varınca, Avni Arbaş, Nejad Melih Devrim, Mübin Orhon, Burhan Uygur, Süleyman Saim Tekcan, Mustafa Pilevneli, İbrahim Örs, Fevzi Karakoç, Haşim Nur Gürel, Dilek Işıksel, Resul Aytemür, Mahmut Karatoprak, Kemal Önsoy, Mahir Güven, Bubi, Gülten İmamoğlu, Mehmet Güler, Atilla Atala ve Meliha Sözeri. Sanat Yöneticiliği ve Danışmanlığını Mine Çağlar'ın yürüttüğü Decollage Art Space, her katında farklı disiplinlerle karşılaşabileceğiniz, etkileşime geçip atölyelere katılabileceğiniz, performansları izleyip yaratıcı insanlarla buluşabileceğiniz bir deneyim alanı. Bünyesinde resim, heykel, seramik, cam atölye çalışmaları yapılabilen yaratıcı alanda müzik, dans, tiyatro gibi sanatsal performanslar için donanıma sahip Performans Alanı katı, içerisinde Art Shop bölümünün de yer aldığı VKoffee, sanat galerisi, sanat kitaplığı, ofis ve etkinlik alanını barındırıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/decollage-art-spacete-promesse-karma-sergisi/", "text": "Decollage Art Space, sezonun ikinci sergisinde önemli bir karma seçkiye ev sahipliği yapıyor. Emine Şenses, Melike Kılıç, Ömer Koçağ, Pelin Bayçelebi, Sayat Uşaklıgil ve Yağmur Yılan'ın çalışmalarından oluşan eserler, 22 Kasım Salı günü düzenlenen bir açılış kokteyli ile sanatseverlerle buluştu. Promesse adlı serginin sergi danışmanlığı ve koordinatörlüğünü, Ressam Serap Atala gerçekleştiriyor. Sergideki sanatçılardan Emine Şenses'in uzaktan bakıldığında yağlı boya resim etkisi gösteren kolajları, Melike Kılıç'ın çok katmanlı geleneksel kat'ı sanatından yola çıkarak yaptığı görsel hikayeler, Ömer Koçağ'ın Rembrandt ve Goya gibi büyük ustalara çağdaş bir saygı niteliğindeki resimleri, Sayat Uşaklıgil'in zamansız ve mekansız zıtlıkları, o anda donmuş kalmış gibi görünen nostaljik figürleri, Pelin Bayçelebi'nin doğanın mükemmel dengesinden aldığı ilhamla yaptığı resimler ve Yağmur Yılan'ın kadına ait duyguları dramatik bir yaklaşımla yeni bir gerçeklik yaratarak tuvaline aktarması; bizi sanatçıları tanımaya, anlamaya ve araştırmaya davet ediyor. Günümüz Türk resminin ustalaşmış ve ustalaşma yolundaki genç kuşak sanatçılarını bir araya getiren sergi, umut teması etrafında şekilleniyor. Biçimsel ve kavramsal yaklaşımla ziyaretçileri düşündürmeyi ve sorgulamaya alan açmayı amaçlıyor. Çeşitli medyumları kullanan, sanat üretimine farklı açılardan bakan sanatçıların; çeşitli üslupların ve farklı eser boyutlarının beraberliği ile ritmi getiren gelenekten moderne, kağıt malzemeden tuvale uzanan eserlerinden oluşuyor. Promesse, 9 Ocak tarihine dek Decollage Art Space'te ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dede-korkut-masallari-youtubeda/", "text": "Daha önce Tales of Turkey ve Artjourney adlı kültür sanat içerikli video çalışmalarına imza atan RNA iletişim, Korkut Ata Masal kanalında, geleneksel masalları, çağa uygun bir dil ve yaklaşımla yeniden yorumlayarak çizgi film, animasyon, kitap veya müzik parçası olarak izleyiciye sunuyor. Kanalın kurucusu İsak Baydaroğlu, projeye ilişkin yaptığı açıklamada, Nar Tanesi Masalı ve Tahir ile Zühre Masalından üçer bölümün izleyiciyle buluştuğunu söyledi. Korkut Ata Masalları projesinde, geleneksel masalları, özüne zarar vermeden bugünün diline, anlayışına ve insanına taşımak niyetiyle yola çıktıklarını belirten Baydaroğlu, Kültür coğrafyamızdan çıkan masallar, ruhumuza, aklımıza ve kalbimize giden en kestirme yoldur. Toplumsal değerlerimizden olan sevgi, kardeşlik, dayanışma ve çevre bilinci gibi anlamların en güzel örnekleri, bizim masallarımızda bulunuyor. Korkut Ata Masal, masallarımızın taşıdığı bu mesajları, çocuklara, gençlere ve tüm topluma iletmek üzere Youtube kanalında yayına başladı. dedi. Oğuz Türklerinin eski destanlarında yüceltip kutsallaştırılmış, bozkır hayatının geleneklerini ve törelerini çok iyi bilen, kabile teşkilatını koruyan yarı-efsanevi bilge, Dede Korkut, Türkler'in en eski destanı Dede Korkut Kitabı'ndaki hikayelerin de anlatıcısı ozandır. Masal severler ve özellikle geleneksel masallara merakı olanlar, Dede Korkut'un masallarını, Korkut Ata Masal kanalından takip edebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/defineciler-tarihi-kiliseyi-talan-etti/", "text": "Güçlükle ayakta duran Silivri'deki 300 yıllık tarihi Germiyan Kilisesi'ne bir darbe de definecilerden geldi. Defineciler kilise ve çevresinde altın bulma umuduyla metrelerce derinlikte çukurlar kazdı. Germiyan Kilisesi, Silivri'ye bağlı Değirmenköy'de bulunuyor. 1836 yılında I. Abdülhamid'in para yardımı ile Rum köylüler için yaptırılan kilise, 1913 yılında Rumlar'ın Yunanistan'a göç etmesiyle boş kaldı. Mübadele dönemi olan 1923-1924 yıllarında Rumların gitmesinden sonra cami ve okul olarak kullanıldı. Tarihi kilise bakımsızlıktan yıllar içinde harap olurken bir de defineciler tarafından tahrip ediliyor. Define aramak çevresinde için insan boyu içinde ise metrelerce çukurların kazıldığı kilise güçlükle ayakta duruyor. Bölgede yaşayan köylülere göre defineciler kaza kaza kiliseyi kalbura çevirdi. Kilisenin içindeki ahşap sütunların çürüdüğü, ahşap çatının da yarısının çöktüğü görüldü. Kilisenin zemininde de definecilerin tahribatlarını görmek mümkün. Zeminde derin çukurlar açılırken, ahşap sütunların altında bulunan oymalı mermerlerden ise sadece biri duruyor. İçerideki merdivenlerin yarısı çökmüş, duvarlarındaki kabartmalarda yok olmuş durumda. Kilisenin dışında hemen yanında ise açılan bir çukur daha bulunuyor. Ayrıca kilisenin hemen önünde bulunan ağacın da altı kazılmış durumda. Kilisenin yakınında bulunan İsmetpaşa Mahallesi'nde yaşayan Kani Çılgın, Ben 58 yaşındayım kendimi bildim bileli kilise var. Yunanlılar varmış eskiden bizim oturduğumuz yerlerde. Onlar savaşta kaçmışlar buradan. Mübadelede bizim babalarımız dedelerimiz oraya yerleşmiş. Eski Değimenköy, esas Değirmenköy orası, Germiyan olarak geçiyor. Defineciler kaza kaza kalbur gibi yaptılar. Bir şey bırakmadılar, altına girdiler 3 metre. Çok güzel bir yapıydı ama berbat ettiler. Korumaya alınmadı, o zaman korumaya alacaklarını söylediler ama korumaya almadılar. Gece giden orada çalışıyor, 'burada para var, burada para var', para arıyorlar yani orada. Bir ara samanlık olarak kullanıldı orası. Harabe gibi dedi. Bir diğer mahalleli Tunay Yaşar ise, Defineciler var, yıllardır oradalar. Ben hayvancılık yaptım 25 sene, 80'den sonra 2000'e kadar her akşam geliyorlardı. Harap olduğunu gördüm, gidip bir iki kere gördüm, çok da derin kazmışlar şu anda. Terk edildi, yıkılmak üzere artık, kala kala duvarları kaldı, çatısında zaten bir şey kalmadı diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/degersiz-sanilan-tablo-80-milyon-tlye-satildi/", "text": "Fransız ressam Jean-Honore Fragonard'ın yıllarca önemsiz sanılan A Philosopher Reading adlı tablosu, cumartesi günü düzenlenen açık artırmada 7 milyon 680 bin euroya (yaklaşık 80 milyon TL) satıldı. Independent Türkçe'nin haberine göre eser, tablonun Fransa'da yaşayan sahiplerinin Encheres Champagne müzayede evinden Antoine Petit'i varlıklarının envanterini çıkarması için çağrılmasıyla ortaya çıktı. Petit, nesiller boyu ailede olan tabloyu görür görmez Fragonard'ın uzman dokunuşlarını ve son derece samimi fırça darbelerini tanıdığını söyledi. Ancak tozla kaplı tabloyu indirip yakından inceleyen ve arkasında Fragonard yazısına rastlayan Petit, yine de kesin şekilde emin olamadığını kaydetti. Bunun ardından 45,8 x 57 santimetre boyutlarındaki unutulmuş tabloyu inceleyen uzmanlar da eserin Fragonard'a ait olduğunu doğruladı. Tablonun çok iyi şekilde korunduğu açıklandı. 1732-1806 yılları arasında yaşayan Fragonard, 18. yüzyılın önemli ressamlarından biri olarak kabul ediliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/demet-tekinden-yeni-album/", "text": "Söz ve müziği Demet Tekin imzası taşıyan Türk Müziği makamlarından oluşan on şarkının yer aldığı Demet'in Tangoları adlı albümü, Yenikapı Müzik yapım etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı. Şevket Aşıkuzun'un aranjörlüğünü yaptığı albümünün ilk klibiGözlerimin Önünden Geçerken Hatıralar adlı şarkıya çekildi. İstanbul'da tarihi bir mekanda, yönetmen Murat Küçük tarafından çekilen klip youtube kanalında müzik severlerin beğenisine sunuldu. Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde başlayan müzik yolcuğunu, İTÜ Türk Musiki Devlet Konservatuarıve ardından Türk müziği yüksek lisansı ile tamamlayan Demet Tekin, müziğin üretim aşamasında olmayı sahne önünde olmaktan daha çok tercih ediyor. Bugüne kadar bir çok müzik dalında sözlerini yazdığı, bestesini yaptığı toplam 116 eseri bulunuyor. Bu eserleri albüm haline getirerek dijital platformda yayınlayan Demet Tekin, müziğin üretim aşaması beni her zaman çok heyecanlandırıyor dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/demirkent-odulleri-basvurulari-icin-geri-sayim-basladi/", "text": "Demirkent Eğitim ve Araştırma Vakfı tarafından İletişim, Tarih ve Sosyal Farkındalık Oluşturulmasına Katkı başlıkları altında üç ana dalda verilecek Demirkent Ödülleri töreni, M. Nezih Demirkent'in vefatının 20. yılında 11 Şubat 2021 Perşembe günü İş Sanat'ta hibrit modelle gerçekleştirilecek. Pandemi nedeniyle sınırlı sayıda misafirin İş Sanat'ta ağırlanacağı törene ayrıca online olarak çok sayıda katılımcı konuk olacak. Demirkent Eğitim Vakfı internet sitesi üzerinden 20 Ocak 2021 Çarşamba gününe kadar gerçekleştirilecek başvurular, Türkiye'nin alanında uzman ve saygın seçici kurulunun değerlendirmelerine sunularak ödüle layık görülen program ve eserler belirlenecek. Dünya Gazetesi kurucusu M. Nezih Demirkent ile eşi Prof. Dr. Işın Demirkent'in ilkelerini yaşatmak amacıyla Dünya Eko AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Didem Demirkent önderliğinde kurulan Demirkent Eğitim ve Araştırma Vakfı, ekonomi, tarih ve eğitim alanlarında araştırmalar yapılmasını ve ihtiyaç sahibi öğrencilere destek olmayı hedefliyor. 454 sayfadan oluşan ve 1959 ekonomik terimin yer aldığı Ekonomi Sözlüğünü geçtiğimiz yıl yayınlayan vakıf, elde edilen gelirle üniversitelerin Tarih bölümlerinde okuyan ve maddi durumu kısıtlı kız öğrenciler için burs imkanı sağladı. Vakıf, bu yıl da tarih alanında Prof. Dr. Işın Demirkent anısına Akademik Bakışla Haçlılar isimli çalışmayı yayına hazırladı. İletişim, Tarih ve Sosyal Farkındalık Oluşturulmasına Katkı olmak üzere 3 ana dalda verilecek toplam 12 ödül sahipleri ile buluşacak. 2018-2021 yılları arasında bilimsel metodlara uygun olarak tamamlanmış yüksek lisans, doktora tezleri ya da araştırma eserleri için verilecek. Dünya Eko AŞ bünyesinde kurumsal yayıncılık, içerik oluşturma ve tasarım hizmetleri veren Ajans D tarafından yayına hazırlanan ''Ekonomi Sözlüğü'' 454 sayfadan oluşuyor. Dijital ekonomiden küresel piyasalara, dikkatle belirlenmiş birçok kavramı bir araya getiren ''Ekonomi Sözlüğü''nün içeriğinde 1959 ekonomik terim yer alıyor. https://www. demirkentegitimvakfi. com/odulbasvuruformu/ üzerinden, online olarak ya da Dünya EKO AŞ Demirkent Ödülleri Genel Sekreterliği Maslak Mah. Eski Büyükdere Cd. No: 37 4 Sarıyer / İstanbul adresine, iletişim bilgileri ile birlikte zarfın ön yüzüne Demirkent Ödülleri başvurusudur. yazarak gerçekleştirilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/demos-fuarcilik-dunya-sanatini-bodruma-tasiyor/", "text": "Yenilenmenin, canlanmanın, deniz ve doğa ile baş başa kalmanın eşsiz destinasyonlarından biri olan Bodrum, bu sene ikincisi gerçekleşecek olan Bodrum Sanat Fuarı ile adını sanat şehirleri arasına yazdırıyor. Demos Fuarcılık tarafından düzenlenen Bodrum Art Fair, 28 Haziran'da VIP Opening ile sanatseverlere kapılarını açacak. Bodrum Art Fair ; yaklaşık 40 galeri, yurt içi ve yurt dışından 300 sanatçı, koleksiyonerler ve sanatseverleri Herodot Kültür Merkezi'nde ağırlayacak. Dünyanın önde gelen galeri, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını Bodrum'da sanatseverlerle iki edisyonda bir araya getirmeyi hedefleyen BAF'ın ilk edisyonu 29 Haziran-3 Temmuz 2022, ikinci edisyonu 23 Ağustos-28 Ağustos 2022 tarihlerinde sanatseverler ile buluşacak. Dünyadaki çağdaş sanat fuarları arasındaki rekabette yerini güçlendiren BAF; klasik, modern ve çağdaş sanatçıların resim ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra eş zamanlı olarak dört mekanda heykel sergilerini sanatseverlerin beğenisine sunacak. Atlas Space'ın Metaverse ve Sanat, Arkhe Project'in NFT ve Sanat adlı seminerler düzenleyeceği fuarın ilk üç gününde, ülkemizin önde gelen caz piyanistlerinden Kerem Görsev konserleri de yer alacak. Gülten İmamoğlu, Alaz Sağlam, Adnan Doğan, Adviye Bal, Meryem Selçuk, Serena Tiana Conway, Tamer Şahinoğlu, Safranda, Roye Dagher eserleriyle Bodrum Sanat Fuarı'na iştirak ederken; katılımcı galeriler arasında Balaban Sanat Galerisi, Binyilart, Doruk Sanat Galerisi, Nidra Art, Tunca Sanat, Balaban Sanat Galerisi, Galeri Binyıl Doruk Art Project, Guga Contemporary ve Türkiye'nin önde gelen galerileri bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/deni-adler-michael-jackson-hayranligi-sergiye-donustu/", "text": "Birçok sergiye ev sahipliği yaparak sanatçı ve sanatseverleri bir araya getiren Hilton Istanbul Maslak, kasım ayında Michael Jackson portrelerinden oluşan etkileyici bir sergi ile etkinliklerine devam ediyor. Ressam Deni Adler Topuzoğlu'nun Michael Jackson hayranlığı ile başlayan serüveninde yarattığı bu görülmeye değer eserler, 8-10 Kasım tarihleri arasında otelin Quartz salonunda sergilenecek. Sanata ve sanatçıya verdiği destekle birçok sanatçının eserlerine ev sahipliği yapan Hilton Istanbul Maslak, kasım ayında ressam Deni Adler Topuzoğlu'nun Michael Jackson temalı sergisine ev sahipliği yapıyor. Topuzoğlu'nun Michael Jackson hayranlığı ile başlayan yolculuğuna dair dikkat çeken eserleri, 8-9-10 Kasım tarihlerinde otelin Quartz salonunda sanatseverler tarafından ziyaret edilebilecek. Müzikten resme, tiyatrodan yazarlığa sanatın ve edebiyatın her dalında çalışmalar yapan ressam Deni Adler Topuzoğlu, Marmara Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği mezunu. Aynı zamanda Paris Pierre & Marie Curie Üniversitesi'nde biyoloji eğitimi gören Topuzoğlu, Ecole Normale de Musique de Paris Konservatuarı'nda piyano solfej eğitimi aldı. Resim alanında Ziyad Sultanov, Şayan Yelda Vatansever gibi duayenlerle atölye çalışmalarında bulunan Topuzoğlu'nun 6 kitabı bulunmakta. Jackson hayranlarının ve onu daha yakından tanımak isteyenlerin ilgiyle beklediği sergi, 8-10 Kasım tarihleri arasında 14.00-18.00 saat aralığında ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/deniz-gulun-kazi-ve-yuzey-sergisi-salt-galatada-acildi/", "text": "Sözcüklerin çok yönlülüğü ve çeviri çalışmaları üzerine araştırmalar yapan sanatçı Deniz Gül, dil kavramına bir sanat biçimi olarak ilgi duyar. Pratiğinin temel unsurları olan metin, heykel ve enstalasyonları -bir his, fikir ya da rastlantının canlandırılması gibi- sesten yola çıkarak söz, nesne ve eylemleri dile getirmeye odaklanır. Ardışık programının ikinci sergisi Kazı ve Yüzey'deki işlerinde şimdiye dek başvurduğu görsel mecralardan uzaklaşan sanatçı, dilin yalnızca bir iletişim aracı şeklinde tanımlanmasına karşı, üretiminde sözcükleri kullanır. Dil nasıl icra edilir? Ekonomik, ekolojik ve toplumsal kriz zamanlarında sözcüklerin süreçlere müdahilliği ve etkileri nasıl takip edilir? SALT Galata'nın üç katı ve çevrimiçi ortamda sunulan serginin ziyaretçilerini, bu sorulara duyduğu meraka ortak etmeye öncelik veren Gül, dille kurulan bildik ilişkilere yeni bakış açıları geliştirmeyi amaçlar. Sanatçıya göre dil, daima yeni baştan yapılanmakta olan bir kurgu, sınırları sürekli müzakere edilen bir coğrafyadır. Yazma eylemini sözün değişip dönüştüğü, kuralsız bir oyun alanı olarak tarif eden Gül'ün Klavuz (2016-2021) işi, satır satır taradığı Türkçe yazım kılavuzunda çağrışımlara dayanan ve mutlak bir anlama ulaşma çabası olmayan yazılı müdahalelerden oluşur. Bu düzenlemeleri gösteren Klavuz sayfaları, giriş katındaki SALT Araştırma mekanında incelenebilir. SALT'ın Çalışma Grupları kapsamında Ekim 2020'de, Gül'ün bir grup katılımcıyla yürüttüğü atölye ile başlatılan antoloji projesi Çeviri'nin çalışmaları da sergi paralelinde devam edecek. Üç aşamalı proje, dile dair aciliyetleri ve süregelen tartışmaları irdelemeye; yabancı dillerdeki kavramlara Türkçe karşılıklar geliştirerek bunları ulaşılabilir kılmaya odaklanıyor. Postkolonyal teori, feminist ve kuir düşünüş, yeni materyalizm, teknoloji ve veri kullanımı gibi başlıklar altında derlenen Çeviri antolojisinde, Gül'ün projeye davet ettiği sanatçı, küratör, yazar ve akademisyenlerin katkısıyla çevirisi yapılan metinler, sanatçı konuşmaları ve sunum-performanslar yer alıyor. Müşterek bir düşünsel üretim sürecinin çıktısı olarak bir web sitesinde derlenen içerik, giriş katının yanı sıra uzaktan incelemeye açılıyor. SALT'tan Amira Akbıyıkoğlu ile Farah Aksoy tarafından hazırlanan ve sanatçılar Barış Doğrusöz, Deniz Gül, Volkan Aslan, Aykan Safoğlu ile Fatma Belkıs ve Onur Gökmen'in sergilerinden oluşan Ardışık programı yıl boyunca SALT Galata'da devam edecektir. SAHA tarafından desteklenen Ardışık, SALT Galata'nın ardından, L'Internationale üyesi kurumlardan Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia, Muzeum Sztuki Nowoczesnej w Warszawie ve M HKA, The Museum of Contemporary Art'ın 2021-2022 programları kapsamında sunulacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/deniz-karakurt-sekercinin-deniz-hikayesi-sergisi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Sanatçının tuval üzerine akrilik boya çalışmalarından oluşan 30'a yakın eserinin yer aldığı sergi, 1 ay boyunca Kelimat Sanat Evi'nde görülebilecek. Ressam Deniz Karakurt Şekerci'nin Deniz Hikayesi adlı sergisi, Kelimat Sanat Evi'nde açıldı. Tuval üzerine akrilik boya çalışmalarından oluşan sergiye ilişkin AA muhabirine açıklama yapan sanatçı, Antalya'da yaşadığını, İstanbul'da ilk kez bir kişisel sergi açtığını söyledi. Sergide yer alan karakterlerin imgesel olarak ortaya çıktığını ifade eden Şekerci, Kadınların sorunları üzerine kişisel olarak dert edindiğim konuları daha çok işliyorum. Mesaj verme kaygısıyla değil de daha çok kadınların duygu durumlarını anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. dedi. Bir tekstil malzemesi olarak kumaşları resimlerine dahil ettiğine değinen sanatçı, seriyi Dikiş İzi olarak adlandırdığını kaydetti. Kelimat Sanat Evi Sanat Direktörü Adnan Al Ahmad ise Deniz isminin özgürlüğün diğer adı olduğunu belirterek, Şekerci, denize ve onun öykülerine aşık bir sanatçı. Bu aşkı tüm sancılarıyla ve huzuruyla doğurduğu tablolarında görebilirsiniz. dedi. Ahmad, sergide 30'a yakında eser olduğunu belirterek, Bu sergi aynı zamanda Kelimat Sanat Evi'nin Koşuyolu'ndaki son sergisi olacak. Galerimiz nisan ayıyla birlikte Üsküdar'daki yeni mekanına taşınacak. Tüm sanatseverleri yeni mekanımıza davet ediyoruz. diye konuştu. Kelimat Sanat Evi'nin 2 katında yer alan sergide Deniz Karakurt Şekerci'nin eserleri 1 ay boyunca ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/deniz-kirec-seascapes-sergisi-acildi/", "text": "Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nde lisans eğitimi alan Deniz Kireç, New York Parsons School of Design'da Tasarım ve Teknoloji Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. New York'ta Universal Buzz, iConcept ve Dolphin Organization firmalarında tasarımcı olarak görev aldı. Ürün ve grafik tasarımından video enstalasyonu ve illüstrasyona uzanan bir yelpazede çalışmalar yaptı. Enstalasyon çalışması Chelsea Art Museum'da sergilenirken hazırladığı belgesel ise New York, Washington D. C. ve Los Angeles'ta gösterime girdi. 2009 yılında İstanbul'a döndü ve Arel Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 2011 yılında ise kendi atölyesini açarak öğrencilerle sanat, tasarım ve mimarlık okullarına başvurmaları için portfolyo çalışmalarına başladı. 2019 yılında Işık Üniversitesi Sanat Bilimi Bölümü'nde doktora çalışmasını tamamladı. Doktora tezinde ortaöğretim öğrencilerinin ruh sağlığı belirtilerini gözlemlemeye yönelik bir model tasarısı geliştirdi. Tasarım ile ilgili yazıları, 2002 yılından bu yana art+decor, Digital Arts gibi çeşitli dergilerde, sanat üzerine makaleleri ise uluslararası hakemli dergilerde yayınlandı. Kireç, kişisel sanat çalışmalarını İstanbul'daki atölyesinde halen sürdürmekte. Deniz Kireç 'in Seascapes sergisi, Pinelo Art Gallery'de 2 Aralık 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/deniz-ve-otesi-sergisi-rahmi-m-koc-muzesinde-acildi/", "text": "Türkiye'nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, İtalyan ressam Lorenzo Mariotti'nin Deniz ve Ötesi sergisine ev sahipliği yapıyor. Mimariden manzaraya, natürmorttan portreye kadar geniş yelpazede üretim yapan sanatçı, 33 yağlı boya eserden oluşan sergi ile deniz tutkunlarını farklı deneyimlere ortak ediyor. Denizcilik konusundaki uzmanlığını İtalyan Deniz Kuvvetleri'ne ait efsanevi eğitim gemisi Amerigo Vespucci'de bölüm başkanı olarak görev yaptığı yıllarda edinen Mariotti'nin eserlerinde tarihi fırkateynler, gemilerin yanı sıra bir tayfanın ellerine doladığı halattan açıktaki savaş gemisine bir kayıktan meraklı gözlerle bakan çocuklara kadar denize dair her şey yer buluyor. Mariotti'nin incelikle işlediği tablolara, İtalya'nın tarihi bölgelerindeki heykel ve yapılara denizi simgeleyen objelerin kattığı güzellik de günlük hayattan enstantaneler ile yansıyor. Tofaş'ın ana sponsorluğundaki sergi, Organik Holding ve Sacmi tarafından da destekleniyor. Sergi 7 Haziran'da Rahmi M. Koç Müzesi'nde gerçekleştirilen davetle açıldı. Rahmi M. Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu, sergiyle ilişkin Rahmi M. Koç Müzeleri olarak çok geniş bir denizcilik koleksiyonuna sahibiz. Müzemizin ana bölümlerinden Hasköy Tersanesi'nde sergilenen gerçek boyutta tekne ve yatlar, sandallar, gemi donatım objeleri, gemi makinelerinden oluşan değerli bir koleksiyon yer alıyor. Dünyayı dolaşmış iki yelkenliye, Fenerbahçe Vapuru'ndan Uluçalireis Denizaltısı'na, Gonca ve Ysolt gibi birbirinden kıymetli buharlı teknelere, sayın Lorenzo Mariotti'nin de tabloya yansıttığı ve HMS Hood'un Amiral Teknesi 'Maid of Honour'a kadar uzanan çok mühim bir mirasa ev sahipliği yapıyoruz. Mustafa V. Koç Binamızda sergilenen seçkin gemi modelleri ise denizcilik koleksiyonumuzun bir diğer önemli parçasını oluşturuyor. Bir deniz tutkunu olan kurucumuz sayın Rahmi M. Koç'un kişisel koleksiyonunun yanı sıra çok değerli bağışçılarımızın katkıları ile denizcilik tarihine ışık tutuyor, denizcilik kültürünün gelecek nesillere aktarılması için çabalıyoruz. Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde denizciliğin gelişmesi için, bir müze olarak, üzerimize düşen vazifeyi layıkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu çerçevede sayın Lorenzo Mariotti'nin denizin ötesine taşan, günlük yaşamdan enstantaneleri de ustalıkla yansıttığı eserlerin, ziyaretçilerimiz tarafından büyük ilgiyle karşılanacağına inanıyorum dedi. Davette konuşan Lorenzo Mariotti de eserlerini Türkiye'de ilk kez sanatseverler ile buluşturan Rahmi M. Koç Müzesi'ne teşekkür etti. Mariotti, sergide yer alan eserlerinin kendisinin tutkularını yansıtan üç ana konuda toplandığını ve bunların denizcilik, mimari ve botanik olduğunu belirtti. Mariotti, Bugün burada olmaktan çok mutluluk verici. İstanbul benim için olağanüstü ve eşsiz bir şehir. 1998 yılında İtalyan Donanması'na ait Amerigo Vespucci gemisinde görev yaparken geldiğim İstanbul'da ikinci kez bulunduğum için çok şanslıyım. HMS Hood'un Amiral Teknesi 'Maid of Honour' sayesinde de sayın Rahmi M. Koç ve bu eşsiz müzeyle tanıştım. Müzede sergilenen Maid of Honour'ın bir tablosunu yapmış ve sayın Koç'a armağan etmiştim. Sayın Koç'un burada bir sergi açmam konusundaki daveti beni çok heyecanlandırmıştı. Pandemi nedeniyle iki ertelemek zorunda kaldık ama nihayet bir aradayız. Denizcilik konusunda bu denli zengin bir koleksiyonu barındıran Rahmi M. Koç Müzesi'nde denize ve resme tutkun bir olarak eserlerimin sergilenmesinden büyük mutluluk duyuyorum dedi. Deniz ve Ötesi sergisi, 11 Eylül 2022'ye kadar ziyaret edilebilecek. Roma'da doğan Lorenzo Mariotti, Klasik Antik Çağ eğitiminin ardından inşaat mühendisliği alanında doktora yaptı. İtalyan Deniz Kuvvetleri'ne ait efsanevi eğitim gemisi Amerigo Vespucci'de bölüm başkanı olarak görev yapan Mariotti'nin her daim büyük merak duyduğu resimle yolu ise Maria Luisa Iannetti ile tesadüf eseri tanışmasıyla kesişti. Birçok karma sergide yer alan sanatçı, ilk kişisel sergisini 2009 yılında açtı. Mimariden manzaraya, natürmorttan portreye kadar geniş bir yelpazede üretim yapan sanatçı, ahşap veya tuval üzerinde yağlı boya ve sulu boya çalışıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/denizbank-turk-edebiyatinin-sesli-oykulerini-ucretsiz-erisime-acti/", "text": "DenizBank'ın kültür ve sanat alanındaki faaliyetlerini yürüten iştiraki DenizKültür, hikaye anlatıcılığının Türkiye'deki gelişimini belgeleyen, 42 CD'den oluşan sesli edebiyat eserlerini dijital kanallarına taşıyarak ücretsiz erişime açtı. İlki 2007, ikincisi 2009 yılında hazırlanan 'Öyküler 'SES'leniyor' çalışması, Türk edebiyatına önemli eserler kazandırmış yazarlara ait 200 öykünün; usta tiyatro oyuncuları ve seslendirme sanatçıları tarafından anlatılmasıyla hayat bulan bir Sesli Öykü Antolojisi özelliği taşıyor. Her biri, özgün bestelenmiş müzikler ve ses tasarımları eşliğinde anlatılan öykülerden oluşan antolojide, 100 eser 1844 1952 yılları arasında doğan, diğer 100 eser ise 1952 sonrası doğmuş yazarlarımıza ait. DenizBank YouTube kanalında ve www. oykulersesleniyor. com adresinde edebiyatseverlerle buluşan sesli öyküler arasında; Cüneyt Türel'in seslendirdiği Dede Korkut'a ait Deli Dumrul, Müşfik Kenter'in seslendirdiği Sabahattin Ali'ye ait Hanende Melek, Rüştü Asyalı'nın seslendirdiği Aziz Nesin'e ait Kambur Sabri'nin Radyosu, Sema Aybars'ın seslendirdiği Münire Danış'a ait Eski Saklı Bir Hatıra, Yetkin Dikinciler'in seslendirdiği Başar Başarır'a ait Sanki Bütün Dünya Buna Bağlıymış Gibi, Tülay Bursa'nın seslendirdiği Selma Fındıklı'ya ait Kuş Kanadı Kalem Olsa, Hakan Ateş'in seslendirdiği Nedim Gürsel'e ait Dönüş ve daha onlarcası yer alıyor. 13 yıl önce mevcut kültür sanat ürünlerinden farklı olan, içeriği ve kapsamı ile kalıcı bir çalışma için yola koyulduklarını belirten DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, dijital kanalların sunduğu imkanlar ile öyküleri, ilgi duyan herkesle buluşturmak amacında olduklarını belirtti. Ateş sözlerini şöyle sürdürdü; Kültür ve sanat ile gönül bağımız kurulduğumuz ilk döneme dayanıyor. Çünkü hayata iz bırakmanın yolunun, kültür ve sanattan geçtiğine inanıyoruz. DenizKültür, seçkin öykülerimizin ve hikaye anlatıcılığının dijital ortamda milyonlar için erişilebilir olması için önemli bir inisiyatif aldı. Bu özel çalışmayı dijital platforma taşıyarak etki alanını genişletmeyi, Türk edebiyatının lezzetine çok daha fazla insanımızın varmasını arzu ediyoruz. DenizBank olarak, türünün ilk örneği olan projemiz ile değerli üstatlarımızın isimlerinin nesiller boyu anılmasına ve elbette edebiyata ilginin artmasına biraz da olsa katkı yapabilirsek, ne mutlu bize. Birbirinden zengin içeriğe sahip hikayeleri dinlemek için DenizBank Youtube sayfalarına buradan ulaşılabilir. Öyküler ayrıca www. oykulersesleniyor. com adresinden de dinlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/denizde-bir-zaman-yolculugu-side-sualti-muzesi/", "text": "Türkiye'nin ilk su altı müzesi olan Side Sualtı Müzesi, sahip olduğu 117 heykelden oluşan koleksiyonuyla dalış ve tarihe ilgi duyanları konuk ediyor. Deniz Ticaret Odası Antalya Şubesi tarafından Manavgat ilçesinde yaptırılan ve 2015 yılında açılan Side Sualtı Müzesi, yerli ve yabancı turistlerden ilgi görmeye devam ediyor. Dalış yapan turistler, Side'nin yaklaşık 1,5 mil açığında, 11, 18 ve 24 metre derinliklerde bulunan ve Anadolu medeniyetinin zenginliklerini anlatan 117 heykelin sergilendiği müzeyi geziyor. Müzeyi görüntüleyen su altı belgesel yapımcısı ve görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan, AA muhabirine, her yıl 15-16 milyon turistin sadece Antalya'ya geldiğini belirterek, bunların büyük çoğunluğunun da deniz, kum ve güneş tatili yaptığını söyledi. Kovid-19 salgınından sonra dünyada su altı turizminde ciddi bir artış gözlemlendiğini dile getiren Ceylan, Antalya'nın da bu turizmden önemli bir pay alması gerektiğini vurguladı. Ceylan, su altı turizminde Antalya'nın Kaş ilçesinin ön plana çıkmasına karşın, Manavgat ilçesinde yer alan Türkiye'nin ilk su altı müzesi Side Sualtı Müzesi'nin, sertifikalı dalıcılar tarafından büyük ilgi gördüğünü anlattı. Türkiye'nin, su altı turizminde dünyada çok fazla ilgi uyandırdığının altını çizen Ceylan, bu yönde yapılacak tanıtımlarla daha fazla turistin ülkeye gelmesinin sağlanabileceğini kaydetti. Dalış eğitmeni Ferhat Tekin de Türkiye'de su altı müzesini bilmeyen çok sayıda kişinin bulunduğuna dikkati çekerek, Side'ye dalış için yaklaşık 15 bin turist geliyor. dedi. Tekin, su altı müzesinin, Türkiye'de görülebilecek en güzel yerlerden biri olduğunu sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/depo-istanbulda-yeni-sergi-bitmez-tukenmez-donuse-gectiler/", "text": "Sevil Tunaboylu'nun Bitmez Tükenmez Dönüşe Geçtiler isimli kişisel sergisi Depo İstanbul'da sanatseverlerle buluşuyor. Sevil Tunaboylu'nun kişisel sergisi Bitmez Tükenmez Dönüşe Geçtiler, mekanlara ve varlıklara ait hissetmeksizin sundukları olanakların etrafında gezinmenin hafifliği üzerine bir denemedir. Dünyayla bu şekilde ilişkilenmeye gönderme yapan serginin başlığı, rutinden ve hareket etmekten aynı anda bahsediyor. Tunaboylu'nun çalışmalarında, karşılaştığı nesnelerin yan yanalıklarına dair alıştırmalar, kadrajın dışında bırakılan, izlerine tanıklık ettiğimiz portreler, kağıdın üzerinde ışığın etkisiyle parçalanan mekan tasvirleri yer alıyor. Zaman zaman kilden heykellere de dönüşen bu parçaların çağrıştırdığı iki boyutun üç boyuta dönüşebilme ihtimali sergide tekrar eden bir motif olarak beliriyor. Resimden heykele aktarımın yanı sıra, fotoğrafların resimleri ve heykellerin fotoğrafları aracılığıyla malzemeyi farklı mecralara taşıyarak konusuna tekrar tekrar bakmak sanatçının araştırma yöntemlerinden birini oluşturuyor. Serginin parçalı yapısını destekleyen desen ve yerleştirmeler aynı anda hem yapılan yolu belgelerken hem de gidilecek yolu anlamamıza rehberlik ediyor. Bitmez Tükenmez Dönüşe Geçtiler, yeni bir ortama aidiyetin, sanatçının kendi bildiği ve anladığı şekilde, kendi zamanında yürüttüğü, tekil tecrübeye dayalı, adım adım inşasına aracılık eden çalışmalardan oluşuyor. Sergi 1 Ocak 2021 tarihine kadar Depo İstanbul'da görülebilir. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nden 2005 yılında mezun oldu. 2008-2010 yılları arasında kar amacı gütmeyen bir inisiyatif olan Mtaar Açık Sanat Alanı'nın eş yürütücülüğünü üstlendi. 2007 yılından bu yana görsel sanatlar eğitmenliği yapan Tunaboylu, ilk kişisel sergilerini 2012 ve 2015 yıllarında Sanatorium galeride açtı. 2017 yılında Suzi Erşahin'in İsveç Konsolosluğu'nda Türkiyeli kadın sanatçıları konuk ettiği Tiny Office Art projesi kapsamında bir kişisel sergi, 2018 yılında ise Güneş Terkol ile birlikte NOKS Bağımsız Sanat Alanı'nda Üç Pencerelik Oyun ve Eda Gecikmez ile artSümer Galeri'de Güneş Yerinde grup sergilerini hazırladı. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/depremden-etkilenenlere-sanatci-destegi/", "text": "Dünyanın farklı ülkelerinden birçok sanatçı, Kahramanmaraş merkezli depremin ardından sosyal medya hesaplarında depremden etkilenenler için sanatsal paylaşımlarda bulundu. Fransa'da doğup, Amerika'da büyüyen Çin asıllı çellist Yo-Yo Ma, sosyal medya hesabında kısa bir video yayınladı. Ahmet Adnan Saygun'un Partita adlı eserini depremde hayatını kaybedenler için yorumlayan sanatçı, paylaşımına Türkiye ve Suriye'deki tüm arkadaşlarımıza... Sevgimiz ve dualarımız sizinle. Bu parça, umudunu yitirmeden hayat kurtarmaya çalışan herkes için ifadelerini kaydetti. Karikatürist Dağıstan Çetinkaya, deprem temalı bir çizimini paylaşarak; Kendimizi çaresiz hissettiğimiz bugünlerde kim ki milletimin yanında, Allah onlardan ebeden razı olsun sözlerine yer verdi. İllüstratör Robin Yayla ise Türkiye haritası ile dayanışma için elini uzatan bir kol çizimini, Dünyanın dört bir yanında bu mesajı okuyanlar, deprem molozları altında halkımızın yardımınıza ihtiyacı var ifadeleriyle paylaştı. Kolaj yöntemiyle yaptığı aylık gündem özetleriyle tanınan ALPGENART isimli sanatçı, gözü yaşlı bir insanın gözünde deprem fotoğrafını Instagram hesabından yayınladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/depremin-hissettirdiklerini-sanatiyla-anlatti/", "text": "Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda Tasarımı Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Kırkıncıoğlu, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat'taki depremlerin hissettirdiği acıyı sanatına yansıttı. Depremlerin ardından yarım kalan hikayeleri sanatla anlatmak için çalışma başlatan Kırkıncıoğlu, depremin unutulmayan anlarını tablolara halatlarla işledi. Ortaya çıkan eserlerinin kenarına duygularını aktaran ifadeler yazan Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Kırkıncıoğlu, hazırladığı 14 eserini farkındalık yaratabilmek adına birçok yerde sergilemek istiyor. Kırkıncıoğlu, konu ile ilgili yaptığı açıklamada psikolojik olarak depremlerden derinden etkilendiğini ve depremi yaşayan öğrencilerinin acılarını derinden hissettiğini söyledi. Çalışmasında insanların deprem bölgesinde yaşadıkları sıkıntılar ve yarım kalan hikayeleri konu edindiğini dile getiren Zeynep Kırkıncıoğlu, o günün unutulmaması için bir farkındalık çalışması yapmaya karar verdiğini belirtti. Tasarladığı çalışmalara depremden etkilenen bir öğrencisinin anlatımlarından etkilenerek başladığını vurgulayan Kırkıncıoğlu; Gerek anlatımları gerekse televizyonlarda ve sosyal medyada sıklıkla rastladığımız fotoğrafları okulumuzda ve kendi atölyemde tablolara aktardım diye konuştu. Kahramanmaraş merkezli depremlerin yıkıma neden olduğu Suriye'de enkaz altında doğum yapan bir annenin hikayesinden etkilenerek o anı da halatla tabloya işlediğini anlatan Zeynep Kırkıncıoğlu; O bebeğe 'Mucize' ismi verildi. Annelik kutsaldır. O bebeğin şu an ailesi, en önemlisi annesi olmadan hayata tutunuyor olması gerçekten adı gibi mucize ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/depremlerde-vakiflar-genel-mudurlugune-kayitli-678-tarihi-eser-zarar-gordu/", "text": "Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat'taki depremlerde zarar gören 678 vakıf eserinin onarılması için çalışmalara başladı. Aksu, eserlerin tekrar ayağa kaldırılması için çalışmaları yoğunlaştırdıklarını belirterek Bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde bu eserlerin pek çoğunu yine ihya edip milletimizin hizmetine sunmaya çalışacağız. Bugün de Malatya'da camiyle ilgili protokolümüzü imzaladık. Hayırseverlerimiz var, sadece Malatya'da değil diğer illerimizde de. Hayırseverlerimiz marifetiyle bu eserleri tekrar bir hayır kapısı olup tekrar bir vakıf eseri olarak inşallah bitireceğiz. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/depremzedelere-yardim-ulastiran-aracin-diorama-teknigiyle-maketi-yapildi/", "text": "Karabük'te yaşayan orman işletme şefi Ferhat Karapınar, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Azerbaycanlı Server Beşirli'nin yardım malzemeleriyle doldurduğu eski aracını, diorama tekniğiyle canlandırdı. Safranbolu Orman İşletme Müdürlüğü'nde görevli 42 yaşındaki Ferhat Karapınar, 5 yıl önce diorama tekniğiyle atık malzemeler kullanarak çeşitli figürler yapmaya başladı. Karapınar, eski kırmızı arabasının üzerindeki yardım malzemeleriyle Bakü sokaklarında hareket ederken çekilen fotoğrafları sosyal medyada paylaşılan ve milyonların gönlünde taht kuran Beşirli'den etkilenerek o anı ölümsüzleştirmeye karar verdi. Uzun bir araştırmanın ardından Beşirli'nin eski aracının maketini Almanya'dan temin eden Karapınar, üstündeki yorganları ve içi giyecek dolu poşetleri de titizlikle hazırladı. Karapınar, yaklaşık bir hafta süren çalışma sonucu ortaya çıkardığı maketi, müdürlükteki çalışma odasında sergiliyor. Karapınar, son maketi ile şu ana kadar yaptığı yaklaşık 50 eseri, ilerleyen süreçte kurmayı planladığı müzede izlenime sunmak istiyor. Ferhat Karapınar, yaklaşık 5 yıl önce küçük objelerle diorama sanatına başladığını ve atık malzemeler kullandığını söyledi. Diorama sanatının dünyada çok eski olduğunu ancak Türkiye'de yeni yeni hayat bulduğunu aktaran Karapınar, Bu teknikle ilgili herhangi bir eğitimim yok. Allah'ın verdiği yeteneğin yanında bu teknikle ilgili videoları izleyerek eserlerimi yapıyorum. Çalışmalarımı artırıp bir müze kurma hedefim var diye konuştu. Eserlerini görenlerin şaşırdığını ve hayranlıkla izlediğini belirten Karapınar, çalışmalarını işten arta kalan zamanlarda yaptığını kaydetti. Karapınar, çalışmalarını severek yaptığını dile getirerek, bir eseri yapım süresinin 2 gün ila 2 ay arasında değiştiğini anlattı. Depremlerin ardından Türkiye'ye göndermek için eski aracına yüklediği eşyalarla fotoğraflanan Azerbaycanlı Beşirli'den etkilendiğini ve bu yönde bir çalışma yapmaya karar verdiğine değinen Karapınar, Biz Azerbaycan ile iki devlet tek milletiz. Bu resmi gördüğümde direkt 'Yapmalıyım' dedim. Türkiye'de bu modeli bulamadım. Bir arkadaşım vasıtasıyla Almanya'dan getirttim. Server Beşirli'nin aracının o dokusunu yansıtmak için çalıştım. Aracı yapmam bir haftamı aldı. Sadece aracın modeline para ödedim, gerisi benim işçiliğim dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dervis-zaimin-flasbellek-filmine-27-sedona-uluslararasi-film-festivalinden-odul/", "text": "Yönetmen Derviş Zaim'in Suriye'den Türkiye'ye uzanan bir yolculuğun yarattığı dönüşüm hikayesini anlatan Flaşbellek filmi, ABD'de düzenlenen 27. Sedona Film Festivali'nden ödülle döndü. Film, Arizona eyaletinde düzenlenen 27. Sedona Uluslararası Film Festivali'nden En İyi Uluslararası Film ödülünü kazandı. Flaşbellek filmi, 2020'de 42. Cinemed Film Festivalinde Genç Jüri Ödülüne hak kazanarak, 12-19 Temmuz'da Fransa'da CCAS adlı kurumun organizasyonu ile salonlarda seyirci ile buluştu. Flaşbellek, Suriye'den Türkiye'ye uzanan bir yolculuğun yarattığı dönüşüm hikayesini heyecan dolu bir serüven olarak anlatıyor. Filmde, Arap sinemasının ünlü oyuncularından Salah Bakri ile Ali Süleyman yer alıyor. İkiliye Husam Chadat ve Sara El Debuch eşlik ediyorlar. Görüntü yönetmenliği'ni Andreas Sinanos'un, kurgusunu Aylin Zoi Tinel'in, müziğini Marios Takoushis'in yaptığı film, 2019'da Gaziantep ve Konya'da çekildi. Film, festival süreçlerini tamamladıktan sonra 2022'de sinema salonlarında izleyiciyle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/design-projesi-mimarlik-ve-tasarim-dunyasini-dijital-sergide-bulusturdu/", "text": "Dekoratif boya sektörünün lideri San Deco'nun; mimarlık ve tasarım dünyasına katkı sağlamak üzere hayata geçirdiği CO_DE: Color By Design Projesi'nin sonuç ürünleri, dijital bir sergiyle mimarlık ve tasarım dünyasıyla buluştu. Projede Türkiye'nin önde gelen mimarlık ve iç mimarlık ofislerinden 84 tasarımcı 70 eserle yer aldı. Türk boya sanayinin büyümesine katkı sunarken, aynı zamanda sektörün gelişimine hizmet edecek yenilikçi projelere de imza atan San Deco; şimdi de CO_DE: Color By Design Projesi'ni hayata geçirdi. San Deco'nun mimarlık ve tasarım dünyasına katkı sağlamak amacıyla yola çıktığı ve Türkiye'nin önde gelen mimarlık ve iç mimarlık ofislerinden 84 tasarımcının 70 eserle yer aldığı projenin küratörlüğünü, ünlü mimar Yeşim Hatırlı üstlendi. Proje kapsamında; tasarımcılar, bir yapının iç mekanında ya da dış cephesinde uygulanabilecek pano veya duvar grafiği tasarlayarak, kullandıkları dört renk ile bir yeni renk paleti oluşturdular. Yapı ve tasarım sektörünün farklı paydaşlarından; mimarlara, iç mimarlara, tasarımcılara, mimarlık ve tasarım öğrencilerine, sanatla ilgili diğer disiplinlere ve perakende ürün kullanıcılarına ilham verecek renk paletlerinin ortaya çıktığıCO_DE: Color By Design projesinin sonuç ürünleri dijital bir sergiyle mimarlık ve tasarım dünyasıyla buluştu. Ayrıca projenin hikayesi ve tasarımlar sektörün paydaşlarına özel tasarlanan kitapta bir araya getirildi. CO_DE: Color By Design proje lansmanı ve dijital sergi açılışı 4 Ekim Dünya Mimarlık Günü'nde çevrimiçi bir etkinlikle gerçekleştirildi. Açılışından itibaren yoğun ilgi gören CO_DE: Color By Design dijital sergisi www. codecolorbydesign. com adresinden izlenebiliyor. Sergi 30 Kasım tarihine kadar ziyaretçilerine, renklerin büyülü dünyasında unutulamayacak tonlarda deneyimler sunmaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/designers-iconic-look-festivali-fisekhanede/", "text": "Değerli tasarımcıların özel ürünlerinin yanı sıra gün boyu sürecek müzik performansları, yaratıcı söyleşiler ve gurme lezzetlerle yeni yıl ruhunu ve enerjisini Fişekhane'de yakalayabilirsiniz. Ayrıca her gün saat 17.00-18.00 aralığında, farklı konu başlıklarında uzman isimlerle 30 dakikalık söyleşilerle moda, müzik, sanat ve sağlıklı yaşam konuları ele alınıyor. Galerinin girişindeki açık alanda ise kurutulmuş doğal mantarlardan, kuru meyve atıştırmalıklarına, geleneksel yılbaşı ekmeği ve kurabiyelerden, sıcak sahlep ve kahve çeşitlerine kadar lezzet seçenekleri mevcut. Ünlü diyetisyen Dilara Koçak'ın sağlıklı ara öğün atıştırmalıkları ve granola gibi kahvaltı seçeneklerine de buradan ulaşabilirsiniz. Kısacası bu festivalde zevkli vakit geçirmek garanti... Etkinliğin biletleri Biletino üzerinden satışa sunuluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devlet-coksesli-korosu-sesini-dunyaya-duyuruyor/", "text": "Türkiye'nin yetiştirdiği önemli müzisyenlerden Şef Hikmet Şimşek'in girişimleriyle 1988'de kurulan, ilk konserini 1989'da Türk Beşleri'nden besteci Ahmed Adnan Saygun'un yönetiminde veren Devlet Çoksesli Korosu'nun, Donizetti Klasik Müzik Ödülleri kapsamında Yılın Korosu ödülü bulunuyor. Yurt içinde ve dışında birçok konser veren koronun, 2017'den beri şefliğini Avrupa Korolar Federasyonu Başkan Yardımcılığı ile Uluslararası Koro Müziği Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğini de yürüten Burak Onur Erdem yapıyor. Profesyonel oda koroları için Avrupa sosyal ağı olan Tenso'ya 2019'da üye olan Devlet Çoksesli Korosu, birliğin birçok projesinde de yer aldı. Koro, bu sezon kendisine tahsis edilen CSO Ada Ankara Yerleşkesi'ndeki Tarihi Salon'da, birçok yabancı şefi ağırlayacak. Koro, Alman Şef Georg Grün'ün yönetiminde bir masterclass etkinliği gerçekleştirecek ve Türkiye'de ilk defa düzenlenecek Dünya Koro Sempozyumu'na ev sahipliği yapacak. Yeni sanat sezonuna ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Çoksesli Korosu Şefi Burak Onur Erdem, yeni evleri CSO Tarihi Salon'da bulunmaktan duydukları mutluluğu dile getirdi. Bu salonu, bir koro evi olarak gördüklerini belirten Erdem, etkinliklerinde koro müziğini ön plana çıkardıklarını, Türkiye'nin diğer korolarını da ağırladıklarını anlattı. Erdem, yeni sanat sezonuna çok güçlü şekilde hazırlandıklarına işaret ederek, Türkiye'nin 7 şehrindeki devlet senfoni orkestralarıyla düzenledikleri senfonik serilere devam edeceklerini söyledi. Koro müziğinin hası olarak nitelenen sadece insan sesinin kullanıldığı acapella konser serileri vereceklerini belirten Erdem, ayrıca Estonya, Almanya ve Norveç'ten konuk şefleri ağırlayacaklarını kaydetti. Türkiye'de daha önce çok seslendirilmemiş eserleri müzikseverlerle buluşturmak istediklerini vurgulayan Erdem, Aynı zamanda Türk bestecilerinin prömiyerini yapıyoruz. Bizim çok sesli koro eseri beste yarışmamız var. Bu yarışmada ödül kazanan eserlerin ilk seslendirilişini, kayıtlarını devlet çok sesli koromuz yapıyor. Bunları da bu sezonumuza aldık. diye konuştu. Erdem ocak ayında düzenlenecek koro şefliği ustalık sınıfında hem Türkiye'den hem de yurt dışından katılımcılar bulunduğunu dile getirerek, Avrupa Koro Federasyonu, bu eğitimi tavsiye ettiği 4 masterclass arasına aldı. Ankara, burada önemli bir merkez haline geliyor. dedi. Koro şefliği ustalık sınıfına katılmak isteyenlerin, internet sayfası üzerinden kendilerine başvurduklarını ve değerlendirme süreci sonunda seçilen 50 kişiyle çalışma yürüttüklerini anlatan Erdem, bu sene Şef Georg Grün'ü konuk edeceklerini ve Alman romantik repertuvarı çalışacaklarını söyledi. Devlet Çoksesli Korosu olarak, Türkiye'de birçok festivalin açılışını yaptıklarını söyleyen Erdem, 1-23 Ekim'de düzenlenen Başkent Kültür Yolu Festivali'nin açılış konserini Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile verdiklerini hatırlattı. Erdem, bu sezon İstanbul Müzik Festivali'nin açılışında, Tekfen Filarmoni Orkestrası ile olacaklarını belirterek, Bu konserde Hasan Uçarsu'nun yeni, senfonik korolu bir eserinin prömiyerini gerçekleştireceğiz. bilgisini verdi. Erdem, Grammy Ödülü sahibi Estonya Filarmonik Oda Korosu'nun repertuvarının oldukça iyi olduğunu, besteci Arvo Part'in eserlerinin geniş şekilde yer aldığını ifade ederek, Devlet Çoksesli Korosu'nun da Türk bestecilerine ağırlık verdiğini söyledi. Açılış konserinde iki koronun birleşerek, Türkçe ve Estonya dilinde eserler seslendireceğini dile getiren Erdem, Koro müziğinin güzelliği de burada. İki koro bir araya geldiğinde bir anda 2 dil, 2 kültür bir araya gelmiş oluyor. değerlendirmesinde bulundu. Senfoni orkestralarının olduğu İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa, Adana başta olmak üzere, sezon boyunca yurt içinde turneleri olacağını anlatan Erdem, Ankara seyircisi için de yeni yıl sürprizi hazırladıklarını duyurdu. Erdem, 28 Aralık'ta CSO Ada Ankara Ana Salon'da vereceğimiz konserde, Devlet Çoksesli Çocuk Korosu da bizimle olacak. Sahnede çocuklarımız, biz, devasa bir kadroyla yeni yıl şarkıları ve dünyadan halk şarkılarıyla coşkulu bir konser yapmayı planlıyoruz. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devlet-resim-ve-heykel-yarismasi-para-odulu-belli-oldu/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu yıl 76'ncısı düzenlenecek ola Devlet Resim ve Heykel Yarışması; resim, heykel, seramik ve özgün baskı olmak üzere dört kategoride gerçekleştirilecek. Yarışmanın para ödülü ise 420 bin lira olarak belirlendi. Türkiye'nin en uzun soluklu sanat yarışması olan 76. Devlet Resim ve Heykel Yarışması, bu yıl Cumhuriyet'in 100'üncü yılına ithaf edildi. Görsel sanatlar alanında eser veren sanatçıların desteklenerek, sanat dünyasına yeni eserlerin kazandırılmasının amaçlandığı yarışmanın başvuruları, 10 Temmuz ile 11 Eylül arasında https://gorselsanat. ktb. gov. tr/ adresinden çevrimiçi olarak yapılacak. Yarışmaya katılmak isteyenler, internet adresi üzerinden e-Devlet sistemine yönlendirilerek, başvurularını yapabilecek. Yarışma; resim, heykel, seramik ve özgün baskı olmak üzere dört ayrı kategoride düzenlenecek. Resim yarışmasında 3, heykel yarışmasında 3, özgün baskı yarışmasında 3 ve seramik yarışmasında da 3 sanatçıya 25'er bin lira ve başarı belgesinin takdim edileceği yarışmada, sergilemeye layık görülen eserlerin sahipleri de 3'er bin lira para ödülü ve katılım belgesi alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devlet-sanatcisi-nedret-guvenc-son-yolculuguna-ugurlandi/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları'nın ve Türk Tiyatrosu'nun değerli sanatçısı Nedret Güvenç, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenen bir törenle son yolculuğuna uğurlandı. Sunuculuğunu Hakan Altıner'in yaptığı cenaze töreninde ilk sözü İBB Genel Sekreter Yardımcısı Şengül Altan Arslan aldı. Konuşmasında Sanatçının vefatını haber aldığımızda biz daha harekete geçmeden Başkanımız Ekrem İmamoğlu aradı. 'Nedret Hanım'a dair ne yapıyoruz?' diye sordu. 'Nedret Hanım'a yapabileceğimiz şeyleri mutlaka en iyi şekilde yapalım,' dedi. Bugün burada olamadığı için son derece üzgün. Ben Nedret Hanım'ı ekranlardan izlediğim kadarıyla sanatçılara özgü halesiyle hatırlıyorum. Nedret Güvenç'i kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Ama aynı zamanda bıraktığı eserlerle yaşayacağını bilmenin de mutluluğunu yaşıyorum dedi. Törende Dilek Türker, Türkan Kafadar, Nedim Saban, Gökçe Biçer, Uğurtan Atakan, Şahin Sekman ve Nergis Çorakçı da söz aldılar. Nedret Güvenç'le nasıl tanıştıklarını, dostluklarını anlattılar, hatıralarını paylaştılar. Cenaze töreni, kürsüde söz alan dostlarının yanı sıra sanatçının kızı Müjde Bilgütay, yeğeni Ece Uslu, İBB Kültür Daire Başkanlığı Koordinatörü Figen Ayhan Karakelle, Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, Sahne Direktörü Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcıları Mehmet Karaosman, Oytun Askeroğlu, sanatçılar Suna Keskin, Göksel Kortay, Ulvi Alacakaptan, Çiçek Dilligil, Bora Öztoprak, Sevinç Erbulak, Aslı İçözü ve Süeda Çil'in aralarında olduğu sanat camiasının yoğun katılımıyla gerçekleşti. 5 Eylül 1930, İzmir Çeşme'de doğdu. İlkokulu Bornova'da okudu. Bornova Ortaokulu'nda okurken müzik ve tiyatroyla tanıştı. 14 yaşında Karel Capek'in Yaşadığımız Devir adlı savaş karşıtı bir oyununda başrol oynadı. İzmir'de eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda şan ve piyano eğitimi alan sanatçı, tiyatroya ağırlık vermeye karar verdi. 17 Şubat 1948'de İzmir Şehir Tiyatrosu'nda Portakal Kabukları adlı oyunla ve Hanımlar Terzihanesi oyunuyla 17 yaşında İzmir Şehir Tiyatrosu'nda profesyonel olarak sahneye ilk kez çıktı. Şehir Tiyatroları 1950 yılında kapatılınca ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı.1950-1951 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na katıldı. 1959-1960 yılları arasında üç sezon boyunca Cüneyt Gökçer'in davetiyle Ankara Devlet Tiyatrosu'nda da konuk oyuncu olarak sahneye çıkan sanatçı, sonrasında tekrar İstanbul'a döndü. 200'den fazla tiyatro oyununda başrol oynayan Güvenç'in bu dalda pek çok ödülü vardır. 1974'te En Büyük Kumar ile yönetmenliğe başlayan sanatçı, 1995'te emekli olduğu İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan sonra Tiyatro İstanbul bünyesine katılmıştır. Güvenç'in, öykü ve hikaye denemeleri bulunmaktadır. 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır. Türkiye'nin 2009 yılında Dünya Tiyatro Günü bildirisini yazmıştır. 9 Mart 2010 günü İzmir Bornova Çamdibi'de Nedret Güvenç adına tiyatro sahnesi açılmıştır. Sanatçının Müjde isimli bir kızı vardır. Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devlet-tiyatrolari-13-antalya-uluslararasi-tiyatro-festivali-16-mayista-basliyor/", "text": "Devlet Tiyatroları 13. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali'nde Türkiye'den 6, yurt dışından 4 tiyatro topluluğu oyun sergileyecek. Devlet Tiyatroları 13. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali, 16-26 Mayıs'ta Haşim İşcan Kültür Merkezi Devlet Tiyatroları Salonu'nda perde açacak. Festivalde, Türkiye'den 6, yurt dışından 4 olmak üzere 10 oyun sahnelenecek. Ankara Devlet Tiyatrosu 12 Öfkeli, G. Musrepov Kazak Akademik Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Karagöz, İzmir Devlet Tiyatrosu Şerbet Hanım'ın Deli Aşkları, Erzurum Devlet Tiyatrosu Ana-Dolu, Bursa Devlet Tiyatrosu Othello, Yunanistan Art Vouveau Tiyatrosu Ay'daki İlk Çift, Van Devlet Tiyatrosu Scapın'in Dolapları, Küba Ecos Company Bernarda, Hayır!, İstanbul Devlet Tiyatrosu Kafkas Tebeşir Dairesi, Romanya Craiova Marin Sorescu Ulusal Tiyatrosu Takma Kafana adlı eserlerini sanatseverlerin beğenisine sunacak. Ankara Devlet Tiyatrosunun 12 Öfkeli oyunu ile 16 Mayıs saat 20.00'de başlayacak festivalde, çeşitli atölye çalışmaları da gerçekleştirilecek. Antalya Devlet Tiyatrosu sanatçısı ve Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunları Birliği üyesi Durmuş Benli Karagöz Hacivat Gölge Oyunu Tasvir Yapım ve Oynatımı atölyesini, Gökçesu Ulukut ve Selge Ezgi Zından ise Kukla Yapım Atölyesini küçük sanatseverlerle buluşturacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devlet-tiyatrolari-perdeyi-acik-havada-acti/", "text": "Yeni tip koronavirüs nedeniyle temsillerine ara veren Devlet Tiyatroları, Açık Hava Tiyatrosu Yaz Oyunları ile seyircisiyle yeniden buluştu. Salgın tedbirleri kapsamında temsillerine 4 ay ara veren Devlet Tiyatroları, Açık Hava Tiyatrosu Yaz Oyunları ile tiyatroseverlerle yeniden buluştu. Etkinliğin açılışı, İrfan Şahinbaş Sahnesi Macunköy Yerleşkesi'nde, Gökhan Kocaoğlu'nun rejisörlüğünü üstlendiği, İstanbul Devlet Tiyatrosunca sahneye konulan 80 Günde Devr-i Alem oyunuyla yapıldı. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, temsil öncesinde yaptığı açıklamada, mart ayında oyunlarına pandemi sebebiyle ara verdiklerini, bugün ise yaz oyunlarıyla sanatseverlerle yeniden buluştuklarını söyledi. DT'de ilk defa açık hava yaz oyunları yapıyoruz. Bu etkinliği 15 Ağustos'a kadar devam ettireceğiz. Çok sevilen oyunları tiyatroseverlerle buluşturacağız. ifadelerini kullanan Kurt, bu hafta İstanbul Devlet Tiyatrosunu, gelecek hafta da İzmir Devlet Tiyatrosunu konuk edeceklerini belirtti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devlet-tiyatrolarindan-1-eylul-mujdesi/", "text": "Devlet Tiyatroları, 1 Eylül Salı gününden itibaren korona virüsü tedbirleri alınarak izleyicileri salonlarında ağırlamaya hazırlanıyor. Devlet Tiyatroları'ndan yapılan açıklamaya göre, 2020-2021 yeni tiyatro sezonunun ilk biletleri internetten, sanat cepte uygulamasından ve Devlet Tiyatroları gişelerinden bugün satışa sunuldu. Yeni sanat sezonuna 17 prömiyerle başlayacak olan Devlet Tiyatroları, açık hava mekanlarını kullanmaya devam edecek, az sayıda salonu da kullanıma açacak. Salonlarda koltuklar sosyal mesafe kurallarına uygun şekilde düzenlenecek. Maskesi olmayan izleyiciler tiyatro salonuna alınmayacak. Girişlere el dezenfektanları koyulacak. Birer gün arayla yapılacak olan gösterimlerin ardından salonlar dezenfekte edilecek. Yeni oyunların yanı sıra geçen sezonda kapalı gişe oynayan Reis Bey, Leyla ile Mecnun, Anna Karenina, Hamlet, Bir Nefes Dede Korkut, Shirley Valentine, Umut Kavşağı gibi oyunlar da yeni sezonda perde açacak. Her Şey Yolundaymış Gibi adlı oyunun İstanbul Mecidiyeköy Stüdyo Sahne'de prömiyerini yapacak olan Devlet Tiyatroları, Bursa Ahmet Vefik Paşa Sahnesi'nde Tarla Kuşuydu Julieti, Adana Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi'nde Ezop-Tilki ile Üzümü, Trabzon'da Atapark Haluk Ongan Sahnesi'nde Aşk Bir şey Değildiri, Diyarbakır Cahit Sıtkı Tarancı Orhan Asena Sahnesi'nde Otelde Cinayeti, Antalya Haşim İşcan Kültür Merkezi DT Sahnesi Küçük Salon'da Yastık Adamı, Erzurum DT Sahnesi'nde Ölümcül Oyunu ve Bu Bir Film Olsaydıyı, Sivas Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi'nde Eski Fotoğrafları ve Van Kültür Merkezi Sahnesi'nde Penceredeki Atları izleyicilerle buluşturacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devlet-tiyatrolarinin-yaz-projeleri-perdelerini-aciyor/", "text": "Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün yaz ayları için hayata geçirdiği, Açık Hava Yaz Oyunları, Nöbetçi Tiyatro ile Ankara'da, Kamyon Tiyatro projesi ile de Karadeniz'de perdelerini açmaya hazırlanıyor. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, birbirinden farklı oyunlar ile tiyatroseverleri ağırlayacak Devlet Tiyatroları Açık Hava Yaz Tiyatrosu, İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı Müzikhaller adlı oyunla, 14 Haziran Salı günü Ankara Devlet Tiyatrosu Macunköy Açık Hava Yaz Sahnesi'nde başlayacak. Süpervizörlüğünü Mine Tüfekçioğlu ve Elif Erdal'ın, yönetmenliğini Can Şıkyıldız'ın yaptığı oyun, 14-15 Haziran'da seyircisiyle bir araya gelecek. Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı Periferi, Nöbetçi Tiyatro projesiyle 17 ve 18 Haziranda Küçük Tiyatro'da, Açık Hava Yaz Etkinlikleri projesiyle 23, 24 ve 25 Haziranda Macunköy Açık Hava Yaz Sahnesi'nde tiyatroseverlerle buluşacak. Pembe Akgün'ün yazdığı ve Betül Feyizoğlu Gökçer'in yönettiği oyunda, 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da göçebe olarak yaşayan bir çingene obasının hikayesi anlatılıyor. Ahmet Metin Önel'in yazdığı, Ali Meriç'in yönetmenliğini yaptığı, Koray Karaca'nın rol aldığı, Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı Eyvah Nadir adlı oyun ise 24 ve 25 Haziran'da Küçük Tiyatro'da sahnelenecek. Dünden bugüne insanoğlunun mücadele öyküsünün ele alındığı tek perdelik oyunda, yaşamda değişmeden, bükülmeden, dik durarak ayakta kalanların trajikomik öyküsü aktarılıyor. Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı Binbir Gece Masalları adlı oyun 30 Haziran ve 1, 2 Temmuz'da Macunköy Açık Hava Yaz Sahnesi'nde seyirciyle buluşacak. Christian Grau-Stef'in uyarladığı, Doğan Ertener ve Fatoş Urgancı'nın çevirdiği ve Funda Mete'nin yönettiği tek perdelik oyun, Hükümdar Şehriyar'ın gözünden Şehrazat'ın anlattığı masalları konu alıyor. Açık Hava Yaz Oyunları, Kamyon Tiyatro projesi ile de Karadeniz'de perdelerini açacak. Bu doğrultuda, Erzurum Devlet Tiyatrosunun Dünyanın Eski Zamanlarında, Antalya Devlet Tiyatrosunun Herkes İçin Keloğlan, Diyarbakır Devlet Tiyatrosunun Meg ve Mog adlı çocuk oyunları ile gençlik oyunu Zafer Adımları, 16 Haziran-17 Ağustos arasında sanatseverlerle buluşacak. Yazarlığını ve yönetmenliğini Işıl Kasapoğlu'nun yaptığı, Dünyanın Eski Zamanlarında oyununda, meddah rolünde Sezai Yılmaz yer alıyor. Özlem Lale'nin kaleme aldığı Herkes İçin Keloğlan adlı oyun ise Sabri Özmener tarafından yönetiliyor. Gökhan Erarslan'ın yazdığı, Mümtaz Aydoğan Mengi'nin yönettiği Zafer Adımlarında, 1915 Çanakkale Zaferi'nde her siperde ayrı bir destan başlatan, kahraman Türk askerlerinin unutulmaz mücadelesi ele alınıyor. David Wood'un yazıp, Deniz Erbaş'ın çevirdiği, Mümtaz Aydoğan Mengi'nin yönettiği Meg ve Mog isimli oyunda ise dostluk, iyilik ve yardımlaşma, küçük sakar cadı Meg, Mog ve Baykuş'un maceralarıyla anlatıyor. Programlarla ilgili detaylı bilgiye www. devtiyatro. gov. tr adresinden ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devrim-erbil-primavera-sergisiyle-bahari-alacatida-karsiliyor/", "text": "DNA'sının önemli bir parçasını sanatın oluşturduğu The Stay Warehouse, Renko London organizasyonu ile gerçekleşen Devrim Erbil Primavera sergisine ev sahipliği yapıyor. Sahne sanatlarından plastik sanatlara, resimden heykele kadar sanatın tüm disiplinlerine ev sahipliği yapan The Stay Warehouse, baharı özel bir sergiyle kutluyor. Resmin şairi Devrim Erbil'in Primavera adını taşıyan sergisi, 15 Haziran tarihine dek Alaçatı The Stay Warehose'da sergilenecek. Devrim Erbil'in kısa bir retrospektifini yaşatan sergide; otelin dış alanındaki heykeller, benzersiz dev yağlı boya tablolar ve mix media çalışmala, r mekanın mimarisi ile bütünleşip, benzersiz bir deneyim yaşatıyor. Küratörlüğünü Renk Erbil'in yaptığı Primavera kapsamında, sanatçının dünyanın en önemli müzelerinde sergilenen İstanbul ve Galata koleksiyonlarından yağlı boya eserleri, plexi heykelleri, halılar ve diğer eserleri bulunuyor. Devrim Erbil, eserleriyle yaşam sevinci vermek, şiirin sözcükleri gibi bir anlık mutlulukları birbirine eklemek istiyor. Sergi, otel misafirlerinin yanı sıra tüm sanatseverlere açık bir şekilde sergileniyor. Türkiye'deki uluslararası sertifikalı ilk karbon nötr otel grubu The Stay bünyesinde yer alan The Stay Warehouse; lokal tatlarla harmanlanan lezzetli menüsü, ısıtmalı açık havuzu, geniş bahçesiyle yıl boyu devam eden sanat etkinlikleri, konserler, festivallerle de huzur ve eğlencenin buluştuğu bir atmosfere ev sahipliği yapıyor. Bulunduğu bölgeyi hissetmek isteyen misafirler ise ister klasik, ister elektrikli bisikletler ile ya da doğa yürüyüşü yaparak keşfe çıkabiliyor. The Stay Warehouse misafirleri için şömine başında, geniş bir kütüphanede farklı dünyalara yolculuk yaparak dinlenmek de mümkün. 1937'de Uşak'ta doğan sanatçı, 1955'te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'ne girdi. Galeride, Halil Dikmen'in atölyesinde, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi oldu. 1959 yılında Soyutçu 7'ler grubunu kurdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümünü bitirdi. 1962'de Akademi'ye asistan oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tollu ve Cevat Dereli atölyelerinde görev aldı. 1963'te Tülay Tura, Altan Gürman, Adnan Çoker ve Sarkis'le Mavi Grupu kurdu. 1965 yılında İspanya Hükümeti'nin verdiği sanat bursunu kazanarak gittiği Madrid ve Barcelona'da başladığı meslek araştırma ve incelemelerine Paris ve Londra'da devam etti. 1969'da yılın genç ressamı seçildi. Türkiye Çağdaş Ressamlar Derneği Başkanlığı, Görsel Sanatçılar Derneği Başkanlığı, İstanbul Resim Heykel Müzesi Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1981 yılında İ. D. G. S Akademisinde Profesörlüğe yükseldi ve 1991'de Devlet Sanatçısı unvanı aldı. 2000'de Balıkesir Devrim Erbil Çağdaş Sanatlar Müzesi açıldı. 2004 yılında ise Mimar Sinan Üniversitesi'nden emekli olarak, 2005'te Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Kurucu Dekanı olarak görev yaptı. 2015 yılında Devrim Erbil Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı'nı kurdu. 2017'de Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Yılın Sanatçı Onur Ödülü nü aldı ve Beyoğlu Belediyesi üstün hizmet nişanına layık görüldü. 2018'de İstanbul Art Show Sanat Fuarı Onur Sanatçısı oldu. 2019 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü takdim edildi. Devrim Erbil yurtiçinde ve yurtdışında yüzlerce sergi açtı, ödüller kazandı ve sanat konferansları verdi. Sanatçının eserleri dünyanın ve Türkiye'nin birçok müzesinde ve koleksiyonlarında yer alıyor. Devrim Erbil resmin şairidir. Doğanın ritmini ve gizemini yakalamaya çalışır. İstanbul tutkularının başında gelir. Titreşimlerin büyüsü ile kenti sarmalar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devrim-erbilin-bodrumda-devrim-adli-sergisi-acildi/", "text": "Çağdaş Türk resminin önemli temsilcilerinden sanatçı Devrim Erbil'in, Bodrum'da Devrim adı verilen sergisi açıldı. Bodrum'daki Kumbahçe Mahallesi'nde yer alan Gallery art Port'da açılışı yapılan sergiye yoğun katılım oldu. İstanbul Sanat Dergisi Bodrum Temsilcisi Ressam Hafize Ortaç'ın da davetliler arasında yer aldığı serginin 13 Ağustos'a kadar ziyarete açık olacağı bildirildi. Büyük Usta Devrim Erbil'in, Bodrum'da Devrim adı verilen ve bu isimle bütün dikkatleri çekmeyi başardığı konuşulan sergiye çok sıcak havaya rağmen katılımın yüksek olması Usta'nın marka değerine ve serginin adına bağlayanlar var. Serginin bir başka özelliği ise, Usta'nın sergilenmekte olan 20'den fazla eserlerinde birbirinden farklı tekniklerin kullanılarak üretilmiş olan birçok özel yapıttan oluşuyor olması.."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devrim-erbilin-sergisi-uzatildi/", "text": "Next Level Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi'nde Başkentli sanatseverlerin ilgisine sunulan Resmin Şairi Devrim Erbil'in ''Yeni Resimler Yeni Dokunuşlar'' adlı resim sergisinin süresi uzatıldı. 2 Kasım 2020 tarihinde Next Level AVM'de yer alan Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi'nde kapılarını açan, Türk resim sanatının önemli temsilcilerinden Devrim Erbil'in 2020 yılı için özel olarak tasarladığı eserlerinin yer aldığı ''Yeni Resimler Yeni Dokunuşlar'' Sergisi, Başkentlilerin yoğun ilgisi üzerine uzatıldı. Sanat alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü'ne layık görülen Erbil'in eşsiz resimlerinin yanı sıra çeşitli malzemelerden ürettiği halıların da yer aldığı sergi, maske ve sosyal mesafe kuralı gözetilerek 31 Mayıs tarihine kadar görülebilecek. Pandeminin başlamasıyla İstanbul'dan Bodruma giden ve tamamen izole olmuş bir şekilde 7 aydan fazla bir süre çalışarak eserlerini ortaya koyan Erbil'in öğrencilik yıllarından başlayarak bugüne kadar geliştirdiği sanat anlayışını yansıtan sergide, özgün baskıdan fildişi kompozisyona, metal üzerine baskıdan sedef kakmaya kadar farklı tekniklerle oluşturulmuş eserler yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/devrim-otomobili-muzesi-kapilarini-yeniden-ziyaretcilerine-acti/", "text": "Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını tedbirleri kapsamında üç ay önce kapatılan Eskişehir'deki Devrim Otomobili Müzesi normalleşme sürecinde tekrar ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi Anonim Şirketi yerleşkesindeki müzede 3 Mart 2018'den itibaren sergilenen ilk yerli otomobil Devrim, o tarihten bu yana yaklaşık 355 bin kişi tarafından ziyaret edildi. Normalleşme sürecinin üçüncü aşamasında yeniden açılan müzenin ziyaretçilerinden Ümran Koçaker, AA muhabirine, Konya'dan geldiğini söyledi. Eskişehir gezisinde Devrim'i görmek istediklerini belirten Koçaker, Devrim otomobilini her gördüğümde, filmlerini izlediğimde ve kitaplarını okuduğum zaman aşırı derecede duygulanıyorum. dedi. Müzede ziyaretler maske, hijyen ve sosyal mesafe kuralları gözetilerek yapılıyor. Eskişehir Demiryolu Fabrikalarında dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla 1961 yılında Türk mühendis ve işçilerden oluşan yaklaşık 200 kişi tarafından zor koşullarda 4 otomobil üretilerek Siyah, Beyaz, Mavi Boncuk ve Gecekondu isimleri verildi. Gürsel tarafından Devrim adı verilen bu araçlar, Ankara'ya götürüldü. Araçlardan biri, 29 Ekim 1961'de Cumhuriyet Bayramı törenlerinde Gürsel'in test amacıyla kullandığı sırada benzini bitince durdu. Bunun ardından trenle Ankara'dan Eskişehir'e getirilen Devrim, bir süre fabrika içinde kullanıldı. Yıllarca TÜRASAŞ tesislerinde hazırlanan camekanlı bölümde sergilenen Devrim'e ziyaretçi ilgisinin artması, müze oluşturulmasına vesile oldu. Kapsamlı olarak 5 Eylül 2017'de başlatılan bakımının tamamlanmasının ardından 3 Mart 2018'de ziyarete açılan Devrim Otomobili Müzesinde sergilenen 0002 şasi ve 0002 motor numaralı Devrim, lastikleri ile ön ve arka camı dışında tamamen yerli olarak kısa bir sürede üretildi. Uzun ve kısa farları ayakla açılıp kapanan, kontak anahtarı ve manuel olarak da çalıştırılabilen Devrim, bu özellikleriyle de dikkati çekiyor. 1250 kilogram ağırlığında ve saatte maksimum 140 kilometre hız göstergesine sahip Devrim'e güvenlik gerekçesiyle benzin konulmuyor, aküsü sökülü halde bulunuyor. Aracın yapımında kullanılan kaynak motoru, matkap ve torna tezgahları, yapım aşamalarının çekildiği fotoğraf makinesi, kumpas, pergel, cetvel, çizim masası, kireç taşından maketi, yedek parçalar, Sivas'ta demir yollarında dökülmüş orijinal motor bloku ve çalışmaların görsellerine de yer veriliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/diaspora-uluslararasi-kisa-film-festivaline-basvurular-basladi/", "text": "27-29 Ağustos'ta ilki düzenlenecek festivale başvurular 30 Temmuz'a kadar festivalin internet sitesinden yapılabilecek. Diaspora topluluklarını, sinemanın sanatsal üretim gücüyle birlikte yansıtma hedefiyle 27-29 Ağustos'ta Atlas Sineması'nda düzenlenecek Diaspora Uluslararası Kısa Film Festivali'nin başvuruları 30 Temmuz'a kadar yapılabilecek. Festival, Anadolu Ajansının Global İletişim Ortaklığında, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı organizasyonuyla bu yıl ilk kez düzenlenecek. Hem Türkiye hem de diasporaların ve ilgili topluluklarının bulundukları ülkelerin kültür ve sanat hayatına yeni bir bakış açısı getirilmesi amacıyla yapılacak festival, sinema ve sanatın toplumlar üstündeki birleştirici gücünü ortaya koyacak. Diaspora toplumlarına ait olan, özellikle şimdinin genç, geleceğin ise önemli ve etkili sinemacılarını 27-29 Ağustos'ta buluşturacak festivale başvurular 30 Temmuz'a kadar yapılabilecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen YTB ve Diaspora Uluslararası Kısa Film Festivali Başkanı Abdullah Eren, festivalin bulundukları yere uyum sağlamaya ve geldikleri yeri unutmamaya çalışan insanların hikayelerini de konu edineceğini belirtti. Eren, Sanatın en etkili biçimde kullanılabildiği mecralardan biri olan sinema sektöründe diasporaların ortak değerlerini ve farklılıklarını ortaya koyacak biçimde, YTB olarak uluslararası düzeyde bir Diaspora Kısa Film Festivali tertip etmek için yola çıkıyoruz. Uluslararası düzeyde, kapsayıcı ve kucaklayıcı biçimde gerçekleştirilecek bir etkinlik olacağı inancındayız. ifadelerini kullandı. Festival Direktörü Emrah Kılıç ise Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı organizasyonu ile bu yıl ilk kez gerçekleştirilecek festival hakkında bilgiler verdi. Kılıç, YTB'nin diaspora toplumları için uluslararası bir kısa film festivalle özellikle genç sinemacılara bir platform sunma isteğini çok değerli bulduğunu belirterek, Önemli misyonları olan yeni bir festivalin doğuş sürecinde, Boğaziçi Kültür ve Sanat Vakfı olarak da tüm tecrübemizle yer almaktan dolayı heyecan duyuyoruz. değerlendirmesini yaptı. Festivalin Yabancı Dilde Filmler Yarışması Kategorisi'nde En İyi Film Ödülü'nü kazanan film 5 bin avro, Jüri Özel Ödülü'nü kazanan film 2 bin 500 avro, En İyi İkinci Film Ödülü'nü kazanan film 1500 avro ve En İyi Üçüncü Film Ödülü'nü kazanan film ise 1000 avro para ödülünün sahibi olacak. Türkçe veya Türkçe lehçelerinde çekilen filmlerin başvurabileceği Türkçe Konuşan Filmler Yarışma Kategorisi'nde ise En İyi Film Ödülü'nü kazanan film 5 bin avro, TRT Özel Ödülü'nü kazanan film 2 bin 500 avro, En İyi İkinci Film Ödülü'nü kazanan film 1500 avro ve En İyi Üçüncü Film Ödülü'nü kazanan film ise 1000 avro para ödülünün sahibi olacak. Kurmaca, animasyon ve deneysel türdeki 20 dakikayı aşmayan kısa filmlerin katılabileceği festivale başvurularda kimlik, çok kültürlülük, çok dillilik, çoklu aidiyet, uyum, bir arada yaşama, kültürel etkileşim, toplumsal hoşgörü, göç ve katılım gibi konulara vurgu yapan yapımlar değerlendirilmeye alınacak. Bu yıl ilki düzenlenecek olan festivale, 30 Temmuz'a kadar www. diasporafilmfestival. com resmi internet sitesinden başvurular yapılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/didem-yalinay-cite-internationale-des-arts-sanatci-programina-secildi/", "text": "Institut français Türkiye tarafından Fransız uluslararası sanat kurumu Cite Internationale des Arts'ın sanatçı konaklama programına aday gösterilen Didem Yalınay, tüm dünyadan 24 sanatçının seçildiği programa kabul edildi. Yalınay, 2021 Ekim ayından itibaren 6 ay boyunca Paris'te kalarak Cite Internationale des Arts bünyesinde çalışmalarını sürdürecek. Didem Yalınay akademi ve sanat alanında çalışmalar sürdüren bir jenaratif sanatçı. Bilim ve sanatı iç içe gören bir yaratıcılıkla ilerleyen Yalınay, sanat projelerini jenaratif enstalasyonlar kurarak sergilemektedir. 2018'de BM için gerçekleştirdiği bir ortak çalışma Bağlantı adlı jeneratif enstalasyonu CerModern'de ve Sonar2019 gibi dijital sanatla ilgili uluslararası önemli platformlarda sergilendi. Yalınay, teknoloji üzerine yaptığı sorgulamaları Paris ve İstanbul merkezli yürüttüğü Veri Dünyasında Ara Boşluk adlı uluslararası bir jeneratif kamusal alan sanat projesiyle ileriye taşıyor. 2019 yılında 'BMCT' sanat rezidansı projesi kapsamında yine Fransa'da Le Cube'de çalışmalarını sürdüren Yalınay, Le Cube'deki 20 metrekarelik alan olan Labo'yu tamamen kapsayıcı bir jeneratif ortama dönüştürdü. Çalışmaları sonucunda büyük bir hologram ekran tasarlamak gibi teknik olarak önemli buluşlar gerçekleştirdi. Teknolojiye yaklaşımımızın araçsal olduğunu söyleyebiliriz oysa ki teknoloji bağlantılı olduğumuz gerçeğini içeriyor diyen sanatçı teknolojinin gerçek potansiyelini ortaya çıkartmak için çalışmalarını sürdürüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dijital-dunyada-ayakta-kalmanin-10-kurali-okuyucularla-bulustu/", "text": "Street1227 Sosyal Medya Ajansı'nın Kurucu Ortağı, gazeteci ve yazar Oğuzhan Saruhan'ın Dijital Dünyada Ayakta Kalmanın 10 Kuralı isimli ikinci kitabı yayınlandı. Street1227 Sosyal Medya Ajansı'nın Kurucu Ortağı, gazeteci ve yazar Oğuzhan Saruhan'ın dijital dünyada hayatta kalmak ve dijital dünyadan gelir elde etmek isteyenlere yol gösterdiği Dijital Dünyada Ayakta Kalmanın 10 Kuralı adlı kitap okuyucularla buluştu. Kitabında okuyucunun kullanılan kaynaklara kolay ulaşılabilmesi için QR kodlar da kullanan Oğuzhan Saruhan; Youtube'dan nasıl para kazanılır, benzersiz fikirler etkili içeriklere nasıl çevrilir, dijital dünyada insanın kreatif zekası nasıl çalışır, sosyal medyada görünür olmanın yolları gibi konularda detayları okuyucusuna sunuyor. Oğuzhan Saruhan 1988'de doğdu. Saruhan'ın dünyaya gözlerini açmasıyla, internetin kullanılması neredeyse aynı zamanlarda oldu. Çocukluğunu sokaklarda, gençliğini ise bilgisayar başında geçiren Oğuzhan, internet öncesi ve internet sonrası şeklinde tanımlayacağımız iki dünyayı da görme ve deneyimleme imkanı buldu. Saruhan, uzun yıllar aktif bir şekilde sosyal medyayı mecraları için içerik üretti ve yönetimini gerçekleştirdi. Türkiye'nin en büyük dijital medya şirketlerinin sosyal medya stratejilerini belirleyen ve yönetimlerini yapan ekiplerin yöneticiliğini de yapan Saruhan, ülkemizdeki birçok üniversitede öğrencilere sosyal medyayı anlattı, medya eğitmenliği ve danışmanlığı yaptı. Yazarın, Sosyal Medya Canavarı Olmak İster Misin? adlı ilk kitabı kendi kategorisinde en çok satan kitap oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dijital-evren-yaklasik-400-bin-ziyaretci-cekti/", "text": "Antalya'da, Avatar ve Star Wars filmlerinden esinlenilerek 5 bin metrekare alanda kurulan Digiverse Dijital Evren Deneyimi Gösteri Merkezi'ni yaklaşık 400 bin kişi ziyaret etti. Belek Turizm Merkezi'nde geçen yıl ziyaretçilerini ağırlamaya başlayan dijital evren, yerli ve yabancı turistlerin yanı sıra bilim, teknoloji ve fotoğrafa meraklı kent sakinlerinin de ilgisini çekiyor. İki boyutlu görsellerin karekod teknolojisiyle 3 boyutlu görüntülendiği merkezde, farklı amaçlar için geliştirilen teknolojiler sanatla birleştirilerek ziyaretçilere farklı bir deneyim yaşatılıyor. Sanal evrende sanatsal bir yolculuğa çıkma fırsatı sunulan Digiverse'te, 360 derecelik sürükleyici sergi alanlarında yapay zeka teknolojisine yer veriliyor. Avatar ve Star Wars filmlerinin konseptinden esinlenilerek tasarlanan 200'den fazla dijital sanat eseri ve deneyim alanını barındıran merkez, çocuklara eğitim için de kullanılıyor. Digiverse Dijital Evren Deneyimi Gösteri Merkezi Genel Müdürü Feride Uygur, AA muhabirine, merkezin sanat, teknoloji ve eğlenceyi harmanlayan ilk ve tek sanal evren platformu olduğunu söyledi. Merkezdeki sanat eserlerinin görüntülenmesi ya da dijital evren deneyimi yaşamak için gözlük veya kulaklık gibi herhangi bir aksesuar kullanılmadığını belirten Uygur, üst teknolojiyle canlandırılan eserlerin ziyaretçileri farklı bir boyuta taşıdığını ifade etti. Antalya turizmine güç ve renk kazandırdıklarını dile getiren Uygur, Ülkemizin ve Antalya'nın uluslararası platformdaki rekabetine ve tanıtımına katkı sunuyoruz. Nitelikli ve kaliteli bir turizm sunmak üzere çıktığımız bu yolda çok keyifli ve yüzde 100 memnuniyetle karşılaşıyoruz. Günübirlik misafirlerin yanı sıra otellerde konaklayan yerli ve yabancı turistler için de alternatif destinasyon olduk. dedi. Bir yıldır faaliyette olduklarını hatırlatan Uygur, bu süre içinde yaklaşık 400 bin kişiyi ağırladıklarını kaydetti. Eğitim faaliyetlerine destek olduklarına da değinen Uygur, özel ve devlet okulundaki öğrencileri merkezde ağırladıklarını ve çocukların yapay zeka ve teknolojiyle tanışmalarını sağladıklarını sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dijital-hayvanlar-alemi-sergisi-digizoo-akmde-aciliyor/", "text": "Hayvanlar dünyasının nesli tükenmişleri ve zamane türleri, holografik ve dijital hayvanlar alemi sergisi DigiZoo ile Atatürk Kültür Merkezi 'ye geliyor. Ziyaretçilerini dinozorlardan pandaya ilginç hayvanların dünyasında dijital bir deneyime çıkaracak sergi, Atatürk Kültür Merkezi'nde 14 Ocak'ta açılıyor. Her yaşa hitap eden geniş bir içerik yelpazesine sahip Atatürk Kültür Merkezi, başta çocuklar olmak üzere hayvanların dünyasını keşfetmek isteyenlere benzersiz bir deneyim yaşatacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla hayata geçirilen holografik ve dijital hayvanlar alemi sergisi DigiZoo, dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaşayan 30 hayvanı, doğal yaşam alanlarından koparmadan ziyaretçilerle buluşturacak. Sergi, aynı zamanda nesli tükenmiş hayvanları da daha yakından tanımaya imkan sağlayacak. İçinde hologram teknolojisi, interaktif ekranlar ve birbirinden eğlenceli birçok aktivitenin yer aldığı dijital hayvanlar alemi sergisi DigiZoo, teknolojinin gücüyle hayvanlarla bağ kurmanın en yenilikçi yolunu sunacak. Kutuplardan Afrika çöllerine, Avrupa ve Asya'da yaşayan birçok farklı ve nadir görülen türün yanı sıra yaklaşık 230 milyon yıl önce ortaya çıkmış hayranlık uyandırıcı dinazorlar ve filgiller familyasının buzul çağı kahramanı mamut gibi nesli tükenmiş hayvanlar da sergide dijital olarak canlandırılacak. DigiZoo sergisini gezenler, sadece holografik hayvanların dünyasını keşfetmekle kalmayacak, aynı zamanda dijital bir köpeği sevip besleyecek, özel bir tünelde denizaltı ambiyansı yaşayacak ve yağmur ormanlarına kısa bir tur yapacak. Atatürk Kültür Merkezi Çok Amaçlı Salon'da 14 Ocak'tan itibaren ücretsiz gezilebilecek sergi, pazartesi hariç haftanın her günü saat 10.00 19.00 arası ziyarete açık olacak. Detaylı bilgi için akmistanbul. gov. tr adresi ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dijital-kasim-ve-24-istanbul-tiyatro-festivali-kapsaminda-diagonale-ascendante/", "text": "Dijital Kasım ve 24. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, Institut français Türkiye'nin işbirliğiyle, Festival Açılış Performansı: Diagonale Ascendante 14 ve 15 Kasım tarihlerinde bomontiada'da. 14 Kasım Cumartesi saat 20.00'de ve 15 Kasım saat 15.00 ve 20.00'de bomontiada'da gerçekleşecek performanslar ücretsiz olarak izlenebilinecek. Ayrıca yapımın çevrimiçi gösterimini 21 Kasım (saat 20.00) 28 Kasım tarihleri arasında Institut français'nin YouTube kanalından izleyebilirsiniz. Retouramont tarafından hayata geçirilen bu dans projesinde Nathalie Tedesco ve Fanny Gombert bedenin yükselişteki sınırlarını ve enerjisini dik bir yapıya tırmanarak sorguluyor. Diagonale Ascendante'ın akşamları gerçekleşecek ikili performansı ise, farklı bir görsel şenliğe dönüşüyor. Bu düet, dansçıların hareket ettiği yapıya projeksiyonun da yansıtılmasıyla pekiştiriliyor. Gerçek bedenlerin, gölgelerin ve yansıtılan imgelerin oluşturduğu bu görsel yapının yüzeyinde dansçıların devasa gölgeleri adeta yüzüyor. Boşluğu merkeze alan bu gösteri günümüze işaret ediyor; bedenlerimiz hareket etme arzusundayken, bizden ayrı, bizden başka bir şeye bağlı olarak farklı bir devinimle yaşamı başka/farklı bir hareket içinde yeniden üretiyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dijital-kitap-icin-bir-araya-geldiler/", "text": "MEZO Dijital Yönetim Kurulu Başkanı ve Dijital İletişim Uzmanı Dr. Nabat Garakhanova, pandemi nedeniyle artan dijital kullanıma ışık tutacak #dijitalekalptenbağlı marka isimli kitabının tanıtımını Feriye Lokantası'nda gerçekleştirdi. KTO Karatay Üniversitesi Yayınları'ndan çıkan kitabın lansmanına Azerbaycan İstanbul Konsolosu Zaur Allahverdizade, Türkiye'deki Azerbaycanlı İş Adamları Derneği Genel Koordinatörü Aygün Aliyeva, Arzu Maliki, İpek Develi, Sanatçı Saide Guliyeva gibi isimler katıldı. Pandemi dönemiyle birlikte dijitalleşmenin hızı 5 yıl önceye çekilirken, dijitalleşmenin gerçekte ne olduğu konusu da gündeme geldi. Uzun yıllardır dijital üzerine hem akademisyen kimliği hem de iş hayatındaki çalışmalarıyla tanınan MEZO Dijital Yönetim Kurulu Başkanı ve Dijital İletişim Uzmanı Dr. Nabat Garakhanova, mesleki deneyimlerini #dijitalekalptenbağlı marka isimli kitapta anlattı. 6 Nisan Salı günü Feriye Lokantası'nda lansmanı gerçekleşen kitabın tanıtımına Azerbaycan İstanbul Konsolosu Zaur Allahverdizade, Türkiye'deki Azerbaycanlı İş Adamları Derneği Genel Koordinatörü Aygün Aliyeva, Arzu Maliki, İpek Develi, Sanatçı Saide Guliyeva gibi hem Azerbaycan'dan hem de Türkiye'den tanınmış isimler katıldı. KTO Karatay Üniversitesi Yayınları'ndan çıkan kitap basit anlatım diline sahip. Kitabın yazım dili oluşturulurken, dijitaldeki okuma hızı dikkat edildi. Dijitale dair çok şey söyleniyor. Basit bir anlatımla herkesin kafasındaki sorulara cevap vermek istedim. Dijitalde bir metni okumak için maksimum 2 dakika ayırıyoruz. Kitabın sayfalarını da kurgularken bunu dikkate aldık ve kişilerin okuduklarını daha detaylı okumaları ya da kitapta anlatılan örnekleri video olarak izlemeleri için her sayfaya karekod yerleştirdik diyen Garakhanova, kitapta sosyal medya fenomenliğinden dijital ebeveynliğe, dijital terminoloji sözlüğüne ve hatta web sitesi kurulumuna kadar tüm bilgileri aktarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dijital-sahnede-oyku-karayel-ve-selahattin-pasalidan-marti/", "text": "Tiyatronun kültleşen eserlerinin günümüz perspektifinden yorumlandığı kesitleri seyirciyle buluşturan Dijital Sahne, Martı ile bu akşam Zorlu PSM YouTube kanalında. Rus yazar Anton Çehov'un en çok sahnelenen eseri Martı'nın başrollerinde Öykü Karayel ve Selahattin Paşalı yer alıyor. Zorlu PSM'nin dijital dünyadan sunduğu içeriklerin en yenisi olarak Based Istanbul iş birliği ve Türk Tuborg A. Ş.'nin katkıları ile seyirciyle buluşmaya başlayan Dijital Sahnenin bu haftaki gösteriminde Rus yazar Anton Çehov'un en çok sahnelenen oyunu Martı var. Günümüz Türk tiyatro sahnesinin en cesur isimlerinden İbrahim Çiçek uyarlaması ve yönetmenliğinde, tiyatronun kültleşmiş eserlerinden kesitleri görsel hikaye anlatıcılığıyla birleştirerek dijital dünyaya taşıyan Dijital Sahne, klasikleşen eserlere modern bir yorum kazandırıyor. Rus ve Dünya Edebiyatının en büyük kalemlerinden biri olan Anton Çehov'un en çok sahneye konan kült oyunu Martı, Dijital Sahne serisi kapsamında yepyeni bir anlam üretimi ile seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor. İlk aşkı, ilk hevesi, biri olma ama özellikle önemli biri olma üzerine verilen mücadelelerin hikayesini anlatan zamansız bir metin olan Martı'da izleyici Nina ve Treplev'in bambaşka hayallerin peşinde ortaklık kurabilme ihtimalini Öykü Karayel ve Selahattin Paşalı'nın göz dolduran performansı ile izleme fırsatı buluyor. Aileden gördüklerimizden kaçarken tam da dibine düştüğümüz bir hayat mücadelesi içerisinde her ihtimalin can yaktığı ve olmak istediğimize izin verilen bir ütopyaya gelene kadar hikayenin hep aynı kaldığı bu Martı kesiti izleyiciye yeni bir sahnelemeyle başka bir sese kavuşarak tazelenen bir seyir deneyimi sunuyor. Çehov'un Martı'sını daha önce deneyimlemediğiniz bir seyir deneyimi ile dijital formatta bu akşam saat 20.00'de Zorlu PSM YouTube kanalından izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dijitallesmeye-ragmen-plaga-ilgi-artti/", "text": "Kovid-19 salgını sürecinde vakitlerinin büyük bölümünü evlerinde geçirenlerin nostaljik müziğe yönelmesi, plak satışlarını yüzde 40 oranında artırdı. Dijitalleşmenin müzik sektöründeki etkisine rağmen nostaljik müziği dinleyicinin kulağına en iyi yansıtan araçların başında gelen plakların satışları, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde yükselişe geçti. Kovid-19 salgını nedeniyle günlerinin büyük bir bölümünü evlerinde geçirenlerin yeni hobilere yönelmesi, yalnızca meraklılarının ilgi gösterdiği nostaljik plağa ilgiyi artırdı. Bir yıla yaklaşan salgın süreci, insanların evlerinde yeni uğraşlar edindiği de bir dönem oldu. Dizi, film, kitap, el sanatları ve müzikle boş vakitleri değerlendirmek adeta hayatın bir parçası haline geldi. Uzun yıllar dijitalleşmeden nasibini alan plaklar, dizi ve filmlerde kullanılan müziklerin de etkisiyle yeniden hatırlanır oldu. Bu süreçte plakları en çok ilgi gören sanatçılar listesinde Ferdi Özbeğen birinci sıraya yükseldi. Bu beklenmedik ilgi dolayısıyla salgın süreci başladığında satışların düşeceğinden endişe eden plakçıların da yüzü güldü. İstanbul'da antika pazarında ve internet üzerinden çevrim içi plak satışı yapan Vedat İspir de bu durumdan son derece memnun olan esnaftan biri. Türkiye'deki en büyük yabancı plak seçkisini elinde bulunduran İspir, eskiye olan merakı nedeniyle yaklaşık 30 yıldır bu piyasanın içinde yer alıyor. İlk olarak Kadıköy'deki antika pazarında plak satışı yapmaya başlayan İspir, plak piyasasının yıllar sonra özellikle salgın süreci gibi bir dönemde geldiği noktadan mutlu. İspir, bu yıl bir çevrim içi platformda yayınlanan dizinin etkisiyle Ferdi Özbeğen şarkılarına ilginin arttığını, elindeki stokların tükendiğini ve satışların patlama yaptığını belirtti. Türkiye'de plak satışı yapanların da satın alanların da günden güne arttığını dile getiren İspir, Plak daha da yaygınlaşacak gibi görünüyor. Özellikle salgın döneminde çok ilgi var. Satışlar arttı. Satıcılar olarak biz memnunuz bu durumdan. İnsanlar evde kaldıkça plağa daha fazla önem veriyorlar. Hobi olarak değerlendiriyorlar. Müziğe ilgisi olan insanlar evde kaldıkça illaki plak alıyor. diye konuştu. Plak alırken dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin bilgi veren İspir, Dönem baskılarda kondisyon çok önemli. Üzerindeki çiziklere göre kondisyonu belirleyen unsurlar var, bu unsurlara dikkat etmek gerekiyor. En kötü plak dediğimiz 8 kondisyon olmak zorunda. Onun haricindekiler pikapta atlama, takılma, farklı ses gibi sorunlar yapabiliyor. dedi. İspir, artık taş plak üretilmediğini, bu devrin 1800'lü yıllarda başlayıp 1950'li yıllarda sona erdiğini anlattı. Vedat İspir, dönem plakları koleksiyonluk olduğu için fiyatlarının 200-250 TL, yeni basım plakların fiyatlarının ise 100 TL olduğunu belirtti. Türkiye'de en zengin yabancı plak seçkisini elinde bulundurduğunu aktaran İspir, bu plakları da yurt dışından satın aldığını söyledi. Her plağı dinlediği için çok istemesine rağmen kendi koleksiyonunu oluşturamadığını anlatan İspir, Her plağı gördüğüm için bende o doyum var çok şükür. Çocukluğumdan beri dinliyorum severek. Bir koleksiyon yapmıyorum açıkçası ama koleksiyon yapan çok değerli müşterilerim var, onları takdir ediyorum açıkçası. ifadelerini kullandı. İspir, eski dönem plakları yönünden oldukça zengin olan Türkiye'de bir plak fabrikasının bulunmaması nedeniyle yeni dönem plaklarının çoğunlukla yurt dışında basıldığını belirtti. Plak satışı yapılabilecek ortamların yaygınlaştırılmasını istediklerini ifade eden İspir, yetkililerden, İstanbul ve farklı illerde pazar ve etkinlik ortamlarının oluşturulmasını talep ettiklerini sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dikenden-siginak-sergisi-depoda/", "text": "DEPO, 14 Ekim 19 Aralık 2021 tarihleri arasında Erden Kosova, Marina Papazyan ve Mert Sarısu tarafından hazırlanan Dikenden Sığınak başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Dikenden Sığınak, Türkiye'den yola çıkıp çalışmak ve yaşamak amacıyla Almanya'ya göç eden farklı kuşakların yaşamını konu alan sanat yapıtları, araştırmalar ve şiirleri bir araya getiriyor. Zelimir Zilnik, bi'bak, DiasporaTürk, Özlem Sarıyıldız, Semra Ertan ve Cana Bilir-Meier'in katılımlarını içeren sergi, Red Thread adlı e-derginin önümüzdeki aylarda yayınlanacak olan 6. sayısına hazırlık niteliği de taşıyor. Serginin Almanya'ya gönderilen işçilerin muayene edildiği Tophane'deki irtibat bürosunun yanı başında olan Tütün Deposu binasında gerçekleşmesi de ayrı bir tarihsel öneme sahip. Sergi; uzun yıllar tartışılacak bu çerçevenin geçmişine dair bir hatırlama pratiği sunabilmeyi amaçlıyor. Türkiye ve Almanya arasında imzalanan İşgücü Anlaşması'nın 60. yıl dönümüne denk gelen 2021 yılı boyunca konuya değinen çok sayıda etkinlik düzenleniyor. Geriye dönüp bakıldığında, iki devlet arasında alınmış ve milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilemiş olan 1961 tarihli kararın nasıl hatırlanması gerektiği konusunda halen tereddütler mevcut. Emek gücü olarak tanımlanmış insanların hükümetler tarafından araçsallaştırılmış ve istatistiki malzeme olarak görülmüş olmalarının yanı sıra, yaşanan zorluk, acı ve gerilimler dikkate alındığında kutlama sözcüğünü kullanmak hayli zor görünüyor. Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli insanlar arasında artık üçüncü, hatta dördüncü kuşağın oluştuğu, ciddi ölçekte sosyolojik farklılaşmaların; deneyimler, kültürel üretimler ve kimliklerin inşası konusunda büyük bir zenginliğin ortaya çıktığı günümüzde, bu sosyal gerçekliği temsil alanında görünür kılmak güçlüğünü koruyor. Almanya'daki sağcı politik zeminin giderek inkarcılığa, dışlayıcılığa ve saldırganlığa yaklaştığı, kültürel çeşitlenmeyi bir tür kirlenme veya bozulma olarak tanımladığı görülüyor. Öte yandan, Türkiye tarafının da Almanya'da oluşmuş farklı öznellikleri, iç ve dış politikaya yönelik manevralarda yekpare bir bütünlük olarak sunarak kullanmaya çalıştığı fark ediliyor. İnsani ilişkilerde yaşanan dinamik etkileşime rağmen, Almanya'daki Türkiye kökenlilerin güncel sorunlarına, politik tartışmalarına ve kültürel üretimlerine yönelik Türkiye'de derin bir bilgisizlik de söz konusu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dilberay-filminden-yeni-fragman/", "text": "Yaşadığı zorlu hayat sonrası sesiyle adından söz ettiren Dilberay'ın hikayesinin anlatıldığı filmden yeni bir fragman yayınlandı. Büşra Pekin'in ünlü sanatçıya hayat verdiği Dilberay filmi, 4 Şubat 2022'de gösterime girecek. Ketche'nin yönetmenliğini üstlendiği, başrolünde Büşra Pekin'in yer aldığı Dilberay, zorlu bir hayattan gelip müziğiyle insanlara ses olan Dilberay'ın hayat hikayesini odağına alıyor. Pekin'in yanı sıra oyuncu kadrosunda Ayberk Pekcan, Nursel Köse, Zeliha Kendirci, Deniz Hamzaoğlu gibi isimler yer alıyor. 2019 yılında aramızdan ayrılan sanatçının hayatının ilk bölümünde yaşadığı zorluk ve eziyetleri de anlatacak olan filmin konusu ise şöyle: Kahramanmaraş'ta, sekiz çocuklu fakir bir ailenin kızı olarak çadırda başladığı hayatına birçok üzüntü ve hüzün sığdırdı Dilber Ay... 13 yaşında para karşılığı kendinden yaşça büyük bir adama satıldı. Evlendiler, çocukları oldu. Şarkı söylediği için dayak yedi, işkence çekti ama o yaşadığı bütün acılara inat, Allah vergisi sesinden aldığı güçle adım attığı sahnelerde zirveyi de gördü, hapishaneyi de... Hiç yılmadı. Hep şarkı söyleyerek çıktı düştüğü dipsiz kuyulardan."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dilek-isiksel-yeni-sergisiyle-galeri-selvin-nisantasinda/", "text": "Dilek Işıksel, Rengin ve Zamanın Ötesinde / İstanbul'dan Ölümsüz Düşler isimli yeni resim sergisiyle 18 Mart- 9 Nisan 2022 tarihleri arasında Galeri Selvin Nişantaşı'nda sanatseverlerle buluşuyor. Ankara'da doğan Dilek Işıksel, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'nden 1972 yılında mezun olur. 1996 yılına kadar Ankara ve İstanbul'da çeşitli eğitim kurumlarında resim ve sanat tarihi öğretmenliği yapar. Resim çalışmalarını 1997'den 2018 yılına kadar Kuledibi Meydanı'na bakan atölyesinde sürdürür. Muhtelif yıllarda ve şehirlerde 40 kişisel sergi açan Işıksel, yurt içi ve yurt dışında 80'den fazla karma sergiye eser verir. 2004 yılında Paris'te MAC 2000 Sanat Fuarı ve 2006'da yine Fransa'da Sanary sur Mer Bienali gibi uluslararası etkinliklere de katılan sanatçı, son yıllardaki üretimlerini de kapsayan retrospektif sergisini 18 Mart 2022'de Nişantaşı'nda Galeri Selvin'de açıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dilek-isikselden-saf-sevginin-kanatlarinda/", "text": "Galeri FE, sanatçı Dilek Işıksel 'in Saf Sevginin Kanatlarında adını verdiği kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencilerinden Dilek Işıksel, pek çok medeniyete ev sahibi olmuş, büyülü kent İstanbul'u ve İstanbul'a dair tüm motifleri resmin merkezine koyuyor. Kubbelerin, tarihi yarımadanın, Galata'nın, denizin ve kuşların yanı sıra, şehre ait mistik enerjinin hissedildiği pek çok detayı bütünleşik bir biçimde izleyiciye sunuyor. Resimlerinde kullandığı melek, nebula, yıldızlar, kent imgeleri ve deniz, Dilek Işıksel 'in eserlerinde katman katman yerleşirken sanatçının 50 yıllık sanat hayatının izlerini taşıyor. Sanatı için Dünya kültürünün incisi Istanbul'un sanatsal zenginliğini resimlerimde renk katmanları ve dokularla yansıtırken; Ayasofya'nın meleklerini İstanbul'u ve barışı sonsuza kadar koruması için baş köşelerde uçuruyorum, kuyruklu yıldızları da mutluluk ve sevinç için İstanbul'a yağdırıyorum... diyen Dilek Işıksel'in solo sergisi Saf Sevginin Kanatlarında 11 Haziran 2021 tarihlerine kadar Galeri FE'de."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dilek-uzunoglu-orsun-yeni-eserleri-divine-karma-sergisinde/", "text": "Dilek Uzunoğlu Örs 21-25 Şubat tarihlerinde Galeri La Vision Art ev sahipliğinde Sent Antuan Kilisesi'nde düzenlenen Divine isimli karma sergiye son çalışmalarıyla katılıyor. Sanatçının eserleri, Şubat-Temmuz 2022'de Galeri Binyıl ile İntermed Tıp Merkezlerin'de ve 10-13 Mart'ta da ArtAnkara'da Galeri Binyıl standında sanatseverleri bekliyor olacak. Kovid-19 salgını sırasında kendini sanat yoluyla iyileştirmeyi seçen Dilek Uzunoğlu Örs bu dönemde yaptığı eserleri yeni yıla girerken ilk kişisel sergisi sergisi olan Pandeminin Güzelliklerinde sanatseverler ile buluşturmuştu. Sanatçı yeni eserlerini, Galeri La Vision Art'ın Sent Antuan Kilisesi'nde düzenlediği Divine isimli karga sergide sanat severler ile buluşturuyor. İzolasyon zamanlarında malzeme tedarik problemi ile karşılaşan sanatçı, alternatif alet bulma arayışı içinde pasta spatulasından, hamur keseceği gibi evindeki avadanlıkları değerlendirmiş, bazı malzemeleri de kum, toprak ve kömür gibi kolay bulanabilecek doğal ürünlerden kendi üretmeye başlamış. Dilek Uzunoğlu Örs'ün resimlerine kısa yazıları da eşlik ediyor. Sanatseverlere 'Peki sen ne düşünüyorsun? sorusunu naif, yalın ve esprili notlarla sormayı seçen Uzunoğlu Örs; Bütün bu süreçten herkesin kendi için ne anlam çıkardığının çok önemli olduğunu düşünüyorum diyor. 1974'de mimar bir anne-babanın çocuğu olarak İzmir'de doğan sanatçının resme olan merakı küçük yaşlarda başladı. Ortaokul senelerinde öğretmeni Ressam Güven Zeyrek sayesinde resim yapmaya başladı. Ekonomi lisansı ve işletme yüksek lisansı sonrası çeşitli uluslararası firmalarda yönetici olarak çalıştı. Pandemi ile birlikte ara verdiği resim tutkusuna devam etme fırsatı buldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dilek-yalcinin-ilk-kisisel-sergisi-nesnelerin-masumiyeti-tophane-i-amirede-acildi/", "text": "130 eserden oluşan seçkinin yanı sıra bir adet de NFT eser sergiliyor. girmemiz ve içimize kapanmamız esnasında ortaya çıktı. İstanbul ve Londra yıllarımdan sonra yeniden Ankara'ya dönen ben, biraz özlem biraz da zoraki maruz kalmayla, evimle, eşyalarımla, geçmişimle yeni bağlar kurdum. Düzenlenen çekmecelerden çıkan duygu yüklü eski defterler, notlar ve objeleri resmetmeye başladım. Sonra gündelik ve biyografik eşyalara yöneldim. Zamanla bazılarına sahip olmadığım ama olmayı hayal ettiğim ikonik objelere, tarihe damga vurmuş ve tabii ki en çok da hikayelerine ve yaratıcılarına hayran olduğum nesnelerle popüler kültürün nabzını tutmaya çalıştım. İlk kişisel sergim Nesnelerin Masumiyeti ile beraber ben üretirken ne hissediyorsam o duygular, seyircime de geçsin istiyorum. dedi. Çelik, eserlerin sigortalanması Gulf Sigorta, eserlerin taşınması Aras Kargo, sergi kurulumu DifoLab,"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dilera-topalogludan-yasatmaksizin/", "text": "Sanatçı Dilera Topaloğlu'nun bu sergisinde yer alan çalışmalarında, direkt olarak gördüğü gerçek yerine; izlemiş, deneyimlemiş ve görmüş olduğu şeylerin onda bıraktığı duyumu gerek soyut kavramlarla gerekse kullandığı çarpıcı renkler ve çizgilerle yansıtır. Bu sergide yer alan çalışmalarında yaşanmışlık ve yaşayan dengesini kurup mekanda kendini var edip izleyiciye sunmaktadır. Ekspresyonist sanatçı Dilera Topaloğlu, 1979 yılında İstanbul'da doğdu. Sanatçı çocukluğundan bu yana sürekli var olmak ve bir arayış içerisinde kendini bulmak üzerine ilerlerken; eğitimine öncelikle turizm ve otelcilikle başlayıp sonrasında Miami Barry Üniversitesi Güzel Sanatlar Okulu'nda aldığı sanat eğitiminin ardından yine Miami Üniversite'nde Aksesuar Tasarımı eğitimini tamamlamıştır. 2007 yılında İstanbul'a dönüp kendi atölyesini kurup sanat üretimlerine başlamış ve halen devam etmektedir. Topaloğlu, 2016 yılından bu yana Altamira Art Atölyesi'nde Ressam Mustafa Özel ile birlikte sanatsal üretimini ve sanatçı kişiliğini daha uç noktalara taşımıştır. Üretimlerine gerçek- gerçek ötesi ve soyut kavramı esas alıp, kullandığı teknik yöntem ile birlikte bir bütünlük kazandırmıştır. Sanatçının çalışmaları genel olarak akrilik, yağlıboya, kolaj ve asamblajdan oluşmaktadır. Sanat hayatının ilk başladığı dönemlerde resim tekniklerini öğrenip iyice kavradıktan sonra kendi içsel yolculuğu ile beraber sanatını farklı noktalara taşımıştır. Kullandığı renklerle özellikle gördüğümüz her şeye daha farklı bakmayı öğrenip kendi duyumlarından yola çıkarak, görünenin dışına çıkıp kendi belleğinde formlara yeni renkler ve çizgiler getirerek üretimler yapmıştır. Kendine özgü renkleri, çizgileri ve üslubu vardır. Sanatçının üretimlerinde asıl temel nokta sıradan gerçekliğin ötesine geçme arzusudur. Zaman zaman doğaçlama giden çizgiler, renklerle ve ritimle bir harmoni içerisinde ilerler. Boşluk doluluk, statik- dinamik gibi kavramların dengesi de kompozisyonlarında görülür. Renklerin iyileştirici, zenginleştirici ve özgürleştirici bir gücü olduğuna inanıyor. Plastik algısıyla ve bu soyut dışavurumculuğu ile sanatçının üretimleri kendini var etmiş ve var etmeye devam etmektedir. Üretimde süreklilik ve devamlılık ilkesini benimseyen sanatçı birçok uluslararası sergiler, grup sergileri ve kişisel sergilerde yer almaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dilsad-akcayoz-aklimda-bir-soz-vardi-sessizliklere-dair/", "text": "Dilşad Akçayöz'ün 'Aklımda bir söz vardı' sessizliklere dair... isimli heykel sergisi 15 Eylül 10 Ekim tarihleri arasında Nişantaşı Galeri Selvin'de görülebilir. Çocukluk ile yetişkinlik arasında, toplumun biçimlendirme arzuları ve kendi gerçekliği kıskacında sıkışmış, sıkıştırılmış genç bireylerin içsel yolculukları ve sessizlikleri bunlar. Belki de hepimizin bir defa çıktığı kendini var ettiği, özgürleştiği ve en büyük umudun içinde olduğunu keşfettiği bir yolcuk vardır. Bazı çocukların yolculukları ise daha kırılgan ve hassastır. Ben buna cam kalpli kayıp çocuk-lar diyorum. Aslında kalbi camdan olan çocukların sessizliklerine ve umutlarına dair bir şeyler söylemek istedim sadece.. Aklımda bir söz vardı, sessizliklere dair... Bu verilmiş bir söz ve söylenmemiş ikinci bir söz arasındaki sessizliği ifade ediyor. Bu yüzden zaman kavramını ortadan kaldırıyor. 1989 İstanbul doğumlu Akçayöz, 2009 yılında Marmara Üniversitesi Heykel Bölümü Lisans eğitimine başlamıştır. 2015 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Ana Sanat Dalı Yüksek Lisan Eğitimine başladı. Çeşitli sempozyumlarda yer alan sanatçı birçok karma sergiye katılmıştır. İstanbul'da kişisel atölyesinde araştırma ve üretimini sürdüren sanatçı, Ziyattin Nuriev atölyesinde yetişmiş ve eğitim döneminde çok sayıda yerli ve yabancı sanatçıyla çalışmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dirilisten-kurtulusa-cumhuriyete-giden-yol-sergisi-acildi/", "text": "Hisart Canlı Tarih Müzesi'nde Cumhuriyet'in 100. yılına özel hazırlanan sergide orijinal fotoğraf, belge, obje ve canlandırmalardan oluşan yüzlerce eser yer alıyor. Dirilişten Kurtuluşa Cumhuriyet'e Giden Yol sergisi, tarih meraklılarıyla buluştu. Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılına özel olarak hazırlanan Hisart Canlı Tarih Müzesi'ndeki serginin açılışında konuşan İstanbul Valisi Davut Gül, müzeyi gezerken zamana ve mekana şahitlik ettiklerini belirterek, Bu müzede yapılan iş, geçmişte olanı gelecek nesillere göstermek ve adeta tarihe bir ayna tutmak. Bu açıdan yapılan iş çok kıymetli. dedi. Asıl zenginliğin kalıcı işler yapmak olduğunu vurgulayan Gül, Cumhuriyet'in 100. yılındayız. İstanbul'un her köşesinde ayrı bir etkinlik var, bu bizim aslında 100 yılda geldiğimiz noktayı da gösteriyor. ifadesini kullandı. Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin de sergide emeği geçenlere teşekkür ederek, Bu memleket kolay kurulmadı, şehitlerimiz, gazilerimiz oldu. Allah'tan rahmet diliyoruz, mekanları cennet olsun. Bunu sürekli gençlerimize hatırlatmamız lazım. şeklinde konuştu. Öztekin, Filistin'de mazlumların çocukların katledildiğini, Türkiye'nin de topraklarına sahip çıkmak için güçlü olması gerektiğini vurgulayarak, Teknolojide, sanayide güçlü olmamız lazım. Çocuklarımızın, gençlerimizin bu güzel müzeyi ziyaret ederek güzel sonuçlar alacağını düşünüyorum. değerlendirmesini yaptı. Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten ise serginin çok değerli bir çalışma olduğunu belirterek, Kronolojik sırayla Osmanlı'nın ilk yıllarından bugüne kadar çok değerli eserlerle, çok emek vererek, çok kaynak kullanmak suretiyle çok güzel bir iş yapılmış. dedi. Bugünü anlamak için tarihi çok iyi bilmek gerektiğine işaret eden Erten, Bu tür müzeler de bunu çok canlı şekilde anlatmamıza vesile oluyor. Çok güçlü bir tarihten geliyoruz. Tarihimizi gençlerimize, çocuklarımıza herkese çok iyi anlatmalı, sevdirmeliyiz. ifadelerini kullandı. Hisart Canlı Tarih Müzesi Kurucusu ve diorama sanatçısı Nejat Çuhadaroğlu da Cumhuriyet'in 100. yılında Cumhuriyet'in değerlerini ve bu yolda yaşanan mücadeleyi genç kuşaklara aktarmayı amaçladıklarını söyledi. Hisart olarak ülke tarihinin eşsiz mirasının dünya çapında tanıtılmasını misyon edindiklerini dile getiren Çuhadaroğlu, Çanakkale Savaşı ve İstiklal Harbi gibi Cumhuriyet'e giden yolun kilit dönemlerinin, özellikle gençler ve çocuklar tarafından çok daha iyi anlaşılmasını amaçlıyoruz. ifadesini kullandı. Sergiyi alışılmış müzecilik ve sergileme anlayışının dışına çıkarak gezilen değil, yaşanan tarih fikriyle hazırladıkları bilgisini veren Çuhadaroğlu, Cumhuriyetimizin 100. yılında geçmişimizi ve bu ülkenin kurulmasında verilen mücadeleyi anlamak için herkesi sergimizi görmeye davet ediyorum. değerlendirmesinde bulundu. Gençlerin ve çocukların milli bilinç duygularını güçlendirmeyi hedefleyen Dirilişten Kurtuluşa Cumhuriyet'e Giden Yol sergisinde orijinal fotoğraf, belge, obje ve canlandırmalardan oluşan yüzlerce eser bulunuyor. Cumhuriyet'in 100. yıl dönümüne özel olarak hazırlanan yıl sonuna kadar açık kalacak serginin küratörlüğünü Nejat Çuhadaroğlu, proje koordinatörlüğü ve sergi editörlüğünü Ömer Çalşimşek üstleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/diyarbakir-muzesi-incir-cekirdegine-islenen-turk-bayragina-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "Diyarbakır Müzesi, Cumhuriyet'in 100. yılında gubari hat sanatıyla incir çekirdeğine işlenen Türk bayrağını ziyaretçileriyle buluşturuyor. İnce yazı ve hat sanatı olan gubariyle gözle görülemeyecek kadar küçük sanat eserlerine imza atan ve gubarinin Türkiye'de bilinen iki ustasından biri olan Ömer Faruk Tekin tarafından incir çekirdeğine nakşedilen Türk bayrağı, tarihi Sur ilçesinde İçkale Müze Kompleksi İslami Eserler Salonu'nda sergileniyor. Ziyaretçilerin mercek yardımıyla inceleme şansı bulduğu Türk bayrağının yanı sıra müzede yine incir çekirdeklerinden yapılmış ve imame kısmındaki tanelerinde Allah yazan 99 ve 33'lük tespih de yer alıyor. Diyarbakır Müze Müdür Vekili Müjdat Gizligöl, AA muhabirine, 1934'te kurulan Diyarbakır Müzesi'nin Türkiye'nin en eski müzelerinden olduğunu söyledi. İçkale Müze Kompleksi'ne ise 2015'te taşındıklarını anımsatan Gizligöl, komplekste bulunan 14 tescilli binadan birinin iki katlı Tematik Eserler Salonu olduğunu aktardı. Binada İslami Eserler Salonu'nun da yer aldığını vurgulayan Gizligöl, Diyarbakır'daki İslam medeniyetlerine ait eserlerin de burada sergilendiğini belirtti. Müzeyi gezen vatandaşlardan Nuray Eldenizli, incir çekirdeğine işlenen Türk bayrağını duyduğunu, bu eseri görmeyi çok istediğini söyledi. Eldenizli, Merak ediyordum ama burada olduğunu bilmiyordum. Çok değerli. İstanbul'dan gelip burada görmek kısmetmiş. Ayrıca Cumhuriyet'imizin 100. yılında burada bulunmaktan da çok gurur duyuyorum. Herkesin bu eserleri görmesi lazım. diye konuştu. Adana'dan gelen ve ailesiyle müzeyi gezen Güldane Gültekin, müzede yer alan ve büyük ustalıkla yapılmış Türk bayrağının çok güzel olduğunu aktardı. İstanbul'dan Diyarbakır'ı gezmeye gelen Umut Meriç, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı tatil olarak değerlendirdiklerini ve Diyarbakır'a geldiklerini kaydetti. Meriç, Özellikle Diyarbakır Müzesi'ne geldik. Burada inanılmaz eserler mevcut. İncir çekirdeğine yapılmış Türk bayrağı var. Bu bizi çok etkiledi, güzel duygular içine girdik. İnsanlarımıza özellikle gelip ziyaret etmesini tavsiye ediyorum. ifadelerini kullandı. Bursa'dan gelen Süleyman Yıldız ise incir çekirdeğine işlenen Türk bayrağının ilgisini çok çektiğini ve nasıl yapıldığını merak ettiği için yapımını araştıracağını anlattı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/diyarbakirda-anadolu-selcuklu-sultani-i-kilicarslanin-mezari-bulundu/", "text": "Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakoç, Bu, hem Silvan hem Diyarbakır tarihi açısından olaylara farklı bir bakış açısı getirecek. dedi. Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde Dicle Üniversitesi tarafından yapılan kazı çalışmasında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan ve kızı Saide Hatun'un mezarı bulundu. Sultan Kılıçarslan'ın mezar yerinin tespiti için DÜ Rektör Yardımcısı Prof. Ahmet Tanyıldız başkanlığında Prof. Dr. İrfan Yıldız, Doç. Dr. Oktay Bozan, Doç. Dr. Aytaç Coşkun ve doktor öğretim üyesi Salih Erpolat'ın da yer aldığı komisyon oluşturuldu. Komisyon yaptığı tarihi kaynak taramasının ardından ilçedeki tüm mezarlıklarda incelemede bulundu, o döneme ilişkin bilgisi olan kişilerle görüştü. Elde edilen bilgiler doğrultusunda Orta Çeşme Parkı'ında bulunan iki mezar üzerinde araştırmalar yoğunlaştırıldı. 9 gün süren kazı çalışmaları sonucu Sultan I. Kılıçarslan ve kızı Saide Hatun'un mezarlarına ulaşıldı. DÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakoç, gazetecilere yaptığı açıklamada, şimdiye kadar yapılan farklı çalışmalarda mezar yerinin net olarak tespit edilemediğini söyledi. Doç. Dr. Bozan da tarihi açıdan önemli bir şahsiyetin mezarını tespit ettiklerini belirtti. Bozan, Mezar yerinin bulunmuş olması, milli tarihimiz ve vefa duygusu açısından bir anlam ifade ediyor. diye konuştu. Doç. Dr. Aytaç Coşkun, kazıda yaklaşık 35 metrekarelik bir alanda 2 metre derinliğe inildiğini dile getirerek, hem mezarlara hem de türbeye ait temellere ulaşıldığını bildirdi. Ekibin çok titiz bir şekilde çalıştığını anlatan Coşkun, bilim komisyonundaki hocalar olarak da elde edilen verileri hızlı bir şekilde değerlendirdiklerini kaydetti. Coşkun, Çalıştığımız alan Anadolu Selçuklu'nun en önemli hükümdarının mezarıydı. Çalışmalarımızı gece gündüz büyük bir titizlikle yürüttük. ifadelerini kullandı. Prof. Dr. İrfan Yıldız ise Silvan'ın tarihi önemine değindi. Çalışmaların 5'inci gününde iki mezarın ve bir duvar kalıntısının ortaya çıkarıldığına işaret eden Yıldız, o gün akşama kadar yapılan çalışmalarda kalıntıların tamamıyla ortaya çıkarıldığını bildirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/doga-nerede-sergisinin-suresi-kadar-uzatildi/", "text": "Doğuş Grubu'nun kültür-sanat alanındaki önemli sosyal yatırımları arasında yer alan Sanata Bi Yer ile HAN Spaces iş birliğinde, ArtPick organizasyonu ve küratörlüğünde kapılarını açan 'Doğa Nerede?' sergisi, yoğun ilgiden dolayı 30 Eylül tarihine kadar uzatıldı. Sergi kapsamında, öğrencilerin Doğa Nerede? arayışını merkeze alan 55 çalışması eş zamanlı olarak HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde görülebilir. Genç sanatçıları keşfetmeyi ve desteklemeyi hedefleyen sanatseverler için eser satışları devam ediyor. Doğuş Grubu'nun Doğuş'tan İyi Bir Gelecek sosyal sorumluluk vizyonuyla 2015 yılından bu yana sanatla uğraşan öğrencilere destek olmak üzere yürüttüğü Sanata Bi Yer platformu Çünkü Sanat Alan İster mottosuyla genç sanatçıları desteklemeye devam ediyor. Sanata Bi Yer ile HAN Spaces iş birliğinde ve ArtPick organizasyonu ve küratörlüğünde düzenlenen 'Doğa Nerede?' odağındaki sergide, platform üyesi 17 genç sanatçının çalışması yer alıyor. Yoğun ilgi gören ve 30 Eylül Cuma gününe kadar uzatılan sergi, HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde ziyaret edilebilir. Son yıllarda küresel ısınmayla birlikte dünyanın birçok noktasında gerçekleşen orman yangınları ve insanlığın doğayla olan ilişkisine odaklanan 'Doğa Nerede?' sergisinde yer alan çalışmalar, doğayla kurulan ilişkinin bir yansıması olarak ele alınıyor. Sergide, İnsanın ilk mekanı, ilişki kurduğu/oyun oynadığı yer olan doğa ile günümüze kadar değişmeyen ve insan olmanın yapı taşını oluşturan öğeleri gözler önüne seriyor. Genç sanatçıların çalışmalarındaki çeşitli metot kullanımının yanı sıra doğayla ilişkimiz ve onu arayışımızdaki noktalara da dikkat çeken sergi, 'Doğa Nerede?' sorusunun yanıtlarını sanatseverlerle birlikte aramayı hedefliyor. 'Doğa Nerede?' sergisi karbon salınımı, doğa tahribatı ve şehrin trafik yükünün azaltılmasını da amaçlayarak İstanbul'un Avrupa ve Anadolu Yakası'nda iki ayrı noktada bulunan HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde 30 Eylül'e kadar eş zamanlı görülebilir. Sergide; Abdulgani İlhan, Aylin Erdem, Ayşenaz Çubukçu, Berrak Zeynep Yılmaz, Ece Maria Aslanbey, Eyhan Çelik, Hilal Özdemir, İbrahim Deniz Tavlıbıyık, İlayda Çorlu, İrem Terzi, Safiye Otman, Semiha Adsız, Şeyma Lakot, Tuğçe Çakal, Tuğçe Şen, Yağmur Demir ve Yağmur Kevser Barutçu olmak üzere 17 genç sanatçının çalışması yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dogal-taslar-kullanim-alanina-gore-degerlendirilmeli/", "text": "Doğal taşları kaliteli ya da kalitesiz olarak sınıflandırmak yerine kullanım açısından değerlendirmek gerektiği belirtilirken, doğal taşların kullanım alanlarına göre uzun ömürlü ve kaliteli oldukları kabul ediliyor. Afyonkarahisar'da faaliyet gösteren Efesus Stone, doğal taşları işleyerek farklı projelere değer katıyor. Firmanın ürün portföyünde, oluşum şekli ve yapısı bakımından dünyanın en kaliteli mermerlerinden biri olan Afyon beyaz mermeri bulunuyor. Efesus Stone Genel Müdürü Bilgehan Uysal, Doğal taşları kaliteli ya da kalitesiz olarak sınıflandırmak yerine kullanım açısından değerlendirmek gerekir. Doğal taşlar, kullanım alanlarına göre uzun ömürlü ve kaliteli olurlar. dedi. Reisoğlu Mermer, 1943 yılından günümüze Efesus Stone markası ile faaliyet göstermektedir. Yurt içi ve yurt dışında inşaat dünyasının, mimarların ve tasarımcıların istek ve ihtiyaçlarına etkin bir şekilde cevap veren; dünya çapında doğal taş pazarlarında aranılan bir markadır. Müşterilerine en iyi ve en kaliteli ürünleri sunma vizyonu ile yola çıkan firma, 77 yıllık tecrübesini yeni trendlerle buluşturuyor. Efesus Stone'un işlediği doğal taş türleri arasında; mermer, traverten, bej mermer, granit, kireç taşı, bazalt, andezit, onyx gibi taş türleri bulunuyor. Bu doğal taşlardan yaklaşık 150 çeşit taş koleksiyonu oluşturan firmanın ürün portföyünde; yer ve duvar kaplamalarından plakalara, dekoratif ürünlerden mozaiklere, CNC projelerinden su jeti ürünlerine kadar birçok ürün bulunuyor. Doğal taşlarla katma değeri yüksek ürünler ortaya çıkaran Efesus Stone, İhracatçı kimliğimizle hedef kitlemiz; uluslararası pazarlarda toptancılar, perakendeci firmalar ve inşaat firmalarından oluşuyor. Prestijli projelerde ulusal ve uluslararası mimarlık ve inşaat firmaları hedef kitlemizi oluşturuyor. Profesyonel bir ekiple işlediğimiz değerli doğal taşlarla yurt içi ve yurt dışı projelere değer katıyoruz. şeklinde konuştu. Oluşum şekli ve yapısı bakımından dünyanın en kaliteli mermerlerinden biri olan Afyon beyaz mermerini ürettiklerini ifade eden Bilgehan Uysal, Afyon mermeri, kullanıldığı yerlerde yıllarca ihtişamını koruyan bir taş türüdür. Bu mermer türü ince kristalli, sert yoğunlukta bir yapıdadır. Dünyada muadilleri arasında çok önemli bir yere sahiptir. Afyon beyaz mermeri ile yüksek kalite standartlarında ürünler üretiyoruz. diye konuştu. En önemli faaliyet alanlarının ihracat olduğunu belirten Uysal, Orta Doğu'dan Avrupa'ya; Uzak Doğu'dan ABD'ye kadar birçok ülkeye ihracat yapıyoruz. Her işletmede olduğu gibi ihracatımız pandemi sürecinden etkilendi. Ancak, şimdi yoğun bir şekilde üretimimize devam ediyoruz. sözlerini kaydetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/doganin-insanliga-yolladigi-mesaji-dogru-okumaliyiz/", "text": "Marmara Üniversitesi Resim Bölümü Başkanı Doç. Dr. Devabil Kara, son dönemde ülkemiz ile birlikte bütün dünya da yaşanmakta olan sel ve yangın felaketlerinin doğanın insanlığa bir mesaj olduğuna ve yönümüzü doğaya çevirmemiz gerektiğine değinen bir mesaj yayınladı. Devabil Kara, duyarlı sanatçı sorumluluğu ile yayınladığı mesajında, Sanatsal çalışmalarımızda zaman, İnsan İnsan yerine, Doğa İnsan ekseni etrafında yoğunlaşma zamanıdır dedi. Sevgili dostlar, son zamanlarda yaşanan doğa felaketleri, tüm duyarlı insanlarımızı derinden yaralamış, doğa ile olan ilişkilerimizi yeniden değerlendirme sorumluluğunu doğurmuştur. İnsanın doğayla ilişkisinde yüzyıllardan beri geliştirilen bilinç ve bu bilincin sebep olduğu tahribat, İnsan- İnsan eksenli düşüncenin sonucudur. İnsanın merkeze alındığı ve ölçünün insan olduğu Descartes'in mekanik dünya görüşü, 17. yy dan itibaren insanın doğaya bakışını ve algısını şekillendirmiştir. Bu mekanik bakış açısı, insanı doğanın efendisi olarak gören, ekolojik dengeden yoksun; doğanın, insan emrine sunulmuş, sadece tüketilecek bir ürün olarak görülmesi anlayışının ne yazık ki günümüzde de devam ettiğini görüyoruz. İnsan- insan eksenli düşünme yerine, insan- doğa merkezli yaşama kültürünün yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Amaç, doğanın araçlaştırılması olmamalı; tam aksine, doğanın kutsanması ve saygınlaştırılması gerekiyor. Doğanın canlı bir organizma olduğu bilinciyle, insanın doğa ile uyum içerisinde yaşayacağı bir evren tasarımı konusunda, tüm dünyada ortak bir bilicin oluşması gerekiyor. Bunun için insan egosunun kontrol altına alınması ve hatta bu egodan kurtarılması atılacak ilk adımdır. İnsanın, evrenin efendisi olmadığının, doğanın sıradan bir elemanı olduğunun bilincine varması gerekiyor. Doğa merkezli bir bilincin oluşmasına ihtiyacımız var, insan merkezli değil. Bu ortak bilincin oluşması için tüm sanat ve kültür insanlarına önemli sorumluluklar düşmektedir. Sanatçıların, belki de şimdiye kadar ilgilendikleri tema, kavram ve konulara ara vererek bu ortak bilincin oluşmasına katkı sağlamak için Doğa- İnsan üzerine, ufuk açıcı, bilinçlendirici çalışmalar üretmeleri gerekiyor. Sanatın gücünün, Ekolojik Yurttaş bilincinin oluşmasında önemli bir değişim yaratacağına inanıyorum. Doğayla kalın, sağlıkla kalın. Tüm doğa dostlarına ve var gücüyle doğanın onarılmasına katkı sağlayan insanlara sonsuz şükranlarımı sunuyorum. İyi ki varsınız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/doktordan-resim-sergisi-ahmet-yilmaz-nisanci-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Kardiyolog Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Nişancı 'nın pandemi döneminde başladığı resim çalışmaları, Doktordan Resim Sergisi ile Art212 sergi mekanında 16-30 Kasım tarihleri arasında görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dolu-kadehi-ters-tut-16-ocakta-ilk-kez-bostanci-gosteri-merkezinde/", "text": "Yerli alternatif sahnenin önde gelen ekiplerinden Dolu Kadehi Ters Tut, ilk Bostancı Gösteri Merkezi konseri için gün sayıyor. Moon Stage ve Orfe Yapım organizasyonuyla 16 Ocak Pazar günü gerçekleşecek konserde ekip, Gitme, Madem, Yapma N'olursun, Aldattım, Neyin Nesi gibi her biri hit olmuş şarkılarını hayranlarıyla birlikte söyleyecek. Son albümleri DKTT'yi geçtiğimiz mart ayında dinleyicileriyle buluşturan ekip, 2021'in son günlerinde R&B müziğin önde gelen temsilcilerinden Seda Erciyes ile yayınladıkları Yüksek teklisini yayınladı.2014 yılında Uğurhan Özay ve prodüktör, gitarist-geri vokal Mürsel Oğulcan Ava tarafından Dolu Kadehi Ters Tut, yerli sahnenin en üretken topluluklarından biri olma ünvanını kimselere kaptırmadı ve her geçen gün büyüyen sıkı bir hayran kitlesi edindi. Birçok sürprizin de yer alacağı konser, Bostancı Gösteri Merkezi'nin muhteşem atmosferinde unutulmaz bir müzik şölenine dönüşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dolu-kadehi-ters-tut-ve-evdeki-saat-sevenleri-kucukciftlik-parkta-bulusacak/", "text": "29 Ağustos Pazar akşamı gençlerin en çok sevdiği yeni nesil gruplardan Dolu Kadehi Ters Tut, KüçükÇiftlik Park'ta müzikseverlerle buluşacak. Öncesinde ise Karaköy-Kadıköy sound'undan beslenen alternatif müzik grubu Evdeki Saat sahne alacak. Modüler Sanat ve URU işbirliğinde gerçekleşecek konserde bir arada müzik dinlemeyi, saatlerce dans etmeyi özleyenler KüçükÇiftlik Park'ta mesafeli de olsa adeta pandemi öncesi günlere dönecek. Birbirinden keyifli konser, eğlence ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan KüçükÇiftlik Park, 29 Ağustos Pazar günü sahnesinde Türk alternatif rock müziğinin yükselen ismi Dolu Kadehi Ters Tut'u ağırlayacak. Vokalist Uğurhan Özay ve prodüktör, gitarist-geri vokal Mürsel Oğulcan Ava tarafından 2014 yılında kurulan grup, konserde Mart ayında yayınlanan kendi adını taşıyan ilk albümleri DKTTden şarkılarının yanı sıra Yapma N'olursun, Karanlık, Yangın, Sevdirmeden Gidemezsin gibi beğenilen parçalarını KüçükÇiftlik Park sahnesinden şehre doğru seslendirecek. 29 Ağustos akşamüstü yüzdeyüz müzik Evdeki Saat ile başlayacak. Anadolu Rock, Indie Rock, Grunge ve Indie Pop sound'ları harmanlayan ve alternatif ruhunu koruyan Evdeki Saat; kitlelerce tanınmasını sağlayan Uzunlar ile Hiç Uyanmasam, Zaman Mekan, Dibine Kadar gibi sevilen şarkılarıyla alternatif müzik takipçilerini akşama hazırlayacak. On yedi bin kişilik mekanda pandemi tedbirleri kapsamında iki bin civarı kişinin ağırlanacağı etkinlikte öncekilerde olduğu gibi tüm önlemler üst düzeyde alınıyor. Sürekli temizlik ve dezenfeksiyon yapılan ve HES kodu ibraz etmeyen misafirleri kabul etmeyen KüçükÇiftlik Park'ın içinde ve dışında uyarı anonsları yapılıp, ateş ölçümü, maske temini, dezenfektan ünitelerinin kullanımı ve biletleme ile yeme içme alanında temassız işlemler sürdürülecek. KüçükÇiftlik Park, yıllardır birlikte yürüdüğü ve pandemi yasakları sebebiyle yaklaşık iki yıldır etkinlik yapamayan müzik organizatörleri ile kötü günleri geride bırakmak adına kolları sıvadı. Sektöre yeniden kapılarını açan KüçükÇiftlik Park, farklı iş birlikleriyle tüm dostlarına imkan ve mekan sağlayıp müzik severleri keyifli konserlerde buluşturarak sektörün yeniden canlanmasına katkıda bulunuyor. Organizasyon, Modüler Sanat ve URU, biletler Biletix'te!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/don-kisotum-ben-16-ay-sonra-yeniden-tiyatroseverlerle-bulusacak/", "text": "Baba Sahne'nin salgın öncesinde kapalı gişe oynayan prodüksiyonu Don Kişot'um Ben, 16 ay sonra yeniden seyircilerin beğenisine sunulacak. Ozan Güven ile Günay Karacaoğlu'nun başrollerini paylaştığı iki perdelik oyun, 6 Ağustos'ta Selamiçeşme Özgürlük Parkı'ndaki Amfi Tiyatro'da sahnelenecek. Oyunda, delilikte direndiği için bilge olan çılgın asilzade, gezgin şövalye Don Kişot ile silahtarı Sancho Panza'nın hikayesi şarkılar, kılık değiştirmeler, düellolar ve yel değirmenleriyle bezeli bir macera eşliğinde anlatılıyor. Ozan Güven'in çılgın asilzade Don Kişot'a, Günay Karacaoğlu'nun ise ondan daha çılgın silahtarı Sancho Panza'ya hayat verdiği oyunda ayrıca Nazlı Tosunoğlu, Ömür Arpacı, Serhan Ernak, Yüsra Geyik, Dilşad Bozyiğit, Diren Polatoğulları, Enis Aybar, Tuğba Eskicioğlu, Ali Kemal Aydın ve Rifat Durmuş rol alıyor. Cervantes'in unutulmaz eserinden Irmak Bahçeci'nin çevirisini yaptığı, Emrah Eren'in yönettiği oyunun müziklerini Can Şengün, sahne tasarımını Barış Dinçel, kostüm tasarımı ise Sadık Kızılağaç hazırladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/don-kisotun-istanbul-maceralari-belgesele-konu-olacak/", "text": "İstanbul ve Ankara'nın yanı sıra İspanya ile Cezayir'de çekilmesi planlanan Esaretten Doğan Şövalye-Don Kişot belgeselinin hazırlıkları tamamlandı. Barcelo Istanbul Hotel'de gerçekleştirilen filmin tanıtım toplantısında AA muhabirine açıklama yapan yönetmen Mehmet Gün, 1973'den bugüne sinema sektöründe çalışmalar yaptığını, 50 yıllık sinemacı olduğunu söyledi. Gün, yaklaşık 20 yıl önce Mimar Sinan ile ilgili bir belgesel çekimi esnasında Don Kişot adlı romanıyla dünya edebiyatında önemli bir yere sahip İspanyol yazar Miguel de Cervantes'in Kılıç Ali Paşa Camii'nin inşaatında çalıştığı iddiasının gündeme geldiğini, belgesel fikrinin de ilk olarak bu şekilde ortaya çıktığını anlattı. Cervantes üzerine araştırmalar yapan akademisyen Nesrin Karavar ile projeyi oluşturduklarını aktaran Gün, Belgesel olarak yola çıktık. Bunu drama ya da uzun metraj film yapmaya kalksak çok maliyetli bir iş. Belgesel belki bunun ön çalışması olur. Buradan yola çıkarak İspanya'da, Cezayir'de akademisyenlerle görüşeceğiz. Onlardan alacağımız bilgiler de bizi farklı yönlendirebilir. Daha doğru bilgilere ulaşabilmek adına böyle bir belgesel yapalım dedik. ifadelerini kullandı. Cervantes'in Yüce Sultan adlı eserinde Elveda şanlı İstanbul, elveda Pera ve Pelmas, elveda Ayasofya, şimdi büyük bir mescitsin. ifadesine yer verdiğini dile getiren Gün, Çekimler için Cervantes'in eserlerinde bahsettiği yerlere gideceğiz. Ayrıca İstanbul Cervantes Enstitüsü yetkilileriyle ve akademisyenlerle de röportajlar yapacağız. diye konuştu. Mehmet Gün, 8 Kasım'da İstanbul'da başlayacakları proje kapsamında İspanya'nın Barselona, Madrid ve Alcala şehirleriyle, eski Osmanlı toprağı olan Cezayir'deki Kasbah bölgesinde de akademisyenlerle konuşmayı ve çekimler yapmayı planladıklarını kaydetti. Belgesel süresinin 45 dakika olacağını belirten Gün, ilk olarak Cevantes'in doğum günü olan 23 Nisan 2024'te İspanya'da gösterilmesini istediklerini, daha sonra da çeşitli festivallere katılacaklarını anlattı. Proje danışmanı Dr. Nesrin Karavar ise Barcelona Üniversitesi'nde araştırmacı olarak görev yaptığını ve 19. ve 20. yüzyıl Osmanlı Türk Kadın Edebiyatı dersleri verdiğini belirterek, İstanbul dünya edebiyatında çok önemli bir şehir. Edebiyat dersleri verirken İstanbul'u da anlatıyorum. İstanbul'un dünya edebiyatındaki yerini vurgulamak ve ortaya çıkarmak için Cervantes de büyük bir fırsat. değerlendirmesinde bulundu. Bunun, İspanyolca konuşulan bütün ülkelerde gösterilebilecek bir belgesel olacağını dile getiren Karavar, Cervantes edebiyatı, İspanyol Krallığıyla Osmanlı İmparatorluğu arasında diyalog kuruyor. Çünkü Cervantes dönemi İspanyası engizisyon dönemiydi. Müslümanlar ve Endülüs kültürü ise sadece Sevilla, Kordoba ve Granada'da değil çok daha geniş bir coğrafyada vardı. ifadelerini kullandı. Karavar, çekimler için Cervantes'in doğduğu köye de gideceklerine işaret ederek, Müslüman kültürüne aslında aşina. İspanya Krallığı'nda kaybettiğini Osmanlı'da buluyor ve bunu eserlerinde barış ve diyalog yani diplomasi olarak kullanıyor. diye konuştu. İrisanka Productions tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle hayata geçirilen Esaretten Doğan Şövalye-Don Kişot belgesel film projesinin görüntü yönetmenliğini Bökehan Gün, müziklerini ise Edibali Aktar üstleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dr-sukru-bozluolcay-sanattan-ilham-aliyoruz-ve-bunu-herkesle-paylasiyoruz/", "text": "Siz yaşadığınız şehrin değerini bilirseniz, dünya da bilir. Bu yazının konusu İstanbul değil ama girişi o kaptı ilhamıyla... Konuğumuz değerli koleksiyoner Dr. Şükrü Bozluolçay... Kendisiyle ona ilham olan koleksiyonerliği, biraz İstanbul'u, biraz hayallerini ve müzeciliği konuştuk. Zira o ve muhteşem ekibi de bizlere ilham oluyor. Sohbetimize Bozlu Art Project'in direktörü Sayın Oğuz Erten de eşlik etti. OE: Koleksiyonda var olan eserler, sanat tarihsel bir perspektifte bakmaya oldukça müsait bir özelliğe sahipti. Bu bakış açısından değerlendirip 120 parçalık bir seçki ile150 yıllık sanat tarihimize nasıl bakarız diye düşündük ve bu ilham verici sergi ortaya çıktı. Mekanımız elverse dışarıda kalan daha pek çok iş bu sergide yer alabilirdi. ŞB: Eminim ki, kapalı kapılar ardında bizim bir kısmını sunduğumuz koleksiyondan çok daha değerli ve güzel koleksiyonlar vardır. Bence önemli ve kalıcı olan; bu eserleri sanatseverler ile paylaşmak ve bu koleksiyonları yayınlamak. İnsanların 40-50 sene sonra bile böyle bir koleksiyonun varlığından haberdar olmasını, her açıdan bu konuyu çok önemsiyorum. Gün gelir koleksiyonunuzun bir kısmını satabilirsiniz veya çocuklarınız bu koleksiyonu devam ettirmek istemeyebilir. Tüm bunları hayatın akışına bağlı olarak son derece doğal görüyorum. Koleksiyonunuzdan yayın-yayınlar çıkarabiliyor iseniz, her açıdan büyük fedakarlıklarla vücuda getirdiğiniz bu değeri ölümsüzleştiriyorsunuz. En azından benim gayretim bu yönde. ŞB: İstanbul son derece önemli bir şehir, dört tane büyük imparatorluğa başkentlik yapmış ve inanılmaz bir coğrafi konumu olan olağanüstü güzel bir şehir. Üstelikte günlük yaşamı tarih ile iç içe geçen, her an tarihi bir yapıt ile karşılaşabileceğiniz bir mekan. Bu özelliklere sahip, Dünya'da kaç şehir var acaba. İstanbul, mevcut müze sayısının onlarca mislini kaldırabilecek bir şehir. Resim sanatının, batıya göre bu topraklara çok daha geç gelmiş olması ve müze sayısı kısıtı halen klasik resme ulaşma şansımızı bizi batıdan daha avantajlı kılıyor. Zaman içerisinde sürdürülebilirlik sorunu aşıldıkça, özel müze sayısında da anlamlı bir artış olacağına inanıyorum. Tabii ki fabrika açmak, istihdam yaratmak çok önemli şeyler. Ancak, sanat-müze gibi olguların da Türkiye markasını çok daha hızlı yukarılara taşıyacağını unutmamamız gerekiyor. ŞB: Devletin elinde ikonik güçlü yapılar var, devlet bu yapılarda koleksiyonerlere elindeki eserleri uzun vadeli müzeye ödünç verme veya bağışlama şeklinde destek verebilir. Ayrıca kurumların koleksiyonlarını da özendirecek bir takım uygulamalar yapabilir. Dünyada bunun örnekleri çok, Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. İnanıyorum ki yapılan her fedakarlığın karşılığını ülke olarak katları halinde faydasını görürüz ve Türkiye algısını yukarılara taşırız. ŞB: Biraz önce de bahsettiğim gibi, İstanbul dünya sanatının da adından bahsettirecek özelliklere sahip. Dediğiniz gibi burası ilham veren şehir... Bu şehir sanattan ne kadar değer alırsa, onu fazlası ile dünyaya yansıtacak bir şehir. Bildiğiniz gibi Türk resim sanatında Şişli Atölyesi olarak adlandırılan bir dönem var. O zamanki önemli sanatçılar burada eserler vermiş ve bu eserler Türkiye'nin ilk yurtdışı sergisine, Viyana'ya götürülmüş. Biz biraz da o ruhu canlandırmak adına Şişli Belediyesi'yle bir proje geliştiriyoruz. Bu atölyenin günümüzdeki yerini tespit etme çalışmalarıyla yola çıktık. Arşivleri karıştırıyoruz. O atölyede yapılmış birkaç eser koleksiyonumuzda mevcut. Bunu yapabilirsek ve kitaplaştırabilirsek hem İstanbul'un hem Şişli'nin kültür dünyasına büyük bir hizmet sunmuş oluruz. Yıllardır herkes Şişli Atölyesi'nden bahseder ama birkaç yayın haricinde çok fazla bir bilgi mevcut değil. Yeni bilgilerle ortaya çıkmış detaylı bir çalışma yapmak istiyoruz. Yaşam alanlarımızda görsel zevki yükseltme ideal ve çabası çok kıymetli. Sizin koleksiyonunuzun hacimce en büyüğü de içinde olduğumuz bu ilham veren bina sanırım. Monet'nin evi için bir sanatçı dostu ev ve bahçe zaten sanat eseri demiş. Burası da çok güzel gerçekten, mutlu ediyor insanı. OE: Evet, bize ilham olan ana kaynaklardan bir tanesi de bu. Bilinen bir söz vardır; insanlar mekanları, mekanlar da insanları yaratır. O anlamda bu mekan da bizi ve işlerimizi yaratıyor. ŞB: Koleksiyon sergimizde 1850'lerden günümüze ulaşan bir bütünlük söz konusu, bina da bu bütünlüğe uyum gösteriyor. Erken Cumhuriyet döneminden günümüze gelmiş bir yapı, burada da bir bütünlük var. Bu bütünlükte bizi daha geniş açı ile sergiye bakışımızı kolaylaştırıyor. OE: Mimarı da çok değerli, Giulio Mongeri'nin Türkiye'ye kattıkları çok önemli. Akademi'nin mimarlık bölümünü neredeyse 30 yıl yönetmesinin ve yetiştirdiği değerli mimarların yanında Maçka Palas, Karaköy Palas, St. Antuan Kilisesi, Taksim Cumhuriyet Anıtının kaidesi, Bursa Palas, Ankara Ziraat Bankası binası vs. da ona ait. Dolayısıyla ona yakışacak şeyler yapmak gerekiyor. Bu da bize bir sorumluluk veriyor. OE: Bugün varolan her şey geçmişte bir hayaldi, demiş William Blake. Biz çalışmaya devam ediyoruz, hayallerimiz için."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/duayen-besteci-muammer-sun-vefat-etti/", "text": "Çağdaş Çoksesli Türk Müziği'nin gelişmesinde önemli katkılar sunan duayen besteci ve eğitimci Prof. Muammer Sun, 89 yaşında hayatını kaybetti. Türkiye'de çok sesli müziğin gelişmesinde önemli katkıları olan Muammer Sun, önceki akşam kaldırıldığı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde çoklu organ yetmezliği nedeniyle dün vefat etti. Besteciler, Orkestra Şefleri ve Müzikologlar Birliği Derneği Kurucusu ve Onursal Başkanı, Sun Yayınevi'nin kurucu ile yöneticisi de olan Muammer Sun, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu anlatan Cumhuriyet ve Kurtuluş film müziklerinin bestelerine imza atan isimdi. Ankara'da 1932'de doğan Muammer Sun, 1946'da Askeri Mızıka Okulunda müziğe başladı. 1953'te Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümüne girerek Ahmed Adnan Saygun'un öğrencisi olan Sun, konservatuvarda, Mithat Fenmen ile piyano, Hasan Ferit Alnar ile koro ve orkestra şefliği, Muzaffer Sarısözen ile Türk Halk Müziği, Ruşen Ferit Kam ile klasik Türk musikisi, Kemal İlerici ile Türk müziği makamlar sistemi ve armonisi konularında çalıştı. Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü İleri Yüksek Dönemi'nden Ahmet Adnan Saygun'un öğrencisi olarak 1960'ta mezun olan Sun, aynı yıl Ankara Devlet Konservatuvarı'na öğretmen olarak atandı. Pek çok eseri çeşitli yarışmalarda ödüller kazanan Muammer Sun, 1969'da sanat kurumlarının temsilcisi olarak TRT Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi, TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosunu ve TRT Müzik Dairesini kurdu. 1968'de atandığı Milli Eğitim Bakanlığı Müşavirliği sırasında Çocuk ve Gençlik Koroları Yönetmeliği'ni hazırlayan Sun, Türkiye'de 166 çocuk ve gençlik korosu kurulmasına öncülük etti. Sun, 1967 ve 1969'da biri TRT, diğeri ODTÜ adına iki büyük folklor derlemesine imza attı. İzmir Devlet Konservatuvarı, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarında görevlerde bulunan Sun, 1987'de Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarına atandı, 1988'de doçent, 1993'te profesör oldu. 1999'da Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndan emekli olan Sun'a, TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu, kuruluşunun 50'nci yıl dönümü olan 16 Şubat 2020'de hizmetleri dolayısıyla ödül takdim edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dumbullunun-kavugu-oztekinden-coruha-gidiyor/", "text": "Geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Hakkı Dümbüllü'nün kavuğu, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda düzenlenecek özel bir törenle Rasim Öztekin tarafından Şevket Çoruh'a teslim edecek. İBB'nin destekleriyle bu akşam saat 20.00'de yapılacak etkinliğin gelirleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne bağışlanacak. Kavuk Devir Teslim Töreni, isteyen herkesin şahitlik edebilmesi için sosyal medyadan canlı olarak yayınlanacak. Orta oyunu ve Tuluat sanatçısı İsmail Hakkı Dümbüllü, ustası Kel Hasan'dan devraldığı kavuğu, 1968'de oyuncu Münir Özkul'a devretti. Özkul tarafından 1989'da Ferhan Şensoy'a verilen kavuğun yeni emanetçisi, 2016'da Rasim Öztekin oldu. Bugüne kadar Türk tiyatrosunun güldürü geleneğinin nişanesi sayılan kavuk, bu akşam gerçekleşecek törenle tarafından Şevket Çoruh'a teslim edilecek. İBB, biletleri günler öncesinden tükenen bu özel, töreni isteyen herkes şahitlik edebilmesi için online kanallar üzerinden canlı olarak yayınlayacak. Kavuk Devir Teslim Töreni, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun YouTube hesabı ile İBB ve İBB TV'nin Twitter hesaplarından izlenebilecek. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda düzenlenen ve bilet gelirleri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne bağışlanacak. Gecede, Kavuk Devir Teslim Töreni'nin ardından, Şevket Çoruh, bu sefer 6. Kavuklu olarak, Murat Akkoyunlu ile birlikte sahneye çıkacak ve Bir Baba Hamlet oyununun özel bir gösterimini gerçekleştirecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunden-bugune-kadikoy-sergisi-ckmde/", "text": "Kadıköy Kent Konseyi Fotoğrafçılık ile Kültürel Miras Çalışma Gruplarının ortaklaşa gerçekleştirdiği Dünden Bugüne Kadıköy adlı fotoğraf sergisi, 21 Şubat Cuma günü Caddebostan Kültür Merkezi 3. kat fuayede açıldı. Kadıköy'ün eski ve yeni hallerinin aynı karede görülebilmesiini sağladığı için fotoğraf sergisi, bu yönüyle bir 'ilk' olma özelliğini taşıyor. Eski-yeni çalışmasının bir arada sunulmasının fikir babası da Fotoğrafçılık Çalışma Grubu üyesi İsmail Şevket Baki olup, sergiyi gezenleri hem geçmiş hem de şimdiki zamanla buluşturuyor. İsmiyle müsemma fotoğraf sergisinin iki ana teması var; Dün ve Bugün... İki zaman diliminde ve aynı yerden çekilmiş fotoğrafların aynı karede siyah-beyaz ve renkli olarak yer alması, insanda çok değişik bir duyguya sebep oluyor. Tabii siyah-beyaz fotoğraf eskiyi, renkli olan da bugünü temsil ediyor. Aynı anda hem dün hem de bugün gözlerinizin önüne geliyor ve zaman adeta duruyor. Çayırlık bir alan ve bir zamanlar koyunların otlatıldığı İbrahimağa Çayırı ve aynı karede asfalt yol, Tepe Nautilus Alışveriş Merkezi'ni gördüğümüz şimdiki zamanı buluyorsunuz. Keza, Caddebostan'daki bir sokağın 1920'li yıllardaki toprak yol haliyle beraber Bağdat Caddesi'nin günümüzdeki anıyla fotoğrafa bakmaya devam ediyorsunuz. Yani nostalji yaşamak isteyenlerle şimdiki zamanı kıyaslamak isteyenlere de fırsat sunulmuş oluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunya-diye-bir-yer-sergisi-istanbul-modernde-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Ressam ve heykeltıraş Selma Gürbüz'ün Dünya Diye Bir Yer isimli sergisi, İstanbul Modern'de sanatseverlerle buluştu. Sanatçının daha önce sergilenmemiş eserlerini odağa yerleştiren sergide, Gürbüz'ün zamandan ve mekandan bağımsız masal, MİT ve söylencelerle örülü yapıtları ziyaretçilerle paylaşılıyor. Gürbüz, açılışta yaptığı konuşmada, serginin, Türkiye'de bugüne dek açtığı en kapsamlı sergi olduğuna işaret ederek, Hem eser sayısının çokluğu hem de 35-40 yıllık sanat hayatımın farklı dönemlerinden çalışmalarımı bir araya getirmesiyle resrospektife en yakın sergi denebilir. Son dönem çalışmalarımın ilk kez toplu halde görülebilecek olmasıyla da benim için çok özel bir sergi. dedi. Sergi küratörü Öykü Özsoy da sergi sürecinin yaklaşık bir seneye yayıldığına dikkati çekerek, Ben kişisel anlamda çok şey öğrendiğim, çok etkilendiğim, yapıtlarına hayranlık duyduğum sanatçıyla karşı karşıya geldiğimde o yapıttaki bakışlardan yeni hikayeler, yeni söylenceler, yeni mitler, yeni kültürler öğreneceğimi hissettiğim bir sürecin içinde olmaktan büyük zevk aldım. Selma Hanım'a bu cömertliği, tüm arşivini bize açtıkları ve asistan küratörümüz Nilay Dursun'la bu arşivin içine dalıp oradan kendi hikayemizi oluşturmak üzere bize yol gösterdiği için çok teşekkür ediyorum. ifadelerini kullandı. Özsoy, sanatçının özellikle son döneminde farklı kültür ve coğrafyalara olan ilgisinin sanatına yansıdığını aktararak, Gürbüz'ün, Afrika seyahatinden sonra ürettiği etkileyici yeni işlerini serginin odağına yerleştirdiklerini söyledi. İstanbul Modern Genel Direktörü Levent Çalıkoğlu ise çok özel bir sergi hazırlandığını belirterek, Başka kültürleri merak etmek hepimizde olabilir ama bir sevgiyle aşkla bakmak, görmek ve onu yorumlamak çok az sanatçıya ait bir özellik. ifadesini kullandı. Ressam ve heykeltıraş Selma Gürbüz'ün Dünya Diye Bir Yer başlıklı sergisi, 31 Mart 2021'e kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunya-koro-muzigi-sempozyumuna-geri-sayim-basladi/", "text": "Müziğin birleştirici gücüyle kültürlerin kucaklaşıp medeniyetlerin buluştuğu Dünya Koro Müziği Sempozyumu, Grammy ödüllü Estonya Filarmoni Oda Korosu ile Norveçli konuk şef Ragnar Rasmussen yönetimindeki Devlet Çoksesli Korosunun Köprüler konseriyle 25 Nisan'da Atatürk Kültür Merkezinde başlıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının ev sahipliğindeki sempozyumun açılış konseri, kültürlerin mükemmel birlikteliğinde müzikseverleri eşsiz bir yolculuğa çıkaracak. Kültür ve Turizm Bakanlığının ev sahipliğinde bu yıl İstanbul'da yapılacak Uluslararası Koro Müziği Federasyonunun en büyük etkinliği olan Dünya Koro Müziği Sempozyumuna geri sayım başladı. 25-30 Nisan tarihleri arasında başta Atatürk Kültür Merkezi olmak üzere Akbank Sanat, Atlas 1948 Sineması, Borusan Müzik Evi, Garibaldi Sahnesi, Grand Pera Emek Sahnesi, Santa Maria Draperis Kilisesi, St. Antuan Kilisesi ve Taksim Camii Kültür Merkezi gibi Beyoğlu'nun tarihi mekanlarına da yayılan sempozyum, ABD'den İspanya'ya, Kanada'dan Endonezya'ya dünyanın en iyi korolarını ve alanında uzman konuşmacıları bir araya getiriyor. 5 kıtayı temsil eden 28 farklı ülkeden 80'den fazla konuşmacı ile 2500'den fazla sanatçıyı buluşturacak sempozyumun açılış konseri tarihi bir buluşmaya sahne olacak. 25 Nisan Salı günü AKM Türk Telekom Opera Salonu'nda gerçekleşecek konserde, iki kere En İyi Koral Performans dalında Grammy ödülü kazanan Estonya Filarmoni Oda Korosu ile 35 yıldır Türkiye'de koro müziğinin geniş kitlelere ulaşmasında rol oynayan, Avrupa Profesyonel Korolar Birliği üyesi Devlet Çoksesli Korosu birlikte sahne alacak. Estonya Filarmoni Oda Korosu, kurucu şefleri Tonu Kaljuste yönetiminde Estonya'nın önemli bestecilerinden Veljo Tormis'in, Devlet Çoksesli Korosu da Norveçli konuk şef Ragnar Rasmussen yönetiminde Türkiye'den ve Norveç'ten çeşitli bestecilerin eserlerini seslendirecek. Koroların dışında bağlama, mey gibi enstrümanlar ile solistlerin de yer alacağı konserde ayrıca konuk şef Ragnar Rasmussen, piyano klavyesinin yeni bir versiyonu olan seaboard ile konsere elektronik bir boyut katacak. Müzikseverler açılış konserinde hem geleneksel hem koro müziğinin değişen perspektifiyle kültürlerin mükemmel birlikteliğinde eşsiz bir deneyim yaşayacak. Açılış konserinin yanı sıra AKM Türk Telekom Opera Salonunda gerçekleşecek gala konserlerinde, her akşam, dünyaca ünlü ve ödüllü üç koro sanatseverlerle buluşacak. 26 Nisan'da Endonezya'dan Batavia Madrigal Singers, ABD'den Georgia Eyalet Üniversitesi Korosu ve Porto Riko'dan Orfeon San Juan Bautista sahne alacak. 27 Nisan'da Gabon'dan Le Chant Sur La Lowe, İsveç'ten Sofia Vokalensemble ve Kanada'dan Vancouver Gençlik Korosu seyircinin karşısına çıkacak. 28 Nisan akşamı ise Lübnan'dan gelen Fayha Ulusal Korosu, Çin Taipeisi'nden gelen Taipei Filarmoni Oda Korosu ve İspanya'dan gelen Leioa Kantika Korala yer alacak. Dünya Koro Müziği Sempozyumunun kapanış konseri de açılış konseri kadar iddialı. AKM Türk Telekom Opera Salonunda 29 Nisan'da gerçekleşecek konserde, Türkiye koro müziğindeki çeşitliliği sergileyecek 8 koro aynı sahneyi paylaşacak. İstanbul'dan A Capella Boğaziçi, Boğaziçi Caz Korosu, Chromas, Rezonans, ve Sirene; Bursa'dan Nilüfer Çoksesli Korosu; İzmir'den Dokuz Eylül Üniversite Korosu ve Ankara'dan Jazzberry Tunes poptan klasiğe, cazdan türkülere hep birlikte şarkı söyleyecek. Uluslararası Koro Müziği Federasyonunun 6 yıl sonra düzenlediği ve pandemi sonrası dünya çapındaki ilk koro buluşması olan Dünya Koro Müziği Sempozyumunda, Türkiye, Venezuela, Singapur, ABD, Almanya ve Malezyalı bestecilerin 'Değişen Ufuklar' teması kapsamında sempozyum için besteledikleri eserlerin dünya prömiyerleri de yapılacak. 55 koro ve 2500 koristin yer aldığı, 150'yi aşkın sergi, atölye ve etkinlikle seçkin bir program sunan sempozyum kapsamında 11 ayrı mekanda 44 konser verilecek. Öğrenciler, tüm sempozyum boyunca %50 indirimden yararlanabilecek. Dünya Koro Müziği Sempozyumu, çocuk korolarının da yer aldığı konserlerle çocukları da programa dahil edecek. Türkiye'den Devlet Çoksesli Çocuk Korosu, Borusan Çocuk Korosu, Lüleburgaz Çocuk Korosu, Beşiktaş Çocuk Korosu ve Macaristan'dan Cantemus Çocuk Korosu etkinlik kapsamında sanatseverlerle buluşacak. Sempozyum kapsamında oluşturulan Ustalık Sınıfları ile katılımcıların kendilerini şeflik ve bestecilik alanında geliştirebileceği bir platform da olacak. Ragnar Rasmussen öncülüğünde gerçekleşecek olan Şeflik Ustalık Sınıfı, sempozyumun ana etkinliklerinden birini oluşturacak. Ko Matsushita öncülüğündeki Bestecilik Ustalık Sınıfı, aktif katılımcıların besteleri üzerinden bestecilik tekniklerine ağırlık verecek. Tonu Kaljuste, Anthony Trecek King, Maria Guinand gibi dünyaca ünlü isimler kültür ve sanat alanında farklı konularda konuşmalar gerçekleştirecek. Sempozyumun akademik programında, depremden etkilenmiş çocuklar, gençler ve yetişkinlerle çalışacak müzik eğitimcilerinin faydalanabileceği Dayanışma Oturumları da yer alıyor. Başvuran eğitimciler koro müziğinin birleştirici gücüne odaklanan atölye çalışmalarına ücretsiz katılabilecekler. Detaylı bilgi için www. wscmistanbul2023. com ziyaret edilebilir. Biletler biletinial. com adresi üzerinden temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunya-opera-sahnelerinin-la-diva-turcasi-leyla-gencer/", "text": "Milano, Roma, Venedik, Viyana, Paris, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio ve Chicago'da birçok kez başrolde sahne alan, dünyada Türk Divası olarak tanınan Leyla Gencer, vefatının 15. yılında yad ediliyor. Asıl adı Ayşe Leyla Çeyrekgil olan sanatçı, tüm dünyada opera sanatına katkıda bulunan ve gelmiş geçmiş en iyi beş kadın opera sanatçısı arasında gösteriliyor. Usta sanatçı Gencer, Safranbolu'nun Yörük köyünden Hasanzade İbrahim Çeyrekgil ile aslen Polonyalı Alexandra Angela Minakovska'nın çocuğu olarak, 10 Ekim 1928'de Polonezköy'de dünyaya geldi. Fransız bakıcısından dil öğrenerek Fransız klasiklerini okumaya başlayan sanatçı, çocukluğunda edebiyat, tiyatro, müzik, sanat ve kültürün her alanında geniş bilgiler edindi. Babasını genç yaşta kaybeden Gencer, 18 yaşındayken İbrahim Gencer ile evlendi. Evlendikten sonra da eğitimine devam eden sanatçı, kariyeri boyunca eşi tarafından desteklendi. Notre Dame de Sion'un ardından gittiği İstanbul İtalyan Lisesi'nden mezun olan Gencer, bir süre Beyazıt Kütüphanesi'nde çalıştı. Leyla Gencer, İstanbul Konservatuvarında şan eğitimi aldığı sırada Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey ve Muhittin Sadak'ın öğrencisi oldu. Konservatuvardaki ilk gününde La Scala'da sahneye çıkmayı kafasına koyan Gencer, 1946-1949'da İstanbul Şehir Korosunda solo sanatçısı olarak yer aldı. Ankara Devlet Konservatuvarına şan eğitimi vermek üzere davet edilen ünlü İtalyan sanatçı Arangi Lombardi'yi ziyaret ederek sesini dinleten Gencer, performansıyla sanatçıyı etkiledi. Lombardi, Gencer'in konservatuvarı bırakarak kendisiyle Ankara'ya gelmesini isteyince, sanatçı İstanbul Konservatuvarındaki eğitimini yarıda bıraktı. Gencer Ankara'da, İtalyan tenor Apollo Granforte, Adolfo Camozzo, Di Ferdinando, George Reinwald ve Domenico Trizzio'nun da öğrencisi oldu. Usta sanatçı, 1949'da operanın bağlı bulunduğu Devlet Tiyatrosu sınavlarına girdi. Sınavı kazanan Gencer, operanın solist kadrosunda yer olmadığından koro kadrosuna alındı. Opera kariyerine 1950'de Ankara Devlet Tiyatrosunda Cavalleria Rusticana eserindeki Santuzza rolüyle adım atan sanatçı, İtalya'da da ilk kez bu rolle seyirci karşısına çıktı. Gencer, ilk sahne deneyimine ilişkin TRT'de 1990'da yayınlanan röportajında, Ben sahneye ilk adımımı Ankara Devlet Operasında attım ve 'Cavalleria Rusticana' ile başladım. Sene 1950, 15 Ocak. 15 Ocak 1990'da Rossini seminerime başladım, İstanbul Devlet Tiyatrosunda. Bu benim için çok güzel bir olaydı. Aradan şöyle bir 40 sene geçmiş yani kolay değil. ifadelerini kullanmıştı. Birçok resmi devlet resepsiyonunda sahne alan Gencer, 1953'te ABD Başkanı Dwight Eisenhower için Çankaya Köşkü'nde verilen konserde, Henry Purcell'a ait Didone aryasını söyledi. Leyla Gencer, Fransız Parlamento Başkanı ve Dışişleri Bakanı için ise Faust operasının Mücevherler aryasını seslendirdi. Türkiye ile İtalya arasında 1953'te gerçekleştirilen kültür anlaşması kapsamında, Roma'da bir resital vermek üzere görevlendirilen Gencer'in yaşamı ve kariyeri, büyük başarı elde ettiği konserin ardından farklı bir yön kazandı. Konserdeki performansı dolayısıyla RAI Stüdyoları Genel Müdürü ve Müzik Yönetmeni Mairo Labroca, Gencer'i sesini dinletmesi için Napoli'deki San Carlo Operası'na gönderdi. Gencer, San Carlo Operası ile 1954'te Napoli'de gerçekleştirilen yaz festivalinde yeniden Santuzza rolünü oynadı. Yevgeni Onegin ve Madam Butterflyda başrol alan Gencer, Madam Butterfly operası için yıl içinde 23 kez sahne aldı. Napolili Türk olarak anılmaya başlayan usta sanatçı, La Traviatadaki Violetta rolünü, Avrupa'nın çeşitli kentlerindeki operalarda canlandırdı, uluslararası festivallere katıldı ve piyano eşliğinde resitaller verdi. Leyla Gencer, 1956'da San Francisco'da rahatsızlanan Renata Tebaldi'nin yerine 1956'da San Francesca de Rimini operasında sahne aldı. San Francisco Operası ile 1957'de La Traviata eserinde Violetayı seslendiren sanatçı, Lucia di 74 Lammermoor adlı eserde ise Maria Callas'ın yerine Lucia rolünü üstlendi. Konservatuvara girdiği ilk günden itibaren hayalini kurduğu, operanın merkezi sayılan Milano'daki La Scala'da 26 Ocak 1957'de sahneye çıkan sanatçı, Francis Poulenc'in Les Dialogues de Carmelites operasındaki başarısıyla primadonnalığa yükseldi. Gencer, Milano'da La Scala'da Verdi, Bellini, Donizetti, Mozart, Monteverdi, Tchaikovsky ve Puccini'nin de aralarında bulunduğu ünlü bestecilerin eserlerini başarıyla yorumladı. Londra Royal Albert Hall ve New York Carnagie Hall'de orkestra eşliğinde çok sayıda konser veren sanatçı ayrıca Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Rio de Janerio, Bilbao ve Chicago'da sahne aldı. Leyla Gencer, son kez 1985'te Venedik Fenice Tiyatrosu'nda opera seslendirdi, 1994'te Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası'nı aldı. Kariyeri boyunca 23 bestecinin 72 eserini repertuvarına alan sanatçı, konserlerini 1992'ye kadar sürdürdü. Sonraki yıllarda genç sanatçılar yetiştiren Gencer, Ankara ve İstanbul'da opera seminerleri verdi. Gencer, Türkiye'de opera sanatının tanınması ve gelişmesi için birçok çalışmaya imza attı, araştırmacı yönüyle Türk ve dünya operasına önemli katkılarda bulundu. Dönemi itibarıyla unutulmuş birçok opera eserini tozlu arşivleri tarayarak gün yüzüne çıkaran sanatçı, yorumladığı eserleri yeniden opera dünyasına kazandırdı. Devlet Sanatçısı unvanını 1988'de alan sanatçı, 2007'de İtalya'da Caruso Ödülü'ne layık görüldü. Opera dünyasına yeni yetenekler kazandırmayı amaçlayan Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması sanatçı adına ilk kez 1995'te düzenlenmeye başladı. Ayrıca 2004'te Türkiye'de Leyla Gencer adına gümüş hatıra parası basıldı. Birçok ülkeden ve kurumdan sayısız ödülle nişan alan Gencer'e, pek çok ülke vatandaşlık teklifinde bulundu. Tekliflerin tamamını geri çeviren sanatçı, Ben, Anadolu çocuğuyum. diyerek, yaşamı boyunca Türk vatandaşlığını onurla taşıdı. Hakkında, Zeynep Oral'ın yazdığı Tutkunun Romanı: Leyla Gencer kitabının yanı sıra birçok yazı ve araştırma kaleme alınan Gencer, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle 10 Mayıs 2008'de Milano'daki evinde hayata veda etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunya-sahnelerinde-genc-muzisyenlerde-yeni-sezon/", "text": "15 yıldır Türkiye'de müzik eğitimi ve Batı Müziği alanında kaybedilen jenerasyonların telafisini dünyada da kabul edilen tek sistem olarak büyük bir hızla gerçekleştirmeye devam eden, Güher & Süher Pekinel'in 40 senelik uluslararası ödüllü kariyerlerine ve geniş kapsamlı eğitimlerine dayanan deneyimleri ile hayata geçirerek, yürüttüğü Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler Sistemi değişik enstrüman gruplarında solistleri tüm Türkiye'den 3 etapla seçerek, dünya standartlarında, kariyer yapabilmek ve rekabet edebilmek için destekliyor. Türkiye'de ilk defa olarak, solistler açısından dünyada alınan tüm sonuçların da ortaya koyduğu üzere, sistemin başarısı kanıtlanmış ve son gelişmelerle etkisi artarak sürmektedir. Gençlere başta Avrupa'da, önemli müzisyenlerle eğitimlerini sürdürmek ve önemli uluslararası yarışmalarda yer almak üzere yaşam bursu ve yaylı çalgılar için en prestijli uluslararası yarışmalarda rekabet edebilmeleri adına kiralanan çok değerli 17.-18. Yüzyıl enstrümanları ile enstrüman bursu sağlanıyor. DSGM her sıra dışı üstün yeteneğin doğru yönlendirildiği takdirde başarıya ulaşacağının güçlü bir göstergesi Ülkemizi ve dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını nedeni ile, özellikle dijital platformlarda müziğin iyileştirici, birleştirici ve paylaştırıcı gücü üzerinden izleyici ve dinleyicilerle bir araya da gelen DSGM müzisyenleri 2021-22 Sezonuna başarılarla dolu hızlı bir giriş yaptılar. Scottish International Piano Competition ve 10. Hamamatsu International Piano Competition birincilikleri ardından çıkardığı ilk iki albümle 2 ICMA ödülü kazanan Can Çakmur'un İsveç plak firması BIS Records'dan çıkan albümleri, kritiklerden tam not aldı ve 3. Albüm kaydını da tamamladı. Önümüzdeki günlerde müzik severlerle buluşacak albüm raflarda yerini almadan 4. Albümü için de çalışmaları başlayan Çakmur, son olarak Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Yeni Konser Salonu ve İstanbul'da Sakıp Sabancı Müzesi Yaz Festivali'nde dinleyiciler ile buluştu. Japonya turnesine devam eden Çakmur, Ekim sonunda ünlü besteci Thomas Ades 'in piyano konçertosunun Japonya prömiyerini dünyaca ünlü Suntory Hall'da gerçekleştirecek ve bu konser canlı kayda alınacak. Henüz 15 yaşındayken aldığı Cenevre, Tchaikovsky International Violin Competition birinciliği ve en genç solist olarak 2016 yılında Polonya 15. International Wieniawski Violin Competition birincilik ödülü sahibi viyolonist Veriko Tchumburidze İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Yeni Sezon Açılış Konserini 1 Ekim tarihinde Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda kapalı gişe olarak gerçekleştirdi. Tchumburidze, normalleşme sürecinde de Almanya, Polonya ve Gürcistan' da gerçekleşen ilk seyircili konserlerde sahne almanın ayrıcalığını yaşıyor. Ekim ayında Stuttgart'da ikonik şef Marek Janowski ile birbirini takiben iki konser verecek olan Tchumburidze, 2022 yılında, başvuruları başlayan 16. Henryk Wieniawski Violin Competition'da açılış konserini de, önceki yarışmanın birincisi olarak gerçekleştirecek. DSGM'ye 3 sene önce dahil olan Korkmaz Can Sağlam, dünyanın en önemli 3 piyano yarışmasını da birincilikle kazanmış Daniil Trifonov'un da hocası olan Sergei Babayan ile çalışmalarına Juilliard School of Music New York'da okuldan da aldığı akademik burs ile devam ediyor. Young Concert Artists kurucusu Susan Wadsworth ve Verbier Festivali direktörü Martin Engstroem'ün de jüriler arasında bulunduğu New York Vendome Prize Yarışması finalistleri arasına seçildi. Ayrıca önümüzdeki dönem Young Concert Artists yarışmasında da yarışacak. Sisteme iki yıl önce dahil olan piyanist Eda Seviniş Manhattan School of Music'De ender görülen akademik bursla, piyano bölüm başkanı Dr. Marc Silverman'ın sınıfında eğitimini sürdürüyor. Ekim ayında Düsseldorf International Robert Schumann Piano Competition'da kendi kategorisinde birincilik ödülünü kazanan Seviniş, New York'da ünlü stüdyolarda kayıt çalışmalarına devam ediyor. Lisans eğitimini Barenboim-Said Academy'de tamamlayan, şu an yüksek lisansına Hanns Eisler Müzik Akademisi Berlin'de i devam edenUmut Sağlam, ayrıca önümüzdeki iki sezon için Konzerthausorchester Berlin 'in Kurt-Sanderling Akademisi tarafından konserler ve orkestradan eğitim almak üzere seçildi. Genç çellist, Sir Andras Schiff ve Daniel Barenboim ile ustalık sınıflarına katıldı. Pierre Boulez Saal'da Edward Said Days 2021-22 konserlerinde sahne alacak. Sağlam, Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler sistemi tarafından sağlanan Fransız luthier Nicolas Lupot tarafından yapılan bir 19. yüzyıl çellosu ayrıcalığı ile performanslarını icra ediyor. Türkiye için ilk kez, en seçkin okullarda eğitimlerine devam eden müzisyenler tarafından, uluslararası en prestijli ve önemli yarışmalarda bugüne dek 18 birincilik kazanıldı. Genç yaşlarında önemli kritiklerden olağanüstü yorumlar ve albüm teklifleri alıyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunya-sanat-gunu-ardindan/", "text": "1800 lü yıllarda Fransa'da yaşayan bir anne, kızının okul hayatındaki başarısızlığı nedeniyle çok üzgündü. Çünkü kızı okuma yazmayı öğrenmekte güçlük çekmekteydi ve okula uyum sağlayamayan asi bir çocuk haline gelmişti. Anne, harfleri öğrenmekteki zorluğu aşması için kızına bir çözüm önerdi. Bulduğu çözüm, çocuğun hayatını değiştirecek kadar ilginçti. Yaptığı şeyin, kızını dünyanın sayılı ressamlardan biri haline getireceğini tabii ki o gün bilmiyordu. Kızın en sevdiği şey resim yapmaktı. Hayvanları da çok seviyordu. Bu ikisini birleştirerek izleyeceği bir yol, harfleri öğrenmesini kolaylaştırabilirdi. Ona her harf için bir hayvan seçmesini ve bunu çizmesini söyledi. Böylece çocuk sevdiği hayvanları çizmeye başladı. Yine de okul hayatında başarılı olamadığı için okuldan atıldı, fakat çocuk müthiş hayvan resimleri çizen başarılı bir ressama dönüştü. Bu çocuk, 19. yüzyılın en ünlü kadın ressamlarından biri olan Rosa Bonheur'du. Okulda okuma yazma öğrenmekte zorlanan Rosa, sevdiği bir alanda okurken bu zorluğu yaşamadı. 14 yaşındayken hayvan anatomisi okuyup, mezbahaları ziyaret etmeye başladı. Anatomi ve Zooloji üzerine araştırmalar yaptı. 1948 yılında sergilenen Nivernais'te Tarla Sürme isimli resmi o kadar beğenildi ki Fransız hükümetinin desteğini aldı. Belki birçoğunuzun duyduğu The Horse Fair isimli çalışması en ünlü resmi oldu. 1852 yılında çalışmaya başladığı eseri, 1855 yılında tamamladı. 1,5 yıl Paris'teki at pazarına gidip, sadece eskizler çizdi. Pazarda bu çalışmaları yaparken bir kadın olarak dikkati çekmemek için erkek kıyafetleri giymek zorunda kaldı. Bu eserden önce de resimleri ve heykelleriyle oldukça ünlü bir sanatçı olmuştu, bu resimle birlikte ünü uluslararası düzeye ulaştı. Resim Paris'te sergilendikten sonra İngiltere'de ve Amerika'da da sergilendi. Bugün New York'taki Metropolitan Müzesi'nin en ünlü eserlerinden biridir. Hayvanlara karşı özel ilgisi ve sevgisi olduğu bilinen Sultan Abdülaziz'in yolu, hayvanları seven bu sanatçı aileyle Paris'te bir şekilde kesişti. Abdülaziz, Paris'e gittiğinde Beylerbeyi ve Çırağan Sarayı'nın bahçeleri için 24 adet hayvan heykeli sipariş verdi. Bu heykeller içinde bugün hepimizin yakından bildiği bir heykel de yer alıyordu. İstanbul Kadıköy/Altıyol'da ilçeyle özdeşleşmiş bir boğa heykeli vardır ya, işte o heykel bunlardan biri. Adeta Kadıköy'ün sembolü haline gelmiş olan heykel, 1864 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Paris'te yaptırılmıştır. Bugün 152 yaşında ve orjinal adı Dövüşen Boğa olan bu eserin heykeltıraşı Isidore Jules Bonheur'dur, yani Rosa Bonheur'un kardeşi. Sanat; hem toplumların geleneksel ve evrensel alanlarda edindikleri kültürel ayrıcalıklar, hem çağdaşlaşma yolunda ilk başvurulan değer, hem de okuyamaz diye okul dışına atılan bir çocuğun, dünyaca ünlü bir sanatçı olacağı uğraş olabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunya-tiyatro-gunu-festival-olarak-81-sehirde-kutlanacak/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü özel tiyatrolarla birlikte 81 vilayete yayılmış bir şekilde kutlayacaklarını bildirdi. Tiyatro sanatçılarıyla Atatürk Kültür Merkezi'nde bir araya gelen Ersoy, toplantı sonrası 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında hazırlayacakları festivale ilişkin basın mensuplarına bilgi verdi. Ersoy, Bakanlık olarak düzenli bir şekilde özel tiyatrolarla toplanarak tiyatronun geleceğiyle ilgili stratejiler konusunda ortak kararlar almaya çalıştıklarını belirterek, 27 Mart hepinizin bildiği gibi Dünya Tiyatro Günü ve bu yıla özel bir çalışma yaptık. Türkiye'nin 81 vilayetinde hem Devlet Tiyatroları hem özel tiyatrolarla dolu dolu iki gün geçirmeye karar verdik. Sadece 27 Mart'ta değil 26 Mart'ı da dahil ederek günün dolu dolu geçmesini istiyoruz. diye konuştu. Bu bağlamda özel tiyatrolardan bir talepte bulunduklarına işaret eden Ersoy, Devlet Tiyatrolarıyla birlikte kendi oyunlarını da sergilemek isteyen özel tiyatrolar bize başvursunlar, biz de destek vereceğiz. dediklerini ve 385 başvuru olduğunu anlattı. Bakan Ersoy, Bunların içinden 17'si çocuk, 69'u normal olmak üzere 86 oyun tiyatro jürimiz tarafından oynamaya değer bulundu. Bu oyunlar, 81 vilayette 26-27 Mart'ta Devlet Tiyatroları ile birlikte sahnelenecek. Devlet Tiyatrolarıyla birlikte 198 performans gerçekleştirilecek. Bundan sonra da artık her yıl 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü özel tiyatrolarımızla birlikte 81 vilayete yayılmış bir şekilde performansımızı artırarak kutlamaya devam edeceğiz. ifadelerini kullandı. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin ikincisinin 8 Mayıs'ta başlayacağını ve eş zamanlı Başkent Kültür Yolu Festivali'ni de düzenleyeceklerini bildirdi. Bu festivallerde tiyatroların geniş bir şekilde yer almalarını istediklerini vurgulayan Ersoy, Bu bağlamda orada da yine oyun taleplerinde bulunacağız. Oynamak isteyen oyunların bize başvurmasını isteyeceğiz. Yine performanslara göre değerlendirip festival etkinlikleri sırasında hem İstanbul hem de Ankara'da özel tiyatroların da yer almasını sağlayacağız. dedi. Toplantıya Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Kubilay Karslıoğlu, Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Üyesi ve oyuncu Mert Fırat, Volkan Severcan, Ahmet Yenilmez ve Süha Uygur da katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunya-tiyatro-gunu-yurt-genelinde-festival-havasinda-kutlanacak/", "text": "Tiyatro, toplum kültürün aynasıdır. Her yıl 27 Mart'ta kullanan Dünya Tiyatro Günü yaklaşıyor... Sanatın perdelerinin hiç kapanmayacağı bu özel gün hakkında Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, İlk defa devlet tiyatroları ile özel tiyatrolar 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü birlikte kutlayacak. dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığının organizasyonuyla, devlet ve bazı özel tiyatroların iş birliğiyle 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde 81 ilde oyunlar sahnelenecek. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, AA muhabirine, bu yıl devlet tiyatroları ile özel tiyatroların sezonu erken açtığını söyledi. Bakanlığın, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü için özel bir organizasyon yaptığını anlatan Kurt, yurttaki tüm illerde oyunlar sahneleneceğini dile getirdi. Organizasyonun tüm giderlerinin Bakanlık tarafından karşılanacağını belirten Kurt, Ümit ediyorum hem tiyatroseverler hem tiyatro oyuncuları, böylesine anlamlı bir günde bu projeden son derece memnun kalacak. ifadesini kullandı. Kurt, tüm sanatseverleri 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla sahnelenecek oyunlara beklediklerini sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyaca-unlu-cini-ustasi-sitki-olcarin-kizi-babasini-anlatiyor-babami-alan-marti/", "text": "UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi ödüllü sıra dışı çini ustamız Sıtkı Olçar'ın vefatının 10. yıldönümünde, kızı Kübra Olçar Erden'in babası anısına kaleme aldığı Babamı Alan Martı kitabı okurlarla buluştu. Dünyaca ünlü çini sanatçısı Sıtkı Usta'yı kızının gözünden anlatan Babamı Alan Martı'da, ustanın anılarında dile getirdiği öyküler de yer alıyor. Çini sanatına farklı bir boyut kazandıran Sıtkı Olçar'ın tüm sevenlerine ithaf edilen kitabın telif geliri ise yardıma muhtaç kız çocuklarının eğitimine aktarılacak. Kendine özgü çalışmalarıyla çini sanatına yeni bir vizyon kazandıran, Kütahya'nın meşhur çini ustası Sıtkı Olçar, vefatının 10. yılında kızı Kübra Olçar Erden'in kaleme aldığı Babamı Alan Martı adlı kitapla anılıyor. Kübra Olçar Erden, hayatının kahramanı olarak belirttiği babası Sıtkı Olçar'ın hayat hikayesini kaleme alma macerasını Ruhumda hapsolmuş, özgürlüğünü bekleyen buruk bir kelebek uçuyor on yıldır, az kaldı yakındır özgürlük şeklinde ifade ediyor. Sıtkı Olçar'ın kızı Kübra Olçar Erden'in, 15 Kasım 2010'da vefat eden babasıyla yaşadığı acı-tatlı hiçbir şeyi unutmamak adına yola çıkarak yazdığı Babamı Alan Martı; Bir Sıtkı, Bir Dost Sıtkı, Bir Baba Sıtkı ve Bir Usta Sıtkı başlıklı dört bölümden oluşuyor. Kitapta, yaratıcılığını tarihle ve geçmişin izleriyle besleyen, UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi ödüllü Sıtkı Usta'nın kendisinin dile getirdiği anıları da okurlarla buluşuyor. Babamı Alan Martı'nın kapağında ise Kübra Olçar Erden'in yıllar önce babası için yaptığı yağlı boya martı resmi yer alıyor. Kitabın kapak ve sayfa tasarımları da, aynı zamanda grafik tasarım öğretmeni olan kızı Kübra Olçar Erden'in imzasını taşıyor. 1980 yılından itibaren, özellikle İznik çinileri üzerine çalışan ve kaybolup gitmekte olduğu sanılan Kütahya çiniciliğine yeni bir boyut ve dinamizm kazandıran Sıtkı Usta, farklı dokunuşlarıyla sanatında kendi tarzını oluştururken, kendisine ve sanatına ilham veren Kütahya'dan hiç kopmadı. Kütahya çinilerini tüm dünyaya tanıtan, daima herkesin ilgisini buraya çekmeye çalışan Sıtkı Usta, çiniciliğe farklı bir boyut katarak bu geleneksel Türk el sanatının değerini ülke sınırlarının dışına taşıdı. Geçmişe ait olanı, tarihin damıttıklarını kendi yaratı sürecinde bambaşka bir bakış açısıyla yeniden değerlendiren Sıtkı Usta 1980 yılından, vefat ettiği 2010'a kadar yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda kişisel sergi açarak büyük bir hayran kitlesi edindi. Kübra Olçar Erden'in kaleme aldığı Babamı Alan Martı adlı kitap, Arel Kitap etiketiyle raflarda ve internet sitelerinde okurları bekliyor. Sıtkı Olçar'ın tüm sevenlerine ithaf edilen Babamı Alan Martı kitabının telif geliri, yardıma muhtaç kız çocuklarının eğitimi için kullanılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyaca-unlu-gitar-virtuozu-canizares-12-aralikta-cemal-resit-reyde/", "text": "Dünyaca ünlü gitar virtüözü Canizares, 12 Aralık akşamı Cemal Reşit Rey sahnesinde İstanbullu hayranlarıyla buluşacak. Çağımızın en büyük Flamenko müzisyenlerinden biri olan Canizares, 40 yılı aşan başarılı kariyeri boyunca dünyanın en önemli müzisyenleri ve orkestralarıyla aynı sahneyi paylaştı. Kendi bestelerinin yanı sıra klasik müzik repertuvarına da hakim olan sanatçı, Sir Simon Rattle yönetimindeki Berlin Filarmoni Orkestrası ile Concierto de Aranjuez seslendirmek üzere davet edildi. Dünyanın saygın orkestraları arasında yer alan Staatskapelle Dresden, NHK Symphony, Birmingham Symphony gibi topluluklarla çaldı. Flamenko'nun efsane ismi Paco De Lucia ile 10 yılı aşkın süre birlikte çalışan sanatçı, şimdiye kadar 100'ü aşkın albüm kaydında yer aldı. Enrique Morente, Alejandro Sanz, Peter Gabriel, John Paul Jones, Mauricio Sotelo gibi önemli isimlerle müzikal işbirliklerine imza attı. İspanyol Ulusal Balesi'nin projelerindeki besteleriyle büyük övgü toplayan İspanyol Akademi Ödüllü Canizares, Carlos Saura filmleri için de müzikler besteledi. Canizares, El Mito de la Caverna albümüyle 2019 yılında İspanyol MIN Ödülleri'nde Yılın En İyi Flamenko Albümü ödülünü kazandı. Besteci ve icracı kimliğinin yanı sıra eğitmenlik de yapan Canizares, İspanya'da ve dünyanın birçok farklı ülkesinde Flamenko gitar dersleri ve masterclassları da veriyor. Kariyerindeki ilk önemli deneyimlerini Flamenko efsanesi Paco de Lucia ile çalışırken yaşayan ve 10 yıl süresince Paco de Lucia'ya 'Solo', 'Duo', 'Trio' ve 'Septet' projelerinde eşlik eden Canizares bu sayede Avrupa, Amerika, Asya ve Afrika'nın en ünlü sahnelerinde yer aldı. Turneler sırasında Isaac Albeniz'in Iberia Suite'inden Triana, Albaicin ve Puertoyu uyarlayan sanatçı, ayrıca Paco De Lucia'nın Concierto de Aranjuez albümünün kayıtlarına da eşlik etti. Canizares, İspanyol Ulusal Balesi'nin Felix el Loco (2004) ve Caprichos (2007) projeleri için müzikler hazırladı. Sanatçı, 2004 yılında Atina'da Olimpiyat Meşalesi'ne eşlik edecek tema müziğini besteledi. Canizares ilk albümü Noches de iman y luna ile dinleyicilerden ve eleştirmenlerden büyük beğeni toplarken, ikinci albümü Original Transcription of Isaac Albeniz' de Albeniz'in çalışmalarını gitara uyarladı. Punto de Encuentro adını verdiği üçüncü albümünde ilham aldığı müzisyenler Mike Stern, Don Alias, Paco de Lucia, Enrique Morente, Hevia, Kepa Junquera ve Pastora Soler ile çalıştı. Canizares Suite Iberia, Albeniz by Canizares adındaki albümü ile dahi besteci Albeniz'in eserlerinden uyarlamalar yaparak eserlere ilk yazılışlarından yüzyıl sonrasında kendi yorumunu getirdi. Canizares'in yorumları İspanyol geleneğini ve kültürünü dinleyiciye kusursuz bir anlatımla aktarırken, sanatçı bu albüm ile İspanyol Akademisi'nin En İyi Klasik Müzik Performansı kategorisinde ödüle layık görüldü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyaca-unlu-ingiliz-casus-romanlari-yazari-john-le-carre-hayatini-kaybetti/", "text": "Eserleri Türkçede de yayınlanan ve ülkemizde geniş bir okuyucu kitlesi bulunan dünyaca ünlü casusluk romanları yazarı John le Carre, 89 yaşında hayatını kaybetti. Birçok eseri Türkçeye de çevrilen, gerçek yaşamdan esinlenerek yazdığı casusluk romanları ile tanınan İngiliz yazarı John le Carre, 89 yaşında yaşamını yitirdi. Royal Cornwall Hastanesi'nde tedavi gören yazarın ölüm haberini ailesi dün doğrulayarak, Ölümüyle büyük bir yas içindeyiz açıklamasını yaptı. Köstebek, Single ve Oğlu, Küçük Trampetçi Kız, Ölüme Çağrı, Casuslar Mücadelesi, Gece Müdürü, Gizemli Melodi, Cinayetin Parıltısı, Hain, Güvercin Tüneli, Casusun Mirası gibi kitapların yazarı olan Carre, için Soğuk Savaş'ı tarif eden yazar nitelendirmesi yapılıyordu. 1931 doğumlu John le Carre, 1940'lı yıllarda İsviçre'de Almanca eğitimi alırken, gizli servisler için çalışmaya başladı. Eski bir Dışişleri Bakanlığı çalışanı olan le Carre, 1963 yılında yazdığı Soğuktan Gelen Casus kitabıyla dünya çapında tanınmaya başlamıştı. Yazarın bu kitabın ardından yazdığı bir dizi başka kitap, casus romanları türünün mihenk taşları oldu. Bazı eleştirmenlere göre Berlin Duvarı'nın yıkılışı ve Sovyetler Birliği'nin çöküşü, le Carre için iyi olmadı. Romanlarına heyecanlı bir çerçeve sağlayan Soğuk Savaş'ın yok olması, yazarın aleyhine oldu. Ancak le Carre aynı fikirde değil; 2013'te BBC'ye verdiği mülakatta, terörle mücadele söyleminin kendisine yeni bir zemin sağladığını, kurtarıcısı olduğunu söyledi. İngiliz The Guardian gazetesi, John le Carre'yi macera, medeni cesaret ve edebi kabiliyetin eşit parçalarından heyecanlı hikayeler oluşturan bir yazar olarak tanımladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyaca-unlu-komiser-montalbano-serisinin-ikinci-romani-terrakotta-kopek-turkcede-ilk-kez-mylos-kitap-tarafindan-yayimlandi/", "text": "Mutlaka okumanız gereken 50 polisiye yazarından biri, Andrea Camilleri ile bütünleşmiş, tüm dünyada tanınan bir komiser, Terrakotta Köpek, Komiser Montalbano serisinin ikinci kitabı. Camilleri bizleri bir kez daha Sicilya gerçekliğinden doğan bir bulmacanın içine çekiyor. Montalbano bu sefer sadece günümüze yönelik suçların ve suçluların değil, Sicilya'nın kadim tarihine dek varan, Araplardan Hıristiyanlara uzanan bir düzlemde, katman katman bir kültür yumağının içinde debelenip duran insanların ardı sıra maceralara atılıyor. Bir yandan Güney İtalya'nın çok kültürlü kadim tarihini, bir yandan II. Dünya Savaşı dönemi İtalya'sını, bir yandan görkemli bir aile trajedisini anlatan Camilleri, okurlarına mafya, yozlaşan kurumlar ve yasadışı ticaret üçgeninde sürüklenen bir polisiye sunuyor. Doğru olanı yapma ve gerçeği arama tutkusunu her daim ön planda tutan Montalbano bizleri Sicilya güneşinin aydınlattığı topraklardaki dramları, korkuları, hüzünleri ve karmaşaları duyumsamaya davet ediyor. Olaylar, zamanlar ve mekanlar arası bir bulmaca olan Terrakotta Köpek'te Camilleri ustalığını bir kez daha kanıtlarcasına vites artırıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyaca-unlu-yazardan-yeni-kitap-yol-nedir-ve-nasil-yurunur/", "text": "Kitapları 73 dile çevrilen, 81 eşsiz eserin dünyaca ünlü yazarı Akif Manaf'ın, yeni kitabı Yol Nedir ve Nasıl Yürünür? raflardaki yerini aldı. Dünyaca ünlü yazarın Covid-19 günlerinde merakla beklenen yeni kitabı okurlarla buluştu. Tüm dünyada büyük bir okur kitlesi tarafından gün geçtikçe daha da yakından takip edilen yazar, bu kitapta yol konusunu tüm detaylarıyla, kapsamlı bir biçimde ele alıyor. A. Z. Yayıncılıktan çıkan kitap, hem derin teorik bilgilere hem de çok boyutlu pratik deneyimlere dayanıyor. Zekası uyanmış insan evladı: Yol nedir? sorusunu hep sormuştur. Herkesin yola ihtiyacı var çünkü yolsuz hiçbir yere varılamaz. Herhangi bir yere varmak için yola ihtiyaç var. İnsan sosyal bir varlıktır. Bu nedenle insan toplumla birlikte hareket etmek zorundadır. Toplum bireye bir yaşam tarzı veya yaşam yolu dayatır ve dayatılan yaşam yolu bireye uymayabilir. O zaman birey başkaldırır ve kendi yolunu bulmaya çalışır. Şayet birey varlık amacını biliyorsa doğru yolu bulabilir. Peki, varlık amacı nedir? Doğru yol nedir? Doğru yol tekamül yoludur. Varlık amacı ise bireyin kim olduğunu, neden burada olduğunu, nereden buraya geldiğini ve nereye gideceğini bilmesidir. İşte, insan doğru yolu bulunca bu dört hayati soruya doyurucu yanıtlar bulabilir. Ama yol doğru olmayınca bu sorulara uydurma, geçiştirme, gerçek dışı cevaplar alır ve kişi doğru yoldan daha da uzaklaşır. Varlık amacını saptayamayan kişi ise iyice bocalar ve hayatı altüst olur. O, doğru yolu bilmeden uzun bir yolculuğa çıkar ve yorgun düşer. Bu tür yolculuğun sonu olmaz çünkü kişi gaip ve meçhul olan bir yola düşer. Bu tür yolculuk yorucu olur çünkü kişi kafasına göre kararlar verir ve takati bitinceye kadar yürür. Sonuç olarak kendisini ölüm döşeğinde bulur ve acılar içinde ölür çünkü ölmenin de doğru yolunu bilmez. İşte, insan olmanın birinci gereği tekamül etmektir. Varoluşsal bir seyir olan yolda ilerlemek tekamül etmek demektir. Tekamül etmek, mükemmele giden yolda olmak demektir. Tekamül yolunda olmak bilgelik sevgisiyle gerçeğe doğru yürüyüş yapmak demektir. Tekamülcü yolda, bilimin ışığında bilgece yürür ve sorgulamaksızın, gözü kapalı hareket etmez. Birey toplumun ona sunduğu yaşam yolunu kendi müktesebatıyla gözden geçirip doğru yolda olmaya çalışır. İşte bu, tekamül yolunun ta kendisidir. Yolda olmak mutlaka sorgulamak, irdelemek, deneyimler yaşamak ve bunları yaşama yansıtarak benimsemek demektir. Dünya döndükçe devam edecek olan, ilk insandan beri mevcut ve kesintiye uğramayan bir yoldur tekamül. Bu kitabı okuyan insan, yol konusundaki bütün sorularına cevap bulacaktır! Bu ve bunun gibi sorular artık cevapsız kalmayacak! Günümüzün en sıra dışı yazarlarından olan ve kişisel gelişim okurlarının yakından takip ettiği Manaf, kitaplarında farkındalığı artıran keskin analizler ile öne çıkıyor. Yaratıcılık, Aşk, Zeka, Başarı, Mutluluk, Değişim, İnsan, Devrim, Hırs, Şöhret, Siyaset, Ahlak, Merhamet, Aydınlanma, Bilinç, Anlayış, Zihin, Bilgelik gibi insana dair hemen her konuda 81 eseri bulunan yazar, şaşırtıcı bir sadelik ve akıcı bir anlatımla her kesime hitap ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyada-ilk-uygulanan-covid-19-asisinin-sisesi-ve-siringasi-muzeye-konuldu/", "text": "İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Bilim ve Sanayi Müzesi, dünyada ilk olarak Margaret Keenan'a uygulanan corona virüs aşısının şişesini ve şırıngasını müzenin eserleri arasına koydu. Ziyaretçiler, aşının şişesi ve şırıngasını, 2021'in ilk aylarında müzede görebilecek. Corona virüs aşısını ilk uygulayan ülke İngiltere'de, Coventry Üniversite Hastanesi'nde 8 Aralık 2020 Salı günü sabah saat 6.45'te, Pfizer BioNTech Covid-19 aşısı dünyada ilk kez uygulanarak tarihte yerine aldı. Covid-19 aşısını ilk olan kişi Margaret Keenan'a (90) uygulanan aşının şişesi ve şırıngası, Londra'da bulunan Bilim ve Sanayi Müzesi'ne konuldu. Müzeden yapılan açıklamada Bu küçük ama önemli nesneyi koruyarak, gelecek nesillerle paylaşılacak ilk COVID-19 aşılamasının tarihi durumunu ölümsüzleştiriyoruz. 2021'in başlarında, şişe, tıp tarihine adanmış en büyük galeride sergilenecek ifadeleri kullanıldı. Bilim ve Sanayi Müzesi yaptığı açıklamada, geçmişte salgınla ilgili nesnelerin elde edilmesinin zor olduğunu ifade ederek Bu eşyalar, geçici nitelikleri nedeniyle yok edildikleri için veya belki de bu travmatik olayları yaşayan insanların unutmaya istekli olması nedeniyle nadiren hayatta kalır dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyanin-denizcilik-mirasi-rahmi-koc-muzesinde/", "text": "Motorsuz bir tekneyle Londra'dan İstanbul'a yolculuk yapan Clodia, kafası karışık bir denizciye ait gemi baş figürü, mekanik kuvvetle çalışan buharlı teknelerin günümüze ulaşan en eski örneklerinden Dolly'nin modeli... Rahmi M. Koç Müzesi, bine yakın denizcilik objesinden oluşan geniş koleksiyonu ile ziyaretçilerine tarihi, kültürel ve sanatsal açıdan önemli bir miras sunuyor. En yaşlı obje: Rosalie, Avrupa'nın bilinen en eski buharlı römorkörü. 95 HP gücündeki orijinal bileşik buharlı makinesi dolayısıyla türünün tek örneği. Gemi, 1873 yılında, Hollanda'da, Kinderdijk, J & K Smit Tersanesi tarafından, Hollanda Savunma Bakanlığı için inşa edilmiş ve 1924'e kadar Den Briel adı altında, Brielle'deki Torpido Teşkilatı'nda hizmet vermişti. En genç obje: RMK Marine Tersanesi'nde 2020 yılında inşa edilen İttir Kaktır, içten motorlu bir gezinti teknesi ve aynı zamanda römorkör. 10,06 metre uzunluğundaki teknenin 150 beygir gücündeki motoru Ford Otosan tarafından üretildi. En eski obje: Müzenin kuruluşundan bu yana koleksiyonda bulunan kafası karışık bir denizciye ait ahşaptan oyulan gemi başı tasviri müze koleksiyonun en eski parçası. 20'nci yüzyıla kadar kullanımları devam eden gemi baş figürlerinin gemileri koruduğuna inanılıyordu. En yeni obje: Atatürk bölümünde sergilenen ve Acar Vapuru'ndan alınmış olan gemi dümeni. Acar Motoru, Atatürk için 1937'de Almanya'da yaptırıldı. Başta Atatürk olmak üzere, Boğaz, Adalar ve Yalova arasında yapılan geziler için devlet büyükleri tarafından kullanıldı. Yabancı devlet başkanları ve misafirlerin ağırlanması esnasında protokol teknesi olarak da hizmet verdi. En hafif obje: Müze koleksiyonunda yer alan cam şişede küçük gemi modelleri. 1860'lardan itibaren üretilmeye başlayan cam şişelerin içine yerleştirilen küçük gemi modelleri, deniz insanları için önemli bir hobiye dönüştü. En ağır obje: Uluçalireis Denizaltısı. 1944 yılında Portsmouth Tersanesi'nde USS Thornback (SS-418) adıyla 93 metre uzunluğunda 2 bin 400 ton olarak inşa edildi. 2 Temmuz 1971'de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na katıldı, TCG Uluçalireis adı ve S-338 borda numarası verildi. En büyük ve en güçlü obje: Turgut Alp vinci. 32 metre yüksekliğindeki obje, 1887'de Bremen, Almanya'da inşa edilen ve Türk Deniz Kuvvetleri'nde hizmet veren TCG Turgut Alp mavnasının, buharla çalışan ve 85 tonluk yük kaldırma kapasitesi bulunan maçunasıdır. En küçük obje: Bezard üretimi cep pusulası. Pusulanın yüksekliği 7.5 cm, eni 5.2 cm ve derinliği ise 6 cm. En ilgi gören obje: Fenerbahçe Vapuru. Fenerbahçe Vapuru, kardeşi Dolmabahçe Vapuru'yla birlikte 1952 yılında İskoçya Glasgow'da inşa edildi. Bahçe tipi vapurların bir üyesi olan vapur, Şirket-i Hayriye'de 14 Mayıs 1953'te hizmete girdi. Uzun yıllar Sirkeci-Adalar-Yalova-Çınarcık arasında sefer yapan vapur, 22 Aralık 2008 tarihinde Veda Turu isimli son seferini gerçekleştirdi. En ilginç obje: Nehir Gezgini Clodia. Gezgin Giacomo de Stefano'nun Londra'dan İstanbul'a uzanan, 6 ay süren ve toplamda 5 bin 200 km yol kat ederek 12 ülkeyi gezdiği motorsuz tekne Clodia, 2012 yılından beri müzede sergileniyor. En özel obje: Dünyada mekanik kuvvetle çalışan buharlı teknelerin günümüze ulaşan en eski örneği olan Steam Launch Dolly'nin 1:8 ölçekli modeli. En uzaklara giden obje: Müzede sergilenen Kısmet. 1965-1968 yılları arasında Kısmet adlı tekneleriyle dünyayı dolaşan Sadun Boro ve eşi Oda Boro, Türk Bayrağı'nı dünya denizlerinde dolaştıran ilk Türk yatçıları olarak denizcilik tarihine geçti. Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesidir. 14 binin üzerinde objeden oluşan koleksiyonu, çocuklara yönelik eğitimleri ve atölyeleri ile kültür ve eğlenceyi bir arada sunabilen tek adres olan Rahmi M. Koç Müzesi Mustafa V. Koç/Lengerhane binası ve Hasköy Tersanesi olmak üzere iki tarihi bina ile halihazırda 11 bin 250 m2'lik kapalı alana ve yaklaşık 17 bin metrekarelik açık alana sahiptir. Müze, salı-cuma 10.00 17.30, cumartesi-pazar 10.00 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Müzeye giriş ücreti yetişkinler için 28 TL, öğrenciler için 12 TL'dir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyanin-dongusunu-konu-alan-sergi-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Dünyanın döngüsünü konu alan Oluş ve Bozuluş sergisi, Tarihi Erzurum Kongre Binası'nda açıldı. Yakutiye ilçesinde bulunan kongre binasının Resim Heykel Müzesi ve Galerisi Salonu'nda açılan sergide, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Halil Daşkesen'in çalışmaları yer aldı. Dünyanın döngüsünü konu alan sergi, cuma gününe kadar ziyarete açık olacak. Dr. Öğr. Üyesi Halil Daşkesen, serginin İbni Sina ve Aristoteles'in üzerinde durduğu oluş ve bozuluş kavramı üzerine olduğunu söyledi. Sergide 10 çalışmanın yer aldığını anlatan Daşkesen; Dünyanın bir döngüsü var. Bu bahsettiğimiz filozofların da üzerinde durduğu bu döngüde, aslında varoluş ve daha sonra çoğalmayla birlikte bozuluşa yönelik devam eden bir akıştan bahsediliyor. Çalışmalarda da aslında bu akışa değinmek istedim dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyanin-en-pahali-sanat-eseri-da-vinci-of-dept/", "text": "ABD'nin Grand Central İstasyonu'nunda sergilenen, 14 metrelik yükseklikte, tamamı gerçek 2 bin 600 üniversite diplomasından yapılmış ve degeri 470 milyon dolar olan, dünyanın en pahalı sanat eseri Da Vinci of Dept ziyaretçi akınına uğradı. Amerika'daki üniversite eğitiminin yükselen maliyetine dikkat çekmek için, üniversite kampüslerinde uzun süredir tercih edilen bira markası Natural Light'in sanat eseri, bilinen en pahalı sanat eseri olan Leonarda da Vinci'nin Salvator Mundi (450.3 milyon olan) tablosunu dahi geride bıraktı. İçecek firması, Amerika'da dört yıllık üniversite eğitiminin ortalama maliyeti olarak belirlediği 180 bin dolar çarpı sergilenen 2 bin 600 diploma için, 470 milyon dolarlık değeri elde ederek, bu çalışmayı şimdiye kadar yapılmış en pahalı sanat eseri olarak belirledi. Marka, ortaya çıkan sanat eserini Tasarım, öğrencilerin hem borç krizi ölçeğini göstermeyi, hem de kolej borcunun yükü altında olanlar için yarattığı kaotik etkiye dikkat çekmeyi amaçlıyor. şeklinde tanımlıyor. Bu, markanın ülkedeki öğrenci borcu sorununa ışık tutmaya yönelik devam eden çabasının bir parçası. ABD'de öğrenci kredisi borcu 1,7 trilyon dolar olarak 2021'de rekor seviyeye ulaştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyanin-en-uzun-kitabi-basildi/", "text": "Dünyanın en uzun kitabı 'One Piece' tek cilt halinde basıldı. 21 bin 450 sayfalık eseri okumak imkansız. Yayımcı, mangaya bir kitap değil de heykel malzemesi olarak yaklaştığını savundu. En ünlü manga serilerinden One Piece'in tek ciltli kitabı satışa çıktı. Dünyanın en uzun kitabı unvanını taşıyan eser, 21 bin 450 sayfa. 50 adet üretilen sınırlı sayıdaki kitaplar, 7 Eylül'de piyasaya sürülmesinin ardından günler içerisinde tükendi. Eiiçiro Oda'nın kaleminden çıkan One Piece, 1997'den beri her hafta yayımlanıyor. Manga, bugüne kadar basılan 416 milyondan fazla kopyayla, en fazla kopyaya sahip tek bir yazara ait çizgi roman serisi unvanını almış ve Guinness Rekorlar Ktiabı'na girmişti. Independent'in haberine göre, Eiiçiro da seri sayesinde tüm zamanların en zengin manga yaratıcısı koltuğunda oturuyor. 47 yaşındaki yazarın servetinin 200 milyon dolara ulaştığı düşünülüyor. Ancak Fransa merkezli yayımcı JBE'den çıkan kitap, Ilan Manouach'ın eseri olarak gösteriliyor. Belçikalı multidisipliner sanatçı, One Piece'in Japonca dijital baskısını bir araya getirerek eseri tasarladı. JBE, mangaya bir kitap değil de heykel malzemesi olarak yaklaştığını savundu. JBE sözcüsü, kitabı okumanın fiziksel açıdan imkansız olduğunu savunarak ortada herhangi bir telif hakkı ihlali olamayacağını söyledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyanin-ilk-sanal-baskiresim-bienali-acildi/", "text": "54 ülke, 600'ü aşkın sanatçı ve 7 sanal galerinin katılımıyla gerçekleşecek Uluslararası Sanal Engravist Baskıresim Bienali, 12 Haziran'da ziyaretçilerine dijital kapılarını açtı. Dünyada yaşanan pandemi süreci nedeniyle evde kalan insanlar, sanat etkinliklerini ve kültür ziyaretlerini internet aracılığıyla evlerine sığdırdı. Sanatın iyileştirici gücünü pozitif etkiye dönüştürmek, küresel iletişim ve etkileşim döngüsüne katkı sağlamak, uluslararası sanat ortamına erişiminin yolunu açmak amacıyla dijital ortamın olanaklarından faydalanılıyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Lütfü Kaplanoğlu'nun kurmuş olduğu ve dört yıldır devam eden Engravist Etkinlikleri kapsamında 54 ülke, 600'ü aşkın sanatçının katımıyla gerçekleşen Uluslararası Sanal Engravist Baskıresim Bienali, dünyanın her yerinde yaşayan sanatçılar arasında bir köprü olmayı ve baskıresim sanatının farkındalığını arttırmayı hedefliyor. Projenin Kreatif Direktörlüğünü Derya Aydoğan'ın yaptığı Uluslararası Sanal Engravist Baskıresim Bienali, www. engravist. art sayfasından ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyanin-polisiyesi-turkiyede-konusuluyor/", "text": "221B Polisiye Festivali'nde dünyadan ve Türkiye'den polisiye edebiyat, sinema ve dizi alanlarının en önemli isimleri bir araya geliyor, dünyanın polisiyesi Türkiye'de konuşuluyor! 23-28 Şubat 2021 tarihleri arasında online olarak yapılacak festivalde; Bron / Broen ve Marcella dizilerinin senaristi Hans Rosenfeldt, Trapped dizisinin başrol oyuncusu Olafur Darri Olafsson, Ceset ve Görünmeyen Misafir gibi başarılı polisiye filmlerde imzası olan senarist ve yönetmen Oriol Paulo; yazdığı romanlar ve senaryolarla tüm dünyadan okur ve izleyicilerin yakından takip ettiği İsveçli yazar Arne Dahl; polisiye alanında önemli çalışmalarıyla bilinen İngiliz yazar ve gazeteci Barry Forshaw; dünyanın en önemli Sherlock Holmes uzmanı Leslie S. Klinger konuklar arasında. 5 sene boyunca Türkiye'de ve dünyada polisiyenin nabzını tutan 221B, yeni yaşını polisiye festivalinde yazarlarıyla, polisiye dizi ve sinema alanlarının önemli isimleriyle kutluyor! Timur Soykan, Mahfi Eğilmez, Yeşim Ustaoğlu, Ümit Ünal, Ahmet Ümit, Miray Daner, Boran Kuzum, Ercan Mehmet Erdem, Alper Canıgüz, Damla Sönmez, Prof. Dr. Halis Dokgöz, Armağan Tunaboylu, Çağatay Yaşmut, Suat Duman, Mesut Demirbilek, Doç. Dr. Bülent Ayyıldız, Prof. Dr. Nevin Özkan, Ercan Akbay, Gülce Başer, Erol Üyepazarcı, Sevin Okyay, Ümmü Burhan, Deniz Şaşmaz Oflaz, Şebnem Aksoy, Aslı Ildır, Çağla Üren, Semih Topçu, Armağan Lale 221B Polisiye Festivali'nde buluşuyor, Türkiye'nin polisiyesini konuşuyor. Türkiye'nin ilk ve tek polisiye kültür dergisi 221B, ilk sayısıyla Ocak 2016'da okurlarla buluştu. 30 sayıya birçok arşivlik dosya konusu ve özel röportaj sığdırdı; Güney Amerika'dan Nordik ülkelere, İngiltere'den İspanya'ya, İtalya'dan ABD'ye alanında uzman pek çok yazar, eleştirmen, senarist ve yönetmen de özel yazılar ve röportajlarla 221B'de okurlarıyla buluştu. 221B Polisiye Festivali, 23 28 Şubat 2021 tarihleri arasında, altı gün boyunca Mylos Yayın Grubu Youtube sayfasından izlenebilecek; festival, 17 farklı panel, atölye ve gizem çözme oyunlarıyla dünyanın polisiyesini tek festivalde buluşturuyor!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dunyanin-tek-demir-ortodoks-kilisesi-124-yasinda/", "text": "Dünyanın tamamı demirden yapılmış tek Ortodoks kilisesi olan Sveti Stefan Kilisesi diğer adıyla Demir Kilise, 124 yıldır ilgi çekici yapısı ve eklektik mimarisi ile Haliç'e yolu düşenlerin dikkatini çekiyor. Avusturya'nın başkenti Viyana'da hazırlanan döküm ve metal aksamları gemilere yüklenerek Tuna Nehri ve Boğazlar yoluyla Balat'a getirilen ve Haliç'in kıyısına monte edilen Demir Kilise, dünyanın ilk prefabrik yapıları arasında yer alıyor. O dönemde 4 milyon gümüş levaya mal olan, mihrabı Haliç'e dönük kilise, 1896'da tamamlansa da, mimari bölme duvarı ikonostasisin yeniden tasarlanması dolayısıyla 1898 senesinde ibadete açıldı. Bulgar Ekzarhlığı Ortodoks Kiliseleri Vakfı bünyesindeki yaklaşık 300 kişi kapasiteli kilise, ilk günkü görkemiyle 124 yıldır sapasağlam ayakta duruyor. Kilisenin giriş kapısının üzerinde 40 metre yüksekliğinde bir çan kulesi, Rusya'nın Yaroslavl şehrinde dökülmüş 3 kubbesi ve günümüzde 2'si kullanılan 6 çanı bulunuyor. Bulgar Ortodoks inanışının en büyük sembollerinden biri olmaya devam eden, 500 ton demir kullanılarak haç şeklinde inşa edilen kilise, yerli ve yabancı turistlerin yanı sıra tarih, kültür ve tasarım meraklılarının da ilgisini çekiyor. Zamanla demirleri oksitlenerek çürümeye yüz tutan kilise, merhum Kadir Topbaş'ın başkanlığında belediyenin katkılarıyla 2011-2018 yıllarında restore edilmişti. Kilise, 7 Ocak 2018'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Türkiye ve Bulgar başbakanlarının katıldığı tören ile yeniden hizmete açılmıştı. Kilise görevlisi Aleksandr Masev, AA muhabirine, 19. yüzyılın başlarında başlayan milliyetçilik akımıyla, başta İstanbul olmak üzere Osmanlı coğrafyasında yaşayan Bulgar topluluğunun kendi dillerinde ayin yapabilecekleri bir kilise arayışına girdiğini, dönemin padişahının izniyle bugünkü kilisenin yerine ahşap bir kilise inşa edildiğini anlattı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/dusler-dunyasina-cagiran-sergi-dokundugum-evren/", "text": "Maria Kılıçlıoğlu Baraz'ın heykellerinin yanı sıra, bugüne kadar görücüye hiç çıkmamış olan ikona tekniğiyle yapılmış yağlı boya tablolarını da görme fırsatı sunan, Yasemin Semercioğlu koordinatörlüğünde gerçekleşen Dokunduğum Evren başlıklı sergisi Pom Art & Design Levent'te sanatseverlerle buluşuyor. Modernist araç ve gereçleri kullanmayan, fantastik öğelerle ilerleyerek geçmişten sadece teknik bilgiler kullanan, usla ve duyarlılıkla sürreal boyutları zorlayan Maria Kılıçlıoğlu Baraz'ın evrene dokunuşunu görmek isteyenler için çok iyi bir fırsat sunan sergisi Dokunduğum Evrende sanatseverler Kılıçlıoğlu'nun düş dolu dünyasına eşlik edebilecek. Eserlerinde, mitolojiyi de kullanmak suretiyle, sürrealist ve fantastik öğeler kullanan Maria Kılıçlıoğlu Baraz, sanatın ekseninin başka yönlere kaydığı günümüzde hem tüm bu yenilikleri algılayan hem de kendisine özgü stiline sıkı sıkıya bağlı kalarak ortaya ilginç bir sentez çıkarmayı başaran nadir sanatçılardan biri olarak sanatseverlerle buluşuyor. Maria Kılıçlıoğlu'nun son üretimi şiirsel ilham ile özdeştirilen Pegasus, Yaratıcı doğulmaz, olunur. nitelemesi ile yeniden doğmayı anlatıyor. Maria Kılıçlıoğlu bu defa bizlere, Gökyüzünde Pegasus olarak uçmayı isteyenlerden misiniz? diye soruyor. Maria Kılıçlıoğlu Baraz'ın Dokunduğum Evren başlıklı sergisi 6 Ocak 2021 tarihine kadar Pom Art & Design Levent'te ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/duvarlari-olmayan-muzenin-besinci-sergisi-icin-kuratorlere-acik-cagri/", "text": "British Council Türkiye'nin hayata geçirdiği, zaman ve mekandan bağımsız bir sanat deneyimi sunan 'Duvarları Olmayan Müze'nin beşinci dijital sergisi eş-küratörlerini arıyor. Bu yıl Birleşik Krallık ve Türkiye'den küratörlerin başvurularının kabul edileceği açık çağrıya son başvuru tarihi 17 Ocak 2021. British Council Türkiye'nin 2017 yılında bu yana farklı temalardaki sergilerle hayata geçirdiği dijital sanat platformu 'Duvarları Olmayan Müze', beşinci sergisi için eş-küratörünü arıyor. Sanatı dijital ortama taşıyarak yeni bir deneyim yaşatmayı hedefleyen British Council, 'Duvarları Olmayan Müze'nin 2021'de açılacak ''Kadın ve Dayanışma' temalı dijital serginin eş-küratörlerini belirlemek için Türkiye'de açık çağrı başlattı. 17 Ocak 2021tarihine kadar devam edecek açık çağrıya, görsel sanatlar alanında en az üç yıl tecrübeye sahip Türkiye'de yaşayan ve/veya çalışan sanat profesyonelleri başvurabilir. 'Geçen Gece Bir Rüya Gördüm', 'Tanışıyor muyuz?', 'Cadılarla Dans Etmek' ve 'Varmak Üzere' sergileriyle, geçtiğimiz senelerde 'En İyi Web Sitesi', 2020 Webbys Onur Ödülü de dahil olmak üzere birçok Altın Örümcek ve Felis Ödülü'nün sahibi olan 'Duvarları Olmayan Müze' dijital sanat platformu, bugüne kadar dünya çapında 850 binden fazla ziyaretçiye ulaştı. Benzersiz bir sanat deneyimi yaşatan ödüllü platformun bu seneki sergisi için bu yıl Türkiye ve Birleşik Krallık'tan eş-küratörlerin belirlenmesi ve seçilen küratörlerin, 'Kadın ve Dayanışma' teması üzerinde birlikte çalışarak sergiyi oluşturmaları isteniyor. British Council Koleksiyonu'ndan seçilecek parçaların dijital sergide yer alması planlanıyor. 17 Ocak 2021 tarihine kadar yapılan başvurular arasından seçilecek eş-küratör, sergi konseptlerini, dijital alanda sanat bilgilerini ve uluslararası bağlantılarını geliştirmek için deneyimli görsel sanatlar profesyonelleriyle iş birliği yapma fırsatı bulacak. Açık çağrıya dair ayrıntılı bilgi ve başvuru formu için bu linkteki adres ziyaret edilebilir. Beşinci sergimizin teması 'Kadın ve Dayanışma' olarak belirlendi. Mart 2021'de ilk kez gerçekleştirilecek olan WOW Dünya Kadınlar Festivali İstanbul'un kadınları güçlendirme ve toplumsal cinsiyet eşitliği amaçlarıyla beraber hareket edecek olan sergi, özellikle 2020'nin yol açtığı sorulara ve sorunlara yoğunlaşarak kadınların ev içi ve kamusal alandaki durumunu irdeleyecek. Küratörler, bu temaların Birleşik Krallık ve Türkiye seyircisi ile nasıl bir bağ kurabileceğini, British Council Koleksiyonu'nu temel kaynak alarak irdeleyecek. Covid-19 pandemisinin etkileri nedeniyle bu proje tamamen çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek. 'Duvarları Olmayan Müze'nin tüm sergileri, bu adresten internet bağlantısı olan tüm masaüstü ve mobil cihazlardan ziyaret edilebiliyor. Sergi alanı, ziyaretçilere zaman kısıtlaması ya da fiziksel erişim engeli olmadan sergiyi serbestçe dolaşma ve keşfetme özgürlüğü tanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/duvarlarin-dilini-temsil-eden-grafiticiler-dogru-cumleler-kurmali/", "text": "Türkiye'nin tüm illerinde çalışmaları bulunan grafiti sanatçısı Yiğit Baykan, 18 yıllık mesleğini yurt dışında da sergilemeyi hedefliyor. Türkiye'nin her iline en az bir tane tavşan figürü çizen grafiti sanatçısı Yiğit Baykan (30), 18 yıldır uğraştığı mesleğiyle ülke içinde elde ettiği ünü uluslararası alana taşımak istiyor. Henüz 12 yaşındayken tavşanlara olan sevgisini duvarlara taşıyan Baykan, bugüne kadar Türkiye genelinde 5 binden fazla grafiti çalışması yaptı. İstanbul'da yaşamını sürdüren ve Eskişehir'e bir grafiti çalışması için gelen Baykan, talepler doğrultusunda sosyal sorumluluk projeleri için çizimler yapmanın dışında, okul duvarları, trafo, binaların boş kalan duvarları gibi birçok alana istenilen görselleri sprey boyalarla resmediyor. Baykan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, grafiti görsellerini uluslararası çapta sergilemek istediğini anlattı. Türkiye'nin tüm illerini gezdiğini ve en az bir tavşan figürünü o ilin sokağına çizdiğini dile getiren Baykan, Çalıştığım firma sayesinde Türkiye'nin her iline gitme fırsatı buldum. Çantamda kıyafetlerimin arasında muhakkak birkaç sprey boya olur. Tavşan çocukluğumun en sevimli hayvanıydı. Ben de her yere tavşan çizmeye başladım. Bazen yıllar önce bir ile çizdiğim tavşanın fotoğrafını sosyal medyada paylaşıyorlar. Çok duygulanıyorum. dedi. Genç grafiticilere de tavsiyelerde bulunan Baykan, Çizimleriniz sizden bir şeyleri barındırsın. Şair şiirle duygularını dile getiriyor, yazar kitaplarıyla. Döner ustası dönerini keserken başarısını sergiliyor. Spreyler de bizim kalemimiz. Güzel, anlamlı, topluma faydalı çalışmalar yapmalıyız. Duvarların dilini temsil eden grafiticiler, doğru cümleler kurmalı. değerlendirmesini yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/duzcede-dionysos-kult-mekanini-yansitan-aslanli-mozaik-bulundu/", "text": "Düzce'de yer alan Prusias ad Hypium Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmalarında Dionysos Kült Mekanını yansıtan aslanlı mozaik bulundu. Konuralp bölgesindeki antik kentte, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün izniyle yürütülen kazı çalışmalarında yeni bulgulara ulaşıldı. Tiyatronun üst kısmında bulunan alanda çalışan kazı ekibi, portikoya bağlı bir yapı içerisinde aslanlı mozaiğe rastladı. Uzmanlar, yeni rastlanan mozaikli odanın, geç Roma dönemine ait bir kült alanını temsil ettiği düşünüyor. Duvar ölçüleri yaklaşık olarak 4,51x6,42 metre olan yeni bulgunun, iç duvarlarının ise kalın bir harç tabakası üzerine mermer plakalarla kaplı ve odanın kuzey güney yönünde dikdörtgen planlı olduğu belirlendi. Odanın kuzeyinde de iç tarafa doğru bir platform temeli gözlemlendi. Tüm odanın ince işçilik ile yapılmış beyaz, mavi, sarı, yeşil ve kahverengi tesseralardan oluşan bir mozaik tabanla kaplı olduğu tespit edildi. Geometrik desenlerle bezeli mozaiğin kenarlarının daha büyük ve renkli tesseralardan oluşan bir çerçeve şeklinde yapıldığı, ortasında ise daha küçük tesseralarla yapılan dörtgen çerçevenin iç tarafında bir sahne betimlendiği belirlendi. Yeni bulgu hakkında sosyal medya hesabından açıklamada bulunan Düzce Valisi Selçuk Aslan, Düzce Konuralp Antik Kenti'nde devam eden kazılarda antik tiyatroda sofanın bulunduğu üst kısımda, bir çam ağacına bakan iki aslan, ağacın dallarında davul ve pan flütün betimlendiği, dönemine ilişkin iyi korunmuş, nadir bir mozaik yapı ortaya çıkarılmıştır ifadesini kullandı. Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü de yaptığı açıklamada, tiyatro kazılarında yeni bir gelişme daha yaşandığını belirterek, tiyatro aksının tam ortasına mozaiklerle süslü alanın iyi korunmuş ve dönemini yansıtan bir yapı olduğunu dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/duzcedeki-antik-kentte-medusa-basi-bulundu/", "text": "Yapılan açıklamada, milattan sonra 1. veya 2. yüzyıla ait olduğu sanılan, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çeviren, yılan saçlı dişi canavar olarak bilinen medusa başı bulunduğu bildirildi. Düzce'deki Prusias ad Hypium Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmalarında medusa başına rastlandı. Belediyeden yapılan açıklamaya göre, Konuralp bölgesindeki antik kentte kazı çalışmaları 60 personel ve 6 arkeologla devam ediyor. Kazı çalışmalarında, milattan sonra 1. veya 2. yüzyıla ait olduğu sanılan, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çeviren, yılan saçlı dişi canavar olarak bilinen medusa başı bulundu. Açıklamada görüşlerine yer verilen Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü, medusa başı heykelinin büyük bir tarihi öneme sahip olduğunu belirtti. Özlü, Düzce Konuralp Antik Kenti'nden adeta tarih fışkırarak bizi ve tarihçileri şaşırtmaya devam ediyor. Bunun son örneği gün yüzüne çıkarılan medusa başı oldu. Çok kısa bir zaman diliminde Konuralp Antik Kent tiyatro kazı alanında büyük bir ilerleme kaydettik. Her geçen gün geçmişin izleri gün ışığına çıkıyor. Konuralp buram buram tarih kokuyor. ifadelerini kullandı. Bunun, Düzce için kültür ve turizm anlamında önemli bir kazanım olduğunu ve bu tarihi değere sahip çıktıklarını vurgulayan Özlü, bunu tüm dünyaya da duyurmak ve tanıtmak istediklerini vurgulayarak, tarihe ilgi duyan herkesi Konuralp'e davet etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ebru-dededen-oznenin-imkansizligi/", "text": "Marcus Steinweg, Tutarsızlıklar adlı kitabında özne olabilmenin olasılıklarını anlatır. Özne, genel kabul görmüş ancak çelişkili gerçekliğe göre düşünmekten uzaklaşmalıdır. Özne olabilmek için kişi kendisini anlamalı, anlayabilmek için kendi sınırlarını aşmalı hatta kendi kendisinin ötesine geçebilmelidir. Özne kendisine bir yolculuk deneyimlemektedir. Öznenin kendi yolculuğunun sonuna varabilmesi kendi istikrarını bozmasına ve tutarsızlıklarını keşfetmesine bağlıdır. Özne, dil aracılığıyla kırılgan zeminde düşünerek gerçekliğin tutarsızlığını görebilir. 1975 İstanbul doğumlu olan Ebru Dede, Marmara Üniversitesi Resim Bölümü'nden 2008 yılında mezun oldu. 2007'de Erasmus aracılığıyla Accademia di Belle Arti L'Aquila İtalya'da dersler aldı. Doktora tezini Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım programında 2018 yılında tamamladı. 2007'den itibaren çok sayıda ulusal ve uluslararası sergilere, sempozyumlara ve konuk sanatçı programlarına katıldı. Eserleri figüratif sanat kapsamındadır. Kimlik, özne ve posthümanizm araştırma konularındandır. Sosyal hayatta özne olmanın olanakları üzerinde çalışmaktadır. Resimlerinde kadın bedenini bir izleme nesnesi olarak değil, varoluşsal çabalar gösteren özne olarak yorumlamaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ebru-uygunun-hayati-odalara-boldum-dijital-sergisi-yayinda/", "text": "TOÇEV Mütevveli ve Yönetim Kurulu Başkanı, yazar, konuşmacı ve çağdaş ebru sanatçısı Ebru Uygun'un;Hayatı Odalara Böldüm adını verdiği ebru sergisi dijital platformda sanatseverlerle buluşuyor. Mekan, zaman ve kişi kavramlarının dönüşüme uğradığı pandemi sürecinde, Ebru Uygun sanatını paylaşmanın dijital yolunu buluyor. Sanatçı Ebru Uygun; Akaretler Sıraevler'de boş bir mekana, dijital ortamda, özel bir uygulama aracılığıyla yerleştirilen yapıtlarını, yine dijital ortamda izleyicilerle paylaşıyor. Bu sanat buluşmasında izleyici sergiye davet edilmiyor, sergi izleyicinin ekranına misafir oluyor. Sergi mekanı ve yapıtlar gerçek ancak çekim, yapıtlar fiziki mekanda olmadan dijital yollar ile yapıldı. Bu projesi ile Ebru Uygun; serginin dijital ortamda oturduğu zemin, gerçeklik ve illüzyon kavramlarını da sorgulatıyor. Serginin sanal gerçeklik ortamında sunulması izleyiciye, 2 boyutlu bir ekran aracılığıyla 3 boyutlu bir deneyim yaşatıyor. Sergi gezme deneyimi, inisiyatifin izleyicide olduğu uygulama ile bir üst seviyeye çıkartılıyor. İzleyici, sergilenen tüm yapıtların gerçekte mümkün olamayacak şekilde 6 yüzeyini de görebiliyor, tüm desenleri detaylıca inceleyebiliyor. Ayrıca, arzu ederse yapıtları satın alabiliyor. Çocukluk dönemlerinden itibaren kronik rahatsızlıkları ile mücadele eden ve mücadelesini sanatın iyileştirici gücü ile bir kazanıma dönüştüren Ebru Uygun; dünyayı etkisi altına alan Covid-19 sürecinde ömrümün büyük bir çoğunluğunu geçirdim dediği odaları yeniden hatırladı. Taşıdığı hastalıklar nedeniyle uzun bir zaman boyunca ailesinden ve arkadaşlarından uzak yaşadığını ifade eden Uygun, pandemi nedeniyle kendi normaline geri dönerek eski odalarında kendiyle baş başa kaldı. Odaların üzerinde bıraktığı hislerle ve bilinç ile topluma maksimum fayda sağlamayı amaç edinen sanatçı, 1994 yılında TOÇEV'e de hayat verdiği odalarda ebru sanatı ile şifa bularak Hayatı Odalara Böldüm adını verdiği sergisini oluşturdu. Pandemi nedeniyle dijital platformda segilenen değerli koleksiyon, https://www. ebruygun. com. tr/hayatiodalaraboldum/ linki üzerinden sanatseverlerle buluşuyor; serginin küratörlüğünü ise Begüm Güney Alkoçlar üstleniyor. Tüm dünyanın yaşadığı karantina hali ve sosyal kısıtlamalar, sahip olduğu kronik rahatsızlıkları nedeniyle 'normal'dir. İnsanın bir tezahürü olarak kurduğu her tür ilişkinin askıya alınması, 'Hastalanmamaya' çalıştığı bu süreci, 'özgürleşmeye' yönelik derin bir gereksinim duyduğu noktaya hızla taşıyor. Bu özgürlük mücadelesi, az rastlanır nitelikte bir çalışma disiplini biçimini alarak; ağırlıklı olarak bedeninin sınırlarına rağmen 'üretkenliğini', yapıtları aracılığıyla tartıştığı bir bağlam meydana getiriyor. Ebru Uygun; hayatı ve sanatı kontrol etmeye çalıştığı bir rastlantısallıkla göğün ve yerin renkleri ile nefes alınabilecek bir dünyayı müjdeliyor. Kronik olanın sınırsız, bitimsiz ve sonsuz yapısına karşı sanatsal ifadesini, hayatın üzerinden kuran bir hissiyatla direnişe yakın bir yerlerde duruyor. Dünyada var olma yöntemi olarak sanatı üretiyor. Ebru Uygun, 1971 yılında İstanbul'da doğdu. Avusturya Saint George Ticaret Lisesi'nden sonra Finishing School ve Cenevre Webster Üniversitesi'nde İşletme-Pazarlama Bölümü'nden mezun oldu. İsviçre'deki öğrencilik yılarında Christian Children Foundation'da iki yıl süreyle staj yaptı. Staj yaptığı dönemde Türkiye'den yurt dışındaki vakıflara bağış yapıldığını fark eden Ebru Uygun, vakıf kurmaya karar verdi. Türkiye'ye döndüğünde bir süre İpaş İplik'te Muhasebe Müdür Yardımcısı olarak çalıştı. 1994 yılında Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı'nı kurdu. Ebru Uygun ELPA Tekstil'in Yönetim Kurulu Üyesi, Sanatçılar ve Sanatsevenler Derneği'nin Başkan Yardımcısı, Aile Akdeniz Ateşi Derneği Başkan Yardımcısı, 100 Yıl Işıl Eğitim Vakfı'nın Başkanı'dır. 102 No'lu Oda (2005), Dokunduğum Yürekler (2006), Birlikte Büyümek (2009), Gönül Irmağı (2013), 180 Günde Hayallere Yolculuk (2018) adlı beş kitabı olan Ebru Uygun, İnsanlığa ve Gönüllü Kuruluşlara Destek Veren TYYB Junior Chamber/İnsanlığa ve Gönüllü Kuruluşlara Destek Veren En Başarılı Genç Ödülü (1996), Rotary/Başarı Ödülü (2007), Lions 118T/Başarı Ödülü (2009), Hello Dergisi/Pırlanta Kalpli Kadın Ödülü (2009) ve Eisenhower Fellow (2010) ödüllerini aldı. Sanatçılar ve Sanatsevenler Derneği'nin düzenlediği Karma Sergisi (2008), Silivri Rotary Kulübü ve Sanatçılar ve Sanatsevenler Derneği'nin düzenlediği Somali'ye Yardım Sergisi (2011), Sanatçılar ve Sanatsevenler Derneği'nin TOÇEV ile birlikte düzenlediği Elele Karma Resim Sergisine (2011) ve Amerika (2014) ile Barselona'da (2014) açılan karma sergilere ebru çalışmalarıyla katıldı. 2012'de Dokundum, 2013'de EBRUca ile EBRUca Bodrum, 2014'de EBRUca Bahreyn, 2018'de EBRUca Yansıma ve 2020 Şubat BİZ ile kişisel ebru sergilerini açan Ebru Uygun, İngilizce, Almanca, Fransızca biliyor. Uygun, ikiz çocuk annesidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eda-zamanpurun-bireysel-sanatci-nft-sergisi-animal-babes-basladi/", "text": "Türkiye'nin ilk bireysel sanatçı NFT sergisi Animal Babes Kalao. io üzerinden satışa çıktı. Özgürlükçü ve başkaldırı ruhundan ilham alan, kadının vahşiliğini ve anaçlığını doğadaki ruhla birleştiren, tasarımcı, ressam, iç mimar Eda Zamanpur'un resim sergisi Animal Babes 8 Mart'ta sanatseverle buluştu. Sky Meta Solutions ortaklığında ve Silk and Cashmere'in katkılarıyla gerçekleşen sergide LG OLED teknoloji sponsorluğunu üstlendi. Animal Babes koleksiyonunun gelirinin yüzde 20'si TEV'in Üstün Başarı Sanat Burslarında kız öğrencilere bağışlandı. 8 Mart akşamı açılışı gerçekleşen sergiye Bensu Soral Baş, Duygu Özaslan, Mahmut Orhan, Caner Erdeniz ve Batuhan Begimgil gibi tanınmış isimler katıldı. Ayrıca sergiye katılan sanatseverler sergideki koleksiyondan satın alarak bu anlamlı projeye destek verdiler. Yoğun ilgi gören açılışta, sergideki eserlerin yüzde 50'den fazlasının satışı gerçekleşti. Sergide satışı gerçekleşen ürünlerin gelirinin yüzde 20'sinin TEV'in Üstün Başarı Sanat Bursuna bağışlanması sayesinde, genç kız öğrencilere destek sağlanarak sanata teşvik edilmesi hedefleniyor. 8 Mart akşamı satın alınan eserlerden bazıları yeniden değerlenerek tekrar satışa çıktı. Proje kapsamında Animal Babes koleksiyonu satışlarından elde edilen gelirle TEV'e bağış devam edecek. Eda Zamanpur'un ve Türkiye'nin ilk bireysel sanatçı NFT sergisi olan Animal Babes, 16 Mart'a kadar Hazal Özkan Art sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. 8-16 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek sergi ile ilgili açıklamalarda bulunan Eda Zamanpur, Türkiye'de sanat ve sosyal faydayı bir araya getiren NFT çalışmalarıyla özelleşen ilk ekip olarak ikinci projemizi 2022'nin ikinci yarısında gerçekleştirmeyi planlanıyoruz. Animal Babes eserlerini satın alanların hem ikinci projede öncelik hakkı olacak hem de sürprizlere sahip bir grup olacak dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/edebiyatin-kalbi-kartalda-atiyor/", "text": "Kartal Belediyesi, Türk edebiyatının önemli isimlerini, bu yıl ikincisini düzenlediği Edebiyat Günleri etkinliği ile Kartal'da ağırlıyor. Yoğun bir katılım ile Pazartesi günü açılışı gerçekleştirilen programın ikinci gününde de usta kalemler Kartallı Kazım Meydanı'nda okurları ile buluştu. Kartal Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ile Çağdaş Edebiyat Kültür Sanat Eğitim Derneği tarafından düzenlenerek beş gün boyunca Türkiye'nin sevilen şair ve yazarların konuk edileceği Kartal Edebiyat Günleri, ikinci gününde de edebiyat tutkunlarının ilgiyle takip ettiği söyleşi ve şiir dinletilerine sahne oldu. Şair ve yazarların katıldığı programın ikinci gününde açılış konuşmasını eğitimci-şair-yazar Niyazi Yaşar yaparken, moderatörlüğünü ise şair yazar Dilruba Erenler gerçekleştirdi. Şair-yazarlar; Hilal Karahan, W. Bahadır Bayrıl, Ali Günvar, Ayça Erdura, Nur Saka, Cevat Hikmet Erdem'in katıldığı etkinliğin konu başlığı Edebiyatın Penceresinden Kadın, Sanat ve İktidar oldu. Saat 18.00'de başlayan programda katılımcılar konu başlığı ile ilgili görüşlerini ve deneyimlerini aktarırken şair Ayça Erdura ve Nur Saka kendi şiirlerinden oluşan bir dinleti gerçekleştirdi. Müzisyen Cevat Hikmet Erdem'in müzik dinletisi eşliğinde gerçekleşen etkinliğin sonunda, katılımcılara günün anısında Teşekkür Beratı takdim edildi. Edebiyat Günlerinin üçüncü gün etkinliği, 28 Temmuz Çarşamba günü Esentepe Mehmet Ali Büklü Parkı'nda düzenlenecek olan program ile devam edecek. Kartal Belediyesi tarafından inşa edilerek geçtiğimiz günlerde hizmete sunulan sosyal tesisi de içinde barındıran Mehmet Ali Büklü Parkı'nda edebiyatseverler; şair ve yazarlar ile buluşacak. Şiddete Karşı Barış Dili başlıklı söyleşiye; Av. Celal Ülgen, Elfin Tataroğlu, C. Hakkı Zariç, Nisa Leyla, Taner Sezgin, Olcay Kasımoğlu, İsmet Yalçın, Hüseyin Aslan, Ata Yiğiz, Çiya Andok, Ali Rıza Gelirli, Nur Saka, Raif Zor, Hayrettin Erenler, Metin Kaya ve Niyazi Yaşar katılarak görüşlerini paylaşacaklar. Saat 18.00'de başlayacak etkinlikte müzisyen Cevat Hikmet Erdem de kısa müzik bir dinletisi gerçekleştirecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/edebiyatin-kaptani-sislide-anilacak/", "text": "Türk edebiyatının 'kaptan' lakaplı ustası Attila İlhan, doğumunun 97. yıldönümünde Attila İlhan Vakfı ve Şişli Belediyesi iş birliğiyle düzenlenecek olan Attila İlhan Edebiyat Buluşmalarında anılacak. Şairliği kadar romancılığı, deneme yazarlığı ve senaristliğiyle de Türkiye'deki edebiyat ve düşünce dünyasına damgasını vuran ve Cumhuriyet döneminin en önemli edebiyatçılarından biri olan Attila İlhan, doğumunun 97. yıldönümünde anılacak. Şairin; toplumcu gerçekçi şiir anlayışının etkili olduğu evre, bireyin kendi varlığını ve evrendeki yerini sorguladığı evre ve neoklasik dönem olarak 3 farklı dönemde şekillenen yazım serüveni, edebiyat dünyasının önemli isimlerinin katılımıyla konuşulacak. Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde 15 Haziran Çarşamba günü gerçekleştirilecek olan Attila İlhan Edebiyat Buluşmaları'nın teması ise; Bir Kere Doğmuşum / Ölmek Yasak. İki bölümde halinde gerçekleştirilecek olan Attila İlhan Edebiyat Buluşmaları'nın ilk oturumunda Doğan Hızlan'ın moderatörlüğünde Gülten Dayıoğlu, Nedret Çatay, Dr. Çilem Tercüman, Metin Celal'in katılımıyla Attila İlhan ve Sanat konusu tartışılacak. Dijital Dünyadaki Gelişmeleri Edebiyata Etkisi başlığıyla gerçekleştirilecek olan ikinci oturumun moderatörlüğünü ise, aynı zamanda projenin koordinatörlüğünü de yürüten, Prof. Dr. Yakup Çelik yapacak. Bu oturumun konuşmacıları ise; Prof. Dr. Seval Şahin, Haydar Ergülen, Nilay Özer ve Doç. Dr. Didem Ardalı Büyükarman."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/edirnede-12-muze-daha-faaliyete-gececek/", "text": "Kent merkezinde 9 müzenin bulunduğu Edirne'de gelecek yıl 12 müze daha faaliyete geçecek. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Gökhan Yazgı, Edirne Valiliğini ziyaret etti. Valilikte Yazgı'ya kentte yürütülen müze faaliyetleriyle ilgili bir sunum yapıldı. Sunumun ardından Vali Canalp ve Yazgı, Fatih Sultan Mehmet Müzesi olarak düzenlenmeye başlayan Saatli Medrese'yi gezdi. Canalp ve Yazgı, Peykler Medresesi, Edirne Devlet Konuk Evi, Necmi İğe Evi, Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı'nı da inceledi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk bu alanlardaki çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Vali Canalp, ziyaretlerinde ardından yaptığı değerlendirmede, Edirne'de yürütülen müze faaliyetleriyle ilgili Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Yazgı ile değerlendirme yaptıklarını söyleyerek, Önümüzdeki yıl beraberce çaba ve gayretlerle Edirne'de 12 müzeyi faaliyete geçireceğiz diye konuştu. Yazgı da Bakan Ersoy'un talimatıyla Edirne'ye geldiğini belirtti. Vali Canalp'in kentin turizm alanında hak ettiği yere kavuşması için çaba harcadığını dile getiren Yazgı, Elimizden geldiğince Sayın Valimizle birlikte güzel Edirnemize, kültür merkezi halindeki bu güzel şehre daha neler yapılabileceğini beraber imkanlar nispetinde yapılacakları belirledik. dedi. Ziyaretlerde, Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Osman Güneren, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürü Yusuf Şamiloğlu da yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/edirneliler-yeniceri-hamaminin-turizme-kazandirilmasini-istiyor/", "text": "Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, önemli bir sanat ve kültür eseri olan Tarihi Yeniçeri Hamamı'nın acilen koruma altına alınması gerektiğini belirtti. Meydan Mahallesi sakinlerinden Tansel Akman da hamamdaki tahribatın son yıllarda meydana geldiğini ileri sürdü. Kent sakini olarak hamamın turizme kazandırılmasından yana olduklarını ifade eden Akman, Orta kısımlar çökük, kapı kirişleri sac tenekelerle kapatılmıştı, buraya gelen arkadaşlar tenekeleri kırdılar döktüler. Mahalleli olarak buna sahip çıkılmasını istiyoruz. Tarihimize sahip çıkmak istiyoruz. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ediz-hun-agatha-christienin-eserinden-uyarlanan-oyunla-tiyatro-sahnesinde/", "text": "Ediz Hun, Agatha Christie'nin On Küçük Zenci adlı yapıtından uyarlanan oyunla sahnede olacak. Polisiye edebiyatın önemli yazarlarından Agatha Christie'nin eserinden uyarlanan On Küçük Zenci oyunu bu sezon On Kişiydiler adıyla izleyiciyle buluşacak. Ediz Hun'un başrollerde olduğu oyun Tiyatro Ak'la Kara tarafından sahnelenecek. Savaş Özduran'ın Türkçeleştirdiği, Burak Karaman'ın yönetmenliğini üstlendiği oyunda Ediz Hun'a Savaş Özdural, Pelin Turancı, Fatih Gülnar, Hakan Akın, Oya İnci, Özdemir Çiftçioğlu, Cengiz Eşiyok, Ilgın Angın, Ozan Altuntaş eşlik edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ediz-hun-imza-gununde-sevenleriyle-bulustu/", "text": "Türk sineması ve Yeşilçamın jönlerinden Ediz Hun yeni çıkardığı kitabı Film Gibi Geçtiyle Suadiye D&R'da düzenlenen imza gününde sevenleriyle bir araya geldi. Büyük bir ilgiyle karşılanan söyleşi 17.30'da başladı ve geç saatlere kadar sürdü. Ediz Hun'un yeni çıkardığı kitabı Film Gibi Geçti okurseverler tarafından oldukça beğenildi. Uzun bir sıranın oluştuğu imza gününe katılım gösteren insanlar, kitaplarını imzalatmanın yanı sıra kendilerini Yeşilçam'ın nostaljisi içinde hissetmenin keyfini çıkardılar. Ediz Hun: Siyah beyaz bir fotoğraf karesi gibi Yeşilçam; bir kenara atılmış, tozlu raflarda duran ama her bakıldığında insanın ruhuna elemle karışık bir saadet yayan, ucu yanmış bir fotoğraf karesi. Fakir ama gururlu erkekleri, amansız hastalıklara yakalanan kadınları, imkansız aşklarıyla o 24 fotoğraf karesinde her şey biraz daha masum sanki. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/efekt-gorsel-illuzyonun-ustalari-24-26-kasimda-istanbulda/", "text": "İstanbul Sinema Müzesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve Institut français Türkiye İstanbul işbirliğiyle Türkiye'de ilk defa gerçekleştirilen EFEKT Görsel Efekt Günleri, 24-26 Kasım tarihlerinde, Institut français İstanbul, Atlas 1948 ve BAUIDEA'da, görsel efekt meraklılarını, sinema ve medya sektörü ile buluşturuyor. Görsel efektler ilk doğduğu zamanlardan itibaren sinema için adeta bir sihir gösterisi, gözleri ve aklı yanıltan bir şölen olmuştur. Sonrasında ise hikaye anlatıcılığının vazgeçilmez unsurlarından biri olmaya devam eden görsel efektlerin yıllar içinde geldiği nokta akıl almaz boyutlara ulaşmıştır. EFEKT Görsel Efekt Günleri, Fransa ve Türkiye'de VFX dünyasında çok önemli projelere imza atmış ustaları, önde gelen stüdyoları, meslek örgütleri ve eğitim kurumlarını buluşturuyor. EFEKT, 3 gün boyunca, projelerin yapım aşamaları, VFX'in sektörel analizleri, yapay zekanın bu alanda kullanımı, VFX kadınları, VFX'in Türkiye'de ve Fransa'daki öncü filmleri ile oldukça heyecan verici bir programı sunuyor. Film gösterimleri hariç tüm programlar kayıt sistemiyle ücretsiz olarak gerçekleşecek. Kayıt ve program detayları için www. efekt. ist sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/efes-deneyim-muzesi-ziyaretcilerini-antik-caga-goturuyor/", "text": "Efes Antik Kenti içinde Ağustos ayında açılan Efes Deneyim Müzesi, ziyaretçilerine Efes'in altın çağını bizzat deneyimletiyor. Efes Deneyim Müzesi, dünyada yeni trend olan deneyim müzeciliğinin Türkiye'de ilk kez uygulanan başarılı bir örneği olarak öne çıkıyor. İzmir'in Selçuk ilçesinde bulunan ve Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Efes Antik Kenti, yepyeni bir müzecilik anlayışı ile ziyaretçilerine Antik Kent'in altın çağını bizzat yaşatmaya başladı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un ekim ayı başında açılışını yaptığı Efes Deneyim Müzesi, ziyaretçilerine immersive teknolojilerle Antik Efes'te günlük hayatı, mimariyi ve sanatı kişisel olarak deneyimletiyor. Immersive teknolojiler, izleyicileri zengin ve kapsayıcı bir işitsel ve görsel tecrübenin içine alıyor, anlattığı hikayeleri gerçekmiş gibi yaşatıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, DEM Müzecilik tarafından geliştirilen ve işletilen Efes Deneyim Müzesi, Efes Antik Kentinin içinde, ünlü Antik Tiyatro'nın hemen karşısında yer alıyor. Üç ayrı salonda Efes'in kuruluşunun, büyüyerek Roma'nın en kudretli şehri haline gelmesinin ve tarih sahnesinden silinmesinin hikayesi etkileyici görsel ve işitsel şovlarla anlatılıyor. Aralarında Türkiye'nin ve dünyanın en önde gelen şirketlerinden ve akademik kurumlarından mimarların, küratörlerin, tasarımcıların, sanatçıların, teknoloji uzmanlarının, tarihçilerin ve arkeologların olduğu geniş bir ekibin tasarladığı müze, ziyaretçilere Efes'in altın çağındaki gündelik hayatı, ticareti, sanatı ve mimariyi yaşatıyor. Müze, tarihsel hikayenin ileri teknolojiyle bir araya gelerek oluşturduğu özgün anlatısıyla da dünyada sayılı öncü örnekler arasında yer alıyor. Ziyaretçiler, müzenin üç farklı salonunda Androklos'dan Kleopatra'ya, Markus Antonius'tan Artemis'e şehrin ünlü simalarıyla tanışıyor. Tapınakları ziyaret ediyor, pazar yerlerini geziyor, Arcadian yolundan yürüyebiliyor ve Teras Evler'deki hayatı tecrübe edebiliyor. Efes Deneyim Müzesi'nin 'immersive' hikaye anlatımı üzerine kurulu kreatif konsepti, işitsel ve görsel teknolojilerde 30 yıla yakın bir tecrübe ile kurulan Dem Müzecilik tarafından dünyanın önde gelen mimari, görsel tasarım ve teknoloji şirketleriyle işbirliği içinde geliştirildi. Dem Müzecilik, müzeyi tüm unsurlarıyla birlikte bir yıl gibi kısa bir sürede inşa ederek tamamladı. Müzede ziyaretçileri karşılayan seslerin tasarımı ve prodüksiyonu dört farklı bestecinin parçaları kullanılarak müze için özel olarak üretildi. Efes'in hikayesi, Türkçe'de ünlü sanatçılar Selçuk Yöntem ve Gülen Karaman tarafından, İngilizce'de ise ünlü İngiliz sanatçılar David Schofield ve Olivia Williams tarafından seslendirildi. Efes Deneyim Müzesi, haftanın yedi günü 08:00 17:30 saatleri arasında 16 farklı dil seçeneğiyle ziyaretçilerini ağırlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eflatun-11-antakya-uluslararasi-film-festivalinde/", "text": "Başrollerini Kerem Bürsin ve İrem Helvacıoğlu'nun paylaştığı, Yönetmen Cüneyt Karakuş'un ilk uzun metrajlı filmi Eflatun, 11. Uluslararası Antakya Film Festivali'nde! Hem Türk hem de dünya sinemasından filmlerin yarışacağı festival, 13-19 Ekim tarihleri arasında Hatay -Antakya'da gerçekleştirilecek. Bu yıl Antakya Varsa Ben de Varım mottosuyla düzenlenecek olan 11. Uluslararası Antakya Film Festivali'nde yönetmenlik ve senaristliğini Cüneyt Karakuş'un üstlendiği, başrollerini ise ünlü oyuncular Kerem Bürsin ve İrem Helvacıoğlu'nun paylaştığı Eflatun filmi, uzun metraj kategorisinde yarışacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nden yapım desteği alan Eflatun'un önümüzdeki aylarda vizyona girmesi bekleniyor. Eflatun, beş yaşındayken görme yetisini kaybeder. Bu süreçte babasının öğrettiği ses ve gölge oyunları ile ekolokasyon yöntemini kullanarak hayata tutunur. Gerçek ile hayalin birleştiği noktada bir yaşam kuran Eflatun, babasından kalma saat tamircisinde çalışır. Yağmurlu bir günde kendisine bir şemsiye emanet edip giden bir adamın sesine aşık olur. Bir gün bir adamın sesini duymasıyla, zaman onun için durur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/efsane-reisin-buyukada-yillari-raflarda-yerini-aldi/", "text": "Adil Bali'nin Berç Yetvart Akdeniz nam-ı diğer Horoz Reis'in hayatını konu aldığı yeni kitabı Adalı Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı. Kitabın önsözünde kendi çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği Ada hatıralarla anlattığını ifade eden Adil Bali şu ifadelere yer verdi; Bu kitap neden yazıldı, geçmişe duyduğum bir özlem için mi? Yoksa şu anda bulamadıklarımı geçmişte aramak için mi? Kendime, çocukluğuma saf mutluluğuma dönmek ve yaşadığım çeşitliliği, renkliliği hissetmek için mi? Ya da Horoz Reis gibi iyiliksever insanların bu dünyadan tümüyle göçüp gitmediğine inanmak istemek mi? Çocukluğumda anlam veremediğim birçok şeyi şimdiki aklımla çözümlemek mi? Tüm bu kararsızlıklar içinde geçmişe döndüm. Yazmak, hatırlamak ve anlamlandırmak için yapabileceğim tek şeydi. Ben de bunu yaptım. Nam-ı diğer Horoz Reis... 1926 yılında, Büyükada'nın Kumsal mevkiinde küçük ahşap bir evde dünyaya gelir. Babası balıkçı Artin. Gözünü adanın denizine, teknesine, balığına açmış da başka hiçbir şey görmez olmuş derler ya öylesine. O deniz ki, Abidin Dino'nun tarifindeki gibidir: Hani balık akın etti mi, denize basıp İsa gibi dolaşırsınız, balığın kaldırımdan farkı yoktur dediği deniz. 'Horoz' lakabını babasıyla balığa çıktığı bir gün elinden denize düşürüp kaybettiği tahta oyuncak horozundan almış diye anlatılır. Daha beş altı yaşlarındadır ve günlerce gözyaşı dökmüştür horozunun ardından. Okulla arası pek hoş değildir. Büyükada'nın Kadıyoran'daki eski Türk mektebini 3. sınıftan terk edip baba mesleğine adım atar. Kışın balık peşinde koşacak, yazları teknelerin bakımını yapacaktır. Ama adalılar onu adanın cankurtaranı olarak bilecektir. Adada acil durumlarda hastayı karşıya götürmek zor iştir. Yaşamla ölüm arasında şifa arayanlar hızlıca karşıya, hastaneye yetiştirilmelidir. Gece gündüz; sis, lodos, fırtına demeden; hiçbir karşılık beklemeden teknesiyle çok can kurtarmıştır. Saygıyla, sevgiyle ve minnetle anılması bundandır. Horoz Reis: Efsane Reis'in Büyükada yılları, onun yaşam öyküsüdür."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/efsane-yonetmen-kim-ki-duk-hayatini-kaybetti/", "text": "Letonya basınında çıkan haberlere göre, ünlü Güney Koreli film yönetmeni Kim Ki-duk, Letonya ziyareti sırasında Covid-19'a bağlı komplikasyonlar nedeniyle 59 yaşında yaşamını yitirdi. Haber portalı Delfi, Kim'in Baltık ülkesinde bir ev satın almak için Letonya'ya geldiğini ancak daha sonra planlanan bir toplantıya katılamadığını bildirdi. Rus belgesel film yönetmeni Vitaly Mansky, cuma günü ünlü yönetmenin koronavirüs nedeniyle vefat ettiğini doğruladı. Mansky, Kim'in ölümünün tercümanı tarafından onaylandığını belirtti. Letonya'daki Güney Kore Büyükelçiliği, şimdilik Kim'in ölümüne ilişkin raporlar hakkında yorum yapamayacağını açıkladı. Kim Ki-duk, 'Boş Ev', 'Zaman', 'Kötü Adam', 'Bilinmeyen Adres' gibi filmlerin yönetmenliği yapmıştı. Ünlü yönetmen 20 Aralık 1960'ta Güney Kore Bonghwa'da Kyungsang'ın kuzeyindeki bir taşra köyünde doğdu. 9 yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte Seoul'e taşındı. Burada tarım eğitimi veren bir okula gönderildi. Fakat maddi yetersizlikler yüzünden okuldan ayrılıp fabrikalarda işçi olarak çalışmaya başladı. 20 yaşına geldiğinde deniz kuvvetlerine katıldı. Askeri hayata çok çabuk uyum sağlayan Kim, 5 yıl çavuş olarak görev yaptı. Bu askeri tecrübeleri ona insan ilişkileri ve karakter analizi açısından zengin bir birikim sağladı. 1990'da bir uçak bileti alabilecek kadar para biriktirip, sanat eğitimi almak için Fransa'ya taşındı. Geçimini, kendi resimlerini satarak kazanıyordu. 1993'te tekrar Kore'ye dönen yönetmen, film senaryosu yazmaya başladı ve bir yarışmada iki senaryosu birden ödül kazandı. Kim Ki-Duk'un film kariyeri diğer yönetmenlerinkinden farklı başladı. Hiçbir zaman sinema eğitimi almadı ve hiçbir zaman başka bir yönetmenin yanında asistanlık yapmadı. 1996 yılında küçük bütçeli Timsah adlı filmiyle ilk sinema deneyimine başladı. 2004 yılında Fedakar Kız film ile Berlin Uluslararası Film Festivali'nde, Boş Ev filmi ile de Venedik Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülleri'ni aldı. 2011 yılında Arirang ile Cannes Film Festivali'nin Un Certain Ödülleri bölümünde En İyi Film Ödülü'nü aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/efsanelerle-90lar-turkce-pop-parti-turkcell-sahnesinde/", "text": "Son yılların trend partilerinden olan 90'lar Türkçe Pop Parti, ünlü isimlerin katılımıyla bu kez Turkcell Sahnesi'nde bizi unutamayacağımız bir zaman yolculuğuna çıkarıyor! 22 Ocak Cumartesi Çelik, Yonca Evcimik, Grup Vitamin, Mansur Ark, Ragga Oktay ve DJ Hakan Küfündür'ün performanslarıyla Turkcell Sahnesi'nde gerçekleşecek bu çok özel etkinliği kaçırmayın! Hala hafızalarımızda tazeliğini koruyan Bandanalı videosu Ateşteyim ile Çelik mi dersiniz, Abone dansıyla hayran bırakan Yonca Evcimik ve dansçılarımı, yoksa Törkiş Kovboylarla bizi gülme krizine sokan efsanevi Grup Vitamin, 'İnadı Bırak Yanıma Yanaşıver artık' diyen Mansur Ark, Çikolata Kız'la tanınan Ragga Oktay ve 90'lar Türkçe Pop Parti furyasını başlatan Dj Hakan Küfündür.. Hepsi bu partide birarada."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ekaterina-murashova-siirinde-istanbul-ve-goc-temalarinin-analitik-incelenmesi/", "text": "Ekaterina Murashova 'nın şairliği, göç ve kimlik temalarını içeren eserleriyle öne çıkıyor. Rem Sanat Alanı'ndaki Temmuz sergisinde büyük ilgi gören Akademgorodok'un Renkleri adlı şiiri, bu temanın en güzel örneklerinden biri. Akademgorodok'un Renkleri'nde şair, haksızlıkların toplumu bölen etkilerini işlemektedir. Memleketine özlemle bakan Murashova, göç etmek zorunda kaldığı toplumda yaşadığı yarılmaları hissederek, ev kavramını sorguluyor. Okuyucuyu ev ve aidiyet duyguları üzerine düşünmeye sevk ediyor. Murashova, bu yazın başlarında Londra'nın Kensington Chelsea Sanat Haftası'nda, Her Tereddüt adlı eserini sunmuştur. Bu şiirde kimlik değişimi ve geleceğe dair tereddütleri anlatan Murashova, yapılandırılmış kafiye şeması ve ritm kullanımıyla duygusal bir bağ kuruyor. Ekaterina Murashova, yalnızca yetenekli bir şair değil, aynı zamanda etkileyici bir yazar. Göç ve ev kavramları üzerine yaptığı analitik yaklaşımla, düşünmeye ve hissetmeye yönlendiriyor. İstanbul Prensipleri adlı kitabının İstanbul'daki Haziran başlarındaki tanıtım etkinliği, medya ve edebiyat çevreleri tarafından ilgiyle karşılanmıştı. İstanbul Prensipleri, Murashova'nın yazınsal yelpazesini genişlettiğini ve edebi dünyada da ses getirdiğinin göstergesi niteliğinde bir eser. Dünya sahnesinde bir şair ve yazar olarak öne çıkan Murashova'nın eserlerinin derinliği ve anlamı, İstanbul'dan Londra'ya, Rem Sanat Alanı'ndan Rusya'ya kadar geniş bir coğrafyada yankı buluyor. Ekaterina Murashova 'nın edebi dünyasıyla tanışmak, modern şiir ve yazının incelikli bir kesitini deneyimlemek gibi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ekin-bernay-atlas-performansiyla-londrada/", "text": "Sanatçı Ekin Bernay'ın, V&A Museum ve Performistanbul iş birliğinde gerçekleştirdiği Atlas isimli yeni performansı 26 Kasım'da, Londra'daki müzenin Raffaello odasında, Friday Late kapsamında izleyicilerle buluşuyor. Hayatta kalan en eski müzik kompozisyonu olan Seikilos Epitaph'ın bestesinden ilham alan performansın yolculuğu Şubat 2021'e dayanıyor. Performans fikri Ekin Bernay'ın bir hakikat duygusu arayışında dünyadaki tüm deneyimlerimin yaratıldığı gerçekliğimin ekseni, nöronların yaşam denen simülasyonun her anına komuta etmek için anlamlı sinyaller ilettiği yer olarak tanımladığı omurgasına odaklanmasıyla ortaya çıkıyor. Gökleri omuzlarında taşımaya mahkum edilen Titan efsanesi Atlas, aynı zamanda kafatasımızı omurgamıza bağlayan C1 isimli omura adını veriyor. Bernay bu kemiğin dünyadaki insan deneyiminin bir yansıması olduğuna inanıyor. Orman bilgeliği ve tasavvuftan fikirler ödünç alarak daha derine inen sanatçı, performansı dört bölüm olarak ele alıyor: Doğuyorum, yolda yürüyorum, sonsuz huzuruma ulaşıyorum ve bedenimin sınırlarını aşıyorum. İnsanlar olarak taşıdığımız ağırlığa hem fiziksel hem de duygusal perspektiften bakan sanatçı, kendi özüne yaklaşmak umuduyla insan vücudunu yapı-bozuma uğratıyor. Dünyaya kendi gerçeklik deneyimimden daha fazla ne sunabilirim? sorusundan hareketle performansın adımlarını atıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ekin-su-koc-kisisel-sergisi-altbau-ile-anna-laudel-dusseldorfta/", "text": "Ekin Su Koç'un antroposen çağında kimlik, cinsiyet, insan ve doğa arasındaki ilişki gibi kavramlara referans veren kişisel sergisi Altbau, Anna Laudel Düsseldorf'ta ve çevrim içi olarak sanatseverlerle buluşuyor. Adını Türkçede eski apartman anlamına gelen altbau kelimesinden alan sergide Ekin Su Koç, Türk göçebeleri tarafından işlenmiş tarihi el yapımı kumaşları, Berlin'in tarihi alçı motifleriyle bir araya getirerek sanat tarihiyle bir bağlantı kuruyor; bu ince dengeli kompozisyonları günlük hayatın feminist anlatıları olarak yorumluyor. Koç, arkeolojik bir buluntu hissi uyandıran alçıların üzerine uyguladığı geleneksel Türk kumaşları ve dekoratif motiflerle, zıt malzemelerin güzelliğini ve estetik gücünü vurguluyor. Aynı zamanda yarattığı bu arkeolojik bulgularla ait oldukları, tüm cinsiyetlerin ve kültürlerin birlikte eşit şekilde yaşadığı ütopik bir dünyaya referans veriyor. 6 Kasım'da açılan Altbau adlı sergisiyi 16 Ocak 2021 tarihine kadar Anna Laudel Düsseldorf'ta ve çevrim içi olarak buradan ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ekrem-imamoglu-ayagimdaki-diken-sergisinde/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın, Ayağımdaki Diken adını verdiği sergisini ziyaret etti. Bu konuda bir açıklama yapan Koçan, Sanat ve Sanatçı dostu Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu AKM'deki Ayağımdaki Diken sergimi ziyaret etmiş olmasından büyük memnuniyet duydum. Dostum Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanı Bedri Baykan ile birlikte çalıştığım Baksı Kültür Sanat Vakfı gönüllüleri akademisyen sanatçı dostlarım da oradaydı. Bu keyifli gün için hepsine teşekkür ediyorum dedi. Hüsamettin Koçan'ın 2017'de 70. yaşı vesilesiyle gerçekleştirdiği otobiyografik sergisi Ayağımdaki Diken 2 Haziran itibarıyla Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında Atatürk Kültür Merkezi Galeri'de izleyicilerle buluşuyor. Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın ilk defa 2017'de, 70. yaşı vesilesiyle Baksı Müzesi'nde açtığı ve hayat hikayesinin izini sürdüğü Ayağımdaki Diken başlıklı sergi, altı yıl sonra İstanbul'da yeniden AKM Galeri'de sanatseverlerle buluştu. Doğduğu ve yıllar sonra bir müzeyle onurlandırdığı köyü Baksı'ya bir dönüş anlatısı niteliği taşıyan bu otobiyografik sergide Koçan, belleğinden çekip çıkardığı çocukluk imgeleri, yaşamsal kırılmaları, masum ve kendine özgü deneyimleri bir araya getiriyor. 28 Temmuz'a kadar devam edecek serginin temalarını, göç olgusu, masal dünyası, değişim, tükenmeyen umutlar ve geleceğe başlama noktaları oluştururken Prof. Hüsamettin Koçan'ın yerel kültüre duyduğu ilgi ve zanaat ustalarıyla selamlaşması serginin üç boyutlu dünyasına farklı bir dinamik kazandırıyor. Heykel, resim ve yerleştirmelerin yer aldığı, AKM Galeri'ye yayılan Ayağıdaki Diken sergisinde, Koçan'ın sanatının 'toprak', 'bellek', 'gurbet', 'göç', 'yalnızlık', 'kayboluş' ve 'kavuşma' gibi temel motifleri, yalın formlar üzerinden ifade buluyor. Sanatçı, kendi çocukluğu ve Baksı'ya doğru yol aldığı bu sergiyi, geri dönmenin imkansızlığıyla yüzleşmenin yeniden inşası olarak tanımlıyor. Koçan, İnsan yaşamındaki büyük kırılmaların yansımaları da gösterişli olur. Büyük savrulmalar, konum değiştirmeler, sınıfsal sıçramalar, kariyer; tüm bunlar elbette bir yaşamı derinden etkiler. Ancak benim hayatımda, geri dönüp baktığımda, bu saydıklarımın değil, masum ve bana ait olanların izi her zaman daha derin oldu. Belki de bu sergi, başka hayatları anlamak ve anlatmak için üretmiş bir sanatçının, kendi yaşamına bakışı ve onunla yeniden tanışma yolunda, seçtiği bir arınmadır diye anlatıyor. Sergi heykel, tuval resmi, yerleştirmeler, doğal malzemeler, karışık malzeme, metal ve ahşap gibi teknikler aracılığıyla şekilleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ekrem-imamoglu-sesimiz-savas-isteyenlerin-sesini-bastirsin/", "text": "Usta sanatçı Fuat Saka'nın bestelediği, müzisyen Vangelis Zografos'un düzenlemesini yaptığı 'Göç Senfonisi Karanlık Sular' adlı eserin dünya prömiyeri İstanbul'da yapıldı. Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda gerçekleşen buluşmayı yaklaşık 5 bin kişi izledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığınca düzenlenen konserde, göçle birlikte yaşanan savaşlar, yerinden edilme, açlık, yoksulluk, susuzluk gibi travmalar notalara döküldü. Usta müzisyen Fuat Saka'nın Yunan sanatçı Lonna Forti ile barış ve kardeşlik şarkıları söylediği konserde, şef Anastasios Symeonidis yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası da sahne aldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun göç ve göçmenlik üzerine konuşma yaptığı konseri, Köln Büyükşehir Belediye Başkanı Henriette Reker de izledi. Prömiyer öncesinde konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Dünya, hepimize yetecek kadar büyük. Biz yeter ki barışı, kardeşliği, eşitliği savunalım. Bugün burada olacağı gibi, hep bir ağızdan barış ve kardeşlik türküleri söyleyelim. Sesimiz, savaş isteyenlerin seslerini bastırsın dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ekrem-nalcacioglu-retrospektif-sergisi-dedem-diye-soylemiyorum/", "text": "Ressam, kıymetli dedem Ekrem Nalçacıoğlu için 14-15 Mayıs 2022 tarihlerinde Fenerbahçe'de bulunan Kaş Sanat'ta bir sergi düzenledik. Küratörlüğünü gururla üstlendiğim bu sergide, 1960'lı yılların sonundan günümüze uzanan sanat yolculuğundan değerli bir seçkiyi 'Dedem Diye Söylemiyorum' başlığıyla izleme fırsatı bulduk. Nalçacıoğlu, yoğun çalışma hayatı içerisinde sanat ve tasarımla hep iç içe olmuştur. Dekoratörlük mesleği kaynaklı teknik çizim bilgisi ve titiz çalışma tarzı, adeta iş hayatından tuvallerine yansımış değerleridir. Detaycı ve mükemmeli arayan eserlerinde bunu rahatlıkla görmek mümkündür. Hobi olarak başladığı resim kariyerinin ilk adımını sulu boya eserler oluşturmaktadır. Erken döneminde böylesi hassas bir tekniği uygulayıp, resim tutkusunun ilerlemesiyle de yağlı boya ile tanışmıştır. 'Gördüklerim o kadar güzeldi ki, neden ben de yapmayayım dedim ve koyuldum çalışmaya! Sanata dair kırılma anımdır. Bu benim kendi kendime öğrenme yolculuğum' demişti bize bir sohbette. Sanat üretim tekniğini çalışarak kendisi geliştirmiştir. Bu ilerlemenin bir sonucu olarak kağıt üzerine çalıştığı kara kalem ile renkli kuru boya ağırlıklı karışık tekniği, Ekrem Nalçacıoğlu'nun sanat pratiğinde özel bir konuma sahiptir. Bu resimlerinin ana esin kaynağı ise İstanbul kadrajları içeren 19. yüzyıl gravürleridir. Bir atölye ortamında çalışmadığı için, yağlı boya çalışmaları 2005 yılı sonrası yerini -koku ve geç kuruma nedenleriyle- akrilik boya kullanımına bırakmıştır. Eserlerindeki güçlü akrilik boya uygulama tekniği, kimi zaman izleyiciye yağlı boya olduğunu düşündürür. Osman Hamdi Bey başta olmak üzere; Gustav Bauernfeind, Thomas Allom, William Henry Bartlett ve Ludwig Deutsch külliyatları, Ressam Nalçaçıoğlu'nun eserlerinin kimliğini oluşturmaktadır. İki bölüm olarak düzenlenmiş serginin odağı, Oryantalizm akımına ait eserler çerçevesinde yapılandırıldı. Galeri alanının ilk kısmının ana duvarında bulunan Ekrem Nalçacıoğlu yapıtlarında, tanınmış eserlerin güçlü ve büyük boyutlu reprodüksiyon çalışmaları izlendi. Sanat üretiminde, 18. yüzyıl dönemi ayrı yere sahiptir. Zanaatkar bir tavırla, kısa fırçasını kalem gibi kullandığı Oryantalist eserlerinde izleyicilerde saatlerce seyretme hissiyatı yaratmaktadır. Galerinin ikinci kısmı ise sanatçıya ait ilklerin yer aldığı ve 50 yılı aşan sanat hayatından resimlerin sunulmasıyla önemli bir bölümdü. 'Dedem Diye Söylemiyorum', hem fırçasındaki gelişim hem de artizan sanat üslubunu daha büyük ölçülü tuvallere taşımış olmasıyla 2010 yılı ve sonrasına ait eserleri dikkat çekicidir. Bu sunum aracılığıyla, Çun Ailesi olarak koleksiyonumuzda yer alan ve manevi değeri yüksek olan Ekrem Nalçacıoğlu'nun eserlerini sanatsever çevremiz ve ailemizle paylaşma, beğenilerine sunma fırsatı yakalamış olduk."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/emekli-ahsap-ustasi-yillardir-topladigi-antika-esyalari-muzede-sergilemek-istiyor/", "text": "Sakarya'da yaşayan Bekir Başar, Osmanlı dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarına ait radyo, televizyon, kaset, plak, soba ve kahve öğütücü gibi birçok antika eşyayı evinin yanında yaptığı ahşap mekanda muhafaza ediyor. Sakarya'da yaşayan emekli ahşap ustası Bekir Başar, yıllardır özenle topladığı antika eşyaları müzede sergileyerek gelecek nesillere aktarılmasını istiyor. Çocukluğunda koleksiyonculuğa merak salan 58 yaşındaki Başar, işinden fırsat buldukça Türkiye'nin dört bir yanındaki eskici, hurdacı ve bit pazarlarını dolaşarak unutulmaya yüz tutmuş antika eşyaları toplamaya başladı. Zamanla ağırlıklı olarak Osmanlı dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarına ait çok sayıda eşya biriktiren Başar, aralarında yakın geçmişe ait olanların da bulunduğu ürünlerini muhafaza etmek için evinin yanında 30 metrekarelik ahşap mekan yaptı. Başar, topladığı kaset, radyo, televizyon, bilgisayar, plak, pikap, bisiklet, Osmanlı paraları, terazi, soba, kahve öğütücü, fincan ve saat gibi birçok eşyayı burada sergiliyor. Emekli ahşap ustası Bekir Başar, AA muhabirine, çocukluğunda başladığı koleksiyon hobisini sürdürdüğünü, Malatya'da kurulan iki müzeye destek verdiğini söyledi. Birçok ilde bulunan antikacı, eskici ve bit pazarlarını dolaştığını anlatan Başar, Hurdada eritilecek malzemeleri alıyoruz, kurtarıyoruz. En azından müzeleşirse orada kalacak demektir. Amacımız o. dedi. Ahşap ustalığının yanında çatı tamir işi de yaptığını aktaran Başar, eski evlerin çatılarında atılmak üzere bekleyen eski gazete, dergi ve malzemeleri de izinle alıp sergilediklerini söyledi. Başar, çocukluğunda ileride hep antika eşyalarını sergileyeceği bir alan yapmayı hayal ettiğini dile getirerek, Kimisi subay, polis olmak isterdi, benim de içimden böyle bir yer yapıp, emekli olup, onun içinde çayımı, kahvemi içmek geçerdi. Çocukluğumdan beri hayalimdi o benim. Bende şu an o hayalimi yaşıyorum. Hala toplamaya devam ediyorum. Antikanın, tarihin sonu yok. diye konuştu. Topladığı eşyaların bazılarının sağlam olmadığını, orijinalini bulup restore yaptığını ifade eden Başar, Yaşadığım sürece bu işi bırakamam çünkü ben bundan zevk alıyorum. Buraya oturup çayımı, kahvemi içiyorum, eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız geliyor, sohbet ediyoruz. Vaktimizi böyle geçiriyoruz. dedi. Tarihe sahip çıktığını vurgulayan Başar, Bunların çoğunu almasak hurdalarda eritmeye gidecek, kaybolacak. Elimize geçen kurtuluyor, en azından müzelere gidiyor. Müzelere gittiği zaman orada kaybolmaz zaten. Amacımız da o malzemenin kaybolmaması. Gelecek nesle bunları aktarabilmemiz lazım. ifadelerini kullandı. Emekli olduktan sonra tamamen koleksiyon işine döndüğünü, bunu para kazanma amacıyla yapmadığını vurgulayan Başar, Bunları satmaya kalksam anında paraya çevireceğim malzeme bunlar ama ben Adapazarı'nda kalsın istiyorum. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/emin-turan-delta-ile-evin-galeride/", "text": "Resimlerini ifadeci resmin çok aşamalı yapısını görünür kılmak üzerine kuran Emin Turan, bunu yaparken hem yerçekimi etkisiyle belirlenen boyanın akışından yararlanıyor hem de resmin çok aşamalı yapısı içinde, ışığın piramidal yapısını ters yüz ederek yapıtlarını kurguluyor. Resimlerinde kullandığı figürler, su ve karanın belirsizce ayrıldığı bir hat üzerinde karşımıza çıkıyor genellikle. Kuşlar, balıklar ve meyveler, insan figürlerine eşlik ediyor. Delta, coğrafi bir kavram olmanın ötesinde bilinçdışına açılan bir kapı aynı zamanda... İnsan zihnini şekillendiren milyonlarca yıllık evrimin de habitatı olduğu gibi... Emin Turan'ın deltası, tuvale hafıza kazandıran bir hareketle oluşur. Sanatçı; Önce kuzeye döndü başını, tam 20 saniye sonra birden batıya çevirdi kendini. Ve bir anda tersyüz oluverdi bir başka seferinde doğuya doğru şeklindeki betimlemesiyle, resmin üzerindeki başlangıç dokusunun tuvalin hareketinin bir kaydı olarak düşünmemizi sağlıyor. Bu hareketten doğan tekrar edilemez ama hesaplanabilir patern üzerine sanatçının kompozisyonları şekilleniyor. Bütün bu zamanlar, deltanın olanak sağladığı pasajlar aracılığıyla geçişken bir yapıya kavuşur. Böylece sanatçı, resimlerinde izleyicinin de kendi ruhunu keşfe çıkabileceği bir açık dizge ve her seferinde değişen, içe ve dışa doğru bakış rotaları öneriyor. Emin Turan 'ın Delta isimli kişisel sergisi, 20 Mayıs 2021 tarihine kadar Evin Sanat Galerisi'nde görülebilir. 2004 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü Neş'e Erdok Atölyesi'nden mezun olan Emin Turan, 2007'de aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı ve halen doktorasını yapmakta. Emin Turan Resim Sergisi I (2006), Emin Turan Resim Sergisi II (2008), Zamanın Ruhu (2009), Göz (2011) , Güneşin Kökleri (2013), Occi-oriental / Uzak Ayna (2015), La Fabula (2017), ARK (2019) isimli kişisel sergileriyle Evin Sanat Galerisi'nde toplam sekiz kişisel sergi açtı. Sanatçının katıldığı fuar ve karma sergiler arasında ARTIST / İstanbul Sanat Fuarı (2004, Karşı Sanat Çalışmaları ve 2005-2019, Evin Sanat Galerisi), Kalp Vakfı Resim Yarışması Sergisi (2003), İpek ve Ahmet Merey Resim Yarışması Sergisi (2003-2004), Karma Sergi (2004, Maltepe Sanat Galerisi), Kadir Has Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Açılış Sergisi (2005), Evin Sanat Galerisi Karma Sergisi (Thomas Cook Conference Turkey, WOW Kremlin Palace, Antalya, 2005), Figür Geleneğinde Çağdaş Yorum (Hotel Casa Dell'Arte, Bodrum, 2007), Konstrükt (Kovan, İzmir, 2019) ve Kağıdın İzinde (Evin Sanat Galerisi, 2019) yer almakta. Sanatçı, 2006 yılından beri Evin Sanat Galerisi ile çalışmakta. Çalışmalarını İstanbul'daki atölyesinde sürdürmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eminonu-yeni-caminin-425-yillik-tarihi-kitap-haline-geldi/", "text": "İstanbul'un siluetini 16. yüzyıldan bu yana süsleyen, Osmanlı klasik döneminin son ihtişamlı örneği olan Eminönü Yeni Cami'nin hikayesi İstanbul Ticaret Odası tarafından yayınlandı. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Yeni Cami Külliyesinin Hünkar Kasrı dahil tüm parçaları, İstanbul'un yüzlerce tarihsel zenginliklerinden biri değildir, büyük medeniyetimizin bir özetidir dedi. İstanbul Ticaret Odası, Mimar Sinan geleneğinden gelen son klasik Osmanlı eseri olmasıyla mimarlık ve sanat tarihinin başyapıtlarından Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkar Kasrı'nı 425 yıllık tarihini bir kitap haline getirerek yayınladı. 'İstanbul Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkar Kasrı' adlı eserin tanıtımı, Hünkar Kasrı'nda düzenlenen bir fotoğraf sergisi ile yapıldı. İTO yayınları arasında yer alan kitapta, ilk temeli 1597 yılında Safiye Sultan tarafından atılan ve 1665'te Hatice Turhan Sultan'ın döneminde tamamlanan külliyenin belgesel hikayesine yer veriliyor. Kültür-Sanat Tarihçisi Abdullah Kılıç'ın kaleme aldığı kitapta Josephus Grelot'un İstanbul Seyahatnamesi kitabında yer alan ve Yeni Cami Külliyesi'yle ilgili bilinen en eski görüntü olan gravür de yer alıyor. 1680 yılına doğru yapılan resimde, külliye bitiminden yaklaşık 17 yıl sonraki haliyle görünüyor. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Oda'nın merkez binasının da yer aldığı Eminönü sahilindeki Yeni Camii'nin yüzlerce yıl daha yaşaması ve İstanbul'a ruhunu veren niteliğinin devam etmesi için üzerimize düşeni yaptıklarını söyledi. Avdagiç, Yeni Cami Külliyesi'nin önemli bir parçası olan Hünkar Kasrı'nı İTO olarak 5 yıl süren titiz restorasyon ile 2009 yılında kültür hayatına yeniden kazandırdıklarını kaydetti. Avdagiç, Restorasyon çalışması ile sadece emsalsiz değerdeki süsleme ve çinilerle bezeli bir tarihi eserimizi kurtarmadık, aynı zamanda İstanbul'a karşı tarihi ve sosyal sorumluluklarımızdan birini daha yerine getirdik dedi. Avdagiç, hem Yeni Cami hem de Hünkar Kasrı'nın nadir çini örnekleri, paha biçilmez hat yazıları, birbirinden değerli kalem işleri ve sedef işlemeleriyle yaşayan bir müze olduğunu ifade etti. Avdagiç, Bize göre Yeni Camii Külliyesinin Hünkar Kasrı dahil tüm parçaları, İstanbul'un yüzlerce tarihsel zenginliklerinden biri değildir; İstanbul'da neşet eden Osmanlı medeniyetinin emsalsiz bir numunesi, deyim yerindeyse, büyük medeniyetimizin bir özetidir. Bu yüzden kaybolup gitmesine müsaade etmeyerek, İstanbullu tüccarların ülkemizin ezeli ve ebedi tapu kayıtlarına sahip çıktığını gösterdik diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eminonundeki-muhsinzade-hanin-turizme-katki-saglamasi-hedefleniyor/", "text": "İstanbul'un Fatih ilçesinde Hobyar Mahallesi'ndeki Muhsinzade Han'ın, restorasyonların ardından açılan işletmelerle daha fazla turist çekmesi bekleniyor. Muhsinoğlu Hanı olarak da bilinen, 1772 tarihli vakfiyesinde yer alan yapı, Abdullah Paşa oğlu Muhsinoğlu Mehmet Paşa tarafından inşa ettirildi. İki kattan oluşan hanın üst katında 22 oda, alt katında 12 oda ile 8 yeraltı mahzeni ve kapısı kamu yoluna açılan 2 mahzen, 10 dükkan ve temiz su içilmesi için inşa edilmiş bir adet su deposu bulunuyor. Muhsinzade Hanı'nın restorasyonu bir şirket ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun iş birliği ile tarihi dokular korunarak tamamlandı. İçerisinde otel de bulunan handa bugün itibarıyla faaliyete geçen işletmenin sahibi Alper Karavar, AA muhabirine, yapının restorasyonunun 14 yılda tamamlandığını söyledi. Karavar, 8 ay önce böylesi bir handa yerli ve yabancı misafirlere farklı bir hizmet sunmak istediklerini belirterek, Burayı çok şık bir mekan yapmak istediğimizi söyledik. Tarihi dokuya zarar vermeden 'nasıl buraya muhteşem bir hava katarız' onu planladık. dedi. Alper Karavar, mekan içerisinde kültür sanat faaliyetleri düzenlemeyi de amaçladıklarını dile getirerek, Burasının sadece belli bir zümreye hitap etmesini istemiyoruz. Burayı tasarlarken de öyle bir planlamaya yapmaya çalıştık. Burası gündüzleri ziyarete de açık. Birçok kültür, sanat organizasyonuna da ücretsiz olarak ev sahipliği yapmayı planlıyoruz. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/emre-akayin-gerilim-filmi-av-1-ekimde-sinemalarda/", "text": "Küçük bir Hakikat, Kırmızı Alarm gibi ödüllü kısalarıyla tanıdığımız yönetmen Emre Akay'ın senaryosunu Deniz Cuylan ile birlikte yazdığı AV, 1 Ekim'de sinemalarda. Kendini öldürmek isteyen dört adamdan kaçmaya çalışırken avdan avcıya dönüşen bir kadın kahramanı merkezine alıyor. Filmin müziklerini de Deniz Cuylan, bir dönem Manner projesinde de birlikte çaldığı Brian Bender'la kaydetti. Oyuncu kadrosunda Billur Melis Koç, Ahmet Rıfat Şungar ve Yağızcan Konyalı gibi isimlerin yer aldığı film, Birmingham Cine-Excess festivalinden En İyi Film ödülünü kazandı. Reykjavik, Nightstream USA ve Fright Fest UK gibi prestijli tür festivallerini de gezen AV, Birmingham'dan tür sinemasına ve aile içi şiddet kavramına yeni bir perspektif sunmasıyla ödüllendirilirken, başrol Billur Melis Koç'un performansı da övgüler topladı. Polis memuru Sedat, genç bir çiftin yaşadığı, terkedilmiş bir apartman dairesini basar. Çıkan arbedede Fırat ölür, Ayşe kaçar. Ailesinin çiftlik evinden para ve araba çalıp, bir daha dönmemek üzere yola düşer. Fakat peşinde Sedat ve yanına aldığı üç erkek vardır. Belirsiz bir Anadolu kentinin kenar mahallesinde başlayan AV, giderek ıssızlaşan vahşi doğaya uzanır. Sert tarzı, sade anlatımı ve hızlı temposuyla AV, genç bir kadının erkek-egemen bir toplumda hayatta kalma mücadelesi verirken, bir şiddet girdabının içine çekilmesini anlatan, gerçekçi bir gerilim filmidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/emre-kinayin-yeni-oyunu-irgatin-galasinda-alkis-tufani/", "text": "Emre Kınay'ın, yürek burkan bir hikayeyi güçlü performansıyla sahneye taşıdığı yeni oyunu Irgatın galası, 22 Kasım Pazartesi akşamı Duru Tiyatro Ataşehir Watergarden Performans Merkezi'nde gerçekleşti. Özge Özberk, Işıl Yücesoy, Hakan Bilgin, Gökhan Türkmen, Ayumi Takano, Özen Yula, Şencan Güleryüz, Hazım Körmükçü, Damla Cercisoğlu, Mert Asutay, Ayşenur Yazıcı gibi ünlü isimlerin Kınay'ı yalnız bırakmadığı gecede oyun, misafirler tarafından ayakta alkışlandı. Oyun sonrası Duru Tiyatro bünyesindeki Ristorante Serenzo'da mikrofonun başına geçen Emre Kınay, davetliler için sevilen şarkıları seslendirdi. Irmak Bahçeci'nin, Shakespeare'in günümüze kalan tüm oyunları tarayarak, sadece onun cümleleriyle yazdığı Irgatın yönetmenliğini Emrah Eren üstleniyor. Duru Tiyatro'nunyeni oyunu Irgat, Türkiye'de geçen ve Shakespeare'in bile yazdığından haberi olmayan bir hikayeyi sahneye taşıyor. Irmak Bahçeci'nin Shakespeare'in tüm oyunlarını tarayıp önce Türkçe'ye ardından da 'ırgatça'ya çevirerek yazdığı Irgat, tamamen Shakespeare'in cümlelerinden oluşuyor ama onun hiç yazmadığı yepyeni bir karakterin hikayesini anlatıyor. Şarkıların hikayeye eşlik ettiği müzikli oyunda, büyükşehre gidip kendini koskoca bir inşaatın, betonlaşmanın ve vahşi kapitalizmin içinde bulan ırgatı Emre Kınay canlandırıyor. Kınay'a beyzade rolünde Sertaç Nicholas Güder'in eşlik ettiği Irgatın yönetmen koltuğunda ise Emrah Eren oturuyor. Irgat, bu toprakların hiç de yabancı olmadığı, yürek burkan tanıdık bir hikayeyi tiyatro sahnesine taşıyor. Memleketindeki çatışma ortamında doğup büyümüş olan Irgat, bir çatışma sırasında öksüz kalmış bir çocuğu sahiplenir ve çocuğu da alarak metropole gelir. Tek derdi, başını sokacak bir yer ve karnını doyurmak olan Irgat, şans eseri bir inşaat firmasının sahibiyle tanışır. Adam, Irgat'a inşaatlarından birinde hem kalacak yer hem de iş verir. Çocuk da zaman içinde büyür ve o da inşaatta Irgat'la yan yana çalışmaya başlar. Bitmek bilmeyen bir kavganın sürdüğü topraklardan, ideolojik çatışmanın kasıp kavurduğu üniversiteden, taşranın işsizliğinden, metropolün ağır işçiliğinden kurtulmayı becermiş bir işçi olan Irgat'ı trajedi, nereden kaçarsa kaçsın kendi vicdanında yakalayacaktır. Oyunun müzikleri Cenk Erdoğan'ın, dekoru Cihan Aşar'ın, ışık tasarımı Yakup Çartık'ın, şarkı sözleri ise Faruk Üstün'ün imzasını taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/emre-tamer-londra-moda-haftasinda-depremzedeler-yararina-defile-duzenledi/", "text": "Yaşamını Londra'da sürdüren İzmirli ünlü tasarımcı Emre Tamer, 19 Şubat'ta Londra Moda Haftası'na paralel özel etkinlik olarak büyük bir defile gerçekleştirdi. The Temple of Artemis başlıklı defile, yaşanan büyük deprem nedeniyle UNICEF aracılığı ile Türkiye ve Suriye'de depremden etkilenen çocuklar yararına düzenlendi. Londra'da yaşayan moda ve sanat danışmanı, Z. E. O Events'in kurucusu ve TUBAC Başkanı Zeynep Ober'in organize ettiği defile, yoğun bir ilgi gördü. Emre Tamer, sunduğu koleksiyonu memleketi İzmir'in sınırları içerisinde yer alan Efes Antik Kenti'ndeki Artemis Tapınağı ve Kibele Heykeli'nden ilham alarak hazırladı. İzmirli ünlü tasarımcı Emre Tamer ve moda danışmanı Zeynep Ober, dünyanın en önemli moda haftalarından biri olan Londra Moda Haftası'nda hem İzmir'in tanıtımını yapmaktan hem de bu zor günlerinde deprem bölgesindeki depremzedelere bir katkı sunmaktan büyük mutluluk ve onur duyduklarını belirtti. Londra'nın merkezi Waterloo semtinde, büyük ve tarihi bir mekanda gerçekleşen etkinliğe; içlerinde bürokratların, sanatçıların ve moda dünyasından ünlü isimlerin olduğu büyük bir katılım oldu. Zeynep Ober, defile öncesi yaptığı anlamlı konuşmada defileye katılan herkese ve sponsorlara, depremzedelere maddi yardım amacıyla sundukları katkılardan ötürü teşekkür etti ve bu büyük felakette hayatlarını kaybedenler için konukları bir dakikalık saygı duruşuna davet etti. Defile, X Factor yarışmasıyla dünya çapında tanınan İngiliz top model Chloe Jasmine'in söylediği, UNICEF için bestelenmiş One Love şarkısıyla başladı. Ardından 2018 Türkiye Güzeli, top model Şevval Şahin, 2022 Monaco Güzeli top model Angelina Kali, Sri Lanka Güzeli Ornella Günesekere ve ünlü İngiliz şarkıcı-manken Chloe Jasmine'in de içinde bulunduğu birçok ünlü manken podyuma çıktı. Sanat eğitimini Viyana Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde iki ayrı master programı ile tamamlayan Emre Tamer, eğitimi sonrası 3 kıtada ve 5 ülkede uluslararası bir kariyer yaptı. Singapur'da Raffles Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışması sonrası New York'ta Three Asfour'da tasarımcı olarak çalıştı. Londra'ya taşınması sonrası kendi markası Emre Tamer-London'u kurdu. Sürdürülebilir bir çizgisi olan markası, kendi el boyama desen tasarımları ve avant-garde yaklaşımı ile tanınıyor. Tasarımları şu an Londra'da ve Dubai'de 5 ayrı mağazada satılan Tamer, aynı zamanda birçok kırmızı halı kostümü tasarlamış ve 2022 Cannes Film Festivali'nde ünlü oyuncu Wilma Elles icin tasarladığı özel elbise, İtalyan Vanity Fair Dergisi tarafından senenin en iyi ilk 5 elbisesi arasına girmiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/emre-tankal-quartettan-caz-esintili-kadikoy-albumu/", "text": "Emre Tankal Quartet, ilk albümü Kadıköy ile dinleyici karşısında. Caz sahnesinin ülkemizdeki önemli temsilcilerinden Emre Tankal Quartet, Kadıköy ile yılların birikimini albüme dönüştürdü. Kadıköy'ün sokaklarında caz esintili bir yolculuğa çıkaran albüm, 7 parçadan oluşuyor. Tamamı enstrümantal parçalardan oluşan albümün bir ayağı geleneksel cazda olsa da dinleyiciye yeni dönem caz örneği sunuyor. Tüm bestelerin ve gitarların Emre Tankal'a ait olduğu albümde, saksafonda Tamer Temel, kontrbasta Volkan Topakoğlu, davulda ise Berke Özgümüş imzası var. Hayyam Stüdyoları'nda kaydedilen ve Ada Müzik etiketiyle yayımlanan albümün mix'i Derin Bayhan'a mastering'i ise Demirhan Baylan'a ait. Kapak çizimini ise Melis Coşkun Başay yaptı. 1978 İstanbul doğumlu Emre Tankal, lise yıllarından bu yana müzikle iç içe. Aydın Esen, Donovan Mixon, Dave Allen, Sarp Maden ve Kurt Rosenwinkel gibi isimlerle çalışma fırsatı bulan müzisyen son on yılda Türkiye'deki birçok caz festivali ve caz kulübünde konserler verdi. Jehan Barbur'un Uyan ve Birsen Tezer'in İkinci Cihan albümlerinde bazı şarkıların düzenlemelerini yaptı ve bu albümlerin kayıtlarında yer aldı. 2016 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Caz Bölümünde yüksek lisansını tamamlayan Emre Tankal hala profesyonel müzik yaşamını İstanbul'da sürdürüyor. 2017 yılından itibaren Emre Tankal Quartet adı altında kendi bestelerini dinleyiciye ulaştırıyor. Aranjör ve müzisyen olarak profesyonel müzik yaşantısını sürdürüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/en-buyulu-ask-masallari-bu-kitapta/", "text": "İngilizce, İspanyolca Öğretmeni, Yazar ve Gazeteciyim. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji'nde sınıf birincisi olarak tamamladıktan sonra Nişantaşı Anadolu Lisesi'ni okul ikincisi olarak bitirdim. Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü'nden mezun oldum. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi'nde Uluslararası Basın Enstitüsü'nün, Doğan Medya Grubu'nun ve Boğaziçi Üniversitesi'nin ortak olarak düzenlediği, sadece otuz seçkin basın elemanının seçildiği Gazetecilik Hizmet İçi Seminerine seçilerek bu semineri başarıyla bitirdim. Ardından burslu okuduğum Levinski Koleji Yüksek Öğretmenlik Bölümü'nden başarıyla mezun oldum. 2017 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yüksek Lisans Eğitim Bilimleri, Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık Yüksek Lisans Bölümü'nden başarıyla mezun oldum. Küçük yaşlardan itibaren aldığmı bale ve dans derslerini, salon dans dersleri ve folklor ile sürdürürken, uzun yıllar piyano, akordeon, flüt, melodika, gitar ve keman dersleri aldım. Nes Korosu, Talmud Tora Korosu, Yeşilçam Korosu ve Boğaziçi Üniversitesi Korolarında solistlik yaptım. TED Ankara Koleji'nde okurken kaleme aldığım yazı, makale ve şiirler ödüllere layık görüldü. Sonraki yıllarda yurt dışında, yazdığım kitaplar, akademisyen ve yazarların katıldığı bir kurul tarafından Uluslararası Özel Yazar Ödülüne layık bulundum. Üniversite Gençlik Yazar Ödülleri, Milliyet Sanat Ödülleri, Kıvılcım Kamgözen, Abdi İpekçi makale yarışmasına İSKİ ve üniversiteler arası kompozisyon yarışmalarına katıldım. Şalom gazetesinde spor, din ve gelenekler konularında öyküler yazdım, çeşitli röportajlar yaptım. Ankara Talmud Tora'da amatör tiyatro çalışmalarına katıldım. TED Ankara Koleji'nin bandosunda saksafon dersleri aldım. İlkokul sıralarında başladığım folklor çalışmalarını daha sonraki yıllarda Yıldırımspor, Dostluk derneği ve dans akademilerinde sürdürdüm. Okulun kültür ve edebiyat kolu başkanlığını yaptığım okul gazetesi çalışmalarında aktif rol aldım. İlk resim derslerimi Nevin Çokdeğerli ve Mehmet Uzunince'den alarak, sonraki yıllarda yağlıboya, akrilik, karakalem çalışmalarını çeşitli atölyelerde sürdürdüm. Prof. Dr. Fethiye Erbay, Ressam Saim Onan, Gülay Sevsevil ve Doç. Mutlu Erbay'dan dersler aldım. Yıldırımspor Kulübü'nde Selma Ertovi ve çeşitli öğretmenlerden aldığı resim derslerini kişisel ve karma sergilerle bütünleştirdim. Bir süre DE Müzayede, Librarie de Pera ve Uğur Antik Müzayede'yle çalıştım. Japon ve Türk öğretmenlerden aldığım eğitimlerimi, Usui Reiki Master, Kundalini Master ve Karuna Master unvanlarını alarak tamamladım. Meditasyon teknikleri, Kristallerle Şifa, Bitkilerin Gücü, Aromaterapi ve Reflexoloji konusunda dersler aldım. Tamamlayıcı Tıp uzmanı olarak, çeşitli seminerler vermenin yanı sıra, Adalar, Kalamış ve Levent Rotary, Lions Dernekleri ve Boğaziçi Üniversitesi'ne, Njoy, Hillside gibi çeşitli kulüplere konuşmacı olarak davet edildim. Sonraki yıllarda, İspanyolca, Arapça, İbranice, Almanca, Fransızca ve İtalyanca dersleri aldım. İngilizce öğretmenliğinin yanı sıra, İspanyolca ve spor hocası olarak çalıştım. Hillside Spor Dernekleri, Sports International, Conrad ve Swissotel'deki step, aerobik, hiphop ve dans seminerlerine katılarak çeşitli sertifikalar aldım. Veges Fitness Center'da profesyonel step ve aerobik öğretmenliği yaptım. Raquetball, squash, aikido, yoga ve pilates eğitimi alarak, BÜMED'in 2005'te düzenlediği squash turnuvasında kadınlar ikincisi, Colliseum'un 2006'da düzenlediği squash turnuvasında dördüncülük, Hillside'da racquetball, squash ve tenis dallarında ikincilik ödülleri aldım. BÜMED Dergisi, Genç Gelişim Dergisi, Elele, Doğan Medya Grubu, Genç Öğrenci Dergisi, Şalom Gazetesi, Göztepe Kültür Dergisi'nde yazılarım yayımlandı. Ulusal müzik, spor, satranç ve şarkı yarışmalarında aldığım ödüller ve derecelerin yanı sıra, üç uluslararası beste ödülü, tüm dünyadan uluslararası İspanyolca şarkıların yarıştığı ve İspanyolca Eurovision olarak nitelendirilen Festiladino Şarkı Yarışmasında iki dünya birinciliği, son on yılın birincilerinin yarıştığı beste yarışmasında bir dünya ikinciliği, İsrail'de Uluslararası Özel Yazar Ödülü, Uluslararası Ladino Şiir Yarışması'nda dünya birinciliği olmak üzere beş uluslararası ödüllün yanısııra 25 kitabım ve 66 bestem bulunmaktadır. Kitaplarım arasında, Geçmişten Günümüze, Mutlu Olmanın Yolları (500. 000 baskı), Yaşama Sanatı Kitabı, Masal Gibi Aşklara, Yaşam Mucizesi, Yahudi Hikayeleri, Sevgi Çiçekleri, Ah Şu Kadınlar, Hayatın Kalbinde Kendini Bulmak, Evrensel Aydınlanma Terapisi, Holokost bir Avrupa Soykırımı, Bir Aşk Masalı, Nazilerin Gölgesinde Çölde Açan Çiçekler, Gönül Bahçesi, Ümit Adası, Dostluk Köprüsü/ Öğretmen Anıları, Öğretmenim Canım Benim, Büyülü Ada Masalları Acemi Çiftçilik Maceralarım, Holokost Bir İnsanlık Dramı; Ümitlerin Mucizelere Döndüğü Anlar, Büyülü Aşk Masalları, Büyülü Aşk Masalları sayılabilir; ayrıca yayımlanmayı bekleyen çok sayıda kitabım bulunmaktadır. Mutlu Olmanın Yolları ve Masal Gibi Aşklara kitaplarım çok uzun yıllar çok satanlar listesinde yer almıştır. Kendi kitaplarımın yanı sıra 10 yazar arkadaşımın kitaplarına makalelerimle katkıda bulundum. Uluslararası Ladino Şiir Yarışması'nda dünya birinciliği ödülü aldıktan sonra bu şiiri besteledim ve yakın zamanda single veya albüm olarak çıkartma çalışması içerisindeyim. Boğaziçi Üniversitesi Görme Özürlüler Derneği GETEM'de gönüllü okuyucu ve MESAM ve Yeşilçam Korosu üyesiyim. Piyano, gitar ve keman çalıyor ve sekiz dil konuşuyorum. Akademik araştırma makalem, bu yıl kırk yıllık bir uluslararası eğitim dergisi olan Avusturalya kökenli James Nicolas Publishers tarafından yayımlanmaya layık bulundu ve derginin eylül ayı sayısında yayınlanarak, Teacher Attitudes and Influence on Student Academic Lives: Perceptions of High School Students Lise Öğrencilerinin Öğretmen Algıları ve Bu Algıların Ergen Öğrencilerin Hayatına Etkileri adlı bilimsel araştırma makaleme yirmi sayfa yer verildi. Ayrıca, İzmir Büyüksehir Belediyesinin düzenlediği sanat Durağı Öykü yarışmasında İZMİR'DE AŞK BAŞKADIR ve BİR TUTKUDUR İZMİR adlı öykülerim en güzel öyküler arasında seçildi ve İzmir'de tüm kiosklardan okunabilecek. 2022 yılında KÜSADER'in Yüreğe Dokunan Kadınlar Adına Açtığı Öykü Yarışmasında, Yeter'in Zaferi adlı Öyküyle Mansiyon dalında ödül kazandım. Ayrıca, Malatya İnönü Üniversitesinin düzenlediği Malatya öyküleri yarışmasında Oy Mustafam Oy adlı öyküm kitapta yayınlanmaya layık öyküler arasında yer aldı Ayrıca 2022 yılında, Halk oylamasında, yetiştirdiğim karpuz ile yüz bin kişinin oylamasıyla Birincilik Ödülünü ve Acemi Çiftçi kategorisinde ise yetiştirdiğim Domates ile elli bin kişi arasında Birinci seçildi. 2023 yılında yani bu yıl. Kitabın içindeki tüm öyküler gerçek yaşanmış aşk öyküleri ve her öykü bir insanı anlatır. Kitabın birkaç özelliği var ki bu dünyada hiçbir kitapta yok ve bu özelliği tek. Öncelikle içindeki yazarlar şu ana kadar kimseye anlatmadıkları tanışma ve aşk öykülerini yani kendi özellerini bu kitapta dile getiriyorlar. Ayrıca Kitapta hiçbir yerde okuyamadığınız Büyülü Aşk Masallarını yalnızca bu kitapta okuyacaksınız. Bu öyküler herkesin okuması gereken ve gerçekten yaşanmış aşk öyküleri. Bu öykülerin bazılarında gülecek, bazılarında öyle şey olur mu diyerek hayretlere düşecek, bazılarında ise mendillerinizi hazırlayın gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız. Herkesin aşk öyküsü kendine özel... Bazılarında kendi aşk öykünüzü hatırlayıp Ah ne günlerdi onlar diyecek, bazılarında ise offfffff ne aşklar varmış. Adama da bak diyebileceksiniz. Henüz aşk yaşamamış olanlar da belki ibret için ders alacak belki de kendilerini hayata hazırlayacaklar. Bazıları da kendi aşk öyküsünü yazacak ve yıllar sonra başka bir kitabın veya destanın kahramanlarından biri olacak. İşte ağlatan, güldüren, mutlu sonla biten, savaştıran, engelleri aşan Muhteşem Aşıkların Büyülü Aşk Masallarını Kitabını bir solukta okuyacaksınız. Kitabımıza 164 çok değerli Yahudi, Rum, Müslüman, Ermeni yazarlar öykülerini paylaştılar.. İngiltere, İsrail, Yunanistan, Amerika, Almanya, Ermenistan, Türkiye, Fransa ve Avusturalya'dan yazan yazarlarımız ile kitabımız uluslararası bir kimlik kazandı. Kimi aşkı anlattı, kimi aşk öyküleri paylaştı, kimi güzel dileklerini yazdılar, kimi hepsini birden yazıp dile getirdiler. Önceleri yirmi kişi planlıyordum. Arkadaşlarım kitabıma yazma fikrine olumlu bakınca daha çok kimse bir araya geldi. Yani 164 kişi olacağını planlamıyordum. Bu kitapta diğer yazarların öykülerinin yayınlanmasının bir nedeni de: kitabın daha çok okuyucuya ulaşması. Tüm yazarlar çok değerli, meslekleri olan, seçkin ve çevreleri geniş insanlar. Kitabımız bu şekilde daha çok okuyucu kitlesine ulaşabilir diye ümit ediyorum. Yayınevimiz kitabı tüm dünyadaki fuarlara götürüyor ve dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Türkçe okumayı bilen herkes bu kitabı okuyabilir. Kitabıma yazan sevgili yazarlara, MUTLU SONLA BİTEN AŞK ÖYKÜLERİ yazmalarını istedim. Çünkü bence herkes mutlu olmalı. Aşk öykülerinin sonu mutlu bitmeli. Herkes sevdiğine kavuşmalı. Siz Ne Dersiniz? Yazanların hepsi arkadaşım. İletişim kurmak sorun olmadı ama söz verip bekletenler olduğu için bir kaç ay uzadı. Paylaşmayı seviyorum. Dostlarım ve arkadaşlarım değerli yazıları ve resimleriyle eserlerime katkı sağladılar. Başka yazarları kitaplarıma katmamın en önemli nedenlerinden biri; tüm yazarlara da öykülerini paylaşmak için şans vermek. Ayrıca ne kadar değişik öykü olursa o kadar renkli oluyor. Kitabın yazarları da değişik din ülke ve kültürlerden olduğu için kitabımız daha da renkli ve etkili oldu. Kitabımızın yazarları gazeteciler, iş adamları, psikologlar,, ev hanımları,, Psikolojik Rehber ve Danışman, şarkıcılar, sanatçılar, sigortacı, emlakçı, baterist, yazarlar, doktorlar, spor hakemi, müzisyen, kimya mühendisi, diş doktoru, ingilizce, spor,, step, aerobic, dans, keman, öğretmeni, balerin, aşçı, gibi farklı mesleklerden oluşuyor. Kitabın içinde aşkı için din değiştiren,, sevdiği uğruna ölümü göze alan, aşkını korumak için ailesini arkasına alan, sevdiğine kavuşmak için savaşan, ülke değiştiren kişilerin öykülerini okuyacaksınız. Öncelikle bir Aşk kitabı yazmayı planlıyordum. Büyükannemin ve büyükbabamın evlenme öyküsü, annem ile babamın tanışma öyküsü derken, bir sürü öykü yazmaya başladım. Benim için aşkın anlamı büyülü bir duygu. Sizi mutlu eden, yaşama sevincinizi arttıran, kalbinizi pır pır ettiren anlatılması zor bir duygu. Ben bir romantiğim; yani romantik ve kalıcı aşklara inancım var. Romantik aşklara inanmak mümkün ama maalesef çok az bulunuyor. Genelde etrafıma baktığımda menfaat, cinsellik veya maddiyat için birlikte olanlar görüyorum. Çiftler genelde ayrı takılıp farklı hayatlar yaşıyorlar. Özellikle erkekler sürekli partner değiştiriyorlar ve sadakat oldukça az veya en ufak bir zorlukta farklı bir partner aramaya başlıyorlar. Ben bir insanın karakterinin, insanın ailesini ve çevresini yansıttığını görüyorum. Bence insanların Değerleri Olmalı. Size aşağıda yazdığım bir şiirle cevap vermek isterim. Yoldaki sokak köpeğine selam verdirir, mutlu eder. Gerçek sevgi şarkılar söyletir dans ettirir. Kötülük yaptıktan sonra da sevgi beklemek de bir sapkınlıktır. Sevmek acı çekmek veya çektirmek değildir. Mutsuz hissettiren, boğan, yoran, üzen şey sevgi değil saplantıdır. Evet yeni kitabım Büyülük Çiftçilik Maceralarım yayınlanmayı bekliyor. İçinde 3 yıl boyunca öğrendiğim çiftçilikle ilgili bilgiler var; hangi zamanda ne ekilmesi, nasıl ekilmesi, nasıl tohum alınacağı, dünyada tarım nasıl yapılıyor, tarımla ilgili ve benim başımdan geçen komik öyküleri anlattım. Uzun süredir çıkarmayı istediğim sözlerini yazıp müziğini bestelediğim bir SİNGLE çıkarmak istiyorum. Ayrıca iki roman çalışmam var henüz bitiremediğim. Kısmet artık. Büyülü Aşk Masalları'nda gerçekten çok emek var. Çok güzel bir kitap oldu. Roman tadında bir eser. Herkes okumalı. Kitabımıza yazan sevgili yazarlara çok teşekkür ediyorum. Tüm bekarlara hayırlı eşler diliyorum. Bu kitap bana ve tüm bekarlara çok uğurlu gelsin."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/engelleri-asan-genc-muzisyenler-festivalde-bulustu/", "text": "Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından Uluslararası Engelsiz Müzik Festivali düzenlendi. Festivale yurt içinden ve yurt dışından 22 engelli müzisyen katıldı. British Council Yaratıcı İşbirlikleri hibe programı kapsamında gerçekleştirilen Uluslararası Engelsiz Müzik Festivali'ne yurt içinden ve yurt dışından 22 engelli müzisyen katıldı. Eğitim ve konferansların Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde konserlerin ise Musiki Muallim Mektebi ve CSO Ada Ankara'da düzenlenen festival, yarın sona erecek. Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Özden, sanatın engel tanımadığını, dünyadan her türlü insanı birleştirdiğini söyledi. Farklı disiplinlerden, farklı ülkelerden engelli müzisyenleri ortak paydada buluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Özden, Hayata sanatla, müzikle, resimle tutunma gayesi olan engelli gençlerimizi kendi içimizde harmanlama amacıyla böyle bir proje başlattık diye konuştu. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zafer Kurtarslan ise böyle bir festivale öncülük yapmaktan gurur duyduklarını belirtti. Festival kapsamında düzenlenen konserlerin birinde gençlerin bireysel performans sergileyeceklerini birinde ise üniversitenin oda orkestrasıyla sahne alacağını anlatan Kurtaslan, Bach'tan Mozart'ta Aşık Veysel'den popüler müzik parçalarına kadar geniş bir repertuvarla izleyicilerle buluşacaklarını bildirdi. Üniversite olarak engellilerin eğitimine katkı sağlamanın kendileri için önemini vurgulayan Kurtaslan, Üniversitemizde engellilere yönelik birçok araştırma merkezi, koordinatörlükler ve topluluklar var. Bu altyapıya sahipken böyle bir uluslararası festivali yapmak artık bir gereklilikti ifadelerini kullandı. Festival katılımcılarından Şevval Koç, Ankara Güzel Sanatlar Lisesi son sınıf öğrencisi olduğunu belirterek, birçok enstrümanı çaldığını, ayrıca Bizim Orkestra'da vokal yaptığını söyledi. Engelsiz Müzik Festivali yapılmasından mutluluk duyduğunu ve devamının gelmesini dilediğini belirten Koç, özel gereksinimli bireylerin gerekli imkan ve destek sağlandığında birçok şeyi başarabildiğini vurguladı. Koç, az gören bir birey olarak, en büyük hayalinin müzik öğretmenliği olduğunu belirterek, Ülkemizde, müziğe olan bakış açısını değiştirmek istiyorum. Öğrencilerin müziği sadece not geçilecek bir ders olarak görmemesini, bunun bir sanat dalı ve ruhun gıdası olduğunu anlamalarını istiyorum dedi. SERÇEV Engelsiz Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi Betül Ela Dağılmaz da müziğin kendisi için bir tutku olduğuna işaret ederek, müziksiz bir hayat düşünemediğini söyledi. Desteklendikleri durumda her şeyi başarabileceklerini vurgulayan Dağılmaz, Festivalin de güzel olacağını düşünüyorum. Güzel ortamlara girip, değişik duygular tadacağız diye konuştu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi öğrencisi ikizlerden Hamza Atakul, müzik eğitimi aldıklarını belirterek, şarkı söylemekten büyük keyif aldığını söyledi. Emre Atakul ise ileride neyzen olmayı hedeflediğini ve festivalde bulunmaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/engelsiz-filmler-festivali-basliyor/", "text": "Puruli Kültür Sanat tarafından düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, bu yıl 11 17 Ekim 2021 tarihleri arasında fiziksel ve dijital olarak 9. kez gerçekleştirilecek. Son dönemin en beğenilen uzun ve kısa metraj filmlerinden oluşturduğu 38 filmlik programıyla sinemaseverleri buluşturmaya hazırlanan festivalin bu yılki programında Ulusal Uzun Film Yarışması, Kısa Film Yarışması, Absürt, Oditoryum, Kaleydoskop ve Çocuklar İçin seçkileri yer alıyor. Türkiye ve dünya sinemasının son dönemde öne çıkan, beğeniyle karşılanan ve ödüller toplayan filmlerini Ankara ve Türkiye'deki tüm sinemaseverlerle buluşturacak olan festival, tüm filmleri her yıl olduğu gibi göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar içinse ayrıntılı altyazı seçenekleri ile erişilebilir olarak izleyicilerine sunacak. Festivalin salon gösterimleri Ankara'da, 11 13 Ekim 2021 tarihleri arasında Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde, çevrimiçi gösterimleri ise 11 17 Ekim 2021 tarihleri arasında eff2021. muvi. com adresinden gerçekleştirilecek. Film gösterimlerinin yanı sıra yönetmenlerle gerçekleşecek söyleşiler de erişilebilir olacak. Engelsiz Filmler Festivali, dokuzuncu yılında sinemaseverleri birçok yenilikle karşılayacak. Seyircinin aşina olduğu klasik seçkilerin yanı sıra ismi değişen ve yeni eklenen seçkileriyle festivalin en büyük yeniliği uluslararası nitelikte gerçekleştirilecek Kısa Film Yarışması. Festivalin ilk yılından bu yana Engelsiz Yarışma olarak yerli sinemanın en iyi örneklerinin buluştuğu bölüm ise bu yıldan itibaren Ulusal Uzun Film Yarışması olarak gerçekleştirilecek. Festival; Oditoryum, Kaleydeoskop ve Absürt isimli yeni seçkileriyle de farklı türdeki filmleri seyircisiyle buluşturacak. Festival bu yıl kısa film türünün gelişimine katkı sağlamak, bu alandaki üretimin ilerleyen yıllarda daha da artmasına öncülük etmek ve kısa film yönetmenlerine destek vermek amacıyla Kısa Film Yarışması gerçekleştirecek. Bu yıl 20 farklı ülkeden 66 kısa filmin başvuru yaptığı Kısa Film Yarışması'nda 8 ülkeden 13 kısa film yer alacak. Sinema Yazarı Hasan Nadir Derin, Yönetmen Emre Yalgın ve Engelsiz Filmler Festivali Program Koordinatörü Gamze Hamamcıoğlu'ndan oluşan seçici kurul üyeleri tarafından belirlenen finalistler arasında Egor Gavrilin'in 40 Yaş Üstü Erkekler İçin Örgü Kulübü (Knitting Club For Men Over 40), Aslak Danbolt'un Anne, Deniz Telek'in Anuş, , Victoria Warmerdam'ın Bıyık, Zeynep Dilan Süren'in Büyük İstanbul Depresyonu, Radik Kudoyarov'un Hediye, Vladimir Koptsev'in Hemşiremin Merhameti Yasemin Demirci'nin İklim Değişimi, Marco Arruda'nın Magnetica, Farnoosh Abedi'nin Malakout, Kayahan Kaya'nın Peşimdeki Polis, Sami Morhayim'in Susam, ve Hüseyin Aydın Gürsoy'un Toz olmak filmleri bulunuyor. Finale kalarak festival programında yer alan filmler, En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödülleri için yarışacak. Festival izleyicileri ise verdikleri oylarla Seyirci Özel Ödülü'nün sahibini belirleyecek. Kısa Film Yarışması'nın bu yılki Seçici Kurul'unda kurgucu, araştırmacı ve bağımsız festival programcısı Azza Chaabouni, International Short Film Week Regensburg Direktörü Insa Wiese ve Kısa Film Yönetmenleri Derneği Kurucu Başkanı Sidar Serdar Karakaş yer alıyor. Prestijli birçok ulusal ve uluslararası festivalde ödüller toplayan yapımların yer aldığı Ulusal Uzun Film Yarışmasın'da bu yıl; Barış Sarhan'ın dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali'nde yapan ve oyuncu olmak isteyen bir AVM güvenlik memurunun trajikomik hikayesi anlatan ilk uzun metrajı Cemil Şov, Faysal Soysal'ın katıldığı pek çok festivalden ödüllerle dönen ve darbe sonrası travmalara ve kadın cinayetlerine getirdiği özgün bakış açısıyla farklı siyasi, ahlaki ve felsefi bakış açıları sunan filmi Ceviz Ağacı, Azra Deniz Okyay'ın tüm ülkede elektriklerin kesildiği bir günde dört farklı karakterin kesişen hikayelerini anlatan ve 77. Venedik Film Festivali'nin Eleştirmenlerin Haftası bölümünde Büyük Ödüle layık görülen Hayaletler, Ferit Karol'un kendi halinde bir aile babası olan Orhan'ın zor günler geçirdiği süreçte ailesiyle arasındaki ilişkiye odaklanan ve 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Behlül Dal En İyi İlk Film ödülünü kazanan filmi Kumbara ve Cihan Sağlam'ın bir süredir ilişkilerinde problemler yaşadığı eşi Sevgi'nin kendisini aldattığını düşünen Ahmet'in hikayesine odaklanan ve 31. Uluslararası Ankara Film Festivali'nde En İyi İlk Film ödülünü kazanan Uzun Zaman Önce filmleri yer alıyor. Ulusal Uzun Film Yarışması'nın bu yılki Seçici Kurul'unda ise yönetmen Banu Sıvacı, senarist ve yapımcı Emine Yıldırım ve yönetmen İnan Temelkuran yer alıyor. Seçici Kurul'un belirleyeceği En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödülleri ile seyircilerin belirleyeceği Seyirci Özel Ödülü, 17 Ekim Pazar günü akşamı çevrim içi yayınlanacak ve tüm Türkiye'den takip edilebilecek Ödül Töreni'nde sahiplerini bulacak. Müzik ve sesin dönüştürücü gücüne odaklanan filmlere kulak vererek, dünyanın farklı coğrafyalarında müziği ya da sesi merkezine alan hikayeleri seyirciyle buluşturacak Oditoryum seçkisinde; Enrique Sanchez Lansch'ın Gürültü Senfonisi ve Beth B'nin Lydia Lunch: Savaş Asla Bitmez filmleri gösterilecek. Hakim bakış açısını sorgulayıp farklı bakış açıları sunan alternatif bir sinema deneyimi vadeden Kaleydoskop seçkisinde; Remi Chaye'nin Calamity: Martha Jane Cannary'nin Çocukluğu ve Alastair Lee'nin Kör Tırmanış filmleri seyirciyle buluşacak. Geleceğin sinefil adaylarını sinemanın büyülü dünyasıyla tanıştırarak, minik izleyicilere film izleme alışkanlığı ve sinema kültürü kazandırmayı amaçlayan Çocuklar İçin seçkisinde; Christoph Sarow'un Blieschow, Yaprak Moralı ve Are Austnes'nin Cüce ve Tilki, Henning Backhaus'un Dünyanın En İyi Orkestrası, Hugo Caby, Antoine Dupriez, Aubin Kubiak, Lucas Lermytte ve Zoe Devise'ın Göçmenler, Joost van den Bosch ve Erik Verkerk'in Mürekkep, Gerd Gockell ve Jesus Perez'in Siyah Beyaz, Marjolaine Perreten'in Sonbaharın Son Günü, Vera van Wolferen'in Turist Kapanı ve Aliona Baranova'nın Yaprak filmleri yer alacak. Rutinlerin dışına çıkartan beklenmedik, anlam verilemeyen olayları ve daha önce hiç yan yana düşünülmeyen şeyleri seyirciyle buluşturacak olan Absürt seçkisinde; Guido Hendrikx'in Bir Adam ve Bir Kamera filmi olacak. Bunun yanı sıra festival, aynı başlıkta Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali'nin özenle hazırladığı 6 filmlik bir programla da en beğenilen absürt kısaları izleme fırsatı sunacak. Festival'in program koordinatörü Jean-Bernard Emery'nin 2002-2020 yılları arasından seçtiği yapımları kapsayan seçkide; Evan Morgan'ın Acayip Komik Bir Hikaye, Michael Mohan'ın İşte Böyle Öleceksin, Alexandre Poulichot'un İyi Ölümler, Hans Petter Moland'ın Omuz Omuza, Celine Devaux'un Pazar Yemeği ve Max Porter ile Ru Kuwahata'nın Ziyan Olmuş Boşluk filmleri yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/engelsiz-filmler-festivalinde-9-animasyon-filmi-minik-izleyicilerle-bulusacak/", "text": "Bu yıl 11-17 Ekim'de dokuzuncusu düzenlenecek Engelsiz Filmler Festivalinde minik sinemaseverler için seçki hazırlandı. Toplam 9 animasyon filmin yer aldığı festivalin Çocuklar İçin seçkisi, minik izleyicilere film izleme alışkanlığı ve sinema kültürü kazandırmayı amaçlıyor. Seçkide Christoph Sarow'un, Tom ve kuzeni Matthias'ın yazı geçirdikleri çiftlikte üstlendikleri görevler ve Tom'un yaşadığı büyüme yolculuğunu anlatan filmi Blieschow, Yaprak Moralı ve Are Austnes'nin soğuk bir kış gecesinde yiyecek arayan aç bir tilkinin girdiği çiftlikte başından geçenleri işleyen filmi Cüce ve Tilki, Henning Backhaus'un Çorap Ingbert'in Viyana'daki bir orkestraya kontrbasçı pozisyonu için başvurmasını konu alan filmi Dünyanın En İyi Orkestrası, küresel ısınma nedeniyle sürgüne gönderilen iki kutup ayısının yol boyunca boz ayılarla yaşadıkları maceraları anlatan Göçmenler filmi gösterilecek. Ayrıca temizlik düşkünü bir ahtapotun eğlenceli hikayesini işleyen Mürekkep, Gerd Gockell ve Jesus Perez'in yabancılara karşı hoşgörüye odaklanan filmleri Siyah Beyaz, ormanda gerçekleşecek yarış için terk edilmiş bir bisikletin parçalarını toplayan hayvanların macerasını perdeye taşıyan Sonbaharın Son Günü, vahşi doğa ve tropik kuşlarla dolu pastoral bir ada arayan Jeep'in kaçışın mümkün olmadığı turist kapanına düşüşünü anlatan Turist Kapanı ve Aliona Baranova'nın küçük bir kızdan sonbahar yaprağı alan bir denizcinin anılarının peşine düşmesine odaklanan Yaprak filmi seçki içerisinde izlenebilecek. Puruli Kültür Sanat tarafından düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, her sene olduğu gibi bu yıl da tüm gösterimlerini ücretsiz olarak seyircilere sunacak. Tüm film gösterimleri ve diğer yan etkinliklerin sesli betimleme ve ayrıntılı alt yazı seçenekleri ile erişilebilir olarak takip edilebileceği festival hakkında ayrıntılı bilgiye www. engelsizfestival. com adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/enka-sanat-dunya-tiyatro-gunu-mujdesi-verdi/", "text": "ENKA Sanat, etkinlik arşivini 27 Mart Dünya Tiyatro Günü itibariyle erişime açtı. Paylaşımlarının ilkini Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali işbirliğinde gerçekleştiren Enka Sanat, açılışı Türkiye Tiyatrosunun ve İstanbul Tiyatro Festivali'nin 1980'lerden Günümüze Yolculuğu başlıklı panelle yaptı. ENKA Oditoryumu'nda 29 Ocak'ta düzenlenen panel, 27 Mart tarihinden itibaren ücretsiz olarak izlenebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/enka-sanat-genc-sanatcilara-burs-verecek/", "text": "ENKA Sanat, 40. yılında Lale Tara Sanat Bursu ile genç sanatçılara yönelik yeni destek programına imza atacak. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, yetenekli genç sanatçıların yurt dışındaki lisans ve lisansüstü eğitimlerine destek olmak amacıyla hayata geçirilen burs kapsamında, bu yıl klasik müzik alanına odaklanılacak. Burs programının seçici kurulunda İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Flüt Grup Şefi Bülent Evcil, viyolonsel sanatçısı Dilbağ Tokay, piyanist ve besteci Fazıl Say, piyanist Prof. Gökhan Aybulus ve ENKA Vakfı temsilcisi bulunuyor. Açıklamada görüşlerine yer verilen ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu; Sayın Lale Tara'nın yıllardır genç sanatçılara verdiği desteği sürdürülebilir kılmak amacıyla hayata geçirdiğimiz burs ile Türkiye'deki yetenekli genç sanatçıların yurt dışındaki eğitimlerine katkı sağlayarak, onların potansiyellerini geliştirmelerine destek olacağız. Her yıl seçici kurulun belirleyeceği iki genç yeteneğe, ilk yılımızda 2 milyon liralık burs desteği taahhüt ediyoruz. Bu yıl klasik müzik alanına odaklanan burs ile önümüzdeki yıllarda diğer sanat dallarına yönelik çalışmalar da yürüteceğiz dedi. Programla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için www. enkasanat. org adresi ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/enka-sanatin-yeni-sezonu-basliyor/", "text": "ENKA Sanat'ın yeni sezonu çok şey var mottosu ile 9 Kasım'da başlıyor. Yeni sezon, opera sanatçısı Güvenç Dağüstün ve piyanist Burçin Büke'nin hayata geçirdiği çok özel bir proje ile açıyor. Biraz sohbetli, bolca müzikli, şiirlerden şarkılara bir yolculuk sunan Şair Şarkıları'nda ikiliye REDD grubunun solisti Doğan Duru eşlik edecek. 10 Kasım'da ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve 16 Kasım'da Türk tiyatrosunun duayen ismi Yıldız Kenter anısına düzenlenecek etkinliklerin yanı sıra, pek çok özel projenin de yer aldığı program, izleyicileri ENKA Oditoryumu'nda yeniden tiyatro ve müzik dolu bir seçki ile buluşturacak. Günümüzün önde gelen keman virtüözlerinden Cihat Aşkın ile piyanist Cana Gürmen, 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü'nde çok özel bir resitalde bir araya geliyor. Sanatçıların, Schubert'ten Ulvi Cemal Erkin'e çok özel bir repertuar seslendireceği Atatürk'ü Düşünmek resitali, bir Selanik Türküsü olan ve düzenlemesi Cihat Aşkın'a ait Bülbülüm Altın Kafeste ile son bulacak. ENKA Sanat, dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay'ı 15 Kasım'da bir kez daha sahnelerinde ağırlayacak. Sanatçı bu çok özel resitalde, dünya çapında en güçlü yorumcusu olarak tanındığı Ahmed Adnan Saygun'un yanı sıra, Frederic Chopin'den Joseph Haydn ve Felix Mendelssohn-Bartholdy'den eserler de seslendirecek. ENKA Sanat, 2019 yılında aramızdan ayrılan Yıldız Kenter'i, 16 Kasım akşamı Güngör Dilmen'in klasikleşmiş eseri Ben Anadolu ile anıyor. Anadolu topraklarının özünü oluşturan; toprakla, ağaçla, ürünle, masallarla, tarihle, savaşlarla, sokaklarla bir olan, Anadolu'nun farklı çağlarına tanıklık eden kadınlar, bu kez Ayça Bingöl'ün yorumunda vücut bulacak. ENKA Oditoryumu 23 Kasım'da, son dönemin dünya çapında en önemli oyunlarından biri olarak görülen, Afife Tiyatro Ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu Ödüllü Şerif Erol ve En İyi Kadın Oyuncu Ödüllü Özlem Zeynep Dinsel'in bulunduğu Baba oyununa ev sahipliği yapacak. Türkiye'nin en başarılı müzisyenlerinden İlhan Şeşen ile şair, yazar, tiyatrocu, araştırmacı ve ayrıntı ustası Sunay Akın, Aşk Şarkıları ve Öyküler için 26 Kasım'da bir araya geliyor. ENKA Oditoryumu'nda etkileyici sevda öyküleri ve aşk şiirleriyle sahne alacak Sunay Akın'a, aşk şarkılarının en sevilen yorumcularından İlhan Şeşen eşlik edecek. 27 Kasım Cumartesi günü ise Ortak Yapım projesi kapsamında İstanbul Tiyatro Festivali'nin yapımcılığını üstlendiği Beni Sakın Yumruklardan, festivalin ardından ilk kez ENKA Oditoryumu'nda seyirciyle buluşacak. Türkiye'nin en genç caz piyanisti Hakan Başar, 30 Kasım'da ENKA Oditoryumu'nda ilk kez sahne alacak. Kontrbasta Ozan Musluoğlu ve davulda Ferit Odman'ın eşlik ettiği Hakan Başar Trio, jazz, blues, latinjazz, souljazz, gospel ve post bop tarzı parçalarıyla müzikseverlere keyifli bir gece yaşatacak. Şahika Tekand'ın yazdığı ve yönettiği, Yiğit Özşener'in oynadığı Studio Oyuncuları'nın yeni oyunu Aşınma, 7 Aralık'ta ENKA Oditoryumu'nda olacak. 14 Aralık'ta ise sezonun son gösterisi olarak, ENKA Sanat'ın Yapım Sponsoru olduğu, Türk Tiyatrosu'nun ulu çınarı Genco Erkal'ın sanat hayatını ele alan Genco belgeseli bir kez daha sanatseverlerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/entelektuel-olum-sergisi-11-subatta-mira-koldas-art-galleryde-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Kavramsal/protest sanatçı ve yazar Erhan Us'un onuncu kişisel sergisi Entelektüel Ölüm, 11-25 Şubat tarihlerinde Mira Koldaş Art Gallery 'da, Gökçe Oruç küratörlüğünde sanatseverlerle buluşuyor. Pandemi sebebiyle randevu ile ziyaret edilecek sergi, Us'un post-gerçeklik, popülizm, kimlik siyaseti/toplumun aptallaştırılması, eğitim sistemlerinin çöküşü doğrultusunda toplumun sorgulayıcı fonksiyonlarının azalarak tektipleşmesi sonucu entelektüel varlığını kaybetmesi gibi konuları merkezine alarak; geçen yıllarda 5 kıta / 26 ülkede sergilenmiş, Türkiye'de ilk defa izleyici ile buluşacak, oldukça sert yerleştirme ve resimlerden oluşuyor. Alet olduğun popülizmin ve cehaletin ve kimlik siyasetinin. Kısmet dedin sorumsuzluktan gelen, nedensellik kıskacında bütün sorunlarına. Sıkıldın, o new age saçmalıklarla dolu kitapları okurken bile, sıkıldın. Selfie'ni çekmen yarım saat sürdü, onaylanma arzusuyla. Survivor izledin sonra, tanrından birkaç istek yapıp, uyudun dogmalarınla. Yani yaşadın sorgulamadan, ve öldün Bilginin ulaşılabilirliğinin, Kavramsal sanatçı ve yazar. Bilkent Üniversitesi THM'den sonra, marketing çalışmaları ve on bir sivil toplum başkanlığına istinaden uluslararası onur nişanlarına ve 'En İyi Dijital Ajans' ödüllerine layık görüldü. Eserleri; 25'i aşkın ülkede sanatseverlerle buluştu. İstanbul ve Anadolu Üniversiteleri'nde Sosyoloji ve Felsefe çalışmalarına devam etmektedir. Dijital Prestij: Teknoloji, Sosyal Medya ve Marketing Üzerine kitabı 2018'de yayımlanan Us; Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği, AFSAD ve AGSAD üyesi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/erdal-oz-edebiyat-odulunun-yeni-sahibi-selim-ileri/", "text": "Can Yayınları'nın kurucusu Erdal Öz'ün anısını yaşatmak için ailesi tarafından her yıl düzenlenen ve bu yıl 14. kez verilen Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün yeni sahibi Selim İleri oldu. Başkanlığını Sibel Irzık'ın üstlendiği, Cemil Kavukçu, Ömer Türkeş, Metin Celal, Nilüfer Kuyaş, Murat Yalçın ve Faruk Duman'dan oluşan seçici kurul, ödülün Selim İleri'ye verilmesini kararlaştırdı. Her yıl bir üyenin ayrılıp bir başkasının katılımıyla yenilenen jüri, altı yıldır jüride bulunan ve 2021 komitesinin başkanlığını yürüten Sibel Irzık'ı uğurlayacak. Gelecek sene jüriye katılacak olan yeni isim Jale Özata Dirlikyapan olacak. 2008 yılından bugüne kadar verilen ödül, Handan Börüteçene'nin tasarladığı bir ödül heykelciği ve 15.000 TL'den oluşuyor. Erdal Öz Edebiyat Ödülü bugüne dek, Gülten Akın, Nurdan Gürbilek, İhsan Oktay Anar, Şavkar Altınel, Murathan Mungan, Cemil Kavukçu, küçük İskender, Orhan Pamuk, Orhan Koçak, Cevat Çapan, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin ve Jale Parla'ya verildi. 1949'da İstanbul'da doğdu. 19 yaşında Cumhuriyet Yalnızlığı isimli ilk öykü kitabı yayımlandı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki öğrenimini 1972 yılında yarıda bıraktı. 1976'da Dostlukların Son Günü'yle Sait Faik Hikaye Armağanı'nı, 1977'de Her Gece Bodrum'la Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü aldı. Romanları ve öyküleriyle edebiyat çevresinde geniş yankılar uyandırdı. Yaşarken ve Ölürken (1981) Milliyet Sanat Dergisi'nce yılın romanı seçildi. Kırık Bir Aşk Hikayesi adlı senaryosu Sinema Yazarları'nca 1982-83 mevsiminin en iyi senaryosu ödülüne layık görüldü. Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın (1991) Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü aldı. Allahaısmarladık Cumhuriyet adlı oyunu 1997'de hem Afife Jale hem de Avni Dilligil ödüllerini aldı. İleri'ye 1999 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti televizyon alanında Kültür- Sanat Ödülü verdi. Radyo çalışmaları dolayısıyla aynı yıl Dialog Medya Ödülü'nü aldı. 2001'de Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak yayımlandı ve 2002 Orhan Kemal Roman Armağanı'yla ödüllendirildi. Selim İleri ayrıca 2003 yılında Uzak, Hep Uzak adlı deneme kitabıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü, 2005 yılında İstanbul'un Sandık Odası adlı kitabıyla da TYB'nin Hatıra Gezi alanındaki ödülünü, 2012'de Aydın Doğan Ödülü'nü ve Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü'nü, Aralık 2013'te Türsak Vakfı Türk Sinemasına Hizmet Ödülü'nü aldı. 2018 yılında Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı seçildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ergin-inandan-amos-serisi/", "text": "-E. İnan Doğadaki ışık ve renk arasındaki ilişkinin insanlar üzerinde yarattığı etkiyi uzun yıllardır zamanını geçirdiği Amos için yorumlayan Ergin İnan, sanat yaşamında özel yeri olan desenlerden bir seri ile sanatseverlerle buluşuyor. Uzun bir aradan sonra geçtiğimiz Kasım ayında gerçekleştirdiği Ben, Ergin İnan kişisel sergisi ile izleyici karşısına çıkan usta sanatçı, global temsiliyetini üstlenen EArt Galeri aracılığıyla yine farklı bir işe imza atıyor. Müze tipi Hahnemüle kağıt üzerine fine art baskı uygulanarak edisyonlandırılan 19 adet çiziminin ve sanatçının 7 sayfalık el yazısı anlatımının özel tasarım set kutusu içinde yer aldığı ve sadece 100 adet hazırlanan koleksiyon serisi, Eylül ayı itibarıyla satışa sunuluyor. 2017 yılında kurulan EArt, ulusal ve uluslararası alanda tanınan çağdaş sanatın önemli isimleri ile yükselen yetenekleri harmanladığı seçkileriyle sanatseverlere dinamik bir koleksiyon sunuyor. İstanbul Kağıthane'deki galerisini 2022 yılında açan EArt, 500 m2'lik yeni alanı ile daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor. Alanında özgün, farklı teknik ve içeriklerle çalışan sanatçıları ile büyük bir çeşitliliğe yer veren EArt, günümüzde değişen koleksiyoner kavramına paralel oluşturduğu farklı seçkileri ile yapıt ve izleyici arasında aktif bir rol oynamaya odaklanıyor. Temsil ettiği sanatçıları yenilikçi vizyonu ile ulusal ve uluslararası platformlarda desteklemeyi misyon edinen EArt, onlara benzersiz ifade alanı sunarak görünürlüklerine katkı sağlarken sergiler, sanatçı projeleri, kurumsal işbirlikleri gibi farklı kategorilerden oluşan güçlü galeri programı ile misyonunu gerçekleştirmeye devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/erhan-us-ataerkilled-sergisiyle-yeniden-izleyiciyle-bulustu/", "text": "Kavramsal/protest sanatçı ve yazar Erhan Us'un on birinci kişisel sergisi Ataerkilled, 10-13 Mart 2022 tarihleri arasında ArtAnkara 8. Çağdaş Sanat Fuarı'nda izleyiciyle buluştu. Toplumsal cinsiyet rollerinin öldürücü alışkanlıklara dönüşmesini 20'ye yakın yerleştirme ve resim ile eleştiren Us'un mini sergisi, ATO Congresium Ankara'da bir kez daha ziyarete açıldı. Ataerkilled, Erhan Us 'un Şubat 2022'de on ikinci sergisi olarak hazırladığı Tanrı Simülasyonu NFT koleksiyonundan önce, 25 Kasım-31 Aralık 2021 tarihlerinde Uniq Expo Istanbul'da sanatseverlerin beğenisine sunulmuştu. Toplumsal cinsiyet eşitliği, muhafazakar yapının bedene tahakkümü, fırsat eşitsizliği, ayrımcılık, dayatılan güzellik kavramı, cinsel suçlar, metalaşma, moda-istismar gibi konuları merkezine alan sergi, Us'un geçen yıllarda Tokyo Metropolitan Müzesi, Londra, Miami, Roma, Sydney, Rahmi M. Koç Müzesi, SaatchiArt gibi 5 kıta, 26 ülke ve birçok şehirde sergilenmiş yapıtlarından oluşuyor. Toplum denilen o tanımsız şeyin travmalara çektiği yara bantlarını ve körlüklerini birer göz bandı yapıp taktığı bizlerin, tarihte yalnız ve ancak şekil değiştiren 'tatlı hatıralar'a birer şeker daha atıp içerken, şiddetin tekrar üretildiği aklımızdan bile geçmeyen bu iğrenç şekilciğilin dağınıklığı arasında kadın, erkek, meta, dualite sonunda yersiz bir kimliksizleşme. 'Süs'leştirilip yaşamı eve sıkıştırılan, işinde üzerine cam tavanlar atılan, muhafazakarlaşmanın kutsallarla paketlediği, anahtar kimliği anneleştirilen, moda istismarıyla hızlı tüketim öğesi yapılan kadın modelleri ve yanında bazı anlamsız beden mecburiyetleri. Ataerkil içerikten vazgeçmeyen ve hiçbir zaman da 'hakimiyetini' teslim etmemek planlarıyla vazgeçmeyecek inanç sistemleri, bin yıllardır bireyin vücut bütünlüğüne tahakküm arzusunda. Türümüz aydınlanma davalarının sonunda yine dogmaya, geleneklere, inançlara sığındı. Sistemin zihne işlediği 'normalleştirme' suça zemin yaratırken; haksız tahrik, iyi hal, ceza indirimleri, duygusal bahanelere sarılmış cinayetler, kapatılmış soruşturmalar, sağlanmayan koruma, sınırlarını bilmeyen birey hazırladı olay mahallini. Gelenekler ve dedikodu ile kişiyi sınırlarken toplum, düzeni ifşa edenler erkek 'otoriteler' ya da ataerkil kadınlar tarafından susturuldu. Toplumun refleks göstermediği kız isteme, kırmızı kuşak, tanımlanmış oyuncak ritüelleri, naz yapan, prensesleştirilen, evlilik amacı yüklenen, erkeğe itaatkar cici kız kodları ve sayısız benzeri, kadın mücadelesi ve kazanımlarını görmezden yine gelme eğiliminde. Belirlenmiş rollerden-dayatmalardan kurtulmanın, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, feminizmin-güçlü kadın duruşunun önünde bugün en büyük engel; medyanın reytingler, tiraj ve onaylanmak, erkek ile ataerkil kadının da 'uyum veya emir' uğruna devam ettirdiği geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri. Kavramsal sanatçı ve yazar. Bilkent Üniversitesi THM'den sonra, marketing çalışmaları ve on bir STK başkanlığına istinaden uluslararası onur nişanlarına ve en iyi dijital ajans ödüllerine layık görüldü. Eserleri 30'a yakın ülkede sanatseverlerle buluştu. Dijital Prestij: Teknoloji, Sosyal Medya ve Marketing Üzerine kitabı 2018'de yayımlanan, Status Quo ve Polisopolis adlı yeni kitapları Nisan 2022'de raflarda ve dijitalde yayında olması beklenen, yaşamı hakkında bir de belgesel çekilmiş olan Erhan Us; a+A Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve AFSAD üyesi olup, İstanbul ve Anadolu Üniversitelerinde Sosyoloji/Felsefe çalışmalarına devam etmekte ve Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde dersler vermekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/erhan-ustan-yeni-sergi-the-god-simulation/", "text": "Kavramsal-protest sanatçı ve yazar Erhan Us'un on ikinci kişisel sergisi The God Simulation, NFT koleksiyonu olarak 10 Şubat itibariyle izleyici ile buluştu. The Truman Show filminden elli karenin bozulmuş formları ile gerçeklik, simülasyon argümanı ve bilinç üzerinde duran sanatçı, toplumun inanmayı tercih ettiği sabitler ve güncel önermeler arasındaki önyargı-tutum farkına, değiştirilmiş görme biçimleri kullanarak dikkat çekiyor. Dev NFT 'marketplace'leri OpenSea. io ve Rarible. com'da erhanus kullanıcı adı ile görüntülenebilecek Us, sanatın sansasyonelliğin etkisinde kalmamasının önemini vurgulamak adına sınırlı NFT'nin satışa sunulacağını belirtti. Serinin devam projeleri, Matrix ve 13. Kat'ın incelendiği iki yeni koleksiyon da mart ve nisanda sanatçının NFT hesaplarında izlenebilecek. On binlerce yıl sonra yaşayacak bir insanın, evrimin aşamalarını veya tarihini çözümlemek için tasarladığı bir bilinç olmak ya da olmamak. Belki kanlı canlı insan, belki kavanozdaki beyin ya da birkaç silikon etkileşimi olarak Platon, Descartes, Hume, Kant, Berkeley, Baudrillard, Bostrom. Soğuk bir gün doğumu gibi yüze çarpan dogmaların arasında o 'kutsal' kitabın karakterleri değiştirildiğinde; cezalandırıcı tanrının sınadığı kuklalarla, bir simülasyonda zalim çocukların Sims karakterleri arasında hiçbir fark yok. Kavramsal sanatçı ve yazar. Bilkent Üniversitesi THM'den sonra, marketing çalışmaları ve on bir STK başkanlığına istinaden uluslararası onur nişanlarına ve en iyi dijital ajans ödüllerine layık görüldü. Eserleri 30'a yakın ülkede sanatseverlerle buluştu. Dijital Prestij: Teknoloji, Sosyal Medya ve Marketing Üzerine kitabı 2018'de yayımlanan, ikinci kitabı Status Quo'nun Mart 2022'de raflarda olması beklenen ve yaşamı hakkında bir de belgesel çekilmiş olan Us; Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve AFSAD üyesi olup, İstanbul ve Anadolu Üniversiteleri'nde sosyoloji-felsefe çalışmalarına devam etmekte ve Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde dersler vermekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/erhan-usun-yeni-sergisi-ataerkilled-uniqte-acildi/", "text": "Kavramsal/protest sanatçı ve yazar Erhan Us'un on birinci kişisel sergisi Ataerkilled, 25 Kasım 31 Aralık 2021 tarihleri arasında Uniq Expo'da izleyici ile buluşuyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin öldürücü alışkanlıklara dönüşmesini 20'ye yakın yerleştirme, resim ve fotoğrafı ile eleştiren Us'un mini sergisi, Uniq İstanbul'un 1500 m 'lik sergi alanı Uniq Expo'da 70 Sanatçı 100 Kadın seçkisine eşlik ediyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği, muhafazakar yapının bedene tahakkümü, fırsat eşitsizliği, ayrımcılık, dayatılan güzellik kavramı, cinsel suçlar, metalaşma, moda istismar gibi konuları merkezine alan sergi, Us'un geçen yıllarda Tokyo Metropolitan Müzesi, Londra, Miami, Roma, Sydney, Rahmi M. Koç Müzesi, SaatchiArt gibi 5 kıta, 26 ülke ve birçok şehirde sergilenmiş yapıtlarından oluşuyor. ManifestoToplum denilen o tanımsız şeyin travmalara çektiği yara bantlarını ve körlüklerini birer göz bandı yapıp taktığı bizlerin, tarihte yalnız ve ancak şekil değiştiren 'tatlı hatıralar'a birer şeker daha atıp içerken, şiddetin tekrar üretildiği aklımızdan bile geçmeyen bu iğrenç şekilciğin dağınıklığı arasında kadın, erkek, meta, dualite sonunda yersiz bir kimliksizleşme. 'Süs'leştirilip yaşamı eve sıkıştırılan, işinde üzerine cam tavanlar atılan, muhafazakarlaşmanın kutsallarla paketlediği, anahtar kimliği anneleştirilen, moda istismarıyla hızlı tüketim öğesi yapılan kadın modelleri ve yanında bazı anlamsız beden mecburiyetleri. Ataerkil içerikten vazgeçmeyen ve hiçbir zaman da 'hakimiyetini' teslim etmemek planlarıyla vazgeçmeyecek inanç sistemleri bin yıllardır bireyin vücut bütünlüğüne tahakküm arzusunda. Türümüz aydınlanma davalarının sonunda yine dogmaya, geleneklere, inançlara sığındı. Sistemin zihne işlediği 'normalleştirme' suça zemin yaratırken; haksız tahrik, iyi hal, ceza indirimleri, duygusal bahanelere sarılmış cinayetler, kapatılmış soruşturmalar, sağlanmayan koruma, sınırlarını bilmeyen birey hazırladı olay mahallini. Gelenekler ve dedikodu ile kişiyi sınırlarken toplum, düzeni ifşa edenler erkek 'otoriteler' ya da ataerkil kadınlar tarafından susturuldu. Görünüşün aldatıcılığı ile geçiciliği dışında, sığlıkları kamufle etme özelliği de var evet; kabullenilme endişesinden kurtulamayan bireyi ikiyüzlü uygulamalara iten yargılama kriterleri arasında kitlelerin. Toplumun refleks göstermediği kız isteme, kırmızı kuşak, tanımlanmış oyuncak ritüelleri, naz yapan, prensesleşirilen, evlilik amacı yüklenen, erkeğe itaatkar cici kız kodları ve sayısız benzeri; kadın mücaadelesi ve kazanımlarını görmezden yine gelme eğiliminde. Belirlenmiş rollerden dayatmalardan kurtulmanın, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, feminizmin güçlü kadın duruşunun önünde bugün en büyük engel; medyanın reytingler, tiraj ve onaylanmak; erkek ile ataerkil kadının da 'uyum veya emir' uğruna, devam ettirdiği geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eril-siddetin-hasarina-karsiboslukta-sergisi-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Sanatçı Metin Ünsal'ın tüm canlılara, özellikle kadına yönelik eril şiddetin ruhlarda yarattığı hasarı odağına alan Boşlukta sergisi, 6 Ocak 3 Şubat tarihleri arasında Galeri Işık Teşvikiye'de sanatseverlerle buluşuyor. Ünsal ile sergi hazırlık süreci, üretim pratiği ve çalışmalarındaki kadın ruhlar üzerine artfuliving ile sohbet etti. Son yıllarda şiddet eylemlerinin, özellikle de kadına şiddetin çok yüksek bir oranda arttığının farkındayız. Birçok kuruluş ve bireyin de bu konuya tepkisinin yoğunlaştığını izlemekteyiz. Ben de şiddet konusunu 2016 yılından beri irdeleyen ve toplumun dikkatini bu yöne çekmeye çalışan bazı sanatsal işler üretme çabasındayım. Bu yolla daha çok bireyin ve belki toplumun bir parçasının duyarlılığını arttırmak ve bir kez daha şiddete karşı durmak gerektiğini vurgulamak istiyorum. Sadece kadını hedef alan değil şiddetin mağduru olan farklı kesimlerin, canlıların ve gezegenin kendisinin de çalışmalarımda yankıları belirginleşmeye başlıyor. Hasar ile başlayan, Bedel sergisiyle devam eden serinin üçüncü ayağı olan Boşlukta, 6 Ocak itibariyle Galeri Işık Teşvikiye'de ziyarete açılıyor. Mart 2022'de Hayalet Şiddet başlığıyla İzmir Galeri A'da ve İzmir Sanat'ta eş zamanlı gerçekleşecek sergilerim ve devamında planladığımız sergilerinde bu etkiler daha belirgin olacaktır. Ülkemizde ve dünyada uzun yıllardır var olan bu sorunu dile getirme yolunda yaklaşık altı, yedi yıl önce başladığım araştırmalar ve okumalar sonucu konunun ulaştığı boyut beni şaşırttı. Kitaplar kadar sorunu ele alan video röportaj ve belgeleri de inceledim. Ülkemizin kadına şiddet konusunda başta gelen ülkeler arasında olmasına, kadının toplumda hak ettiği yeri bulamamasına ve cinsiyet ayrımcılığına uğramasına, kadına ön yargıyla yaklaşılmasına karşı ben de duygu ve düşüncelerimi sanat pratiğim aracılığıyla ifade etmek istedim. Bu tutumu bir erkek olarak kendi hemcinslerimin eylemlerine karşı bir tavır ve özeleştiri olarak oluşturdum. Sergiler arasında kesintisiz süren çalışmalar yaşamdaki değişiklikleri de üretime taşıyor. Yenilikler ve değişimlerle beslendiğimiz bu süreçlerin getirilerini de pek tabii ki sanat çalışmalarımıza ekliyoruz. Bir düşüncenin veya amacın, bugün birkaç değişik sanatsal dil ile anlatımı bana daha etkili ve doğru geliyor. Resim ile başlayan üretimimi zaman içerisinde farklı medyumlar ile besledim. Gerek kendi atölye deneylerim gerek başvurduğum iş birlikleri ile farklı anlatım biçimlerini gündeme almak istiyorum. 3D çalışma da bu iş birliklerine bir örnek. Ruhların yaşadıklarını ve hissettiklerini izleyiciye daha yoğun aktarmak için 3D animasyon yöntemini tercih ettim. Hikayesinden biraz bahsetmem gerekirse, şöyle özetleyebilirim: Şiddet karşısında deformasyona uğrayan ve yıpranan ruhlar niteliği belirsiz, boşlukta, tek başlarına, yorgun ve ağır hareketlerle durmaktadırlar. Evrenin dört bir yanından gelen sesleri duymakta ama kendi varlıklarını kimseye fısıldayamamaktadırlar. Maruz kaldıkları şiddet, onları kıyamete kadar bu boşlukta, taşıdıkları acı duygularıyla baş başa kalmaya mahkum etmiştir. İzleyicinin bu yönde ortaya konan benzeri çalışmalarda şiddetin vahim boyutunu, önemini bir kez daha duyarak, kavrayarak bu konuda bir adım daha atmanın farkındalığına ulaşmasını umut ediyorum. Serginin yaratmak istediği mesajı alan, bu toplumsal dengesizliği kendi yorumundan geçiren insanlar belki de şiddete karşı olan hareketlere katkıda bulunacak ya da en azından düşüncesini tekrar gözden geçirecektir. Kuşkusuz izleyiciler içinde zaten bu farkındalığa sahip ve hatta bu çabanın muhatabı insanlar da olacaktır. Bu amaçla konunun sadece sergi izleyicisi ile sınırlı kalmaması için sergiye eşlik eden bir yayın hazırlığımız da var. Çok küçük yaşlardan beri haksızlığa ve şiddete maruz kalan kadınların ruhları olarak, hayatları boyunca taşıyacakları acı katmanları ile var olmak zorunda kaldıklarını bize anlatıyorlar. Toplum içi ayrımcılık sebebiyle gölgede kalan, öne çıkamayan ve elde edemediği hakları yüzünden ıstıraplı bir yaşam süren ruhlarda oluşan deformasyonu ve değişimi hissetmemizi istiyorlar. Bu ruhlar şiddetin farklı biçimlerine maruz kalmış ve sessizliğe itilmiş insanları temsil ediyorlar. Boşluk gibi niteliği belli olmayan bir ortama itilmiş olan bu yalnız ruhlar, karşılaştıkları acıları da kendileriyle birlikte bu ortama taşırlar. Bir arkadaş veya tanıdığın, yardım çığlıklarına koşmasını beklediklerini de düşünebiliriz. Ama ne yazık ki çoğu zaman bu çağrılarına yanıt alamadıklarını biliyoruz. Doğaldır ki yapılan çalışmalar tüm bu düşüncelerin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmaların kaynağı, ruha yapılan eziyet, şiddet ve bir nevi işkencenin geri dönülemez tahribatını ortaya koymak içindir. Bu konudaki farkındalıklarıyla öne çıkan sivil toplum temsilcisi, gazeteci, akademisyen, yazar ve şair gibi farklı disiplinlerden isimlerin şiddet üzerine düşünceleri, şahit oldukları ve deneyimlediklerini yan yana getiren bu yazılara Tanıklık isimli yayınımızda yer veriyoruz. Bu yayına galeriden ulaşabilirsiniz. Tabii ki bir veya birkaç uyarı ile tüm dünyaya yayılmış böyle bir eşitsizliğin dengelenmesini beklemek hayal olur. Ancak özellikle Türkiye gibi bazı ülkelerde bu tartışmaların kuvvetlenmesi gerekmektedir. Toplumun eğitim ve kültür düzeyi, insanların bu konuda aydınlatılması ve idarenin buna uygun bir zemin yaratması yarınlar için umutlu olmamızı sağlayacaktır. Sergilerin mart ayında İzmir'de eş zamanlı iki sergi olarak düzenlenmesinin ardından Ankara, Mardin ve Bodrum'da organize edilmesi planlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/erkan-ertenden-yeni-kitap-agartha-tunelleri/", "text": "Erkan Erten'in 90'lı yıllardan bugüne yaptığı araştırmalar sonunda kurgusal bir bütünlükle kaleme aldığı Agartha Tünelleri adlı kitabında; Kız Kulesi'nin sırlarla dolu hikayesi, İstanbul'un Meryem Ana'nın şehri olduğuna dair bulguları ve İstanbul'un altındaki tünellerden tarihi mekanlara geçitlerin olduğu, birbirine bağlı hikayelerle dünyanın en eski bilinmeyeni yer altı ülkesi Agartha'nın sır perdesini aralıyor. Agartha Tünelleri Thule Cemiyeti Kurucusu Şefik Hüsnü olarak bilinen Baron Von Sebottendorf, 1456 yılında İstanbul'a gelerek kutsal emanetlerini almak isteyen İtalyanlar, II. Abdülhamit'in emanete ulaşarak teşhir etmesi, Kız Kulesi efsanelerinden birinin yeniden gün ışığına çıkması gibi yaşanmış hikaye ve ana karakterlerin kurgusal bir dille anlatıldığı, merak uyandıran çarpıcı bir roman. Yazarın daha önce kaleme aldığı Evde Yokuz adlı tiyatro oyun kitabı ve Bir Devrimcinin Hatıra Defteri adlı eserleri bulunuyor. İnternet üzerinden satın alabileceğiniz Agartha Tünelleri, okudukça merak uyandıran, digital platformlarda dizi olabilecek nitelikte bir eser."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/erol-evgin-1-ocakta-sokak-muzisyenleri-ile-is-sanat-sahnesinde/", "text": "İş Sanat'ın müzikseverlere sunacağı yeni yılın ilk konserinde Türk pop müziğinin duayen ismi Erol Evgin sahnesini sokak müzisyenleriyle paylaşıyor. Konser 1 Ocak akşamı saat 20.30'dan itibaren İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden yayımlanacak ve sezon sonuna kadar ücretsiz izlenebilecek. İş Sanat'ın müzikseverlere sunacağı yeni yılın ilk konserinde Türk pop müziğinin duayen ismi Erol Evgin sahnesini sokak müzisyenleriyle paylaşıyor. Yine de Güzeldir Yaşamak başlıklı konserde, dört neslin birlikte söylediği, anılarımıza fon müziği olmuş altın şarkılarıyla müzikseverlerin kalbinde çok özel bir yere sahip olan Evgin, sevilen şarkılarını sokak müzisyenleri; Grup Subway, Vapurdakiler, Yasemin Yüksel, Salva Quartet, Grup Kök ile birlikte seslendirecek. İş Sanat'a özel hazırlanan konser 1 Ocak akşamı saat 20.30'dan itibaren İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden yayımlanacak ve sezon sonuna kadar ücretsiz izlenebilecek. Sokak bizim için özgür bir sahne diyerek sokak müzisyenleriyle bu özel projede bir araya gelen Erol Evgin; Umutsuzluk bulaşıcıdır. Umut ise dalga dalga yayılır. Sanat umut demektir. Bu zorlu günlerde bu konser herkese umut olsun. Her şeye rağmen 'Yine de Güzeldir Yaşamak' dedi. İş Sanat'ın ocak ayındaki diğer etkinlikleri çevrim içi izleyicilerle buluşmaya devam edecek. Dilek Türkan ve Derya Türkan, unutulmaz bir repertuvarla 2 Ocak akşamı izleyici karşısına çıkacak. Yelda Bayramoğulları, Aslıhan Güngör ve Nurdan Küçükekmekçi'den oluşan Trio Patara 8 Ocak'ta sahne alacak. Şiir ve hikaye tutkunlarının yıllardır büyük bir ilgiyle takip ettiği dinleti serisinde 18 Ocak'ta Gülten Akın'ın şiirleri yer alacak. İş Sanat ve Milli Reasürans iş birliğinde düzenlenen ve şef Hakan Şensoy yönetimindeki Milli Reasürans Oda Orkestrası'nın konseri 21 Ocak'ta sahnede olacak. Konserin solistliğini çellist Çağ Erçağ yapacak. Uğur Önür, İsmail Çakır ve Umut Sülünoğlu Bu Muhabbet Bitmez projesiyle yöresel ezgileri 16 Ocak'ta İş Sanat sahnesine taşıyacak. Bilal Karaman Quartet ve Ülkü Aybala Sunat caz konseri 30 Ocak'ta gerçekleşecek. Dünya edebiyatından klasikleri oyuncuların sesinden dinlediğimiz Okuma Tiyatrosu'nda; 6 Ocak'ta Peer Gynt, 13 Ocak'ta Antonius ve Kleopatra yer alacak. Çocukların merakla beklediği dünyaca ünlü klasik masallar 3 Ocak'ta Rapunzel, 10 Ocak'ta 80 Günde Devr-i Alem, 17 Ocak'ta Uyuyan Güzel ve 24 Ocak'ta Fındıkkıran ile devam edecek. Yazarının Sesinden serisine 4 Ocak'ta Haydar Ergülen İdilikler, 11 Ocak'ta İnci Aral Yeşil ve 25 Ocak'ta Ethem Baran Döngel Dünya eserleriyle konuk olacak. Tüm konser ve dinletiler saat 20.30, çocuk etkinlikleri ise saat 15.00'ten itibaren yayımlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/erol-evginden-bodrumda-yeni-sergi/", "text": "Uzun yıllar müzik, mimarlık ve resim çalışmalarını birlikte yürüten Erol Evgin, 13 Ağustos 10 Eylül tarihleri arasında Bodrum Göltürkbükü Touch Sanat'ta açacağı resim sergisi ile sanatseverlerle buluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ertug-kocabiyik-yayinlarinda-ayin-kitabi-borusan-contemporary-art-collection-volume-2/", "text": "Ertuğ & Kocabıyık Yayınları'nda Ayın Kitabı serisi devam ediyor; her ay belirlenen bir kitabın %30 indirimle okurlara sunulduğu seride Kasım ayının kitabı: Borusan Contemporary Art Collection Volume 2. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu'nun ikinci cildi, 2011'de yayımlanan birinci cildinin devamı niteliğinde bir çalışma. Kitap, uzun yıllardır başta resim, heykel, baskı ve fotoğraf olmak üzere farklı tekniklerde üretilmiş yapıtlardan oluşan önemli bir koleksiyon kuran Borusan'ın yeni medya koleksiyonuna odaklanıyor. Koleksiyondaki, video, hareketli görüntülerden oluşan yerleştirmeler, fotoğraf, ışık, kinetik nesneler ve yazılım tabanlı işlerin yer aldığı bu ikinci ciltte, Ahmet Ertuğ'un yapıtları tüm ayrıntılarıyla belgeleyen fotoğraflarıyla birlikte, alanında yetkin akademisyen ve küratörlerin hazırladığı makaleler de yer alıyor. Kitapta yapıtları tanıtılan sanatçılar ise şöyle: Miru Kim, Chen Jiagang, Massimo Vitali, Ellen Kooi, Robert Mapplethorpe, Charles Xelot, Ola Kolehmainen, Leo Villareal, Anthony James, Bertrand Ivanoff, Ivan Navarro, Maurizio Nannucci, Chul Hyun Ahn, Brigitte Kowanz, Hans Kotter, Alejandro Almanza Pereda, James Clar, François Morellet, Jennifer Steinkamp, Claudia Hart, Shirley Shor, Pascal Haudressy, Monika Bravo, Lars Arrhenius, Jesse Fleming, Hannu Karjalainen, Bengü Karaduman, Eelco Brand, Roman Signer, Jim Kampbell, U-Ram Choe, Daniel Canogar, Rafael Lozano-Hemmer, Jeffrey Shaw & Sarah Kenderdine, Björn Schülke, Dominic Harris, Laurent Bolognini. İpek kumaş ciltli; özel kutu içinde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eserlerinde-yasamdan-beslenen-ressam-burhan-dogancay/", "text": "Dünyanın birçok yerinde sergilere imza atan ve ardında unutulmaz onlarca sanat eseri bırakan Burhan Doğançay 'ın 114 ülkeyi kapsayan Dünya Duvarları fotoğraf projesi, sanatseverlerin hafızalarında yerini koruyor. Sanatının temelini kent duvarları oluşturan ünlü ressam ve fotoğrafçı Burhan Doğançay'ın vefatının ardından 9 yıl geçti. Yarım asır boyunca dünyanın muhtelif şehirlerinde izlediği duvarları sanat eserlerine yansıtmasıyla tanınan Doğançay, ressam ve harita subayı Adil Doğançay ile Hediye Hanım'ın çocuğu olarak 11 Eylül 1929'da İstanbul'da dünyaya geldi. Sanat alanındaki ilk eğitimini babasından ve ressam Arif Kaptan'dan alan Burhan Doğançay, lise yıllarını Ankara'da geçirdi ve Gençlerbirliği takımında futbol oynadı. Doğançay, 1950'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olduktan hemen sonra gittiği Fransa'da, 1955'e kadar Academie de la Grande Chaumiere'de sanat kurslarına katıldı ve 1953'te Paris Üniversitesi'nde iktisat konusunda doktora yaptı. Harçlığı yetmediği için 1952'de İngiliz filmi Innocents in Paris'te Ronald Shiner'a dublörlük yapan sanatçı, para kazanmak için barmenlik, Amerikan yurdunda gece bekçiliği ve Amerikan kilisesinde temizlik işlerinde çalıştı. Burhan Doğançay, bir yandan akademik eğitimini sürdürürken, diğer taraftan babasının da teşvikiyle resim çalışmalarına aksatmadan devam etti. Danimarka, İsveç, Almanya, İsviçre ve İtalya'ya seyahat eden Doğançay, doktorasını bitirip Ankara'ya döndükten sonra, 1956'da Sanat Sevenler Kulübü'nde ilk kişisel sergisini açtı. Bu düşünceden yola çıkan sanatçı, 1975'te 114 ülkeyi kapsayan Dünya Duvarları fotoğraf projesine başladı. Burhan Doğançay, bu projenin ürünlerini 1982'de Paris'te Fısıldayan Duvarlar adı altında ilk kez sergiledi. Sanatçının tasarımları, 1983'te Fransa'nın ünlü halı merkezi Aubusson'da duvar halısı olarak dokunmaya başlandı. Brooklyn Köprüsü'nün 1986'da büyük onarım geçirdiği sırada Doğançay tarafından çekilen 19 adet büyük boy fotoğrafı, New York'un 100. yıl kutlamalarında (1998) JFK Uluslararası Havaalanı'nda iki yıla yakın süre sergilendi. Bu fotoğraflar daha sonra, Walls of the World adlı kitapta yayımlandı. Burhan Doğançay, 1982'de Paris'te Centre Pompidou'da, 1983'de Montreal'de Musee d'Art Contemporain'de, 1992'de St. Petersburg'da kişisel sergiler düzenledi, 1987'de 1. İstanbul Bienali'ne katıldı. Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı desteğiyle 2001'de ilk retrospektif sergisini İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda ziyarete açan sanatçının Hat Sanatına Saygı isimli çalışması, 2003'ün haziran ayında Brüksel'deki yeni Avrupa Parlamentosu binasına asıldı. Çalışmalarında yaşamdan beslenen Doğançay, kimi eserlerinde etkiyi pekiştirmek için kolaj ve fümaj tekniğini bir arada kullandı. Ayrıca kağıtlar, afişler, ipler, eski kırık tabelalar, kapı tokmakları, teller, kilitler ve boyanmış tahtalar gibi malzemeler de usta sanatçının vermek istediği mesajın nesnelerini oluşturdu. Ressam Doğançay'ın en ünlü tablosu olan Mavi Senfoni, 2009'da Murat Ülker tarafından 2,2 milyon liraya satın alındı. Tablo bu satışla birlikte 2005-2010 yılları arasında satılan en pahalı Türk tablosu olma unvanına sahip oldu. Usta sanatçı ayrıca, 1999'da İstanbul'da bir atölye kurmak için Beyoğlu'nda bir bina satın aldı. 2004 yılında bu bina, Doğançay Müzesi olarak halka açıldı ve Türkiye'nin ilk kişisel çağdaş sanat müzesi olma özelliğini taşıdı. Ardında unutulmaz onlarca sanat eseri bırakan ve dünyanın birçok yerinde sergilere imza atan Burhan Doğançay, İstanbul'da tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi'nde 16 Ocak 2013'te 84 yaşında hayatını kaybetti. Doğançay'ın cenazesi, Teşvikiye Camiii'nde kılınan namazın ardından, vasiyeti üzerine Bodrum Turgutreis'teki Karabağ Mezarlığı'na defnedildi. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ile 1995'te onurlandırılan Burhan Doğançay, ayrıca aralarında 1992 Rusya Kültür Bakanlığı Takdir Madalyası, 2004 Ankara Hacettepe Üniversitesi Sanatta Onursal Doktora Belgesi, 2005 Art Forum Ankara Plastik Sanat Fuarı Sanat Onur Ödülü ve 2005 Art İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Sanata Katkı Ödülünün bulunduğu birçok ödül ve madalya kazandı. Doğançay'ın eserleri Danimarka'da Louisiana Museum of Modern Art, Fransa'da Musee de Grenoble, Centre Georges Pompidou, Rusya'da St. Petersburg, State Russian Museum, ABD'de Houston Museum of Fine Arts, Los Angeles County Museum, The Newark Museum, New York The Brooklyn Museum, The Museum of Modern Art, Guggenheim Museum, The Metropolitan Museum of Art, Washington The Library of Congress, The National Gallery of Art, Pittsburg'da Carnegie Museum of Art, The Cleveland Musuem of Art, Ohio Kennedy Museum of Art, Kanada'da Art Gallery of Greater Victoria, Yunanistan'da Benaki Museum müzeleri ve Belçika'nın başkenti Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda yer aldı. Burhan Doğançay ve eserleri hakkında Walls of the World, Dessine-Moi l'Amour. Syros-Alternatives, Bridge of Dreams, Dogançay: A Retrospective ve Burhan Dogançay: Works on Paper isimli kitaplar yayımlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eski-albumler-yeniden-basildi-unkapani-plakcilar-carsisi-tekrar-hareketlendi/", "text": "Son dönemlerde çekilen film ve dizilerde Türk müziğinin önde gelen isimlerinin şarkılarına yer verilmesi eski plaklara ilgiyi artırdı. Pek çok müziksever eski albümlere ulaşmak isteyince müzik yapımcıları da çareyi eski albümleri yeniden plaklara basmakta buldu. Yeni basım plaklara talep ise ilgi Unkapanı Plakçılar Çarşı'nı yeniden canlandırdı. Ferdi Özbeğen, Sezen Aksu, Müslüm Gürses, Erkin Koray gibi Türk müziğinin önde gelen isimlerinin şarkıları son zamanlarda pek çok film ve dizide kullanılmaya başladı. Bu sanatçılarla yeni tanışan genç kuşağın ve eski günleri özleyen pek çok müzikseverin eski albümlere de ilgisi her geçen gün arttı. Müzik yapımcıları da bu talebi karşılamak için 70-80 ve 90'lı yılların sevilen sanatçılarının albümlerini yeniden plak formatında bastı. Plak ve plakçalarlara ilginin yoğunluğu ise meşhur Unkapanı Plakçılar Çarşı'nda hareketliliğe neden oldu. Müzik sektöründen yaklaşık 20 yıldır çalışan Olcay Akyürek, Yeni nesil plak almak istiyor. Eski dönem kayıtlarını çok uçuk fiyatlara satmaya başladılar. Bir arz ve talep oluştuğu için bu sanatçıların plakları yeniden üretildi. Bence çok iyi oldu, sektörü de canlandırdı. Plak satışları şu an çok iyi. Ferdi Özbeğen'in konser kaydının bir filmde çalınmasından sonra ilgi çok arttı. Analog kaydı plak olarak basıldı. Bir günde 2 bin adet satıldı. Pazartesi günü 2 bin sipariş gelecek onlar da ön satışla tükendi diye konuştu. Plakların bu kadar çok sevilmesini ise analog kayıtların ses kalitesine bağlayan Akyürek, Yeni basım plaklarda makara kayıtlarından aktarılması çok önemlidir. Sesi, gitarı, kemanı şarkıda çalan her şeyi gözenek gözenek kaydettiği için tek tek duyarsınız. Dijital kayıtlarda bu verimi alamazsınız dedi. Pek çok ünlü ismin yapımcılığını üstlenen Ethem Zeytinlik ise, Son 4-5 senedir dönem filmlerinin çekilmesiyle birlikte eski plaklar tekrar gündeme geldi. Gençlerin bu filmlerde plakları, pikapları görmesi bir akım geliştirdi. Eski plaklara rağbet arttı. Eskiden bunların kıymeti bilinmedi. Hepsi tavan aralarında, bodrumlarda eskidi. Şimdi çok değerli oldu ve bulunmuyor. Dönem kaydı plakların fiyatı çok yüksek. Bu yüzden yeni basım plaklara ilgi arttı. Bizler de artık eski kayıtlarımızı plak olarak dinleyicilere sunuyoruz. İlgi alaka da çok güzel. Eski basımların arşiv değeri olduğu için fiyatları yüksek, yeni basımlar fiyat olarak da ekonomik oluyor diye konuştu. Unkapanı Plakçılar Çarşısı'nın en eski müzik yapımcılarından biri olan Muhteşem Candan ise, plaklara olan ilginin müzik sektörünü canlandırdığını ifade ederek, Şu an iyi gidiyor. 50 binlik 100 binlik tirajlar yok ama plak dünyasının, plağın tekrar canlandığını görüyoruz. Dijital çok hızlı ilerliyor. Herkes dijital dinliyor, indiriyor ama bir taraftan da yine elle tutulur bir arşiv oluşturmak için de plak, CD ve kaset aranıyor. Eskiden kalabalık yapıyor, dinlenmiyor diye güzelim pikaplar çöpe atıldı. Şimdi bu dönemde ne kadar kıymetli olduğu anlaşıldı şeklinde konuştu. Plakçılar Çarşısı'nda alışveriş yapan bir müziksever ise Maziye, nostaljiye özlem var. Dönem plakları çok pahalı oluyor bunlar tekrar basılınca alma gücümüz kolaylaştı. Öte yandan Sezen Aksu'nun Düş Bahçeleri albümü kaset ve CD olarak yayımlandı. Hiç plak olarak basılmadı ama gençlik yıllarımızda dinlediğimiz bu albümü şimdi plak formatında dinlemek daha cazip geliyor ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eski-tunc-cagina-ait-tanrica-heykeli-bulundu/", "text": "Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Kulakoğlu, Şimdiye kadar bulunanların en büyüğü. 4 bin yıl önceki dönemde bundan daha büyüğü yok. Kültepe'de de yok, başka yerde de yok. Çok özel bir eser bizim için. dedi. Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, Kültepe Kaniş/Karum Höyüğü'nde gün yüzüne çıkardıkları tanrıça heykelinin Eski Tunç Çağı'na ait Anadolu'da bulunan en büyük heykel olduğunu söyledi. Yaklaşık 72 yıldır arkeolojik kazıların yapıldığı Kültepe'deki kazılar, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu başkanlığında sürüyor. UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde yer alan Kültepe'de bu yılki kazılara ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Kulakoğlu, 12 ay süreli kazılar arasında yer alan Kültepe'de yeni tip koronavirüs nedeniyle az sayıda kişiyle çalıştıklarını ifade etti. Her yıl Kültepe'de sürpriz buluntu ya da mimari eserle karşılaştıklarını anlatan Kulakoğlu, bu yıl 2018 yılında kazmaya başladıkları ve 35 idol, heykelcik buldukları yerde kazıları sürdürdüklerini belirtti. Bu yılki kazılarda da aynı yerde 20 civarında yeni esere ulaştıklarını aktaran Kulakoğlu, Aslında sadece bu çıkarılanlar değil, o odanın içindeki her şey bizim için çok önemliydi. Zor bir çalışma ortamıydı çünkü her yer yanmıştı. Eserlerin büyük kısmı zarar görmüştü. Şimdiye kadar Anadolu'da Eski Tunç Çağı'na ait en büyük heykeli bulduk. 45 santimetre yüksekliğinde bir eseri, heykeli bulmanın sevincini yaşıyoruz. Bu çok özel bir eser. diye konuştu. Daha önceki kazılarda da bu figürün benzerlerinin bulunduğunu ifade eden Kulakoğlu, temizlendiğinde figürün daha net anlaşılacağını dile getirdi. Önceki yıllarda bu heykelin yarısı kadar olanları bulduklarını belirten Kulakoğlu, Şimdiye kadar bulunanların en büyüğü. 4 bin yıl önceki dönemde bundan daha büyüğü yok. Kültepe'de de yok, başka yerde de yok. Bizim için çok özel bir eser. Tekil, ünik eser, başka bir benzeri yok. Bu bölgeye Kültepe'ye özgü yine dini inançları gösteren en nadide eserlerden biri. diye konuştu. Kulakoğlu, bulunan heykelin temizleneceğini, müzede dururken bozulmasının önüne geçmek için koruma uygulanacağını dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eski-turklerde-ve-osmanlida-halkla-iliskiler-kitabi-cikti/", "text": "Halkla ilişkilerin Eski Türklerde ve Osmanlı Devleti'nde nasıl olduğu, yöneten-yönetilenler arasındaki ilişkilerin nasıl yürütüldüğü, Emine Kazan tarafından kitaplaştırıldı. Halkla ilişkiler tarihini farklı bir bakış açısıyla ele alan Eski Türklerde ve Osmanlı'da Halkla İlişkiler isimli kitap raflarda yerini aldı. Tarihin, bir halkla ilişkiler uzmanının gözüyle yeniden yorumlandığı kitapta, günümüz halkla ilişkiler kurumları ile Eski Türk Devletleri ve Osmanlı Devleti'ndeki iletişim kurumlarının kıyaslanması da dikkat çekiyor. Emine Kazan, bu kitabın amacının iletişim tarihinde hak ettiği yeri bulamayan Eski Türkler, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinde kullanılan halkla iletişim kanallarına dikkat çekmek olduğunu söyledi. Halkla ilişkiler yöntemlerinin örnekleri ile yer aldığı kitap Yakamoz Yayıncılık tarafından yayınlandı. 2007 yılında yayınlanan ilk baskısının ardından okuyuculardan gelen yorumlar üzerine genişletilerek yeniden yazılan kitap okuyucuları ile buluşmayı bekliyor. Platon'un 'Devlet' adlı eserinde, Sokrates: Devlet, Bütünlüğünü kaybetmediği ölçüde genişlesin, kabul; Ama bütünlüğünü, birliğini boğacak kadar da genişlemesini istemiyoruz... der. Peki ya bir devlet, Sokrates'in istemediği kadar genişlerse ve buna rağmen de bütünlüğü, birliği bozulmasın isterse? 'Halkla ilişkiler' kavramının önemi, Sokrates ve onun yaşadığı dönemde bugünkü kadar kavranabilmiş miydi bilinmez; ancak şu bir gerçek ki, Eski Türkler ve devamı sayılabilecek Osmanlı Devletinde bu kavramın öneminin hemen herkes farkındaydı. Yoksa bugün 600 yıl ayakta kalmayı başarmış bir devletten söz etmek pek kolay olmayacaktı. Yazar Emine Kazan'ın kaleme aldığı ilk kitabı Osmanlıda Halkla İlişkiler kitabının orijinali Michigan Üniversitesinde ve Dünyanın seçkin üniversitelerinde kaynak kitap olarak yer aldı. Eski Türkler ve Osmanlı'da Halkla İlişkiler Kitabı: TÜHİD kaynak kitaplarda, Halkla İlişkiler sitesi kaynak kitaplarda, Dünyanın seçkin üniversitelerinde: Toronto, Oxford, Harvard, University of Michigan, Orient-Institute Istanbul, Boğaziçi Üniversitesi, Universitats- und Landesbibliothek Sachsen-Anhalt Almanya, New York University, Columbia University in the City of New York, Library of Congress Washington, HathiTrust Digital Library, Ohio State University Libraries, UC Berkeley Libraries, University of California, NRLF gibi önemli kuruluşların kütüphanesine girdi. Tarih boyu 'göçebe' yaşamı sürmüş Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi ve burada yüzyıllarca 'devlet' olarak kalması, her açıdan hem ilgi çekici hem de hayret vericidir. Pek çok tarihçi için ise bu tablo, bir 'hazine' görünümündedir. Türklerin tarihi araştırılırken, onların birbirleriyle kurdukları iletişimde, diğer milletlerden şaşırtıcı bir biçimde farklı davranışlar sergilediğini göz ardı etmek doğru olmaz. İşte, Eski Türkler, Selçuklular ve Osmanlı Devleti'nin yapısındaki hiyerarşinin, 'yöneten-yönetilen' arasındaki mükemmel uyumla birlikte nasıl şekillendiğini; Yüzyıllarca ayakta kalmayı başarmış olan Türklerde halkla ilişkiler dişlilerinin nasıl çalıştığını Eski Türklerde ve Osmanlı'da Halkla İlişkiler adlı kitapta bulacaksınız. Selçuk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Halkla İlişkiler Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatına Hürriyet Gazetesi Ekonomi servisinde muhabir olarak başladı. Araştırmaya olan ilgisinden dolayı Dünya Grubuna ait Popüler Tarih Dergisinde araştırma yazıları yazmaya başladı. 2007 yılında Halkla İlişkiler Tarihini konu alan Eski Türkler ve Osmanlı'da Halkla İlişkiler kitabı ilk kitabıdır. Doğuş Üniversitesi Kurumsal İletişim biriminin kuruluş aşamasında görev aldı. 2012 yılında Doğuş Üniversitesinde İşletme yüksek lisansı yaptı. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projelerinin ve Tüketici Davranışları Üzerine Etkisini araştıran bitirme tezi ile mezun oldu. Halen uluslararası ekonomi dergilerinde ve haber sitelerinde araştırma yazıları yazmakta ve iletişim danışmanlığı yapmaktadır. İlk kitabı dünyanın en iyi üniversitelerinin kütüphanesinde yer almaktadır. Yine ilk kitabı ile halkla ilişkiler alanında ödüller aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eski-turklerde-ve-osmanlida-halkla-iliskiler-kitabi-yayinlandi/", "text": "Emine Kazan tarafından kitaplaştırılan, Halkla ilişkilerin eski Türklerde ve Osmanlı Devleti'nde nasıl olduğu, yöneten-yönetilenler arasındaki ilişkilerin nasıl yürütüldüğünü anlatan kitap büyük ilgi görüyor. Tarihin, bir halkla ilişkiler uzmanının gözüyle yeniden yorumlandığı kitapta, günümüz halkla ilişkiler kurumları ile Eski Türk Devletleri ve Osmanlı Devleti'ndeki iletişim kurumlarının kıyaslanması da dikkat çekiyor. Emine Kazan, Bu kitabın amacı iletişim tarihinde hak ettiği yeri bulamayan Eski Türkler, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinde kullanılan halkla iletişim kanallarına dikkat çekmek dedi. Kitaba ilişkin konuşan Kazan, Tarih boyu 'göçebe' yaşamı sürmüş Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi ve burada yüzyıllarca 'devlet' olarak kalması, her açıdan hem ilgi çekici hem de hayret vericidir. Pek çok tarihçi için ise bu tablo, bir 'hazine' görünümündedir. Türklerin tarihi araştırılırken, onların birbirleriyle kurdukları iletişimde, diğer milletlerden şaşırtıcı bir biçimde farklı davranışlar sergilediğini göz ardı etmek doğru olmaz. İşte, Eski Türkler, Selçuklular ve Osmanlı Devleti'nin yapısındaki hiyerarşinin, 'yöneten-yönetilen' arasındaki mükemmel uyumla birlikte nasıl şekillendiğini yüz yıllarca ayakta kalmayı başarmış olan Türklerde 'halkla ilişkiler' dişlilerinin nasıl çalıştığını 'Eski Türklerde ve Osmanlı'da Halkla İlişkiler' adlı kitapta bulacaksınız diye konuştu. Selçuk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Halkla İlişkiler Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatına Hürriyet Gazetesi Ekonomi servisinde muhabir olarak başladı. Araştırmaya olan ilgisinden dolayı Dünya Grubuna ait Popüler Tarih Dergisinde araştırma yazıları yazmaya başladı. 2007 yılında Halkla İlişkiler Tarihini konu alan Eski Türkler ve Osmanlı'da Halkla İlişkiler kitabı ilk kitabıdır. Doğuş Üniversitesi Kurumsal İletişim biriminin kuruluş aşamasında görev aldı. 2012 yılında Doğuş Üniversitesinde İşletme yüksek lisansı yaptı. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projelerinin ve Tüketici Davranışları Üzerine Etkisini araştıran bitirme tezi ile mezun oldu. Halen uluslararası ekonomi dergilerinde ve haber sitelerinde araştırma yazıları yazmakta ve iletişim danışmanlığı yapmaktadır. İlk kitabı dünyanın en iyi üniversitelerinin kütüphanesinde yer almaktadır. Yine ilk kitabı ile halkla ilişkiler alanında ödüller aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/essiz-bir-muzik-ziyafeti/", "text": "Yaşanmışlıklar eşliğinde müzede müzik dinletileri Ekotürk TV de 2 Mayıs 2021 Pazar günü 09.30 13.30 19.30'da gösterimde. Müzede Müzik televizyon programının 3. Cumhuriyet Müzesi'nde çekildi. Doç. Dr. Demet Gürhan ve Doç. Dr. Güler Demirova tarafından seslendirilen müzik programında Film Müzikleri dinletisi gerçekleştirildi. Türk Hava Kuvvetleri Ankara Müzesi'nin klipleri yer alan Müzede Müzik programında Film Müzikleri dinletisinde; Moon River / Johnny Mercer / Henry Mancini, Over The Rainbow / Harold Arlen, Think Of Me / Andrew Lloyd Webber, Phantom of the Opera, I Will Wait For You / Michel Legrand, Under Paris Skies / Hubert Giraud şarkıları piyano eşliğinde söylendi. Medikal Turizm Derneği tarafından planlanan ve Uzman Dr. Sinan İbiş tarafından gerçekleştirilen Müzede Müzik Televizyon Programı Projesinde; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Hava Kuvvetleri, Halkbank Genel Müdürlüğü, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü, Devlet Demiryolları Taşımacılık A. Ş., Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı akademisyenleri Doç. Dr. Demet Gürhan ve Doç. Dr. Güler Demirova başta olmak üzere; Ekotürk Televizyonu, Zuhal Müzik Şirketi, Philips Türkiye, Türk İdareciler Dergisi, Gündem Sağlık Haber Portalı, Aktüel Sağlık Haber Portalı, Turizm Haberleri Haber Portalı, Medikal News Dergisi ve Haber Portalı, Med-Lab Aile Sağlığı Tanı ve Check-Up Merkezi, Özel Flavius Polikliniği, Sümela Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Şirketi, Zirve Ses ve Işık Sistemleri Şirketi, İstatistik Dünyası Şirketi, Kadıköy Life Dergisi, İstanbul Sanat Dergisi, Öncü Grup, MozartHaus Sanat ve Konser Evi, La Grazia Wedding, Tourmag Dergisi kuruluşları ile işbirliği yapılarak bu sosyal proje gerçekleştirilmiştir. Bu projenin gerçekleştirilmesinde en önemli desteği ise Halkbank Genel Müdürlüğü üstlenmiştir. Müzik dinletileri ve film çalışmaları tamamlanan, 19 ayrı bölümden oluşan Müzede Müzik televizyon programları ulusal yayın yapan Ekotürk televizyonu tarafından televizyon ekranlarından ve Devlet Demiryolları Taşımacılık A. Ş. Genel Müdürlüğü tarafından işletilen hızlı tren setlerindeki ekranlardan yayınlanacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/essiz-muzik-ziyafeti-suruyor/", "text": "Yaşanmışlıklar eşliğinde müzede müzik dinletileri Ekotürk TV de 9 Mayıs 2021 Pazar günü saat 09.30 13.30 19.30'da gösterimde. Müzede Müzik televizyon programının 4. Bölümü Ankara Rahmi Koç Müzesi'nde çekildi. Doç. Dr. Demet Gürhan ve Doç. Dr. Güler Demirova tarafından seslendirilen müzik programında Azerbaycan Mahnıları dinletisi gerçekleştirildi. PTT Pul Müzesi'nin klipleri yer alan Müzede Müzik programında Azerbaycan Mahnıları dinletisinde; Qemgin mahni Tofiq Quliyev, Akşam Mahnısı Tofiq Quliyev, Arzular Tofiq Quliyev, Senede Galmaz Raşid Behbudov ve Haralısan Seid Rüstemov şarkıları piyano eşliğinde söylendi. Koronavirus pandemisi, ülkemizde sosyokültürel faaliyetlerimizden müzik dinletileri ve müzelerimizdeki kültür miraslarımızla insanlarımızın buluşma imkanlarını da sınırlamıştır. Kültür miraslarımızın simgesi olan tarihi binalarımızda gerçekleştirilmesi planlanan müzik dinletilerimizle insanlarımızın buluşturulması, müze ve müzik kültürlerimizin yaygınlaştırılması projemiz maalesef yaşanan Koronavirus felaketi nedeniyle gerçekleştirilememiştir. Pandemi sürecinin uzaması ve ne zaman biteceğinin de belli olmaması nedeniyle sosyokültürel aktiviteleri sınırlanmış insanlarımızın bu süreçte müzede müzik programlarının filmleştirilmiş hallerinin televizyon programında yayınlanması ile projemizin gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. Bu çerçevede Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı devletimize ve özel sektörümüze ait müzelerimizde müzik dinletileri izleyicisiz yapılmış ve müzelerden hazırlanan görsel filmlerle birleştirilerek belki de ülkemizde ilk defa olan Müzede Müzik televizyon programları gerçekleştirilmiştir. Medikal Turizm Derneği tarafından planlanan ve Uzman Dr. Sinan İbiş tarafından gerçekleştirilen Müzede Müzik Televizyon Programı Projesinde; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Hava Kuvvetleri, Halkbank Genel Müdürlüğü, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü, Devlet Demiryolları Taşımacılık A. Ş., Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı akademisyenleri Doç. Dr. Demet Gürhan ve Doç. Dr. Güler Demirova başta olmak üzere; Ekotürk Televizyonu, Zuhal Müzik Şirketi, Philips Türkiye, Türk İdareciler Dergisi, Gündem Sağlık Haber Portalı, Aktüel Sağlık Haber Portalı, Turizm Haberleri Haber Portalı, Medikal News Dergisi ve Haber Portalı, Med-Lab Aile Sağlığı Tanı ve Check-Up Merkezi, Özel Flavius Polikliniği, Sümela Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Şirketi, Zirve Ses ve Işık Sistemleri Şirketi, İstatistik Dünyası Şirketi, Kadıköy Life Dergisi, İstanbul Sanat Dergisi, Öncü Grup, MozartHaus Sanat ve Konser Evi, La Grazia Wedding, Tourmag Dergisi kuruluşları ile işbirliği yapılarak bu sosyal proje gerçekleştirilmiştir. Bu projenin gerçekleştirilmesinde en önemli desteği ise Halkbank Genel Müdürlüğü üstlenmiştir. Müzik dinletileri ve film çalışmaları tamamlanan, 19 ayrı bölümden oluşan Müzede Müzik televizyon programları ulusal yayın yapan Ekotürk televizyonu tarafından televizyon ekranlarından ve Devlet Demiryolları Taşımacılık A. Ş. Genel Müdürlüğü tarafından işletilen hızlı tren setlerindeki ekranlardan yayınlanacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/essiz-ve-benzersiz-mozart-borusan-sanatta/", "text": "Borusan Sanat, bu hafta da hem fiziki hem de çevrimiçi konserlerine tüm hızıyla devam ediyor. 13 Şubat Pazar günü saat 11.30'da borusansanat. tv'de 'Eşsiz ve Benzersiz: Mozart' isimli konser müzikseverlerle buluşuyor. 13 Şubat Pazar günü saat 11.30'da Eşsiz ve Benzersiz: Mozart başlıklı konser, büyük besteci Mozart'a bir saygı duruşu niteliğinde. Maxim Emelyanychev'in BİFO'yu yöneteceği konserde, kayıtları ve konserleriyle dünyanın tüm büyük sahnelerinde dinleyenlerini büyülemiş olan usta piyano ikilisi Katia ve Marielle Labeque yer alacak. Serhan Bali ve Aydın Büke ise saat 11.00'de yayınlanacak konser öncesi keyifli sohbetleriyle borusansanat. tv'de olacak. Abstra feat. Ab Baars & Wolter Wierbos, bir hafta daha borusansanat. tv'de! Borusan Müzik Evi'nin özgün projelere ev sahipliği yaptığı konserlerin kayıtları, borusansanat. tv üzerinden izleyicilerine ulaşmaya devam ediyor. Gülşah Erol, Andreas Kaling, Kaan Bıyıkoğlu ve Korhan Ergüden'den oluşan topluluk ABSTRA, renkli yorumlarıyla Ab Baars ve doğaçlama ustası Wolter Wierbos'un, Borusan Müzik Evi'nde gerçekleştirdiği konser bir hafta daha dinleyicisi ile buluşacak. Konser öncesinde Back on Stage ekibinin gerçekleştirdiği söyleşiler de borusansanat. tv'de yer alıyor. Şostakoviç ve Beethoven eserleri ile Masalların Müziği!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/estel-lita-russo-rotasini-gelecegin-sanat-akimina-cevirdi/", "text": "Pek çoğumuz onu kuklalarıyla tanıyoruz. Estel Lita Russo, şimdi sanat yolculuğundaki rotasını geleceğin sanat akımına çevirdi ve teknolojiyle birleştirdiği sınırsız hayal gücünü, EsteLita imzası ile mobil sanat eserlerine yansıtmaya başladı. Estel Lita Russo da iş ve sanat yaşamındaki çok yönlü deneyimleri ile Türkiye'nin yetiştirdiği yenilikçi sanatçılar arasında yer alıyor. Hayatı boyunca sanatla iç içe bir yaşam süren Russo, geleceğin sanat akımı olarak görülen mobil sanatı ülkemizde duvarlara ve tablolara yansıtıyor. Henüz daha 8 yaşındayken iplerden minik bebekler yaparak sanat yolculuğuna adım atan Russo, 11 yıl önce Kuklita Kukla Atölyesi'ni kurarak kukla üretimi ve eğitmenliği yapmaya başladı. Russo, aynı zamanda 3 kukla oyunu yazdı ve sahneledi. Sanatla hep iç içe olan Russo, yıllar içinde resim, seramik, heykel, fotoğrafçılıkla ilgili çalışmalara imza attı. Estel Lita Russo'nun sanat yolculuğuna bilgisayar sektöründeki uzun süreli çalışmaları da eşlik etti. Bilgisayar sektörünün yeni yeni parlamaya başladığı 1980'lerin ikinci yarısından itibaren yaklaşık 25 yıl boyunca bilişim sektöründe çeşitli pozisyonlarda çalıştı. Russo, şimdi de tüm deneyimlerini harmanladığı yeni bir serüvene yelken açarak sanat yolculuğundaki rotasını geleceğin sanat akımına çevirdi ve sınırsız hayal gücünü mobil sanat eserlerine yansıtmaya başladı. Bugüne kadar çalıştığı bütün sanat dallarının birbiriyle iç içe girerek geliştiğini ifade eden Estel Lita Russo, Resim yaparken tek bir malzemeye bağlı kalmamak ve mixmedia kavramıyla tanışmak malzeme bilgimi geliştirdi. Seramik ve heykel kuklacılığıma katkı sağladı. Fotoğraf dersleri ve bol fotoğraf çekmek, bakış açımı ve resimleri düzenleme yeteneğimi zenginleştirdi. Tüm bu eğitimler ve çalışmaların yanında bilişim sektöründeki çalışmalarım ve bilgisayar eğitmenliği günlerim teknolojiyle hep iç içe olmamı sağladı. Kısacası her şeyin birbirinin üzerine eklenmesi, mobil sanatın kapılarını hızlıca aralayarak bu sınırsız dünyaya adım atmamda en önemli etken oldu diye konuşuyor. Mobil sanatın kullanılan teknolojik aletlerle dijital sanattan ayrıştığını söyleyen Estel Lita Russo, Mobil sanat adı üstünde 'mobil' olabilen teknolojik aletlerle yapılıyor. Bir mobil sanatçı çalışmalarında sadece cep telefonu, tablet ve kalem kullanıyor. Laptop bile kullansa, o eser artık mobil sanat değil dijital sanat oluyor. Tabletiniz, kaleminiz ve cep telefonunuz yanındaysa bir sanat eseri yaratmak için her şeye sahip oluyorsunuz. Resim yaparken tablet kullanmanın, fırça ve tuval kullanmaktan hiçbir farkı yok. Kalemlerimiz, fırçalarımız, kağıtlarımız, tuvallerimiz, rengarenk boyalarımız, bir sürü de fotoğraf... Bu iş için özel bir yere, dükkan dükkan topladığımız dolaplarımıza sığdıramadığımız malzemelere ihtiyacımız yok. Her şey tabletimizin ve telefonumuzun içinde'' diye ekliyor. Deneyimli sanatçı Estel Lita Russo, mobil sanatla tanıştığı anda, bunun o ana kadar ilgilendiği her şeyi içinde barındıran bir dal olduğunu anladığını belirtiyor. Bu elbiseyi üzerine giydiği anda tam uyduğunu fark etmiş ve o andan itibaren durmadan üretmiş. Çalışmalarını tamamen ellerinin, duygularının ve teknolojinin götürdüğü yere giden işler olarak tanımlıyor. Kimi zaman rastlantılarla farklı bir yolculuğa çıkıyorum, kimi zaman eski bir çalışmamı fon olarak kullanıp farklı dokular yaratıyorum, kimi zaman da sadece bir daire çizerek yola çıkıp çok sevilen soyut bir eser üretiyorum diyen Russo, teknolojinin ve programların yaptığı sürprizlerinse hep daha orijinale ulaşmasını sağladığını belirtiyor. Russo, mobil sanatın yurtdışında olduğu gibi Türkiye'de de giderek daha popüler hale geldiğini vurguluyor. Ülkemizde çok değerli ve vizyoner mobil sanatçılar olduğunu söyleyen Russo, bazı yabancı koleksiyonerlerin mobil sanatın giderek daha da önem kazanacağı konusunda hemfikir olmalarının kendisini çok mutlu ettiğini belirtiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/etkinlik-sektorunun-profesyonelleri-kasimda-antalyada-bulusacak/", "text": "Etkinlik sektörünün en önemli organizasyonu Masters of Events by ACE of M. I. C. E, 7-9 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek. Turizm, etkinlik ve kongre sektörünü Antalya'da en üst düzeyde buluşturacak olan etkinlik, 3 gün boyunca B2B toplantılarla yeni iş birliklerine, aynı zamanda Antalya'nın marka değerine katkı sağlayacak. NEST Kongre ve Fuar Merkezi'nde gerçekleşecek etkinliğin finalinde ise ACE of M. I. C. E. Awards 9'uncu kez sahiplerini bulacak. Etkinlik ve turizm sektörünün 'Asları' 7-9 Kasım 2021 tarihlerinde Antalya'da gerçekleşecek Masters of Events byACE of M. I. C. E. Awards'da buluşacak. MICE sektörlerinin önde gelen markalarını bir araya getirecek olan etkinlik, 3 günlük B2B programı, network etkinlikleri, kırmızı halı seremonisi ve gerçekleştirilecek ödül töreni ile katılımcılarına farklı bir deneyim yaşatacak. Yurtiçinden ve dışından değerli konukları ağırlayacak olan organizasyon, Antalya markasının tanıtımına da katkı sağlayacak. Turizm Medya Grubu tarafından Türkiye'de ilk defa düzenlenecek ve etkinlik sektörünün duayenlerini bir araya getirecek olan Masters of Events byACE of M. I. C. E. Awards, sıkıntılı geçen iki yılın ardından sektör profesyonellerini bir araya getirecek. NEST Kongre ve Fuar Merkezi'nde gerçekleşecek etkinlik, sektörün yerli ve yabancı temsilcileri B2B toplantılar ve interaktif kaynaşma programları ile yeni iş birliği olanaklarına imkan tanıyacak. Masters of Events byACE of M. I. C. E. Awards, alanının önde gelen markalarını ve profesyonellerini 8 Kasım akşamı Nirvana Cosmopolitan Hotel'de gerçekleştirilecek MOE Party'de ağırlayacak. Ardından 9 Kasım akşamı da Nest Kongre Merkezi'nde kırmızı halı seremonisi, 3D video mapping şovlar ve gala yemeği ile devam edecek ACE of M. I. C. E. Awards, iş ile eğlenceyi bir arada sunacak. Etkinliğin finalinde ise ACE of M. I. C. E. Awards sahiplerini bulacak. Bu yıl 9'uncu kez verilecek olan ödüller, 23 ayrı kategoride alanının en iyilerine verilecek. 1 Eylül itibariyle başlayan ödül başvuruları 1 Kasım tarihine kadar devam edecek. ACE of M. I. C. E. Kongre, Toplantı ve Etkinlik Ödülleri, sektör faaliyetlerinin sürdürülebilir büyümesine yön vermeyi, bu alanda hizmet veren kurum ve kuruluşlarda daha mükemmele ulaşma arzusu yaratma hedefiyle gerçekleştirilen bir organizasyondur. MICE sektörünü ve sektörden hizmet alan kurumsal şirketleri ödül gecesi vasıtasıyla bir araya getirmeyi ve Türk kongre, toplantı ve etkinlik sektörünün bilinirliğini küresel ölçekte arttırmayı hedefleyen ilk ve tek ödül programıdır. 'Oscar tadında' bir organizasyon olan ACE of M. I. C. E. Awards, global MICE endüstrisinin en büyük ödül törenidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/evin-caz-hali-konserleri-yeni-yilda-da-devam-ediyor/", "text": "Akbank Sanat Ocak ayında da kültür sanat etkinliklerini sosyal medya kanallarından sanatseverlerle buluşturuyor. Yıl Boyu Caz konserleri kapsamında düzenlenen Evin Caz Hali konserleri devam ediyor. Konserler kapsamında Deniz Özçelik & Enver Muhamedi Duo, çevrimiçinde dinleyiciyle buluşacak. Sosyal medya kanalları üzerinden kültür sanat etkinliklerini sürdüren Akbank Sanat, Evin Caz Hali konserlerine 2021 yılında da devam ediyor. Akbank Caz Festivali'nin Yıl Boyu Caz konserleri kapsamında Nisan 2020 döneminde başlatılan Evin Caz Hali konserleri çevrimiçinde dinleyiciyle buluşacak. Evin Caz Hali konserler serisi Deniz Özçelik & Enver Muhamedi Duo ile yeniden başlayacak. Deniz Özçelik'in vokal, piyano ve elektroniklerde, Enver Muhamedi'nin gitar ve bas gitarda olacağı konser 28 Ocak Perşembe akşamı saat 18:00'de Akbank Sanat Youtube kanalında canlı yayımlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/evin-sanat-galerisinden-yeni-sergi/", "text": "Şahin Domin ve Osman Nuri İyem İki Perdelik Oyun başlıklı sergiyle 22 Eylül 2020'de Evin Sanat Galerisi'nde izleyici ile buluşuyor. İki Perdelik Oyun Osman Nuri İyem ve Şahin Domin'in düet sergisinin başlığı. Bilindiği üzere perde, tiyatroda eserinin her bir bölümüne verilen isim. Bu açıdan serginin ismi de Domin ve İyem'in mekana dağılan eserleriyle ortaya koydukları anlatıdaki bütüne işaret ediyor. Uzun bir dostluğa sahip iki sanatçı, böyle bir düet yaklaşımla izleyicinin eserler arasında analojiler kurmasına izin veriyorlar. Bir yanda heykel ve fotoğraf üzerine çalışan Şahin Domin, doğa ve insan arasındaki diyalektik ilişkiyi sorguluyor. Sıklıkla mermer malzeme kullanan Domin, heykel çalışmalarında yetkin biçim ve form uygulamalarının yanında, şiddet, masumiyet, göç ve yaşam döngüsü gibi doğaya ve insanlığa dair önemli kavramları işliyor ve böylece simgeler ve işaret ettikleri arasındaki derin ilişkiyi sorguluyor. Form verdiği insan ve hayvan bedenlerinin farklı koşullarda maruz kaldıkları olaylar, heykellerinde tüm dramatik etkileriyle öne çıkıyor. Diğer yanda kültürel değer yapılarını araştıran Osman Nuri İyem, koronavirüs arifesindeki ve sonrasındaki süreçte distopik bir biçime bürünen gökdelenleri mercek altına alıyor. Bu anıtsal yapılar daha düne kadar ekonomik gelişmenin sembolüyken, ilgili süreç içinde birer mezar steli formuna büründü. İçindekiler hayatta kalmaya çalışırken, pandeminin sembol yapılarıysa bu kez süpermarketler olmaya başlamıştı. İşte Osman Nuri İyem Steril adlı yeni serisinde toplumsal pratik içinde gelişen söylemlerin bugün vardığı noktaya dair imgesel bir grafik çıkartıyor. İyem, çalışmalarında genel olarak insana ve medeniyete dair göz ardı edilen olguları perspektifin farklı veçheleri ve farklı görme rejimlerini kullanarak görünür kılıyor. İki Perdelik Oyun, tüm bireysel ve toplumsal veçheleriyle darbeler, halk ayaklanmaları ve pandemilerin yaşandığı çağımızın fragmanter yapısının dayandığı geçerlilik alanını, bunların tarihsel dayanaklarını ve bu yaklaşımların iç-dünyalarını analiz etmek ve görünür kılmak arzusunda. Siyah-beyaz tonların kullanıldığı sergi, zıtların birliği yasasını kullanarak, tüm ele aldıkları konuların özdeşlikleri kadar farklı ve sınırsız biçimde karşıt olduklarını ortaya koyuyor: Amaçlanan sadece anlamaya ve anlatmaya çalışmak. Sezonun ilk sergisi olan İki Perdelik Oyun 22 Ekim 2020 tarihine kadar Evin Sanat Galerisi'nde izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/evinin-garajini-tiyatroya-ceviren-mirac-eronat-ogrencileriyle-oyun-sahnelemeye-hazirlaniyor/", "text": "Ödüllü tiyatro sanatçı ve öğretim üyesi Miraç Eronat, tiyatro sahnesine çevirdiği evinin garajında, öğrencileriyle birlikte oyun sahnelemeye hazırlanıyor. Tiyatroya hayatını adayan Miraç Eronat, evinin garajını sahneye çevirerek öğrencileri ile tiyatro yapmaya başladı. Parmaklıklar Ardında, Üzgünüm Leyla adlı televizyon dizilerinde izleyici karşısına çıkan Devlet Tiyatroları sanatçısı Eronat, AA muhabirine, evinin garajını tiyatroya çevirme sürecini ve prömiyer yapacakları oyunun hazırlıklarını anlattı. Eronat, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarından yeni mezun yedi oyuncu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Tarihi ve Teorisi bölümü mezunu bir dramaturg, Girne Amerikan Üniversitesi Drama ve Oyunculuk bölümü mezunu bir oyuncu ve tiyatro yetenek sınavlarına hazırlanan tiyatro aşığı bir gençle heyecanla yola çıktıklarını, atölye sahnede çalışmalarına devam ettiklerini söyledi. Yapımcı Hasan Acar'ın önerisiyle yazar Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna romanını tiyatroya uyarlayarak, sergilemeye karar verdiklerini anlatan Eronat, oyunun 14 Kasım'da CerModern'de prömiyerini yapacaklarını, prömiyerin ve iki temsilin ardından İstanbul, İzmir, Aydın, Antalya ve Denizli'de pandemi koşullarında turneye çıkacaklarını aktardı. No: 40 adını verdikleri atölye sahnede çalışmalarını devem ettiren Eronat, ilerleyen süreçte atölye sahneyi seyirciye açmak istediklerini dile getirerek, Okulda öğretmenleri iken şimdi profesyonel hayatta yönetmenleri oldum. Onlar artık profesyonel oyuncu oldular. İki aylık prova sürecinin sonunda Kürk Mantolu Madonna sahici ve sıcacık bir oyun halini aldı. ifadelerini kullandı. Oyunda, İsa Can Dinç, Nermin Sargut, Hüseyin Varol, Hülya Köseoğlu, Safa Burakcan Kurtoğlu, Mustafa Elvangülce, Aslıhan Efe, Zeynep Yüce ve Yeşim Arsoy Baltacıoğlu rol alıyor. Işık tasarımını Mustafa Bal, müziklerini Mehmet Artunç, kostüm tasarımını Neslihan Kayaokay, dramaturjisini Çınar Taşdemir'in yaptığı oyunun yapımcılığını Hasan Acar, yönetmenliğini ise Miraç Eronat üstleniyor. 14 Kasım'da Cermodern Sahnesi'nde prömiyer yapacak Kürk Mantolu Madonna, 15 ve 21 Kasım'da Ankara'da CerModern'de, 18 Kasım'da İstanbul Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde, 20 Kasım'da Yıldız Kenter Sahnesi'nde, 15 Aralık'ta İzmir Bostanlı Suat Taşer Açık Hava Tiyatrosu'nda seyirciyle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/evrencan-gunduzden-baris-mancoya-saygi-projesi/", "text": "albümüne ithafen bir saygı projesi olma özelliği taşıyor. Kartepe'nin yüce dağlarının eteklerinde, tılsımlı bir günde sislerin arasında muhteşem iki klip çektik. sevdi. Bize bıraktığın tüm güzellikler ve verdiğin tüm ilhamlar için teşekkürler Barış abi dediler. Gider Yolunda' adlı parçanın duygularına tam manasıyla tercüman oldu ve bizleri adeta büyüledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/evrencan-gunduzden-istanbul-cevahirde-muzik-soleni/", "text": "Müziğin Yeri ve Zamanı diyerek eğlenmek isteyenleri özlenen konserlerle buluşturan İstanbul Cevahir'de dün akşam sahne alan isim Evrencan Gündüz oldu. Müzikseverlere unutulmaz bir akşam yaşatan Gündüz, en sevilen şarkılarını seslendirerek sahne performansıyla büyük beğeni topladı. İstanbul Cevahir'in gerçekleştirdiği Müziğin Yeri ve Zamanı etkinliği, dün akşam hafızalardan silinmeyecek bir konsere ev sahipliği yaptı. Müziğe olan aşkı ve tutkusuyla sahnede farklı bir dokunuş ve etki bırakan Evrencan Gündüz, en sevilen şarkılarını müzikseverler için seslendirdi. Yoğun ilgi gösterilen konserde Gündüz, büyük beğeni toplayan sahne enerjisi ve özel repertuvarıyla müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşattı. Yorumladığı parçalarındaki samimiyeti, seyirciyle olan bütünleşmesi ve performansıyla kendine hayran bırakan genç sanatçı, tüm müzikseverlere birlikte vakit geçirmenin güzel duygusunu yeniden yaşattı. Yeni normal düzene geçilmesiyle şehrin hareketlenmesi adına öncü etkinlikler yapan İstanbul Cevahir, pandemide zor bir dönemden geçen müzisyenlerle canlı performans özlemi çeken müzikseverleri bir araya getirmeye devam ediyor. 11 Eylül tarihine dek müzikseverlerle buluşacak tüm konserler ücretsiz olarak gerçekleşiyor. İstanbul Cevahir'de gerçekleştirilen konserler tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19'a karşı uygulanan kontrollü normalleşme sürecinde belirtilen önlemler kapsamında konser alanının dezenfekte edilmesi, etkinliğin sosyal mesafe kuralına uygun olarak yapılması ve belirli sayıda kişinin alınması gibi kurallar uygulanarak müzikseverlerin daha sağlıklı bir ortamda vakit geçirmesine olanak tanınıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/evrende-donusum-sergisi-tskmde-acildi/", "text": "Maltepe İstanbul'da sanatın merkezi olmaya devam ediyor. Ressam Nina Selvin Mutlu'nun Evrende Dönüşüm isimli ikinci resim sergisi Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde açıldı. Çalışma yaşamına bir şirkette yönetici olarak devam eden Mutlu, Çocukluk yıllarından bu yana resim yapma tutkum vardı. Resim yapma konusunda ailemden çok büyük destek gördüm. Lise döneminde atölye çalışmalarında anatomi, desen, renk eğitimleri aldım. Sergimde kendi ruhsal yolculuğumu farklı teknikler ve malzemelerle birleştirerek sundum. Evreni, yaşamı, ruh, beden-varlık ilişkisini anlattım. Yaşamda her canlının birbirine ihtiyacı var. Diğer canlılar fark ediyor insanoğlu ise her zaman bunu fark edemiyor. Eserlerimde bunları yansıttım dedi. Kubilay Erdelikara tarafından Mutlu'ya plaket takdim edildi. Mutlu, sergide Anadolu ve Orta Asya topluluklarında varlığını sürdüren Şamanizm inancından ve geleneklerinden etkilendiği eserlerine yer verdi. Kaplan, akbaba, baykuş, güvercin ve atları, yarış atlarını resmettiği etkileyici tabloları sanatseverler ile buluşturdu. Mutlu'nun farklı desen uygulamalarına yer verdiği sergisi 15 Kasım'a dek Galeri Maltepe'de ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/experience-culture-of-azerbaijan-through-theatrical-storytelling/", "text": "Baku is a great destination for everyone interested in arts and culture, and for those looking for some exquisite representation of eastern artistic legacy. Fall is the time when all the theatres in the city open their doors to guests, welcoming them to see phenomenal plays, operas and ballets in their majestic halls. Theatres are not just there for the entertainment, but for learning the stories of individuals, country and the whole society. As storytelling has always been a big part of humanity, helping us to communicate through centuries, theatre has played a huge role in teaching us about global history. Thus, everyone visiting Azerbaijan should add a cultural theatrical evening to the list of their Baku itinerary. Probably one of the best representations of the 20th century's architecture is the building of Azerbaijan State Academic Opera and Ballet Theatre. Built in the 1910th by architect Nikolai Bayev, it has a mixture of baroque, rococo and Moorish styles. Here you can see classics of international and Azerbaijani opera and ballet, including the first opera in the Muslim world Leyli and Majnun which was composed by of one of the greatest composers of all time Uzeyir Hajibeyli. Another theatre that stages adaptations of two Azerbaijani classics Leyli and Majnun and The Cloth Peddler is a Baku Marionette Theatre. Although it was established by director and artist Tarlan Gorchu in the 1980s, the opening of the theatre in the centre of Icher Sheher took place in 2016, providing the theatre with its new home. Back in time, this landmark, built in neoclassical style, used to be a property of the Salimkhanovs, a prominent trader family in Baku. After the restoration work, the theatre acquired authentic interiors which merge everyone in a special atmosphere, preparing you for the magical theatrical experience. The Azerbaijani professional theatre takes its origin in the opening of the Azerbaijan State Academic National Drama Theatre in 1919. That historical moment happened with the staging of the comedy Vizier of Lankaran Khanate by distinguished Azerbaijani dramaturg M. F. Akhundov's. At this theatre, you can choose to see among many popular Azerbaijani plays resembling different time periods, their societies and culture. Throughout the years, the stage of this historical theatre witnessed different famous and talented Azerbaijani artists. For everyone looking for some quality time with their children, Azerbaijan State Youth Theatre of Young Spectators always has a special program to offer. Children of different ages can enjoy entertaining plays with bright and extraordinary stage decorations that will catch their attention, transporting them to the dream world. Every little spectator will leave the walls of the theatre thrilled and inspired for the next theatrical experiences."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/explore-the-unesco-heritages-in-azerbaijan/", "text": "Azerbaijan is a unique country with several valuable landmarks of cultural and historical importance. Some of them have been recognised by UNESCO as World Heritage Sites because of the need for their protection and preservation considering their uniqueness and importance to the collective interests of humanity. First one is the Walled City of Baku with the Shirvanshahs' Palace and Maiden Tower, inscribed on the UNESCO World Heritage List in 2000. Known as Old City or 'Inner City' by locals, this part of the city is like an open-air museum surrounded by 12th-century walls and oriental architecture brimming with history. Shirvanshahs' Palace is described by UNESCO as one of the pearls of the Azerbaijani architecture in the Old City. This stunning architectural complex was built in the 15th century by Shirvanshahs who ruled the medieval period. It includes a mosque, mausoleum, hammam, divankhana, gates and reservoir besides the palace itself. Another important part of the Old City is the mysterious Maiden Tower. Although the original purpose of construction is not entirely known, its architectural structure amazes its visitors to this day. All in all, within the atmospheric walls of the Old City, you'll find a maze of narrow alleys home to a few thousand residents as well as museums, monuments, art galleries, traditional restaurants serving delicious food accompanied by soul-soothing music and welcoming locals. Second on the list of UNESCO World Heritage Sites in Azerbaijan is the Gobustan Rock Art Cultural Landscape. Here, the ancient history of the Azerbaijani people comes to life in an amazing landscape with prehistoric cave paintings and musical stones. With an astonishing collection of over 7,000 ancient petroglyphs, travellers find themselves in the middle of paintings depicting warriors, animals, boats, hunting, camel caravans and more, dating back between 5,000 and 20,000 years. What is more, you can find mud volcanoes one of the natural wonders of the country in close proximity of Gobustan in a moon-like landscape. And of course, Historic Centre of Sheki with the Khan's Palace is the latest addition to the UNESCO World Heritage List in the country. Sheki Khan's Palace rests in the shade of a 500-year old plane trees with its unique exterior and interior design. Built in the 18th century, this is one of the most beautiful architectural monuments in Azerbaijan. Especially the palace's windows are perfect examples of one of Sheki's original crafts shebeke. This is a technique of filling wooden lattices with thousands of pieces of coloured glass fitted together without glue or nails. Located on the ancient Silk Road surrounded by the magnificent Caucasus Mountains, Sheki is a perfect embodiment of historic preservation with its cobblestone streets and caravanserais while making arts and crafts as well as food enthusiasts feel themselves in paradise. Overall, history is still alive in Azerbaijan thanks to years of preservation while you can see the modern vibe growing day by day as well. UNESCO World Heritage Sites are true testaments to this and ready to surprise their visitors with many surprising details."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eylem-tok-venedik-film-festivalinde/", "text": "Senarist, yönetmen ve çok satan Mihr ve Allah'ın Piyonları kitaplarının yazarı Eylem Tok, bu yıl 79'uncu kez düzenlenen Venedik Film Festivali'ne damgasını vurdu. Sintiyagenda isimli son kitabının tanıtımı için çektiği kısa filmi bitirir bitirmez festivale katılan başarılı yazar, dünyaca ünlü isimlerin boy gösterdiği final gecesinde kırmızı halının da ilgi odağı oldu. Dünyanın en köklü film festivallerinden 79. Venedik Film Festivali, yine pek çok ünlü yıldıza ev sahipliği yaptı. Senarist, yönetmen ve yazar Eylem Tok, 31 Ağustos-10 Eylül tarihleri arasında düzenlenen festivalin dikkat çeken konukları arasındaydı. Londra merkezli yayınevi Sintiyapera'nın bu sene çıkaracağı bir women's diary niteliğindeki Sintiyagenda'nın lansman filmiyle festivallere katılmaya hazırlanan Tok, yazıp yönettiği ve çekimleri Arnavutköy'ün Karaburun beldesinde gerçekleştirilen, aforizmalardan ilhamla sanatsal ve stilize bir vizyonla gerçekleştirilen çalışması büyük ses getirdi. Kısa filmde Eylem Tok'a eşlik eden model ve oyuncu Ornella Karabumba da etkili performansıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Festivalde ilgi odağı olan Tok, çalışmaları ile ilgili medya mensuplarına yaptığı açıklamada Film kadının hikayesini, herkesin hikayesini anlatıyor. Hayal kırıklıkları, anıların bıraktıkları ve yeniden doğuş, değerleri var etme, inşa etme kavramlarına değiniyor dedi. Eylem Tok, öykünün kendi yaşamından izler taşıdığını da vurgularken; Benim için kişisel bir tarafı da var. Öykü, var etme sürecim ve tüm insanların hayatına dokunuş serüvenimle de ilgili. Filmde iki kadının dünyası birleşiyor. Doğuşu ve yaşamdan beslenip, yaratım mücadelesinde var ettikleriyle ilham kaynağı olan yazar Eylem'in dünyası, Ornella'nın canlandırdığı tüm kadınları ve insanları temsil eden karakterin dünyasına ışık tutuyor ifadelerini kullandı. Festivalde gösterilen filmleri ve etkinlikleri yakından takip eden, sinema dünyasının ünlü isimleriyle sohbet etme fırsatı bulan başarılı senarist, yönetmen ve yazar Eylem Tok, final gecesinde Versace imzalı kıyafetiyle dünya basınının ilgi odağı oldu. Kısa filmindeki başarısının yanı sıra güzelliğiyle de dikkatleri üzerine çeken Tok, kırmızı halının yıldızlaşan isimleri arasındaydı. Bu yıl 79. kez düzenlenen Venedik Film Festivali'nde büyük ödül olan Altın Aslan'ı, All the Beauty and the Bloodshed isimli belgeseliyle Oscar ödüllü Amerikalı yönetmen ve belgesel yapımcısı Laura Poitras aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eylem-toktan-yeni-sergi-karma-yasam-sanati/", "text": "Yazar-Sanatçı Eylem Tok ile sanata dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Yeni sergisi Karma Yaşam Sanatına dair bilgiler sunan Tok, önümüzdeki dönemlerde yayınlanacak yeni romanı Benekliyi de İstanbul Sanat Dergisi okuyucuları ile paylaştı. Mihr'den sonra 2014'te ikinci romanım Allah'ın Piyonları yayımlandı. 2016'da çocuk kitabım The Giant and the Three Dwarves İngiltere'de yayımlanarak İngiltere, ABD ve Kanada'da aynı anda satışa sunuldu. Aynı adlı seriden uyarladığım çocuk ve gençlik romanım 'Dev ile Üç Cüce' 2019'da Türkiye'de yayımlandı. Önceki sene bir köpeğin hikayesini anlattığım yeni romanım Spots ve şiir kitabım Bitter Sugar, İngiltere'de dağıtımı yapılmadan önce Londra Kitap Fuarı'nda tanıtıldı. Yakında 'Terk Edilmiş Şehrin Köpekleri' adlı yeni romanım okurla buluşacak. İnsanın ölüm anında neler hissettiğini düşünüyordum. Bu film aslında Sintiyatpera adlı romanımın içinde geçiyor. İnsan ölürken ölmüş müdür aslında yoksa hayatta mıdır? Bu soruyu film yaptım ve sorular soyut anlatılabilirdi. Dışarıdaki dünyayı değil insanın içinde olup bitenleri anlatan bir film olduğundan çok değişik geldi çünkü organların tepkisi, beynin problemle baş etmeye çalışması tamamen semboller üzerinden gösterildi. Film yani ilk filmim olmasına rağmen ulusal ve uluslararası birçok festivalde finale kaldı ve bu mutluluk benim için tarif edilemezdi. Evet, sonrasında zaten bir film daha çektim ama bu filmi festivaller için değil kendim için çektim. Belki yakında bir kısa film çeker sonra yazdığım uzun metraj film projemi hayata geçirebilirim. Zaten Sintiyapera yayınevi ve film yapım şirketi, filmler hep olması gerekecek. Adının açılımı: Sinema-tiyatro-yayınevi-opera, adında geçen tüm sanat alanlarında üreteceğiz, üretenler ile birlikte yürüyeceğiz. Fotoğraf eğitimle sanırım on sene oldu. Öncesinde kendim hobi olarak başladım ama çok heyecan vericiydi ve belli bir zaman sonra bu konuda çok iyi olan bir arkadaşımdan eğitim almaya karar verdim. Sokaklarda sokak fotoğrafçılığı pratikleriyle her şeyi öğrendim ve bu çok daha faydalı oldu. Fotoğraflar yıllar içinde çektiğim fotoğraflardan seçki, hayatın içinden. Dijital çalışmalar genellikle önce fotoğraf, sonra çizim ve sonunda birleştirip kolajla sonlandırıyorum. Değişik ve merak uyandırıcı oluyor, ilgi görüyor. Evet, sergi adı: 'Karma Yaşam Sanatı.' Yaşamın savaşı savaşın dansı bu. Dijital çalışma ve fotoğraflardan oluşuyor. Hayatın içinden, hepsinin anlatmak istediği aynı ama görünüşleri farklı, sonuç: yaşam ve insan. Önümüzdeki günlerde yeni romanım Benekli, yayımlanacak. Bu kitabı özellikle evcil hayvan almayı ya da sahiplenmeyi düşünenlerin okumasını çok isterim. Bu romanımda yaş sınırı yok, çocuk yetişkin herkesin okuması gerektiğine inandığım bir kitap oldu. Kahramanım Benekli, herkesin belleğinde kalıcı yer edinecek, bundan hiç şüphem yok. Umarım savaşların olmadığı, insanın insanı insan olduğu için sevdiği, çocukların hep güldüğü, oyunlar oynadığı o uzak günler artık gelir. Birkaç adamın hırsları kendi halklarını yok edecek kadar güçlü olmamalı, halk güçlü olup o birkaç adamdan kurtulması gerektiğini artık anlamalı. Tüm dünya için dileğim bu. Teşekkürler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eylul-ayinda-sehrin-odagi-contemporary-istanbulun-17-edisyonu/", "text": "Contemporary İstanbul, Akbank ana partnerliğinde gerçekleştirdiği 17. edisyonu, yüksek ziyaretçi ve koleksiyoner ilgisiyle 22 Eylül Perşembe günü sona erdi. Tersane Istanbul ortak partnerliğinde 22 ülkeden 65 çağdaş sanat galerisi ile sanat inisiyatifinin katıldığı fuar bu yıl 48.700 ziyaretçiyi ağırladı. Bu yıl Contemporary İstanbul ve Tersane İstanbul ortak çalışmasıyla 17-22 Eylül tarihlerinde günün çeşitli saatlerinde hareket eden deniz yolu ulaşım planlaması yapıldı. Kadıköy-Tersane İstanbul ve Kabataş/Karaköy-Tersane İstanbul olmak üzere iki ayrı hattan ücretsiz tekne ulaşımıyla 11.400 sanatsever Contemporary İstanbul'a gelme imkanı buldu. Galerilerin uluslararası koleksiyonerlerle bir araya geldiği fuarda ilgi gören ve koleksiyonlara dahil olan eserler dikkat çekti. Contemporary Istanbul'un 17. Edisyonuna, 2011 yılından bugüne kadar uzun zamandır İstanbul'a gelmeyen koleksiyoner ve müze gruplarının ziyaretleri gerçekleşti. İsviçre, Brezilya, Kanada, ABD, Fransa, Almanya, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden gelen koleksiyonerler 17. edisyonun başarılı ağırlamalarından oldu. Bir hafta boyunca müze ve bienal gruplarından İstanbul'a ziyarete gelmiş koleksiyonerlerle tanışma fırsatı bulan galerilerde dikkat çeken eser el değiştirmeleri gerçekleşti. Contemporary İstanbul katılımcı galerilerin dikkat çeken seçkileri koleksiyonerlerle buluştu. Dirimart'ın ilk defa İstanbul'da sergilediği Tomokazu Matsuyama çok ilgi gördü. Galerinin temsiliyetinde olan Fahrelnissa Zeid, Sarkis, Franz Ackermann'ın eserleri koleksiyonerlerle buluşurken, Zilberman Galeri'nin; Azade Köker, Carlos Aires, Sandra del Pilar ve Başak Bugay'ın eserleri yeni koleksiyonlara dahil oldu. Fuarın ilk saatlerinde Dirimart, temsiliyetinde olan sanatçı Sarkis, Günyol Özlem, İnci Eviner, Peter Zimmerman, Summer Wheat gibi sanatçıların eserlerinin el değiştirdiğini belirtti. Contemporary Istanbul'a dördüncü kez katılan Leila Heller Galeri; sanatçısı Melis Buyruk ve Naeemeh Kazemi'nin el değiştirdiğini bildirdi. İlk kez Contemporary Istanbul'a Belgrad'dan katılan Hestia galerisi ise; sanatçısı Milak Radenko'yu önemli bir koleksiyona dahil ettiğini paylaştı. Pi Artworks'den sanatçı Kemal Seyhan, Osman Dinç ve Sarah Dwyer'ın çalışmaları ilgi gördü. Pilot Galeri'nin sanatçıları İrem Tok, Emir Erkaya ve Ece Ağırtmış'ın eserleri uluslararası koleksiyoncuların koleksiyonlarına dahil edildi. Öktem Aykut Galeri temsiliyetindeki sanatçılarından Renee Levi, Aret Gicir ve Murat Yıldız ve Ambidexter galerinin sanatçısı Gaspar Martinez yeni koleksiyonlara dahil edilen isimler arasındaydı. Art On galerinin bu sene ilk kez sergilediği Yunanlı sanatçılardan Evgenia Vereli ve Malvina Panagiotidi de dahil olmak üzere sanatçılarının eserleri başarıyla koleksiyonlara girdi. The Art of Diplomacy: Contemporary Istanbul'da, Istanbul'un kültür sanat gelişmelerinin anlatıldığı diplomat buluşması ve sunumu gerçekleşti. 16 ülke başkonsolosu ve Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu Yönetim Kurulu The Art of Diplomacy buluşmasında CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ile bir araya geldi. Buluşmada, Contemporary Istanbul'un Tersane Istanbul'da gerçekleşmesiyle başlayan ve İstanbul'da kültür sanat dünyasındaki gelişmeler ile Haliç'in gelecekteki İstanbul'un merkezi olarak nasıl konumlanacağına değinildi. 81 yaşında olan sanatçı Komet'in 1995 yılında Esma Sultan Yalısı'nın restorasyonu öncesinde sergilenen 4.50 x 3.30 m ölçülerindeki Türk halısına yaptığı eseri Contemporary Istanbul'da sergilendi. 1 hafta boyunca uluslararası konuşma programlarına ev sahipliği yapan alanda sanatseverler Komet'in eseriyle bir araya geldi. Bu alanda Jeff Koons ve Ali Güreli sanatçı konuşması gerçekleşti. Martin Creed'in Contemporary Istanbul'da suda yüzen enstalasyonu 3667/WATER bir hafta boyunca sanatseverler tarafından ilgi gördü. Dünyadaki su sorununa dikkat çeken eser Haliç'te Tersane Istanbul kenarında hareket etti. Contemporary Istanbul'un ikonik bölümü The Yard sergisi, Tersane'nin dış avlusuna yayıldı. Anke Eilergerhard, Ardan Özmenoğlu, Ayla Turan, Bedri Baykam, Bilal Hakan Karakaya, Can Yıldırım, Canan Tolon, Erdil Yaşaroğlu, Ergin Çavuşoğlu, Günnur Özsoy, Güvenç Özel, Halil Altındere, Isaac Chong Wai, Ingravi Desa, Irfan Önürmen, Itamar Gov, Kemal Tufan, Luis Cera, Martin Creed, Martian Tabakov, Mehmet Ali Uysal, :mentalklinik, Osman Dinç, Renee Levi, Sergen Şehitoğlu, Stefano Bombardieri, Uğur Cinel ve Vuslat gibi sanatçıların eserlerinin bulunduğu sergide mekana özel farklı enstalasyon ve heykeller yer aldı. Dirimart'ın temsiliyetindeki sanatçı Canan Tolon'un Evet! AÇIĞIZeseri ilgi gören yerleştirmelerden biri oldu. Evet! AÇIĞIZ. Sanatçının temelde aldatıcı mesajlar vermeye dayanan pek çok yapıtında olduğu gibi fotoğraf gibi görünen ama fotoğraf olmayan resimler; gözü yanıltan acil çıkışlar; aynalarla kaplanmış dar mekanlarda sonsuz araziler vb. bu bilgilendirmeler de çoğunlukla samimi olmayan davetlerdir. Sanatseverleri davet eden, ardına kadar açık kapılardan oluşan bu yerleştirmede de kapılar birbirinin görünüşüne engel olan labirent benzeri bir yapıya sahip. Arasında dolaşmanın kolay olmadığı bu açık kapılar, bazı sebeplerle yanlış yönlendirildiği hissine kapılabildiğinin bir temsiliyetidir. Yapıtın adını oluşturan bilgilendirme, varsayımlarınızın doğru olmadığı konusunda izleyiciyi temin eder. Öktem Aykut Galeri'nin, temsiliyetindeki İstanbul doğumlu sanatçı Renee Levi'nin, İstanbul'da geçen çocukluğunun önemli bir ilham kaynağı olduğunu hatırlatan eseri The Yard'ın dikkat çekici eserlerinden biri oldu. Renee Levi, Tersane İstanbul için özgün bir yerleştirmeyle, 2019 yılında Baden Langmatt Müzesi'nde sergilenen ve birbirini tamamlayacak şekilde düzenlenmiş geniş, renkli bloklardan oluşan eseriyle yer aldı. Contemporary Istanbul'un 17. Edisyonunda dikkat çeken ziyaretlerden biri de uluslararası üne sahip Jeff Koons'un ziyareti oldu. Contemporary İstanbul ortağı BMW, Jeff Koons tarafından yaratılan BMW 8 Serisi Gran Coupe'nin özel bir projesini sundu. Bu işbirliği kapsamında Jeff Koons ile Contemporary İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli arasında bir sanatçı söyleşisi gerçekleşti. 8 X JEFF KOONS'un, her bir arabaya uygulanması 285 saat süren çok katmanlı bir boya ile hassasiyet, incelik ve işçiliğin somutlaşmış hali olan etkileyici ve çarpıcı tasarım, maviden gümüşe ve sarıdan siyaha kadar on bir farklı dış rengi bir araya getirdi. Contemporary Istanbul'un ana partneri Akbank, fuar kapsamında Clement Valla'nın Başka Sesler, Başka Odalar sergisini Hasan Bülent Kahraman küratörlüğünde Akbank Sanat alanında sundu. Valla, dijital sanatın potansiyelinden yararlanarak her gün baktığımız, gördüğümüzü sandığımız, yerinde ve istikrarlı olduğuna inandığımız, ancak yine de her zaman belirsiz ve gizemli kalan bir yönü olan doğaya yeni boyutlar kattı. Doğayı gerçeklik algımızın sınırlarına sürükledi. Contemporary Istanbul, Türkiye'nin farklı illerindeki sanat inisiyatiflerini desteklemek için, Hepsiburada'nın sanatburada platformu ile iş birliği yaptı. Antalya'dan Are Projects, Diyarbakır'dan Loading Art Space, İstanbul'dan Noks Art Space, İstanbul'dan Viable, Düzce'den Videoist'in iş birliğinde 15 sanatçı Contemporary Istanbul'un 17. Edisyonunda yer aldı. CIF Dialogues by TAV Passport konuşma programı 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleşti. Contemporary Istanbul'un önemli bir parçası olan CIF Dialogues by TAV Passport'un öne çıkan programlarından biri 2015-2016 yıllarında CI Sanat Direktörü olan Marc Oliver Wahler moderatörlüğünde gerçekleşti. Bugünün ve yarının sanat alanlarını tartışılacağı panelde Hauser&Wirth Monaco direktörü Federica Beretta, MAXXI Sanat Direktörü Hou Hanru, Development the Read Sea Development Company and AMAALA'dan Mehmet Even, Architect & Development Executive Director, 3 world class Museums, Louvre Abu Dhabi, Zayed National Museum and Guggenheim Abu Dhabi'den Melisa Pezuk ve Mimar Murat Tabanlıoğlu konuşma programında yer aldı. 17. Contemporary Istanbul'da LG OLED ART deneyim alanında sergilenecek video eser, Kore'de soyut resmin öncülerinden biri olarak kabul edilen Kim Whanki'nin 1970'lerde New York'ta tamamladığı 5-IV-71#200 Universe adlı eserinin temel alınarak üretildiği ilk NFT çalışma olma özelliğini taşıyor. Kasım 2019'da Hong Kong'daki Christie's Evening Sale etkinliğinde yaklaşık 11 milyon dolara satılmış olan orijinal eser Kore sanat tarihinde 10 milyon doları aşan ilk eser olarak kayıtlara geçmişti. Pernod Ricard Türkiye partnerliğinde House of Brothers Lounge'da, bu yıl Hande Şekerciler ve Arda Yalkın'dan oluşan ha:ar sanatçı ikilisi Contemporary Istanbul'un 17. edisyonunda ağırlandı. İkili, Disruption adını verdiği robotik heykel performansı ile sanat, makine ve yapay zeka ilişkisini tartışmaya açarak, modern teknolojinin sanat kavramını kökünden değiştirme potansiyelini masaya yatırdı. ha:ar, eserlerini üretirken sıklıkla kullandığı yazılım ve bilgisayarlar dışında bu projede yapay zeka ile beraber hayli imkanlı bir heykel tasarladı. Fuar boyunca House of Brothers Lounge'da yapay zekanın ve teknolojinin sanat alanında aldığı yerin, bu ilişkinin doğasının ve bu doğrultuda sanatın geleceğinin tartışılacağı konuşmalar gerçekleştirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eypio-uskudarda-muhtesem-bir-konsere-imza-atti/", "text": "Üsküdar Belediyesi, kültür sanat dünyasının alanında öncü isimlerini İstanbullularla buluşturmaya devam ediyor. Rap müziğinin en hızlı çıkış yapan ismi Eypio, milyonlar tarafından en çok tıklanan şarkılarını Üsküdar Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleşen konserde, 7'den 70'e her yaştan katılımcılarla birlikte seslendirdi. Şarkılarıyla gençlerin sesi olan Eypio'nun gençlerin ruhunu yansıtan şarkıları; Üsküdar'dan çocuklar, gençler ve erişkinlerin sesiyle tüm İstanbul'da yankılandı. Her yaştan ve her kesimden yoğun bir katılımın gerçekleştiği konserde; çocuklar, gençler ve erişkinler birlikte eğlenerek şarkılara eşlik etti. Konser sırasında çocukları sahneye davet eden Eypio, sahnede onlarla birlikte dans ederek şarkılarını söyledi. Şarkılarıyla gençler arasında dostluk köprüsü kuran genç şarkıcı, konser aracılığıyla çocuklar, gençler ve erişkinleri aynı platformda buluşturdu. Maltepe Üniversitesi'nde eğitim gören engelli öğrenciyi sahneye davet eden Eypio, kendisine siyah deri ceketini hediye etti. Konser sırasında sahneye çıkarak Eypio'ya çiçek takdim eden Üsküdar Belediyesi Kültür İşleri Müdürü Mesut Meyveci; Bugün gerçekleşen konserimizde Eypio aracılığıyla çocuklarımızı, gençlerimizi ve erişkinlerimizi aynı platformda buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Eypio, çoğunlukla gençler tarafından takip edilen bir sanatçı gibi görünse de onu her kesimden insan takip ediyor. Özellikle çocuklarımız onun en büyük hayranı. Böylesi bir tablo ile karşılaşmaktan dolayı gururluyuz. Üsküdar Belediyesi olarak her kesimden ve her yaştan insanı buluşturacağımız etkinliklerimiz tüm hızıyla sürecek dedi. Eypio, Mesut Meyveci'nin taktim ettiği çiçeği, konserin en yaşlı katılımcılarından birinin önünde saygıyla eğilerek kendisine hediye etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/eyvah-ceo-doguruyor-raflarda/", "text": "Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin küresel bir sorun olduğuna inanan Murat Yeşildere'nin 'Eyvah CEO Doğuruyor!' isimli yeni kitabı, genişletilmiş 4. Baskısı ile okuyuculara buluştu. Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu, iş insanı, Yanınızdayız Derneği'nin yeni dönem Başkan Adayı Murat Yeşildere yeni kitabı 'Eyvah CEO Doğuruyor!' ile çalışma yaşamında kadının rolü ve bu rolün erkekleri yansımaları üzerine odaklanıyor. Kitapta Yeşildere'nin yaklaşık 18 yıl içinde gazete, dergi ve internette yayınlana yazıları güncel verilerle desteklenerek sunuluyor. Eğitimden iş hayatına, sanattan politikaya kadınların üstlendikleri rollere dair yazılarda bir erkeğin eşitlik konusuna 'üstten ya da akıl veren' tarzda değil, 'samimi' bir bakış açısı yer alıyor. Hümanist Yayınları'ndan çıkan ve açılış bölümünde iş dünyasından, medyadan, sivil toplum kuruluşlarından aktivist kadınların Yeşildere'ye destek mesajlarının yer aldığı kitabın telif geliri, kurucuları arasında Murat Yeşildere'nin de bulunduğu, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışan 'Yanındayız Derneği'ne bağışlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fahrelnissa-zeid-firtinaya-dogru/", "text": "Bozlu Art Project Mongeri Binası, 20. yüzyılın en önemli kadın sanatçılarından biri olarak kabul edilen Fahrelnissa Zeid'in (1901-1991) yaşamı ve sanatı hakkında yazılmış en kapsamlı yayınlardan biri olan Fahrelnissa Zeid: Fırtınaya Doğru isimli kitap dolayısıyla hazırlanan sergiye ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Oğuz Erten'in üstlendiği, 21 Eylül-30 Ekim 2021 tarihleri arasında gerçekleşecek sergide, Türkiye'de modern sanatın öncülerinden biri olan ve Paris Ekolü sanatçıları arasında yer alan Zeid'in, erken tarihli figüratif resimlerinden soyut çalışmalarına ve 1970 sonrası yoğunlaştığı portrelerine kadar geniş bir seçkiye yer veriliyor. Yazarlığını Yahşi Baraz'ın, editörlüğünü ise sanat tarihçisi Dr. Özlem İnay Erten ve Oğuz Erten'in yaptığı Fahrelnissa Zeid: Fırtınaya Doğru, dört yıllık bir araştırma ve hazırlık sürecinin ardından hayata geçti. Kitap, Bozlu Sanat Yayınları'nın Türk sanatının belli köşe taşlarında yer alan sanatçılar hakkında yapılacak monografik çalışmaların önemine dikkat çekmeyi amaçladığı yayınlarından biri olarak hazırlandı. Fahrelnissa Zeid: Fırtınaya Doğru isimli kitap, Şakir Paşa'nın kızı olarak İstanbul Büyükada'da dünyaya gelen Fahrelnissa Zeid'in prensesliğe uzanan fırtınalı yaşam öyküsünün yanı sıra, İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nin ilk kadın öğrencilerden biri olarak başlayıp, Paris, Londra gibi dünyanın önemli sanat metropollerine ve yaşamının sonunda Ürdün'de devam ettirdiği sanat kariyerine dek uzanan pek çok detayı, birçoğu ilk kez yayımlanan fotoğraf ve sanatçının eserleri eşliğinde okumayı olanaklı kılıyor. Fırtınaya Doğru: Fahrelnissa Zeid, doğumunun 120. yılında Fahrelnissa Zeid'i anarken, sanatçının yaşamı ve yapıtları hakkındaki en kapsamlı monografiyi onu yakından tanımış Yahşi Baraz'ın tanıklıkları üzerinden okuyucu ile buluşturuyor. Fahrelnissa Zeid, 1901 yılında İstanbul'da doğmuş, 5 Eylül 1991 yılında Amman'da vedat eden Türk ressamdır. Kabaağaçlızade Mehmed Şakir Paşa'nın kızı, II. Abdülhamit devri sadrazamlarından Cevat Paşa'nın yeğeni ve Halikarnas Balıkçısı'nın kızkardeşi olan Fahrelnissa Zeid, soyadını Kral 1. Faysal'ın kardeşi ve dönemin Irak büyükelçisi olan Emir Zeid'le evlendikten sonra aldı. Modern üslupta önemli bir ressam olarak tanındığı Fransa'da adını Fahrelnisa imlasıyla kullandı. Halikarnas Balıkçısı adıyla tanınan yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın ve gravür sanatçısı Aliye Berger'in kardeşi; seramik sanatçısı Füreya Koral'ın teyzesi; ressam Nejat Devrim'in, tiyatrocu Şirin Devrim'in annesidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/farkli-muzelerdeki-antik-oyuncaklar-ankaradaki-gecici-sergide-bir-araya-getirildi/", "text": "Farklı müzelerin koleksiyonlarında yer alan, antik çağların asırlarca toprak altında kalmış oyuncakları, bir araya getirildikleri Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici sergide, binlerce yıl sonra aynı topraklarda büyüyen çocuklarla buluşuyor. Türkiye'deki farklı müzelerin koleksiyonlarında bulunan antik dönemlere ait çocuk oyuncakları, Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici sergide bir araya getirildi. Çanakkale Troya, Bursa, Mardin, Kocaeli gibi müzelerin koleksiyonlarında yer alan, pişmiş topraktan ve tahtadan yapılmış oyuncaklar, antik dönemlerde çocukların oyun alışkanlıklarından örnekleri bir arada sunuyor. Sergide, dünyanın ilk oyuncak araba örnekleri arasında yer alan, milattan önce 4000 veya 3000 yıllarına ait pişmiş topraktan oyuncak araba, bugünkü kuklaların ilk prototiplerini oluşturan kukla örnekleri, ilk düdükler, oyun tahtaları, çeşitli hayvan figürinleri, savaşçı asker figürin ve kuklaları gibi pek çok eser bulunuyor. Ziyaretçiler, sergide tahta oyuncak arabayı da deneyimleyebiliyor. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce Çocukça Şeyler: Geçmişten Günümüze Çocuk, Oyun, Oyuncak adıyla Ankara Etnografya Müzesi Geçici Sergi Alanı'nda açılan sergi, 23 Temmuz'a kadar ziyaret edilebilecek. Ankara Etnografya Müzesi Müdürü Ali Haydar Atalar, AA muhabirine, Türkiye'nin seçkin müzelerinden nadir eserleri ziyaretçilerin ilgisine sunduklarını söyledi. Sergide, oyunlara dair bilgilerin yer aldığı tabletlerin de bulunduğunu anlatan Atalar, Çocukluğumuzda tel bağlayıp ip bağlayıp çekerek kullandığımız arabaların antik çağdaki örneklerini görmekteyiz. Tabii, antik çağdaki bu örnekler kültürün de ne kadar üst düzeyde olduğunu yansıtmakta. Çünkü sadece sıradan bir oyuncak araba değil, üzerinde pek çok kompozisyonu, anlamı, manayı taşıyan eserlerden bahsediyoruz, ifadelerini kullandı. Oyuncakların, ailelerin çocuklarına yaptığı tasarımlar olabileceği gibi bu işte ehlileşmiş usta ve sanatçılar tarafından da hazırlanmış olabileceğini dile getiren Atalar, eserler arasında en eski oyuncağın Mardin Müzesi'nin koleksiyonundan gelen oyuncak araba olduğunu bildirdi. Sergilenen oyuncakların sıradan olmadığını ifade eden Atalar, oyuncakların farklı figüratif bezemeleri barındırdığını anlattı. Atalar, Ankara Etnografya Müzesi olarak geçici sergilerle pek çok farklı eseri ziyaretçiyle buluşturmak için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti. Müzede geçici sergi alanını ailesiyle ziyaret eden çocuklar, eserleri değişik bulduklarını, bunların kendi oyuncaklarına benzemediğini söyledi. Ziyaretçi çocuklar, ilginç buldukları oyuncaklar arasında en çok hayvan figürinlerini sevdiklerini ifade etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fashion-week-istanbul-yarin-basliyor/", "text": "Fashion Week Istanbul, İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği ev sahipliğinde yarın kapılarını açıyor. Fashion Week Istanbul; İHKİB organizasyonuyla, Ticaret Bakanlığı öncülüğünde, Türkiye İhracatçılar Meclisi destekleriyle, Moda Tasarımcıları Derneği ile İstanbul Moda Akademisi iş birliğinde 15-18 Mart'ta gerçekleştirilecek. 2009 yılından beri aralıksız devam eden Fashion Week Istanbul, Türk modasını ve tasarımcılarını tüm dünyada destekleme ve geliştirme misyonuyla sektöre artı değer yaratmayı sürdürerek; özellikle salgın sonrası dönemde önemli bir değişime uğrayan uluslararası hazır giyim sektörünün güçlü oyuncularından Türkiye'nin yerel ve global hedeflerine ulaşmasında kaldıraç rolü üstleniyor. Moda haftası da moda tasarımını ve tasarımcıları destekleme, onlara koleksiyonlarını sergileyebilecekleri global bir platform sunma anlamında bize eşsiz bir fırsat sunuyor. Özellikle dijitalleşme ile birlikte Türk tasarımını ve modasını Fashion Week Istanbul aracılığıyla eşzamanlı olarak global moda endüstrisine taşıyabiliyoruz. Hedefimiz global Türk markaları çıkarmak. Halihazırda net ihracat getirisinde öncü sektörüz, ülkemize her yıl net 18,5 milyar dolar döviz kazandırıp cari açığın kapatılmasına büyük katkı sunuyoruz, 2030 yılında bu rakamı 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye dünyanın 5'inci, Avrupa'nın ise 3'üncü en büyük hazır giyim tedarikçisi konumunda. Mustafa Gültepe, 2009 yılından beri devam eden Fashion Week Istanbul'un, Türk tasarımcılarının global ölçekte tanıtımı, yeni pazarlara ulaşması, satın alma sorumlularıyla buluşması için eşsiz bir platform görevi gördüğünü ve görmeye devam ettiğini aktardı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fatih-belediyesine-sureklilik-odulu/", "text": "Fatih Belediyesi'nin Tarihi Kentler Birliğinin düzenlediği Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Proje ve Uygulamalarını Özendirme Yarışmasına katıldığı iki proje 'Süreklilik Ödülü'ne layık görüldü. Tarihi Kentler Birliği'nin Sivil Mimarı Kültür Mirasımızın Korunması başlığı altında bu yıl 21. sini düzenlediği yarışmada Fatih Belediyesi'nin UNESCO Dünya Mirası alanında yer alan Zeyrek'teki sivil mimarlık yapılar ile yine ilçedeki tarihi çeşmelerin proje, uygulama ve restorasyon çalışmaları 'Süreklilik' ödülüne layık görüldü. Ödüller, 1 Ekim Cumartesi günü Fatih Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Tarihi Kentler Birliği'nin 2022 Yılı Birlik Meclisi Olağan II. Toplantısında sahiplerine takdim edilecek. Toplantıda ayrıca yarışmaya katılan projelerin sergisi de yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fatih-bolgesi-fotograf-tutkunlarinin-yeni-ugrak-noktasi/", "text": "Fatih Belediyesi tarafından ilçenin beş farklı noktasında yürütülen kentsel tasarım uygulamaları ve cephe rehabilitasyon çalışmaları ile Fatih, eşsiz bir görüntüye kavuşmaya devam ediyor. Rengarenk görüntüleriyle şehrin cazibe merkezi haline gelen bölgeler, yerli ve yabancı turistler ile fotoğraf tutkunlarının da uğrak lokasyonları oldu. Yapılan çalışmalarla bölgeye yeni bir hayat geldiğini belirten Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, ilçe sakinlerinin daha huzurlu ve mutlu olduklarını söyledi. Eşsiz tarihe sahip Balat semtinde kent estetiğinin sağlanması amacıyla sahil aksında bulunan 350 yapının cepheleri, görsel bir bütünlük oluşturacak şekilde KUDEB denetiminde yenileniyor. 250 tane cephede tamamlanan yenileme çalışmaları, kalan binalarda sürüyor. Yaklaşık 500 yıllık geçmişiyle eski İstanbul mahallelerinin en güzel örneklerinden biri olan Lonca'da sürdürülen cephe yenileme projesi kapsamında 230 binada çalışmalar tamamlandı. 170 binada devam eden proje ile Fatih, güzelleşmeye ve renklenmeye devam ediyor. Fatih Belediyesi'nin ilçede yürüttüğü cephe rehabilitasyon çalışmalarına, eşsiz Balat semtindeki Kiremit Caddesi de dahil edildi. Cadde üzerindeki 102 binada başlatılan ve 56 tanesinde çalışmaların tamamlandığı proje ile cepheler rengarenk bir görüntüye kavuşuyor. Küçükmustafapaşa bölgesinde 15 sokak ve 300 binayı kapsayacak şekilde gerçekleştirilecek Kentsel Tasarım Cephe Rehabilitasyon Projesi ile binaların cephelerindeki klima ünitelerinin seperatör ile gizlenmesi, kabloların kanallara alınması, çanak antenlerin taşınması ve cephelerin boyanıp temiz bir görüntü elde edilmesi amaçlanarak, 45 yapının basit bakım onarım çalışmaları tamamlandı. Zeyrek bölgesindeki sivil mimarlık örneği 11 yapıda, basit bakım ve onarım işlemleri büyük bir titizlikle sürdürülüyor. 5 yapıdaki çalışmaların tamamlandığı projede, kalan yapıların çalışmalarına devam ediliyor. Fatih'in ekonomik ve sosyal canlılığını da destekleyen kentsel tasarım ve cephe rehabilitasyon projeleri ile yapıların taşıyıcı karkasları, çatıları, cephe kaplamaları, kapı ve pencereleri aslına uygun olarak yenileniyor. Cepheler, niteliksiz eklerinden arındırılıyor ve cephede bulunan kablolar bir kanal içerisine alınarak, klima dış üniteleri belirli bir düzene getiriliyor. Çanak antenlerin bina çatılarına aktarılmasının ardından yapılar, geleneksel mimariye ve dokuya uygun renklere boyanıyor. Binaların cephe rehabilitasyon çalışmalarıyla bölgeye yeni bir hayat, yeni bir canlılık getirdiklerini belirten Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan; Başta Haliç kıyısı olmak üzere birçok noktada yoğun bir rehabilitasyon çalışması yürütüyoruz. Kent hafızasındaki tarihi dokuyu, yaşayanları ile korumayı hedefliyoruz ve kent kimliğinin korunmasına çalışıyoruz. Ekiplerimiz hummalı bir çalışma içerisinde ve bölge sakinlerimiz bu çalışmadan oldukça memnun. Çünkü bölge, her geçen gün daha da kıymetleniyor dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fatih-simsek-uzak-yakin-seramik-heykel-sergisi-fulartta-acildi/", "text": "Seramik Sanatçısı Fatih Şimşek'in Uzak/Yakın isimli seramik heykel sergisi, FULART Sanat Evi'nde açıldı. Sanatçının bireysel içe dönüşe işaret ettiği, kadın ve kilitli gaz maskesi imgelerini kullandığı Uzak/Yakın sergisindeki 17 eseri, İstanbullu sanat izleyicisinden tam not aldı. Sanatçı Fatih Şimşek, 6 Aralık 2022 tarihine kadar ziyaret edilebilecek Uzak/Yakın isimli sergisiyle ilgili düşüncelerini şöyle dile getirdi: Öncelikle eserlerimin İstanbullu sanat izleyicisiyle buluşmasından dolayı çok heyecanlı ve mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Eserlerimde kilitli gaz maskeli kadın formlarını tercih etmemin sebebi; kadınlar kimi zaman özgürlüğün, kimi zaman da erkekler dünyasının üstünde bir gücün sembolü olmasıdır. Eserlerimin ana fikri, göründüğünden daha da derindir. Özgürlük, toplumsal olarak birlik olmaktan bireyselleşmeye, empati, sisteme direnme vs. gibi birçok alt başlığı da kapsamaktadır. 1986 yılında Şereflikoçhisar'da doğdu. İlk sanat eğitimini, her zaman en iyi destekçisi ve sanat konusunda en çok yardım eden kişi olan resim öğretmeni ablası Hülya Şimşek'ten ilk ve ortaokul yıllarında aldı. Aksaray Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi'nde Özgür Çağlar'dan anatomi, leke ve estetik eğitiminin temelini edindi. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü'nde lisans eğitimini tamamladı. Orhan Veli'ye ithafen Londra'da geçirdiği dört yılın ardından, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Enstitüsü Seramik ve Cam Bölümü'nde tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. Sahip olduğu 8 sanat ödülü, 10 kişisel sergi ve birçok uluslararası sergi deneyimi ile hem eğitmeye hem eğitilmeye, İzmir'de Broart Sanat Atölyesi'nde devam etmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fatihin-londrada-sergilenen-unlu-portresinin-uzerinde-dunyanin-fatihi-yaziyor/", "text": "Fatih Sultan Mehmet'in İtalyan ressam Gentile Bellini'ye sipariş ettiği ve Londra'nın Victoria ve Albert Müzesi'nin en önemli eserleri arasında yer alan ünlü portresinin üzerinde Latince Dünyanın Fatihi yazıyor. Bellini'nin Sultan II. Mehmet isimli portresine ilişkin detayları ve tablonun hikayesini, eserin sergilendiği Londra'daki Victoria ve Albert Müzesi'nin açıklamaları ile eseri envanterinde bulunduran Ulusal Galeri'nin yetkililerinden edindiği bilgilere dayanarak derledi. Osmanlı'nın Venedik'ten hem resimde hem de heykelde başarılı bir sanatçı istemesi üzerine İstanbul'a gönderilen Bellini, 1479'da başladığı yolculuğunu 1481'in ilk aylarında bitirdi. Fatih'in yalnızca portresini değil, kabartmalı bronz madalyonunu da yapan Bellini, İstanbul'da bulunduğu sırada dönemin Osmanlı vatandaşlarını, manzaralarını ve kıyafetlerini de resmetti. Bugün tüm detayları bilinmese ve sanat eleştirmenlerinin eleştirdiği noktaları olsa da portre, Orta Çağ'ın en önemli liderlerinden birinin, o dönem için modern sayılacak bir çizimi özelliğini taşıyor. Eserin sergilendiği Victoria ve Albert Müzesi'ne göre, portre İstanbul'da yapılmış olsa da İtalyan Rönesans sanatçılarının biyografilerini kaleme alan 16. yüzyıl yazarı Giorgio Vasari'ye göre tablo, Bellini'nin Venedik'e dönmesinden sonra tamamlandı. Tablonun altında yazan 1480, Kasım'ın 25'inci günü ifadesi, tablonun İstanbul'da yapıldığına işaret etse de tablonun yazı bölümlerindeki bozulmalar, çeşitli dönemlerdeki tamirlerde büyük oranda yok olmuş durumda. Rönesans döneminde yapılmış en önemli Müslüman kişinin portresi özelliğini taşıyan eser, aynı zamanda Doğu ve Batı sanatının sembollerini her noktasında barındırıyor. Portrede sağ ve sol üstte olmak üzere üçer taç bulunuyor. Bu üç taç; Doğu Roma İmparatorluğu, Trabzon Rum İmparatorluğu ve Anadolu'nun fethi anlamına gelen Konya'nın alınması ile Fatih Sultan Mehmet'in üç önemli zaferini simgeliyor. Fatih Sultan Mehmet, tabloda bir kemerli kapı içinde görülüyor. Bu kapının Venedik'teki Aziz Zekeriya Kilisesi'nin girişi olduğu düşünülüyor. Bellini'nin İstanbul'a gelmeden önce görme şansı bulduğu giriş, Osmanlı sanatındaki kapı sembolizmine de işaret ediyor. Osmanlı'da devlet anlamında da kullanılan kapı kelimesi, adaletin tesis edildiği yer anlamına da geliyor. Aziz Zekeriya Kilisesi'nin kapısı, kötülüklerden iyiliğe girişi sembolize ediyor. Tabloda sol profilden çizilen Fatih'in başında kırmızı beyaz bir sarık bulunuyor. Sarık, Fatih'in siyasi ve dini mevkisini sembolize ediyor, yan duruş ise Venedik'te o dönemde yeni yeni ortaya çıkmış portreleri profilden çizme modasının bir yansıması. 19. yüzyılda adeta yeniden boyanarak tadilatı yapılan tabloda bazı detaylar kaybolsa da kemerli kapının altındaki mücevherlerle süslenmiş dantelli örtüdeki detaylar ve titizlik dikkati çekiyor. Fatih'in kemerli burnu ve çıkık çenesinin tabloda yer alması ise Rönesans resminde bir kişinin, kim olursa olsun, her yönüyle olduğu gibi resmedilmesinin en önemli ilk örnekleri arasında yer alıyor. Tabloda kemerli girişin iki alt ucunda, iki yazı göze çarpıyor. Zamanla kısmen okunmaz hale gelen yazılarda 1480, Kasım'ın 25'inci günü ve Latince Victor Orbis ifadeleri yer alıyor. Müzede biri yine Bellini tarafından yapılmış üç Fatih Sultan Mehmet kabartmalı madalyon da sergileniyor. Bellini'nin madalyonunun arkasında yine tablodaki gibi üç taç yer alıyor. Constanza de Ferrera'nın madalyonunun arkasında Fatih at üzerinde tasvir edilirken, Bertoldo di Giovanni'nin eserinin arkasında at arabası üzerinde bir genç kabartması bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fatihin-portresi-londrada-770-bin-sterline-satildi/", "text": "Fatih Sultan Mehmet'in özel koleksiyonda bulunan son portresi, Londra'da yapılan açık artırmada 770 bin sterline satıldı. Müzayede evi Christie's'in açık artırmasında 770 bin sterline (yaklaşık 6 milyon 500 bin lira) alıcı bulan Fatih Sultan Mehmet portresine, 400 bin ila 600 bin sterlin başlangıç değeri biçiliyordu. İtalyan ressam Gentile Bellini'nin (1429-1507) atölyesinden çıktığı tahmin edilen portrenin bizzat ressam ya da öğrencilerinden biri tarafından yapıldığı düşünülüyor. Müzayede evinde İslam ve Hint Sanatı koleksiyonu kapsamında satışa sunulan portrede imza bulunmuyor. İBB'den yapılan açıklamaya göre, belediye Osmanlı İmparatorluğu'nun entelektüel birikimiyle öne çıkan padişahı Fatih Sultan Mehmet'in kendi döneminde yapılıp günümüze gelebilmiş üç orijinal portresinden birisini müzayede sonucu satın aldı. Müzayedede İBB'yi Dış İlişkiler Daire Başkanı Mehmet Alkanalka temsil etti. İBB, portreyi 770 bin sterline (yaklaşık 6,5 milyon lira) satın aldı. Portrenin büyük gizemlerinden birini, Fatih Sultan Mehmet'in yanında resmedilen ikinci figür teşkil ediyor. Sakalsız ama Osmanlı kıyafetleri içindeki erkek figürünün Fatih'in üç oğlundan biri ya da bir Avrupalı diplomat olabileceği düşünülüyor. 15. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olduğu tahmin edilen portrenin bir diğer önemi de Fatih'in yaşadığı dönemde yapılan 3 portreden biri olması. Portre, son olarak özel bir koleksiyoncu tarafından 2015'te satın alınmıştı. Bu portrelerden en ünlüsü Bellini imzasını taşıyor ve Londra'da Ulusal Galeri'nin koleksiyonunda bulunuyor. Londra'da geçen yıl yapılan farklı müzayedelerde Osman Hamdi Bey'in Kuran Okuyan Kız tablosu 6 milyon 315 bin sterline, Bellini'nin takipçilerinden biri tarafından yapıldığı düşünülen Kanuni Sultan Süleyman portresi ise 5 milyon 323 bin sterline alıcı bulmuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fazil-say-49-istanbul-muzik-festivalinde-sahne-alacak/", "text": "Ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla düzenlenecek 49. İstanbul Müzik Festivalinin ikinci gününde sevenleriyle bir araya gelecek. 49. İstanbul Müzik Festivali, 18 Ağustos'tan itibaren, İstanbul'un açık hava mekanlarının yanı sıra vapur ve parklarda gerçekleştirilecek konserlerde müzikseverleri ağırlayacak. Bu yıl Başka Bir Dünya Mümkün temasını ele alan festivalin ikinci gününde, başarılı sanatçı Fazıl Say, doğaya ve yaşama adadığı Doğanın Sesi başlıklı konserle izleyici karşısına çıkacak. Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda 19 Ağustos'ta yapılacak konserde Say'a, bu yıl Uluslararası Klasik Müzik Ödülleri'ne de aday gösterilen ve Say'ın tüm keman eserlerini kapsayan albümünde birlikte çalıştığı keman sanatçısı Friedemann Eichhorn ile üç ECHO Klassik ile Diapason d'Or gibi ödüllerin sahibi Casal Quartett eşlik edecek. Fazıl Say'ın Kaz Dağları isimli keman ve piyano sonatının Türkiye prömiyeri, pandemi döneminde bestelediği ve en iyi eserim diye nitelendirdiği yeni piyano sonatı Yeni Hayatın ise dünya prömiyeri, festivalde gerçekleştirilecek. Konserde ayrıca Say'ın, Atatürk'ün Yalova'da bulunan Millet Çiftliği'ndeki çınar ağacı ve köşkünün hikayesini konu alan Yürüyen Köşk isimli eserinin yanı sıra Brahms ve Barber'dan eserler de seslendirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fazil-say-alman-klasik-muzik-odullerine-iki-dalda-aday/", "text": "Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, Alman Klasik Müzik Ödülleri'ne Yılın Enstrümantal Kaydı ve Yılın Enstrümantal Sanatçısı dallarında aday gösterildi. Piyanist ve besteci Fazıl Say, Alman Klasik Müzik Ödüllerine (Der Deutsche Klassikpreis- Opus Klasik 2020), Yılın Enstrümantal Kaydı ve Yılın Enstrümantal Sanatçısı dallarında aday gösterildi. Sanatçı Fazıl Say, iki yılda tamamlayarak bu yıl müzikseverlerin beğenisine sunduğu Beethoven'in 32 sonatının tamamını kaydettiği albümüyle, Alman Klasik Müzik Ödülleri'ne Yılın Enstrümantal Kaydı dalında aday seçildi. Kazananlar sonbaharda ilan edilecek, ödüller de 18 Ekim 2020'de Berlin'de takdim edilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/feminizme-satranca-ve-bagimliklara-dair-vezir-gambiti/", "text": "Walter Tevis'in Vezir Gambiti adlı romanı, Kerem Sanatel çevirisiyle İthaki Yayınları tarafından yayımlandı. Vezir Gambiti, feminizme, satranca, bağımlıklara dair hem bir yetişkinliğe adım romanı hem bir gerilim hikayesi hem de bir spor macerası. Farklı türlere dokunan ve birçok konuya dair söyleyecek sözleri olan bu roman, bilimkurguyu da suç hikayeleri kadar rahatlıkla yazabilen, çok yönlü bir akla sahip Walter Tevis'in kaleminden çıkabilirdi sadece. Sekiz yaşında ve hayatta yapayalnız kalmış Beth Harmon diğerleri arasında göze batmayan, sıradan bir çocuktu, ta ki ilk gördüğü andan itibaren aklını çelen bu garip oyunla tanışana kadar. Bu altmış dört karelik tahta üzerinde bambaşka bir gelecekle karşılaşan Beth adım adım, her hamlesinde didinip çabalayarak kadınlara kapalı satranç camiasının zirvesini hedeflemekte. Her oyunda rakibinin yanı sıra koca bir geleneğe karşı da hamle yapıyor. Durumu tartıyor, geleceği öngörüyor, rakibinin aklını okumaya çalışıyor ve taşları yerinden oynatıyor. Satrancın siyah beyaz dünyasında zirve dahilere her zaman açık olsa da gerçekte işler bundan biraz farklı işliyor. Walter Tevis, Vezir Gambiti'nde zeka dolu ve usta işi bir oyunu tek bir cinsiyete sıkıştırmaya çalışanları ezip geçerken dahi bir kadının en az yaptığı hamleler kadar girift iç dünyasını sıkı bir serüvenle anlatıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ferda-art-platformda-iki-yeni-sergi-birden/", "text": "Ferda Art Platform, Ahmet Duru'nun Büyü ya da Yok Ol isimli kişisel sergisine ve Selim Köroğlu'nun Mertebe isimli ilk kişisel sergisine 4 Aralık tarihinden itibaren ev sahipliği yapıyor. Ahmet Duru beşinci kişisel sergisi Büyü ya da Yok Ol, insanoğlunun doğa ile olan imtihanını makro ve mikro ölçekte doğa betimlemeleriyle ele alıyor ve insanın doğa ile olan iletişimini sorgulamaya açıyor. Birden fazla medyumla üretilmiş işlerinin yer aldığı sergisinde Duru, yoğun boya katmanlarıyla resmettiği bitki örtüleri, incelikle işlenmiş karakalem çiçeklerle yan yana bütünlüklü bir doğa yansıması oluşturuyor. Büyü ya da Yok Ol, Ahmet Duru'nun izleyiciyi doğadan uzak bir mekanda doğa ile bir araya getirdiği küçük bir ekosistem olma görevi görüyor. Selim Köroğlu'nun ilk kişisel sergisi Mertebe, Köroğlu'nun yaşadığı dönemsel kriz, arınma ve yenilenme süreçlerinin beraberinde oluşan lirik güncelerden oluşuyor. Oldukça çeşitli bir renk paletine başvurduğu geometrik soyut form ve sembollerle oluşturduğu işlerinden bir araya gelen sergisinde Köroğlu'nun eserleri sanatçının bireysel metafizik yolculuğunun ilk takdimi olma özelliğini taşıyor. Ahmet Duru'nun Büyü ya da Yok Ol, Selim Köroğlu'nun Mertebe isimli sergileri 4 Aralık 2020 7 Ocak 2021 tarihleri arasında Ferda Art Platform'da ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ferda-art-platformda-iki-yeni-sergi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Ferda Art Platform, 12 Ocak 6 Şubat 2021 tarihleri arasında Esra Karaduman'ın İpin Ucunda Hayaller ve Bekir Sert'in Sirk'ul Acayip başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Esra Karaduman'ın ilk kişisel sergisi olan İpin Ucunda Hayaller, sanatçının minyatür sanatıyla olan ilişkisini gözler önüne seriyor. Sanatında her zaman edebiyat esintilerini kullanan Karaduman, sergide minyatür sanatıyla kendi hikayesini anlatıyor ve izleyiciyi bilinçaltının derinliklerinde bir yolculuğa çıkarıyor. Sergide yer alan ve sanatçının hayal dünyasından çeşitli manzaralar gösteren eserler, minyatür sanatına yeni ve daha özgün bir bakış açısı getirirken sanatçının disiplinler arası çok yönlülüğünü vurguluyor. El yapımı kağıt üzerine minyatür mürekkebi ile çalıştığı incelikli ve zarif eserler izleyiciyi huzurlu ve dingin dünyasına çekiyor. Tuval ve kağıt işlerinin yanı sıra sanatçının kendi sesinden dinlenebilecek olan bir Proust okuması da yerleştirme eserine eşlik ediyor. İpin Ucunda Hayaller, Esra Karaduman'ın geleneksel Türk minyatür sanatını günümüz dünyasına taşıdığı yeni bir deney alanı olma görevini görüyor. Sanatçının iki senelik üretimini yansıtan sergide izleyiciler minyatürün alışılagelmiş sınırlarının dışında bir deneyimle karşılaşıyorlar. Bekir Sert, New York, Paris, Capri ve Istanbul'da düzenlediği karma ve kişisel sergilerinin ardından, yeni kişisel sergisini izleyicilerle buluşturuyor. Sergide sanatçı izleyiciye kendi sirkinin kapılarını açıp, kendi ucubeleriyle tanıştırıyor ve insan zihninin, kendi normlarına uymayanı ucube kabul ettiğini bize gösteriyor. Bu durumdan yola çıkarak, kendi güzel ucubelerini yarattığı sergisi Sirk'ul Acayip, izleyiciyi kendi dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor. İmkansız panoramalar arasında gezilebilen minimal acayiplik çadırında, Katran Güzeli Narcissa'nın ve Şimşek Yakalayıcısı'nın hikayeleri ile tanışabilir; dünya üzerinde son yağan kara tanıklık etmiş ağaçları görüp, post-modern sfenksin kehanetlerini çözmeye çalışabilirsiniz. Ferda Art Platform'da ilk kez sergilenecek işleriyle Bekir Sert, cesur renkleri ve keskin çizgileriyle izleyicileri kendi zihninin içine davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ferda-art-platformda-iki-yeni-sergi/", "text": "Ferda Art Platform, 20 Ekim 10 Kasım 2021 tarihleri arasında Mert Diner'in Bizi Rahat Bırakın ve Bawer Doğanay'ın Bir Bulut İçinde Yaşıyorum başlıklı kişisel sergilerine ev sahipliği yapıyor. Mert Diner'in sergisi alan dilimlemelerinin içinde oluşturduğu kompozisyonlarda izleyicisine, görünenin görünmeyenle birlikte yarattığı diyalektiği deneyimleme imkanı sunuyor. Üstü kapatılan duvarların gerçekliğini resimlerinin odak noktası haline getiren sanatçının 2018 ve 2019 yıllarında ürettiği eserlerden oluşan seçkide, bilinçli adımlarla yapılan hamlelerle birlikte, plan dışı gelişen leke ve tesadüfler de üretimin bir parçası haline geliyor. Bizi Rahat Bırakın, Diner'in üstü kapatılana yönelik itirazını sunarken, aynı zamanda da izleyiciye galeri mekanında yeni yaklaşımlar oluşturabilmeyi hedefliyor. İşlerinde yer verdiği, renklerle işlenmiş zengin boya alanlarını Doğanay belli bir veri toplama sürecinin ardından ortaya çıkan ürünler olarak tasvir ediyor. Resimlerde sıkça gördüğümüz öğeler; taş süslemeleri, motifler, tarihi yapılar, ova-gökyüzü, bulutlar gerçek ile kurgu arasında bir araya gelerek tarih resminin bir versiyonunu ortaya çıkarıyorlar. Çoklu renk seçimiyle bu işlenmiş alanlar hem primitif hem güncel sanatın tasarım öğelerini barındırıyor. İçinde olduğu çağın da etkisi ile resimlerdeki bireyler Nihilist ve Romantik davranışların baş temsilcileridirler. Doğanay'ın işlerindeki kompozisyon genel olarak eğlenceli ve renkli bir dünyaya ait gibi görünse de aslında ekspresif, hırçın ve içsel bir dünyanın kapısını aralar. Sanatçı kullandığı detaylarla zamanı ve coğrafyayı flulaştırır. Doğa onun için vazgeçilmezdir. Bazen fantastik bir dünyanın detayı olarak bazen de tarihi dokuları süsleyen bir hal alır. Bir Bulut İçinde Yaşıyorum, sanatçının kendine has tekniği ve üslubunu yansıtmanın yanı sıra sanata bakışını bir başka pencereden izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ferda-art-platformda-yeni-sergi-redimeyd/", "text": "Şakir Gökçebağ'ın en yeni işlerinin yer aldığı Redimeyd başlıklı kişisel sergisi 7 Eylül 15 Ekim tarihleri arasında Ferda Art Platform'da görülebilir. Hayatın içinden objeleri gündelik kullanımlarından uzaklaştırarak yeniden yorumlayan Şakir Gökçebağ, izleyiciye çevresini başka yönlerden görme imkanı sağlayarak yeni düşünce biçimleri oluşturuyor. İşlerinde süpürge, mandal, hortum, tuvalet kağıdı, halı ve askı gibi gündelik malzemeleri kullanan sanatçı, sergisinde basit görünen ama çok katmanlı üretimlerini, malzemenin hafifliği ve sıradanlığıyla bir araya getiriyor. Sergide yoğunlukla halılara yer veren sanatçı, serginin ismini malzemeyle olan direkt iletişime dikkat çekmek için seçiyor. Gökçebağ üretiminde özellikle herkesin aşina olduğu malzemeleri samimi, basit fakat bir o kadar da derinlikli bir anlatımla işliyor. Sanatçı kendi sanatını hayatın içinden bilinçaltına, bilinçaltından hayata uzanan tanıdık ama farklı bir dünya olarak tanımlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ferruh-karakasli-ile-hayalden-gercege/", "text": "Ünlü modacı Ferruh Karakaşlı, bu kez az bilinen ressam tarafı ile sanatseverlerin karşısına çıktı. Şimdiye kadar modacı kimliği ressamlığının önüne geçtiği için bu yönünü ön plana çıkarmayan sanatçı, daha fazla dayanamayarak yarattığı eserleri sanatseverlerle paylaşma kararı aldı. Ferruh Karakaşlı'nın Hayalden Gerçeğe adını verdiği sergisi, 19 Kasım akşamı Teşvikiye Next Galeri'de açıldı. Serginin adı her ne kadar Hayalden Gerçeğe adını taşıyor olsa da çalışmalardan yansıyanlar bunun tam tersini söylüyordu. Karakaşlı'nın resimlerinde dikkat çeken bir başka nokta ise renklerin coşkusu idi. Daha çok erkek modasında önemli bir yeri olan Ferruh Karakaşlı, erkek modasında kullanamadığı renkleri sanki tuvale taşımış hissini uyandırıyordu. Karakaşlı, ilk sergisini geçtiğimiz yıl aralık ayında Borusan Dolmabahçe'de açmıştı. Sanatçı, İlk adını verdiği bu ilk sergide erkek modasının biraz sıradışı, biraz klasik karışımından örnekler sergilemiş, arka planda fon olarak da resimlerini kullanmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ferzan-ozpetek-imzali-sans-tanricasina-italyadan-en-iyi-film-odulu/", "text": "Yönetmen Ferzan Özpetek'in son filmi Şans Tanrıçası, İtalya'nın en popüler sinema dergisi olan CIAK'ın okuyucuları tarafından en iyi film seçildi. 1985 yılından bugüne aralıksız yayın yapan ve 100 bin tirajı ile İtalya'nın en popüler sinema dergisi olan CIAK'ın ödülleri sahiplerini buldu. Okuyucu oylarıyla belirlenen ödüllerden en iyi filme verilen 35. Golden CIAK ödülü Şans Tanrıçasına değer görüldü. Başrolleri paylaşan Stefano Accorsi ile Eduardo Leo, filmdeki performanslarıyla en iyi oyuncu ödülünü paylaşırken, filmin orijinal şarkısı Şans Tanrıçası Diatore ile Ne Harika Bir Yaşam da en iyi orijinal şarkı seçildi. Özpetek'in, arkadaşlarının çocuklarıyla birkaç gün ilgilenmelerini istemesi üzerine kaosa sürüklenen eşcinsel bir çiftin hikayesine odaklandığı filminde Serra Yılmaz da rol alıyor. Özpetek, İtalya'nın önde gelen sinema eleştirmenleri ve yazarlarının oluşturduğu İtalya Sanat ve Deneme Sinemaları Federasyonu tarafından en iyi yönetmen ödülüne, 77. Uluslararası Venedik Film Festivali kapsamında düzenlenen etkinlikte de İtalyan Yazarlar ve Yayıncılar Derneği'nin özel ödülüne değer görülmüştü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/festtogether-evde-sanatcilari-bulusturdu/", "text": "Sosyal medya platformundan yayınlanan Festtogether Evde sanatçıları, müzikseverler ile buluştu. Sosyal fayda odağıyla hayata geçirilen sürdürülebilir müzik festivali, gün boyunca devam etti. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında YouTube üzerinden canlı yayınlanan Festtogether Evde festivaline, Fazıl Say ve Kerem Görsev'in arasında bulunduğu çok sayıda sanatçı ve müzisyen katıldı. Festivale Bodrum'dan katılan caz piyanisti Kerem Görsev; Evdeyiz ve bugün küçük bir dinletim var. Kendi müziklerimden biraz çalmaya çalışacağım dedi. Duvar piyanosunun başına geçen müzisyen; A. G. Blues, Abacco ve 2015 yılında Prag Flarmoni Orkestrası ile kayıtlarını yaptıkları albümden Baroness adlı eserleri çaldı. Piyanist ve besteci Fazıl Say da Urla'daki evinden bağlandığı canlı yayında Yekta Kopan'ın sorularını yanıtladı. Yaklaşık 60 gündür Urla'da olduklarını anlatan Say, bütün dünyada sadece sanatta değil; spor, kültür ve iş dünyasında da toplantıların ve etkinliklerin ertelendiğini veya iptal edildiğini söyledi. Türkiye'deki müzisyenlerin konserlerinin de dünyadaki örnekleri gibi ertelendiğini anlatan Fazıl Say, dünyadaki bütün müzisyenlerin 2020 yılında vereceği konserlerinin, organizatörün takvimine göre 2021 veya 2022 yılına ertelendiği bilgisini paylaştı. Ünlü piyanist, hayatında 30 yıldır ilk defa böyle bir dönem açıldığını ifade ederek; Bu 2-3 aylık süreç uzayacak, eylül-ekim aylarına kadar bizim konserlerimizin başlayacağı düşünülmüyor. Böyle tam bir çalışma yılı, dinleme yılı oldu. Ben bu açıdan bakıyorum ve bunun faydasını sağlamaya çalışıyorum diye konuştu. Say, çalışmalarına ilişkin de bilgi verdi. Konuşmaların ardından Fazıl Say'ın piyano performanslarından Memleketim ve Aşil adlı eserlerin kayıtları gösterildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fikir-istanbuldan-cekimler-moskovadan-odul-asyadan-geldi/", "text": "Türkiye'nin ilk multi-disipliner kreatif ajanslarından biri olan Dreambox, dünyanın en prestijli ödüllerinden 'Promax Asia Altın Ödülü'nün sahibi oldu. Dreambox bu ödülü Çin'in global televizyon kanalı olan CGTN'nin 'Culture Express' programı için hazırladığı jenerik ve marka kimlik çalışmaları ile aldı. Tanıtım, tasarım ve pazarlama alanları olmak üzere 3 ayrı kategoride verilen ödül, dünya devleri arasında bir yarışma niteliğinde. Konvansiyonel ve dijital medya mecralarında uluslararası prestije sahip ''Promax Ödülleri'' sahiplerini buldu. Medya için bir nevi Şampiyonlar Ligi niteliğindeki organizasyon, Kuzey Amerika, Latin Amerika, Avrupa, Birleşik Krallık, Afrika, Asya, Hindistan ve Avustralya-Yeni Zelanda olmak üzere 8 bölgedeki çalışmaları değerlendiriyor. 'Promax Asia'nın televizyon, radyo ve interaktif medyanın çeşitli kollarında her yıl verdiği ödüllerin kazananları arasında HBO, TNT, Walt Disney, Fox, Sony gibi ünlü kuruluşların hazırladıkları yapımlar yer alıyor. Dreambox ise Promax Asia'dan aldığı 8. ödül ile devlerin sıkça boy gösterdiği bu listedeki yerini daha da sağlamlaştırdı. Türkiye'nin ilk multi-disipliner kreatif ajanslarından biri olan Dreambox, marka iletişimi ve deneyim tasarımı üzerine uluslararası deneyime sahip. Birçok global markaya hizmet veren Dreambox; LG International, Toyo, Al Jazeera, CCTV, Samsung, Coca-Cola, Philips, Hyundai Engineering, Omniyat, Eczacıbaşı Holding, Borusan Holding, Koç Grubu ve T. C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı gibi çok sayıda ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluş için farklı nitelikte kreatif projeleri hayata geçirdi. Deneyim tasarımı başta olmak üzere birçok alanda ulusal ve uluslararası ödül sahibi olan Dreambox, özellikle TV kanalları, marka kimlikleri ve mega show çalışmaları noktasında dünyadaki sayılı ajanstan biri. Dreambox'a ''Promax Asia 2020''de altın ödülü getiren çalışma da Çin Devlet Televizyonu CCTV için hazırladığı jenerik ve branding çalışması oldu. Dreambox Çin'in global hedef kitleye hitap eden kanalı CGTN'nin hafta içi her gün yayınlanan 'Culture Express' programı için yaptığı jenerik ve branding çalışması ile bu prestijli ödülün sahibi oldu. Culture Express programının logo, ekran kimliği ve açılış jeneriği için CGTN'in yönetim kurulu tarafından açılan konkura tüm dünyadan sadece 4 şirket davet edildi. Bunların arasında daha önce CCTV için ekran kimliği çalışan Dreambox da bulunuyordu. Salim Çağrı Öztoksoy'un yaratıcı yönetmenliğiyle tasarlanan konsept ile Pekin'deki konkuru kazanan Dreambox, kreatif geliştirmeler ve tasarım süreçlerinin tamamını İstanbul'da, çekimleri ise Moskova'da tamamladı. Global kültür ve sanat ajandasını tüm dünyaya aktaran Culture Express için, 'kültür ve sanatın esası insandır' fikrinden yola çıkarak, insan yüzüne resim, müzik, mimari, sinema, seyahat gibi kültür sanat temalarını yansıtan özel makyaj tasarımları uygulama konsepti geliştirildi. Tasarımların tamamlanmasından sonra makyaj uygulamalarını ünlü makyaj sanatçısı Natalia Pavlova gerçekleştirirken, fotoğraf çekimlerini Alexandre Kholkov üstlendi. Moskova'da yürütülen çekimlerin ardından, CGTN yönetiminin onayıyla, çalışma tüm dünyada yayınlanmaya başlandı. Ödülü 8. kez almış olmaktan gurur duyduklarını belirten Dreambox'ın kurucu ortağı ve yönetici kreatif direktörü Çağrı Öztoksoy, başarılarının sırrının 'Sınırsız düşünme, bütünsel bir kreatif yönetim, kontrollü risk alma ve alanlarında uzman insanlar' olduğunu belirtti. Hiçbir post-prodüksiyon ve bilgisayar destekli animasyon tekniği kullanılmadan hayata geçirilen çalışmanın, kendi başına bir sanat eseri olduğuna değinen Öztoksoy, her zaman özgün ve etki yaratacak işler yapmayı hedeflediklerini söyledi. Dreambox daha önce de Promax Ödülleri'nin farklı kategorilerinde başarı gösterdi. IF, Cannes, Aurora Awards, DSE Apex Awards, ve Telly gibi çok sayıda organizasyondan birçok farklı ödüle de layık görülen Dreambox'un şu an 32 uluslararası ödülü bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/filipinli-isci-kadinlarin-hikayeleri-1-mayista-kundura-sinemada/", "text": "Kundura Sinema'nın çevrimiçi izleme platformu Kundurama'da bu hafta Güney Koreli yönetmen ve sanatçı Sung-a Yoon'un ödüllü belgeseli Overseas / Denizaşırı Hizmetçiler seyirciyle buluşuyor. 1 Mayıs'ta gösterime giren film, denizaşırı ülkelerde göçebe ev işçiliğine zorlanan Filipinli kadınların 'hizmetçiliğe eğitildikleri' bir merkezde yaşanılanları anlatıyor. Hazırlık derslerinde kendilerini hem işçi hem de işveren yerine koyarak pratik yapan kadınlar, bir taraftan ev işlerinin inceliklerine çalışırken, bir taraftan da çocuklarından ayrılırken yaşayacakları travmayı yutmayı ve çalışacakları evlerde başlarına gelebilecek taciz ve şiddete karşı 'itaatkar olma'yı da öğreniyorlar. İlk çıkışını yaptığı Locarno Film Festivali'nden başlayarak CPH:DOX, BFI Londra, Busan, IDFA gibi dünyanın önde gelen belgesel film festivallerinin programlarında gösterilen ve Varşova, Hamptons film festivallerinde En İyi Belgesel Film seçilen Denizaşırı Hizmetçiler, kısa adı OFW'ler olan, Denizaşırı Filipinli İşçiler adlı devlet destekli göçmen işçiliğin perde arkasında yatan sömürgeciliği ve uluslararası ekonomik eşitsizliği de anlatıyor. Orijinal dilinde gösterilecek film, 16 Mayıs'a dek Kundurama'da İngilizce ve Türkçe altyazılı seçenekleriyle ücretsiz izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/film-elestirmenlerinin-oylariyla-belirlenen-2020nin-en-iyi-filmleri-listesi-yayimlandi/", "text": "IndieWire, The Guardian, The New Yorker gibi yayınlarda yazan yüzden fazla eleştirmenin oylarıyla belirlenen 2020'nin En İyi Filmleri listesi yayımlandı. Dünyanın prestijli sinema sitelerinden World of Reel, 100 film eleştirmeninin oyları sonucunda 2020'nin en iyi 40 filmini bir araya getirdiği bir liste hazırladı. Chloe Zhao imzalı Nomadland ve Kelly Reichardt'ın yönetmenliğini üstlendiği First Cowun ilk iki sıraya yerleştiği listede; David Fincher'ın Citizen Kane'in senaristlerinden Herman Mankiewicz'in hayatını anlatan yeni filmi Mank; Aaron Sorkin'in yönetmen olarak ikinci kez kamera karşısına geçtiği The Trial of the Chicago 7; Charlie Kaufman'ın Iain Reid'ın aynı isimli romanından uyarladığı I'm Thinking of Ending Things; Eliza Hittman'in hem Sundance hem de Berlin Film Festivali'nde ödüle değer görülen Never Rarely Sometimes Always gibi filmler ilk 10'da yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/film-muzikleri-modern-dans-ve-senfoni-orkestrasiyla-sahnelenecek/", "text": "Dünyaca beğenilen filmlerin müziklerinin özgün dans koreografisi ve senfoni orkestrası eşliğinde sahneleneceği Film On The Stage gösterisi, 13 Ekim'de Ankara'da seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. Sinema tarihinde kendine yer edinmiş, en çok izlenen, hafızalara kazınmış filmler arasından seçilmiş 18 filmin, müziği, unutulmaz anları ve hafızlarda uyandırdığı temalar, şef Musa Göçmen eşliğindeki 40 kişilik senfoni orkestrası ile 13 dansçı ve 3 opera sanatçısının performansıyla, Ankara'da TED ATA Sahne'de sahnelenecek. Film On The Stage adlı projenin yapımcısı ve Netsanat Yönetim Kurulu Başkanı Cemalettin Kömürcü, orkestra şefi Musa Göçmen ve solist Melis Kızılaslan, gösterinin genel provasının yapıldığı TED Ata Sahne'de gazetecilere açıklamalarda bulundu. Kömürcü, projenin, kişisel hayalinin bir eseri olarak ortaya çıktığını belirterek, 13 Ekim'de izleyicimizi ilk defa karşılaşacakları bir müzikal, film müzikleri konseri, dans performansı ve görsel bir şov bekliyor. 13 Ekim'deki gösteri, Türkiye'de bu alandaki sanatlar içerisinde bir ilk olacak diye konuştu. Ankara'da prömiyeri yapılacak gösteriyle Türkiye turnesine başlayacaklarını ardından Avrupa ve Körfez ülkeleri turnesi planladıklarını belirten Kömürcü, Film On The Stage gösterimizi, diğer film müzikleri konserlerinden ayıran noktası, izleyicilerimiz bu salonda 40 kişilik canlı bir orkestrayı, 18 kişilik modern dans topluluğunu ve koreografileri, ışık şovları ve bu filmlerden esinlenilerek üretilmiş VTR'leri görecekler ve muazzam bir akşam yaşayacaklar ifadelerini kullandı. Kömürcü, gösteride Gladyatör, Batman, Joker, Baba gibi 18 filmin müziklerinin yanı sıra sürpriz etkinlikler olacağını kaydetti. Göçmen ise Film On The Stage'i sahnelemek için ekip olarak aylardır çalıştıklarını belirterek, Bizim için çok heyecanlı bir proje çünkü ilk defa film müzikleri, dans, drama, ışık ve görsel şovlarla izleyiciye sunulmuş olacak. İnanıyorum ki izleyen herkesin defalarca izlemek istediği, defalarca izledikten sonra da yine gelmek için can attıkları bir proje olacak. Çünkü biz bütün provalarda aynı keyfi alıyoruz diye konuştu. Gösterinin solistlerinden Kızılaslan da büyük bir heyecan ve hayalle başlayan projede yer almaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi. Film müziklerini Kızılaslan'ın yanı sıra Zeynep Burcu Altınel ve Doruk Ören seslendirecek. Dans koreografilerini Galip Emre'nin, kostüm tasarımını Gökçe Şener'in, ışık tasarımını Mustafa Bal'ın üstlendiği gösterinin yönetmenliğini ise Ersin Ayhan yapacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/filmekimi-basliyor/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 20'nci kez düzenlenen Filmekimi, ekim ayı içerisinde İstanbul, Ankara ve İzmir'de sinemaseverlerle buluşacak. Altın Lale kazanan 'Madalena'nın yanı sıra Cannes'da Altın Palmiye kazanan 'Titane', tüm dünyada merakla beklenen 'Dune: Çöl Gezegeni', Venedik'te Altın Ayı kazanan 'Kürtaj' gibi filmlerin Türkiye prömiyerlerinin yapılacağı Filmekimi'nin biletleri 4 Ekim'de satışa çıkıyor. Festival bu yıl, uluslararası festivallerde gösterilmiş, ödüllü ve merakla beklenen yeni yapımları içeren programıyla 8-17 Ekim tarihlerinde İstanbul'da, 15-19 Ekim'de Ankara'da, 22-26 Ekim'de İzmir'de sinemaseverlerle buluşacak. Filmler İstanbul'da Beyoğlu'nda Atlas 1948 Sineması, Beyoğlu Sineması ve Kadıköy'de Kadıköy Sineması'nda, Ankara'da Cinemaximum Armada, İzmir'de Cinemaximum Mavi Bahçe'de izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fircam-ve-ben-sergisi-hunkar-kasrinda-acildi/", "text": "Ressam Halil Kahraman'ın Fırçam ve Ben sergisi sanatseverlerle buluştu. İstanbul Ticaret Odası Yeni Cami Hünkar Kasrı'ndaki serginin açılışına İTO Başkan Yardımcısı İsrafil Kuralay ile çeşitli alanlardan sanatçılar katıldı. Açılışta konuşma yapan İsrafil Kuralay, sanata katkıda bulunmak adına çeşitli sergilere ev sahipliği yaptıklarını, Yeni Cami Hünkar Kasrı'nda açtıkları sergilerin 100'ü geçtiğini söyledi. Fırçam ve Ben sergisinin çağdaş sanat alanında olduğunu belirten Kuralay, Burada genellikle geleneksel sanatlara yer veriyoruz ama bütün sanatlar birbirinden kıymetli. Bugünkü sergi de çok anlamlı. Sanatseverlerin beğeneceğini düşünüyorum. ifadelerini kullandı. Ressam Halil Kahraman ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, beşinci kişisel sergisini açtığını dile getirerek, eserlerinin yurt içinde ve yurt dışında sanatseverlerce ilgi gördüğünü anlattı. Kahraman, sergide toplam 33 eserinin bulunduğu bilgisini paylaşarak, Genellikle İstanbul konulu resimler yapmaktaydım. 2013'ten beri resim yapıyorum. Sanatımı iş hayatımın yanı sıra sürdürdüm. Amacım sanatta kendimi geliştirmekti. Ben gençlere de tavsiye ediyorum. Özellikle gençlerin resim sanatını sevmelerini istiyorum. dedi. Soyut resimler çalıştığını dile getiren Kahraman, özellikle bayram tatilinde Eminönü'ne geleceklerin 11 Temmuz'dan itibaren sergiyi ziyaret edebileceklerini ifade etti. Sergi, 7 Ağustos'a kadar 10.00-19.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/flamenkonun-parlayan-yildizi-patricia-guerrero-ilk-kez-istanbulda/", "text": "Kendi jenerasyonunun en yetenekli ve yaratıcı dansçısı olarak uluslararası sahnede kendine yer açan Patricia Guerrero, dansıyla sosyal konulara dikkat çekmeyi amaçlıyor. Yaşadığı hayatı sorgulayan ve bundan dolayı yargılanan insanı anlatan ışık dolu gösteri Distopya 23-24 Şubat'ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda seyirciyle buluşacak. Projenin dramaturgluğunu Juan Dolores Caballero, müzik yönetmenliğini ise İspanyol müzisyen Dani de Moron üstleniyor. 23-24 Şubat tarihlerinde CRR'de gerçekleşecek gösterinin biletleri 130-100-70 ve 50 TL olarak CRR Konser Salonu Gişesi ve Biletix'ten temin edilebilir. Derin flamenko köklerine sahip Patricia Guerrero, henüz üç yaşında iken annesinin akademisinde dans derslerine başlar. Klasik ve çağdaş dansın dışında diğer müzik türleri ve dansları da araştıran Patricia; 2011'de, Endülüs Flamenko Balesi'nin baş balerini seçilir. 2017'de En İyi Kadın Dansçı seçilen Patricia, 2021'de büyük proje La Bella Oteronun konuk dansçısı olarak atanır. İspanya Kültür Bakanlığı tarafından Ekim 2021'de Ulusal Dans Ödülü'ne layık görülen Patricia'nın, Distopya başta olmak üzere gerçekleştirdiği projeler farklı kurumlar tarafından ödüllendirilmiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fotografa-adanmis-bir-omur-izzet-keribar/", "text": "2 milyona yakın Türkiye ve dünya fotoğrafları arşiviyle Türkiye'nin önemli fotoğraf sanatçılarından 87 yaşındaki İzzet Keribar, Hem eski İstanbul hem Kore zamanı hem de 1980 sonrası çektiklerimi hesap edince 2 milyona yakın fotoğrafım oldu, dedi. Uluslararası Fotoğraf Federasyonu tarafından 1985'te A. Fiap, 1988'de de E. Fiap unvanlarıyla onurlandırılan Keribar, 1952'den beri fotoğrafa meraklı olduğunu belirterek, Önce ağabeyimin yardım ve teşvikleriyle İstanbul'u keşfettim. İstanbul'un her bir yanını, müzeler, camiler, kiliseler, surlar, hep birlikte gezdik. Bizim cemaatten, muhitten kimsenin bilmediği yerlere götürdü beni, dünyayı tanıttı diyebilirim, diye konuştu. Usta sanatçı, sadece fotoğrafla meşgul olmadığına işaret ederek, Hayatım boyunca pek çok iş yaptım. Ancak ticaretin artık bana göre bir şey olmadığını fark edince 25 seneden beridir kendimi tamamen fotoğrafa adadım, ifadelerini kullandı. İzzet Keribar, fotoğraf sanatını 1980 sonrası ciddi olarak öğrenmeye başladığını söyleyerek, Daha sonra büyük ödüller gelmeye başladı yarışmalardan. 10 yıl sonra dünya çapınca yarışmalardan ödüller almaya başladım ve fotoğraf dünyasında ismim duyuldu. Yani 43 senedir hiç durmadan kendimi tamamen fotoğrafa adadım. O yüzden eşimden sonra en iyi arkadaşım fotoğraf oldu. Her şey fotoğraf etrafında dönmeye başladı, dedi. Türkiye'nin tanınması ve turizmin gelişmesi için çalışan büyük acentelere fotoğraf tedarik ettiğinden de bahseden Keribar, eski İstanbul'la ilgili 1000'e yakın fotoğrafı olduğunu açıkladı. Uzun yıllardır pek çok kurumda eğitmenlik yaptığını ve dersler verdiğini de anlatan sanatçı, Pek çok fotoğrafçı yetiştirme fırsatı buldum. Türkiye'den hangi dernek çağırırsa 'hayır' demiyorum, hepsine icabet ediyorum. Türkiye'nin her tarafına gittim. Ben fotoğraf tecrübemi gençlerle paylaşan birisiyim. Mesela Ara Güler çok paylaşmazdı, hep kendisineydi. Ben sırlarımı bile paylaşıyorum, onlarda zaten bir maharet varsa beni geçeceklerdir, ben seviyorum paylaşmayı. değerlendirmesini yaptı. İzzet Keribar, gezme ve macera ruhunun hep var olduğunu söyleyerek, Askerliği de o yüzden Kore'de yaptım, maceraya atılmayı seviyorum. Hatırlıyorum 11 yaşımda kendi başıma Kadıköy'den trene bindim, Gebze'ye gittim geldim. İnanılmaz bir şeydi bu. Gebze çok uzak sayılırdı o zamanın İstanbul'unda. Kaç gün anlattım arkadaşlarıma. diye konuştu. Dünyanın dört bir yanını gezdiğini aktaran usta fotoğrafçı, Ben en çok Türkiye'yi sevdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü Türkiye'de kendimi buluyorum, kendi ülkemde olmanın verdiği huzur oluyor fotoğraf çekerken. 30 yıldır gruplarla Türkiye'nin her tarafını gezdik ve fotoğraf çektik. Güzel bir arşiv meydana geldi. açıklamasını yaptı. Keribar, son teknolojik telefonların kalitelerinin şaşırtıcı derece iyi olduğuna da dikkati çekerek, Aslında telefon teknolojisinin gelişmesi bizlerin işlerini de zayıflattı. Çünkü artık herkes çekim yapıyor, değerlendirmesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fotograflar-ve-haberleriyle-istanbul-hafizasi-kitabi-yayimlandi/", "text": "İBB Kültür Daire Başkanlığı Basın Yayın Müdürlüğünce şehrin sosyokültürel hayatına ve görsel hafızasına katkı sunan, Fotoğraflar ve Haberleriyle İstanbul Hafızası isimli kitap yayınlandı. İki ciltten oluşan kitap, Cumhuriyet'in ilk yıllarından İkinci Dünya Savaşı'nın bitimine kadar geçen yirmi yıllık süreçte, her bakımdan çehresi başkalaşan eski başkent İstanbul'un geçirdiği değişimlere tanıklık ediyor. Dönemin İstanbul'una ait toplumsal olaylar ve mekanlar fotoğraf ve haber metinleriyle anlatıyor. Cumhuriyet'in ilanının ardından uygulanmaya başlanan değişimin vatandaş üzerinde bıraktığı etki ve izlere dair ilginç veriler sunan kitap, İstanbul'da yaşanan toplumsal olayları, şehrin önemli karakterleri, eğlence mekanlarını, bir bölümü kaybolan meslekleri ve mimari eserleri fotoğraf ve haber metinleriyle de anlatıyor. O yıllarda yayımlanan gazete ve dergiler için fotoğraflar çeken usta foto muhabirleri Hilmi Şahenk, Namık Görgüç, Cemal Göral, Ali Ersan, Faik Şenol Selahattin Giz ve Jean Weinberg'in kitapta yer alan fotoğrafları, toplumsal değişimlere dair, yoruma ve analize açık önemli birer belge değeri taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fovart-sanat-galerisinde-ritim-2021/", "text": "Gülay Er, Ritim 2021 adını taşıyan çevrimiçi kişisel sergisini sanatseverlerle buluşturuyor. Soyut ile somut, gerçek ile hayal arasındaki iki yönlü ilişkiden yola çıkarak, gerçeğin hayale, somutun soyuta yaklaştığı bir düzlemde, nesnelerin dünyası ile kurduğumuz gündelik ilişkiyi öznelleştiriyor. Nesneler, Er'in zihninde yarattıkları çağrışımlarla yeni bir çizgiye, renge, dokuya ve desene bürünüyor. Gerçek, hayalin nesnesine dönüşürken somut soyutlanıyor. Gerçek ile hayal, somut ile soyut arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor. Bir manzara ya da figürün gerçeklikle olan bağı zayıfladıkça hayal gücü ile olan bağı kuvvetleniyor. Buna karşın gerçeklik hissi bütünüyle yitirilmiyor; Er'in öznelliğinde başkalaşıyor. İzleyiciler, Er'in bıraktığı bu yerden gerçeği bükmeye başlıyor. Hayal gücünün dönüşüme uğrattığı artık somut bir gerçeklik değil, soyutlanmış belirli bir gerçeklik oluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/frank-nitsche-den-turkish-delight-sergisi/", "text": "Ressam Frank Nitsche 'nin Türkiye'deki ilk kişisel sergisi Turkish Delight, Pilevneli Galeri'nin Dolapdere'deki mekanında ziyarete açıldı. Nitsche'nin son dönem çalışmalarından oluşan ve galerinin dört katına yayılan Turkish Delight sergisinde, 31 yağlı boya eser ve bir mekana özel yerleştirmeye yer veriliyor. Frank Nitsche, soyut kompozisyonlarını ortaya koymak için medya, pop ve tüketim kültüründen aldığı geniş bir görsel arşivden yararlanıyor. Eserlerinin büyük çoğunluğunu karakteristik bir özellik olarak hafif tonlarda haki, mavi veya yeşil ile donatılmış geniş kanvas yüzeylerde yapan Alman ressam, Hochschule für Bildende Künste'de sanat eğitimini tamamladı. Nitsche'nin eserleri; geometrik şekiller, çizgiler ve formlar, inşaat planları, teknik modelleri, kaligrafi veya bilgisayar programlarını hatırlatabilecek soyut oluşumlardan meydana geliyor. Turkish Delight başlıklı sergi, 14 Mayıs'a kadar Pilevneli Galeri'de sanatseverleri ağırlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/frank-quietlyden-jupiterin-mirasinin-ilk-goruntuleri/", "text": "Netflix'in Frank Quitely'nin özel çizimlerinden hayata geçen yeni destansı süper kahraman dizisi Jupiter'in Mirası'nın ilk görüntüleri paylaşıldı. Dizi, 7 Mayıs'ta tüm dünya ile aynı anda Netflix'te yayınlanacak. Sezonun en korkunç kötü adamı Karayıldız hayata geçerken, dünyanın en büyük süper kahramanlarından birinin oğlu Hutch ve dünyanın en büyük süper kahramanlarının kızı Chloe Sampson'ı ile tanışıyoruz. 1929'da ortaya çıkan Sheldon Sampson oğlu Brandon Sampson ile bir araya geliyor. Son olarak, ilk nesil süper kahramanlar Lady Liberty / Grace Sampson, The Utopian / Sheldon Sampson ve Brainwave / Walter Sampson ortaya çıkıyor. Neredeyse yüzyıldır insanlığın güvenliğini sağlamalarının ardından dünyanın birinci nesil süper kahramanları, artık miraslarını devralmaları için çocuklarına güvenmektedir. Ancak değerlerini kanıtlamaya istekli olan genç süper kahramanlar, ebeveynlerinin efsanevi itibarlarına yakışır şekilde davranmakta ve kişisel standartlarını buna göre belirlemekte zorlanır. Mark Millar, Frank Quitely, Lorenzo Di Bonaventura, Dan McDermott, Steven S. DeKnight, James Middleton, ve Sang Kyu Kim. Netflix, 190'dan fazla ülkede 204 milyonu aşkın ücretli kullanıcının farklı türlerde ve dillerde diziler, belgeseller ve sinema filmleri izlediği, dünyanın eğlence odaklı lider yayın hizmetidir. Üyeler yayınları istedikleri kadar, istedikleri zaman, istedikleri yerde, internete bağlı tüm ekranlarda izleyebilirler. Yayınların tamamını reklamsız olarak ve herhangi bir taahhütte bulunmadan oynatabilir, durdurabilir ve daha sonra izlemeye devam edebilirler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fransiz-sanatci-hatayda-yikintilar-arasinda-cizdigi-resmi-tanitti/", "text": "Saype adıyla tanınan Fransız arazi sanatçısı Guillaume Legros, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Hatay'da yıkıma ve ardından bölgede gösterilen birlikteliğe dikkati çekmek amacıyla çizdiği, iç içe geçen tokalaşmış eller resmini tanıttı. Saype, tüm dünyaya birlik ve beraberlik mesajı vermek amacıyla oluşturduğu Duvarların Ötesinde isimli projesinin 19. ayağını Hatay'da tamamladı. Arazi sanatçısı Saype, Hatay'ın Antakya, Defne ve Altınözü ilçelerinde üç ayrı noktada tebeşir ve kömürden yapılan bir boyayla çim ve toprak üzerine freskler çizdi. Yaklaşık iki haftada çalışmalarını tamamlayan Saype, Defne ilçesi Armutlu Mahallesi'nde düzenlediği toplantıda eserini tanıttı. Tanıtım toplantısına, Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Defne Belediye Başkanı İbrahim Güzel, İsviçre'nin Ankara Büyükelçisi Jean Daniel Ruch, Fransa'nın Ankara Büyükelçisi Isabelle Dumont ve bazı sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Savaş, yaptığı konuşmada, 6 Şubat sabahında büyük kabusla uyandıklarını, yaşanan depremde çok sayıda insanın hayatını ve malını kaybettiğini söyledi. Depremin unutmaması gerektiğini belirten Savaş, Saype'ye yaptığı çalışma dolayısıyla teşekkür etti. Büyükelçisi Dumont da 6 Şubat'tan bu yana depremzedeleri unutmadıklarını ve yanlarında olmaya devam ettiklerini dile getirdi. Büyükelçisi Ruch ise kentte depremlerin ardından yaptıkları yardımlardan bahsederek, Türkiye ile dayanışmayı sürdüreceklerini belirtti. Saype, depremde yıkılan yerleri gördüğünde çok derinden etkilendiğini anlattı. Yaptığı çalışmayla herkesin dikkatini depremden etkilenen yerlere çekmek istediğini kaydeden Saype, Depremin üzerinden bir zaman geçti. Burada yaşanan çok ciddi bir yıkım ve acı var. Bunun hatırlatılması gerektiğini düşünüyorum. dedi. Konuşmaların ardından katılımcılar, Saype'nin iç içe geçen tokalaşmış eller çizimini inceledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fransizca-ceviri-odul-toreni-fransa-sarayinda-yapildi/", "text": "Institut français Türkiye'nin nitelikli edebiyat çevirilerini desteklemek ve çevirmenlik mesleğine hak ettiği değeri vermek amacıyla bu yıl ilk defa başlattığı Fransızca Çeviri Ödülü' nü Fransa Büyükelçisi Herve Magro'nun katıldığı törenle Ebru Erbaş aldı. Erbaş, ödüle, Fransızca aslından çevirdiği Mahir Güven'in Ağabey romanı ile layık görüldü. Fransa Sarayı'nda düzenlenen törenin açılış konuşmasını yapan Fransa Büyükelçisi Herve Magro, Çeviri olmadan, kültür ve özellikle edebiyat, yalnızca dilsel olarak sınırlandırılmış tek bir edebi alanda seyahat edebilir. Çevirmenler olmasaydı, Voltaire, Hugo, Sartre, ve Amin Maalouf'un eserleri Türkçe dahil olmak üzere başka dillerde bulunmazdı... Frankofoni sınırlarını aşıp, başka okuyucu kitlelere iletilemezlerdi. diye konuştu. Türkiye'de her yıl çıkan yeni kitapların % 15'inin çeviri olduğunu belirten Magro, Fransızca'nın ikinci çevrilen dil olmaya devam ettiğini belirterek Bu dinamizmi, yılda yaklaşık otuz kitabın çevirisine izin veren bir Yayın Yardım Planı ile zaten destekliyoruz. Bu yeni Fransızca Çeviri Ödülü'nün uzun vadeli olarak Fransızca'nın Türk çevirmenlerine somut desteğimize katkı sağlamasını umuyorum. diyerek ödülün anlam ve önemine işaret etti. Fransa Büyükelçisi Herve Magro, konuşmasından sonra Çeviri Ödülü, Onur Ödülü ve Teşvik Ödülü'ne layık görülen Ebru Erbaş, Aysel Bora ve Yunus Çetin'i sahneye davet ederek ödüllerini takdim etti. Törene jüri üyeleri, çeviri ve yayın dünyasından ve meslek örgütlerinden çok sayıda davetli ile yazar Kenize Mourad ve oyuncu ve çevirmen Serra Yılmaz da katıldılar. Institut français Türkiye Fransızca Çeviri Ödülü jürisi; Ebru Erbaş'a verilen ödülün gerekçesini, Her bir roman karakterine göre değişen roman dilini, çok katmanlı olay örgüsünü, romanın temel ekseninde yer alan kültürel karşıtlığı Türkçeye aynı nüanslarla ve eşdeğer bir biçimde aktarmayı başarmıştır. Paris banliyölerine ait olan güncel argoyu ustalıkla ve eşsiz bir denge oluşturarak erek dilde de kurabilmiştir. Üslup ustalığına dayalı bu romanı dil düzeyiyle, eşdeğer anlatımıyla, bütünlük içinde Türkçede karşılamayı başarmıştır. Tüm bu evrensel meseleler karşısında karakterlerin ağzından dökülen öfkeyi, eleştirel yaklaşımı ve bunun hissettirdiği çaresizlik duygusunu çevirisinde okura yansıtabilmiştir. olarak paylaştı. Institut français Türkiye Fransızca Çeviri Ödülü jürisi, klasik edebiyattan modern ve çağdaş edebiyata uzanan geniş bir yelpazede, yılların deneyimiyle Fransızcadan Türkçeye yaptığı çevirilerle Türkiye okurunu Frankofon edebiyatla buluşturan ve kaynak metne hakim olmanın yanı sıra, erek dilde eşdeğer bir üslup yaratarak metni okura en doğru ve anlaşılır biçimiyle aktaran Aysel Bora'ya, Fransızca Çeviri Onur Ödülü verilmesine karar verdi. Genç Çevirmen Teşvik Ödülü'ne ise, kaynak metnin felsefe ve edebiyat eleştirisi alanındaki önemi, özellikle dilinin zorluğu göz önünde bulundurularak, kaynak metnin felsefi ve kavramsal düzeyde içerdiği güçlüklerin erek metinde kabul edilebilir düzeyde ve özenle karşılanmış olması dikkate alınarak Jacques Ranciere'in Les Bords de la Fiction adlı eserini Kurmacanın Kıyıları adıyla Türkçeye çeviren Yunus Çetin layık görülmüştür. Fransızca Çeviri Ödülü 20.000TL, Teşvik Ödülü ise 10.000TL' dır. Başkan : INALCO Türkçe Kürsüsü Başkanı ve Actes Sud Yayınevi Koleksiyon Müdürü Timour Muhidine, Üyeler : Yıldız Teknik Üniversitesi'nden Doç. Dr Lale Özcan, Hacettepe Üniversitesi Çeviri Bölümü Başkanı Doç. Dr Zeynep Oral, Galatasaray Üniversitesi Öğr. Gör. ve çevirmen Dr. Şilan Karadağ ile çevirmen ve editör Ayça Sezen. ÖNEMLİ NOT : Jüri üyeleri arasında yer alan Ayça Sezen, Mahir Güven'in Ağabey adlı romanının editörü olması dolayısıyla, eserle ilgili değerlendirme görüşmelerine ve final oylamasına katılmamıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/frida-kahlo-muzesi-sanal-ziyarete-acildi/", "text": "Dünyaca ünlü Meksikalı ressam Frida Kahlo'nun özel eşyalarını ve anılarını barındıran La Casa Azul adlı müze sanal ziyarete açıldı. Her gün yüzlerce turistin akın ettiği ve yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle şu an için kapalı olan Frida Kahlo Müzesi, sanal tur kapsamında ziyarete açıldı. Müzede 360 derece sanal tur yaparak her yeri gezmek mümkün. 1958'den bu yana müze olan Frida Kahlo'nun evi, ünlü ressamın hayatına ve tarihin önemli anlarına tanıklık etmesi bakımından büyük önem taşıyor. Kahlo, eşi Dieogo ile birlikte 1929-1954 yılları arasında bu evde yaşamıştı. Frida'nın Long Live Life, Frida and the Caesarian Operation, Portrait of My Father Wilhelm Kahlo gibi önemli eserlerinin yer aldığı müzede; ressamın kıyafetleri, koltuk değnekleri, korseleri ve ilaçları da bulunuyor. Müzedeki 22 bin belge, 6 bin 500 fotoğraf, dergi ve süreli yayınlar, kitaplar, düzinelerce çizim, kişisel eşyalar, kıyafetler, oyuncaklar, Frida ve Diego'nun hayatına dair ipuçları veriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fuarin-copleri-sanat-eserine-donusecek/", "text": "Enerji Gelecektir mottosu ile her yıl gerçekleşen EIF Fuarı'nda bu yıl bir ilk gerçekleşecek. Sürdürülebilir ve Temiz Enerji alanında faaliyet gösteren ASUNIM firması öncülüğünde, fuarın kurulumunda çıkan atıklar; 15-17 Kasım 2023 tarihleri arasında, CNR Fuar Merkezi'nde bir sanat eserine dönüşecek. Ünlü ileri dönüşüm sanatçısı Adnan Ceyhan alanda ve hazırlıksız olarak gerçekleştireceği performans ile, çöp olarak değerlendirilen atıkların ileri dönüşüm ve sürdürülebilirlik bakış açısı ile nasıl da üstün bir değere dönüşebileceğini gösterecek. Fuar katılımcıları ve ziyaretçiler bu muhteşem dönüşüme tanıklık edecekler. Sanatçı Adnan Ceyhan, yapacağı enstelasyonla fuarda çıkan plastiklere, ahşaplara ve diğer atıklara; geri dönüştürmenin ötesinde sanatsal bir değer vererek daha aşkın bir anlama taşıyacak. 3. Gün, sanatçı ve ASUNİM Yönetim Kurulu Başkanı ile yapılacak söyleşi ile performansın anlamı, düşündürdükleri, hissettirdikleri dinleyicilerle paylaşılarak etkinlik son bulacak. ASUNIM Yönetim Kurulu Başkanı Umut Gürbüz, yapılacak bu performansla ilgili çok heyecanlı olduklarını ileterek şunları ekledi: Bizim atık olarak adlandırdığımız materyallerin bir sanatçı elinde nasıl da sanat eserine dönüşeceğine hep birlikte tanıklık edecek olmak çok mutluluk verici. Fuarlar sırasında yaklaşık 90 kamyon atık çıktığı söyleniyor. Hem atık haline getirilen materyallerin üretimi hem onların ihması hem de bu 90 kamyonun taşınması sırasında oluşan karbon emisyonu ve su ayak izi çok büyük. Bu proje ile atıklar ve ileri dönüşüm konusunda bir farkındalık yaratmak istiyoruz. Firma olarak temiz ve sürdürülebilir enerji üretirken bu konunun sadece enerji ile kalmaması gerektiğine inanıyoruz. Hayatın tüm alanında, toplumun tüm kesimlerinde sürdürülebilirlik ve çevre konusunda duyarlılık artık bir seçim değil bir zorunluluk haline geldi. Biz de bu konudaki anlayışımızı bu performans ile çevremizle paylaşmak istedik. dedi. ASUNIM Türkiye, 2005 yılından bu yana dünyanın çeşitli ülkelerinde güneş enerjisi alanında faaliyet gösteren Grupo Asunim bünyesinde faaliyete başlamıştır. Merkezi Ankara'da olan Asunim Türkiye temiz, sürdürülebilir ve demokratik enerji çalışmaları kapsamında ağırlıklı olarak güneş parkları ve çatı üzeri sistemleri çin; proje geliştirme ve mühendislik, sistemin tasarımı, devreye alma, bakım ve güvenlik dahil olmak üzere anahtar teslim kurulum hizmeti vermektedir. Uluslararası alanda 1 GW'ın üzerinde deneyime sahip olan Asunim'in, İspanya, Portekiz, Dubai, Mısır ve Birleşik Kralık'ta ofisleri bulunmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/funda-arar-sarkilarini-binlerce-kisiyle-soyledi/", "text": "Funda Arar, bu kez İstanbul'un Hyde Park'ı olarak bilinen Kent Orman YBY Etkinlik Alanı'nda hayranlarıyla buluştu. Al Sevgilim ve Virane Gönlüm şarkılarıyla sezona damga vuran Arar'ın konserine yaklaşık 7 bin 500 kişi katıldı. Songül Sarpbaş imzalı beyaz elbisesiyle sahne alan Funda Arar, giydiği iki kıyafet ile ve güzelliğiyle de göz kamaştırdı. Kendisini dinlemeye gelen misafirleriyle şarkılarını iki buçuk saat boyunca hep bir ağızdan seslendiren Arar'ı izlemeye gelenler arasında, yakın arkadaşı Kubat da vardı. Kubat, arkadaşını izlerken tüm şarkılarına eşlik etti. Daha sonra sahneye çıkarak birlikte şarkı söylediler. Özellikle birlikte söyledikleri Erik Dalı türküsünde Kent Orman adeta ayağa kalktı. Funda Ararı'n performansını çok beğendiğini belirten Kubat; Pop söylüyor, Türk Sanat Müziği söylüyor, arabesk söylüyor. Hep birlikte dinledik, türkülerimizi çok güzel yorumluyor. Yok böyle bir sanatçı diyerek, kendisini bir kez daha kutladı. Arar, kendisini izlemeye gelenleri müziğe doyurdu. Alışılmışın dışında konser izleme olanaklarına sahip Kent Orman YBY Etkinlik Alanı'na izleyiciler kendi sandalyeleri, köpekleri ve içecekleriyle gelip, çimlerin üzerinde eğlencenin tadını doyasıya çıkardılar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fusun-onur-retrospektif-sergisi-ludwig-muzesinde/", "text": "Almanya'nın Köln kentindeki Ludwig Müzesi'nin Arter işbirliğiyle düzenlediği Füsun Onur retrospektifi, 16 Eylül 2023 tarihinde ziyarete açılacak. Küratörlüğünü Barbara Engelbach ile Emre Baykal'ın birlikte yürüttükleri sergi, sanatçının altmış yıla uzanan pratiğine toplu bir bakış sunuyor. Bazıları büyük ölçekli mekansal yerleştirmeler olmak üzere sanatçının farklı dönemlerden yaklaşık doksan yapıtını bir araya getiren sergi için Onur, izleyiciyle ilk kez buluşacak yeni bir eser de üretiyor. Füsun Onur'un, 16 Eylül 2023 28 Ocak 2024 tarihleri arasında Köln'deki Ludwig Müzesi'nde Arter işbirliğiyle hayata geçirilen retrospektif sergisi, sanatçının 1960'lardan günümüze uzanan kesintisiz pratiğine kapsayıcı bir bakış sağlıyor. Onur'un bugüne dek katıldığı pek çok uluslararası serginin ve 2014 yılında Emre Baykal küratörlüğünde Arter'de düzenlenen Aynadan İçeri başlıklı kapsamlı sergisinin ardından, Ludwig Müzesi'nde açılan bu retrospektif sergi, sanatçının yapıtlarının topluca izlenebileceği ilk yurtdışı sergisi olma niteliği de taşıyor. Barbara Engelbach ile Emre Baykal'ıneşküratörlüğünü üstlendiği sergi, önemli bir bölümü Arter Koleksiyonu'ndan ödünç verilen ve en eskisi Beyaz Kağıt Üzerinde Alan Ayırmak (1965-66) adlı serideki çizimler olmak üzere, sanatçının günümüze dek süren üretiminden seçilen 90 civarında yapıtı bir araya getiriyor. Sergi, Türkiye'nin çağdaş sanat alanındaki öncü isimlerinden Onur'un kategorilerden uzak, özgün üretimine, bu üretime eşlik eden temel uğraş ve sorularına, yapıtlarında yıllar içinde giderek zenginleşen malzeme çeşitliliğine ve işlerine eklediği anlatısal, kimi zaman otobiyografik öğelere ışık tutmayı hedefliyor. Sanatçının 2021 yılındaki Venedik Bienali Türkiye Pavyonu için Bige Örer küratörlüğünde ürettiği Evvel Zaman İçinde... adlı yerleştirmenin de yer aldığı retrospektifte, Çiçekli Kontrpuan (1982 (2023)), Opus II Fantasia (2001 (2023)), Eski Eşyaların Düşü (1985), Bir Çocuğun Gözüyle Savaş (1994), İm'in İm'i (1987) gibi farklı dönemlerden büyük ölçekli yerleştirmeleriyle birlikte, bu sergi için özel olarak geliştirdiği A Room with a Muse / Perili Oda (2023) adlı yerleştirme de izlenebilecek. Bu yerleştirmenin müziğini, sanatçının daveti üzerine Begüm Çalımlı besteleyip icra etti. Ludwig Müzesi'nde gerçekleşecek sergiyle bağlantılı olarak, eşküratörlerin sunuşlarının ve müzenin direktörü Yılmaz Dziewior'un önsözünün yer alacağı bir katalog da yayımlanacak. Aynı yayında Süreyyya Evren ve Nilüfer Şaşmazer birer yazıyla Füsun Onur'un eserlerinin Türkiye sanat tarihindeki yerine ışık tutarlarken, Merve Çağlar'ın sanatçıyla yaptığı bir söyleşi de yer alacak. Onur'un 1970'lerden 90'lı yılların başına kadar kaleme aldığı, estetik, eleştiri ve sanatın politikası üzerine düşüncelerini yansıtan yazılarından seçilen on makalelik bir seçki de Türkçe, Almanca ve İngilizce olarak yeniden basılacak. Tasarımını Esen Karol'un üstlendiği katalog, Almanca ve İngilizce olarak Köln'deki Verlag der Buchhandlung Walther und Franz König yayınevi tarafından yayımlanacak. Füsun Onur'un Ludwig Müzesi'nde Arter işbirliğiyle düzenlenen retrospektif sergisi, Almanya Federal Devletler Kültür Vakfı'nın, Kunststiftung NRW, REWE Group, Peter and Irene Ludwig Foundation, Gesellschaft für Moderne Kunst am Museum Ludwig ve Beatrix Lichtken Stiftung'un destekleriyle gerçekleşiyor. Füsun Onur, bugün yarım asrı aşarak altmış yıla yaklaşan sanatsal üretiminin tamamını, doğup büyüdüğü ve halen yaşamakta olduğu İstanbul'daki Hayri Onur Yalısı'nınbüyülü dünyası içinde şekillendirmeyi sürdürüyor. Form, uzam, zaman ve bunlar arasındaki ilişkileri sıradışı bir malzeme çeşitliliğiyle araştıran Onur, yapıtlarında gündelik, öyküsel ve otobiyografik öğelere yer veriyor. Mekan ve zaman, ışık ve gölge, ses ve sessizlik gibi kavramlara odaklanan sanatçının farklı dönemlerde ürettiği yapıtların önemli bir bölümü, bir Vehbi Koç Vakfı kuruluşu olan Arter'de düzenlenen Aynadan İçeri (2014) başlıklı kapsamlı sergide bir araya getirilmiş, küratörlüğünü Emre Baykal'ın üstlendiği sergiye, Esen Karol'un tasarladığı bir kitap da eşlik etmişti. Füsun Onur'un 2011 yılında Arter Koleksiyonu'na eklenen Opus II Fantasia (2001) adlı yerleştirmesi ise Emre Baykal küratörlüğünde yeni bir mekansal düzenlemeyle Arter'deki galeri mekanına uyarlanarak 2021 yılında sergilenmişti. Aynı zamanda, Füsun Onur ve 2022'de aramızdan ayrılan ablası İlhan Onur, doğup büyüdükleri ve sanatçının halen yaşamakta olduğu Kuzguncuk'taki Hayri Onur Yalısı'nı, ileride müze-ev olarak ziyarete açılması ve içeriğini Arter'in oluşturacağı misafir sanatçı programlarına ev sahipliği yapması arzusuyla Vehbi Koç Vakfı'na bağışlamıştı. Füsun Onur'un tüm sanatsal üretimine tanıklık eden yalının, iki kardeşin yaşam alanları olan giriş katı olduğu gibi korunurken, bir üst katının farklı disiplinlerden sanatçılar için bir misafir evine dönüştürülmesi planlanıyor. Sanatçının en alt kattaki atölyesi ise konuk sanatçıların kullanımına açık hale getirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/fusun-saka-ilk-kisisel-resim-sergisi-saudade-ile-radyo-gedikte/", "text": "Radyo Gedik, gazeteci Füsun Saka'nın ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Gerçeklikle aramızda sosyal medyanın olduğu, gerçeklerle yüzleşmemek için görmek yerine bakmayı tercih ettiğimiz günümüzde Füsun Saka, insanın önüne konulan yapay hedeflere, sosyal ve ekonomik hırslara Saudade sergisiyle karşı çıkıyor. Portekizce 'özlenen bir zamana veya kişiye kavuşulamayacağı hissi' anlamına gelen Saudade ile Saka, yakın geçmişin uzakta kalmış duygularını fırçasıyla selamlıyor. Radyo Gedik Programcısı ve Gazeteci Füsun Saka'nın ilk kişisel sergisi Saudade, 2 Eylül-30 Eylül tarihleri arasında Radyo Gedik'te görülebilir. Bakıyoruz, izliyoruz, başımızı çeviriyoruz, çünkü görmüyoruz. Görmek çok acı verici bir süreç olduğundan beri, çoğumuzun hayatı sadece kendi içine bakmakla geçiyor ama bu bakış kimseyle bağlantı kuramıyor. Bireyselleşme ile bencilliği karıştırdığımız bu gerçekliği, kuşaklar arası farklılıkla açıklamak sadece işin kolayına kaçmak olabilir. Asıl olan şu ki dünyayı ele geçirmiş ekonomik ve sosyal sistemin girdabında çıkış yolu arayan bizler, hayatın devamını sağlayan motivasyonu çoktan kaybettik. Herkes kendisinin en iyisine ulaşmayı amaçlarken bunu sağlamanın yolunun; en iyi okulu bitirmek, en lüks arabayı, tekneyi, evi alabilmek, en yüksek maaşlarla yönetici olmak, en ünlüler listesine girebilmek için kendi hayatının yarış atı olmayı gönüllü olarak kabul etmekten geçtiğini sanıyor. Bunlar bir yanda olurken, diğer tarafta milyonların hayatını bloke eden, hala neye uğradığımızı tam anlamadığımız pandemi, ölümle ve açlıkla savaşan Afrika kıtası, nasıl öldüklerini bile aklımıza getirmek istemediğimiz, savaş çocukları... Artık dünya, bizi üzerinde barındıracak gücünü kaybediyor, çünkü onu da hızla tükettik ve tükettiklerimizi yerine koyacak gücümüz, isteğimiz, hareketimiz yok. Karşımızda duran gerçeklikle aramıza sosyal medyayı koyduğumuzdan bu yana, o gerçekliği eğip bükerek katlanılabilir kılıyoruz. Artık kimse kendi sesiyle şarkı söylemiyor, çünkü teknoloji, gerçekliğin getirdiği tiz sesleri düzeltip katlanılabilir kılıyor. Zaten görüntümüzü değiştiren programlar sayesinde kendi gözleri ya da dudağı ile gülümseyenler çağdışı kaldı. İstanbul Üniversitesi'nde felsefe ve psikoloji eğitimi alan Füsun Saka'nın kitapları arasında İstanbul Depremi Beklerken, Yeter ki Sen İste, 99 Sayfada Fobiler, 99 Sayfada Kadında Duyguların Bedenselleşmesi, 99 Sayfada Depresyon, Zamansız ve Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Otokar'ın 50. kuruluş yılı için hazırlanan 50 Yıllık Bir Yol Hikayesi isimli şirket profili kitabı bulunuyor. İnternet üzerinde yayınlanan www. binevigazete. com kurucu ortağı olan Saka, aynı zamanda Radyo Gedik'te Füsun Saka ile İyilik Sağlık isimli bir program hazırlıyor. Hürriyet Gazetesi, Bloomberg TV, Vatan Gazetesi, Tempo Dergisi ve Habertürk Gazetesi, Füsun Saka'nın çalıştığı diğer yayın kuruluşları."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/g-art-galeri-yeniden-sanat-dunyasinda/", "text": "G-art Galeri pandemi dönemi ve onu takip eden adres değişikliği nedeniyle ara verdiği dönem sergilerine yeniden başlıyor. Açılışını ise, kendi dilini konuşabilen kişilikli heykelleri ile tanıdığımız multidisipliner sanatçı Oylum Öktem İşözen ile yapıyor. Sanatçı, fotoğraf ve yazı dilini de kullanarak 3 bölüm halinde kurguladığı heykel sergisine Eşik ve Mertebe adını vermiş. İşözen, 2010'lu yıllardan bu yana memlekete dair değişmeyen konular, toplumsal sorunlar ve bu surece yaşanan deprem felaketinin de eklenmesi ile güncelliğini koruyan, insanlara, kentlere, kültüre ve doğaya ait kaygılarla bu sergiyi tasarladığını dile getiriyor. Serginin ilk bölümü, 2016 yılında İstanbul Mimarlar Odası'nda açtığı, henüz toplumsal olarak çok duyumsanmayanlara dair önsezileriyle yonttuğu heykellerinden oluşan 'Derin Deliler, Bir Kent Meselesi' sergisi eserlerinin bir bölümünü kapsamakta. Bu heykeller, sanki kıyamet günü dik başlarıyla kendilerine verilmeyen onuru temsil edercesine yükselmekteydiler. Sanatçı o günlerde heykelleri aracılığıyla ele aldığı kent insanına, doğasına, kültürüne dair sorunsalların böylesi güncel kalmasını elbette istememişti. Serginin ikinci ve üçüncü bölümleri, 10 yıl önce sanatçının derin bir yaralanma olarak duyumsadığı toplum ile yüzünü doğaya dönerek vardığı eşiklerdeki cevapların sonucunda yarattığı eserlerini yine toplumla paylaşarak diyalog kurma arzusu olduğu belirtiliyor. 1976 yılında İstanbul'da doğdu. MÜGSF Moda ve Tekstil Tasarım bölümünde lisans ve aynı dalda Mimar Sinan Üniversitesi GSF'de Yüksek Lisansını tamamladı. Öktem İşözen, Değer Eğilimlerinin Evrimine Türk Giysi Tarihi Perspektifinden Bakış konulu teziyle Sanatta Yeterliğini bitirdi. Moda sektöründe değerli markaların tasarım yöneticisi olarak çalıştı. İTKİB'in bir AB Projesi olan UAL London Collage of Fashion ile İMA'nın kuruluşunda Sanat Yönetmeni ve Moda Tasarım bölüm başkanlığını yaptı. Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde öğretim görevlisi olarak 'Multidisiplinler Arası Kültürel Kesişmeler' üzerine ders verdi. Moda Tasarım bölümünde öğretim üyesi olarak görev aldı. Akademisyen olarak yurtdışında ve yurtiçinde konferanslar veren Öktem İşözen'in, eserleri yurtdışında birçok yarışmalı sergiye kabul edilmiştir. Sanatçı, küratör olarak Türkiye'de ve Uluslararası platformda bir çok sergiyi tasarlamış ve sanat yönetmenliğini yapmıştır. Cumhuriyet anıtlarının değerli heykeltıraşı, babası Tankut Öktem'in atölyesinde heykel üzerine geliştirdiği gözlem deposunun gensel izini heykel sergileri ve yüksek ölçekli heykelleriyle sürdürmektedir. D. Köy Kültür, Sanat projesinin ve Tankut Öktem Müze Evi ve Derneğinin kurucu ortağıdır. İki proje için belgesel hazırlamıştır. Multidisipliner çalışan sanatçı diyalog kurma aracı olarak fotoğraf, video, yazı dilini de sergilerinde kullanmaktadır. Oylum Öktem İşözen'in Moda ve heykel alanında yayınlanmış kitapları bulunmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gabrielle-reeves-en-tuhaf-maceralar-sergisiyle-istanbul-conceptte/", "text": "Bu sene 16. yaşını kutlayan Istanbul Concept, 4-25 Kasım tarihleri arasında Amerikalı sanatçı Gabrielle Reeves 'i ağırlıyor. Reeves, akademik eğitimlerini yurt dışında tamamlamış, ardından Türkiye'ye gelerek İstanbul'da yaşamaya başlamış Amerikalı bir sanatçı. 2019 ve 2021 yıllarında Istanbul Concept Gallery'de iki kişisel sergi açan Gabrielle Reeves, En Tuhaf Maceralar isimli üçüncü kişisel sergisi ile yine aynı galeride sanatseverlerle buluşuyor. Reeves, üçüncü kişisel sergisi En Tuhaf Maceralarda büyük ölçüde unutulmuş tarihsel bağlamdaki kadın deneyimini ifade ediyor. Birey ve kadın olarak var olma sürecini, değişim/dönüşüm/gelişimi eserleri aracılığıyla izleyiciye aktarıyor. Sergide odaklandığı yerler, kendi deyimiyle doğup büyüdüğü Amerika/Wyoming ve ardından yerleştiği Türkiye. Resimler ve çizimler; oyun, aile ve mekanın tarihinin, kişisel geçmişine içkinliğini ifade ediyor. Sanatçının üçüncü kişisel sergisindeki eserler, hem tehlikeli unsurlarla hem de toplumsal uyumla etkileşen vahşilik ve oyun arasındaki alanı keşfe çıkıyor. Gabrielle Reeves'in En Tuhaf Maceralar sergisi, 25 Kasım'a kadar pazar-pazartesi günleri hariç , her gün 12.00-19.00 saatleri arasında ya da mesai saatleri dışında özel randevuyla Tomtom Mah. Nur-u Ziya Sokak'ta bulunan Istanbul Concept Gallery'de izlenebilir. Gabrielle Reeves Casper, Wyoming'den multidisipliner bir görsel sanatçı. Çalışmaları Wyoming-Big Horn Brinton Müzesi, Wyoming-Casper Nicolaysen Sanat Müzesi, Güney Dakota-Rapid City Dahl Sanat Merkezi, Portekiz-Lizbon Zaratan Contemporary ve İstanbul'da Istanbul Concept Gallery'de gerçekleşen kişisel sergilerde sanatseverlere sunuldu. Eserleri ayrıca, Istanbul Concept Gallery'de Kayıp Formlar, Brinton Müzesi'nde Brinton 101, İstanbul Sainte Pulcherie Fransız Lisesi'nde Le Printemps des Artistes gibi karma sergilerde de yer aldı. Reeves'in eserleri Nicolaysen Sanat Müzesi, Kapadokya Güray Müzesi ve Laramie-Wyoming Üniversitesi Kampüsü dahil olmak üzere birçok kalıcı koleksiyonda yer almakta. 2014 yılından bu yana İstanbul'da sanat eğitimi de veren sanatçı, çalışmalarına İstanbul ve Wyoming'deki atölyelerinde devam etmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galata-kulesi-merdivenlere-resmedildi/", "text": "Galata Kulesi'nin üç boyutlu figürü Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi'ndeki merdivenlere resmedildi. Merdivenleri sanat eserine dönüştüren çizimin, fotoğraf tutkunlarının ilgisini çekmesi bekleniyor. Beyoğlu Belediyesi tarafından ilçenin farklı noktalarında bulunan merdivenleri güzelleştirmek amacıyla üniversitelerle iş birliği yapılarak başlatılan çalışmalara bir yenisi daha eklendi. İstanbul Galata Üniversitesi iş birliğiyle, Galata Kulesi'nin üç boyutlu figürü Ukraynalı ünlü sokak sanatçısı Alex Maksiov ve üniversiteli öğrenciler tarafından üniversitenin yanında bulunan merdivenlere resmedildi. Renkli görüntülere sahne olan çalışmanın tamamlanmasıyla birlikte merdivenler yeniden vatandaşların kullanımına açıldı. Merdivenlere resmedilen Hezarfen Ahmed Çelebi de dikkat çeken detaylar arasında yer aldı. Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, bugünün kendileri için çok anlamlı olduğuna dikkat çekerek, Beyoğlu'nun tarihi kimliğine vurgu yapan sanat ve kültür yönüne vurgu yapan bir programda bir aradayız. Çok anlamlı çünkü Beyoğlu bir tarih, kültür ve sanat şehri. Yeni trendiyle turizm ve üniversiteler şehri. Yaklaşık 20'ye yakın üniversitemiz var. Bu dönemde üniversitelerimizle yakın iş birliği yapmak suretiyle Beyoğlu'nun kültür, sanat ve tarih yönünün öne çıkaracak tarihi iş birlikleri yapıyoruz dedi. Daha önce de Mimozalı Kadın portresiyle renklenen Beyoğlu'nun merdivenlerinin, kör duvarlarının sanatla buluşacağına dikkat çeken Yıldız, Bugün yine üniversitemizin gençleri Ukraynalı ünlü sokak sanatçısı Alex Maksiov'la birlikte sokak boyama çalışmasını başarılı bir şekilde ortaya koydular. Sanatçının ruh dünyasını anlamak çok önemli. Ressamımız Beyoğlu'nun kimliğini çok iyi anladığını ortaya koydu. Gerek aşağıdan, gerek yukarıdan Galata Kulesi ve Hezarfen'i nakşetti. Üç boyutlu ve en güzel görüntü alınan noktalar belirlendi. Burada gençlerin fotoğraf çektirdiklerini öğrendik. Beyoğlu'nda yapacağımız daha çok iş var. Sanat, müzik, resim ruhunu kültürün her noktasını Beyoğlu'nun her noktasıyla buluşturmuş olacağız diye konuştu. Galata'nın ruhunu yansıtabilmek için gelmeden önce de araştırmalar yaptığını dile getiren Alex Maksiov ise, Burada olmaktan dolayı çok mutluyum, davet için de çok teşekkür ediyorum. Bu çalışmanın bütün turistlerin buraya gelmesine de etki göstereceğine inanıyorum dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galata-kulesi-muze-oluyor/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Beyoğlu Kültür Yolu projesi kapsamında Galata Kulesi'nin 15 Eylül'de müze olarak açılacağını ve içindeki tüm kafeteryaların kapatılacağını söyledi. Proje yolun Galataport'tan başlayacağını ve Atatürk Kültür Merkezi'nde biteceğini belirten Ersoy, AKM inşaatının yıl sonuna kadar bitirileceğini ifade etti. Bakan Ersoy, Galata Kulesi'nin içinde yer alan kafeterya gibi işletmelerin de kapatılacağını belirtti. Galata Kulesi'ni müze haline getireceklerini aktaran Mehmet Nuri Ersoy, Kulenin terasına asansörle çıkacaksınız. İnerken merdiven kullanacaksınız ve kulenin tüm katlarını gezeceksiniz. İstanbul'un tarihi ve arkeolojik değerlerine bakarak, müzede bilgiler alacaksınız. Galata Kulesi bir yönlendirme merkezi haline gelecek. Kulenin içindeki restoran, kafe ne olacak diyorsanız? Etraf restoran, cafe dolu. Biz oradan para kazanmak zorunda değiliz. Biz orada cazibe noktasını turist çeker halde kullanarak, içine modern bir müze kuruyoruz. Dijital etkinlikler olacak içinde. Biz İstanbul'un diğer cazibe noktalarına turisti yönlendirmeliyiz. Para kazanma işini turist yapabilir. diye konuştu. Ersoy, Kültür Yolu kapsamındaki Beyoğlu'nda Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'ni geçen ay hizmete açtıklarını, içinde tiyatro ve cep sinema olduğunu, Devlet Tiyatrolarının burada oyun sahneleyeceklerini, haftanın belirli günlerinde özel tiyatrolara da bu sahneyi çok cüzi bir bedelle tahsis edeceklerine değindi. Bakan Ersoy, özel tiyatrolara sahne bulma imkanlarının sağlanması gerektiğinin altını çizerek, Devlet Tiyatrolarına bağlı yeni tiyatro sahnelerinin bir çoğunda bu sisteme geçiyoruz. Her yıl sayısını da ciddi bir şekilde artıracağız. Özel tiyatroların en büyük sorunu sahne bulmak, sahne maliyetlerini biz Bakanlık olarak üstlenmiş olacağız. Onları sübvanse etmiş olacağız ve düşük maliyetle bu sahneleri kullandıracağız. ifadesini kullandı. Beyoğlu Kültür Yolu'nun bir parçası olan Mısır Apartmanı'nda bulunan Mehmet Akif Ersoy'un evini de restore ettikleri bilgisini veren Bakan Ersoy, Mehmet Akif Ersoy'un evini, vefat yıl dönümü 27 Aralık'a yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu sene onu da hizmete alıyoruz. Kültür yolu üzerinde Taksim Camisi var. Vakıflar Genel Müdürlüğünce devam eden bir inşaat var ve bir hayırseverimizin yaptırdığı bir cami. Caminin altında da bir kültür merkezi açıyoruz. İslam eserlerinin sergilendiği bir kültür merkezi haline gelecek. şeklinde konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galata-kulesinde-vakif-medeniyeti-fotograf-sergisi-acildi/", "text": "Benim Objektifimden Vakıf Medeniyeti başlıklı fotoğraf sergisi, Galata Kulesi'nde ziyarete açıldı. Vakıflar Genel Müdürlüğünce düzenlenen fotoğraf yarışmasında ödül alan eserler, Galata Kulesi'nin 7. katında Benim Objektifimden Vakıf Medeniyeti adlı sergide izlenime sunuldu. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 1. Ezelden Vakıfız: Gelenekten Geleceğe Vakıf Medeniyeti konulu yarışmada ödül alan eserler, kulenin 7. katında sergilenmeye başladı. Açılış etkinliği öncesinde AA muhabirine açıklama yapan Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy, mimarlardan oluşan bir grupla görüşmeleri esnasında böyle bir yarışmanın faydalı olacağı fikrinin ortaya çıktığını ifade etti. Yarışmanın üç ayrı kategoride düzenlendiğini anımsatan Ersoy, 1471 başvuru yapıldı ve yaklaşık 600'ü değerlendirildi. Fotoğraflar içerisinde seçmeler yapıldı ve bu arkadaşlara ödülleri salgın tedbirleri nedeniyle ikamet ettikleri bölgedeki bölge müdürleri tarafından verildi. dedi. Ersoy, ulusal fotoğraf yarışmasının ardından uluslararası bir fotoğraf yarışması düzenlemek için çalışmalara başladıklarını ve sürecin nisan ayında tamamlanmasının planlandığını kaydetti. Fotoğrafların tarihi bir vakıf eseri olan Galata Kulesi'nde sergilenmesinin önemine dikkati çeken Ersoy, restorasyonu kısa bir süre önce tamamlanan ve 15 günde yaklaşık 55 bin kişinin ziyaret ettiği kulede daha güzel sergilerin de sanatseverlerle buluşmaya devam edeceğini sözlerine ekledi. Jüri başkanı Coşkun Aral, yarışmanın önceki kuşakların bıraktığı mesajları içeren eserleri tanımak, bilmek, öğrenmek ve korumak amacıyla çocuklara, gençlere ve yetişkinlere yönelik düzenlendiğini kaydetti. Gelecek sene yarışmanın uluslararası alanda yapılmasının planlandığını aktaran Aral, Osmanlı coğrafyasında bizden öncekilerin bize bıraktıkları o eserleri hem şu anda o bölgelerde yaşayan farklı topluluklara aktarmak hem de bizim kendi insanımıza öyle değerlerin de var olduğunu bir şekilde hatırlatmak gerekiyor. diye konuştu. Yarışmanın vakıf medeniyeti kültürünü farklı coğrafyalardaki insanlara aktarmak için önemli bir etkinlik olduğunu vurgulayan Aral, Osmanlı döneminde bu topraklardan çıkmış insanların attığı imzalar var. O imzaların sahiplerini anmak, eserlerini yaşatmak hem bizim borcumuz hem de bugün o bölgelerde kurulan yönetimlerin borcu. değerlendirmesinde bulundu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Hüsrev Subaşı, vakıf medeniyetinin gençlere aktarılması yönüyle yarışmanın önemli bir misyon üstlendiğini söyledi. Karşılık beklemeksizin rızaen lillah paylaşma kültürü üzerinde yükselen vakıf medeniyetinin büyük devlet anlayışının arka planındaki en güçlü faktörlerden biri olduğunu dile getiren Subaşı, Vakıflar Genel Müdürlüğünün medeniyet mirasımıza atıf yapan bir fotoğraf yarışması düzenlemesi, medeniyet tezahürlerini günlük hayata taşıyan kadrajlar için yola çıkmış olması ve bu çabalara farklı kategorilerde ilan edilen ödüller vermesi çok güzel şeyler. Projede emeği geçenlere şükran borçluyuz. ifadesini kullandı. Jüri olarak yüzlerce fotoğrafla karşı karşıya geldiklerini ve seçmekte zorlandıklarını anlatan Subaşı, Özellikle Genç kategorisinde ortaya konulan fotoğraflar daha bir güzeldi. Seçmede hayli zorlandığımızı itiraf etmeliyim. Bu da genç neslin fırsat verilirse bu alana ne denli güçlü yöneliş gerçekleştirebileceği konusunda fikir veriyor. Bu ise ümitlerimizi artırıyor. diye konuştu. Subaşı, günlük hayatta yeterince fark edilemeyen çok sayıda vakıf eseri bulunduğunu, bu tür yarışmaların gençlere biraz daha dikkatli bakmayı öğrettiğini kaydetti. Fotoğraf yarışmasının farkındalık oluşturma konusunda güzel bir vesile olduğunu vurgulayan Subaşı, Bakmak ve görmek aynı şey değil. Yani bir bakıma objektifin arkasındaki fotoğraf sanatçısı, aslında görülmesi gereken güzellikleri insanların gözleri önüne seren, taşıyan aracı gibidir. Fotoğraf sanatçısı bir kültür adamıdır. Her bakışın arkasında bir altyapı vardır. Kültürel derinlik şüphesiz yakalayıcı bakışı, yani sonuç itibarıyla görebilmeyi sağlar. Öyle fotoğraflar vardır ki her biri yüzlerce sayfa kitaba bedeldir. değerlendirmesinde bulundu. Açılışın ardından jüri üyeleri, katılımcılar ve Galata Kulesi'ni gezmeye gelen yerli ve yabancı turistler sergilenen fotoğrafları inceledi. 1. Ezelden Vakıfız: Gelenekten Geleceğe Vakıf Medeniyeti konulu fotoğraf yarışmasının Coşkun Aral'ın başkanlık ettiği jürisinde Prof. Dr. Hüsrev Subaşı, Merih Akoğul, Kamil Fırat, Abdüsselam Ferşatoğlu ve Ümit Bektaş yer aldı. Sonuçları eylül ayında açıklanan yarışmanın kazananları, çocuk kategorisinde Bezmialem Valide Sultan Ödülü, genç kategorisinde Fatih Sultan Mehmet Han Ödülü ve yetişkin kategorisinde Mimar Sinan Ödülünün sahibi oldu. Türkiye genelindeki fotoğraf severlerin objektiflerini vakıf medeniyetine doğrultmalarının amaçlandığı yarışmanın kazanan fotoğraflarına www. benimobjektifimdenvakif. com sayfasında da yer verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galataperformun-uc-yeni-oyunu-istanbulda-seyirciyle-bulusacak/", "text": "GalataPerform'un 2022-23 sezonu için sahneye taşıdığı üç yeni oyunu Fairfly, Medea'ya Göre Ahlak ve Kalanlar Mayıs ayında DasDas Açık Sahne, Baba Sahne, Alan Kadıköy, Türkan Saylan Kültür Merkezi gibi İstanbul'un farklı sahnelerinde seyirciyle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galataport-istanbula-uluslararasi-odul/", "text": "Dünyadaki en büyük ikinci pazar konumundaki Akdeniz çanağını temsil eden MedCruise Birliği, bu yıl üçüncü kez dağıtılan MedCruise Ödülleri'nde Galataport İstanbul'u Çevresel Sorumluluk alanında büyük ödüle layık buldu. Galataport İstanbul, uluslararası alanda kazandığı prestijli ödüllerine bir yenisini daha ekledi. Akdeniz çanağındaki yaklaşık 100 kruvaziyer limanını temsil eden ve merkezi İspanya'da bulunan MedCruise Birliği, Galataport İstanbul'u proje ve inşaat aşamasından itibaren titizlikle yürüttüğü çevre koruma faaliyetlerinden ötürü Environmental Responsibility Award yani Çevresel Sorumluluk Ödülüne layık gördü. Galataport İstanbul, geçtiğimiz yıl da MedCruise Ödülleri'nde Pandemi Sürecinde Sektöre En Yüksek Bağlılık Gösteren Doğu Akdeniz Kruvaziyer Limanı ödülünü kazanmıştı. Dünyadaki en büyük ikinci pazar konumundaki Akdeniz çanağını temsil eden MedCruise tarafından düzenlenen ödüller, farklı kategorilerde alanının en iyi çalışmalarını sergileyen limanlara veriliyor. Birlik, bu ödüllerle kruvaziyer turizmini daha ileriye götürmeye yönelik çalışmalarıyla öne çıkan kuruluşları ve şirketleri ödüllendirmeyi amaçlıyor. - İnşaat çalışmalarının başından bu yana proje sahasına gelen ve giden tüm araçların sayısı ve ulaşım menzili kaydediliyor. Ulaşımdan kaynaklı karbon emisyonlarının azaltılması için yerel ve proje sahasına yakın tesislerde üretilmiş malzemeler tercih ediliyor. - Projenin çevreye etkilerini izlemek için 3 ayda bir deniz suyu kalitesi, partikül madde ölçümü, çöken toz ölçümü ve gürültü izleme çalışması yapılıyor. Projenin deniz yaşamına etkilerinin takip edilmesi için yılda bir kez Ege Üniversitesi öğretim görevlileri ile beraber Deniz Ekolojisi İzleme Çalışması yürütülüyor. - En küçük bir yağ sızıntısı dahi olmaması için, yağ bariyeri serme hizmeti hayata geçirildi ve Galataport İstanbul, yakıt ikmali sırasında bariyer serme zorunluluğunu uygulayan Türkiye'deki ilk kruvaziyer limanı oldu. Herhangi bir deniz kirliliği olması ihtimaline karşın deniz kirliliği acil müdahale danışmanı ve eki ile çalışmalar ve tatbikatlar yürütülüyor. Galataport İstanbul projesinde bulunan tüm binaların soğutma ekipmanlarında, küresel ısınma ve ozon tabakasını inceltme potansiyeli yüksek soğutucu gazlar yerine, soğutucu akışkan olarak deniz suyu kullanılıyor. Deniz suyundan faydalanılması sayesinde hem enerji tasarrufu sağlanıyor hem karbon salınımı azaltıyor hem de iklim değişikliğine sebebiyet veren zararlı soğutucu gazlar kullanmamış oluyor. - Verimliliği yüksek ısıtma, soğutma, havalandırma ekipmanları ve aydınlatma armatürleri seçilerek Amerikan standartlarında eşdeğer bir binaya oranla %34 enerji tasarrufu sağlandı. Salıpazarı ve Paket Postanesi binaları için LEED Gold sertifika seviyesi (>60/110) hedefleniyor. Bu sertifika hedefi kapsamında EPA standartlarında baz su tüketim değerlerine sahip eşdeğer bir binaya oranla minimum %45 su verimliliği sağlanacak. Bu verimlilik, düşük su tüketimine sahip armatür ve düşük hacimli rezervuarlar seçilerek sağlandı. Su verimliliğinin arttırılması için su geri kazanım sistemleri kullanılabilirliğinin fizibilite çalışması yapıldı. Tamamen temiz su olan ısıtma soğutma sistemlerinden kaynaklanan kondenser suyu toplanarak rezervuarlarda yeniden kullanımı ve geri kazanımı değerlendirildi. Bu sayede hem su verimliliği arttırıldı hem de gri su benzeri arıtma sisteminden doğacak ilk yatırım ve işletme maliyetlerinden kar sağlanacak. - Projenin peyzaj alanlarında İstanbul'un iklimi ile uyumlu bitki tercihleri ve verimli sulama sistemleri ile %50 su tasarrufu sağlanıyor. Peyzaj alanları ve yeşil çatılar projemiz öncesi döneme kıyasla arttırıldığından, ısı adası etkisinin azaltılması da hedefleniyor. - Salıpazarı ve Paket Postanesi binalarında malzeme maliyetinin % 30'u oranında yerel malzeme, % 20'si oranında ise geri dönüştürülmüş içeriğe sahip malzeme tercih edildi. Galataport İstanbul, uluslararası finans kuruluşları tarafından kredilendirildiğinden International Finance Corporation Çevresel ve Sosyal Performans Standartları'na uymayı taahhüt etti ve bu kapsamda düzenli ölçüm, takip ve raporlama yapılıyor. - Bazı atıkların geleneksel çözüm ile bertaraf edilmesindense Sürdürülebilir Kalkınma Derneği tarafından kurulmuş olan ve atıkların döngüsel ekonomiye dahil edilmesini sağlayan Materials Marketplace programına üyelik de gerçekleştirildi. Projenin başında hafriyat planlaması yapılırken karbon ayak izini minimumda tutabilmek adına projenin lokasyonundan dolayı çok daha zor olan kara yoluyla taşıma seçeneği ile ilerlendi. Tüm hafriyat; kara yolu ile, bölgedeki trafiğe ve çevre temizliğine olumsuz etki etmeyecek önlemler ve uygulamalar çerçevesinde ilgili kamu otoritelerince belirlenen alanlara taşındı. - Projede bir atık alanı oluşturuldu ve atıkların geri dönüşüm ya da tehlikelilik durumuna göre doğru bir şekilde ayrılması, saklanması ve bertaraf edilmeleri konusunda sahadaki ekiplere eğitimler verildi. Projede LEED ve BREEAM sertifikaları gereğince tehlikesiz atıkların en az %75'i geri dönüşüme gönderiliyor veya farklı inşaat sahalarında yeniden kullanılmasını sağlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galataport-istanbulda-otomobiller-sergisi/", "text": "Dünyanın önde gelen uluslararası otomobil etkinliklerinden OneLife Rally beşinci yılında yeni turun başlangıç noktası olarak Galataport İstanbul'u seçti. İngiltere, ABD, Almanya, İsviçre, Slovenya gibi onlarca ülkeden gelen 100'e yakın özel tasarım, modifiye süper otomobil ve sahipleri, Galataport İstanbul'un 200 yıl sonra ilk defa erişime açılan rıhtımında otomobil meraklılarıyla buluştu. ÖZEL tasarım, modifiye edilmiş süper otomobiller organizasyonu OneLife Rally, Boğaz'ın eşsiz kıyısı Galataport İstanbul'da, Paket Postanesi'nin rıhtımında otomobil severleri ağırladı. Balkanlar'da düzenlenen ilk ve tek otomobil etkinliği olan ve Balkanların çok kültürlü yapısını bir araya getiren OneLife Rally, beşinci yılında başlangıç noktası olarak Galataport İstanbul'u seçti. Özel yapım ya da modifiye Ferrari, Lamborghini, Porsche, Bentley, Maserati gibi markalardan oluşan 100'e yakın süper otomobil, Karaköy sahil şeridini renklendirdi. İngiltere, ABD, Almanya, İsviçre, Slovenya, Avusturya, İspanya, Rusya, İsveç, Malta, Lüksemburg, Hollanda ve Bosna gibi farklı ülkelerden otomobilleriyle İstanbul'a gelen sürücüler, konuklara etkinliği ve otomobillerini tanıttı. Farklı kültürlerden ve coğrafyalardan gelen yüzlerce insanın aynı platformda buluşmasının çok değerli olduğunu vurgulayan OneLife Rally üyeleri, İstanbul gibi muhteşem bir şehrin OneLife Rally'nin başlangıç noktası olmasından duydukları mutluluğu da dile getirdiler. OneLife Rally sürücüleri, Galataport İstanbul'un ev sahipliğinde İstanbul'da olmaktan büyük mutluluk duyduklarını vurgularken, aralarında sahiplerine özel olarak üretilen modellerin de olduğu otomobilleri yakından inceleme, direksiyon başına geçme fırsatı bulan konuklar da, farklı ve bir o kadar da eşsiz deneyim yaşadı. Etkinliği Otomobil kullanmak bizler için bir felsefe. Biz yarışmıyor, hız peşinde gitmiyoruz. Otomobilleri ve yeni yerler keşfetmeyi, seyahati, gidilen şehirlerin hayatlarımıza yeni şeyler katmasını seviyoruz. Vizyonumuz hayatta bir kez karşımıza çıkacak türden deneyimler yaşatan muhteşem Balkan ülkelerinin dinamik, yükselen, etkileyici imajını daha yukarılara taşımak. diyerek anlatan OneLife Rally kurucusu Nick Papis, her yıl farklı ülkeler ve şehirler seçtiklerini, gittikleri ülkelerde gençlere hayallerinin peşinden gitmeleri gerektiğini anlattıklarını söyledi. Beş yıl önce Balkanlar'da başlayıp hızla birçok şehri rotasına ekleyen OneLife Rally etkinliği ile bu yıl ilk defa İstanbul'a gelen ve Galataport İstanbul'da sergilenen eşsiz otomobiller, dünyanın önde gelen markalarından oluşuyor. Bu araçları benzerlerinden ayıran ise özel üretim ve türünün tek örneği olmaları. Galataport İstanbul'da sergilenen süper araçlar arasında markanın ilk PHEV donanımlı modeli Ferrari SF90, dünyanın şu ana kadar en başarılı V10 motoru ile fark yaratan Lamborghini HURACAN EVO ile son model turbo şarjlı, V12 motorlu Rolls Royce Wraith gibi araçlar yer aldı. Aralarında uluslararası ticaret şirketi sahibinden tekstil yöneticilerine, doktorlardan yatırımcılara kadar farklı mesleklerden iş insanlarının bulunduğu OneLife Rally sürücüleri, 26 Haziran Cumartesi günü düzenlenen etkinlikten sonra 27 Haziran Pazar sabah saatlerinde Bulgaristan'ın Sofya kentine doğru yola çıkacak. Galataport İstanbul'dan konvoy halinde yola çıkan süper otomobiller Beşiktaş, Barbaros Bulvarı ve 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden geçerken heyecan verici görüntülere sahne olurken; etkinliğin sıradaki durakları Sofya, Priştina, Belgrad, Saraybosna, Budapeşte ve Prag olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galataport-istanbulun-beyoglu-kultur-yolu-festivalindeki-imzalari/", "text": "Galataport İstanbul, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ikincisi düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'ne ev sahipliği yapacak alanlar arasında yer alacak. Yarın başlayacak festival, konserler, sergiler ve farklı kültürleri bir araya getiren gastronomi etkinliklerini sanatseverlerle buluşturacak. Galataport İstanbul'da 12 Haziran'a kadar Paket Postanesi, Saat Kulesi Meydanı, G Blok ve O2 Blok'ta etkinlikler düzenlenecek. Galataport İstanbul'un, tarihi 1911'e uzanan en eski binası Paket Postanesi, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında gerçekleşecek iki etkinlikte misafirlerini ağırlayacak. Ara Güler'in Kıyının Hafızası Sergisi, sanatçının arşivinden ilk kez bir araya getirilen 28 renkli fotoğraftan oluşuyor. Eser seçkisi, ilhamını İstanbul ile özdeşleşen Boğaz ve kıyılarından alarak gündelik hayatın içinden farklı anlara ışık tutuyor. Paket Postanesi'nin rıhtımında, Anadolu'nun kadim mutfaklarının bir araya geleceği multikültürel gastronomi etkinliği United Cuisines gerçekleştirilecek. Ermeni, Rum, Musevi, Süryani gibi farklı toplumların yeme içme kültürlerinin, mutfaklarının geleneksel lezzetlerinin sunulacağı etkinlikte, Levon Bağış, Umut Karakuş, Müge Akgün, Takuhi Tovmasyan gibi alanında uzman isimler bir araya gelecek. Birçok stant ve yemek pişirme noktalarının yer alacağı United Cuisines'de, mezelerden ana yemeklere, minik tadımlıklardan tatlılara, misafirler birçok lezzetin hikayesini öğrenme fırsatı yakalayacak. Girişin ücretsiz olacağı etkinlikte, şefler ve gastronomi uzmanları kurulacak sahnede söyleşiler yapacak. Türkiye'de çağdaş seramik sanatının öncülerinden, ilk Türk profesyonel kadın seramik sanatçısı Füreya Koral'ın TBMM'den getirilen eserleri, G Blok'ta ücretsiz olarak gezilebilecek. Yerleşik hayata geçişin ilk izlerini taşıyan ve 2011'de UNESCO Dünya Miras Geçici Listesine alınan Göbeklitepe'yi anlatan Gerçekliğe Dönüş, Göbeklitepe Sergisi de festivalde tarih meraklılarıyla buluşacak. Sergi, Göbeklitepe'den yola çıkarak insanlığın ve medeniyetin kökenine bir yolculuğa çıkaran modern sanat sergisi olma özelliğini taşıyor. Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası, 29 Mayıs'ta saat 17.00'de, Saat Kulesi Meydanı'nda müzikseverlerle buluşacak. Ünlü keman virtüözü Cihat Aşkın'ın eşlik edeceği orkestra, klasik eserlerin yanı sıra Türk valslerini dinleyicilerin beğenisine sunacak. Tarihi 1848'e ulaşan Tophane Saat Kulesi'nin merkezinde yer aldığı Saat Kulesi Meydanı'nda yarın İrem Derici, 3 Haziran'da Oğuzhan Koç, 4 Haziran'da Gökhan Türkmen, 5 Haziran'da Murat Dalkılıç, 10 Haziran'da Rafet El Roman, 11 Haziran'da Simge Sağın, 12 Haziran'da ise Murat Boz sahne alacak. Konser serisinin yanı sıra sahne performansları da hayata geçirilecek. Rafadan Tayfa etkinliği 5 Haziran'da çocuklarla buluşurken, 7 Haziran'da İstanbul Devlet Tiyatrosu Müzikaller eserini sahneleyecek. Devlet Modern Folk Topluluğu da 8 Haziran'da konser verecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-arkta-kerem-topuz-ile-dopaminerjik-metalar/", "text": "Galeri ARK, 20 Ekim-14 Kasım tarihleri arasında resim, foto manipülasyon, video ve dijital sanat eserleri üreten Kerem Topuz 'un ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 20 Ekim Perşembe akşamı düzenlenen kokteyl ile sanatseverlerin karşısına çıkan Topuz'un eserleri büyük ilgi gördü. Küratörlüğünü Feride Çelik'in yaptığı Dopaminerjik Metalar sergisini, Çelik şu cümlelerle özetliyor: Pandeminin yarattığı ruhsal ve sosyal izolasyonun depresif etkilerinden ancak sanatın dopaminerjisi ile sıyrılmamız mümkündür. Renklerin psikolojideki etkisi, bilindiği üzere halen tıp dünyasında tedavilerde kullanılmaktadır. Topuz'un çalışmalarında görülen canlı sarılar, elma ve zümrüt yeşili, turuncular, iddialı kırmızılar, fuşya ve elektrik mavisi gibi zengin renkler, adeta dopamin seviyemizi yükseltmek için tasarlanmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-beylikduzu-ekrem-imamoglu-ozel-koleksiyonu-ile-acildi/", "text": "İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 1990'lı yıllardan bu yana oluşturduğu özel koleksiyonunda yer alan eserlerden oluşan sergi, Galeri Beylikdüzü'nde açıldı. İmamoğlu'nun kurucusu ve onursal başkanı olduğu Batı İstanbul Eğitim Kültür Sanat Vakfı tarafından kente kazandırılan yeni sanat mekanının açılışına, Adana Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli ile özel koleksiyona eserleriyle katkı sunan sanatçılar, sanat galerilerinden temsilciler ve kültür sanat dünyasından davetliler katıldı. 25 yılı aşkın süredir edindiği eserlerden oluşan serginin açılışına eşi Dilek Kaya İmamoğlu ve çocukları Semih İmamoğlu, Mehmet Selim İmamoğlu ve Beren İmamoğlu ile katılan Ekrem İmamoğlu, koleksiyonunu görmek için açılışa gelen davetlilerle tek tek sohbet etti. İstanbul, fırsatlarla dolu bir şehir. Tarihler boyu bu kadar değeri içinde barındırmış ve hala çok iddialı bir şehir. Hak ettiği değeri, hak ettiği pozisyonu İstanbul'a kazandırabildik mi? Ne yazık ki değil. Mutlaka hak ettiği değeri bulmalı. Keza İstanbul, sadece bu kentin değerli olması anlamına gelmiyor. Bütün bu coğrafyanın odak noktası, sorumluluğumuz, sadece bu kentin insanlarına değil; bana göre İstanbul adına bu geniş coğrafyaya dönük bir sorumluluk. Farklı kuşaklardan, farklı tekniklerden eserlerin bir araya geldiğini gördük. Bazen 'Ne kadar güzel bir şey birikmiş' diyorum yan yana görünce, onun şevki bende çok daha farklı bir yere erişti. Eserlerin sahiplerinin bir kısmı bugün aramızda. Katılamayanlar da var. Bir de hayatını kaybedenler var. Her birine yürekten teşekkür ediyorum. Eserlerini inşallah ebediyete kadar muhafaza etmek ve daha da geliştirmek adına bu mücadeleyi vereceğim. İstanbul'un sadece merkezi konumdaki semtleri değil, bütün ilçeleri bu tarz ortamlarla, etkinliklerle kabiliyetlerini artırsın istiyoruz. Çünkü bu şehirde herkes o şansa sahip olmalı. Öyle olduğunda toplumsal huzuru beraberce tesis edebiliriz. Aynı zamanda burada bu sanat mekanı farklı özellikleriyle -ki bir e-baskı atölyesi de burada hayat bulacak- buluşacak. Bir de Eşim Dilek Kaya İmamoğlu'yla beraber buranın sanatçıları destekleyen bir merkez olmasını diledik. Bu konuda da özellikle yeni mezun ya da kariyerinin başındaki sanatçıları, kadın sanatçıları önceleyen bir anlayışla hareket edeceğiz. Kişisel sergisini açan sanatçılara burası ev sahipliği yapsın istiyoruz. Bunun yanı sıra zaman içerisinde genç sanatçılarla birlikte sadece Türkiye'nin değil küresel bazda da bazı etkinliklerle, buluşmalarla bağını artıran bir yapıyı buraya kazandırmak arzusundayız. Konuşmasının ardından davetlileri 400'ün üzerinde eseri gezmek için sergi salonuna davet eden İmamoğlu, konuklarıyla eserlerle ilgili sohbet etti. Galeri Beylikdüzü'nün ilk sergisi 'Ekrem İmamoğlu Özel Koleksiyonu'nun küratörlüğünü İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat üstlendi. 103 sanatçının imzasını taşıyan eserler, illüstrasyondan desene, gravürden heykele, baskı sanatından dijital sanata yaklaşık 100 yıl boyunca devam eden bir ifade arayışının döngüsüne ışık tutuyor. Koleksiyonda 400'ün üzerinde eser yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-binyil-cevrimici-sanat-galerisi-acildi/", "text": "Galeri Binyıl, 21. yılında, Dünyadan ve Türkiye'den farklı sanat disiplinleri sanatçılarına açık, uluslararası gezilebilen www. binyilart. com çevrimiçi sanat galerisini açtı. Binyıl; 'Muhteşem Çevrimiçi Renk Dünyasında Kendinize Sanatla Yer Bulun.' 'En İyi Hediye Sanat Eserdir.' 'En İyi Yatırım Sanattır.' diyerek sanatseverlere çağrıda bulunuyor: Çevrimiçi binyilart. com tüm sanat dallarının katılımına açık. Genç, usta ayrımı yapmadan tüm sanat dallarındaki sanatçılarla bir mesajla buluşuyor. Sanatseverler site ana sayfasından telefon, whatsappla iletişime geçiyor ve Youtube video kanalına ulaşıyorlar. Kolay gezilebilmesiyle dikkat çeken sitenin içinden eventlere de ulaşılabiliyor. Hakkımızda bölümünden www. galeribinyil. com. tr ana websitesine geçiliyor ve @binyilart @galeribinyilart @hamam. arts. binyilart facebook sosyal medya hesaplarından takip edilebiliyor. Siteyi gezenler Türkçe ve İngilizce dillerini aynı sayfada bulabilecekler. Binyıl online'da eserler 500 tl'den başlıyor. www. binyilart. com, sanatın demokratikleşmesini, her eve, her işe ulaşmasını hedefliyor. Resim, heykel, fotoğraf, baskı, tasarım, seramik, tekstil gibi pek çok alandan sanat eserlerini uluslararası bir galeri olarak sanatseverlerle buluşturuyor. Galeri Binyıl sanat galerisi olarak; çağdaş, güncel sanatçıların çağdaş sanat eserleri, dijital fotoğraf, kavramsal, güncel sanat kapsamında olan galericilik hizmetlerinin tamamını sanat severlere ve koleksiyonerlere sunuyor. Galeri Binyıl kreatif çalışma alanları içeriği kapsamında, tasarım dükkanı, kitapçı event galeri olarak yirmi birinci yılında da yer veriyor. Binyıl genç sanatçıların da eserlerine yer verirken, Uluslararası fuarlara katılarak Türk sanatının tanıtımına devam etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-bosfor-doganin-yankilari-ile-mesa-bodrumda/", "text": "İstanbul'un önde gelen çağdaş sanat galerisi, Galeri Bosfor, 1 Temmuz-15 Eylül tarihleri arasında Doğanın Yankıları sergisini Bodrum Demirbükü'nde yer alan Mesa Bodrum'da sergiliyor. Doğayla bütünleşen eserlerle sezgileri harekete geçirecek bu özel yerleştirme, Mesa Bodrum içerisinde yer alan nevi şahsına münhasır yemek ve detaylarıyla dikkat çeken Naru'nun bahçesi ve iç mekanlarına yayılıyor. Galeri Bosfor'un temsil ettiği sanatçılar Mithat Şen, Olgu Ülkenciler, Burcu Erden, Ahmet Çerkez, Işıl Kapu, Erman Özbaşaran, İpek Yücesoy, Yasha Butler, Renin Bilginer ve Ilgın Seymen'in yer aldığı sergide, form, doku ve anlam dünyası olarak doğaya referans veren eserler yer alıyor. Açık alanlarda heykellerin Bodrum'un eşsiz florasıyla iç içe geçtiği bu sergi, ziyaretçileri, insan ve doğa ilişkisini eserler aracılığıyla keşfetmeye davet ederken, galerinin özgün, yalın ve yetkin sanat pratiği seçkisini izleyiciye sunuyor. Küratörlüğünü Galeri Bosfor kurucusu Gökşen Buğra'nın gerçekleştirdiği Doğanın Yankılarısergisi, doğanın sanatsal ifade üzerindeki derin etkisine tanık olmak için eşsiz bir fırsat sunuyor. Yaz boyunca ziyaretçilerini bekleyen sergide, Erman Özbaşaran'ın rengin hakimiyetindeki soyut manzaraları, Mithat Şen'in parşömen ve mermerle gerçekleştirdiği beden formları, Burcu Erden'in kaya dokulu heykelleri, Ahmet Çerkez'in ham bez üzerine organik lekeleri gibi malzeme ve form odağında özgün işler üreten Galeri Bosfor sanatçılarının işleri yer alıyor. Doğanın açık metninin sanatçılar tarafından nasıl bir çeşitlilikle yorumlandığının ilham verici bir örneği olan bu yerleştirme, derinlikli çağrışımlarıyla izleyicileri çevre ile kendi bağları üzerine düşünmeye davet ediyor. Galeri Bosfor Hakkında: Bosfor, odağına sanat eseri ve sanatçıyı alan, küratöryal ve solo sergilerle özgün örnekler gösteren, güncel sanat üretiminin nabzını tutan ve kendi zamanının tanıklığını üstlenen bir galeridir. Ziyaretçinin nitelikli sanat eserleri gördüğü, ilham aldığı, iyi hissettiği bir mekan olup, etrafında değer yaratmaya ve paydaşlarına da değerli hissettirmeye özen göstermektedir. Öncelikle kendi coğrafyasında bağımsız bir sanat ortamı geliştirmeyi; yaratıcı, zihinsel ve ahlaki değerlerle daha güçlü etkiler yaratmayı hedeflemektedir. Form ve malzeme odağında özgün işler üreterek kendilerine has üsluplarını zaman içinde dönüştürmüş; disiplin ve ahlakla üretimlerini sürdüren sanatçıları temsil etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-buda-doga-konusur-ve-benimle-baslamadi-sergileri-devam-ediyor/", "text": "Galeri Bu'da İsmet Değirmenci- Doğa Konuşur, Galeri Bu Pavilion' da ise Deniz Doğruyol- Benimle Başlamadı sergileri 12 Aralık' a kadar uzatıldı. Galeri Bu Galata 3 Ekim- 12 Aralık 2020 tarihleri arasında sanatçı İsmet Değirmenci'nin Doğa Konuşur adlı sergisine, Galeri Bu Pavilion ise sanatçı Deniz Doğruyol'un Benimle Başlamadı adlı sergisine ev sahipliği yapıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-diani-ayni-elma-yeni-dunya-sergisi/", "text": "Sevinç Çiftci'nin Aynı Elma, Yeni Dünya isimli kişisel sergisi, Galeri Diani ev sahipliğinde 6 Mayıs 2023 tarihinde açılıyor. Projelerinde birey-zaman-toplum ilişkilerine dair temalara öncelik verdiğini bildiğimiz, figüratif resmin önemli sanatçılarından Sevinç Çiftci, bu kez bireyin kendini onarma süreçlerini konu ediyor. Algımızı zorlayan, kontrolümüzü aşan büyük bir yeryüzü gerilimine tanıklık ettiğimiz şu dönemde sanatçı, öznel bellek deneyimlerini kolektif olana işaret etmek için araçsallaştırmayı seçer. Kimi resimlerde yaralı bir maskülen, eril'e ait kırılganlığı öne çıkarmak istercesine belirirken, gözü kapalı otoportrelerde ise düzenin tümden reddine dayalı bir arzuyu hissederiz. Umut ve dirence ilişkin metaforlar, resimlerde sıklıkla karşımıza çıkar. Nesneler lekenin ve çizginin soyut, otonom varlıklar olarak kendi akış ve hareketine kapılmış görünse de bu biçimler, sağlam bir kavramsal altyapıyı oluşturacak içeriği görünür kılmaktadır. Sanatçının üretim pratiği, giderek çoklu bir kavrayışa izin verecek biçimde şekillenmiştir. Boyanın içinde beliren imgeler zamanın içinde beliren anlar gibidir. İmge, bellekteki görünümüne ulaşmak için parçalanmıştır. Bu, belleğin işleyişi gibidir. Boyanın her türlü olasılığa açık güçlü deviniminin yanı sıra sıklıkla kullanılan imgelere baktığımızda tanımlaması güç, metaforik estetik bir dizgeyle karşılaşırız. 1976'da İstanbul'da doğdu. 1997 yılında MÜGSF Resim Bölümü'nden mezun oldu. Sinema ve TV alanında sanat yönetmenliği mesleğini 10 yıl boyunca sürdürerek, birçok proje için kostüm ve dekor tasarımı gerçekleştirdi. Ardından, TÜRVAK Sinema Televizyon Okulunda Sanat Yönetmenliği eğitimi verdi. 2008'de Oluşum Drama Enstitüsü'nde Drama Liderlik Programını tamamlayarak, aynı kurumda Sanat Akımları ve Drama konulu dersi yürüttü. Birçok bienal ve fuarda çocuklarla drama atölyesi gerçekleştirdi. 2012 yılında İtalya'da Florence Academy of Art Painting Figure in Oil programına katılan sanatçının eserleri, ulusal ve uluslararası sergilerde yer aldı. 2016'da Almanya'nın Nürnberg şehrinde katıldığı karma sergi sonrasında 2018 yılında Berlin'de kişisel sergisi gerçekleşen sanatçı, sanatta yerellik ve evrensellik kavramlarına yoğunlaştı. Bugüne kadarki çalışmaları ağırlıklı olarak çocukluk, büyüme, geleneksel ve toplumsal normlar, cinsiyet algısı, birey-zaman-toplum ilişkileri gibi konular etrafında şekillenen sanatçı, halen MSGSÜ Resim Yüksek Lisans Programı'na devam etmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-diani-kis-sezonunu-gulseren-ve-teoman-sudor-ile-aciyor/", "text": "55 Yıllık sanat yaşamlarını geride bırakan sanatçı Gülseren ve Teoman Südor'un, sanat zor zamanlarda atağa geçer felsefesiyle, zaman ve mekandan soyutlayarak ürettikleri yapıtları, 'Birlikte; İnsana Rağmen' sergisinde! Gülseren ve Teoman Südor' un 'Birlikte; İnsana Rağmen' adlı sergileri 12-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Galeri Diani'de gerçekleşiyor. Südorlar sanat yaşamlarında edindikleri deneyimlerini daha da yalınlaştırarak, son iki yıldır her an birlikte üretmenin ve son zamanlarda ki insan kaynaklı yaşanan faciaların etkilerini daha fazla derinleştirmekle kalmayıp, paletlerindeki renkleri arttırarak zaman ve mekan ögelerini birbiri içinde eritip doğa ve insanın sonsuz döngüsünü sorguluyorlar. Her iki sanatçının da yapıtları her sergilerinde olduğu gibi bir önceki sergilerinin adeta devamı niteliğini taşıyor. Sanatçıların neredeyse 55 yıldır ürettiği yapıtlar yaşamın düşünsel algısını oluşturuyor. Südorlar birlikte diz dize, iç içe 200 metrekare kapalı alanda geçirdikleri bu iki yılın kendilerini ikiz kardeşlere dönüştürdüklerini söylerken, zaman zaman iki sene öncesine kadar fikir ayrılıklarının üzerini edeplice kapatıp ifşa etmez ortalığa dökmezlerken pandemi süresince yapıtlarını daha keskin ve acı reçetelerle eleştirdiklerini belirtiyorlar. Ve bunun sonucu olarak kendilerinin yapıtlarını daha olgunlaştırdığını düşünüp giderek düşünce ve yapıtlarının konularında daha çok ortaklıklar, yakınlaşmalar olduğunu gördüklerini ve ortak bir sergi açmaya karar verdiklerini belirttiler. Sergide yaklaşık 36 yapıt sergilenecek olup hepsi pandemi dönemine ait bir seçki olacak. Galeri Diani'nin sekiz yıldır gelenekselleştirdiği sanatçılar, eleştirmenler ve izleyicilerin katılımıyla gerçekleştirdiği sergi üzerine yapılacak olan söyleşi ise 20 Kasım 2021 tarihinde gerçekleşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-muafta-yeni-sergi-seyin-anlatisi/", "text": "Galeri Muaf, 5 Kasım 3 Aralık 2021 tarihleri arasında İstanbul Edebiyat Evi'ndeki yeni mekanında Hasan Baran Kurtoğlu'nun 'Şeyin Anlatısı' başlıklı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-nev-istanbulda-yeni-sergi-bir-agacin-altinda/", "text": "Galeri Nev İstanbul, 24 Eylül 30 Ekim 2021 tarihleri arasında Selçuk Demirel'in Bir Ağacın Altında başlıklı yeni kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergide, sanatçının geçmiş işlerinden ufak bir seçki ile sergiye adını veren son dönem serisi de yer alıyor. Serginin ana hatlarını oluşturan ve 2019 yılında tamamlanan Bir Ağacın Altında adlı serisinde sanatçı, fiziksel mekanın ötesinde düşsel sahneler kurguluyor. Demirel'in Çin ve Japon estamplarından ilhamla pirinç kağıtlar üzerine suluboyayla gerçekleştirdiği ve marufle tekniğiyle tuval üzerine gerilen bu eserler, aynı zamanda daha önce deneyimlemediği yeni bir çalışma pratiğini oluşturuyor. Gerçekle hayal arasında bir dünyaya ait, zamanlar ve mekanlar ötesi bir hissiyatı yansıtan doğa tasvirlerine ince, kırılgan dallı ormanlar ile nehirler arasında dolaşan insan veya hayvanlar eşlik eder. İncecik ağaçların çizilmesiyle başlayan ve çeşitli detayların eklenmesiyle yoğun ya da sade kompozisyonlar oluşturan sanatçı, bir ağacın altında ifadesini kullanırken bir yandan insan doğa ilişkisinin rahatlatıcı, meditatif ve korunaklı yönüne, diğer yandan da insanın çevresiyle ilişkisindeki yalnızlığa ve kendini izole etme isteğine çağrışım yapar. Demirel'in eserlerindeki humor, düşünce özgürlüğü, ekonomik eşitsizlik, politik baskılar gibi toplumsal gerçekliklere dair çeşitli semboller ve doğa temaları içinde gizlenerek, izleyicinin algısına ve bilgisine göre genişleyen bir evren yaratır. Karşılaştığı detaylarla yaratıcı dünyasını günden güne geliştirerek, kimi zaman da çeşitli yazarlarla işbirliği içinde çalışarak sanatsal yolculuğuna devam eden Demirel, dünyanın geçtiği zor dönemlerde bizleri kuşatan fikir, bilgi ve hislere dair farklı bakış açılarını sunmaya devam eder. Selçuk Demirel'in Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Bir Ağacın Altında isimli kitabının lansmanı ise sergiyle eş zamanlı olarak yapılacak. Kitap, sanatçının bir bölümü sergide görülebilecek yeni serisinin yanı sıra Güven Turan ve Uras Kızıl'ın eserler üzerine yazılarını içeriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-sekiz-arti-bir-kolektif-sergi/", "text": "Kadıköy'de 1950'li yıllarda piyasa olarak yorumlanan Rüştiye Sokak, bundan böyle sanat ile anılacak. Hatta Kadıköy'de sanatın merkezi olma yolunda önemli bir hedefi de var. Buna öncülük eden sanat merkezlerinden biri daha Buradayız mesajı verdi. Sanat Girişimcisi Koray Arman'ın sanat dünyasına kazandırdığı Galeri Sekiz Artı Bir, düzenlediği yeni sergisiyle dikkatleri çekti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-sekiz-arti-bir-onlardan-izler-reha-yalnizcik/", "text": "Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'nun yetiştirdiği önemli sanatçılarımızdan Reha Yalnızcık, farklı bir sergiyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Onlardan İzler adını verdiği yeni sergisini annesi ve geçtiğimiz yıl kaybettiği sevgili eşi Safiye Yalnızcık anısına düzenlediği bilgisini paylaşan Yalnızcık; Annem, Safiye'm ve Perincan'ım ile birlikte tüm annelerin Anneler Günü'nü her gün kabul ediyor, kutluyorum mesajı gönderdi. Reha Yalnızcık, kendisi için son derece anlamlı ve önemli olarak gördüğü sergisini, ailesiyle birlikte çok sevdiği Kalamış'ta açacak olmasından ayrı bir mutluluk duyduğunu dile getirdi. Önümüzdeki yıllarda Kadıköy'ün sanat alanında hayli iddialı bir Sanat Sokağı olması beklenen Kalamış Rüştiye Sokak üzerindeki Galeri Sekiz Artı Bir'deki sergi, 8-23 Mayıs 2022 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-selvin-nisantasindan-yeni-sergi-zaman-tuneli/", "text": "Uğural Gafuroğlu'nun Zaman Tüneli isimli camaltı sergisi 15 Aralık 5 Ocak tarihleri arasında Nişantaşı Galeri Selvin'de sanatseverlerle buluşuyor. Cam altında resim yapma geleneği kimin tarafından ve nasıl başladığı bilinmemekle beraber, bu resimler bir dönemin kahvehanelerinde, berber dükkanlarında, gelin kızların çeyiz aynalarında canlı coşkulu renkleriyle yer almıştır. Gelenekler devamlı olarak yeni aracılarla geleceğe taşınmaktadır. Uğural Gafuroğlu bu sergisinde de hem bu geleneği sürdürüyor hem de kendi geliştirdiği tekniklerle ve ünlü ustalara atıflarda bulunarak renkli ve zengin bir dünyaya bizleri götürecek. Camaltı resim sanatının en belirgin özelliği, camın arka yüzeyinin boyanması. Uzaktan bakıldığında kağıt ya da tuvale yapılan resimlere benzese de, çalışma yöntemi bu resimlerin tam tersine işliyor. Yaygın resim sanatından tek farkı, desenlerin camın arka yüzüne yapılması değil. Aynı zamanda çizim ve boyama sıralaması da tam tersine yapılıyor. Yaygın resim sanatında ayrıntılar en sona bırakılırken, camaltı sanatında ise resmi yapmaya desenden ve en belirgin ayrıntılarla başlanıyor. İmza ve tarihi en başta koymak gerekiyor. Daha sonra çizgiler arasındaki yüzeyler ve en son olarak da fonda görünen renkler çalışılıyor. Bunun nedeni, yapılan bir motifi silmenin, rötuş yapmanın ve sonradan motif eklemenin neredeyse imkansız olması. Camaltı resim tekniği, bu yönüyle ve tersten çalışılmasıyla, yağlı boya gibi diğer resim sanatlarından daha zor. Ustalık ve sabır gerektiriyor. 1980'li yıllardan bugüne gelen resim serüveni içerisinde hep kendi özüne ve kişiliğine dayanan saf, çocuksu ve hümanist heyecanların en iyi anlatımcısı oldu. Resmin boyaya ve tuvale dayanan geleneksel malzeme zincirine doğadan aldığı yeni malzemeleri ve konuları ekleyerek farklı açılımlara cesaretle yöneldi. İster tuval olsun, isterse taş/çakıl taşları, ahşap veya camaltı resimleri, devamlı araştıran ve üreten kişiliğinin titizliği ve sabrının verdiği güçle yorulmadan üreten sanatçının, naif anlayışının ürünleri için yeni denemelere imkan sağlamıştır. Bir ironi, yani ince alay; humor, yani gülmece, yanı sıra toplumsal eleştiriyi dile getiren imge kullanımları ve bunların hemen hepsi, Uğural'ın çalışmalarında kendini ortaya koyuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-selvin-secmeler-sergisine-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "Galeri Selvin, Nişantaşı'ndaki galerisinde Nedret Sekban'ın Seçmeler isimli resim sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, 15 Aralık 2021 14 Ocak 2022 tarihleri arasında, pazar günleri hariç her gün 11.00 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. 1953 yılında Trabzon'da doğan Nedret Sekban, 1977 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Neşet Günal Atölyesi'nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'ne asistan olarak girdi. 1983 yılında aynı kurumda sanatta yeterlik diploması aldı. 1992 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde yardımcı doçent, 1995 yılında doçent oldu. 2001 yılında profesörlüğe yükseldi. 2017 yılında emekli oldu. Nedret Sekban, eserlerine konu olan söz konusu sıradan insanı bir fotoğraf karesinden alır gibi almamış, ona kendi yorumunu ve onda gördüğü içsel devinimi göz önünde bulundurarak yansıtmıştır. Sekban'ın eserlerinde yer alan özgün sanatsal yaratıcı ruh, işte bu aktarma sürecinde gizlidir. - Ahmet Andiçen Sanat Ödülleri Resim Yarışması, Birincilik Ödülü, İstanbul (1974 - Ahmet Andiçen Sanat Ödülleri Resim Yarışması, Birincilik Ödülü, İstanbul (1975) - 10. DYO Resim Yarışması Ödülü, Ankara, İstanbul, İzmir (1976) - Kartal Kültür Şenlikleri Resim Yarışması Sergisi Birincilik Ödülü, İstanbul (1978) - Cumhuriyet Senatosu Vakfı Atatürk Resim Yarışması, Mansiyon, TBMM, Ankara (1981) - Vakko Resim Yarışması, Mansiyon, İstanbul (1982)"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-selvin-tanidik-yuzler-farkli-ruhlar-sergisi/", "text": "Galeri Selvin, Gözde Aylis Çiçek'in Tanıdık Yüzler, Farklı Ruhlar başlıklı heykel sergisiyle bahara merhaba diyecek. 17 Mart-8 Nisan 2023 tarihleri arasında Galeri Selvin Arnavutköy'de sanatseverlerle buluşacak olan sergide, sanatçının 20 parçadan oluşan eserleri sergilenecek. Gözde Aylis Çiçek, 1994 yılında Kayseri'de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Kayseri'de tamamladı. Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Tasarım Bölümü'nden mezun oldu. Üniversite dönemi boyunca birçok karma sergilere katıldı. Mezun olduktan sonra Kayseri'de atölye açmış olup, hala devam ettirmekte. Aynı zamanda 2013'ten bu zamana kadar sanatçı Mahmut Karatoprak'ın asistanlığını yapmakta. Sergi, 17 Mart-8 Nisan tarihleri arasında Galeri Selvin Arnavutköy'de ziyaret edilebilir. Galeri Selvin, pazar günleri hariç 11.00-19.00 saatleri arasında açık."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-selvinden-yeni-sergi/", "text": "Resim ve heykel sanatının ustalarına açtığı sergilerin yanı sıra genç sanatçılara desteği ile de otuz yedi yıldır Türk Plastik Sanatı'nın içinde yer alan Galeri Selvin, 22 Haziran 1 Ağustos tarihleri arasında farklı kuşaklardan sanatçıların eserlerini sanatseverlerle buluşturuyor. Galeri Selvin Nişantaşı adresinde, 21 Haziran 1 Ağustos tarihleri arasında Hakan Cingöz, Huri Kiriş, Yonca Saraçoğlu ve Selim Büyükgüner eserlerinin Işık Gençoğlu küratörlüğünde biraraya geldiği Sessizlikte Bir Gün II isimli resim ve heykel sergisi ile yaz sezonuna merhaba diyor. Atölye 20 sanatçılarından Sevgi Karay ve Pembe Tüzüner'in metal heykelleri, yeni genç yeteneklerden Mert Ergün'ün de mermer yontu heykelinin yer aldığı sergide ayrıca dünyaca ünlü sanatçılar Pablo Picasso'nun çini mürekkep eseri, Henri Matisse, Jean François Millet, Juan Gris'in de orjinal kağıt üzeri desen işleri yer alıyor. Sessizlikte Bir Gün II isimli resim ve heykel sergisi 22 Haziran 1 Ağustos tarihleri arasında Galeri Selvin'in Nişantaşı adresinde görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeri-soyut-uc-yeni-sergiyi-sanatseverlerle-bulusturuyor/", "text": "Galeri Soyut, üç yeni sergiye ev sahipliği yapıyor. Galeri, A salonunda Erol Pelioğlu'nun Düş Yolculuğu isimli kişisel resim sergisine, B salonunda Murat Tolga'nın Karşılaşma isimli kişisel resim sergisine ve son olarak C salonunda Koleksiyondan Seçki-9 isimli resim sergisine ev sahipliği yapıyor. Koleksiyondan Seçki-9 başlıklı sergide eserleri bulunan sanatçılar: Burhan Doğançay, Mübin Orhon, Ergin İnan, İbrahim Safi, Mustafa Ayaz, Faruk Cimok, Kayıhan Keskinok, Utku Varlık, Mürşide İçmeli, Adnan Turani, Duran Karaca, Habip Aydoğdu, Münif Fehim Özarman, Jale Yılmabaşar, Nevzat Akoral, Arslan Gündaş, Yusuf Ziya Aygen, Haydar Durmuş, Sabri Akça, Hasan Kavruk, İsmail Yıldırım, Enis Aktaş, Ülker Saguner, Gürol Sözen. Sergileri, 17 Şubat tarihine kadar hem pandemi kurallarına uygun olarak Galeri Soyut'ta hem de çevrimiçi olarak buradan ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galerist-yeni-sezonu-13-ayli-bir-yilda-adli-sergiyle-aciyor/", "text": "Galerist yeni sezonu Yekhan Pınarlıgil'in küratörlüğünü üstlendiği, adını Fassbinder'in 13 Aylı Bir Yılda filminden alan karma sergiyle açıyor. Pınarlıgil'in tarihi belirsiz bir sezin sergisi, 'kıyamet' sonrası bir manzara belki sözleriyle tanımladığı sergi, yakın geçmişle uzak gelecek arasında salınan tekinsizlik, belirsizlik içinde kendi zamanını sorgulayan işlere yer veriyor. Sergide Halida Boughriet, Nicolas Descottes, Anne-Charlotte Finel, Noemie Goudal, Berat Işık, Yusuf Sevinçli'nin işleri yer alıyor. 13. aya uçurumun kenarından, zamanın muğlak kapılarından giriliyor. Çıkışı var mı, yılın sonu gelir mi meçhul. Sergide, sanatçıların bize önerdikleri kurgularda büyüleyici bir tekinsizlik hissi var, onunla birlikte de bir yalnızlık düşüncesi. Uzay denen sonsuz boşluktaki insanoğlunun varoluşsal yalnızlığı ya da büyük bir şehirde kalabalığın ortasındaki yabancılık hissi. Kendini yanlış yerde, yanlış dönemde bulmanın yarattığı tarif edilmez gerginlik. Bu olağanüstü manzaralar önünde sergi sessizce kendine dönmeye, kendi zamanını sorgulamaya davet ediyor. Sanat insanlığın içinden geçtiği, felaketlere meyilli bu garip ve bir o kadar da muallak zamanı yeniden kurgulamak için bir deneme alanı olarak çıkıyor karşımıza. Bir sonraki 13 aylı yıla kadar. Dünyayı zaman, zamanı ay ve güneş üzerine kurduk. İlki etrafımızda deli divane dönüyor, göbekten bağlı, inerek bazen, çıkarak artakalanda. Diğeri dünyayı bağlamış beline, hulahup misali, geceden gündüze savurup duruyor. Birbirine tezat iki döngü, örtüşmeyen iki ayrı zaman kurgusu. Biz de arada kalmışız sanki. 13 aylı yılların bir tanesinde, 13. dolunayın tam ortasındayız. Başlamış ama bitmeyecek hissi var. Geçmişten az erken, hafızanın son kalıntıları arasında, gelecekten biraz geç, dünyanın sonundan hemen önce. Yeryüzünde, çölün ortasında, bir hiçlikteyiz. Gözlerimiz faltaşı misali, başka bir zamandan harabeleri izliyoruz, medeniyetin enkazı etrafa saçılmış. Şurada burada birkaç iz, birkaç çizgi, eksi kırk derece soğuk, büyüleyici bir yapıdan arta kalan heykelvari parçalar, yalnız ama heybetli yıkıntılar, arkada eriyerek kaybolan tek renkli bir manzara, yönlerini şaşırmış hayvanlar, yollarını şaşırmış insanlar, dilden dile bozulmuş efsaneler... Yok olmakla hatırlanmak arasındalar. Tüm dünyevi biçimler kasvet içinde erimeli, Ölmeli Güneş'in kendisi, Def etme gücü verdi ruhuma Zamanın körfezini! Sergi, tarihi belirsiz bir sezin sergisi, kıyamet sonrası bir manzara belki, tekinsiz bir coğrafya, bir kaygı hali, kurgusal soğuk bir kabus. Geçmiş icin bir varsayım, gelecekten haberci görüntüler. Belki bir savaş olmuş, banal bir savaş, diğerleri gibi nedensiz. Ya da tanımlanamaz bir kargaşa, şiddetli bir yıkım yaşanmış. Belki de sonu gelmeyecek bir yola girmiş insanlık. Vakur ve cesaretli ama cahil ve küstah, önümüzü görmeden tek bir yönde ilerlemişiz. Sonrası baş döndüren bir uçurum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/galeristte-yeni-sergi-bedbahtliklar-ve-yeni-hazlar/", "text": "Galerist, 11 Kasım 11 Aralık 2021 tarihleri arasında TUNCA'nın iki buçuk yıla yayılan bir araştırma ve diyalog sürecinin ürünü olan, Bedbahtlıklar ve Yeni Hazlar başlıklı, sanatçının galerideki ikinci kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Serra Yentürk küratörlüğünde hazırlanan ve başlığını Cravan'ın otobiyografik metninden alan sergi, sanatçının sahaf veya mezatlardan topladığı efemeralar üzerinden tarihi mekan, olay ve kişilerin izini süren pratiğine yeni bir sayfa ekliyor. Yıllar önce düzenlenen bir mezatta sanatçının karşısına çıkan ve 1910'lı yıllarda Georg Gerlach'ın Berlin'deki stüdyosunda çekildiği anlaşılan, fakat İstanbul'a nasıl ulaştığı bilinmeyen 6 fotoğrafta görülen boksör figürü, serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Sabri Mahir adlı bu boksörün fotoğraflarını, uzun yıllardır ana malzemesi olan füzenle kağıt üzerinde büyük ebatlı olarak yeniden üreten sanatçı, izleyicileri bu enigmatik figürü keşfetmeye davet ediyor. Orijinalleri birer hatıra kartpostalı olarak üretilmiş olan, dolayısıyla belgelediği kişinin tarihsel bir önem ifade ettiğini düşündüren bu fotoğraflar, Mahir'in öyküsünü aydınlatmakta yetersiz kalıyor. Nitekim, tarih yazmaya duyulan doyumsuz arzuyla öne sürülen ve zaman içerisinde doğru kabul edilmeye başlanan çeşitli bilgiyle, bir mitosun ana kahramanına dönüşen Sabri Mahir, gerçeklikten saptırılmış bir popüler kültür anlatısına hapsoluyor. Bu noktada Sabri Mahir'den bir kaç yıl önce doğan, benzer bir mizaca sahip olduğu anlaşılan ve tıpkı Mahir gibi ölümüne dair detaylar meçhul olan boksör-şair Arthur Cravan, sergide Mahir'in karakterini tamamlayıcı ve tanımlayıcı bir role bürünüyor. Dönemin sanat ve edebiyat çevrelerinde ayrıksı karakteri ve kışkırtıcı tavırlarıyla nam salan Cravan'ın şiirlerinden alıntıların sergideki portrelerle yan yana getirilmesiyle, iki şahsiyetin sınırları erimeye ve birbirine karışmaya başlıyor. Bu kasti manipülasyon bakımından sergide en dikkat çekici işlerden biri, girişe yerleştirilen WANTED afişi. TUNCA, esasen Cravan'a ilişkin tarihsel bir belge olan posteri Mahir'in öyküsüne uyarlayarak halihazırda rivayetler üzerine kurulu bu hikayeye bir eklemede daha bulunuyor. Mahir ve Cravan'ın öykülerini birbirine yaklaştıran çok yönlü kimlik teması, Ferruccio Bussoni'nin bestesine yer veren Latif Maharet adlı video çalışmasıyla bir kez daha pekiştiriliyor. Bu kez karşımıza bir boksör olarak çıkan TUNCA, serginin araştırma sürecinde Mahir ve Cravan'ın hayatlarına dair edinilen gerçek ya da spekülatif bilumum bilgiyi performatif bir eyleme dökerek, tarihsel ağırlığından kurtarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/game-of-thrones-evreni-nft-oluyor/", "text": "Tüm dünyada fenomen haline gelen Game of Thrones dizisi, metaverse dünyasına taşınıyor. Kit Harington, Emilia Clarke ve Lena Headey'in başrollerini paylaştığı ünlü Game of Thrones dizisinin NFT'leri çıkıyor. Dizinin dağıtımcısı olan Warner. Bros Discovery, dizi hayranlarının Game of Thrones evrenini keşfedebileceği Game of Thrones: Build Your Realm adlı bir NFT sunacaklarını duyurdu. NFT'nin ne zaman piyasaya sürüleceğini paylaşmayan ve ücret bilgisi vermeyen şirket, yalnızca yıl bitmeden metaverse evreninin deneyimlenebileceğini paylaştı. Game of Thrones ilhamıyla yaratılan avatarların yer alacağı Game of Thrones: Build Your Realm adlı NFT'de, kullanıcılar maceralara atılıp avatarlarını geliştirebilecek. Öte yandan dünyanın en iyi dizileri arasında gösterilen Game of Thrones, Variety'nin tüm zamanların en kötü finaline sahip dizileri listesine girdi. HBO'da yayınlanan Game of Thrones dizisi her bölümdeki şaşırtıcı olaylarla izleyiciyi ekrana kitlemeyi başarsa da yıllarca beklenen o epik finali malesef veremedi. USDish adlı bir televizyon kanalı, 8. sezonuyla ekranlara veda eden dizinin finalini yeniden yazmak isteyenlere ödül vereceğini açıklamıştı. CNN'in haberine göre, dizinin tüm bölümlerini ard arda izleyip finalini yeniden yazacak kişilere 2 bin dolar verecek. Şirket yalnızca Game of Thrones değil, The Witcher, House of Dragon ve The Rings of Power gibi dizileri de izleyecek şanslı kişileri aradığını duyurdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gecmis-ve-simdi-bu-sergide/", "text": "2012 yılından bu yana 22 farklı sergiye imza atan Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi, Geçmiş ve Şimdinin Buluşması: Fotoğrafik Bir Keşif sergisini açtı. Sergide, Bruno Vandermeulen ve Danny Veys'in geniş format analog fotoğraf makinesiyle siyah-beyaz film üzerine oluşturduğu fotoğrafların yanı sıra Ömer M. Koç Koleksiyonu'ndan 19. yüzyıl fotoğraf ve albümleri de yer alıyor. Sagalassos Arkeolojik Araştırmaları Projesi Direktörü Jeroen Poblome metinleriyle tarihi çerçeveyi kurarken, Meşher Direktörü Bahattin Öztuncay da sanatçıların kullandığı deneysel çekim ve baskı teknikleriyle ilgili açıklamalarıyla sergideki fotoğrafların bağlamına yerleşmesine yardımcı oluyor. Vehbi Koç Vakfı, Yapı Kredi Yayınları, KU Leuven, LUCA School of Arts ve Sagalassos Arkeolojik Araştırmaları Projesi katkılarıyla gerçekleştirilen, Geçmiş ve Şimdinin Buluşması: Fotoğrafik Bir Keşif sergisinde, sanatçılar Bruno Vandermeulen ve Danny Veys, günümüzde Isparta, Burdur ve Antalya'nın bir kısmını kapsayan tarihi Pisidya bölgesi ve çevresindeki tarihi değiştirilmiş manzara kavramına odaklanıyorlar. Sergi ile eşzamanlı yayımlanan, Kaplumbağa Geldi Bir Gün Tek Başına (Yapı Kredi Yayınları, 2022) isimli fotoğraf kitabından yola çıkarak hazırlanan sergide, eserler ANAMED'in 2013 yılında gerçekleştirilen Tarihi Hayallemek: Sagalassos Kazı Fotoğrafçılığının Arkeolojisi sergisindeki çalışmalar üzerine kuruldu. ANAMED Sergilerinin 10. yıl dönümü kapsamında gerçekleştirilen yeni sergi ise 24 Şubat ila 17 Ekim 2022 tarihleri arasında İstiklal Caddesi üzerindeki ANAMED Galerisi'nde ziyarete açık olacak. Bir manzara uzak bir geçmişe tanıklık edebilir mi? Peki, bunun şimdiki zamanla ilişkisi nedir? Çağdaş fotoğrafçılığın ana temalarından biri, peyzajın kentsel genişleme yoluyla dönüşümünün belgelendiği insan tarafından değiştirilmiş manzaradır. Bu nedenle, tarihi değiştirilmiş manzaralar kavramıyla çalışmak, Vandermeulen ve Veys'in bir peyzajın tarihsel katmanlarını ve zamansal sürekliliğin mekansal dağılım üzerindeki etkisini incelemesine olanak tanıyor. 2008 yılından beri devam eden çalışmalarında hem bin yıllık jeolojik süreçlerle hem de yüzyıllarca süregelen insan müdahalesiyle şekillenen manzarayı şimdi ve geçmiş arasında bir değiş tokuş ortamı olarak işlerken, fotoğrafları yokluk ile varlık arasındaki çizgiyi araştırıyor. İnsanlar çevre ile etkileşime girip yollar yapıyor, yerleşim yerleri ve kentler kuruyor, yapıları peyzajın içine katıştırıyor ve topoğrafyayı kendi yararına kullanıyor. Yerleşimler kentlere dönüşebiliyor, kentler ise yıkılıp tabakalar altında kaybolabiliyor. Sanatçılar Vandermeulen ve Veys, geçmişe gönderme yapıp ilk fotoğrafçılara saygılarını sunabilmek için eserlerini siyah-beyaz film üzerinde geniş formatlı analog alan kamerası kullanarak yaratıyor. Görüntü alma sürecini kasıtlı olarak yavaşlatarak görüntü oluşturmaya dönüştürüyorlar. Bu yaklaşım ise fotoğrafçıların, toprağı keşfeden kaplumbağalar gibi doğru bakış açısını yavaşça arayarak belirli mekanlara gitmesine, konularıyla çalışıp onlarla iletişim kurmasına olanak tanıyor. Kullanılan teknikler arasında albümin, tuz baskıları ve jelatin gümüş baskı gibi geleneksel metotların yanı sıra serigrafi, morötesi ve foto polimer baskıları bulunuyor. Özgün ve el yapımı eserlerden oluşan bu seçki, Ömer M. Koç Koleksiyonu'ndan 19. yüzyıl fotoğrafları ve albümleriyle bir arada sunuluyor. Bahattin Öztuncay'ın baskı tekniklerine dair açıklamalarından başlayarak Jeroen Poblome'un kitapta da yer alan metinleri üzerinden tarihsel bir bağlam oluşturuluyor. Sanatçıların eserleri yaratış sürecinden esinlenen Judith Desmyttere'nin şiirinden alıntılar da ek bir katman olarak eserlere eşlik ediyor. Serginin açılışı, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan ve Judith Desmyttere'nin şiiri ile aynı ismi taşıyan Kaplumbağa Geldi Bir Gün Tek Başına (Yapı Kredi Yayınları, 2022) adlı fotoğraf kitabının lansmanı ile eşzamanlı olarak gerçekleşiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gecmisin-izinde-sergisi-30-nisana-kadar-gezilebilecek/", "text": "Dünyanın önde gelen heykeltıraş ve ressamları arasında bulunan Vedud Müezzin'in GEÇMİŞİN İZİNDE adlı Solo Resim Sergisi sanatseverlerle buluştu. 30 Nisan'a kadar sürecek serginin küratörlüğünü yapan Seyed Davoud sanatçıyla ilgili görüşlerini okuyucularla paylaştı. Sanatçı Vedud Müezzin'in GEÇMİŞİN İZİNDE Solo Resim Sergisi, 17 Nisan 2022 tarihinde İstanbul Deniz Müzesi'nde sanatseverlerle buluştu. 17 Nisan 2022 Pazar günü saat: 15:00'te açılışı gerçekleştirilen serginin küratörlüğü Seyed Davoud tarafından yürütülmektedir. Sergi açılışına İstanbullu sanatseverler yoğun ilgi gösterdi. İstanbul'un yarım asırlık fotoğraflarından oluşturulmuş eserler izleyiciden büyük beğeni topladı. Uluslararası sanat platformunda eserleriyle büyük beğeni toplayan Sanatçı Vedud Müezzin'i Deniz Müzesi'nde ağırlamak ve bu sergisinin küratörlüğünü yapmaktan onur duyuyorum. Sanatçı Vedud Müezzin; İran, Türkiye, Azerbeycan ve Avrupa'nın birçok ülkesinde eğitim almış bir heykeltıraş, ressam aynı zamanda kıymetli bir müzisyendir. Birkaç yıldır Azerbeycan/Bakü'de yaşayan Müezzin'in eserleri, birçok ülkede solo ve karma sergilerde yer almıştır. Hollanda, Amerika, Almanya, Kanada, İran, Fransa'da karma sergilerde eserleri yer alan sanatçının 17 solo sergisi bulunmaktadır. 30 Nisan 2022 tarihine kadar sürecek sergi Beşiktaş Deniz Müzesi'nde ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gecmisin-izlerini-gunumuze-aktaran-sergi/", "text": "Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 100'üncü kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında yarından itibaren Anadolu Uygarlıklarından İzler Ankara sergisine ev sahipliği yapacak. Sergide aralarında Devrim Erbil ve Sevim Çizer'in de olduğu 60'a yakın sanatçının eserleri yer alıyor. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 100'üncü kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında yarından itibaren Anadolu Uygarlıklarından İzler Ankara projesine ev sahipliği yapacak. Koordinatörlüğünü Siret Uyanık'ın yaptığı projede serginin yanı sıra konser ve paneller de düzenlenecek. Sergide aralarında Devrim Erbil, Sevim Çizer, Mustafa Pilevneli, Candan Dizdar Terwiel ve Tüzüm Kızılcan'ın da olduğu 60'a yakın sanatçıya ait resim, heykel ve seramik eserleri yer alıyor. Ayrıca sergi süresince bir panel ve iki konferans da düzenlenecek. Devlet Opera ve Balesi de iki konser vererek sanatseverle buluşacak. Serginin basın bültenine göre Anadolu Uygarlıklarından İzler Ankara projesi, geçmişin izleri, dönemin yansımaları ve geleceğe aktarımı bağlamında sanatın estetik etkisi ile birleştirilmesi ve farklı disiplinlerin yorumlarıyla izleyiciyle buluşması amacıyla hazırlanmış. Ayrıca sanatçılar, Anadolu'dan ilham alarak yarattıkları eseriyle geçmişi bugüne, bugünü ise yarına taşımayı amaçlıyor. Coğrafi açıdan kıtaların, denizlerin, iklimlerin; doğudan batıya, güneyden kuzeye ya da tersi yönlere giden yolların ve insan topluluklarının buluştuğu, konup göçtüğü, yurt edindiği, dünyanın en stratejik ve kavşak nitelikli noktasındaki bu topraklar; bu çok özel konum nedeniyle Uygarlıkların Beşiği olabilmiş. Bu proje kapsamında da eser ortaya koyan sanatçılar da bu durumun bilincinde olarak; çeşitliliği sanatsal yönden özel bir değer olarak benimseyip sergiyi varsıllaştıran nitelikli yapıtlar ortaya koymuşlar. Programda Profesör Dr. Aydın Ayan, Profesör Dr. Hasan Pekmezci ve Profesör Dr. Alaybey Karoğlu tarafından Anadolu uygarlıklarında Sanat ve Estetik İzleri ve Sanat Eğitiminde Vazgeçilmez Bir Kaynak; Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Prof. Candan Dizdar Terwiel tarafından ise Seramik, Sanat ve Arkeoloji İlişkisi konferansları düzenlenecek. Sergi Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde 20 Nisan'a dek ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gecmisin-simdiye-tercumesi-seylerin-ailesi/", "text": "Disiplinlerarası çalışma alanı are, geçmişte bir dönemi paylaşan ve o dönemde birlikte büyüyen ve değişen dört sanatçının işlerinden oluşan Şeylerin Ailesi sergisine ev sahipliği yapıyor. İsmi Mary Oliver'ın Yaban Kazları şiirinden gelen sergide Derya Yıldız, Seray Özdemir-Studio Domestic Fiction, Ulufer Çelik, Yağmur Uyanık'ın işleri yer alıyor. Sanatçılar, anıları veya geçmişten anları ziyaret ederek kültür, temsil, ötekilik, bellek ve olgu unsurlarını yeniden inşa etmek için örnekler oluşturuyor. Bir araya gelerek yapı ve belirsizlik, mantık ve içgüdü, görsel ve sözel gibi ikilikler arasındaki karşılaşmayı keşfediyorlar ve nihayetinde bir çatlak, ayrışma, dönüşüm ve yeniden doğuş sürecini benimsiyorlar. Sergideki eserler, geçmişte olmuş ve şimdiye tercüme edilmiş şeyler aracılığıyla olgusal ve döngüsel ilişkiler oluşturuyor. Süreç, ilerleme ve oluş kavramlarında yankılanan zamanın eklemlenmesini somutlaştırıyor. Bir bakıma, tüm işler geçmişten köklenen ama ilgi, hafıza, kültür ve üretim gibi zamansal kavramlarla günümüze taşınan ve canlı ve cansız varlıklar arasındaki ilişkinin ürettiği bir dünya inşa ediyor. Şeylerin Ailesi 30 Ocak 2021'e kadar are'de görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gecmisle-gelecek-arasinda-bag-kuran-sergi-uydum-suyun-aklina/", "text": "Mahmut Karatoprak, son dönem işlerinin yer alığı Uydum Suyun Aklına sergisi ile Gallery 11.17'de sanatseverlerle buluşuyor. İsmini Mahmut Karatoprak'ın yakın arkadaşı Öner Fikri Topçuoğlu'nun aynı adlı şiirinden alan sergi, Karatoprak'ın son dönem çalışmalarıyla beraber 55 adet işine yer veriyor. Geçmişle gelecek arasında sıkı bir bağ kuran Mahmut Karatoprak'ın eserleri günümüzde yeniden yaşam bulan çağdaş eserler olarak karşımıza çıkıyor. İkonografik üslubun sınırlarını zorlayan bu eserlerde sanatçı izleyenlerde sessiz bir şiir etkisi bırakıyor. Pek çok ahşap parçanın geometrik bir düzen içinde akılcı ve estetik bir birliktelikle büyük sürprizlerle karşımıza çıkması bizde ayrı bir heyecan yaratıyor. Karatoprak paletinde kırmızı, nar çiçeği, kahverengi tonları, mavi ve yeşillerin su bazlı boyalarla usta ellerde nelere dönüştüğüne şahit olmak olağanüstü bir deneyim sunuyor. İkonlardaki altın rengin ahşabın sıcaklığı ile ihtişamdan çok değerli bir üretime dönüşmesi eskiye saygının izlerini taşıyor. Mahmut Karatoprak'ın Uydum Suyun Aklına sergisini 14 Şubat 2021 tarihine kadar Gallery 11.17'de ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gedik-sanat-yeni-dijital-sergisi-karantina-halleri/", "text": "Gedik Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı bünyesinde çalışmalarını sürdüren Gedik Sanat, İstanbul Gedik Üniversitesi ile birlikte kurguladığı Karantina Halleri projesi ile Tiyatro ve müziği bir araya getiriyor. Nilay Erdönmez'in yönetmenliğinde bireyin sıkışmışlığı ve arayışlarını konu alan yedi tiyatro metni, üç bestecimizin yeni müzikleriyle birleşti. Geçirdiğimiz zorlu pandemi sürecine mercek tutan çalışma; İstanbul Gedik Üniversitesi Performans Alanında çekildi. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü itibariyle 7 gün boyunca saat 21.00'da Gedik Sanat ve İstanbul Gedik Üniversitesi Sosyal Medya Hesaplarında takip edebilirsiniz. Nilay Erdönmez'in seçtiği ve uyarladığı tiyatro metinleri yazılan müziklerle yeni bir dinamizm kazanırken, müziğin anlatımsal gücüyle metnin desteklenmesi oldukça deneysel bir tecrübeye yol açtı. Peer Gynt, Martı, Rüya Oyunu, Leonce ile Lena, Üç Kız Kardeş, Ağzı Çiçekli Adam, Kuşlar eserlerinin projede bir araya gelmesi farklı kültür yapıları ve farklı zaman dilimlerindeki insanın ortak sorgulamalarıyla karşılaşmamıza yol açıyor. Görüntü Yönetmenliği Cem Önertürk, Sahne ve Görsel Tasarımı Yiğit Uzunefe tarafından yapılan, günümüzün dijital gereksinimlerine cevap verebilen, çok disiplinli bir yapıda sunulan proje; edebiyat, tiyatro, müzik ve görsel sanatların bileşimine de sahne oluyor. Genç kuşağın önce gelen tiyatro oyuncuları Özgün Çoban, Ozan Erdönmez, Beste Koçak ve Nilay Erdönmez performansları ve provalardaki yaklaşımlarıyla Nilay Erdönmez yönetmenliğinde öğrencilere ilham verici ve unutulmaz bir atölye ortamı yarattılar. İstanbul Gedik Üniversitesi ve Gedik Sanat'ın iş birliğiyle gerçekleşen projenin büyüyerek daha fazla gencimize ulaşan örnek bir yaklaşım haline gelmesi planlanmakta. Proje kapsamında metinlerden yola çıkarak müziklerini yaratan besteciler Uğur Çerkezoğlu, Yunus Gençer ve Hakan Ali Toker yedi tiyatro metni için yedi yeni müzik ürettiler. Obua, Flüt ve Viyolonsel için hazırlanan müzikleri, Gedik Filarmoni Orkestrası üyeleri; Selin Nardemir. Cem Önertürk ve Aslıhan Özdemir seslendirdi. Proje kapsamında ilk seslendirilişleri gerçekleşecek eserlerin çıkış noktası ve teması, Gedik Sanat'ın ilk dijital projesi Sözsüz Günlükler'in devamı niteliğinde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gelenegin-sifreleri-gelecegin-sifreleri-sergisi-aciliyor/", "text": "Hüsamettin Koçan'ın Geleneğin Şifreleri-Geleceğin Şifreleri başlıklı sergisi, 22 Mart'ta İstanbul'un yeni sanat alanı Kazlıçeşme Sanat'ta açılıyor. Sergi, Koçan'ın 30 yıl boyunca ürettiği yapıtlarından oluşan önemli bir seçkiyi bir araya getiriyor. Sanatçı gelenek ve gelecek kavramlarına odaklandığı 90'lı yıllardan bugüne Anadolu topraklarındaki birikimlerin derin anlamlarla birbirine bağlandığı gerçeğini farklı boyutlarda somutlaştırıyor. Geleneğin günümüzde giderek sıradanlaşan algısını, kalıp ön yargılar ya da tekrarlar biçiminde yaşamı yönsüzleştirdiğini tartışmaya açan sanatçı, kültürler arası bağların birbirini desteklediği ve gelecekçi bir kültürel DNA oluşturduğu doğrultusunda ipuçları sunuyor. Eski çağlardan günümüze, Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Cumhuriyet'in rüyasını ve kültüre bakışını dönem dönem semboller ve figürler üstünden bir araya getiren sergide; yeni malzeme önerileri geleneksel estetik sınırların ötesine uzanan bir dil zenginliği ile ortaya konuyor. Resimler, heykeller, baskılar, çamur ve kitch malzeme bu dil örgüsünün ana sözcüklerini oluşturuyor. Sergi aynı zamanda sanatçının Anadolu'da var olma projesi olarak 20 yıldır üretimini sürdürdüğü ve En büyük ve en son eserim dediği Baksı Müzesi'nin katılımcı, hatırlayan ve hayal eden yenilikçi dünyasını izleyici ile paylaşıyor. Bu sergi aynı zamanda coğrafyalar arasında bir bağ kurma projesi. Sergiden elde edilecek gelirin bir bölümü Bayburt'ta yapılacak Yetenek Geliştirme Merkezi için kaynak yaratacak. Sergi kapsamında Mayıs ve Haziran aylarında akademisyen Nusret Polat moderatörlüğünde Hüsamettin Koçan'ın sanatı ve felsefesi üzerine sanat profesyonelleri ile söyleşiler gerçekleştirilecek. Hüsamettin Koçan, Can Aytekin, Ayşe Köksal ve Emre Zeytinoğlu'nun konuşmacı olarak yer alacağı söyleşiler, Kazlıçeşme Sanat'ta fiziki ve çevrimiçi olarak takip edilebilecek. Küratörlüğünü Mehmet Lütfi Şen'in yaptığı Geleneğin Şifreleri-Geleceğin Şifreleri sergisi, 30 Haziran'a dek her gün 10.00-18.00 saatlerinde Zeytinburnu Belediyesi Kazlıçeşme Sanat'ta ücretsiz olarak sanatseverlerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gelenegin-ve-gelecegin-sifreleri-sergisinde-yarin-son-gun/", "text": "Baksı Kültür Sanat Vakfı ve Müzesi kurucusu, ressam ve akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın Geleneğin Şifreleri-Geleceğin Şifreleri başlıklı sergisi, Zeytinburnu Belediyesi Kazlıçeşme Sanat'ta 30 Temmuz'a kadar ziyarete açık olacak. Kapanış öncesi basın mensuplarıyla bir araya gelen Koçan, sergideki eserlerinin hikayelerini aktardı. Bütün çalışmalarının ve söylemlerinin temelinde Anadolu'nun bulunduğunu dile getiren Koçan, çalışmalarını her zaman oluştururken gelenekten yola çıktığını anlattı. Hüsamettin Koçan, sergi anısına ayrıca Zeytinburnu Belediyesine Antipas: Tılsımlı Eller Serisinden bir eser hediye etti. Sergi, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin kültüre bakışına semboller ve figürler üzerinden odaklanıyor. Anadolu'nun görsel tarihinin aktarıldığı 3 ayrı fasikülün yanı sıra sanatçının gelenek ve gelecek kavramlarına odaklandığı sergide, Baksı Müzesi Belgeseli, Geleneğin Şifreleri Video Kolaj, Kılıç Enstalasyonu, Yeni Bir Başlangıç, Şaman'ın Gizemi, Antipas: Tılsımlı Eller ve Tılsımlı Heykeller bölümleri de yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/geleneksel-ile-cagdas-uslubu-bulusturan-mehtab-kardas-minyatur-sergisi-11-martda/", "text": "Geleneksel ile çağdaş üslubu buluşturan Mehtab Kardaş Minyatür Sergisi'ne davetlisiniz. Minyatür tarzını farklı bir anlayışla harmanlayarak çağdaş bir üslupla yorumlayan Mehtab Kardaş'ın Minyatür isimli 21. kişisel sergisi, 11 Mart 2023 tarihinde Evrim Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. İstanbul'un deniz mavisi ile dolu olan sanatçının içine orman yeşilinin yavaşça sızmasını konu alan 25 eserleri; kağıt üzerine altın, mürekkep, guaj, akrilik boya ve altın varak kullanılarak karışık teknikle üretilmiştir. Sergiyi 24 Mart 2023 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi'nde ziyaret etmek mümkün. 1949 yılında İstanbul'da doğan Mehtab Kardaş, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi mezunudur. Uzun yıllar ertelediği sanatsal çalışmalarına 1990'da Mamure Öz ile başlayan sanatçı, 1992-93 yıllarında da Topkapı Sarayı'ndaki iki yıllık sertifika programına, 1994-95 yıllarında ise Prof. Kerim Silivrili'nin derslerine devam etti. 1998'de Greci-Marino Accademia del Verbano tarafından Associated Academician ünvanı verilmiştir. Sanatçı, 21 kişisel sergisinin yanı sıra ulusal ve uluslararası 25 karma sergiye katılmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/geleneksel-japon-sahne-sanati-kaguraya-yogun-ilgi/", "text": "Türkiye'deki Japonya Büyükelçiliği tarafından, Japonya Tanıtma Vakfı'nın bir projesi olarak, 23 Şubat 23 Mart tarihleri arasında, Japonya'nın geleneksel sahne sanatlarından Kagurayı Türkiye'ye tanıtmak üzere, bir ay süreyle özel bir internet sitesi açıldı. Proje ilk günden itibaren yoğun ilgi görmeye başladı. Japonya Tanıtma Vakfı, Ertuğrul Firkateyni kazasının 130. yılına isabet eden 2020'de, Türkiye'de Hiroshima Kagura gösterisi düzenlemeyi planlamıştı. Ancak, yeni koronavirüs salgını nedeniyle topluluğun seyahati kaçınılmaz olarak iptal edildi. Şimdiki bu özel internet sitesinde, Japonya'nın geleneksel sahne sanatları ve Japon kültürü hakkında daha derin bilgiler vermek ve Japonya ile Türkiye arasındaki dostluk bağlarını güçlendirmek amacıyla Hiroshima Kaguradan Yamata-no-Orochi ve Momiji-gari adlı 2 eser ile birlikte Kagura belgeseli Türkçe anlatımlı ve altyazılı olarak sunulacaktır. Bu 3 video da Türkiye için özel olarak hazırlanmıştır. Kagura, doğanın nimetlerine duyulan minnettarlıktan ortaya çıkan bir tarım ritüelidir ve kökeninin 1000 yıldan daha eski olduğu söylenir. Sonbaharda hasat edilen mahsullerin tanrılara sunulması, festival şeklinde bir ritüelle tanrılara duyulan minnetin ifadesine Kagura denilmeye başlanmış. Kagura Japonya'nın her köşesinde geleneksel bir gösteri sanatı olarak geleceğe miras bırakılmış. Bu özel internet sitesinde tanıtılan Hiroshima Kagura, Japonya'nın Hiroshima vilayetine özgü bir kagura'dır. Dramanın eklenmesiyle sahnede icra edilmek üzere özgün bir şekilde gelişmiştir ve hem kutsal hem de eğlenceli bir sahne sanatı olarak Japonya dışından da ilgi görmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gelenekten-gelecege-kopru-kuran-sanatci-baris-manco/", "text": "Türkiye'nin yetiştirdiği önemli sanatçılardan biri olan, yalnızca Türkiye'de değil, yurt dışında da yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren Barış Manço'nun vefatının üzerinden 22 yıl geçti. Anadolu rock ve pop müziğin önde gelen isimlerinden şarkıcı, besteci, söz yazarı ve TV programcısı Mehmet Barış Manço, vefatının 22'nci yılında anılıyor. Usta sanatçı, İsmail Hakkı Manço ile Türk müziği sanatçılarından Rikkat Uyanık çiftinin çocukları olarak 2 Ocak 1943'te, Üsküdar'da dünyaya geldi. Manço ailesi ilk çocuklarına Savaş ismini verirken, İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde doğan ikinci çocuklarına ise Mehmet Barış ismini vermeyi uygun buldu. Manço'nun daha sonra Oktay ve İnci ismini taşıyan iki kardeşi daha oldu. Anne ve babası 3 yaşındayken ayrılan Barış Manço, çocukluğunu babasının yanında geçirdi. Kadıköy Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu'nda başladığı eğitimine Galatasaray Lisesi'nde devam eden usta sanatçı, babasının vefatının ardından Galatasaray'dan ayrıldı ve eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladı. Manço, ilk grubunu 1958'de Galatasaray Lisesinde okurken, Barış Manço ve Kafadarlar adıyla kurdu ve ilk bestesini Dream Girl adıyla çıkardı. Ünlü sanatçı, müzik hayatındaki ilk konserini de yine Galatasaray Lisesi'nin konferans salonunda verdi. Harmoniler grubuyla 1962'de ilk 45'lik plağını çıkaran Manço, henüz 19 yaşındayken yayımladığı bu albümde, İngilizce sözlü Twist in USA ve The Jet isimli iki parçaya imza attı. Usta sanatçı, bu albümün ardından bir yıl sonra Belçika'da bulunan ağabeyi Savaş Manço'nun yanına giderek, Belçika Güzel Sanatlar Akademisine kaydoldu. Bu okulda resim, grafik, desen ve iç mimari okuyan Manço, bir taraftan da gece bekçiliği ve garsonluk gibi işlerde çalıştı. Yabancı müzisyenlerden oluşan Vahşi Kediler grubuyla da bir süre çalışan Manço, 1964'te doldurduğu biri İngilizce, ikisi Fransızca üç şarkılık 45'liği Fransa'da yayımlandı. 12 Ocak 1965'te Paris Olympia Konseri'ni veren sanatçı, Mazhar Alanson ve Fuat Güner'in öncülüğündeki Kaygısızlar grubuyla 1967'de Kol Düğmelerini çıkardı. Dönemin aranjman modasına tepki gösteren Barış Manço, Kızılcıklar Oldu mu?, Derule, Kirpiklerin Ok Ok Eyle gibi türküleri rock'n roll ve twist tarzlarında seslendirdi. Sychedelic müzik akımından da etkilenen grup, Ağlama Değmez Hayat şarkısıyla başarı yakaladı. Altın Plak ödülü kazanan bu albümün ardından Barış Manço ve Kaygısızlar, Fransa'ya gitti. Burada plak çalışması yapılsa da albüm uzun süre piyasaya sürülmedi ve Kaygısızlar ile yollarını ayıran Barış Manço, 1970'te yurda döndü. Sanatçının 1970'de bestelediği Dağlar Dağlar plağı kariyerinde adeta dönüm noktası oldu ve Manço'ya kariyerindeki tek Platin Plak Ödülü'nü kazandırdı. Dönemin ünlü müzisyenlerinden Cüneyd Orhon'un da eşlik ettiği plak, kısa sürede 700 bin sattı. Dönemin ünlü müzik gruplarından Moğollar ile de bir süre çalışan Barış Manço'nun, Anadolu turnesi sırasında otobüsü dinamitli saldırıya uğradı. Manço'nun saçlarının uzun olması dolayısıyla gerçekleştirildiği öne sürülen saldırıda sanatçılar yara almadı. Antalya'da ise müzisyenlerden birinin yabancı uyruklu olması nedeniyle gözaltına alınan Barış Manço, ilk duruşmada serbest kaldı. Barış Manço daha sonra Moğollar'la yolları ayırıp Kurtalan Ekspresi kurdu. İsmini İstanbul'dan Güneydoğu'ya giden trenden alan Kurtalan Ekspres'in o yıllardaki kadrosunda Murat Ses, Nur Moray, Celal Güven, Özkan Uğur ve Engin Yörükoğlu gibi müzisyenler vardı. Grupta ayrılıklar yaşanırken Kurtalan Ekspres'e Manço'nun uzun yıllar birlikte çalışacağı Ahmet Güvenç ve Bahadır Akkuzu dahil oldu. Askerliğini yedek subay olarak Polatlı ve Amasya'da yapan Barış Manço, daha sonra Kurtalan Ekspres'le Anadolu turnelerine çıktı. İlk yıllarında kısa saçlı olarak sahneye çıkan usta sanatçının Türkiye'de herkesin hafızasına kazınan uzun saçları, otantik kıyafetleri, bilezik, yüzük ve kemerle tasarladığı imajı ile tiyatral yetenekleri oldukça ilgi çekti. Barış Manço, ilk uzunçaları 2023ü, 1975'te çıkardı. Progresif rock esintileri taşıyan albümde Cumhuriyet'in 100. yılı anısına bestelediği enstrümantal şarkısı 2023ün yanı sıra Yine Yol Göründü Gurbete ve Yol Verin Ağalar Beyler gibi şarkılar beğeni topladı. Yurt dışında da başarılı olmayı hedefleyen Manço, Belçika'ya gitti ve 1976'da Baris Mancho adlı ilk İngilizce sözlü albümünü yayımladı. Yeni Bir Gün albümünü ise 1979'da müzikseverlerin beğenisine sunan sanatçı Hey dergisinin, Yılın Erkek Sanatçısı ve Yılın Albümü ödüllerini aldı. Aynı yıl çıktığı Anadolu turnesinin tüm gelirlerini sağır ve dilsiz çocukların eğitimi ve tedavisi için bağışlayan Manço, daha sonra Hollanda, Belçika, İngiltere, Almanya ve Kıbrıs'ta konserler verdi. Belçika'daki konserden dönerken 24 Ağustos 1979'da Edirne'de bir trafik kazası geçiren Manço, bir süre sahnelerden uzak kaldı ve 1981 yılının sonlarına doğru Sözüm Meclisten Dışarı albümüyle büyük beğeni topladı. Gül Pembe, Ali Yazar Veli Bozar, Alla Beni Pulla Beni gibi hit şarkıların yanı sıra en iyi Türkçe sözlü rock şarkılarından Dönenceyi de barındıran albümün pek çok şarkısı, bir süre TRT'nin denetleme kuruluna takılarak, televizyon ve radyoda çalınamadı. Halkla kurduğu bağı 1983'te Estağfurullah Ne Haddimize, 1985'te 24 ayar, 1986'da Sahibinden İhtiyaçtan albümleriyle güçlendiren Manço, 1989'da Darısı Başınıza, 1992'de Mega Manço, 1995'te Müsaadenizle Çocuklar, 1996'da Live in Japan albümlerini sevenleriyle buluşturdu. Müzikte açtığı yolun yanı sıra şarkı sözleriyle de kültür hayatına önemli katkılarda bulunan Manço, birçok şarkısının son kıtasında, tıpkı halk şiiri geleneğinde olduğu gibi kendi ismine yer verdi. Modern Çağ Ozanı olarak adlandırılan ve eserlerinde unutulan değerleri hatırlatan Manço, şarkılarında toplumsal konulara ve ailenin önemine de dikkati çekti. Daha önce kısa bir evlilik yapan Barış Manço, 1979'da Lale Çağlar'la dünya evine girdi ve çiftin Doğukan Hazar ve Batıkan Zorbey ismini verdikleri iki oğulları oldu. İçindeki çocuğu hiçbir zaman kaybetmediğini ifade eden usta sanatçı, sinema filmi olarak sadece yönetmen Oksal Pekmezoğlu'nun 1975'te çektiği Baba Bizi Eversene filminin başrolünde yer aldı. Barış Manço, yaklaşık 15 yıl boyunca planladığı 7'den 77'ye programı projesini, 1988'de TRT yönetimine kabul ettirmeyi başardı ve çocuklara öğütler verdiği Adam Olacak Çocuk, yaşlılara saygının önemine dikkati çektiği İkinci Kahvaltı, dünyayı dolaştığı Dönence ve Türkiye'yi dolaştığı Dere Tepe Türkiye gibi bölümleri olan programı, TRT 1, TGRT ve ATV'de 1988-1998 yılları arasında 10 yıl boyunca her pazar öğleden önce yayımlanarak, güç bir rekora imza attı. Türk televizyonlarının ilk gezgini olarak da gösterilen Barış Manço, 5 kıtada 140 değişik yörede 800 bin kilometreye yakın yol katetti ve 1990'da Ertuğrul Fırkateyni'nin Japonya'ya gelişinin 100. yılı dolayısıyla düzenlenen Türk-Japon dostluğu etkinlikleri kapsamında gittiği Japonya'da büyük bir coşkuyla karşılandı. Verdiği konserlerde şarkılarında Japonca sözlere de yer veren Barış Manço'ya Min-On Vakfı Yüksek Şeref Madalyası verildi. Manço, buradaki konser kaydını da Live in Japan adıyla yayımladı. Türk dünyası ile de çok iyi ilişkiler geliştiren usta sanatçıya, Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov tarafından Türkmen vatandaşlığı verildi. Belçika ve Fransa da sanatçıyı birçok kez ödüllendirdi. İlk albümüne Cumhuriyet'in 100. yılının kutlanacağı 2023 ismini veren Barış Manço, bir röportajında, Benim birkaç hayalim var, 80 yaşındayken elimde bastonum, belki kolumda Doğukan, onun yardımıyla çıkarım sahneye ve senfoni orkestrasına 2023'ü çaldırmak en büyük ideallerimden birisi. demişti. Müzik hayatını anlattığı 40. Yıl şarkısını besteleyen Barış Manço, bir döneme damgasını vuran şarkılarını yeniden düzenleyerek seslendirdi. Daha önce de tansiyon sıkıntıları yaşayan sanatçı, 31 Ocak'ı 1 Şubat 1999'a bağlayan gece, saat 23.30 sıralarında ani tansiyon düşmesi sonucu fenalaştı. Ambulansla Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezi'ne kaldırılan 56 yaşındaki Barış Manço, müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Sanatçının cenazesi, Atatürk Kültür Merkezi'nde yapılan törenin ardından Levent Camisi'nden kaldırılarak, Kanlıca Mezarlığı'na defnedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genc-caz-23-albumu-21-kasimda-cikiyor/", "text": "İstanbul Caz Festivali tarafından 2021 yılında başlatılan ve caz, funk, R&B, neo-soul, elektronik müzik, hip-hop türlerinde veya türler arası müzik yapan genç müzisyenlerin yer aldığı Genç Caz+ projesinin üçüncü albümü Genç Caz+ 23, 21 Kasım'da Spotify, Apple Music, Deezer, YouTube Music, Fizy ve Muud gibi çeşitli platformlarda yerini alacak. Albümde 30 yaşın altındaki genç müzisyenlerden oluşan 6 müzik grubunun kendilerine ait ve daha önce yayımlanmamış birer özgün besteleri yer alıyor. Genç Caz+ projesiyle yetenekli ve umut vadeden yeni müzisyenler profesyonel müzik dünyasına adım atıyor. Yapımını festivalin üstlendiği Genç Caz+ 23 albümünde yer alan gruplar bu yıl da müzik tarzlarına göre eşleştirildikleri deneyimli müzisyenlerle birlikte çalıştı. Eggmann Quartet'e Volkan Öktem, BÜMK Orkestra'ya Korhan Futacı, Keskin Band'e Okan Kaya, Esra Gürçay Quartet feat. Peter Shalamov'a Önder Focan, Zonda 4'e Ayşe Tütüncü ve Projektiles'a Selen Gülün prodüktör olarak destek verdi. Hayyam Stüdyoları'nda gerçekleştirilen kayıtlar esnasında gruplara eşlik eden müzisyenlerin de katkısıyla gençliğin cüretkar dinamizminin, ustalığın kendinden emin bilgeliğiyle dengelendiği, belki de bu anlamda ülkemizde biricik olabilecek özgür ve dinamik bir albüm ortaya çıktı. İKSV tarafından Garanti BBVA sponsorluğunda ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destekleriyle gerçekleştirilen İstanbul Caz Festivali'nin yapımını üstlendiği Genç Caz+ 23 albümü, İKSV Genç Sanatçı Fonu ile Mehmet Uluğ Fonu desteği ve Sony Müzik işbirliğiyle yayımlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genc-gunler-daima-ileri-diyen-gencler-icin-basliyor/", "text": "Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi, Müze Gazhane Meydan Sahne, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi, Fatih Reşat Nuri Sahnesi, Ümraniye Sahnesi ve Kağıthane Sadabad Sahnesiyle birlikte İBB Şehir Tiyatroları 8 sahnesini gençlere ve onların büyük emeklerle hazırladıkları oyunlarına açıyor. Cumhuriyet'imizin kuruluşunun 100. yılına atfen İleri... Daima İleri mottosunu benimseyen 37. Genç Günler, Cumhuriyet'imizin dinamizmini ifade eden Mustafa Kemal Atatürk'ün bu cümlesini hatırlatıyor. Mustafa Kemal Atatürk; Anadolu'da Milli Mücadele'yi başlatırken, Büyük Taarruz'da ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınma hamlesini başlatırken İleri... Daima İleri... diyordu. 37. Genç Günler, Cumhuriyet'imizin 100. Yılında kuruluş ve kurtuluş felsefesini özetleyen bu cümleyi başlığa çıkarıyor. 37. Genç Günler'in açılışı, 6 Mayıs Cumartesi günü saat 18.00'de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, Boğaziçi Gençlik Korosu açılış konseriyle başlıyor. Genç Günler'e oyunlarıyla katılan gruplar ve gençlerin davetli olduğu açılış konserinde, şef Masis Aram Gözbek yönetiminde 30 kişilik orkestra seçkin bir repertuvarla gençlerin karşısına çıkacak. Açılış programında, Boğaziçi Caz Korosu bünyesinde Şef Masis Aram Gözbek tarafından 2014 yılında kurulan, koro müziği bilincinin gelişmesi, çoksesliliğin ortak bir değer haline gelmesi için çalışan Boğaziçi Gençlik Korosu, 15-26 yaş arası gençlerden ve 30 kişiden oluşuyor. İBB Şehir Tiyatroları her yıl olduğu gibi tiyatronun içinden Genç Günler için özel tasarlanmış gençlik oyunlarına da yer veriyor. Genç Tiyatro başlığıyla duyurulan bu bölümde bu yıl, Makul Şüphe ve İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar oyunları ilk kez seyirciyle buluşacak. Suzie Miller'ın yazdığı, Nazlı Gözde Yolcu'nun çevirdiği, Emre Narcı'nın yönettiği oyunda Aslı Akın Narcı, Emre Narcı rol alıyor. Bir cinayet davasının iki jüri üyesi olan Anna ve Mitchell iki yıl sonra lüks bir otel odasında yeniden bir araya gelir. İkili arasında geçen konuşmalardan sonra gerçeği gördüğümüzü sandığımız her seferinde makul şüphe devreye giriyor. Oyun, gerçek ve doğru olduğuna inandığımız şeylere dayanarak aldığımız anlık kararların yalnızca bizim değil, Sevim Burak'ın yazdığı, Berfu Aydoğan'ın yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Şebnem Köstem rol alıyor. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Sevim Burak, kendi tabiriyle herkesin masal anlattığı, alıştığı şeyleri dinlediği 1950-1970 yılları arasında öykücülüğüyle ve sanat anlayışıyla Türk Edebiyatına yepyeni bir hareket getirmiştir. İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar oyununda Melek ve Nıvart adlı iki kadının Kuzguncuk'ta bir konak sahibi Ziya Bey'in bir türlü gelmeyen ölümünden sonra o konakta yıllar içinde yaşadıkları hikayeler, geçmiş ve şimdi arasında gidip gelerek düş-oyun-sanrı-gerçeğin iç içe geçtiği bir anlatım dili ile seyirciye sunulmaktadır. Üniversitelerin hibrit eğitime geçmesine rağmen, bu yıl konservatuvar, üniversite tiyatro bölümleri ve tiyatro kulüplerinden toplam 36 tiyatro oyunu Genç Günler 'de seyirciyle buluşacak. İBB Şehir Tiyatroları ve Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi'nin 37. Genç Günler kapsamında ortaklaşa düzenlediği 27. Bedia Muvahhid Ödülü Uğurtan Atakan yönetiminde 12 Mayıs 2023 Cuma günü saat 20.30'da Müze Gazhane Sevda Şener Sahnesi'nde gerçekleştirilecek. İBB Şehir Tiyatroları; 37. Genç Günler 'de tiyatronun ustalarıyla birlikte gençlerin ilgisini çekecek konular ve konukları buluşturuyor. Tiyatronun seçkin eserlerini seyrettiğimiz koltuklarımızda bu kez ustalarımızı dinleyeceğiz, bilgi ve görgülerinden faydalanacağız. Kabare'yi, toplumsal hafızamızda hala yer alan komedi filmlerini konuşuyoruz. Mizah kültürümüzü; en büyük emekçilerinden biri olan Metin Akpınar'dan dinlemek için Şehrin Tiyatrosu'na bekliyoruz. sürecini, oynadığı filmleri anlatıyor. Tecrübe kıymetli bir birikimdir, ustamızın birikimlerinden yararlanmak için Şehrin Tiyatrosu'na bekliyoruz. zekaya başta eğlence sektörü olmak üzere hayatımızda neleri değiştireceğini anlatacak. Teknolojinin bu yeni alanları hayatımızda hangi pratikleri getirirken neleri götürecek? Geleceğin yeni meslek grupları neler olacak? Metaverse ile ilgili bir stand up gösterisi de yapan Dağdeviren dijital evrende eğlenceli ve öncü bir söyleşi gerçekleştirecek. yönetmenliğe bakış açısını, yönetmen olarak sahnelemenin diğer öğelerini bir bütüne dönüştürme sürecini ''parça-bütün'' kavramları üzerinde katılımcılarla kendi sahneleme süreçlerinden örnekler vererek zaman zaman soru-cevap bağlamında bir çalışma yapacak. Müze Gazhane Meydan Sahne Dr. Yiğit Kocabıyık, 37. Genç Günler kapsamında Tom Cruise, Steve Mcqueen, Sandra Bullock gibi isimlerin de oyunculuk tekniği olarak kullandığı ve son zamanlarda Türkiye'de büyük ilgi gören Meisner Tekniği'nin nasıl bir sistematiğinin olduğunu örnek uygulamalarla paylaşacak. Tekniğe dair çalışmalarını sürdüren Dr. Yiğit Kocabıyık, oyunculuk eğitimi üzerine yaptığı doktora teziyle birlikte yazdığı makalelerle, Meisner tekniğinin Stanislavski Sistemi'nden farklılık ve benzerlikleri üzerine yazdığı makalelerle bu disiplini tartışmaya açıyor. Müze Gazhane Meydan Sahne Afife Ödülleri Cevat Fehmi Başkut Ve Teb Yılın En İyi Oyun Yazarı Ödüllerinin sahibi, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Fü, Şekersiz, Sevmekten Öldü Desinler, Kader Can, Istırap Korosu, Toz oyunlarının yazarı Murat Mahmut Yazıcıoğlu seyircileri ve eleştirmenleri derinden etkileyen oyunlarının ışığında yazma yolculuğunun aşamalarını, ülkemizde ve dünyada değişen, dönüşen oyun yazarlığı ile ilgili görüşlerini paylaşacak. bölümün 1962 yılından günümüze dek gelişen tasarım eğitimi anlayışı ve günümüzde yetişen öğrencilerin işlerinden örneklerle birlikte, bir sahne tasarımcısının nasıl bir metotla yaratım sürecini ele aldığı bu atölyenin konusu olacak. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi Atölyede, metaverse ekosistemi, firmaların bu konudaki yaklaşımları, dünyanın bu teknolojiye ne kadar yakınlıkta olduğu ve Black Studio'nun bu dikeyde neler yaptığı pratiklerle paylaşılacak. Bu alanda çalışmak isteyen gençlerle ilgili tecrübe ve bilgi aktarımı gerçekleşecek. Black Studio aslen bir metaverse firması; finanstan, teknoloji ve perakendeye kadar pek çok sektörden markayı metaverse & NFT dünyasıyla tanıştıran Black Studio ilk ödüllü metaverse ajansı konumunda. Decentraland, The Sandbox, Roblox, Spatial gibi popüler metaverse platformlarında markalar için istenilen tüm projeleri uçtan uca hayata geçiriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genc-sanatci-zeynep-abesin-istanbulu-los-angeles-art-showda-sergilendi/", "text": "Genç Türk sanatçı Zeynep Abeş Memory Place adlı üç enstalasyon çalışmasını Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı Los Angeles Art Show'da sergileyerek başarılı bir ilke imza attı. İstanbul'un en önemli yerlerinden İstiklal Caddesi'ni çok farklı bir gözle yansıttığı enstalasyon çalışması sanat severlerden büyük bir ilgi gördü. Abeş'in çalışmaları Ekim ayında İstanbul'da düzenlenecek Mamut Art Project'te de sergilenecek. Sanatçının mezun olduğu UCLA Üniversitesi'nde başarılı bir tez projesi olarak ortaya çıkan Memory Place enstalasyon çalışmasının bu sene özellikle teknoloji ve medya alanında çalışan kadın sanatçıları temsil eden LA Art Show'da sergilenmesine karar verildi. 'İstiklal Caddesi', 'Anne' ve 'Uçak' adlı üç videodan oluşan Memory Place kendisinin ve ailesinin çektiği 1000'e yakın fotoğraftan oluşuyor. Videoların ses dizaynı ise yine sanatçının kendi çektiği videoların seslerinden alıntı yapılarak ortaya çıkarıldı. Abeş, ayrıca İstiklal Caddesi enstalasyonu için Youtube'daki binlerce İstanbul videosunun seslerini kullanarak özlem duyduğu İstanbul'un yıllar boyunca değişen kimliğini, şehrin simgelerinden biri olan İstiklal caddesi özelinde yansıtmaya çalıştı. Sanatçının sergilenen diğer iki çalışması 'Anne' ve 'Uçak' çalışmaları da yine aynı fikirden yola çıkılarak hazırlandı ve insanların gözleri kapalıyken de sadece sesleri dinleyerek hafızalarının tazelenmesi amaçlandı. Enstalasyonlar özel ve herkese açık alanlarda oluşturulmuş yaşanmış anıların görselleştirilmeleri arasında geziyor ve sanatçının bir zamanlar 'Evim' 'Yuvam' dediği şimdilerde ise daha çok özlemle hatırladığı İstanbul'un derinliklerine iniyor. Abeş, Memory Place'de, İstanbul'un hatıralarında bir şehirden çok bir fikir haline gelmesiyle ilgili yıpranan belirginliğindeki üç anı keşfediyor ve bu süreci point cloud data verileri, video ve fotoğraflarla birlikte izleyiciden uzaklaşan üç boyutlu ortamlara dönüştüren fotogrametri aracılığıyla görselleştiriyor. İzlenimci ve kısmi olan bu ortamlar betimlenen sahnelerde kaybolma noktasına doğru ilerledikçe görüntülerin bölümleri daha keskin bir odak haline geliyor. Her iki eserde de görüntünün parçalı doğası, ses tasarımı ile birlikte sürükleyici hale getiriliyor. Üç videodan oluşan Memory Place adlı enstalasyon, sanatçının İstanbul'a dair kısacık anılarını arşivleme arzusuyla başladı. 'İstiklal Caddesi, Anne ve Uçak' adlı 3 video çalışması, taranan görüntüleri üç boyutlu hale getirmek için fotogrametri tekniği kullanılarak oluşturuldu. Her video farklı bir hafızayı temsil etmekle birlikte, hafızanın koşullar veya zaman içinde nasıl değiştirilebileceğini araştırıyor. Sanatçının kullandığı sesler, deneyimlerin doğasını yansıttığı için hafızadaki betimlemeler daha da gelişmiş halde gözler önüne seriliyor. LA Art Show'da, DIVERSEartLA programının bir parçası olan ve küratörlüğünü Chon A. Noriega'nın yaptığı Immersive Distancing sergisinde genç sanatçı Zeynep Abeş'in Memory Place adlı eseri dünyaca ünlü Carmen Argote'un Last Light enstalasyonu ile birlikte ilk defa sergilendi. Memory Place, Ekim ayında da Bomontiada'da düzenlenecek Mamut Art Project'te sergilenerek Türkiye'de ilk defa görücüye çıkacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genc-yetenek-ege-uluslararasi-muzik-festivalinde-turkiyeyi-temsil-ediyor/", "text": "İzmirli lise öğrencisi 14 yaşındaki Ege Seçer, 2220 Uluslararası Müzik Festivali'nde Göreceksin Kendini adıyla bilinen Tu Te Reconnaitras adlı şarkıyı seslendirerek finalistler arasına girmeyi başardı. İzmirli genç yetenek Ege Seçer, tüm dünyadan 548 katılımcının yarıştığı 2220 Uluslararası Müzik Festivali'nin ilk 35 finalisti arasında yer aldı. Işılay Saygın Güzel Sanatlar Lisesi öğrencisi 14 yaşındaki Ege Seçer, davet üzerine Ukrayna Dışişleri Bakanlığı desteğiyle düzenlenen ve 14 ülkeden çocuk ve gençlerin rekabet ettiği 2220 Uluslararası Müzik Festivali'ne katıldı. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle internet üzerinden gerçekleştirilen yarışmanın jüri elemesi sonucunda Seçer, ilk 87 finalist arasına girdi. Youtube üzerinden halk oylamasıyla devam eden yarışmanın ikinci elemesinde ise 11 ülkeden 35 süper finalist belirlendi. Hırvatistan, Arnavutluk, Kazakistan, Karadağ, Moldova, Slovenya, Ukrayna, Kazakistan, Letonya, Azerbaycan'dan genç yeteneklerle birlikte süper finale Ege Seçer de seçildi. Seçer, Türkçe Göreceksin Kendini adıyla bilinen Tu Te Reconnaitras adlı şarkıyı seslendirerek Türkiye'yi uluslararası yarışmada temsil eden genç yetenek oldu. Mozart Akademi kurucusu ve Ege Seçer'in öğretmeni İlhan Cinpir, AA muhabirine, yeteneği ve başarıları sayesinde altın ses olarak anılan öğrencisinin birçok müzikal projede başrol aldığını ifade etti. Cinpir, 6 yaşından bu yana çalıştırdığı Ege'nin çok parlak bir sese sahip olduğunu, 2220 Uluslararası Müzik Festivali finalistleri arasında da dikkat çektiğini kaydetti. Yarışmanın jüri tarafından belirlenen finalistlerinin daha sonra seyircilerce oylandığını aktaran Cinpir, Ses konusunda bu yaş için dünya çapında düzenlenen çok yarışma yok. Ukrayna merkezli düzenlenen yarışma için bizim öğrencimize ulaşmışlar. Öğrencimizin Türkiye'yi en iyi şekilde temsil edeceğine inanıyoruz. dedi. Genç yeteneğin babası Dara Seçer de kızının sanata ilgisinin küçük yaşlarda başladığını belirtti. Ailesinin desteğiyle Ege'nin kısa sürede büyük yol aldığını dile getiren Seçer, büyük organizasyonlar öncesi kızının günde 6-7 saat çalıştığını anlattı. Kızıyla gurur duyduğunu ifade eden Seçer, Bu yarışma bizim için uluslararası anlamda bir ilk. Avrupa'daki diğer yarışmalara da katılacağız. diye konuştu. Ege Seçer de müziğin hayatının en önemli parçası olduğunu söyleyerek, Türkiye'nin müzikal oyuncusu olmak istiyorum. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gencler-mesgul-sehirin-gazete-ve-haritalarini-tasarlayacak/", "text": "Meşgul Şehir: İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918 1923 sergisi kapsamında, kenti odağına alan çocuk ve genç atölyeleri düzenlenecek. İstanbul Araştırmaları Enstitüsünden yapılan açıklamaya göre atölye, Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ve Pera Müzesi Öğrenme Programları iş birliğiyle hazırlanıyor. Katılımcılar, rehberli sergi turunun ardından eski İstanbul'un sosyal hayatında ilgi çeken unsurlar üzerinde çalışacak, eski dergi, gazete ve fotoğraflardan kestikleri parçalarla Meşgul Şehir'in gazetesini tasarlayacak. Atölye, 4 ve 11 Haziran'da İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Arka Oda'da gerçekleştirilecek. Şehir Dedektifi'nden Gizem Kıygı ve Elif Ertekin'in yürütücülüğünü üstlendiği programa, 13-17 yaşındaki gençler katılabilecek. 7-12 yaş grubuna yönelik İstanbul Harita Bulmacası atölyesinde de sergi turunun ardından hazırlanan bilmece kartlarındaki şifreleri çözen çocuklar, bulmacaları tamamlayarak özgün bir İstanbul haritası hazırlayacak. Aynı yaş grubunun katılımına açık Şehir Tasarımı kolaj atölyesinde ise eski İstanbul'un toplu ulaşım araçları, eğitim yapıları, spor ve kültürel alanları gibi, kentin sosyal hayatına dair unsurları inceleyen çocuklar, sergide öne çıkan karakter ve fotoğraflarla bir harita bazı oluşturarak özgün bir İstanbul ortaya çıkaracak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gencler-muzekart-gns-ile-istanbulu-kesfediyor/", "text": "Gençlik ve Spor Bakanlığının Müzekart GNS projesine başvuran 18-25 yaş arası gençler, sunulan dijital kart ile Türkiye'deki 300'den fazla müze ve ören yerini ücretsiz ziyaret edebiliyor. Genç Ne Sever? projesi ile Müzekart GNS, İstanbul'da üniversite eğitimi gören gençlerin ilgisini çekti. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Genç Ne Sever platformu, kültür, sanat, spor ve seyahat imkanlarının yanı sıra gençlerin sosyalleşmelerine destek olmayı amaçlıyor. GNS projesini sosyal medyadan duyarak, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne cep telefonuna yüklediği uygulamadaki dijital kart ile giren Ahmet Emin Zorlu, projeyle ilgili düşüncelerini AA muhabirine aktardı. Proje kapsamında çekilişlere başvurarak çeşitli etkinliklere de katılma şansı elde edildiğini aktaran Zorlu, Müzekart GNS'nin çok basit bir aplikasyon uygulaması var. Zaten site sizi aplikasyona yönlendiriyor. Sonra ilgili adımları takip ediyorsunuz. Konumunuzu ve bluetooth'u açmanızı istiyor. Ardından hangi müzenin yakınındaysanız ona göre size bir karekod çıkartıyor ve müzeye giriş sağlayabiliyorsunuz. diye konuştu. Esat Furkan Çamurdaş da Müzekart GNS'yi gönüllü olarak yer aldığı Akademi Beyoğlu'nda duyduğunu anlatarak, Çok beğendiğim bir proje oldu bu. Gençlere fırsat eşitliği sağlıyor. Bunun dışında hem sanat hem spor hem de kültürel anlamda çokça etkinlik mevcut şu anda platformda. Biz de yararlanıyoruz. ifadelerini kullandı. Müzekart GNS ile İstanbul'da iki yer gezdiğini ve çekilişlere başvurduğunu anlatan Çamurdaş, Ben seyahati seviyorum. O yüzden hızlı trene başvurdum. Güneydoğu turu yapmak isterim. GNS'nin açılımı 'Genç Ne Sever?' Ben seyahat sevdiğim için daha çok seyahatle alakalı çekilişlere katılım sağladım. Bunlar dışında konser biletleri, spor müsabakaları, otobüs biletleri de veriliyor. dedi. Çamurdaş, müzeyi çok beğendiğini de söyleyerek, Buraya daha önce gelmemiştim. Hakikaten muazzam bir müze. Özellikle pusulalar benim çok dikkatimi çekti. Denizcilikle de ayrıca uğraştığım için yani hobim olduğu için buradaki pusulalar çok hoşuma gitti. değerlendirmesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gencler-ve-sosyal-girisimciler-muze-gazhane-de-bulusuyor/", "text": "Kale Grubu; Kurucusu ve Onursal Başkanı Dr. İbrahim Bodur 'u, vefatının altıncı yılında gençler ve sosyal girişimcilerle birlikte anacak. 30 Mayıs Pazartesi günü Müze Gazhane 'de düzenlenecek Hayata Değer buluşmasında; ilham verici konuşmalar, atölye çalışmaları, deneyim alanları ve sosyal girişimcilerin bir araya geleceği pazar yeri yer alacak. Kale Grubu'nun Kurucusu ve Onursal Başkanı Dr. İbrahim Bodur, vefatının altıncı yıl dönümünde gençler ve sosyal girişimcilerle birlikte anılacak. Topluma değer katma, topraklarına iyi bakma ilkesiyle Kale Grubu'nun yolunu çizen İbrahim Bodur'un anısını yaşatmak üzere, 30 Mayıs Pazartesi günü Müze Gazhane'de Hayata Değer buluşması gerçekleştirilecek. Sosyal girişimciler ve sosyal girişimcilik alanıyla tanışmak isteyen gençleri bir araya getirecek Hayata Değer buluşması, Birlikte, Bir İlkte sloganıyla 10.30-18.30 saatleri arasında gerçekleşecek. Halka açık olarak gerçekleşecek buluşma, Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Zeynep Bodur Okyay'ın açılış konuşmasıyla başlayacak. Impact Hub Küresel Gelişim Direktörü Alberto Masetti Zanini ise Sosyal Etki İçin Küresel Hareket başlıklı bir konuşma yapacak. Sosyal girişimciliğin nabzının atacağı buluşmada; Onaranlar Kulübü Kurucu Ortakları Doğukan Güngör ve Ufuk Emin Akengin, Erişilebilir Her Şey Kurucu Ortakları Seben Ayşe Dayı ve Serim Berke Yarar, Sen De Gel Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Betil, Adım Adım ve Açık Açık Derneği'nin Kurucularından Prof. Dr. Itır Erhart, Hayata Sarıl Derneği'nin Kurucusu Ayşe Tükrükçü, Bego Jeans Kurucusu Bego Demir, Bilim Virüsü Kurucusu Şule Yücebıyık, TABİT Kurucu Ortağı Tülin Akın, Anlatan Eller Kurucusu Pelin Baykan, Tospaa Girişiminin Kurucusu Alp Ar, Kadınların Elinden Kurucusu Mustafa Alp Dumrul gibi sosyal girişimcilik ve sivil toplum dünyasının önde gelen isimleri, ilham verici konuşmalarıyla deneyimlerini paylaşacak. Ana sahnede ise Eşitsizliklerin Azaltılması için Adımların Çoğalması, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ekseninde Sosyal İnovasyon, Sorumlu Tüketim ve Üretim Kimin Sorumluluğu ve Hedefler için Ortaklık, Hayaller İçin İş Birliği gibi toplumu ve dünyayı yakından ilgilendiren konu başlıkları masaya yatırılacak. Çanakkale'nin Nevruz köyünden çıkarak memleketin sanayileşme yoluyla kalkınmasına vesile olan, Önce insan diyerek 88 yıllık ömrünü doğduğu topraklara vakfeden İbrahim Bodur, henüz 21yaşındayken çalışma hayatına atıldı. Doğduğu toprakların insanıyla birlikte doymak, kalkınmanın Anadolu'dan başlamasına öncülük etmek temel arzusuydu. 1957 yılında nüfusu 1.000 kişiyi geçmeyen Çan'da seramik karo fabrikasının temellerini atarken, yerel kalkınmanın da ilk kıvılcımlarını ateşledi. Hayallerine yöre halkını da ortak etti. Bir olmanın, birlikte başarmanın temelleri orada atıldı. Yalnızca Çan değil, tüm Çanakkale halkı 'halka açık şirket' kavramıyla tanıştı. Çanakkale Seramik Fabrikası'nın başarısına ortak oldu ve birlikte büyüdü. Pek çok genç, eğitim olanağına kavuştu ve edindiği nitelikle yerel kalkınmaya destek oldu. İbrahim Bodur'un inanç, azim ve gayreti, yalnızca Çanakkale'de değil, Anadolu'nun her bir köşesinde vücut buldu. Mardin'den İzmir'e, Erzurum'dan Yozgat'a, Isparta'dan İstanbul'a sanayiyi götürdüğü her şehirde bölge halkıyla omuz omuza mücadele etmeye ve gayretle yerel kalkınmaya katkı sağlamaya devam etti. Yalnızca seramik sektörünün geleceğine yön vermekle kalmadı, Türkiye'nin her alanda öncü olması için birbirinden farklı sektörlerde yatırım yaptı. Topraktan başladı, gökyüzüne uzandı. Yapılan sayısız yatırımı, eğitime verilen sürekli desteği sürdürülebilir kılmak adına Dr. İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı'nı kurdu. Milli Eğitim Bakanlığı desteğiyle geliştirilen projeler, mesleki eğitim kursları ve yenilenen yüzlerce köy okulunun yanı sıra üniversite öğrencilerine verilen burslar sayesinde pek çok parlak genç başarıyla mezun oldu. İbrahim Bodur, yarım yüzyıldan fazla süren sanayi yolculuğunda, attığı her adımda sosyal fayda sağlamayı ve ürettiği değerleri toplumla paylaşmayı önemsedi. Vefatının ardından hayata geçirilen İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Ödül Programı da bu inanç doğrultusunda toplumsal sorunları çözmek için harekete geçen sosyal girişimcilere destek olmayı amaçlıyor. İbrahim Bodur'un sanata duyduğu tutku, sanayiciliğinin de öncesine dayanıyordu. Robert Kolej kütüphanesinde geçirdiği saatlerde yalnızca ders çalışmamış, edebiyatla da haşır neşir olmuştu. Şiire ve Türk Sanat Müziği'ne duyduğu hayranlık, daha o yaşta denemeler yazmasına ve Robert Kolej bünyesinde bir Türk Sanat Musikisi Cemiyeti kurarak konser verilmesini sağlamasına vesile olmuştu. İbrahim Bodur, büyük sanayi atılımı için harekete geçtiği ilk yıllardan itibaren sanat ile kurduğu gönül bağını korudu. Kale Grubu, 2019 yılında Karaköy Perşembe Pazarı'ndaki ilk genel merkez binasını dönüştürürerek Kale Tasarım ve Sanat Merkezi 'yi açarak sanat, tasarım ve sosyal girişimcilik dünyası için yeni bir çekim merkezi oluşturdu. KTSM binasının altıncı katında yer alan Kale Hafıza Karaköy, İbrahim Bodur'un anılarına ve kişisel eşyalarına ev sahipliği yapıyor. Hem ailenin değerlerine hem de grubun tasarım felsefesine ışık tutan özel bir deneyim alanı olan Kale Hafıza Karaköy'ü, salı-cumartesi 10.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genclik-orkestrasi-ilk-konserini-verdi/", "text": "İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Gönüllü Hizmet Vakfı'nın başlattığı, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında ilkokul, ortaokul ve liselerde okuyan 1150 öğrenciyi enstrümanla tanıştıran Bin Enstrüman Bin Umut projesi hedefine ulaştı. 750 kişilik Gençlik Orkestrası, 10 Haziran Cuma günü Bahçelievler Şehit Mustafa Özel Spor Kompleksi'nde ilk konserini gerçekleştirdi. Öğrencilerin sadece eğitim hayatlarında değil, sosyal hayatlarında da başarıyı sağlayabilmeleri için Gönüllü Hizmet Vakfı, 2019 yılında İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol gereği çocukları gitar, keman ve diğer müzik aletleriyle buluşturan önemli bir projeye imza attı. Hayatlarında ilk kez bir enstrüman kullanacak ya da maddi yetersizlikler nedeniyle enstrüman alamayan öğrencilerle temas eden Bin Enstrüman Bin Umut projesi amacına ulaştı. Pandemi nedeniyle ertelenen ilk konser, 10 Haziran Cuma günü saat 14.00'de Bahçelievler Şehit Mustafa Özel Spor Kompleksi'nde 750 kişilik Gençlik Orkestrası adıyla gerçekleşti. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı ve Gönüllü Hizmet Vakfı Başkanı İnal Aydınoğlu'nun hazır bulunduğu konsere yüksek oranda katılım sağlandı. Proje kapsamında bakanlığın İstanbul'da tespit ettiği 30'u aşkın ilkokul, ortaokul ve lisede okuyan 1150 öğrenciye, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılı sonunda 700 keman, 300 gitar ve 150 farklı müzik aleti teslim edildi. Projenin öncüsü Gönüllü Hizmet Vakfı Başkanı İnal Aydınoğlu; Çok heyecan duyduğumuz bu projeye, 2019-2020 eğitim ve öğretim döneminde bin enstrümanla başladık. Projemiz başarılı yürüyünce sayıyı 1150'ye çıkardık. Amacımız, 2020 yılında öğrencilerimizle ilk konserimizi vermekti. Ancak tüm dünyanın beklemediği pandemi nedeniyle ilk konserimizi 10 Haziran Cuma günü Milli Eğitim Bakanlığı'ndan protokolün katılımıyla gerçekleştirdik. Bu müzik aletlerinin öğrencilerle buluşması için Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul'da 30'u aşkın okul belirledi. Biz bu okullarda okuyan öğrencilere keman, gitar ve az miktarda da farklı müzik aletleri hediye ettik. Şimdi onlar ilk konserlerinde, ulusal ve uluslararası olmak üzere 12 şarkıyı icra edecekler. Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur' sözünden yola çıkarak çocuklarımızı müzik aletleriyle tanıştırmak ve onların bugün bu müzik aletlerini çalan sanatçılara dönüşmeleri muazzam bir mutluluk. Önümüzdeki eğitim ve döneminde öğrenci sayımızı 3 bine çıkarmayı hedefliyoruz açıklamalarında bulundu. İnal Aydınoğlu, Gaziantep doğumlu bir ekonomist ve iş insanıdır. 1978 yılında başladığı gönüllülük yolculuğunda bulduğu coşku, sevinç ve mutluluğu başka insanlarla paylaşma çabası içindedir. Bu amaçla gazete ve dergilerde yazılar yazmakta, televizyon programları yapmakta, kurslar, seminerler, konferanslar vermektedir. Marmara Üniversitesi ve bazı özel üniversitelerde lisans ve yüksek lisans programlarında öğretim görevlisidir. Sevgi Üzerine, Mutluluk Üzerine, Daha İyi Bir Yaşam Üzerine, Yaşama Sevinci Üzerine, Yaşamın Anlamı Üzerine, Kadın Erkek Üzerine, Bilinçli Yaşam Üzerine, Özgür Yaşam Üzerine, Karşılıksız: Bir Gönüllü Yolculuğu, İçsel Yaşam Üzerine, Gönüllülük, Sevgi Liderliği-Gönüllülükte Başarı Yolu, Cömertlik, Çocukta ve Gençte Sevgi ve Gönüllülük olmak üzere, İnal Aydınoğlu'nun yayımlanmış 15 kitabı bulunmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genclik-senfoni-orkestrasi-yeni-uyelerini-bekliyor/", "text": "Ataşehir Belediyesi'nin müzik eğitimi sunduğu çocuklar ve gençlerin eğitimlerini performansa dönüştürebilmeleri ve müzikal olarak kendilerini ifade edebilmeleri için oluşturduğu Ataşehir Belediyesi Gençlik Senfoni Orkestrası yeni üyelerini bekliyor. Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından hazırlanan Sanat Eğitimini Mahallenize Getiriyoruz projesiyle kurulan orkestra, enstrüman eğitiminde fark edilir derecede başarı gösteren öğrenciler seçilerek oluşturuldu. Zamanla bu proje dışında, okullarda ya da kurslarda müzik eğitimi almış yetenekli öğrencileri de sınava tabi tutarak bünyesine ekledi. Böylelikle hem orkestranın müzikal niteliği hem de genç müzisyen sayısı artırılmış oldu. Repertuvarında geleneksel Türk müziğinden dünya müziğine, klasik müzikten popüler müziğe varıncaya kadar çeşitli türler bulunan Orkestra, 12 21 yaş arası gençlerden oluşuyor. Ataşehir ve ilçe dışından okullarda, kamusal alanlarda, önemli gün ve etkinliklerde kültürel ve sanatsal ihtiyaçları karşılamayı, müziğe yeteneği olan çocuk ve gençlere kendilerini ifade edebilecek alanlar ve imkanlar sunmayı hedefleyen orkestra seçmeler ile yeni üyeler alacak. Gençlik Senfoni Orkestrası sınavı; yaylı çalgılar, tahta üflemeliler ve bakır üflemeliler branşlarında yapılacak. Başvuru ve kayıt için 0533 701 90 29 numaralı telefonu arayabilirsiniz. Kayıt yaptıran adaylar için 22 Ekim 2020 Perşembe günü Zübeyde Hanım Eğitim ve Kültür Evi'nde seçmeler düzenlenecek. 1. 2. ve 3. pozisyonları kapsayan eserler ve etütler. Belirtilen kriterlerden daha İleri düzeyde olan öğrenciler, kendi seviyelerinde bir eser seçmelidir. Eser ve etüt tercihlerini öğrenci kendisi yapacaktır. Öğrenci, 2 oktav Do, Re, La, Fa, Si bemol majör gamlar ve bu gamların ilgili Mi, La, Si, Fa diyez, Re, Sol minör gamlarından sınav kurulunun belirleyeceği iki tanesini çalmakla yükümlüdür. 1. ve 2. pozisyonları kapsayan eserler ve etütler Belirtilen kriterlerden daha ileri düzeyde olan öğrenciler, kendi seviyelerinde bir eser seçmelidir. Eser ve etüt tercihlerini öğrenci kendisi yapacaktır. Öğrenci, 2 oktav Do majör gamı zorunlu olarak çalacaktır; Re, Sol, La, Fa, Si bemol Majör gamlar ve ilgili La, Si, Mi, Fa diyez, Re, Sol minör gamlarından sınav kurulunun belirleyeceği iki tanesini çalmakla yükümlüdür. 1. ve 2. pozisyonları kapsayan eserler ve etütler. Belirtilen kriterlerden daha ileri düzeyde olan öğrenciler, kendi seviyelerinde bir eser seçmelidir. Eser ve etüt tercihlerini öğrenci kendisi yapacaktır. Öğrenci, 2 oktav Sol majör gam zorunlu olarak çalacaktır; Fa ve Do majör gamlar ile La, Sol minör gamlarından sınav kurulunun belirleyeceği iki tanesini çalmakla yükümlüdür. En az 2 oktav eser ve etüt çalınması istenecek. Çalınacak eser ve etütleri öğrencinin kendisi belirleyecektir. En az 3 gam (2 oktavdan az olmamak kaydıyla) öğrencinin kendisi tarafından belirlenip çalınacaktır. En az 2 oktav eser ve etüt çalınması istenecek. Çalınacak eser ve etütleri öğrencinin kendisi belirleyecektir. En az 3 gam (2 oktavdan az olmamak kaydıyla) öğrencinin kendisi tarafından belirlenip çalınacaktır. En az 2 oktav eser ve etüt çalınması istenecek. Çalınacak eser ve etütleri öğrencinin kendisi belirleyecektir. En az 3 gam (2 oktavdan az olmamak kaydıyla) öğrencinin kendisi tarafından belirlenip çalınacaktır. En az 2 oktav eser ve etüt çalınması istenecek. Çalınacak eser ve etütleri öğrencinin kendisi belirleyecektir. En az 3 gam (2 oktavdan az olmamak kaydıyla) öğrencinin kendisi tarafından belirlenip çalınacaktır. En az 1-2 oktav eser ve etüt çalınması istenecek. Çalınacak eser ve etütleri öğrencinin kendisi belirleyecektir. En az 3 gam (1-2 oktav) öğrencinin kendisi tarafından belirlenip çalınacaktır. En az 2 oktav eser ve etüt çalınması istenecek. Çalınacak eser ve etütleri öğrencinin kendisi belirleyecektir. En az 3 gam (2 oktavdan az olmamak kaydıyla) öğrencinin kendisi tarafından belirlenip çalınacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genclik-senfoni-orkestrasindan-konservatuara/", "text": "Ataşehir Belediyesi'nin 2009 yılından itibaren aralıksız sürdürdüğü sanat eğitimlerine katılan gençler, öğrenim hayatlarına önemli okullarda devam ediyor. Sanat Eğitimini Mahallenize Getiriyoruz projesiyle çocuklar ve gençler sanatın farklı alanlarında eğitilirken, aldıkları eğitimleri ve geliştirdikleri yeteneklerini sergileyebilmeleri için de çeşitli imkanlar oluşturuluyor. Müzik eğitimi almış gençler arasından enstrüman kullanmada başarılı öğrenciler seçilerek oluşturulan Ataşehir Belediyesi Gençlik Senfoni Orkestrası zamanla proje dışından da, müzikte yetenekli öğrencileri sınava tabi tutarak bünyesine katıyor. Böylelikle hem orkestranın müzikal niteliği hem de genç müzisyen sayısı artırılmış oluyor. Gençlik Senfoni Orkestrası'nın üç genç üyesi bu yıl hayallerini gerçeğe çevirerek İstanbul'da çeşitli konservatuvarlarda eğitim almaya başladı. İki yıldır orkestrada çalan üç gençten; 18 yaşındaki Berfin Yıldız İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı Ses Eğitim Bölümü'nü, 17 yaşındaki İlayda Buyurman aynı konservatuvarın Klarnet Bölümü'nü ve 17 yaşındaki Burçak Köker de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Keman Bölümü'nü kazandı. Özellikle güzel sanatlar liselerinde eğitim alan gençlerin birbirlerini haberdar etmeleriyle ilgi merkezi haline gelen Ataşehir Belediyesi Gençlik Senfoni Orkestrası, komşu ilçelerden de pek çok gence bir orkestrada enstrüman kullanma fırsatı sunuyor. Ataşehir Belediyesi'nin müzik eğitimlerine katılarak müzik üzerine ilk tecrübesini edinen Berfin Yıldız, buradaki eğitmenlerle önce güzel sanatlar lisesi sınavına sonra da konservatuar sınavına hazırlandı. İki sınavda da başarı göstererek istediği okulları kazanan genç yetenek, öğretmenlerinden hem müzik hem de hayat tecrübesi olarak dersler aldığını söylüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genclik-tiyatrosu-67-yil-sonra-belgesel-oluyor/", "text": "Sanatla dünyayı değiştirebileceğine inanan gençlerin 1953'te kurduğu, ülkemizi yurt dışında ilk kez temsil eden tiyatro topluluğu olan İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu belgesel oluyor. Belgeselin yapımcısı ve yönetmeni Nurgül Bayram, iki buçuk yıl süren yapım aşamasından sonra, dünün gençleri bugünün ustalarını 67 yıl sonra, tiyatronun ilk temsil tarihi olan 19 Mayıs Gençlik Bayramı haftasında belgeselin galasında bir araya getirmeyi planlamıştı. Ne yazık ki bu heyecanı ve özel organizasyonu covid-19 virüs salgını nedeniyle daha ileri bir tarihe ertelemek zorunda kalan Bayram, salgın sona erdiğinde Türkiye'nin bu çok değerli ustalarını ve gençlerini buluşturmak için sabırsızlandığını dile getirdi. Ülkemizi Avrupa'da ilk kez temsil eden ve Türkiye'nin ilk üniversite tiyatrosu olarak sonraki süreçte özel tiyatroların açılmasında ilk ateşi yakan Gençlik Tiyatrosu, ilk defa bir belgeselin konusu oluyor. Sanatla dünyayı değiştirebileceklerine inanan gençlerin hikayesini anlatan belgesel ise dokümantasyon çalışmasının yanı sıra bir akımın Türkiye tarihine kattıklarını aktararak tiyatro tarihinin belgesiz kalan çok önemli bir dönemini de aydınlatıyor. Hayatta olanların neredeyse tamamına yakınını araştırıp bulduğunu ifade eden Bayram; Kırkın üzerinde değerli isimle röportaj yaparak, aileleriyle görüştüm. İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Eskişehir, Bodrum, Almanya, İsviçre, Amerika... Harika insanlar tanıdım bu süreçte... Ancak ne yazık ki, bu oluşuma emek vermiş ve tanımaktan onur duyduğum değerli ustaların bir bölümünü çekimler sürecinde kaybetmenin üzüntüsünü de yaşıyorum. Ülkü Tamer, Yurdaer Altıntaş, Tonguç Yaşar, Hüsnü Çınar, Tunca Yönder ve çok kısa bir süre önce de Okay Sağtürk'ü kaybettik. Belgeselin yanısıra bu çalışmayı bir kitap haline getirmeyi de çok istiyorum.'' Diyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genco-erkal-yalinayak-sokrates-oyununu-erisime-acti/", "text": "Usta oyuncu Genco Erkal, yeni bir oyununu daha koronavirüs salgını sürecinde erişime açtı. Amerikalı oyun yazarı Maxwell Anderson'ın kaleme aldığı Yalınayak Sokrates adlı oyunda Genco Erkal, Soktates'i canlandırmasının yanı sıra yönetmenlik koltuğunda da oturuyor. Mina Urgan'ın Türkçeleştirdiği oyunun diğer oyuncuları arasında ise Ayşegül Günay, Gökhan Soylu, Didem Germen, Erdem Akakçe, Ergin Ocaklı, Yurdaer Okur, Mustafa Akbaş ve Recep Kiremitçi yer alıyor. Genco Erkal, daha önce de Marx'ın Dönüşü ve Sivas 93 oyunlarıyla Aziz Nesin'in Hazret-i Dangalak şiirini seslendirdiği videoyu YouTube hesabından paylaşmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/genco-erkalin-hayati-belgesel-oluyor/", "text": "Sahnede 60 yılını tamamlayan, Türk tiyatrosunun usta ismi Genco Erkal'ın kariyerini ve sanat hayatını ele alan Genco adlı belgeselin çekimleri başladı. Belgeselin, temmuz ayında ENKA Sanat'ta gerçekleştirilecek bir prömiyer gösterimle izleyiciyle buluşması hedefleniyor. ENKA Sanat'ın daimi sanatçılarından, Türk tiyatrosunun duayen ismi Genco Erkal'ın sanat hayatı belgesel oluyor. Senaryosunu Genco Erkal'ın yazdığı ve bu nedenle benzerine az rastlanır otobiyografik bir nitelik de taşıyan belgeselin yapımcılığını ve yönetmenliğini Selçuk Metin, görüntü yönetmenliğini Uğur İçbak üstleniyor. ENKA Sanat'ın, Türk tiyatrosuna katkılarını bir adım öteye taşımak amacıyla bir süredir üzerinde çalıştığı belgesel, kurumun sanatçı ve kurucusu olduğu Dostlar Tiyatrosu ile yaklaşık 25 yıllık köklü birlikteliğine dayanıyor. Yalnızca bir sanatçının kariyerini değil, Türk tiyatrosunun da önemli ve büyük bir dönemini anı ve anekdotlarla aydınlatacak belgeselin, çekim ve kurgu sürecinin tamamlanmasının ardından, ilk gösteriminin temmuz ayında ENKA Açıkhava Tiyatrosu'nda yapılması planlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/george-orwellin-1984u-mini-diziye-uyarlanacak/", "text": "1984 dizisi için hazırlıklara başlandı. Dizi, George Orwell'ın aynı adlı bilimkurgu klasiğinden uyarlanan tiyatro oyununu kaynak alacak. FilmLoverss'ın aktardığı habere göre, George Orwell'ın 1949 yılında yayımlanan ve çizdiği distopik gelecekle kendisinden sonra gelen pek çok esere ilham kaynağı olan bilimkurgu klasiği 1984, yeni bir uyarlamayla ekranlara geliyor. Ancak bu kez Orwell'in romanı doğrudan uyarlanmıyor. Bunun yerine Orwell'ın klasik romanından uyarlanan aynı adlı tiyatro oyunu kaynak alınıyor. Apple TV+'ta izleyici ile buluşan Dickinson dizisinin arkasındaki yapım şirketi olan Wiip, Robert Icke ve Duncan Macmillan'ın yaratıcısı olduğu tiyatro oyununu beş bölümlük bir mini diziye uyarlamak için hazırlıklara başladı. Birleşik Krallık'ta Nottingham Playhouse ve West End'de, Amerika'da ise Broadway'de sahnelenen oyun, her iki ülkede de başarı yakalamıştı. Wiip'ten Paul Lee ve David Flynn'in yanı sıra Robert Icke ve Duncan Macmillan da projede yürütücü yapımcı olarak yer alıyor. Icke ve Macmillan uyarlama hakkında yayımladıkları ortak açıklamada, Gözetlemenin, 'yalan haber'in ve gerçeğin çürümesinin bu bölünme çağında dünya demokrasi ve hükumeterle boğuşurken Orwell'ın başyapıtının ivediliği inkar edilemez ifadelerini kullandı. İkili insanların ekranlarında gördüklerine, pencereden gördüklerinden daha fazla inandığı bu toplum portresinin uyarlaması için televizyonun ideal olduğunu söylerken bu başyapıtın içinde olduğumuz zorlu dönem hakkında neler söyleyebileceğini keşfedecekleri yeni, cesur bir versiyon hazırlayacaklarını ifade etti. Henüz hazırlık sürecinin ilk aşamalarında olan dizi için bir kanal ya da dijital platform ile anlaşılmadı. Aynı şekilde dizinin senaryosunu kimin kaleme alacağı ve kamera arkasında kimin yer alacağı da belirsizliğini koruyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/george-orwellin-eserlerinin-70-yillik-telif-suresi-bitti-film-projelerinin-onu-acildi/", "text": "Hayvan Çiftliği, 1984 gibi kült kitapların yazarı İngiliz romancı George Orwell'ın eserlerinin 70 yıl süreli telif hakkı, 1 Ocak 2021'de son buldu. Dünyada ve Türkiye'de yayınevleri, yazarın varislerine telif bedeli ödemeden yayınlayabilecek, eserlerini sahne sanatlarına uyarlayabilecek. 21 Ocak 1950 tarihinde hayatını kaybeden İngiliz gazeteci ve romancı George Orwell'ın eserlerinin büyük çoğunluğunun, 70 yıl süren telif hakkı 1 Ocak 2021 itibarıyla son buldu. Türkiye'de ve dünyada çok sayıda yayınevi de böylelikle Orwell kitaplarını varislerine telif ödemeden ilk kez basabilmek için kolları sıvadı. BBC'nin haberine göre; ayrıca Orwell'ın 1984, Hayvan Çiftliği gibi kült kitapları, istenmesi durumunda tiyatro veya bilgisayar oyunlarına ya da sinema filmlerine de konu olabilecek. Türkiye'de Can Yayınları, Orwell kitaplarının pek çoğunun yayın haklarını elinde tutuyordu. Fakat farklı yayınevleri de 1 Ocak itibarıyla Orwell kitaplarını basacağını duyurdu. Bu yıl Orwell gibi Orhan Veli Kanık ve Cesare Pavese gibi isimlerin eserlerinin de telif hakları son bulacak. George Orwell, 1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-1927 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak imparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Shooting an Elephant adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilimkurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell 1950'de Londra'da öldü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gercek-hayvanlarin-anatomi-sergisi-ile-hayvanlar-aleminin-buyuleyici-dunyasina-yolculuk-edeceksiniz/", "text": "Dünyaca ünlü Body Worlds: Animal Inside Out Gerçek Hayvanların Anatomi Sergisi ilk kez Türkiye'ye geliyor. Dünyanın en önemli deneyim sergilerini ülkemize getiren HUPALUPA Expo, bu kez Alman Anatomist Gunther von Hagens'in plastinasyon tekniği ile çürümez hale getirdiği 100'den fazla hayvan bedeni ve vücut uzvunun yer aldığı sergiye ev sahipliği yapıyor. 1-31 Aralık tarihleri arasında yapılacak olan sergi, Metropol İstanbul Ataşehir'de ziyarete açılacak. Bu eşsiz serginin bilimsel ve tıbbi danışmanlığını İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa üstleniyor. Filden zürafaya, keçiden yılan balığına, ahtapottan devekuşuna kadar 100'den fazla gerçek hayvan bedeninin kusursuz iç dünyasının, kaslarının, iskelet sisteminin ve damarlarının sanatsal bir anlayışla sunulduğu serginin küratörlüğünü ise Dr. Angelina Whalley yapıyor. Bilim ve sanat çevreleri tarafından dünyanın en kapsamlı hayvan anatomi sergisi olarak tanımlanan ve Nat. Geo. Wild lisanslı içeriklerle zenginleştirilmiş proje, ziyaretçilerini adeta bir anatomi safarisine çıkarıyor. Teorik bilgileri pratiğe dökme fırsatı sunarak, hayvan iç organlarının karmaşıklığını ve farklı türlerin anatomilerini anlaşılır bir şekilde sunacak olan sergi; aynı zamanda doğal yaşam alanlarının korunmasına olan sorumluluğumuzu hatırlatırken, 7'den 70'e tüm ziyaretçileri, hayvan yaşamına daha fazla saygı göstermeye teşvik ediyor. Tüm dünyada; 6 kıtada, 34 ülke ve 140 şehirde 50 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlayan Body Worlds sergileri, tüm zamanların en uzun süre açık kalan sergisi olarak biliniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gezi-kitaplariyla-istanbulu-yeniden-kesfedin/", "text": "İstanbul'un her bir köşesinde saklanan hikayeleri, yüzlerce yıllık tarihiyle eski İstanbul'u ve şehrin kültür hayatında iz bırakan Rum tatlarını, İnkılap Kitabevi'nin gezi kitaplarıyla keşfedin! İnstanbul-Instagram'da İstanbul Fotoğrafları, İstanbul Bitmeden-Tarihi Yarımada Gezi Rehberi ve İstanbulum Tadım, Tuzum, Hayatım kitapları, inkilap. com, dr. com. tr ve kitapyurdu. com'da! İstanbul, kendisine ve duvarları arasında olup bitenlere tanıklık etmem için bana fırsatlar yaratır. Bunun için ona her defasında minnettar olurum. Boğaziçi, Tarihi Yarımada, vapurlar, birbirini kesen binlerce sokak, yalılar, köprüler, martılar, seyyar satıcılar, balıkçılar, sokak sanatçıları... Fotoğraflarımda gördüğünüz hikayeleri onlardan öğrenmişimdir. Ne şanslıyım ki şehrin neresine gidersem gideyim ya ben onları arar bulurum ya da onlar karşıma çıkar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gg-sanat-merkezinden-yepyeni-bir-karma-sergi/", "text": "Sadece Kadıköy değil, tüm Anadolu Yakası'nın sanat dünyasına yepyeni bir vizyon kazandırmaya başlayan G&G Sanat Merkezi'nin yeni sergisi Karma ziyarete açıldı. 23 Nisan tarihine kadar izlenebilecek sergide Cengiz Yatağan, Güher Elçiçek, Esra Meral ve Nilay Özenbay gibi sanatçıların resim, heykel ve NFT eserleri yer alıyor. G&G Sanat Merkezi, pazar ve pazartesi günleri hariç her gün 11.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gitar-esliginde-siirler-sarkilar-konusuldu/", "text": "Hibya Haber Ajansı stüdyolarında, Nilgün Serimoğlu moderatörlüğünde Sanatsal Sohbetler yayını gerçekleşti. Yönetim Danışmanı ve Müzisyen Altan Esen Sırali'nin ağırlandığı ve sohbet havasında geçen yayında; Türkiye'de pop müziğin doğuşu, Aranjman adı altında Batı kökenli müziğin yaygınlaşması, Geçmiş yılların müziklerinde nostaljik bir gezinti gibi konu başlıkları ele alındı. Müzikle tanışma hikayesinin ilkokul yıllarında öğretmeninin kendisine Yemen isimli şarkıyı söyletmesiyle başladığını anlatan Altan Esen Sırali; Okul müsameresinde şarkı söyledikten sonra uzun yıllar şarkı söyleme ile ilgili bir tecrübem olmadı. Annemler, müzik kulağımın olduğunu düşündükleri için Gemlik Lisesi'nin müzik öğretmeni Mehmet Bey'in önerisiyle bana küçük bir org aldı. Lisede sınıf arkadaşlarım bir grup kurduklarını ve gitariste ihtiyaçlarının olduğundan bahsettiler. Gitar çalmadığımı ama çalabileceğimi söyledim. İnsan bir şeyi istediği zaman heves, cesareti de veriyor ifadelerini kullandı. Sırali, müzik grubuna dahil olduğunda kendisine ait bir gitarının olmadığını belirterek; Baterist arkadaşım Serhat ile aynı mahallede oturuyorduk. Serhat, klasik gitarını bana verdi. İstanbul'dan Bursa'ya gelen Sedat abi, bir prova stüdyosu kurmuştu. Sedat abi o kadar güzel bir iş yaptı ki, onun sayesinde müziğe gönül vermiş başka liselerden birçok grup prova stüdyosunda çalıştı dedi. Ailesine konservatuara gitmek istediğini söylediğini anlatan Altan Esen Sırali; Bunu söylerken çok emin değildim. Çevremde müziği meslek edinmiş kimse yoktu. Annem kendi mesleğimi yapıp, müzikle ilgilenebileceğimi söyledi. Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nü bitirdim. Daha sonra yine aynı üniversitede, işletme bölümünde yüksek lisans yaptım. 3-4 yıldır da müziğe tekrar ilgi duymaya başladım diye konuştu. Sırali, gitar çalmayı kendi çabalarıyla öğrendiğinin altını çizerek, şunları dile getirdi: Bize dünyanın 7 notadan ibaret olduğu öğretildi. Piyano ile uşak makamı çalmak mümkün değil. Müziği gerçekten insanlara sunulabilecek düzeyde, hobi olarak değil de biraz daha ciddiye alarak yapmak istediğiniz zaman, müzisyenliğin sporculuktan hiçbir farkı yok. Şarkı söyleme merakı bana 45 yaşında geldi. Son yıllarda Türk Sanat Müziği'ne ilgi duymaya başladım. Gitarı yeniden elime alıp, bu türde şarkıları çalmaya çalışırken bazı şarkılarda kulağıma bir şeylerin oturmadığını fark ettim. Anne ve babamla yıllarca müzik üzerinden bir paylaşımım olmadı. Onlar Türk Sanat Müziği, bense rock müzik dinliyordum. Şimdi aynı müzik türünden hoşlanıyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gizli-bahceler-resim-sergisi-15-kasima-kadar-uzatildi/", "text": "Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi'nde sergilenen Zeliha Akçaoğlu'nun Gizli Bahçeler isimli karma resim sergisi, gördüğü ilgi üzerine 15 Kasım tarihine kadar uzatıldı. Tepe Emlak tarafından yönetilen, Başkentin gözde alışveriş merkezi Next Level AVM'de yer alan Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi, Zeliha Akçaoğlu'nun karma resim sergisi Gizli Bahçelere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Sanatseverlerce büyük ilgi gören sergi, 15 Kasım tarihine kadar uzatıldı. Yurtiçinde ve yurtdışında 100'ün üzerinde karma sergiye katılan, ödüllü ressam Prof. Dr. Zeliha Akçaoğlu, İnsan ve doğa ilişkisi üzerine bir serüven olarak nitelendirdiği serginin bir diğer boyutuyla doğayı en iyi koruyanlar olan kadınlarla ilgili olduğunu ve Gizli Bahçeler'in aynı zamanda kadınları temsil ettiğini belirtiyor. Prof. Dr. Kıymet Giray'ın küratörlüğünde gerçekleşen ve 15 Kasım tarihine kadar uzatılan Gizli Bahçeler Resim Sergisi, 10.00 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gobeklitepe-20-kasim-dunya-cocuk-gununde-maviye-burunecek/", "text": "Dünya genelinde çocuk haklarının anıldığı özel bir gün olarak kabul edilen 20 Kasım Dünya Çocuk Günü, bu yıl da farkındalık çalışmaları ile kutlanacak. UNICEF'in her yıl ortakları ile gerçekleştirdiği kutlamalar çerçevesinde hayata geçen Dünya Çocuk Günü etkinlikleri kapsamında başta Göbeklitepe olmak üzere Ankara Cumhuriyet Müzesi, Çorum Hattuşa Surları, Patara Ören Yeri, Efes Celcus Kütüphanesi, Hadrian Tapınağı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi tarihi yapı ve mekanlar ile İstanbul'da Kız Kulesi, Ankara'da Atakule, Eskişehir Masal Şatosu maviye bürünecek. Birleşmiş Milletler tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin ardından her yıl 20 Kasım günü, dünya genelinde çocuk haklarına vurgu yapılan özel bir gün olarak kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu ve ortakları tarafından 190 ülkede bu özel günde özel etkinlikler gerçekleştiriliyor. Türkiye'de de Dünya Çocuk Günü kutlamalarına dünyadaki örneklerine benzer şekilde, 20 Kasım gecesi başta Göbeklitepe, Ankara Cumhuriyet Müzesi, Çorum Hattuşa Surları, Patara Ören Yeri, Efes Celcus Kütüphanesi, Hadrian Tapınağı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi tarihi yapı ve mekanlar ile birlikte İstanbul'da Kız Kulesi, Ankara'da Atakule, Eskişehir Masal Şatosu mavi renklele ışıklandırılacak. UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi Tuba Büyüküstün'ün de aralarında olduğu UNICEF İyi Niyet Elçileri, UNICEF destekçileri, sanatçılar ve kanaat önderleri #DünyaÇocukGünü ve #WorldChildrensDay etiketiyle sosyal medya üzerinden yapacakları paylaşımlarla çocuk haklarına dikkat çekecek. İllüstrasyon Etkinliği: Dünyanın farklı ülkelerinden 13-24 yaş arası çocuk ve genç daha yeşil/sürdürülebilir; herkes için daha iyi eğitim koşullarına sahip; fiziksel ve mental olarak daha sağlıklı ve iyi hissettikleri ve hiçbir ayrımcılığın olmadığı bir dünyaya ilişkin hayallerini istedikleri malzemeyi kullanarak sanata dönüştürüp, sosyal medya platformlarında paylaştılar. UNICEF, bu etkinlik kapsamında global düzeyde de Türkiye'nin de aralarında bulunduğu ülkelerden yollanan eserleri tüm dünya ile sosyal medya kanaları ve web sitesi üzerinden paylaşmaya devam ediyor. Dünya Çocuk Günü Oyun Girşimi: UNICEF Türkiye, 20 Kasım Dünya Çocuk Günü öncesinde dezavantajlı çocuklarla ilgili önyargıları aşmak ve çocukların potansiyelini, becerilerini ve yaratıcılığını ortaya çıkarmak için çevrimiçi oyundan faydalanan yeni bir girişim başlatıyor. Potansiyellerini açığa çıkar mini oyunu, dezavantajlı geçmişlerden gelen üç çocuğun gerçek hayat hikayelerine ve gelecek hayallerine dayanıyor. Oyunu oynamak ve filmi izlemek için: https://bagis. unicefturk. org/oyun adresine bakılması gerekiyor. Önemli işbirlikleri: UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçileri başta olmak üzere sanatçılar, spor kulüpleri, medya kuruluşları, özel sektörden isimler UNICEF'in kampanyasına sosyal medya üzerinden destek vererek hem çocukların seslerini duyurabilmelerine hem de çocuk haklarına dikkat çekilmesine katkı sağlıyor. Ayrıca bu işbirlikleri UNICEF tarafından çocukların haklarının korunmasına yönelik sürdürülen farkındalık arttırma çalışmalarının güçlenmesine de destek oluyor. Ayrıca UNICEF İyi Niyet Elçisi Tuba Büyüküstün de bu özel güne hazırladığı video ve Instagram Canlı Yayını ile destek verecek. 19 Kasım'da bir diğer canlı yayın da UNICEF İyi Niyet Elçisi Cedi Osman ile gerçekleşecek. Ulusal Çocuk Forumu: Bu yıl 21. kez düzenlenecek olan Ulusal Çocuk Forumu tüm illerde çalışmalarını sürdüren İl Çocuk Hakları Komiteleri'nden temsilci gençlerin pandemi nedeni ile dijital olarak katılımlarıyla gerçekleştirilecek. Komiteler bu yıl tartışmak üzere Sağlıklı Gençler Sağlıklı Gelecek temasını seçtiler. 18-19 Kasım tarihlerinde dijital ortamda buluşacak olan il temsilcileri TBMM ye sunulmak üzere görüş ve önerilerinin yer aldığı bildirgelerini hazırlayacaklar. UNICEF ve Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ortaklığında düzenlenen Ulusal Çocuk Forumu bu yıl Ulusal Koordinatörler, Bakan, TBMM Başkanı ve UNICEF Temsilcisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir araya geldiği ve gençler tarafından bildirgenin basınla paylaşıldığı kapanış töreni ile hayata geçirilecek. Dünya Çocuk Günü Her Yerde: Sadece büyük şehirler değil, Kütahya'dan Iğdır'a, Siirt'ten Zonguldak'a kadar birçok ilde açıkhava reklam mecralarında yayınlanacak Dünya Çocuk Günü görselleri ile UNICEF tüm Türkiye'yi Dünya Çocuk Günü'nde çocuk haklarıyla ilgili farkında olmaya ve farkındalık yaratmaya davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gobeklitepe-covid-19a-ragmen-197-bin-912-kisiyi-agirladi/", "text": "Şanlıurfa'da 12 bin yıllık geçmişiyle tarihin sıfır noktası olarak nitelendirilen ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Göbeklitepe, Covid-19 salgını nedeniyle 2020 yılında yaklaşık 3 ay ziyarete kapalı olmasına rağmen 197 bin 912 kişiyi ağırladı. Keşfedildiği günden bu yana tüm dünyanın dikkatini çeken Göbeklitepe, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Üst koruma çatısı yapım çalışmaları nedeniyle 2018 yılının bir bölümünde kapalı kalan ören yerini o dönem yaklaşık 70 bin kişi ziyaret ederken, bu rakam 2019'un Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Göbeklitepe Yılı ilan etmesiyle büyük artış göstererek 412 bin 378 kişiye ulaştı ve bölge turizmde altın çağını yaşadı. 2020 yılına büyük umutlarla giren ve yeni bir ziyaretçi rekoru kırması beklenen Göbeklitepe'yi 2019 yılının ocak ve şubat aylarında 16 bin 797 kişi ziyaret ederken, 2020 yılının aynı döneminde bu sayı 59 bin 136 kişiye ulaştı. Salgın dolayısıyla 2020 yılında yaklaşık 3 ay ziyarete kapalı olan Göbeklitepe, 1 Haziran'da başlayan normalleşme süreciyle konuklarını maske, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uygun bir şekilde yeniden ağırlamaya başladı. 2020 yılında Covid-19'a rağmen ören yerini 197 bin 912 kişi ziyaret etti. Göbeklitepe son 3 yılda 680 bin 290 ziyaretçi sayısına ulaştı. Göbeklitepe, Kültür ve Turizm Bakanlığının sanal müze uygulaması kapsamında da salgın sürecinde en fazla ziyaret edilen ören yeri olmayı da başardı. Şanlıurfa Turizmi Geliştirme Derneği Başkan Yardımcısı ve Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Rahime Yaşar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2019'u Göbeklitepe Yılı ilan etmesinin Şanlıurfa ve bölgeye çok katkı sağladığını söyledi. Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberler Odası Başkanı Müslüm Çoban ise 2020 yılında pandemi nedeniyle ulaşamadıkları ziyaretçi sayısına yeni yılda ulaşmayı umduklarını söyledi. Pandemi döneminde bile Göbeklitepe'nin cazibesinin insanları çektiğini anlatan Çoban, 2019 ile kıyasladığımızda pandemiye rağmen bu sayı bile aslında çok büyük bir başarı. 2020'de yaklaşık 200 bin kişinin Göbeklitepe'yi ziyaret etmesi 2021 yılı için de umut oldu. 2021 yılında daha iyi olacağını bekliyoruz ve umudumuzu koruyoruz. İnşallah güzel günler bizi bekliyor. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gobeklitepenin-sohreti-unesco-ile-taclandi/", "text": "12 bin yıllık geçmişiyle tarihin sıfır noktası olarak nitelendirilen ve UNESCO Dünya Miras Listesi'nde üçüncü yılını tamamlayan Göbeklitepe'nin bu unvan sayesinde yurt dışında tanınırlığı arttı. Dünyanın bilinen en eski ve en büyük inanç merkezi olan, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde üçüncü yılını geride bırakan Şanlıurfa'daki Göbeklitepe'ye bu unvanı sayesinde ilgi artarak devam ediyor. Tarihin sıfır noktası olarak nitelendirilen ve UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer almasının ardından ünü sınırları aşan tarihi ören yeri, her yıl dünyanın birçok noktasından ziyaretçileri ağırlıyor. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde Kültür ve Turizm Bakanlığının sanal müze uygulamasından alanı gezen tarih tutkunları, seyahat kısıtlamasının kalkmasının ardından T biçimindeki dikili taşları yerinde görmek isteyenlerin ilgi odağı oluyor. Neolitik döneme ait yerleşim yeri olan, kent merkezine 18 kilometre mesafedeki Örencik Mahallesi yakınlarında, İstanbul ve Chicago üniversitelerinden araştırmacılar tarafından 1963'te yüzey çalışmaları sırasında fark edilen ören yerinde, en somut bulgular, 1986'da tarlasını süren bir çiftçinin bulduğu heykelle ortaya çıktı. Taşın değerli olduğunu düşünen çiftçi, duyarlılık göstererek bu heykeli Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi yetkililerine teslim etti. İlk olarak ne olduğu pek anlaşılamayan heykel, müzede koruma altına alındı. Sonrasında Hilvan'daki Nevali Çori'de kazı yapmak için kente gelen ve müzede buluntuları gören Alman Prof. Dr. Klaus Schmidt, bu heykellerin çok önemli olduğunu düşünerek detaylı bir çalışma yapmaya başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünden alınan izinle Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müzesi tarafından Prof. Dr. Klaus Schmidt başkanlığında 1995'te bölgede kazı çalışmalarına başlandı. Kazılarda Neolitik döneme ait, boyları 3 ila 6 metre, ağırlıkları da 40 ila 60 ton olan, yabani hayvan figürlü T biçimli dikili taşlar bulundu. Kazılarda aynı zamanda, 8 ila 30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli, dünyanın en eski tapınak kalıntıları ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli gibi, çeşitli tarihi eserler de gün yüzüne çıkarıldı. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül, köklü tarihi, turizm çeşitliliği ve potansiyeliyle son zamanlarda tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çeken Şanlıurfa'nın tarih, arkeoloji ve turizm şehri olduğunu söyledi. Kurban Bayramı tatilinde ziyaretçi sayısında artış öngördüklerini ifade eden Beyazgül, binlerce yıllık mirası gelecek kuşaklara en iyi şekilde aktarmayı bir sorumluluk olarak gördüklerini belirtti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/goc-meselesine-sanat-perspektifinden-bir-bakis-i-am-istanbullu/", "text": "GAİN, yaşadığımız yüzyılın en yakıcı başlıklarından göç konusuna, meselenin üç temsilcisinin sanatla değişip İstanbul'a akan hayatlarını anlatarak değiniyor. 'I am İstanbullu' isimli mini belgesel serisinde, ülkesindeki şartlardan kaçan müzisyenler göç etme nedenlerini, buraya nasıl adapte olduklarını, onları zorlayan ve mutlu eden noktaları ilk ağızdan anlatıyor. Müzisyenlerin yaşam ortamları ve stüdyolarıyla İstanbul'un farklı semtlerinden görüntüler sunan 'I am İstanbullu', izleyiciyi yeni ve özgün perspektiflerle buluşturuyor. Yaşadığımız yüzyılın en yakıcı meselesi göç... GAİN yeni belgeseliyle bu meselenin üç temsilcisinin, sanatla değişip İstanbul'a akan hayatlarına giriyor. 3 bölümlük 'I am İstanbullu' belgeseli üç yabancı müzisyenin ülkesindeki şartlardan kaçıp İstanbul'da başladıkları yeni hayatı anlatıyor. Seri ismini ise birinci bölümde hikayesini paylaşan 23 yaşındaki Suriyeli müzisyen Omar Alkilani'nin I am Syrian and I am İstanbullu sözünden alıyor. İkinci bölüm, hayatları İslam Devrimi sonrasında değişen bir aileden gelen İranlı perküsyonist Farhood Khademi'nin İstanbul'daki yaşamına eğiliyor. Onun Bir insan eğer göç ediyorsa; kendi toprağını, kendi ailesini, kendi akrabalarını, kendi tanıdıklarını, kendi kültürünü, medeniyetini unutup başka bir yere gidiyorsa bu rahatlıktan dolayı değildir. Orada kalıp savaşabilirlerdi, öyle mi? Bu kadar basit mi yani? sözleri izleyenleri göç meselesi üstüne bir daha düşünmeye davet ediyor. Ülkesinde bir prens olarak doğan Kongolu gitar sanatçısı Enzo ise diktatör Mobutu dönemini, kadınlara tecavüz edilen ve çocukların zorla çalıştırıldığı koltan madenlerini, haksızlığa karşı sesini yükselttiği için nasıl hapsedildiğini ve şimdi İstanbul'daki müzik dolu, huzurlu yaşamını anlatıyor. 'I am İstanbullu', belgeselde yer verilen müzisyenleri göç etmeye iten nedenlerin yanı sıra Türkiye'deki yeni hayatlarına nasıl adapte olduklarına, onları zorlayan ya da mutlu eden noktalara odaklanıyor. Belgesel aktüel çekimlerle anlatıcıların hem kendi ortamını, evini, stüdyosunu hem de arka planda İstanbul'un çeşitli mahallelerini ve semtlerini izleyiciye aktarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/godot-geldi-ibb-sehir-tiyatrolarinda/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları; Miodrag Bulatovic'in yazdığı, Sevgi Soysal'ın çevirdiği, Ragıp Yavuz'un yönettiği Godot Geldi oyununu seyirciyle buluşturuyor. Oyun, 5 Nisan 2023 Çarşamba günü saat 20.30'da Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde prömiyerini yapıyor. Samuel Beckett, II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'sının buhranlı günlerinde yazar Godot'yu Beklerken oyununu. Bulatovic ise Godot gelse nasıl olurdu? sorusunun cevabını, Balkan coğrafyasının 1966 yıllarına denk düşen geçiş döneminin sancılı zamanlarında arar. Godot, bir fırıncı olarak gelir. Ben okuma yazma bilmem diyen bir fırıncıdır. Unu ve özgürlüğü öğütler. Ancak, bir kurtarıcı bekleyen Vlardimir ve Estragon ile Luck ve Pozzo'nun Godot'ya tepkisi farklı olacaktır. Bulatovic'in, Godot'yu Beklerken'de Samuel Beckett'in bıraktığı yerden kurduğu yeni evren giderek bir distopyaya dönüşürken; bir tiyatro sahnesinde yahut bir bataklıkta kurulan oyun, insanlığın değişmez gerçeğini bir kez daha keşfe çıkarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/golden-apple-award-from-fijet-to-izmir/", "text": "The World Federation of Tourism Writers and Journalists awarded the Golden Apple, one of the most prestigious awards in the tourism world, to Izmir, Turkey. The award, which was deemed appropriate by the decision taken by the FIJET administration in 2020, could not be realized due to the pandemic process. Last month, some tourism writers from FIJET member countries came to İzmir, made their final examinations, and decided to present the award at a ceremony to be held on November 9, 2022. The Golden Apple award, which was decided to be given to İzmir, introduced to the İzmir Metropolitan Municipality Mayor Tunç Soyer with a ceremony held in the Historical Gas House building, which was restored and recruited to İzmir for use in cultural activities. FIJET representatives of countries such as France, Croatia, Belgium, Malta, Tunisia, Romania and Bulgaria attended to the award ceremony."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/golgeler-icindeye-chuncheon-sci-fi-film-festivalinden-odul/", "text": "Yönetmenliğini Erdem Tepegöz'ün, yapımcılığını Contact Film Works'un, ortak yapımcılığını ise TRT'nin üstlendiği 'Gölgeler İçinde', bu yıl 8.'si düzenlenen Chuncheon Sci-Fi Film Festivali'nde büyük ödül olan Bomnea Ödülü'ne layık görüldü. Film, ilkel teknolojiyle yönetilen bir fabrikada işçilerden birinin sistemi sorgulamasıyla değişmeye başlayan hayatlarına odaklanıyor. Distopik bir dünyaya kuşkucu bir bakış atan bilimkurgu türündeki filmin başrolünü Numan Acar üstlenirken, ona filmde Vedat Erincin, Ahmet Melih Yılmaz, Emrullah Çakay, Muharrem Bayrak, Selin Kavak gibi deneyimli ve genç oyuncular eşlik ediyor. Dünya prömiyerini 42. Moskova Uluslararası Film Festivali'de yapan ve festivalden Jüri Özel Ödülü Gümüş George ile dönen film, Türkiye prömiyerini de 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde gerçekleştirerek, festivalden Film-Yön En İyi Yönetmen ve SİYAD En İyi Film ödülleri başta olmak üzere toplam 5 ödülle dönmüştü. Antalya'dan hemen sonra Türkiye'deki festival yolculuğuna 8. Boğaziçi Film Festivali'nde devam eden 'Gölgeler İçinde', jüri tarafından En İyi Yönetmen ve En İyi Görüntü Yönetmeni ödüllerine layık görülmüştü. Brezilya'da düzenlenen Fantaspoa Uluslararası Fantastik Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu, Los Angeles'ta düzenlenen Güney Doğu Avrupa Film Festivali'nde ise En İyi Sinematografi ödüllerini kazanan film, ulusal ve uluslararası arenadaki çeşitli festivallerde şu ana kadar toplam 11 ödülün sahibi oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/golgenin-izinde-solo-sergisi/", "text": "Sanatçı Mahmut Celayir'in Gölgenin İzinde / Tracing the Shadow solo sergisi, 18 Mayıs-25 Haziran tarihleri arasında, Pera Palace'ın eksi ikinci katında yer alan Galata Fuaye'de her gün saat 11:00-19:00 aralığında izlenebilecek. Celayir'in bu sene başında sanatseverlere sunduğu Peykerun Retrospektif Sergisi'nden seçili eserlerin yanı sıra, en son üretimlerinin de izleyici ile buluştuğu Gölgenin İzinde / Tracing the Shadow solo sergisi sanatçının 1977 yılından bu yana yurt içi ve yurt dışında açmış olduğu kişisel sergilerden sonuncusu; bir nevi mini retrospektif sergi olma özelliği taşıyor. Gölgenin İzinde / Tracing the Shadow sergisi; tuval üzeri yağlı boya ve akrilik, ipek baskı, kolaj gibi farklı tekniklerden oluşan geniş spektrumuyla Celayir'in tüm üretimlerinden örnekler teşkil ediyor. Serginin dijital ve NFT bacağını ise merkezi İsviçre'de bulunan uluslararası teknoloji şirketi 4ARTechnologies üstleniyor. Istanbul Concept Gallery ve Pera Palace Hotel iş birliğiyle gerçekleşen sergi 18 Mayıs-25 Haziran tarihleri arasında, Pera Palace'ın eksi ikinci katında yer alan Galata Fuaye'de her gün saat 11:00-19:00 aralığında izlenebilir. Sanatçı hakkında: 1951 yılında Bingöl'de doğan Mahmut Celayir, 1972 1976 yılları arasında İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda okuduktan sonra 1976 1978 döneminde Eskişehir TV Enstitüsü'nde grafik ve sahne tasarımı eğitimi aldı. 1982 1984 döneminde ise İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda sahne tasarımı alanında çalışmalar yürüttü. 1977 yılından bu yana; Türkiye'de ve yurt dışında gerçekleşen 55 adet kişisel sergisi, 30'dan fazla grup sergisi bulunan usta sanatçı sanat çalışmalarına İstanbul ve Berlin'de devam etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gonul-nuhoglunun-beetopia-chapter-ii-adli-sergisi-collect-galleryde-acildi/", "text": "Gönül Nuhoğlu'nun Beetopia Chapter II adlı projesi, 15 Ekim- 5 Kasım 2022 tarihleri arasında Collect Gallery'de izleyiciyle buluşuyor. Nuhoğlu, sergide yer alan enstalasyon, heykel, fotoğraf ve video çalışmalarıyla baskıcı iktidar yapılarına yeni panzehirler bulmanın ve doğayı kendi simbiyozuyla iç içe kavrama ihtiyacının altını çiziyor. Sanatçı doğaya hakim bakışı, ekolojik ve toplumsal bir eleştiriyle, bir kavram değil dinamik bir gerçeklik olduğu bilinciyle ele alıyor. Doğaya dair toplumsal tutumları yansıtıp şekillendirirken, değişen vizyonlarını ve gerçekliklerini vurguluyor. Eserler düş kuruyor ama dünyadan ayrılmıyor, birbirleriyle yaşayan ağların bir takımyıldızı içinde bağlı olduğunu hatırlatıyor. Son yüzyılda ekolojik krizler ve insan faaliyetlerinin gezegen üzerindeki etkisi konusunda artan kolektif farkındalık ve ekolojik kaygı ile vahşilik, güç ve estetik arasındaki sürtünmeye dikkat çekiyor. Beetopia, bireylerin tek ve kusursuz işleyen bir organizma haline geldiği, barışçıl ve sürdürülebilir bir küresel medeniyet için çalışan, insan haklarının artık kağıt bildiriler değil bir yaşam biçimi olduğu, tüm mal ve hizmetlerin para, kredi, takas veya başka herhangi bir değişim aracına ihtiyaç duymadan tüm insanlar tarafından kullanılabilmesine olanak sağlayan, dünya kaynaklarını tüm insanların ve canlıların ortak mirası olarak kabul eden ve insanlığın gereksiz ıstırabı gibi asırlık yetersizliklerin yalnızca önlenebilir değil tamamen kabul edilemez olarak görüldüğü bir kültüre sahip, dişiler tarafından yönetilen egosuz bir dünya düşüdür. Gönül Nuhoğlu İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. Tarih yazımı, siyaset ve sosyoloji alanlarıyla iş birliği yapan ve İstanbul'da yaşayan bir sanatçı olarak, son yirmi yılda ürettiği işler, mekanın çelişkilerinden beslenen diyaloglardır. Yolculuğu, mekansallığımızın sınırsız boyutlarını araştırarak ve disiplinler aşırı, tarihsel, toplumsal ve mekansal bağlantıların izini sürmektedir. Sanatında kesinlikler yoktur, niyetler vardır buna karşın metodolojiler bulunmamaktadır. Her kişisel sergisi, belirli temalar ve kavramlar çevresinde gruplanmış, çok çeşitli medya yelpazesinden yararlanan eserlerden oluşmaktadır. Bu temalar sıklıkla enstelasyonlarda bütünleşirler. Farklı sergilerde birbirinden çok farklı malzeme ve dil kullanılabilir, ancak konuları itibariyle kişisel sergileri birbirleriyle anlam bağları oluşturur. Her işin konusu kullanılan malzemeyi ve formu belirlemektedir. Mekanlar, fikirler ve bunları temsil eden kimlikler arasındaki ilişkileri irdeleyen ve yapı-çözümünü yapan mekana özel enstalasyonlar üzerinde çalışır. Mekansal dinamikler ve işleri arasındaki ilişkiyi şu şekilde tanımlar: Mekanın kendisinin dikkate alınması ve esere dahil edilmesi üretim sürecimim hayati bir ögesidir. Fiziksel, tarihsel ve sosyo-politik boyutlarıyla mekan üretimime yön verir. Araştırma ve üretim sırasında yeni meseleler doğar ve sonraki eser bütününe giden yolu açar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gonullu-sokak-sanatcilari-depremzede-cocuklarin-travmasini-hafifletiyor/", "text": "Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Hatay'da çadır kentlerde kalan çocuklar, gönüllü sokak sanatçılarının etkinlikleriyle deprem travmasını atlatmaya çalışıyor. Akdeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki 10 ili etkileyen depremlerin ardından bölgeye gelen gönüllü ekipler arasında yer alan İzmir Sokak Sanatları Atölyesi üyeleri Erdal Çoban, Enes Şahin, Esra Akkuzu ve Hani Sincar, ilk günlerde Hatay'ın Antakya ilçesinde arama kurtarma çalışmalarına katıldı. Daha sonra depremzede çocuklar için de harekete geçen grup üyeleri, bölgede AFAD tarafından kurulan çadır kentlerde etkinlikler düzenliyor. Çadır kentleri tek tek gezerek yüz boyama, müzikle dans, animasyon gösterileri ile çeşitli oyunlar ve yarışmalar düzenleyen grup üyeleri, depremzede çocukların travmasını hafifletmeye çalışıyor. Sokak Atölyesi Genel Sanat Yönetmeni Erdal Çoban, konu ile ilgili yaptığı açıklamada depremin ardından Çocukları güldürün sloganıyla harekete geçtiklerini söyledi. Çoban, kente geldiklerinde önce arama kurtarma çalışmalarına katılarak 4 kişinin kurtarılmasına destek verdiklerini, ardından çadır kentlerde kalan çocuklar için harekete geçtiklerini kaydetti. Depremden fiziksel ve psikolojik olarak en çok çocukların etkilendiğine dikkat çeken Erdal Çoban; Elimizden geldiğince çocukların yaşadığı tramvayı hafifletmeye çalışıyoruz. Bir nebze de olsa onlara depremi unutturmak, olayın vahametinden uzaklaşmalarını sağlamak için çabalıyoruz. Onlarla şarkı söylüyoruz, oyunlar oynuyoruz diye konuştu. Çoban, Türk halkının yardımseverliği ve dayanışma ruhuyla bu zor günlerin geride kalacağına inandığını belirterek, Hatay'ın ardından depremin etkilediği diğer illerdeki çadır kentleri de ziyaret edeceklerini dile getirdi. Çocuklara oyuncaklar, balonlar ve çikolatalar hediye ettiklerini de aktaran Erdal Çoban; Elazığ ve İzmir depremlerinde aynı görevi üstlenmiştik. Çocukların gülümsemesi bizim için çok değerli. Sanatın dört duvar arasında değil, açık alanlarda yapılabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, ülkenin neresinde çocukların zor duruma düştüğü bir felaket varsa oraya koşuyoruz ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/googledan-gravur-sanatcisi-aliye-bergerin-117-dogum-gunune-ozel-doodle/", "text": "Google, gravür sanatçısı ve ressam Aliye Berger'in 117. doğum gününü özel logo ile kutluyor. Google, ana sayfası aracılığıyla internette arama yapmak isteyenleri Aliye Berger için hazırlanan doodle ile karşıladı. Sayfada Aliye Berger'i tabloları önünde resmeden bir doodle kullanan Google, linke tıklayanlara da ünlü ressam hakkında bilgilerin verildiği sayfalara link sağladı. Türkiye'nin ilk gravür sanatçılarından Aliye Berger, 24 Aralık 1903'te İstanbul Büyükada'da doğdu. Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın kız kardeşi olan Berger, 1954 yılında Yapı Kredi Bankasının düzenlediği resim yarışmasında birinci seçilerek adını duyurdu. Yaşamı boyunca dünyanın çeşitli kentlerinde 12 özel, 48 karma sergiye katılan sanatçı, 9 Ağustos 1974'te Büyükada'da hayatını kaybetti. Sanatçının İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde 4, Albertina Müzesi'nde de 3 yapıtı halen sergilenmeye devam ediyor. Doodle uygulamaları, dünya ülkeleri için önemli gün ve tatillere, kültürel olaylara ve tarihte yer alan önemli kişilere yer vererek, dikkati çekmeyi amaçlıyor. Özel tasarımlı logonun üstüne tıklanarak, o güne, kişiye, konuya özel daha ayrıntılı bilgilere erişiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/goreme-acik-hava-muzesi-cevrimici-ziyarete-acildi/", "text": "Türkiye'nin geçen yıl en çok ziyaret edilen müzeleri arasında ilk 5 sırada yer alan Göreme Açık Hava Müzesi artık sanal müze olarak da ziyaret edilebilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, Sanal müzelerimize 3 tane daha ilave ettik. Toplam sayıyı 20'ye ulaştırdık denildi. Üç müze içerisinde Nevşehir'de bulunan Göreme Açık Hava Müzesi, Aksaray'da bulunan Ihlara Vadisi ve Çorum'da bulunan Hattuşa Ören Yeri bulunuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bugünden itibaren ziyarete açılan Göreme Açık Hava Müzesi'ni sanal ortamdan gezmek isteyenler Göreme Açık Hava Müzesi girişini, Azil Basil Şapeli'nin yanı sıra müze içerisinde bulunan kiliseleri de ziyaret edebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gorsel-sanatlarin-dijital-donusumu/", "text": "Dijital çağın devrimsel etkisiyle birlikte görsel sanatlar dijital bir boyut kazandı. Görsel sanatçılar çalışmalarını dijitale uyumlu hale getirdi. Grafik tasarım ve dijital çizimle ortaya çıkan sanat eserleri, sanat anlayışının da dönüşmesine yol açtı. Sanatsal üretim sürecinde ortaya çıkan bu yeni anlayış domino etkisi yaratarak sergileme ve koleksiyonculuğun da sanal bir boyut kazanmasına zemin hazırladı. Özellikle pandemi döneminin belirgin bir tetikleyici olduğu bu süreçte, sanat eserlerinin görünür olmasını sağlayan sergi ve galeriler de dijitale taşındı. Yeni çağın gerekliliklerine geç de olsa uyum sağladığımız şu dönemde dijitalleşmenin her ortamda kendini gösterdiğine tanık oluyoruz. Birçok sanat topluluğu eve kapandığımızda da sanattan uzak kalmamamız adına dijital olarak etkinlik ve sergiler düzenlemeye devam etti. Pera Müzesi, İstanbul Modern ve Yapı Kredi Kültür Sanat gibi birçok kurum internet sitesinde dijital sergilere yer verdi. Sanatın dönüşmesiyle birlikte hitaplar da değişti. Görsel sanat alanında üretim yapan insanlara ressam ve sanatçı denirdi. Dijital çağın getirdiği yeni nitelemelerse dijital sanatçı ve illüstratör oldu. Dijital sanat alanında etkili yapıtlar veren bazı isimler şöyle: Aykut Aydoğdu, Refik Anadol, Ronald Ong. Yapıtlarını dijital olarak üreten sanatçılar çalışmalarını farklı bir boyutta takipçilerine sunmaya başladı. Grafik, renk ve çizgilerin 0'lar ve 1'ler dünyasının kodlarıyla oluşan bir hammaddeye sahip olması sanat eseri arşivinin de gerçek dünyada kapladığı alan hacmini azalttı. Bu küçülme eserin alıcısı ya da izleyicisi açısından da bir avantaj sağladı. Dijitalleşmeden önce bir sanat eserine sahip olmanın tek yolu o eseri müzayede ya da sergide somut olarak almaktı. Artık koleksiyonerlik anlayışı da bireyselliğini yitirdi. Bir eserin tek bir sahibinin olmaması bir demokratikleşme sürecine de zemin hazırladı. Bazı koleksiyonerler satın aldığı eserlerin sadece kendisine seyir zevki vermesini ister. Bu bazı sanat eserlerinin de bilinirliğini yok eden bir durum. Tarihsel süreçte ortaya çıkmamış ya da gizli kalmış birçok eser ve sanatçı var. Koleksiyoncunun aldığı sanat eserini diğer sanatseverlerle paylaşmaması sanatın gelişiminin de önünde bir engel. Dijitalleşmenin bu süreçte etkilediği diğer bir alansa koleksiyonculuk oldu. Sanatçılar sanat eserlerini NFT'ye dönüştürüp satarak koleksiyonculuğun da evrimleşmesine imkan sundu. Artık bir eser birden fazla koleksiyonerin dijital arşivinde bulunabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gorsel-sanatlarin-dijital-tarihi/", "text": "Teknolojinin gelişimiyle birlikte dijital anlamda sanatta da değişim ve dönüşümler yaşandı. Özellikle dijital sanat alanı daha fazla gelişmeye başladı. İnsanoğlu her zaman kolaylığa ve rahatlığa teknolojiyle ulaşmayı sever. Buna tabi ki sanat da dahildir. Sanat için artık belli mekanlara ya da galerilere gitmeye gerek kalmadan dijital dünyanın kapılarını aralayıp sanatı ulaşılır hale getirebilirsiniz. Dijital sanatın kökenine bakıldığı zaman 1960'lara kadar gittiği görülür. Ancak sanatta en büyük dijital devrimi 21'nci Yüzyıl olan günümüzde yaşamaktayız. Sanat ve teknolojinin birleşimi ile daha kolay ulaşılabilen bir alan yaratılmaya başlandığı anlardan beri gelinen noktada bu daha da profesyonel bir hal aldı. Birbirinden farklı mecralarda farklı sunuşlarla karşımıza çıkan dijital sanat devriminde yerini alan isimlerden biri de @yildirimarte oldu. Ressam Gökhan Yıldırım öncülüğünde kurulan sosyal sanat galerisi 190 bine yakın takipçisiyle her geçen gün büyümeye devam ediyor. Dijital sanat 1990'lara geldiği zaman farkındalığı daha da artmaya başlamıştı. İnsanlar sanatın ayağına gitmek yerine sanatı dijital ortamda yayınlama ve keşfetme geleneğine işte o günlerde yavaş yavaş başladı. Bu da sanatta gelinen teknolojik noktanın ne kadar sürede gelişip bugünlere yetiştiğini bizlere gösteriyor. Bugün birçok platformda dijital anlamda sanat eserleri yer alır. Her biri önemli sanatçılara ait olan bu eserler oturduğunuz yerden evinizden konuk olarak inceleme şansını size sunar. Bu hem teknolojiyi hem de rahatlığı bir arada keşfetmenize yardımcı olur. Böylece bir değil birden fazla alandan beslenerek kendinizi geliştirme çabasına girebilirsiniz. Belli başlı sanatçılar tarafından dijital ortamlarda estetik kaygısıyla oluşturulan birçok içeriğe ulaşabilir ve sanata dair olan yönlerinizi geliştirmeye başlayabilirsiniz. Teknolojik gelişimden önce sanatlar büyük alanlarda halka sunulurdu. Büyük resim sergileri ile insanlar toplu şekilde karşılaşırlardı. Ancak bu sergilere herkesin katılımı olmazdı. Zamanla teknolojinin gelişimiyle birlikte dijital anlamda sanat modeli ortaya çıktı. Böylece sanal ortamda sanatın her yönü sergilenerek birçok kişiye ulaşma şansı da bulundu. Bu yönde oldukça önemli bir yapıyı sizlere sunar. Sizler evinizin konforunda sanatı ve sanatçıları keşfederek onlar hakkında daha fazla bilgiye ulaşma imkanı bulabilirsiniz. Ressam Gökhan Yıldırım sayesinde dijital ortama taşınan sanatçıları takip etmeye başlayabilirsiniz. Bunun için @yildirimarte adresine Instagram üzerinden ulaşarak birçok sanatçının keşfedilmemiş içeriklerini de inceleyebilirsiniz. Böylece tek bir sanat yerine birden fazla içeriğine göz atma fırsatınız da olur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gorunmez-dusman-var-olmamali-sergisi-pi-artworkste/", "text": "Irak asıllı Amerikalı sanatçı Michael Rakowitz'in Görünmez düşman var olmamalı başlıklı İstanbul'daki ilk kişisel sergisi, 28 Ekim 25 Aralık 2021 tarihleri arasında Pi Artworks İstanbul'un ev sahipliğinde izleyiciyle buluşuyor. Problem çözme ve soru yaratmanın kesiştiği noktada çalışan Michael Rakowitz'in Görünmez düşman var olmamalı başlıklı yapıtı, 2007 yılından bu yana devam eden bir seriden oluşuyor. 2000'lerin başındaki Irak Savaşı süresince ve sonrasında yaşanan kültürel yağmaya bağlı olarak, Irak Ulusal Müzesi'nden alınan sayısı toplamda 7000'i aşan, yok edilmiş ve kaybolmuş tarihi eseri yeniden yaratmayı hedefleyen seri, 2015'te, Kalhu'nun rölyef panellerinin oda oda yeniden ortaya çıkışını içerecek şekilde genişliyor. Kalhu, eski Mezopotamya'dan günümüze ulaşmış bir hazine olan Asur sarayının yer aldığı bölgede ; yer alıyor. Kalhu'daki rölyef panellerin 2015 yılında IŞİD tarafından yok edilmesi dünya çapında şoka yol açarken, yerel halka da derin bir keder yaşatmıştı. Rakowitz, Kalhu'daki odaları yeniden canlandırırken, günümüzde Batı'nın saygın ama sömürgeci kurumlarında bulunan yağmalanmış rölyefleri ise dahil etmiyor. Rakowitz'in çalışmalarındaki boş alanlarla ustaca işaret ettiği Kalhu ve benzeri yerlerdeki soygunlar ve yıkımlar ister politik, ister arkeolojik ya da kazı amaçlı olsun, 19. yüzyılın sömürgeci uygulamalarıyla başlayarak; kaynağını IŞİD'in çok öncesinden alıyor. Kültür tarihinin herhangi bir kısmını ya da bütününü onları alıp götürecek kadar kendilerine ait gören Batı zihniyeti ile aynı tarihin doğurduğu insanları günümüzde canavarlaştıran Batı'nın birleşimi, bu eser serisine ortaya çıkmasına yol açan ikiyüzlülüğü tariflerken, katalizör olma niteliği taşıyor. Bugüne kadar, Rakowitz, atölyesiyle beraber Irak Ulusal Müzesi'nden sonsuza kadar kaybolmuş nesnelerin 900'ünü yeniden dünyaya getirmiştir ve Kalhu/Nimrud'dan yedi odayı yeniden canlandırmıştır, bunlar Oda N, G, Z, H ve F ve S odalarının bölümlerinden oluşuyor. Bugün de Pi Artworks İstanbul'da Rakowitz'in Nimrud'dan Oda C, Bölüm 1 yapıtı sergileniyor. Rakowitz, buna sadece eserin içeriğinde değil, aynı zamanda maddeselliğinde de yer veriyor. Rakowitz'in, tarihi eserleri ve panelleri orijinal renkli hallerine yakın bir forma getirmek için, Orta Doğu'dan ürün ambalajları ve Arapça-İngilizce gazetelerle bir tür papier-mache tekniği kullanması, sanatçının önceki ve belirleyici serilerine gönderme yaparken, bu serinin doğuşuna da değiniyor. Bölgenin zenginliklerinin ve tarihinin Batı tarafından tüketilmesi fikri, eş zamanlı olarak halkının değeri ve kimliğinin, onları saranların, bağlamlarının bir kenara itilmesiyle birleşirken, Rakowitz, bu tarihi eserleri etiketler ve kağıtlar aracılığıyla gururla kimlikle donatıyor. Eserler, kelimenin tam anlamıyla nereden geldiklerini anons eden etiketler taşırlarken, mülksüzleştirme onlara nüfuz edemiyor. Pi Artworks'te, 2015'te IŞİD yok etmeden önce, Nimrud sarayındaki Oda C'den günümüze ulaşmış rölyeflerin yeniden ortaya çıkışı sergileniyor. Yeniden yarattığı tüm odalarda olduğu gibi Rakowitz bize yıkımdan önceki gün Irak halkının günümüzde Irak'ta Numaniyah'ta, kendi tarihlerinden neler görebileceğine dair yeni bir hayal gösteriyor. Panellerde siyah ile doldurulmuş alanlar ve boş kısımlar, sömürgeci güçlerin verdiği tahribatı ve gizlice el konmuş eksik ve kayıp tarihi gösterirken, panellerin yeniden ortaya çıkışı IŞİD yüzünden kaybolup gidenlere işaret ediyor. Görünmez düşman var olmamalı serisi, 25 Aralık 2021 tarihine kadar Pi Artworks İstanbul'da görülebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/goteborg-film-festivalinden-deneysel-bir-proje/", "text": "Pandemi döneminin değişen izleme alışkanlıklarına yönelik deneysel bir projeye imza atan Göteborg Film Festivali, bir sinemaseveri bir hafta boyunca tek başına film izlemek üzere ıssız bir deniz fenerine gönderiyor. Göteborg Film Festivali, pandemi döneminin değişen izleme alışkanlıklarına yönelik en deneysel projelerden birine imza attı. Festival, önümüzdeki günlerde belirlenecek sinemaseverleri, dış dünyadan izole bir halde bir hafta boyunca tek başına film izlemek üzere belirli mekanlara gönderecek. Bu mekanlardan biri de izole bir deniz feneri olacak. Filmloverss'ın aktardığına göre, Kuzey Denizi'nde yer alan Pater Noster Adası'na gönderilecek olan sinemasever, bir hafta boyunca tek başına kalacak ve festivalin kendisine sunacağı 60 yeni filmi seyredecek. Adaya giderken yanına telefonunu ya da okumak istediği bir kitabı alamayacak. Böylece adada geçireceği bir hafta boyunca odağının tamamen filmlerde olması sağlanacak. Pater Noster Adası'ndaki deniz fenerine gidecek bu sinemaseverin yanı sıra festival iki kişiye daha benzer gösterimler düzenleyecek. Bu iki kişiden biri, İsveç'in en büyük arenalarından biri olan Scandinavium'da, diğeri ise İsveç'in önde gelen sinema salonlarından Draken Cinema'da tek başına filmleri izleyecek. Festivalin geri kalanı ise, son dönemde düzenlenen pek çok film festivali gibi tamamen dijital ortamda, online gösterimlerle gerçekleşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gotik-korku-efsanesi-dracula-gorkemli-bir-muzikalle-sahneye-tasiniyor/", "text": "Bram Stoker'ın klasik eseri Dracula'nın görkemli hikayesini seyirciyle ilk kez buluşacak müzikler ve birbirinden ilginç performanslarla sahneye taşıyan Dracula müzikali, Aralık ayında İzmir, İstanbul ve Eskişehir'de. Bram Stoker'ın klasik eseri Dracula'nın görkemli hikayesi sahne sanatlarıyla bir araya geliyor. İlk kez dinleyici karşısına çıkacak müzikleriyle tarifsiz bir seyir zevki yaşatacak Dracula müzikali, Kumbara Görsel Sanatlar prodüksiyonu ile Türkiye'de sahneleniyor. 7 ve 8 Aralık'ta İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu, 12 Aralık'ta İstanbul Kozzy Gönül Ülkü- Gazanfer Özcan Sahnesi ve 18 Aralık'ta Eskişehir Yunus Emre Kültür Merkezi'nde sahnelenecek müzikalin biletleri Türkiye'nin lider biletleme platformu Biletinial'da. İzleyiciyle buluşmak için gün sayan müzikalin konusu ise şöyle: Yazarın deyimiyle Ölü Olmayan hayatını yeniden canlandıran orta çağ asilzadesi Dracula'nın Mina'ya olan aşkıyla yeni soylu bir yaşam kurmak ve bir hipnoz sonucu kendi sonunu hazırlayan kaderinin planı, iyilikle kötülüğün amansız savaşı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gozde-hatiboglunun-ucuncu-kitabi-bir-dusun-pesindeyim/", "text": "Gözde Hatiboğlu'nun üçüncü kitabı Bir Düş'ün Peşindeyim, Yazardan Direkt Yayınevi'nden yayımlandı. Aşkı Gözlerinde Bıraktım ve Sahibine Mektuplar isimli ilk iki kitabının genişletilmiş bir dosyası niteliğindeki Bir Düş'ün Peşindeyim; Hatiboğlu'nun samimiyetini okura yeniden hatırlatıyor. İki kişi arasında oluşabilecek duyguları en derinden yakalayan Hatiboğlu, hiç yalana ve oyuna girmeden kullanıyor kelimelerini. Böylece kendi dilinin samimiyeti ile okurun iç dünyasına dokunmayı başarıyor. Kitapta yer alan şiirleri de düz yazıları da aslında her okurun deneyimlediği şeyler olmasına rağmen açık sözlülüğü ile yakalıyor okuru. Sevgiliye duyulan aşkın büyüklüğü, özlemin derinliği, yapılan hataların cesurca ortaya konulması, kimi zaman da yıllar süren bir arkadaşlık bağının gücü... Hatiboğlu, tüm bu taşkın hisleri en çıplak haliyle yansıtmakta deneyimli bir kalem. Yazardan Direkt Yayınevi'nden yayımlanan Bir Düş'ün Peşindeyim, yazarın üçüncü kitabı. Hatiboğlu, 1979 yılında Tarsus'ta dünyaya geldi. 1985 yılında başladığı eğitim hayatı, 2004 yılında yüksek lisanla tamamlandı. Ortaokul yıllarının başında keşfettiği Freud, mesleki yolunu çizmiştir. Bugün de ruh sağlığı ve özellikle psikanaliz alanında çalışmaktadır. 2006 yılında ilk kitabı Aşkı Gözlerinde Bıraktım, bir hayalin gerçekleşmesi olarak yayımlandı. 2008 yılında, ikinci kitabı Sahibine Mektuplar ile hayallerine devam etti. Sevgili Burcu Güneş, 2009 yılında Gözlerinde Bıraktım Aşkı ve 2010 yılında Tamamdır şarkıları ile Hatiboğlu'nun şiirlerine bambaşka bir boyut kattı. Gözde Hatiboğlu aynı zamanda yaş gününe denk gelen imza günü ve lansman ile 30 Ekim Pazar günü Minoa Akaretler'de, 17.00 19.00 saatleri arasında okurlarıyla buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/grammy-odullu-sef-john-nelson-bifoyu-yonetiyor/", "text": "Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Londra Senfoni, Paris Orkestrası, Leipzig Gewandhaus, Boston, Philadelphia, Cleveland ve New York Filarmoni gibi dünyanın önde gelen orkestralarını yönetmiş ve özellikle de romantik dönem repertuvarına olan hakimiyeti ile tanınan John Nelson 'ın şefliğinde Schubert, Beethoven ve Schumann'ın yapıtlarını seslendirecek. Schubert'in Rosamunde Uvertürü ile başlayacak olan konserin ilk yarısında Beethoven'ın 1. Senfoni'si seslendirilecek; ikinci yarısında ise Schumann'ın 2. Senfoni'si yorumlanacak. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın 27 Şubat Perşembe akşamı Lütfi Kırdar ICEC'te vereceği konserde ünlü viyola sanatçısı Yuri Bashmet'in yer alacağı duyurulmuştu; ancak sanatçı beklenmedik rahatsızlığı nedeniyle maalesef konsere katılamıyor. John Nelson 'ın şefliğindeki Borusan Filarmoni Orkestrası konseri öncesinde 19.00-19.40 saatleri arasında Dolmabahçe Salonu'nda, gazeteci ve klasik müzik yazarı Serhan Bali moderatörlüğünde konser üzerine bir söyleşi gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/grand-pera-eskizden-piksele-dijital-sanat-sergisi/", "text": "Grand Pera, 30 Eylül-15 Ekim 2023 tarihleri arasında gerçekleşen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Ayşe Demirci'nin üstlendigi Eskizden Piksele Dijital Sanat sergisi, Anadolu'nun zengin kültürel mirasını modern sanatın gücüyle harmanlayarak sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Değerli sanatçılarımızın özgün yorumlarıyla geleneksel desenler ve Anadolu motifleri, dijital sanat ve yapay zeka ile bir araya gelerek, hem geleneksel mirası korumanın hem de yeni nesillerin bu harika sanatla buluşmasının önünü açıyor. Sergi, geleneksel ve modern sanatın eşsiz bir birleşimini sunarak yeni medya, dijital sanatlar, biyo-sanat ve yapay zeka gibi çağdaş konu başlıklarını zengin kültürel mirasımızla buluşturuyor. Bu özgün proje, geleneksel değerlerin ve çağın dijital teknolojileriyle nasıl sentezlendiğini keşfetmek isteyen sanatseverlere ilham veren bir deneyim sunuyor. Aynı zamanda, kültür endüstrisinin modern sanat akımlarını nasıl benimsediğine ve dijital yeniliklerle nasıl harmanladığına dair bir pencere açıyor. Grand Pera'da 15 Ekim'e kadar ücretsiz olarak gezilebilecek Eskizden Piksele Dijital Sanat sergisi, sanatın evrensel dilini kullanarak geçmişi ve geleceği bir araya getiriyor, böylece izleyicilere unutulmaz bir sanat deneyimi sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gratis-in-kucuk-ressamlari-belli-oldu/", "text": "Gratis'in 14 yıldır gerçekleştirdiği ve geleneksel hale gelen Çocuklar Arası Resim Yarışması, bu yıl da Türkiye'nin dört bir yanından 7-10 yaş arasındaki küçük ressamların katılımı ile online olarak gerçekleşti. Cumhuriyet'in 100'üncü yılı temasıyla düzenlenen resim yarışmasının kazananları; Çınar Dallı, Melis Ada Uyanık ve Cafer Ulaş Dilbaş oldu. Gratis'in Türkiye çapında 2010 yılından bu yana düzenlediği ve gelenekselleşen Çocuklar Arası Resim Yarışması sonuçlandı. Her yıl birbirinden farklı temalarla minik ressamların yeteneklerini gösterdiği yarışmada, çocuklar bu kez Cumhuriyet'in 100'üncü yılını resimleriyle kutladı. Adel, Colgate ve Johnson & Johnson sponsorluğunda gerçekleştirilen yarışmada jüri tarafından yapılan oylamalar sonucunda resim yarışmasının birincisi İzmir'den Çınar Dallı (10), ikincisi İstanbul'dan Melis Ada Uyanık (8) ve üçüncüsü ise yine İstanbul'dan Cafer Ulaş Dilbaş (7) oldu. Türkiye'nin her yerinden 7-10 yaş aralığındaki küçük ressamların Cumhuriyet'in 100'üncü kuruluş yıldönümünü resimleriyle kutladığı Gratis Çocuklar Arası Resim Yarışması'nda binlerce kişi arasından seçilerek dereceye giren küçük ressamlardan birincisi Apple Ipad, ikincisi TCL Akıllı Çocuk Saati ve üçüncüsü ise JBL Live Kablosuz Kulaklık ödülünü kazandı. Ayrıca yarışmaya katılan tüm miniklere de sürpriz olarak hediye paketleri gönderildi. 2009 yılında kurulan Türkiye'nin en yaygın ve lider kişisel bakım market zinciri Gratis, 81 ilde 700'ü aşkın mağazası ile hizmet vermektedir. 5 bini aşkın kadına istihdam sağlayan Gratis, sektöründe mağaza çalışanlarının tamamı kadın olan tek markadır. Gratis, makyaj ürünlerinden bebek bakımına, temizlik ve hijyen ürünlerinden atıştırmalığa kadar 15 farklı kategoride 15 binden fazla ürün ile hizmet vermektedir. Gratis ayrıca 50'yi aşkın Beauty Güzellik Merkezi'nde cilt, saç, el ve ayak bakımı gibi kişisel bakım hizmetleri sunmaktadır. Güzel Bak Kendine mottosu ile milyonları aşkın sadakat kart sayısına ulaşan Gratis müşterilerine en güncel kişisel bakım ürünleriyle keyifli bir alışveriş deneyimi sunmayı hedeflemektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gri-bir-gun/", "text": "İstanbul'un sarıp sarmalayan, alıp götüren, tüm zamanların nefesini hissettiren aurası ile geçti çocukluğumuz. Bölük, pörçük çocukluk anılarımız yerini gençliğin kavak yellerine bıraktığında da aynı nefesle yol aldık. Kadim şehirlere ruh veren, zamanın içindeki yaşanmışlıklar olsa da şehrin kurulduğu yerin de bir anlamı olmalı. Güzel Sanatlar'a ilk girdiğim yıldan itibaren bu ruhu bilinçli olarak hissetmiştim. Dersten çıkıp boş kaldığım her fırsatta sur içi bölgesine gidip Ayasofya'yı dolaşıp, Topkapı ve Arkeoloji Müzesi'nde vakit geçirip bunların bahçelerinde geçmişin hayallerini kurar kendimi o yaşanmışlıkların içinde hissederdim. Ayda bir kaç kere tekrar eden bu gezilerimi ise genellikle yürüyerek yapardım. Sultanahmet çevresinden genellikle ikinci el kıyafet alıp, bunu el yapımı sandaletlerle tamamlardım. Bu sandaletler de sadece Sultanahmet'te bulunurdu. Kıyafetler ise buraya gelip, parasız kalmış turistlerin sattıkları olurdu. Bu çok otantik, yöresel ve yaşanmışlığı olan kıyafetlerle bütünleşirdim. Gezgin ruhların bana da geçtiğini hissederdim. Kadıköy'de oturup, Beşiktaş'taki okuluma gidebilmek için sabahın sakin ve sessiz dinginliğinde 1950'lerden kalmış Bostancı dolmuşları ile Kadıköy'de inip oradan eskiden hal binası iken şimdilerde konservatuvar olan tarihi yapının önünden Üsküdar dolmuşlarına binerdim. Onlar da 1950'li yıllara aitti. Eski cızırtılı radyolarından sanat haberlerini dinleyerek, Üsküdar'ın ruhuma her zaman iyi gelen, o her şeye sakinlikle meydan okuyan caddelerini geçip, küçük boğaz vapurları ile Beşiktaş'a geçerdim. Boğazın, ta Rusya'dan kopup getirdiği rüzgarları içime çekip, yürüyerek tarihi yapıların içinden okuluma varırdım. Kavak yellerinin sakin esmeye başladığı dönemimde de Adalar, Çamlıca, Yakacık, Fenerbahçe, Boğaz, Sarıyer, Tarabya, Çengelköy, Kavaklar, neredeyse ailecek her hafta sonu bir dokunalım dediğimiz yerler oldu. Bu dönemde İstanbul geceleri yılbaşı coşkusu ile birleşince yaşam daha bir anlamlı olurdu sanki. Yılbaşı akşamlarında şık ama sıcak tutan, rahat giysiler seçip, önce Kadıköy'ün akşam saatlerini hissedip, vapurun sıcak ortamında şehrin ışıklarını ve hareketliliğini seyrederek Karaköy'e gelir, Tünel ile Beyoğlu'na geçerdik. Kimliği, kişiliği olan bir lokantada hoş bir akşam yemeği yedikten sonra, ışıklı caddeden ve Beyoğlu'nun tarihi arka sokaklarından geçip, saat 22'de Taksim'de olurduk. Sonra sakince yürüyerek Nişantaşı'nda sıcak bir yerde çayımızı, kahvemizi yudumlayıp, saat tam 24'te Nişantaşı'nın coşkulu bir noktasına konuşlanırdık. Önceden hazırladığımız kuruyemiş, şarap ve çikolatamızı burada bitirip, yürüyerek Beşiktaş'a inerdik. Boğazın ışıklarına karşı kahvemizi içip, Boğaz vapuruna binip, Rusya rüzgarını içimize çekip, Üsküdar'a varıp, Kadıköy'e bir kez daha bakıp, sabaha karşı evimize dönerdik. Bu Yılbaşı yürüyüşü 10 sene boyunca devam etti. Adeta İstanbul kanatlarımızın altında gibiydi. Bazı bilim-kurgu, kıyamet filmleri vardır. Filmin iki kahramanı önden koşarken, arkada sürekli bir şeyler patlar ve yok olur. İstanbul'a da sanki böyle bir şey oldu. Beni oradan oraya savuran rüzgar mı bitti, kanatlarım mı koptu bilmiyorum, ben sadece kendi sokağım ve semtime sıkıştım günün birinde. İstediğim sakinlik ve doğallık, ruhuma iyi gelen sükunet sadece buradaydı. 2019 yılında kendime yine sanatsal bir gün oluşturmak istedim. Sabah uyandığımda hava gri idi. Gri, yüksek binaların içinden yürüyerek, bir türlü sevemediğim yeni tip minibüse bindim. Kadıköy'e geldim. Üzerime üzerime gelen kalabalığı yararak yeni tip küçük motora bindim. Haydarpaşa Gar'ı tadilat dolayısı ile kapanmıştı. Görünmüyordu. İstanbul tablosunun önemli bir kısmı silinmişti. Gri denizi yararak Beşiktaş'a geldim. Oradan Karaköy'e yürüyecek ve Güzel Sanatlar Müzesi'nde bir sergi gezecektim. Beşiktaş'tan Kabataş'a, Kabataş'tan Karaköy'e hiç bir şey göremeden yarım metrelik bir kaldırım ve yanımda beş metrelik gri inşaat panolarının önünden yürüdüm. İstanbul tablosunda bir bölüm daha yoktu. Araçlardan çıkan inşaat kamyonlarının, çamurun ve gri tozun içinden gri renkli Güzel Sanatlar Müzesi'ne vardım. Bina labirent planlıydı. İki tarafı gri metal panolarla kaplı iki metrelik koridorlarda yürüyerek karanlık küçük odalarda sanat hissetmeye çalıştım. Serginin konusu 'yok olan çevre' idi. Oradaki bir pencereden Galataport'un inşaatına baktım. Karaköy delik deşikti. Vinçlerden deniz görünmüyordu. Sergiden çıkıp, Karaköy iskelesine gitmek için kamyon ve inşaatların arasından geçtim. İskele de değişimlerden nasibini almıştı. Doğaya ve kadim şehre hiç yakışmayan kahverengi kompozit malzeme idi. Karnım acıkmıştı. Tarihi yarım ada manzaralı bir börekçiye oturup böreğimi aldım. Camın tam önüne bankamatik kulübelerini koymuşlardı. Kulübelerin arkasındaki mezbeleliği seyrederek böreğimi yedim. İskeleden son bir gayretle tarihi yarım adayı görebilir miyim diye baktım. Ayasofya'nın üzerinde büyük bir vinç yükseliyordu. İlerisinde de gökdelen silueti. Motora bindim. Gri bir havada, gri bir deniz üzerinde, gri siluetler arasından, gri tekneden inince Kadıköy İskelesi'nin önünde yöresel giysileri içinde bir kadın kırmızı renkli dağ yemişi satıyordu. Renkli giysileri ile gri fon üzerinde bir tablo gibiydi. İstanbul'un gizemi, sürprizi ve her zaman umut olan haliydi bu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/guc-basar-gullenin-reverse-perspective-konseri-izleyicilerle-bulusuyor/", "text": "Borusan Klasik'te canlı konser yayınları devam ediyor. 28 Ocak Perşembe saat 14.00'te Patrick Hahn yönetiminde Borusan Klasik'te yayınlanacak olan konserin yanı sıra, 30 Ocak Cumartesi günü saat 19.00'da borusansanat. tv'de Güç Başar Gülle'nin REVERSE PERSPECTIVE konseri izleyicilerle buluşacak. Canlı radyo konserleriyle dinleyicisiyle buluşmaya devam eden Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Patrick Hahn yönetimindeki yeni konserle müzikseverlerin karşısına çıkıyor. Dünyaca ünlü Avusturyalı şef Hahn yönetimindeki konserde iki çok sevilen besteciden iki başyapıt seslendirilecek. Geçtiğimiz kasım ayında da BİFO'yu yönettiği canlı konser yayınıyla beğeni toplayan ünlü şef, bu konserde Bartok ve Beethoven eserleriyle dinleyici karşısında olacak. Anavatanı Avusturya'dan sonra ünü tüm Avrupa ve Amerika'ya yayılan Hahn, özellikle Münih Filarmoni, Hamburg Senfoni, NDR Radyo Filarmoni ve Viyana Senfoni Orkestralarını yönettiği konserler, Kirill Petrenko ile iş birliği ve son olarak da Bavyera Devlet Operası'nda yapılan Salome temsilinin yönetimi ile dinleyicilerin beğenisini kazandı. 28 Ocak Perşembe günü saat 14.00'te başlayacak konser öncesinde, saat 13.40'ta Serhan Bali bir kez daha müzik üzerine söyleşileriyle dinleyicilerle bir araya gelecek. Çevrimiçi video platformu borusansanat. tv, izleyicileri ücretsiz konser kayıtlarıyla buluşturmaya devam ediyor. 30 Ocak Cumartesi günü 19:00'da Güç Başar Gülle'nin konser kaydını dinleyicilerin beğenisine sunulacak. Kendine özgü müziğiyle dikkat çeken Güç Başar Gülle, üçüncü albümü REVERSE PERSPECTIVE ile müzikseverlerle buluşacak. Gülle, Osmanlı müziğinin geleneksel kökenlerinden ilhamla, caz ve klasik batı müziğini buluşturduğu parçaları ile dinleyicilerin karşısında olacak. Borusan Müzik Evi takipçilerine Borusan Klasik'ten ulaşmaya devam ediyor. 29 Ocak Cuma günü saat 23.00'te Volkan Coşar özel olarak hazırladığı ve sunduğu programla yayında olacak. Karnaval. com üzerinden yayın yapan Borusan Klasik'e internette karnaval. com/borusanklasikdinle adresinden, mobil ortamda iPhone ve Android cihazlarınıza indireceğiniz Karnaval uygulamasıyla, iPad için yine App Store'dan indireceğiniz Karnaval Radyo uygulamasıyla dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/guher-ve-suher-pekinel-kardeslere-almanya-liyakat-nisani/", "text": "Dünyanın önde gelen piyanistlerinden Güher-Süher Pekinel'e, Almanya Federal Cumhuriyeti tarafından Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier'in imzası ile Liyakat Nişanı verildi. Dünyaca ünlü ikili piyano virtüözlerinden Güher ve Süher Pekinel kardeşler, Almanya'nın en yüksek dereceli nişanı olan Liyakat Nişanı'yla onurlandırıldı. Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier'in imzasını taşıyan nişan Pekinel kardeşlere, koronavirüs kısıtlamaları nedeniyle İstanbul Alman Başkonsolosluğu'nda gerçekleştirilen törenle Başkonsolos Johannes Regenbrecht tarafından takdim edildi. Almanya tarafından 1951 yılından bu yana nadiren verilen Bundesverdienstkreuz ödülü, Güher-Süher Pekinel'e müzik alanında dünya çapında çalışmaları ve kültür-sanat alanında global diyaloğu güçlendiren hayat boyu kariyer ve katkıları nedeni ile verildi. Koronavirüs tedbirleri nedeniyler sınırlı sayıda davetli katılımıyla gerçekleşen törende konuşan Başkonsolos Regenbrecht, Pekineller'in uluslararası çapta kendilerini kanıtlamış sanatçılar olmakla beraber, kurdukları 3 müzik eğitimi sisteminin önemini de vurguladı. Toplumsal faaliyetlerle her iki topluma yönelik olumlu katkılarda bulunarak, uzun yıllardır Türkiye ve Almanya arasında kültürel köprüler oluşturduklarını kaydetti. Almanya Federal Cumhuriyeti'nin en yüksek dereceli nişanı olan Liyakat Nişanı ile onurlandırılmanın gururunu ve heyecanını yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier'ın imzası ile takdim edilen kültür-sanat alanında dünyanın en üst seviyelerinde sayılan Alman Liyakat Nişanının 47 yıldır sürdürdüğümüz uluslararası profesyonel kariyerimiz ve her yaştan çocuk ve gençlerin müzik eğitimi için yürüttüğümüz müzik eğitim sistemlerimiz için takdim edilmesinden dolayı çok minnettarız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gulcin-anilin-oze-donus-sergisi-decollage-art-spacete-aciliyor/", "text": "Duayen sanatçı Gülçin Anıl'ın 66. kişisel sergisi Öz'e Dönüş, 25 Ekim 19 Kasım tarihleri arasında Decollage Art Space'te izleyiciyle buluşuyor. Öz'e Dönüş, semazenlerin mistik dönüşünü, bu dönüşteki sırları, sınırsız hoşgörü ve sevgiyi tema edinen eserlerden oluşuyor. Kendi tabiriyle gerçekten resim yapmaya kırklı yaşlarından sonra başlayan Gülçin Anıl'ın eserlerinde sanatçının çarpıcı düşünsel zenginliği ve güçlü bir dinamizm göze çarpıyor. Tuval üzerine yağlı boya tekniğiye oluşturulan Öz'e Dönüş serisinde sema ayinlerinin derinliği yanında hareketin devinimi ön plana çıkarılıyor. Yüksek viskozitesi ve güçlü pigment alt yapısıyla hareketi yoğun bir şekilde gösteren yağlı boya ile birlikte zaman zaman kristal, mika zerrecikleri ve kum gibi özel doku malzemeleri de kullanılan eserler, sema ayinlerindeki trans halini vurguluyor. Hareketin yoğunluğu için son katlarda neredeyse hiç inceltici kullanılmayan eserlerde soyutlanmış figürler aracılığıyla sema ayinlerinin duygusal yoğunluğu tuval üzerine aktarılıyor. Gülçin Anıl'ın yeni kişisel sergisi Öz'e Dönüş, sema ayinlerinin derinliğini, semazenlerin hareketinin kontrastını konu edinerek ayinlerin altındaki sevgi, hoşgörü, Yaradan'a olan aşk temalarını tuvale taşıyor. Öz'e Dönüş, 25 Ekim 19 Kasım tarihleri arasında Decollage Art Space'te ziyaretçilerini bekliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/guldunyanin-hikayesi-seyirciyi-aglatti/", "text": "Deniz Altun'un yazdığı, töre cinayetlerinin sembol ismi Güldünya Tören'in hikayesinin anlatıldığı Gül'e Ağıt seyircinin gönüllerine dokundu. Özgür Kaymak'ın yönettiği oyun, 23 Şubat 2022 Çarşamba günü Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde ilk gösterimini yaptı. Oyunun prömiyerine; Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcısı Mehmet Karaosmanoğlu'nun yanı sıra birçok sanatçı katıldı. Oyun, 2004 yılında kendi ailesi tarafından öldürülerek Türkiye'de işlenen töre cinayetlerinin simgesi haline gelen Güldünya'nın hikayesi ekseninde namus, töre ve ahlak kavramlarını sorguluyor. Bizi yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ediyorum. 21. yüzyılda, yaşadığımız coğrafyada, kadını yok sayan bir zihniyetle maalesef mücadele etmeyi başaramadık. Her televizyonu, gazeteyi açtığımızda bunu tekrar tekrar yaşıyoruz. Ama mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Biz Şehir Tiyatrosu ailesi olarak küçük bir dokunuş yapmak istedik. Bunu hiç unutturmak istemiyoruz. Arkadaşlarımı can-ı yürekten kutluyorum dedi. Gül'e Ağıt, 24-26 Şubat, 2-5 Mart 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, 23-26 Mart 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Müziğini Okan Kaya'nın, dekor-kostüm tasarımını Zuhal Soy'un, ışık tasarımını Murat Selçuk'un, efekt tasarımını Hamza Değirmenci'nin yaptığı, fotoğraflarını Sadi Ayan'ın çektiği oyunda Aslı Nimet Altaylar, Ayşem Yağmur Ulusoy, Can Tarakçı, Cüneyt Arda Pamuk, Çağrı Büyüksayar, Fahri Kıncır, Gülsün Odabaş, Hikmet Körmükçü, İskender Bağcılar, Murat Üzen, Tarık Köksal, Tarık Şerbetçioğlu, Uğur Dilbaz, Uğurtan Atakan, Yasemin Güvenç rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gulduru-ustasi-nejat-uygur-vefatinin-7-yilinda-aniliyor/", "text": "Geleneksel Türk temaşa sanatında kendine özgü bir tavır geliştirerek, rol aldığı oyunlarda çocuksu tiplemeleriyle söze dayanan oyunculuğuyla ve hafif komedileriyle unutulmaz isimler arasına giren sanatçı, vefatının 7. yılında yad ediliyor. Cibali Karakolu, Miğferine Çiçek Eken Asker ve Alo Orası Tımarhane mi? adlı oyunların da aralarında olduğu birçok tiyatro eserini seyirciyle buluşturan, oyuncu ve komedyen Nejat Uygur, vefatının 7. yılında anılıyor. Usta sanatçı, 10 Ağustos 1927'de, subay bir baba ve öğretmen bir annenin ortanca çocuğu olarak Kilis'te dünyaya geldi. Henüz ilkokul yıllarında tiyatroya ilgi duyan sanatçıdaki yeteneği ilk olarak, geleneksel Türk tiyatrosunun önde gelen isimlerinden İsmail Dümbüllü keşfetti. Eğitimine ailesinin tayinleri sebebiyle Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde devam eden sanatçı, Çanakkale, İstanbul Sarıyer ve Manisa'da ortaöğretimi tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi'nin Heykel Bölümü'ne girdi fakat bitirmeden okuldan ayrıldı. Uygur, 1938'de tiyatroya adım attı ve Sarıyer Halkevi'nin tiyatro bölümündeki Avni Dilligil Tiyatrosu'nda kısa bir süre amatör olarak oyunculuk yaptı. Spora duyduğu ilgi dolayısıyla 1943'te yine Sarıyer Halkevi'nde boksla beraber atletizm, su topu ve at biniciliği alanlarına yöneldi ve başarılı oldu. Sanatçı, vatani görevini yaptıktan sonra, 1949'da Nejat Uygur Tiyatrosunu kurdu, 1952'de ise kendisi gibi tiyatrocu olan Necla Uygur ile dünya evine girdi. Uygur çiftinin, Ahmet, Kemal, Behzat, ikiz kardeşler Süheyl ve Süha olmak üzere 5 çocuğu dünyaya geldi. Türk tiyatrosuna gönül veren ve 60 yıldan fazla sahnede kalan usta sanatçı, geleneksel Türk temaşa sanatında kendine özgü bir tavır geliştirerek, rol aldığı oyunlarda çocuksu tiplemeleriyle söze dayanan oyunculuğuyla ve hafif komedileriyle adından söz ettirmeyi başardı. Nejat Uygur, sanatın toplum için olduğu düşüncesiyle yola çıkmış ve bir açıklamasında, Sanatçı halkın gözü, ağzı, kulağıdır. Halkın yanında olduğunuz, dertlerini söylediğiniz zaman sizi seviyorlar. Ayrıca çok güldükleri zaman da unutmuyorlar. Sevgi ve saygımı seyircimden hiç eksik etmedim. İnsan onuruyla katiyetle hiç oynamadım. Oyunda, 'Kör müsün?', 'Sağır mısın?' yazıyorsa bunları silip, 'Görmüyor musun?', 'Duymuyor musun?' diye düzeltirim. sözleriyle görüşlerini dile getirmişti. Hayat gelip geçiyor, ağlamakla gülmekle. Zaten komiklik yapıyorum ben, böylesine bir dünyaya gelmekle. sözü halen hatırlanan sanatçı, Altın Kelebek TV Yıldızları Yarışması'nda Tiyatroya Destek Yılı Özel Ödülü, Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülleri'nde En İyi Tiyatrocu ödülü, 22. Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri'nde ise Belkıs Dilligil Onur Ödülü dahil 50'yi aşkın ödüle layık görüldü. Tiyatro sahnelerinde birçok ilki de gerçekleştiren ve tuluat tiyatrosunun son ustalarından olan Uygur, Hey Amigo Ver Salata oyununda ilk barkovizyonu, Ümit mi? Simit mi? adlı oyununda ise daha sonraki yıllarda popüler olan stand up'ı uyguladı. Usta sanatçı, Alo Orası Tımarhane mi?, Benim Annem Evden Neden Kaçtı, Cibali Karakolu, Hanedan, Hastane mi? Kestane mi?, Kaynanatör, Miğferine Çiçek Eken Asker, Minti Minti, Param Yok Memet, Sizinki Can da Bizimki Patlıcan mı?, Şeytandan 29 Gün Evvel Doğan Çocuk ve Zamsalakın da aralarında bulunduğu 100'den fazla tiyatro oyununda sahne aldı. Beyazperdede adından söz ettiren Uygur, Cafer'in Nargilesi, Cafer Bey İyi, Fakir ve Kibar, Cafer Bey, Beyaz Melek ve Vizontele Tuuba filmlerinde oynadı. Yaşamı boyunca 2 kez ABD, 4 kez Avrupa turnesi yapan sanatçı ayrıca 35 seneye yakın Anadolu turnelerinde sahne aldı. Nejat Uygur, 2007'de beyin damarlarında oluşan tıkanıklık sebebiyle kısmi felç geçirdi, 18 Kasım 2013'te solunum yetmezliği sebebiyle 86 yaşında vefat etti. Sanatçının cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gulmeye-doyamayacaginiz-4-yabanci-komedi-dizisi/", "text": "Yabancı dizi konusunda; aksiyon, macera, dram vb. kategoriler size artık sıkıcı geliyor ve çok daha farklı bir kategoride diziye başlamak istiyorsanız, komedi kategorisinin de mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini öneriyoruz. Özellikle listemizde yer alan yabancı komedi dizileri, komedi dizilerine olan bakış açınızı değiştirecek. Birbirlerine sıkı sıkıya bağlı 5 dostun 20'li yaşlarındaki çılgın günlerini anlatan bu dizide, her karakterin kendine has özellikleri mevcut ve her biri ayrı bir komedi unsuru... Her gün yeni bir macera, yeni bir dert ve en önemlisi de birbirinden komik durumun içinde bulunan bu beşli, ekran başında kahkahalara boğulabileceğiniz bir dizidir. Aynı zamanda dünyada en çok izlenen ve en çok global takipçisi bulunan komedi dizilerinden biridir. IMDb puanı ise 8.4 olarak belirlenmiştir. Dünyanın en çok sevilen sitcom'larından biri olarak bilinen Friends, 6 arkadaşın dostluğunu konu alıyor. Sadece dostluğunu değil, aynı zamanda birbirleri arasında ve dış dünyayla geçen diyaloglarından ötürü muhteşem bir komedi dizine bürünüyor. Toplamda 10 sezona yayılmış olan bu hikayede, karakterler sizinle birlikte büyüyüp olgunlaşıyor. IMDb puanı 9.0 olan bu dizi, başta Amerika olmak üzere dünyada büyük bir fan kitlesine sahip. Bir restoran ve iki farklı karakterdeki kadını konu alan 2 Broke Girls dizisi, Max ve Caroline'i konu alıyor. Bu iki karakter, ciddi anlamda büyük farklılıklar barındırıyor ve aynı zamanda iki karakter de birbirlerinden pek haz etmiyor; ancak işleri gereği aynı restoranda çalışmaları, aynı ortamda aynı nefesi solumaları gerekiyor. Gerek müşteriler gerekse bu iki karakter arasındaki diyaloglar ve akış, 2 Broke Girls dizisini gelmiş geçmiş en komik yabancı dizilerden biri olarak kılıyor. Alkolik bir baba ve 6 çocuk, çocukların yaşları 2'den 20'ye kadar uzanıyor ve bu ailede herkesin mutlaka bir suça bulaşmışlığı var. Ailenin başında bir anne yok ve anne çoktan onları terk edip gitmiş. Bu detaylar her ne kadar size dram içeren detaylar olarak gelse de işte tam olarak bu noktada dizinin komedi dizisi olması, ciddi anlamda beklentilerin çok uzağında bir hikayeyle karşı karşıya olmanıza yol açıyor. Aile için her şey tersine gidiyor, ancak aile bireyleri buna rağmen hayattan keyif almayı biliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gulsun-karamustafaya-2021-roswitha-haftmann-odulu/", "text": "40 yılı aşkın sanat pratiğinde göç, yerellik, kimlik, kültürel farklılık ve toplumsal cinsiyet gibi konuları farklı açılardan ve resim, enstalasyon, video ile performans gibi çeşitli mecralar üzerinden ele alan Gülsün Karamustafa, Avrupa'nın prestijli sanat ödüllerinden 2021 Roswitha Haftman Ödülüne layık görüldü. 1970'lerden itibaren göç, feminizm, toplumsal cinsiyet rolleri ve sömürgecilik tarihi gibi, günümüzde her zamankinden daha acil ve güncel olan konulara katkıda bulunan Gülsün Karamustafa'nın, eserleri Tate Modern, Londra, Guggenheim Müzesi, New York, Contemporary Art Chicago, Modern Sanatlar Müzesi, Paris, Ludwig Müzesi, Köln, Mumok, Viyana, İstanbul Modern ve Arter koleksiyonlarının yanı sıra, nitelikli özel koleksiyonlarda da yer alıyor. BüroSarıgedik tarafından temsil edilen sanatçı, Avrupa ve Kuzey Amerikada'ki kişisel sergilerinin yanı sıra aralarında İstanbul, Sao Paulo, Kwang-ju, Kiev ve Sevilya'nın da bulunduğu birçok uluslararası bienale katılarak büyük ilgi gördü. Türkiye'nin önemli güncel sanatçılarından olan Gülsün Karamustafa, 2000'li yılların başlangıcından itibaren yeni nesil sanatçılara sosyo-politik bağlamıyla öne çıkan eserler üretmek konusunda ilham kaynağı oldu. Çalışmalarında Bizans ikonaları ve cam altı resimlerinden esinlenirken aynı zamanda sanatın yerleşik kurallarını altüst etmeyi de başaran sanatçı, odaklandığı konuların etrafında şekillenen tartışmalara yönelik sürdürdüğü ilgi ve bağlılığı ile aralarında Hollanda'dan Prince Claus Ödülü'nün de bulunduğu birçok ödüle layık görüldü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gulten-akin-siir-dinletisi-18-ocakta-is-sanatta/", "text": "İş Sanat'ın gelenekselleşmiş dinleti serisinin bu ayki konuğu, Türk şiirinde iz bırakan kadın şairlerin başında gelen Gülten Akın olacak. Modern şiirin güçlü kalemi Akın'ın şiirlerini, Kestim Kara Saçlarımı başlıklı dinletide Tilbe Saran, Hümay Güldağ ve Aslı Yılmaz seslendirecek. İlk dönem şiirlerinde doğa, aşk, ayrılık, yalnızlık, özlem temalarına ağırlık veren, daha sonrasında ise toplumsal konulara yönelen Gülten Akın'ın şiirlerinden derlenen program 18 Ocak akşamı saat 20.30'da yayımlanacak. Atilla Birkiye'nin hazırladığı, Mehmet Birkiye'nin sahneye uyarladığı, Serdar Yalçın'ın müzik yönetmenliğini üstlendiği etkinlik, sezon boyunca İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden ücretsiz izlenebilir. İş Sanat'ın ocak ayındaki diğer etkinlikleri çevrim içi izleyicilerle buluşmaya devam edecek. Uğur Önür, İsmail Çakır ve Umut Sülünoğlu Bu Muhabbet Bitmez projesiyle yöresel ezgileri 16 Ocak'ta İş Sanat sahnesine taşıyacak. İş Sanat ve Milli Reasürans iş birliğinde düzenlenen, şef Hakan Şensoy yönetimindeki Milli Reasürans Oda Orkestrası'nın konseri 21 Ocak'ta yayında olacak. Konserin solistliğini çellist Çağ Erçağ yapacak. Bilal Karaman Quartet ve Ece Göksu caz konseri 30 Ocak'ta gerçekleşecek. Çocukların merakla beklediği dünyaca ünlü klasik masallar 17 Ocak'ta Uyuyan Güzel ve 24 Ocak'ta Fındıkkıran ile devam edecek. Yazarının Sesinden serisine 25 Ocak'ta Ethem Baran Döngel Dünya eseriyle konuk olacak. Tüm konser ve dinletiler saat 20.30, çocuk etkinlikleri ise saat 15.00'ten itibaren yayımlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/guncel-fransiz-sinemasindan-ornekler-my-french-film-festivalinde/", "text": "UNIFRANCE tarafından bu yıl 11'incisi düzenlenen My French Film Festivali'nin programı açıklandı. Genç yönetmenlere adanmış ilk frankofon çevrimiçi film festivali olan My French Film Festivali, 15 Ocak-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenecek. Festivalde yer alan filmlerin tamamı MyFrenchFilmFestival. com adresinden, kısa metrajlı yapımlar ise festivalin Facebook sayfası ve YouTube kanalından ücretsiz izlenebilecek. Festivalde Fransız, Belçika, Kanada ve İsviçre yapımı kısa ve uzun metraj filmlerden ve VR projelerinden oluşan 33 yapım, Forever Young, Crazy Loving Families, True Heroines, French Ghost Stories, On the road ve Love is Love gibi başlıklarda gösterilecek. Çocuklar için ayrılan programda ise beş kısa metrajlı sessiz animasyona yer verilecek. Ayrıca bu yılki French Ghost Stories seçkisinde iki kült yapım, Orphee ve La Vie des mort izleyiciyle buluşacak. Filmlerin tamamı Fransızca ve İngilizce altyazılı olarak, dört film de Türkçe altyazı seçeneği ile gösterilecek. Filmler izleyici tarafından puanlanacak ve yorumlanacak. En yüksek puanı alan uzun metrajlı ve kısa metrajlı filmler izleyici ödülünün sahibi olacak. Yabancı sinemacılardan oluşan uluslararası bir jüri tarafından jüri ödülü, beş gazeteciden oluşan jürinin değerlendirmesiyle de uluslararası basın ödülü verilecek. Annesi Agnes Varda'nın filmlerinde yapımcı olarak da görev alan kostüm tasarımcısı Rosalie Varda."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/guney-koredeki-dev-akvaryumun-heykelleri-canakkaleden/", "text": "Çanakkale'de farklı disiplin dallarından 11 sanatçı, Küçük Sanayi Sitesi'nde kurdukları atölyede Güney Kore'ye ihraç edecekleri, dev büst ve heykeller yapıyor. Yunan mitolojisinde yer alan Poseidon, Athena ve Medusa'nın dev heykelleri, Zeus, Herakles, Perseus, Afrodit ve Ares büstleri ile 5 deniz kızı heykeli Güney Kore'deki bir dev akvaryumda sergilenecek. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü mezunu Ethem Muhtaroğlu, yaklaşık 20 yıldır heykel, seramik, mozaik, resim alanında eserler yaptığını belirtti. Beraber proje yaptıkları firmadan Güney Kore'ye ihraç edilmek üzere sipariş gelmesi üzerine Çanakkale'de farklı disiplin dallarında çalışan 11 sanatçı ile bir araya gelerek, Küçük Sanayi Sitesi'nde bir atölye kurduklarını anlatan Muhtaroğlu, Çanakkale'de çok güzel bir sanatçı topluluğu bulunduğunu ve birlikte sanat anlamında yapamayacakları iş olmadığını ifade etti. Seramik, heykel, tekstil ve ses mühendisliği bölümlerinden mezun, eli güzel sanatlara değmiş farklı disiplinlerden çok güzel bir kadro ile çalıştıklarını söyleyen Ethem Muhtaroğlu, Bu sayede de bize verilebilecek her türlü işin altından kalkabilecek durumdayız. Bu işler şu anda Güney Kore için yapılıyor. Yaklaşık 6 ay gibi çok kısa bir sürede bizden istedikleri 3 tane dev heykel, 5 tane dev büst ve 5 tane de denizkızı heykelini yapacağız. Bu kadar iş için çok kısa bir süre olmasına rağmen kolları sıvayıp işe başladık. Heykellerimizin en büyük olanının ismi Poseidon, 3.5 metre boyunda. Athena heykeli 3 metre 30 santim, Medusa heykeli ise 3 metre boyunda. Bu üç heykel bir konsept şeklinde Poseidon'un Medusa'ya olan aşkını anlatıyor. Ana karakter olarak seçilen 5 tanede de büst var. Yine Yunan mitolojisinden en meşhur isimler; Zeus, Herakles, Perseus, Afrodit ve Ares olmak üzere 5 tane 1 metre 80 santim boyutunda büst yapıyoruz. Ayrıca 5 tane de denizkızı heykeli yapıyoruz dedi. Ethem Muhtaroğlu, Athena ve Medusa heykelleri ile Zeus ve Herakles büstlerini Aralık ayında konteynerler ile Güney Kore'ye göndermek istediklerini, Ocak ayı sonunda da tüm siparişleri teslim edeceklerini söyledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/gunsu-saracoglu-rebirth-sergisiyle-istanbul-ve-abdde/", "text": "Uzun yıllardır sanat alanındaki çalışmaları ve ressam kimliğiyle tanınan Günsu Saraçoğlu, ReBirth isimli koleksiyonunu ABD ve İstanbul'da aynı tarihlerde açılacak kişisel sergileriyle sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Öncelikle iki kişisel sergimin aynı tarihlerde sanat izleyicisiyle buluşacak olması, beni gerçekten çok heyecanlandırıyor. Elbette ben İstanbul'da, The Soul Art House'da mutluluğumu bizi onurlandıran sanatsever dostlarımla paylaşacağım. İstanbul'daki sergimde yer alan eserlerin sanatsal baskıları da The Havre de Grace Maritime Museum and Environmental Center'da izleyiciyle buluşacak. 'ReBirth', dijital art çalışmalarımı akrilik ve karışık teknik ile birleştirdiğim eserlerden oluşmakta. Geleneksel resim teknikleri ile dijital çalışmalarımı karışık teknik olarak üretmek, bana çok keyif verdi. insanın yaptığı tahribat, doğanın tahammülünün çok üstünde! Uzun yıllardan beri kentsel dönüşüm, iklim ve çevre hakkında eleştirilerimi resimlerimle ifade ettim. Sanat yoluyla yaşadığım döneme ait hem bir bellek oluşturmak hem de toplumsal bilinçlenmeye yönelik katkı sağlamak temel amacımdı. Ve kendi düşünce düzeyim, resimlerimdeki ifadelerimde kendi içinde dönüşerek 'ReBirth' serisi halinde ortaya çıktı. Doğa kusursuz bir dengeyle ayakta. Her canlı yemesi gerektiği kadar beslenip, toprağın ya da havanın tolere edebileceği düzeyde atıklarla yaşamına devam ediyor. Oysa insanın yaptığı tahribat, doğanın tahammülünün çok üstünde. Ben resimlerimde, insanın geçmişten bugüne fütursuzca her alana hakim olma isteğinin yarattığı kaosu anlatma çabası içindeyim. Bizi biz yapan her şey doğada. Doğanın doğal yapısı tahrip edildikçe, dokular yaratarak doğal dokuya ve doğadaki uyuma dikkat çekmeye çalışıyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/guven-kirac-sizi-sergisinde-bekliyor/", "text": "Sanatçı Güven Kıraç'ın üçüncü kişisel resim sergisi Distopya, 21 Ağustos Cumartesi günü Bodrum Marina Yacht Club bünyesinde yer alan meRQez Art Alternatif Sanat Mekanı'nda sanatseverlerle buluşuyor! Usta sanatçı olumsuz bir geleceğin, kötü bir hayatın ifadesi için kullanılan Yunanca kökenli distopya sözcüğünü tablolarına resmediyor. İronik mizahı, özgün ve hisli anlatımıyla distopyanın tüm çağrışımlarını resme dönüştürürken geçmişe duyduğu özlemi de yansıtan Güven Kıraç, tüm ütopyalarımız yıkılırken hala ümit vadeden atlıkarıncayla izleyiciyi gülümsetmeyi de başarıyor. Sergide izleyiciyi umutlandıran, geçmişe götüren ve düşündüren temalarla resmedilmiş 20'den fazla akrilik eser bulunuyor. Serginin manifestosunda Distopya; Binanın insanı yuttuğu bir dünyada / Adı kış ya da yaz olmayan bir iklimde / Umudunuz ve mutluluğunuz çocuklukta kalan bir anıya dönüşmüşse / Gördüğünüz ama uzanamadığınız çarelere bakakalmış olsanız ne yapardınız? / Yoksa şimdi öylece bakakaldık mı? dizeleriyle anlatılıyor. Usta sanatçı olumsuz bir geleceğin, kötü bir hayatın ifadesi için kullanılan Yunanca kökenli distopya sözcüğünü tablolarına resmediyor. İronik mizahı, özgün ve hisli anlatımıyla distopyanın tüm çağrışımlarını resme dönüştürürken geçmişe duyduğu özlemi de yansıtan Güven Kıraç, tüm ütopyalarımız yıkılırken hala ümit vadeden atlıkarıncayla izleyiciyi gülümsetmeyi de başarıyor. Sanatçının art brut anlayışıyla çalıştığı 20'nin üzerinde akrilik eserden oluşan Distopya başlıklı sergi, 7 Eylül 2021 tarihine kadar Bodrum'da meRQez Art Alternatif Sanat Mekanı'nda ziyarete açık olacak. Usta oyuncu ve ressam Güven Kıraç üçüncü kişisel resim sergisi Distopya'yı, 21 Ağustos 2021 Cumartesi günü Bodrum'daki meRQez Art Alternatif Sanat Mekanı'nda sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Oyuncu kimliğinin yanı sıra şiir ve resim çalışmalarıyla da tanınan Güven Kıraç yeni sergisinde, distopyayı özgün anlatımıyla tablolarına aktarıyor. Eski Yunancada kötü ve yer anlamına gelen dis ve topya hecelerinden oluşan distopya sözcüğü; maruz kalınan, sıkıştıran, kişiye çaresiz hissettiren, hayatı daraltan, baskılayan şeylerin, durumların ve hislerin tümünü ifade etmek için kullanılıyor. Kötü bir yerden bahsederken ironik mizahı, hisli anlatımı ve dizeleriyle geçmişe duyduğu özlemi de aktaran Kıraç, art brut çizgisinde ilerleyen eserlerinde distopya ve toplum yorumunu sanatseverlerle paylaşıyor. Yaşadığımız süreç tüm ütopyalarımızı yıkarken hala ümit vadeden atlıkarıncanın izleyiciyi gülümsettiği Distopya'da, devrik yerleştirilmiş yapılar ve değişken muhitlerde dolanan tepetaklak figürler ise birer kaçış rampası oluşturuyor. Sergide izleyiciyi umutlandıran, geçmişe götüren ve düşündüren temalarla resmedilmiş 20'den fazla akrilik eser bulunuyor. Yüz Buldum adlı ilk solo sergisini 2014 yılında, Suratla/Süratle Devam adlı ikinci sergisini ise 2015 yılında açan Güven Kıraç, 2015 yılında ayrıca Güven'e Dayalı Sergi başlıklı karma serginin küratörlüğünü üstlendi. Kıraç'ın Distopyabaşlıklı yeni kişisel sergisi, 21 Ağustos-7 Eylül 2021 tarihleri arasında, Bodrum Marina Yacht Club'da yer alan meRQez Art Alternatif Sanat Mekanı'nda ziyarete açık olacak. Distopik. Olumsuz bir geleceği, kötü bir hayatı ifade etmek için kullanılan bu kelime Yunanca kökenlidir. Anti-ütopya diye de adlandırabileceğimiz Distopya'yı oluşturan dis ve topya hecelerinin kökü eski Yunancada kötü ve yer olarak yer alır. Distopik toplumlar zulüm, terör, fakirlik, sefalet veya çok ilerlemiş teknolojinin topluma olumsuz yansımasının olduğu kurgusal toplumlardır ve böyle toplumlarda kendini bir anda distopyanın içinde bulan insan, belki de her zaman olduğundan daha çok felsefenin temel sorusuna yanıt ararken bulur kendini. To be or not to be, olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu. Düşüncemizin katlanması mı güzel zalim kaderin yumruklarına, oklarına yoksa bela denizlerine karşı diretip dur demesi mi? Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla bitebilir bütün acıları yüreğin, çektiği kahırlar insanoğlunun. Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda o kötü. Çünkü o ölüm uykularında, sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından ne düşler görebilir insan düşünmeli bunu. Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan. Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına? Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine, kötülere kul olmasının iyi insanın, bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken? Kim ister bütün bunlara katlanmak, ağır bir hayatın altında inleyip terlemek, ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, o kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya ürkütmese yüreğini? Bilmediğimiz belalara atılmaktansa çektiklerine razı etmese insanları? Bilinç, böyle korkak ediyor hepimizi, düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini ve nice büyük yiğitçe atılışlar yollarını değiştirip bu yüzden bir iş bir eylem olma güçlerini yitiriyorlar. İstanbul'da doğan Güven Kıraç, 1992 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. 1986 yılından beri birçok televizyon dizisi, reklam filmi ve sinema filminde rol aldı. 1997 yılında Zeki Demirkubuz'un yönettiği Masumiyet adlı film ile ÇASON, MGD ve İsrail Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini almıştır. Şiir ve resimle ilgilenen Güven Kıraç'ın Hepimiz Aşkın Altında Oturuyoruz adlı bir şiir kitabı da bulunmaktadır. Yüz Buldum adını verdiği ilk kişisel resim sergisini 2014 yılında açan Kıraç, 2015 yılında ise Suratla /Süratle Devam adlı ikinci sergisini açmıştır. Kıraç, oyunculuk kariyerinin yanı sıra resim yapmaya devam etmektedir. Bodrum'da alternatif sanat mekanı olarak düşünülüp tasarlanan meRQez Art, disiplinlerarası birçok sanatçı ile sanatı ve günceli yarımadanın merkezinde toplayarak izleyiciye interaktif deneyimler sunuyor. meRQez Art'ın kurucusu Şenkar Öztüzün, yüzyıllardır süregelen Bodrum ve sanat ilişkisini, Bodrum Marina Yacht Club bünyesine dahil ederek mekan içinde mekan anlayışını benimsiyor. meRQez Art sanatı, sanatçı odaklı yaklaşımı ile daha ulaşılabilir kılmak amacı ile Alternatif Sanat Mekanında buluşturuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/guven-kirac-soyleyeceklerim-var-sergisiyle-kadikoyde/", "text": "Oyuncu Güven Kıraç, 2012 yılından bu yana yaptığı resimleri sanatseverlerle buluşturmaya başladı. Eserlerini geçtiğimiz aylarda açtığı sergilerle sanatseverlerin beğenisine sunan usta oyuncu, yeni sergisi Söyleyeceklerim Var ile Kadıköylülerle bir araya geldi. 39 Kalamış Marina Hotel'de yer alan 39 Galeri'de açılan sergi, 15 Nisan-8 Mayıs 2022 tarihleri arasında izlenebilecek. Uzun yıllardır koleksiyonerlik yapan Güven Kıraç, çocukluğundan bu yana içinde taşıdığı resim ve heykel aşkını üretimlerine yansıtmaya başladı. İstanbul Avrupa yakası ve Bodrum'da çeşitli sergileri hayata geçiren sanatçı, bu yılın son sergisi olarak nitelendirdiği Söyleyeceklerim Var ile Kadıköylü sanatseverlerle buluştu. Eserlerinde genellikle portre çalışmaların öne çıktığını vurgulayan sanatçı, İstanbul Sanat Dergisi'ne şunları söyledi: Pandemide üretmeyi arttırarak sürdürdüm. Oyunculuğun yanında resim yapmak, bana bambaşka bir özgürlük alanı yaratıyor. Çalışmalarımda portrenin yanı sıra soyut ve figüratif işlerim de var. Sergimin ismi 'Söyleyeceklerim Var' oldu, çünkü birçok resimde bir dert ve söylemek istediğim sözler var."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/guvenlik-gorevlilerinin-gozunden-cekilen-fotograflar-istanbullularla-bulusuyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin şirketlerinden İstgüven AŞ bünyesinde, şehrin 1300 noktasında, 7 gün 24 saat çalışan, 10 bine yakın özel güvenlik görevlisinin çektiği fotoğraflar İstanbullularla buluşuyor. 'Hadikaydet İstgüven' projesi kapsamında personelin objektifinden çıkan 100 fotoğraf, '4 Mevsimde 100 Kare' adlı sergiyle, 19 Ocak Çarşamba günü Yenikapı Metro İstasyonu'nda sergilenecek. İstgüven tarafından hayata geçirilen 'Hadikaydet İstgüven' projesi kapsamında deklanşöre basan çalışanlar arasından her ay birinci seçildi. Proje kapsamında elde edilen 100 İstanbul fotoğrafı, 19 Ocak Çarşamba günü İstanbullular ile Yenikapı Metro İstasyonu'nda buluşmaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hababam-sinifi-yaz-oyunlari-vizyon-icin-gun-sayiyor/", "text": "Kovid-19 salgını nedeniyle daha önce vizyon tarihi ertelenen Hababam Sınıfı Yaz Oyunları filmi için gala yerine sağlık çalışanlarına özel gösterim yapılacak. Rıfat Ilgaz'ın aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan Hababam Sınıfının yeni filmi Hababam Sınıfı: Yaz Oyunları, 20 Kasım'da sinemaseverlerle buluşacak. Çekimleri Kıbrıs'ta tamamlanan ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle daha önce vizyon tarihi ertelenen film için gala yerine sağlık çalışanlarına özel gösterim yapılacak. Hann yapımcılığında çekilen filmin yönetmenliğini Doğa Can Anafarta üstleniyor. Filminin oyuncu kadrosunda Altan Erkekli, Toygan Avanoğlu, Yusuf Çim, Fırat Albayram, Hakan Meriçliler, Giray Altınok, Deniz Akkaya, Öykü Çelik, Loughnan, Mert Denizmen, Reyhan Ulu Ekinci ve Doğan Akdoğan yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hafiza-odasi-diyarbakirda-acilacak/", "text": "Pilevneli Gallery, Ahmet Güneştekin'in eserlerinden oluşan 'Hafıza Odası' sergisini 16 Ekim 2021 -16 Aralık 2021 arasında Diyarbakır, Keçi Burcu'nda açmaya hazırlanıyor. Geçmişin parçalanmış hatıralarıyla dayanışma içinde karşı belleğe alan oluşturan 'Hafıza Odası', sanatsal hatırlatma formlarını kullanarak epistemik direniş biçimlerini gösteriyor. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'nın ev sahipliğinde ve Pilevneli Gallery tarafından gerçekleştirilen 'Hafıza Odası' sergisi, Ahmet Güneştekin'in nesnelere biçim verişimi gösteren çeşitli mecralardan çalışmalarını bir araya getiriyor. Hafıza Odası tüm izlerin silinişinin getirdiği unutuluşa, yokluğa tanıklık eden, bu yokluğun yarattığı bir geçmişten doğan ve anlatılmadığında da bu unutuluşun hatırlanma ısrarıyla bugüne musallat olmaya devam edeceğini sürekli olarak bizlere anımsatacak nesne ve video yerleştirmelerinden oluşuyor. Sanatçının mitolojiyi ve ikonografik unsurları kullanarak yeni bir anlatı olanağı oluşturduğu boyutlu çalışmaları, heykelleri ve kırkyamaları da sergilenecek işler arasında yer alıyor. Olay tamamen hatırlanabilir değildir, ne olursa olsun asla tam olarak hatırlanamayacak ve bu doğasıyla yaşamaya devam edecektir. Yine de henüz hatırlanmamış ve tarihi yazılmamış, yani çözülmemiş bir geçmişe inatla meydan okumak ister. Var olan tek görüntülerin orada bulunan tanıkların belleğinde olduğu olaylar varken, bazı olayların artık ölülerin ruhlarından başka tanığı kalmamıştır. Sanatçının Hafıza Odası'nda sergilenen işlerin materyali belleğinde taşıdığı bu imgesiz geçmişin görünümleridir. Ahmet Güneştekin'in yerleştirmeleri silinmiş olayın kaçınılmaz olarak şimdiki zamana geri dönüşüne ve silinmenin getirdiği unutuşa karşı direnişe tanıklık eden bir anlatım inşasıdır. Eserlerin direniş biçimleri, amacı ifşa etmek değil, sessizlik içinde eşlik etmek olan belleğin boşluklarına sığınma ve orada yaşayabilme gücünden gelir. Dolayısıyla işler, bu sessizliğe eşlik etmek ve onların tam da yas tutma ve hatırlama olasılıklarının reddedildiği başka bir dilde konuşmalarını duymak için farklı türde bir bellek arar. Sesi duyulmayanlar adına söz söylemeye çalışmazlar. Susturulmuş kayıpların kavranamaz, taşan aşırılığını temsil ederler: böyle bir temsilim imkansızlığı nedeniyle de unutuluşa inatla direnen bir tortuya dönüşürler. 'Hafıza Odası'nda sergilenen yapıtlar başka ifşa edilme, tanınma ve duyulma yollarını bulamadığı zaman belleğin aldığı biçimleri gösterir. Dahası, bunu yaparken başkaları adına konuşmaya, onlara ses vermeye çalışmaz. Yası tutulmamış ölülerle bedensiz isimler arasındaki kurgusal karşılaşmanın temsil ettiği imkansız yasın yerini de almaya çalışmaz. Bu kavranamaz ve tasavvur edilemez yasa ancak boş ve hayaletimsi varlığıyla eşlik eder. İsimsiz bedenlerle, hafıza ve unutuş arasındaki gerilimde hatırlanan bu bedensiz isimlerin karşılaşmasında bulduğumuz şey, yüzleşmenin aksi durumda imkansız olacağı bir şimdide telafi etme ve onarma olanağına bizi götürebilecek yolun hikayesidir. Ahmet Güneştekin için bellek, amorf, sürekli değişen bir görüntü alanıdır. Şekillendirilmeye ve tekrar tekrar müzakere edilmeye açık, kişisel olanla müşterek olanın, geçmiş ile geleceğin kesiştiği noktada durmaktadır. 'Hafıza Odası'ndaki işlerin ortaya çıkardığı, hatırla ma formlarının henüz çözüme ulaşmamış bir geçmişi yeniden yazmanın yollarını açabileceğidir. Sergiye Pilevneli Gallery'nin yayını olan kapsamlı bir kitap eşlik ediyor. Şener Özmen'in sanatçının siyasi ve kültürel tarih bağlamlarıyla iç içe geçmiş araştırma ve uygulamalarına çok katmanlı bir okuma sunduğu makalesini içeriyor. Kitapta ayrıca, Özmen ile Güneştekin'in serginin teorik çerçevesini ele aldıkları ve günümüz çağdaş sanat politikalarıyla ilgili önemli konuları tartıştıkları kapsamlı bir söyleşiye yer veriliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/haftanin-kitap-onerisi-belli-oldu-deli-ibrahim-divani/", "text": "Çağdaş öykü yazarı Ahmet Büke'nin geçtiğimiz kasım ayında ilk baskısı gerçekleştirilen romanı 'Deli İbram Divanı'nı, haftanın kitabı. Türk edebiyatında fazla işlenmemiş bir konu olan deniz ve denize ait kavramlarıyla dikkat çeken roman, bir ada hikayesi olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Öyküleriyle tanıdığımız Büke'nin bu, yetişkinler için kaleme aldığı ilk roman olma özelliği taşıyor. Deli İbram Divanı, yoksul bir balıkçı ailenin öyküsünü konu alırken, insan ilişkilerini de gözler önüne seriyor. Roman, Ege insanının doğayla, tarihle, efsanelerle beslenen hayatı; adaletsizlik, gelir eşitsizliği sorunlarıyla harmanlanıyor ve bir ada hikayesi olarak kitap severlerin karşısına çıkıyor. Fabrikanın bacasının tüttüğü ilk gün başladılar can almaya. Dişlerine kan değmiş kurt sürüsü gibi denize daldılar. Yaş almış demediler, küçük demediler, yavrulama zamanı demediler. Köstence'nin göğü yağ kokusuyla doldu. İnsanlar öğürerek gezer oldu. Süngüyle vurmak başka ama tüfekle avlanmak dayanılır değildi. O tarraka, o gümbürtü! Dağlara kaçtım kaç defa. Mağaralara girdim. Solucanlarla çıyanlarla geçirdim günlerimi. Ama sabah olup gün doğunca o sesler yine her yanı tutuyordu. 1970 yılında Manisa'nın Gördes ilçesinde doğan Ahmet Büke, ilk ve orta öğrenimini Gördes'te, liseyi İzmir Atatürk Lisesi'nde bitirdi. Bir süre ODTÜ Jeoloji Mühendisliği'nde okuyan Büke, 1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü'nden mezun oldu. Yazarın öyküleri, E Edebiyat, Adam Öykü, Ünlem, Patika, İmge Öyküler, Özgür Edebiyat, Eşik Cini, Notos, Yeni Yazı, Ğ, Sus, Har, Hece gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Büke, Alnı Mavide isimli kitabıyla Oğuz Atay Öykü Ödülünü, Kumrunun Gördüğü ile 57. Sait Faik Hikaye Armağanı'nı aldı. Büke'nin yazdığı Ekmek ve Zeytin, eleştirmenler tarafından 2011 yılının en iyi beş kitabı arasında gösterildi. Mevzumuz Derin isimli gençlik romanı 2014'de Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği Yılın Gençlik Romanı ödülünü aldı. 100 Tuhaf Kitap isimli kurgu dışı ilk eseri 2015 yılında basıldı. Ahmet Büke, 2017 yılında çocuklar için de yazmaya başladı. Aynı yıl Zeyno Kitapları Serisi ismini verdiği diziden Eyvah, Babam Şiir Yazıyor!, Annemle Uzayda ve Neşeli Günler isimli kitapları ödüllü çizer Sedat Girgin tarafından resimlendirildi. Büke, 2018 yılından Gökçe'nin Yolu isimli ilk çocuk romanını çıkardı. Büke'nin ilk çocuk öyküleri kitabı olan Kırlangıç Zamanı 2019 yılında yayımlandı. Büke'nin 2019 yılında yayımladığı Varamayan isimli kitap Yılın En İyi 50 Kitabı listesine alındı. Ödüllü sinema yönetmeni ve senarist Özcan Alper'in üçüncü filmi olan 'Rüzgarın Hatıraları' filminin senaryosunu Özcan Alper ile birlikte yazan Büke, son olarak Emre Yeksan'ın ilk uzun metraj filmi olan 'Körfez'in senaryosunu da yönetmenle birlikte kaleme aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/haftanin-one-cikan-cevrim-ici-etkinlikleri/", "text": "Söyleşiler, sempozyumlar, webinarlar, sergiler, gösterimler... Bu hafta öne çıkan çevrim içi etkinlikleri sizler için derledik. İçecek Teknolojosi: Her Şeyin Başı Su!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/haldun-dormenin-yasamini-anlatan-belgesel-izleyiciyle-bulustu/", "text": "Tiyatromuzun yaşayan en önemli ustalarından Haldun Dormen'in hayatını anlatana Yaparsın Şekerim adlı belgesel Uniq Açıkhava'da izleyiciyle buluştu. Yönetmenliğini Selçuk Metin'in yaptığı, senaryosunu Zeynep Miraç'ın kaleme aldığı belgeselin görüntü yönetmenliğini Uğur İçbak üstlendi. Seslendirmesini ünlü oyuncu Demet Evgar'ın yaptığı belgeselin müziklerini ise Serpil Günseli hazırladı. Gösterimin ardından belgeselde anılarını anlatan tüm isimlerle sahneye çıkan sanatçı, emeği geçenlere teşekkür ederek, Hepinize sesleniyorum; Yaparsınız şekerim. dedi. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri desteğiyle gerçekleştirilen belgeselin ilk gösterimine belgeselde de yer alan isimlerden Selçuk Yöntem, Halit Ergenç, Zerrin Tekindor, Ayça Bingöl, Gürkan Uygun, Yosi Mizrahi, Göksel Kortay ve Gülben Ergen ile eski eşi Betül Mardin, oğlu Ömer Dormen ve gelini Ayşe Arman da katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/halil-sercan-tunalinin-bir-ilkel-uzay-macerasi-galeri-77de/", "text": "Galeri 77, Halil Sercan Tunalı'nın Bir İlkel Uzay Macerası isimli kişisel sergisine 16 Eylül 17 Ekim tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sanatseverlerin ismini Mamut Art Project 2020 edisyonundan hatırlayacağı ve galerinin yeni temsil etmeye başladığı genç sanatçı Halil Sercan Tunalı, çizimleri ile bizi gerçeklik ve hayal dünyası arasında soyutlanmış, özümsenmiş, ileri ya da geri, güncel ya da ilkel ama bir o kadar da deneysel bir kurguya davet ediyor. Kompozisyonlarında minimalizm ve sürrealizmin etkilerine sıklıkla karşılaştığımız sanatçı, dışavurumculuk, optik ve soyut sanatın etkilerinden de beslenmeye çalışıyor. Picasso, Miro ve Escher gibi sanatçılardan etkilenen Halil Sercan Tunalı, resimlerinde kullandığı sembollerin bir alfabe oluşturmasıyla birlikte izleyiciyle kurmak istediği bağları güçlendirmeye çabalıyor. Halil Sercan Tunalı'nın eserleri sözü edilen realizm ve gerçekliğin ayna tutulmuş, yalınlaştırılmış, minimal anlatılarını oluşturuyor. Tunalı'nın illüstrasyonlarında kişiselleşen bir gerçeklik yanında toplumsal bir realizm de oldukça yaygın kullanılıyor. Gündelik ve güncel konular bilimsel gerçeklikler ile birlikte görsel bir füzyon içinde imgesel bir boyuta ulaşıyor. Yazı ve görsel ile harmanlanan, yalın ve sade bir dil, içerik olarak okura ve izleyiciye ulaşan yapıtlar günümüzün gerçekliği içindeki kesitleri masalsı bir üslup ve şiirsellik içinde sunuyor. Tunalı'nın sosyo-politik konulara, kültürel deformasyon ve bireysel çarpışmalara yer verdiği yapıtları koyu ve açık renklerin öznelleştirilmiş yaklaşımı içinde karanlık ve aydınlığın bir dualitesi, yan yana bir armonisi olarak izleniyor. Suluboya, asit bazlı kalem ve akrilik gibi teknikler ile hazırladığı illüstrasyonlarında kompozisyonda yer yer koyu tonların işgali ile tüm negatifliklere işaret ederken, kimi yerlerde ise pastel ve uçucu, lirik tonların yan yana gelmesiyle tatlı bir yaz esintisinin keyifli ve poetik bir balansını pozitif konulara işaret ederken kullanıyor. Halil Sercan Tunalı'nın Bir İlkel Uzay Macerası ismini verdiği sergisi insanın evrendeki nokta kadar dahi olmayan varlığı üzerinden yaratılan egoları, yok edilen yaşamı, gerçek ve kurgu arasındaki göstergeleri, bilim, sanat, kültür ve toplum ekseninde sosyal medyanın ve bugünün bir dili olarak çok boyutlu bir algı meselesi şeklinde sunuluyor. Absürt ve ironik olan tüm bu hayat Halil Sercan Tunalı'nın zihninden yeni bir sorgu, keskin bir anlatı olarak çıkıyor. Tüm bu modernite karşısındaki çaresizliğimiz, bencilliklerimiz, dünyayı ve kendimizi kurtarma çabamız lirik bir esinti gibi karşımızda duruyor. Peki! Hepsi bir yana! Bugün, şu an, modern dünyanın kaosu, güncelin karmaşası ve ilkelliğimizin dimağını tatmak için çarpık, çarpıcı ve ilkel bir uzay yolculuğuna, armoni ve tuhaflıkların dünyasına bu absürt maceraya hazır mısınız? Sanatçının Bir İlkel Uzay Macerası isimli kişisel sergisi Galeri 77'nin Karaköy'deki mekanında 17 Ekim tarihine kadar sanatseverler tarafından ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/halk-ozani-asik-mahzuni-serif-vefatinin-21-yilinda-aniliyor/", "text": "Sanatçı, 1989-1991'de Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi. Halk şiirine gönülden bağlanan Mahzuni Şerif, yaşamı boyunca 453 plak ve 58 kaseti müzikseverlerin beğenisine sundu. Deli miyim Ben, Çeşmi Siyahım, Mevlam Gül Diyerek, Oy Bizim Eller, Mamudo ve Dom Dom Kurşunu adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda unutulmaz eseriyle gönüllerde yer edinen Aşık Mahzuni Şerif, vefatının 21. yılında anılıyor. Döndü ve Zeynel Cırık çiftinin oğlu Mahzuni Şerif, 17 Kasım 1939'da Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesinde bugünkü adıyla Tarlacık olarak bilinen Berçenek köyünde dünyaya geldi. Asıl adı Şerif Cırık olan sanatçı, Afşin'in Alembey köyündeki Lütfi Mehmet Efendi Medresesi'nde eğitim hayatına başladı, köylerine ilkokulun yapılmasının ardından medrese eğitimini bırakarak ilkokula devam etti. Aşık Mahzuni, 1959'da Mersin 3. Astsubay Hazırlama Okulundan, 1960'ta ise Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu'ndan mezun oldu. Daha sonra Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydolan ozan, maddi zorluklardan ötürü eğitimini yarıda bıraktı. Saz çalmayı ve deyiş söylemeyi küçük yaşlarda amcası Aşık Fezali'den öğrenerek müzik hayatına başlayan halk ozanına, mahcupluğu nedeniyle tasavvuf dersleri aldığı Cırık Baba tarafından Mahzuni mahlası verildi. Mahzuni Şerif, 17 yaşındayken dayısının kızı Emine ile dünya evine girdi. Bu evlilikten kızı Züleyha dünyaya geldi. İlk eşinden boşanan ozan, Ankara'da okurken tanıştığı İtalyan asıllı Sovina ile ikinci evliğini yaptı ve bu evlilikten Ferhat, Şirin ve Emrah isimli üç çocuğu oldu. Sanatçı, üçüncü evliliğini ise Gaziantep'te bir ilkokul öğretmeni olan Fatma Hanım ile gerçekleştirdi ve bu evlilikten de Derya, Ali Bülent, Şeyda ve Yetiş adlarını verdiği çocukları dünyaya geldi. İlk plağını 1964'te çıkaran sanatçı, bir süre Gaziantep'te ikamet ettikten sonra göç ettiği Ankara'da Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi isimlerle bir araya gelmeye başladı. Aşık Mahzuni, burada Aşıklar Derneğini kurdu, ressam Fikret Otyam'ın ve Gazeteciler Sendikasının desteğiyle konserler verdi. Aşık Mahzuni Şerif, Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh yuh, Fadimem, Gül Yüzlüm, Ciğerparem, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Abur Cubur Adam, Katil Amerika ve Ekmek Kölesinin aralarında bulunduğu birçok unutulmaz esere imza attı. Duygu ve düşüncelerini sazının yanı sıra Milliyet, Meydan, Anadolu'nun Sesi gazeteleri ve Pir Sultan, Hacı Bektaş, Kızıldeli, Ozanca gibi dergilerdeki yazılarıyla dile getiren Aşık Mahzuni Şerif, bazı yazıları ve türküleri sebebiyle birkaç defa hapse mahkum edildi ve iki defa idamla yargılandı. Sanatçı, 1989-1991'de Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi. Halk şiirine gönülden bağlanan Mahzuni Şerif, yaşamı boyunca 453 plak, 58 kaset çıkardı. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgesel olan ozan, 2001 yılı başında Almanya'nın Köln şehrinde kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma alındı. Halk ozanı, aynı yılın mayıs ayında hastaneden taburcu edilse de bir yıl sonra 17 Mayıs 2002'de, 62 yaşındayken hayata veda etti. Aşık Mahzuni, vasiyeti üzerine Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınında Çilehane adı verilen yere defnedildi. Gel Gizli Gizli, Zincirli Vize, Fadimem, Dargın Mahkum, Dom Dom Kurşunu, Benim Neyim Var, Barışak ve Son Acı adlı albümlere de imza atan sanatçı ayrıca türkülerinin yanı sıra serbest vezinde yazdığı şiirleri Dolunaya Tül Düştü adlı kitabında topladı. Sanatçının Deli miyim Ben şarkısı son zamanlarda sosyal medya platformlarında remix yapılarak yeniden dinlenmeye başlandı. Özellikle gençler tarafından TikTok ve Instagram'da popüler olan Mahzuni Şerif'in şarkısı birçok videonun arka planında da müzik olarak kullanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/halka-sanat-projesi-ve-artship-inisiyatifleri-cevrimici-konusma-serisi-basliyor/", "text": "halka sanat projesi ve Artship Inisiyatifleri San Francisco, 2012'den bu yana yaptıkları konuşma, panel ve sunumlara ekleyecekleri yeni halkayı dijital eğitim çağındaki uyum içinde yapacak. Artship Direktörü ve Araştırmacısı Slobodan Dan Paich'in bu Sonbahar üç farklı konferansta yaptığı sunumları yeni bir mecra üzerinden paylaşmaya ve bu yolla yeniden bir araya gelmeye hazırlanıyor. Management Ambiguities NGO, Charitable, Not For Profit, Spontaneous Initiatives, Tüm konuşmalar İstanbul saatiyle 21.00 (GMT +3), San Francisco saatiyle 10.00'da gerçekleşecektir. Zoom bağlantı bilgilerini almak için halkasanatprojesi@gmail. com adresiyle iletişime geçilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/handan-ertugrula-huzunlu-veda/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 94 yaşında dün yaşama gözlerini yuman Devlet Tiyatroları Eski Genel Müdürü Muhsin Ertuğrul'un eşi tiyatro ve Opera Sanatçısı Handan Ertuğrul için düzenlenen törene katıldı. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde pandemi koşullarına uygun olarak yapılan törene, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancığolu, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Öktem, Ertuğrul'un ailesi ve sanatçı dostları katıldı. İmamoğlu, Bugün Muhsin Ertuğrul ismi geçmeden Türk tiyatro tarihi anlatılamaz. Hatta bir zamanlar tiyatroyla uğraşan herkesin Muhsin Ertuğrul'la bir anısı vardır denildiğini birçoğunuz duymuşsunuzdur. Handan Uran Ertuğrul da tiyatro dünyasının önde gelen isimleri arasındadır. Opera sahnelerinde başladığı kariyerini tiyatroya taşımış ve sahne sanatları tarihimizin çok önemli eserlerinde yer almış, birçok ilkin altına imza atmıştır. Onların tiyatro sanatımızdaki öncü rolleri unutulmayacaktır. Mirasları bugün Türkiye'nin dört yanındaki tiyatro salonlarından yükselen alkış seslerinde yaşayacaktır. Handan Ertuğrul, tam bir Cumhuriyet kadınıydı. Çağdaş eğitimin, bilimin gücüne inanırdı. Kültür sanat dünyamıza yaptığı katkıların yanı sıra eğitime de çok önem verdiğini biliyoruz. Ailesini kaybetmiş çocukların eğitimi için maddi manevi çok önemli destekler sunmuş bir şahsiyetti. İfadelerini kullandı. Handan Uran Ertuğrul, kıymetli eşi Muhsin Ertuğrul'la yıllar sonra ebediyette buluşacak diyen İmamoğlu, Biz de bugün eşi Muhsin Ertuğrul'un adını taşıyan bu özel tiyatro salonunda bir araya geldik. Türkiye'nin en önemli sanatçılarından biri, çağdaş tiyatromuzun kurucularından olan eşinin adını taşıyan bir sahneden son yolculuğuna uğurlanıyor. Bunun çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Handan Ertuğrul'a bir kez daha Allah'tan rahmet, yakınlarına ve sahne dünyamıza başsağlığı diliyorum. Bu vesileyle Muhsin Ertuğrul'u da bir kez daha rahmetle anıyorum şeklinde konuştu. Sanatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hande-kuden-berlin-filarmoni-orkestrasina-kabul-edilen-ilk-turk-kemanci-oldu/", "text": "Hande Küden, bir yıldır çaldığı Berlin Filarmoni Orkestrası'na asil üye olarak kabul edildi ve bu başarıyı elde eden ilk Türk kemancı oldu. Keman sanatçısı Hande Küden, Berlin Filarmoni Orkestrası'na asil üye olarak kabul edildi. Bir yıldır çaldığı Filarmoni'nin birinci keman grubuna asil üye olarak katılan ilk Türk kemancı olan Küden, Orkestra'nın web sitesindeki açıklamasında, Berlin Filarmoni müzisyenleriyle birlikte çalmayı 13 yaşındayken hayal ediyordum ve şimdi hayalim gerçek oldu. Harika meslektaşlarımla birlikte performans sergilemekten ve şahane bir keman grubunun parçası olmaktan dolayı çok mutluyum dedi. Küden, Eylül 2019'dan bu yana Berlin Filarmoni'nin birinci keman grubunun bir üyesi. Filarmoni'ye katılmadan önce Alman Senfoni Orkestrası Berlin'de konser şef yardımcısı olarak birkaç yıl çalıştı. Küden, Filarmoni ile çalarak mükemmeliyetçiliği öğrendiğini söyleyerek, Arka arkaya ne kadar konser verirsek verelim, her biri eşit derecede önemli ve aynı tutkuyla çalınmalı ifadesini kullandı. Adana'da Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda eğitim alan Küden, eğitimine Hanns Eisler Berlin Müzik Okulu'nda devam etti. Küden daha sonra, Ferenc Fricsay Alman Senfoni Orkestrası Akademisi ve Karajan Berlin Filarmoni Akademisi'nde orkestra müzisyeni olarak eğitimini tamamladı. Berlin Filarmoni Orkestrası 1882 yılında kuruldu ve dünyanın en seçkin orkestraları arasında yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hapimag-sea-garden-resort-bodrumdan-yerel-kalkinmaya-destek/", "text": "Doğadan İlham Alıyoruz felsefesiyle Bodrum Yalıçiftlik'te hizmet veren Hapimag Sea Garden Resort Bodrum, sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda yerel kalkınmayı destekleyen çalışmalarına devam ediyor. Hapimag Sea Garden Resort Bodrum, bu kapsamda unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarımızdan dokumacılığı misafirleriyle buluşturarak bu sanatın yaşamasını sağlarken yerel üreticilere de destek oluyor. Ekonomik, çevresel ve toplumsal alanlarda sürdürülebilirlik konusunda yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Hapimag Sea Garden Resort Bodrum, yerel üreticiyi ve bölgesel kalkınmayı destekleyecek, geleneksel el sanatlarımızın nesilden nesile miras kalmasını sağlayacak yeni bir projeyi hayata geçirdi. Proje kapsamında resort içinde bulunan Pavillon alanında kurulan dokuma tezgahlarında Bodrum Mumcular Sazköy bölgesinden işinin ehli yerel üreticiler, kök boya kullanarak dokudukları halıları sergileme imkanı buluyorlar. Halı dokumayı deneyimleme fırsatı da bulan turistler el dokuması halılara yoğun ilgi göstererek ülkelerine dönerken hediye olarak sevdiklerine de götürüyorlar. Böylece yerel üreticiler de desteklenmiş oluyor. Doğadan ilham alıyoruz felsefesiyle hizmet verdiklerini belirten Hapimag Resort Operasyonları Türkiye, İspanya, Hollanda, Portekiz Ülke Direktörü Kerem Demirkol Kuruluşumuzdan bu yana yerel, doğal ve sürdürülebilir yaşamı destekleyen çalışmalarımızı hayata geçiriyoruz. Tesisimizde, sürdürülebilir yaşamı ve doğal tarımı desteklemek için su arıtma ve atık suların değerlendirilmesi çalışmalarının yanı sıra kendi kompost gübre üretimimizi yapıyoruz. Anadolu kültürel anlamda adeta bir hazine. Sürdürülebilirlik hedeflerimizle yalnızca doğaya değil, bulunduğumuz coğrafyanın yerel halkını ve kültürel yapısını da destekleyecek çalışmalara katkı sunmayı görev edindik. Bodrum da geleneksel el sanatları anlamında müthiş bir zenginlik sunuyor. Yerel üreticiye, bölgesel kalkınmaya, toplumsal gelişime destek hedeflerimizle bölgemizdeki unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının daha fazla gün ışığına çıkmasını ve üreticisini mutlu etmesini istedik dedi. El sanatlarıyla ilgili hayata geçirdikleri projenin detaylarını paylaşan Demirkol Bu kapsamda son olarak Bodrum Mumcular Sazköy bölgesinden üreticilerimizi dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimizle buluşturarak sanatlarını icra etmelerini ve dokudukları halıları sergilemelerini sağladık. Özellikle yabancı turistlerin ülkelerine dönerken bu kıymetli dokuma halılarımızı satın alarak ilgi göstermeleri bizleri çok memnun etti. Bu manevi mirası gelecek nesillere aktarmak en önemli hedefimiz. Burada dokunan her bir motifi çocuklarımızın manevi hazinesine atılmış bir değer olarak görüyoruz diyerek sözlerini tamamladı. Bölgenin yerel motiflerini yakından gören yabancı turistler bir yandan sergiyi gezerken bir yandan da alışveriş imkanı buluyor. Turistlerin yoğun ilgi gösterdiği sergi Ekim ayına kadar ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/harbiye-acikhava-yaz-oyunlari-seyircinin-yogun-ilgisiyle-basladi/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, her yaştan tiyatro seyircisini İki Efendinin Uşağı oyunuyla Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde buluşturdu. Tiyatro sezonunun en çok beğenilen oyunları arasında yer alan İki Efendinin Uşağı, 15 Haziran Çarşamba günü Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde binlerce sanatseveri ağırladı. Oyuncuların yaratıcılık ve yeteneğini, İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell' Arte'nin kostüm, maske ve makyajlarıyla birleştiren oyun, seyircisini 18. yüzyılın eğlenceli bir Akdeniz kasabasında yolculuğa çıkardı. Harbiye Açık Hava Yaz Oyunları'nın ilk oyunu olan Carlo Goldoni'nin yazdığı Aslı Öngören'in yönettiği İki Efendinin Uşağı, pandeminin neden olduğu uzun bir aradan sonra Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nin kendine özgü heyecanıyla seyircisine keyifli bir yaz gecesi yaşattı. Carlo Goldoni'nin yazdığı Aslı Öngören'in yönettiği İki Efendinin Uşağı; 16 Haziran tarihinde 21.00'de, William Shakespeare'in yazdığı, Serdar Biliş'in yönettiği12. Gece; 18, 19 Haziran tarihlerinde 21.00'de, Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği Hastalık Hastası; 21, 22 Haziran tarihlerinde 21.00'de sahneleniyor. 3 yıldır kapalı gişe oynayan Hastalık Hastası, Açık Hava Yaz Oyunları'nda son 2 oyununu oynuyor. Henüz izleyemeyen seyircilerimiziHarbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'ne bekliyoruz. Oyunların biletleri, İBB Şehir Tiyatroları gişeleri, https://sehirtiyatrolari. ibb. istanbul/adresi ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilir. Açık Hava Yaz Oyunları Ağustos ayında yeni oyunlarla Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde sahnelenmeye devam edecek. Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte'nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino'nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni'nin yazdığı Aslı Öngören'in yönettiği oyunda, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydınrol alıyor. Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'yaaşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkar Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikayesini iyice kızıştırır. William Shakespeare'in yazdığı, Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter rol alıyor. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu'nun kurucularından Moliere'in (1622 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/harika-turk-piyanist-yuksel-dural-ertugrul-faciasiyla-ilgili-hazirladigi-senfonik-projeye-destek-bekliyor/", "text": "Besteleri ve eserleriyle yabancı basında Harika Türk olarak yer alan, 100'ün üzerinde bestesi ve çoğunluğu yurt dışından olmak üzere 180 ödülü bulunan piyanist kompozitör Yüksel Dural, Ertuğrul Fırkateyni Faciasıyla ilgili senfonik proje hazırladı. Bestelediği, icra ettiği eserlerle dünyada Harika Türk ve Gök gürültüsünü yere indiren Türk ifadeleriyle kendinden söz ettiren ve kazandığı yüzlerce ödülle Türkiye'yi yurt dışında temsil eden piyanist ve kompozitör Yüksel Dural, Ertuğrul Fırkateyni Faciasıyla ilgili hazırladığı senfonik proje için destek bekliyor. Dural, 5 yaşında başladığı piyano eğitimine Viyana'da Rene Back ve Amerika Birleşik Devletleri'nde Juliard Konservatuarında devam etti. İlk seyircili konserini 14 yaşında opera sahnesinde veren Dural, bir uçak kazasında Pasifik Okyanusu'nda kaybolan abisinin acısıyla zorlu günler geçirdi. Yaşamına ve anılarına ilişkin, AA muhabirine açıklamalarda bulunan piyanist Dural, yaptığı bestelerin hep Türkiye ile ilgili olduğunu, ülkesini tanıtmak ve en iyi şekilde temsil etmek için mücadele ettiğini söyledi. Piyanist Yüksel Dural, Sultan 2. Abdülhamid tarafından Japonya'ya gönderilen ve dönüş yolunda batan Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla ilgili dünyada ses getireceğine inandığı bir projesinin bulunduğunu belirtti. Müziğin insanlar için önemine dikkati çeken Dural, Türkiye'nin adını daha çok duyurması için yetenekli insanlara daha fazla imkan verilmesi gerektiğini söyledi. Sanatçı Dural, çocuklar için de konser vermek istediğini ve gençlik konserleri düzenlemeyi planladığını sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/harmony-sergisi-bodrumda-acildi/", "text": "Almanya merkezli KÖNİG Galerie'nin Bodrum Loft iş birliğiyle hayata geçirdiği Harmony sergisi kapılarını açtı. Küratörlüğünü Selcan Atılgan'ın üstlendiği ve 4 Eylül 2022 Pazar gününe kadar sürecek Harmony sergisinin Bodrum Loft'ta düzenlenen açılış davetine iş, sanat ve cemiyet hayatının önde gelen isimleri katıldı. Bodrum'da açılmasının üzerinden kısa zaman geçmesine rağmen doğaya saygılı modern köy yaşamının oluşturulduğu tatil köyünün yanı sıra çatısı altındaki marka restoranlarıyla da adından söz ettiren Bodrum Loft'un sanata desteği sürüyor. Bodrum'da düzenlenen sanat etkinliklerinin çıtasını zirveye taşıyacak birliktelik ile tüm dünyada ses getiren sergilere ev sahipliği yapan Almanya merkezli KÖNİG Galerie ve Bodrum Loft iş birliğiyle düzenlenen Harmony sergisi, 10 Temmuz Pazar günü kapılarını açtı. 4 Eylül 2022 Pazar gününe kadar ziyaret edilebilecek serginin Bodrum Loft'da düzenlenen açılış davetine iş, sanat ve cemiyet hayatının önde gelen isimleri katıldı. Küratörlüğünü Artsa Danışmanlık'ın kurucusu Selcan Atılgan'ın üstlendiği Harmony sergisinde; Alicja Kwade, Claudia Comte, Jose Davila, Jeppe Hein gibi uluslararası sanatçıların 7 eseri yer alıyor. Bodrum Loft'un yerleşim alanına dağıtılmış eserleri görmek isteyen sanatseverler, isterlerse QR kodları ile rotaya bağlanıp eğlenceli bir deneyim yaşıyorlar, dilerlerse de rehber eşliğinde doğa ve sanatın muazzam birlikteliğini keşfe çıkabiliyorlar. Minimalist ve modernist bir yaklaşımın hakim olduğu Harmony sergisinde, yeşil ve mavinin birleştiği Bodrum Loft'u birbirlerinden farklı perspektiflere sahip sanat eserleriyle eşsiz bir şekilde deneyimleme fırsatına sahip olunuyor. Her biri değişik yerlerde dünyaya gelmiş ve farklı kültürlere sahip sanatçıların hikayeleri, Berlin KÖNIG Galerie aracılığıyla Bodrum Loft'ta birleşiyor. - Alicja Kwade, Polonyalı-Alman çağdaş bir enstalasyon ve heykel sanatçısıdır. Eserlerinde zaman ve mekanın öznelliğine odaklanır ve fiziksel dünyanın geçiciliğini araştırmak için malzemeleri kimyasal süreçlerle manipüle eder. İzleyicilerinin dünyayı nasıl gördüklerini yeniden gözden geçirmesini ve bilim ile güvensizliğin birleştiği çizginin onların ilgisini çekmesini istiyor. - Jeppe Hein, 1970'lerden gelen kavramsal sanat ve minimalist heykel gelenekleriyle tutkulu bir ilişki içinde çalışan Danimarka'lı sanatçı. Eserlerini ayırt eden unsur sadelikleri ve mizahı sıkça kullanması oluyor. Sanat, mimari ve teknolojik icatların kesiştiği bir noktada yer alışlarıyla özgün bir perspektif sunuyor. Sanatseverleri eylemin merkezine koyan ve çevreyi nasıl deneyimleyip algıladıklarına vurgu yapan, ilgi çekici ve beklenmedik bir özellikle karşılamayı seven Hein aynı zamanda elementleri birbirleriyle kombinlemeyi önemsiyor. - Jose Davila ise çalışmalarında sanatta modernist miras da dahil olmak üzere çeşitli tema ve fikirleri kullanan Meksika'lı bir multidisipliner sanatçı. Sıkça 'denge' kavramını heykellerin yaratılması ve görsel kültürlerde tanınmasıyla ilişkilendiren Davila'nın çalışmalarının amacı heykelin doğasını keşfetmek. Buna ek olarak eserlerinde taşın kültürel tarihini ve insan dünyasıyla ilişkisini vurguluyor. - Claudia Comte, en çok mekana özgü enstalasyonlarıyla tanınan ve malzemelerin hafızasıyla ilgilenen İsviçre'li minimalist sanatçının çalışmaları, kendi bulduğu benzersiz bir kurallar ve ölçümler sistemi tarafından yönetiliyor. Her sanat eserinin diğerleriyle kendine özgü, eğlenceli bir ilişki kurmasını sağlayan Comte, mermerin okyanusları temsil ettiğini ve kalbinde sıvı olduğunu ileri sürüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/harput-kisa-film-festivali-basvurulari-devam-ediyor/", "text": "Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destekleriyle Elazığ'da valilik tarafından ilk kez düzenlenecek olan Harput Kısa Film Festivali için başvurular devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle Elazığ Valiliği tarafından 8-11 Eylül tarihlerinde ilki düzenlenecek olan Harput Kısa Film Festivali başvuruları devam ediyor. Harput'un tanıtımını yaparak Elazığ şehrinin kültür ve sanat hayatına katkı sağlamayı amaçlayan, ulusalda ise sinema sanatı ve sanatçılarına destek olmayı hedefleyen festival bu yıl 8-11 Eylül tarihleri arasında yapılacak. Kısa film ve belgesel film yarışmaları ile genç sinemacıları desteklemeyi amaç edinen festivalde aynı zamanda deprem ve afet temalı senaryo yarışması ile birlikte deprem gerçekliğine de vurgu yapılacak. Festivalin ön jürisi belirlendi. Belgesel film dalında Jale İncekol, Ömer Dişbudak, Yavuz Selim Taşçıoğlu, kısa film dalında ise Serdar Akbıyık, Fatih Peker ve Sinan Bal ön jüri olarak görev alacaklar. Başvurular festivalin internet sitesi harputfilmfestivali. com üzerinden 6 Ağustos Cuma gününe kadar online olarak gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/haruki-murakaminin-ikinci-romani-pinball-1973-turkcede/", "text": "Haruki Murakami'nin daha otuzlu yaşlarının başında yazdığı, ikinci roman olan Pinball, 1973, Ali Volkan Erdemir'in çevirisiyle Doğan Kitap'tan yayımlandı. Pinball, 1973, yazarın kült romanlarında karşımıza çıkan temaların tohumlarını atan hikayelere götürüyor bizi. Kız arkadaşı genç yaşta ölen kahramanımız, gençliğinde saatler, günler boyunca oynadığı pinball makinesinin peşine düşüyor. Murakami'nin sonraki romanlarında yeniden karşımıza çıkacak olan Fare, anlamsızlıkla savaşıyor, aşkın sınırlarını keşfediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hasan-cem-araptarli-objektifinden-istanbul-balikcilari/", "text": "Çekimleri beş yıl süren bu çalışmanın daha önce yapılmış bir örneği olmadığı biliniyor. Şehrin uğultusunun suya düşmesiyle başlayan çekimler, balıkçının koca dünyadaki tek başınalığı ile devam etmiş fotoğraf karelerinde. Giderek artan Boğaz trafiği, çevresel koşulların etkisi, Boğaz'da balık neslinin tükenmesine etki ediyor. Önümüzdeki yıllarda görmeye alıştığımız bu küçük balıkçı teknelerinin azalarak yok olma ihtimali, sanatçının yaptığı çalışmanın değerini artırıyor. Kültür sanat dünyasında ilgiyle karşılanan sergi, şimdiden Muse Photography Awards'ta belgesel dalında Silver Winner, European Photography Awards'ta Gold Winner ödüllerini kazandı. 15. International Color Awards'ta ise Nominee oldu. İstanbul Bomontiada'da 3 Aralık'ta açılışı gerçekleşecek olan serginin metinleri, yazar Figen Şakacı'nın kaleminden. Serginin küratörlüğü de fotoğraf sanatçısı Ali Kabaş tarafından yapıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hasan-rizanin-tablosunun-restorasyonunda-tuvalin-altindan-farkli-bir-resim-daha-cikti/", "text": "Balkan şehidi ressam Hasan Rıza'nın tablosunun restorasyonunda, kısmen yaptığı farklı bir resmi iptal ederek üzerine Osmanlı'nın Rumeli'ne geçişini anlattığı resmi yaptığı anlaşıldı. Edirne Belediyesi envanterine kayıtlı 1900'lü yıllarda yapılmış 5 yağlı boya tablosu restorasyonu için TBMM Milli Saraylar Genel Sekreter Yardımcılığı Teknik ve Restorasyon Uygulamalar Başkanlığı'na gönderildi. Ultraviyole çekimleri, kızıl ötesi ışınlar ve mikroskoplar kullanılarak önce hasar tespitleri yapıldı. Tablolarda hasarlı yerlere dolgu ve estetik çalışmaları yapılarak, buralar guaj boyalar ile rötuşlandı, nemden zarar görmemesi için arka kısımlarına koruma paneli uygulaması gerçekleştirildi. Bu çalışmalar sırasında ressam Hasan Rıza'ya ait Osmanlının Rumeli'ne geçişi isimli tablosunda ilginç bir detay tespit edildi. Restorasyon ekibi tablo üzerindeki boya katmanının altında ham tuvalde ressamın bu resimden önce başka bir resme başladığı, ancak daha sonra bunu iptal ederek üzerine mevcut resmi yaptığı saptandı. Hazırlanan restorasyon raporunda da bu ayrıntı fotoğraflı olarak, Boya tabakası altında bulunan ve ressamın bu resmi oluşturmadan önce çalışıp sonra vazgeçtiği çizimlerin görünümü notu kayda geçirildi. Restorasyonu tamamlanan tablolar belediyedeki yerlerine yeniden asıldı. Üsküdar'da doğan Hasan Rıza resme küçük yaşta başladı. Bahriye Mektebinde eğitim alan, 93 Harbine gönüllü katılan Hasan Rıza, dönüşünde İtalya ve Mısır'da sanat çalışmaları yaptı, Edirne Vilayeti Sanayi Okulunun müdürlüğü görevinde bulundu. Hasan Rıza, atölyesindeki resimleri kurtarmak üzere Karaağaç'a doğru giderken 1913 yılında Bulgar askerleri tarafından şehit edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hasret-sona-erdi-kartalda-tiyatro-perdeleri-acildi/", "text": "Kartal Belediyesi, korona virüsü salgınında yeni normal sürecinin başlamasıyla birlikte, tiyatro perdelerini sanatseverler için açtı. Aşk Katili, Ortaya Karışık ve Marion ile Memet tiyatro oyunları, izleyenlerden tam not aldı. Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi'nde sahnelenen tiyatro oyunlarında, izleyenler için maske kullanımı zorunlu tutularak, oturma düzeni sosyal mesafe kuralları gözetilerek düzenlendi. Kartal Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından sahnelenen oyunların ilki, Almanya'da yaşayan göçmen bir gencin, Marion adındaki Alman bir genç kızla yaşadığı aşkı ve genç adamın Almanya'da başına gelenlerin anlatıldığı 'Marion ve Memet' oyunu oldu. Oyun izleyenler tarafından çok beğenildi. Tiyatro severlerle buluşan diğer oyun ise 'Aşk Katili'ydi. Oyunda, ihtiraslı bir aşk hikayesi izleyiciler ile buluştu. Tiyatro severler için sahnelenen bir diğer oyun da Müfit Can Saçıntı'nın tek kişilik gösterisi olan yer 'Ortaya Karışık' oyunu oldu. Ortaya Karışık, izleyenlere kahkaha dolu dakikalar yaşattı. Kartal Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından sahnelenen tiyatro oyunları, 11 Temmuz'a kadar her akşam 20.30'da birbirinden farklı oyunlarla tiyatro severler ile buluşmaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hastalik-hastasi-beden-sagligindan-suphe-duyanlarin-el-kitabi-inkilap-kitabevi-etiketiyle-raflarda/", "text": "Dennis DiClaudio'nun The Hypochondriac's Pocket Guide to Horrible Diseases You Probably Already Have adlı kitabı; Hastalık Hastası Beden Sağlığından Şüphe Duyanların El Kitabı adı, Op. Dr. Gökçe Dereci Konakcı'nın çevirisi ve İnkılap Kitabevi etiketiyle okurlara ulaşıyor. Doktor olmayan Dennis DiClaudio, kitabı yazma nedenlerinin arasında tıbbi bilgilendirme yapmak olmadığını ifade ediyor. Öte yandan kitap, bir doktordan ziyade internetten, tıp alanında herhangi bir yetkinliği olmayan kişilerden bilgi alan hastaları/kendini hasta ilan edenleri tenkit etmek amacını da taşıyor. Uykusuzluktan mı muzdaripsiniz? Bu iyi değil... Yakında tüm vücudunuz beyninize saldırabilir. İnatçı bir ateş ve ödemden mi şikayetçisiniz? Dikkatli olun... Cildinizin altında büyük ihtimalle kurtçuklar dolaşıyor. Cildinizde hassasiyet ve renk değişikliği mi fark ettiniz? Eyvah... Muhtemelen kafanızdan bir boynuz çıkacak! Hastalık Hastası Beden Sağlığından Şüphe Duyanların El Kitabı çok portatif olduğundan, onu her zaman yanınızda bulundurabilirsiniz, böylece şüphe götürmez bir şekilde ölümcül olduğunu hissettiğiniz en ufak kaşıntılı bir döküntüde hemen güvenilir rehberinizi açıp kendinize uygun bir tanı koyabilir ve endişelenmeye başlayabilirsiniz. Dennis DiClaudio'nun kaleme aldığı Hastalık Hastası Beden Sağlığından Şüphe Duyanların El Kitabı, İnkılap Kitabevi etiketiyle raflarda, inkilap. com, dr. com. tr ve kitapyurdu. com adreslerinde yerini aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hatayli-ressam-perihan-capar-spatula-kullanarak-essiz-eserlere-imza-atiyor/", "text": "Hataylı ressam Perihan Çapar (50), çocukluk yıllarından beri merak duyduğu ve kendini geliştirerek açtığı atölyede resim sanatında kullandığı 'spatula' ile eşsiz eserlere imza atıyor. Antakya'daki atölyesinde yaptığı eserlerle resim sanatına farklı bir boyut katan Çapar, kentin dokusunu, kültürünü, medeniyetini ve doğasını, spatula ile tablolara işliyor. Resim sanatı üzerine akademik bir eğitim almadan, kendi çapında resimler yapan Çapar, tablolarını ulusal ve uluslararası fuarlarda sergiledi. Hatay'da, çocukluktan bu yana merak duyduğu ve kendisini geliştirerek 2008 yılında açtığı atölyede resim sanatında kullandığı 'spatula' ile eşsiz eserlere imza atan Perihan Çapar, 2004 yılından beri atölye çalışmaları yaptığını ancak kendi atölyesini 2008 yılında açtığını ifade etti. Çapar, İlk başlarda beğendiğim çalışmaları tabloları röprodüksiyon çalıştım sonra kendime özgü çalışmalarım oldu dedi. Spatula tekniği ile tanıştıktan sonra bu teknikten farklı bir lezzet aldığımı fark ettim diyen Hataylı ressam, Spatula kullanarak resim yapmak gerçekten farklı bir tat, fırçadan çok farklı. Kendimi çok daha iyi ifade ettiğime inandım, daha coşkulu, daha derinlikli. Elbette fırçanın tadı da farkı ama spatula çalışmalarım daha çok beğenildiğine inanıyorum. Spatula ile daha kabartılı figürler ve objeler daha ön plana çıkıyor. Renklerin oturması daha güzel yansıyor tabloya ifadelerini kullandı. Hem fırça tekniği hem de spatula tekniğini kullanarak yaptığı tabloların da olduğunu belirten Çapar, Antakya'nın tarihi dokusunu ve emekçi insanları çalışmayı seviyorum. Yaptığım bir tabloda insan olmalı. Resim yaşam sevinci gibi, nefes almak gibi bir şey benim için diye konuştu. Spatula tekniği ile yaptığı tablolara rağbetin olduğunu ve şehir dışına da gönderdiğini ifade eden Çapar, pandemi sürecinden dolayı işlerinin durgun olduğunu ifade ederek, bu dönemi bir an önce atlatmayı diledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/havada-karada-denizde-edebiyat/", "text": "Her yıl sanatseverleri buluşturan Sarıyer Edebiyat Günleri'nin 9. su başladı. Boğazın eşsiz güzelliğine edebiyat hazzının eşlik ettiği Haydar Aliyev Parkı'na gelen edebiyatseverler müzikle sözün, şiirle öykünün, romanla oyunun buluşmasına tanıklık ederek, usta yazarlarla bir araya gelmenin keyfini yaşadı. Sadece Sarıyerliler'in değil, tüm İstanbullular'ın da yakından takip ettiği Sarıyer Edebiyat Günleri'nin 9'uncusu başladı. Edebiyatseverler etkinliğin yapıldığı Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı'na akın etti. Sanatın her dalından öne çıkan usta isimlerin edebiyatseverlerle buluştuğu etkinliğin ilk gününde; Dr. Canan Dağdeviren, Hüseyin Avni Danyal, Bülent Emrah Parlak, Kerem Fırtına, Başak Daşman, Sinan Tuzcu, Caner Cindoruk ve birçok ünlü isim sevenleriyle bir araya geldi. Boğaz kıyısında 9 gün boyunca sürecek etkinliğin açılış konuşmasını Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç yaptı. Edebiyat ve medya dünyasının ünlü isimleri ve usta kalemlerinin Sarıyer halkıyla buluşacağı 9 günlük program, boğazda Şiir Teknesi ile başladı. Şiir Teknesi nin ilk konukları ünlü oyuncular Hüseyin Avni Danyal, Başak Daşman ve müzisyen Suat Erdem oldu. Edebiyatseverlere şiir ziyafeti yaşatan bir diğer isim ise oyuncu Kerem Fırtına idi. Usta isimler, boğaz sularında seyir halindeyken edebiyatseverlere müzik eşliğinde keyifli anlar yaşattı. Şiir Teknesi'ne binerek boğaza açılan yüzlerce vatandaş, şiir dinletisi sonrası Haydar Aliyev Parkı'nda bando ekibi tarafından karşılanarak 9. Sarıyer Edebiyat Günleri'ni resmen başlattı. İstanbul'un farklı ilçelerinden 9. Sarıyer Edebiyat Günleri'ne katılmak isteyen vatandaşlar da unutulmadı. Etkinliğin ilk gününde Beykoz'dan kalkan Şiir Hatları teknesi Burhan Karacan'ın şiirleri ve Grup Yol'a Düş'ün müzikleri eşliğinde vatandaşları, etkinliklerin yapılacağı Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı'na taşıdı. 18 söyleşiden ilkini gerçekleştiren isimler Özge Özberk, Sinan Tuzcu, Caner Cindoruk ve Bülent Emrah Parlak oldu. 'Sahneden Edebiyata' söyleşisi ile alanı dolduran vatandaşlarla buluşan ünlü konuklar sahneden edebiyata olan yolculuklarını paylaştı. Sarıyer'de olmaktan mutluluk duyduklarını ifade eden, oyuncu kimliklerinin dışında yazdıkları kitaplarla edebiyat dünyasında da var olan sanatçılar, sahne ve edebiyatın içiçe bir olgu olduğuna vurgu yaptı. Sahnede ya da setlerde yaratılan öyküleri kendilerinden de birşeyler katarak canlandırmaya çalıştıklarını ifade eden oyuncular, Üretim alanı olarak biri içe, diğeri dışa dönük bir eylem. Yazmak daha çok içindekini dışarı dönük paylaşmak, oynamak ise kalabalığın içinde birşeyleri anlatmaktır şeklinde konuştu. Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, Sarıyer Edebiyat Günleri'nin açılış konuşmasında, Edebiyat özü sergileme sanatıdır. Biz de edebiyat günlerini çok değerli edebiyatçıların desteğiyle başlattık. Yaşar Kemal ve Vedat Türkali. Bugün onları mezarı başında andık. Sarıyer Edebiyat Günleri edebiyatımızın ustalarına göstermek istediğimiz vefanın yansımasıdır. Boğaziçinin kıyısı 9 gün boyunca edebiyata doyacak dedi. Etkinliklerin birinci gününde edebiyatseverler Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı'na gelerek birbirinden değerli yazarlara kitaplarını imzalattı. İnci Aral, Pelin Batu, Akın Birdal, Aydın Ilgaz, Nazım Alpman, Nilgün Ilgaz, Erdal Güney, Gönül Simpson, Yetkin Aröz, Nilgün Bakkaloğlu, Jilber Barutçiyan, Kubilay Çelenk, Başar Başarır, Yavuz Ekinci, Özgür Özgülgün ve Sarıyerli yazarlar imza günleri kapsamında okurlarıyla buluştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/havalimaninda-unutulan-280-bin-avro-degerindeki-tablo-copte-bulundu/", "text": "Kimliği açıklanmayan bir iş insanı, Almanya'daki Düsseldorf Havalimanı'nda 280 bin euro (yaklaşık 2 milyon 700 bin TL) değerinde olduğu düşünülen, Fransız sürrealist ressam Yves Tanguy'nin tablosunu unuttu. Independent Türkçe'nin Deutsche Welle'den aktardığı habere göre, iş insanı İsrail'in başkenti Tel Aviv'e gitmek için havalimanına geldi ve check-in işlemlerini tamamladı. Fakat uçağa bindikten bir süre sonra tabloyu havalimanında unuttuğunu fark etti. Tel Aviv'e iner inmez Düsseldorf'u arayarak polise durumu anlattı. Bunun üzerine harekete geçen polis ilk etapta tabloyu bulamadı. Daha sonrasında polis, havalimanının temizliğini yapan şirketle irtibata geçti. Havalimanındaki mülklerden sorumlu yöneticiyle birlikte ekipler bir kez daha arama yaptı. Aramada karton kutudaki tablo, geridönüşüm kutularından birinin en altında buldu. Gelişmelerle ilgili bilgilendirilen tablonun sahibi, çarşamba günü merkeze gelerek sanat eserini teslim aldı. Polis sözcüsü Andre Hartwig, Bu yılki en sevindirici hikayelerimizden biriydi dedi. 1900-1955 arasında yaşayan ressam Tanguy, Salvador Dali ve Joan Miro gibi ünlü sanatçıların çağdaşıydı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hayalimdeki-sahneler-de-biz-de-variz-diyor/", "text": "Yönetmen ve sanatçı Metin Akdemir'in yazıp yönettiği Hayalimdeki Sahneler, yılın son gösterimini İstanbul Modern Sinema'nın Biz de Varız! seçkisinde yapıyor. Yavuz Özkan'ın yönettiği İki Kadın ile Atıf Yılmaz'ın Dul Bir Kadın ve Kadının Adı Yok filmlerinden yola çıkarak, Türkiye sinemasında görmezden gelinmiş kuir arzu temsillerinin peşine düşen belgesel, 23-25 Aralık tarihleri arasında istanbulmodern. org üzerinden çevrimiçi ve ücretsiz izlenebilecek. Yönetmen ve sanatçı Metin Akdemir'in Atıf Yılmaz ve Yavuz Özkan'ın filmlerinden yola çıkarak Türkiye sinemasındaki kuir arzu temsillerini sorguladığı belgeseli Hayalimdeki Sahneler, yılın son gösterimini İstanbul Modern Sinema'nın Biz de Varız! seçkisinde yapıyor. Küratörlüğünü Müge Turan'ın yaptığı ve yılın en çok konuşulan bağımsız yapıtlarını buluşturan Biz de Varız! programına seçilen Hayalimdeki Sahneler, 23-25 Aralık tarihlerinde istanbulmodern. org'da çevrimiçi ve ücretsiz gösterilecek. Seçki kapsamında gerçekleşecek ve film ekibinin katılacağı özel söyleşi ise, 24 Aralık Perşembe akşamı saat 21:00'de İstanbul Modern'in YouTube'da kanalında canlı olarak izlenebilecek. Metin Akdemir'in yazıp yönettiği, yapımcılığını Emre Kaya ve İrem Akbal'un üstlendiği Hayalimdeki Sahneler, Atıf Yılmaz'ın 1985 yapımı Dul Bir Kadın ve 1987 tarihli Kadının Adı Yok filmleri ile Yavuz Özkan'ın 1992'de çektiği İki Kadın filminden yola çıkarak, Türkiye sinemasında kuir arzuya uygulanan sansürü ve otosansürü tartışmaya açıyor. Deniz Türkali, Hale Soygazi, Nur Sürer, Serap Aksoy gibi oyuncuların yanı sıra sinema yazarı Engin Ertan ve akademisyenler Özlem Güçlü ve Umut Tümay Arslan'ın da konuk olduğu belgesel, bu üç filmin utangaç birer örnek mi, yoksa Türkiye sinemasında kuir'i konu edinen cesur filmler mi olduğu sorusunun peşine düşüyor. Platform yapımı olan film, ilk gösterimini Ekim ayında 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Belgesel Film Yarışması'nda yapmış, İstanbullu seyirciyle de ilk kez 39. İstanbul Film Festivali'nde buluşmuştu. Eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanan film Aralık başında, Amsterdam'da düzenlenen Kuir ve Göçmen Filmleri Festivali'nde uluslararası prömiyerini yapmış ve ayrıca Belgrad'da Merlinka Festivali, Yunanistan'da da Aphrodite Kuir-Feminist Film Festivali'nin programlarında gösterilmişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hayat-denen-kartopu-is-dunyasina-mektuplar/", "text": "Omaha Kahini lakabıyla bilinen efsanevi yatırımcı ve iş insanı Warren E. Buffett'ın 40 yıllık derin tecrübesi, Hayat Denen Kartopu: İş Dünyasına Mektuplar kitabında ölümsüzleşiyor. Yöneticisi olduğu Berkshire Hathaway'i dünyanın en değerli holdinglerinden biri yapan, kendisi de on yıllardır dünyanın en zenginleri listelerinden düşmeyen Buffett, ekonomi ve iş dünyasına kült bir eser armağan ediyor. Epsilon logosuyla yayımlanan Hayat Denen Kartopu: İş Dünyasına Mektuplar, Buffett'ın Berkshire hissedarlarına kırk yılı aşkın süredir yazdığı mektuplardan oluşuyor. Başarılı yatırımcının temel ilkelerini, stratejilerini ve genel ekonomik gelişmelerle ilgili düşüncelerini anekdotlar, esprili göndermeler ve ilginç aforizmalar kullanarak anlaşılır bir dille aktardığı mektuplar, Lawrence A. Cunningham tarafından derlenerek kitaplaştırıldı. Efsanevi yatırımcı Warren E. Buffett, hayata bakışını Hayat bir kartopuna benzer. Tek ihtiyacınız olan biraz kar ve uzun bir yokuş. cümlesiyle özetliyor. Lawrence A. Cunningham, Epsilon logosuyla Türkiye'de okurlarla buluşan Hayat Denen Kartopu: İş Dünyasına Mektuplar adlı kitapta, Buffett'ın 40 yılı aşkın çalışma hayatında ortaklarına yazdığı mektupları derliyor. Bugüne kadar Warren E. Buffett'ın elinden çıkmış tek kitap olma niteliğini taşıyan Hayat Denen Kartopu: İş Dünyasına Mektuplar, içerdiği olağanüstü dersler ve içgörülerle yatırımcılar kadar iş insanları ve profesyoneller için de eşsiz bir kaynak sunuyor. Yıllar içinde temel ilkeleri olan ihtiyat, sabır ve doğru fiyatta doğru işlemlerle yöneticisi olduğu Berkshire Hathaway'i dünyanın en değerli holdinglerinden biri yapan Warren E. Buffett'ın kendisi de on yıllardır dünyanın en zengin isimleri arasındaki yerini koruyor. Buffett'ın Berkshire hissedarlarına kırk yılı aşkın süredir yazdığı ve şirket yıllık raporlarında sunulan raporlar, başarılı yatırımcının tecrübesi ve birikiminden beslenen keskin zekası sayesinde iş ve yatırım dünyası için kült birer metne dönüşmüş durumda. Esprili ve ince göndermelerle süslü tarzıyla Buffett mektuplarında, stratejilerini ve genel ekonomik gelişmelerle ilgili düşüncelerini anekdotlar ve ilginç aforizmalar kullanarak gerçeğe uygun ve anlaşılır bir dille aktarıyor. Hayat Denen Kartopu: İş Dünyasına Mektuplar'da Buffett, ortağı Charlie Munger'ın esprili şekilde ifade ettiği gibi, başkalarından daha zeki olmaya çalışmadan, yalnızca daha az aptallık yapmaya çalışarak iş dünyasının zirvesine nasıl ulaştıklarını açık sözlülükle anlatıyor. Warren E. Buffett'ın yazdığı mektuplardan Lawrence A. Cunningham'ın derlediği Hayat Denen Kartopu: İş Dünyasına Mektuplar adlıkitap, Epsilon logosuyla raflarda ve internet satış sitelerinde! Akıllı Yatırımcı kitabının yazarı Benjamin Graham'ın öğrencisi olarak başladığı değer yatırımcılığını 1965 yılında, Berkshire Hathaway adındaki batmak üzere olan tekstil firmasını satın alarak sürdüren Warren E. Buffett, Berkshire'ı dünyanın en değerli holdinglerinden biri yaptı. Kendisi de Mart 2021 itibariyle yaklaşık 100 milyar dolarlık servetiyle yıllardır dünyanın en zengin on kişisi arasında yer alıyor. Yatırım ve yönetim becerilerinin yanı sıra iş dünyasına felsefi yaklaşımıyla da bilinen ünlü yatırımcının yıllık hissedar mektupları ve toplantıları dünyanın dört bir yanındaki küçük büyük milyonlarca yatırımcı tarafından dikkat ve hayranlıkla izleniyor. George Washington Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde profesördür. Ona yakın kitabın yazarı olan Cunningham, Warren Buffett ile yakın işbirliği içinde çalışarak hazırladığı İş Dünyasına Mektuplar'ın yanında değer yatırımcılığı, kurumsal yönetişim gibi alanlarda araştırmalar yapmakta, şirketlere ve kamu kurumlarına danışmanlık yapmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hayat-guzeldir-karma-sergi/", "text": "Bahçelievler Memorial ve Bahariye Sanat İstanbul iş birliği ile Bahçelievler Memorial Sanat Galerisinde 20 sanatçının katılımıyla Hayat Güzeldir Karma Sergisi düzenleniyor. Hayat Güzeldir Sergisi 1-7 Nisan Kanser Haftasına ve kansere değil, hayata şans vermeyi vurgulamak adına, birçok sanatçının katıldığı çok anlamlı bir projedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hayat-kisa-sanat-sonsuz-sulu-boya-resim-sergisi-acildi/", "text": "Ressam Mustafa Vural'ın Hayat Kısa Sanat Sonsuz adlı sulu boya resim sergisi Kelimat Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluştu. Vural, sergiye ilişkin AA muhabirine, altıncı kişisel sergisini açtığını ve 36 sene tekstil tasarımı yaptıktan sonra resim sanatına yöneldiğini söyledi. Yaklaşık 4 senedir sulu boya tablolar yaptığını belirten Vural, Önce yağlı boya yapayım dedim ama eşim izin vermedi. Suluboyayı çok severdim çünkü meslek hayatımda da suluboyayı çok kullandım. Eve, çocuklarıma ve aileme bağlı bir yapım var. Bu resimleri yapıyorum. dedi. Vural, İstanbul'daki sanat çevrelerini keşfederken Kelimat Sanat Galerisi'nde bir sergiyi ziyaret ettiğini ve burada galeri direktörü Adnan Bey'le tanıştığını ifade ederek, Adnan Bey'in de çok farklı bir perspektiften baktığını fark ettim. Benim de bir şeyler yaptığımı söyleyince 'bir göreyim' dedi. Gördü. Sonra 'bunları bana bir getirir misin? Sana bir sergi açayım' dedi. Kabul ettim, hayırlı olur inşallah. ifadelerini kullandı. Sanat hayatını sulu boya tabloların yanı sıra farklı projelerle de sürdürdüğünü aktaran Mustafa Vural, yurt içinde ve yurt dışındaki otellere tablolar yaptığını hedefinin yeni arayışlarla sanatını devam ettirmek olduğunu dile getirdi. Toplam 25 eserin yer aldığı sergi, 15 Aralık'a kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/haydar-aliyev-kultur-merkezinde-rufat-ismayil-defilesi/", "text": "Beyonce, Ashanti, Lil Kim gibi dünyaca ünlü yıldızların tasarımcısı olan dünyaca ünlü Azeri Türk modacı Rufat İsmayil, New York ve Paris Fashion Week'te yaptığı başarılı defilelerin ardından, Azerbaycan Devlet Müzesi'nde korunan ve sergilenen kültür mirası tarihi halılardan ilham aldığı Sumakh haute couture ve günlük giyim koleksiyonunu, Modanın En Büyük Günü olarak işaret edilen defilesiyle Haydar Aliyev Kültür Merkezi'nde tanıttı. Ünlü mimar Zaha Hadid'in konsept tasarımını yaptığı ve 205 milyon Euro'ya mal olan Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Rufat İsmayil defilesi için açılarak bir ilke imza atıldı. Ünlü Azerbaycan tarihi halılarının zengin motif ve renkleriyle, her bir deseninin eşsizliğinin yansıması olan Sumakh koleksiyonunun tanıtımında, 20 model ile birlikte ünlü top model Günay Musayeva da Haydar Aliyev Kültür Merkezi'nde podyuma çıktı. Katılımın büyük olduğu ve ayakta alkışlanan defilede modeller, dünyaca ünlü heykeltıraş Jorge Marin imzalı milyonluk, 1 ton ağırlığındaki bronzdan yapılmış heykelin önünde podyuma çıktılar. Ağırlıklı kahverengi, siyah, kırmızı, krem, mavi renklerinden oluşan, Azerbaycan Devlet Müzesi'nde korunan ve sergilenen kültür mirası halılarından ilham alınan, Sumakh adının verildiği koleksiyon; 17 haute couture, 28 parça affordable luxury olmak üzere 45 parçadan oluşuyor. Sumakh koleksiyonundan seçilen 5 özel haute couture elbisenin motiflerinden ilham alınarak yeniden dokunan 5 halı, Azerkhalca by Rufat İsmayil adının verildiği halı koleksiyonu olarak günümüze uyarlandı. Özel kurulan halı atölyesinde 20 kadın tarafından halı dokuma tezgahında el işçiliğiyle dokunan halılar ve onlara hayat veren 5 elbise, Haydar Aliyev Kültür Merkezi'nin müze bölümünde sergilenerek bir ilke imza atıldı. Bu özel sergiye, Azerbaycan halkı büyük ilgi gösterdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/haydarpasa-gari-kazilarinda-gizemli-mermer-yapi-bulundu/", "text": "Eskiden Körler Ülkesi olarak da anılan İstanbul Kadıköy'deki Haydarpaşa Garı kazılarında, içinde mezarların da olduğu tabanı mermer bir yapı tespit edildi. Toplu mezarları, mimarisi ile kutsal olduğu düşünülen yapının gizemi arkeolojik çalışmalar ilerledikçe çözülecek. İstanbul'da Haydarpaşa Garı'nda 2018 Mayıs ayında başlatılan arkeolojik kazılarda İstanbul'un özellikle de Kadıköy'ün tarihine ışık tutacak çok önemli bulgular elde edildi. Hürriyet'ten Ömer Erbil'in haberine göre, peronların altından çıkan mermer tabanlı, apsidal formlu oldukça geniş bir alana yayılan mimari yapı tespit edildi. İçinde toplu meza buluntusunun da çıktığı yapı şimdilik gizemini koruyor. Kazıda görev yapan arkeologlar, Kiliseye benzemeyen, tek apsidal formu olan, içinde toplu mezarların olduğu bugüne kadar bilinen başka bir yapı kompleksi yok. Henüz bir tanımlama yapamıyoruz. Zemini oldukça düzgün ince işçilikle döşenmiş mermer bloklarla kaplı. Mermerlerin altında mezar odası tespit ettik. Etrafında toplu mezarlar da bulduk. Tüm bunlar buranın kutsal olduğunu, dini bir amaçla kullanıldığını bize düşündürüyor. Kazı çalışmaları derinleştikçe gizemin çözüleceğini düşünüyoruz diyor. Kazı çalışmalarında ele geçen 18 bine yakın sikke MÖ 7. yy'dan günümüze dek Kadıköy/Khalkedon tarihine dair bir bilgi sundu. İlk kez sistematik bir arkeolojik kazıda klasik döneme ait Khalkedon sikkeleri ele geçirildi. Elde edilen sikkeler eskiden Körler Ülkesi olarak da adlandırılan Kadıköy'ün bugün olduğu gibi geçmişte de ticari bir canlılığa sahip olduğunu gösterdi. Diğer yandan geniş duvarları ile limana ait mendirek de kazının önemli mimari buluntusu olarak kaynaklara geçti. Kazı alanının batısında 'Peronlar Bölgesi'ndeki kazı çalışmaları sırasında, Erken Bizans dönemi yapı kompleksi ortaya çıkarıldı. 12. yy'da yaşamış olan Geoffry Villehordouin, kitabında burada ihtişamlı bir saray yapısı olduğunu anlatıyor. Yapı içerisinden çıkarılan mermer parçaları, renkli mozaik taşları ve renkli cam parçaları Villehordouin'in anlattıklarını destekliyor. Alanda ortaya çıkarılan bir diğer önemli yapı ise alanın kuzeyinde hala suyu akmakta olan ayazma. Kazı çalışmalarında 2 adet su haznesi ortaya çıkarıldı. Antik kaynaklardan toplanan bilgiler, buranın Roma döneminde yaşamış Dionysisos Byzantios'un Boğaziçi'nde Bir Gezinti adlı kitabında yer verilen Damalis burnundan Kadıköy'e kadar olan kıyı betimlemelerinde anlattığı ve Hermegora adını verdiği kesintisiz akan su kaynağı ile eşleşiyor. Kaynak suyu üzerine Erken Bizans döneminde iki adet su haznesi inşa edilmiş ve burası çeşme olarak uzun yıllar kullanılmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hayy-acik-alan-sunar-zamana-takilmak/", "text": "İzmir'in bağımsız sanat mekanlarından Hayy Açık Alan, Zamana Takılmak başlıklı sergiyle birlikte mekanda ve çevrimiçi olarak gerçekleşecek konuşma, performans, atölye çalışması gibi paralel etkinliklerle 15 Ekim Cuma günü ziyarete açılıyor. Ezgi Yakın küratörlüğündeki sergi, mekanın fiziki, psikolojik ve politik katmanlarıyla ilgilenen sanatçıları bir araya getiriyor. Sanatçılar Cevdet Erek, Şeyma Güzelaydın, Kalender Meşrep, Sevil Tunaboylu, Özge Yağcı, Nalan Yırtmaç'ın video performans, seramik, yerleştirme, resim, ses, kolaj gibi farklı medyumlarla gerçekleştirdikleri işleriyle yer alacağı sergi, yerin mahremiyeti ve müdahil olmakta zorlandığımız bir dış dünyanın gerçekliği, mekanın işlevsel ve sembolik anlamlarını yeniden düşünme imkanı sunuyor. Yaşadığımız zamanın izinde mekansal deneyimin özel ve kamusal alanlarda aidiyet kurma ve yabancılaşma sürecine etkilerini araştıran Zamana Takılmak'da sanatçılar, iç gözlem ve farklı diyalog imkanlarından faydalanıyor. Çalışmalar, belirsiz bir zaman aralığını yaşarken içeriye-dışarıya dair karşılaşmalara bağlı olarak kentin kamusal alanı ile kişisel mekanlarda öznel bir ilişki ve iletişim yolu kurma olasılıklarını sorguluyor. Ses yerleştirmeleri ve performanslarıyla tanıdığımız Cevdet Erek, sesi uzam ve zamanla düşünürken Hayy Açık Alan'ın fiziki konumu ve çevreyle olan irtibatıyla ilgileniyor. Şeyma Güzelaydın, resimlerinde tekrar eden katı ve güçlü nesnelerin birbiriyle ilişkilenme biçimini varoluşsal kaygıyla yeniden kurguluyor. Kalender Meşrep grubu iki ev arasında halat yardımıyla kurulan kişisel diyaloğu mahallenin de tanık olduğu bir performansa dönüştürüyorlar. Sevil Tunaboylu form ve objenin temsili üzerinden, rutinden ve hareket etmekten aynı anda bahseden bir deneyimin parçalarını farklı medyumlardan yararlanarak bitimsiz bir kurgu içinde oluşturuyor. Özge Yağcı anlatı öğelerinden yararlandığı seramik üretimlerini gerçekleştirirken iç mekanın duyusal bağlantılarından besleniyor. Nalan Yırtmaç ise kent dinamiklerine odaklandığı kolajlarında şehrin farklı zamanlarını temsil eden görselleriyle çocuk kitaplarındaki öğretici kimi şablonları eleştirel bir biçimde buluşturuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hazal-ozkan-art-galleryde-ebediyen-donus-sergisi/", "text": "17. İstanbul Bienali'nin Kompostlaşma başlığından esinlenerek ve bienalin altı ekseniyle iletişim halinde tasarlanan Ebediyen Dönüş sergisi, 20 Eylül'deki açılış etkinliğiyle başladı. Sekiz genç sanatçının eserlerinin yer aldığı sergi, 26 Ekim'e kadar Hazal Özkan Art Gallery'de ziyaretçilerini bekliyor. Hazal Özkan Art Gallery Kurucusu ve Sanat Tarihçisi Hazal Özkan'ın küratörlüğünü üstlendiği Ebediyen Dönüş sergisi, kompostlaşma sürecini döngü ve dönüşüm kavramları üzerinden ele alıyor. Bunu yaparken ise bienalin de altını çizdiği kaynak ve kaynak kullanımı konularını sanatın kaynağı bağlamında odağında tutuyor, bienalin altı ekseninden en çok arşivlemeye dikkat çekiyor. Sergide sekiz genç sanatçının; Hazal Özgür, Rajab Eryiğit, Büşra Çeğil, Şevval Konyalı, Ece Kibaroğlu, Mehmet Ali Yıldız ve Ecem Ümitvar'ın eserleri yer alıyor. Sanatçılar, temaya iki farklı yoldan birini seçerek yaklaşıyor. İlki biçimsel, yani kaynakların ön planda olduğu, ikincisi ise felsefi. Burada sanatçılar, Nietzsche'nin Bengi Dönüş merceğinden yola çıkıyor. Sergiyle ilgili açıklamalar yapan Hazal Özkan Art Gallery Kurucusu ve Sanat Tarihçisi Hazal Özkan; Çok yetenekli ve üretken sekiz genç sanatçının eserler, bu sergide bir araya geldi. Eserler hem tek başlarına hem de birbirleriyle iletişimlerinde çok güçlüler. İzleyicide olduğu gibi mekanda da etki bırakıyorlar. Sanatçıların kullandıkları malzemeler, yeni formlar ve yaşamlar buluyor. Bu sergide ziyaretçilerimizi boyanın katmanlaştığı ve başlı başına nesneleştiği, geçmişten gelen objelerin yeni fikirlerle birleştiği çalışmalar bekliyor dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/her-rengin-ve-sembolin-enerjisi-farkli/", "text": "Sembolist ressam Tolga Ezel, her rengin farklı enerjisi olduğunu vurgulayarak Pastel renklerin enerjisi düşüktür, bu yüzden dinginlik verdiği düşünülse de negatif etki yaratabilir. Yanına başka bir renk eklenirse yaratacağı enerji değişir, o nedenle doğru renk seçimi önemlidir, diyor. Resimlerimde renklerin gücünü sonuna kadar kullanıyorum, diyen ressam Tolga Ezel, renklerin ve sembollerin verdiği enerjiye dikkat çekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/her-yasam-bir-resimdir-sergisi-acildi/", "text": "Devrek Belediyesi ile Rüştü Onur Sanat ve Kültür Derneği'nin ortaklaşa düzenlediği Şair Rüştü Onur'un Doğumunun 101. Yılı Etkinlikleri çerçevesinde Her yaşam Bir resimdir konulu resim sergisi açıldı. Devrekli ressam Sevda Uzunkavaklı'nın sulu ve yağlı boya resimlerinden oluşan Her yaşam Bir resimdir konulu resim sergisi Eski Anaokulu Bahçesinde açıldı. Serginin açılışına Devrek Belediye Başkanı Çetin Bozkurt, CHP Devrek İlçe Başkanı Yaşar Bükrü, Zonguldak İl Genel Meclisi Üyesi Mustafa Uzundal, Rüştü Onur Sanat ve Kültür Derneği Yöneticileri, ressam Aslı Günaydın, şair Muharrem Akman ve sanatseverler katıldı. Serginin açılışında konuşan Devrek Belediye Başkanı Çetin Bozkurt, her zaman sanatın ve sanatçının yanında olduklarını belirterek, Toplumların gelişmesinde, kültürel ve tarihsel yönde kalıcı olması ancak sanat ve sanatçılarla olur dedi. Başkan Bozkurt, Devrek'imizin yetiştirdiği ressam Sevda Uzunkavaklı hanımın yağlı boya ve sulu boya eserlerinden oluşan 'Her yaşam bir resimdir' konulu sergisini halkımızın beğenisine sunuyoruz. Sanat ve sanatçının yadsındığı bir ortamda sanata ve sanatçılarımıza sahip çıkmanın onurunu yaşıyoruz. Bu amaçla bizi kırmayıp etkinliğimize katılan ressam Uzunkavaklı'yı kutluyor başarılarının devamını diliyorum dedi. Başkan Bozkurt etkinliğin anısına ressam Sevda Uzunkavaklı'ya bir plaket sundu. 1970 yılında Devrek'te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Devrek'te tamamladı. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Bankacılık Bölümünü bitirdi. 2001 yılında başladığı sanat yaşamını Zonguldak'ta sürdürüyor. Çeşitli festival ve etkinlikler de 5'in üzerinde sergi açtı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/heritage-istanbulda-yeni-tema/", "text": "Kültürel mirasımıza sahip çıkan Türkiye'nin sektöründeki tek markası HERITAGE ISTANBUL Fuar ve Konferansı, 2021 yılına yeni temasıyla merhaba diyor. 24-26 Mart'ta restorasyon, arkeoloji ve müzecilik sektörlerini çatısı altında toplayacak olan Heritage İstanbul Fuar ve Konferansı, yenilenen temasıyla 2021 yılında kapısını 5. kez kültürel miras meraklılarına açacak. Heritage İstanbul'un yeni imajına hayat veren 13. yüzyıl Anadolu Selçuklu dönemi eserleri olan Divriği Ulu Camii ve İnce Minareli Medrese, kültürel mirası ile zengin ülkemizin Orta Çağ'daki en önemli eserlerinden olup, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün desteğiyle gelecek seneki Heritage İstanbul organizasyonunun ana tema imajları olarak belirlendi. Heritage İstanbul ve Heritage Middle East olmak üzere bugüne kadar 5 kez düzenlenmiş olan Heritage Fuar ve Konferansları, ülkemizde kendi sektöründe düzenlenen tek uluslararası organizasyon olup, kültürel miras endüstrisinin uluslararası çatı organizasyonu olan Herifairs'in önde gelen üyesi olma özelliği taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/herkese-kitap-vakfina-uber-destegi/", "text": "Uber yeni eğitim döneminde ihtiyaç sahibi okullara destek olmak için Herkese Kitap Vakfı işbirliğiyle kitap toplayacak. Bu Pazar gününe özel olarak Uber uygulaması üzerinden UberKitap ürününü seçenler, adreslerine gelecek UberTaksi'lere kullanmadıkları kitapları teslim edebilecek. UberKitap kampanyası yalnızca İstanbul'da geçerli olacak. UberTaksi'lerin topladığı kitaplar Herkese Kitap Vakfı aracılığıyla köy okullarına gönderilecek. UBER ile Herkese Kitap Vakfı el ele vererek kitap dostlarından toplayacakları kitapları ihtiyaç sahibi okullara gönderecek. 19 Eylül Pazar günü 11:00-17:00 saatleri arasında İstanbul il sınırları içinde UBER sarı taksi çağıran herkese ücretsiz gidip bağışlayacakları kitapları alacak. Toplanan kitaplar Herkese Kitap Vakfı tarafından Türkiye'nin dört bir yanında kitabı olmayan okullara gönderilecek. Türkiye'de kitap okumayı sevdirmek, yaygınlaştırmak ve ihtiyaç sahiplerine kitap iletmek için çalışmalar yaptıklarını belirten Vakıf kurucu başkanı Bülent Şenver, Kitapsız ve kütüphanesiz okul kalmasın diye uğraşıyoruz. Tüm kitap dostlarının desteğine ihtiyacımız var. UberKitap uygulaması ile binlerce çocuğa ve gence ışık olacağımıza ve onlara yeni kapılar açacağımıza inanıyorum. İstanbul'da herkesi bu kampanyaya katılmaya davet ediyorum dedi. UberKitap projesi için heyecan duyduklarını belirten Uber Türkiye Genel Müdürü Neyran Bahadırlı, Uber Türkiye olarak gençlerin ve çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanmasını çok önemsiyoruz. Bu nedenle okulların açılmasıyla bu projeyi hayata geçirmek istedik. İstanbullular Uber uygulamasını kullanarak evlerinde duran ve kullanılmayan kitapları, Uber ve Herkese Kitap Vakfı aracılığıyla köy okullarına ulaştırabilecekler. Böylece hep birlikte ihtiyaç sahibi okulların kütüphanelerine destek olmuş olacağız dedi. Proje çerçevesinde Uber uygulaması kullanıcıları uygulama üzerinden UberKitap ürününü seçerek vermek istedikleri kitapları ücretsiz bir şekilde adreslerine gelecek taksiye teslim edebilirler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hicbir-sey-olmadiginda-sergisi-basliyor/", "text": "Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi'nin Kültür için Alan tarafından desteklenen 'Hiçbir Şey Olmadığında' başlıklı güncel sanat projesinin sergisi 9 24 Ekim 2021 tarihleri arasında Çatı Sanat Alanı'ında gerçekleşecek. Serginin küratörlüğünü Günseli Baki ve Yücel Tunca üstleniyor. Gündelik hayat, yaşadığımız zamanı dilimlere ayırdığımız, kendimizi var ettiğimiz fiziksel bir alandır ve bir ayna görevi görerek içinde bulunduğu dönemin kültürel ve zihinsel yapısını göstermesi, toplumsal olanı içinde barındırması açısından önem taşır. Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi'nin Kültür için Alan tarafından desteklenen güncel sanat projesi Hiçbir Şey Olmadığında, Georges Perec'in Hiçbir şey olmadığında ne oluyor? sorusundan yola çıkıyor. Gündelik hayatımızda önemsiz ve değersiz görünen, bizi şaşırtmayı bırakmış şeyleri, aleladeyi, sıradanı sorgulamak üzere gündelik hayatın kendi dinamiği ve ritmi içinde günümüz koşullarında giderek daralan hayatımıza yeniden bakmayı deniyor. Gündelik hayatın sıradanlıkları arasından sızanların izini sürüyor, her gün iç içe yaşadığımız şeylere yakından bakıyor, rutinlerin akışını bozmaya niyetleniyor. Farklı disiplinlerden bağımsız sanatçıları buluşturarak sanatçıların tanıklıkları, deneyim aktarımları ya da sezgisel üretimleriyle gündelik hayatın beslendiği sisteme, sıradan olana, üzerinde hiç düşünmediklerimize yakından bakıyor. Avangardların sanatla hayatı birleştirme arzusundan ilham alarak bir diyalog ve tartışma ortamı yaratmayı amaçlıyor. Mayıs ayında başlayan ve Kasım ayında tamamlanan güncel sanat projesinin ilk modülünü 10 davetli sanatçının çevrimiçi konuşmalarını kapsayan Hiçbir Şey Olmadığında, Gündelik Hayatın Sanatı Konuşmaları, ikinci modülünü ise 12 davetli sanatçının Ekim ayında İzmir Konak'ta Çatı Sanat Alanı'nda, Kasım ayında ise Bergama'nın gündelik hayatına yayılan sergiler oluşturuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hikmet-cetinkaya-olumsuz-yorumlar-uzerine-yazdi/", "text": "Her arkadaşım kendi çapında bir sanat çalışması yapıyor, bunu da sosyal medyada paylaşıyor. Eserini paylaşan arkadaşların bir kısmı gerçekten profesyonel, eğitimini almış, yıllarını vermiş bu işe; bu hemen belli oluyor. Çalışmasının yanında kendi deneyimini, birikimlerini, görüşlerini, hayallerini de bizlerle paylaşıyor. Bunun dışında amatörce sanatsal yapıtlarını paylaşan dostlar da var. Ben kendi adıma izlerken büyük bir keyif alıyorum. Çoğu zaman da motive ediyorum, teşvik ediyorum, güven kazanmasını; Yaparım, başarırım, daha iyisini yapmak için çalışacağım demesini arzu ediyorum. Bardağın dolu kısmını görüyorum, pozitif düşünüyorum, iyi ve güzel görmeye çalışıyorum. Bunu kendim için yapıyorum, neden mi? Olumsuzluk düşüncelerinize girdiğinde, bir de bunu fiziksel eyleme dönüştürüp kelimelerle, yazı ile dışarıya döktüğünüz zaman metabolizmanızda, ruhunuzda, bedeninizde gerilim dolu negatif bir çember ruhunuzun, yüreğinizin etrafını sarıp sarmalıyor. Mutsuz oluyorsunuz, kötü oluyorsunuz, içinizdeki zehiri kusuyorsunuz. İstemeden de olsa yüreğiniz taşlaşıyor; sevgiden, saygıdan ve vicdandan uzaklaşıyorsunuz. Neden böyle oluyor biliyor musunuz? Aslında siz çok mutsuzsunuz, başarısızsınız, sevgisiz büyümüşsünüz, ruhunuz sıkıntılı, bunalım içerisindesiniz. İçiniz gülmediği için kendinizle barışık değilsiniz. Bilmem farkında mısınız, hem kendinize hem çevrenize yaşamı zehir ediyorsunuz. İçinizde beslediğiniz, büyüttüğünüz zehri kusuyorsunuz. Sorun; gördüğünüz, beğenmediğiniz, olumsuz görüşler paylaştığınız eserde değil, ruh bakışınızda! Kötü bakıyorsunuz, yüreğinize ve beyninize olumsuz görüş gönderiyorsunuz. Yıpratıyorsunuz ve yıpranıyorsunuz. Kendinizi bitiriyorsunuz, tüketiyorsunuz. Unutmayın ki baktığınız çalışmada bir emek, alın teri, çaba, birilerinin hayalleri var. Bu güzelliklerin katili olamazsınız. Birbirimizin yüreğine dokunalım, sevgiyi paylaşalım; güçlerimizi, bilgi ve deneyimlerimizi birleştirelim."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hikmet-cetinkaya-soruyor-aci-var-mi-aci/", "text": "Ortaokulda hiç sevmediğim resim dersiydi. Ne resim dersini sevdim, ne de resim öğretmenini... Malzeme götüremediğim için her ders yediğim dayakların sonucu olsa gerek. Liseyi resim dersi olmayan bir okulda okudum. Denizli Endüstri Meslek Lisesi'nin Motor Bölümü'nden 1976 yılında mezun oldum. Denizli turistik bir bölge olduğu için horoz ve Pamukkale heykelciklerini boyayarak bir dönem para kazandım. Daha güzel biblo ve heykelcikler boyamak için bunun okulunda eğitim almak istedim. 1978 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nde yetenek sınavlarına girerek şansımı denemek istedim. Bu döneme kadar boru-profil fabrikası, kiremit fabrikası, büro elemanı ve inşaatlarda kazma kürek çalışarak yaşamımı sürdürdüm. Saatler geceyi gösteriyor, kapıdan giren askerlerin kimlik kontrolü yaptığını gördüm. Panik yapmamalıyım, sakin olmalıyım. Arka tarafta birileri konuşuyor, Kars'a gidecekler, İstanbul'dan gelen otobüsü bekliyorlarmış. Ben de Kars'a gideceğim, ben de otobüs bekliyorum. Kimlik kontrolü yapıldı, sorun yok, rahatım. Sabaha karşı yarı uykuluklu terminalde geziniyorum. Yüzümü yıkadım, aynaya baktım, açlık ve yorgunluk yüzümden belli oluyor. Bir şeyler yemeliydim, terminalin girişindeki büfenin önünde üzeri örtülü simitleri gördüm. Etrafında bir tur attım, planımı yapmıştım. Terminalin kapısından hızlıca gelip, 2-3 simidi kapıp terminalin kapısından geri girecektim. Sanki içeriden birisi bana sipariş vermiş gibi olacaktı. Gayet sakin ve kendimden emin bir şekilde simitleri aldım ve koşarak geri terminale girdim, arkama bile bakmadan oradan uzaklaştım. Büyük bir suçluluk duygusuyla simitleri yedim, nedense hiç utanmadım ama. Gazi Eğitim'in önüne tekrar yürüyerek gittim. Aynı kalabalık, askerler, polisler ve sınava girecek gençler... Bekliyorum, sınavdan çıkanlara herkes soruyor; 'İçeride neler yaptırıyorlar? Neler soruyorlar?' Cevap hep aynı; 'Ortaya bir kişi oturuyor ve onu çizdiriyorlar.' Akşam oldu, yine terminale geldim. Ben yine hiç gelmeyen ve gelmeyecek olan Kars otobüsünü bekliyordum. Artık alıştım gibi yeni yaşantıma. Yine aynı yöntemlerle terminalin üst katındaki lokantadan aşırılan ekmekler, yenmeyen yarım bırakılan pidelerle sabahı ettim. Boşuna olmamalıydı. Aklıma caddelerde, miting alanlarında yumrukları havaya kaldırarak bağırmalarım geldi. İsyanlarım, haykırışlarım geldi. Kalem elimde sımsıkı, bıraksalar yine orada yumruğumu havaya kaldırıp bağıracağım. Bu çizgiler yumuşak olmamalı, çok sert ve koyu olmalıydı. Ne yaptığını bilen, kararlı, amaca doğru yürüyen sert adımların meydanlardaki yere vuruşu gibi sert olmalıydı çizgiler. Günler sonra açıklanan sınav sonuçlarında kazanmıştım. Gazi Eğitim Enstitüsü, daha sonraki adı Ankara Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü'nden 1982 yılının güz döneminde mezun oldum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hikmet-cetinkaya-yuz-metrekarelik-dev-tablo-yapiyor/", "text": "Ünlü ressam Hikmet Çetinkaya 'nın Ankara'da bir şirket için yaptığı, yaklaşık 100 metrekare büyüklüğünde alan kaplayacak tablo çalışması sürüyor. Yaşanan koronavirüs salgını nedeniyle evde kalmanın en iyi fikir olduğu şu günlerde sanata yoğunlaşan Çetinkaya, Üretim gücü bu dönemde daha da yükseliyor mesajı verdi. İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklama ile çalışmanın 4 metrelik ilk bölümünün tamamlandığı bilgisini paylaşan Hikmet Çetinkaya; Her biri 50 santim genişliğinde toplamda 28 tuvalden meydana gelen bir eser üzerinde çalışıyorum. Bundan sonraki bölümü biraz daha zor, zira yükseklik 7 metre olacak dedi. Geçirilen zor günler nedeniyle atölyesinin ve resim galerisinin dışarıya kapalı olduğunu dile getiren Çetinkaya; Atölyede tek başıma büyük tuvallere çalışmanın heyecanını yaşıyorum. Diğer yandan da atölye arkadaşlarımı, sanat dostlarımı atölyede bir an önce görmeyi diliyorum, onları çok özledim şeklinde konuştu. 14 metre genişliğindeki bu büyük çalışmayı ay sonunda bitirip, mayıs ayı içerisinde yerine asmayı planladığı bilgisini paylaşan Hikmet Çetinkaya; 7 metre yüksekliğe ulaşması tarafı ile hayli zor bir çalışma oluyor ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hilal-polat-arzu-kadar-kadim-baslikli-kisisel-sergisi-ile-mixerde/", "text": "Hilal Polat kendi kurgusal mitolojisinden hareketle hikayeleştirdiği ve deneyimsel bir mekana dönüştürdüğü Arzu Kadar Kadim başlıklı kişisel sergisi ile 22 Aralık tarihinden itibaren Mixer'de sanatseverlerle buluşacak. Hilal Polat'ın Arzu Kadar Kadim sergisi, sanatçının farklı alanlardaki pratik ve deneyimlerini hayal gücü ile birleştirdiği ve kendi düşünsel meseleleri ekseninde yorumlayarak sanatsal pratiği ile bütünleştirdiği bir yapıyı izleyiciye sunuyor. Farklı inançlarda benzer şekillerde tanımlanmış bir durum izleğinde Arzu Kadar Kadimi şekillendiren ve bu durumu canlıların varoluşsal özelliklerini kendi özgün ve özgür biçimde yaşamaya açıkken tekil ve baskın bir inanç dayatmasıyla karşılaştıklarında ortaya çıkan karmaşalar bütünü olarak açıklayan Hilal Polat, ahlak, yaşam hakkı, estetik gibi kavramlar etrafında şekillenen tasvirlerle oluşan bir anlatı mekanında hayal gücümüzün sınırlarını zorlayan bir yolculuk öneriyor. Hilal Polat'ın Mixer galeri alanını bir anlatı mekanına dönüştürdüğü Arzu Kadar Kadim başlıklı sergisi, 22 Aralık 2020 6 Şubat 2021 tarihleri arasında 12.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hilton-istanbul-maslaktan-eglenceye-davet/", "text": "Pandemi döneminde, aldığı üst düzey önlemlerin güvencesi ile hizmet veren Hilton Istanbul Maslak, sunduğu mükemmel konfor ve leziz menüsünün yanı sıra, misafirlerini canlı müzik performansıyla eğlendirmeye hazırlanıyor. Hilton CleanStay Programı ve Sağlık Bakanlığı Güvenli Turizm Sertifikası güvencesiyle şehrin birçok cazibe merkezine dakikalar içerisinde ulaşmak adına oldukça ideal bir konumda hizmet veren Hilton Istanbul Maslak, birbirinden enfes lezzetlerin yer aldığı Zaxi Restaurant ve Lobby Bar'da yepyeni bir müzik çalışmasına ev sahipliği yapıyor. 9 Ağustos 2021 Pazartesi günü itibarıyla başlayan, yetenekli müzisyenlerin yer aldığı programda, kemanda Birsu Çelik, gitarda Fırat Dağıdır canlı performanslarını sergiliyor. Hafta içi saat 17:00-18:30 arası Lobby Bar'da başlayan program, saat 19:00-21:00 arası Zaxi Restaurant'ta devam ediyor. Müzik eşliğinde keyifle vakit geçirirken, Türkiye'nin ve İstanbul'un en iyi lüks otellerinin mutfaklarını yönetmiş Baş Aşçı Arif Kemal Doğan tarafından oluşturulan ve gurmelerin vazgeçilmez adresi Zaxi Restaurant'ın birbirinden enfes lezzetlerine hayran kalacaksınız. Tüm faaliyetlerini, misafirlerini gönül rahatlığı ile ağırlamak adına yeniden planlayan Hilton Istanbul Maslak, uyguladığı temizlik ve hijyen yöntemlerini, Hilton CleanStay Programı ile en üst düzeye taşıdı. Bir diğer uygulaması digital check-in sayesinde misafirlerine 24 saat öncesinden oda seçimi ile konaklamasını kişiselleştirme imkanı sunarken, aynı zamanda teması en aza indirmek adına, dijital anahtar uygulamasıyla da cep telefonunu oda kapısını açan anahtara dönüştürme hizmeti sunuyor. Hilton Honors Mobil Uygulamanız sayesinde, telefonunuzdaki bluetooth özelliğini kullanarak herhangi bir fiziki anahtara ihtiyaç duymaksızın, minimum temas ile odanıza giriş işlemini gerçekleştirebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hilton-istanbul-maslaktan-piyanonun-genc-yeteneklerine-destek/", "text": "Dünyaca ünlü yıldızların İstanbul'da gerçekleştirdiği konser ve etkinliklerin resmi konaklama sponsoru olan Hilton İstanbul Maslak, sanatı ve sanatçıyı desteklemeye devam ediyor. Sanatseverlerin vazgeçilmez adresi olan otel, piyano alanında yeni yetenekleri keşfetmek amacıyla bu yıl 4'üncü kez düzenlenen Uluslararası Piyano Yarışması'nın (4. International Piano Competition) jüri üyelerini ağırladı. İki kıta arasındaki eşsiz konumu ve şehrin önemli kültür sanat merkezlerine yakınlığı ile sanatseverlerin vazgeçilmez adresi olan Hilton İstanbul Maslak, 18-19 Haziran tarihleri arasında Bakırköy Cangöz Performans Sahnesi'nde gerçekleşen 4. Uluslararası Piyano Yarışması'nın (4. International Piano Competition) jüri üyelerini ağırlayarak, genç piyanistlere destek oldu. Çocukların sanatsal bağlantılarını kuvvetlendirmek, ulusal ve uluslararası müzik okulları ve öğretmenleri ile buluşarak paylaşım alanı oluşturabilmek, piyano müziği alanında yeni yetenekleri keşfetmek, genç neslin kültürel eğitiminin önemli bir parçası olarak klasik piyano müziğini teşvik etmek ve kariyerinin başlangıcında olan yetenekli piyanistleri desteklemek amacıyla düzenlenen yarışma, sanat ve müzik severleri bir araya getirdi. Pandemi sebebi ile 2 yıldır yapılamayan yarışmaya ilgi büyük olurken, Prof. Gülden Gökşen, Orçun Orçunsel, Elena Çekiç, Tuluğ Tıpan ve yarışma direktörü Ahmet Levent Atlıer'den oluşan jüri, beş ayrı yaş kategorisinde değerlendirme yaptı. 109 yarışmacının yarıştığı finalde, G. Kore, Çin, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye'nin 7 bölgesinden finalistler yer aldı. A kategorisinde Kumsal Pak, B Kategorisinde Hamit Erdem Özpolat, C Kategorisinde Ela Yazıcı, E kategorisinde Tibet Atakan Absolut birincilik elde ederken, 9 yaşındaki Hamit Erdem Özpolat oy birliği ile yarışmanın büyük ödülü olan piyanonun sahibi oldu. Hilton İstanbul Maslak adına verilen 'Teşekkür Plaketini' Otel Müdürü Ayla Türedi Özkılıç teslim aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hindistanin-mistik-rotalarinda-unutulmaz-bir-seyahat/", "text": "Sosyalleşmeyi ve keşfetmeyi bir platformda buluşturmak amacıyla kurulan GitmekLazım. com, 2023 yılında düzenleyeceği Hindistan'ın alt sınırından başlayarak Sri Lanka'ya kadar uzan turları ile gezginlere bu özel coğrafyada yeni kültürler deneyimleme fırsatı sunuyor. Gezginlere yeni deneyimler sunmak ve aynı zamanda gezerken sosyalleşme imkanı sağlamak üzere çalışmalarını sürdüren GitmekLazım. com, kullanıcılarına Hindistan'ın alt sınırında yer alan Delhi, Katmandu Agra, Fatehpur Sikri, Varanasi, Jaipur şehirlerinden Sri Lanka'ya kadar uzanan özel bir rotayla büyüleyici tatil deneyimi sunuyor. GitmekLazım. com, seyahatseverlere sunduğu Hindistan Alt Kıtası ve Sri Lanka Turları ile UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiş birçok yapı ve tapınağı görme imkanı sağlayacak. Tarihte bir yolculuğa çıkarak 17. yüzyıl havasını deneyimleme olanağı sağlayan turda ziyaret edilecek olan saray, mahal ve birçok tarihi yapı, gezginlere Hint mistik kültürünü yakından tanıma fırsatı sunacak. Tur kapsamında Dünyanın Yedi Harikası'ndan birisi olan Tac Mahal'i ve tekrar hayata döneceğine inanılan ölülerin yıkandığı Ganj Nehri ziyaret edilecek ve bu kültürel açıdan özel lokasyonların keşfi ile gezginler unutulmaz bir deneyim yaşama imkanına sahip olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hollanda-muzeleri-binden-fazla-van-gogh-eserini-cevrimici-erisime-acti/", "text": "Amsterdam'da bulunan Van Gogh Müzesi ile Otterlo'da yer alan ve ülkedeki en büyük ikinci Van Gogh koleksiyonuna sahip Kröller-Müller Müzesi, gerçekleştirdikleri Van Gogh Worldwide veri tabanı projesi iş birliğiyle Hollanda müzelerinin koleksiyonlarında bulunan toplam binden fazla Van Gogh eserini çevrimiçi erişime açtı. Covid-19 vaka sayılarının artması nedeniyle yeniden bir kapanmaya giden Hollanda'da Van Gogh Müzesi ve Kröller-Müller Müzesi ziyaretçilerini çevrimiçi olarak ağırlamaya karar verdi. 5 Kasım Perşembe günü Van Gogh Worldwide ismiyle başlatılan veri tabanı iş birliği RKD Hollanda Sanat Tarihi Enstitüsü ile Hollanda Kültür Mirası Ajansı Kültürel Miras Laboratuvarı ile gerçekleştirildi. Van Gogh'un üzerinde çalıştığı eskizleri ve tablolarından oluşan binden fazla eserinden oluşan devasa veri tabanı iş birliğinde Groninger Müzesi, Rijksmuseum, Boijmans Van Beuningen Müzesi de yer alıyor. Şu ana kadar derlenen veri tabanında Van Gogh'un işçi sınıfına odaklanan ilk resim ve çizimlerinden daha ileriki dönemlerinde karşılaştığımız manzara resimlerine kadar birçok eseri bulunuyor. Oluşturulan veri tabanında kullanıcılar eserlerin arkasına bakabiliyor, aynı zamanda restorasyon raporlarını ve potansiyel hasarlar gibi teknik bilgilere de ulaşabiliyor. Bazı durumlarda Van Gogh'un aile üyeleri ve diğer sanatçılarla yapmış olduğu yazışmalarla ilgili alıntılar da yer alıyor. Şimdiye kadar Van Gogh Müzesi, Kröller-Müller Müzesi, Groninger Müzesi, Rijksmuseum, Boijmans Van Beuningen Müzesi'nin katıldığı ve Van Gogh'un üretimlerinin yaklaşık yarısını görme fırsatı sunan veri tabanına buradan ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hollywoodun-altin-caginda-umitsiz-bir-ask/", "text": "VakıfBank Kültür Yayınları ABD'li yazar F. Scott Fitzgerald'ın Son Patron isimli romanını yayımlıyor. Sinema ve diziye de uyarlanan bu eser, Hollywood'un altın çağında yaşanan ümitsiz bir aşk hikayesini ve sinemanın büyülü dünyasındaki sert çekişmeleri anlatıyor. VakıfBank Kültür Yayınları'nın okurla buluşturduğu Son Patron, 20'nci yüzyılın en önemli edebiyatçılarından biri ve Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi ile Muhteşem Gatsbynin yazarı olan F. Scott Fitzgerald tarafından kaleme alındı. Fitzgerald'ın kalp krizi geçirip hayata veda etmesiyle yarım kalan bu roman, taslaklara ve defterlere yazılmış notlar yardımıyla tamamlandı. Türkçe çevirisini Duygu Miçooğulları'nın yaptığı Son Patron, 1930'lar Hollywood'unun ışıltılı dünyasında yaşanan aşkları, mücadeleleri, entrikaları, sert düşüşleri ve ihtişamı tüm çıplaklığıyla aktarıyor. Müzik, lüks tüketim ve sanat sayfalarda yer ediniyor. Romanda, Hollywood'un ünlü yapımcılarından Pat Brady'nin kızı Cecilia Brady karakteri, babasının ortağı dahi yapımcı Monroe Stahr karakterine aşık. Stahr, Hollywood'un en yetenekli ismi; beyazperdeye adeta renk kazandırıyor, yaptırım gücüyle hemen her alana uzanabiliyor. 1930'lu yılların Hollywood'unda yaşanan entrikaların ve çekişmelerin sıralandığı roman, Fitzgerald'ın son eseri olarak öne çıkarken, kendi hayatından da parçalar içeriyor. 1976'da aynı isimle sinemaya uyarlanan yapımın oyuncu kadrosunda Robert De Niro, Robert Mitchum, Jack Nicholson, Ingrid Boulting yer alıyor. Romanın ayrıca 2016-2017 yılları arasında yine aynı adla yayınlanan ve dokuz bölümden oluşan dizisi de bulunuyor. Fitzgerald'ın büyüleyici hayal gücünü ve aktarım yeteneğini ortaya koyan Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi ise sinemaya uyarlanan eserlerinden bir diğeri. Öyküde Fitzgerald, Benjamin Button karakteriyle yaşam döngüsünü tersine çevirerek 70 yaşında doğan karakteri giderek gençleştiriyor. Bu sıra dışı öykü Fitzgerald'ın hikayelerinin bir arada olduğu VBKY'den çıkan Caz Çağı Öyküleri isimli kitapta yer alıyor. Amerikan edebiyatında William Faulkner ve Ernest Hemingway'le birlikte Kayıp Kuşak yazarlarından F. Scott Fitzgerald, kısa öyküleri ve romanlarıyla edebiyat tarihinde önemli bir konumda bulunuyor. 24 Eylül 1896'da St. Paul, Minnesota'da dünyaya gelen Fitzgerald Katolik okulunda eğitim gördü, ardından Princeton Üniversitesi'nde okumaya başladı fakat I. Dünya Savaşı nedeniyle eğitimini yarıda bıraktı, askere yazıldı. Savaş bitince büyük aşkı Zelda ile evlenme umuduyla ilk olarak New York'a gitti ama savaş nedeniyle yarım bıraktığı bir romanını yeni baştan yazmaya karar verip St. Paul'e taşındı. İlk romanı This Side of Paradise ve ilk öykü kitabı Uçarı Kızlar ve Filozoflar 1920'de yayımlandı. 1922'de büyük aşkı Zelda'yla evlendi, farklı öykülerinin yer aldığı Caz Çağı Öyküleri (VBKY, 2018) okurla buluştu. 1925'te çıkan Muhteşem Gatsby adlı romanı büyük ses getirdi ve sonraki yıllarda büyüyen bir şöhrete kavuştu. Fitzgerald, 21 Aralık 1940'ta, henüz 44 yaşındayken hayata veda etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/homeros-bilim-kultur-ve-sanat-odulunun-yeni-sahibi-troya-muzesi/", "text": "1963 yılından beri devam eden, tarihin ve kültürün harmanlandığı şehrimiz Çanakkale'de 58'inci Uluslararası Troya Festivali başladı! 16 Ağustos Pazartesi günü son bulacak festivalde, 2020 yılında Türkiye'nin En Başarılı Müzesi seçilen Troya Müzesi, festivalin önemli simgelerinden biri olan Homeros Bilim Kültür ve Sanat Ödülü'nün bu seneki sahibi oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hope-alkazar-sanatseverlerin-ilgi-odagi-olmaya-devam-ediyor/", "text": "Hope Alkazar adıyla kapılarını yeniden açan Beyoğlu'nun sembol mekanlarından Alkazar Sineması, sanatseverlerin ilgi odağı olmaya devam ediyor. Sanatçı Refik Anadol'un Alkazar Rüyası isimli interaktif enstalasyonu izlemek için gelen sanatseverler mekanın önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. AA muhabirine açıklamalarda bulunan Alkazar Direktörü Bahar Türkay, Hope Alkazar'ı merkezinde sosyal iyilik olan ve hareket, dans, kültür sanatı bir arada buluşturan bir platform olarak tanımladığını söyledi. Türkay, mekandaki bütün içeriklere hem dijital hem de fiziksel olarak erişebileceğini belirterek, Spor, dans, kültür ve sanat alanındaki içerikleri, değerlerimizle örtüşen ve özellikle gençlere yaptığı çalışmalarla ilham olmuş, umut vermiş kişi ve kurumlardan oluşan çok geniş bir program ortağıyla birlikte hazırlıyoruz. dedi. Türkay, Hope Alkazar'da tarihi sinema salonu fonksiyonunun da devam edeceğine ve ocak ayı sonundan itibaren düzenli film gösterimleri olacağına dikkati çekerek, mekanda tiyatro kolektifleri, dans grupları, müzik toplulukları veya hareket ve spor alanında çalışma yürüten ekiplere de yer vermek istediklerini dile getirdi. Gelecek yıl mayıs ayına kadar devam edecek Alkazar Rüyası etkinliği ve diğer programlar hakkında detaylı bilgiye www. hopealkazar. com web sitesinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/how-to-distinguish-an-original-painting-from-a-forgery-gerald-coarding-foundation/", "text": "Art has always been a captivating world that enriches our lives and ignites our imagination. However, with the increasing demand for valuable artworks, the prevalence of forgeries has also grown. Differentiating an original painting from a forgery can be challenging even for ardent art enthusiasts. This article by the Gerald Coarding Foundation explores various techniques, approaches, and creative methods to identify authentic masterpieces among skillfully crafted counterfeits. The forgery of art objects is a phenomenon with a long history. One of the most famous examples is the imitation of works by the Dutch artist Jan Vermeer, including his masterpiece View of Delft, by the master forger Han van Meegeren during World War II. To this day, there have been numerous attempts to profit from forging paintings, including those of the American expressionist artist Gerald Coarding. Technological advancements have simplified the process of authenticating art objects. Techniques like X-radiography and infrared reflectography can reveal hidden layers and alterations that indicate the authenticity of a painting. An artist's brushwork is as unique as a fingerprint. Experts study the sfumato in a painting to determine its authenticity. Original works typically exhibit confident, consistent, and smooth brushstrokes, reflecting the artist's skill and emotional state. Conversely, forgeries may display mechanical and uneven brushwork, revealing the hand of a different artist. Forgery masters often strive to precisely replicate the original artist's signature. However, a detailed analysis can unveil subtle differences. A counterfeit signature may lack the same fluidity and grace as the genuine artist's, or it might differ in size and placement. Examining the various signatures used by the artist throughout their career can also provide valuable insights for identifying the authentic one. The ownership history of an art object helps identify gaps or suspicious manipulations. Original paintings usually have well-documented histories linked to renowned galleries, exhibitions, or private collections, which forgeries typically lack. The pigments used in older art were often sourced from natural materials and had unique chemical compositions. Laboratories can conduct pigment analysis using mass spectrometry and chromatography. A match between the pigments used in the painting and those known to have been available during the artist's time can support the artwork's authenticity. Studying a painting in the context of the artist's creative journey and the prevailing artistic movement is crucial. Familiarity with the artist's favorite themes, color palette, and stylistic evolution can help identify discrepancies in a forgery. In-depth research into the historical period when the painting was created also helps establish whether the artwork corresponds to the sociocultural context of that time. Anachronisms, elements that are out of place or ahead of their time, can be indicative of a forgery. For instance, a canvas depicting a contemporary building in a historical landscape raises suspicion. When in doubt about the authenticity of a painting, it is best to consult art historians and connoisseurs. The Gerald Coarding Foundation is one such organization specializing in assessing authenticity. Founded with the aim of preserving and promoting the creative legacy of the talented American artist of the 20th century, the Foundation can assist in establishing the authenticity of Gerald Coarding's paintings. Additionally, they can provide valuable insights into the artist's life, creative journey, and works. Whether you own paintings by Gerald Coarding or are considering acquiring one, turning to the Gerald Coarding Foundation can help ensure you are dealing with genuine artworks."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hukukcu-gozde-aydin-ey-ask-ile-geliyor/", "text": "Esas mesleği avukatlık olan Gözde Aydın, çocukluk hayallerini gerçekleştirdi. Aydın, söz ve müziği kendisine ait pop rock soundlu Ey Aşk adlı ilk teklisiyle müzik piyasasına merhaba dedi. Bütün ailesi de hukukçu olan Gözde Aydın'ın içinde bitmek bilmeyen bir sanat ateşi var. Kendi şarkılarının söz ve müziğini yazan Aydın, aynı zamanda Dormen Akademi'de oyunculuk eğitimi de almaya devam ediyor. Ünlü müzisyen Mustafa Akay'ın sahibi olduğu Akay Müzik etiketiyle yayınlanan Ey Aşk, tüm dijital platformlarda yayında. Avukat Gözde Aydın, halen İstanbul Barosu eski başkanlarından babası Av. Muammer Aydın, annesi Av. Zeynep Aydın, erkek kardeşi Av. Murat Can Aydın ve onun eşi Av. Eylül Cansu Aydın ile birlikte aktif olarak avukatlık yapmaya devam ediyor. Ancak sanattan hiçbir zaman kopmadan, kopamadan sürdürüyor mesleğini. Yaratıcılığını kullanmayı, aktif olmayı, yeni insanlarla farklı ortamları tatmayı çok sevdiğini belirtiyor sıklıkla. Bu sebeple de bir yandan beste çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan Dormen Akademi'de müzikal oyunculuk ve oyunculuk olmak üzere iki ayrı eğitime devam ediyor. Üstelik bu arada çeşitli koro çalışmalarını sürdürmeye, bu koroların konserlerinde sunucu olarak da görev yapmaya ve aynı zamanda İstanbul'un değişik mekanlarında da sahne almaya olanca hızıyla devam ediyor. Editörlük çalışmaları da bulunan Gözde Aydın, tüm bunlara ilaveten ikinci üniversite olarak Anadolu Üniversitesi'nde sosyoloji okuyor ve Galatasaray Üniversitesi'nde özel hukuk yüksek lisansı yapıyor. Çeşitli dernek, vakıf ve siyasi partilerde de yönetici ve üye olarak yer alan, aynı zamanda Poyraz ve Toprak adında iki erkek çocuk annesi olan Gözde Aydın'ın tek şikayeti ise pek boş zamanının olmaması."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/hulusi-kentmen-otobusu-seferlerine-basladi/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türk sinemasının unutulmaz sanatçılarından Hulusi Kentmen 'i, doğumunun 111. yıldönümünde sürpriz bir etkinlikle andı. İETT'nin Rumeli Hisarı'nda bulunan duraktaki fotoğrafına atıf yapılarak, aynı duraktan geçen İstinye Dereiçi-Kabataş hattındaki 22 numaralı bir otobüsün dış cephesi, Kentmen'in resimleriyle kaplandı. Sinema kariyeri boyunca 278 farklı sinema filminde oynayan, özellikle baba ve komiser rolleri ile 7'den 77'ye büyük hayran kitlesine sahip olan usta sanatçı Hulusi Kentmen, doğum günü olan 20 Ocak tarihinde İBB kurumu İETT'nin ismine özel olarak tasarladığı otobüs ile anıldı. Sanatçının Rumeli Hisarı'nda İETT durağındaki fotoğrafına atıf yapılarak, aynı duraktan geçen 22 numaralı İstinye Dereiçi-Kabataş hattındaki bir otobüsün dış cephesi, Kentmen için yeniden tasarlanarak hazırlandı ve doğum gününde sefere başladı. İstanbulluların da beğenisini kazanan etkinliğin bir hafta süreyle İstinye Dereiçi-Kabataş hattında devam edeceği belirtildi. İETT, daha önce de benzer bir uygulamayı sanatçı Barış Manço için yapmıştı. Öte yandan, Google da Hulusi Kentmen'i doodle yaparak bu jeste katılanlar arasında yer aldı. Google'dan yapılan açıklamada; Bugünün Doodle'ı, aktör Hulusi Kentmen'i saygıyla anıyor denildi. İstanbul Sanat Dergisi ailesi olarak, pala bıyıkları kadar tatlı-sert ve babacan yapısıyla gönüllerimizde yaşayan ve pek çok sanatçımıza ilham kaynağı olan Hulusi Kentmen'i, aramızdan ayrılışının 30. yılında saygı ve rahmetle anıyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/huseyin-rahmi-gurpinarin-ilk-romani-sik-remzi-kitap-etiketiyle-raflarda/", "text": "Türk edebiyatının önemli yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın 1887 yılında yayınlanan ilk romanı 'Şık' Remzi Kitap etiketiyle raflarda. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın edebi anlamda atmış olduğu ilk adım Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlamasının ardından aynı yıl, 1887'de ilk romanı olan Şık, gazetede tefrika şeklinde yayınlanmıştı. Gürpınar'ın bu ilk eseri 19. yüzyılda başlayan yenileşme dönemindeki alafranga düşkünlüğü ve Batılılaşma heveslerinin gülünçlüğünü sergiliyor. Bu kısa romanda yazar, özenti içindeki bir kahraman olan Şöhret Bey'in, yani Şıkın özellikle Beyoğlu-Tepebaşı'nda yer alan eğlence mekanlarındaki serüvenlerini kendine özgü ironileriyle aktarıyor. Türk edebiyatının öncü klasiklerinden olan bu yapıt, güçlü gözlemleri ve yalın anlatımıyla oldukça ilgi çekiyor. Yazar bu romanda okuru Şık Bey'in, Beyoğlu, Tepebaşı'nın eğlenceli dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/huzun-ucgeni-avrupa-film-odullerinde-4-dalda-aday-gosterildi/", "text": "Altın Palmiye ödüllü yönetmen Ruben Östlund'un TRT ortak yapımı filmi, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo dallarında aday oldu. Avrupa'nın Oscar'ları olarak kabul edilen Avrupa Film Ödüllerinde ana dallarda yarışacak aday listesi açıklandı. TRT'den yapılan açıklamaya göre, İsveçli yönetmen Ruben Östlund'un Altın Palmiye ödüllü, TRT ortak yapımı filmi Hüzün Üçgeni, Avrupa Film Ödüllerinde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo dallarında aday gösterildi. En İyi Film dalında aday gösterilen beş filmden biri olan film, yönetmeni ve senaristi Ruben Östlund'a En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo dallarında adaylık getirdi. Filmde Rus bir milyarderi canlandıran Hırvat-Danimarkalı oyuncu Zlatko Buric ise En İyi Erkek Oyuncu dalında aday oldu. Mayıs ayında gerçekleşen 75. Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye ödülünü alan TRT ortak yapımı film, En İyi Film kategorisinde Close, Holy Spider, Corsage ve Alcarras filmleriyle yarışıyor. 23 Kasım'da diğer dallardaki adayların açıklanmasının ardından, 4 bin 400 Avrupa Film Akademisi üyesi, aday filmler ve isimler için oy kullanacak. Kazananlara ödülleri, 10 Aralık'ta İzlanda'nın başkenti Reykjavik'te gerçekleştirilecek Avrupa Film Ödülleri Töreninde takdim edilecek. Türkiye, İsveç, Fransa, ABD, İngiltere, İsviçre, Yunanistan ortak yapımı Hüzün Üçgeni, modellik yapan genç çift Carl ve Yaya'nın milyarder yolcuların bulunduğu süper lüks gemiyle çıktığı gezide başından geçenleri anlatıyor. Bir fırtına sonrasında Carl ve Yaya, bir grup milyarder ve geminin temizlikçilerinden biriyle ıssız bir adada mahsur kalır. Yapım, hiyerarşinin aniden alt üst olduğu, rollerin ve sınıfların tersine döndüğü bir hiciv filmi olarak dikkati çekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/i-ulusal-suna-korad-san-yarismasi/", "text": "İstanbul Opera Derneği, genç opera sanatçılarının kariyerlerine destek olmak amacıyla Devlet Sanatçımız Suna Korad adına Süreyya Operası'nda 1. Ulusal Suna Korad Şan Yarışması düzenledi. Finali seyirciye açık olarak gerçekleşen yarışmada birincilik ödülünü Eda Umay Akan, ikincilik ödülünü Cansu Özel, üçüncülük ödülünü Duha Alkan alırken, mansyion ödüllerini Zeynep Seray Özcan, Sezgin Hamızoğlu ve Berna Yücel paylaştı. Buket Filiz ve Jenisya Yaeş ise Suna Korad Gençlik Özel Ödülü'ne layık görüldü. Aylin Ateş, İDOB Orkestra ve Koro Şefi Paolo Villa, İDOB Solist Sanatçıları Otilia İpek ve Evren Ekşi yer aldı. Mersin, Zonguldak, İzmir, Ankara ve İstanbul'dan katılan genç ve yetenekli opera sanatçıları arasından 20 kişinin yarı finale kaldığı 1. Ulusal Suna Korad Şan Yarışması finaline 8 aday kaldı. İstanbullu sanatseverlere açık olarak gerçekleştirilen yarışmada finale kalan Jenisya Yaeş, Eda Umay Akan, Zeynep Seray Özcan, Duha Alkan, Berna Yücel, Sezgin Hamızoğlu, Buket Filiz ve Cansu Özel Süreyya Opera Sahnesi'nde ikişer arya icra ettiler. Suna Korad'ın opera yaşamını anlatan belgeselin ardından yarışma sonuçları açıklandı. Yarışmada Çamlıbel Vakfı birinciye 5000 TL, ikinciye 3000 TL, üçüncüye ise 2000 TL ödül verirken, İstanbul Opera Derneği ise 2023-24 Sanat Sezonunda İstanbul Opera Derneği'nin yarışmayı kazananlar için düzenleyeceği opera temsilinde başrol ödülü verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iaaf-2023-sanat-fuarlarini-acikladi/", "text": "Demos Fuarcılık tarafından IAAF markası ile sanat dünyasına kazandırılan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nın yönetimi, 2023 yılı fuar programını açıkladı. 2 Şubat Perşembe günü Crowne Plaza Istanbul Harbiye Hotel'de düzenlenen bilgilendirme toplantısına; bazı sanat galerilerinin yöneticileri, küratörler ve sanatçılardan oluşan davetliler katıldı. Belirli aralıklarla ve dönüşümlü olarak gerçekleşen buluşma yaklaşık 3 saat sürdü. Toplantıda fuarlardan galerilerin, sanatçıların ve ziyaretçilerin beklentileriyle yapılması gerekenler konuşuldu. Demos Fuarcılık tarafından yapılan açıklamada, yoğun ilgiyle karşılanan fuarların haziran ve temmuz aylarında iki edisyon halinde Bodrum Art Fair adı altında üçüncü defa düzenleneceği aktarıldı. İstanbul'da gerçekleştirilecek olan 4. IAAF için ise 15-19 Kasım 2023 tarihleri uygun görüldü. Ayrıca, İstanbul'daki fuara sanatçıların bireysel yerine galeriler bünyesinde katılması düşüncesi ağırlık kazandı. Bu husus, önümüzdeki günlerde diğer paydaşlar ile yapılacak birebir görüşmeler sonrasında kesinlik kazanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-ilk-kez-cocuk-haklari-festivali-duzenleyecek/", "text": "İBB, 1989'dan beri küresel çapta çeşitli etkinliklerle kutlanan Dünya Çocuk Hakları Günü için tarihinde ilk kez festival düzenleyecek. Çocuk haklarına dikkat çekmek için İBB Şehir Tiyatroları'nın özel temalı atölyeler hazırlayacağı, oyun ve söyleşiler düzenleyeceği festivale İstanbullular ücretsiz olarak katılabilecek. 19, 20 ve 21 Kasım'da Müze Gazhane'nin ev sahipliği yapacağı atölyeler, sınırlı katılımcıyla ve interaktif olarak gerçekleşecek. Çocuk odaklı politikaları kentin gündemine alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tarihinde ilk kez Dünya Çocuk Hakları Günü için festival düzenleyecek. İBB Şehir Tiyatroları'nın düzenleyeceği festival, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü'nde İstanbul'un çocuk dostu bir şehir olmasını desteklemek için gerçekleşecek. Üç gün boyunca sürecek özel programların, çocuk hakları konusunda toplumsal farkındalık oluşturması ve çocuk bakışlı politikaların inşasına yardımcı olması amaçlanıyor. Festival boyunca çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin katılacağı atölyeler, Müze Gazhane Büyük Sahne ve Meydan Sahne'de çocuk merkezli ve interaktif olarak yapılacak. Farklı yaş gruplarında çocukların, ebeveynlerin ve eğitimcilerin yer alacağı etkinliklere İstanbullular ücretsiz olarak katılabilecek. Sınırlı sayıda katılımcıyla gerçekleşecek atölyelerde yer almak isteyenler www. sehirtiyatrolari. ibb. istanbul adresindeki formu doldurarak katılabilecek. Çocuk Katılımı-Katılım Hakkı Nedir? : Nagehan Erbaşı Öğdüm'ün düzenlediği atölye katılım hakkı üzerine çocuklarla birlikte düşünmeyi amaçlıyor. Çocuklar ile Masal Zamanı: Necibe Bozkurt'un düzenlediği atölyede çocuklar hayaller kuracak, el ele verip oyunlar oynayacak ve birlikte şarkılar söyleyecekler. Çocuğun Sesine Kulak Ver: Gülbahar Pay'ın yetişkinlere yönelik düzenlediği atölyesi çocuk hakları konusunda bilgi ve farkındalığın arttırılmasını hedefliyor. Yaratıcı drama disipliniyle kurgulanan atölyede, seçilen çocuk hakları temalı bir çocuk edebiyatı eserinden yola çıkılarak canlandırmalar yapılacak. Yaşamak Kimin Hakkı? : Seran Demiral ve Gülbahar Pay'ın düzenlediği atölyede katılımcılar serbest doğaçlamayla insan-hayvan-doğa, çocuk-yetişkin kavramlarını birlikte düşünecek, adalet ve eşitlik üzerine konuşacaklar. Müzikli Çizim Atölyesi-İçimdeki Ben: Serhat Filiz'in düzenlediği etkinlikte müzik eşliğinde çizim yapılırken çocuk hakları konusunda konuşulacak. Atölye, haklarını bilen, özgüvenli ve farkındalığı yüksek çocuklar yetiştirmeyi amaçlıyor. Mutlu Aile Mutlu Çocuk Atölyesi: Nurgül Şenefe'nin yetişkinlere yönelik düzenlediği atölye çocuğun temel haklarına ışık tutacak. Dünyanın Başkaları: Seran Demiral'in düzenlediği atölyede bir öykünün girişi anlatılacak. Sonrasında öykünün devamı çocuklarla birlikte kurgulanacak. Rüya: Özge Midilli-Ertan Kılıç'ın yazdığı Özge Midilli'nin yönettiği 'Rüya' oyunu ile festival sona erecek. Oyun sonrasında Rüya'nın yazarları ve yönetmeni çocuklarla bir söyleşide bir araya gelecekler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-kultur-a-s-genel-mudurlugune-murat-abbas-getirildi/", "text": "İBB Kültür A. Ş. Genel Müdürlüğü'ne Zorlu Performans Sanatları Eski Genel Müdürü Murat Abbas getirildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A. Ş. Genel Müdürlüğü görevine Zorlu Performans Sanatları Eski Genel Müdürü Murat Abbas getirildi. Görevden ayrılan Serdal Taşkın'ın yerine atanan Abbas, geçen ay PSM'deki görevini bırakmıştı. Kültür A. Ş.'de genel müdürlüğe vekalet eden Murat Çakır ise İSPARK Genel Müdürü olarak atandı. 1969 yılında İstanbul'da doğan Murat Abbas, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni bitirdi. 1994'te BDO Denet'te denetim asistanı olarak çalışmaya başladı. PWC, Bosch, Siemens, Profilo Grubu, Superonline, Ticketturk şirketlerinde finansal kontrolör ve finans müdürlüğü görevlerini üstlendi. 1999 yılında müzik sektörüne girdi ve birçok radyo programında editörlük yaptı. Pozitif Live'de genel müdür yardımcılığı yapan Murat Abbas, 2014'te Zorlu Holding'de PSM'den sorumlu hissedar temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Mart 2015'te Zorlu Performans Sanatları Merkezi Genel Müdürü olarak atanan Abbas, 6 senelik görevi boyunca kurumun kreatif, idari, organizasyon ve finans bölümlerinden sorumlu oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolar-vahsi-bati-oyunu-gala-yapti/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın yeni oyunu Vahşi Batı 'nın galası, 17 Şubat 2020 Pazartesi günü Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde gerçekleştirildi. Sam Shepard'ın yazdığı Ergun Üğlü'nün yönettiği oyun, seyircisinin büyük beğenisini kazandı. Oyunun galasına İBB Kültür Daire Başkanı Hülya Muratlı, Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen, Müdür Yardımcıları ve sanatçılar Engin Gürmen, Ayşe Kökçü, Gökhan Mete, Suna Keskin, Yalçın Özden, Rahmi Dilligil, Şebnem Dilligil, Anta Toros, Lale Belkıs'ın da aralarında bulunduğu birçok sanatçı, gazeteci ve eleştirmen katıldı. Amerikan toplumunun vitrininde sunulan kutsal aile kavramının irdelendiği bu çarpıcı öyküde, babaları çöle savrulmuş iki oğulun çatışmasının ardında yaşanan parçalanmışlık ve yozlaşma göz önüne seriliyor. Shepard'ın penceresinden gerçek batıyla yüzleştiğimizde Amerikan rüyasının nasıl bir kabusa dönüştüğünü görüyoruz. 2017 yılında yitirdiğimiz, çağdaş Amerikan tiyatrosu ve dünya edebiyatının cesur yazarlarından Sam Shepard, en meşhur oyunu Vahşi Batı 'da rekabete sürüklenen insanların kapitalizmin çarkları arasında nasıl öğütüldüğünü anlatıyor. Oyunda Ahmet Saraçoğlu, Eraslan Sağlam, Rozet Hubeş, Serdar Orçin rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-acik-hava-yaz-oyunlari-basliyor/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları'nın her yaştan seyircisini Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde buluşturacağı Açık Hava Yaz Oyunları 'nın ağustos biletleri satışa sunuldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, ağustos ayında tiyatro tutkunlarının karşısına dört dikkat çekici oyunla çıkıyor. Açık Hava Yaz Oyunları 'nda 12. Gece, İki Efendinin Uşağı, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi ve Hastalık Hastası olmak üzere dört oyun sahneleniyor. Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'ya aşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkar Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikayesini iyice kızıştırır. William Shakespeare'in yazdığı, Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter, İsmet Şahin rol alıyor. Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte'nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino'nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni'nin yazdığı Aslı Öngören'in yönettiği oyunda, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın, Muzaffer Berişa, Buğra Özgün, Murat Güreç, Doğa Başak, Yalçın Gören rol alıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit'teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul'a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu'nun kurucularından Moliere'in (1622 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-acikhava-yaz-oyunlari-basliyor/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları, 7'den 77'ye tiyatro seyircisini Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde buluşturacak. Açıkhava Yaz Oyunları'nda; Pollyanna, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi, Antigone ve Hastalık Hastası olmak üzere dört oyun sahnelenecek. Serilerin ilk oyunu Pollyanna, 26 Haziran Cumartesi günü saat 18.00'de sahne alacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, sanatseverlerin karşısına dört muhteşem oyunla çıkacak. Dört oyunun sahneleneceği Açıkhava Yaz Oyunları'nda ilk gösterim Pollyanna ile yapılacak. Eleanor H. Porter'ın aynı adlı eserinden Binnur Şerbetçioğlu'nun uyarlayıp yönettiği Pollyanna, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde 26 Haziran 2021 Cumartesi günü saat 18.00'de sahnelenecek. Oyunun biletleri, İBB Şehir Tiyatroları gişeleri, https://sehirtiyatrolari. ibb. istanbul/ adresi ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından satışa sunuluyor. Açıkhava Yaz Oyunları Şehir Tiyatroları'nın sezon içinde sahnelenen yeni oyunlarıyla devam edecek. Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi, Antigone ve Hastalık Hastası Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde izleyicilerle buluşacak. Annesi yıllar önce yaşamını yitirince, yardım derneği himayesinde yaşamaya başlayan Pollyanna, babasını da kaybettiği haberini alır. Bu hayat dolu küçük kız, katı ve kuralcı biri olarak tanınan Polly Teyzesiyle birlikte yaşayacaktır. Pollyanna'nın konağa gelmesiyle beraber çevredeki herkesin hayatı değişmeye başlar. Dünya çocuk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Pollyanna, her tür olumsuz durumda bile mutlulukun yaratılabileceğini; çözüm üretebilme yeteneği kazandıktan sonra hayata umutla bakılabileceğini anlatıyor. Eleanor H. Porter'ın aynı adlı eserinden Binnur Şerbetçioğlu'nun uyarlayıp yönettiği oyunda; Aslı Menaz, Berk Samur, Destan Batmaz, Dolunay Pircioğlu, Emrah Can Yaylı, Emrah Derviş Soylu, Nazan Yatgın Palabıyık, Onur Şirin, Serap Doğan, Şirin Asutay, Yeşim Mazıcıoğlu, Yılmaz Aydın, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit'teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul'a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Sophokles'in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone'de; aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon'un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren Antigone, dünden bu günü tartışıyor. Sabahattin Ali'nin çevirdiği Engin Alkan'ın uyarlayıp yönettiği oyunda Aslı Menaz, Cengiz Tangör, Destan Batmaz, Gözde İpek Köse, Onur Şirin, Özgün Akaçça, Zafer Kırşan rol alıyor. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği oyunda Ayşecan Tatari, Barış Çağatay Çakıroğlu, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şükrü Türen, Şirin Asutay Ersin Sanver, Besim Demirkıran, Elif Verit rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-babylons-iaaf-sanat-ve-antika-fuarina-tarihi-oyun-afisleriyle-katiliyor/", "text": "Şehir Tiyatroları, İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Kongre Sarayı'nda düzenlenecek IAAF Sanat ve Antika Fuarı'na 107 yıllık tarihin izlerini taşıyan tiyatro afişleriyle katıldı. 4-7 Kasım tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Kongre Sarayı'nda gerçekleştirilecek organizasyon, yerli ve yabancı birçok sanatçıyı ve eseri tek çatı altında bir araya getiriyor. Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyete İstanbul'un güçlü ve etkin sanat kurumlarından Şehir Tiyatroları, sanat ve antikaseverlerin buluşma yeri olacak fuarda iki bini aşkın oyun afişinden bir seçki sunuyor. Bugün Şehir Tiyatroları olarak bilinen ve 1914 yılında Darülbedayi adıyla kurulan kurum, arşivinde koruduğu ve sanatsal değer taşıyan afişleriyle, sanatseverleri ülkemizin afiş ve tanıtım tarihinde nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. sanatsal değer taşıyan çalışma masası ve sandalyesini sergi mekanına taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-bakirkoyde-seyirciyle-bulustu/", "text": "Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, 15 Mart 2022 Salı günü Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde sahnelendi. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-bu-hafta-11-oyunla-seyirci-karsisina-cikiyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 27 Ekim-1 Kasım 2020 tarihleri arasında 1'i yeni, 11 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu hafta Leyla Nazlı'nın yazdığı Lerzan Pamir'in yönettiği Kısraklı Kadın, 27 Ekim 2020 Salı günü Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde ilk gösterimini yapacak. Bu hafta Melek, Mustafa Kemal'le Bin Gün: Latife, Allahaısmarladık Cumhuriyet, Kırmızı'nın Hayali, Geçit, Tatlı Rüyalar, Zehir, Kısraklı Kadın, Düğüm, Anneme Artık Dur Lazım, Cadı Avı oyunları seyirciyle buluşacak. Aktris Melek Kobra'nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930'ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay'ın yazdığı Jale Karabekir'in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. Oyun, 27, 29, 31 Ekim 2020 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Tiyatro Ayna'nın oyunu Mustafa Kemal'le Bin Gün: Latife, 29 Ekim 2020 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Tatavla Sahne'nin oyunu Allahaısmarladık Cumhuriyet, 31 Ekim 2020 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Pat Atölye'nin çocuk oyunu Kırmızı'nın Hayali, 1 Kasım 2020 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir. Cem Düzova'nın yazdığı Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda Covid-19 tedbirleri kapsamında 2 farklı sanatçı ekibi yer alıyor. İlk ekipte Gürol Güngör ve Hasip Tuz, 2. ekipte Emre Narcı ve Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun, 27, 29, 31 Ekim 2020 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Fabrika Sanat'ın çocuk oyunu Tatlı Rüyalar, 1 Kasım 2020 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Günlük sohbetle başlayan buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda'da oynanmasının ardından çeşitli dillere çevrilmiş; Amerika, İngiltere gibi ülkelerdeki tiyatrolarda sahnelenmiştir. Lot Vekemans'ın yazdığı oyunu Şaban Ol çevirdi. Oyunda Covid-19 tedbirleri kapsamında 2 farklı sanatçı ekibi yer alıyor. İlk ekipte Sevinç Erbulak ve Ahmet Saraçoğlu, 2. ekipte Aslıhan Kandemir ve Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 27, 29, 31 Ekim 2020 tarihlerinde Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde. Londra'da bir hastanede bebek bekleyen bir kadının rüya ile gerçek, terkettigi Anadolu topraklarıyla Batı arasında bocalamalarını, büyülü bir ortamda sunan oyun, daha önce İngiltere, Almanya, İsveç ve Hollanda'da sahnelendi. Şimdi ilk kez Türkiye'de. Leyla Nazlı'nın yazdığı Lerzan Pamir'in yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Pervin Bağdat, Gökçer Genç, Eylül Soğukçay rol alıyor. Oyun, 27, 29, 31 Ekim 2020 tarihlerinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Bodrum Deneme Sahnesi'nin oyunu Düğüm, 27 Ekim 2020 tarihinde Ümraniye Sahnesi'nde. Kedi Sahne Sanatları'nın oyunu Anneme Artık Dur Lazım, 29 Ekim 2020 tarihinde Ümraniye Sahnesi'nde. Kadıköy Emek Tiyatrosu'nun oyunu Cadı Avı, 31 Ekim 2020 tarihinde Ümraniye Sahnesi'nde. İBB Şehir Tiyatroları COVID-19 tedbirleri kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 23.06.2020 tarihinde yayınladığı genelgeye uygun olarak gereken önlemleri aldı. Kontrollü normalleştirme süreci için tiyatro salonları yeniden düzenlendi, sahnelenecek oyunlar yeni şartlara göre yeniden seçildi. Oturma düzeni 1 dolu 1 boş olacak şekilde %50 doluluk olacak şekilde planlandı. Maskesiz izleyicilerin salonda bulunmasına izin verilmeyecek. Fuayelere her 4 metrekareye 1 kişi olacak şekilde, belirli sayıda seyirci kabul edilecek. Salonların klima sistemi yeni şartlara uygun şekilde yüzde 100 temiz havayla çalışacak şekilde ayarlandı. Salon girişlerinde ateş ölçümü yapılacak, dezenfektan bulundurulacak. Fuayede beklemeyi ve kalabalık oluşumunu azaltmak için salon kapıları daha erken açılacak. Seyircilerin kademeli bir şekilde salona giriş yapmaları sağlanacak. Oyun sonrası çıkışta yığılma olmaması için acil çıkış kapıları da açılacak, izleyicilerin binalardan çıkışları daha hızlı gerçekleştirilecek. Oyundan 1 gün sonra, gerek seyircilerin gerekse sanatçı ve teknik ekipte görevli herkesin kullandıkları alanlarda detaylı temizlik çalışması yapılacak ve dezenfekte makinesi ile dezenfeksiyon işlemi gerçekleştirilecek. Böylelikle bir sonraki seans için sahneye gelecek izleyiciler için hijyenik bir ortam sağlamış olunacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-devlet-sanatcisi-nedret-guvenci-kaybetmenin-uzuntusunu-yasiyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Değerli Sanatçısı, tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen Nedret Güvenç'i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor. Kederli ailesine, tüm sevenlerine ve Türk Tiyatrosu'na başsağlığı dileriz. Devlet Sanatçısı Nedret Güvenç'in cenaze töreni, 2 Ağustos 2021 Pazartesi günü saat 11:30'da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenecektir. Sanatçı, Teşvikiye Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından Kilyos Mezarlığı'nda toprağa verilecektir. 5 Eylül 1930, İzmir Çeşme'de doğdu. İlkokulu Bornova'da okudu. Bornova Ortaokulu'nda okurken müzik ve tiyatroyla tanıştı. 14 yaşında Karel Capek'in Yaşadığımız Devir adlı savaş karşıtı bir oyununda başrol oynadı. İzmir'de eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda şan ve piyano eğitimi alan sanatçı, tiyatroya ağırlık vermeye karar verdi. 17 Şubat 1948'de İzmir Şehir Tiyatrosu'nda Portakal Kabukları adlı oyunla ve Hanımlar Terzihanesi oyunuyla 17 yaşında İzmir Şehir Tiyatrosu'nda profesyonel olarak sahneye ilk kez çıktı. Şehir Tiyatroları 1950 yılında kapatılınca ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı.1950-1951 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na katıldı. 1959-1960 yılları arasında üç sezon boyunca Cüneyt Gökçer'in davetiyle Ankara Devlet Tiyatrosu'nda da konuk oyuncu olarak sahneye çıkan sanatçı, sonrasında tekrar İstanbul'a döndü. 200'den fazla tiyatro oyununda başrol oynayan Güvenç'in bu dalda pek çok ödülü vardır. 1974'te En Büyük Kumar ile yönetmenliğe başlayan sanatçı, 1995'te emekli olduğu İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan sonra Tiyatro İstanbul bünyesine katılmıştır. Güvenç'in, öykü ve hikaye denemeleri bulunmaktadır. 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır. Türkiye'nin 2009 yılında Dünya Tiyatro Günü bildirisini yazmıştır. 9 Mart 2010 günü İzmir Bornova Çamdibi'de Nedret Güvenç adına tiyatro sahnesi açılmıştır. Sanatçının Müjde isimli bir kızı vardır. Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-gelecek-hafta-oyunlari/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları, mart ayının yeni haftasında 1'i yeni, 17 oyunu İstanbul seyircisiyle buluşturuyor. Önümüzdeki hafta Oscar, Antigone, Kutlama, Cadı Kazanı, Tartuffe, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Komik Para, Geçit, Çın Sabahta, Çingene Boksör, Rüya, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Bekçi ile Postacı, Fındıkkıran, Elma Kurdu Kırtık, Benim Küçük Yıldızım adlı oyunları seyirciyle buluşacak. Oyun biletleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari. ibb. istanbul/ adresinden ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilir. Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe! İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Çocuk Eğitim Birimi öğrencileri, depremden etkilenen kardeşleri için Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe başlığıyla bir oyuncak ve kitap kampanyasına öncülük ediyor. Çocuklarımızın dayanışmasının güzel bir örneği olacak bu kampanya kapsamında İstanbul'da yaşayan çocuklar, hediye paketlerine hem hediye kitap ya da oyuncağı hem de depremzede kardeşlerini teselli edecek duygu ve düşüncelerini ifade eden bir mektubu koyabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-harbiyede-bu-yaz-6-oyunla-seyirci-karsisina-cikacak/", "text": "Her sene olduğu gibi bu sene de tiyatronun sihirli tozu üzerimize serpilmeye devam edecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 8. Frankfurt Türk Tiyatro Festivalinde Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin ve Zehir oyunlarıyla sanatseverlerin karşısına çıktı. Festivale ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Frankfurt'un çok güzel bir enerjisi olduğunu, festivalin ise 8 yılda çok güzel aşama kaydettiğini ifade etti. Usta oyuncu İşsever, Tiyatro Frankfurt Genel Sanat Yönetmeni ve Festival Başkanı Kamil Kellecioğlu ile ekibine teşekkür ederek, Ülkemden bu kadar uzakta bir yerde, Türkçe tiyatro yapmak için herkes seferber olmuş. Bizim de bu çorbada tuzumuz olduğu için çok teşekkür ediyoruz onlara. Böyle bir fırsat vermişler. Daha çok çabada bulunmak için gayret edeceğiz. dedi. Festivalde takdim edilen Tiyatroya Bir Ömür Onur Ödülünün de sahibi olan İşsever, bu tür organizasyonları başlangıcından sonra devam ettirmenin zorluğuna işaret ederek, Kendi ülkenizin dışında birçok lobiyle karşılaşırsınız. Fakat bu sefer geldiğimde çok şanslı bir enerji gördüm. Frankfurt Belediye Meclis Başkanı bir Türk ve bir hanım. Başkonsolosumuz da bu festivale çok büyük destek veriyor. Bu enerji bence çok olumlu yansıyacak festivale. değerlendirmesini yaptı. Şehir Tiyatrolarındaki 36. yılını kutladığını kaydeden İşsever, genel sanat yönetmenliği görevine ilişkin, Evimizin anahtarını bize geri teslim ettiler. Ben öyle bakıyorum meseleye. ifadesini kullandı. İşsever, Şehir Tiyatrolarının bir asrı aşan geçmişine vurgu yaparak, Şehir Tiyatrosunun kendisine ait bazı sabitleri var. Bu sabitleri, evin içindeki insanın değerlendirmesiyle, dışındakinin değerlendirmesi arasında siz de takdir edersiniz ki çok büyük bir nüans olur. Seyircimizi çok iyi tanıdığımız için yelpazenin çok geniş olması gerektiğini, ana akım tiyatrolardan biri ve ödenekli bir tiyatro olduğumuzun farkına varıp buna göre davrandığımızda zaten yapacağımız işlerin profili anında değişir. O yüzden biz her kesime hitap edecek, yelpazesi çok geniş bir repertuvarla bu sene seyirci karşısına çıkacağız. diye konuştu. Ayşegül İşsever, yaz aylarında İBB Şehir Tiyatroları tarafından düzenlenecek festival kapsamında 3 oyunun ikişer kez Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda sahneleneceğini sözlerine ekledi. İki Efendi'nin Uşağı, 12. Gece ve Hastalık Hastası adlı oyunların izleyiciyle buluşacağını kaydeden İşsever, Moliere'in 400. doğum yılı bütün dünyada büyük etkinliklerle kutlanıyor. Bizde 'Hastalık Hastası' oyunu vardı. Bir de 'Tartuffe'u ekledik bu sene. Güzel bir sezon olacak. Seyircinin pandemiden sonra iyi bir repertuvarla karşılaşacağını, bunu çok beğeneceğini düşünüyorum. Bize çok yakışan bir repertuvar oldu. Garajlarda bile prova yapılıyor. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-haziranda-da-cevrimici/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları, kültür-sanat etkinliklerini sanatseverlere online olarak ulaştırmaya Haziran'da da devam ediyor. Geçmişte sahnelenen büyük beğeni ve alkış toplamış oyunlardan sekizi, İBB Şehir Tiyatroları Youtube adresinde sanatseverlerle buluşuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, sahnelerin kapalı olduğu Koronavirüs pandemisi döneminde sevilen oyunlarını dijital ortamda yayınlamayı sürdürüyor. İBB Şehir Tiyatroları'nın ilgiyle takip edilen oyunları; Hürrem Sultan, Romeo ve Juliet, Maskeliler ile Tehlikeli İlişkiler perdelerin hiç kapanmadığı dijital ortamda seyircileriyle buluşuyor. İBB Şehir Tiyatroları'nın Haziran programında yetişkin oyunlarının yanında dört çocuk oyunu da bulunuyor. Hoşu'nun Utancı, Keloğlan, Oyuncaktaki Sır ve Tembel Memiş, İBB Şehir Tiyatroları'nın Youtube adresinden izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-kasim-ayinda-1i-yeni-28-oyunla-seyirciyle-bulusuyor/", "text": "Kasım ayında tiyatroseverleri Antik Yunan klasiklerinden, modern klasiklere, Amerikan edebiyatından Fransız yazarların oyunlarına zengin bir repertuvar bekliyor. Bu ay Yaftalı Tabut, Zehir, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi, Antigone, İki Efendinin Uşağı, Matruşka, Geçit, Kısraklı Kadın, Ay Carmela, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Moby Dick, Melek, İfigenya, Çın Sabahta, 12. Gece, Hayat Der Gülümserim, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Tatlı Kaçık, Hastalık Hastası'nın yanı sıra Karagöz Çiftlik Bekçisi, Benim Güzel Pabuçlarım, Bekçi ile Postacı, Pollyanna, Elma Kurdu Kırtık, Rüya, Bir Gün Ayakkabımın Teki adlı çocuk oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Kasım ayında Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nun hazırladığı Ferhan Şensoy'un yazdığı Orhan Kemal Aydın'ın yönettiği İstanbul'u Satıyorum İBB Şehir Tiyatroları'nın sahnelerine konuk oluyor. İBB Şehir Tiyatroları ve Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, Geleneksel Şehir Tiyatroları Buluşmaları kapsamında bir araya geliyor. Buluşmanın ilk ayağında Bursa Nilüfer Belediyesi'nin hazırladığı, Mark Ravenhill'in yazdığı Mert Öner, Melisa İclal Yamanarda, Ebru Nihan Celkan, Gülhan Kadim, Doğu Akal'in birer episodunu yönettiği Vur Yağmala Yeniden İBB Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne konuk oluyor. Buluşmanın ikinci ayağında Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Aralık ayında Bursa Nilüfer Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Evi'nde sahneleniyor. Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye'nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı'nın hikayesi. 1920'lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus'un yazdığı Yelda Baskın'ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans'ın yazdığı Şaban Ol'un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit'teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul'a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Sophokles'in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone'de; aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon'un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren Antigone, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles'in yazdığı, Sabahattin Ali'nin çevirdiği Engin Alkan'ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte'nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino'nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni'nin yazdığı Aslı Öngören'in yönettiği oyunda, Ali Murat Altunmeşe, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Murat Bavli, Murat Coşkuner, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar... Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor. Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir. Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı Bora Seçkin'in yönettiği oyunda Cem Karakaya, Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir. Cem Düzova'nın yazdığı Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde, 4-6 Kasım, 11-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Londra'da bir hastanede bebek bekleyen bir kadının rüya ile gerçek, terkettigi Anadolu topraklarıyla Batı arasında bocalamalarını, büyülü bir ortamda sunan oyun, daha önce İngiltere, Almanya, İsveç ve Hollanda'da sahnelendi. Şimdi ilk kez Türkiye'de. Leyla Nazlı'nın yazdığı Lerzan Pamir'in yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Pervin Bağdat, Gökçer Genç, Eylül Soğukçay rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. İspanya'da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı? sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra'nın yazdığı, Yalçın Baykul'un çevirdiği, Naşit Özcan'ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikayesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikayesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz'ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu'nun yönettiği oyunda Bora Seçkin, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Genç bir denizci olan Ishmael, dünyayı görmek için Kaptan Ahab'ın balina gemisine yazılır. Balina avcısı Ahab, bir av sırasında tek bacağını kaybettikten sonra ölümüne bir intikam duygusuyla yaşar ve denizlerin en büyük, bilge canlısı beyaz balina Moby Dick'in peşinde okyanuslar geçer. Ishmael, heyecan dolu bu yolculukta, bir balina gemisi kaptanının doğayla olan içgüdüsel savaşının tragedyasına tanık olur. Herman Melville'in aynı adlı romanından Sebastian Armesto'nun uyarladığı, Seza Güneş'in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım, 17-20 Kasım 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde, 25-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Aktris Melek Kobra'nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930'ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay'ın yazdığı Jale Karabekir'in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde, 17-20 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis'in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon'dadır. Başkomutan'ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon'un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia'yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides'in yazdığı Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de. hayalini kurduğu 'damı akmayan eve' taşınmayı nihayet başaran Feriha'nın umudu ve mutluluğu, Güneşi'nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç'in yazdığı Hülya Karakaş'ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor. Oyun, 12, 13, 19, 20 Kasım 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde. Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'ya aşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkar Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikayesini iyice kızıştırır. William Shakespeare'in yazdığı, Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikayeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula'nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 18-20 Kasım 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Mr. Tanner ile paylaştığı evinde, çöp toplayarak yaşayan, çevresindeki her şeye sonsuz bir sevgi ve şefkatle bağlı Opal'in kendi halindeki yaşamı üç davetsiz misafirin gelişi ile umulmadık şekilde değişir. Sol, Gloria ve Brad kendi hesaplarının peşinde Opal'in huzur dolu yaşamına giriverirler. Kendi kendine yetmeyi becerse de yalnızlıktan muzdarip Opal onları hayatına almak konusunda en ufak bir tereddüt bile duymaz ancak sonsuz bir iyi niyetle evinin kapılarını açtığı misafirleri sevgilerini paylaşmak konusunda Opal kadar istekli değildirler. John Patrick'in yazdığı, Ahmet Levendoğlu ve Hasan Levendoğlu'nun çevirdiği, Naşit Özcan'ın yönettiği oyunda, Ayşe Kökçü, Çağlar Polat, Eylül Soğukçay, İbrahim Can, Mehmet Soner Dinç, Mert Aykul rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu'nun kurucularından Moliere'in (1622 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Elif Verit, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Sazlı sözlü, hem zehirli hem hicivli diliyle bize bu kadim şehrin 30 yılda değişen yüzünü ve de değişmeyen hırslı ve hırsızlarını anlatan oyunu izleyelim. İşte karşınızda Şehr-i İstanbul! Yeditepe İstanbul... Güzel İstanbul... Yok mu alan? İstanbul'u satıyoruz! Büyük müteşebbisler, daha da büyük projeler, en büyük değişimler... Taksim Meydanı'nı, Kabataş'ı, İnönü Stadı'nı satıyoruz. Gelmişini geçmişini, tarihini şimdisini satıyoruz. Para için değil, rant için değil, kar için değil. Ne münasebet? Sırf halka hizmet için satıyoruz! Yok mu alan? Ne olursa olsun canım açıkta kalan! Sırımsı, Ercan Koçak, Gözde Ayar, Kadir Hasman, Murat Şenol, Özge Çatak, Sevda Karabulut rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Britanyalı oyun yazarı Mark Ravenhill'in, kısa oyunlardan oluşan epik oyunu Vur, Yağmala, Yeniden; savaş, barış, otorite, özgürlük, demokrasi, suç, ceza, hastalık, şiddet temaları üzerine yazılmış kısa oyunlardan oluşan bir bütün epik eser. Oyun, izole hayatlar yaşasak da gelişen teknoloji ve haberleşme araçlarıyla birbirimize bağlı olduğumuzu ve birbirimize karşı sorumluluklarımızın olduğunu konu alan büyük tek bir hikaye. Vur, Yağmala, Yeniden, 5 farklı yönetmenin sahneleyeceği 5 episoddan oluşuyor, her episodda NKT oyuncu ekibine misafir oyuncular katılıyor. Vur, Yağmala, Yeniden'in yönetmenleri Mert Öner, Melisa İclal Yamanarda, Ebru Nihan Celkan, Gülhan Kadim, Doğu Akal. Oyun, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın'ın yazıp yönettiği oyunda İrem Erkaya ve Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde, 6 Kasım 2021 tarihinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde. Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun'un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima'nın yazdığı Ceylan Özçapkın'ın çevirdiği, Derya Yıldırım'ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. uyarlayıp yönettiği oyunda; Aslı Menaz, Yılmaz Aydın, Berk Samur, Destan Batmaz, Dolunay Pircioğlu, Emrah Derviş Soylu, Ezgim Kılınç, Nazan Yatgın Palabıyık, Onur Şirin, Ömer Barış Bakova, Serap Doğan, Yeşim Mazıcıoğlu Bulut, Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 21 Kasım 2021 tarihinde Ümraniye Sahnesi'nde. Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova'nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu'nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç'ın yazdığı Özge Midilli'nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 28 Kasım 2021 tarihinde Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Rengarenk bir mutfak... Ama her yer çok dağınık... Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook'u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir... Derya Yıldırım'ın yazdığı, Özgür Kaymak'ınyönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 28 Kasım 2021 tarihinde Ümraniye Sahnesi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-komik-para-oyunu-ile-turnelerine-basladi/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Bahçelievler'de sahnelediği yepyeni oyunu Komik Para ile İstanbul içi turnelerine başladı. İstanbul'un her noktasına oyunlarını götürmeyi hedefleyen İBB Şehir Tiyatroları; Ray Cooney'in yazdığı, Haldun Dormen'in çevirdiği, Özgür Atkın'ın yönettiği Komik Para'yı Bahçelievler seyircisiyle buluşturdu. Yenibosna Enver Ören Kültür Merkezi'nde 24 Eylül Cumartesi günü sahnelenen oyun, Bahçelievler seyircisine eğlenceli bir akşam yaşattı. İBB Şehir Tiyatroları oyunları, sezon boyunca İstanbul'un farklı ilçelerinde seyirciyle buluşmaya devam edecek. Doğum gününde Henry, akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry, para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar. Ray Cooney'in yazdığı, Haldun Dormen'in çevirdiği, Özgür Atkın'ın yönettiği oyunda; Nurdan Kalınağa, Can Tarakçı, Ada Alize Ertem, Emrah Derviş Soylu, Uğur Dilbaz, Can Alibeyoğlu, Hasip Tuz, Özgür Atkın rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-maltepede-seyirciyle-bulustu/", "text": "İstanbul'un her ilçesine oyunlarını götürmeyi hedefleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Tuncer Cücenoğlu Tiyatro Günleri'ndeMaltepeseyircisine konuk oldu. Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı Bora Seçkin'in yönettiğiCem Karakaya ve Derya Yıldırım'ın rol aldığıMatruşka, 5Nisan 2022 Salı günü Maltepe Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde sahnelendi. İBB Şehir Tiyatroları oyunları sezon boyunca İstanbul'un farklı ilçelerindesahnelenmeye devam edecek. Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar... Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor. Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-nda-bu-hafta/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, ocak ayının son haftasında 15 oyunla İstanbul seyircisiyle buluşuyor. İBB Şehir Tiyatroları, 2022-2023 tiyatro sezonunun ana temasını İstanbul Klasiklerle Buluşuyor olarak belirledi. Şehir Tiyatroları yerli ve yabancı klasikleri seyirciyle buluştururken, yeni yazarlar ve oyunlarına da sahnelerinde yer veriyor. Bu hafta Veba, Kuğunun Şarkısı, Yaftalı Tabut, Antigone, Fosforlu Cevriye, Hayat Der Gülümserim, Gül'e Ağıt, Cadı Kazanı, Zehir, Bir Gece Masalı, Benim Küçük Yıldızım, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Rüya, Herkes Sihirbaz Olacak, Bekçi ile Postacı adlı oyunlar sahnelenecek. İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığıyla usta şairlerin şiirini sahnesinde misafir etmeye devam ediyor. Nazım Hikmet'in doğumunun 121. yılı anısına planlanan Merhaba Çocuklar, seyirciyi Nazım'ın şiirleriyle bir yolculuğa çıkarıyor. Orhan Alkaya'nın yönettiği Merhaba Çocuklar, Nazım'ın Otobiyografi, Bahri Hazer, Jokond ile Si-Ya-U, Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Taranta-Babu'ya Mektuplar, Kuvayi Milliye, Merhaba Çocuklar, Hapiste Yatacak Olana Öğütler ve Vatan Haini şiirlerinden bir kolaj oluşturulacak. Nazım Hikmet: Merhaba Çocuklar, Müze Gazhane Meydan Sahne'de 29 Ocak 2023 Pazar günü saat 18.00'de ücretsiz olarak seyirciyle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-salondan-yayinda-2-perde-basliyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, kültür-sanat etkinliklerini sanatseverlere online olarak ulaştırmaya devam ediyor. Sanatseverleri, çocuklar için özel programlar, hazırlıkları devam eden oyunların provaları, İstanbul'un kültür sanat hayatına yön veren isimlerle söyleşiler, uzun süre kapalı gişe sahnelenmiş oyunların tekrar gösterimleri gibi pek çok etkinlik bekliyor. 15 Ocak Cuma günü 20:00'de Çat Kapı Prova'da hazırlıkları devam eden Herkes Sihirbaz Olacak adlı çocuk oyununun okuma provası yayınlanıyor. 16 Ocak Cumartesi günü 11:00'de Çocuk Saati'nde birçok farklı etkinlik çocukları bekliyor. Profesör Malumatfuruş'la Denenmemiş Deneyler, Karagöz Hacivat, Kukla Yapımı ve Hikaye Zamanı programları çocuklarla buluşacak. 16 Ocak Cumartesi günü 19:00'da, Sahnenin Gizli Kahramanları isimli söyleşinin yeni konuğu Sahne Teknisyeni Süleyman Çetiner olacak. 23 Ocak Cumartesi günü 15:00'te, Müge Akyamaç ile Role Hazırlık Atölyesi gerçekleştirilecek. Oyunculuk mesleğinde, bir oyuncunun role hazırlanma teknikleri, nelere dikkat etmesi gerektiği, karakter okuma ve değerlendirme gibi belirli çalışmalar bu atölye çerçevesinde katılımcılarla paylaşılacak. 24 Ocak Pazar günü 20:00'de İBB Şehir Tiyatroları Sahne Direktörü, Oyuncu Ayşegül İşsever ile oyunculuk üzerine bir söyleşi gerçekleştirilecek. 29 Ocak Cuma günü 20:00'de Çat Kapı Prova'da hazırlıkları devam eden Antigone adlı oyununun okuma provası yayınlanıyor. 30 Ocak Cumartesi günü 11:00'de Çocuk Saati'nde birçok farklı etkinlik çocukları bekliyor. Profesör Malumatfuruş'la Denenmemiş Deneyler, Karagöz Hacivat, Kukla Yapımı ve Hikaye Zamanı programları çocuklarla buluşacak. 30 Ocak Cumartesi günü 19.00'da, Sahnenin Gizli Kahramanları isimli söyleşinin yeni konuğu Emekli Aksesuarcı Mehmet Ezer olacak. 31 Ocak Pazar günü 15:00'te Hayal-i Temsil isimli oyun seyirciyle buluşacak. Eski makyör Dikran Efendi'nin; hayalle hatırayı iç içe geçiren masalı; sahnenin ilk kadınları Afife Jale ve Bedia Muvahhit'i; çocuklukları, aşkları, tutkularıyla, ilk kez seyirci karşısına çıktıkları sahnede, Darülbedayi sahnesinde bir araya getiriyor. Ahmet Sami Özbudak'ın yazıp Yiğit Sertdemir'in yönettiği oyunda Hümay Güldağ, Şebnem Köstem, Yiğit Sertdemir rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-salondan-yayinda-mayis-ayi-etkinlikleri-basliyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, kültür-sanat etkinliklerini sanatseverlere Mayıs ayında da online olarak ulaştırmaya devam ediyor. Sanatseverleri, oyunculuk üzerine atölye programları, İstanbul'un kültür sanat hayatına yön veren usta isimlerle söyleşiler, yönetmenlerimizin ve oyuncularımızın yorum ve performansıyla hayat bulan tiyatro seyircisinin unutamadığı tiratlar vb. pek çok etkinlik bekliyor. 2 Mayıs Pazar günü 18:00'de, 10 Klasik Eserden 10 Tirat programında Sevil Akı, Eraslan Sağlam'ın yönetiminde, William Shakespeare'in Macbeth adlı oyunundaki tiradı için kamera karşısına geçecek. 8 Mayıs Cumartesi günü 15:00'te, Bahtiyar Engin ile Role Hazırlık Atölyesi gerçekleştirilecek. Oyunculuk mesleğinde, bir oyuncunun role hazırlanma teknikleri, nelere dikkat etmesi gerektiği, karakter okuma ve değerlendirme gibi belirli çalışmalar bu atölye çerçevesinde katılımcılarla paylaşılacak. 9 Mayıs Pazar günü 18:00'de, 10 Klasik Eserden 10 Tirat programında Ahmet Saraçoğlu, Ergun Üğlü'nün yönetiminde, William Shakespeare'in Hamlet adlı oyunundaki tiradı için kamera karşısına geçecek. 14 Mayıs Cuma günü 20:30'da Emre Koyuncuoğlu'nun hazırladığı Tiyatro ve Kadın+ programımızın konuğu Oyun Yazarı ve Eğitmen Ebru Nihan Celkan olacak. 16 Mayıs Pazar günü 18:00'de, 10 Klasik Eserden 10 Tirat programında Sevinç Erbulak, Yiğit Sertdemir'in yönetiminde, Aristofanes'in Lysistrata adlı oyunundaki tiradı için kamera karşısına geçecek. 19 Mayıs Çarşamba günü 15:00'te, Gençlik ve Spor Bayramı'na özel Şehrin Genç Yazarları söyleşisi, İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen ve Yönetmen Lerzan Pamir moderatörlüğünde İBB Şehir Tiyatroları Spotify hesabında yayınlanacak. 21 Mayıs Cuma günü 20:30'da Emre Koyuncuoğlu'nun hazırladığı Tiyatro ve Kadın+ programımızın konuğu Oyun Yazarı ve Dramaturg Matin Soofipour olacak. 22 Mayıs Cumartesi günü 15:00'te, Aslıhan Kandemir ile Role Hazırlık Atölyesi gerçekleştirilecek. Oyunculuk mesleğinde, bir oyuncunun role hazırlanma teknikleri, nelere dikkat etmesi gerektiği, karakter okuma ve değerlendirme gibi belirli çalışmalar bu atölye çerçevesinde katılımcılarla paylaşılacak. 23 Mayıs Pazar günü 18:00'de, 10 Klasik Eserden 10 Tirat programında Elçin Atamgüç, Lerzan Pamir'in yönetiminde, William Shakespeare'in Kral Lear adlı oyunundaki tiradı için kamera karşısına geçecek. 28 Mayıs Cuma günü 20:30'da Emre Koyuncuoğlu'nun hazırladığı Tiyatro ve Kadın+ programımızın konuğu Oyuncu Viola Hasselberg olacak. 30 Mayıs Pazar günü 18:00'de, 10 Klasik Eserden 10 Tirat programında Selçuk Soğukçay, Orhan Alkaya'nın yönetiminde, Bertolt Brecht'in Galileo adlı oyunundaki tiradı için kamera karşısına geçecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-tiyatronun-klasiklerini-istanbullularla-bulusturuyor/", "text": "108 yıllık bir tarihi geride bırakan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, yeni sezon repertuvarını Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlediği bir toplantıyla basın mensupları ve kültür-sanat camiasıyla paylaştı. 5 Ekim'de açılacak yeni tiyatro sezonunda tiyatroseverleri Shakespeare'den Arthur Miller'a, İbsen'den Haldun Taner'e klasik yazarların eserlerinin ağırlıkta olduğu zengin bir repertuvar bekliyor. İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, yeni sezon oyunlarını Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenen bir basın toplantısında açıkladı. Basın toplantısına İBB Kültür Daire Başkanlığı Koordinatörü Figen Ayhan Karakelle, Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, Müdür Yardımcıları Oytun Askeroğlu, Mehmet Karaosmanoğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Can Başak, Emrah Özertem, CRR Genel Sanat Yönetmeni Murat Cem Orhan'ın yanı sıra birçok sanatçı ve gazeteci katıldı. İşsever, sözlerine İBB Şehir Tiyatroları'nın kurumsal misyonunu açıklayarak başladı: İstanbul Şehir Tiyatroları, kuruluşundan bu yana, 108 yıldır sanatı ve sanatçıyı destekleyen, İstanbul'un kültür sanat ve tiyatro sahnesinde öncü rolünü benimseyen bir anlayışla hareket etmektedir. İstanbul'un her bölgesinde seyirciyi tiyatronun seçkin örnekleriyle buluşturmayı hedeflemektedir. Tiyatronun klasikleri, büyük prodüksiyonlar ve müzikallerin yanı sıra yeni ve çağdaş metinleri de seyirciyle buluşturmaktadır. Bu yıl repertuvarımızı yine bu doğrultuda hazırladık ve yeni oyunlarımızı seyircimizle buluşturacağımız için büyük bir mutluluk ve heyecan içindeyiz. Önümüzdeki sezonun ana temasını 'İstanbul Klasiklerle Buluşuyor' olarak belirledik. Yerli ve yabancı klasikleri seyircimizle buluştururken, yeni yazarlar ve oyunları da repertuvarımıza dahil ediyoruz. İstanbul Şehir Tiyatroları'nın bugüne kadarki repertuvarına baktığımızda, bugün klasikleşmiş birçok yazarın ilk oyunlarının Şehir Tiyatrosu'nda seyirciyle buluştuğunu görürüz. Bugün de bu misyonumuzu titizlikle sürdürüyoruz. Bir anlamda geleceğin klasikleşecek eserlerine yer vermek istiyoruz. Türk ve Dünya edebiyatının klasikleri, yeni sezonda İstanbul Şehir Tiyatroları sahnelerinde seyircimizle buluşacak. İstanbul büyük bir metropol. Nüfusunun önemli bir bölümünü de gençler oluşturuyor. Aynı zamanda bir üniversite şehri olan İstanbul, 70'in üzerinde özel ve kamu üniversitesiyle Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen gençleri de tiyatroyla buluşturuyor. Bu buluşmanın ilk akla gelen adresi de İstanbul Şehir Tiyatroları oyunları. Bu yıl, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda gerçekleştirdiğimiz Yaz Oyunları'nın 75. yılını kutlarken, 35.000'e yaklaşan seyirci sayımızın çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. İstanbullu gençlerin oyunlarımıza ilgisi bizi fazlasıyla memnun etti. İstanbul'un genç nüfusunun yoğunluğu ve tiyatroya ilgisi, bu sezon repertuvarımızı belirlerken hep aklımızdaydı. Klasikleri seçerken, gençleri de düşündük. Yeni sezonda ve sonrasında da gençlerimizin birbirinden değerli klasik eserleri seyretmesini istiyoruz. Bu eserlerle tanışmanın onlara farklı bakış açıları kazandıracağını biliyoruz ve sanatın ışığının onlara sağlayacağı faydanın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. İlke olarak planlı çalışmayı benimsemiş bir ekip olarak, İstanbul Şehir Tiyatroları'nın orta ve uzun vadeli programını açıklamak istedik. Şehrin tiyatrosu olarak belirlediğimiz misyonumuzu, ulusal ve uluslararası alanda yapacağımız iş birlikleri, festivaller ve sanatsal çalışmalarla geleceğe taşıyacağız. 16 milyonluk bir şehrin tiyatrosu olarak, gelecekte kurumsal yapılanmamızın ana unsurlarını belirleyerek, stratejik planlar yaparak, kurumsal ve kişisel düzlemde paydaşlarımızla çok sayıda görüşmeler yaparak, sağlıklı bir yapılanma için de çalışıyoruz. Şehir Tiyatrosu olarak, geçtiğimiz sezon kendi sahnelerimizdeki gösterimlerin yanı sıra İstanbul'un birçok farklı bölgesine şehir içi turneler gerçekleştirdik. 'Şehrin Tiyatrosu İstanbul'un Her Noktasında' temasıyla başlattığımız, 14 ilçede gerçekleştirdiğimiz bu turnelerde 15 bin İstanbullu tiyatrosever ile buluştuk. İstanbul içi turnelerimize yeni sezonda da devam edeceğiz. İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun tiyatroyu şehrin her noktasına götürme misyonunun bir devamı olarak, bu geleneği şehir içi turnelerle, şehrin merkeze uzak noktalarına götürdüğümüz oyunlarımızla yaşatacağız. Özellikle bir turne repertuvarı belirlerken yetişkin, genç ve çocuk seyircilerimizi hesaba katarak hareket ediyoruz. İstanbul ve İstanbullu ile yıllardır kucaklaşan ve buluşan İstanbul Şehir Tiyatroları; oyuncu kadrosu, birikimi ve nitelikli işleriyle İstanbul'un her yerinde olmayı sürdürecek. İç turnelerin yanı sıra yurt dışındaki tiyatrolarla da ilişkilerimizi arttırıyoruz. Uluslararası iş birlikleri ve çok dilli tiyatro oyunları için gerekli görüşmelere başladık. Gelen teklifleri de değerlendiriyoruz ve uluslararası alanda uzun vadeli iş birlikleri yapmak için çalışıyoruz. Şu anda Belgrad Drama Tiyatrosu, Yugoslav Drama Tiyatrosu, Yunanistan'dan Pire Şehir Tiyatrosu ve Bosna'yla görüşmelerimiz devam ediyor. Yurt dışına da açılan çalışmalar ve faaliyetlerde bulunmak için çabalarımız var. Bu görüşmeler ilerledikçe ve kesinleştikçe sizlerle paylaşacağız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-tuzla-seyircisiyle-bulusuyor/", "text": "Tiyatro aşığı olanlar, sizleri şahane bir oyun bekliyor. Sanatın ruhuna kapılıp, farklı karakterlerle sizi içine katan bir hikayeye şahit olacaksınız. İstanbul'un her ilçesine oyunlarını götürmeyi hedefleyen İBB Şehir Tiyatroları, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin oyunuyla Tuzla seyircisiyle buluşacak. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, 19 Nisan 2022 Salı günü 21:00'de Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi'nde sahnelenecek. İBB Şehir Tiyatroları oyunları sezon boyunca İstanbul'un farklı ilçelerinde sahnelenmeye devam edecek. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-yatak-odasi-komedisi-oyunu-ile-bahcelievlerde/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın beğeniyle izlenen oyunu Yatak Odası Komedisi, Bahçelievler seyircisinin karşısına çıkıyor. İstanbul'un her noktasına oyunlarını götürmeyi hedefleyen İBB Şehir Tiyatroları, Alan Ayckbourn'un yazdığı, Mert Dilek'in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ'un yönettiği Yatak Odası Komedisini Bahçelievler seyircisiyle buluşturuyor. Oyun, 27 Aralık 2022 Salı günü 20.30'da Yenibosna Dr. Enver Ören Kültür Merkezi'nde sahneleniyor. İBB Şehir Tiyatroları oyunları, sezon boyunca İstanbul'un farklı ilçelerinde seyirciyle buluşmaya devam edecek. Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolari-yeni-oyunlarla-seyirci-karsisinda/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları, ocak ayının son haftasında 17 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu hafta Harold Pinter, Albert Camus, Sofokles gibi uluslararası üne sahip yazarların yanı sıra genç yazarların eserleri seyirciyle buluşuyor. Kutlama, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Geçit, Veba, Antigone, Can Yeleği, Zehir, Moby Dick, Yaftalı Tabut, 12. Gece, Rüya, Benim Güzel Pabuçlarım, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Elma Kurdu Kırtık, Bekçi ile Postacı oyunları, ocak ayının son haftasında sahnelenecek. Şehrin en lüks restoranında herkesin birbirini küçümseyerek kendi varlığını yücelttiği, ağızına geleni söylediği, evlilik, tanışma, yükselme gibi nedenlerle sözde kutlama yapılan bir akşam yemeği... Kutlama, ömrü boyunca insan hakları mücadelesi vermiş Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Pinter'ın son oyunu. Harold Pinter'in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ'ın yönettiği oyunda Can Ertuğrul, Çağlar Polat, Erkan Sever, Gizem Akkuş, Orçun Tekelioğlu, Özgür Efe Özyeşilpınar, Pınar Demiral, Selim Can Yalçın, Selin İşcan, Şehnaz Bölen Taftalı rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, üç anlatıcılı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve 'kadın'ın hikayesine dönüşüyor. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir. Cem Düzova'nın yazdığı Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. Nobel Ödüllü yazar Camus'nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Neil Bartlett'in uyarladığı Mehmet Ergen'in çevirip yönettiği oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Murat Coşkuner, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Devletin olmazsa olmaz yasası, bireyin vicdanında karşılığını bulamazsa, iktidarın elinde tuttuğu iki ucu kızgın demir kimi yakar? Sophokles'in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone'de; aynı savaşta birbirini öldüren ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon'un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren Antigone, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles'in yazdığı, Sabahattin Ali'nin çevirdiği Engin Alkan'ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 27-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Gerçekler; Gerçekleri görmezsen çarpar insanı, alır duvara çarpar. Denizyıldızı, hangi dileği taşıyor acaba, balıklar, yosunlar, hayat. Suyun içinde hayat var ama bize değil. Balıklar biliyor insan bilmiyor. Modern dünyanın temel sorunlarına ışık tutan çağdaş kadın yazar Gönül Kıvılcım; Boğaziçi Üniversitesi'nde iktisat eğitimi aldıktan sonra yüksek lisansını Norveç'in Bergen Üniversitesi'nde kitle iletişim dalında tamamladı. Gönül Kıvılcım'ın yazdığı Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda Elçin Atamgüç rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans'ın yazdığı Şaban Ol'un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Genç bir denizci olan Ishmael, dünyayı görmek için Kaptan Ahab'ın balina gemisine yazılır. Balina avcısı Ahab, bir av sırasında tek bacağını kaybettikten sonra ölümüne bir intikam duygusuyla yaşar ve denizlerin en büyük, bilge canlısı beyaz balina Moby Dick'in peşinde okyanuslar geçer. Ishmael, heyecan dolu bu yolculukta, bir balina gemisi kaptanının doğayla olan içgüdüsel savaşının tragedyasına tanık olur. Herman Melville'in aynı adlı romanından Sebastian Armesto'nun uyarladığı, Seza Güneş'in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye'nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı'nın hikayesi. 1920'lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus'un yazdığı Yelda Baskın'ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'ya aşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkar Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikayesini iyice kızıştırır. William Shakespeare'in yazdığı, Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç'ın yazdığı Özge Midilli'nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun'un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın'ın yazıp yönettiği oyunda İrem Erkaya ve Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Ünlü sihirbaz Zubi'nin öğrencileri ustalığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer'in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Rengarenk bir mutfak... Ama her yer çok dağınık... Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook'u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir... Derya Yıldırım'ın yazdığı, Özgür Kaymak'ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 29 Ocak 2022 tarihinde Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde. Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova'nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu'nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima'nın yazdığı Ceylan Özçapkın'ın çevirdiği, Derya Yıldırım'ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Melisa Demirhan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolarina-2-yeni-odul/", "text": "2019-2020 Tiyatro Sezonu'nda sahnelediği klasik ve modern tiyatro oyunlarıyla seyirciden büyük ilgi gören İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 8. Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri'nden 2 ödüle layık görüldü. 8. Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri, bu yıl sahnelenen 58 oyun içinden, 30 kişilik seçici kurulun yaptığı değerlendirme sonucunda belirlendi. Yılın En İyi Komedisi Ödülü, Moliere'in yazdığı, Tolga Yeter'in yönettiği Hastalık Hastası oyununa, Yardımcı Rolde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Çın Sabahta oyunundaki rolüyle Ayşe Günyüz Demirci'ye verildi. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği oyunda Ayşecan Tatari, Barış Çağatay Çakıroğlu, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şükrü Türen, Şirin Asutay Ersin Sanver, Besim Demirkıran, Elif Verit rol alıyor. Zengin bir ailede yetişen Güneşi, ailesinin dayatmalarından kaçarak, kendi özgür yaşamını kurmak için mütevazı bir daireye taşınır. İdeolojilerine sıkı sıkıya bağlanmış olan Güneşi'nin boşlukta debelendiği yaşamına, hemen yan dairesine taşınan Feriha girer. Ömrü boyunca hayalini kurduğu 'damı akmayan eve' taşınmayı nihayet başaran Feriha'nın umudu ve mutluluğu, Güneşi'nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç'in yazdığı Hülya Karakaş'ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-ay-25-oyun-var/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Nisan ayında 25 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Aralarında, Sofokles, Carlo Goldoni, Alan Ayckbourn gibi uluslararası üne sahip yazarların yanı sıra genç yazarların eserleri de seyirciyle buluşacak. Bu ay; İki Efendi'nin Uşağı, Antigone, Öldün, Duydun mu?, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Hastalık Hastası, Yatak Odası Komedisi, Kutlama, Yaftalı Tabut, Gül'e Ağıt, Çın Sabahta, Tatlı Kaçık, Veba, Zehir, İfigenya, Geç Kalanlar, Hayat Der Gülümserim, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi, Ay, Carmela; Herkes Sihirbaz Olacak, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Benim Güzel Pabuçlarım, Rüya, Bekçi ile Postacı, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte'nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino'nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni'nin yazdığı Aslı Öngören'in yönettiği oyunda, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Sophokles'in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone'de; aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon'un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren Antigone, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles'in yazdığı, Sabahattin Ali'nin çevirdiği Engin Alkan'ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor. Yiğit Sertdemir'in yazdığı Burçak Çöllü'nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikayesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikayesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz'ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu'nun yönettiği oyunda Caner Bilginer, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu'nun kurucularından Moliere'in (1622 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Elif Verit, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn'un yazdığı, Mert Dilek'in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ'un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde, 27-30 Nisan 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Şehrin en lüks restoranında herkesin birbirini küçümseyerek kendi varlığını yücelttiği, ağızına geleni söylediği, evlilik, tanışma, yükselme gibi nedenlerle sözde kutlama yapılan bir akşam yemeği... Kutlama, ömrü boyunca insan hakları mücadelesi vermiş Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Pinter'ın son oyunu. Harold Pinter'in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ'ın yönettiği oyunda Erkan Sever, Şehnaz Bölen Taftalı, Can Ertuğrul, Selin İşcan, Selim Can Yalçın, Çağlar Polat, Pınar Demiral, Gizem Akkuş, Orçun Tekelioğlu, Özgür Efe Özyeşilpınar rol alıyor. Oyun, 13-16 Nisan 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye'nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı'nın hikayesi. 1920'lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus'un yazdığı Yelda Baskın'ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 13-16 Nisan 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de, 21-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Oyun, 2004 yılında kendi ailesi tarafından öldürülerek Türkiye'de işlenen töre cinayetlerinin simgesi haline gelen Güldünya'nın hikayesi ekseninde namus, töre ve ahlak kavramlarını sorguluyor. Deniz Altun'un yazdığı Özgür Kaymak'ın yönettiği oyunda Aslı Nimet Altaylar, Ayşem Yağmur Ulusoy, Can Tarakçı, Cüneyt Arda Pamuk, Çağrı Büyüksayar, Fahri Kıncır, Gülsün Odabaş, Hikmet Körmükçü, İskender Bağcılar, Murat Üzen, Tarık Köksal, Tarık Şerbetçioğlu, Uğur Dilbaz, Uğurtan Atakan, Yasemin Güvenç rol alıyor. Oyun, 13-16 Nisan 2022 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. Zengin bir ailede yetişen Güneşi, ailesinin dayatmalarından kaçarak, kendi özgür yaşamını kurmak için mütevazı bir daireye taşınır. İdeolojilerine sıkı sıkıya bağlanmış olan Güneşi'nin boşlukta debelendiği yaşamına, hemen yan dairesine taşınan Feriha girer. Ömrü boyunca hayalini kurduğu 'damı akmayan eve' taşınmayı nihayet başaran Feriha'nın umudu ve mutluluğu, Güneşi'nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç'in yazdığı Hülya Karakaş'ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor. Oyun, 13-16 Nisan 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Mr. Tanner ile paylaştığı evinde, çöp toplayarak yaşayan, çevresindeki her şeye sonsuz bir sevgi ve şefkatle bağlı Opal'in kendi halindeki yaşamı üç davetsiz misafirin gelişi ile umulmadık şekilde değişir. Sol, Gloria ve Brad kendi hesaplarının peşinde Opal'in huzur dolu yaşamına giriverirler. Kendi kendine yetmeyi becerse de yalnızlıktan muzdarip Opal onları hayatına almak konusunda en ufak bir tereddüt bile duymaz ancak sonsuz bir iyi niyetle evinin kapılarını açtığı misafirleri sevgilerini paylaşmak konusunda Opal kadar istekli değildirler. John Patrick'in yazdığı, Ahmet Levendoğlu ve Hasan Levendoğlu'nun çevirdiği, Naşit Özcan'ın yönettiği oyunda, Ayşe Kökçü, Çağlar Polat, Eylül Soğukçay, İbrahim Can, Mehmet Soner Dinç, Mert Aykul rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Nobel Ödüllü yazar Camus'nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Neil Bartlett'in uyarladığı Mehmet Ergen'in çevirip yönettiği oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Murat Coşkuner, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans'ın yazdığı Şaban Ol'un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis'in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon'dadır. Başkomutan'ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon'un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia'yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides'in yazdığı Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Zamanın geri alınamayışı ile belki ilk kez o gece bu kadar acı biçimde yüzleşen bir çiftin hikayesini, pişmanlıkları, yaşayamadıkları, söyleyemedikleri üzerinden anlatan oyun, izleyiciyi geç kalmış bir yüzleşmeyle karşı karşıya getiriyor. Pervin Ünalp'ın yazıp Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda; Defne Gürmen, Elçin Atamgüç, Vildan Türkbaş, Zafer Kırşan rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikayeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula'nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. Oyun, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit'teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul'a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 26 Nisan 2022 tarihinde İBB Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde. İspanya'da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı? sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra'nın yazdığı, Yalçın Baykul'un çevirdiği, Naşit Özcan'ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 12 Nisan 2022 tarihinde Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi'nde. Ünlü sihirbaz Zubi'nin öğrencileri ustalığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer'in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın'ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun'un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç'ın yazdığı Özge Midilli'nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima'nın yazdığı Ceylan Özçapkın'ın çevirdiği, Derya Yıldırım'ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Müze Gazhane Büyük Sahne'de, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi'nde. Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova'nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu'nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta-15-18-eylul-2021/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Eylül ayının yeni haftasında 8 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu hafta tiyatroseverleri yeni yazarların oyunlarından klasik eserlere zengin bir repertuvar bekliyor. Yeni oyunları Antigone ve Veba'nın yanı sıra Hastalık Hastası, Geçit, Ay Carmela!, Can Yeleği, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi, Zehir adlı oyunları da bu hafta sahnede yer alacak. Albert Camus'nün yazdığı, Neil Bartlett'in uyarladığı, Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen'in çevirip yönettiği Veba oyunu, 15 Eylül Çarşamba günü 20:30'da Müze Gazhane Büyük Sahne'de seyirciyle ilk kez buluşacak. Nobel Ödüllü yazar Camus'nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Albert Camus'nün yazdığı, Neil Bartlett'in uyarladığı, Mehmet Ergen'in çevirip yönettiği oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun, 15-18 Eylül tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Sophokles'in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone'de; aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon'un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren Antigone, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles'in yazdığı, Sabahattin Ali'nin çevirdiği Engin Alkan'ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 15-18 Eylül 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir. Cem Düzova'nın yazdığı Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun 15-18 Eylül tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu'nun kurucularından Moliere'in (1622 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Elif Verit, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. Oyun, 15-18 Eylül 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. İspanya'da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı? sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis SİNİSTERRA: Modern İspanyol Tiyatrosunun en önemli temsilcilerindendir. İspanya'nın en çok saygı gören çağdaş oyun yazarı, tiyatro eğitmenidir. İspanya Ulusal Tiyatrosu Ödülü, Dramatik Edebiyat Ulusal Ödülü olmak üzere birçok ödülün sahibidir. Jose Sanchis Sinisterra'nın yazdığı Naşit Özcan'ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 15-18 Eylül 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Modern dünyanın temel sorunlarına ışık tutan çağdaş kadın yazar Gönül Kıvılcım; Boğaziçi Üniversitesi'nde iktisat eğitimi aldıktan sonra yüksek lisansını Norveç'in Bergen Üniversitesi'nde kitle iletişim dalında tamamladı. Gönül Kıvılcım'ın yazdığı Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda Elçin Atamgüç rol alıyor. Oyun, 15-18 Eylül 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit'teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul'a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 16-18 Eylül 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans'ın yazdığı Şaban Ol'un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun,15-18 Eylül tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta-29-eylul-ekim-2021/", "text": "Cemal'in Tuhaf Hikayesi, Çın Sabahta, Ay Carmela!, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Matruşka, Zehir adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Euripides'in yazdığı Serdar Biliş'in yönettiği İfigenya 29 Eylül 2021 Çarşamba günü Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, Herman Melville'in yazdığı Seza Güneş'in yönettiği Moby Dick 30 Eylül 2021 Perşembe günü Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde ilk gösterimini yapacak. Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis'in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon'dadır. Başkomutan'ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon'un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia'yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides'in yazdığı Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor. Oyun 29 Eylül- 2 Ekim 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit'teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul'a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 29 Eylül-2 Ekim 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. getirecektir. Nezihe Meriç'in yazdığı Hülya Karakaş'ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor. Oyun, 29 Eylül-2 Ekim 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. PAULINO: Kentin dışına çık bakalım, 'gezinti'ye götürdükleri, sonra bir yolun kıyısına bırakıverdikleri insanları say. Jose Sanchis SİNİSTERRA: Modern İspanyol Tiyatrosunun en önemli temsilcilerindendir. İspanya'nın en çok saygı gören çağdaş oyun yazarı, tiyatro eğitmenidir. İspanya Ulusal Tiyatrosu Ödülü, Dramatik Edebiyat Ulusal Ödülü olmak üzere birçok ödülün sahibidir. Jose Sanchis Sinisterra'nın yazdığı Naşit Özcan'ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 29 Eylül- 2 Ekim 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun... Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, üç anlatıcı'lı bir kurguyla ilerliyor. Mekanın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikayeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikaye de tekleşiyor ve 'kadın'ın hikayesine dönüşüyor... Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 29 Eylül-2 Ekim 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Güneş'in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 30 Eylül-2 Ekim 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar... Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor. Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir. Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı Bora Seçkin'in yönettiği oyunda Cem Karakaya, Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 29 Eylül- 2 Ekim 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Nobel Ödüllü yazar Camus'nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Neil Bartlett'in uyarladığı, Mehmet Ergen'in çevirip yönettiği oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Murat Coşkuner, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun, 29 Eylül- 2 Ekim 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans'ın yazdığı Şaban Ol'un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun,29 Eylül- 2 Ekim 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolarindan-ucretsiz-9-oyun/", "text": "Tiyatro aşığı olanlara müjde! Dünya Tiyatro Günü'nde sizi şahane bir program bekliyor. Birbirinden güzel ve özel oyunları ücretsiz izleyebileceksiniz. İBB Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'ne özel sahnelenecek 9 oyunu İstanbullularla, siz tiyatroseverlere ücretsiz buluşturacak. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde sahnelenecek oyunların davetiyeleri; 21 Mart 2022 Pazartesi günü 11.00'den itibaren İBB Şehir Tiyatroları gişelerinden, 11.15'te sehirtiyatrolari. ibb. istanbul adresinden ve Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilir. Davetiyeler iki kişiyle sınırlıdır. 27 Mart'ta sahnelenecek oyunlar; Gül'e Ağıt, Antigone, Yatak Odası Komedisi, Kutlama, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Bekçi İle Postacı (2 Seans), Benim Güzel Pabuçlarım, Herkes Sihirbaz Olacak. Oyun, 2004 yılında kendi ailesi tarafından öldürülerek Türkiye'de işlenen töre cinayetlerinin simgesi haline gelen Güldünya'nın hikayesi ekseninde namus, töre ve ahlak kavramlarını sorguluyor. Deniz Altun'un yazdığı Özgür Kaymak'ın yönettiği oyunda Aslı Nimet Altaylar, Ayşem Yağmur Ulusoy, Can Tarakçı, Cüneyt Arda Pamuk, Çağrı Büyüksayar, Fahri Kıncır, Gülsün Odabaş, Hikmet Körmükçü, İskender Bağcılar, Murat Üzen, Tarık Köksal, Tarık Şerbetçioğlu, Uğur Dilbaz, Uğurtan Atakan, Yasemin Güvenç rol alıyor. Oyun,27 Mart 2022 tarihinde Ümraniye Sahnesi'nde. Sophokles'in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone'de; aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon'un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren Antigone, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles'in yazdığı, Sabahattin Ali'nin çevirdiği Engin Alkan'ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn'un yazdığı, Mert Dilek'in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ'un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Şehrin en lüks restoranında herkesin birbirini küçümseyerek kendi varlığını yücelttiği, ağızına geleni söylediği, evlilik, tanışma, yükselme gibi nedenlerle sözde kutlama yapılan bir akşam yemeği... Kutlama, ömrü boyunca insan hakları mücadelesi vermiş Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Pinter'ın son oyunu. Harold Pinter'in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ'ın yönettiği oyunda Erkan Sever, Şehnaz Bölen Taftalı, Can Ertuğrul, Selin İşcan, Selim Can Yalçın, Çağlar Polat, Pınar Demiral, Gizem Akkuş, Orçun Tekelioğlu, Özgür Efe Özyeşilpınar rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima'nın yazdığı Ceylan Özçapkın'ın çevirdiği, Derya Yıldırım'ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 27 Mart tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde; 27 Mart tarihinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun'un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. Ünlü sihirbaz Zubi'nin öğrencileri ustalığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer'in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolarinin-aci-kaybi/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Değerli Sanatçısı, Dekor ve Giysi Tasarımcısı Nilgün Gürkan'ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor. Kederli ailesine, tüm sevenlerine ve sanat camiasına başsağlığı dileriz. Nilgün Gürkan 1941 yılında Şanlıurfa'da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi'den mezun olan sanatçı, 1965 yılında Şehir Tiyatroları'nda göreve başladı. Şehir Tiyatroları'ndaki ilk oyunu Bir Gelin Geldi'dir. Uzun yıllar kapalı gişe oynayan Lüküs Hayat oyununun da dekorunu yapmıştır. Şehir Tiyatroları baş dekoratörü olarak emekli olmuştur. Şehir Tiyatroları'na 40 yıl emek vermiştir. Çıkmaz Sokak Çocukları, Hürrem Sultan, Kanlı Nigar, Kezban, Düşüş, Gönlümdeki Osman Hamdi, Bir Başkası, 4. Murat."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolarinin-yeni-genel-sanat-yonetmeni-aysegul-issever/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları'ndaGenel Sanat Yönetmenliği görevine Ayşegül İşsever getirildi. Kurumda yıllardır oyuncu olarak birçok oyunda rol alan, çeşitli sanatsal görevlerde bulunan ve son olarak Sahne Direktörlüğü görevini yürüten İşsever, İBB Şehir Tiyatroları'nda bu göreve gelen üçüncü kadın oldu. Kurulduğu 1914 yılından bu güne kadar şehri sanatla buluşturan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda, Genel Sanat Yönetmenliği görevine Ayşegül İşsever, getirildi. İşsever, Gencay Gürün ve Ayşenil Şamlıoğlu'ndan sonra bu göreve getirilen üçüncü kadın sanatçı oldu. Ayşegül İşsever, 20 Eylül 1962 tarihinde Ankara'da doğdu. İlk ve ortaokulu İstanbul'da Yıldız Koleji'nde, liseyi Nişantaşı Kız Lisesi'nde bitirdi. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'ne giren İşsever, bu dönemde çeşitli özel tiyatrolarda yer aldı. Konservatuvardan mezun olduktan sonra İstanbul Şehir Tiyatrosu'na kadrolu sanatçı olarak giren İşsever, oyunculuğun yanı sıra kurumda disiplin kurulu üyeliği de yaptı. 2010-2016 yılları arasında İŞTİSAN yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. 2014-2017 yılları arasında Haliç Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda 33 yıldır aktif olarak oyunculuk yapmakta olan Ayşegül İşsever oyunculuk görevine ek olarak 2019 yılında Sahne Direktörlüğü görevini üstlendi. Geçtiğimiz günlerde de İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği görevine atandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehir-tiyatrolarinin-yeni-oyunu-maviydi-bisikletim/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Dinçer Sümer'in yazdığı Ersin Umulu'nun yönettiği Maviydi Bisikletim adlı oyunu seyirciyle buluşturuyor. Oyun, 22-25 Eylül, 29 Eylül-2 Ekim 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir'e duyduğu özlem ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950'lerin İzmir'inden günümüze taşıyor. Müzik, deniz, aşk ve dostluğun hikayesi olan Maviydi Bisikletim, Dinçer Sümer'in hayatından izler taşıyan tek kişilik oyunlarından biri. 1996-97 tiyatro sezonunda Erdal Özyağcılar'ın dramaturgisini yapıp rol aldığı beğeniyle izlenen oyun, bir kuşak sonra yeniden Şehir Tiyatroları'nda. Türk tiyatrosuna yıllarca emek vermiş Dinçer Sümer'in hayatından yola çıkarak otobiyografik bir sahneleme düşündüm. Bu amaçla Dramaturg Hatice Yurtduru ile birlikte Bir Düş Müydü O İzmir romanından alıntılar yaparak oyunlaştırdık, Maviydi Bisikletim oyun metnine ekledik. Bir yönetmen, oyuncu, yazar ve akademisyen olarak tiyatroya emek vermiş bir tiyatro adamının hayatını kendi kaleminden, kendi dilinden aktarmayı amaçladım. Yaşamındaki kırılma noktalarını, İzmir olan sevgisini, meslek aşkını, bir bisiklet çerçevesinde topladım. Dramaturgisini Hatice Yurtduru'nun, müziğini Hakan Elbir'in, dekor-kostüm tasarımını Ayşen Aktengiz'in, ışık tasarımını Murat İşçi'nin, efekt tasarımını Nesin Coşkuner'in, kareografisini Özge Midilli'nin yaptığı, fotoğraflarını Ahmet Çelikbaş'ın çektiği oyunda Arda Aydın rol alıyor. Maviydi Bisikletim 1950'lilerin İzmir'ine duyulan özlemin oyunu. Unutulamayan gençlik aşkı, mahallede sadece bir kişinin sahip olduğu mavi bisiklet, 1950'lilerin sinema yıldızı Muzaffer Tema anlatıcının anılarının merkezinde yer alıyor. Oyunda şehrin çok kültürlü yapısı çok uzak bir geçmişin izleri gibi görünüyor. Oyunda Adnan Menderes-İsmet İnönü rekabetini, Türkiye'nin Amerika'yla yakınlaşmasının İzmir'in kültür hayatı üzerindeki etkilerini görüyoruz. O dönem için yeni tanışılan Amerikan kültürünün izlerini de oyunda görmek mümkün. Dönemi yaşayanların hatıralarını süsleyen anahtarla kilitlenen defterler, mandolinler, fosforlu kol saatleri vb. objeler bizi adeta oyunun içine çekiyor. Bu objeler sayesinde hem oyunun geçtiği dönemle, hem de kendi geçmişimizle bağ kuruyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-sehit-tiyatrolarindan-bu-hafta/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, kültür-sanat etkinliklerini sanatseverlere online olarak ulaştırmaya devam ediyor. Sanatseverleri, çocuklar için özel programlar, hazırlıkları devam eden oyunlarımızın provaları, İstanbul'un kültür sanat hayatına yön veren usta isimlerle söyleşiler, uzun süre kapalı gişe sahnelenmiş oyunların tekrar gösterimleri gibi pek çok etkinlik bekliyor. 11 Şubat Perşembe günü 20:00'de Ustalarla Söyleşi programımızın ilk konuğu Oyuncu ve Yönetmen Engin Gürmen olacak. 12 Şubat Cuma günü 20:00'de Çat Kapı Prova'da hazırlıkları devam eden İfigenya adlı oyunumuzun okuma provası yayınlanıyor. 13 Şubat Cumartesi günü 11:00'de Çocuk Saati'nde birçok farklı etkinlik çocukları bekliyor. Profesör Malumatfuruş'la Denenmemiş Deneyler, Karagöz Hacivat, Kukla Yapımı ve Hikaye Zamanı programları çocuklarla buluşacak. 13 Şubat Cumartesi günü 19:00'da, Sahnenin Gizli Kahramanları isimli söyleşimizin yeni konuğu Sahne Makinisti Sefa Demir olacak. 14 Şubat Pazar günü 15:00'te Geç Kalanlar isimli oyun seyirciyle buluşacak. Zamanın geri alınamayışı ile belki ilk kez o gece bu kadar acı biçimde yüzleşen bir çiftin hikayesini, pişmanlıkları, yaşayamadıkları, söyleyemedikleri üzerinden anlatan oyun, izleyiciyi geç kalmış bir yüzleşmeyle karşı karşıya getiriyor. Pervin Ünalp'ın yazıp Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda; Defne Gürmen, Elçin Atamgüç, Vildan Gürelman, Zafer Kırşan rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibb-tarihi-botter-apartmanini-restore-ediyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beyoğlu'nun sembol yapılarından tarihi Botter Apartmanı'nda restorasyon başlattı. Bina, CASA Botter adıyla tasarım ve sanat merkezi olarak hizmet verecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyon başlatılan binada düzenlenen törene İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı. İmamoğlu, Burada esas amacımız; şehrin gerçek kimliğini, o varlığını hem bugün yaşayanlarına hissettirmek hem bütün dünyaya sunma çabasıdır dedi. İstanbul'un 2017 yılında, 'UNESCO Tasarım Şehri' unvanını kazanmış bir şehir olduğunu hatırlatan İmamoğlu, Ama aynı zamanda, böylesi bir unvanı kazanan bir kentin de bir tasarım merkezi yok. Bu gerçekten çok da yakışır bir durum değil. Bu anlamda Casa Botter ile bu hayal ettiğimiz tasarım merkezini İstanbul'a kazandırmış olacağız. Tabii tasarım gerçeğini ve bu kentte bulunan yetenekli insanların tasarım gücünü hissettirmeye, göstermeye dönük alanları onlara sunmanın da büyük bir kazanım olacağının farkındayız. Bunu şehrin tarihinde, moda ve mimarinin çekim noktası olan İstiklal'de, Botter Apartmanı'nda yapmış olmak da bizim için en önemli diye konuştu. Ekrem İmamoğlu, Botter Apartmanı'ndan ayrı olarak Zeytinburnu Çırpıcı'daki, eskiden tekstil sektörüne hizmet etmiş bir alanı da 'Tasarım Merkezi' olarak yakın zamanda restore edecekleri bilgisini paylaştı. İmamoğlu, Casa Botter, her şeyden önce tasarımcıların, kültür sanat aktörlerinin, Beyoğlu'nda bir süredir geri plana atılmış kişi ve kurumların bir araya geldiği bir çatı işlevi görecek dedi. Birinci derece kültür varlığı statüsündeki apartman, 1900-1901 yılında, II. Abdülhamid tarafından sarayın resmi terzisi ve modacısı olan Hollandalı Maison Jean Botter için yaptırıldı. Botter Apartmanı dönemin en ünlü mimarlarından olan Raimondo D'Aronco tarafından inşa edildi. Bodrum, zemin ve asma Katı olan yapının, bunlar haricinde 5 katı daha bulunuyor. Ek yapı ve müştemilatla toplam 3.137 metrekare alana sahip. Botter Apartmanı, Botter Ailesi'nin Paris'e göç etmesinden sonra birçok kez el değiştirdi. Botter Apartmanı, Art Nouveau isimli sanat akımının İstanbul'daki ilk örneği olduğu da biliniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibbde-gorev-degisimi/", "text": "İBB iştiraklerinden MEDYA AŞ'de Genel Müdürlük görevine Pınar Türker Fadıllıoğlu atandı. Daha önce bu rolü üstlenen İpek Elif Atayman, İştirakler Koordinasyon Merkezi Basın, Yayın Halkla İlişkiler Koordinatörlüğüne getirildi. Dijital yayıncılık sektörünün kentteki öncülerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki MEDYA AŞ'de görev değişimi yaşandı. 2019 yılından beri MEDYA AŞ'nin Genel Müdürlüğünü üstlenen İpek Elif Atayman, İştirakler Koordinasyon Merkezi Basın, Yayın Halkla İlişkiler Koordinatörü görevine atandı. MEDYA AŞ'de Genel Müdürlüğüne Pınar Türker Fadıllıoğlu getirildi. Pınar Türker Fadıllıoğlu, 1998 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Meslek hayatına aynı yıl Stratejik Pazarlama ve Kurumsal İletişim Müdür Yardımcısı olarak başlayan Fadıllıoğlu, iletişim alanının farklı uzmanlıklarında görev aldı. Yatırımcı ilişkilerinden kamu ilişkileri yönetimine, birleşme & satın alma ve değişim yönetimi iletişiminden sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk projelerinin oluşturulması ve yönetimine, medya ilişkilerinden marka yönetimine kadar geniş bir yelpazede pek çok farklı sektörde başarılı deneyimler elde etti. 23 yıl boyunca önemli görevler üstlenen Fadıllıoğlu, sırasıyla Yapı Kredi'de önce Yatırımcı İlişkileri Müdür Yardımcılığı ve devamında Stratejik Pazarlama ve Kurumsal İletişim Müdürlüğü, BASF'ta Türkiye & Orta Doğu & Kuzey Afrika İletişim Müdürlüğü, Glaxo Smith Kline'da Kurumsal İletişim &Kurumsal İlişkiler &Etkinlik Yönetimi Direktörlüğü, OMVP Petrol Ofisi'nde Kurumsal İletişim Direktörlüğü ve son olarak 2014'yılından itibaren HSBC'de Kurumsal İletişim Grup Başkanlığı ve İcra Kurulu Üyeliği yaptı. İştirakler Koordinasyon Merkezi Basın, Yayın Halkla İlişkiler Koordinatörlüğü görevine getirilen İpek Elif Atayman, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü'nü bitirdi. 1991-1998 yılları arasında çeşitli ulusal kanallarda görsel yönetmen ve muhabir olarak çalıştı. 90'lı yıllarda televizyon sektöründen ayrılarak Şişli Belediye Başkanlığı'nda Basın Yayın ve Halkla İlişkilerden sorumlu danışman olarak göreve başladı ve 11 yıl bu görevi sürdürdü. Yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde tamamlayan Atayman, siyasi kişi ve kurumların yanı sıra, çeşitli sektörlerden birçok kurum ve kuruluşta iletişim danışmanlığı ve yönetici olarak görev yaptı. 2010 yılında Marmara Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü'nden Politik Sinema: Costa Gavras başlıklı çalışmasıyla doktorasını aldı. 2019 yerel seçimlerinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun iletişim ekibinde yer alan Atayman aynı zamanda Basın Konseyi Vakfı Yönetim Kurulu ve Marmara Grubu Vakfı Akademik Konsey üyesidir. Dr. İpek Elif Atayman bir çocuk annesidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibbden-1-mayis-icin-ozel-film/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı, 1 Mayıs İşçi Bayramı'nda Babamın Kanatları filmini izleyicilerle buluşturuyor. Film, cuma akşamı saat 21.30'da belediyenin YouTube kanalında yayınlanacak. İş kazaları üzerine gerçekçi değerlendirmelerde bulunan Kıvanç Sezer'in ilk uzun metrajlı filmi Babamın Kanatları'nda Menderes Samancılar, Musab Ekici, Kübra Kip ve Tansel Öngel rol alıyor. Film, ilk gösterimini Uluslararası Karlovy Vary Film Festivali'nde yapmış, Adana Altın Koza Film Festivali'nde de En İyi Film dahil toplam 7 ödül kazanmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı'nın sosyal medya hesapları üzerinden mayıs ayı boyunca belgesel-film gösterimlerinin yanı sıra tiyatro oyunları, çocuklar için hazırlanan özel içerikler, kültür sanata dair söyleşiler ve mini konserler devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibbden-29-ekim-cumhuriyet-bayramina-ozel-bir-ilk/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı çeşitli etkinliklerle kutlayacak. İBB, kutlamaların yanı sıra bir ilke imza atacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Başkan Ekrem İmamoğlu'nun göreve gelmesinin ardından bir ilke daha imza atacak. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı akşamında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hologramını Türkiye ile buluşturacak. Cumhuriyetin kuruluşunun 97. yılında bir yandan Atatürk'ün düşünsel mirasına sahip çıkarken, diğer yandan da kutlamaların görsel boyutuna önemli bir zenginlik katacak. Haliç Kongre Merkezi'nde Mustafa Kemal hologramına yer verilerek gerçekleştirilecek programın teması Cumhuriyet Atatürk'tür olacak. Hazırlanan platform üzerinde İstanbulluların karşına çıkacak Atatürk hologramı, kendi sesinden Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in ilk 10 yılında yaşananları çözümlediği Nutuk adlı yapıtından bölümler okuyacak. Programda üç dakika sürecek bu bölüm, sadece kutlamalara düşünsel bir derinlik katmayacak, aynı zamanda başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye'ye eşine az rastlanır anlar yaşatacak. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü bir kez daha saygıyla yad edecek. Cumhuriyet coşkusunun birbirinden renkli gösterilerle devam edeceği 4 gün boyunca Kuzguncuk Parkı, Salacak, Ortaköy ve Kabataş sahilleri ışık gösterileriyle donatılarak İstanbul'un semaları renkli görüntülere tanık olacak. İBB, bu yıl da 29 Ekim'i, Cumhuriyet utkusuna layık bir şekilde kutlayacak. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun göreve geldiği ilk yıl, 2 gün süren kutlamalar bu kez 4 güne uzatılacak. Etkinlikler, genel olarak çevrimiçi olacak ve pandemi önlemleri çerçevesinde yaşama geçirilecek. Bir sahnede senfoni orkestrası yer alırken 4 farklı mekanda da ışık şovları ve mapping gösterimleri düzenlenecek. Beş noktada yapılacak canlı yayın için 123 kamera ve 3 drone çalışacak. Böylece hem toplumsal değerler diri tutulacak hem de yurttaşlar, ayrım yapılmaksızın ulusal çıkarlar etrafında birlik ve beraberlik içinde birbirine kenetleneceği bir ortam oluşturulacak. Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, saat 19.24'te Haliç Kongre Merkezi'nde başlayacak. Program, İBB Başkanı, İBB ve İBB TV'nin sosyal medyadaki resmi hesaplarından çevrimiçi izlenebilecek. Programda, sırasıyla Haliç Su Perdesi, İBB Saraçhane Binası, Bozdoğan Kemeri ve Kız Kulesi'ndeki ışık şovları ve mapping gösterimleri yer alacak. Kutlamalara ayrı bir renk katacak olan Haliç Su Perdesi'nde Cumhuriyet Cesarettir, İBB Saraçhane Binası'nda Cumhuriyet Mücadeledir, Bozdoğan Kemeri'nde Cumhuriyet Özgürlüktür ve Kız Kulesi'nde Cumhuriyet Gelecektir başlıklarında gerçekleştirilecek mapping gösterimleri, Yetkin Dikinciler'in sesinden dinlenecek. Kapanışını 60 kişilik bir orkestranın 10. Yıl Marşı ile yapacağı programın ışık ve mapping gösterimleri, 20.30 21.30 22.30 ve 23.30 saatlerinde Haliç Su Perdesi, İBB Saraçhane Binası, Bozdoğan Kemeri ve Kız Kulesi'nde tekrar edilecek. Ayrıca, Atatürk ve Cumhuriyete giden yolun öyküsünün saygıyla anımsanması için 22 Ekim'de özel bir tiyatro turnesi başlatıldı. Pınar Ayhan'ın Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşam öyküsünü anlatan müzikal belgeseli Kemalin son gösterim tarihi 30 Ekim. Bu süreçte yapıt, sırasıyla Beylikdüzü, Ümraniye, Bakırköy, Sultanbeyli, Sarıyer, Küçükçekmece, Harbiye ve Maltepe'de izleyicilerle buluşuyor. İstanbul Büyükşehir, Beylikdüzü ve Küçükçekmece belediyelerinin sahnelerinde, pandemi koşullarına uygun olarak sahnelenen Kemalin tüm gösterimleri ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz yıl İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun orkestra şefliğinde Beylikdüzü Gençlik Senfoni Orkestrası'nın seslendirdiği 29 Ekim Marşı'nı, bu yıl kültür sanat dünyamızdan isimler seslendirdi. Söz ve bestesi Ali Altay'a ait olan marşın yeni düzenlemesinde İpek Tenolcay, Necmi Yapıcı, Nebil Özgentürk, Nilgün Belgün, Ayşe Tolga, İpek Dinç, Behzat Gerçeker, Nahide Babashlı, Koray Aycı, Füsun Demirel ve çocukları Aslı Senem ile Mehmet İlkem, Metin Uca, Şenay Lambaoğlu, Evrencan Gündüz, Güvenç Dağüstün, İlyas Yalçıntaş, Caner Akın, Can Gox, Eflatun, Cengiz Çevik, Hüseyin Turan, Ceren Gündoğdu yer aldı. Ali Altay, çalışmaya sesiyle de eşlik etti. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve İBB'nin resmi sosyal medya hesaplarından paylaşılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibbden-bir-kutuphane-daha/", "text": "İBB'nin kente kazandırdığı yeni nesil kütüphanelerin 20'ncisi İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından Eyüpsultan'da hizmete açıldı. Açılış töreninde konuşan İmamoğlu, 150 Günde 150 Proje maratonunu, eşitlikçi anlayışı gözler önüne seren bir kampanya olarak tanımladı. Sadece kötüleme ve karalamayı dönük bakışı olanlara Elimizde sapasağlam bir İstanbul süreci var diyen İmamoğlu, Projelerimizi, bugünün İstanbul muhalefeti, yarının Türkiye'deki muhalefeti olacak olan iktidarın anlayışına karşı hizmetlerimizi, yaptıklarımızı, vatandaşa bakışımızı anlatalım. Elimizde sapasağlam bir İstanbul süreci var. Gururla anlatabilirsiniz. Paranızın en ahlaklı şekil de nasıl kullanıldığını anlatabilirsiniz ifadelerini kullandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 150 Günde 150 Proje kapsamında şair Hasan Hüseyin Korkmazgil'in adını taşıyan kütüphanenin açılışına katıldı. Eyüpsultan ilçesi Akşemsettin Mahallesi'nde yapılan açılış, mahalle halkının büyük ilgisiyle gerçekleşti. Törende konuşan Başkan İmamoğlu, hizmeti ortaya koyarken eşitlikçi bir kavramla meseleleri ele aldıklarını kaydetti. İstanbulluların erişemediği ne varsa erişimini sağlayan projeleri hayata geçirdiklerini söyleyen İmamoğlu, Hangi noktada, hangi eksik var ise onu tamamlama noktasında çok özgün bir yolculuk ortaya koyuyoruz. Belki de uzun yıllardır yerel yönetim noktasında var olan bir kısım eksiklikleri, İstanbul odağında ortaya koyduğumuz yenilikçi anlayışla değiştirmenin ve dönüştürmenin gururunu yaşıyoruz. Bu bütün Türkiye'ye yansıyacak. İçinde kapsayıcılık, şeffaflık, eşitlik ve hesap verebilirlik var. Çünkü vatandaşımızın isteklerine, onların bütçesiyle en doğru biçimde israfı engelleyerek; fayda, verimlilik, sürdürülebilirlik gibi kavramlar üzerinden cevap verebiliriz. Bir aklı değil, ortak aklı ortaya koyarak en doğru kararı alabiliriz. Bunlara çözüm bulduğumuz, cevap bulduğumuz bir anlayışla yerel yönetim ortaya koyuyoruz dedi. 150 Günde 150 Proje maratonunu, Eşitlikçi anlayışı daha çok göz önüne sermek ve insanlarımıza bunu daha iyi bir şekilde anlatabilmenin kampanyasıdır sözleriyle tanımlayan İmamoğlu, Birileri çıkıp bizi kötüleyebilir. Sürece dönük anlayışı sadece kötüleme, karalama, leke atma, kirletme üzerine bir bakışı olan, bugünün İstanbul'daki muhalefeti, yarının Türkiye'deki muhalefeti olacak olan iktidarın anlayışına karşı biz projelerimizi, hizmetlerimizi, yaptıklarımızı, vatandaşa bakışımızı anlatalım. Elimizde sapasağlam bir İstanbul süreci var. Gururla anlatabilirsiniz. Paranızın en ahlaklı şekil de nasıl kullanıldığını anlatabilirsiniz. Projelerinizi anlatabilirsiniz. Kentsel dönüşümden yeşil alana, kültür alanlarından, sosyal yardımına varıncaya kadar İstanbul örneğini gururla anlatabilirsiniz diye konuştu. Önümüzdeki 1,5 yıl boyunca daha nice 150 Proje kesitlerini İstanbullularla paylaşacaklarını söyleyen İmamoğlu, kütüphanenin yeni Hasan Hüseyin Korkmazgil'lerin yetişmesine katkıda bulunacağını belirtti. Hurafeden beslenen değil kendi aklıyla üreten ve geleceğe cesaretle bakan bir nesli, öz güveni yüksek bir nesli var etmek için tüm olanakları kullanacaklarının altını çizen İBB Başkanı, Türkiye dünyanın belki de en genç nüfuslarından birisine sahip. Fakat o genç nüfus verimli bir biçimde yetiştirilirse anlamlı. Aksi takdirde anlamlı bir sonuca erişmesi mümkün değil. Hayat boyu çok beslendiğim bilgiden, kitaptan, kütüphanelerden, bu şehirdeki bütün çocukların aynı oranda, hatta beni geçen oranda faydalanacağı imkanları bu şehirde var etmek içi yola çıktık. Bu şehrin çocuklarını eşitleyeceğiz demiştim. Bağcılar'dan Bakırköy'e, Tuzla'dan Beylikdüzü'ne, Silivri'den Şile'ye, Bakırköy ve Kadıköy'e kadar her çocuğumuzu eşitleyeceğiz... Çocuklar hızlı büyüyorlar. Bizim onların hızına yetişmemiz lazım. Allah beni bu şehrin çocuklarına mahcup etmesin dedi. Kütüphanede ismi yaşatılan Hasan Hüseyin Korkmazgil'in yaşamı boyunca yaşamı boyunca ötekileştirilmişlerin, garibanların, hikayesini anlatmaya çalıştığını söyleyen İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, kütüphaneyle ilgili Bin metrekarelik bir alandayız. Toplam dört katta hizmet verecek. 150 kişilik kapasitemiz var. 12 bin kitaplık koleksiyona sahibiz. Dermenin tamamı yeni oluşturulmuş, çağdaş literatüre uygun eserler bilgisini verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ibnulemin-mahmud-kemal-inal-sergisi-tarih-ve-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Fatih Belediyesi'nin yeni sergi salonu Cam Küp Galeri, İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın doğumunun 150. yıldönümünde anlamlı bir sergiyle kapılarını açtı. Cam Küp Sanat Galerisi'nin ilk etkinliği olarak İstanbul Üniversitesi iş birliğiyle İbnülemin Mahmud Kemal İnal sergisi tarih ve sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan'ın ev sahipliğinde düzenlenen serginin açılışına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Haluk Alkan, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk, Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Musikisi Korosu Şefi Mehmet Güntekin, hattat Dr. Ali Rıza Özcan, kütür tarihçisi yazar Dursun Gürlek ve gazeteci yazar Şamil Kucur katıldı. Açılışta konuşan Fatih Belediye Başkanı Turan, sergide İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ı zengin külliyatıyla, güçlü hafızasıyla, derin tarih ve biyografi bilgisiyle, ince zevkleriyle kemalat sahibi bir şahsiyeti kısmen de olsa anlatmaya çalıştıklarını söyledi. Süleyman Nazif'in İbnülemin hakkında söylediği Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine. sözünü hatırlatan Turan, Şehirler, bir eser ortaya koyanların şerefiyle şereflenir. Mekanlar da makamlar da böyledir. Fatih'imize baktıkça İbnülemin'in duygu ve düşünce dünyamızdaki yeri daha da derinleşiyor. Fatih, İbnülemin gibi büyük isimlerin mirasıyla ruhunu buluyor. dedi. Çoruk, sergideki eserlerin İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nden ilk kez çıktığına işaret ederek, İbnülemin Mahmut Kemal İnal, vefatından önce 1949'da yazma eserlerden oluşan kütüphanesini ve zengin hat koleksiyonunu İstanbul Üniversitesi'ne bağışlamıştı. O tarihten beri İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde muhafaza edilen İbnülemin Koleksiyonu, ilk kez bir seçki ile izleyicinin ilgisine sunuluyor. diye konuştu. Serginin danışmalığını İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk ve Dr. Ali Rıza Özcan üstlenirken küratörlüğünü ise Osman Özsoy gerçekleştirdi. İbnülemin hat koleksiyonundan 33 parçanın yer aldığı sergide, Şeyh Hamdullah, Hafız Vahdeti, Mahmud Celaleddin, Mehmed Es'ad Yesari, Necmeddin Okyay gibi önemli hattatların eserlerinin yanı sıra İbnülnülemin'in hayatından fotoğraflar, kitaplarının el yazma nüshaları ve kişisel eşyaları yer alıyor. 86 yıllık ömrünü öğrenmeye, öğretmeye, ilme adayan yazar ve koleksiyoner İbnülemin Mahmud Kemal İnal'i anlatan sergi, 2 ay boyunca ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/icmimarlar-dunya-ic-mekanlar-gunu-nu-kutladi/", "text": "Her yıl mayıs ayının son cumartesi gününde kutlanan Dünya İç Mekanlar Günü, bu yıl 28 Mayıs'ta kutlandı. Kuzguncuk'taki Seranit binasında ve Seranit sponsorluğunda gerçekleşen etkinlik, son derece renkli geçti. Buluşmaya, İstanbul dışı ve yurt dışından olmak üzere içmimarlar ve öğrencilerden oluşan yaklaşık 200 davetli katıldı. TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Doç. Dr. Osman Arayıcı'nın yaptığı açılış konuşmasıyla başlayan kutlama, çeşitli etkinliklerle sürdü. Bu etkinlikler içinde, Mikro Ressam olarak bilinen dünyaca ünlü ressamlarımızdan Murat Uçar'ın 5x5 seramik karolar üzerine işlediği ve İstanbul manzaralarından oluşan çalışmalar, katılımcılar arasından yapılan çekiliş ile 7 katılımcıya hediye edildi. Etkinliğin bir başka performansı, yine Seranit tarafından üretilen 90x90 seramik paneller üzerine 7 katılımcının 45 dakikalık zaman diliminde yaptığı boyama çalışması oldu. Etkinliğin vefa tarafında, içmimarlık mesleğinde 20 ve 25 yılını dolduran içmimarlara birer plaket verildi. Bu isimler arasında, aynı zamanda İstanbul Sanat Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Nursema Öztürk de yer aldı. Dünya İç Mekanlar Günü kutlamasında bir teşekkür plaketi de Gül Merve Yılmazer'e verildi. TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin 14. Dönem Başkanlığı'nı yapan Yılmazer'e plaketi, İçmimarlar Odası Genel Başkanı ve Uluslararası İçmimarlar Federasyonu Başkanı Emrah Kaymak tarafından verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/icmimarlar-odasi-istanbul-baskanini-belirliyor/", "text": "Sanat ve tasarımın önemli bir parçası olan İçmimarlar Odası, İstanbul Şubesi 15'nci döneminde yeni başkanını belirlemek üzere seçime gidiyor. 15 Ocak Cumartesi günü toplanacak olan genel kurul sonrası 16 Ocak'ta yapılacak olan seçimlerde ilk defa 3 aday birden yarışacak. İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin halen başkanlığını yürütmekte olan Merve Yılmazer, Değişim İçten Gelir grubu önderliğinde yarışacak. Pandemi şartlarına rağmen mevcut yönetimi sırasında faaliyetlerinden oluşan doyurucu bir liste yayınlayan Yılmazer, üyelerine MEVCUT ve DOĞRU Yönetim Kurulu'nun devamı için sen de YEŞİL ışık yak. Yeşil listeyi destekle... mesajı verdi. Bildiğiniz üzere 14. Dönem'in sonuna yaklaşmaktayız. Öncelikle hepinize bu dönem bizlere destek olduğunuz, inandığınız ve yanımızda olduğunuz için teşekkürü borç bilirim. 2 senelik sürecimiz pandemi dönemine denk gelmiş olsa da, yine de güzel işler başarmanın haklı gururunu yaşamaktayız. 13. dönem yaptığımız balonun geliriyle 14. dönemin başında odamızın ilk mülkünün satın alınmasına büyük bir katkı sağladığımızı bildirmek isterim. Pandemi döneminde olsa da, sizlerle fiziksel ve online görüşmeler gerçekleştirerek, odamızın ve mesleğimizin gelişimi adına fikir alışverişlerinde bulunduk. Katkılarınız için tüm yönetim kurulumuz adına teşekkür ederim. Hepinizin bildiği üzere, eski şubemizin konumu ve fiziki koşulları mesleğimize uygun değildi. Şubemizi 10 Temmuz 2021 tarihinde yeni bir adrese taşıyarak, mesleğimize yakışan bir şube haline getirdik. Ve en önemlisi bunları odanın ve üyelerimizin aidatlarına hiç dokunmadan, tamamen sponsor desteği ile gerçekleştirdik. 2020 şartlarında 700.000 lira değerindeki tadilat bedelimiz sponsorlarımız tarafından ürün ve hizmet bazında karşılandı. Tabi ki eğitime de katkı sağladık. Üniversitelerimiz bu sürecin yarısında kapalı olmasına rağmen, yaklaşık 15 üniversite ile fiziki ve online konferanslar gerçekleştirerek, genç meslektaşlarımıza odamızı ve mesleğimizi doğru bir şekilde anlattık. Genç meslektaş adaylarımızı odaya davet ederek, tasarım haftaları düzenledik ve düzenlemeye devam ediyoruz. Profesyonel meslektaşlarımız ile, sokağa çıkma yasakları olduğu dönemlerde bile, disiplin içi ve disiplinler arası bir çok seminer ve firma etkinliği düzenleyerek, onlara pandemi döneminde bile katkı sağlamaya çalıştık. Pandemi koşullarının hafiflemesi ve yasakların kalkması ile birlikte birçok fiziki etkinlik düzenleyerek, firmalarla siz değerli meslektaşlarımızı bir araya getirdik. Sosyal sorumluluk kapsamında gerçekleştirdiğimiz Çocuklar İçten Gülsün projemizle geçen sene pandemide Tatvan'a kadar giderek yine sponsor destekleri ile, yaklaşık 10 köy okulundaki 500 çocuğumuza bot ve mont yardımında bulunarak, onlara mesleğimizi tanıttık. Diyarbakır'da bir köy okulunun tüm inşaat ve boya işlerini üstlendik. Beşiktaş Belediye'si ile işbirliği yaparak birçok sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirdik. Ve en önemlisi İçmimarlar Odasının imajını firmalar ve tüm içmimarların nezdinde daha iyi bir konuma getirmiş olduk. Yönetim anlayışımıza, ayrıştırıcı söylemler karıştırmadan her zaman biz anlayışını benimseyerek sizlerin de katkılarıyla çok güzel bir dönem geçirdik. İki yıldır güler yüzümüz ve pozitif yaklaşımızla sizlerden birçok teşekkür aldık. Sizleri 15 Ocak'ta gerçekleşecek olan genel kurulumuza, yaptıklarımızın ve yapmayı arzu ettiklerimizin detaylarını paylaşmak üzere davet ediyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/icten-disa-pom-art-design-levent-galeride/", "text": "Mimar Gizem Büyüktürkoğlu'nun kurucusu olduğu POM ART & DESIGN Levent Galeri, Yasemin Semercioğlu koordinatörlüğünde, 18 Mayıs 30 Haziran 2021 tarihleri arasında farklı disiplinlerden sanatçı ve tasarımcıların yaratımlarını bir araya getirerek sanat ve tasarım severlerin beğenisine sunuyor. Dünya, içten dışa doğru çalışır. Her çözüm, her iyileşme, içten gelir. Gerçek dediğimiz dünya bunu takip eder. Bu yüzden dünyamızı değiştirme gücümüz var. Muhtemel bir yakın gelecekte, robotlar ve akıllı makineler düşünme, hatta gülme becerisine sahip olabilecekler, ancak hiçbir zaman düşleyemeyecekler. Tüm etkinlikler içinde en insani boyutta olan eylemdir düşlemek. İnsanın iç özüne düşmektir düş... İnsana has, eşsiz ve belirleyici özelliğimiz düşünmek değil düşlemektir. Vermek, kendinden vermek demektir. Neysek onu veririz. Bildik ki içeride başlar her şey... Kendimizi gözlemlemek, kendimizi düzeltmektir. Mükemmel ya da korkunç bir dünyanın her haliyle gerçek olabilmesi için önceden hayal edilmiş olması gerekir. Öyleyse biz de yeniden hayal ettik. Sanat ve tasarımın iç içe geçtiği bir platform yaratma hayaliyle Pom Art & Design, yeniliklere bırakılan açık kapılarla farklı disiplinlerden gelmiş tasarımcı ve sanatçılar tarafından sınırlı sayıda üretilmiş eşsiz eserleri ve kullanılabilir sanat objelerini kapsamaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idil-biret-festivali-basliyor/", "text": "Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 3'üncüsü düzenlenecek olan İdil Biret Müzik Festivali 2 Ağustos'ta Marmaris Amfi Tiyatroda gerçekleşecek. Ünlü Piyanist İdil Biret'in adını taşıyan ilk müzik festivali olma özelliğine sahip 3'üncü İdil Biret Muğla Müzik Festivali, 02-05 Ağustos 2021 tarihleri arasında Marmaris Amfi Tiyatroda ücretsiz olarak düzenlenecek. Festival kapsamında bu yıl büyük piyanist ve besteci F. Chupin'in eserleri seslendirilecek. Bu yıl ilk kez yapılan Genç Piyanistler Seçmeleri sonucunda, Hande Önder ve Duru Aydın Muğla Büyükşehir Orkestrası eşliğinde festival sahnesinde yer alacak. Ünlü piyanist İdil Biret sağlık sorunları nedeniyle bu yıl adına düzenlenen festivale katılamayacak. İdil Biret Muğla Müzik Festivali, açılış konserini Münif Akalın şefliğinde Muğla Büyükşehir Belediyesi Orkestrası eşliğinde kendi kuşağının önemli piyanistlerinden Başar Can Kıvrak ve 22 yaşındaki genç piyanist Hande Önder solistliğinde gerçekleştirecek. 02 Ağustos Pazartesi saat 21.30 da Marmaris Amfi Tiyatro'da gerçekleşecek açılış konserinde F. Chopin'in 1. Piyano Konçertosu ile Andante Spianato ve Büyük Polonez adlı eseri seslendirilecek. Festivalin kapanış konserinde Emre Elivar ile 16 yaşındaki genç piyanist Duru Aydın, Muğla Büyükşehir Belediyesi Orkestrası eşliğinde bir araya gelecek. 3. İdil Biret Muğla Müzik Festivali'nin kapanış konserinde Uluslararsı kariyere sahip ve birçok ödülü bulunan piyanist Emre Elivar ile 16 yaşındaki genç piyanist Duru Aydın Münif Akalın şefliğinde Muğla Büyükşehir Belediyesi Orkestrası eşliğinde sahnede yer alacak. 05 Ağustos Perşembe saat 21.30 da Marmaris Amfi Tiyatro'da gerçekleşecek konserde, F. Chopin'in 2. Piyano Konçertosu ile Andante Spianato ve Büyük Polonez adlı eseri seslendirilecek. Bu konserle birlikte İdil Biret Muğla Müzik Festivali sona erecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idlibli-sanatci-aziz-esmerden-fas-halkina-dayanisma-mesaji/", "text": "Suriyeli grafiti sanatçısı Aziz Esmer, Fas'ta meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde yaşamını yitirenler için İdlib'de yıkılan bir binanın duvarına felaketin yol açtığı yıkım ve acıları yansıttı. Dünya çapında yaşanan önemli olayları İdlib'deki yıkılan binaların duvarlarına çizerek anlatmasıyla bilinen İdlibli Esmer, bu kez de Fas depremini ele aldı. İdlib'in kuzeyindeki Binniş beldesinde, Suriye ordusunun saldırıları sonucu yıkılan bir binanın duvarına deprem yaşayan Fas halkının çektiği acıları resmetti. Türkçede deprem anlamına gelen Zilzel kelimesini resmeden Esmer, Acınız acımızdır, Geçmiş olsun Fas yazılarını Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan binalara çizdi. Grafiti sanatçısı Esmer, yaptığı açıklamada, Fas'ta yaşanan felaketi gördük ve kardeşlerimizin acılarına üzüldük dedi. Yıkılan evin duvarına dayanışma mesajı çizerek destek olmak istediklerini anlatan Esmer, Acınız bizim acımız, sizinle hissettik, bu korkunç anları biz de yaşadık. Acil şifalar diliyoruz, ifadelerini kullandı. Fas'ın Marakeş kentine bağlı El-Huz bölgesinde 8 Eylül'de yerel saatle 23.10'da 7 büyüklüğünde deprem meydana gelmişti. Depremin, başta başkent Rabat olmak üzere Kazablanka, Meknes, Agadir ve Fes kentlerini de etkilediği bildirilmişti. Fas İçişleri Bakanlığı, depremde şu ana kadar 2 bin 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 59 kişinin yaralandığını açıklamıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idob-akmde-sesleri-anlatacak/", "text": "İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin sesleri anlatacağı yeni konser dizisi, 13 Aralık'ta başlayacak. Pes Sesler, Tiz Sesler ve Ara Sesler başlıkları altında dinleyicilerle buluşacak konserler, Atatürk Kültür Merkezi Çok Amaçlı Salon'da gerçekleştirilecek. Caner Akın'ın kurgusu ve anlatımıyla hem insan sesleri hem de enstrümanların sesleri, özel besteler ile örneklenerek açıklanacak. Konser dizisinin ilki Pes Sesler, 13 Aralık'ta sunulacak. Kontralto Neslişah Pekin ve bas Emre Güngör'ün seslerden örnekler vereceği konserde; kontrbas sanatçısı Sami Menekşe, trombon sanatçısı Ali Sönmez ve piyanist Aslıhan Korkmaz sahnede olacak. Tiz Sesler konseri ise 27 Aralık'ta dinleyicilerle buluşacak. Soprano Ceren Aydın, tenor Ufuk Toker, keman sanatçısı Vugar Gurbanov ve flüt sanatçısı Filiz Karapınar, piyanist Simten Şenpolat eşliğinde sahneye çıkacak. Ara Sesler konseri de 10 Ocak'ta yapılacak. Mezzosoprano Ayçin Sürücüer, bariton Şahin Dedeman, viyola sanatçısı Hakan Polat ve korno sanatçısı Şafak Ocaksönmez, piyanist Yuliya Bapova eşliğinde konser verecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idob-bale-sezonunu-la-bayadere-ile-kapatti/", "text": "Marius Petipa'nın eşsiz koreografisiyle hazırlanan La Bayadere ile İDOB, bale sezonunu sonlandırdı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi, geçtiğimiz gün gerçekleşen La Bayadere balesinin temsili ile 2022-2023 bale sezonunu sonlandırdı. İDOB'un yazılı açıklamasına göre, ön gösterimi 14 Ocak'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleşen La Bayadere, Marius Petipa'nın eşsiz koreografisi, Ludwig Minkus'un müziğinin melodik çekiciliğinin yanı sıra, gösterişli töresellik ve etnik ögeler içeren sahneleri ve mükemmel danslarıyla bale sezonuna renk kattı. Ayşem Sunal Savaşkurt'un sahneye koyduğu La Bayadere balesinin dekor tasarımını Efter Tunç, kostüm tasarımını Gülden Sayıl, ışık tasarımını ise Önder Arık üstlendi. Hindistan'ın baharat kokulu mistik ve etnik atmosferini derinden hissettiren bale, gelecek sezon da sanatseverlerle buluşmaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idob-beethovenin-250-yasini-kutlama-konserinde-sahne-aldi/", "text": "İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Ludwig van Beethoven'ın doğumunun 250. yılı kutlamaları dolayısıyla Senfonik Konser verdi. Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi'nde gerçekleşen konserde, Alman sanatçının Die Geschöpfe des Prometheus Op. 43 uvertürü, Keman Konçertosu, Re Majör, Op. 61 eserinden I. Allegro ma non troppo bölümü, The Romance for violin and orchestra No. 2 in Fa majör, Op. 50 eseri ve Senfoni No.1, Do Majör, Op.21 adlı eseri yorumlandı. Zdravko Lazarov'un, İstanbul Devlet Opera ve Balesi orkestrasının şefliğini üstlendiği konserde, solisti keman sanatçısı olarak Oleksandr Samoylenko sahne aldı. Konser, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında hijyen ve mesafe kurallarına uygun olarak gerçekleştirildi. Dünyanın önemli bestecilerinden biri olan Beethoven, 17 Aralık 1770'te dünyaya geldi. Yaşamı boyunca birçok senfoni, konçerto, piyano sonatı, keman sonatı ve uvertüre imza atan sanatçı, müzik tarihinde, uzun bir döneme yön verdi ve müzikal anlamda çığır açtı. Beethoven'ın ilk dönem eserlerinde klasik tarz dikkati çekerken, birçok ünlü bestesi ise romantik tarza örnektir. İDOB, sanatçının 250. yaşını kutlamak üzere Cumartesi ve 17 Kasım'da yeniden sahne alacak. Cumartesi günü saat 16.00'da Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi'nde gerçekleşecek Oda Müziği Konserinde, Keman ve Viyolonsel için Düet, Do Majör, Violinromanze, Sol Majör, Op.40, Trio, Si Bemol Majör, Op.11 ve Yaylı Çalgılar Dörtlüsü No.4, Do Minör, Op. 18 eserleri seslendirilecek. Konserde, kemanda Oleksandr Samoylenko, Ceren Gürkan, Murat Anıl Erginol, viyolada Filip Kowalski, viyolonselde Şafak Erişkin, Mert Gürel, klarnette Ecesu Sertesen, piyanoda ise Tutu Aydınoğlu sahne alacak. Vokal Konseri adıyla 17 Kasım'da gerçekleşecek etkinlikte ise 20 Irische Lieder, Serie 24, No. 262, Volkslieder, Serie 24, No. 259, Elegischer Gesang, Op.118 eserleri yorumlanacak. Konserde, Esra Abacıoğlu Akcan, Özgecan Gençer, Otilia İpek, Ayten Telek, Elif T. Tekışık, Ahmet Baykara, Caner Akgün ve Göktuğ Alpaşar'ın yanı sıra kemanda Arda Güven ve İdil Baykara, viyolada Cenk Sökmen, viyolonselde Gözde Öcal Güvemli, piyanoda Olena Şenol izleyiciyle buluşacak. İDOB Korosu, şef Paolo Villa eşliğinde konserde yer alacak. Beethoven'ın 250. yaş kutlamaları aralık ayında Fidelio Operası ile devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idob-genclik-konseri-ile-akmde-sahneye-cikacak/", "text": "İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nı Gençlik Konseri ile kutlamaya hazırlanıyor. İDOB'dan yapılan açıklamaya göre, geleneksel konser, 19 Mayıs saat 20.00'de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu'nda gerçekleştirilecek. Genç yeteneklerin İDOB orkestrası eşliğinde sunacağı konserde, Wolfgang Amadeus Mozart'ın Figaro'nun Düğünü, Don Giovanni, Cosi Fan Tutte, Gaetano Donizetti'nin Don Pasquale, Giuseppe Verdi'nin La Traviata, Charles Gounod'un Romeo ve Jülyet, Jacques Offenbach'ın Hoffmann'ın Masalları ve Giacomo Puccini'nin La Boheme operalarından aryalar seslendirilecek. Pia Düzgit'in yöneteceği İDOB orkestrasında Seda Subaşı Yalçın başkemancı olarak yer alırken Enes Pektaş, Vedat Sezer, Ekin Tuna Tatar, Yasemin Ek, Doğa Yürümez, Berfin Ayna, Ecem Arıcasoy, Nazlıcan Karakaş, Nergis Boran, Samet Yon Boydağ, Eda Aslan ve Ece Ata solist olarak sanatseverlerin karşısına çıkacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idso-78-sezonuna-dopdolu-giriyor/", "text": "İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Denizbank 2023-2024 sezon açılış konseri 29 Eylül'de AKM'de Türk Telekom Opera Salonu'nda gerçekleştirilecek. Orkestra açılış konserinin ardından önce Tokyo'ya gidecek ardından Avrupa Turnesi'ne çıkacak. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın yepyeni bir sezonu karşıladığı ilk konserinde şef Gürer Aykal yönetimindeki orkestra Cumhuriyetimizin yetiştirdiği keman sanatçısı Cihat Aşkın'a eşlik edecek. Üç farklı ülkeden üç değerli besteciye yer verileceği konserde, Japon çok sesli müziğinin özverili bestecisi Yasushi Akutagawa'nın Triptyque adlı eseri, ülkemizin ulusal müziğine özgün bir soluk kazandırmış olan Ulvi Cemal Erkin'in Keman Konçertosu ve Rus müziğinin değerli bestecisi Tchaikovsky'nin Dördüncü Senfonisi seslendirilecek. Açılış konserinde ardından İDSO, Japonya Kültür İşleri Ajansı ve Japon Senfoni Orkestraları Derneği davetlisi olarak, 4 ila 7 Ekim tarihlerinde Tokyo'da düzenlenecek olan Asia Orchestra Week 2023 festivaline gidecek. 20 yıl aradan sonra tekrar Tokyo'da konser verecek olan İDSO, 6 Ekim akşamı Tokyo'nun en prestijli konser salonlarından biri olan Tokyo Opera City Concert Hall'da, şef Gürer Aykal yönetiminde, Cihat Aşkın'la beraber seyirci karşısına çıkacak. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası tarafından Cumhuriyetimizin 100. yıl şerefine 27 Ekim'de AKM'de verilecek konserde ise İngiliz şef Howard Griffiths yönetiminde ülkemizin yetiştirdiği parlak piyanistlerden Can Çakmur'a eşlik edecek. Shostakovich'in İkinci Piyano Konçertosu'nun yanı sıra Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Ferit Tüzün gibi bestecilerin, halk ezgilerimizin ruhunu yansıtan en güzel eserlerini seslendirecek. Bu konserin ardından İDSO, Cumhuriyet'in 100 Yılı etkinlikleri kapsamında aynı programla 29 Ekim 2 Kasım tarihleri arasında Berlin ve Zürih Başkonsolosluğu aracılığı ile Dış İşleri ve Kültür Bakanlığı himayesinde gerçekleşecek Avrupa turnesine çıkacak. Orkestra şefi Howard Griffiths yönetiminde, Can Çakmur ile birlikte, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, 30 Ekim'de dünyanın en prestijli salonlarından Berlin Filarmoni'de, 1 Kasım'da Zurich Tonhalle Konser Salonu'nda sanatseverlerle buluşacak. Bu özel konser ve turnelerin dışında, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Denizbank Konserleri kapsamında Cuma günleri en özel repertuvarları, yıldız konuk ve şeflerle AKM'de sanatseverlerle buluşmaya devam edecek. Yıl boyunca İDSO Daimi Orkestra Şefi Hasan Niyazi Tura, Gürer Aykal, Rengim Gökmen, Naci Özgüç, Tolga Taviş, Can Okan, Hakan Şensoy, İbrahim Yazıcı ve Burak Tüzün gibi önemli Türk orkestra şeflerinin yanı sıra Alessandro Cedrone, Lior Shambadal, Howard Griffiths, Andreas Ottensamer, Howard Griffiths, Alfonso Scarano, Carlo Rizzari, Sascha Goetzel, Ryan McAdams, Ari Rasilainen, Alexander Rudin ve Lionel Bringuier gibi önemli yabancı isimleri konuk şef olarak ağırlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idso-denizbank-konserleri-2022-2023-sezonunu-aciyor/", "text": "Denizbank'ın 19 yıldır desteklediği İDSO Konserleri, 2022-2023 sezonunu 7 Ekim'de açıyor. Atatürk Kültür Merkezi 'de gerçekleştirilecek konserde, İranlı şef Alexander Rahbari ve keman sanatçısı Kirill Troussov sahne alacak. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Denizbank Konserleri ile şehrin sanat yaşamına damga vurmaya devam ediyor. İDSO Denizbank Konserleri 'nin 2022-2023 sezonu, 7 Ekim Cuma günü Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM Türk Telekom Opera Salonu'nda açılıyor. Konser, İranlı şef Alexander Rahbari yönetiminde ve Yehudi Menuhin, Gidon Kremer gibi efsanevi kemancılarla çalışma şerefini yaşamış Kirill Troussov'un solistliğinde gerçekleşecek. Açılış konserinin repertuvarı ise Türk, Rus ve Çek bestecilerin değerli eserlerinden oluşacak. Perdelerini 77'nci kez açmanın heyecanını renkli bir repertuvar ile taçlandıran İDSO, bu ilk konserin coşkusunu paylaşmaya çağırıyor. Biletler, biletinial. com'dan temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/idsodan-senfoni-ile-neset-ertas-turkuleri/", "text": "İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, 25 Ekim'de Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında çok özel bir konserle seyirciyle buluşuyor. Senfoni ile Neşet Ertaş Türküleri başlıklı konserde İDSO; Şef Eray İnal yönetiminde, solistler Nilgün Kızılcı ve İsmail Altunsaray eşliğinde Ertaş'ın türkülerini senfonik olarak sevenleriyle buluşturuyor. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, 25 Ekim'de AKM Tiyatro Salonu'nunda unutulmayacak bir konsere imza atacak. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında gerçekleşen konserde İDSO, Şef Eray İnal yönetiminde Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş'ın türkülerini müzikseverlerle buluşturuyor. Ülkemizin en önemli ozanlarından Neşet Ertaş'ın türkülerinin senfonik olarak yorumlanacağı Senfoni ile Neşet Ertaş Türküleri konserinin solistleri ise Nilgün Kızılcı ve İsmail Altunsaray. Neşet Ertaş'ın türkülerinden seçmelerin sunulacağı konser, bu kez ozanın türkülerini çok sesli dinleyecek her yaşta izleyiciye farklı bir deneyim yaşatacak. Biletler biletinial. com'dan temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ifade-bicimleri-sergisi/", "text": "Little Art Cihangir İfade Biçimleri'' isimli karma sergi 4 Haziran 29 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor. Orhan Çelik'in küratörlüğünde gerçekleşen sergide farklı disiplinlerden beş sanatçı yer alıyor. Sergide yer alan sanatçılar aynı disiplin üzerinden farklı yöntemlerle, tavırlarla ve malzemelerle ifadeleri biçime dönüştürerek izleyiciye sunuyor. Düşünceler kavramlarla beraber ifadesel biçimlere dönüşerek seyircinin farklı bakış açıları geliştirmesine ve yeni kavramların doğmasına bu sergi ile var oluyor... Beyza Boynudelik günümüz kent bireyini eserlerine yansıtırken, Orhan Çelik Şapka Devrimi ismini verdiği resimleriyle tarihsel bir olguyu yüzeye figür/biçim olarak indirgiyor. Oyuncu Eva Dedova soyut resimlerini ilk kez İfade Biçimleri sergisinde seyirciye sunarken, Sefa Çatuk tuval üzerine yağlıboya tekniği ile yaptığı işleriyle sergide yer alıyor. Dedova oyunculuğunun verdiği duygu ile zihnini boyalarla tuvallere işliyor. Çatuk'un ise sanatının çıkış noktası; zorunlulukların boyunduruğundaki birey ve onun çevresinde gelişen toplumsal ritüellerin ürettiği anlamlar olarak izleyici karşısına çıkıyor. Serginin diğer bir sanatçısı ise Can Sarıçoban. Sarıçoban 'Deranged', 'Newwave' ve 'Black Star' isimli serileriyle sergide yer alıyor. Sanatçı Black Star serisinde: üç ana renk filtre ile art arda çektiği fotoğrafları bir araya getirerek; kendi içlerinde net olan, ancak üst üste bindiklerinde flu bir yapıyı ortaya çıkaran eserleriyle, birlikte var olabilen ya da birlikte yok olacak olan doğa ve insanın sorunlu ve zaruri ilişkisini incelerken; Deranged serisinde : kelime anlamı olarak karmaşayı, karışmışlığı, dengesizliği, stabil olmamayı, bozukluğu ve hatta deliliği; Newwave serisinde ise: post-modern imgeler kullanarak mahrem hayat karelerini işlerken, yeni normal ve sansür üzerine de çeşitli sorular soruyor. Sergi 29 Haziran'a kadar Pazar günleri saat 14:00 20:00 arası izleyiciye açıkken diğer günler randevu alınarak ziyaret edilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iffde-benkadinim-soylesisi-yapildi/", "text": "41. İstanbul Film Festivali kapsamında Birleşmiş Milletler Kadın Birimi İyi Niyet Elçisi Oyuncu Demet Evgar'ın katılımıyla gerçekleşen Beyaz Perdede #BenKadınım söyleşisi film endüstrisinde toplumsal cinsiyet eşitliği gündeme alındı. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve İKSV ortaklığında 41. İstanbul Film Festivali kapsamında 13 Nisan Çarşamba günü gerçekleşen Beyaz Perdede #BenKadınım söyleşisi film endüstrisinde kadın temsili ve toplumsal cinsiyet eşitliğini masaya yatırdı. Yapı Kredi Kültür Sanat Vakfında düzenlenen, UN Women İyi Niyet Elçisi Oyuncu Demet Evgar, Film Yapımcısı Aslı Filiz ve Yönetmen Ceylan Özgün Özçelik'i bir araya getiren söyleşiye üniversite öğrencileri katıldı. Prof. Dr. Nezih Orhon moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşi kadın hikayelerinin beyaz perdede ne kadar yer bulduğu, filmlerde kadınların nasıl konumlandırıldığı ve toplumun dönüşmesi için beyaz perdede atılması gereken adımlar hakkında nesiller arası bir tartışma ortamı sağladı. Canlı yayınla 25 bini aşkın izleyiciye ulaşan söyleşi İsveç Uluslararası Kalkınma İş Birliği Ajansı aracığılıyla İsveç mali desteği ile düzenlendi. Beyaz Perdede #BenKadınım söyleşisi UN Women'ın Demet Evgarla ortak yürüttüğü #BenKadınım Kampanyasının ilk etkinliği. Demet Evgar'ın İstanbul, Şişli'de bir meydanda açtığı pankartla başlayan kampanyanın temel hedefi gerçek kadın hikayelerini görünür kılmak ve bu vesileyle kadınların güçlenmesine destek olmak. Film endüstrisinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, film, dizi ve reklamlarda kadın hikayelerinin, kadın başrollerinin artırılması ve kamera arkası görevlerde kadın temsilinin gözetilmesi için yapılacak çalışmaların ilk adımı olan Beyaz Perdede #BenKadınım söyleşisi üniversite öğrencilerinin hazırladığı pankartlara ev sahipliği yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iga-art-sanat-projeleri-yarismasinda-buyuk-odul-sahibini-buldu/", "text": "Dünyanın buluşma noktası İGA İstanbul Havalimanı'nın ülkemizin kültür ve sanat ortamına katkı sağlamak amacıyla hayata geçirdiği; her öneriye, her tekniğe, her sanatçı ve tasarımcıya açık İGA ART Sanat Projeleri Yarışması'nın kazananı sanatçı Hayri Karay oldu. İGA İstanbul Havalimanı'nın sanata açılan kapısı İGA ART, tüm dünyadan sanatçıları İGA ART Sanat Projeleri Yarışması'nda buluşturdu. Türkiye'de kültür sanat alanında bugüne kadar verilen en büyük ödüllerden birinin sunulduğu İGA ART Sanat Projeleri Yarışmasının kazananı sanatçı Hayri Karay oldu. Karay'a ödülü İGA İstanbul Havalimanı'nda düzenlenen tören ile takdim edildi. Bu yıl ikincisi düzenlenen ve ilk etabı 2023 yılı başında hayata geçirilen İGA ART Sanat Projeleri Yarışması'na, Türkiye ve dünyadan toplamda 172 proje katıldı. Finale kalan 10 projenin belirlenmesinin ardından 20 Ekim 2023 tarihinde yarışmanın ikinci etabına geçildi. 10 finalist projenin ölçekli maketlerinin incelendiği jüri değerlendirmesi sonucu Hayri Karay'ın yapıtı 2 milyon TL'nin kazananı oldu. Büyük ödülün sahibi sanatçı Hayri Karay'ı tebrik eden İGA ART Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Gülveli Kaya konuşmasında şu ifadelere yer verdi: İGA ART, Anadolu'nun kültür beşiği olma misyonuyla ülkemizin değerlerini, sanatçılarını dünya ile buluşturuyor. Mevlana'nın 'Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol' sözündeki gibi İGA ART, hem olduğu gibi hem göründüğü gibi bir kurum. Uluslararası arenada dünyaca ünlü sanatçılarla iş birliği yapmak varken kendi kaynakları ile kendi ülkesinin sanatçılarına alan açması çok önemli. Bu doğrultuda bugün yine sanatın birleştirici gücü ile burada toplandığımız için memnuniyet duyuyoruz. diye konuştu. Sanatçı Hayri Karay'ın yarı soyut eseri, Anadolu kültürünün çeşitliliği ve etnografik sosyalliğini ışık-gölge-biçim oyunlarından yararlanan görsel bir dansla anlatıyor. Birbirine zıt geometrik ve organik şekillerin uyumu, dengesi, karşıtlığı ve devinimi ile değişkenlik vurgulanıyor. Eserin 2024 yılı içinde tamamlanarak İGA İstanbul Havalimanı'nda misafirlerle buluşması hedefleniyor. İGA ART Sanat Projeleri Yarışması'nın jüri topluluğu; Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği üyesi Nazlı Pektaş, Akademisyen ve ressam Prof. Dr. Gülveli Kaya, Akademisyen ve küratör Prof. Dr. Markus Graf, İGA İstanbul Havalimanı Dizayn Müdürü Esra Doğutepe, Türkiye Tasarım Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Ali Güveli ve değerli sanatçılar Seçkin Pirim ile Seyhun Topuz olmak üzere resimden heykele, mimariden eleştirmenliğe, küratörlükten akademisyenliğe kadar sanatın çeşitli alanlarında emek veren isimlerden oluşuyor. İlk kez 2022 yılında düzenlenen İGA ART Sanat Projeleri Yarışması'nın kazananı Betül Kotil'in Saya'nın Sesi isimli projesi idi. Kotil'in açık yapıtı, İGA İstanbul Havalimanı'nda sergilenerek farklı kültürlerden milyonlarca ziyaretçiyi karşılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/igart-galerisinin-ilk-sergisi-viyaduk-altindaki-ruyalar-sanatseverlere-kapilarini-acti/", "text": "İGA İstanbul Havalimanı, İGART Galerisi'nin ilk sergisi olan Visions Under the Viaduct/Viyadük Altındaki Rüyaları ziyaretçilere açtı. Dünyanın en büyük havalimanı ve küresel aktarma merkezi olmasının yanı sıra, evrensel sanat için de bir merkez olma vizyonuyla yola çıkan İGA İstanbul Havalimanı, kültür ve sanat alanında yaptığı tüm çalışmaları İGART çatısı altında topladı. İstanbul Havalimanı ulaşım merkezi olmasının yanında kültürlerin de karşılaştığı bir alan olarak, İGART Sanat Projeleri Yarışması'yla kentin kültür ve sanatla harmanlanmış kimliğiyle Anadolu coğrafyasının kültürel hafızasını, farklı kültürlerle buluşturmayı amaçlıyor. Bu amaçla havalimanın dokusuna uygun, kendine has bir yapı olarak mimar Murat Tabanlıoğlu tarafından tasarlanan bir galeri kuruldu. Galeride küratörlüğünü İGART Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Marcus Graf'ın yaptığı ve İGART galerinin ilk sergisi olan Visions Under the Viaduct | Viyadük Altındaki Rüyaları sanatseverlele buluştu. İlk sergide İGART Sanat Projeleri Yarışmaları'nın birinci fazı kapsamında finale kalan 13 eser sergileniyor. Galerinin ve serginin açılışı dolayısıyla İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Gidiş Terminali'nde tören düzenlendi. Törende konuşan İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri Mehmet İlker Haktankaçmaz, serginin ötesinde burada önemli bir vizyon olduğunu belirterek, Bu küçük çaplı etkinlik, bu vizyonun bir parçası ve temel taşlarından birisi. Burası sadece Türkiye'nin ekonomisine, ticaretine katkıda bulunmakla kalmayıp kültür ve sanat hayatına da katkıda bulunmayı amaçlıyor. dedi. İGA Havalimanı İşletmesi İcra Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kadri Samsunlu, İGART galerisinin ilk sergisinde, İstanbul'un kültür ve sanatla harmanlanmış kimliğiyle Anadolu coğrafyasının kültürel hafızasını, farklı kültürlerle buluşturmayı amaçladıklarını söyledi. İGART Yürütme Kurulu Başkanı ressam ve akademisyen Prof. Hüsamettin Koçan da tamamen sivil bir yapı olarak çalıştıklarını ve İGA yönetiminden her zaman destek aldıklarını söyledi. Türkiye'de yöneticilerin işlere fazlaca müdahil olduğuna dikkati çeken Koçan, Burada sadece daha iyiyi ve daha yeniyi nasıl yapabiliriz şeklinde bir müdahale oldu. Bundan dolayı İGART projesi bizim yüz akı projelerimizden ve öncelikli sırada yer alan etkinliktir. Çok şeffaf, öncü, açık bir proje süreci yaşadık. 17 tane proje seçtik. Bunlar aşama aşama hayata geçecek ve burası bir kültürel buluşma mekanı olacak. Havaalanları ile sanat arasında doğrudan bir bağ var. Buralar herkese aittir, yolcuya, gidene, burayı paylaşana aittir. Sanat, 'sen gelme' demez kimseye. Onun için buraya böyle özerk yapıların yapılması bu buluşmaları sağlıyor. Burası Türkiye'nin havaalanı. Buraya gelenler Türkiye'ye gelirler. Biz de onlara burada kültürel birikimlerimizi sunmak isteriz. şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından konuklar, serginin küratörü Prof. Dr. Marcus Graf eşliğinde İGART Sanat Projeleri Yarışmaları'nın birinci fazı kapsamında finale kalan 13 eserin yer aldığı sergiyi gezdi. Sanatçılar, katılımcılara eserleri hakkında bilgi verdi. Sergi, 2023 yılı Ocak ayının sonuna kadar İGA İstanbul Havalimanı Dış Hatlar A-B Knuckle'da ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iki-hikaye-sergisi-kelimat-sanat-evinde-sanatseverleri-bekliyor/", "text": "Ham sanat sanatçıları Sibel Okumuş Toros ve Demet Uzgur Atay'ın eserlerinden oluşan İki Hikaye sergisi, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sanat eğitimi almayan iki sanatçının aynı mekanın iki ayrı katındaki kişisel sergileri, Kadıköy'deki Kelimat Sanat Evi'nde açıldı. Ressam Sibel Okumuş Toros, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eserlerini anlayabilecek bir galeride sergilediğini belirterek, Kelimat Sanat Evi'nin Sanat Direktörü Adnan Al Ahmad'la ilk tanıştığımızda ruhumuzun uyuşacağını, örtüşeceğini görmüştüm. Sonuna kadar da öyle oldu. Gerçekten içim çok rahat ve mutluyum. dedi. Soyut çalışmalarda renklerin ve duyguların derinliğini anlatmaya çalıştığını ifade eden Toros, kelimelerle ifade edemeyeceği şeyleri tablolara döktüğünü söyledi. Demet Uzgur Atay ise resme ilgisinin hep olduğunu, İstanbul'daki sanat galerilerini gezerken Kelimat Sanat Evi'yle karşılaştığına dikkate çekerek, Galeriyi buldum. Bir tane resim yaptım. 'Buyrun' dedim. 'Bunun büyüğünü yap, bu çok güzel.' dediler. Büyüğünü getirdim. Sonra salonu doldurduk. ifadelerini kullandı. Atay, çanta, kumaş, şişe ve ayakkabı kalıbı gibi birçok 3 boyutlu nesnelere figüratif çizimler yaptığını belirterek, çizdiği şeylerin kendisini rahatlattığını ifade etti. Galerinin 3 katında 50'ye yakın eserle izlenime sunulan sergi, bir ay boyunca ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iki-kisiyle-cekilen-hayatimin-son-5-gunu-kanada-macaristan-ve-turkiyeden-odul-aldi/", "text": "İki kişilik kadroyla çekilen ve yardımcı başrol oyunculuğunu bir kedinin yaptığı Hayatımın Son 5 Günü adlı film, yurt dışında ve Türkiye'de aday olduğu 6 film festivalinden 3 ödül aldı. Yönetmenlik, kameramanlık, ışık, kurgu gibi tüm çekim aşamalarını Mahmut Baldemir ve Hüseyin Uc'un yaptığı 93 dakikalık Hayatımın Son 5 Günü' adlı filmde, başrol oyunculuğunu yine Baldemir üstleniyor. Mamud adlı kedinin de yardımcı başrol oynadığı filmde, hayatına son vermek isteyen bir kişinin son 5 günde yaşadıkları anlatılıyor. Beş farklı dile çevrilen ve ilk kez Rusya'da En İyi Film adayı olarak gösterime giren Hayatımın Son 5 Günü filmi, İngiltere ve Kanada'daki festivallerde çeşitli kategorilerde aday gösterildi. Macaristan'da En İyi Deneysel Film ve Kanada'da da En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alan film, Türkiye'de ilk kez 10. Antakya Uluslararası Film Festivali'nde gösterildi. Antakya'daki festivalde En İyi Film dalında aday gösterilen iki kişiyle çekilen film, 10. Yıl Özel Ödülünün sahibi oldu. Mahmut Baldemir, bu filmle imkansız diye bir şey olmadığını da gösterdiklerini anlattı. Sektörleri açısından yaptıklarının önemli olduğunu vurgulayan Baldemir; İnsanlar size deneyiminiz yok ise iş vermiyor. 'Deneyim kazan, ondan sonra gel' diyorlar. Bu film aslında onlara karşı yapılmış. Tabii ki deneyime ihtiyaç var ama siz üniversiteden mezun olan birisine iş vermezseniz, o deneyim kazanamaz. Deneyimsiz birine 'Milyonları akıtın, deneyim kazansın' demiyoruz. İmkan tanıyın, ekipman ve çekim yapılacak alan, oyuncu desteği sağlayın, öğrenciler en azından kısa film çekebilsin diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ikiliklerin-sanatcisi-mustafa-deger-sergisi-galerie-clandestinede/", "text": "Galerie Clandestine, Doruk Durlanık ve Defne Ada Yapıcıer'in ortak kürasyonu ile Türk- Hollandalı sanatçı Mustafa Değer'in işlerini Türkiye'de ilk kez sanatseverlerle buluşturdu. 2019'da yaşamına son veren sanatçının 167 çalışması arasından seçilen 13 eser galerinin Nişantaşı'ndaki geçici adresinde görülebiliyor. İkiliklerin Sanatçısı Mustafa Değer sergisi eş küratörü ve GALERIE CLANDESTINE kurucularında Defne Ada Yapıcıer; Değer'in ilk dönem eserlerinden Doruk Durlanık'la birlikte yaptıkları seçkinin Mustafa Değer'in Türkiye'den göç ederek gittiği Hollanda'ya yerleşip hayatını düzene soktuğu, evlendiği, ikinci okulunu bitirdiği yaşam dönemine denk düştüğünü, bu işler arasında yer alan özellikle yağlı boya tablolarında kendinden emin, olduğu yerde köklenmeye başlamış bir Mustafa Değer görüldüğünü belirtiyor. Mustafa Değer'in daha iyi bir yaşam umuduyla Hollanda'ya göçü, akla bugün emeğinin karşılığınıalabilmek, en temel insan özgürlüklerine sahip olabilmek için Türkiye'yi terk edenleri getiriyor. Başka bir ülkenin yerlisi olmaya çalışmak, ayrımcılığa uğramak, kimlik araştırmaları Mustafa Değer'in kırk yıl önceki göçünden bu yana güncelliğini koruyor; Yapıcıer'e göre tam da bu yüzden Mustafa Değer'in Adana'da başlayıp Dordrecht'te sona eren yolculuğu şimdinin ve geleceğin Türkiye'sinden ne beklediğimizi düşünmek için bir davet, bir vesile. Küratörlüğünü Galerie Clandestine'in kurucularından Doruk Durlanık ve Defne Ada Yapıcıer'in üstlendiği İkiliklerin Sanatçısı Mustafa Değer sergisinin hikayesi 2019'da Mustafa Değer'in kendi atölyesinde trajik bir şekilde yaşamına son vermesiyle başlıyor. Aynı yıl güzel sanatlar eğitimi almak için Hollanda'ya taşınan Doruk Durlanık Dordrecht'te yaşayan Değer ailesine taziye ziyaretinde bulunuyor ve ailenin ona teklif ettiği resim malzemelerini almak üzere sanatçının ölümünden sonra atölyesine giren ilk kişi oluyor. Sanatçının atölyesinde keşfettiği 167 iş Durlanık'ı derinden etkiliyor, ailenin de izniyle Defne Ada Yapıcıer ile ortak yürüttükleri retrospektif bir araştırma, belgeleme ve arşiv projesi başlatıyorlar. Sanatçının atölyesinde bulunan eserlerin tümü belgelendikten sonra Defne Ada Yapıcıer ve Doruk Durlanık Mustafa Değer'in kendi iç dünyasına dair ürettiği ve Değer ailesi dışında hiç kimsenin varlıklarından haberdar olmadığı erken dönem işlerinden on üç eserlik bir seçki yapıyor, sanatçının Türkiye'deki ilk sergisini açıyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iklim-aktivistlerine-hapis-cezasi/", "text": "İklim değişikliğine dikkat çekmek amacıyla son zamanlarda ünlü sanat eserlerine karşı eylem gerçekleştiren 'Just Stop Oil' aktivistleri, en son 'İnci Küpeli Kız' tablosunu hedef alan eylemleri nedeniyle 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hollanda'da iklim değişikliğine dikkati çekmek amacıyla Hollandalı ressam Johannes Vermeer'in 'İnci Küpeli Kız' tablosunu hedef alan iklim aktivistlerine 2 ay hapis cezası verildi. Hollanda Savcılığından yapılan açıklamada, Just Stop Oil adlı çevreci grup üyesi üç aktivistten ikisine 2 aylık hapis cezası verildiği, üçüncü aktivistin yargılamasının devam ettiği bildirildi. Açıklamada, Savcılığın her bir aktivist için 4 aylık hapis cezası istediği ve bu yolla topluma Tablolar, müzelerde eğlence için sergilenir, aktivist amaçlarla zarar vermek için değil mesajının verilmek istendiği kaydedildi. Aktivistlerin tabloya zarar vererek gösteri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığına işaret edilen açıklamada, iki aktivistin rızasıyla hızlı yargılama usulünün uygulandığı dava neticesinde hakimlerin 2 ay hapis cezasına hükmettiği belirtildi. Savcılık açıklamasında, sanat eserlerinin iklim aktivistlerince hedef alınması yönündeki uluslararası eğilimin önüne geçmek için davanın 6 günde karara bağlanmasının önemli olduğu vurgulandı. Lahey'deki Mauritshuis Müzesi'nde yer alan tabloda, herhangi bir hasar meydana gelmediği, olayın müzeye 2 bin avroya mal olduğu ifade edildi. Just Stop Oil Belçika, karara tepki göstererek, Şiddet içermeyen bir eylemle yerküredeki yaşamın toplu katliamına karşı çıkan iklim aktivistlerinin kınanması, cezalandırılması ironik değil mi? açıklamasını yaptı. Eyleme katılan üçüncü aktivist yarın hakim karşısına çıkacak. Son zamanlarda ünlü sanat eserlerine karşı eylem gerçekleştiren 'Just Stop Oil' aktivistlerinden biri, bu kez kendini dünyaca ünlü 'İnci Küpeli Kız' tablosuna yapıştırmaya çalışmıştı. Arkadaşı da üzerine domates konservesi dökmüştü. Lahey'deki Mauritshuis Müzesi'ndeki tabloya saldıran aktivistler, Nasıl hissediyorsunuz? Paha biçilemeyecek kadar değerli böyle bir şeyin gözünüzün önünde tahrip edilmesini izlemek nasıl hissettiriyor? ve Gözlerinizin önünde dünyanın mahvolmasını izlemek nasıl hissettiriyor? diye seslenmişti. İklim aktivistleri geçen daha önce Almanya'da, Fransız ressam Claude Monet'nin bir eserine patates püresi fırlatmış, Vincent Van Gogh'un Londra'da sergilenen 'Ayçiçekleri' tablosuna domates çorbası atmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iklim-degisikligine-dikkat-bu-son-sansimiz-mi/", "text": "SALT'ın, iklim değişikliğinin insana ve dünyaya etkilerine dikkati çekme amaçlı Bu son şansımız mı? gösterim programı yedinci yılında Garanti BBVA desteğiyle gerçekleştiriliyor. Kuzey Kutbu'nun Svalbard takımadalarında bulunan Norveç'in Longyearbyen kentinde yüz yıldır bir enerji ve gelir kaynağı olarak kömür çıkarılıyor. Kent adını kereste ve maden sektöründe çalışan, Amerikalı iş insanı John Munro Longyear'dan alıyor. Longyear, 1906'da bölgenin işleyen ilk endüstriyel kömür işletmesi olan Arctic Coal Company'nin kurucu ortaklarından biri. Longyearbyen'in kuzey batısında bulunan Isfjorden son 10 yıldır kış ortasında bile buzla kaplanmıyor. Araştırmacılar, fiyordun deniz yaşamının kutup ikliminden Atlantik iklim bölgesine kaydığını belirtiyor. Svalbard'ın hızla değişen iklimi, son yıllarda yerel nüfusa pek çok problem yaratıyor. Yükselen ısı ve artan yağış daha çok çığ düşmesine sebep oluyor. Longyearbyen, a Bipolar City, Svalbard'ın yerel seçimlerini mercek altına alıyor; kömürün fiyatı azalırken halk sürdürülebilir gelişimi tartışmanın acil gerekliliğinin bugün her zamankinden daha önemli olduğunu fark ediyor. Resmi yetkililer ve yerel halkla yapılan röportajlar aracılığıyla yönetmenler kentin çevresel çelişkilerini ve bunların sonuçlarını araştırıyor. Bilim insanlarına, siyasilere ve kent sakinlerine göre Longyearbyen zamana karşı yarışıyor. SALT'ın Bu son şansımız mı? programı, kurucusu Garanti BBVA tarafından desteklenmektedir. Filmler, yalnızca Türkiye'den erişime açıktır. Pekin'in yanı başındaki komşusu Langfang, Çin'in hava kirliliğine karşı verdiği savaşın cephe hattında. Büyük şehirlerinin üstüne çöken tehlikeli kara sisi dağıtmak için Çin son yıllarda katı bir kirlilikle mücadele siyaseti benimsedi. Langfang Çevre Koruma Dairesi'nin müdürü Li Çunyuan ile yardımcısı Hu mevcut durumu değiştirmek için çok çalışmak zorunda. Çunyuan'ın devasa belge, dosya ve rapor yığınlarıyla dolu, ara ara ekrana yansıyan masası, daire personelinin karşı karşıya kaldığı ikilemin çapraşıklığına gönderme yapan bir metafor durumunda. Pekin'deki liderler sıkıştırırken, duman ve egzoz gazıyla karışmış sisle mücadele etmek için kapsamlı tedbirler almak gerekiyor. Çelik fabrikasının kapatılması öngörülüyor, teftiş ekipleri çevre suçlularını denetlemeye gidiyor, sprey kamyonları dumanı dağıtmaya çalışıyor. SALT'ın Bu son şansımız mı? programı, kurucusu Garanti BBVA tarafından desteklenmektedir. Filmler, yalnızca Türkiye'den erişime açıktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iksvden-ekolojik-donusum-icin-kultur-ve-sanat-raporu/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı: Kültür-sanat ekolojik dönüşümde nasıl bir rol oynayabilir? Küresel ekolojik krize dikkat çeken Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat başlıklı dokuzuncu raporunda İKSV, kültür-sanat dünyasında ekolojik dönüşüm üzerine bir tartışma alanı açmayı amaçlıyor. Raporda ayrıca, kültür-sanat kurumları için dönüşüm nerede başlayabilir sorusuna cevap olabilecek bazı somut öneriler de sunuluyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın kültür politikaları çalışmaları kapsamındaki dokuzuncu raporu, Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat başlığıyla yayımlandı. Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hande Paker tarafından hazırlanan rapor, insanlığın en acil meselelerinden ekolojik krize dikkat çekerek kültür-sanat dünyasını konu üzerine birlikte düşünmeye ve çözüm sürecinin bir parçası olmaya davet ediyor. Olağanüstü zamanlardan geçerken hazırlanan bu raporun, ekolojik kriz karşısında yan yana gelmek için yaratıcı ifadeden beslenen bir zemin oluşturmasını amaçladıklarını belirten İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece raporla ilgili olarak, 2021 yılında, iklim müzakerelerinin yirmi altıncısı yaklaşırken, ekolojiyi gözeten bir dönüşümün gerçekleşmesi için yol hala uzun. Yine de, yapılması gerekenler artık daha iyi biliniyor. Dünya'da ve Türkiye'de çevre hareketi ve yükselen genç sesler bunları tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Yaşadığımız gezegenin bugününü ve geleceğini tehdit eden ekolojik krize karşı değişim yolunda güçlü bir sözü olan kültür-sanat dünyası, aynı zamanda kendi pratiklerini dönüştürme sorumluluğunu duyuyor. Bu nedenle, yaratıcı seslerin daha gür duyulacağı koşulları sağlamak ve dönüşüme yardımcı olacak araçları sunmak, kültür politikalarının en acil meselelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iksvden-karantina-surprizi-leyla-gencer-belgeseli/", "text": "Koronavirüsün yarattığı karantina koşulları, sanatın kapılarını evlerimizde açmaya devam ediyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'ndan gelen yeni hamleyle eve kapanan sanatseverler, 20. yüzyılın en önemli opera sanatçıları arasında gösterilen Leyla Gencer 'in yaşam öyküsünü anlatan belgeseli bugünden itibaren İKSV'nin YouTube kanalı üzerinden izleyebilecek. Dünyanın önde gelen sopranolarından Leyla Gencer, 10 Ekim 1928'de İstanbul'da doğdu. İstanbul Belediye Konservatuarı'nda başladığı şan eğitimine, İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte ile devam etti. 1950 yılında Ankara Devlet Operası sahnesinde Mascagni'nin Cavalleria Rusticana eserinde Santuzza rolünü yorumlayana dek Ankara Devlet Opera ve Balesi Korosu'nda görev aldı. Birkaç yıl içerisinde tanınan bir opera sanatçısı olan Gencer, bir çok önemli devlet etkinliğine soprano olarak davet edildi. Leyla Gencer'in İtalyan sahnelerine adım atması Napoli San Carlo Tiyatrosu'nda yine Santuzza rolü ile oldu. Bir yıl sonra Madame Butterfly ve Yevgeni Onegin operalarını seslendirmek için tekrar Napoli'ye döndü. 26 Ocak 1957'de La Scala Tiyatrosu'nda ilk kez sahneye çıkarak Poulenc'in Les Dialogues des Carmelites operasının dünya prömiyerinde Lidoine rolünü yorumladı. Şubat 1957'de, Milano Duomo Katedrali'nde düzenlenen Toscanini'yi anma törenlerinde, şef Victor De Sebata yönetimindeki La Scala Tiyatrosu koro ve orkestrası eşliğinde, Verdi'nin Requiem'inin final bölümünü yorumlayan Gencer, yine 1957 Temmuz'unda, La Scala Tiyatrosu'nun Köln turnesinde La Forza Del Destino operasında başrolü seslendirdi. Ünlü soprano 1957 ile 1980 seneleri arasında La Scala Tiyatrosu'nda, Verdi'nin Don Carlos, La Forza Del Destino, Aida, Macbeth, Simon Boccanegra, I Vespri Siciliani; Bellini'nin Norma; Donizetti'nin Poliuto ve Lucrezia Borgia; Mozart'ın Idomeneo; Monteverdi'nin L'Incoronazione di Poppea; Gluck'un Alceste; Tchaikovsky'nin Maça Kızı; Britten'in Albert Herring ve Pizzetti'nin L'Assassinio nella Cattedrale eserinin 1958 yılı dünya prömiyeri de dahil olmak üzere bir çok başrol yorumladı. Kısa sürede ulusararası bir kariyere kavuşan Gencer; Gui, Serafin, Gavazzeni ve Muti gibi büyük İtalyan şeflerle çalıştı. Donizetti'nin unutulmuş operalarını başarılı bir şekilde yorumlayarak Donizetti Rönesansının gelişmesine büyük katkıda bulundu. Leyla Gencer'in geniş repertuarı, Monteverdi, Gluck ve Mozart'ın eserlerinden neo-klasik döneme; Cherubini, Spontini, Mayr ve romantik dönemden Puccini, Prokofiev, Britten, Poulenc, Menotti ve Rocca gibi sanatçıların eserlerine; lirik sopranodan dramatik koloratüre uzanan bir yelpazede 72 rolü kapsar. Paris'te La Scala sanatçılarından Nikita Magaloff ile beraber yorumladığı Chopin'in lirik besteleri, La Scala sahnesindeki Liszt-Bartok yorumu ve 1982'deki Venedik karnavalında La Fenice Tiyatrosu'nda seslendirdiği ve Türkleri konu alan operalardan alınan bölümlerden oluşan konser programı, sanatçının araştırmacı ve titiz tavrını yansıtır. 1985 yılında Venedik La Fenice Tiyatrosu'nda Francesco Gnecco'nun La Prova di un'Opera Seria isimli eseriyle opera sahnelerine veda eden Leyla Gencer, 1992 yılına dek konser ve resitallerine devam etti. 1982'den itibaren, seminer ve yorum kurslarıyla kendini genç opera sanatçılarına adayan sanatçı, 1983-88 yılları arasında As. Li. Co. di Milano'nun didaktik-sanatsal yönetmenliğini üstlendi, 1997-98 yılları arasında ise şef Riccardo Muti tarafından La Scala korosunun genç sanatçılar okulunda yöneticiliğe atandı. Halen La Scala Tiyatrosu'nda opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini yapan Gencer, opera yorumu üzerine dersler vermeye devam ediyor. En önemli opera sahnelerinde bir çok başrol yorumlayan Leyla Gencer, 20. yüzyılın son divası olarak kabul ediliyor. Opera dünyasında bulunduğu yeri, yalnızca repertuarının çeşitliliğiyle değil, canlandırdığı karakterlere kattığı dramatik nüanslarla da sağlamlaştıran Gencer, araştırmacı kişiliği ve iyi bir eğitimci olmanın verdiği sorumlulukla romantik dönemin unutulmuş bir çok eserini tekrar günışığına çıkartmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iksvden-muzisyenlere-destek-fonu/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Müzik Festivali, gösteri sponsorlarından da biri olan STONELINE'ın desteğiyle Müzisyen Destek Fonu projesini hayata geçirdi. Müzisyen Destek Fonu projesi, herhangi bir kamu kurumunda veya özel orkestrada kadrolu olarak çalışmayan ve korona virüsü salgını nedeniyle serbest çalışmalarına ara vermek zorunda kalan profesyonel müzisyenlere, dijital platformlarda performans imkanı sağlayarak destek olmayı amaçlıyor. Müzisyen Destek Fonu'na Türkiye'de ikamet eden, lisans eğitimini tamamlamış, konservatuvar mezunu, Türkiye'de konser veren profesyonel orkestra veya topluluklarla Ocak 2018-Ocak 2020 tarihleri arasında serbest orkestra müzisyeni olarak çalışmış ve herhangi bir devlet kurumunun, özel kurumun veya orkestranın kadrosunda yer almayan adaylar başvurabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iksvden-yeni-bir-podcast-serisi/", "text": "İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları'nın yayımladığı Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat raporundan yola çıkan podcast serisinde Yiğit Özşener, her hafta sinemadan edebiyata, tiyatrodan dijital sanata farklı alanlardan konuklarıyla gezegenimizin geleceği üzerine sohbet ediyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı, oyuncu Yiğit Özşener'in ev sahipliğinde Dünyalılar! Sanat Gezegeni İyileştirebilir mi? başlıklı yeni bir podcast serisine başlıyor. İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları kapsamında şubat ayında yayımlanan Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat raporundan yola çıkan seri, ekolojik krizin sebep ve sonuçlarına kültür ve sanatın yaratıcı gücüyle yeni açılardan bakmayı amaçlıyor. Yiğit Özşener, İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları ekibiyle birlikte hazırladığı bu podcast serisinin her bölümünde, anlattıkları hikayelerle kalbimize dokunan, hislerimizi etkileyen, kendimize farklı bir gözle bakmamızı sağlayan kültür-sanat dünyasından isimlerle buluşuyor. Yaratıcı endüstrilerin, ekolojik krize karşı dünyalıları harekete geçirmek için olağanüstü bir potansiyele sahip olduğu fikrinden hareket eden seride Yiğit Özşener, her hafta bir konuğuyla, sinemadan edebiyata, tiyatrodan iklim hareketine uzanan başlıklarda, gezegenimizin geleceği üzerine sohbet ediyor. Kültür-sanat ile gezegenimizin geleceğinin bağlantısı nedir? Serinin bölümleri neden 26 dakika? gibi sorulara Yiğit Özşener'in cevap verdiği 0. bölüm ve Özşener'in İKSV'nin Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat raporunun yazarı Hande Paker'i ağırladığı, Geri dönüşü olmayan bir noktada mıyız, yoksa hala yapabileceğimiz bir şeyler var mı? İklim krizine sadece bilimsel ya da teknik açıdan mı yaklaşılır, yoksa kültür sanat insanları harekete geçirmekte daha etkili olabilir mi? gibi kritik sorulara cevap aranan Gezegenimiz bize daha ne kadar dayanabilir? başlıklı 1. bölüm İKSV'nin Spotify, Apple Podcasts ve YouTube kanallarında yayımlandı. Dinlebi'nin desteğiyle gerçekleşen seride, Yiğit Özşener 10 hafta boyunca her cuma, yaratıcı sektörlerden bir konuğuyla Türkiye'de kültür-sanat dünyası iklim ve çevre krizine karşı neler yapıyor; nelerden ilham alıyor; birlikte daha fazlasını yapmak için nelere ihtiyaç duyuyor? gibi sorulara yanıtlar arayacak. 11 Haziran Cuma günü yayımlanacak ikinci bölümde Yiğit Özşener'in konukları DOT Tiyatro'nun kurucuları Özlem Daltaban ve Murat Daltaban olacak. Bu bölümde Özşener ve konukları, ormandan şehre yayılan bir sanat hareketinin yaratabileceği gücü, Dotormanda deneyiminden hareketle konuşacak. Yiğit Özşener 18 Haziran Cuma günü yayımlanacak üçüncü bölümde, 90'lı yıllardan beri doğayla olan ilişkimizle yakından ilgilenen yazar Buket Uzuner'i ağırlayacak. İklim-kurgunun edebiyattaki ilk temsilcilerinden kabul edilen Buket Uzuner'le Özşener, edebiyatın kadim bilgileri hatırlatma gücünü ve iklim değişikliğinin edebiyattaki yerini konuşacak. 25 Haziran Cuma günü yayımlanacak dördüncü bölümde doğa, ekoloji ve iklim bağlamında hikaye anlatıcılığına sıklıkla başvuran belgesel sinema konu edilecek. Özşener'in konuğu senarist, yönetmen ve yapımcı Zeynep Dadak, ekolojik tahribatın yanı sıra sinemanın anlatıcılık gücü ve bizi harekete geçirme potansiyeli üzerine de düşünmemizi sağlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iksvden-yeni-bir-politika-metni-ekolojik-donusum-icin-kultur-ve-sanat-turkiyeden-ornekler/", "text": "2021 tarihli Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat başlıklı raporunda sunulan çerçeveyi Türkiye'den örneklerle destekliyor. Türkiye'de kültür-sanat ve ekoloji ekseninde yürütülen çalışmalardan bir derlemenin yer aldığı metinde, alanın paydaşları arasındaki bağlantıları gösteren bir ağ haritası da sunuluyor. İKSV'nin İngiltere'den Julie's Bicycle ve British Council Türkiye'nin işbirliği ile Temmuz ayında düzenlediği The Climate Connection, Kültür ve Çevre Yuvarlak Masa Toplantısı: Türkiye başlıklı çevrimiçi toplantıda dile getirilen öneri ve talepler bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturdu. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP26) devam ederken yayımlanan politika metni, çevre ve kültür-sanat ilişkisini kültür politikaları perspektifiyle tartışmaya açmayı ve toplantıda dile getirilen önerileri kamuoyuyla paylaşmayı amaçlıyor. pratikleri benimsiyor? Ne tür konular ekoloji ile iç içe ele alınıyor? gibi sorulara cevap arayan metinde, toplantıya katılan kültür-sanat aktörleri, sivil toplum kuruluşları, yerel örgütlenmeler, akademisyenler ve gençlik ağlarından temsilcilerin ekolojik ayak izlerini azaltmak, etkilerini artırmak, sürdürülebilirliklerini sağlamak ve iklim krizine yönelik politikaları şekillendirmek için tespit ettikleri ortak ihtiyaçlar ve talepler özetleniyor. iksv. org adresinden ve AppStore'dan indirilebilen İKSV Kitaplık iPad uygulaması üzerinden okunabilir. İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları hakkında İKSV üç temel amacından birini kültür politikalarının geliştirilmesine katkıda bulunmak olarak tanımlıyor. Bu doğrultuda çalışan İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları departmanı, kültürel hayata erişim ve katılım hakkını odağa alan bir yaklaşımla araştırmalar yürütüyor ve Vakfın tüm faaliyetlerini veriye dayanan çalışmalarla destekliyor. Bu doğrultuda hazırlanan raporlar ve politika metinleri kültür-sanat aktörleri arasında çeşitli etkinlikler yoluyla tartışmaya açılırken, İKSV Alt Kat'ta başta çocuklar ve gençler olmak üzere tüm dezavantajlı gruplara yönelik yaratıcı bir etkinlik programı sunuluyor. İKSV'nin stratejik planlama ve uluslararası projelerin koordinasyonuna yönelik faaliyetleri de Kültür Politikaları Çalışmaları tarafından yürütülüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ilelebet-bir-ataturk-hikayesi-oyunu-kadikoy-halk-egitim-merkezinde/", "text": "Geçtiğimiz yıl Ekim, Kasım aylarında Almanya'da Stuttgart, Kanada'da Montreal ve Toronto'da sahnelenerek büyük ses getiren İlelebet... Bir Atatürk Hikayesi zamanın ötesinde bir lider ve fikir adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşadığı dönemdeki önemli olayları ince detaylarla seyirciye anlatan yegane tiyatro oyunu olarak sahnelenmeye devam ediyor. Hilmi Zafer Şahin'in yazdığı, Arda Aydın'ın yönetip oynadığı, İlelebet... Bir Atatürk Hikayesi, 10 Kasım 2020 Salı akşamı saat 20.30'da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde izleyicileriyle buluşacak. Türkiye'de Atatürk'e dair yapılmış tek kişilik en büyük prodüksiyon olan 'İlelebet... Bir Atatürk Hikayesi' Atatürk ile ilgili bakış açımızı da değiştiriyor. Atatürk günümüzde yaşasaydı derdini nasıl anlatırdı? sorusundan hareketle yazılan İlelebet, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün insani yönüne yine insani bir dil ve gözle bakıyor. Biraderler Yapım'ın başarılı prodüksiyonlarından 'İlelebet'in kostüm tasarımını, tasarımı kıyafet mimarlığı olarak tanımlayan, özgün işçilikle zamansız kıyafetler yaratan ve Paris Moda Haftası'nda her yıl defileler düzenleyen yegane Türk Modacı Arzu Kaprol üstlendi. Sahne tasarımı Serna Arıcılar, ışık tasarımı Murat Selçuk'a ait oyunun müzikleri ise başarılı besteci Orçun Tekelioğlu'na ait. Oyunda, 1924-1933 yılları arasında yapılan devrimler, değişim ve dönüşümlerin yaşandığı dokuz yıllık dönem ele alınıyor. Bu tarih aralığından öncesi ve sonrası çok fazla kaleme alınmış ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkenin, en sağlam temellerinin atıldığı, devrim yıllarına ait yaşanmış ve anlatılmamış hikayeler var."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ilham-veren-kadinlar-w-istanbul-da-bulusuyor/", "text": "Tarihi Akaretler Sıraevler'in kalbinde bulunan W Istanbul; iş, sanat, tasarım, moda ve müzik dünyasından ilham veren birçok kadını her yıl olduğu gibi bu yıl da What She Said etkinliğinde bir araya getiriyor. İlham veren kadınların konuşmacı olarak yer alacağı panel, 28 Şubat Cuma günü saat 20.00'de W Istanbul'da gerçekleşecek. 'What She Said' paneline konuşmacı olarak Türkiye güzeli, oyuncu ve sunucu Nefise Karatay, zengin repertuvarı ile geniş bir hayran kitlesi edinen şarkıcı Zeynep Özyılmazel, Estee Lauder Türkiye Pazarlama Müdürü Papatya Karadede ve tasarımcı Tuğba Atasoy'dan oluşan, başarılarıyla adından söz ettiren kadınlar katılacak. Moderatörlüğünü ise birçok ulusal ve uluslararası markaya danışmanlık yapan Şila Gök'ün gerçekleştireceği panel, W Lounge'da DJ Ezgi Taşçeviren'in müzikleri ve Şarkıcı Deniz Özdoğru'nun canlı performansıyla hızını kesmeden devam edecek. Sınırlı sayıda katılımcının yer alacağı What She Said etkinliğine, W Istanbul sosyal medya hesaplarına ulaşarak ya da aybike. edikoglu@whotels. com adresine yazarak detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ilk-turk-balesinin-bestecisi-ferit-tuzun-aniliyor/", "text": "İlk Türk balesi olan Çeşmebaşı, Midas'ın Kulakları operası ve Esintiler adlı orkestra eseri gibi birçok besteye imza atan Ferit Tüzün vefatının 43'üncü yılında anılıyor. Ferit Tüzün, 1929'da İstanbul'da doğdu. Müzikle yakından ilgili bir ailede yetişen Tüzün, ablası Bedriye Tüzün'ün İstanbul konservatuvarının şan bölümünden mezun olması nedeniyle erken yaşlarda müzik ile tanıştı. İlkokul eğitimini Kınalıada ve Heybeliada'da alan Tüzün daha sonra Ankara Atatürk Lisesi'ne geçti. Tüzün, ablası aracılığıyla bu sıralarda Ulvi Cemal Erkin ile tanıştı ve onun da önerisi ile Ankara Konservatuvarına piyano bölümü öğrencisi olarak girdi. Erkin ve Necil Kazım Akses'in önerileri ve yardımları ile aynı zamanda kompozisyon bölümüne de kaydolan Tüzün, 1949'da piyano yüksek bölümünden ve 1951'de de kompozisyon bölümünden birincilikle mezun oldu. Tüzün ilk önemli eseri Ninniyi 22 yaşında konservatuvar son sınıftayken besteledi. Bu eser 1952'de Cemal Reşit Rey yönetiminde İstanbul şehir orkestrası tarafından seslendirildi. Usta besteci, konservatuvarda bir süre Necil Kazım Akses'in asistanlığını yaptı, bu sıralarda Milli Eğitim Bakanlığının yurt dışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazanarak 1954'de Münih Müzik Akademisine gitti. Tüzün burada, Fritz Helmann, Kurt Eichhorn, Adolf Mennerich ve G. E. Lessing'in yanında öğrenim gördü. Yurt dışında yaşadığı dönemde Münih Filarmoni Orkestrası şefi Adolf Mennerich ve Gotthold Ephraim Lessing ile orkestra şefliği çalışmalarına devam eden Tüzün, kompozisyon konusunda da çalışmalarını sürdürdü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ilk-ve-son-baris-100-yilinda-lozan-sergisi-buyuk-ilgi-gordu/", "text": "Şişli Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve 28 Ekim'de kültür sanat dostlarıyla buluşan İlk ve Son Barış 100. Yılında Lozan sergisi büyük ilgi gördü. Mecidiyeköy'de bulunan tarihi Likör Fabrikası'nda 20 Kasım'a kadar açık olan sergiyi 5 bin kişi ziyaret etti. Türkiye'nin tapu belgesi olarak nitelendirilen Lozan Antlaşması'nın 100. Yılına yaklaşırken Şişli Belediyesi anlamlı bir sergiyi hayata geçirdi. Mecidiyeköy'de bulunan tarihi Likör Fabrikası'nda düzenlenen ve 28 Ekim'de sanatseverlere kapısını açan sergi, halktan büyük ilgi gördü. 20 Kasım tarihine kadar saat 13.00-18.00 arasında açık olan sergiye; siyasetten iş dünyasına, akademisyenlerden öğrencilere kadar birçok kesim de yoğun ilgi gösterdi. Ciddi bir hazırlık süreci sonunda Boyut Yayınları iş birliğiyle hayata geçirilen İlk ve Son Barış-100. Yılında Lozan sergisi, yeni nesilleri bir ulusun kurtuluş mücadelesine tanıklık etmek üzere tasarlandı. Sergi, Cumhuriyet döneminin bilgi, belge ve yorumlarıyla yaşadığımız toprakların yakın geçmişine ilişkin yeni bilgiler ve yorumlar edinilmesine olanak sağladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/illustrators-platform-academyden-resimli-kitap-ve-cizgi-roman-egitimi/", "text": "Illustrators Platform'un birçok branşı olan illüstrasyon alanında çalışanlar için yönelim tercihlerini doğru yapmak ve düzenli, tatmin edici gelir kaynağı oluşturmak amacıyla gereken mesleki eğitim ve bağlantı ihtiyacını karşılamak üzere, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü'nün destekleriyle açtığı Illustrators Platform Academy çalışmalarına başlıyor. Illustrators Platform Academy; T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Gelecek Gençlerin programı kapsamında ve Illustrators Platform bünyesinde, Yaşamı Bilim Kültür Sanat ve Eğitimle Destekleme Derneği katkılarıyla ve ZNN Network destekleriyle, Aydın Üniversitesi, Haliç Üniversitesi, Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi paydaşlığında, yurt içi ve yurt dışından alanında profesyonel yazar, çizer, yayıncı, editör, eğitmen kadrosuyla hayata geçiriliyor. 16 Aralık Cuma günü, projenin kurumsal paydaşlarını temsilen Haliç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zafer Utlu, T. C. Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Dr. Ziya Taşkent, İTO Yönetim Kurulu Üyesi ve YAYFED Başkanı Üyesi Münir Üstün, YBKSED Dernek Başkanı, Illustrators Platform ve iP Academy Kurucu Başkanı ve EIF Yönetim Kurulu Üyesi Nurgül Şenefe'nin konuşmalarıyla başlayacak lansman töreninin hemen ardından Yaratıcı Kültür Endüstrilerinde İllüstrasyonun Yeri, Rolü ve Önemi başlıklı, geniş katılımlı bir de panel düzenlenecek. Akademi, illüstrasyonun farklı alanlarıyla profesyonel olarak ilgilenen ve ilgilenmeyi hedefleyenlere özel, uluslararası paydaşlar, konunun uzmanları ve eğitmenlerle tasarlanan müfredatlar ve YÖK onaylı sertifika programları ile bu alanda bulunması zor olan uzman desteği ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor. Genel ticari kaygılarla şekillenen ve halihazırda piyasada çoğunluğu oluşturan atölyeler ve kurslardan farklı olarak bu alanda yetkin, nitelikli eğitim almış ve uluslararası sertifikaya sahip profesyoneller ortaya çıkaran, mesleki edinim odaklı bir akademi olan Illustrators Platform Academy, bu sayede sektörde fark yaratmayı hedefliyor. Katılımcılarının hem finansal açıdan kendilerine yeterliliğini hem de mesleki gelişimini destekleyen iP Academy, illüstratörlerin potansiyellerini en üst seviyede kullanmalarına ve dünya pazarına açılmalarına yardımcı olurken, bağımsız çalışanların yaratıcı kültür endüstrilerinde güçlü birer girişimci olmalarını destekleyecek. İşverenlerle yapılacak işlerde sözleşme süreçlerinde destek olurken, mesleki ve hukuki haklarının koruma altına almalarını sağlayacak. Her katılımcı ayrıca Illustrators Platform topluluğunun bir üyesi olacak ve üyelik avantajlarından yararlanacak. Illustrators Platform Academy'nin Danışman ve Seçici Kurulu'nu; Prof. Dr. Selahattin Yıldız, Prof. Dr. Fuat Akdenizli, Doç. Dr. Pelin Öztürk, Doç Dr. Setenay Sezer, Dr. Ayşe Öztürk, Nurgül Şenefe, Şair ve Yazar Adnan Özer, Telif Hakları Uzmanı Av. Haluk İnanıcı, çizgi roman sanatçıları Kenan Yarar ve Tayyar Özkan, TÜBİTAK Dergileri İllüstratörü Pınar Büyükgüral, yazar ve emekli Bilim Çocuk Dergi Alan Editörü Meltem Yenal, İtalyan sanatçılar Ivan Canu, Giacomo Benelli ve Paola Rui, NY Times'ın best seller yazar ve illüstratörü Pat Cumins, Fransa'dan yayıncı Natalie Vock Verley, İngiltere'den yayıncı Anna Wilkinson, Polonya'dan çok satan resimli çocuk kitapları illüstratörleri Bartek Brosz ve Grazyna Rigall ve ABD'den resimli çocuk kitapları sanat yönetmeni Stephanie Beard oluşturuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/illuzyon-muzesi-ne-rekor-sayida-ziyaret/", "text": "Dünya'da büyük ilgi gören ve açıldığı her yerde şehrin öncü markalarından biri haline gelen Museum of Illusions İllüzyon Müzesi, Avrupa'nın en büyük metropolü İstanbul'a değer katmaya farklı projeleri ile devam ediyor. Farklı konsepti ve heyecan uyandırıcı özelliği ile tüm yaş gruplarının sınırsızca eğlenebildiği ve en önemlisi dokunduğu eserin fotoğrafının çekilebildiği müze, bir eğlence ve eğitim merkezi haline dönüşmekte. Museum of Illusions'ın içerisinde yer alan özel etkinlik alanında çocuklara özel doğum günü ve özel kutlamalar yapılabileceği gibi, illüzyon atölyelerinde onları mutlu edebilir ve bakış açılarını genişletebilecek etkinliklere de katılabilirsiniz. Museum of Illusions özel etkinlik alanında, beyin aktivitelerini artıran karmaşık egzersizlerin deneyimleneceği, beynimizin sırlarını anlayabileceğiniz, alanında uzman kişilerin seminerleriyle de farklı bir deneyimler sunduğu etkinlikler gerçekleştiriyor. Make A Wish ile yapmış olduğu sosyal sorumluluk projesi ile çocukların hayatlarına dokunan Museum of Illusions İllüzyon Müzesi, açıldığı ilk yıl itibari ile başladığı benzersiz projelerine farklı dönemlerde devam etmeyi hedefliyor. Açıldığı günden itibaren, farklı alanlarda her zaman bir adım önde olmayı hedefleyerek benzersiz projelere imza atan Museum of Illusions'ı takip etmeye devam edin."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/imamoglu-halic-sanat-havzasina-donuyor/", "text": "İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Fatih ve Beyoğlu'ndaki İBB Miras şantiyelerindeki çalışmaları yerinde inceledi. Olağanüstü güzellikleri İstanbulluya hazırlamak üzereyiz diyen İmamoğlu, Haliç, artık böyle bir sanat havzasına dönüyor. Olağanüstü güzellikleri İstanbulluya hazırlamak üzereyiz. Günün sonunda bu restorasyonların amacı; bu tarihi alanları, İstanbul'un gerçek değerini, bütün dünyaya dahi gösterme ve hissettirmek. Umuyorum hızlıca bu güzellikleri İstanbul'a kazandırırız; keyifle misafirlerimizi güzel İstanbul'umuzda ağırlamaya devam ederiz şeklinde konuştu. İmamoğlu, gezi sırasında karşılaştığı taksiciyle sohbetinde de Dünyayı geziyoruz. Dünyanın en fazla şikayet alan ve şehrine yakışmayan taksisi bizde. Senin mal sahibin, şu arabayı sana veriyorsa, olmaz yani. Plakası 3,5 milyon lira. Taksi, içine binilmeyecek taksi. Düzelteceğiz ifadelerini kullandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Miras ekiplerinin Fatih ve Beyoğlu ilçelerindeki tarihi alanlarda yaptığı restorasyon çalışmalarından bazılarını yerinde inceledi. İmamoğlu sırasıyla; Fatih Cibali'deki Seyyid-i Velayet Türbesi ve Asude Hatun Türbesi, Balat'taki Ceneviz Evi ile Beyoğlu Şahkulu Mahallesi'ndeki Metro Han'ı ziyaret etti. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Kültür Varlıkları Daire Başkanı Oktay Özel ve İETT Genel Müdürü Alper Bilgili'den çalışmalarla ilgili bilgi alan İmamoğlu, tarihi yarımada ve Haliç kıyılarındaki çalışmalarla ilgili değerlendirmesini de Ceneviz Evi'nin, restore edilen çatısında yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/imamoglundan-cezaya-cok-guzel-bir-istanbul-sarkisi-ister-bu-kent/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, gün boyu sürdürdüğü 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerini, Kuruçeşme Arena'da noktaladı. Ceza, Can Bonomo ve Ayben'in sahne aldığı ve çevrimiçi olarak İstanbullularla ulaştırılan konserde İmamoğlu'na, İBB üst yönetimi, oğlu Semih İmamoğlu ve İBB Spor Kulübü'nün genç sporcuları eşlik etti. Çevrimiçi konser öncesinde, İstanbul Boğazı üzerine kurulan platform üzerinden kısa bir ışık ve ses gösterisi düzenlendi. Ardından sahneyi, rap müziğin usta ismi Ceza aldı. Hareketli şarkılarıyla sevenlerini coşturan Ceza'nın verdiği arada sahneye çıkan İmamoğlu, ünlü rapçiye olan beğenisini, Enerji ve tempon müthiş. İstanbul'a iyi geldi onu söyleyeyim. Enerjinizle, ritminizle çok güzel bir İstanbul şarkısı ister bu İstanbul, size söyleyeyim. Benim kalbimden öyle geçti. Bütün dünyaya buradan güzel bir ritim oluşturalım. Sizlerden İstanbul şarkısı isteriz sözleriyle dile getirdi., 19 Mayıs'a giden yolun, 16 Mayıs'ta İstanbul'dan başladığını aktaran İmamoğlu, Tam da bu şehrin özgürlüğü kısıtlanmıştı. İşgal altındaydı. Ama Atatürk'ün ruhu, onu gördüğünde, 'Hangi çılgın bana zincir vuracakmış' dedi. Ve o ruh, 'Geldikleri gibi giderler' cümlesiyle harekete geçti. Buradan 16 Mayıs'ta yola çıktı, 19 Mayıs'ta İstanbul'dan Samsun'u vardı, ilk adımını attı ve toplumu, milleti canlandırdı. Çünkü bize özgürlük yakışır. Her insana özgürlük yakışır. Bizim milletimize de özgürlük yakışır. Hiç kimse baskı altında kalmasın bu dünyada. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk'ün umutla yürüdüğü o yolculuk, bize özgürlüğü, barışı, huzuru getirdi. 100 yılı tamamlıyoruz. 102 yıl önce bu hareketi başlattı, meclisi kurdu. Demokrasiyle bizi buluşturdu. Bu güzel Atatürk, önderimiz; 23 Nisan'ı çocuklara, 19 Mayıs'ı gençlere hediye ederek, aslında ülkenin geleceğinin teminatının onlar olduğunu bize müjdeledi. Biz de bunu coşkuyla kutluyoruz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/imparatorluklar-arasinda-sinirlar-otesinde/", "text": "Osmanlı'nın modernleşme sürecine ve tarih sahnesinden çekilmesine tanıklık eden Köpe ailesinin anılarına dayalı İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde sergisi, II. Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı ve mütareke döneminden detaylı arşiv kayıtlarıyla görsel bir anlatı sunarak, aile üyelerinin Braşov, İstanbul, Selanik, Edirne ve Konya gibi şehirlerde şekillenen hayatları, itinayla muhafaza edilmiş kişisel belgeler aracılığıyla siyasal, toplumsal ve diplomatik tarihin dönüm noktalarına ışık tutuyor. İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde kapsamında çevrimiçi ortamda gerçekleştirilecek bu ilk programda, Osmanlı'nın modernleşme süreciyle tarih sahnesinden çekilmesine tanıklık eden Köpe ailesinin anılarına dayalı serginin yapım süreci incelemeye açılacak. Sergiyi hazırlayan Nefin Dinç, Erol Ülker ve Lorans Tanatar Baruh ile destekçi kurum Macar Kültür Merkezi'nin müdürü Gabor Fodor'un katılımıyla Köpelerin aile arşivinin II. Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı ve Mütareke dönemine dair anlattıkları yorumlanacak. Hayatları Braşov'dan İstanbul'a, Selanik'ten Edirne ve Konya'ya uzanan aile üyelerinin kişisel belgeleri üzerinden, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan diplomatik ilişkilerinin gündelik hayata yansımaları değerlendirilecek. İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde sergisi 27 Aralık'a kadar SALT Beyoğlu'nda görülebilir. Ailenin hikayesi, Transilvanya'nın Braşov şehri yakınlarında bir köyde doğup büyüyen Andras Köpe ile Breton bir aileden gelen Leocadie Tallibart'ın İstanbul'da yollarının kesiştiği Tanzimat Dönemi'nde başlıyor. Andras, Avusturya İmparatorluğu'nun baskılarından Osmanlı başkentine kaçmış; Leocadie, saatçi ve mücevherci kardeşi Louis ile mimar kardeşi Pierre'e eşlik etmek üzere şehirdedir. 1842'de evlenen çiftin ikinci çocuğu olan ve aile arşivinden mektupları sergide yer alan Charles ise, Cenova kökenli Trabzonlu bir Levanten aileye mensup Rose-Marie Marcopoli ile 1882'de hayatını birleştirir. Charles ve Rose-Marie'nin Charlotte, Ida, Taib, Ferdinand, Antoine ve Eugene adında çocukları olur. Fransızca eğitim alan, konuşan ve yazan altı kardeş, hiçbir zaman Avusturya-Macaristan tabiiyetinden Osmanlı tabiiyetine geçmez. Taib, 1914'te savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Braşov'a giderek müttefik Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun üniformasını giyer. İki yıl sonra İstanbul'da Avusturya-Macaristan ordusuna katılan Antoine, 1917'de Suriye ve Filistin'de görev yapar. Savaşın sona erip iki imparatorluğun çöküş sürecinin başladığı dönemde çoğu İstanbul'da ikamet eden Köpe ailesi üyeleri, 1918'de Mondros Mütarekesi'ne, 1919'da Paris Barış Konferansı'na, 1920'de de şehrin İngiliz, Fransız ve İtalyan askeri makamlarınca resmen işgaline şahit olurlar. Çok uluslu imparatorluğun çok kültürlü sakinleri olan ve geriye çok kapsamlı bir aile arşivi bırakan Köpelerin yaşantıları, tabiiyet ve vatandaşlık ilişkilerinin ulusal kategoriler içerisinde belirgin ayrımlarla tanımlanmadığı tarihsel bir bağlamdan izler taşır. İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde, Antoine'in bu arşivden ciltler dolusu anı ve karikatürleri, görüntü ve ses kayıtlarının yanı sıra, büyük bir kısmı ağabeyi Taib'e ait yüzlerce fotoğraftan bir seçkiyle Osmanlı ve Avusturya-Macaristan diplomatik ilişkilerinin gündelik hayata nasıl yansıdığına bakar. Bir aile tarihinden yola çıkarak 19. yüzyıldan 20. yüzyıla, imparatorluktan ulus devlete geçişte sınırların belirsizliğine, kimliklerin değişkenliğine ve hayatların devingenliğine dikkati çeker. Nefin Dinç, Erol Ülker ve Lorans Tanatar Baruh tarafından hazırlanan sergi, İstanbul'daki Macar Kültür Merkezi tarafından desteklenmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ingiliz-bireyselciliginin-kokenleri-turkcede-ilk-kez-yayimlaniyor/", "text": "VakıfBank Kültür Yayınları'nın yayımladığı İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri, İngiltere'nin toplumsal dönüşüm öyküsünü ve Avrupa ülkelerinden nasıl ayrıştığını anlatıyor. Alan Macfarlane kitapta, tarihi olayları aktarırken onlarca düşünüre de atıfta bulunarak yüzlerce yıllık süreci analiz ediyor. VakıfBank Kültür Yayınları'nın okurla buluşturduğu İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri Türkçe'de ilk kez yayımlanıyor. Antropolog ve tarihçi Alan Macfarlane eserinde, İngiltere'nin Orta Çağ feodalizminden Sanayi Devrimi'ne uzanan toplumsal dönüşüm hikayesini inceliyor. Türkçe çevirisini Onur İşci'nin yaptığı kitapta Macfarlane, Karl Marx, Ferdinand Tonnies, Max Weber ve Sir Henry Maine gibi önemli düşünürlerin ve araştırmacıların görüşlerini değerlendirirken, bugünün bireyselleşmiş Anglo-Amerikan yaşam kültürünün de oluşumuna ışık tutuyor. Macfarlane, İngiltere'nin köylü toplumunun doğasını, köylü olmaktan çıkış sürecini, aile hukukunu, üretim araçlarının el değişimini, dinsel yapılanma ve mülkiyet kavramının farklılaşmasını odağına alıyor. Macfarlane, ... Marx, Weber ve Durkheim'dan başlayarak yirminci yüzyılın ortalarına kadar geçen sürede önde gelen yazarların fikirleri etrafında oluşan sosyolojik geleneği temel alan paradigma, Batı'nın gelişimiyle ilgili olarak çoğunlukla geçmişe dair yanlış bir anlayış üzerine kurulmuştur. On beşinci ve on yedinci yüzyıl arası dönemde veya Karl Polanyi'nin 'Büyük Dönüşüm' (1944) kitabında ileri sürdüğü üzere on sekizinci yüzyılda; geleneksel, feodal ve köylü bir dünyadan külliyen farklı modern, kapitalist ve bireyci bir dünyaya geçişe neden olan 'kapitalist devrim' söz konusu değildir. İddiam odur ki, ekonomiyi toplumdan ve büyük ölçüde siyaset ve dinden ayırmak anlamında İngiltere, en azından on ikinci yüzyıldan itibaren 'modern'dir diyor. Karl Marx'ın teorilerini temellendirdiği malzemenin çoğunluğunun İngiltere tarihinden alındığını belirten Macfarlane, bu durumun Weber'in Protestanlık ile kapitalizm arasındaki ilişkiye dair ortaya koyduğu yorumlar için de geçerli olduğunu söylüyor. İngiliz bulgularını kullanan diğer iki önemli düşünür ise Sir Henry Maine ve Ferdinand Tönnies'tir diyen Macfarlane kitabında, birbirleriyle ilişkili dört temel soru üzerinde duruyor: Sanayi Devrimi neden İngiltere'de ortaya çıktı? İngiltere, Avrupa'nın diğer bölgelerinden ne zaman farklılaşmaya başladı? Bu farkı ortaya çıkaran öncelikli gelişme neydi? İngiliz dönüşümünün tarihi, modern üçüncü dünya ülkeleri için ne kadar faydalı bir kıyas unsurudur? İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri, yalnızca İngiltere'de köylülükten kentliliğe geçişi ve Sanayi Devrimi'ni hazırlayan etmenleri değil, bugünün bireyselleşmiş Anglo-Amerikan yaşam kültürünün de pek çok detayını değerlendiren önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor. Antropolog ve tarihçi Alan Macfarlane, Cambridge'te King's College'ta öğretim üyesi olarak ders veriyor. 20 Aralık 1941'de, o yıllarda Britanya İmparatorluğu'nun parçası Hindistan'da dünyaya gelen Macfarlane, bugüne dek Nepal, Japonya, Çin ve İngiltere'ye dair sayısı 20'den fazla kitap ve 150 civarında akademik makale kaleme aldı. Sahip olduğu birçok onursal ödülün yanı sıra Britanya Bilimler Akademisi ve Kraliyet Tarih Topluluğu üyesi olan Macfarlane'in VBKY'den İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri adındaki kitabı yayımlanıyor. Macfarlane'in ayrıca Büyük Düşünürler Serisi için kaleme aldığı Yukichi Fukuzawa, Malthus, Montesquieu ve Adam Smith gibi isimlere yönelik biyografi çalışmaları bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ingiliz-ressam-john-craxton-in-eserlerinden-olusan-sergi-istanbulda-acildi/", "text": "Hayatının bir bölümünü Yunanistan'da geçiren ve Türk kültüründen etkilenen İngiliz ressam John Craxton 'ın çalışmaları, John Craxton-Işığın Peşinde başlıklı sergide sanatseverlerle buluştu. Meşher'de açılan sergiye ilişkin açıklamada bulunan serginin küratörü Ian Collins, ünlü ressama ait çalışmaların hikayesini ve arka planını anlattı. Collins, Craxton'ın eserlerinin Türk kültüründen izler taşıdığına işaret ederek, İskoçya'daki Stirling Üniversitesi Koleksiyonu'nda sergilenen Doğanın Yapı Taşlarıyla Manzara adlı duvar halısı çalışmasındaki unsurların buna örnek olduğunu kaydetti. Küratör Collins, Craxton'a dair Türkiye'deki ilk sergi olduğunu dile getirerek, sanatçıyla ilgili şimdiye kadar açılan en büyük sergilerden biri olduğuna da dikkat çekti. Ünlü ressamın doğumunun 100. yılı sebebiyle birçok ülkede sergi açılacağını kaydeden Collins, Craxton'ın ilk defa sergilenen 40 çalışmasının da iş insanı Ömer Koç tarafından İstanbul'daki sergiye getirildiğini vurguladı. John Craxton'ın şanslı bir çocukluk geçirdiğini ve ailesinin kendisini özgür bırakmasının sanatına büyük katkılar sağladığını ifade eden Ian Collins, ünlü ressama dair şu bilgileri verdi: Sürekli Ege'de yaşama tutkusu vardı. Aynı zamanda tüberküloz hastasıydı ve hastalığına iyi gelmesi için sıcak iklimde yaşaması gerekiyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında bölgeye gelemedi. 1949'da Atina'ya yerleştikten sonra sadece Ege Bölgesi'ne dair resimler çizdi. Bence Craxton'ı önemli ve eşsiz kılan budur. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği sergi, 23 Temmuz'a kadar açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ingilterenin-ilk-sifir-atik-tiyatrosu-surdurulebilir-sanat-icin-oncu-oluyor/", "text": "İngiltere'de sıfır atık vizyonuyla kurulan, binasının inşasından oyunların sergilenmesine kadar her aşamada sürdürülebilir çözümlere yönelen Greenhouse Tiyatrosu, sanat yoluyla iklim değişikliğine karşı farkındalık oluşturmayı hedefliyor. İklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmak için sanattan spora birçok alanda hayata geçirilen uygulamalar her geçen gün artıyor. İngiltere'nin başkenti Londra'da kurulan Greenhouse Tiyatrosu da ülkenin ilk sıfır atık tiyatrosu olma özeliği ile hem yaratıcı hem de çevreye duyarlı bir sanat anlayışı sunuyor. Yaklaşık 5 yıl önce tiyatro yönetmeni Oli Savage ve arkadaşları tarafından kurulan tiyatronun binası geri dönüştürülebilir malzemeler ile inşa edildi. Gün ışığından olabildiğince yararlanmak ve elektrik kullanımını en aza indirmek adına çatısı güneş ışığını geçirebilen materyallerle tasarlanan, zemini ise çimlerle kaplı olan tiyatro, daha çok yaz aylarında oyun çıkarıyor. Sahnelerde kullanılan dekor ve kostümler ikinci el olarak temin edilirken sonrasında hala kullanılabilecek olanlar, bunlara ihtiyaç duyan başka topluluklara aktarılıyor. Kalan malzemeler de geri dönüştürülerek döngüsel ekonomiye katkı sağlanıyor. Binada satılan ve tüketilen her şeyin organik ya da doğa dostu olduğu tiyatro, bu yaz 16 oyunu izleyici ile buluşturmayı hedefliyor. Greenhouse Tiyatrosu'nun Kurucusu ve Yönetmeni Oli Savage, tiyatronun kuruluş hikayesini ve çalışmalarını AA muhabirine anlattı. İngiltere'nin sıfır atık vizyonuyla kurulan ilk tiyatro topluluğu olduklarını, dünyada da benzer bir yapılanma ile henüz karşılaşmadıklarını belirten Savage, Bu, performanslarımızdan binanın inşasına kadar her aşamayı sıfır atık ya da sıfır atığa en yakın şekilde gerçekleştirdiğimiz anlamına geliyor, dedi. Uzun yıllardır tiyatro dünyasında yer aldığını ve geleneksel yapımlardan ziyade yaratıcı işlerle uğraştığını kaydeden Savage, tiyatroyu kurma fikrinin 2017'de yakın bir arkadaşının yazdığı senaryoyu okumasıyla ortaya çıktığını söyledi. Savage, Hikaye, gezegene karşı işlediğimiz şiddeti anlatıyordu. İnsanların diğer insanlara ya da hayvanlara şiddet uygulandığında ne kadar şoka girdiği ama konu gezegenin kendisine geldiğinde kimsenin yeteri kadar tepki göstermediği üzerine çok ilginç bir çalışmaydı, diye konuştu. Oyunlarında özelikle iklim değişikliğini işaret eden temaları seçmediklerini, normal bir tiyatro sahnesinde karşılaşılabilecek konuları da işlediklerini bildiren Savage, sundukları deneyimle izleyicilere, doğaya ve birbirlerine daha yakın hissetme tecrübesi kazandırdıkları yorumunu yaptı. Savage Shakespeare bu konuda çok güzel bir örnek. Zaten başlı başına şaheser işler, bunun ötesinde onun hikayelerinde pastoral dünya ile çok güçlü bir bağ kurabiliyorsunuz, ifadelerini kullandı. Böyle bir tiyatro oluşumuna öncülük ettikleri için mutlu olduklarını ve bununla gurur duyduklarını dile getiren Savage, sözlerini, İzleyicilerden ve basından tiyatromuzun eşsiz ve harika olduğu yönünde pozitif yorumlar aldım. Ama bazı tiyatro eleştirmenleri yeterince 'tutkulu' olmadığımızı söylüyorlar. Bence eksik olduğunu düşündükleri şey normal bir tiyatrodan bekledikleri ışık sistemi, ses sistemi, kıyafetler... Ben öyle düşünmüyorum. İyi bir sanat ortaya koymak için tüm bunlara ihtiyacınız yok, diyerek tamamladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/inkilap-kitabevi-iki-ciltlik-cambridge-kapitalizm-tarihini-yayimladi/", "text": "İnkılap Kitabevi, tarihçi ve ekonomist Larry Neal ile ekonomist Jeffrey G. Williamson tarafından hazırlanan iki ciltlik Cambridge Kapitalizm Tarihi'ni Türkçeleştirerek okurlarla buluşturuyor. Kapitalizmin yükselişinin ve yayılmasının uzman ve eksiksiz bir anlatımını sunan Kapitalizm I Kapitalizmin Doğuşu: İlk Kökenlerinden 1848'e ve Kapitalizm II Kapitalizmin Yayılışı: 1848'den Günümüze adlı kitaplar raflarda yerini aldı. Larry Neal ve Jeffrey G. Williamson tarafından hazırlanan Cambridge Kapitalizm Tarihi; Sanayi Devrimi'ne ve son iki yüzyılı geçkin süredir dünya ekonomisinin küreselleşmesine bağlı olarak eski dünyadaki kapitalizmin ilk kökenlerinden evrimini ve Ortaçağ'ın sonlarındaki Avrupa'da pazarların gelişimini kapsayan en iyi çalışmalardan biri. Uluslararası düzeyde gözde bilim insanlarından oluşan bir ekip tarafından yazılan iki ciltlik derleme, kapitalizmin yükselişinin ve yayılmasının uzman ve eksiksiz bir anlatımını sunuyor. Kapitalizmin başarıları çok dikkat çekse de, kapitalizmin gelişimini kesmeye devam eden krizlerin yanı sıra dini, felsefi ve siyasi eleştiriler de dikkat çekiyor. Kapitalizmin tarihi, Batı'nın tarihiyle geleneksel olarak bağlantılı olmasına rağmen Cambridge Kapitalizm Tarihi, kapitalizmdeki bölgesel değişiklikleri dikkate alarak ve rakiplerine kıyasla eşsiz bir inceleme sunarak küresel bir bakış açısı kazandırıyor. Kapitalizm I Kapitalizmin Doğuşu: İlk Kökenlerinden 1848'e adıyla yayımlanan ilk cilt, kapitalizmin eski zamanlardaki uzak kökenlerini ortaya çıkarıyor. Her şeyden önce neden kapitalizm ve modern iktisadi büyümenin başlaması bu kadar uzun sürmüştür? sorusuna yanıt arayan Kapitalizm I'de yer alan makaleler, modern kapitalizmin özelliklerini; kapitalizmin çeşitli öncüllerinin neden hayatta kalamadığını ve hem nüfus hem de kişi başına düşen gelirleri neden önceki seviyelerden yukarı çıkarmayı başaramadığını tespit etmeye odaklanıyor. Kapitalizme cevaplar arayan Kapitalizm II Kapitalizmin Yayılışı: 1848'den Günümüze başlıklı ikinci cilt ise kapitalizmin Batı Avrupa ve sömürgelerindeki gelişimini ve 1848'den sonra dünyanın geri kalanına yayılmasını ele alıyor. Kapitalizm II'deki makaleler, modern iktisadi büyümenin fayda sağlayan etkilerinin, önde gelen sanayi ülkelerinde giderek daha açık hale geldiğini; buna rağmen kapitalizmin yayılışının başka ülkelerdeki yerel sosyal, siyasi ve kültürel koşullar tarafından kısıtlandığını ortaya koyuyor. İki ciltten oluşan Cambridge Kapitalizm Tarihi'nin Kapitalizm I Kapitalizmin Doğuşu: İlk Kökenlerinden 1848'e ve Kapitalizm II Kapitalizmin Yayılışı: 1848'den Günümüze adlı kitapları, İnkılap Kitabevi etiketiyle raflarda, inkilap. com, dr. com. tr ve kitapyurdu. com adreslerinde!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/insanligin-hur-iradesinin-yansimasi-sifir-noktasi/", "text": "Mahmut Aydın Sıfır Noktası isimli sergisi ile Pg Art Gallery'nin yeni lokasyonu Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi'nde sanatseverlerle buluşuyor. Pg Art Gallery, yeni lokasyonu Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi'ne taşınmadan evvel Çukurcuma'daki mekanında açılan Sıfır Noktası isimli son sergide, Mahmut Aydın'ın sergi ile aynı adı taşıyan, tek parça figüratif heykel enstalasyonu yer alıyor. 1989 yılında Diyarbakır'da doğan ve insanlığın sosyo-kültürel varlığı ve ortamı arasındaki ilişkiyi sürekli etkileşimlerinde araştıran Mahmut Aydın'ın Sıfır Noktası sergisi, alana yerleştirilen metal şemsiyeler, etrafını çevirdiği heykeli maskeleyip tıpkı bir paravan gibi izleyici ile arasana mesafe koyuyor. Heykelin etrafında olup biten şeylerden kendini korumak, daha güvende hissetmek istercesine ardına sığındığı bu şemsiyeler, onun için artık birer koruyucuya dönüşüyor. Bireyin kendisini toplum içerisinde güvensiz hissettiği anlarda devreye giren ve yarattığı kurgu benliği ile gerçek benliğini görünmez kılmayı başarıyor. Her şeye rağmen hakikatle yüzleşerek tamamen arınmış görünen figürü çevreleyen şemsiyelerin birden fazla oluşu, bir yandan anlamı kuvvetlendirirken diğer yandan durağan görüntüye dinamizm katıyor. Galerinin ortasında yaratılan bu kurgusal sahne, izleyiciyi gerçek ve kurgu arasında gidip gelen, çelişkilerle dolu dünyayı sorgulamaya yöneltiyor. Sanatçının heykelleri, insan vücuduyla tezat oluşturan geometrik formlarla, insanlığın hür iradesini etkileyen gelişim ve dönüşüm, çevresel, sosyal, yapay ve doğal koşulları yansıtmayı amaçlıyor. Figüratif heykellerinde, dışarıdan dayatılmış en ufak değişikliklere karşı vücudun tutumuna ve hassasiyetine ışık tutmayı hedefleyen Mahmut Aydın'ın Sıfır Noktası adlı sergisi, 4 27 Aralık 2020 tarihleri arasında Pg Art Gallery'nin Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi'ndeki yeni mekanında görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/institut-francais-turkiyede-yeni-sergi-bitkisel-duslem/", "text": "Institut français Türkiye, 21 Ekim 21 Aralık 2021 tarihleri arasında İstanbul şubesinin bahçesinde Fransız sanatçı Jeff Leal'in Bitkisel Düşlem başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Bitkisel Düşlem, doğadan yeniden beslenmeye ve doğanın canlı varlıkları bitkilere karşı duyarlı olma ihtiyacından kaynaklanan sanatsal bir çalışma. Bitkileri yeniden yorumlamanın, renklerini değiştirmenin basit gerçeği bizleri, onları yeniden keşfetmeye, tüm güzellikleri ve karmaşıklıkları içinde yeniden değer vermeye davet ediyor. Jean-François Leal, 1987'den bu yana fotoğrafçılık ve yönetmenlik yapıyor. Fransa'nın Ardennes bölgesinde, Endülüslü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen sanatçı, görsel-işitsel alanındaki üniversite eğitimi ve gerçekleştirdiği seyahatler ona, yeni yerleri incelemek ve dönüştürmek için farklı bir evrenin kapılarını araladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/institut-francaisde-fransiz-sinema-keyfi/", "text": "Institut français Türkiye, İstanbul şubesinde sinema gösterimleri Eylül ayında itibaren tekrar başlıyor. Yeni sinema sezonumuzu, 3 Eylül Cuma akşamı saat 20.30'da, Can Dostum filminin yönetmenleri Eric Toledano ve Olivier Nakache'ın Kural Dışı filminin ücretsiz açık hava gösterimiyle başlıyor. Eylül ayından itibaren, Institut français Türkiye İstanbul sinemasında her Cumartesi ve Pazar günleri saat 16.00 ve 19.00'da iki seans gerçekleşecek. Machines a bulles isimli sergimizin kapsamında her gösterim öncesi, Penelope Bagieu'nun çizgi romanından uyarlanan Culottees serisinin bir bölümü yayınlanacak. Bir kaç hafta evvel Leila Slimani, Salon Edebiyat'ta konuğumuzdu. Bu film yazarın ünlü romanından uyarlandı. Sıra dışı ve harika bir romantik bir film. Hayat dolu bir müzikal komedi olan bu film, Fransız sinemasının bir klasiği ve Catherine Deneuve'ün ilk filmi. Çizgi romandan uyarlanan bu film, bu yıl aramızdan ayrılan ünlü yönetmen Bertrand Tavernier'nin anısına gösterilecek. 8 Kadın filminin yönetmeninden 80'li yıllarda geçen bir aşk hikayesi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/institut-francaisden-fikirler-gecesinde-24-saat-canli-yayin/", "text": "Institut français Türkiye, bu yıl 6. sı düzenlenen Fikirler Gecesi'ne dört etkinlikle birden katılacak. Yakın teması altında düzenlenecek etkinliklerin tamamı çevrimiçi olarak gerçekleşecek. Institut français tarafından her yıl Ocak ayının son Perşembe gecesi düzenlenen Fikirler Gecesi'ne bu yıl 75 ülke katılıyor. Katılımcı ülkelerin seçilen etkinlikleri Institut français Paris'in girişimi ile 24 saat sürecek bir canlı yayında tüm dünyadan izlenebilecek. Japonya'dan ABD'ye kadar sohbet, tartışma, müzik ve performansla dolu ve 24 saat sürecek bir Fikirler Gecesi yaşamak için Institut français Türkiye Facebook sayfası takip edilebilir. Institut français Türkiye'nin Ankara, İstanbul ve İzmir ekipleri tarafından hazırlanan etkinliklerin tamamı çevrim içi ve katılım ücretsiz olacak. Felsefeci yazar Maxime Rovere Dünya'nın yaşadığı bu krizle birlikte varlık ile yokluk'un şekil değiştirmesinden yola çıkarak yakın ve uzak kavramlarını sorgulayacak. Etkinlik ODTÜ Felsefe Bölümü ve Charles de Gaulle Lisesi işbirliği ile Zoom ve Facebook'dan canlı olarak Fransızca ve Türkçe simültane çeviri ile gerçekleşecek. Türkiye ve Yunanistan'dan 8 lise son sınıf öğrencisi Yakın teması altında dünyaya bakışlarını, onları nelerin yakınlaştırıp nelerin uzaklaştırdığını konuşuyor. Etkinlikte Türkiye adına Galatasaray, Saint Joseph, Pierre Loti ve Charles de Gaulle Liselerinden 4 öğrenci konuşacak. France Inter'den Caroline Gillet moderasyonu üstlenirken felsefe yazarı Brigitte Labbe de etkinliğe canlı olarak katılacak. Etkinlik Fransızca, İngilizce simültane çeviri ile Facebook'dan canlı olarak tüm dünyaya yayınlanacak. Türkiye ve Yunanistan'dan iki kemençe sanatçısı adalardan dolanarak iki ülkeyi birbirine bağlayan bir müzikal dinleti ve sohbet sunacaklar. Etkinlik Youtube ve Facebook'dan konsekütif çeviri ile yayınlanacak. Bilgi Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim görevlisi Emre Gönen moderatörlüğünde gerçekleşecek söyleşide konuklar Selen Ansen, Su Yücel, Canan Akkaya ve Barış Doğrusöz İstanbul ve Strasbourg'un dekor olduğu çift kültürlü yaşamlarını anlatacaklar. İki kentin nasıl bu kadar doğallıkla birbirine bağlandığını, nasıl yaratıcılığın bu iki sanatsal deniz fenerini bugün de birbirine yaklaştırmaya devam ettiğini, otuz yıl önce imzalanan ilk kültürel işbirliği anlaşmasının üzerine bu iki gerçek Avrupa metropolünü birbirine daha da yakınlaştıracak yeni kültürel köprülerin nasıl inşa edilebileceğini anlamaya çalışacağız. Etkinlik, Zoom üzerinden Türkçe ve Fransızca simültane çeviri ile gerçekleşecek. Aynı zamanda Institut français de Turquie Facebook hesabından canlı yayınlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ipa-istanbulun-gelecegini-vatandasa-soruyor/", "text": "İBB İstanbul Planlama Ajansı, İstanbulluların gelecekte nasıl bir İstanbul hayal ettiklerini öğrenmek için anket çalışması başlattı. İstanbul 2050 Vizyonu Strateji Belgesi hazırlığı kapsamında başlatılan ankete, istanbulsenin. org sitesi üzerinden ulaşılabilecek. İBB İstanbul Planlama Ajansı, İstanbul'un gelecek vizyonunun ve stratejilerinin geniş katılım ve ortak akılla belirlenmesi amacıyla çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda hazırlanan İstanbul 2050 Vizyonu Strateji Belgesi, İstanbul'un 2050 yılı vizyon ve hedeflerini ortaya koyacak. Kentin tüm paydaşlarıyla bir araya gelen İPA, sürece İstanbulluları da dahil etmek için yeni bir anket çalışması başlattı. Bugün başlayacak olan anket çalışması Haziran ayı boyunca devam edecek. İstanbullular ankete istanbulsenin. org sitesi üzerinden ve 50 farklı meydandaki başvuru merkezinden katılabilecek. Vizyon 2050 süreciyle ilgili detaylı bilgiye ipa. istanbul adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ipek-dubenden-ten-beden-ben/", "text": "İpek Duben'in kırk yılı aşan pratiğini yansıtmak üzere hazırlanan en kapsamlı sergisi SALT Beyoğlu'nda gerçekleştiriliyor. İşlerinde sıkça kullandığı kendi beden imgelerinden esinle adlandırılan Ten, Beden, Ben, erkek şiddetinden toplumsal cinsiyete, yerinden edilme ve göçten tüketim alışkanlıklarına uzanan konuları irdeleyen sanatçının üretimine yeni bir bakış sunuyor. Sergi, Duben'in 1980'lerin başındaki resim ve desenlerinden 2020 tarihli Angels and Clowns'a birçok işini yeniden değerlendiriyor. Bir desen ve on bir resimden oluşan Şerife (1980-1981) serisi, Duben'in yerel bir bağlamda göç, ötekine bakış ve toplumsal cinsiyet konularını ele aldığı ilk işidir. Sanatçı, kız kardeşinin evine temizliğe gelen Şerife'nin başsız ve bedensiz portreleri için pazardan satın aldığı bir elbiseyi doldurup canlı modelin yerine koyar. Böylece Şerife'nin temsili bir modelini yaratır. Toplumsal varlığı ve emeği görünmez kılınan kadınları gündeme getirerek feminist bir tavrı yansıtan resimler, kültürel gelenek ve adetlerle kırsal ve kent yaşamı arasındaki geçişlere de işaret eder. Bir gazete kupüründen yola çıkan Adale Adam (1988) üçlemesinde ise kaslarıyla böbürlenen, çıplak gövdesini teşhir etmekten kaçınmayan bir erkek figürü vardır. Şerife'nin mazbut halinin aksine, dimdik gövdeleriyle resmin yüzeyini kaplayan bu anonim adamlar tehditkar görünürler. Sergide peş peşe yer alan bu iki seri, toplumsal cinsiyet temelli beden temsilleri arasındaki eşitsizliğe dikkati çeker. Duben, 1984 yılında Londra'daki Victoria and Albert Museum'da Moğolistan'dan İran'a uzanan geniş bir coğrafyadan minyatürleri inceleme fırsatı buldu. Boyalı yüzey, figürün temsili özellikleri ve mekan yapısıyla kompozisyonuna dair gözlemleri üretimini derinden etkiledi. Dışavurumcu pratiklere özgü enerji ve hareket ile minyatürün durgunluğunu bir araya getirme çabası, aynı zamanda, doğup büyüdüğü İstanbul'dan öğrenim için Chicago'ya giden sanatçının varoluşsal çelişkilerini de yansıtıyordu. Duben, Doğu-Batı ayrımında bir kadın olarak konumunu irdelemeye İzler (1990-2021) ve Kayıt (1991-1992) resim serileriyle başladı. Kavramsal arayışlarına uygun bir şekilde enstalasyon ve kitap sanatına yöneldiği Manuscript 1994 El yazması 1994 ile pratiğinin ana damarlarından birine dönüşen bu konu, önce Manuscript X El yazması X sonra Suspended Muallak ile günümüze dek varlığını sürdürdü. New York'ta geçirdiği 1990'lar, Duben için eğildiği konularla farklı form ve malzemeleri buluşturduğu yeni bir özgürleştirici evrenin başlangıcı oldu. 2000'lerin başında erkek şiddeti ve zorunlu göç hikayelerine yoğunlaştı. Türkiye ve ABD basınında çıkan kadına şiddet olaylarını derlediği LoveBook Aşk Kitabı ve aynı temel üzerine inşa ettiği LoveGame Aşk Oyunu enstalasyonları, sanatçının giderek artan atmosfer yaratma isteğini görünür kıldı. 2003 tarihli What is a Turk? işinde öteki olana ulus kimliği üzerinden yaklaşırken Farewell My Homeland Elveda Yurdum ile odağını din, dil, etnik köken fark etmeksizin yerinden edilenlere çevirdi. Sanatçının son yirmi yılda yaşanan sosyal, kültürel ve ekonomik dönüşümlere dair gözlemlerinden doğan Melekler ve Soytarılar serisi bir kesimin yıkıcı kayıplarını görmezden gelerek tüketim aşırılıklarını normalleştirmiş yeni dünyanın çelişkilerini konu edinir. Ten, Beden, Ben, SALT'tan Amira Akbıyıkoğlu, Farah Aksoy, Sezin Romi ile Vasıf Kortun tarafından programlandı. Sergiye eşlik edecek kamu programlarının ayrıntılarına sergi süresince saltonline. org ve SALT Online sosyal medya hesaplarından erişilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iranli-24-sanatcinin-eserleri-art-parisa-galeride/", "text": "İran asıllı Parisa Karamnezhad'ın sahibi olduğu Art Parisa Galeri, ülkesinden 24 sanatçının eserlerine ev sahipliği yapıyor. İran'ın çeşitli şehirlerinde sanat alanında çalışmalarını yürüten, aralarında akademisyenler ve öğrencilerin de bulunduğu 24 sanatçı, toplam 45 parçadan oluşan eserleriyle İstanbul'da Art Parisa Galeri'de buluştu. Art Parisa Galeri'de 7 Ocak Cumartesi akşamı düzenlenen bir kokteyl ile açılışı yapılan serginin ana teması, Doğaya Saygı olarak açıklandı. Sergilenen eserlerin büyük bölümü, serbest teknikle çalışılmış değerli sanat eserlerinden oluşuyor. Her üç gruptan ayrı ayrı en iyi seçilen üç eserin özel ödül ile onurlandırılacağı Festival Sergiler'de jüri üyeliğini; Bist & Bist Sanat Derneği Başkanı Azade Moradi, Ressam-Sanat Tarihçisi ve İsfahan Sanat Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hojjat Amani, Art Parisa Galeri Direktörü Parisa Karamnezhad yapıyor. Serginin küratörlüğünü ise Azade Moradi ve Yousef Saadi üstleniyor. Sergi, 17 Ocak 2023 tarihine kadar Art Parisa Galeri'de sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. Mehdi Parastar Shahri, Mehdi Mehri, Bashir Pur Vaqar, Yousef Saadi, Gholamreza Shamlu, Monireh Gholami, Sanaz Sali, Kobra Radpur, Zahra Mobyan, Jamshid Molla Pur, Mina Yadegari Fard, Fatemeh Jafari, Maryam Sajedi, Nafiseh Sheikholeslami, Yunes Zulfaqari, Kiarash Ghoncheh Pur, Karim Zarei, Marzieh Takarli, Mohadeseh Zangeneh, Behnam Hakimi, Mozhdeh Nazari, Roghayeh Razmi, Nafiseh Esnaashari, Mehrdad Khezrian."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/irem-arslandan-kendi-yolunda-yuruyenlere-adanmis-bir-yeni-yil-sarkisi-bor/", "text": "İlk teklisi Pembe ile caz- pop dünyasına taze bir soluk getiren İrem Arslan, 2021'yi yeni teklisi Bor ile uğurluyor. Babajım İstanbul etiketiyle tüm dijital platformlarda yerini alan Bor'un söz, müzik ve düzenlemesi de İrem Arslan'a ait. Dış sesleri dinlemeye ara verip kendi yolunda gitmeyi anlatan bu şarkı başından sonuna bir oyun gibi ilerliyor. Beklenmedik ritmik hareketler şarkının hikaye anlatıcılığını güçlendirirken, müzik Onur'un klarnet solosuyla iyiden iyiye hareketlenip bir dansa, kocaman bir kutlamaya dönüşüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/is-sanat-caz-sahnesi-genedos-ile-aciliyor/", "text": "İş Sanat'tan yapılan açıklamaya göre, Ozan Musluoğlu'nun da içinde bulunduğu Genedos, sezonun ilk caz konseri olarak programda yer alıyor. Piyano ve vokalde Eylül Ergül, davul ve vokalde Çağla Karaali, saksafon ve flütte Serdar Barçın, kontrbasta ise Ozan Musluoğlu'nun yer aldığı Genedos caz projesi, ana akım cazdan modern parçalara uzanan zengin bir repertuvarla cazseverlerin karşısında olacak. Konserde Beatles'tan Joe Henderson'a, John Lennon'dan Charlie Parker'a uzanan bir seçki yer alıyor. 24 Kasım Salı günü saat 20.30'da İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden ücretsiz izlenebilecek konser sezon sonuna kadar erişime açık olacak. İş Sanat'ın kasım ayındaki diğer etkinlikleri dijital platformlar üzerinden izleyicilerle buluşmaya devam edecek. İş Sanat Masal Tiyatrosu'nun sahneleyeceği Hansel ve Gretel ile Alaaddin 29 Kasım'da, W. Shakespeare'in 12. Gece eserinden bir bölümün seslendirileceği Okuma Tiyatrosu 25 Kasım'da sanat severlerle buluşacak. Tüm konser ve dinletiler 20.30'da, çocuk etkinlikleri ise 15.00'te yayında olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/is-sanat-konser-sezonunu-100-yil-gala-konseri-ile-aciyor/", "text": "İş Sanat, yeni konser sezonunu Cumhuriyet'in 100. Yılı'nı kutlamak üzere orkestra şefi Tolga Atalay Ün yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde dünyaca ünlü tenor Murat Karahan'ın 100. Yıl Gala konseriyle 2 Kasım Perşembe günü açıyor. İş Sanat, yeni konser sezonunu Cumhuriyet'in 100. Yılı'nı kutlamak üzere 100. Yıl Gala konseriyle açacak. Kasım ayından Haziran ayına kadar sürecek bu sezonda, pek çok yerli ve yabancı sanatçı İş Sanat sahnesine konuk olacaklar. İş Sanat sahnesinin klasik konserlerine Kronos Quartet'ten Aleksey Igudesman'a, Giuliano Carmignola'dan Timothy Chooi'ye önemli isimler konuk oluyor. Caz ve dünya müziğinin yıldızları Luz Casal ve Cecile McLorin Salvant da İş Sanat'ın konser programında yer alıyor. Parlayan Yıldızlar'ın genç isimlerinden şiir dinletilerine, türkülerden viyana valslerine renkli bir sezon yine sanatseverleri bekliyor. İş Sanat, ülkemizin yetiştirdiği, dünyanın önde gelen opera sanatçıları arasında yer alan, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Murat Karahan ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Cumhuriyet'in 100. Yılına özel bir konserle salonunun kapılarını açıyor. Orkestra şefi Tolga Atalay Ün'ün yöneteceği konser sevilen opera aryalarından hep birlikte söylediğimiz türkülere uzanan zengin bir repertuvara sahip. Konser, 2 Kasım Perşembe, saat 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda olacak. Dünyaca ünlü topluluk Concerto Köln ile klasik müzik sahnesinin önemli virtüözlerinden Giuliano Carmignola İş Sanat'ta bir araya geliyor. Konser 15 Aralık Cuma, 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda müzikseverlerle buluşacak. Klasik müziğin önde gelen topluluklarından Concerto Köln, 2004 yılında Wolfgang Amadeus Mozart'ın eseri La nozze di Figaro kaydıyla Grammy ödülünün sahibi oldu. Echo Klassik de dahil olmak üzere 75'in üzerinde ödüllü albüm kaydı olan Concerto Köln, bu konserde bir başka Grammy'li sanatçı Giuliano Carmignola'ya eşlik ediyor. Klasik ve çağdaş müziğin öncü toplulukları arasında yer alan Kronos Quartet, bir araya gelişlerinin 50'inci yılını kutladıkları dünya turnesi kapsamında 16 Ocak Salı, saat 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda seyircisiyle buluşacak. David Harrington, John Sherba, Hank Dutt ve Paul Wiancko'dan oluşan Kronos Quartet, Andrei Tarkovksy'nin Oscar ödüllü Requiem For A Dream filminin müziği başta olmak üzere birçok filmin müziğiyle adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Parlak ve uzun kariyerlerinde kendileri için bestelenmiş 1000'den fazla eser olan efsane topluluk, cazdan tangoya, dönem müziklerinden, yirminci yüzyıl müziklerine uzanan geniş bir repertuvarın da sahibi. Billie Holliday, Ella Fitzgerald gibi caz müziğin dünyaca ünlü kadın sanatçılarının izinden giden Cecile Mclorin Salvant, 7 Kasım Perşembe, İş Kuleleri Salonu'nda caz rüzgarı estirecek. Thelonious Monk Enstitü'nün 2010 yılında düzenlediği caz yarışmasında birinci olan Salvant, caz kariyerinde emin adımlarla ilerleyerek, yayınladığı The Window, Dreams and Daggers albümlerinin ardından For One To Love albümü ile Grammy Ödülleri'nde En İyi Caz Vokal Albümü Ödülünün sahibi oldu. Konserde Salvant'a, Sullivan Fortner, Yasushi Nakamura, Savannah Harris eşlik edecek. İş Sanat, sanatseverleri 5 Ocak Cuma, English Chamber Orchestra ile Viyana Gala konserine davet ediyor. Müzik ve dansın bir araya geldiği, İş Kuleleri Salonu'ndaki geleneksel yeni yıl konserinde topluluk ve dansçılar vals ve polkalar ile rengarenk bir gece yaşatacak. Viyana Senfoni Orkestrası müzisyenleri tarafından kurulan, bağımsız oda orkestrası Wiener Concert-Verein, 2019 yılı Queen Elisabeth Keman Yarışması birincilik ödülünün sahibi Timothy Chooi ile İş Sanat ev sahipliğinde 7 Şubat Çarşamba saat 20.30'da, İş Kuleleri Salonu'nda seyircisiyle buluşacak. Klasik ve romantik dönemin eserlerinin seslendirileceği konseri solistliği de üstlenen Timothy Chooi yönetiyor. Yaratıcılıkta sınır tanımayan, keman virtüözü, besteci ve komedyen Aleksey Igudesman İş Sanat'a özel hazırladığı Beethoven and More başlıklı konserle İstanbul seyircisinin kalbini fethedecek. Igudesman'ın dünyasında bir Viyana valsi her an Britney Spears'ın bir şarkısına ustaca bağlanabilir veya bir Hint halk şarkısı Beethoven'ın keman sonatına dönüşebilir. Beethoven'ın son eseri olan 9'uncu senfonisinin bestelenişinin 200. yılı vesilesiyle İş Sanat'a özel hazırlanan konserde bestecinin eserlerinin pusulasında Igudesman yeni rotalara yelken açacak. Igudesman'ın yönetimindeki 100 kişilik Romanian National Youth Orchestra, Boğaziçi Caz Korosu ve sürpriz isimler bu yolculukta sanatçıya eşlik edecek. Konser, 16 Nisan Salı saat 20.30'da, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Telekom Opera Salonu'nda gerçekleşecek. İş Sanat, Franz Lizst Akademisi'nin seçkin müzisyenlerinin kurduğu Anima Musicae Oda Orkestrası ve Macar asıllı kemancı Gwendolyn Masin'i 17 Nisan Çarşamba, saat 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda ağırlayacak. Orkestra şefi Rengim Gökmen yönetimindeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, piyano sanatçısı Rüya Taner'in solist olarak yer alacağı konser ile 5 Mart Salı, 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda izleyicileriyle buluşacak. İspanya'nın dünyaca ünlü pop-rock sanatçılarından Luz Casal, 30 Kasım Perşembe, 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda dinleyicilerle buluşacak. İspanyol yönetmen Pedro Almodovar'ın Oscar ödüllü Yüksek Topuklar filminde seslendirdiği Piensa en mi şarkısıyla adını dünyaya duyuran Casal, konserde sevilen şarkılarını seslendirecek. Sesi ve piyano başında sergilediği sahne performansıyla son dönemde adından sıkça söz ettiren Karsu, yılın son konserinde İş Sanat seyircisiyle ilk kez buluşacak. Caz, blues, pop, funk ve elektronik müziği modern yorumlarla buluşturan piyanist, besteci, söz yazarı ve şarkıcı Karsu'nun, İş Sanat'a özel hazırladığı Dünya'nın Sesleri başlıklı konser 28 Aralık Perşembe, 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda. Halk müziğinin usta sanatçılarından Coşkun Karademir, konuk sanatçıları Buray ve Ceylan Ertem'i Dost Meclisi başlıklı Türk halk müziği konserinde İş Sanat sahnesinde ağırlıyor. Müzikal birliktelikleri uzun yıllara dayanan Karademir ve Ertem'in sahnedeki performansına Buray'ın da katılımıyla oluşan Dost Meclisi türkü severlere unutulmaz bir gece yaşatacak. Konser, 15 Kasım Çarşamba, saat 20.30'da, İş Kuleleri Salonu'nda. Türk halk müziğinin başarılı ismi Kubat, 7 Aralık Perşembe, saat 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda seyircilerle buluşacak. Ege yöresi türkülerinin yer aldığı bu özel konserde Kubat'a konuk sanatçı Canan Çal eşlik edecek. Dünyaca ünlü müzisyen Luis Bravo'nun tango dans topluluğu Forever Tango, 23 Mayıs Perşembe, İş Kuleleri Salonu'nda gerçekleştireceği gösterisiyle İş Sanat seyircisinin ilk kez karşısına çıkacak. Arjantin'in tutkulu müziğini ve dansını ustaca sahneye taşıyan topluluk, Amerika'yı baştanbaşa dolaştı. Tony ile Drama Desk ödüllerine aday gösterildi. Broadway'de en çok sahne alan gösterilerden biri olan Forever Tango, 12 dansçı ve 9 müzisyenden oluşuyor. Edebiyatımızın unutulmaz eserlerinin müzik ile harmanlandığı dinletiler bu sezon da İş Kuleleri Salonu'nda ücretsiz olarak seyircisi ile buluşacak. Atilla Birkiye'nin düzenlediği, Serdar Yalçın'ın müzik direktörlüğünü üstlendiği ve Mehmet Birkiye'nin sahneye uyarladığı dinletiler aynı zamanda İş Sanat'ın YouTube kanalından da yayınlanacak. 27 Kasım'da Nazım Hikmet, 11 Aralık'ta Aşık Veysel, 22 Ocak'ta Ahmet Muhip Dıranas, 19 Şubat'ta Nezihe Meriç, 15 Nisan'da Melih Cevdet Anday'ın eserlerinden derlenen şiir ve hikaye dinletileri, sahnede olacak. İş Sanat'ın yoğun ilgi gören ücretsiz Cuma İş Çıkışı konserleri rock müziğin başarılı gruplarından MaNga ile başladı. İş Çıkışı konserlerinde 22 Eylül'de Sibel Tüzün, 6 Ekim'de Yaşar, 13 Ekim'de ise Pinhani sahne alacak. Cuma İş Çıkışı konserleri yeni yılın gelişini de İstanbul ve Ankara'da seyircileriyle kutlayacak. İş Sanat'ın kariyerlerinin başındaki müzisyenlere sahne deneyimi sunarak destek olmak amacıyla sürdürdüğü Parlayan Yıldızlar konserlerinin seçmeleri tamamlandı. Seçmelerin ardından 16 genç müzisyenin sezon boyunca İş Kuleleri Salonu'nda vereceği ücretsiz konserlerin ilki 20 Kasım'da başlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/is-sanat-masal-tiyatrosu-etkinlikleri-cevrimici-ve-ucretsiz-yayimlanacak/", "text": "İş Sanat Masal Tiyatrosu, dünyaca ünlü klasik masalları minik sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. 3 Ocak'ta Rapunzel, 10 Ocak'ta 80 Günde Devr-i Alem, 17 Ocak'ta Uyuyan Güzel ve 24 Ocak'ta Fındıkkıran saat 15.00'ten itibaren yayında olacak. İş Sanat Masal Tiyatrosu, dünyaca ünlü klasik masalları minik sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. 3 Ocak'ta Rapunzel, 10 Ocak'ta 80 Günde Devr-i Alem, 17 Ocak'ta Uyuyan Güzel ve 24 Ocak'ta Fındıkkıran saat 15.00'ten itibaren yayında olacak. Lerzan Pamir'in yönetmenliğinde, Aslı Tandoğan, Anıl Altınöz ve Mert Aydın tarafından canlandırılan tüm masallar, İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden sezon boyunca ücretsiz izlenebilir. İş Sanat'ın ocak ayındaki diğer etkinlikleri çevrim içi izleyicilerle buluşmaya devam edecek. Türk pop müziğinin duayen ismi Erol Evgin'in sahnesini sokak müzisyenleriyle paylaştığı Yine de Güzeldir Yaşamak adlı bu özel konser, yeni yılın ilk günü sanatseverlerle buluşacak. Dilek Türkan ve Derya Türkan, unutulmaz bir repertuvarla 2 Ocak akşamı izleyici karşısına çıkacak. Yelda Bayramoğulları, Aslıhan Güngör ve Nurdan Küçükekmekçi'den oluşan Trio Patara 8 Ocak'ta sahne alacak. Şiir ve hikaye tutkunlarının yıllardır büyük bir ilgiyle takip ettiği dinleti serisinde 18 Ocak'ta Gülten Akın'ın şiirleri yer alacak. İş Sanat ve Milli Reasürans iş birliğinde düzenlenen, şef Hakan Şensoy yönetimindeki Milli Reasürans Oda Orkestrası'nın konseri 21 Ocak'ta yayında olacak. Konserin solistliğini çellist Çağ Erçağ yapacak. Uğur Önür, İsmail Çakır ve Umut Sülünoğlu Bu Muhabbet Bitmez projesiyle yöresel ezgileri 16 Ocak'ta İş Sanat sahnesine taşıyacak. Bilal Karaman Quartet ve Ülkü Aybala Sunat caz konseri 30 Ocak'ta gerçekleşecek. Dünya edebiyatından klasikleri oyuncuların sesinden dinlediğimiz Okuma Tiyatrosu'nda; 6 Ocak'ta Peer Gynt, 13 Ocak'ta Antonius ve Kleopatra yer alacak. Yazarının Sesinden serisine 4 Ocak'ta Haydar Ergülen İdilikler, 11 Ocak'ta İnci Aral Yeşil ve 25 Ocak'ta Ethem Baran Döngel Dünya eserleriyle konuk olacak. Tüm konser ve dinletiler saat 20.30, çocuk etkinlikleri ise saat 15.00'ten itibaren yayımlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/is-sanat-tan-evde-kal-kampanyasi/", "text": "Koronavirüs salgını nedeniyle online mecralarda sanatseverlerle buluşan kurumlar arasında İş Sanat da yerini aldı. İş Sanat; Facebook, YouTube, Twitter ve Instagram gbi sosyal medya hesapları üzerinden üzerinden #işsanatlaevdekal etiketiyle yerli ve yabancı sanatçıların hazırladığı video içerikleri sanatseverlere sunmaya başladı. Bir İş Sanat klasiği haline gelen şiir ve hikaye dinletilerinin ünlü isimleri Tilbe Saran, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek tarafından İş Sanat'la Evde Kal yayınları için özel olarak edebiyatımızın ustalarının unutulmaz eserlerinden bölümler seslendiriliyor. Kuruluşundan bu yana Kibele Sanat Galerisi'ne konuk olan sanatçıların çalışmalarından yapılan seçkiler de İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarından paylaşılıyor. Sanatçılara ait konserlerin de yayınlandığı İş Sanat YouTube hesabında, özellikle usta müzisyen Neşet Ertaş'a ait konser kayıtları büyük beğeni ve yorum aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/is-sanattan-21-sezona-dijital-merhaba/", "text": "İş Sanat, sahnesinde kayda alınacak yeni konser ve etkinliklerden oluşan programını dijital platformlardan paylaşacağı 21. sezonunu 5 Kasım'da başlatacak. Klasik müzik konserlerinden yerli projelere, hikaye ve şiir dinletilerinden, masal tiyatrosuna, tiyatro okumalarından sanal sergilere uzanan pek çok etkinliğin yer aldığı 21. sezon, kasım ayında çevrim içi olarak başlayacak. Pandemi tedbirleri kapsamında seyircisiz olarak İş Kuleleri Salonu'nda gerçekleşecek kayıtların tamamı İş Sanat'ın sosyal medya hesapları üzerinden ücretsiz izlenebilecek. İş Sanat, 21. sezonunu besteci ve orkestra şefi Serdar Yalçın yönetiminde, çoğunluğu bağımsız çalışan müzisyenlerden oluşan İstanbul Ensemble konseri ile başlatıyor. Konser, 5 Kasım Perşembe günü 20.30'dan itibaren yayımlanacak. Hakan Şensoy'un yönetimindeki Milli Reasürans Oda Orkestrası konseri ise İş Sanat ve Milli Reasürans işbirliğinde 12 Kasım Perşembe günü gerçekleşecek. Topluluk, İş Sanat'ın 21. sezonuna, gerçekleştireceği 5 konser ile konuk olacak. Parlayan Yıldızlar serisinden tanıdığımız genç çellist Poyraz Baltacıgil, 16 Kasım Pazartesiakşamı piyanist Barış Büyükyıldırım'ın eşliğinde bir resital verecek. Sezon boyunca Iraz Yıldız, Demirhan Gökbudak, Ferhat Can Büyük gibi genç sanatçılar bu seride yer alacaklar. İş Sanat'ın gelenekselleşen yeni yıl konserlerinin bu yılki konuğu ünlü tenor Murat Karahanile orkestra şefi Erol Erdinç yönetimindeki Limak Filarmoni Orkestrası olacak. Caz sahnesinin başarılı isimleri de bu sezon dinleyicilerle buluşacak. Ozan Musluoğlu'nun son projesi Genedos, sezonun ilk caz konseri olarak programda yerini aldı. Piyano ve vokalde Eylül Ergül, davul ve vokalde Çağla Karaali, saksafon ve flütte Serdar Barçın, kontrbasta ise Ozan Musluoğlu'nun yer aldığı Genedos caz projesi, ana akım cazdan modern parçalara uzanan zengin bir repertuara sahip. Konser, 24 Kasım Salı günü İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarından izlenebilecek. Türk Halk ve Türk Sanat Müziği'nin seçkin örnekleri de bu sezonun programında yer alacak. Türk Halk Müziği'nin yeni nesil sanatçılarından Coşkun Karademir ve pop müziğin sevilen sesi Buray, İş Sanat'a özel hazırladıkları bir konser ile kasım ayının konukları olacak. Konser, 20 Kasım Cuma günü yayımlanacak. Melihat Gülses, Derya ve Dilek Türkan, Zeynep Halvaşi gibi geleneksel Türk Halk ve Türk Sanat Müziği'nin başarılı isimleri, hazırlayacakları özel projeler ile İş Sanat sosyal medya hesaplarından sezon boyunca izlenebilecek. İş Sanat'ın gelenekselleşmiş şiir ve hikaye dinletileri de dijital platformlar üzerinden devam edecek. Atilla Birkiye'nin hazırladığı, Mehmet Birkiye'nin sahneye uyarladığı Türk edebiyatının usta kalemlerinin eserlerinin yer aldığı dinleti serisi Sait Faik Abasıyanık hikayeleri ile 9 Kasım Pazartesi akşamı İş Sanat sosyal medya hesaplarında başlayacak. Şiir ve hikaye dinletileri Nazım Hikmet, Gülten Akın, Attila İlhan gibi isimlerle devam edecek. İş Sanat'ın ilk kez geçtiğimiz mayıs ayında çevrim içi düzenlediği Edebiyat Günleri'nde, William Shakespeare'in Hırçın Kız eserinden bir bölümü Esra Bezen Bilgin ve Serhat Tutumluer'in sesinden dinleme fırsatı bulduğumuz Okuma Tiyatrosu, yeni eserler ve oyuncularla birlikte 21. sezonda yer alacak. W. Shakespeare'in ünlü eseri Romeo ve Juliet ile başlayacak Okuma Tiyatrosu, 12. Gece, Othello ve A. Çehov'un Üç Kızkardeş eserlerinden okunacak bölümler ile sezon boyu devam edecek. Çocuklar masalların büyülü dünyasını İş Sanat ile yeniden keşfedecek. İş Sanat Masal Tiyatrosu, Lerzan Pamir'in yönetmenliğinde oyuncular Aslı Tandoğan, Anıl Altınöz ve Mert Aydın'ın canlandıracağı Kırmızı Başlıklı Kız, Prenses ve Bezelye Tanesi, Hansel ve Gretel, Çizmeli Kedi ve Karlar Kraliçesi gibi klasik dünya masalları, 21. sezon boyunca çocuklarla birlikte olacak. İş Sanat'ın sosyal medya hesapları üzerinden ücretsiz olarak izlenebilecek konser ve dinletiler 20.30'da, çocuk etkinlikleri ise 15.00'te yayında olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/is-sanattan-cocuklara-ara-tatil-hediyesi-ucretsiz-cocuk-atolyeleri/", "text": "İş Sanat, sonbahar ara tatilline giren öğrencileri İstanbul Eminönü'nde bulunan Türkiye İş Bankası Müzesi ve Ankara Ulus'ta bulunan İktisadi Bağımsızlık Müzesi'nde birbirinden renkli, geliştirici ve yaratıcı atölyeler ile çocukları ağırlıyor. 11-19 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek ve tamamı ücretsiz olarak düzenlenen atölyelerin içerikleri, yaş grupları, kontenjan sayısı ile ilgili detaylı bilgi adresinden alınabilir. İstanbul Eminönü'nde bulunan Türkiye İş Bankası Müzesi, farklı yaş grupları için birçok atölyeye katılma imkanı sunuyor. 5-6 yaş grubunun katılabileceği 'Yaşasın Cumhuriyet' atölyesi, çocukları Cumhuriyet'in ilk 15 yılını kapsayan bir zaman yolculuğuna çıkartıyor. Atölyeye katılan çocuklar kendi kutlamalarını tasarlayarak o dönemin ikonik taçlarından hazırlıyorlar. 7-9 yaş grubunun katılabileceği 'Bayrak Sallayan Robotlar' atölyesinde ise katılımcılar Leonardo Da Vinci'nin kanat mekanizmasından etkilenerek robotik Lego modeli inşa ediyorlar. Havacılık hakkında katılımcılarını bilgilendiren atölyede, Cumhuriyetimizin 100'üncü yılına özel olarak bu iki kanattan Türk bayrakları sallandırılıyor. Türkiye İş Bankası'nın Ankara Ulus'taki tarihi binasında kurulan İktisadi Bağımsızlık Müzesi, 'Müzede Masal: Birikim Masalı ' 'Cumhuriyet Postası Atölyesi' ve 'Dans Eden Fırçalar Atölyesi' gibi pek çok atölye ile ara tatillerindeki çocuklara keyifli saatler sunuyor. 3-5 yaş grubunun katılabileceği 'Müzede Masal: Birikim Masalı' atölyesi ebeveynlere ve çocuklara 'İftiharla Sunar' sergisindeki bulmacaları çözdürüyor ve etkileşimli masal anlatısına katılmaları için fırsat sunuyor. Aynı zamanda koleksiyondan alınan ilhamla kendi el çantalarını tasarlamalarına olanak sağlıyor. 5-7 yaş grubunun katılabileceği 'Dans Eden Fırçalar' atölyesinde ise çocuklar Zeki Faik İzer'in eserlerini rehberle birlikte yakından inceliyor. Sonrasında ise İzer'in dans temalı eserlerinden ilham alarak klasik müzik eşliğinde fırçalarını dans ettirerek kendi hayal güçlerini keşfe çıkıyorlar. 8-10 yaş grubunun katılabileceği 'Cumhuriyet Postası' atölyesi ise katılımcılarını öncelikle 'Yaşasın Cumhuriyet' sergisini rehberli olarak gezdiriyor. Türkiye'nin kalkınması için atılan adımları keşfeden katılımcılar, tur sonrasında yapılan etkinlikte dönem pulları replikalarıyla birlikte kendi kartpostallarını yaparak atölyeden ayrılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/is-sanattan-tragedya-uclemesi/", "text": "İş Sanat'ın Teos'ta Tragedya projesi kapsamında Sophokles ve Euripides'in tragedyalarından bölümlerin sahnelendiği üçleme seyirciyle bulaşacak. Üçlemenin ilk olan Elektra, 20 Temmuz'da internetten ücretsiz izlenebilecek. İş Sanat Teos'ta Tragedya başlıklı yeni projesini yaz döneminde seyircisiyle buluşturuyor. Sophokles'in Elektra, Euripides'in Medea ve Andromakhe tragedyalarından bölümlerin sahnelendiği üçlemenin ilki Elektra, bayramın birinci günü olan 20 Temmuz Salı saat 20.30'dan itibaren İş Sanat'ın YouTube kanalında ve internet sitesinde izlenebilecek. Üçlemede yer alan tragedyaların çekimleri Türkiye İş Bankası'nın 2018 yılından bu yana kazı çalışmalarına katkı sağladığı Teos Antik Kenti'nin Meclis Binası'nda gerçekleşti. Mehmet Ergen yönetmenliğinde tiyatro sanatçıları Gizem Erdem, Güliz Gençoğlu, Elif Ürse Erenkuş ve İpek Türktan Kaynak'ın rol aldığı eserler, ilk gösteriminden itibaren İş Sanat'ın YouTube kanalında ve internet sitesinde ücretsiz erişime açık olacak. Tarihte ilk kez Sanatçılar Birliği'nin kurulduğu kent olan Teos, MÖ 3. yüzyılda şair, tiyatrocu ve müzisyenlerden oluşan Dionysos Sanatçılar Birliği'ne ev sahipliği yaptı. Şairler Anakreon, Antimakhos, Epikuros, Nausiphanes, Apellikon ve tarihçi Hekataios Teos'ta yaşamış antik çağın önemli filozof ve sanatçıları arasında bulunuyor. İş Bankası'nın desteği ile yapılan arkeolojik kazılarla, Teos'un en önemli yapılarından biri olan ve Helenistik dönem kent surunun içerisinde bulunan Dionysos Tapınağı'nın tamamen gün yüzüne çıkarılarak, gelecek kuşaklara aktarılması için kazı çalışmaları devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/is-yasaminda-kadin-kitabi-yayinlandi/", "text": "Marmara Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma AYANOĞLU, İş Yaşamında Kadın, Covid-19 Sürecinde Farklı Sektörlerde Analiz adlı kitabını çıkarttı. Kitapta çok değerli iş kadınlarından Tezmaksan Yönetim Kurulu Üyesi ve TOBB Kadın Girişimciler Yönetim Kurulu Üyesi, Fatma AYDOĞDU, Shell Türkiye Kurumsal İletişim Direktörü ve Shell&Turcas İcra Kurulu Üyesi Meltem OKYAR PERDECİ, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdür Yardımcısı Özlem CİNEMRE, Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Sema Güral SÜRMELİ, İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Tepar Yönetim Kurulu Başkanı Sultan TEPE'nin iş dünyasına dair değerlendirmeleri yer almaktadır. Üç bölümden oluşan kitabın ikinci bölümünde ise Sıradışı Sektörlerde Kadın Dostu Şirketler, Shell'in enerji veren kadınları ve Gisbir çalışan kadınlar yer alırken, üçüncü bölümde ülkemizin farklı üniversitelerinde yer alan akademisyenlerinin akademik ve bilimsel çalışmaları bulunmaktadır. Kitabın editörü olan Prof. Dr. Fatma AYANOĞLU, aynı zamanda kitapta Covid-19 Sonrası Artan Dijitalleşme ve İş Yaşamında Kadına Yönelik Dijital Şiddet konusunu analiz etmiştir. Kitap, hem profesyonel yaşamda yer alan patron kadınları hem teoride çalışan akademisyenleri bir araya getirmesi ve Covid-19 sürecinde farklı sektörlerde kadının iş yaşamındaki analizlerini ortaya koyması açısından literatürde bir ilk olma niteliğini de taşımaktadır. Kadınlara dair bilimsel verilerin ve uygulamadaki örneklerin az oluşu sebebiyle kitabın içindeki bilgiler bu boşluğu doldurmaktadır. Kitap, hem iş dünyasındaki kadınlara hem de politik ve siyasi alanda çalışanlara yol göstericidir ve kadınlarımıza dair faydalı bilgiler içermektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/isci-filmleri-festivali-online-yapilacak/", "text": "Koronavirüs tedbirleri kapsamında iptal edilen festivaller etkinliklerini çevrimiçi platformlara taşırken, bir haber de Uluslararası İşçi Filmleri Festivali'nden geldi. 15. İşçi Filmleri Festivali de bu yıl ilk kez çevrimiçi yapılacak. 1-8 Mayıs 2020 tarihleri arasında gerçekleşecek çevrimiçi festivalin başlığı ise Evde Kalamayanları Gör olarak belirlendi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/isik-gunerin-doganin-detaylarini-gormek-isimli-sergisi-evin-sanat-galerisinde/", "text": "Evin Sanat Galerisi 8 Aralık 2020 9 Ocak 2021 tarihleri arasında Işık Güner'in Doğanın Detaylarını Görmek isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Bitki ressamı Işık Güner'in ilk baskısı 2017 yılında İspanya'da yapılan Dibujo De Botanica isimli kitabının, İspanyolca, İngilizce ve Fransızca çevirilerinin ardından Türkçe versiyonuyla paralel hazırlanan sergide, sanatçının kitabında yer alan çalışmaları ve dahası izleyiciler ile buluşuyor. Çevre Mühendisliği eğitiminin ardından on yılı aşkın süredir bitki ressamlığı yapan Işık Güner, dünyanın birçok noktasında yabani bitkileri resmetmiş ve bitki koruma projelerinde yer almıştır. Son üç yıldır üzerinde çalıştığı ve Doğanın Detaylarını Görmek ismi ile Türkçe'ye çevirdiği kitabı, ülkemizde bilimsel bitki resmini teknikleri ile anlatan ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Bir bitkiyi resmederken uyguladığı yöntemleri detaylarıyla anlattığı kitabında Türkiye'nin ve dünyanın farklı noktalarında yetişen doğal bitkileri tanıtıyor. Geçtiğimiz yıllarda 'Beauty of Orchids, China' ve 'Plants of Nepal' adlı bitki koruma projeleri için, tehlike altında ve tıbbi bitkiler üzerine hazırladığı çalışmaların bazılarıyla. Shirley Sherwood, Londra, Edinburg Botanik Bahçesi ve Hunt Institute, USA koleksiyonlarında yer almaktadır. Halen, Resimli Türkiye Florası Projesi'nde Sanat Editörü olarak çalışmakta ve Edinburg Botanik Bahçesi, Bitki İllüstrasyon Diploma Kursu'nda eğitmenlik yapmaktadır. Işık Güner'in kitabı ile aynı ismi taşıyan sergisinde elliyi aşkın yapıtı yer alacak. Resmini çizdiği bazı bitkilerin herbaryum örneklerinin de yer aldığı sergi, Işık Güner'in sanatına dair kapsamlı bir anlatıma sahip olacak. İzleyici sergide yer alan her bitki resmiyle birlikte farklı coğrafyalara yolculuğa çıkacak. Güner, Doğanın Detaylarını Görmek isimli sergisinde bir resmin sadece son halini değil, çizim denemeleriyle, eskizleriyle, renk denemeleriyle bir resmi tamamlamak için izlediği yolu seyirciyle buluşturacak. Bitki ressamlığını bir yaşam biçimi olarak benimseyen ve hayatını bu doğrultuda devam ettiren Işık Güner'in sergisinde bitkilerin dünyasında uzun soluklu bir serüvene şahit olacaksınız. Doğanın Detaylarını Görmek isimli sergi 9 Ocak 2021'e kadar Evin Sanat Galerisi'nde görülebilir. 2006 yılında lisans eğitimini Marmara Üniversitesi'nde Çevre Mühendisliği bölümünde tamamladıktan sonra tam zamanlı Bitki Ressamı olarak çalışmaya başladı. 'Plants from the Woods and Forests of Chile' adlı kitap projesi için 40 illüstrasyon hazırladı. Yedi yılda tamamlanan kitap, 2015 yılında Edinburg Botanik Bahçesi tarafından yayımlandı. Kitap için hazırladığı birçok resim, 'Londra, RHS' ve 'Edinburg, Biscot' adlı uluslararası Bitki Resim sergilerinde Altın madalya ve serginin en iyi resmi ödülünü aldı. Ayrıca, kitap, 'Excellence in Botanical Art and Illustration, 2017' ödülünü aldı. İlerleyen yıllarda İngiliz Prensi, Prens Charles adına hazırlanan 'Transylvania Florilegium' adlı kitap projesinde yer aldı. 'Beauty of Orchids, China' ve 'Plants of Nepal' adlı bitki koruma projeleri için, tehlike altında ve tıbbi bitkiler üzerine çalışmalar hazırladı. Bu çalışmalardan bazıları 'Shirley Sherwood, Londra' ve 'Hunt Institute, USA' koleksiyonlarında yer almaktadır. Halen, 'Resimli Türkiye Florası Projesi'nde Sanat Editörü olarak çalışmakta ve Edinburgh Botanik Bahçesi, Bitki İllüstrasyon Diploma Kursu'nda eğitmenlik yapmaktadır. Bu kurs, dünyanın önde gelen kurslarından biridir. Hazırladığı 'Botanical Illustration from life' adlı eğitim kitabı, geçtiğimiz günlerde üç ayrı dilde, İngilizce, İspanyolca ve Fransızca olarak yayımlandı. Türkçe, Korece ve Çince çevirileri halihazırda yapılmaktadır. Şu anda Fırtına Vadisi'nde yaşamaktadır ve birçok ülkeye bitki resim kursları düzenlemek ve bitkileri resmetmek için seyahatler etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/isiklandirilan-efes-antik-kenti-gece-ayri-bir-guzel/", "text": "İzmir'in Selçuk ilçesinde farklı uygarlıklardan izlerle ziyaretçilerini milattan önce 7000'lere kadar uzanan tarih yolculuğuna çıkaran Efes Antik Kenti, gece ışıklandırmasıyla farklılığını ortaya koyuyor. Dünyanın önde gelen antik yerleşimleri arasında yer alan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde bulunan Efes Antik Kenti, özel ledlerle yapılan ışıklandırma çalışması sonrası gece farklı bir görüntüye bürünüyor. Teknoloji destekli ışıklandırma sistemiyle aydınlatılan antik kent, akşamları kültür sanat organizasyonlarına da ev sahipliği yapıyor. Efes, havanın kararmasının ardından yanan ışıklarla adeta geceyi selamlıyor. Sanatsal aktiviteler için antik kente gelenler ise ışıklandırılan güzergah üzerinde yürümenin keyfini yaşıyor. Kentte milattan sonra 2. yüzyıla tarihlenen Celcus Kütüphanesi, Agora Meydanı, Kuretler Caddesi, Domitian Tapınağı, Trajan Çeşmesi, 25 bin kişilik oturma kapasitesiyle büyük antik tiyatro, stadyum ve antik liman, gece aydınlatmayla oluşan farklı ihtişamı ve estetiğiyle dikkati çekiyor. Özel ledlerle aydınlatılan 21 metre genişliğinde, 17 metre yüksekliğindeki Celcus Kütüphanesi, sanatseverlere görsel şölen sunuyor. Zengin mimari süslemeleriyle ön plana çıkan yapı, gece de görenleri etkiliyor. Özel ledlerin kullanıldığı antik kent, Türkiye'de gece ziyaret edilebilen ören yeri olma özelliğini sahip. Antik Çağ'ın ticari ve politik merkezi olduğu bilinen Efes, Anadolu'nun eski ana tanrıça geleneğine dayalı Artemis Tapınağı'nın kalıntılarıyla dünyanın yedi harikasından birini de bünyesinde barındırıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/isikli-tasarimcilara-odul-yagdi/", "text": "Grafik Tasarımcılar Meslek Kuruluşu'nun 1981'den bu yana düzenlediği ve Türkiye'de grafik tasarım için bir bellek niteliği taşıyan Grafik Tasarım Sergisi kapsamında her yıl verilen Grafik Tasarım Ödülleri töreninde, Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrenci, mezun ve öğretim görevlileri 9 ayrı ödülün sahibi oldu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde gerçekleşen sergiye 222 grafik tasarımcı, 24 kategoride toplam 563 tasarımla başvurdu. Seçici kurulun yaptığı değerlendirmeler sonucunda, Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrenci ve öğretim görevlileri 9 ayrı ödülün sahibi oldu. Grafik Tasarım Ödülleri'nde; Işık Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrencisi Işıl Aktaş, Tolerance Break müzik grubunun Wuxing albümü için tasarladığı ve hareketli grafiklerini son sınıf öğrencisi Vedat Özgümüş'ün yaptığı hareketli albüm kapağı çalışmasıyla, Albüm Kapağı Tasarımı En İyi Ödülünü alırken, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü mezunu ve yüksek lisans öğrencisi Ömer Raşit Tunçay'ın, Sarıyer için AR Pul Tasarımı Serisi, Öğrenci Mezuniyet Projeleri kategorisinde Başarı Ödülüne layık görüldü. Işık Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü mezunu ve yüksek lisans öğrencisi Mahmut Kalyoncu, tasarımcı Özge Güven'le beraber En İyi Hareketli Görüntü Tasarımı Ödülüne layık görülürken, aynı bölüm mezunu Tunahan Pehlivan ise, tasarımcı Amir Jamshidi ve Berk Çakmakçı'yla beraber Hareketli Afiş Tasarımı Başarı Ödülünün sahibi oldu. Işık Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Eren Su Kibele Yarman, Kitap Tasarımı En İyi Ödülü, Kitap Tasarımı Başarı Ödülü, Kitap Kapağı Tasarımı Başarı Ödülü ve TÜYAP Kitap Kapağı Özel Ödülü ile toplam 4 ödülün sahibi olurken, yine aynı bölümde Öğretim Görevlisi olan Christopher Çolak, Londralı prodüksiyon stüdyosu fivemonthslater için tasarladığı kurumsal kimlik ve font çalışması ile Tipografi kategorisinde Başarı Ödülüne layık görüldü. Grafik Tasarımcılar Meslek Kuruluşu 40. Grafik Tasarım Sergisi 8 Kasım 2021'e dek Pazartesi hariç her gün 10.00-17.00 saatleri arasında MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde görülebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/isimiz/", "text": "İşimizin en keyifli yanlarından biri, yerel uzmanlar, turizm kurulları ve destinasyon paydaşlarıyla etkileşime girerek destinasyonlar hakkında derinlemesine araştırma yapma ve öğrenme şansına sahip olmaktır. Bu, gizli mücevherleri keşfetmemize, farklı kültürler hakkında derinlemesine bilgi edinmemize ve bir seyahat tasarımcısı olarak tarzınıza ve tercihlerinize hitap eden özelleştirilmiş güzergahlar oluşturmamıza olanak tanır. Güzergahı ziyaret etmiş olsanız bile, ısmarlama bir seyahat programını sıfırdan hazırlamak zor olabilir. Zaman, planlama ve öngörü gerektirir. Ancak burada uzmanlığımız ve tutkumuz devreye giriyor. Gezi rehberlerinin yüzeysel seviyesinin ötesine geçiyor ve ziyaret ettiğimiz yerlerin tarihini, kültürünü ve geleneklerini derinlemesine inceliyoruz. Yerel halkla bağlantı kuruyor ve kendimizi onların yaşam biçimlerine kaptırarak müşterilerimize benzersiz bir bakış açısı sunmamıza olanak tanıyoruz. Sırasıyla Moritanya ve Güney Sudan'a keyifli bir yolculuk için çalışıyoruz. Sürdürülebilir ve sorumlu seyahat felsefesiyle her anı, sonsuza dek yaşatılacak, inanılmaz deneyimlerle dolu olağanüstü bir anı haline getirmeyi hedefliyoruz. Kültüre saygı, yaptığımız her şeyin merkezinde yer alır ve bu ilkeyi her adımda takip etmeye kararlıyız. Güzergahları araştırmak, istediklerimizi ve istemediklerimizi not almak ve geçmiş deneyimlerimizi farklı formülasyonlara entegre etmekle başlıyor serüvenimiz. Bu süreç, ayrıntılara dikkat etmeyi ve her bir güzergahı benzersiz kılan şeyin ne olduğunu anlamak için keskin bir bakış gerektirir. Karşılaştığımız bazı zorluklar, bu güzergahlar uzak olduğundan ve tipik turistik güzergahlarından önemli ölçüde farklı olduğundan, kavrayışımızın ötesindedir. Örneğin, öğle yemeği başka bir yerde basit bir öğünken, burada yiyecekler seyrek miktarlarda ve sınırlı çeşitlerde bulunabilir. Ancak bunu yerel mutfağı keşfetmek ve her yemeğin değerini takdir etmek için bir fırsat olarak görüyoruz. Az gezilmiş olmanın zorlukları hafife alınmamalıdır. Ancak, onları kollarımızı açarak kucaklıyoruz, onları öğrenmek ve gelişmek için fırsatlar olarak görüyoruz. Her engel merak ve heyecanla aşılabilir. Öğrendiklerimizi uyguluyoruz ve hiçbir sorundan çekinmiyoruz. Kritik yaklaşım, her şeyi bir seferde bir adım ve yavaşça almaktır. Günün sonunda hiçbir şey imkansız değildir, ancak zorluklar yıldırıcı olabilir. Bir adım önde olmak ve bariz olanın ötesini görmek için çalışıyoruz. Bu nedenle özgünlüğün butik bir çekicilik ve eşsiz güzel bir maceraya atılırsınız. Bir sonraki varış noktası yakın ve yenisi burada. Verilen tüm yapboz parçalarıyla temanız için benzersiz bir şey yaratmanın sevinci büyüleyici. Seyahat tuvali, bebeğiniz ve sonuçlarınız nefes kesici olabilir. Müşterilerimizi kalıpların dışında düşünmeye ve tipik turistik yerler olmayan güzergahları ziyaret ederek kendilerine meydan okumaya teşvik ediyoruz. Bu varış noktaları, sizi bir ömür boyu hayranlık uyandıran bir yolculuğa çıkarmak için güveninizi ve bilginizi gerektirir. Yolculuk her zaman kolay olmayabilir ama buna değecek. Zorluklar sizin motivasyonunuzdur ve biz size yolun her adımında rehberlik etmek için buradayız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iskender-pala-nin-13-romani-13-resme-esin-kaynagi-oldu/", "text": "Üsküdar Belediyesi, yazar İskender Pala 'nın 13 romanından esinlenilerek, 13 sanatçı tarafından hazırlanan Kelimeler ve Renkler resim sergisini açtı. Nevmekan Sahil Galeri'de açılışı yapılan serginin küratörlüğünü Murat Kurt üstleniyor. Sergi açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, İskender Pala'nın zor zamanlarda büyük fedakarlıklarla önemli eserler ortaya koyduğunu belirterek; Ülkemizde her alanda atılımlar yapılırken, kültür ve sanat alanında da böyle değerli sanatçılarımıza çok ihtiyacımız var. Umarız İskender Pala, uzun yıllar güzel eserlerini bizlerle buluşturmaya devam eder dedi. Serginin böyle bir mekanda açılmış olmasından dolayı ayrıca memnuniyetini dile getiren Alpaslan; Bu tür eserleri inşallah önümüzdeki 'Türkiye Yüzyılı' içerisinde fazlasıyla oluşturacağız. Emeği geçenleri tebrik ediyorum diye konuştu. Kendi kitaplarının tasarımında kırmızı renginin ağırlıklı olduğunu fark ettiklerini aktaran Pala; Küratörümüz Murat Kurt ile bu konuları konuşurken, kendisi çok değerli ressam dostları olduğunu ifade ederek, böyle bir sergiyi birlikte yapmayı teklif etti. Ressam dostlarımıza eserleri gönderdik ve hiçbir yönlendirme olmaması adına başka bir şey söylemedik. Benim hayallerimi bile aşan bir renk hayali gördüm. 'Kelimeler ve Renkler' böyle oluştu, hepsine çok teşekkür ediyorum ifadelerini kullandı. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ise bu serginin hamurunda edebiyat, roman, kültür ve sanat olduğuna dikkat çekerek; İskender Pala 'nın son 20 yılda yazdığı romanlarla Türkiye'nin en çok okunan edebiyatçıları arasında bulunmasının önemine işaret etti. Pala'nın eserlerinde hayattan, aşktan, tarihten ve tasavvuftan beslendiğini ifade eden Türkmen; Böyle özel bir yazarımızın özel bir sergiyle anılıyor olmasından ötürü gurur duyuyoruz diye konuştu. Serginin küratörü Murat Kurt, sanatçının yeni bir şey söyleyen kişi olduğu yorumunu yaparak; İskender Pala 'nın eserlerinden esinlenerek oluşturulan bu sergide yeniyi eskiyle söylemeye çalıştık dedi. Sergide, Pala'nın 13 romanını temsil eden eserlerden Babilde Ölüm İstanbul'da Aşkı Murat Kurt, Katre-i Matemi Ceyda Hüseyinoğlu, Şah ve Sultanı Ataman Oğuz, Odu Hürrem Özerden, Efsaneyi Mustafa Sönmez, Mihmandarı Gültekin Serbest, Karun ve Anarşisti Handan Korkmaz, Abum Rabumu Erhan Hökelek, İtirafı Erol Kılıç, Akşam Yıldızını Figan Batı, Kervanı Evren Gül, A-71 i Müfit İşler ve Surnameyi Talip Keser resmetti. İskender Pala'nın 13 romanındaki kelimeleri renklerin diliyle anlatan eserlerden oluşan sergi, 2 Ocak 2023'e kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ismet-kuntay-tiyatro-odullerinden-sehir-tiyatrolarina-iki-odul/", "text": "İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri, 4 Kasım Cuma günü Büyük Kulüp'te düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, kurum olarak tiyatroya katkılarından dolayı Özel Ödül'e layık görüldü. Şehir Tiyatroları Sanatçısı Levent Üzümcü ise Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi oyunundaki rolüyle Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu ödülünü aldı. 47 yıldır oyun yazarı İsmet Küntay adına aralıksız verilen İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri, iki yıldır pandemi nedeniyle düzenlenemiyordu. Büyük Kulüp'te 4 Kasım Cuma akşamı gerçekleştirilen törenle geçtiğimiz yıllarda duyurulan, ancak teslim edilemeyen ödüllerle birlikte 2021-2022 tiyatro sezonu ödülleri de sahiplerini buldu. İBB Şehir Tiyatroları, kurum olarak tiyatroya katkılarından dolayı Özel Ödül'e layık görülürken; Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi oyunundaki rolüyle Levent Üzümcü'ye; İsmet Küntay Onur Ödülü, 26. Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un yazdığı Mucize'ye; Nadide Küntay Emek Ödülü, Suna Keskin'e; Hayati Yazıcı Özel Ödülü, Betül Arım'a; İsmet Küntay Özel Ödülü ise Metin Belgin'e; Yılın En Başarılı Oyun Yazarı Ödülü, Vural Bingöl'e; Yılın En Başarılı Yönetmeni Ödülü, Mersin Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Murat Atak'a; Yılın En Başarılı Yapımı Ödülü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi katkılarıyla gerçekleştirilen Ben Nazım müzikaline; Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Ödülü, Ebru Unurtan Urağ'a; Yılın En Başarılı Çocuk Oyunu Ödülü, Peter Pan ve Varolmayan Ülke müzikaline verildi. İki yıl boyunca pandemi koşullarında İsmet Küntay Ödülleri duyuruldu ancak tören düzenlenmediğinden sahiplerine ödülleri verilemedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da geçtiğimiz yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı ödüle değer görülmüştü. Pandemi döneminde ödülleri duyurulan İstanbul Devlet Tiyatrosu, Ankara Sanat Tiyatrosu, Nedim Saban, Dilek Türker, Tamer Levent, Füsun Demirel (Tiyatro 11), Reha Özcan, Remzi Buharalı, Okday Korunan, Serpil Göral, Ümit Baykurtalp Tiyatrosu ve Begonviller Yaza Açar mı? isimli yapıt da ödüllendirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-arkeoloji-muzeleri-antik-gelecekler-sergisine-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "Meta ve xtopia tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğiyle hazırlanan Ancient Futures sergisi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sanatseverlerle buluştu. Açılışta xtopia'nın Her Şey Zamana Ait şiir enstalasyonu, İstanbul Arkeoloji Müzeleri içerisindeki Arkeoloji Müzesi binasının cephesinde izlenime sunuldu. Açılışta ayrıca arkeoloji ve mitolojiden esinlenerek, müzenin cephesinde mapping gösterisi gerçekleştirildi. Müzenin farklı salonlarında düzenlenen sergide, müzenin eserleriyle aynı ortamda dijital ekranlar ve fiziksel heykellerin yanı sıra artırılmış gerçeklik çalışmalarıyla birçok perspektif bir araya geliyor. Sergi; sanatçı Liam Young, Theo Triantafyllidis, David OReilly, Behnaz Farahi ve Jonathan Monaghan'ın yanı sıra aynı zamanda Türk sanatçılardan Ecem Dilan Köse, Beryl Bilici, Kerim Safa, Kerim Dündar, Enes Güç, İdil Dursun, Memo Akten, Sarper Baran ve Pınar Yoldaş'ın işlerine ev sahipliği yapıyor. Meltem Şahin, Enes Güç, Mesut Öztürk, Alper Derinboğaz ve Gaye Su Akyol da fiziksel heykelleriyle sergide yer alıyor. Ayrıca dijital sergi için kurulan VR köşesinde, tüm ziyaretçiler sanal sergiyi gezme fırsatı bulabiliyor. Sergi için özel olarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri 'nin en değerli eserlerinden İskender Lahti'nin AR çalışması, Instagram filtresi olarak tasarlandı. Geçmiş zaman ve kültürel mirastan ilhamla hazırlanan, 27 eserin yer aldığı sergi, müze içerisinde konumlandırılan dijital ekranlar ve VR deneyim alanlarıyla 30 Ekim'e kadar ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-art-and-design-festival-basliyor/", "text": "Upcycle İstanbul Art and Design Festival, 16 17 Eylül'de ziyaretçileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Festivalde bu yıl tüketim alışkanlıkları sorgulanacak. İstanbul'un ileri dönüşümü odağına alan, sosyal etkisi yüksek, çevre dostu festivali Upcycle İstanbul Art and Design Festival, başlattığı ileri dönüşüm hareketini bir üst seviyeye çıkarmaya hazırlanıyor. 16 Eylül Dünya Temizlik Günü ve 17 Eylül tarihlerinde Müze Gazhane'de gerçekleşecek festivalin bu seneki teması ise sorumlu tüketim. Sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yaratan sanat eserlerine, atıklara ikinci şans veren tasarımlara ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak festival, herkesi tüketim alışkanlıklarının yarattığı çevresel etkiyi birlikte sorgulamaya çağırıyor. Eskiye değer katan dönüşüm sloganıyla yola çıkan sürdürülebilir sosyal etki platformu Upcycle İstanbul; ileri dönüşüm ve kaynakların verimli kullanımı konusunda bilinç oluşturmak, atıkların değerlendirilerek tekrar kullanıma kazandırılabileceğini sanat ve tasarım aracılığıyla göstermek ve her türlü dönüşümün sürdürülebilir çevresel faydalarına dikkat çekmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ destekleriyle Upcycle İstanbul Art and Design Festival'in ikincisini 16 Eylül Temizlik Günü ve 17 Eylül tarihlerinde düzenliyor. Kendisi de ileri dönüşüm hareketinden ilham alınarak tasarlanan Müze Gazhane'de gerçekleşecek olan Upcycle İstanbul Art and Design Festivali, bu sene sorumlu tüketim kavramını sahipleniyor. Tüketim alışkanlıklarının kaynakları sınırlı olan dünyada yarattığı etkiyi fark ettirmeyi amaçlayan festivalde çevre konularını kendine mesele edinmiş sanatçıların ve tasarımcıların eserleri, kısa film ve belgesel gösterimleri, paneller, söyleşiler dinletiler ve atölyeler olacak. Sanatın dönüştürücü gücüne inanan Upcycle İstanbul Art and Design Festival, tüm İstanbul'u toplumsal bir dönüşüm için çözüme giden yolu değerlendirmeye davet ediyor. Başlattığı ileri dönüşüm hareketiyle her yıl daha fazla kurumu, sivil toplum kuruluşunu, sanatçıyı, tasarımcıyı ve sürdürülebilir bir yaşam için dönüşüm isteyen herkesi eyleme dahil eden Upcycle İstanbul Art and Design Festival; bu yıl da sanat ve tasarım sergileri, atölyeler, söyleşiler gibi çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak. Erkan Doğanay'ın sanat danışmanlığında, Murat Sefa Dinç'in sergi koordinatörlüğünde hazırlanan Upcycle İstanbul Art and Design Sergisi kapsamında Alper Aydın, Oğul Öztunç, Eylem Pala, Gülnur Özdağlar, Mehmet Kavukçu, Varol Topaç, Asaf Erdemli, Cem Erdemli, Feramis Solak, Çiğdem Sarıçiçek, Taner Alakuş, Yasemin Akyol, Ömer Aktaş, Özge Biçer gibi sanatçıların ileri dönüşüm kavramından ilham alarak atıklardan dönüştürdüğü sanat yerleştirmeleri sanatseverlerle buluşurken, atıklara ikinci şans vererek onları dekoratif ürünlere dönüştüren Ali Semiz, Nuray Lüküs gibi tasarımcıların yaratımlarına da yer verilecek. Ayrıca Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü, Yeditepe Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri de tasarımlarıyla festivale katılacak. Çeşitli atölyelerle katılımcıların ileri dönüşüm sürecini birinci elden deneyimleme fırsatı yakalayacakları Upcycle İstanbul Art and Design Festival, sanat ve tasarımın dönüştürücü gücünden ilham alarak kaynakları daha verimli kullanan, sıfır atık prensibini benimseyen ve doğaya saygılı bir topluma dönüşmek için umut olmaya devam ediyor. Müze Gazhane'nin Q Deck alanında konumlanacak olan Upcycle İstanbul Sahnesi ise festival katılımcılarını söyleşiler, dinletiler, kısa film ve belgesel gösterimleri gibi ilham verici etkinliklerle buluşturuyor. Türkiye'nin sürdürülebilirlik odaklı platformlarından PlumeMag ortaklığıyla gerçekleşecek Upcycle İstanbul Talks'un da yer alacağı sahne, konunun uzmanlarını festival izleyicisiyle bir araya getirecek. Temizlemek mi Kirletmemek mi?, Genç Görüş ve Birlikte İyiye Dönüş, Doğayı Sanatla Anlamak gibi başlıklarda gerçekleşecek olan söyleşiler, kaynakları verimli kullanan, sıfır atık prensibini benimseyen ve doğaya saygılı bir topluma dönüşmek için ilham olacak. Yapımcılığını üstlendiği filmlerle Altın Palmiye ve Uçan Süpürge Bilge Olgaç Başarı gibi önemli ödüllere layık gösterilen, Sabancı Vakfı Kısa Film Platformu'nun sanat yönetmeni Zeynep Atakan'ın seçkisiyle hazırlanan iklim krizini konu alan kısa film gösterimlerinin de yer alacağı Upcycle İstanbul Sahnesi, aynı zamanda keyifli müzik performanslarına da sahne olacak. Doğayla iç içe geçmiş sürdürülebilir işler üreten yüzlerce tasarımcıyı ve üreticiyi platformunda bulunduran Local Makers, festivalin bazaar bölümündeki çözüm ortağı olmaya devam ediyor. Upcycle Bazaar alanında bu yıl ekolojk ve sosyal adaleti gözeten Good4Trust üreticileri de yer alacak. Daha iyi bir dünya için dayanışmanın ve kolektif hareketin gücüne inanan Upcycle İstanbul Art and Design Festival, afet bölgesindeki üreticilere çağrı yaparak bazaar alanında depremzede üreticiler için özel bir alan ayırmayı planlıyor. Bazaar alanında Tetra Pak'ın desteğiyle sıkıştırılmış karton içecek atıklarının geri dönüşümüyle oluşan malzemeden üretilen ve ilk defa geçen seneki festivalde kullanılan stantlar, elden geçirilerek bu yıl da kullanılacak. Ayrıca afet bölgelerindeki tuvalet, duş, giyinme soyunma ihtiyaçlarına acil çözüm olarak Tetra Pak'ın geri dönüşüm malzemesiyle Oğul Öztunç tarafından tasarlanan kabin de festivalde sergilenecek. Yaratıcı yeniden kullanım veya eskiye değer katan dönüşüm olarak özetlenebilir. Atık malzemeleri, eski veya istenmeyen ürünleri, daha iyi kalitede, daha değerli, yeni tasarımlar haline getirme işlemidir. Upcycle, kaynakları verimli kullanmanın önemini hatırlatır, sürdürülebilirliğe hizmet eder, çevreye duyarlıdır, eskiye ikinci bir şans vererek eşyaya, malzemeye bakış açısını değiştirir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-avrupanin-bir-numarali-sehri-secildi/", "text": "İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Travel and Leisure dergisinin bu yılki Dünyanın En İyileri Ödüllerinde İstanbul'un Avrupa'nın bir numaralı kenti seçildiğini duyurdu. Vali Yerlikaya, sosyal medya hesabından, Avrupa'daki şehirler arasında İstanbul zirvede. İstanbul, Avrupa'nın 1 numaralı şehri. Travel and Leisure'nin bu yılki 'Dünyanın En İyileri Ödülleri'nde binlerce kişi İstanbul'u favori şehir olarak seçti. Bu gurur hepimizin. açıklamasını yaptı. Dergi tarafından yapılan ankete katılanların son üç yıllık tecrübelerine göre 11 Ocak 11 Mayıs tarihleri arasında yapılan oylamayla İstanbul, 91.32 puanla birinci oldu. İstanbul'un bitmeyen cazibesiyle her zaman tarihin buluşma noktası olduğu, Topkapı Sarayı ve Ayasofya gibi tarihi mekanların olduğu ifade edilen değerlendirme yazısında Nişantaşı ve Galataport gibi modern çekiciliğin olduğu yerlere değinilerek İstanbul Havalimanı'ndan da övgüyle bahsedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-bayrampasa-goz-hastanesinde-exlibris-sergisi-acildi/", "text": "İstanbul Exlibris Akademisi Derneği'nin Göz Nurunu Koruma Vakfı İstanbul Bayrampaşa Göz Hastanesi'nde açtığı Exlibris Sergisi'nde 23 ülkeden 120 sanatçının katıldığı Uluslararası Kristof Kolomb Exlibris Özgün Baskı Yanşması 'nde ve İtalyan Exlibris Derneği Solstizio d'Estate Onlus'un 2001'den beri organize ettiği Uluslararası Exlibris Yarışmalarından seçilen ve sergilenmeye layık görülen, özenle seçilmiş Orjinal Exlibris'ler yer alıyor. Sergi Kasım ayı başına kadar kadar devam edecek. Serginin açılış törenine Göz Nurunu Koruma Vakfı Başkanı Av. Fuat Topdemir, yönetim kurulu üyeleri Aysen Kiper, Av. Mehmet Özhabeş, Op. Dr. Ercan Sağlam, Ahmet Deha Otmar, Özkan Pala, Eray Hantal, Hasan Büke Uras, M. Engin Gürpınar ve Mesut Avcı ile birlikte yine vakıf yöneticisi ve İstanbul Exlibris Akademisi Derneği Başkanı olan Latife Baştuğ, hastanenin Halkla İlişkiler Sorumlusu Hülya Sancaklı ile yardımcısı Nil Akpınar ve müze sorumlusu Cemal Albayrak katıldı. Açılış töreninde bir konuşma yapan Göz Nurumu Koruma Vakfı Başkanı Av. Fuat Topdemir, Hastanemizin giriş kısmında bulunan müzemizde göz hastalıkları tedavisinde geçmişten bugüne kadar kullanılan alet ve cihazları sürekli olarak sergilerken, aynı zamanda bu alanda çeşitli sergilere de ev sahipliği yapıyoruz. Exlibris kısaca bir kitabın tapusudur. Bir işarettir, bir resim sanatıdır. Bayrampaşa'da böyle bir sanat etkinliğine hastanemizde yapmaktan ve bu sanatın tanıtılmasına vesile olmaktan mutluluk duyuyoruz. Halen sergilenmekte olan Filateli sergisi ile birlikte Exlibris sergisi de çok uyum sağladığı bu sergimizi de devam ettirdik. Bu sergimiz sadece hastaneye gelenlere değil herkese açıktır. Serginin açılmasında emeği olan Göz Nurumu Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Exlibris Akademisi Derneği Başkanı Latife Baştuğ'a ve sanatçılarımıza da teşekkür ediyoruz dedi. İstanbul Exlibris Akademisi Derneği Başkanı Latife Baştuğ ise uzun süredir ilgilendiği Exlibris sanatıyla ilgili Bayrampaşa Göz Hastanesi'nde sergi açmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Exlibris'in kitapların iç kapağına yapıştırılan üzerinde kişinin adının ve değişik konularda resimlerin yer aldığı küçük boyutlu özgün yapıtlar olduğunu belirten Latife Baştuğ, Exlibris, kitabın kartviziti ya da tapusudur. Yani o kitabın kime ait olduğunu ifade eden özel bir sanat çalışmasıdır. Geçmişi eskilere dayanan exlibris ile ilgili olarak dünyada dernekleri kurulmakta, yarışmalar düzenlenmekte ve sergiler açılmaktadır. Sadece exlibrislerin yer aldığı müzeler bile vardır. 13 Ağustos 1998'de ise arkadaşlarımla birlikte İstanbul Exlibris Akademisi'ni kurdum ve halen başkanlığını yapmaktayım. Üyelerimiz birçok Exlibris yarışmasında ödüller almış ve eserlerinin çoğu kataloglarda yayınlanmıştır. Bu sergileri açarak hem Exlibris'i tanıtmayı hem de yeni sanatçıları kazandırmayı hedefliyoruz. Sergimize tüm sanatseverleri bekliyoruz ifadelerini kullandı. Türk sanatçılarının Uluslararası Kristof Kolomb (1492-1992) Exlibris Özgün Baskı Yanşması'na katılmaları için sanat elçiliği yapan Latife Baştuğ'un kolleksiyonunda bulunan orjinal Exlibris'ler Genova Andere Doria Sarayındaki sergileme ve ödül töreninden sonra 1993'de İstanbul Basın Müzesinde, 2017'de Balat Kültür Evi'nde, 2019'da Beşiktaş Belediyesi Sergi Salonunda ve Bodrum Dibekli Han'da sergilemişti. Koleksiyon'da Almanya, Amerika, Belçika, Bolivya, Bulgaristan, Çekoslavakya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsviçre, İtalya, Kolombya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Mısır, Moldovya, Polonya, Romanya, Rusya'dan katılan Exlibris sanatçıları'nın seçme 100 eseri bulunuyor. 1992'de Bolonga Exlibris Akademisi, Kristof Kolomb Vakfı, Regione Compagna Derneği ve Genova Belediyesince düzenlenen Yarışmanın Juri'side Genova Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü, Kristof Kolomb Vakfı Başkanı Avv. Gustava Gamalero, Prof. Elena Pongiglione, Prof. Antiono Gramandi, Barcelona Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Joan Lluis da Yebla ve Exlibris Akademisi Başkanı Dott. Remo Palmirani görev almıştı. İtalyan Exlibris Derneği Solstizio d'Estate Onlus'un 2001'den beri organize ettiği Uluslararası Exlibris Yarışmalarından seçilen ve sergilenmeye layık görülen 50 adet Exlibris'lerinin Orjinalleri'ni Türkiyede sergilenmesi amacıyla 2009'da Derneğe göndermiş; Almanya, Arjantin, Belarus, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, İtalya, Litvanya, Rusya, Türkiye'den Exlibris sanatçılarının Exlibris'leri Türkiye'de ilk defa 2019'da Bodrum'da Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü'nde sergilenmişti. Kısa hikayeler, resim ve heykelle ilgilenen İtalyan Exlibris Derneği Solstizio d'Estate 2001'den beri Uluslararası Yarışma organize ediyor. 2001'deki uluslararası yarışma 2003'te Remo Palmirani başkanlığında Exlibris olarak devamlı bir yarışma haline getirdi. Bu yarışmalar her yıl masallar dünyasında yeni bir temaya bağlı olarak yapılmaya devam ediyor. 2010'da da İtalyan Exlibris Derneği Solstizio d'Estate Onlus Derneğinin Exlibris Bosco Stregato Büyülü Orman sergisini de İstanbul Exlibris Akademisi Derneği öncülüğünde Cağaloğlu İki Lions Kulüp ve Solstizio d'Estate Onlus işbirliği ile İstanbulda açılmıştı. İstanbuldaki Uluslararası 33. Fisae Exlibris Kongresi'nin yapılacağı 25-29 Ağustos 2010 tarihine denk gelen ve sanat danışmanlığını Tommaso Lo Russo yaptığı sergiye Exlibris kongresi için gelen misafirler ziyaret etmişti. Sergi bir sene sonra Levent Soroptimist Kulübü ile Cağaloğlu İki Lions Kulübü işbirliği Balat Kültür Evi'nde tekrar edilmişti. İstanbul Exlibris Akademisi Derneği 2003'de Ankara Kavaklıdere Sanat Galerisi'nde Exlibris Sergisi, 2006'da İstanbul Basın Müzesi'nde Exlibris Sergisi, 2008'de İtalya Soncino Basın Müzesinde Dr. Remo Palmirani'yi anma gününde Exlibris Sergisi, İtalyada Torino Castello Roddi Albada'da Exlibris Sergisi, 2009'da İstanbul 3. Uluslararası Su Konferansı'nda Exlibris Sergisi, İstanbul Basın Müzesi'nde Exlibris Sergisi, 2010'da Bodrum Kefaluka Hotel'de Uluslararası Lions 13. Akdeniz Platformu'nun açılışı sırasında Exlibris Akdeniz Sergisi, İtalya Ligaura'da Exlibris Lions 2010 Sergisi, 2012'de İstanbul Akatlar Kültür Merkezi'nde Exlibris Sergisi, Italya Albengada Lions haftasınde Exlibris Sergisi, 2013'de İstanbul Lütfü Kırdar Kongre Merkezi'nde yapılan Avrupa Forumu açılışında Istanbul 2013 Exlibris Sergisi, 2014'de Bodrum Dibeklihan'da Exlibris Sergisi, 2015'de Balat Kültür Evinde Exlibris Sergisi, 2017'de İstanbul Balat Kültür Derneği'nde Exlibris Sergisi, İstanbul Mason Derneğinde Exlibris Sergisi açtı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-bienali-calisma-ve-arastirma-programi-cap-2022-basvurulari-basladi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, Avrupa Birliği Grant Scheme for Common Cultural Heritage Fonu desteğiyle ve BAK, basis voor actuele kunst işbirliğiyle düzenlenen İstanbul Bienali Çalışma ve Araştırma Programı 2022 dönemi katılımcılarını belirlemek için başvuruları başlattı. Sanat ve sanatla ilişkili alanlarda teorik, pratik, bireysel ya da kolektif çalışmalar yürütmek isteyen sanatçı ve araştırmacıları buluşturmayı hedefleyen İstanbul Bienali Çalışma ve Araştırma Programı'nın, 2021-2022 dönemi katılımcılarını belirlemek için başvurular için son tarih 1 Aralık 2021. ÇAP'a her türlü malzemeyle ve mecrada çalışan sanatçılar ve sanat alanına dair araştırma yapmak isteyen farklı disiplinlerden araştırmacılar başvurabiliyor. ÇAP'a başvurmak için yaş sınırı olmamakla birlikte başvuru sahiplerinin çalışma yapmak istedikleri alanda birkaç senelik tecrübe sahibi olmaları bekleniyor. Programın bir kısmı İngilizce yürütüleceği için katılımcıların Türkçe ve İngilizce dillerinde iletişim kurabilmesi önem arz ediyor. Program kapsamında 6 ay boyunca (Aralık 2021 Mayıs 2022) haftada en az bir ders, seminer, atölye ve ayda bir danışmanlarla birebir görüşmeler düzenleneceği için başvuru sahiplerinin eğitim ya da çalışma takviminin bu etkinliklere düzenli katılım sağlayacak esneklikte olması bekleniyor. Katılımcıların program süresince geliştirecekleri projeler ve araştırmalar, bireysel danışmanların yanı sıra dönem ortası ve sonunda ÇAP Danışma Grubu'nun katılımıyla yapılacak buluşmalarla takip edilecek, programın sonunda ise katılımcıların açık bir sunum yapmaları beklenecektir. ÇAP, şehir dışından başvurulara açıktır. Her dönem için şehir dışından en fazla beş katılımcıya sınırlı maddi destek sağlanacaktır. Bu destek, katılımcıların etkinliklere katılımı için gerekli haftalık Türkiye içi seyahat masraflarını karşılamaya ya da program süresince İstanbul'da yaşamalarına destek olmaya yöneliktir. ÇAP'a geçtiğimiz dönem için başvurmuş ancak kabul almamış kişiler tekrar başvuru yapabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-bienali-surpriz-film-listesi-hazirladi/", "text": "Koronavirüs salgınıyla karşı karşıya kaldığımız ve evde vakit geçirdiğimiz bugünlerde sanatla iç içe olmak isteyenlere bir müjde de İstanbul Bienali'nden geldi. İKSV'nin düzenlediği İstanbul Bienali, her cuma iki sanatçının filmini dijital erişime açıyor. Seçkinin ilk haftasında 13. İstanbul Bienali sanatçılarından Basim Magdy'nin Dünyayı Anlamak İçin 13 Temel Kural filmi ve 15. İstanbul Bienali sanatçılarından Volkan Aslan'ın Evim Evim Güzel Evim filmi yer alıyor. İstanbul Bienali'nin takip eden haftalarda erişime açacağı seçkide Halil Altındere, Francis Alys, Volkan Aslan, Ozan Atalan, Alper Aydın, Rossella Biscotti, Kristina Buch, Vajiko Chachkhiani, Jonathas de Andrade, Elmas Deniz, Jonah Freeman & Justin Lowe, Jorge Galindo & Santiago Sierra, Theaster Gates, Suzanne Husky, Pierre Huyghe, Emre Hüner, Rashid Johnson, Armin Linke, Maider Lopez, Basim Magdy, Melvin Moti, Georgie Nettell, Erkan Özgen, Zeyno Pekünlü, Cheng Ran, Mika Rottenberg, Pelin Tan ve Anton Vidokle, Kaari Upson, Adrian Villar Rojas ve Phillip Zach gibi sanatçıların filmleri yer alıyor. Filmler, İstanbul Bienali'nin web sitesinden ve İKSV Vimeo hesabı üzerinden izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-bienali-yaklasik-500-bin-ziyaretci-agirladi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2007-2036 Bienal Sponsoru Koç Holding desteğiyle düzenlenen 17. İstanbul Bienali 'nin sergileri sona erdi. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, 17 Eylül'de kapılarını ücretsiz açan bienalin sergilerini, 9 haftada 500 bine yakın ziyaretçi gezdi. Bienal; Beyoğlu, Kadıköy, Fatih ve Zeytinburnu'ndaki 12 sergi mekanının yanı sıra kent genelinde festivaller, gösteriler, etkinlikler, sahaflar, eczaneler, kafeler, restoranlar, üniversite kampüsleri ve bir radyo istasyonu aracılığıyla tüm şehre yayıldı. Bige Örer'in direktörlüğünü, Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh'in küratörlüğünü üstlendiği 17. İstanbul Bienali, farklı disiplinlerden 500'ün üzerinde katılımcının 55 projesini bir araya getirdi. Katılımcılar arasında sanatçı, düşünür, yazar, şair, araştırmacı, mimar, balıkçı, aktivist, etno müzikolog, denizbilimci, kukla ustası ve müzisyenler de yer aldı. Mariah Lookman'ın 700'ü aşkın tıbbi bitkiye ev sahipliği yapan Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi'ne özel tasarladığı su bahçesi, bienalin ardından ziyaretçilerle buluşmaya devam edecek. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı iş birliğiyle başlatılan Dünyadan Saklı Hikayeler programı kapsamında, güncel sanat alanında hikaye anlatıcılığı, fotoğraf okuma, habercilik gibi başlıklarda bir dizi atölye düzenleniyor ve projelerle ilgili yeni metinlerin üretilmesi teşvik edilecek. Sanatçı ve aktivist ikili Cooking Sections'ın İstanbul'un mandaları ve yaşam alanlarını ele aldıkları Çamuralem projesi, ilki bienalin açılış haftasında düzenlenen Manda Festivali ile gelecek yıllar da sürecek. Sergiler; Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı, Merkez Rum Kız Lisesi, SAHA Studio, Metro İstanbul Yaklaşım Tüneli Taksim, Büyükdere35, Müze Gazhane, arthereistanbul, Barın Han, The Çinili Hamam, Küçük Mustafa Paşa Hamamı ve Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi'nde yer aldı. Kurtuluş'ta bulunan Nostalji Cafe ise bienalin Şiir Hattı'nın buluşma noktası oldu. Bienal, sergilerin yanı sıra kamusal programında 250'ye yakın etkinlik sundu. Araştırmacı, sanatçı, düşünür, müzisyen, kukla ustası, komedyen, şair gibi çok farklı disiplinden katılımcı, etkinliklere konuk oldu. Doğa yürüyüşleri, şiir okumaları, manda ve mantı festivalleri, dergi lansmanları, film gösterimleri, panel, söyleşi ve atölye çalışmaları, kuş gözlemleri, açık hava yürüyüşleri ve baskı atölyeleri gibi ücretsiz pek çok etkinliğe binlerce kişi katıldı. 17. İstanbul Bienali 'nin kamusal programını, sanatçı Zeyno Pekünlü koordine etti. Bienalin hem katılımcısı hem de mekanlarından biri olarak konumlanan Açık Radyo, 2021 yılı boyunca 26 bölümlük bir bienal özel programına yer verdi. Zeyno Pekünlü'nün hazırlayıp sunduğu programa, 17. İstanbul Bienali'nin katılımcıları konuk oldu. Programın kayıtları Açık Radyo web sitesinden, İngilizce kayıtları ise İKSV'nin Spotify, Apple Podcasts ve Google Podcast hesaplarından dinlenebiliyor. Türk Ekonomi Bankası sponsorluğunda ücretsiz gerçekleştirilen film programında 11'i kısa, 12'si uzun metrajlı olmak üzere toplam 23 film gösterildi. Başlığını bienalin küratoryal metninden alan Tatlı, Olgun Meyvelerle Kaplı Ulu Bir Ağaç Olmak Yerine: 17. İstanbul Bienali film seçkisi, nisanda 41. İstanbul Film Festivali'yle başlamıştı. Filmler, bienal boyunca İstanbul'da Pera Müzesi ve Hope Alkazar, Eskişehir'de Odunpazarı Modern Müze, Çanakkale'de Çanakkale Evi, Mardin'de Galatist Cafe ve Ankara'da Uğur Mumcu Vakfı'nda gösterildi. Ziyaretçilerin bienal eserlerini daha yakından tanımalarını sağlayan rehberli tur programına, yaşları 20 ile 25 arasında değişen 20'yi aşkın rehber katkı sundu. Rehberler, Pelin Kuş'un koordinasyonunda bir ay boyunca eserler hakkında eğitim aldı ve 17. İstanbul Bienali süresince yaklaşık 7 bin ziyaretçiye sergileri tanıttı. Bienalin Pera Müzesi'nin iş birliği ve Koç Holding'in desteğiyle gerçekleştirdiği çocuk ve gençlere özel eğitim programı kapsamında 9 hafta boyunca 4-17 yaş aralığındaki genç ziyaretçiler, yerküreyle kendileriyle ve diğer canlılarla kurdukları ilişki üzerine düşünme ve farkındalık kazanma imkanı buldu. Kamusal programda çocuklara yönelik gerçekleştirilen kuş gözlemlerinden sirk okullarına, sanatçı atölyelerinden kitap okumalarına uzanan çok farklı etkinliklerle bienal, 3 bin üzerinde çocuk ve gence ulaştı. Bienal süresince ayrıca, ebeveynler ve bakım verenlerin 0-36 aylık bebekleriyle katılabildikleri Bebekli Sabahlar etkinlikleri de düzenlendi. 17. İstanbul Bienali kapsamındaki Kuşlar Ne Düşünüyor? başlıklı proje, odağına 6-14 yaş arasındaki çocukları alırken; onlara eşlik eden yetişkinleri, öğretmenleri ve farklı alanlardan uzmanları, bulundukları yerdeki kuşları gözlemlemeye, onlar hakkında düşünmeye ve doğayla yeniden bağlantı kurmaya çağırdı. İstanbul Bienali ve İKSV Alt Kat tarafından hayata geçirilen proje; Eğitim Reformu Girişimi, Hisar Okulları, Öğretmen Ağı, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi ve Today at Apple'ın iş birliğinde pek çok farklı disiplinden uzman, sanatçı, öğretmen, bilim insanı ve paydaşı bir araya getirdi. Türkiye'nin dört bir yanından projeye katılan çocukların hazırladığı metin, resim, fotoğraf, ses dosyaları ya da videolar, kuslar. iksv. org adresinden incelenebiliyor. Dileyen çocuklar yeni içerikler üretip, web sitesine yüklemeye devam edebilir. Proje kapsamında bienal süresince Roots & Shoots Türkiye ekibinin yürütücülüğünde Kuş Gözlemleri yapıldı, farklı katılımcılarla Duyularla Kuşları Keşfediyoruz etkinlikleri gerçekleştirildi. Atatürk Kent Ormanı'ndaki etkinlikler; İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı, Yeşil İstanbul ve Yaban İstanbul'un desteğiyle yapıldı. Today at Apple'ın desteğiyle Apple Bağdat Caddesi'nde gerçekleştirilen atölyelerde ise 7-14 yaş aralığındaki çocuklar, sanatçılar Volkan Aslan, İnci Furni, Gözde İlkin, Elif Öner ve Evrim Kavcar, Mk Yurttaş ve Performistanbul ile bir araya geldi. İKSV Alt Kat, İstanbul Bienali'nin iş birliği ve Vuslat Vakfının proje partnerliğiyle bienal boyunca Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nda 7-9 yaş grubuna yönelik etkinlikler gerçekleştirdi. Ses sanatçısı ve besteci Tarek Atoui'nin yapıtından yola çıkarak hazırlanan atölyelerin tasarımını ve yürütücülüğü Atölye Pikolo üstlendi. 17. İstanbul Bienali'ne, İKSV ve Yapı Kredi Yayınları tarafından Vehbi Koç Vakfı'nın katkılarıyla yayımlanan iki yayın eşlik etti. Bienalde ziyaretçilere eşlik etmesi için Erdem İlgi Akter tarafından yayıma hazırlanan rehber kitabı, bienal eserleriyle ilgili tanıtıcı metinlere, harita ve kat planlarına ve bienalin diğer programıyla ilgili pratik yönlendirmelere yer verdi. Sergi kataloğuna Carl Mika, Nabil Ahmed, Övül Durmuşoğlu, Michael Marder, Maria Puig de la Bellacasa, Nirwan Ahmed Arsuka, Rustom Bharucha, Çiğdem Buğdaycı Gürsoy, Greg Dvorak, Ruth McDougall, Zozan Pehlivan, John Bell, David Harvey, Amar Kanwar ve Elif Kamışlı metinleriyle katkı sundu. Rehber kitabı, magaza. iksv. orgdan temin edilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-bienali-yeni-katilimcilarini-ariyor/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Bienali Çalışma ve Araştırma Programı 2021 dönemi katılımcılarını belirlemek için başvurular 3 Şubat 1 Mart tarihleri arasında kabul edilecek. Sanat ve sanatla ilişkili alanlarda teorik, pratik, bireysel ya da kolektif çalışmalar yürütmek isteyen sanatçı ve araştırmacıları buluşturmayı hedefleyen programın yeni döneminin, pandemi koşullarına uygun olarak dijital ortamda ve açık hava mekanlarda gerçekleştirilmesi planlanıyor. Volkan Aslan, Ayşe Draz, Kevser Güler, Ayşin Zoe Güneş, Ferhat Özgür, Bige Örer ve Zeyno Pekünlü'den oluşan Danışma Grubu, 17 Mart'ta görüşmeye çağırmak üzere kısa listeye alınacak isimleri belirleyecek. İstanbul Bienali Çalışma ve Araştırma Programı'na katılacak 15 kişi, yapılacak birebir görüşmelerin ardından kesinleştirilecek ve Mart ayının sonunda duyurulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-bilgi-universitesinden-uluslararasi-agnes-varda-sempozyumu/", "text": "Fransız yeni dalga akımının sinemadaki öncülerinden yönetmen Agnes Varda 'nın birinci ölüm yıldönümünde uluslararası bir sempozyumu hayata geçiren İstanbul Bilgi Üniversitesi, tüm dünyada yaşanan karantina koşullarını dikkate alarak etkinliği sanal olarak gerçekleştirdi. Fotoğrafçı, film yönetmeni ve görsel sanatçı Agnes Varda'nın anısını yaşatmak adına Sanal Varda ismiyle uluslararası bir sempozyuma imza atan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı, böylelikle okulun ilk sanal sempozyumunu da hayata geçirmiş oldu. Koronavirüs pandemisine karşı alınan önlemler doğrultusunda online ortama taşınan Sanal Varda sempozyumunda, yönetmenin 65 yıllık çalışma hayatı süresince toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilirlik temalarına getirdiği farklı yorumları, üç ayrı panel ve konuşmacı seanslarında ele alındı. Sanal sempozyumun açılışı konuşmasını İstanbul Bilgi Üniversitesi Vekil Rektörü Prof. Dr. Kübra Doğan Yenisey yaparken, konuşmacılar arasında Bilgi Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Program Direktörü Prof. Dr. Feride Çiçekoğlu, Küresel Varda başlıklı bir sunum gerçekleştiren Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Yüksek Lisans Direktörü Dr. Colleen Kennedy Karpat ve College Sanat Tarihi Programı Yüksek Lisans Direktörü Prof. Homay King yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-buyuksehir-belediyesinden-semt-semt-kitap-gunleri/", "text": "İBB, İstanbul'un farklı noktalarını kitapla buluşturmak için ilçe ilçe gezecek. Maltepe'deki İstanbul Açık Hava Gösteri Merkezi'nde gerçekleştirilen kitap günleri, artık Semt Semt Kitap Günleri adıyla İstanbul'u dolaşacak. Yayınevleri ve sahaf stantlarının yanı sıra kitap mezatları ile söyleşilerin yer alacağı, çocuklar için Karagöz Hacivat gösterilerinin düzenleneceği organizasyonun ilk adresiyse Kadıköy oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul'u kitapla buluşturmaya devam ediyor. İstanbul'da Bir Sonbahar Kabaresi kapsamında Maltepe'deki İstanbul Açık Hava Gösteri Merkezi'nde gerçekleştirilen kitap günleri, Semt Semt Kitap Günleri adıyla İstanbul'un farklı noktalarını geziyor. İlk durağı Kadıköy olan Semt Semt Kitap günleri, 8 Kasım'a kadar her gün 11.00 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Kitapseverler, Kadıköy rıhtımda yer alan yayınevi ve sahafların stantlarında binlerce kitapla çeşitli indirimlerle buluşuyor. Alandaki etkinlik çadırı; kitap mezatları, söyleşiler gerçekleştirilirken çocuklar için de Karagöz Hacivat gösterilerine ev sahipliği yapıyor. Kitap mezatları her cuma 19.00 20.00, her cumartesi, pazar ise 16.30 17.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek. Karagöz Hacivat gösterileri ise her cumartesi ve pazar 18.00 18.40 saatleri arasında ziyaretçilerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-concept-galleryde-huri-kirisden-sezgi-cagi-sergisi/", "text": "Istanbul Concept Gallery, sanatçı Huri Kiriş'in 7. kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sezgi Çağı adını taşıyan sergi, 23 Ağustos 9 Eylül 2023 tarihleri arasında ziyaretçileri ağırlayacak. Gerçeğin dinamik ve bireyselleştirilmiş bir kavram olarak evrildiği bu çağda, Huri Kiriş'in resimleri bize keşif dolu bir yolculuk yapma fırsatı sunuyor. Bu resimler görme, anlama ve bilme eylemlerindeki süreçlerin derinliklerine dalıyor. Eserleri, çeşitlenen 'gerçeklik'lerin karmaşık ağı içinde yolculuk ederken 'açık seçik' olanın sınırlarını aşmayı ve algılamanın inceliklerini kavramayı deniyor. Resimler, görme eylemini sorgulayarak, kör kabul ve pasif inanca alternatif bir perspektif sunuyor. Şimdiye kadar ürettiği çalışmalarında insanlık, doğa ve kültür arasındaki narin dengeyi ve beklenmeyeni ustalıkla yansıttığına şahit olduğumuz sanatçı, bu yeni serideki resimlerinde, sadece bir arada olunan somut mekanları değil, aynı zamanda fauna ve flora içindeki geçici hayat dansımızı da ortaya koyuyor. Kiriş, varoluşun kırılgan ve güçlü yönlerini açığa çıkarırken mevcut repertuvarına yanılsamaları ve yansımaları da ekliyor. Geleneksel düşüncenin sınırlarını zorlayan ve alışılagelmişin ötesine taşıyan Sezgi Çağı sergisi, 23 Ağustos 9 Eylül 2023 tarihleri boyuncaNur-u Ziya Sokak'ta yer alan Istanbul Concept Gallery'dePazar-Pazartesi günleri hariç her gün saat 12.00-19.00 arasında izlenebilir. 1980, İstanbul doğumlu Kiriş; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nden mezun olduktan sonra aynı bölümde yüksek lisansını ve sanatta yeterliliğini gerçekleştirmiştir. Bugün, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Istanbul Concept, Türkiye ve yurt dışından sanatçı ve tasarımcıları İstanbullularla buluşturan, multidisipliner, dinamik ve yenilikçi bir kurumdur. IC, sergiler ve çeşitli proje bazlı etkinlikler aracılığıyla kültür ve estetiği teşvik ederek, evrensel bir yaklaşımı benimseyerek benzersiz hikayeler yaratmayı ve anlatmayı hedefliyor. Zengin bir yerel ve uluslararası sanatçı ve tasarımcı portföyüne sahip olan IC, tüm etkinliklerinde trendleri, teknolojik yenilikleri ve kültürel yayın ve danışmanlık alanlarına yeni bakış açılarını bir araya getiriyor. IC, samimiyet ve insana değer verme ilkesinin rehberliğinde, felsefesiyle uyumlu, sosyal açıdan ilgili projeleri destekleyerek sorumluluk alır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-conceptden-yeni-yilin-ilk-sergisi-sumerki/", "text": "Kültür, sanat ve tasarım dünyasını bir araya getirme misyonu ile hareket eden Istanbul Concept yeni yıla, Tomtom Mahallesi'ndeki galerisinde ressam Coşkun Sami'nin SUMERKİ isimli kişisel sergisi ile giriyor. 7 29 Ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleşecek sergide Sami'nin son dönem resimlerinin yanı sıra Eksiklopedi serisinden bir desen seçkisini de izliyor olacağız. Sanatçı Coşkun Sami'nin odak noktasında tarih ve zaman perspektifinin belirsizliği ve kararsızlığı olduğu kadar, bireysel planda geleceğe ilişkin endişeler de yatmakta. Ressam, neyin geçici, neyin kalıcı olduğu ve geleceğin ne olabileceğine dair yorumlarıyla izleyiciyi eserleri aracılığıyla muğlak, belirsiz bir yolculuğa davet ediyor. Tuval üzeri yağlıboya ve kağıt üzeri mürekkep ile üretilmiş eserlerden oluşan Sumerki sergisi, Istanbul Concept Gallery'de pandemi koşullarına uygun düzenlemeye göre randevu alınarak gezilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-devlet-senfoni-orkestrasi-akmde-13-yil-aranin-ardindan-konser-verdi/", "text": "Türkiye'nin kültür-sanat yaşamına katkı sunma amacıyla 18 yıldır DenizBank tarafından desteklenen İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, DenizBank Konserleri kapsamında salgının ardından yeniden sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor. İDSO, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan'ın katılımıyla Atatürk Kültür Merkezi'nde Opera Salonu'nda 13 yıl aranın ardından müzikseverlerle buluştu. Konsere, müzikseverlerin yanı sıra sanat ve medya dünyasından birçok isim katıldı. Besteci, keman virtüözü ve orkestra şefi Hasan Niyazi Tura'nın yönettiği konserde, orkestraya keman sanatçısı Cihat Aşkın, soprano Simge Büyükedes, tenor Serkan Bodur ve bariton Caner Akgün eşlik etti. Konserde, Cemal Reşit Rey'in öğrencisi, Viyana Müzik Akademisi Kompozisyon Bölüm Başkanı besteci Ertuğrul Sevsay'ın Yunus Emre güfteleri üzerine bestelediği şarkıların dünya prömiyeri gerçekleştirildi. Ayrıca Cemal Reşit Rey ve bestekar Yalçın Tura'nın eserleri dinleyicilerin beğenisine sunuldu. Konserin başlangıcında, İDSO Müdürü Timuçin Abacı, 18 yıldır aralıksız sürdürdükleri desteklerinden ötürü DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş'e plaket takdim etti. İDSO Müdürü Timuçin Abacı ise İDSO olarak 13 yıl sonra evimize dönmüş olmaktan çok mutluyuz. Dünya incisi İstanbul ile aynı markaya sahip İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası olarak, İstanbul'a değer katacak yeni AKM'de başarılı konserlere imza atacağız. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-devlet-tiyatrosu-yeni-sezonu-bir-ekimde-aciyor/", "text": "İstanbul Devlet Tiyatrosu, yeni sezonu 1 Ekim Cumartesi günü açıyor. Yerli yabancı klasiklerden müzikli oyunlara, dünya prömiyeri yapacak yeni metinlerden çağdaş oyunlara uzanan geniş bir skalada, on beş yeni oyun sanatseverlerle buluşacak. Tarık Ali'nin yazdığı, Nurullah Tuncer'in yönettiği Don Kişot'un Yeni Maceraları, 4 Ekim'de Mecidiyeköy Büyük Sahne'de prömiyer yaparken; yine aynı tarihte Barbara Schottenfeld'in yazdığı, Ebru Aytürk Şayan'ın yönettiği Yedi Kadın adlı müzikli oyun, Kadıköy Süreyya Operası'nda izleyicilerle buluşacak. Kasım ayında Ingmar Bergman'ın yazdığı, Serap Eyüboğlu'nun yönettiği Bir Ruhun Hikayesi; Kurtcebe Turgul'un yazdığı, Gökhan Kocaoğlu'nun yönettiği Bence Katil öldürdü ise dünya prömiyeriyle izleyici karşısına çıkacak. İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanat Yönetmeni Kubilay Karslıoğlu'nun yönettiği, Bertolt Brecht'in yazdığı klasik eserlerden biri olan Kafkas Tebeşir Dairesi de kasım ayı içerisinde izleyiciyle buluşacak. Yerli klasik eserlerimizden Oktay Arayıcı'nın yazdığı Rumuz Goncagül ise Zafer Algöz rejisiyle ocak ayında prömiyer yapacak. Geçen sezonlardan sahnelenen Tek Başıma, Bir Peri Masalı Radyum Kızları, Tamamen Doluyuz, Kontrabas, Profesyonel, Radyum Kızları, Karmakarışık, Maçın Adamı gibi oyunlar, sezon içerisinde yerleşik ve turne sahnelerinde temsil vermeye devam edecek. İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun ortaklaşa gerçekleştireceği sürpriz projeyle birlikte Türk tiyatrosunun yakın zamanda yitirdiği iki önemli tiyatrocu Civan Canova ve Ragıp Ertuğrul'un oyunları da yeni sezonda sanatseverlerle buluşacak. Oyunların sergilendiği mekanlar ise AKM Tiyatro Salonu, Mecidiyeköy Sahneleri, Üsküdar Tekel Sahneleri, Garibaldi Sahnesi, Kozyatağı, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Sancaktepe Sahneleri ve Kadıköy Süreyya Operası olarak açıklandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-dijital-sanat-festivali-yogun-ilgiyle-karsilandi/", "text": "Bu yıl üçüncüsü düzenlenen İstanbul Dijital Sanat Festivali sona erdi. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle, PASHA Bank ana sponsorluğunda Mezo Dijital tarafından hayata geçirilen festival, sanatseverlerden yoğun ilgi gördü. Atatürk Kültür Merkezi 'de gerçekleşen ve 5 Haziran'da sona eren festival; dijital sanatlar alanında önemli isimleri, ulusal ve uluslararası toplam 40 sanatçıyı İstanbullu sanatseverlerle buluşturdu. Küratörlüğünü Esra Özkan, Julie Walsh ve Türkiye'nin ilk yapay zeka küratörü olan Avind'in üstlendiği festival, sanatçıların yanı sıra iş dünyasından da başarılı isimlere, çocuk ve gençlik atölyelerine, panellere, söyleşilere, tiyatro oyunlarına, işitsel ve görsel performanslara ev sahipliği yaptı. İstanbul Dijital Sanat Festivali, dört gün boyunca her yaş grubundan ziyaretçi ağırladı. MEZO Dijital Yönetim Kurulu Başkanı ve Dijital Dönüşüm Uzmanı Dr. Nabat Garakhanova, festival ile ilgili olarak Hayalimizi gerçeğe dönüştürmenin mutluluğunu bir kez daha yaşadık. Festivalimiz sayesinde dijital sanatın önemini ve değerini bir kez daha vurguladık. Bu hayalimize ortak olan ve bize destek veren T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığımız başta olmak üzere tüm sponsorlarımıza, bu festivalin hayata geçirilmesinde en çok emeği olan küratörlerimize, sanatçılarımıza ve festivalimize ilgi gösteren tüm sanatseverlere teşekkür ediyorum dedi. İstanbul Dijital Sanat Festivali sponsorları arasında Türk Telekom, Dijital Sanat Derneği, Renault, Payporter, Helis, Pudo, TRT 2, ON TV, Meta Yapı, Bilgi Üniversitesi yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-edebiyat-festivaline-geri-sayim-basladi/", "text": "Dünyanın roman kahramanlarına adanmış tek festivali olarak bilinen 5. Roman Kahramanları İstanbul Edebiyat Festivali'nin 21- 25 Aralık 2020 tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştirileceği duyuruldu. Etkinlik T. C. Maltepe Üniversitesi ve Roman KahramanlarıDergisi işbirliğiyle düzenleniyor. Küresel salgın nedeniyle çevrimiçi yapılacak festivaldeki tüm etkinlikler Novel Heroes Youtube kanalından canlı takip edilebilecek. Vedat Türkali'nin, Orhan Pamuk'un İstanbul'u, Franz Kafka'nın Prag'ı, Fyodor M. Dostoyevski'nin St. Petersburg'u, Amin Maalouf'un Semerkant'ı ve daha pek çok romanesk şehir, şehirlerin romanları, romanlardaki şehirler... Şehirlerle özdeşleşmiş romanlar ve romancılar odağındaki 5. Roman Kahramanları İstanbul Edebiyat Festivali'nin teması Bir Roman Kahramanı Olarak Şehir. -13 üniversiteden akademisyen, yazar ve yönetmenlerle paneller, -Söyleşiler -Sosyal bilimler lisesi öğrenci ve öğretmenlerinin roman kahramanları sunumları olmak üzere 25 oturum yer alıyor. Şehir ve Roman, Tanpınar'ın İstanbul'u, İstanbul'un Romanları, Sinemasal Şehirler, Romantik Şehirler, Romandaki Şehirler, Romanesk Şehirler, Roman Atlası başlıklı oturumların yanı sıra, Ülkeler, Şehirler ve Edebiyat sunumlarında Danimarka, Fransa, Japonya ve Arap dünyasındaki Edebiyat konu ediliyor. Prof. Dr. Betül Çotuksöken, Prof. Dr. Nabi Avcı, Metin Celal, Gürsel Korat, Ethem Baran, Mario Levi, Mine Söğüt, Ercan Kesal, Tayfun Pirselimoğlu, Alin Taşçıyan, Çiğdem Sezer, Asuman Susam, Faruk Duman, Zeynep Aliye, Prof. Dr. Mehmet Emin Özcan, Sebastien de Courtois, Prof. Dr. Emine İnanır, Prof. Dr. Seval Şahin, Prof. Dr. Besim Dellaloğlu, Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk, Mehmet Güneş, Gamze Güller, Menekşe Toprak, Prof. Dr. Yılmaz Daşçıoğlu, Aydın Afacan, Prof. Dr. Ahmet Sarı, Dr. Ertuğrul Aydın, Pınar Doğu, Güray Süngü, Niels Hav, Hüseyin Duygu, Georgios Salakidis, Serkan Türk, Fecri Polat, Ercan Yılmaz, Oğuz Şenses, Doç. Dr. Muhammed Hüküm, Dr. Şerif Eskin, Barış Yücesan, Prof. Dr. Özlem Fedai, Celal Fedai, Dr. Hayrettin Orhanoğlu, Hüseyin Akın, Fatih Kanter, Hasip Bingöl, Muharrem Dayanç, Serhat Demirel, Bahtiyar Aslan, Prof. Dr. Ali Volkan Erdemir, Zübeyde Özlem Parlak Biçer, Prof. Dr. Mehmet Hakkı Suçin, Haluk Öner, Macit Balık. 100'e yakın katılımcının olduğu programda ayrıca Benim Roman Kahramanım temalı ve Don Kişot, Anna Karenina, Afrikalı Leo, Cesur Yeni Dünya'dan Bernard Marx, Genç Werther, Dorian Gray, Elizabeth Bennet, Meral, Beyaz Geceler'den Nastenka ile Hayalperest ve Kara Kitap'tan Galip'in konu edildiği 13 kısa film gösterime sunuluyor. ANAFOD İstanbul Anadolu Yakası Fotoğraf Sanatı Derneği, Kitap Kapağı Fotoğrafları Sanal Sergisi ve söyleşileriyle etkinliğe katılıyor. BTSO Sosyal Bilimler Lisesi tarafından Benim Roman Kahramanım konulu deneme yarışmasının sonuçları da 21 Aralıkta duyuruluyor. Festivalin ilk günü, yılın en uzun gecesi 21 Aralık, Dünya Roman Kahramanları Günü olarak Neyzen Süleyman Erguner, Apolas Lermi, Sedat Anar ve Utku Asan'ın vereceği dört mini konserle kutlanıyor. 5. Roman Kahramanları İstanbul Edebiyat Festivalinin programına ve etkinliklere ilişkin bilgiler, festival düzenleyicilerinin sosyal medya kanallarından takip edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-film-festivali-goethe-institut-isbirligiyle-kino-2020-seckisini-cevrimicinde-konuk-ediyor/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen İstanbul Film Festivali, 1-13 Kasım'da Goethe-Institut işbirliğiyle Alman sinemasının en güncel ve başarılı filmlerini filmonline. iksv. org platformunda izleyiciyle buluşturuyor. Türkiye'nin farklı şehirlerinde Alman sinemasının en güncel ve en başarılı örneklerini sinemaseverlerle buluşturan Kino seçkisi, bu yıl çevrimiçi olarak ve tüm Türkiye'den ulaşılabilir şekilde gerçekleşecek. Goethe-Institut'un İstanbul Film Festivali işbirliğiyle düzenlediği Kino 2020: Alman Filmleri Türkiye'de etkinliği, 1-13 Kasım tarihlerinde, festivalin çevrimiçi gösterim platformu filmonline. iksv. org'da takip edilebilecek. Filmleri izlemek için biletler yine aynı site üzerinden alınabilecek. İstanbul Film Festivali'nin 1-13 Kasım'da çevrimiçi platformunda ağırlayacağı Kino 2020 filmleri, 20.00'de gösterime girecek ve 5 gün boyunca erişime açık kalacak. Festivalde olduğu gibi her filmin bilet kapasitesi yapımcılarla yapılan anlaşmalar uyarınca sınırlı. Filmlere teker teker bilet alınabilecek veya Kombine Film Paketi satın alarak tüm filmler daha avantajlı fiyatlarla izlenebilecek. Gösterimlere yalnızca Türkiye'den erişilebilecek. Biletler 28 Ekim Çarşamba saat 10.30'da filmonline. iksv. org üzerinden satışa açılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-film-festivali-sinema-onur-odulleri-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 8-19 Nisan tarihlerinde düzenlenecek 41. İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri'nin sahipleri belli oldu. İstanbul Film Festivali tarafından sinemaya gönül ve emek veren isimlere 2022'de takdim edilecek Sinema Onur Ödülleri'nin sahipleri belirlendi. Festivalin Sinema Onur Ödülleri bu yıl Meral Çetinkaya ile Gülsen Tuncer'e verilecek. Ödüller, 7 Nisan gecesi yapılacak 41. İstanbul Film Festivali Açılış Töreni'nde sunulacak. 5 Mart 1945'te Bursa'da doğdu. 1969'dan başlayarak çeşitli tiyatrolarda çalıştı. En yoğun olarak çalıştığı Dostlar Tiyatrosu, Bakırköy Belediye Tiyatroları, Kenter Tiyatrosu ve Biriken Tiyatrosu'dur. Rol aldığı oyunlardan bazıları: Ayak Takımı Arasında, Sezuan'ın İyi İnsanları, İlk Gençlik, İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu, Ocak, Şili'de Av, Bitmeyen Kavga, Gün Dönerken, İkili Oyun, Yalınayak Sokrates, Sivas 93, Tatyana, Sahibinden Kiralık, Keşanlı Ali Destanı. Sinema yolculuğu Ağrı Dağı'nın Gazabı (1973) ile başladı. Onu 1979 yılında Hazal izledi. Rol aldığı filmler arasında Bir Yudum Sevgi, Firar, Uçurtmayı Vurmasınlar, Suyun Öte Yanı, Denize Hançer Düştü, Eylül Fırtınası, Maruf, İz, Her Şeye Rağmen, Vizontele, Vizontele Tuba, Karanlıktakiler, Mutluluk, Mucize, Vezir Parmağı, Murtaza, Ayla, Sibel, Babaannem sayılabilir. Dizi çalışmalarına 1986'da TRT'de Sızı ile başladı. 1989-2002 arasında Bizimkiler dizisinde Ayla rolüyle kabul gördü; Binbir Gece, Gülbeyaz, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Anne, İstanbullu Gelin, Çukur, Atiye ve Aziz gibi yapımlarda devam etti. Hazal filmindeki rolü ile 1979'da 18. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, Suyun Öte Yanı ile 1992'de 4. Ankara Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu, ödüllerini aldı. Solgun Sarı Bir Gül filminde gösterdiği performansla 1996'da 34. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisindeki performansıyla 2012'de 3. Antalya Televizyon Ödülleri kapsamında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini aldı. 1945'te Adana'da doğdu. Tiyatro ve sinema oyuncusu, söz yazarıdır. Profesyonel tiyatro oyunculuğuna 1968'de Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu'nda başladı. İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tepebaşı Sahnesi'nde, Ankara Çağdaş Sahne'de ve Sadri Alışık Kültür Merkezi'nde yöneticilik yaptı. Ertuğ Koruyan, Deniz Türkali, İbrahim Bergman, Mehmet Çerezcioğlu ve Mustafa Alabora ile Grup 6 Tiyatrosu'nu kurdu. Demokratik kadın örgütlerinde aktif olarak çalıştı. İstanbul TRT radyosunda birçok şiir, radyo tiyatrosu, kültürel programı seslendirdi ve söyleşiler yaptı. Yurt içi ve yurt dışında tek kişilik, metnini kendi hazırladığı okuma tiyatroları, şiir resitalleri ve müzikli gösteriler düzenledi. Mehmet Teoman'la profesyonel olarak müzik çalışmaları yürüttü. 40'a yakın filmde başta asistanlık olmak üzere kamera arkası çalışmalarda bulundu. 80'e yakın film ve dizide rol aldı. 2008 Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Ödülleri'nde Suna, 1991 Antalya Film Festivali'nde Soğuktu Ve Yağmur Çiseliyordu, 1989 Ankara Film Festivali'nde Bir Tren Yolculuğu filmleriyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü kazandı. Ankara Uçan Süpürge Bilge Olgaç Başarı Ödülü, Truva Folklor Derneği Özel Ödülü, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Önder Kadın Ödülü, Ankara EnerjiSA İlham Perisi Ödülü, UKKSA Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi Onur Ödülü, Rotaract Klübü Drama Dalında Yılın En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Diyarbakır Kayapınar Sinema Günleri Onur Ödülü, Uluslarararası Dostluk Festivali Aşık Veysel Ödülü, Atatürkçü Düşünce Derneği Aydınlanma Ödülü sahibidir. Milletvekili seçimlerinde ve Beyoğlu Belediye Başkanlığı seçimlerinde bağımsız aday oldu. SODER, TODER, SİNESEN, FİLM-SAN sinema meslek örgütlerinde yönetim kurulu üyeliği yaptı. İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı'nda sahne estetiği ve oyunculuk; Marmara Üniversitesi'nde iletişim ve sahne estetiği; TÜRSAK'ta sinema ve tiyatro oyunculuğu; Sadri Alışık Kültür Merkezi'nde tiyatro tarihi, oyunculuk bilgisi ve dramaturji dersleri verdi. Rol aldığı filmler arasında Sinema Bir Mucizedir / Büyülü Fener (2005), Solgun Bir Sarı Gül (1996), Cadı Ağacı (1994), İlk Aşk (1991), Düğün (1999), Berdel (1990), A Ay (1988), İpekçe (1987), On Kadın (1987), Gramofon Avrat (1987), Afife Jale (1987), Çağdaş Bir Köle (1986), Uzun Bir Gece (1986), Fatmagül'ün Suçu Ne (1986), Asılacak Kadın (1986), Ölmez Ağacı (1984), Dağınık Yatak (1984), Faize Hücum (1982), At (1981), yönetmen yardımcılığını üstlendiği Harakiri (1975) ve ilk filmi Kopuk (1972) sayılabilir. Fazilet Hanım ve Kızları (2017), Aşk-ı Memnu (2008-2009), Çalıkuşu (1986), Üç İstanbul (1983), Bugünün Saraylısı (1985) gibi birçok dizide rol aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-film-festivali-subat-seckisiyle-devam-ediyor/", "text": "Seçkide aralarında Filmekimi Galaları'ndan yapımlar, Hasan Söylemez'in Sahra Çölü belgeseli Tenere, Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro'nun kült filmi Şarküteri ve Yunanistan'ın Oscar adayı Elmaların bulunduğu birçok yapım yer alacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali'nin yeni seçkisi, 5-28 Şubat tarihleri arasında çevrim içi olarak sinemaseverlerle buluşacak. Prömiyerlerini Tallinn, Venedik, Berlin, Manchester, Cannes, Sundance film festivallerinde yapmış 12 filmden oluşan şubat seçkisinin gösterimleri filmonline. iksv. org adresinden izlenebilecek. Seçkide aralarında Filmekimi Galaları'ndan yapımlar, Hasan Söylemez'in Sahra Çölü belgeseli Tenere, Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro'nun kült filmi Şarküteri ve Yunanistan'ın Oscar adayı Elmaların bulunduğu birçok yapım yer alacak. Gösterimler, saat 21.00'de başlamakla birlikte, gösterime açık kaldıkları 5'er gün boyunca seyredilebilecek. Türkçe altyazılı gösterilecek filmlere yalnızca Türkiye'den erişilecek. Yaramaz Çocuk 5-10 Şubat, Annem Savaşa Gidiyor 6-11 Şubat, Elmalar 7-12 Şubat, Relic 12 -17 Şubat, Yuva 13-18 Şubat, Gözyaşlarının Tuzu 14-19 Şubat, Alelade Bir Yuva 19- 24 Şubat, Şarküteri 20- 25 Şubat, Sovyet Bahçesi 21- 26 Şubat, Tenere 26 Şubat-3 Mart, Prens 27 Şubat-4 Mart, Odadaki Yetişkinler 28 Şubat 5 Mart."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-film-festivalinin-cevrimici-gosterim-programi-1-ocakta-baslayacak/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivalinin çevrim içi gösterim programı, 1 Ocak 2021'de başlayacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivalinin yılın ilk üç ayına yayılacak çevrim içi gösterim programı, 1 Ocak 2021'de başlayacak. Birbirinden önemli yapımlar, festivalin çevrim içi platformu filmonline. iksv. org adresinde sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. İstanbul Film Festivali Çevrimiçi Gösterim Programı kapsamında 2020'nin ilk üç ayı boyunca her hafta sonu üç farklı film gösterime girecek. İlk gösterimler yeni yılın ilk gününde saat 21.00'de başlayacak. Bu yıl birçok yeniliğe imza atan festival, yeni tip koronavirüs nedeniyle planlanan tarihte düzenlenememişti. İKSV tarafından kurulan gösterim platformuyla online ortama taşınan festival, yıl boyunca çevrim içi ve fiziki olarak gerçekleştirdiği toplam 176 film gösterimiyle Türkiye'nin dört bir yanından 190 binin üzerinde izleyiciye ulaştı. Festival, 2021'de de izleyicilerden uzak kalmamak adına filmonline. iksv. org adresinde yıl boyunca çevrim içi gösterimlerine devam edecek. Yılın ilk haftasının ilk filmi François Ozon'un son filmi 85 Yazı olacak. 2 Ocak'ta Berlin Film Festivali'nde En İyi Senaryo ödülünü kazanan Bad Tales, 3 Ocak'ta da Fotoğrafı Göster: Jim Marshall'ın Hikayesi adlı belgesel gösterime girecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-fringe-festival-2020nin-programi-aciklandi/", "text": "Geçen yıl Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen Istanbul Fringe Festival, bu yıl COVID-19 tedbirleri kapsamında online ortama taşınıyor. Türkiye'den ve yurt dışından sanatçıları bir araya getiren Istanbul Fringe Festival Online, 21-27 Eylül 2020 tarihlerinde YouTube, Zoom, WhatsApp ve diğer sosyal medya mecralarından ücretsiz takip edilebilecek. Hafta boyunca izlenebilecek kayıtlı video gösterimlerinin yanı sıra canlı performanslar, atölyeler, söyleşiler ve bir de parti olacak. Dijital ortamda izlenirliği yüksek performansların bir araya geldiği festival programında, Almanya, Belçika, Fransa, Hindistan, İngiltere, İtalya, Macaristan, Romanya, Rusya, Tayvan ve Türkiye'den toplamda 12 yabancı, 3 yerli ekip olacak. Yurt dışından gelecek performansların tamamı, 21-27 Eylül tarihleri boyunca YouTube sayfamızdan ücretsiz olarak izlenebilecek. Bu sayede sadece tüm dünyadan izleyicilerin deneyimleyebileceği festivalde bağımsız sanat üreticilerinin bir araya gelerek deneyim ve fikirlerini paylaşacakları paneller, sanatçı-izleyici buluşmaları, online workshoplar gibi etkinlikler de yer alacak. Istanbul Fringe, COVID-19'dan olumsuz etkilenen performans sanatçılarını desteklemek amacıyla Fringe Destek Fonu'nu hayata geçirdi. Bu kapsamda tiyatrolar. com. tr üzerinden satışa açılan Fringe Destek Biletleri ile hem İstanbul'daki ve İstanbul dışındaki izleyiciler festivali ücretsiz takip ederken, destek olmak isteyen kişiler, önümüzdeki yıl fiziksel olarak gerçekleştirilmesi planlanan festival katılma hakkına sahip olurken, sanatçılara ve festivale fon sağlayabilecek. 1 Temmuz -31 Ekim 2020 tarihleri arasında ulaşılabilen 6 farklı kategorideki biletlerin geliri Istanbul Fringe Festival 2020 Online seçkisinde yer alan sanatçılara ve festivalin 2021 çalışmalarına destek sağlayacak. Alternatif, keşfedilmemiş, sınır anlamına gelen Fringe'in hikayesi, 1947 yılında Uluslararası Edinburg Festivali'ne misafir olarak katılan ve gösterilerini bir kenarda sergileyen 8 ekip ile başladı. Bu oluşum, çağdaş gösteri sanatları alanındaki en prestijli festivallerden biri olarak görülen Edinburg Fringe'e dönüştü. Bugün Fringe Festivalleri, her yıl dünyanın farklı şehirlerinde 170 bin sanatçıyı, 250 farklı mekanda ve 60 bin etkinlikte, yaklaşık 19 milyon kişiyle buluşturuyor. Her şehirde farklı ölçek ve formlarda düzenlenen Fringe Festivalleri alternatif ve yenilikçi işler üreten genç sanatçılara işlerini uluslararası platformda sergileme imkanı sunuyor. İstanbul Fringe Festival, tüm dünyada olduğu gibi çeşitliliği ve özgünlüğü İstanbul'un kent dinamiği ve çok kültürlü doğasıyla buluşturmak üzere yola çıkıyor. Çoğulcu ve disiplinlerarası bir temele dayanan Fringe, yeni ve dinamik olanı kültür ve sanat yoluyla arayan katılımcılarını, çoğulcu ve yenilikçi bir atmosfere davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-fringe-festival-2021-hybrid-muze-gazhanede-basladi/", "text": "Türkiye'den ve dünyadan tiyatro, dans ve performans disiplinlerinde üretilen alternatif işleri katılımcılarla buluşturan İstanbul Fringe Festival 2021 Hybrid, 17 Eylül Cuma akşamı İstanbul'un kültür sanat hayatına kazandırılan yeni bir yaşam alanı olan Müze Gazhane'de yapılan açılış etkinliği ile başladı. Bu yıl T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla, İBB iştirak şirketlerinden Kültür AŞ'nin Şehir Sponsorluğunda ve Hollanda Başkonsolosluğunun destekleriyle gerçekleşecek festivalin açılışında Alexandros Stavropoulos'un koreografisiyle sahneye koyulan Cinderella's dans performansı sahne alacak. Cinderella's Disney'in Külkedisi'nin minimalist bir koreografik yorumu. Oyuncak bebek gibi giyinmiş ve sarı peruklarla taçlandırılmış sekiz dansçıdan oluşan güçlü bir ensemble, animasyon filmden ilham alan koreografik paternlere girişiyor. Stavropoulos'un Cinderella'sı, nüktedan bir koreografi eşliğinde bir müzik deneyimini ateşliyor. Bu yıl 3. edisyonu gerçekleşecek İstanbul Fringe Festival Hybrid, 17-26 Eylül tarihleri arasında şehrin farklı noktalarına yayılacak. Festivalde Türkiye'nin yanı sıra ABD, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İspanya, İsrail, İtalya, Japonya, Macaristan, Polonya, Rusya, Ukrayna ve Yunanistan'dan ve 30 farklı ekibin işleri yer alacak. Festivalin hibrit programı kapsamında çeşitli mekanlarda fiziksel olarak gerçekleşecek gösterilerin yanı sıra festival haftası boyunca Mobilet Online üzerinden izlenebilecek profesyonel performans kayıtları ile dijital mecralar için üretilen işler programda yer alıyor. Mekanlarda fiziksel olarak gerçekleşecek toplam 9 etkinliğin yanı sıra, online platformlarda da 16 gösteri katılımcılarla buluşacak. Festival programında ayrıca fiziksel ve online olmak üzere toplamda 10 workshop yer alıyor. Türkiye'den ve yurt dışından eğitmenler aracılığıyla gerçekleştirilecek atölyeler, katılımcıların festival deneyimini güçlendiriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-gallery-week-basliyor/", "text": "Istanbul Gallery Week, 11 20 Kasım 2021 tarihleri arasında, İstanbul'daki galerileri Türkiye geneli ve uluslararası meslektaşlarıyla buluşturan bir etkinlikler dizisi olarak gerçekleşiyor. Küresel galeri haftası ağının bir parçası olacak IGW, bahar aylarında gerçekleştirilmek üzere iki esas etkinlik düzenleyerek yıl boyu bir işbirliği platformu olarak aktif kalmayı hedefliyor. Görsel iletişim sponsoru Rafineri Studio'yla birlikte gerçekleştirilen #RenginiBul çağrısıyla, İstanbul çağdaş sanat sahnesinin bir parçası olarak kurgulanan Istanbul Gallery Week, kentin çeşitli lokasyonlarına dağılan ve 9 günlük geniş bir programla şehre yayılıyor. Mekan buluşmaları, kenti etkinlik planına dahil ederek galerilerin kendi mekanlarındaki sergileri ve şehrin geneline yayılan pop-up etkinlikleri seyirciyle buluşturuyor. IGW, belli bir mekan veya kısıtlamalara dahil olmadan, uyumlanma süreçlerinin handikaplarını aşarak İstanbul'un çağdaş sanat seyircisini sanatın direkt olarak kendisiyle iç içe deneyimletiyor. İzleyicilerin şehri ve çağdaş sanatı doya doya deneyimleyebilmeleri için dokuz güne yayılan etkinlikler dizisi, sanat turları ile Açık Pazar ve konuşma serisi ile Uzun Perşembe'nin yanı sıra kapılarını özel programlar ve daha uzun saatlerle tüm ziyaretçilere açıyor. Katılımcılar: Art On İstanbul, . artSümer, BBprojecTT, BE Contemporary, BüroSarıgedik, Büyükdere35, C. A. M. GALERİ, Ferda Art Platform, Galeri Binyıl, Galeri Bu, Galeri Kambur, Galeri Muaf, GALERİ NEV İSTANBUL, Galeri Siyah Beyaz, Galerist, Krank Art Gallery, Labirent Sanat, Martch Art Project, MERKUR Galeri, Mixer, Öktem Aykut, PG Art Gallery, Pi ARTWORKS, PİLEVNELİ, PİLOT, SANATORIUM, Simbart Projects, Summart, The Empire Project, Versus Art Project, Vision Art Platform, x-ist ve Zilberman | Istanbul, Berlin."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-havalimani-igart-ile-sanati-dunyayla-bulusturuyor/", "text": "İstanbul Havalimanı, kültür ve sanata verdiği değerle ön plana çıkan tüm çalışmaları İGART çatısı altında topluyor. İGART çatısı altındaki ilk çalışmada havalimanının metro çıkış alanındaki Viyadük altı yarışmaya açılıyor. Büyük ödül, bugüne kadar bir sanat projesinde verilen en büyük ödüllerden biri olacak. Türkiye'nin dünyaya açılan kapısı İstanbul Havalimanı, kültür ve sanata verdiği destek kapsamında, bu alanda yapılan tüm çalışmaları İGART çatısı altında topladı. İstanbul Havalimanı, bugüne kadar havalimanı müzesi ve havalimanı kütüphanesi gibi yenilikçi projelerin yanı sıra çok sayıda sergi, atölye çalışması ve canlı müzik performansına ev sahipliği yaptı. İGART bünyesinde de yapılacak çalışmalarla birlikte sanata daha fazla yer açılması ve sanatçıya daha fazla destek verilmesi planlanıyor. Yürütme Kurulu Başkanlığını, Ressam ve Akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın yaptığı İGART kapsamında resimden heykele, mimariden eleştirmenliğe, küratörlükten akademisyenliğe kadar sanatın her alanından projelerin hayata geçirilmesi amaçlanıyor. Ressam ve Akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, Prof. Dr. Gülveli Kaya, Nazlı Pektaş, Deniz Odabaş, Prof. Dr. Marcus Graf, Gökhan Şengül, Murat Tabanlıoğlu, Mehmet Ali Güveli, Mehmet Fehmi Bilge'den oluşan dokuz kişilik yürütme kurulu, toplumsal ve sosyal faydayı gözeten bir yaklaşımla projeler üretmek ve yürütmek için güç birliği yapıyor. GA Havalimanı İşletmesi CEO'su Kadri Samsunlu, İGART lansmanında yaptığı konuşmada yolculuk deneyimini, sanatla ve kültürlerin kaynaşma noktasında buluşturmayı hedeflediklerini belirterek; Açılışının ilk gününden itibaren kusursuz bir operasyon yürüttüğümüz İstanbul Havalimanı, bu kısa sürede Katar, Londra ve Dubai ile yarışan dünyanın en iyi havalimanlarından biri haline geldi. Adını aldığı şehirle çokça benzeyen yanları var; İstanbul bir sanat, kültür ve tarih şehri... Hangi noktaya giderseniz bunu hissedebilirsiniz. 7/24 yaşayan, sürekli gelişen bir şehir, bir ticaret merkezi. İstanbul Havalimanı'nda da otel, alışveriş, reklam alanları, yeme-içme alanlarıyla çok ciddi bir ticaret gerçekleşiyor. Bunun yanı sıra, dünyanın en iyi havalimanlarından biri olmanın ötesine geçerek farklılaşmamız, yolculara özel bir deneyim daha yaşatmamız ve İstanbul Havalimanı'nın bir kez daha gelmek isteyecekleri bir merkez olması noktasında ilerliyoruz. Bugün İstanbul Havalimanı'nı sanatın da bir kapısı haline getirmek için bir araya gelmiş olduk. İGART ile binaların ruha ve kimliğe bürünmesini sağlayacak, İstanbul markasına katkı sunacağız. İGART projemize, terminalimizle ve gücümüzle tüm desteği vererek Ressam ve Akademisyen Prof. Dr Hüsamettin Koçan önderliğindeki çok değerli yürütme kurulunun bu projedeki bağımsız karar alma gücü ile izleyeceği yolu takip edeceğiz. diye konuştu. İGART'ın lansmanında konuşma yapan İGART Yürütme Kurulu Başkanı Ressam ve Akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ise küresel bir salgının içinden geçtiğimiz böylesi bir dönemde sanata ve sanatçıya destek olmanın daha da önemli hale geldiğini vurgulayarak, İGART kapsamında yapılacak çalışmaların özellikle de ilk dönemde planlanan yarışmanın bu açıdan da çok değerli olduğunu dile getirdi. Koçan, sözlerini İstanbul Havalimanı ortak hedefleri bir yere varmak olan farklı kültürlerden, inançlardan, yaşamlardan yolcuların birbirlerinden habersizce karşılaştıkları, önyargılardan uzak, tarafsız bir buluşma noktası. Burası bireylerin kendini akışa bıraktığı ve özgürleşmesiyle iletişime açık olduğu bir alan. Hem mekanı hem insanı hem de sanatçıyı havalimanının bu yapısından ilham alarak ortak bir noktada sanatla buluşturmak çok anlamlı. diye sürdürdü. İGART kapsamında yapılacak yarışmada sanatçıların mekan tanımı dışında hiçbir şekilde sınırlandırılmıyor olmasına dikkat çeken Koçan; yarışmanın sanatçının maddi haklarını da koruyarak sanatçıya meydana getirme ve önerme özgürlüğü sunan bir yarışma olduğunu belirti. Yarışmanın bir kanalının sadece geleceğimizi temsil eden 35 yaş altı genç sanatçılara açılarak, sanata yönelik sorumlulukların da yerine getirildiğini aktardı. Koçan, konuşmasını Her öneriye, her tekniğe ve herkese açık bir yeni sanatsal enerji üretmek, ülkemizin kültür ve sanat ortamına büyük katkı getirecektir. sözleriyle tamamladı. Lansmanda, proje kapsamında yapılacak ilk çalışmalardan biri olan İGART Sanat Projeleri Yarışması'na da geniş yer ayırıldı. Plastik sanatlar alanında üretim yapan sanatçılara açık olan ve birden fazla farklı proje alanlarından oluşan İGART Sanat Projeleri Yarışması'nın ilk iki etabı için katılımcılara açık çağrı yapıldı. Yarışmada toplamda 17 proje alanı bulunuyor. Yarışmanın ilk etabında yer alan, havalimanının metro çıkış alanındaki Viyadük altını kapsayan 1. kategori proje alanı, sadece 35 yaş altı sanatçılara açık olacak. Diğer etaplar ise 2022 yılında yarışmaya açılacak. Yarışmanın bu özelliğiyle genç sanatçılara alan açılması amaçlanıyor. Yarışmada her bir proje alanı için finale kalacak olan 3 projenin sahiplerine 10'ar bin TL sunulurken, kazanan proje sahibine verilecek büyük ödül için 1 milyon liralık telif bedeli belirlendiği açıklandı. Ayrıca projenin uygulama bedeli İGA tarafından karşılanacak. Yarışmanın jürisinde ise İGART Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, İGART Yürütme Kurulu Üyelerinden Deniz Odabaş, Prof. Dr. Gülveli Kaya, Prof. Dr. Marcus Graf, Mehmet Ali Güveli, Murat Tabanlıoğlu, Nazlı Pektaş'ın yanı sıra heykeltıraş Seyhun Topuz ve heykeltıraş Seçkin Pirim yer alıyor. İGART Sanat Projesi, Eylül ayında gerçekleşecek mekan tanıtım turları ile başlayacak. 21-28 Eylül, 5 Ekim 2021 tarihlerinde Salı günleri saat 12:00'de olmak üzere Beşiktaş Vapur İskelesi önünden servis aracı ile ulaşım sağlanabilecek. Yarışmanın başvuru tarihleri ise 15 Eylül 01 Kasım 2021 olarak belirlendi. Kazanan projenin ise 20 Aralık 2021'de açıklanması planlanıyor. İGART'ın tanıtım toplantısında yarışma hakkında verilen bilgilerde dikkat çeken bir diğer detay ise İGA'nın sürdürülebilirlik politikası dahilinde çevre dostu malzeme kullanılması yönünde önerilerde bulunulmasıydı. İGART kapsamındaki tüm çalışmalar ve İGART Sanat Projeleri Yarışması hakkında http://igart. projects-tr. com adresinden detaylı bilgi alınabileceği açıklandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-havalimaninda-toplanan-kati-atiklar-sanat-eserine-donustu/", "text": "Sanatçı Deniz Sağdıç, İstanbul Havalimanı'nda toplanan katı atık malzemelerini sanata dönüştürdü. Sağdıç, havalimanından toplanan plastik kutular, poşetler gibi malzemeleri kullanarak yaptığı portre eserlerin bulunduğu Sıfır Noktası sergisiyle büyük beğeni topladı. 2019 yılında Milano'ya gitmek için havalimanına gelen ve sırada bir eser ortaya çıkarma fikrini kafasında oluşturan sanatçı Sağdıç'ın projesi '0' Sıfır Noktası sergisi İstanbul Havalimanı'nda hayat buldu. Havalimanında yolcuların bıraktığı katı atıklar, İGA ve paydaşlar firmalarda görev yapan personelin giydiği üniforma parçalar, keşfi yapılan plastik kutular, çöp poşetleri, kablolar, düğmeler gibi kullanılmış/atık hale gelmiş malzemelerden porteler yapan Sağdıç ve ekibinin 20 eseri İstanbul Havalimanı'nda sergilenmeye başladı. Eserlerin satışlarından elde edilen gelirin bir bölümü İGA'nın Kurumsal Sosyal Sorumluluk projelerinde kullanılacak. Farklı milletlerin özelliklerini taşıyan portrelerden oluşan 20 eserin yer aldığı serginin açılış töreninde bir konuşma yapan Sanatçı Deniz Sağdıç, Burada gördüğünüz bütün eserler her bir yolcunun bıraktığı küçük parçacıklardan oluşuyor. Pet şişe kapaklarından, kartonlardan, alüminyum içecek kutularından, kablolardan oluşuyor. Burada gördüğünüz her bir nesne aslında bizim bütünlüğümüzle ilgili bir hikaye. İnsanların hayatına temas edebileceğimiz sıfır noktasından tekrar yeni bir bakışla insanlara dokunabileceğimiz bu alanda hep birlikte projeyi ortaya koymak inanılmaz keyifliydi. Bunun da herkes tarafından algılanıyor olması, sanatın anlamının tekrar gündelik nesnelerle, eşyalarla aslında o kadar da kopuk bir şey olmadığını, hepimizin bu sanatın içinde nasıl var olduğumuzu hatırlatacak dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-kavustayi-geri-donuyor/", "text": "Şehrin meydanlarını müzikle dolduran İstanbul Kavuştayı geri dönüyor. Göksel'den Kaan Tangöze'ye, Simge'den Bedük'e toplam ücretsiz 10 konser, İstanbulluları müziğin ritminde buluşturuyor. Farklı tarzdan değerli sanatçıları İstanbullularla bir araya getiren ücretsiz konser serisi, yeni sezonunu açıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A. Ş. tarafından düzenlenen İstanbul Kavuştayı konser serisi, 23 Eylül'de Bağcılar Meydanı'ndaki LVBEL C5 konseriyle başlıyor. İstanbul'un 10 farklı ilçesinde düzenlenecek konserlerin serisi kapsamında Simge, Güneş, Göksel, Ersay Üner, Kaan Tangöze, Perdenin Ardındakiler, Adamlar, Ozbi ve Bedük de hayranlarıyla buluşuyor. Kartal'dan Esenyurt'a, Bağcılar'dan Sultanbeyli'ye kadar meydanları açık hava sahnesine dönüştürecek konserler saat 20.30'da başlayacak. İstanbullular, birbirinden değerli isimleri dinlemenin keyfini çıkaracak. - 23 Eylül Cuma, Saat: 20.30 LVBEL C5 | Bağcılar Meydanı - 24 Eylül Cumartesi, Saat: 20.30 Güneş | Esenler Meydanı - 25 Eylül Pazar, Saat: 20.30 Göksel | Silivri Müjdat Gürsu Stadı Otoparkı - 29 Eylül Perşembe, Saat: 20.30 Ersay Üner | Kartal Meydanı - 30 Eylül Cuma, Saat: 20.30 Kaan Tangöze | Küçükçekmece Fevzi Çakmak Meydanı - 2 Ekim Pazar, Saat: 20.30 Perdenin Ardındakiler | Çekmeköy Meydanı - 7 Ekim Cuma, Saat: 20.30 Adamlar | Ümraniye Meydanı - 8 Ekim Cumartesi, Saat: 20.30 Ozbi | Sultanbeyli Meydanı - 13 Ekim Perşembe, Saat: 20.30 Simge | Zeytinburnu Çırpıcı Çayırı Parkı - 15 Ekim Cumartesi, Saat: 20.30 Bedük | Esenyurt Meydanı"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-komedi-festivali-5-kasimda-baslayacak/", "text": "BKM Organizasyonu ile bu yıl 6. sı kez düzenlenecek İstanbul Komedi Festivali, 5 Kasım-3 Aralık'ta gerçekleştirilecek. Festival, söyleşiler, stand-up'lar, doğaçlama gösteriler, kapalı gişe tiyatro oyunları ve çocuk etkinliklerinin yanı sıra bu yıl İngiliz komedyenler de Türk izleyicisiyle buluşacak. BKM üst yöneticisi Zümrüt Arol Bekçe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, festival kapsamında 4 hafta boyunca gece-gündüz, 122 etkinlik düzenleneceğini belirterek, etkinliklerin çocuklara ve yetişkinlere hitap edeceğini söyledi. Tüm yaş gruplarına ve farklı mizah anlayışlarına kucak açan bir festivali hayata geçireceklerini kaydeden Bekçe, Bu sene gençlere de tabii ki çok ağırlık verdik. O nedenle istediğiniz türde performansı izleme imkanı sunuyoruz. 122 performansın içinden seçmek beğenmek seyircimize kalmış. dedi. Zümrüt Arol Bekçe, 4 İngiliz komedyenin de etkinlikte sahne alacağına işaret ederek, Biz ilk senemizden beri uluslararası katılımları önemsiyoruz. Ancak pandemi döneminde yasaklar ve seyahat problemleri nedeniyle çok kişi gelemedi. Şimdi kaldığımız yerden tam gaz devam ediyoruz. Bu sene aynı tarihlere denk gelen Brand Week etkinliğinde de iki oyunumuz sahnelenecek. ifadelerini kullandı. BKM'nin kültür ve sanat yatırımlarını büyüterek ileriye taşımayı arzu ettiklerini aktaran Bekçe, festival için tüm hazırlıkları yaptıklarını dile getirdi. Maksimum Kart ana sponsorluğunda düzenlenen festivalde Demet Akbağ, Şener Şen, Uğur Yücel, Ali Poyrazoğlu ve Güneş Berberoğlu, Behzat ve Süheyl Uygur, Kaan Sekban, Sefa Doğanay, Doğu Demirkol gibi isimlerin yanı sıra Aydınlıkevler, Güldür Güldür Show, Zengin Mutfağı ve Çok Güzel Hareketler 2 nin aralarında olduğu çok sayıda oyun yer alıyor. Laura Symth, Sean McLoughlin, Matt Richardson ve Brennan Reece İstanbul Komedi Festivali etkinlikleri kapsamında Türk seyircisiyle ilk kez buluşacak. Aşk 'Boğaz'dan Geçer Mi?, Aygül Aydın ile Yıldızlara Gülümse, Fikrim Firarda, Hey Gidi Günler, İyi Bayramlar, Leyla ile Mecnun Değil ve Tatlı Kaçık gösterileri de festivale özel sahnelenecek. Festivalde çocuklar için de Türkçe Benim Evim Kelimeler Adası, Bully Bully, Ceko ile Pepo İki Bavul Dolusu, Nasreddin Hoca etkinlikleri sahnelenecek. Etkinliklerle ilgili detaylı bilgiye www. istanbulkomedifestivali. com internet adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-lale-vakfi-lale-ve-kadin-sergisine-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "Asaletin, zerafetin ve aşkın simgeleri olan lale ve kadını, seramik sanatçısı Seçil Nebioğlu önderliğinde Türkiye'nin farklı bölgelerinden 50 seramik sanatçısı yorumladı. Beyazdan pembeye, mordan kırmızıya, klasik veya stilize formlarda 400'den fazla seramik lale ile birlikte lale ve kadın formlarının yer alacağı Lale ve Kadın Sergisi, 14-26 Nisan tarihleri arasında İstanbul Lale Vakfı 'nda izlenebilir. Sergiye İzmir, Mersin ve İstanbul'dan katılan 50 seramik sanatçısı, 3 ay gibi kısa bir sürede hazırlandılar. Serginin önderliğini yapan Nebioğlu; asaletin, zarafetin ve aşkın sembolü olan lale ve kadını Lale Müzesi için heyecan ve tutku ile birlikte yeniden yorumladıklarını ve kısa sürede dayanışma ile 440 eser yapıldığını, ayrıca Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi GTSB Çini Bölümü lisans öğrencilerinin de hocaları Latife Aktan Özel önderliğinde çini laleler ile sergiye katıldığını söyleyerek; Ülkemizin geçirdiği bu ağır süreçte üretmeye devam ettik ve sanata sarıldık. Sanatçılar ve sanat eğitimi alanlarla birleştik. Mottomuz, 'Sanat iyi gelir, sanat iyileştirir' oldu. Bu sergi lale ve kadın üzerinden umudu, asaleti, zarafeti, aşkı ve birlikte üretmenin önem ve zevkini hatırlatıyor ifadelerini kullandı. Kırmızı laleler, doğada çok sık bulunmaz. Kırmızı laleler, tutkulu ve gerçek bir aşk anlamını taşıyor. Doğada en sık görebileceğiniz lale rengi ise sarı. Açık sarıdan koyu sarıya, hatta turuncuya kadar sarının her tonunda lale görmek mümkün. Sarı lale, yüzyıllardır umutsuz aşk anlamına gelirdi. Ancak zaman içerisinde bu laleler anlam değişikliğine uğradı. Artık neşeyi ve güneşi sembolize ediyorlar. Turuncu lale ise mutluluk ve hayranlık ifade ediyor. Asil görünümü ile görenleri kendine hayran bırakan beyaz lale ise saflık ve aynı zamanda af dileme anlamlarını taşıyor. Bu nedenle beyaz lale özür dilemek için kullanılıyor. Pembe renkte lale, güven anlamını taşıyor. Mor laleler ise lale renkleri arasında en çok dikkat çeken oluyor. Mor laleler, asalet anlamına geliyor. Krem renkte olan laleler, sonsuz aşk anlamına geliyor. Üzerinde desene benzeyen çeşitli çizgilerin olduğu laleler ise güzel gözler anlamına geliyor. Lale motifi, Osmanlıdan günümüze tüm el sanatlarında en çok kullanılan desen olarak kabul ediliyor. Selçuklular zamanından başlayarak lale, Anadolu Türk sanatının önemli bir figürü olmuş. Bugün başta İstanbul olmak üzere pek çok anıtsal bina ve sanat eseri, lale figürleriyle süslü. Topkapı Sarayı'nda III. Ahmet zamanında yapılan Yemiş Odası'nın duvarlarını ve pek çok camiyi süsleyen çiniler, seramikler, kalem işleri, cam eserler ve tezhipler, bilhassa 16. yüzyılda önem kazanmış laleler ile bezenmiş. Aslı Buruk, Aylin Gülbay, Aysel Öncel, Ayşe Perizat Uncular, Aytül Vatansever, Aynur Koç, Aysun Katmer, Arzu Yurlu, Asuman Önder, Belkıs Ustamehmetoğlu, Berna Duman, Banu Başkaya, Cana Dölay, Derya Kurt, Duygu Sağlamyürek, Emre Atırcıoğu, Esin Gürel, Eda Bahadınlı, Eda Ö. Yıldırım, Fatma Öz, Figen Polat, Gonca Günel, Hülya Yürür, Kevser Hafsa Parlakışık, Latife Aktan, Merve Pelit Çorbacıoğlu, Melike Beykoz, Nadide Şen, Neşe Çapan Baysal, Nurdan Öztürk, Özlem Sönmez, Özgül Öktürk Aksu, Pınar Arslan, Saba Gül, Saffer Quarse, Seçil Nebioğlu, Selma Çerkez Uygun, Selin Sadıoğlu, Sevda Soysar, Sıla Aydos Öcal, Sibel Çolak Boncukçu, Songül Şimşek, Şeniz Peker, Şeyda Avcı, Şeyda Çıplak, Yaprak Erdoğan, Yasemin Şaşmaz, Zeynep Aydın, Zehra Kaftancıoğlu, Zeynep F. Güneysu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-mimarlik-festivali-2020nin-programi-aciklandi/", "text": "The Circle ve Binat İletişim & Danışmanlık'ın ortaklığında, VitrA'nın ana sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Mimarlık Festivali, 5-11 Aralık 2020 tarihleri arasında gerçekleşecek etkinliklerle Paradigma Kayması temasını ele alacak. Mimari odaklı bir kültür, sanat ve araştırma platformu olan The Circle ile mimarlık yayıncılığı ve sektörel iletişim projeleri yapan Binat İletişim & Danışmanlık, İstanbul'a bir mimarlık festivali kazandırmak için işbirliği yaptı. 5-11 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek olan İstanbul Mimarlık Festivali 2020'nin danışma kurulunda İpek Akpınar, Müge Cengizkan, Ela Çil, Sibel Dalokay, Neslihan Dostoğlu, Deniz Güner, Yeşim Hatırlı, Sinan Logie, Kerem Piker, Dürrin Süer, Ertuğ Uçar ve Zuhal Ulusoy yer alıyor. Festival kapsamında İstanbul'u merkez alan etkinlikler, pandemi koşullarına uygun şekilde açıkhava fiziksel mekanlar ve dijital yöntemler arasında denge sağlanarak kurgulanıyor. 21. yüzyılın ilk 20 yılını geride bırakırken mimarlık bağlamında yapılanlar henüz radikal bir şekilde değişmemiş olsa da konular çok değişti. İstanbul Mimarlık Festivali, ilk yılının teması Paradigma Kayması ile mimari dile yeni giren kavramların mekandaki yansımalarının peşine düşmeyi amaçlıyor. Belirlenen tema etrafında kent mimarlık odağında bir tartışma ve paylaşma platformu kurmayı hedefleyen festival, sadece mimarları ve sektör temsilcilerini değil, kentlilerin genelini kapsayan bir diyalog aracılığıyla kente sahip çıkmayı ve kente dair yeni fikirler üretmeyi hedefliyor. Toplumun her kesiminden tasarıma ve mimarlığa meraklı, kentle ilgili diyalog üretmeye hevesli herkesi kapsayacak içerikler oluşturulmayı hedefleyen festivalin programında, Uykudan Önce Kuşağı, Kampüs Kuşağı, Sinema Kuşağı ve Açık Rota gibi kategoriler altında toplanan etkinliklerin yanı sıra, açık çağrı yoluyla dahil edilen 12 farklı etkinlik bulunuyor. İstanbul Mimarlık Festivali'nin keynote sunumlarını 6 Aralık Pazar günü Köye Doğru: Türkiye'nin Değişen Beşeri Coğrafyası ve Mekan başlıklı konuşmasıyla Zafer Yenal, 8 Aralık Salı günü Self Sufficient Sustainable Living başlıklı konuşmasıyla White Arkitekter yöneticisi Oskar Norelius ve 10 Aralık Perşembe günü Architects Declare başlıklı konuşmasıyla Feilden Clegg Bradley Studios ortağı Peter Clegg yapacak. Bihter Çelik ve Onur Atay moderatörlüğünde 5 Aralık Cumartesi günü gerçekleşecek olan Mimarlığın Biçimleri: Farklı Coğrafyalar- Mekanlar Üretim Yöntemleri başlıklı panelde farklı coğrafyalardan benzer dertlerle bir araya gelen pratikler kamusaldan dijitale mekanı her yönüyle tartışacak. Docomomo Türkiye'nin ilki İstanbul Mimarlık Festivali'nde gerçekleşecek olan docomomo kayıtta etkinlik dizisi, eğitim, yayın, medya vd. ortaklıkların sunduğu olanaklarla modern mirasın belgelenmesi ve sunumuna bakışı, yeni açılımları gündeme taşıyacak. Etkinlik kapsamında 8 Aralık Salı günü Elvan Altan, Deniz Güner, Ebru Omay, Yıldız Salman ve Nilüfer Yöney'in katılacağı panelin yanı sıra Burak Öztürk, Devrim Besim Yücel, Lale Özgenel ve Selda Bancı video sunumları gerçekleştirecek. Ytong Mimari Fikir Yarışması'nın İstanbul Mimarlık Festivali kapsamında 9 Aralık Çarşamba günü düzenlenecek oturumunda, Celal Abdi Güzer, Nevzat Sayın, Melike Altınışık, Semra Uygur ve Ömer Selçuk Baz, 2019 yılında yarışan projeler üzerinden mimarlık eğitiminin geleceğine yönelik öngörüleri ve mimarlık eğitiminden beklentileri, yaklaşık olarak 2 dönemdir devam eden mecburi uzaktan eğitim deneyimi ile de karşılaştırarak ele alacaklar. Ayrıca Piknik Works kurucusu Oğul Can Öztunç, Günlük Hayat Dedektifleri projesi kapsamında Mimarizm'in desteği ile gerçekleşen çevrimiçi atölye Ev Dosyası çalışmasının çıktılarını paylaşacak ve Ev Dosyası: Kesit Atölyesi başlıklı atölyeyi yürütecek. Kişisel gezi rehberi olarak tasarlanan mobil uygulama KarDes'te bulunan Sarıyer Turu'ndan seçilen beş durak ile Azaryan Yalısı, Beyaz Park Gazinosu, Rusya Sefareti Yazlık Binası, Deniz Kızı Eftalya ve Kocataş Yalısı'nın hikayeleri, 7 Aralık Pazartesi günü canlı yayında izlenebilecek. Etkinliğe KarDes ekibinden Rudi Sayat Pulatyan ve mimarlık tarihçisi Zafer Akay da anlatıcı olarak katılacak. Kentin şehirlerarası ve uluslararası bisiklet bağlantı rotaları kapsamında çalışan İBB İstanbul EuroVelo Koordinatörlüğü, Güneyden Kuzeye Suyun İzinde Bisiklet Sürüşü başlıklı etkinlikte 9 Aralık Çarşamba günü Yarımburgaz'dan başlayarak Sazlıbosna Köyü'nde sonlanacak 20 km'lik rotayı küçük bir ekiple izleyerek çevrim içi ortamda paylaşacak. Rum Yetimhanesi etkinliğinde ise 10 Aralık Perşembe günü Korhan Gümüş, Koray Aydın ve Apostolos Poridis'in katılımıyla bu tartışmalı yapı üzerine bir sohbet ve bina gezisinin yayını izleyicilerle buluşacak. Cin Ali Müze Sorumlusu Selma Dölek'in yürüteceği Cin Ali'nin Çocuk Bahçesi etkinliğinde kısa bir müze turunun ardından Cin Ali kitaplarında yaşayan mekanları konuşulacak ve Ankara'da hala çocukların oyunlar oynadığı Filli Bahçe'nin hikayesi dinlenecek. Kendisibir Felsefe ve Sanat Atölyesinde Çağla Gülses'in yürütücülüğünde Bir fikir nasıl ortaya çıkar? Peki ortaya çıktıktan sonra nerede durur, nerede bulunur, ne zaman kaybolur? soruları üzerine düşünülecek ve yeni fikirler ve mekanlar tasarlanacak. Şehir Dedektifi İnisiyatifi'nden Gizem Kıygı'nın yürüteceği Çocuklarla Haritalama Atölyesinde ise haritacılık üzerine sohbet edilecek ve katılımcılar kendi İstanbul haritalarını oluşturarak kenti yeniden keşfedecek. HOP'u HOP diye nasıl kurarız? başlıklı etkinlikte ise Beyza Gürdoğan ve Ege Sevinçli, Superpool tarafından Bernard van Leer Vakfı'nın desteğiyle geliştirilen, bebekleri ve küçük çocukları odağına alan bir seyyar oyun parkı HOP'un nasıl kurulduğunu ve kurmak için nelerin gerektiğini anlatacak. Paradigma Kayması teması çerçevesinde kent-mimarlık odağında bir tartışma ve paylaşma platformu kurmak hedefiyle mikrofon, Kampüs Kuşağı kapsamında düzenlenen Açık Kürsü etkinliğinde öğrencilere bırakılacak. Açık Kürsü'ye başvuran öğrenci kulüpleri/toplulukları/birlikleri, mimarlığa dair her türlü konuyu kürsüye getirerek; dert ettikleri konuları diğer öğrencilerle birlikte tartışacak ve seslerini kampüs dışına taşıyacak. İstanbul Mimarlık Festivali'nin tasarıma ve mimarlığa meraklı, kentle ilgili diyalog üretmeye hevesli herkesi kapsayacak içerikler oluşturma hedefiyle başlattığı açık çağrı sonucu programa eklenen etkinlikler içinde atölyeler, konuşmalar, oyunlar, geziler ve yayınlar gibi pek çok içerik bulunuyor. Etkinlik detayları ve katılımcı başvuruları İstanbul Mimarlık Festivali web sitesi ve sosyal medya hesaplarından duyurulacak. İstanbul Mimarlık Festivali için derlenen özel film seçkisi, dijital film platformu MUBI'nin desteğiyle festival boyunca izlenebilecek: http://mubi. com/istanbulmimarlikfestivali Film gösterimlerine ek olarak Sinema Kuşağı kapsamında 9 Aralık Çarşamba günü Işıl Baysan Serim'in moderatörlüğünde Mimarlık ve Sinema başlıklı bir panel düzenlenecek. 6 Aralık Pazar günü akşamı tiyato topluluğu Istanbul Fringe'den Emre Yıldızlar'ın koreografisiyle Denizhan Çay ve Yasemin Kır, Masa başlıklı performansı gerçekleştirecek. İstanbul Mimarlık Festivali'ne VitrA ana sponsor, Nippon Paint Açık Çağrı sponsoru, Kiptaş Akşam Kuşağı sponsoru, İstanbul Maden İhracatçıları Birliği ve Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği gün sponsoru; PETRA The Flooring Co., Summa, Velux, Vemus ve Ytong eş sponsor olarak destek veriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Planlama Ajansı'nın iş birliğiyle gerçekleşen festivale AVCI ARCHITECTS, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu, KarDes ve MUBI hizmet sponsoru; Arredamento Mimarlık, bi_özet, Betonart, mimarizm. com, yapı. com. tr ve Yapı Kataloğu basın/medya sponsoru olarak katkıda bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modern-16-haziranda-yeniden-aciliyor/", "text": "COVID-19 salgını sebebiyle 17 Mart'ta geçici olarak ziyarete kapatılan İstanbul Modern, güvenli bir müze deneyimi için hazırlıklarını tamamladı. Müze, 16 Haziran Salı günü ziyarete açılıyor. Günlük rutin temizlik süreçlerinin dışında, İstanbul Modern düzenli olarak profesyonel ekiplerin desteğiyle özel kimyasallar kullanılarak dezenfekte ediliyor. Her katta el dezenfektanı bulunuyor. Vestiyere sadece büyük çantalar kabul ediliyor, teslimat sırasında çantalara spreyle dezenfektan uygulanıyor. Ödünç bebek arabası ve tekerlekli sandalye hizmetini kullanmak isteyen ziyaretçiler için bu araçlar yine her kullanım öncesi ve sonrası dezenfekte ediliyor. Müzeyi gezmek için maske takmak zorunlu. Ayrıca girişte temassız cihazla her ziyaretçinin vücut ısısı ölçülüyor. Biletler sadece kredi kartıyla alınabiliyor. Müze girişinde gişeden alınabilecek biletin yanı sıra çevrimiçi rezervasyon sistemi başlatılıyor. Müzenin daha güvenli ve rahat bir şekilde gezilebilmesi için çevrimiçi rezervasyon uygulaması başlatılıyor. Ziyaretçiler İstanbul Modern'in web sitesi üzerinden saat aralığı seçerek rezervasyon yapabiliyor. Aynı anda tüm sergi katlarında bulunabilecek ziyaretçi sayısı ise sosyal mesafe kuralı gereği 70 ile sınırlandırılıyor. Kontrollü normalleşme süreci sebebiyle rehberli grup turları ve İstanbul Modern Sinema'daki film gösterimleri dahil müzedeki tüm eğitim ve etkinlikler çevrimiçi olarak devam ediyor. İstanbul Modern'in ziyarete açılmasıyla birlikte koleksiyon sergisi, Uluslararası Misafir Sanatçı Programı çerçevesinde dünyanın farklı coğrafyalarından on sanatçının İstanbul'daki zanaatkarlarla birlikte üretimlerinin yer aldığı Misafirler: Sanatçılar ve Zanaatkarlar sergisi ve Lütfi Özkök: Portreler adlı fotoğraf sergisi izleyiciyle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modern-fotograf-sanatcisi-ali-alisiri-agirliyor/", "text": "İstanbul Modern, Borsa İstanbul Grubu sponsorluğunda gerçekleştirilen Genç Salı Eğitim Programı'nı çevrimiçine taşıyarak sanatçılarla, 18-25 yaş arası gençleri bir araya getirmeye devam ediyor. Program, 24 Kasım'da fotoğraf sanatçısı Ali Alışır'ı ağırlıyor. Genç Salı Çevrimiçi Eğitim Programı kasım ayında fotoğraf sanatçısı Ali Alışır'ı ağırlıyor. Sanatçının bazı yapıtlarını konu alan kısa bir sunum ile başlayan söyleşi, fotoğrafın çağdaş sanat üzerindeki etkisi ve sanatçının üretimlerinin çıkış noktası gibi konulara odaklanıyor. Katılımcıların canlı bağlantı ile sanatçının atölyesini çevrimiçi ziyaret ettikleri bu etkinlikte, Alışır'ın teknoloji ve sanatı buluşturan üretimlerine dair örnekler inceleniyor. Genç Salı Eğitim Programı, katılımcılara yaratıcı üretimlerde bulunmanın engelleri ve sorunlarını tanımak, bunları aşmanın olasılıklarını tartışmak için sanatçılarla tanışmak, tecrübelerini dinlemek ve yeni bakış açılarını keşfetmek için fırsatlar sunuyor. Program, resim, heykel, yerleştirme, sinema ve fotoğraf gibi farklı alanlarda sanatçıların, eğitim yaşantılarından kişisel ve profesyonel gelişim hikayelerine uzanan deneyimlerini gençlerle paylaşmalarını amaçlıyor. Katılımcı sayısının 50 kişinin olacağı etkinlik 24 Kasım Salı günü saat 16:00'da gerçekleşecek. Rezervasyon ve detaylı bilgi için egitim@istanbulmodern. org adresinden iletişime geçilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modern-galataport-icinde-kapilarini-acmaya-hazirlaniyor/", "text": "Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern, Galataport içinde kapılarını açmaya hazırlanıyor. İstanbul Modern'in yeni binası, müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding'in ortak katkısıyla inşa edildi. Açıldığı günden bu yana kültür ve sanat dünyasından büyük ilgi gören Galataport projesi içindeki ikinci müze de kapılarını açmaya hazırlanıyor. Türkiye'deki ilk ve en büyük çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern, 4 Mayıs itibariyle yeni binasında ve yeni yerinde ziyaretçilerini ağırlayacak. İstanbul Modern'in yeni binası, dünyadaki simge kültür sanat kurumları ve müzelerin mimarisinde imzası olan Renzo Piano'nun liderliğindeki ekip tarafından tasarlandı. Toplam beş kattan oluşan binada sergi alanları dışında sinema salonu, eğitim atölyeleri, kütüphane ve dinlenme alanları da bulunuyor. Renzo Piano'nun Türkiye'deki ilk projesi olma özelliğini taşıyan yeni bina, İstanbul'a nitelikli mekan kazandırma amacıyla her türlü kültür-sanat ve eğitim faaliyetine olanak tanımak üzere ziyaretçiyi odağına alarak planlandı. Müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding'in ortak katkısıyla inşa edilen bina, 10 bin 500 metrekarelik kullanım alanıyla sergi ve programlara ev sahipliği yapacak. Boğazın ışık yansımalarıyla pırıldayan sularından ilham alınarak tasarlanan bina, üç boyutlu biçimlendirilmiş alüminyum panellerle kaplı cephesiyle günün her saatinde değişen güneş ışığı ve sudan gelen yansımalarla ışık ve gölge oyunları oluşturuyor. Ziyaretçi için daha çok alan yaratmak amacıyla ücretsiz olarak kurgulanan zemin katta, kütüphane, bilgilendirme noktaları, eğitim atölyeleri, kafe ve mağaza bulunuyor. Şeffaf bir tasarıma sahip zemin katı, ziyaretçilerin Tophane Parkı ve kıyı şeridi arasında güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Binanın ana kütlesinin altındaki şeffaf cam çit ise heykellerin dış mekanda sergileneceği etkinlik alanlarının yanı sıra çocuk atölyeleri için korunaklı bölümler sunuyor. Zemin kattaki şeffaflık üst katlardaki fuaye alanlarında da devam ederek ziyaretçilerin binanın çevresiyle sürekli bir görsel etkileşim halinde olmasına olanak veriyor. Binanın birinci katında fotoğraf galerisi, kısa süreli sergi salonu, eğitim ve etkinlik odaları bulunuyor. Aynı katta, İstanbul Modern'in Antrepo binasında olduğu gibi Boğaz ve tarihi Yarımada manzarasına sahip terasıyla restoran konumlanıyor. Müzenin koleksiyon ve süreli sergi salonları ise ikinci katta yer alıyor. İstanbul Modern, binanın çatısını tamamen kaplayan yansıtma havuzu ve üzerine yerleştirilen platform ile suyun üstündeki kent yansımasıyla denizi farklı bir seyir deneyimi de sunuyor. Müzenin yeni yapısına özel olarak davet edilen Danimarkalı sanatçı Olafur Eliasson, mekana özgü bir yerleştirme üretti. Üç parçadan oluşan, Senin beklenmedik seyahatin adlı yapıt, binanın merkezindeki merdiven boşluğunda farklı katlara yayılıyor. Refik Anadol'un Sonsuzluk Odası: İstanbul Boğazı adlı mekana özgü yerleştirmesi ise İstanbul Boğazı'ndaki anlık meteorolojik dönüşümle ilgili veri ve temalara odaklanıyor. Yapıt, 360 dereceli aynalı bir odada anlık verileri dijital teknolojiler kullanarak işliyor ve hareketli görseller yaratıyor. Yeni müze binasının dış etkinlik alanı, heykel sanatının önemli örneklerine ev sahipliği yapıyor. Adrian Villar Rojas'ın 14. İstanbul Bienali kapsamında Büyükada'da sergilendikten sonra İstanbul Modern'in koleksiyonuna dahil edilen Tüm Annelerin En Güzeli adlı yapıtının yanı sıra Richard Deacon'un Ev Modeli, Anselm Reyle'nin Yeraltı Dünyasının Üstünde ve Toz Çökerken, Yılmaz Zenger'in Bence Ayça ve Selma Gürbüz'ün Avrupalılar başlıklı çalışmaları izleyiciyle buluşuyor. Anthony Cragg'in Runner adlı yapıtı İstanbul Modern'in giriş platformunda yer alırken, Richard Wentworth'ün Sahte Tavan adlı yerleştirmesi ise zemin kattaki lobide, Antrepo binasından sonra yeniden ziyaretçilerle bir araya geliyor. İstanbul Modern'in koleksiyonundan kapsamlı bir seçki sunan Yüzen Adalar başlıklı sergi, çoğu ilk kez sergilenecek yapıtları barındırıyor. Türkiye ve dünyadan 110 sanatçı ve 2 sanatçı ikilisine ait 280'den fazla yapıt, koleksiyon ve süreli sergi salonlarının yanı sıra yeni müze binasının farklı mekanlarında izleyicilerle buluşuyor. Yüzen Adalar başlığı sanatçıların hem ait oldukları yerle olan ilişkilerinin altını çiziyor hem de düşünceleri ve üretimleriyle sınır ve coğrafyalar ötesi etkilerine vurgu yapıyor. İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi de açılışını ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın Başka Bir Yerde adlı fotoğraf sergisiyle yapıyor. Sergi, sanatçının Türkiye'nin yanı sıra, Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas ve Rusya gibi dünyanın farklı coğrafyalarında çektiği 22 büyük portreden oluşuyor. Kadın sanatçıların üretimlerini desteklemek ve çalışmalarını daha görünür kılmak amacıyla 2016'da kurulan İstanbul Modern Kadın Sanatçılar Fonu aracılığıyla müze koleksiyonuna dahil edilen yapıtlar, Hep Buradayız adlı sergide ilk kez bir araya getiriliyor. Sergi, farklı kuşaklardan Türkiye sanat tarihinde önemli yere sahip kadın sanatçıların araştırdığı beden politikaları, bellek ve tarih yazımı gibi temalar çerçevesinde bir kurgu sunuyor. Renzo Piano: Yerin Ruhu sergisi de müzenin ücretsiz olarak erişilebilen zemin katında bulunan kütüphanenin girişinde yer alıyor. Sergide, Renzo Piano'nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop tarafından tasarlanan İstanbul Modern'in yeni müze binasının hikayesi, RPBW'nin öne çıkan diğer kültür-sanat yapılarının mimarisiyle birlikte sunuluyor. Müzenin yapım sürecini fotoğraflayan Cemal Emden'in Mimarinin İnşası başlıklı seçkisi tarihi bir dönüşümü belgeliyor. Müzenin inşaatını da üstlenen Yapı Merkezi'nin sponsorluğuyla gerçekleşen sergi, Cemal Emden'in, İstanbul Modern'in Renzo Piano tarafından tasarlanan yeni müze binasının inşa sürecini anlatan fotoğraflarına yer veriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modern-sinemada-yeni-program-ozgurluk-kapilari/", "text": "İstanbul Modern Sinema, 22 Kasım- 4 Aralık 2021 tarihleri arasında, hazırladığı 3x2 program dizisinin 'Özgürlük Kapıları' başlıklı ikinci edisyonuna çevrimiçi olarak ev sahipliği yapıyor. Bu ayki üçleme ikilisinin odağında kişisel, toplumsal özgürlükler ve bu özgürlükler için verilen mücadeleler var. Çağdaş Polonya sinemasının mihenk taşlarından Andrzej Wajda'nın savaş üçlemesi İkinci Dünya Savaşı'nın sebep olduğu toplumsal ve psikolojik maliyete bakarken, Avusturyalı yönetmen Ulrich Seidl'ın Cennet Üçlemesi aşk, inanç ve umut kavramlarından yola çıkarak modern dünyada insan olmanın bedelini soruşturuyor. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Polonya yeraltı örgütlenmesini anlatan üçlemenin ilk filmi özünde bir büyüme hikayesidir. Tarihsel fonda ise, 1943'te kendilerini Treblinka toplama kampına nakliye etmeye çalışan Alman birliklerine karşı mücadele eden Yahudi direnişi, bilinen adıyla Varşova Getto Ayaklanması vardır. Kahramanımız Stach hem aşkın tadını hem de baskıya karşı direnişi öğrenirken, film savaşın bedeline dair amansız bir insanlık portresi sunuyor. Savaş üçlemesinin ikinci filmi, Varşova'nın şehir olarak ayaklandığı dönemde bu kez isyancıların şehrin kanalizasyonunda geçen trajik yolculuklarını takip ediyor. Bir grup kadın ve erkek, Varşova'nın yeraltı cehenneminde hem bedenlerini hem ruhlarını koruma mücadelesi veriyorlar. Senaryosunun Varşova Ayaklanması'na bizzat katılmış biri tarafından yazılmış olması filmin tarihsel yerini belirlerken, Wajda da Cannes'da kazandığı Jüri Özel Ödülüyle uluslararası sinema sahnesinde adını duyurmaya başlar. İkinci Dünya Savaşı'nın son gününde geçen filmin sorusu adında gizlidir: yangın söndüğünde ortaya elmaslar mı çıkacaktır yoksa geriye sadece küller mi kalacaktır? Karakterinin ahlaki ikilemiyle ülkesinin kaderini iç içe ören filmde, genç bir Vatan Ordusu askeri bir komünist yetkiliyi öldürmekle görevlendiriliyor. Savaşın öncesi ve sonrası, geçiş döneminde kalan sadece filmin karakteri değil ülkenin de kendisi. Başroldeki Zbigniew Cybulski'nin karizmatik personası ona Polonya'nın James Dean'i lakabını kazandırırken, Jerzy Andrzejewski'nin romanından uyarlanan ve Polonya sinemasının mihenk taşlarından biri olan film, monokrom sinematografisiyle akıllardan çıkmıyor. Ulrich Seidl'ın aynı aileden üç kadının çıktıkları yaz tatillerinde başından geçenleri izleyen üçlemesinin ilk filmi, aşkı arayan bir kadını merkeze alıyor. İş hayatı da ev hayatı kadar yorucu ve zorlayıcı olan orta yaşlı Teresa, tatilinde genç bir sevgili bulma ümidiyle güneşli Kenya'ya gidiyor. Gırgır gibi başlayan Teresa'nın hikayesi zamanla, paranın aşkı satın alamayacağı gerçeğiyle birlikte hüzünlü bir yere doğru gidiyor. Film, sömürgeciliğin yeni bir türü olarak seks turizminin politik tarafını sorgularken, sevgisizliğin metal kadar soğuk gerçekliğini aktarıyor. Teresa, Kenya'ya giderken, Avusturya'da kalan kardeşi, röntgen uzmanı Anna Maria tatil iznini elinde Meryem Ana heykelciğiyle kapı kapı gezerek geçirmektedir. Cennet yolunun İsa'dan geçtiğine inanan Anna Maria'nın misyonerlikle geçirdiği bu günlerde yıllardır kayıp olan ve artık tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş Mısırlı Müslüman kocası ortaya çıkar. Evlilik ilişkisi üzerinden haç taşımanın ne anlama geldiğini sorgularken, film yine adındaki ironiyle inançsızlığı işliyor. Seidl'ın 2001'deki Cehennem Sıcağı filminden beri birlikte çalıştığı başrol Maria Hofstatter, tüm filmi sırtında taşıyor. Cennet üçlemesinin son filmindeki tatil, Teresa'nın 13 yaşındaki yalnız ve hassas kızı Melanie'nin zayıflamak için gittiği diyet kampında geçiyor. Melanie ile kamptaki karizmatik doktor arasında yaşananlar üzerinden bir Lolita hikayesi anlatan film, yine yönetmenin kurmaca ile belgesel arasında mekik dokuyan anlatım diliyle, gözlem ve eleştiri gücünü ortaya koyarken karakterlerinin zaaflarına ilk iki filme göre daha sıcak ve yumuşak bir yerden yaklaşıyor. Üçlemenin imzası olan kaba kurgulanmış kısa, tabloya benzeyen sahneler, sahne içinde üretilmedikçe müzik kullanılmaması, profesyonel oyuncular ve oyuncu olmayanların bir aradalığı gibi sinematik unsurlarla içi doldurulamayan cennet kavramını tarif etmeye çalışıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modern-sinemadan-cevrim-ici-ve-ucretsiz-program-biz-de-variz/", "text": "İstanbul Modern Sinema, Türkiye sinemasından yeni filmleri bir araya getirdiği Biz de Varız! programının dokuzuncusunu 17- 30 Aralık tarihleri arasında ilk kez çevrim içi ve ücretsiz olarak düzenliyor. Aralarında ödüllü film ve belgesellerin olduğu programda Hayaletler, Kumbara, Bina, Maddenin Halleri, Mimaroğlu gibi 11 yapım izleyiciyle buluşacak. Biz de Varız! programı son yılın merak uyandıran, festivallerden ödüllerle dönen filmlerden oluşuyor. Gösterimlere filmlerin yönetmen ve oyuncularıyla söyleşiler de eşlik edecek. Biz de Varız! ın açılışını dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali'nin Eleştirmenlerin Haftası'nda kazandığı ödülle dikkat çeken, Azra Deniz Okyay'ın ilk uzun metrajı Hayaletler yapıyor. Film, İstanbul'un genelinde yaşanan elektrik kesintisiyle daha da distopik hale gelen bir mahallede kendi dertlerinin peşinden giden dört karakterin kesişen hikayesini takip ediyor. Hayaletler'in de En İyi Film dahil beş ödülle döndüğü bu yılki Altın Portakal Film Festivali'nde Behlül Dal En İyi İlk Film Ödülü alan Ferit Karol'un Kumbarası orta sınıf bir adamın kefil olduğu arkadaşından kalan borçla girdiği yeni hayat mücadelesini anlatıyor. Gösterilecek filmler arasında bir apartmanın çatısına dikilen televizyon anteninin yaydığı öldürücü güç üzerinden gerçeklik algısının manipüle edilişini gerilim-korku türünde işleyen Bina da yer alıyor. Biz de Varız! seçkisinin önemli bir bölümü bu yıl adından çok bahsedilen Maddenin Halleri, Mimaroğlu, Ah Gözel İstanbul, Miss Holokost Survivor gibi belgesellere ait. Programdaki gösterimlere, filmlerin yönetmen ve oyuncuları İstanbul Modern Sinema Film Küratörü Müge Turan moderatörlüğündeki söyleşilerle eşlik edecek. İstanbul Modern'in YouTube kanalında canlı olarak yayınlanacak buluşmalara; Hayaletlerin yönetmeni Azra Deniz Okyay, başrol oyuncuları Nalan Kuruçim, Dilayda Güneş, Beril Kayar ve Emrah Özdemir, Hayalimdeki Sahnelerin yönetmeni Metin Akdemir, eş yapımcısı Emre Kaya ve oyuncu Bulut Sezer, Kadınlar Ülkesinin yönetmeni Şirin Bahar Demirel, Binanın yönetmeni Orçun Behram ve başrol oyuncusu İhsan Önal, Solukun yönetmeni Özkan Yılmaz ve oyuncular Uğur Polat, Emrullah Çakay, Aslı İnandık, Ah Gözel İstanbulun yönetmeni Zeynep Dadak ve ekibi, Maddenin Hallerinin yönetmeni Deniz Tortum ve daha pek çok isim katılacak. Filmler İngilizce altyazılı olarak ve kontenjan çerçevesinde buradan kayıt yapılarak ücretsiz olarak izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modern-ve-sharjah-art-foundationdan-ortak-proje/", "text": "Film programını İstanbul Modern Film Küratörü Müge Turan'ın hazırladığı seçkide, Türkiye'den kadın sinemacıların imzasını taşıyan 5 uzun ve 5 kısa yapım yer alıyor. Kadın olma hallerine, kadının toplumsal ve kültürel rollerine odaklanan program kapsamında yönetmenlerin katılacağı söyleşiler de yer alıyor. Sharjah Art Foundation tarafından hazırlanacak, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinden yapımların yer alacağı program ise 2022 yılında İstanbul Modern Sinema'da gösterilecek. 4. Sharjah Film Platformu kapsamında 26 Kasım'da Sharjah'da düzenlenecek Kadın Gözüyle Türkiye'de Çağdaş Sinema başlıklı söyleşi, Türkiye sinemasında ses getiren kadın yönetmen ve yapımcıları bir araya getiriyor. Moderatörlüğünü Müge Turan'ın yapacağı söyleşiye Kıvılcım Akay, Şirin Bahar Demirel, Azra Deniz Okyay, Pelin Esmer ve Çağla Zencirci katılıyor. Azra Deniz Okyay'ın ilk uzun metrajı İstanbul'un genelinde yaşanan elektrik kesintisiyle daha da distopik hale gelen bir mahallede geçiyor. Kendi dertlerinin peşinden giden farklı karakterler aynı hikayede kesişiyor: çevresindeki baskıya rağmen ünlü bir dansçı olma hayalleri kuran bir genç kız, hapisteki oğlunun canını korumak için para bulmak zorunda kalan bir kadın ve mültecilerden kadın cinayetlerine pek çok konuda çalışan bir aktivist. Hayaletler, kentsel dönüşüm, Suriyeli göçmenler, kadın cinayetleri gibi günümüz meselelerini, İstanbul'daki abluka ve isyanı dinamik bir kurgu ve renkli bir görsel üslupla anlatıyor. Venedik Film Festivali'nin Eleştirmenlerin Haftası'nda kazandığı ödülle dikkat çeken film bu yıl Altın Portakal'da da En İyi Film dahil beş ödüle de layık görüldü. Belgesel, ülkelerini savaş, belirsizlik, adaletsizlik gibi nedenlerle terk etmeyi seçerek Florida'ya yerleştirilen iki aileye ve özellikle bu ailelerin kadın ve çocuklarına odaklanıyor. Geride ailelerini, yuvalarını ve anılarını bırakmış Fatima ve Huda ile özlem, aidiyet, suçluluk duygusu üzerine samimi sohbetler yapan yönetmen, bir yandan Amerika'ya kendi yaptığı göçü ve kök salma çabalarını, duygu durumunu adeta sesli düşünerek izleyiciyle paylaşıyor. Florida'daki yaşamından enstantanelere uzayda yaşanabilecek yeni bir gezegenin keşfine dair arşiv görüntüleri eşlik ediyor. Gece treninde yolları kesişen iki yabancı. Şair Leyla, yıllar sonra lise arkadaşlarıyla buluşmaya gidiyor, Canan ise bir hemşirelik işi için yolda. Trene bindiği andan itibaren Canan, Leyla'nın merakını cezbediyor. Yol boyunca soru yağmuruna tuttuğu genç hemşire sonunda bu trende olma sebebini açıkladığında, iki kadın için de geri dönüşü olmayan bir yolculuk başlıyor. Yönetmenin Barış Bıçakçı ile beraber yazdığı bu edebiyat ve ölüm üzerine hisli hikaye birçok festivalden ödüllerle döndü. Senegalli Amina, kendi ülkesinde geçimini sağlayacak imkanları bulamadığı için yedi yıldır İstanbul'da bir giyim mağazasında model olarak çalışan göçmen bir kadın. Kızının ihtiyaçlarını karşılayabilmek için onunla ayrı ülkelerde yaşamayı göze alan Amina, hem teninin renginden hem de göçmen olmasından dolayı büyük şehirde birçok zorlukla karşılaşsa da, vazgeçmeden ve hayal etmeyi hiç bırakmadan azimle mücadeleye devam ediyor. Kıvılcım Akay, bu ilk uzun metrajlı belgeselinde Amina'nın günlük yaşamından sunduğu kesit üzerinden İstanbul'da siyahi bir göçmen olmanın anlamına dair de yeni bir pencere açıyor. Dünya prömiyerini gerçekleştirdiği Locarno'dan Adana ve Ulusal Yarışma'ya bir çok festivalden çok sayıda ödül kazanan Sibel, Karadeniz'de ıslık diliyle iletişim kuran bir dağ köyünde babası ve kız kardeşiyle yaşayan dilsiz bir kadının ormanda karşılaştığı bir kaçağa yardım etmesiyle değişen hikayesini izliyor. Geleneksel toplumda kadının sesini ve sessizliğini işleyen film masal öğeleriyle konusunu şiirselleştirirken, fiziksel oyunculuğuyla öne çıkan Damla Sönmez'i bir an yalnız bırakmayan kamerasıyla izleyiciyi Sibel'e kilitliyor. Bir İstanbul yazı. Didem ve Ayşe üniversiteyi bitirmiş olmalarına rağmen henüz iş bulamamış iki arkadaş, bir evde yaşıyorlar. Film hem evin hem de hayatın içine sıkışmış bu iki genç kadının içsel devinimlerini takip ediyor. Filmin başrol oyuncusu ve yapımcısı Nazlı Bulum. Bir genç kızın içinde yaşadığımız sosyal medya dünyasında tükettiği arkadaş ilişkilerini, ne yiyip ne giydiğini, sevgili bulmak için kullandığı çöpçatan uygulamalarını anlatan bir animasyon. Bu yüzyılın sanal ilişki ağına dair çok renkli, gerçeküstü ve mecazi bir dili var. Ceylan Özgün Özçelik'in bir kısa film ile başlayıp, bir belgeselin ardından fantastik ile kara komedi türlerini harmanlayan bir uzun metrajla bitecek Cadı Üçlemesi'nin ilk filmi 13+, kısa metrajlı bir korku-dram. 14 yaşında bir kızın, zamandan bağımsız, karanlık, izbe dört duvar arasındaki bir odada deneyimlediklerine ortak oluyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modern-yeni-muze-binasi-ziyarete-aciliyor/", "text": "Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern 'in yeni binası ve sergileri, 4 Mayıs Perşembe günü itibariyle ziyaret edilebilecek. Müzenin açılış töreni, ileri bir tarihte gerçekleştirilecek. İstanbul Modern'in yeni binası, dünyadaki simge kültür sanat kurumları ve müzelerin mimarisinde imzası olan Renzo Piano'nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop tarafından tasarlandı. Renzo Piano'nun Türkiye'deki ilk projesi olma özelliğini taşıyan yeni bina, İstanbul'a nitelikli mekan kazandırma amacıyla her türlü kültür-sanat ve eğitim faaliyetine olanak tanımak üzere ziyaretçiyi odağına alarak planlandı. Açılış töreni ileri bir tarihte gerçekleşecek olan İstanbul Modern'in yeni binası, müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding'in ortak katkısıyla inşa edildi. 10.500 metrekarelik kullanım alanıyla sergi ve programlara ev sahipliği yapan beş katlı müze binası; büyük sergi salonları, çok amaçlı mekanlar, ofisler, eğitim ve farklı kültürel etkinlikler ile diğer faaliyetler için alanlar barındırıyor. Boğaziçi'nin ışık yansımalarıyla pırıldayan sularından ilham alınarak tasarlanan bina, üç boyutlu biçimlendirilmiş alüminyum panellerle kaplı cephesiyle günün her saatinde değişen güneş ışığı ve sudan gelen yansımalarla ışık ve gölge oyunları yaratıyor. Ziyaretçi için daha çok alan yaratmak amacıyla ücretsiz olarak kurgulanan zemin katta; kütüphane, bilgilendirme noktaları, eğitim atölyeleri, kafe ve mağaza bulunuyor. Şeffaf bir tasarıma sahip zemin katı, ziyaretçilerin Tophane Parkı ve kıyı şeridi arasında güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Binanın ana kütlesinin altındaki şeffaf cam çit ise heykellerin dış mekanda sergileneceği etkinlik alanlarının yanı sıra çocuk atölyeleri için korunaklı bölümler sunuyor. Zemin kattaki şeffaflık üst katlardaki fuaye alanlarında da devam ederek ziyaretçilerin binanın çevresiyle sürekli bir görsel etkileşim halinde olmasına olanak veriyor. Binanın birinci katında fotoğraf galerisi, kısa süreli sergi salonu, eğitim ve etkinlik odaları bulunuyor. Aynı katta, İstanbul Modern'in Antrepo binasında olduğu gibi Boğaz ve Tarihi Yarımada manzarasına sahip terasıyla restoran konumlanıyor. Müzenin koleksiyon ve süreli sergi salonları ise ikinci katta yer alıyor. Boğaziçi ve Haliç'in buluştuğu özel bir konumda yer alan İstanbul Modern, binanın çatısını tamamen kaplayan yansıtma havuzu ve üzerine yerleştirilen platform ile suyun üstündeki kent yansımasıyla denizi bütünleştirerek benzersiz bir seyir deneyimi sunuyor. İstanbul Modern'in yeni müze binası için özel olarak davet ettiği Olafur Eliasson, mekana özgü bir yerleştirme üretti. Üç parçadan oluşan, Senin beklenmedik seyahatin adlı yapıt, binanın merkezindeki merdiven boşluğunda farklı katlara yayılarak izleyiciye dinamik bir müze deneyimi sunuyor. Refik Anadol'un Sonsuzluk Odası: İstanbul Boğazı adlı mekana özgü yerleştirmesi ise İstanbul Boğazı'ndaki anlık meteorolojik dönüşümle ilgili veri ve temalara odaklanıyor. Yapıt, 360 aynalı bir odada anlık verileri dijital teknolojiler kullanarak işliyor ve hareketli görseller yaratıyor. Yeni müze binasının dış etkinlik alanı, heykel sanatının önemli örneklerine ev sahipliği yapıyor. Adrian Villar Rojas'ın 14. İstanbul Bienali kapsamında Büyükada'da sergilendikten sonra İstanbul Modern'in koleksiyonuna dahil edilen Tüm Annelerin En Güzeli adlı yapıtının yanı sıra Richard Deacon'un Ev Modeli, Anselm Reyle'nin Yeraltı Dünyasının Üstünde ve Toz Çökerken, Yılmaz Zenger'in Bence Ayça ve Selma Gürbüz'ün Avrupalılar başlıklı çalışmaları izleyiciyle buluşuyor. Anthony Cragg'in Runner adlı yapıtı İstanbul Modern'in giriş platformunda yer alırken, Richard Wentworth'ün Sahte Tavan adlı yerleştirmesi ise zemin kattaki lobide, Antrepo binasından sonra yeniden ziyaretçilerle bir araya geliyor. İstanbul Modern'in koleksiyonundan kapsamlı bir seçki sunan Yüzen Adalar başlıklı sergi, çoğu ilk kez sergilenecek yapıtları barındırıyor. Türkiye ve dünyadan 110 sanatçı ve 2 sanatçı ikilisine ait 280'den fazla yapıt, koleksiyon ve süreli sergi salonlarının yanı sıra yeni müze binasının farklı mekanlarında izleyicilerle buluşuyor. Yüzen Adalar başlığı sanatçıların hem ait oldukları yerle olan ilişkilerinin altını çiziyor hem de düşünceleri ve üretimleriyle sınır ve coğrafyalar ötesi etkilerine vurgu yapıyor. İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi açılışını günümüz sinemasının en özgün yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan'ın Başka Bir Yerde adlı fotoğraf sergisiyle yapıyor. Sanatçının Türkiye'nin yanı sıra, Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas ve Rusya gibi dünyanın farklı coğrafyalarında çektiği 22 büyük portreden oluşan serginin sponsorluğunu Burgan Bank üstleniyor. Kadın sanatçıların üretimlerini desteklemek ve çalışmalarını daha görünür kılmak amacıyla 2016 yılında kurulan İstanbul Modern Kadın Sanatçılar Fonu aracılığıyla müze koleksiyonuna dahil edilen yapıtlar, Hep Buradayız adlı sergide ilk kez bir araya getiriliyor. Bank of America'nın sponsorluğunu üstlendiği sergi, farklı kuşaklardan Türkiye sanat tarihinde önemli yere sahip kadın sanatçıların araştırdığı beden politikaları, bellek ve tarih yazımı gibi temalar çerçevesinde bir kurgu sunuyor. Renzo Piano: Yerin Ruhu sergisi, müzenin ücretsiz olarak erişilebilen zemin katında bulunan kütüphanenin girişinde yer alıyor. VitrA sponsorluğunda gerçekleşen sergide, Renzo Piano'nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop tarafından tasarlanan İstanbul Modern'in yeni müze binasının hikayesi, RPBW'nin öne çıkan diğer kültür-sanat yapılarının mimarisiyle birlikte sunuluyor. Müzenin yapım sürecini fotoğraflayan Cemal Emden'in Mimarinin İnşası başlıklı seçkisi tarihi bir dönüşümü belgeliyor. Müzenin inşaatını da üstlenen Yapı Merkezi'nin sponsorluğuyla gerçekleşen sergi, Cemal Emden'in, İstanbul Modern'in Renzo Piano tarafından tasarlanan yeni müze binasının inşa sürecini anlatan fotoğraflarına yer veriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modern-ziyaretcilerini-bekliyor/", "text": "Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern 'in yeni binası ve sergileri, 4 Mayıs itibariyle ziyarete açıldı. Sanatseverlerin vazgeçilmez durağı İstanbul Modern'in yeni binası açıldı. Müzenin yeni binası, dünyadaki simge kültür sanat kurumları ve müzelerin mimarisinde imzası olan Renzo Piano'nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop tarafından tasarlandı. Renzo Piano'nun Türkiye'deki ilk projesi olma özelliğini taşıyan yeni bina, İstanbul'a nitelikli mekan kazandırma amacıyla her türlü kültür-sanat ve eğitim faaliyetine olanak tanımak üzere ziyaretçiyi odağına alarak planlandı. Müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding'in ortak katkısıyla inşa edilen bina, 10 bin 500 metrekarelik kullanım alanıyla sergi ve programlara ev sahipliği yapacak. Beş kattan oluşan yapı; büyük sergi salonları, çok amaçlı mekanlar, ofisler, eğitim ve farklı kültürel etkinlikler ile diğer faaliyetler için alanlar barındırıyor. Boğaz'ın ışık yansımalarıyla pırıldayan sularından ilham alınarak tasarlanan bina, üç boyutlu biçimlendirilmiş alüminyum panellerle kaplı cephesiyle günün her saatinde değişen güneş ışığı ve sudan gelen yansımalarla ışık ve gölge oyunları oluşturuyor. Ziyaretçi için daha çok alan yaratmak amacıyla ücretsiz olarak kurgulanan zemin katta; kütüphane, bilgilendirme noktaları, eğitim atölyeleri, kafe ve mağaza bulunuyor. Şeffaf bir tasarıma sahip zemin katı, ziyaretçilerin Tophane Parkı ve kıyı şeridi arasında güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Binanın ana kütlesinin altındaki şeffaf cam çit ise heykellerin dış mekanda sergileneceği etkinlik alanlarının yanı sıra çocuk atölyeleri için korunaklı bölümler sunuyor. Zemin kattaki şeffaflık üst katlardaki fuaye alanlarında da devam ederek ziyaretçilerin binanın çevresiyle sürekli bir görsel etkileşim halinde olmasına olanak veriyor. Binanın birinci katında fotoğraf galerisi, kısa süreli sergi salonu, eğitim ve etkinlik odaları bulunuyor. Aynı katta, İstanbul Modern 'in Antrepo binasında olduğu gibi Boğaz ve Tarihi Yarımada manzarasına sahip terasıyla restoran konumlanıyor. Müzenin koleksiyon ve süreli sergi salonları ise ikinci katta yer alıyor. Boğaziçi ve Haliç'in buluştuğu özel bir konumda yer alan İstanbul Modern, binanın çatısını tamamen kaplayan yansıtma havuzu ve üzerine yerleştirilen platform ile suyun üstündeki kent yansımasıyla denizi bütünleştirerek benzersiz bir seyir deneyimi sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modernde-etkilesimler/", "text": "İstanbul Modern'in koleksiyonundan oluşturduğu Etkileşimler adlı yeni sergisi, sanatçıların yapıtlarıyla atıfta bulunduğu ve ilham aldığı plastik sanatlar, mimari, edebiyat, müzik ve sinema alanından çeşitli konu ve isimlere odaklanıyor. Sergi, sanatçıların ilham kaynaklarını, ilgi ve meraklarını yansıttığı gibi, aynı zamanda sanatın dalları arasındaki göndermeleri işaret ediyor. Etkileşimler, sanatçıların üretimlerini biçimlendiren esin kaynaklarının neler olabileceğini ve hangi düşüncelerden, sorulardan yola çıktıklarına da bakıyor. Sanatçıların kendi beden ve zihinlerinin, üretimlerinin nasıl bir parçası olabileceğini inceleyen sergi, diğer sanat dallarının yapıtlarda yer alma biçimlerini de irdeliyor. Sanatın görsel, yazınsal ve performansa dayalı ifade biçiminin plastik sanatlardaki etkilerini ele alan Etkileşimler, Edvard Munch, Louise Bourgeois, Bertolt Brecht, Arthur Rimbaud, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi sanatçıları; Yerebatan Sarnıcı gibi yapılara ve anime türünde filmlere kadar farklı başlıkları bir araya getiriyor. İlk kez izleyiciyle buluşacak yapıtların da yer aldığı sergide 14 sanatçının 15 çalışması sergileniyor. Etkileşimlerde, Haluk Akakçe, Ramazan Bayrakoğlu, İpek Duben, İnci Eviner, Leyla Gediz, Hayal İncedoğan, Bengü Karaduman, Azade Köker, Guillermo Kuitca, Mahmoud Obaidi, Sarkis, Matt Saunders, Şener Özmen ve Thomas Ruff'un yapıtları izleyiciyle buluşuyor. Sergi 30 Eylül 2021'e kadar görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modernden-cevrimici-kisa-film-programi-gelecek-kisa/", "text": "Geçen yılın son aylarında Biz de Varız! programıyla evlere konuk olan İstanbul Modern Sinema, yeni yılın ilk programı Gelecek Kısa ile 27 kısa filmi 21 Ocak 31 Ocak arasında ücretsiz ve çevrimiçi olarak seyirciyle buluşturacak. Biz de Varız! Kısalar ve Oscar Kısalar başlıkları altında iki seçki ile toplamda 27 kısa filme ev sahipliği yapacak olan İstanbul Modern Sinema, keşfe daha açık, piyasa koşullarından bağımsız, bir araştırma alanı olarak yaşayabilen özgür bir format olan kısa filmlerden oluşan zengin bir program sunacak. Biz de Varız! programının devamı niteliğinde olan ilk seçkide geçen sene Türkiye'de üretilmiş 19 kısa film yer alırken Oscar'ın Kısaları ise 2020 yılında Akademi Ödülleri'nde animasyon ve canlı çekim dallarında Oscar'a aday olan 8 kısa filmden oluşacak. Biz de Varız! Kısalar programında 3D animasyondan belgesele, deneyselden drama uzanan filmlerin gösteriminin yanı sıra yönetmenleriyle çevrimiçi buluşmalar da gerçekleşecek. 21-27 Ocak tarihleri arasında gösterilecek seçkide yer alan kısa filmler arasında Mamaville, Ahtapot, Lal, Disonans bulunuyor. 28 Ocak 31 Ocak arası yayımlanacak Oscar'ın Kısaları seçkisinde ise Oscar'ın kısaları arasında ödül sahibi Komşuların Penceresi filmi yer alıyor. İstanbul Modern'in internet sitesi üzerinden erişime sunulacak filmler, gösterim programında belirtilen tarih saat aralıklarında yayında kalacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modernden-cocuklara-ozel-sanat-turu/", "text": "İstanbul Modern, sergi sanal turları, arşiv ve koleksiyon seçkileri, çevrimiçi yapıt anlatımları, sinema gösterimleri, çocuk ve yetişkinlere özel eğitim programları başta olmak üzere dijitale taşıdığı pek çok faaliyete bir yenisini daha ekledi. Müze, 2015-2018 yılları arasında Karaköy'deki eski binasında ziyaretçiyle buluşan koleksiyon sergisi Sanatçı ve Zamanını özel olarak tasarlanan Sanal Dedektifler adlı eğitim programını çocuklarla buluşturuyor. TAİDER Aile İşletmeleri Derneği desteğiyle Türkiye'nin her yerinden bütün çocuklar, programa ücretsiz erişebiliyor. 4-7 yaş gurubu çocuklu aileler ve 8-12 yaş çocuklara özel tasarlanan Sanal Dedektifler dört bölümden oluşuyor. Öykü Gülersönmez'in seslendirdiği Sesli Tur, sanat yapıtlarının özelliklerini bulmacalarla işleyen eğlenceli bir oyundan oluşuyor. Sanat yapıtlarına dikkatli bakmayı teşvik eden Soru Kartları, yapıtları incelemeye yönelik sorular içeriyor. Bilgi Kartları ise sanat çalışmasının ayrıntılarını keşfetmek ve sanatçının hayat hikayesini öğrenmek için hazırlandı. Sanal tur içinde yer alan Sanatçıların İzinde adlı etkinlik videoları ise çocuklara, sanat çalışmalarından ilham alarak evde yapabilecekleri etkinlik önerileri sunuyor. Fahrelnissa Zeid'den Soyut ; İnci Eviner'den Yeni Vatandaş I- II- III; Handan Börüteçene'den Kendini Bana Getir, Seyhun Topuz'dan Kırmızı V, Cihat Burak'tan O Diyar ki Onda Acayiplikler Olur, Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan Han Kahvesi, Tomas Saraceno'dan 80SW/Uçan Bahçe/Hava-Limanı-Şehri, Olafur Eliasson'dan Red emotional globe, Seçkin Pirim'den Derin ve Ömer Uluç'tan 3 Erkek, 4 Kadın, Ziyaretçiler. İstanbul Modern Sanal Dedektifler adlı eğitim programı kapsamında, sanal turu deneyimleyen çocukları, en çok etkilendikleri sanat çalışmasından yola çıkıp resimler yapmaya davet ediyor. Bu çalışmalarını müzenin web sitesinde sergileyebilen çocuklar, Sanal Dedektifler dahil üç farklı projeye katıldıklarında Sanata Sarıl Katılım Belgesini dijital olarak almaya hak kazanıyor. Sanal tura linkten ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-modernin-yeni-binasi-en-iyiler-listesinde/", "text": "İstanbul Modern'in ünlü mimar Renzo Piano'nun imzasını taşıyan Karaköy'deki yeni müze binası, daha açılmadan dünyanın cazibe merkezlerinden biri olarak görülüyor. Uluslararası Time Out dergisi, 2022'de Dünyada Yapılacak 22 En İyi ve Yeni Şey listesinde İstanbul Modern'in yeni binasına da yer verdi. Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern'in Karaköy'deki yeni binası, Time Out editörlerinin hazırladığı 2022'de Dünyada Yapılacak 22 En İyi ve Yeni Şey sıralamasında yer aldı. Pandemi sebebiyle en son 2020 yılında hazırlanan listenin 2022 sıralamasında, etkileyici müze açılışlarından sahne gösterilerine kadar kaçırılmaması gereken etkinliklere yer verildi. Yazıda, Karaköy'deki eski konumunda yeniden kapılarını açacak İstanbul Modern Sanat Müzesi'nin yeni binasının; Centre Pompidou, Whitney Müzesi, Centro Botin ve Beyeler Vakfı Müzesi gibi uluslararası pek çok müze ve sanat kurumunu tasarlayan Pritzker ödüllü İtalyan mimar Renzo Piano imzası taşıdığı belirtildi. Beyoğlu'ndaki geçici mekanına taşınmadan önce Karaköy'ün simge yapıları arasında yer alan müzenin eski yerine dönüşünün; yürüyüş alanı, restoranları ve mağazalarıyla yakın zamanda ziyarete açılan Galataport ile birlikte bölgeye önemli bir hareket kazandıracağı ifade edildi. Uluslararası standartlarda bir müze olarak izleyiciyi merkezine alan İstanbul Modern'in yeni binasının; sergi salonları, eğitim atölyeleri, sinema, kütüphane, tasarım mağazası, etkinlik alanları, kafe ve restoranıyla sanatseverleri ağırlamaya hazırlandığı da kaydedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-opera-festivali-sona-erdi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü bünyesinde düzenlenen 11. Uluslararası İstanbul Opera Festivali sona erdi. Festivalin kapanışı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri bahçesinde sanatseverlerin beğenisine sunulan Saraydan Kız Kaçırma operası ile yapıldı. Salgın tedbirlerine uygun gerçekleşen etkinlikte, İstanbul Devlet Opera Balesi sanatçılarına, orkestra ve koro da eşlik etti. Festival geleneği olarak programda her yıl yer alan Wolfgang Amadeus Mozart'ın eseri, Caner Akın tarafından yeni bir yorumla sahneye koyuldu. Akın'ın, Türklerin kin tutmak yerine merhamete önem vermesine de dikkati çektiği temsilde, salgına göndermeler yapılarak 1918'de yaşanan İspanyol gribi salgını da konu edildi. Etkinliği izlemeye gelenler arasında İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Hümeyra Şahin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar ile torunu Mahinur Albayrak da yer aldı. Özgül Özkan Yavuz, yaptığı açıklamada, salgın nedeniyle sanatseverlerle olan bağın kopmaması için daha az seyircili, sosyal mesafeye dikkat ederek, az dekor kullanarak temsilleri gerçekleştirdiklerini söyledi. Bu yıl festivalde uluslararası sanatçıların yer almadığını aktaran Yavuz, festival kapsamında yapılan 4 etkinliğin de çok ilgi gördüğünü ifade etti. Yavuz, bu yılki 10 bin bilet hedefine salgın nedeniyle ulaşamadıklarını belirterek, Bu sene her akşam sadece 250 misafir ağırladık. Bunu telafi edebilmek için de sosyal medya hesaplarımızdan canlı yayın gerçekleştirdik. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-photo-awards-2021-kazananlari-aciklandi/", "text": "Anadolu Ajansı tarafından foto muhabirlerini desteklemek amacıyla bu yıl yedincisi düzenlenen uluslararası fotoğraf yarışması Istanbul Photo Awards 2021'de Yılın Fotoğrafı ödülüne, Bangladeşli Mohammed Shajahan'ın Anne Sevgisi eseri layık görüldü. Dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını, işlerini özveriyle yapmaya devam eden foto muhabirleri ve basın mensuplarının ne kadar zorlu şartlar altında çalıştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu zorlu dönemde de Anadolu Ajansı, Istanbul Photo Awards yarışmasıyla sektöre desteğini sürdürdü. Yedinci yılında 12 bin fotoğrafçının kayıt olduğu global bir platform olmakla kalitesini gösteren Istanbul Photo Awards'ın kazananları, fotoğraf dünyasının prestijli isimlerinden oluşan uluslararası jüri tarafından belirlendi. 2021 Yılın Fotoğrafı Ödülü'nü, dünyanın farklı yerlerinden gönderilen 15 bine yakın fotoğraf arasından seçilen, Bangladeşli fotoğrafçı Mohammed Shajahan'ın Anne Sevgisi eseri kazandı. Yuri Cortez, El Saldavor'daki Quezaltepeque Hapishanesi'ndeki mahkumları fotoğraflayarak ikinciliğe hak kazandı. Tekil haber kategorisinde ise AFP Foto Muhabiri Yuri Cortez, El Saldavor'daki Quezaltepeque Hapishanesi'nde mahkumları objektifine yansıttığı eseriyle ikinciliğe hak kazandı. Yunanistan'da yerleştirildikleri kamptan kaçan mültecilerin yaşadığı zorlukları yansıtan fotoğrafıyla üçüncülüğü de AP Foto Muhabiri Petros Giannakouris elde etti. Cortez ve Giannakouris'un fotoğrafları, dünya genelinde farklı gündemlerin olduğunu da gösterdi. Bu sene de farklı ülkelerden yüzlerce kişinin başvurduğu yarışmanın 2021 jüri üyelerine dair bilgilere ve geçmiş yıllara ait ödüllü fotoğraflara http://istanbulphotoawards. com web sitesinden ulaşılabiliyor. Jüride; Reuters Foto Muhabiri Goran Tomasevic, NOOR Ajansı Üyesi Foto Muhabiri Yuri Kozyrev, Görsel Anlatıcı Marion Mertens, eski AFP Fotoğraf Dağıtım ve İş Geliştirme Direktörü Michel Scotto, Yazar ve Foto Muhabiri Deborah Copaken, Getty Images Spor Baş Foto Muhabiri Cameron Spencer, Foto Muhabiri Ahmet Sel, AA Görsel Haberler Yayın Yönetmeni Hasan Öymez ve AA Fotoğraf Editörü Fırat Yurdakul yer aldı. Jüri üyeleri, salgın nedeniyle yarışma için AA Bilgi Teknolojileri ekibi tarafından özel hazırlanan platform üzerinden kazananları belirledi. Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, yarışmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınının, işlerini özveriyle yapmaya devam eden foto muhabirleri ve basın mensuplarının ne kadar zorlu şartlar altında çalıştığını bir kez daha gözler önüne serdiğini vurguladı. Karagöz; Bu zorlu dönemde Anadolu Ajansı olarak biz de Istanbul Photo Awards yarışmamızla sektöre desteğimizi var gücümüzle sürdürüyoruz. Yarışmayı her yıl daha ileri bir noktaya taşıyarak ana tanıklık yapan haber fotoğrafçılığını destekliyoruz ifadelerini kullandı. Yarışmada dünyanın farklı yerlerinden 15 bine yakın fotoğrafın yarıştığına işaret eden Serdar Karagöz; Yarışmaya bu yıl 96 farklı uyruktan 1206 fotoğrafçı, toplam 14 bin 740 fotoğrafla katıldı. Bu, katılımcı ülke ve foto muhabiri sayısı açısından rekorumuz oldu bilgisini paylaştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-photo-awards-2022-jurisi-aciklandi/", "text": "Anadolu Ajansı'nın bu yıl sekizincisini düzenlediği uluslararası haber fotoğrafı yarışması Istanbul Photo Awards 'ın 2022 jürisi belli oldu. Istanbul Photo Awards 2022 Jürisi'nde; National Geographic Fotoğrafçısı ve Yapımcı Ami Vitale, Foto Muhabiri Carol Guzy, NOOR Ajansı Üyesi Foto Muhabiri Yuri Kozyrev, Reuters Foto Muhabiri Goran Tomasevic, Görsel Anlatıcı Marion Mertens, AFP Fotoğraf Dağıtım ve İş Geliştirme Eski Direktörü Michel Scotto, Getty Images Spor Baş Foto Muhabiri Cameron Spencer, Foto Muhabiri Ahmet Sel ve AA Görsel Haberler Yayın Yönetmeni Fırat Yurdakul yer alıyor. Meslek hayatının yarısını savaş bölgelerinde yaşananları dünyaya duyurmaya adayan Ami Vitale, jüriye katılan diğer bir isim oldu. Vitale, özellikle son dönemde zorlayıcı vahşi yaşam koşulları üzerine çalışmalar yapıyor. Vahşi yaşam alanlarının korunmasını amaçlayan organizasyonlarda aktif yer alan, yaptığı söyleşi ve atölye çalışmalarında tecrübelerini paylaşan fotoğrafçı, uluslararası birçok ödülle birlikte 6 kez World Press Photo ödülünün sahibi oldu. Her yıl dünya genelinde yüzlerce profesyonel fotoğrafçının katılımıyla gerçekleştirilen yarışmanın jüri toplantısı, 17-19 Mart'ta online olarak gerçekleşecek. AA ekibi tarafından yarışma için özel hazırlanan platform üzerinden takip edilecek eleme işlemleri sonrasında, kazananlar mart sonunda açıklanacak. Tüm katılımcılar, önceki yıla ait fotoğraflarıyla yarışmaya katılabilecek. Başvurular, 15 Şubat'a kadar www. istanbulphotoawards. com adresinden gerçekleşecek. Tekil Haber, Seri Haber, Tekil Spor, Seri Spor, Tekil Doğa ve Çevre, Canon Seri Günlük Yaşam ve Seri Portre olmak üzere yedi kategoride düzenlenen yarışmanın büyük ödülü olan Yılın Fotoğrafı'nı çeken foto muhabiri, 6 bin dolar ile ödüllendirilecek. Kategori birincilerine 3 bin, ikincilerine 1500, üçüncülerine ise biner dolar ödül takdim edilecek. Seri Günlük Yaşam ve Seri Portre kategorilerinde ise sadece birincilik ödülü verilecek. Ödüllere ek olarak bu yıl tekil haber ve seri spor kategorileri birincileri Canon EOS R3 fotoğraf makinesi, diğer kategori birincileri ise Canon EOS R5 fotoğraf makinesi kazanacak. Yarışma bu yıl Canon, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı ile Türk Hava Yolları tarafından destekleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-photo-awards-2023-basvurulari-basladi/", "text": "2022 yılı içerisinde çekilen ve haber değeri taşıyan fotoğraflar ile başvurabilen yarışmada, toplam 58 bin dolar ödül dağıtılacak. Dünya gündemini belirleyen fotoğrafların yarıştığı Istanbul Photo Awardsın 2023 başvuruları başladı. Anadolu Ajansı tarafından bu yıl dokuzuncusu düzenlenen uluslararası haber fotoğrafı yarışması, geleneksel hale gelerek basın fotoğrafçılığını desteklemeyi amaçlıyor. Dünya genelindeki en önemli yarışmalar arasında gösterilen Istanbul Photo Awards'a her yıl 15 binden fazla fotoğraf gönderiliyor. Yalnızca profesyonel fotoğrafçıların katılımına açık olan yarışmaya başvuru için bir basın kuruluşuna bağlı olma şartı gözetilmiyor. Fotoğrafçılar 2022 yılının 1 Ocak-31 Aralık tarihleri arasında çekilen ve haber değeri taşıyan fotoğraflar ile yarışmaya katılabiliyor. Yarışma kapsamında geçen yıl başvuru alınan Tekil Haber, Seri Haber, Tekil Spor, Seri Spor, Tekil Doğa ve Çevre, Seri Portre ve Seri Günlük Yaşam başlıklarındaki yedi kategoriye, Seri Doğa ve Çevre, Tekil Portre ve Tekil Günlük Yaşam kategorileri de eklendi. Her yarışmacının tüm kategorilerde başvuru yapma hakkı bulunuyor ve gönderilen fotoğraflarda yayınlanmış olma şartı aranmıyor. Başvuru şartlarına dair geniş bilgiye web sitesinden ulaşılabiliyor. Yılın Fotoğrafı ödülü Tekil Haber kategorisinde birinci olan fotoğrafa verilecek ve fotoğrafı çeken foto muhabiri 6 bin dolar ödül kazanacak. Kategori birincilerine 3 bin, ikincilerine bin 500, üçüncülerine ise biner dolar ödül takdim edilecek. Yarışmanın kazananları her yıl olduğu gibi fotoğraf dünyasının prestijli isimlerinden oluşan uluslararası jüri tarafından mart ayında belirlenecek. Toplam ödülü 58 bin dolar olan yarışmada, jüri üyeleri gönderilen fotoğrafları teknik yeterlilik, perspektif, hareket, duygu gibi birçok farklı açıdan değerlendirecek. Yalnızca online başvuru alınan yarışmaya 15 Ocak'a kadar başvurulabiliyor. Geçmiş yıllarda ödül alan fotoğraflar ve jüri üyelerine dair bilgiye de www. istanbulphotoawards. com adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-photo-awards-2023-sergisi-istanbulda-acildi/", "text": "Anadolu Ajansının düzenlediği uluslararası haber fotoğrafı yarışması Istanbul Photo Awards 2023'ün ilk sergisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi Beş Kubbe Salonu'nda sanatseverlerle buluştu. Açılışa fotoğraf dünyasından çok sayıda ismin yanı sıra MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi, Ukrayna İstanbul Başkonsolosu Roman Nedilskyi ve Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız katıldı. Yıldız, sergide yer alan her fotoğrafın birer kitap niteliğinde olduğunu belirterek, Her fotoğraf, bazen bir kitabın size anlattıklarını bir karede anlatmış olabiliyor. Bir fotoğrafçı kadrajındaki başarıyı bizlerle bu şekilde paylaşmış oluyor. Fotoğrafçılarımızı tebrik ediyorum. dedi. Açılışa ev sahipliği yapan AA Genel Müdürü Serdar Karagöz, sergide dünyanın önde gelen foto muhabirlerinden önemli ve iddialı bir seçkinin hazırlandığına dikkati çekti. Seçkide çok güçlü hikayelere yer verildiğine işaret eden Karagöz, Burada göreceğiniz 165 fotoğraf, her bir anın durdurulmuş bir versiyonudur. Yüzyıl önce çekilmiş bir fotoğrafın barındırdığı hisleri bugün nasıl aynı şekilde hissedebiliyorsak bundan yüzyıl sonra da bu fotoğrafları görenler bugünü hissedecek. Anadolu Ajansı olarak kurulduğumuz 1920'den itibaren fotoğrafın gücüne hep inandık. Kurucularımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Yunus Nadi, Halide Edip Adıvar'ın öncülüğünde haberi ve fotoğrafı merkeze koyan bir ajans olduk. diye konuştu. AA'nın fotoğraf alanındaki etkisinin en büyük göstergesinin Istanbul Photo Awards olduğuna dikkati çeken Karagöz, Yarışmamız 9. yılında 16 bin fotoğrafçının kayıt olduğu global bir platform ve uluslararası arenada en prestijli haber fotoğrafçılığı yarışmalarından birisi oldu. Dünyanın dört bir tarafından haber fotoğrafçıları çekmiş oldukları fotoğraflarla haber, spor, çevre, portre ve günlük yaşam dallarında tekil ve seri fotoğrafların değerlendirildiği yarışmamıza katılıyorlar. dedi. Istanbul Photo Awards 2023'ün diğer sergilerinin ilerleyen günlerde Ankara'da, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde ve Londra'da açılacağına işaret eden Karagöz, sergiye ev sahipliği yapan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesine ve yarışmaya olan desteklerinden ötürü Nikon Türkiye'ye, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı ve Türk Hava Yollarına teşekkür etti. Yarışmanın jüri üyesi Ahmet Sel ise Istanbul Photo Awards 2023'ün ilk serginin çok güzel bir mekanda yapıldığını belirterek, Fotoğrafları da çok iyi ağırlayan, onları değerli bir şekilde gösteren bir yer. O bakımdan buranın önemi büyük. Istanbul Photo Awards, Türkiye'nin önemli bir kurumunun yarattığı çok önemli uluslararası çapta marka. Bu yarışmaya katılanların da niteliklerinden ve sayılarından bu yarışmaların artık olgunluk aşamasına geldiğini görüyoruz. ifadelerini kullandı. Istanbul Photo Awards'ın gelecek sene 10. yılını kutlayacağını vurgulayan Sel, yarışmanın gerçekleştiği süre zarfında çok yol katettiğini ve dünyanın en önemli fotoğraf yarışmalarından biri haline geldiğini sözlerine ekledi. Yarışmada ödül alan 165 fotoğrafın yer aldığı sergi, 29 Eylül'e kadar gezilebilecek. Ziyaretçiler, sergide geçen yılın küresel olaylarını ele alan fotoğrafları inceleme fırsatı bulabilecek. Yakın zamanda 2024 başvurularını almaya başlayacak Istanbul Photo Awards ile ilgili geniş bilgiye ve kazanan fotoğraflara www. istanbulphotoawards. com adresinden ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-bahar-sayimiz-rengarenk-enerjik-ve-ilham-verici/", "text": "Dergimizin yedinci sayısı; nisan, mayıs ve haziran aylarına yakışır biçimde canlı ve güzel sürprizlerle dolu. Kapak sayfalarımızı son yılların en flaş konusu olan NFT'ye ayırdık. NFT nedir, sanatla ilişkisi nasıl okunmalı, sanatçıya neler katıyor, sanat izleyicisi için ne anlam ifade ediyor? Bu soruları ve daha fazlasını, konunun uzmanlarıyla konuştuk. Hem de tek bir açıdan değil; sanatçı, küratör, koleksiyoner, hukukçu, platform açısından ele aldık. Peki, isimler? Fotoğraf Sanatçısı Murat Germen, Akademisyen ve Sanatçı Selçuk Artut, Ressam Eda Zamanpur, Koleksiyoner Feride İkiz, Sanat Hukuku Danışmanı Avukat Pınar Sönmez, Manza. io ekibinden Murat Canbaz ve Ahmet Hakan Özgür... NFT hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız, İstanbul Sanat Dergisi ihtiyacınız olacak tek kılavuz! Bu sayımızda bahara çok yakışacak, renkli ve özgün isimleri ağırlamaya gayret ettik. Sanat yolculuğunda masallara, mitolojiye, fallara yer veren Ressam CANAN; bir fotoğraf üstadı, aynı zamanda şair, yazar ve müzik sevdalısı Merih Akoğul; belleğe vurgu yapan işleriyle tanınan genç yerleştirme sanatçısı Eda Soylu, ilham verici dünyalarını bizlere açtılar. RC Müzayede Yöneticisi Rahmi Çöğendez ve Elgiz Müzesi Kurucusu, Sanat Koleksiyoneri Can Elgiz, sanat eseri sahibi olmanın ve eser sergilemenin inceliklerini bizlerle paylaştı. Kültür ve sanat dünyasının atar damarlarından Akbank Sanat üzerine Sayın Derya Bigalı ile yaptığımız özel söyleşiyi de keyifle okuyacağınıza eminiz. Dergimizi hazırlarken bahar enerjisiyle yerimizde duramadık; şehrin yeni kültür mekanlarından Galata Postane'nin konuğu olduk ve bu özel mekanı, kurucusu Yaşar Adnan Adanalı'dan dinledik. Şehrin bir diğer yenisi, aslında çok eski bir dost; nihayet yeniden açılan İstanbul Resim Heykel Müzesi'nin açılış sergisi Serginin Sergisi II'yi küratörü, Akademisyen ve Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Burcu Pelvanoğlu ile konuştuk. Bir diğer durağımız ise Türkiye'nin ilk cam müzesi Beykoz Cam ve Billur Müzesi oldu. Milli Saraylar Restorasyon Dairesi Başkanı Gökşen Canıyılmaz'la gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi kaçırmayın. Herhalde katılırsınız; klasik müzik İstanbul'a çok yakışıyor. CRR Genel Sanat Yönetmeni Murat Cem Orhan'ın müzikseverler için hazırladıkları sürprizleri okudukça, siz de bizler gibi heyecanlanacaksınız. Bir diğer heyecan verici röportaj ise gencecik yaşında ABD'nin tanınan orkestra şefleri arasında yer bulup, bizleri gururlandıran Nisan Ak... Kendisi okurlarımıza taa Güney Karolina'dan sevgilerini gönderiyor. En son Maddenin Halleri belgeseliyle dikkatleri ve ödülleri toplayan Deniz Tortum yeni projelerini, tiyatro topluluğu Kara Kabare de fark yaratan armağan gişesi uygulamasını dergimize anlattı. Arter Yayınlar ve İçerik Koordinatörü Süreyyya Evren ile de sanat kitapları yayıncılığı dünyasına giriş yaptık. Yedinci sayımız, bahar sayımız... Rengarenk, ışıl ışıl, canlı, umutlu ve ilham verici! Güneşli, güzel günlerde okumanız dileğiyle... İstanbul Sanat Dergisi'ni www. kiletisimyayinlari. com adresinden ücretsiz kargo seçeneğiyle adresinize sipariş verebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-dergisinden-zonaro-ozel-sayisi/", "text": "İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı raflarda yerini aldı. Temmuz-Ağustos-Eylül ayları boyunca sanatseverlerle bulaşacak olan İstanbul Sanat Dergisi, yeni sayısında Ressam Fausto Zonaro'nun sanatını sayfalarına taşıdı. II. Abdülhamid döneminde saray ressamı olarak Osmanlı sarayına hizmet vermiş oryantalist bir ressam olan İtalyan sanatçı Zonaro 'nun hayatından kesitlerin sunulduğu kapak dosyasında, ressamın İstanbul resimlerinden görsel bir şölen de yer alıyor. İstanbul Sanat Dergisi'nin konukları arasında, farklı sanat alanlarında üretimlere imza atan sanatçıları da görmek mümkün. Ressam Devrim Erbil, geçmişten bugüne çalışmalarını anlattığı özel röportajda önümüzdeki günlere dair projelerine de değindi. Uluslararası arenada aldığı ödüllerle adından sıkça söz ettiren Heykeltıraş Hande Şekerciler, dergi sayfalarında heykel satanın yanı sıra başarısının arkasındaki çalışma temposunu dergi okuyucuları için paylaştı. İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısında, sanat merkezleri ve galerilerden sergi haberleri, aktüel içerikler de bulunuyor. İstanbul'un kültür ve sanat dünyasına büyük katkılar sunacak AKM ve Galataport projelerini mercek altına alan dergi, başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye'den derlediği haberlerle sanatseverlere yeni bakış açılarının kapılarını açıyor. İstanbul Sanat Dergisi'ni dergi satış noktaları ile birlikte seçkin kitabevlerinden temin edebilir veya www. kiletisimyayinlari. com internet sitesi üzerinden aynı gün ücretsiz kargo seçeneği ile adresinize isteyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-dergisinin-yeni-sayisi-cikti/", "text": "Sanatı ve kültürü tüm biçimleriyle kucaklayan ve Türkiye'nin sanat ekosisteminin görünür olmasında önemli bir rol oynayan İstanbul Sanat dergisinin yeni sayısı okuyucuyla buluştu. Kapağına, bilim ve teknolojiyi arkasına alarak sanatta yeni bir hikaye anlatıcılığı ve estetik bakış açısı oluşturan dijital sanatı taşıyan İstanbul Sanat, yine dopdolu ve beklentileri karşılayan bir içeriğe sahip. K-İletişim Yayınları tarafından hazırlanan İstanbul Sanat dergisinin 12. sayısı okurlarla buluştu. Yayın hayatına başladığı günden bu yana kültür ve sanat ekosistemini tüm alt başlıkları ve kırılımları ile sayfalarına taşıyan İstanbul Sanat, bu sayısında sanatın dijitalleşen çehresini ve bu yeni formun sanatın geleceğindeki yerini okuyucularıyla paylaşıyor. Fırçanın yerini alan kodlar, veri ve yapay zeka gibi günümüz cezbedicileri, modern ertesindeki bu sanatın; estetik, anlatı ve kavramlarla kurduğu flörtü daha da ileriye taşıyor. İnsanlığın sanal bir dünyaya yelken açtığı günümüzde sanatın bundan istisna kalamayacağına dergimizin konuklarından Dr. Ümran Özbalcı Aria, sanattaki bu dijitalleşmenin tarihsel gelişimine yönelik yazdığı makale ile bir temel hazırlarken; Türkiye'yi bu alanda küresel sahnede başarıyla temsil eden sanatçı Ferdi Alıcı, ürettiği eserlerin yarattığı aksiyon ile dijital sanatın neden geleceğe bir perspektif hazırladığına net bir cevap veriyor. İlk çıktığımız günden bu yana sanatın her dalını kucaklayacağımızın ve sanatın toplum genelinde bilinirliğinin sağlanmasında bir kaldıraç görevi göreceğimizin sözünü verdik. Bu sözü artık yayın felsefemiz haline getirdik ve her sayımızda olduğu gibi bu sayıda da edebiyattan fotoğrafa, resimden mimariye, müzikten heykele, tiyatroya pek çok değerli isimle bir araya geldik. Londra Tasarım Bienali'nde Public Award'a layık görülen Açık Yapıt adlı eseriyle Türkiye'nin çağdaş mimari anlamındaki vizyoner bakış açısına yönelik küresel bir farkındalık yaratan Melek Zeynep Bulut ile eserini ve yaşattığı gururu konuşurken; genç ve yetenekli sanatçı Kübra Doğu ile insanı, duyguları ve insan evrimini ifade eden yeni türü değerlendirdik. Toplumların, gezegenin ve insan varoluşsallığının yaşadığı sıkıntılar da sanattan kopuk değil ya da sanat bu sorunların çözümünde bir misyoner. Sevilen yazar Buket Uzuner ile Tabiat Dörtlemesi adını verdiği serisinin son romanı Ateş üzerinden son yılların en güçlü ana akımlarından kadın hareketi ve iklim krizini masaya yatırdık. Bazen olumsuz duyguların bir katma değere dönüşebileceğini, fotoğraf sanatçısı Ali Borovalı ile son sergisi Tükenmez Umut Mavisi üzerinden irdeledik. Olumsuz duyguları inkar etmektense üzerinde çalışıldığında nasıl bir üretim aracına dönüşebileceğini gördük. İBB Şehir Tiyatroları'nın gelenekten gelen ilk kadın genel sanat yönetmeni Ayşegül İşsever, göreve geldikleri günden bu yana yarattıkları değişimi ve üstlendikleri sorumluluğu tiyatronun insanı anlatma sanatı tanımı üzerinden aktardı. Sanatın farklı mecralara entegrasyon çalışmaları da bu sayıdaki gündemlerimizden biriydi. Volkan Ataman ile sanatın turizm sahnesinde yaratacağı prestiji, Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras ile sosyal belediyecilik ve örnek olan kent anlayışında sanatın yerini, Türkiye'nin önde gelen estetikçilerinden Dr. Koray Erdoğan ile tıpta sanatsal ifadeyi konuştuk. Daha birçok başlığıyla okuyucuların beklentilerini karşılayarak keyifli bir kültür sanat perspektifi vadeden İstanbul Sanat, satış noktalarındaki yerini aldı. Turkcell Dergilik'te de yayınlanan dergimiz ile alakalı detaylı bilgi almak ve abone olmak isterseniz www. kiletisimyayinlari. com adresimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-dergisinin-yeni-sayisi-yayimlandi/", "text": "İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı yayımlandı. Yaşanmakta olan salgın sürecinin sanatsal faaliyetleri de büyük ölçüde kısıtlamış olmasına vurgu yapan dergi, Özgürlüğümüzün Olmazsa Olmazı Sanat Karantinada diyerek, konuyu sayfalarına taşıdı. Derginin kapak konusu yaptığı çalışmaya, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da Sanat için özgürlük mecburiyetini İstanbul'a hakim kılmalıyız mesajıyla katıldı. Sanatçılar ve küratörlerin görüşlerine de yer veren İstanbul Sanat Dergisi sayfalarında, sanat dünyasını yakından ilgilendiren önemli haberler, özel röportajlar ve incelemeler bulunuyor. Dergi sayfalarında ayrıca gerçekleşen, devam eden ve yapılacak olan bazı sergilerin haberleri de okuyuculara aktarılıyor. Zengin içeriğiyle dikkatleri çeken İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısında Ressam Işıl Savaşer, Sürrealizm:Gerçeküstücülük konusunu ele alırken; Sunay Akın, Oyuncaklar üretildiği dönemlerin tanığıdır dedi. Osmanlı'da ilk portre çalışmalarını başlatan Manas Ailesi'ni, Paros Dergisi'nden Mayda Saris yazdı. M. Özalp Birol; Sanat bu kaotik dönemde psikolojimize iyi geliyor sözleriyle güncel durumu ve Pera Müzesi'ni arkadaşımız Nil Özer'e anlattı. Bakır tellere elleriyle hayat veren heykeltıraş Zeynep Koçan, hayal gücünün etkilerini Pınar Baltacı'ya verdiği röportajda dile getirdi. Doğu ile Batı'yı sentezleyen resimleriyle 2020 yılına damgasını vuran Hong Kong asıllı İngiliz ressam Wendy Yeo da İstanbul Sanat Dergisi'nin konuğu oldu. Yönetmenlerimizden Ebru Özgüz Çelik'in sorularını yanıtlayan Yeo; Genç sanatçılara doğayı ve şehrin görsel dokusunu özümsemelerini, belleklerinde canlandırmalarını ve hızlıca eskizlerini çıkartmalarını öneriyorum diye konuştu. Ülkemizdeki en uzun soluklu sanat galerisinin yaratıcısı Yahşi Baraz ile 100 yıllık Baraz Apartmanı'nı ve sanatın ülkemizdeki son 50 yılını konuştuk. Serap Gürses, tüm ömrünü büyük bir aşkla minyatür sanatına adamış olan Taner Alakuş ile harika bir söyleşi gerçekleştirdi. Kariye Müzesi'nin gölgesinde bir mabet başlıklı bu söyleşiyi keyifle okuyacaksınız. Dr. Dilara Dolu Köksal; Bir sanatçının ortaya koyduğu yapıtta ne kadar yetenekli olduğunu göstermesi mi önemlidir, yoksa duygu dünyasını mı? sorusundan yola çıkarak, Sanatçı olmak ya da doğmak, işte bütün mesele bu! değerlendirmesinde bulundu. Arkadaşımız Gürer Mut, Fransız grafik roman sanatının en büyük temsilcilerinden olan Jacques Tardi'yi yazdı. Her fırsatta radikal bir savaş karşıtı olduğunu söyleyen ve her türden milliyetçilikten ızdırap duyduğunu belirten Tardi'nin incelemesini mutlaka okumalısınız. Başta İzmir olmak üzere, ülkemizin sanatsal ve kültürel hayatına katkı sağlayabilmeyi, uluslararası sanat ortamı ile paylaşmayı ve yediden yetmişe herkese sanatı sevdirmeyi hedefleyen Arkas Holding'in yeni projelerini, Arkas Sanat Merkezi Direktörü Müjde Unustası, İzmir Temsilcimiz Nil Özer ile paylaştı. İstanbul Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü Kubilay Karslıoğlu, Pınar Baltacı'ya verdiği röportajda Pandemi süreci sadece bizim için değil, tüm dünyadaki sanat faaliyetleri ve tiyatrolar için oldukça zor geçiyor. Çünkü sanatsal etkinliklerin büyük çoğunluğu, kalabalık alanlarda ve büyük salonlarda gerçekleştiriliyor dedi. Arkadaşımız Derya Ülkar, sanatın iyileştirici gücünün yeni çıkan sanat kitaplarında olduğu gerçeğinden yola çıkarak, okurlar için yeni çıkan kitapları ve özelliklerini Kültür ve Sanat Ajandası bölümünde yazdı. İstanbul Sanat Dergisi'ni dergi satış noktalarından, seçkin kitabevlerinden, internet sitelerinden temin edebilirsiniz. Ayrıca, 0532 266 82 43 numaralı telefonu arayarak ücretsiz kargo ile adresinize gelmesini isteyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-gunleri/", "text": "Bahariye Sanat Galerisi bir Uluslararası sanat etkinliğine daha imza atıyor. 10 Ağustos-10 Eylül 2021 tarihleri arasında online olarak düzenlenecek olan Uluslararası İstanbul Sanat Günleri. Bu yıl salgın sebebiyle online olarak düzenlenmekte ve önümüzdeki yıllarda ise reel ve büyük bir sanat şöleni olarak düzenlenmesi planlanmaktadır. Sergide; Türkiye, Avustralya, Rusya, Hindistan, Almanya, Romanya, İtalya, Romanya, Amerika, Makedonya ve Sırbistan'dan olmakla birlikte 39 Türk sanatçı ve 18 Yabancı sanatçının farklı teknikte oluşturdukları çalışmaları sergileniyor. Türkiye ve dünyadan 57 Sanatçının katılımı ile gerçekleşen IIAD bir ay boyunca www. bahariyesanat. com adresinden izleyebilirsiniz. Siz de yerinizi ayırtmayı unutmayın."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-ve-antika-fuari-basladi/", "text": "Sanat alanında her geçen gün biraz daha adından söz ettirmeye başlayan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'nın üçüncüsü, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde 16 Kasım Çarşamba günü düzenlenen VIP açılış ve ön izleme ile start aldı. 20 Kasım tarihine kadar ziyaret edilebilecek fuarın açılış kurdelesini Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras ve katılımcılar birlikte kestiler. Açılış töreninde bir konuşma yapan DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan; İstanbul'da sanat ve antikayı aynı çatı altında üçüncü defa buluşturuyor olmanın mutluluğu içindeyiz. Yurt dışından gördüğümüz yoğun ilgiyi, ülkemizin tanıtımı ve sanat vizyonunun da öne çıkması açısından son derece değerli ve önemli buluyorum. Bu yolda bizze destek olan başta sponsorlarımız olmak üzere, tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi iletmek istiyorum dedi. Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ise yaptığı konuşmada İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'na Şişli olarak ev sahipliği yapıyor olmaktan elbette çok memnunuz. Bir başka gösterge, bölgemizde bir aralar gerileyen sanatsal etkinliklerin yeniden ve de artarak gündemde olması, bizler için son derece memnuniyet vericidir. Her zaman sanatın, sanatçının yanında olmayı sürdüreceğiz ifadelerini kullandı. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'na katılan solo sanatçılardan biri de Lübnan asıllı ressam Shahi Dayekh oldu. Çalışmalarını Dubai'deki atölyesinde sürdüren Dayekh, aralarında son koleksiyonunun adını taşıyan Bloom Collection'a ait üç eserini de fuara getirdi. Toplam 12 adet çalışmasını standında sergileyen Shahi Dayekh'in eserleri, VIP açılış sırasında en fazla ilgi gören çalışmalar arasında yer aldı. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'na Türkiye'den ikili katılan sanatçılar arasında, Simay ve Çağdaş Kışlaoğlu çifti de vardı. Simay Kışlaoğlu, yakın plan pop art çalışmaları ile dikkatleri çekerken, eşi Çağdaş Kışlaoğlu da farklı tarzda iki heykel çalışması ile fuarın dikkatleri toplayan stantları arasında yer aldılar. Aynı zamanda ünlü bir diş hekimi de olan Çağdaş Kışlaoğlu'nun heykel sanatçısı tarafının, fuarı ziyaret eden meslektaşları tarafından az bilinir olması hayretle karşılandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-ve-antika-fuari-basliyor/", "text": "Bu yıl üçüncü defa kapılarını açacak olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, 17 Kasım Perşembe günü başlıyor. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşecek olan fuarın büyük ilgi görmesi bekleniyor. Türkiye'nin ve Dünya'nın önde gelen sanat galerisi, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını sanatseverlerle bir araya getirmeyi hedefleyen fuara 40 galeri, 50 antikacı, yurt içi ve yurt dışından 500'den fazla sanatçı katılıyor. Koleksiyonerlerle birlikte sanat çevrelerinin önde gelen isimlerine ev sahipliği yapacak olan fuarda, farklı tarzlarda binlerce eser sergilenecek. Fuara bireysel olarak katılan yabancı sanatçılar arasında, Shahi Dayekh de yer alıyor. Lübnan asıllı sanatçı, pastel tonlarda ürettiği büyük boy koleksiyon çalışmaları ile biliniyor. Sanatçının son çalışmaları olan Bloom koleksiyonundan örnek bir çalışmanın da fuarda sergilenmesi bekleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-ve-antika-fuari-bes-yuzden-fazla-sanatci-agirladi/", "text": "İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda 16-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen 3. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'a, 500'den fazla sanatçının katıldığı bildirildi. Azerbaycan'dan 16 sanatçının bireysel çalışmaları ile katıldığı fuarda dikkat çeken isimlerden biri de Yusal Jalilova oldu. Sanatçının İtalyan tekniği kullanarak yaptığı ve Gizemli Kuşlar adını verdiği çalışma, ziyaretçiler tarafından en fazla ilgi gören eserler arasında yer aldı. İstanbul Sanat Dergisi'nden Canan Toprakkaya'nın da ziyaret ederek tebrik ettiği Jalilova; Farklı bir çalışma ile bu fuara katılmak istedim. Bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum dedi. 3. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'a özgün çalışmaları ile renk katan bir başka isim Selda İnci oldu. Özgürce adını verdiği toplam 14 parça çalışması ile resim sanatında özgürlüğün olmazsa olmaz olduğuna vurgu yapan İnci, hazırladığı tanıtım broşüründe şu sözlere yer verdi: Özgürce... Özgürce yaşamalı hayatı; aynı kuşlar, kelebekler gibi... Doğadaki renkler, kırlardaki çiçekler, rastgele çizebildiğin çizgiler gibi... Kim ne der ki, derdi olmadan... Kafana göre özgür, içinden geldiğince özgür, çok mutlu olduğunca özgür, sen ne kadar istersen, o kadar özgür... Resimlerinde ismini kullanmayan, parmak izini tercih eden Selda İnci; Parmak izini de Allah'ın akıl almaz mucizelerinden biri olarak görüyorum ve onun asla taklit edilemeyeceği gerçeğiyle, bunun resimlerime daha da anlam katacağına aşkla inanıyorum. Benim imzam parmak izimdir açıklamasında bulundu. Fuarın dikkat çeken bir başka özgün sanatçısı ise Süleyman Kızıldağ idi. Asıl mesleği doktorluk olan Kızıldağ, ait olduğu topraklar olan Mezopotamya'nın tarihi kültürel zenginliklerinden ilham alarak yaptığı soyut çalışmalarını sergilediği fuarda ziyaretçilerin ilgi odağı oldu. Resimler üzerine konuşmayı çok anlamlı bulmadığını dile getiren Süleyman Kızıldağ; Çünkü konuşarak ifade etseydim, yazmayı tercih ederdim. Konuştuğunuz her şey resmi kısıtlayıp, başka bir anlama çekiyor. Ancak resim kendi halinde tıpkı rüya gibidir. Resmi böyle görüyorum, büyüsel tarafı da bundandır. O yüzden genelde sözden önce resim vardı. İlk mağara resimleri vardır, sonra şiir oluşmuştur. O yüzden resmi söze döktüğümde anlamını yitirdiğini ve tılsımını da biraz kaybettiğini düşünürüm ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-ve-antika-fuari-dunyanin-dort-bir-yanindan-gelen-sanatcilari-agirliyor/", "text": "İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, 15 Kasım'da dördüncü kez sanatseverlere kapılarını açtı. Yine dopdolu bir içerikle İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda ziyaretçilerini ağırlayan fuarın her günü birbirinden renkli geçiyor. Fikret Mualla'dan Devrim Erbil'e, Eren Eyüboğlu ve Hale Asaf'tan Zahit Büyükişleyen'e dek birçok önemli sanatçının eserlerini 19 Kasım'a kadar görme olanağı bulabileceğiniz fuarın, dünyanın dört bir yanından gelen katılımcıları da var. Kazakistan'ın tarihine, Kazak halkının günlük yaşamına dair bir pencere açarken Anadolu'nun kadim kültürünü de tuvale aktarmayı ihmal etmeyen Kazak sanatçı Yesengali Sadyrbaev onlardan biri. Fuar için hazırlık yaparken sadece Türk kültürünü ve tarihini yansıtan tablolar yapmayı tercih ettim diyor Sadyrbaev. Güney Afrikalı The African Women Gallery de Kganya Mogashoa, Ester Mahlangu, Sabi Matuba, Arabang Raditapole ve Fikile Elizabeth Ngobeni'nin, Afrikalı kadınların gücünü yansıtan eserleriyle fuarda yer alıyor. Aynı zamanda girişimin kurucusu ve idari yöneticisi olan Fikile Elizabeth Ngobeni'ye göre İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, görünürlüğü ve farkındalığı artırmak için çok değerli bir fırsat. Azerbaycanlı Orkhan Mammadov'un kendi deyişiyle yama işi tekniğiyle hayat verdiği eserler, fuarın mutlaka görülmesi gereken detaylarından bir diğeri. Kendi yaşamımı kesitlere ayırıp, sonra onları yeni bir düzende birbirine dikerek tablolarımı oluşturuyorum diyor Mammadov. Dikmek kelimesi sizi yanıltmasın, gerçek anlamda birbirine dikilmiş tablo parçalarından müteşekkil çalışmalarla karşılaşacaksınız. İspanyol Tome Moreira de Carvalho ise fuar için çok özel bir seri hazırlamış. İstanbul'dan İspanya'ya uzanan, klasik müzik notalarından Antik Yunan sanatına ve Fatma'nın Eli'ne dek birçok detay barındıran bir seri bu. Her şeye rağmen insanlığın karanlık yüzünün önünde sonunda aydınlıkla taçlanacağına inancı tam. Bu organizasyona emek veren ve katılmam için önayak olan herkese tüm içtenliğimle teşekkür ederim. Benim için bir onur diye belirtiyor duygularını Carvalho. İranlı sanatçı Aweed Skayesh'in bir şiirden yola çıkarak hayatın anlamsızlığını vurguladığı çalışması, farklı tekniğiyle dikkat çekiyor. Her şeyin bir sonu var. Hayatın da... diyor Skayesh; ancak yine de hayat yolculuğunda vardığı duraklardan biri İstanbul Sanat ve Antika Fuarı olduğu için çok mutlu. Genç sanatçı Ceren Hançer'in mavi ve beyaz renklerinin gücü üzerine inşa ettiği eserlerinde ise gece ile gündüzün, aydınlık ile karanlığın ayrılmaz bütünlüğünü duyumsayacaksınız. Ressam Aylin Menekşe de oğlunun da muzdarip olduğu disleksi hastalığına dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla fuarda yer aldığını açıklıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-ve-antika-fuari-ile-buyuleyici-bir-deneyim/", "text": "1993 yılından bugüne Türk fuarcılık sektöründe birçok yeniliğe imza atmış organizasyon firması Demos Fuarcılık, önemli etkinlikleri gerçekleştirmeye devam ediyor. Profesyonel kadrosuyla ziyaretçilerine keyifli anlar yaşatan Demos Fuarcılık, 27 Temmuz-1 Ağustos tarihleri arasında ilk kez gerçekleştirdiği Bodrum Sanat ve Antika Fuarı'nda ziyaretçi rekoru kırdı. Şimdilerde ise kasım ayının ilk haftası İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda sanat ve antika severleri buluşturacak İstanbul Sanat ve Antika Fuarı titizlikle hazırlanıyor. Demos Fuarcılık Genel Müdürü Hüseyin Aslan, fuarın detayları hakkında İstanbul Sanat Dergisi okuyucularına bilgi verdi. Fuarcılık tarihinin en kötü yılını yaşadık. Fuarcılık, kalabalık kitleleri bir araya getirmekle başarı sağlayan bir iş ve şu an kalabalıklarla olmak büyük tehlike arz ediyor. Bodrum Sanat ve Antika Fuarı muhteşem oldu. 7 bin 300 kişi, fuarı ziyaret etti. İlk kez yapılıyor olmasına rağmen Bodrum'da bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük ve en çok ziyaret edilen sanat etkinliği oldu. Önümüzdeki yıllarda dünyanın önemli sanat fuarlarından biri haline gelecek Bodrum Sanat ve Antika Fuarı, beklenen bir sanat etkinliği olacak. 3-7 Kasım'da Türkiye'nin en büyük Sanat ve Antika Fuarı'nı hayata geçireceğiz. Lütfi Kırdar ve İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenleyeceğimiz İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, ülkemizde bugüne kadar gerçekleşmiş en büyük fuar olacak. Sanat ve antika severlere büyüleyici bir beş gün yaşatacağız. 150 antika firmasının yanı sıra 50 galeri ve yaklaşık 500 sanatçının iştiraki ile düzenlenecek fuarda, çok önemli koleksiyonlar da yer alacak. Önümüzdeki dönemde dünyaca ünlü sanatçıların sergilerini Türkiye'ye taşıyacağız. Şu an Oscar-Claude Monet Sergisi ile ilgili çalışmalar yapıyoruz. Yetiştirebilirsek, 2022 yılında sergiyi açmayı planlıyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-ve-antika-fuari-on-binden-fazla-ziyaretci-agirladi/", "text": "İstanbul'da sanat ve ayrılmaz parçası antikayı birlikte sergileyerek tutkunları ile buluşturan 4. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'ı, on binden fazla kişinin ziyaret ettiği açıklandı. Bu yıl 15-19 Kasım 2023 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşen ve aralarında Türkiye'nin en ünlü sanatçılarının eserlerinin de sergilendiği fuara ilgi yoğundu. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nın iki katında düzenlenen fuarda 60 galeri ve 1500 sanatçı, 5 gün boyunca eserlerini sergiledi. İstanbul Sanat Dergisi'nin medya sponsoru olduğu fuara, yabancı ülke sanatçılarından da yoğun ilgi vardı. Amerika, Avrupa, Asya, Afrika ve Orta Doğu'dan sanatçı ve galeri bazında olan katılımlar, aynı zamanda sanatın farklı renklerini de oluşturdu. Çeşitli workshoplar ve canlı müzayedelerin de yapıldığı fuarda, imza günleri de gerçekleştirildi. Tamer Levent, Sanata Evet Defteri adlı kitabını ziyaretçilere imzalarken; İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aysun Cançat'ın uzun ve detaylı bir çalışma sonrasında yayımlanan Resim Teknikleri Ansiklopedisi de büyük ilgi gördü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-ve-antika-fuari-sona-erdi/", "text": "Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası İstanbul Sanat ve Antika Fuarı sona erdi. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde 3-7 Kasım 2021 tarihleri arasında düzenlenen fuar büyük ilgi gördü. Yurt içi ve yurt dışından pek çok sanatçının katıldığı fuarda sergilenen sanat eserleri ve objelerin büyük bölümü, ziyaretçiler tarafından satın alındı. Özellikle sanat çevrelerinin yakın ilgi gösterdiği fuarda, yaklaşık 500 sanatçının eserleri sergilendi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da fuarı ziyaret etti. Ziyareti sırasında İstanbul'un sanat yönüyle de konuşulmasını arzu ediyorum. Böylesi fuarların bu hedefe önemli katkıları olacaktır mesajı veren İmamoğlu; İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak bu yolda bizler de yoğun bir çalışma içerisindeyiz dedi. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'a sanat çevrelerinden yoğun ilgi vardı. Türkiye genelinde üniversitelerin yöneticileri, fuardaki stantlarda detaylı incelemelerde bulundu. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Fox TV Program Yapımcısı İsmail Küçükkaya fuara iki kez gelip, inceleyen isimler arasında dikkatleri çekti. Ukrayna ve Azerbaycan fuarın konuk ülkeleri olurken; Almanya, Danimarka, Bulgaristan, Yunanistan, Norveç ve İran'dan eserleriyle fuara katılan sanatçılar büyük ilgi gördü. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda Arthill Müzecilik tarafından Jacobus Potma imzalı başyapıt eserin canlı olarak NFT'ye döndürülüş performansı, katılımcılar tarafından beğeniyle izlendi. Kocabaş Koleksiyonu'na ait Jacobus Potma'nın 1683 tarihli Lectio Religio isimli bu eseri, Arthill NFT Müzesi'nin de envanterine kayıtlı ilk eser olma özelliğini taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-sanat-ve-antika-fuarinda-geri-sayim-basladi/", "text": "Sanat ve antikanın bir arada sergilendiği Türkiye'nin tek fuarı olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı için geri sayım başladı. 3-7 Kasım 2021 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde hayata geçirilecek olan dev organizasyon için katılımcı kuruluşların temsilcileriyle bir toplantı yapıldı. Fuarın düzenleneceği merkezin Maçka Toplantı Salonu'nda gerçekleşen buluşmada katılımcıların istekleri belirlendi, önerileri alındı. İstanbul Antikacılar Derneği Genel Sekreteri Cenk Kaptan'ın da hazır bulunduğu toplantının dikkat çeken önerilerinden biri de kendisinden geldi. Fuarın Türkiye bazında çok başarılı bir organizasyon olduğuna vurgu yapan Kaptan; Ancak bu başarıyı uluslararası düzeye taşımalıyız ve bir an önce dünyanın önde gelen fuarları arasında yer almasını sağlamalıyız dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-tasarim-bienalinden-yeni-bir-konuk-tasarimci-programi-camekan/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Tasarım Bienali, Avrupa Birliği'nin Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II Hibe Programı'nın desteğiyle ve Karlsruhe Sanat ve Tasarım Üniversitesi ortaklığında yeni bir konuk tasarımcı programı başlatıyor. Camekan isimli proje, Avrupa'dan ve İstanbul dışındaki Türkiye kentlerinden genç tasarımcıları bir araya getirecek. Avrupa ve Türkiye'den tasarım uzmanları ise bilgi birikimlerini genç tasarımcılarla paylaşmak üzere programa konuk olacak. Programa, iyi derecede İngilizce bilen, üniversite öğrencisi ya da yeni mezun sekiz genç tasarımcı, açık çağrı yoluyla seçilecek. 28 Ekim'e kadar başvurulabilecek açık çağrının sonuçları 22 Kasım'da açıklanacak. Genç tasarımcıların disiplinlerarası ve bölgeler ötesi işbirlikleri geliştirmelerini hedefleyen program İstanbul Tasarım Bienali, tasarım, mimari ve çağdaş sanat alanlarında çalışan küratör ve Karlsruhe Sanat ve Tasarım Üniversitesi Rektörü Jan Boelen ve FIELDS ortağı ve Bahçeşehir Üniversitesi öğretim görevlisi, tasarımcı Mevce Çıracı tarafından yürütülecek. Geçtiğimiz yıl yerel katılımcılarla İstanbul içinde sürdürülen ve İKSV Alt Kat: Öğrenme ve Etkileşim Alanı'nın ön cephesinde yer alan altı metrekarelik vitrini bir tasarım ve üretim alanına dönüştüren Camekan projesi bu kez yetenekli genç tasarımcılar ile kıdemli tasarımcılar ve sektör profesyonelleri arasında uluslararası ve sürdürülebilir bir ağ kurulmasına aracı olacak. Proje, zihinsel ve fiziksel sınırları aşmayı, Türkiye ve Avrupa'daki sivil toplum arasında çokkültürlü bir diyalog geliştirmeyi, kültürlerarası etkileşimler aracılığıyla tasarım endüstrisinde kalıcı ve anlamlı değişiklikler meydana getirmeyi, kültürlerarası tasarımda ortak yaratımlar için zemin hazırlamayı ve kariyerlerinin başındaki tasarımcıların yaratıcı uygulamalarını şekillendirmelerine yardımcı olmayı hedefliyor. Seçilen tasarımcılar, 31 Ocak 28 Şubat 2022 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek dört haftalık bir konuk tasarımcı programına katılacak. İKSV, katılımcıların seyahat ve konaklama masraflarını üstlenecek, araştırma ve üretim süreçlerini kolaylaştıracak, ihtiyaç duyabilecekleri ilişkileri, malzemeleri, çalışma alanını ve desteği sağlayacak. Proje aynı dönem içinde dördü Türkiye'den, dördü Avrupa'dan olmak üzere sekiz mentor, eğitmen ve uzmanı, ikişer hafta boyunca İstanbul'da konuk edecek. Davet edilen mentorlar, yaratım süreci boyunca, eşleştirilecekleri genç tasarımcılarla uygulamalarını ve araştırmalarını tartışmak üzere düzenli olarak buluşacaklar. Program ayrıca çeşitli tasarım alanlarından uzmanlar tarafından İngilizce gerçekleştirilecek sekiz açık ders ile de zenginleştirilecek. Seçilen katılımcılardan, İstanbul Tasarım Bienali tarafından düzenlenecek rehberli turlara katılarak şehri ziyaret etmeleri, yerel bilgilerden, zanaatlardan, hem doğal hem de insan yapımı malzemelerden, seslerden, kokulardan ve görüntülerden alacakları ilhamla keşiflerinden bir tema/konu oluşturmaları ve bir anlatı yaratmaları beklenecek. Bir mekana, bir ürüne, bir kişiye, seslere veya hareketli görüntülere odaklanabilecek çıktılar, konuk tasarımcı programının sonunda, Şubat 2022'de, İstanbul'da bir sergi mekanında ziyarete açılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-the-lights-basladi/", "text": "Çağdaş İstanbul Vakfı'nın hayata geçirdiği Istanbul the Lights projesi 12 Aralık itibarıyla başladı. 3 Ocak'a kadar şehrin 59 farklı noktasında dijital sanatlar alanında üretilen işleri İstanbullularla buluşturacak festivale İBB de mecra ve tanıtım desteği sunuyor. Çağdaş İstanbuI Vakfı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin mecra ve tanıtım desteği ile hayata geçirilen Istanbul The Lights projesi 12 Aralık itibarıyla başladı. 3 Ocak 2021 tarihine kadar devam edecek proje, aralık ayında İstanbul'u dev bir dijital sanat platformuna dönüştürmeyi hedefliyor. Istanbul The Lights kapsamında dijital sanatlar alanında üretilen işler İstanbul'un 59 farklı noktasında sanatseverlerle buluşacak. Dijital sanatlar alanında üretim yapan 53 sanatçının eserlerinden 7 LED ışık enstalasyonu, 2 dev ölçekli LED heykel; Maçka Parkı, Maçka Sanat Parkı, Taksim Meydanı, IGA, The Marmara Otel Taksim gibi kamusal ve özel alanlarda konumlandırılacak. Projenin küratörlüğünü ise CIF Sanat ve Kültür Programları Direktörü Ayça Okay ve Contemporary Istanbul Plugin Küratörü Esra Özkan ile sanatçılar Hande Şekerciler ve Arda Yalkın üstleniyor. 30 yeni medya sanatçısının dijital videoları da şehrin 52 farklı noktasındaki şehir ekranı, metro ve AVM'lerdeki ekranlarda İstanbullulara gösterilecek. 15 sanatçının artırılmış gerçeklikten faydalanarak yarattığı heykel ve duvar resimleri de sanatseverler tarafından mobil cihazlar ile deneyimlenebilecek. İstanbulluları bekleyenler arasında, tarihi önümüzdeki günlerde duyurulacak bir de 'mapping' gösterisi var. Istanbul the Lights kapsamında işleri sergilenecek sanatçılar şöyle: Ahmet Rüstem Ekici, Alp Tuğan, Arda Yalkın, Ayşegül Süter, Barış Gürsel, Barış Kabalak, Berkan Alkan, Burak Dağ, Emre Namyeter, Enes Fuat Genç, Fahrettin Aykut, Fatih Sevimlikurt, Fuat Değirmenci, Gökalp Gönen, Güvenç Özel, Ha:ar, Hakan Yılmaz, Hazan Ünsal, Fırat Engin, Ece Kibaroğlu, Emre Okçuer, Lal Batman, Tuba Elmas, Kıvanç Tatar, Lara Kamhi, Memo Akten, Mert Ege Köse, Murat Saygıner, Osman Koç, OUCHH, Ozan Gönen, Ozan Türkkan, Pırıl Şili, RAW, Refik Anadol, Resole, Selin Balcı, Sofia Krispo, Süleyman Yılmaz, Arttırılmış gerçeklikle üretilen eserlerini görebileceğiniz sanatçılar ise Ahmet Said Kaplan, Burak Şentürk, Büşra Çeğil, Balkan Karişman, Erinç Seymen, Ethem Onur Bilgiç, Furkan Nuka Birgün, Melis Buyruk, Meltem Şahin, Selin Çınar, Murat Palta, Tunca Subaşı, Hande Şekerciler, ha:ar, Melisa Altınsoy. 5 Aralık 2020'de İstanbul The Lights duyurusu için online olarak düzenlenen basın toplantısında da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu İstanbul ile Istanbul the Lights'ın örtüştüğüne dikkat çekerken... İstanbul'da sanat ışıkla buluşuyor. Böylesi bir proje hayata geçtiği ve şehre böyle güzel dokunan projeleri gördükçe mutlu oluyorum. İstanbul The Lights'ın bu şehre çok yakışacağını hissettim diye konuşmuş; CI Vakfı ve sanatçılara teşekkürlerini sunmuştu. Çağdaş İstanbul Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ise konuşmasında... Vakfımızın ilk projelerinden biri olan İstanbul The Lights, ışık sanatının, dijital sanatın şehir genelinde sunulduğu İstanbul'daki ilk ışık sanatı şöleni olacak. İstanbulumuzu nasıl renklendirebiliriz, İstanbullulara bu zor ortamda keyifli anlar yaşatacak bir projeyi nasıl hayata geçiririz diye düşünmeye başladık. Çıkış noktamız, CI içinde yer alan Plugin- yeni medya- dijital sanatlardaki 8. yıllık deneyimimizdir dedi. İstanbul The Lights'la tüm dünyaya pozitif, umut dolu mesajlar vermeyi de hedefliyoruz, umarım 2021 İstanbul ve Türk turizmi için de yaraların sarıldığı bir yıl olur. Her şeyi geride bırakmış oluruz diye ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-tiyatro-festivali-14-kasimda-perde-diyecek/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 24. İstanbul Tiyatro Festivali'nde 14 Kasım- 1 Aralık tarihleri arasında yurt dışından ve Türkiye'den toplam 29 tiyatro, dans ve performans topluluğunun gösterisi izleyicilerle buluşacak. Bu yıl programında hem fiziki hem de çevrimiçi performanslara yer veren festivalin fiziki performansları Covid-19 önlemleri altında DasDas, Fişekhane, Moda Sahnesi, Zorlu PSM, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Babylon, Yapı Kredi bomontiada, Caddebostan Kültür Merkezi, Surp Vortvots Vorodman Kilisesi gibi mekanlarda gerçekleşecek. Çevrimiçi performanslar ise festival süresince online. iksv. org adresinde izlenebilecek. Böylece festival, programının çevrimiçi bölümüyle yalnızca İstanbul'dan değil tüm Türkiye'den erişilebilir olacak. Festivali biletleri bugünden itibaren biletix. com üzerinden satın alınabilecek. Festivalde ayrıca her yıl olduğu gibi Öğrenme ve Gelişim Programı kapsamında paneller, atölye çalışmaları, söyleşiler, okuma tiyatroları gibi ücretsiz yan etkinlikler de gerçekleştirilecek. Programa ilişkin kapsamlı bilgi ise ekim ayı sonunda festivalin web sayfasından duyurulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-uluslararasi-edebiyat-festivali-dijital-ortama-tasinacak/", "text": "Türkiye Avrupa Vakfı ve Kalem Kültür Derneği ortaklığında düzenlenen İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali, bu yıl ilk kez dijital ortamda gerçekleştirilecek. #itef2020ekranda sloganıyla harekete geçen festival, Günebakan Edebiyat teması altında 15-19 Haziran'da 12. defa edebiyatseverlerle buluşacak. Festival kapsamında, dünyaca ünlü 8 yabancı yazar ve toplamda 13 konuşmacının yer alacağı, tüm edebiyatseverlerin ücretsiz olarak katılıp izleyebileceği etkinlikler düzenlenecek. Anında çevirinin yapılacağı etkinliklerde izleyicilerin programları, Türkçe seçeneğiyle takip etmesi de mümkün olacak. Yazar Amin Maalouf ile başlayacak etkinlik serisinde yazarlar Alejandro Zambra, Yan Lianke, Jeff Moore, Vladimir Pistalo, Darren Simpson, Eva Meijer, David Nicholls yer alacak. Eylül ayında ise #itef2020sokakta ile Türk ve yabancı yazarlar, İstanbul'un kültürel mekanlarında edebiyatseverler ile bir araya gelecek. İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali #itef2020ekranda, AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog Program desteğiyle, Birlikteki Çeşitlilik: Tuna Dalgalarında Kültürlerarası Diyalog Projesi Sivil Toplum Diyaloğu Programı kapsamında İstanbul Macar Kültür Merkezi önderliğinde gerçekleşiyor. AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog Programı da Yunus Emre Enstitüsü tarafından yürütülüyor ve Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti arasında sivil toplumun güçlenmesine yönelik mali iş birliği kapsamında ortak finanse ediliyor. Program, Türkiye ve AB üyesi ülkeler arasında toplumların farklı kültürleri anlamasını sağlamak, toplumsal gelişmelerini farklı açılardan deneyimlemek üzere çeşitli kültürel etkinliklerin hazırlanmasını ve kurumlar arasında kalıcı diyaloğun kurulmasını sağlayacak platform olarak projelere destek oluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-uluslararasi-mimarlik-ve-kent-filmleri-festivali-basladi/", "text": "Mimarlar Odası tarafından 2007 yılından bu yana gerçekleştirilen İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali başladı. Pandemi nedeniyle bu yıl tarihi ertelenen ve sanal ortama taşınan festivalde 6'sı animasyon, 45'i belgesel olmak üzere, toplam 51 film gösterime girdi. Gösterim cuma akşamı sona erecek. Tüm dünyada her yıl ekim ayının ilk pazartesi günü kutlanan Dünya Mimarlık Günü kapsamında Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nce gerçekleştirilen İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali bu yıl Covid-19 salgını dolayısıyla etkinlik programından bağımsız bir zamanlama ile sanal ortamda gerçekleştiriliyor. Mimarlık ve kent odağında üretilmiş filmleri desteklemeyi, yeni yapımları özendirmeyi, beğeni kazanmış filmleri seyirci ile buluşturmayı amaçlayan ve bu yıl çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek festivalde, yarışma için başvuru yapılan filmlerden 6'sı animasyon, 45'i belgesel olmak üzere, toplam 51 film gösterime alındı. Önceki gün başlayan yarışma filmlerinin gösterimleri 11 Aralık 2020 Cuma akşamı sona erecek. Filmler, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nin YouTube sayfası üzerinden izlenebilecek. Festivalin yarışma bölümünde, belgesel ve animasyon dallarında üçer ödül, ayrıca ulusal dalda bir filme de 'Sami Yılmaztürk Özel Ödülü' verilecek. Ödüller 12 Aralık 2020 Cumartesi günü açıklanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-uluslararasi-yayincilik-haftasi-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "İstanbul Uluslararası Yayıncılık Haftası kapsamında verilen Korsan Kitap Alma Resim Yarışması, Fikir Maratonu, Türk Kültürüne Katkı ve İstanbul Telif Ödülleri düzenlenen törende sahiplerine takdim edildi. Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen törene katılan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, okuyucu henüz ne aradığını bilmeden çok önce, yazar ve yayımcıların bu arayışa cevap verdiklerini aktardı. Ersoy, geçmişten bugüne her konu başlığında yazılmış eserler olduğuna işaret ederek, Biliyoruz ki bizden çok daha önce ve çok daha ayrıntılı bir şekilde o konuya eğilen seçkin bir zihin, kitabı zaten yazmış; onun değerini anlayan bir yayıncı ise eseri yayımlamıştır. dedi. Bakan Ersoy, yayıncılık haftasında düzenlenen etkinliklerin önemine değinerek, İstanbul Uluslararası Yayıncılık Haftası, sektörün emekçilerine hem bir teşekkür mahiyetinde hem de yayımcılığın bugünü ve yarını için tecrübelerin paylaşılacağı, fikir alışverişinin yapılacağı, iletişim ve ilişkilerin kurulacağı bir ortam oluşturma düşüncesiyle sizlerle birlikte hayat buldu. ifadelerini kullandı. Ersoy, Türkiye'deki yayımcılık sektörünün son dönemde ciddi bir atılım yaparak önemli mesafeler kat ettiğini aktararak, 2021 yılı sonu itibarıyla baktığımızda, yayımcılık sektörümüz tarafından üretilen kitap başlık sayısı 87 bin 231'e, kitap adedi ise yaklaşık 438 milyona yükseldi. Diğer tüm sektörlerde olduğu gibi kültür endüstrisinde de son iki yılda yaşadığımız durgunluğa rağmen, 2020 ve 2021 aralık ayı rakamlarını kıyasladığımızda kitap üretiminde yüzde 5'lik bir artış yakaladığımızı memnuniyetle görmekteyiz. Uluslararası Yayıncılar Birliği ve Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünün açıkladığı güncel uluslararası istatistiklere göre ülkemiz ISBN tahsis edilen başlık sayısı bakımından dünyada altıncı, perakende pazar büyüklüğü bakımından ise onuncu sıradadır. Bakanlığımızın sağladığı desteklerin ve sürdürdüğü projelerin sektörün bu atılımına ivme kazandırmış olması bizi ayrıca sevindirmekte ve daha güçlü adımlar atmak için şevk vermektedir. dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığının yayımcılık alanında verdiği desteklerden ve yaptığı çalışmalardan da söz eden Bakan Ersoy, İstanbul Uluslararası Yayıncılık Haftası'nın düzenlenmesinde, meslek birliklerinden büyükelçiliklere birçok kurum, kuruluş ve kişilerin katkıları, destekleri var. Hepsine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Bu etkinlik ve faaliyetlerin amaçlarına layık hizmet etmesini, yayımcılık sektörümüze değerli katkılar sunmasını diliyorum. değerlendirmesinde bulundu. Kuzey Makedonya'dan Prof. Dr. Adnan İsmaili ve Macaristan'dan Türkolog Edit Tasnadi'ye ödülünü Bakan Ersoy takdim etti. Törende ayrıca, gençlerden oluşan bir grup, Fikir Maratonu ödülünü aldı. Törene, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili ve yazar Prof. Dr. İskender Pala, tarihçi yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu Başkanı Münir Üstün, Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği Başkanı Mehmet Burhan Genç, şair-yazar Beşir Ayvazoğlu, Büyük Doğu Yayınları Genel Koordinatörü ve Basın Yayın Birliği Derneği Yönetim Kurulu üyesi Emrah Kısakürek ve İstanbul Ticaret Odası Başkan Yardımcısı İsrafil Kuralay'ın yanı sıra yayıncılık dünyasından, yerli ve yabancı çok sayıda önemli isim katıldı. Sözün Edebi Yolculuğu: Kitap Sözün Kabuğudur adlı tiyatro gösterisinin de sahnelendiği gecede, tanıtıcı filmler gösterildi ve tüm katılımcılarla hatıra fotoğrafı çekildi. Birincilik ödülü Makedonya'dan Logos-A, ikincilik ödülü Lübnan'dan Arab Scientific, üçüncülük ödülü ise Ukrayna'dan Alemak'ın oldu. İTO Özel Ödülü Gürcistan'dan Academic Press'e, YAYFED Özel Ödülü ise Almanya'dan Christina Tremmel'e takdim edildi. Korsan Kitaba Hayır başlıklı resim yarışmasında, 8. sınıf öğrencisi İrem Selvi birinci, 8. sınıf öğrencisi Elif Göksu ikinci, 7. sınıf öğrencisi Ilgaz Aminat Çakır üçüncülük ödülüne layık görüldü. Gecede, 7. sınıf öğrencisi Helena Sahkaee Nejad mansiyon ödülünü, Resim öğretmeni Seval Pehlevan ise birinci öğretmen, ödülünü aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-valisi-yerlikayadan-ayasofya-belgeseli-paylasimi/", "text": "İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Geçmişten Geleceğe Miras: Ayasofya belgeselinin ön gösterimini sosyal medya hesabından paylaştı. Yerlikaya'nın Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, İstanbul Valiliği tarafından Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılmasının 2. yılı dolayısıyla hazırlanan Geçmişten Geleceğe Miras: Ayasofya belgeselinden yaklaşık 1,5 dakikalık bir bölüm yer aldı. Paylaşılan bölümünde Ayasofya'nın yeniden ibadete açılma süreci ve sonrasında yaşananların anlatıldığı görüntüler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasından bir bölüm ile Tarihçi-Yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Mimarlık Tarihçisi Prof. Dr. Suphi Saatçi'nin röportajlarına yer verildi. Yerlikaya, 24 Temmuz, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden doğduğu kutlu bir gün. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın tarihi imzasıyla yeniden ibadete açılan Ayasofya Camii'nin 2. yılına özel hazırladığımız 'Geçmişten Geleceğe Miras: Ayasofya' belgeselimiz. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbul-yepyeni-bir-sanat-dergisine-kavustu-istanbul-sanat-yayinlandi/", "text": "Sanatın kalbi İstanbul, profesyonel ekibiyle uzun süren çalışmalar sonucu yepyeni bir kültür sanat dergisine kavuştu. İstanbul'un en özel sanat haberlerine ulaşabileceğiniz İSTANBUL SANAT Dergisi, zengin içeriğiyle bayi ve kitabevlerindeki yerini aldı. K-İletişim Yayınları'nın desteğiyle 2020 yılının son çeyreğinde sanatseverlere 'merhaba' diyen derginin ilk sayısı, kültür dünyasının merceğine girmeyi başardı. Sanatın farklı alanlarına dair içerikleri, özel röportajlar ve haberlerini okuyucularıyla buluşturan İSTANBUL SANAT, Türkiye'de koleksiyonerliği Bir Tutkudur Koleksiyonerlik başlığıyla inceledi. Bu özel dosya haberde ülkemizin en saygın koleksiyonerlerinden Ahmet Merey, kendi koleksiyonundan seçkileri paylaşırken, hikayesini büyük bir samimiyetle anlattı. Bununla birlikte yine Koleksiyoner Hasan Türel, 'İnci Dizen Kız' isimli ünlü tablonun koleksiyoneri Radi Dikici, Küratör Prof. Dr. Marcus Graf ve Beyoğlu'nun sanat mekanlarından Art On'un kurucusu Oktay Duran da derginin konukları arasında yerini aldı. Pandemi sürecinden en çok etkilenen sanatın yeniden tutunmaya başladığı bugünlerde yeni dönemin organizasyonlarını detaylıca inceleyen dergi, kentteki sergileri de sayfalarına taşıdı. Etkinliklerin merkezi Zorlu PSM'nin Genel Müdürü Murat Abbas, İSTANBUL SANAT Dergisi aracılığıyla Zorlu PSM'nin yeni dönemini Beraber olmayı çok özleyerek dönüyoruz sözleriyle anlatırken, bu yıl 57'ncisi gerçekleştirilen Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin afiş yüzü duayen oyuncu Fatma Girik, en içten duygularını dergi aracılığıyla sevenlerine ulaştırdı. Fotoğraf Sanatçısı Metin Tütün ise 'nü' çalışmalarından oluşan ilk retrospektif fotoğraf kitabı ve çalışmalarını dergi okuyucularıyla paylaştı. Sanat ve kültürün yeni heyecanı İSTANBUL SANAT Dergisi'nin yeni sayısında ayrıca resim, sinema, tiyatro, fotoğraf ve edebiyata dair içeriklere de kolayca ulaşabilir, alanında uzman isimlerin ilk defa yayınlanan köşe yazılarını, soğuk sonbahar akşamlarında birer kahve eşliğinde büyük bir keyifle okuyabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbula-askini-14-yildir-minyaturlere-naksediyor/", "text": "Sanatçı Ayşe Yıldırım, tarihi Yarımada'yı, Boğaz'ı, Haliç'i ve İstanbul'un güzide mekanlarını el boyaması kağıtlara, tek kıl fırçayla işliyor. Sanatçı Ayşe Yıldırım, kadim şehir İstanbul'u Osmanlı'da bir saray sanatı olan minyatürlerle anlatıyor. Aşk, İstanbul Masalı, İstanbul Boğazı gibi eserleriyle tanınan Yıldırım, kentteki tarihi Yarımada'yı, Boğaz'ı, Haliç'i ve güzide semtleri 14 yıldır el boyaması kağıtlara titizlikle işliyor. Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukluk çağından itibaren resim yaptığını, minyatürün çıkış noktasının ise tarih yazıcılarının tarihi resmetmesiyle başladığını söyledi. Minyatürün bir Osmanlı saray sanatı olduğunu belirten Yıldırım, Minyatürde padişah anlatılacaksa, padişah ön planda olduğu için büyük çizilir ve arka plandakiler küçük çizilir. Orman anlatılacaksa öncelik o tarz cisimlerin oluyor. Mesela tek bir ağaç bir ormanı ifade edebiliyor. dedi. Yıldırım, minyatür sanatıyla ilgilenmeye karar verdiğinde mimari üzerinde yoğunlaştığını, eserlerinde İstanbul'u anlatmaya çalıştığını kaydetti. Son dönemlerde figür de yapmaya başladığını, bundan çok keyif aldığını dile getiren Yıldırım, ruhu neyi istiyorsa, neyi biriktirdiyse onu resmetmeyi sevdiğini bildirdi. Yıldırım, minyatürün püf noktasının eserin o dönemi yansıtması olduğunu, eserde kullanılan kılık-kıyafet ve o döneme ait objelerin araştırılması gerektiğini söyledi. Minyatürün püf noktalarını aktaran Yıldırım, Bu sanatla eski ve yeniyi bir araya getiriliyor. Duygu birikimi oluyor ve artık eskize dökülme vakti geliyor. Daha sonra şekillendiriyorum ve kompozisyona dönüştürüyorum. Yani parçadan bütüne doğru gidiyorum. Eser benim için artık başlamış oluyor. ifadelerini kullandı. Yıldırım, minyatür yapmanın uzun vakitler aldığını, İstanbul minyatürünün 1 yıla yakın sürdüğünü belirtti. Farklı ülkelere de tasarımlar yaptığını kaydeden Yıldırım, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, Süleymaniye Camii ve Kız Kulesi'nin bulunduğu 3 farklı eserimden oluşan minyatür resimlerim Fransız bir iş insanı tarafından satın alındı. Fransız yolcu gemisinin yemek salonunda sergileniyor. İstanbul ile ilgili bir başka eseri ise Amerikan bir cerrah tarafından satın alındı ve ABD'deki hastanede sergilenmeye devam ediyor. diye konuştu. Yıldırım, yaptığı eserleri belli dönemlerde sergiye çıkarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-bir-ilk-koro-festivali/", "text": "İBB Kültür Dairesi Başkanlığı, İstanbul'da ilk kez Koro Festivali düzenliyor. 12-20 Ağustos tarihleri arasında 7 ayrı noktada düzenlenecek olan festivale yediden yetmişe tüm İstanbullular davetli. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı, İstanbul'da ilk kez Koro Festivali düzenleyecek. 12-20 Ağustos tarihleri arasında yedi ayrı noktada, 27 koro ve 900 korist ile düzenlenecek festival; Bebek Parkı, Sarıyer Haydar Aliyev Parkı, Müze Gazhane, Üsküdar Sahili, Kadıköy Meydanı, Anadolu Hisarı ve Metrohan'da gerçekleşecek. Boğaziçi Gençlik Korosu, Ladies & Gentlemen, Ruhi Su Dostlar Korosu, Rezonans, İTÜ 250. Yıl Çoksesli Korosu, BOÜ ve ODTÜ Halk Müziği Topluluğu, BAU Polifonik Koro, Marmara Üniversitesi GSE Bölümü Müzik Öğretmenliği Korosu, Boğaziçi Mezunlar Korosu, Barbershop İstanbul, We Play Choral, Acapella Khalkedon, Koroİstanbul, Lozan Mübadilleri Vakfı Korosu, Avrupa Müzik Topluluğu, Orphe Çoksesli Koro, BÜMK Klasik Müzik Korosu, Güneşin Sofrasından Sesler, Gürcü Sanat Evi Çok Sesli Korosu, Vokal Akademi Pop & Caz Korosu, Yeditepe Üniversitesi Çoksesli Korosu, İstanbul Armoni Korosu, Sirene, Yubal Dünya Müziği Topluluğu, GOP Akademi Korosu, European Voices İstanbul, ve Sansev Korosu'nun sahne alacağı konserlere tüm İstanbullular davetli. Farklı mekanların ruhuyla farklı türlerde performansların sahneleneceği festival programının detaylarına İBB Kültür Sanat sosyal medya hesapları ve www. kultursanat. istanbul adresinden de ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-bukoleon-sarayi-tarihe-isik-tutuyor/", "text": "İstanbul Fatih'te bulunan Bukoleon Sarayı'nda restorasyon devam ediyor. 16 asırlık bir geçmişe sahip olan sarayda yapılan kazı çalışmalarında her geçen gün yeni bir kalıntıya rastlanıyor. 1600 yıllık tarihe dayanan ve İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan Bukoleon Sarayı, geçmişte demiryolu, yapılaşma ve kısmen sahil yolu çalışmaları nedeniyle tahrip olmuş durumdaydı. Bukoleon Sarayı restorasyon ile ömrü uzatılmak, yeni nesillere aktarılmak ve toplumda tarihsel yapılara karşı koruma duygusu uyandırmak amacıyla 2020 yılında restorasyona alınmıştı. Restorasyonda yapılan kazılar esnasında birçok tarihe ışık tutacak buluntular ortaya çıktı. Bukoleon Sarayı, 2022 yılının sonuna doğru çalışmalar bitirilerek açık hava müzesi olarak açılacağı günü bekliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-gun-dogumu/", "text": "Güzelliğindeki tazelik büyüsü henüz besbelli, sana bakan gözler hala üstüne titriyor demiş Tevfik Fikret... İstanbul bizim tutkumuz, bizi barındırdığı bedeni içerisindeki mevcut kıvrımlar arasında buluruz yolumuzu, aşımızı, aşkımızı. Yüzyıllar boyunca ona dökülen dizelerin varlığında bizler de 37 yıldır işleriz onun sakladığı kültürü, tarihi, öyküler ve efsaneleri gezimize. İnce ince tasarlarız gezilerimizi onun himayesinde. Adım adım arşınlarız bizi barındıran bu bedeni. Çekeriz içimize kendine özgü parfümünü. Böylesi eserler kapitalist bir iş modelinde, muhtemel kazanç kurgusunda maddi haneleri doldurmayacaktır, ancak sorumluluk hanelerini fazlasıyla dolacaktır. Kendi şehrin için yapılan seyahat tasarımları... Bu bir tasarımcıyı farklı açılımlara girmesi için de tetikler ve aynı zamanda da çalışma sahasına bir başka açı ile bakmasını sağlar. Bu tasarımcılığımıza yeni bir ürün ekledik dün. İstanbul'u gece adımladığımız gezilerden ilham alarak, yaşadığımız şehirde güneşin nasıl doğduğunu deneyimlemek... İstanbul'da Gün Doğumu olarak adlandırdığımız bu yeni bebeğimizi Boğaz ve Haliç eksenine konumlandırdık. Şehrimizin tarihini anlatarak, kültürel ve tarihsel süreçlerini saat 04.00-07.00 arasında çay, simit ve poğaça ile zenginleştirilen tadımlık kahvaltımızla teknede anlatmaya karar verdik. Zifiri karanlıkta, tenha İstanbul sokaklarından geçerek Haliç'te teknemize bindik ve üç saat boyunca Haliç-Boğaz-Haliç rotasında süzüldük. Üstad Faruk Pekin'in eşsiz anlatımlarıyla ölümsüzleşen en değerli anımız ise, her gün İstanbul'a günaydın diyen güneşin doğuşuna şahit olmak. Boğaz'a yansıyan güneş ışığının tane tane dokunmasını, damla damla süzülmesini deneyimlemek... Beş dakikalık bir sessizlik içerisinde, Boğaz sularında süzülerek, kuş sürülerinin heyecanla bir yere yetişmek adına uçuştuğu o çıt çıkmayan anda şehrimizde güneşi karşılamak... Bu her şeye bedel oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-iki-depo-muze-kurulacak/", "text": "Arkeolojik açıdan dünyanın en zengin müzelerinden olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin depolarındaki eserlerden bir kısmı Atatürk Havalimanı'na bir kısmı ise Maltepe'de Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ait alana tanışarak 'depo müzeler' oluşturulacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul'un Avrupa yakasında İstanbul Havalimanı'nda, Anadolu yakasında ise Maltepe'de depo müzeler oluşturulma çalışmalarına başlandığını duyurdu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin deposundaki bazı eserler buralara taşınacak. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz, İstanbul'un hem eser sayısı hem tarihi değeri itibariyle dünyanın en zengin ve en önemli müzelerinden biri olduğunu söyledi. Coşkun Yılmaz, İstanbul Arkeoloji Müzeleri hem mimarisi hem de tarihi geçmişiyle dünyanın en saygın en önemli müzelerinden biri. Hal bu olunca burası ile ilgili alınan her karar büyük bir titizlikle yapılacağı muhakkaktır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri koleksiyonunda yaklaşık envanterli 800 bin eser bulunuyor. Devasa ve kıymetli bir koleksiyonla karşı karşıyayız diye konuştu. Yılmaz, Türkiye genelinde yapılan kazılarda eserlerin yüzde 30'sunun İstanbul'da çıktığını ifade etti. İstanbul Arkeoloji Müzeleri koleksiyonundaki eserlerin önemli bir kısmının depolarda muhafaza edildiğini belirten Yılmaz, Marmaray kazılarında ortaya çıkan eserlerin bir kısmı Darphane-i Amire ve Kimyahane olarak isimlendirdiğimiz binalarda muhafaza ediliyor. Bizler bu depoları boşaltmazsak, binanın ve eserlerin bakım ve onarım çalışmalarını nasıl yapacağız? Ayrıca bulunduğumuz tarihi yapının bina imkanları, fiziki yapısı ortada. Bu kadar hızla artan eserleri nerede muhafaza edeceğiz? Çok acil bir şekilde bu eserlerin hem deprem gibi doğal afetlere karşı muhafazası edilmesi hem de insanımızın bu eserlerden istifade edebilmesini sağlamak gerekir. Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı'mız biri Atatürk Havalimanı, bir diğeri ise Anadolu yakasında Maltepe' de olmak üzere iki alan tahsis etti ve bu iki yer en kısa zamanda depo müze olarak değerlendirilecek diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-ilk-kez-cocuklara-ozel-muzayede-yapildi/", "text": "Akmerkez, çocuklarda sanat koleksiyonerliği bilincini geliştirmek amacı ile düzenlenen Çocuklara Özel Müzayede etkinliğine ev sahipliği yaptı. İstanbul'da ilk kez gerçekleştirilen etkinlik ile minik ziyaretçiler, sanata karşı sevgi ve ilgilerini arttırarak, estetik bakış açılarını erken yaşta geliştirme imkanı buldukları bir deneyim yaşadı. İstanbul'da ilk kez gerçekleştirilen etkinlik, sömestirin son günlerinde çocukları sanatla buluşturdu. Çocuklarda sanat sevgisi, koleksiyonerlik bilinci ve estetik bakış açısını erken yaşta pekiştirmek amacıyla hayata geçirilen Çocuklara Özel Müzayede, Akmerkez etkinlik alanında gerçekleştirildi. RC Müzayede iş birliği ile hayata geçirilen etkinlik kapsamında Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Yunanistan ve Türkiye'den 20 farklı sanatçının 80 adet eseri, minik sanatseverlerin ilgisine sunuldu. Müzayede boyunca minik misafirler, beğendikleri eser için bayrak kaldırarak, sanat koleksiyonerliklerine ilk adımı atma deneyimi yaşadı. Müzayedeyi ünlü küratörlerden Rahmi Çöğendez & Yuliya Ergene ikilisi yönetti. 7 yaş ve üzeri çocukların katılımına açık olan müzayedede; Ukrayna'dan Aleksandr Uglov, Oleg Poberezhnyı, Sender Petr, Sergey Shcherbakov, Suna Özkalan ve Victor Shevchenko, Gürcistan'dan David Sanaia, Azeybeycan'dan Shahnaz Aghayeva, Yunanistan'dan Spyros Georgas, Türkiye'den ise Cengiz Çapanoğlu, Cüneyt Süer, Efgan Beyaz, Haluk Evitan, Hikmet Çetinkaya, Hülya Yücel, Hüseyin Macar, Işık Çuhacıoğlu, Neşe Evitan, Özcan Allahverdi ve Yavuz Bozkurt gibi sanatçılar eserleriyle yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-nilufer-ozlemi-bitti/", "text": "Üç yıl aradan sonra tekrar sahnelere dönen Nilüfer; İstanbul'un en büyük sahnesinde, YBY Yeni Bir Yaşam Kültür, Sanat ve Etkinlik Alanı'nda sevenleriyle buluştu. Yaklaşık 6000 kişinin katıldığı konserde; efsane sanatçı Dünya Dönüyor, Kim Arar Seni, Geceler, Kavak Yelleri ve birçok şarkısını dinleyicileri ile tek bir ağızdan söyledi. İngiltere kraliçesinin çok uzun yaşadığını söyleyen Nilüfer; 50 yıldır sahnede olduğunu, bir yirmi yıl daha sahnede olmak istediğini söyledi. Nilüfer şarkı aralarında hayranları ile sık sık sohbet etmeye çalıştı. Biz eski jenerasyonuz diyerek yaşadığı bir hikayeyi dinleyicileri ile paylaştı. Nilüfer, Siz böyle açıyorsunuz ya telefonlarınızın ışıklarını konserde, ben tabi eskilere gittim jenerasyon farkı, biliyorum bunları, bilmiyorum sanmayın. TikTok hesabım bile var ama takipçim az. Öyle bir sıkıntı var. TikTok hesabı olan var mı diye dinleyicilerine sordu. Bir dinleyicisinin 'evet' demesi üzerine kaç takipçisinin olduğunu sordu. Peki beni takip ediyor musunuz? Dokuz bin takipçin mi var? Benden çok takipçin var, benden daha mı ünlüsün? 'Ta Uzak Yollarda' şarkısını istemesini biliyorsun, insan bir takip eder diyerek esprili bir yaklaşımda bulundu. Esmer Günler, Gözlerinin Hapsindeyim ve Yemin Ettim gibi Türk Pop Müziği'ne damga vuran Kayahan şarkılarını da seslendiren Nilüfer Kayahan, eşi bulunamaz, tekrarlanamaz, benzeri yapılamaz şarkılara imza attı. Buradan onu alkışlarla anmak istiyorum diyerek Kayahan'ı andı. Hemen arkasından müzik adamı Onno Tunç'a da alkış göndermeyi unutmadı. Nilüferi izleyenler arasında Amerika'ya yerleşen, ayağının tozu ile Nilüfer Konserine gelen Alev Baymur'da izledi. Nilüferin tüm şarkılarına eşlek eden Baymur zaman zaman çimlerin üzerinde oynayarak sanatçıya eşlik etti. Konserinin son bölümünde biraz üşüdüğünü belirten Nilüfer şalını üstüne alarak şarkılarına devam etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-osmanlidan-gunumuze-kizilay-tarihi-resim-sergisi-acildi/", "text": "Kızılay Haftası kapsamında, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü binasında Osmanlı'dan günümüze Kızılay tarihi resim sergisi açıldı. Türk Kızılay'ın savaşlardaki faaliyetleriyle günümüzdeki çalışmalarını da içeren karelerin yer aldığı serginin yanı sıra Kızılay faaliyetleri tanıtım eğitimi de gerçekleştirildi. İstanbul Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı, etkinlikte yaptığı konuşmada, çocukların başarıya ulaşmalarındaki engelleri ortadan kaldırmak ve onların daha sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri için çalışmalarına katkı sağlayan Kızılay'ın en büyük iş birlikçilerinden olduğunu söyledi. Kızılay'ın faaliyetlerini tüm öğrencilere anlatarak onlarda sorumluluk bilincini güçlendirmeye çalıştıklarını dile getiren Yazıcı, Kızılay'ın afet örgütlenmesinden kan bağışına, uluslararası yardımlardan sosyal faaliyetlere kadar geniş bir yelpazede insanlığa hizmetleriyle dünyaya rol model olduğunu ifade etti. Kızılay İstanbul Şube Başkanı Kadem Ekşi de Osmanlı'dan Cumhuriyet'e ve bugüne kadar Türk Kızılay'ın depremler, afetler, seller, krizler, açlık ve yoksulluk kapsamında yurt içi ve yurt dışında 20'nin üzerinde destinasyonda çok önemli faaliyetleri sürdürdüğünü dile getirdi. Ekşi, Türk Kızılay ve Milli Eğitim Bakanlığının imzaladığı protokol kapsamında ihtiyaç sahibi 100 bin çocuğun her türlü kıyafet ihtiyacını karşılayacaklarını bildirdi. Kızılay Kadın Kolları İstanbul Başkanı Nilhan Kösen Ayan ise derneğin kadın çalışmaları hakkında bilgi vererek, Türk insanının özellikle yardımlaşma kültüründe dünyaya örnek bir millet olduğunu ifade etti. Kızılay Farkındalık Eğitimi verilen Kızılay müdür yardımcılarına katılım belgesi takdim edilmesiyle etkinlik sona erdi. Etkinliğe, Milli Eğitim Bakanlığı ve Kızılay personeli ile çok sayıda davetli katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-rus-turk-kopru-moct-sergisi/", "text": "Türkiye ve Rusya'dan 16 genç sanatçının resimlerinin yer aldığı Rus-Türk Köprü/Moct sergisi, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Bağımsız Sanat Vakfı'nda düzenlenen sergi açılışına Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, Rusya Federasyonu'nun İstanbul Başkonsolosu Andrey Buravov, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, Bağımsız Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Yazıcı ve sanatçıların yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı. Açılışta konuşan Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, İstanbul'da özellikle Fatih'in kültür ve sanatın merkezi olduğuna dikkat çekerek; Hem Rusya'dan hem de Türkiye'den katılarak sanatlarıyla burayı güzelleştiren bütün arkadaşlarımıza selamlarımı iletiyorum. Bulunduğumuz bölgede sanata ilham verecek birçok eser bulunuyor dedi. Sergi küratörü Ahmet Özel ise yaptığı açıklamada sergiyle iki farklı ülkeyi ve kültürü sanatla yaklaştıracak köprü kurmayı hedeflediklerini ifade etti. Kendi çizgilerini bulmuş genç sanatçıların eserlerini sergilemekten memnuniyet duyduğunu aktaran Özel; Geçen yıl ağustos ayında yine buradaki St. Petersburg Sanat Akademisi sanatçılarının katıldığı bir sergi yapmıştık. Oradaki ilişkinin bir devamı olarak bu sergiyi yapıyoruz. 16 sanatçının 45'e yakın eseri sergileniyor bilgisini paylaştı. Sergi koordinatörü Aygül Okutan da 15 yıldır Türkiye'de yaşayan Tatar bir sanatçı olarak Rus ve Türk sanatçıları buluşturmayı misyon edindiğini dile getirdi. Okutan; Sanat için İstanbul ve St. Petersburg çok özel şehirler, çok ortak tarafları var. İki şehir de sanat ve kültür başkenti sayılıyor. O yüzden bizim için bu bağlantı vazgeçilmez. Sanatçılar için böyle imkan sağlamak da bizim için çok değerli şeklinde konuştu. Farklı boyut ve teknikteki çalışmalardan oluşan sergide Rusya'dan Anastasya Mirmoviç, Maks Kaşin, Anastasiya Salimzyanova, Viktoriya Panina, Anastasiya Sizova, Arina Dekker, Ada Morozova, Anastasiya Smolyakova, Anastasiya Uspenskaya; Türkiye'den de Abdullah Güler, Berna İnan, Buket Efe, Emre Tura, Fırat Duman, Sabriye Hatipoğlu ve Şeyma Kaya'nın eserleri yer alıyor. Rus-Türk Köprü/Moct sergisi, 8 Şubat'a kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-sanat-gunleri-basliyor/", "text": "Geleneksel Art Boya Sanat Günleri 2020 etkinlikleri, bu yıl 29 Şubat-1 Mart 2020 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşecek. Her yıl düzenli olarak yapılan etkinlik kapsamında sanatın farklı dallarında workshoplar, atölye çalışmaları ve eğitim programları yer alacak. Sanatla ilgili üretimi olan, sanatsal çalışmalar içinde olan herkes, Sanat Günleri süresince hem sanatçılardan hem de Art Boya yetkililerinden sanat malzemeleri ve teknikler hakkında detaylı bilgi alabilir, workshoplara ve atölye çalışmalarına katılabilir. Aşağıda belirtilen ve iki gün boyunca devam edecek olan workshopları izlemek ve Art Boya Sanat Günleri'ne katılmak için önceden kayıt yaptırılması gerekiyor. - Tahsin Aydoğmuş Kutsal Bilgelik ve Kutsallığın Donduğu Kent İsimli Fotoğraf Seminerleri - Kerim Suner Albümen ve Tuz Baskı ile Cam Üzerine Baskı Eğitimi - Taner Alakuş Minyatür Workshop - Erhan Olcay Kaligrafi Workshop - Ebrar Şayan Tezhip Workshop - Sait Günel Akrilik ve Suluboya Workshop - Burhan Özer Suluboya Workshop - Şebnem Altuntaş Akrilik Boya Workshop - Dilşad Atasoy Akrilik Doku Workshop - Hülya Korkmaz Atölyesi Botanik İllüstrasyon - Erdinç Arslan Panpastel Workshop - Halil Teksöz Edirnekari Workshop - Leyla Arsan Sculpey Polimer Kil Workshop"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulda-sanatin-sesi-yeniden-yukseliyor-istanbul-sanat-dergisi/", "text": "İstanbul Sanat Dergisi, sekizinci sayısı ile raflarda yerini aldı. İstanbul'da sanatın yeniden yükselen sesini tarihsel mekanlar ışığında ele alan dergi, dönüştürülen sanat mekanlarını detaylı şekilde inceledi. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde son yıllarda kültür sanat mekanına dönüşen endüstriyel yapıların dönüşüm hikayesi ve günümüzdeki işlevine değinilen dergide, konunun uzmanlarıyla söyleşiler de yer aldı. İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanı Oktay Özel, dönüşümü İstanbul'un hafızasına dokunuyoruz sözleriyle özetlerken; yeniden işlevlendirilen mekanlar üzerine çok sayıda makalesi bulunan Öğretim Görevlisi Dr. İlayda Cansın Çetin ise Endüstriyel miras, sosyal çevreleriyle birlikte dikkate alınmalı dedi. Haber kapsamında Beyoğlu'nun tarihi binalarından Botter Apartmanı, Metro Han, St. Pierre Han, Fişekhane, Beykoz Kundura ve Galata Postane binası başta olmak üzere çok sayıda yapı detaylıca incelendi. İstanbul Sanat Dergisi'nin sayfalarında en yeni sanat haberlerine de bol bol yer verildi. Yeni açılan sergiler ve sanat galerileri, sanatseverler için rehber oluştururken; ulusal ve uluslararası düzeydeki pek çok etkinlik, ülkemizde zengin sanat kültürünü bir kez daha gözler önüne serdi. Her sayıda müze, sanat topluluğu kurucu ve yöneticileri ile özel röportajların bulunduğu derginin yeni sayısında, Arthill Müzecilik'in sahibi Hüseyin Kocabaş'ın yanı sıra Salt Araştırma ve Programlar Direktörü Fatma Çolakoğlu, Akbank Sanat Genel Müdürü Derya Bigalı ve İş Sanat Genel Müdürü Zuhal Üreten gibi isimler de yer aldı. Hüseyin Kocabaş, Türkiye'nin ilk özel sanal müzesini kuracağız sözleriyle sanatseverlere müjde verirken, genel müdürler sanatın yaz aylarında da hız kesmeden sürdüğünün altını çizdiler. Milli Saraylar Resim Müzesi Yöneticisi Gülsen Sevinç Kaya, ünlü Fransız ressam Jean-Leon Gerome ve sarayın tablo koleksiyonunun oluşumuna katkısını kaleme alırken; yazar Erol Makzume, Fausto Zonaro ve Bayramda Halay başlıklı yazısıyla bu özel tabloya ilişkin incelemelerde bulundu. Sanatın kalbinin attığı İstanbul'un sanatçıları da unutulmadı. Çağdaş sanatçı Candaş Şişman, çağımızın popüler konularından NFT'ye dair bilgi verirken, sanatçı Gözde İlkin; dokuma, dantel, el örgüleri, perde gibi ev eşyalarını ve buluntu kumaşları fotoğraf, resim gibi farklı tekniklerle bir araya getirerek ürettiği eserlerini anlattı. Yakın zamanda eserlerini Paris'te sergilemeye hazırlanan Ressam Buket Atabek, eserlerini teknik ve içerik anlamında detaylandırdı. Derginin bir diğer konuğu ise geçtiğimiz aylarda NFT üretimlerini Bodrum Sanat Fuarı'nda sergileyen Ukraynalı dijital sanatçı Kat Mozgin oldu. Farklı disiplinlerde üretimleri bulunan sanatçıların da yer aldığı bu özel sayıda; mikro resim tekniğiyle dünya liderlerine özel saat ve mücevher tasarlayan Murat Uçar, Cihangir Akademi'nin kurucusu, tiyatro yönetmeni Şule Ateş, Zerre ve Gölgeler İçinde filmleriyle pek çok ödül kazanan yönetmen Erdem Tepegöz ve portre fotoğrafçısı Suzan Pektaş, sadece İstanbul Sanat Dergisi'ne özel söylemleriyle dikkat çektiler. En yeni çıkan sanat kitapları ve sanatsal etkinliklere de derginin son sayfalarında ulaşabilirsiniz. Sanat dolu günlerde yanınızdan İstanbul Sanat Dergisi'ni eksik etmeyin."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbuldaki-stanley-kubrick-sergisi-2-nisana-kadar-uzatildi/", "text": "Ünlü yönetmen Stanley Kubrick'in çalışmalarına kronolojik bir bakış sunan Stanley Kubrick sergisi, 2 Nisan'a kadar ziyarete açık olacak. İstanbul Sinema Müzesi'nde devam eden sergiye ilişkin yapılan açıklamada, 1 Ekim 2022'de açılan ve bu ay bitmesi planlanan serginin yoğun talep üzerine uzatıldığı belirtildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile NuLook Film Yapımcılık'ın da katkı sağladığı sergide, Kubrick'in 1940'larda Look dergisiyle başlayan ilk sanatsal adımlarından, tartışmalara konu olan son filmi Eyes Wide Shut'a kadar 16 filmi kronolojik bir sunumla izleyiciye sunuluyor. Müzenin sergiye özel tasarlanmış 3. ve 4. katlarındaki özel efektler, modeller ve etkileşimli alanlar, New York'lu yönetmenin mekan ve sinema bağlamında yaratıcılığını gözler önüne sermeyi hedefliyor. Ziyaretçilerin Kubrick'in sıra dışı dünyasına yakından tanıklık etmesini sağlayan sergide; yayınlanmamış birçok belge, obje, senaryo, kamera, lens ve orijinal kostümler de yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbuldan-daha-iyi-bir-sanat-eseri-dunyada-yok/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve eşi Dilek Kaya İmamoğlu, 1-4 Haziran 2021 tarihleri arasında gezilebilecek Art Contact Çağdaş Sanat Fuarının dün akşam saatlerinde gerçekleştirilen açılışına katıldı. Sanatseverleri Yenikapı'daki Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri Merkezi Gösteri ve Sanat Merkezi'nde ağırlayacak olan fuarın açılışında, CHP İstanbul milletvekili Gökan Zeybek ile Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Eskişehir Odunpazarı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ve Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen de hazır bulundu. İmamoğlu çifti, fuar alanından önce, ön bahçede konumlandırılan eserleri inceleyip, sanatçılarla sohbet etti. Fuarın açılış konuşmalarını, Art Contact Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül ve proje danışmanı Prof. Dr. Aydın Ayan yaptı. Açılışta, 3 kategoride sanat ödülleri verildi. Sanatçı Onur Ödülü, 100'ncü yaş gününde ünlü ressam merhum İbrahim Balaban'ın oldu. Merhum Balaban'ın oğlu Hasan Nazmi Balaban, babasının ödülünü, İBB Başkanı İmamoğlu'nun elinden aldı. Sanata Katkı Onur Ödülü, ressam Bedri Baykam'ın; Kurum Onur Ödülü de Asaş Alüminyum San. ve Ticaret A. Ş. Grup Başkanı Safa Bayar Yavuz'un oldu. Baykam'a, ödülünü Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan; Yavuz'a ise Eskişehir Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç verdi. Babası İbrahim Balaban'ın ödülünü İmamoğlu'nun elinden alan Nazmi Balaban, duygularını, Babam adına bu onur ödülünü almaktan, çok büyük onur duyuyorum. Özellikle Başkan'ımızın elinden almak... Keşke babam sağ olsaydı ve bunu görseydi; 'Çok şükür düzlüğündeyiz' derdi. 'Ne mutlu bize, sizin gibi bir Başkan'ımız oldu' diye de saygılarını sunardı. Gerçekten çok teşekkür ediyorum sözleriyle dile getirdi. Oğul Balaban'ın ardından konuşan İmamoğlu da sözlerine, merhum Balaban'ı rahmetle anarak başladı. Türkiye'nin çok kıymetli sanatçıları var diyen İmamoğlu, Bugün sanatın içinde olmanın bir Belediye Başkanı olarak bana verdiği duyguyu ifade edeyim. Sanatçıların ve sanatın içerisinde olmak, bana bir mahcubiyet veriyor. Bu mahcubiyetin tanımı şöyle bir şey: O kadar değerli, o kadar üretken, o kadar dünyaya farklı bakan insanla bir aradayız ve eserleriyle bir aradayız ki, bir siyasi olarak, Belediye Başkanı olarak, en üst seviyede buradaki bütün kitleye saygı duyarak dolaşmalıyım; onların eserlerine, onların dünyaya bakış açılarına saygı duyarak dolaşmalıyım diye bir ruh haliyle buradayım. O bakımdan emeği geçen herkese teşekkür ediyorum ifadelerini kullandı. İstanbul'u muazzam ve olağanüstü bir şehir olarak tanımlayan İmamoğlu, Şehre bütünüyle baktığınızda, geçmiş tarihi okumaları yaptığınızda, İstanbul'dan daha iyi bir sanat eseri dünyada yok; böyle bir kent. Onun için bu kentin geleceğine de bir sanat eseri gibi kalabilmesi adına, bizim ortak bir mücadele vermemiz lazım. Benim bu mücadele içerisinde karakterim olarak yapacağım yolculukta, en değerli metodum moderatörlük yapmak. Yani bu şehrin sanatla bütünleşebilmesi için, ortak akılla tüm sanat unsurlarını, tüm sanat disiplinlerini bu şehirde dünya çapında bir açık hava müzesi haline getirebilmek. Bunu başaracağımızı hissediyorum, düşünüyorum. Çünkü gerçekten o yaratıcılık da bu kentte var, o sanatçılar da bu şehirde var diye konuştu. İstanbul'da, önümüzdeki günlerde çok değerli sergiler olacağının müjdesini veren İmamoğlu, Pandeminin de inşallah bitişini hep beraber yaşarken, hayatımıza derinlik, mutluluk ve gerçekten ferahlık katacak olan sanatla buluşmaların artacağını ön görüyorum. Gelin hep birlikte İstanbul'u gerçekten dünya çapında bir alan haline getirelim. Evet; sorunlarımız var. Evet; önceliklerimiz var. Şu anda sağlıkla ilgili mücadele, yoksunlukla ilgili mücadele... Bu kentte ve bu ülkede mücadele etmemiz gereken başka sorunlar var; ama bunları aşarken, bir yandan da bizi hayata umutla bağlayacak sanatla ilgili buluşmalar şart. Biz bu buluşmalara devam edeceğiz. Bu arada ben, bütün İstanbul'u mutlaka bu buluşmaya davet ediyorum. İstanbullular gelsinler, ferahlasınlar, sanatla buluşsunlar. Açık alanı da var. Orada heykeltıraşlarımızın çok güzel eserleriyle buluşunlar. Derin derin nefes alabilirler, hiç sorun yok. Burası geniş bir mekan. Bu arada burası Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi idi. Artık ismi Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi olarak değiştirildi. Rahmetli Belediye Başkanı'nı da burada anmak isterim. Haydi İstanbul; gelin, nefes alın burada ifadelerini kullandı. İmamoğlu çifti, konuşmaların ardında fuar alanında bulunan sanat stantlarını gezdi. Sanatçıların, galerilerin çatısı altında katılabileceği fuarda; müzeler, eğitim kuruluşları, sanatsal malzeme üreten firmalar yer alacak. İki farklı salonda konferanslar ve söyleşiler gerçekleştirilirken, fuar alanı içinde farklı mekanlarda dinletilerin sunulacak. Dış alanda ise, Street Art ve heykel sergileri sanatseverleri fuar alanı girişinde karşılayacak. Fuarda, küresel çapta yaşanan pandemi nedeniyle, özel önlemler alındı. Fuar alanına giriş yapacak tüm çalışan, katılımcı ve ziyaretçiler, HES kodu ve kimlik kontrolünden geçirilecek. Riskli kişilerin alana giriş yapmasına izin verilmeyecek. Fuar alanındaki yoğunluk, 10 metrekarede 1 kişi olacak şekilde kontrol altında tutulacak. Alandaki havalandırma ünitelerinin taze hava akışı, en üst düzeyde sağlanacak. Havalandırma sistemleri, fuar saatleri dışında düzenli dezenfeksiyondan geçirilecek. Tüm fuar alanı dezenfekte edilirken, sık aralıklarla dezenfeksiyon istasyonları kuruldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbuldan-guzel-ve-garip-hikayeler/", "text": "Timurtaş Onan'ın 2000-2020 yılları arasında İstanbul'da çektiği sokak fotoğraflarından siyah beyaz bir seçki sunan İstanbul Bir Garip Şehir kitabı çıktı. Türkiye'de çağdaş fotoğraf sanatın önemli isimlerinden olan ve İstanbul üzerine gerçekleştirdiği farklı konseptlerdeki projeleri ile tanınan Onan'ın çalışmalarından retrospektif bir kesit sunan İstanbul Bir Garip Şehir, bizi bir katılımcı olarak 2000-2020 arasındaki sayısız dönüşüm ve değişimi nasıl karşıladık, hala nasıl karşılıyoruz? sorusuna davet ediyor ve şehre dair tanıklık ettiğimiz sayısız değişimi hatırlatırken dönemsel gerçekleri yorumluyor. Fotoğraf çekmeye başladığı 80'li yıllardan bu yana İstanbul'u defalarca kadrajına almış olan kentin tarihine önemli bir arşiv bırakan sanatçı, izleyiciyi bu sefer de değişimin mekanlarına götürüyor. Kendine has anlatıları olan Onan'ın sokak fotoğraflarında her bir kare tanıdık ve İstanbul'un geçmiş zamanlarının ve şehrin kendine özgülüğünün parçaları. Onan da bu geçmiş zamanın, gündelik dünyanın dilini yorumlayarak, değişmeyecek tek şey olan değişimi işaretliyor. Çağın ve beraberinde yaşamın, İstanbul'un sosyokültürel değişimini, bu değişimin görsel kayıtları ile geleceğe ulaştırıyor. Bizleri, şehrin kusurları ve eşsizliği eşliğinde İstanbul'un güzel ve garip yolculuklara çıkaran Timurtaş Onan'ın 300 adetle sınırlı basılan İstanbul Bir Garip Şehir kitabını satın almak ve daha fazla bilgi için burayı ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbullu-icmimarlar-bulustu/", "text": "Geride bıraktığımız ocak ayında yapılan TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi seçimlerinde Değişimin Mavisi Grubu ile yarışan ve seçimleri kazanan grup, bu zaferi kutlamak adına bir buluşma düzenledi. Etiler'deki Hill & Chill adlı mekanda gerçekleşen buluşmaya yaklaşık 100 içmimar katıldı. Gecede bir konuşma yapan TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Doç. Dr. Osman Arayıcı; Şu anda bizlerle olmayı tercih ettiğiniz için hepinize teşekkürlerimi iletiyorum. Bizlere güvendiniz. Vaatlerimizi biliyorsunuz, hepsini tek tek yerine getireceğiz. Bundan sonra da sık sık bir araya geleceğiz dedi. Sözlerini mesleklerinin bir zarafet ve asalet mesleği olduğunu hatırlatarak sürdüren Arayıcı; Ortak gayemiz, içmimarlık mesleğinin bir aristokrasisini oluşturmak. Her meslekte olduğu gibi bizim mesleğimizde de kabul edebileceğimiz ve kabul edemeyeceğimiz bazı çizgiler var. Arkadaşlarımızın bizden önce yaptıkları hizmetleri daha ilerilere taşımak hedefimiz olacak ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbullu-kardesleri-depremzede-arkadaslarina-hediye-kitap-ve-oyuncak-gonderiyor/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları Çocuk Eğitim Birimi öğrencileri, depremden etkilenen kardeşleri için Çocuklar El Ele Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe başlığıyla bir oyuncak ve kitap kampanyasına öncülük ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Çocuk Eğitim Birimi'nde tiyatro eğitimi alan öğrenciler, depremden etkilenen kardeşleri için oyuncak ve kitap kampanyası düzenliyor. 5 Mart Pazar günü çocuk oyunlarıyla perdelerini açacak olan İBB Şehir Tiyatroları, hediye oyuncak ve kitap kampanyasını da çocuk oyunlarıyla birlikte başlatıyor. Çocuklar El Ele Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe başlığıyla başlatılan hediye kampanyasında, geleceğin sanatçısı olacak çocuklarımız, kardeşleri için bir duyarlılık ve farkındalık gelişmesine öncülük ediyor. Çocuklarımızın dayanışmasının güzel bir örneği olacak bu kampanyada, İstanbul'da yaşayan çocuklar, hediye paketlerine hem hediye kitap ya da oyuncağı hem de depremzede kardeşlerini teselli edecek duygu ve düşüncelerini ifade eden bir mektubu koyabilecek. Çocuklar, hediyelerine duygularını da katarak, gelecekte sağlam bir arkadaşlığı da başlatıyor. Mektuplarında umudu, dayanışmayı, empatiyi, kardeşliği ve üzüntülerini satırlarına döken çocuklar, gerek okudukları bir kitabı ya da yenisini alarak gerekse kendileri için çok önemli bir oyuncağı hediye ederek ya da yenisini alarak bu kampanyaya katıldı. 11 ilimizi ve birçok insanımızla birlikte bütün ülkeyi derinden etkileyen bu deprem felaketinden etkilenen çocuklarımızın bir nebze acılarını hafifletmek için yine akranları onlara destek veriyor. Bu duyarlılık ve bu zor günlerde başlayan arkadaşlık, gelecekte samimi dostluklara vesile olacaktır. Deprem bölgesi kadar başta İstanbul olmak üzere, ülkemizin diğer şehirlerindeki çocuklar da olumsuz etkilendi. Bu anlamda sanatın iyileştirici gücünü etkin kılmak adına, İBB Şehir Tiyatroları, çocuk oyunlarıyla perdelerini açıyor. Bu kampanyayla da özellikle çocuk oyunlarımızın öncesinde fuayelerimiz çocukların dayanışmasına sahne olacak. İBB Şehir Tiyatroları, pedagog ve psikologlarla yaptığı toplantılar ışığında, o bölgeye gidecek sanatçılarıyla özel çalışmalar yaparak hazırlıklarında sona geldi. Uzun vadede bir yıla yayılan etkinliklerle, sanatın iyileştirici gücünü deprem bölgesinde oyunlarıyla etkin kılmak için kapsamlı bir planlama yapılıyor. Teknik ve sanatçılardan oluşan bir ekip, deprem bölgesinde incelemelerini tamamladı. En kısa sürede başlayacak etkinlikler, öncelikle çocuklar ve anneler için başlatılacak. Sonrasında yetişkinler için de etkinlik ve oyunlar, programa alınacak. Çocuk Eğitim Birimi öğrencilerimizin öncülük ettiği Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe kampanyası çerçevesinde 5 Mart'ta bütün sahnelerimizde, çocuk oyunları öncesinde başlatılacak kampanyaya hediyeler hafta içi de teslim edilebilecek. Çocuklarımızın deprem bölgesindeki kardeşlerine yazacağı dayanışma ve kardeşlik mektupları, kitap ve oyuncak hediyeleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Kartal Lojistik Merkezi ve Yenikapı Kadir Topbaş Kültür Merkezi'ndeki toplama alanlarına ulaştırılarak, deprem bölgesindeki çocuklarımıza teslim edilecek. Uzman Klinik Psikolog Mahide Bingöl, zor zamanlarda çocukların dayanışmasının anlamını ve hediye seçiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğini şöyle açıklıyor: Deprem sonrası çocukların kendi aralarında hediyeleşmesi, dayanışma sağlaması önemli ve oldukça faydalıdır. Çocuklar bu süreçleri desteklendikçe, sevgiyle daha kolay atlatır. Zor zamanlar paylaştıkça, destek buldukça hafifler. Bu destek bir de akranlardan geliyorsa, duygular daha anlaşılır hale geliyor. Akranlarından destek görüyor olmak, hatırlanıyor ve önemseniyor olmak her çocuğa iyi gelir. Çocuğa güven ve sıcaklık verir. Paylaşmanın özellikle akranların arasında olması, tanımadan görmeden seviliyor olmak travmalarını iyileştirmek adına oldukça faydalıdır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbullular-eglenceye-doyuyor/", "text": "Açık hava etkinliklerinin yeni adresi Festival Park Kadıköy'ün ikinci gününde eğlenceler hız kesmeden devam ediyor. Açılışı Mesut Sürenin tek kişilik Stand-up gösterisi 'Siz Hepiniz Ben Tek'' ile başladı, ardından Şener Çetin ile 2000'le Partisi ile son buldu. Mesut Süre Stand-up gösterisinde binlerce İstanbulluyu kahkahalarla eğlendirip, keyifli bir akşam yaşattı. Oyun seyircilerle sürekli diyalog halinde olan Süre hem kendi hayatından kesitler paylaşarak hem de bir oyun oynatarak herkesi eğlendirdi. Konserler 24 Haziran'da Gülinler ve Kaan Tangöze ile devam edecek. 25 Haziran'ın konukları ise Roller Skate Türkiye ile Paten Partisi ve Çelik olacak. 26 Haziran Pazar günü etkinliği son gününde de DansFabrika ile Hip-Hop ve Anıl Piyancı sahne alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbullular-hafta-sonunu-sanat-ile-dopdolu-gecirdi/", "text": "Geleneksel Art Boya Sanat Günleri 2020 etkinlikleri, bu yıl 29 Şubat-1 Mart 2019 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşti. Katılımın çok yoğun olduğu etkinliklerde sanata dair çok şey paylaşıldı. Her yıl düzenli olarak yapılan etkinlik çerçevesinde bir fotoğraf sergisi, sanatçı workshopları, atölye çalışmaları ve eğitim programları düzenlendi. Fotoğraf meraklılarının ilgiyle takip ettiği fotoğraf sergisinin bu yılki konusu toprak olarak belirlenmişti. Özellikle genç fotoğraf sanatçılarını desteklemek, onlara yol açmak amacıyla Küratör Tahsin Aydoğmuş tarafından seçilen fotoğraflar, orijinal Hahnemühle kağıda, fine art baskı olarak hazırlanmış ve müze camıyla özel olarak çerçevelenmiş olarak izleyicilerin beğenisine sunuldu. - Tahsin Aydoğmuş Kutsal Bilgelik ve Kutsallığın Donduğu Kent İsimli Fotoğraf Seminerleri - Kerim Suner Albümen ve Tuz Baskı ile Cam Üzerine Baskı Eğitimi - Taner Alakuş Minyatür Workshop - Erhan Olcay Kaligrafi Workshop - Ebrar Şayan Tezhip Workshop - Sait Günel Akrilik ve Suluboya Workshop - Burhan Özer- Suluboya Workshop - Şebnem Altuntaş Akrilik boya Workshop - Dilşad Atasoy Akrilik Doku Workshop - Hülya Korkmaz Atölyesi Botanik İllüstrasyon - Erdinç Arslan Panpastel Workshop - Halil Teksöz Edirnekari Workshop - Leyla Arsan Sculpey Polimer Kil Workshop - Günsu Saraçoğlu Maket Malzemeleriyle Model Peyzaj Uygulaması"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-animasyon-festivali-animist-basliyor/", "text": "Bu yıl hibrit bir formda düzenlenen Animist Şenliği, animasyonla ilgilenen profesyonel, amatör, öğrenci, eğitmen ve yediden yetmişe herkese hitap eden programlarla, eğitim kurumları ve ilgilileri bir ortaya getiriyor. Bahçeşehir Üniversitesi İrtibat Fakültesi Çizgi Sinema ve Animasyon Kısmı tarafından 13 -16 Ağustos tarihlerinde düzenlenecek olan İstanbul'un Animasyon Şenliği: Animist, bu yıl 'Animasyonun Gücü', 'Kültürde Bayan Gücü' telaffuzlarıyla ve hibrit halde izleyiciyle buluşacak. Animasyonun kültürel ve ekonomik pahası; kapsadığı, değdiği alanlara dair farkındalık yaratmak ve Türkiye'de bölümün gelişimine katkı sağlamak gayesiyle düzenlenen şenliğin bu yıl ki konukları ortasında; Birleşik Krallık'ta animasyon dünyasındaki bayanları destekleyen Animated Women UK danışmanı, animatör, ve eğitimci Helen Piercy ve bu yılki şenlik afişini tasarlayan Kozmonot TV' nin kurucusu ve animasyon direktörü Serin İnan da bulunuyor. Ayrıyeten Güney Kore ve Kanadalı animatör ve eğitimci Namkook Lee ve bu sene kurulan GEAS Görsel Efekt ve Animasyon Sanatkarları Derneği temsilcileri ile uzun yıllar dalda değerli projelerde imzası bulunan 1000 Volt grubu de konuklar ortasında olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-asirlik-sigorta-haritalari-sergilendi/", "text": "Türkiye Sigorta Birliği, İstanbul'un 100 yıllık tarihi sigorta haritalarını Galataport İstanbul'da düzenlenen Sigorta Haritaları Sergisi'nde katılımcılarla buluşturdu. Kartograf Jacques Pervititch tarafından hazırlanan ve İstanbul'un çeşitli semtlerini gösteren haritalar, 11. Sigorta Haftası etkinlikleri kapsamında tekrar gün yüzüne çıktı. Doç. Dr. Sedat Bornovalı'nın küratörlüğünde hazırlanan sergide, 1920'li yıllardan 1950'ye uzanan süreçte hazırlanan 200 haritadan 18'i yer aldı. Halihazırda eser niteliği kazanan, görkemli tarihi eserleri, kamu binaları ve dönemin yaygın mimari unsuru olan ahşap yapıları kayıt altına alan haritalar, çeşitli koleksiyonerler tarafından korunarak bugüne kadar ulaştı. Serginin zirve boyunca farklı mekanlarda meraklıları ile buluşacağı bildirildi. Serginin açılışında konuşan TSB Başkanı Atilla Benli, birlik arşivlerinde korunmaya devam eden bu kıymetli eserlerin, uzmanların kullanımına sunulduğunu söyledi. Benli, Sigorta Haftası vesileyle bu arşivin bir bölümünü gün ışığına çıkarmak, kıymetlerimizi uluslararası katılımcılarla paylaşmak bizim için gurur vesilesi. dedi. Sigorta Haftası etkinliklerinin bugün başlayacağını ve Uluslararası Sigorta Zirvesi ile devam edeceğini bildiren Benli, tüm dünyadan sigorta sektörünün önde gelen isimlerinin katılımıyla ve Sigortacılığın Geleceğini Yeniden Tanımlamak: Yeni Fırsatlar temasıyla düzenlenen zirvenin önemli bir iş birliğine ev sahipliği yapacağını söyledi. Benli, Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkeleri Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'daki sigorta sektörünün geliştirilmesine destek olmak, teknik uygulamalara ve altyapıya ilişkin bilgi ve deneyim paylaşımına zemin sağlamak üzere bir platform kurulması için ilk adımı atacağız. Üye ülkelerin sektör temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek törende imzalanacak mutabakat zaptı, Türk dünyasındaki iş birliği için ilk resmi adım olacak. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-en-guzel-manzaralarina-ev-sahipligi-yapan-istanbul-kitapcisindan-yepyeni-etkinlikler/", "text": "İstanbul'un en popüler noktalarında, şehrin en güzel seyredilebildiği şubeleriyle dikkat çeken İstanbul Kitapçısı, yepyeni etkinlikleri kitapseverlerle buluşturuyor. Hem Kültür AŞ Yayınları tarafından yayımlanan tarih, kültür, araştırma-inceleme, edebiyat alanlarından kitapların hem de farklı yayınevlerinin tarih, edebiyat, felsefe, politika, turizm, spor, hobi gibi pek çok farklı alandaki kitaplarının satışını gerçekleştiren, İstanbul'un ruhunu en güzel yansıtan noktalardaki şubelerinde kültür sanat etkinliklerine de yer veren İstanbul Kitapçısı, uzun zaman sonra yepyeni etkinliklerle kitapseverlerle buluşuyor. İstanbul Kitapçısı'nın bazı şubelerinde gerçekleşecek ücretsiz etkinlikler arasında söyleşiler, imza günleri ve konserler var. Şubelerle ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-ilk-mobil-yaya-duragi-semt-semt-gezmeye-basladi/", "text": "İBB Ulaşım Daire Başkanlığı ve WRI Türkiye'nin iş birliğiyle tasarlanan gezici yaya durağı, Avrupa Hareketlilik Haftası'nın ilk gününde İstanbul'da hizmete girdi. Mobil Yaya Durağı İstanbul içinde gezecek. Kent içinde yayalar ve bisikletliler için kamusal alan işlevi gören, dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde sayıları giderek artan yaya durakları artık İstanbulluların da hizmetinde. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı ve WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler'in iş birliğinde hayata geçirilen proje ile İstanbullular ilk gezici duraklarına kavuştu. Ekim 2020'de başlayan İstanbul Yaya Durağı Projesi kapsamındaki çalışmalar neticesinde gezici bir yaya durağı tasarlanıp üretildi. Mobil yaya durağı, Avrupa Hareketlilik Haftası 2021'in ilk günü olan 16 Eylül tarihi itibarıyla İstanbul'u gezmeye başladı. Yayalara oturma ve dinlenme alanı sunan, bitkilerle donatılmış mobil yaya durağının ilk uğrak yeri Üsküdar ilçesi Hakimiye Milliye Caddesi. 18-19 Eylül arasında Beşiktaş ilçesi Ihlamurdere Caddesi'nde, 20-21 Eylül'de Şişli ilçesi Halaskargazi Caddesi'nde ve 22 Eylül Çarşamba günü de Şişli ilçesi Abdi İpekçi Caddesi'nde olacak. İBB olarak son iki yılda İstanbul'da trafik yoğunluğunu azaltmak ve çevreci bir kent oluşturmak için önemli atılımlar yaptıklarını belirten İBB Ulaşım Daire Başkanı Utku Cihan, Uzun vadede sürdürülebilir ulaşım politikaları açısından toplumda farkındalık yaratacak ve yerinde uygulaması olan projelerle ulaşım alışkanlıklarını değiştirip pekiştirmek çok önemli. 'Yürünebilir İstanbul' vizyonumuz doğrultusunda, bisikletli ulaşım ve yaya ulaşımının özellikle kısa mesafe yolculuklarda tercih edilen ulaşım türü haline gelmesi noktasında mobil yaya durağı uygulamasının da yaratacağı farkındalıkla uzun vadede kalıcı etkilere sahip olacağını düşünüyoruz diye konuştu. Daha yaşanabilir kentler yaratmak için çalışan, projeye teknik destek veren WRI Türkiye Direktörü Dr. Güneş Cansız ise Ulaşım türlerine baktığımızda, İstanbul'da yayaların oranının yüzde 45 olduğunu görüyoruz. Yürümeyi teşvik eden İstanbul'un ilk mobil yaya durağının açılışını Avrupa Hareketlilik Haftası'nda yapmış olmaktan dolayı mutluyuz dedi. Sağlıklı Şehirler Ortaklığı'nın desteğiyle hayata geçirilen İstanbul Yaya Durağı Projesi kapsamında, yerel yönetimlere bu konuda yol gösterecek bir kılavuz da hazırlanıyor. Projenin bir sonraki hedefi, İstanbul'un kalıcı bir yaya durağına kavuşması. Daha önce EMBARQ Türkiye olarak da bilinen WRI Türkiye, World Resources Institute altında sürdürülebilir şehirler konusunda çalışan uluslararası bir araştırma enstitüsüdür. ABD, Afrika, Avrupa, Brezilya, Çin, Endonezya, Hindistan, Meksika ve Türkiye ofisleriyle hizmet vermekte olan WRI, insan odaklı şehirler düşüncesinden hareketle çevreyi ve insan sağlığını her geçen gün daha fazla tehdit eden kent içi sorunlara sürdürülebilir çözümler üretmekte ve bu çözümleri projelendirerek yerel ve merkezi yönetimlerle birlikte uygulamaya koymaktadır. Sağlıklı Şehirler Ortaklığı, bulaşıcı olmayan hastalık ve yaralanmaları önleyerek insan hayatını kurtarmaya kendini adamış şehirlerden oluşan saygın bir küresel ağdır. Bloomberg Philanthropies tarafından desteklenen ve Dünya Sağlık Örgütü ile Vital Strategies tarafından yürütülen bu ortaklık, şehirlerde yaşayanların risk faktörlerini azaltacak yüksek etkili politika ve müdahale geliştirmesini sağlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-isgal-yillarini-ele-alan-mesgul-sehir-sergisi-acildi/", "text": "Cumhuriyet öncesi İstanbul'un işgal yıllarını mercek altına alan Meşgul Şehir: İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918-1923 adlı sergi, Beyoğlu Tepebaşı'ndaki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde 26 Aralık 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İngiliz, Fransız ve İtalyan orduları tarafından işgale uğrayan İstanbul'un yazılı ve görsel arşivler ışığında izleyiciye aktarıldığı sergide, 1918-1923 arasındaki işgalin askeri, sosyal ve kültürel boyutları ele alınıyor. Cumhuriyet'in 100. yılında ziyarete açılan sergiyle İstanbul tarihinin sıra dışı ve çalkantılı dönemlerinden biri, zengin bir arşiv çalışmasıyla gözler önüne seriliyor. Sergiye ilişkin düzenlenen basın toplantısında bir konuşma yapan Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol, meşgul kelimesinin Arapça işgal edilmiş ve müsait olmayan anlamlarına geldiğini söyledi. Birol, sergide kelimenin her anlamıyla meşgul bir şehrin anlatıldığını belirterek; Bu sergide göreceğiniz İstanbul, onların söylemiyle işgal edilmiş, sokakları mültecilerle, terhis edilmiş Osmanlı askerleri ve işgal kuvvetleriyle, onların sömürge birlikleriyle dolmuş, direniş mücadeleleri dolu dizgin devam eden, kültür, sanat, entelektüel ve gece hayatı son derece hareketli, devamlı bir dönüşüm, devinim halinde, her haliyle meşgul bir şehir dedi. Ziyaretçilerin sergiyi beğeneceklerini umduğunu ifade eden M. Özalp Birol; Sergimizi gezdiğinizde farklı dil ve topluluklara ait yazılı ve görsel kaynaklar üzerinden bu meşgul şehirde hayatta kalmaya çalışanların ve direniş mücadelesine katılanların hikayelerine, değerli çalışma arkadaşlarımın nasıl yer vermeye çalıştıklarını göreceksiniz diye konuştu. Araştırma Projeleri Yöneticisi Mehmet Kentel de sergiyle ilgili en çok konuşulan meselenin isim olduğunu belirterek, meşgul kelimesinin modern Türkçede yoğun, müsait olmayan gibi anlamlarda kullanıldığını, işgal ile aynı Arapça kökten geldiğini ve aynı anlam dünyasına işaret ettiğini söyledi. İşgal kelimesinin bugün kullanılan askeri anlamını 19. yüzyılda kazandığını anlatan Kentel, şu açıklamalarda bulundu: Meşgul Şehir: İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat Sergisi, sadece İstanbul'un askeri bir işgal altına alınması hikayesini değil, zengin bir siyasi, sosyal ve kültürel dünyayı, dolu sokakları, yetimhaneleri, barınak ve tavernaları anlatan, yeni entelektüel akımların doğduğu, yeni müzik türlerinin şekillendiği, meşgul insanların meşgul şehrini anlattığı için bu ismin uygun olduğunu düşündük. Serginin isminin kasıtlı olarak bu şekilde belirlendiğine işaret eden Kentel; Bizim derdimiz şehrin aynı zamanda hangi uğraşlar içinde olduğunu, nasıl bir insan yoğunluğu, fikir yoğunluğu, görsel yoğunluk, belge yoğunluğu içinde olduğunu göstermek, bir yandan da her serginin başlığını oyunlu, ilgi çekici bir hale sokmaktı. O yüzden ismin arkasındayız ifadelerini kullandı. Meşgul Şehir: İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918-1923 (Occupied City: Politics and Daily Life in Istanbul, 1918-1923) başlıklı sergi, Daniel-Joseph MacArthur-Seal ve Gizem Tongo'nun küratörlüğünde, uluslararası bir danışma kuruluyla birlikte hazırlandı. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü arşivinin yanı sıra Türkiye, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Ermenistan ve Rusya'daki çeşitli kütüphane, arşiv ve koleksiyonlardan seçilen belgeler arasında, resmi yazışmalardan resimlere, film ve fotoğraflara, bir dizi yazılı ve görsel malzeme yer alıyor. Sergide işgal yıllarında yaşanan protesto, eylem, grev, baskın, tutuklama, cinayet ve adam kaçırma olaylarının yanı sıra işçi hareketleri, ekonomik sıkıntılar, yangınlarla azalan konut sayısı, salgın hastalıklar, yeni sanat akımları, spor ve eğitim gibi toplumsal konulara da değiniliyor. Cumhuriyet öncesi İstanbul'un işgal yıllarını mercek altına alan sergi, Beyoğlu Tepebaşı'ndaki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde 26 Aralık 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-izleri-gama-galeride-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Gaia Art Project Sanat İnisiyatifi'nin İzler serili çalışmalarının sonuncusu olan İstanbul'un İzleri sergisi, Hüseyin Rüstemoğlu, Melike Uçku ve Zeynep Seda Dinçay'ın eserlerini 14 Ocak'ta Gama Galeri'de sanatseverlerle buluşturdu. Melike Uçku, ''İstanbul'un İzleri'' sergi projesi için çıkış noktasını, mekanla birlikte içinde anıları da barındıran İstanbul'dan alıyor. Katmanların, dokuların ve simgelerin yer aldığı tuval üzeri akrilik boya çalışmalarının yanı sıra yine tuval üzerine karışık teknik uygulayacağı bir küçük grup iş ile İstanbul'un kendi belleğinde oluşturduğu izleri aktarıyor. Hüseyin Rüstemoğlu, ilham kaynağı İstanbul'un zamansız haline odaklanıyor. İstanbul'un İzleri projesiyle insan bedeni ve çıplaklığını şehirle buluşturan sanatçı hem şehri hem de insanoğlunun şehir üzerindeki yerini/rolünü sorguluyor. Sanatçı, bedenlerin özünde İstanbul'u da yeniden keşfe çıkıyor. Kendi bedenini de dahil ettiği oto portrelerinde ve diğer eserlerinde kıyafetten arınmış haliyle de zaman kavramını sorguluyor. Multidisipliner çalışmalar sergileyen Zeynep Seda Dinçay ise sergide, İstanbul'un yok olan doğasına ve kültürel değerlerine gönderme yaptığı seramik ve gravürleri ile izleyici ile buluşuyor. Gaia Art Project Sanat İnisiyatifi'nin İstanbul'un İzleri sergisini 14 Ocak 11 Şubat tarihleri arasında Gama Galeri'de ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-meydanlari-muzikle-bulusuyor/", "text": "İBB, 'İstanbul Kavuştayı' ile şehrin meydanlarını müziğin ritmiyle dolduracak. Sevilen sanatçılar, 11 meydanda ücretsiz konserlerle İstanbullularla buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki KÜLTÜR AŞ, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda başlattığı 'İstanbul Kavuştayı'nı, kentin meydanlarına taşıyor. Sevilen etkinlik serisi, Mart ayı boyunca şehrin 11 farklı meydanını müzikle buluşturacak. Popüler isimlerin sahne alacağı ücretsiz konserler ile İstanbul'un meydanları festival alanına dönüşecek. 'İstanbul Kavuştayı' konser serisinde ilk buluşma 4 Mart Cuma günü başlayacak. Türkiye'nin en çok dinlenen gruplarından Madrigal, Esenler Dörtyol Meydanı'nda İstanbullularla buluşacak. Konserler kapsamında Küçükçekmece Sahil Parkı'ndan Esenyurt Cumhuriyet Meydanı'na, Beykoz Çayırı'ndan Bağcılar Meydanı'na kadar birbirinden farklı meydanlarda müziğin sevilen isimleri dinleyenlere unutulmaz anlar yaşatacak. Kültür sanatı herkes için erişilebilir hale getirmeyi amaçlayan İstanbul Kavuştayı serisi, yaz ve sonbahar döneminde yeni konserlerine devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-mirasi-istanbulda/", "text": "İBB, dünyada sadece 4 nüshası bulunan Fatih Madalyonunu Londra'da düzenlenen müzayedede satın aldı. Üzerinde Osmanoğlu ve Bizans İmparatoru yazan madalyon, İBB bünyesindeki Fatih Portresi ve Kanuni Tablosu ile buluştu. Madalyon ve İBB kataloğundaki pek çok seçkin parça, İstanbul Sanat Müzesi'nde ülkenin ve dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin ziyaretine açılacak. İngiltere'nin başkenti Londra'daki önemli sanat merkezlerinden Christie's'de İslam ve Hint Dünyaları Sanatı, Oryantal Kilimler ile Halılar isimli müzayede düzenlendi. Müzayedenin en özel parçası olarak görülen Fatih Sultan Mehmed'in resmedildiği madalyon müzayedede açık artırmaya çıkarıldı. Constanza de Ferrara'nın 1464-1475 yılları arasında İstanbul'da Fatih'i bizzat görerek tasarlanan eser, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından satın alındı. 540 yıllık madalyon, Haliç'te açılacak İstanbul Sanat Müzesi'nde Türkiye'ye kazandırılan Fatih portresi ile birlikte sergilenecek. Restorasyon sonrası turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Yerebatan Sarnıcı, proje maliyetini 4 ayda karşıladı. Kültür miraslarını ülkeye kazandıran İBB, Yerebatan Sarnıcı örneğinde olduğu gibi projeleriyle turizme değer katmaya devam edecek. Fatih'in 1481'deki ölümünden hemen sonra Napoli'de bronzdan dökülen madalyonun üzerinde, Osmanoğlu ve Bizans İmparatoru ibaresi yer alıyor. Fatih'in talebi üzerinde Napoli kralı tarafından İstanbul'a gönderilen Rönesans döneminin ünlü sanatçılarından Constanza de Ferrara, Fatih'in madolyonunu hazırlamak için 1464-1475 yılları arasında İstanbul'a gelerek Fatih'i bizzat görüp, madalyonun üzerinde kullanılacak çizimi yapmıştır. Sanatçı aynı zamanda Fatih'in ölümüne kadar da İstanbul'da kaldı. Madalyonun ön yüzünde Latince ; Bizans İmparatoru Osmanoğlu Sultan Muhammed 1481, arka yüzünde de Asya'nın Ve Yunanistan'ın Hükümdarı Muhammed'in At Üzerinde Seferde Portresi yazılı. Madalyonun şimdiye kadar New York'taki Metropolitan ve Oxford'daki Ashmolean ile Londra'daki Victoria ve Albert müzelerinde olmak üzere sadece 3 örneğinin mevcut olduğu biliniyordu. 4. madalyonun mevcudiyeti ise Londra'daki mezatın katoloğunun yayınlanmasıyla öğrenildi. Henüz şehzadeliği döneminde madalyon yaptırmaya başlayan Fatih'in bu koleksiyonu içerisinde Ferrera madalyonu ince işçiliği ile diğer benzerlerinden ayrılır. Madalyonun bir tarafında Sultan Sultan Mehmed'in yaptırdığı diğer madalyonlarla karşılaştırıldığında çok daha ayrıntılı ve net bir portresi, diğer yüzünde ise Fatih bu sefer iki küçük yapraksız ağacın olduğu yumuşak kayalı zemin üzerinde at biner biçimde tasvir edilmiştir. Bir elinde atının yularını bir elinde kılıcını tutmaktadır. Aheste ilerleyen atın kuyruğunda bir düğüm vardır. Savaşa giderken atın kuyruğunu bağlamak Türk kültüründe sıklıkla görülen bir adettir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-renkleri-tanitiliyor/", "text": "İBB, kentte yaşayan azınlık gruplarını, İstanbul'un Renkleri kitabı ile anlatacak. Kent mozaiğini oluşturan toplulukları anlatan kitabın tanıtımı 23 Aralık'ta yapılacak. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun katılacağı etkinliğe, Altan Öymen ve Moris Levi konuşmacı olarak katkı sunacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kültür, gelenek ve inanç çeşitliliğinin dünyadaki simge kentlerinden İstanbul'da yaşayan topluluklar için İstanbul'un Renkleri kitabını hazırladı. Projede Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar, Polonyalı, Süryani ve Latin gibi tüm toplulukların insanları ele alındı. İstanbul kültürünü ve İstanbulluluk kimliğini anlatan eser için, birbirinden önemli yazar ve araştırmacılar bir araya geldi. Giriş yazısını Altan Öymen'in yaptığı eserde, Ali Çokona; İstanbul Rumlarını, Saro Dadyan; İstanbul'da yaşayan Bulgarları, Püzant Akbaş; İstanbul Ermenilerini, Rinaldo Marmara; İstanbul'un Latin Katolik Cemaatini, Nazım Alpman; İstanbul'da bir Polonya köyü olan Polonezköy'ü, Ivo Vedat Molinas; İstanbul Yahudilerini, Sait Süsin; İstanbul Süryanilerinin dünü bugününü, Mehmet Yüce de bu toplulukların Türk sporuna katkılarını anlattı. Kitabın final yazısını, aynı zamanda proje direktörü olan Cengiz Özkarabekir ve Sevecen Tunç birlikte kaleme aldı. İBB iştiraki Kültür AŞ tarafından yayınlanan eserin genel yayın yönetmenliğini Ahmet Bozkurt, editörlüğünü de Saro Dadyan üstlendi. Malta Köşkü'nde saat 11:00'de yapılacak etkinliğe İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul'daki cemaatlerinin dini temsilcileri, vakıf yöneticileri ve kitabın yazarları da katılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-sanatsever-otelleri-istanbul-sanat-dergisinde/", "text": "İstanbul'da kültür sanat dünyasının nabzını tutan İstanbul Sanat Dergisi, yeni sayısıyla raflarda yerini aldı. Kapak dosyasına İstanbul'un en köklü otellerindeki sanatsal faaliyetleri taşıyan dergi, çok sayıda özel röportaj ve haberlere de yer verdi. Otelinize bir sanatçının gözünden bakın başlığıyla yayımlanan özel dosya haberinde; Büyük Londra Oteli, Pera Palace, Çırağan Palace Kempinski, Raffles İstanbul, St. Regis İstanbul ve Point Hotel gibi İstanbul'un tarihi otellerine dair bir yolculuğa çıkıldı. Kendileri de adeta bir sanat eseri olan bu yapılardaki sanatsal detaylar, görsel bir şölenle gözler önüne serildi. İstanbul'dan en yeni kültür sanat haberleri ve güncel sergilerin de bulunduğu dergide özellikle tarihi Botter Apartmanı'nın açılış hikayesi, en dikkat çeken haberlerden oldu. Dergide ayrıca Akbank Sanat'tan Pera Müzesi'ne, Arter'den Müze Gazhane'ye kadar çok sayıda mekanın güncel sergileri de detaylarıyla yer aldı. İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısının özel konuklarından biri, duayen oyuncu Ediz Hun oldu. Aktörlüğünün yanında bir koleksiyoner ve bilim insanı da olan Ediz Hun, dergiye kaktüs koleksiyonunu anlatarak şu mesajı verdi: Bilim, sanat ve sevgi ile dünyayı yeniden inşa edebiliriz. Farklı disiplinlerde sanatsal isimlere yer veren derginin mimari alandaki konuğu Mimar İlker Kocahan ise Mimari; şehir ve insandan ayrı düşünülemez. diyerek kent kültürüne dikkat çekerken, Ressam Mustafa Gönen de Modern resim sanatı montajdır. değerlendirmesinde bulundu. Sanatın kente açılan kapılarından Dada Kuzguncuk yaratıcıları, hem Üsküdar'ı hem de yeniden hayata kazandırdıkları binlerce objeyi dergi okuyucuları için paylaştılar. Sanatçı Ecem Dilan Köse, dijital sanata dair önemli bilgiler aktarırken; derginin dikkat çeken röportajlarından bir diğeri olan Su Altı Fotoğrafçısı Saygun Dura, doğa ve sanat arasındaki ilişkiye değinerek Sanat, doğayı korumamızı kolaylaştırır. ifadesini kullandı. Derginin diğer konukları arasında; Tiyatrocu Dilek Türker, Sahaf Emin Nedret İşli, Heykeltıraş Damla Güdemez ve Mikro Art Sanatçısı Murat Uçar gibi isimler yer aldı. İstanbul Sanat Dergisi, Sanat Günlüğü sayfalarıyla en yeni film, albüm ve kitapları da okuyucuların beğenisine sundu. - İstanbul Sanat Dergisi ve diğer yayınlarımızı www. kiletisimyayinlari. com internet sitesi üzerinden adresinize sipariş verebiliriniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-uc-ayda-en-fazla-turist-cektigi-ulke-rusya/", "text": "Dünyanın gözde şehirlerinden biri olan İstanbul, her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın dört bir yanından gelen turistlerini ağırlamaya devam ediyor. İstanbul'a yılın ilk üç aylık döneminde gelen yabancı ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 135 artışla 1.2 milyondan 2,9 milyona ulaştı. Bu dönemde gelen yabancıların ülkelere göre dağılımında 257 bin kişi ile Rusya ilk sırada. Rusya'dan girişler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36.8 arttı. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü verilerine göre gelenlerin ülkelere göre dağılımında ilk sıradaki Rusya'yı yüzde 113 yükselişle İran, yüzde 164 artışla Almanya, ardından Fransa ve İngiltere geliyor. İstanbul'a gelen turist sayısı 2021 yılında % 80 artışla 9 milyon bandını geçmişti. 2021'de ilk sıraları; Almanya, İran, Rusya, Fransa ve Irak almıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istanbulun-yeni-kultur-mekani-postane-aciliyor/", "text": "Sosyal, çevresel ve kentsel etki odaklı çalışmalara ve ortak kültürel üretimlere ev sahipliği yapacak bir mekan olarak tasarlanan Postane, 9 Ekim Cumartesi günü açılıyor. 2020'den beri süren restorasyon çalışmalarıyla Galata'da İngiliz Postanesi olarak bilinen tarihi yapı, konumlandığı çevrenin ve temas ettiği canlıların iyilik halini besleyen açık, paylaşımcı, üretken ve onarıcı bir mekan olarak yeniden işlevlendirildi. Postane, yağmur suyunu biriktirip kullanarak doğal gıda yetiştirilen bir teras bahçesi; dayanışma temelli mutfak ve kafeteryası; yerel üreticiler, sosyal girişimler ve kooperatiflerle tüketicileri buluşturan adil ticaret birimi; ortak üretimi teşvik eden çalışma ve toplantı alanları; uzmanlık kütüphanesi; hikaye anlatıcıları için podcast ve video stüdyosu; ve kamusal etkinlikler için çok amaçlı salonu ile sosyal, çevresel ve kentsel etki odaklı çalışmalara ve ortak kültürel üretimlere ev sahipliği yapacak. Postane'nin açılışıyla birlikte binaya özel üretilen bir dizi yerleştirme de yine bugün görülebilecek. Aslı Özdoyuran, Ekin Kano, Emirkan Cörüt, Mehmet Kentel, Yasemin Özcan ve Mekanda Adalet Derneği'nin işleri, Volkan Işıl ve Onur Temel'in Postane'nin restorasyonu ve açılış sürecinde çalışan kişileri çektiği kısa videolar bina içerisinde sergileniyor olacak. Ayrıca Postane Cafe, Postane Dükkan ve Postane Bahçe da tüm gün ziyarete açık olacak. COVID-19 tedbirleri kapsamında binadaki doluluğu kontrol edebilmek için 10:00, 12:00, 15:00, 17:00 veya 19:00 saatlerinden birine yerinizi ayırabilir; katılmak için buradan kaydınızı yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istikbal-sanat-koleksiyonunun-ilk-serisi-tanitildi/", "text": "Sanatla mobilyanın bir araya getirildiği, İstikbal Sanat Koleksiyonunun ilk serisi olan Devrim Erbil'in İstanbul'u tasarımlarının tanıtımı gerçekleştirildi. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanı Muhiddin Gülal, An itibarıyla elimizde 796 şirketimiz var, bunların öz kaynak büyüklüğü hemen hemen 26 milyar TL, aktif büyüklükleri de 61,2 milyar TL seviyesinde, istihdam sayımız da 40 bin 684. Devraldığımız andan itibaren bu şirketlere milli servet gözüyle bakmaya başladık. dedi. Devrim Erbil'in İstanbul manzaraları, İstikbal'in tasarımlarıyla İstikbal Sanat Koleksiyonunda bir araya gelirken, İstanbul By Devrim Erbil koleksiyonunun tanıtım daveti Esma Sultan Yalısı'nda gerçekleştirildi. Tanıtım toplantısına TMSF Başkanı Gülal, Erciyes Anadolu Holding Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Güler, Erciyes Anadolu Holding Üst Yöneticisi Alpaslan Baki Ertekin, Yönetim Kurulu üyeleri, İstikbal Genel Müdürü Mehmet Ali Yörük ve çok sayıda davetli katılırken, Devrim Erbil de toplantıya Bodrum'dan online olarak bağlandı. TMSF Başkanı Muhiddin Gülal, şirketlerin büyümesini sadece finansal rakamlarla değil, kültür-sanat, tarih, spor gibi bir çok alanda projeler üretmek veya mevcut projelere destek olmalarıyla da değerlendirmek gerektiğini söyledi. Hızla ilerleyen günümüz koşullarında, hayattaki her şeyin değişim ve dönüşüme uğradığını belirten Gülal, bu değişim ve dönüşüm sürecinde, geleceği iyi kurgulamanın, sürdürülebilir olmak için fonksiyonel, inovatif, işlevsel, teknolojik ve estetik kaygılara kulak vermenin önemli olduğunu dile getirdi. Gülal, Erciyes Anadolu Holding ve mobilya sektöründeki en değerli markalardan biri olan İstikbal Mobilya'nın da kültür, tasarım ve sanat odaklı bir projeye imza atmış olmasından dolayı son derece gurur ve mutluluk duyduklarını belirterek, şunları kaydetti: An itibarıyla elimizde 796 şirketimiz var, bunların öz kaynak büyüklüğü hemen hemen 26 milyar TL, aktif büyüklükleri de 61,2 milyar TL seviyesinde, istihdam sayımız da 40 bin 684. Devraldığımız andan itibaren bu şirketlere milli servet gözüyle bakmaya başladık. Bu şirketler katma değer üretmeye ve istihdam sağlamaya devam etsinler dedik. Bu şirketler, TMSF kayyumunda yönetilen süreçte ortalama yüzde 43 seviyesinde aktif olarak büyüdüler. Elimizdeki yapının bütçe imkanları ölçüsünde, sosyal, sportif, sanatsal, kültürel, birçok etkinliğe katkı sağlayarak, önemli bir sosyal sorumluluğu da yerine getirmiş oluyoruz. Bu alanlarda yaptıkları çalışmalardan bahseden Gülal, sanatsal etkinliklere verdikleri destekler, sportif alanlara yaptıkları katkılar hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Firma olarak sanattan eğitime kültürden spora birçok alanda sosyal faaliyetlere destek verdiklerine işaret eden Yörük, Sanat Koleksiyonu'nu birbirinden değerli sanatçılar ve eserleriyle, yılda bir kez özel bir koleksiyon olarak hazırlamaya ve tüm tüketicilerin beğenisine sunmaya devam edeceklerini bildirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istiklal-marsinin-kabulunun-100-yilinda-devlet-resim-ve-heykel-yarismasi/", "text": "Türkiye'nin en uzun soluklu sanat yarışması olarak 82'nci yılına ulaşan Devlet Resim ve Heykel Yarışması bu yıl İstiklal Marşı'nın kabulünün 100. yılına ithafen düzenlenecek. Resim, heykel, seramik ve özgün baskı olmak üzere 4 ayrı kategoride gerçekleştirilecek yarışmada toplam para ödülü 325 bin lira olacak. Kültür ve Turizm Bakanlığının 75'incisini düzenleyeceği yarışmada görsel sanatlar alanında eser veren sanatçılar desteklenerek sanat dünyasına yeni eserler kazandırılacak. Yarışmanın başvuruları 6 Eylül ile 6 Ekim tarihleri arasında çevrim içi olarak https://gorselsanat. ktb. gov. tr/ adresi üzerinden yapılacak. Yarışmacılar, bu adres üzerinden e-devlet sistemine yönlendirilerek başvurularını gerçekleştirebilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığının sanat yarışmasında başarı ödülleri ile sergilemeye değer görülen eserleri alanında tanınmış, seçkin isimlerden oluşan seçici kurul belirleyecek. Değerlendirme ekim ve kasım ayları içerisinde yapılacak. Resim Yarışması, Heykel Yarışması, Özgün Baskı Yarışması ve Seramik Yarışması kategorilerinin her birinde en başarılı bulunan 3 sanatçıya ayrı ayrı 20 bin lira ve başarı belgesi takdim edilecek. Sanat dünyamıza yeni eserler kazandıran 12 sanatçının destekleneceği sanat yarışması kapsamında ayrıca her bir kategoride sergilenmeye değer görülecek en fazla 17 eser için de yine ayrı ayrı 1.250 lira para ödülü ve katılım belgesi verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/istmarina-sanatta-hasan-koca-resim-sergisi-aciliyor/", "text": "Sosyal ve kültürel aktiviteleriyle göz dolduran İstMarina Alışveriş Merkezi Kasaba alanında açılan İstMarina Sanat, Hasan Koca sergisine ev sahipliği yapıyor. Kadın ve erkek giyimini aynı koleksiyonda buluşturarak Türk modasında unisex tasarıma öncülük eden genç moda tasarımcısı Hasan Koca'nın 'Çizgi' isimli sergisinde, sanatçının ürettiği resim ve moda tasarımlarının yanı sıra tamımı el yapımından oluşan HK Leather Works markalı özel çanta koleksiyonu yer alacaktır. Hasan Koca'nın resim çalışmalarında yer alan figürler, birbirini kesen doğrular içerisinden belli belirsiz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bir parçalama ve birbirinden ayrılmanın sonunda, yeni bir kavuşum ve yeni formların ortaya çıktığı eserler sanat severler ile buluşacaktır. 'Çizgi' sergisindeki resimlerdeki ve moda tasarımlarındaki geometrik formlar birbirinin devamı niteliğinde olup, sanat ve tasarım arasındaki çizgiyi ortadan kaldırmaktadır. Birkan Sokullu, Burcu Biricik, Can Yaman, Demet Evgar, Enis Arıkan, Keremcem, Murat Boz, Murat Dalkılıç veŞevval Sam gibi pek çok ünlüye kıyafet tasarlayan Hasan Koca'nın moda ve çanta tasarımları sergi boyunca satışa açık olacaktır. Sanat ve tasarımı izleyiciye aynı alanda sunmayı amaçlayan İstMarina Sanat'taki Hakan Koca 'Çizgi' sergisine, yalnızca %100 doğal elyaflarlardan üretilen geleneksel kumaşlarla el işçiliği ile zenginleştirilmiş yenilikçi tasarımlarıyla LUWI DESIGN STUDIO ve birbirinden doğal ürünlerin tasarımla buluşmuş hali olan Morganiks İstMarina Pop-Up Store'da eşlik edecektir. Moda, eğlence ve lezzeti denize nazır konumunda sunan İstMarina Alışveriş Merkezi Kasaba alanında yer alan İstMarina Sanat'ta gerçekleşecek bu eşsiz sergi ve Pop-Up Store sanat ve tasarım tutkunlarına eşsiz bir deneyim sunacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/italyada-da-vincinin-calinan-salvador-mundi-tablosu-apartman-dairesinden-cikti/", "text": "İtalya'da iki yıl önce bir katedralden çalınan ünlü ressam, filozof ve mühendis Leonardo Da Vinci'nin Salvador Mundi yağlı boya tablosunun 450,3 milyon dolarla açık arttırmaya satılan bir kopyası, düzenlenen operasyonla ülkenin güneyindeki bir apartman dairesinde bulundu. İtalya'da polis iki yıl önce bir katedralden çalınan ünlü ressam, filozof ve mühendis Leonardo Da Vinci'nin Salvador Mundi yağlı boya tablosuna ait bir ihbarı değerlendirdi. Polis ekipleri 8 kişilik özel bir ekiple Napoli kentindeki San Domenico Maggiore Bazilikası'ndaki bir apartman dairesine operasyon düzenledi. Operasyonda, Leonado Da Vinci okulunun önemli koleksiyonlarından biri olan Salvador Mundi yağlı boya tablosu ele geçirildi. Leonardo Da Vinci'ye atfedilen 15. yüzyıla ait paha biçilmez resim daha önce çalındığı katedrale geri döndü. Öte yandan tablonun bulunduğu apartman dairesinin 36 yaşındaki sahibi gözaltına alındığı bildirildi. Diğer yandan, ünlü İtalyan ressam Leonardo da Vinci'nin Salvador Mundi adlı İsa Peygamber tablosu, düzenlenen açık artırmada rekor fiyatla 450,3 milyon dolara satılmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/italyan-sanatci-gian-maria-tosattinin-sergisi-tarlabasinda/", "text": "2015 yılında ArtReview tarafından, kendi jenerasyonunun en ilginç 30 sanatçısı arasında gösterilen Gian Maria Tosatti'nin , , Kalbim Ayna Gibi Boş İstanbul Bölümü başlıklı enstalasyon sergisi, 24 Mayıs Pazartesi günü Tarlabaşı'nda ziyarete açılıyor! The Blank Contemporary Art ve Depo, İtalyan Kültür Merkezi işbirliğiyle gerçekleşen proje, İtalyan Kültür Bakanlığı Çağdaş Yaratıcılık Genel Direktörlüğü'nün, İtalyan çağdaş sanatının uluslararası tanıtımını amaçlayan İtalyan Konseyi (7. edisyon, 2019) programı tarafından destekleniyor. Gian Maria Tosatti'nin güncel sanatsal araştırmasının tamamını kapsayan Kalbim Ayna Gibi Boş adlı yeni projesinin Katanya, Riga, Cape Town ve Odessa bölümlerininin ardından gelen İstanbul Bölümü'nün küratörlüğünü Devrim Kadirbeyoğlu ve Antonello Tolve üstleniyor. İstanbul'un son 20 yılda geçirdiği dönüşüme odaklanan ve Tarlabaşı'nın ortasında yer alan büyük bir Art Nouveau binanın içinde kurulan Kalbim Ayna Gibi Boş İstanbul Bölümü başlıklı enstalasyon sergisi, 24 Mayıs 25 Haziran 2021 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Kalbim Ayna Gibi Boş, Gian Maria Tosatti'nin güncel sanatsal araştırmasının tamamını kapsayan bir proje. Tosatti'nin araştırma odağında demokrasi krizi ve bunu takiben Perikles döneminde Atina'da doğan Batı Medeniyeti'nin giderek silinmeye başlaması yer alıyor. Sanatçı 2018'de başladığı yolculuğunda, çağın karmaşıklığını sergilemek için birçok şehir ve ülkeyi dolaştı. Bu sürecin bir parçası olarak ürettiği her yapıt, rüya, kehanet ve gerçekliğin birbirinden ayırt edilemediği görsel bir romanın bölümlerini oluşturuyor. Gian Maria Tosatti, projesinin Katanya, Riga, Cape Town ve Odessa bölümlerininin ardından gelen İstanbul Bölümü'nübölgede yürüttüğü beş yıl süren araştırmaları sonucunda geliştirdi. Bu yolculukta topladığı birçok ipucu bir araya getirilerek güçlü bir görsel hikayeye dönüştürüldü. İstanbul, son 20 yılda Avrupa'nın en etkileyici ekonomik büyümelerinden birini gördü. Sürekli hareket halinde olan şehre, birkaç sene içinde yüzlerce gökdelen ve birçok finansal bölge inşa edildi. Geniş beton alanlarla kaplanan ve tarihi semtler üzerinde yükselen yatay ve dikey düzlemdeki çarpıcı büyümenin ötesinde, emlak spekülasyonu araziyi kemiren ve içinde yaşayan toplulukları bölen bir etki yarattı. Yeni evler ve yeni iş yerleri, gitgide daha fazla şehrin çeperlerine itilen eski mahalle sakinleri için çok pahalı. Camdan ve çelikten, dökme demir ve mermerden yapılan yeni İstanbul, hayalet bir şehir. Yeni binalar çoğaldıkça eski mahalleler yüzlerce yıllık geçmişleriyle birlikte tarihe karışıyor. Çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı bir bölge olan Tarlabaşı ise uzun zaman önce ölüm fermanı imzalanmış bir semt. Tarlabaşı her köşede koşturup oynayan çocuklarıyla şehrin en yaşam dolu bölgelerinden biri. Napoli'nin savaş sonrası dönemine oldukça benzeyen bu bölge, her gün yeni bir şehir ve toplum fikri sunmaya devam ediyor. Buradaki yıkımın kademeli ilerleyişini ve sınırlarını takip etmek, son 20 yılda ülkede gerçekleşen değişimi gözlemleyebilmek için de imkan sağlıyor. Sanatçı yapım sürecinden, Ekibimle birlikte Tarlabaşı'nda yaşamak hepimiz için çok güçlü ve sancılı bir deneyim, diye bahsediyor. Kayan bir yıldızı izlemek gibi. Enstalasyonu kurduğumuz bina sanki bir gözlem evi ve onun sunduğu ayrıcalık sayesinde bu yıldızın son ışıklarını görüyor gibiyiz. Yaptığımız bu çalışmayla şiirin gözü kara yaşam gücü, önümüzde büyümekte olan çöle karşı bir zıtlık yaratıyor. Enstalasyon Tarlabaşı'nın ortasında yer alan büyük bir Art Nouveau binanın içinde kuruluyor. Binada yaşayan tek kişi, sağır bir kızdır ve ziyaretçiler içeri girdiklerinde bu zamandışı yerde, bütün dünyasını, evini kuşatan kapitalizmin gürültüsünü duymaksızın kendi başının çaresine bakmayı öğrenmiş birinin basit yaşantısıyla karşılaşırlar. Bu kız gürültüyü duymuyor olmasına rağmen, dışarıda gümbürdeyen tehdidi, etrafındaki camların titremesiyle hissetmektedir. Bütün camlar çatlamıştır ve pencerenin yanında eski bir gramofon vardır. Kız, gramofonun sesindeki uyumlu titreşimlere, dışarıdaki matkap ve kazı aletlerinin öfkesini dindirecek bir tür dua gibi tutunmaktadır. İstanbul Bölümü, Kalbim Ayna Gibi Boş projesinin iki parçasından biri olan Diptych of the Trauma projesinin ikinci bölümünü oluşturuyor. İkinci parçayı oluşturan Odessa Bölümü Aralık 2020'de, Kateryna Filyuk ve Alessandra Troncone küratörlüğünde ve Izolyatsia Platform for Cultural Initiatives işbirliğiyle The Blank Contemporary Art tarafından sunuldu. Gian Maria Tosatti'nin Kalbim Ayna Gibi Boş İstanbul Bölümü başlıklı enstalasyon sergisi 24 Mayıs 25 Haziran 2021 tarihleri arasında, Tarlabaşı'nda Ömer Hayyam Cad. No: 11 adresindeziyaret edilebilecek. Ziyaretçilerin alana teker teker alınacağı sergiyi gezme süresi 20 dakika olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/italyan-sanatci-rovero-kedili-istanbulu-resmetti/", "text": "Dünyanın eşsiz şehirlerinden biri olan İstanbul, birçok ülkenin ruhuna üflüyor. Şimdi ise İtalyan Çizer Pierpaolo Rovero'nun kalbinde. Üstelik; kedileri ile... Pierpaolo Rovero, Kedilerin güzel şeyler için harika sezgileri vardır. Bu yüzden İstanbul'u evleri olarak seçmişler. dedi. talyan çizer Pierpaolo Rovero, adını John Lennon'ın Imagine şarkısından aldığı sanat projesinde, dünyanın farklı şehirlerinden günlük hayat manzaralarına yer veriyor. Dünyadaki çeşitli şehirleri illüstrasyon tekniğiyle çizen sanatçının koleksiyonunda, İstanbul, Şikago, Sana, Moskova, Milan, New York, Tokyo, Kabil, Roma, Tel Aviv, Los Angeles, Beyrut gibi şehirler yer alıyor. Henüz 18 yaşında Disney'de çizer olarak göreve başlayan Rovero, seyahatlerin kısıtlandığı salgın döneminde geliştirdiği projesini, İstanbul'u ve İstanbul kedilerinden ilham aldığı İstanbul Kedileri Sever başlıklı eserini anlattı. Pierpaolo Rovero, karantinanın yoğunlaştığı dönemde projesine başladığını belirterek, çizimlerini, resmettiği şehrin sakinlerinden aldığı yönlendirmelerle oluşturduğunu aktardı. 'Imagine' projesinin insanların ilgisi sayesinde büyüdüğüne dikkati çeken Rovero, Hala seyahat etmenin zor olduğu, zor zamanlar yaşıyoruz. Ben de hayal gücümle seyahat etmeye, dünyanın belli başlı şehirlerini gezmeye karar verdim. Bu zor dönemde herkesin benzer durumlar yaşadığını, umutları, korkuları ve arzuları paylaştığını söylemek isterim. dedi. Kedilerin İstanbul'un gerçek ruhunu yansıttığını anlatan Rovero, Kediler, kucaklaşmayı ve aynı zamanda özgürlüğü seven zarif hayvanlardır. Şehrin sakinlerinin onlarla ilgilendiğini görmek güzel. diye konuştu. İtalyan sanatçı, İstanbul'un festival havasına sahip bir şehir olduğuna dikkati çekerek, Tepelere yaslanmış sayısız evden, açık pencereleri ve ışıklı odaları görebilirsiniz. İstanbul'da, diğer şehirlerin aksine, içerisi ile dışarısı arasında katı engellerin olmadığı hissi var. Akşam arabaların uğultusu dindiğinde bu büyülü duyguyu yakalıyorsunuz. Kedilerin güzel şeyler için harika sezgileri vardır. Bu yüzden İstanbul'u evleri olarak seçmişler. ifadelerini kullandı. 'Imagine' adlı sanat projesiyle dünyanın farklı şehirlerinden günlük hayat manzaralarını çizmeye devam eden Pierpaolo Rovero'nun çizimlerine instagram. com/pierpaolorovero ve pierpaolorovero. com adresinden ulaşabilir. -AA"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/italyan-sinemasinin-en-guclu-ismi-ferzan-ozpetek-in-altin-cagi/", "text": "Ferzan Özpetek, İtalya'nın en popüler sinema dergisi CIAK tarafından hazırlanan İtalyan sinema endüstrisinin en güçlü isimleri sıralamasında 2'nci sırada yer aldı. Ferzan Özpetek, bundan 20 yıl önce vizyona giren Cahil Periler'in Disney+ kanalında yayınlanacak olan ve heyecanla beklenen 8 bölümlük aynı adlı dizisinin çekimlerini kısa bir süre önce tamamladı. Dizinin oyuncuları arasında; Luca Argentero, Cristiana Capotondi, Ambra Angiolini, Anna Ferzetti, Paola Minaccioni, Eduardo Scarpetta, Carla Signoris, Şerif Sezer, Serra Yılmaz ve Burak Deniz yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyiligin-filmi-sanatla-bulusuyor/", "text": "01 Şubat 15 Mart 2021 tarihleri arasında Deniz Feneri Derneği İyilik Kazandırır temalı film yarışması organizasyonu gerçekleştiriyor. Birincisi gerçekleştirilecek ve her sene yapılması öngörülen Kısa Film Yarışması, bu yıl İyilik Kazandırır temasıyla düzenleniyor. Yurdun dört bir yanından iyiliği, sevgiyi, paylaşmayı ve yardımı anlatan binlerce iyilik gönüllüsü sanatseverlerin çekeceği filmleri değerlendirmek için heyecanlı bekleyiş başladı. Deniz Feneri Derneği'nin organize ettiği yarışmanın jürisinde; Mesut Uçakan, Hasan Kaçan, Nazif Tunç, Ali Nuri Türkoğlu, Umut Sakallıoğlu gibi usta isimler bulunuyor. Dernek yetkilileri amaçlarının Kısa Film Yarışması kapsamında düzenlenecek olan bu etkinliği özendirmek ve desteklemek, Türkiye'de kısa filmin gelişimine katkıda bulunmak amacında olduklarını ifade ettiler. Ana jürinin değerlendirmesine sunulacak aday filmleri, yönetim tarafından belirlenmiş ön jüri seçecek ve düzenlenen Kısa Film Yarışması'na başvuru yapan filmler, ana jürinin karşısına 15-25 Mart tarihleri arasında çıkacaktır. Kısa Film Yarışmasına katılacak olan adaylar www. iyilikkazandirir. org internet sitesi üzerinden Başvurularını gerçekleştirerek ve ardından hazırlanan filmler iyilikkazandirir@denizfeneri. org. tr mail adresine göndermeleri gerekiyor. Ödüllü yarışmada ilk üçe giren adaylara çeşitli para ödülleri dağıtılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-bulastiracak-sanatseverlere-haberimiz-var/", "text": "Türk Eğitim Vakfı'nın Korona Kahramanları Vefa Fonu'na sanatla destek olmak amacıyla başlattığı kampanya, Portakal Çiçeği Sanat Platformu'nun da desteğiyle bir anda Türkiye'nin en büyük sanatçı destek platformunun oluşmasına imkan sağladı. Projeye duyarlı sanatçılar tarafından bağışlanan eserlerin 2 bin 500'ün üzerine çıkması, gelecek için de umut verici bir gelişme olarak yorumlandı. Türk Eğitim Vakfı'nın Portakal Çiçeği Sanat Platformu ile başlattığı ve Bulaşıcı olan iyiliktir diyerek çıkılan yolda, başta sağlık çalışanlarının evlatları olmak üzere Covid-19 nedeniyle tüm vefat eden vatandaşlarımızın çocuklarına ömür boyu burs verilmesi hedefleniyor. Konu hakkında bir teşekkür mesajı yayınlayan Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şahin; Bulaşıcı olan iyiliktir diyerek yola çıktık, iyiliği bulaştırarak yürüyoruz. Eserler www. portart. org sitesine yüklendi, teklifler gelmeye başladı. Siz de bir esere teklif vererek, başta sağlık çalışanların çocukları olmak üzere koronadan vefat eden tüm vatandaşlarımızın çocuklarına ömür boyu burs için destek olabilirsiniz. Satılmayan eser kalmasın ve tüm eserler en yüksek değeri görsün istiyoruz. Şimdi birlik zamanı! El ele verelim, birbirimize virüsü değil, iyiliği bulaştıralım ifadelerini kullandı. Kampanyanın beklenenden fazla ilgi görmesinden büyük memnuniyet duyduğunu dile getiren TEV Anadolu Yakası Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Seda Ekincioğlu ise; Umutluyuz, mutluyuz, gururluyuz. Bu yolda desteklerini esirgemeyen tüm sanatçılara teşekkürlerimizi sunuyoruz açıklamasında bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-icin-sanat-dernegi-karma-sergisi-ile-artcontact-istanbulda/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği, hayata geçirdiği üç projesinde üretilen eserleri ArtContact İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı'nda düzenlediği karma sergi ile sanatseverlerin beğenisine sundu. İstanbul'un yeni çağdaş sanat fuarı ArtContact İstanbul, Yenikapı'daki Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi'nde 31 Mayıs'taki ön izlemenin ardından 1 Haziran Salı günü genel izleyici ile buluştu. ArtAnkara Çağdaş Sanat Fuarı'nı da düzenleyen ATİS Fuarcılık tarafından organize edilen ve bu yıl ilk kez kapılarını açan ArtContact İstanbul, yurt içinden ve dışından bine yakın sanatçının eserini sanatseverlere sunuyor. Fuar ile ilgili düşüncelerini ifade eden İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, İyilik İçin Sanat Derneği olarak, ArtContact İstanbul'da yer almaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Haziran ayının ilk haftası itibarıyla şehirde tam bir sanat şöleni yaşanıyor diyebiliriz. ArtContact İstanbul'da hafta boyunca sanatseverleri sanatçılarımızın ilk kez görücüye çıkan eserleriyle buluşturuyoruz. Her üç projemizde yer alan genç sanatçıların eserleri pek çok önemli bireysel ve kurumsal koleksiyoner tarafından tercih ediliyor. Katıldığımız sergiler ve fuarlarda, derneğimizin faaliyetlerine ve projelerimizde üretilen çağdaş sanat eserlerine gösterilen ilgi bizlere motivasyon kaynağı oluyor. dedi. Genç sanatçıların eğitimlerini desteklemek, sanatçıların görünürlüğüne katkı sağlamak amacıyla sergilerden elde ettikleri gelirlerin tamamının sanat ortamının sürdürülebilirliğine kaynak olarak aktarıldığını vurgulayan Bozkurt, ArtContact İstanbul'da yer alan karma sergi için tüm sanatseverlerden ilgi ve destek beklediklerini sözlerine ekledi. Evrensel bir değer olan sanatın daha geniş kitlelere yayılması amacıyla 6 yıldır faaliyetlerini sürdüren İyilik İçin Sanat Derneği, hayata geçirdiği Pasajda Bir Yıl, Anadolu'dan İzlenimler ve Atölye Cer projelerinde görev alan sanatçıların ürettiği eserlerden oluşan karma bir seçkiyi ArtContact İstanbul fuarında C-27 numaralı stantta sergilemeye başladı. İyilik İçin Sanat Derneği'nin üç projesinde yer alan sanatçıların birbirinden değerli eserleriyle yer aldığı serginin küratörlüğünü Dr. Feride Çelik üstleniyor. ArtContact İstanbul, 6 Haziran'a kadar 10.00 20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-icin-sanat-dernegi-karma-sergisi-ile-step-istanbulda/", "text": "Türkiye'de sanat ortamının gelişimine katkıda bulunmayı amaçlayan, sergilerden elde ettiği gelirin tamamıyla sanatçıları destekleyen İyilik İçin Sanat Derneği, hayata geçirdiği üç projesinde üretilen eserlerle Step İstanbul'da yerini aldı. Contemporary İstanbul ve TOMTOM Designhood iş birliğiyle Sanat herkesin hayatının bir parçası olmalıdır fikriyle hayata geçirilen Step İstanbul, bu yıl 18-22 Kasım tarihlerinde Taksim 360 Projesi'nde gerçekleştirilecek. Step İstanbul, 16-17 Kasım'daki ön gösterimin ardından 18 Kasım Çarşamba günü kapılarını açacak. Karma sergi ile etkinliğe katılan İyilik İçin Sanat Derneği, hayata geçirdiği Pasajda Bir Yıl, Anadolu'dan İzlenimler ve Atölye Cer projelerinde yer alan sanatçıların eserlerini sergileyecek. İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, geçen günlerde tamamlanan Artweeks@Akaretler karma sergisinde 27 işle rekor satış gerçekleştirdiklerini anımsattı. Sanatseverlerin ve koleksiyonerlerin derneğin çalışmalarına verdikleri destekten dolayı memnuniyetlerini dile getiren Selin Bozkurt, derneğin kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olduğunu ve sergilerden elde ettikleri gelirlerin tamamının sanat ortamının sürdürülebilirliğine kaynak olarak aktarıldığını vurguladı. Yeni rekorlar kırmak istediklerini söyleyen Selin Bozkurt, Step İstanbul'da düzenlenen karma sergi için tüm sanatseverlerden ilgi ve destek beklediklerini sözlerine ekledi. İyilik İçin Sanat Derneği, ilk olarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden yeni mezun gençlere daha ileri eğitimler vermek üzere Pasajda Bir Yıl projesini hayata geçirdi. Ardından Anadolu'daki üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde eğitimlerini sürdüren genç sanatçıların eğitimini desteklediği Anadolu'dan İzlenimler projesini devreye aldı. Dernek ayrıca Türkiye'nin sanata değer katan gayrimenkul markası Ege Yapı iş birliğine giderek profesyonel sanatçıların katılımıyla Atölye Cer projesini gerçekleştirdi. İyilik İçin Sanat Derneği'nin üç projesinde yer alan sanatçılar, eserlerini Step İstanbul'da A1-122 numaralı alanda sanatseverlerin beğenisine sunacak. İyilik İçin Sanat Derneği'nin üç projesinde yer alan sanatçıların birbirinden değerli eserleriyle yer aldığı serginin küratörlüğünü Dr. Feride Çelik üstleniyor. Koronavirüs tedbirleri kapsamında Sağlık Bakanlığı Yönetmeliği Çalışma rehberine uygun olarak gerçekleştirilecek etkinliğe HES kodu ile giriş yapılacak. Sergiyi ziyaret etmek isteyenler biletleri Biletix üzerinden satın alabilecekler. Etkinlik aynı zamanda çevrimiçi olarak da ziyaret edilebilecek. 16 Kasım'da ön izleme ile birlikte aktif hale gelecek çevrimiçi platforma www. stepistanbul. com. tr adresi üzerinden erişim sağlanabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-icin-sanat-dernegi-ressam-kader-genc-ziyaret-etti/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği üyelerinin her hafta düzenli şekilde gerçekleştirdikleri Sanat Buluşmalarının 240.'sının konuğu, başarılı ressam Kader Genç oldu. Ressamın Osmanbey'deki atölyesinde gerçekleşen ziyarette İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt ve dernek üyeleri, sanatçının çalışmaları hakkında bilgi aldı. Kader Genç, 1987 yılında Bursa'da doğdu. 2010 yılında Mimar Sinan Güzel Sanat Üniversitesi Resim Bölümü'nde Neşe Erdok, Nedret Sekban ve Ahmet Umur Deniz ile çalıştığı 3 No'lu atölyeden mezun oldu. İlk kişisel sergisini 2011 yılında Doruk Sanat Galerisi'nde açan sanatçı, bugüne kadar 4 farklı kişisel sergiye katıldı. Son dönem resim sanatının sıradışı ve çarpıcı isimlerinden biri olan Kader Genç, sanat çalışmalarını İstanbul'da sürdürüyor. Türkiye'de sanat ortamının gelişimine katkıda bulunmak, genç sanatçıların eğitimini desteklemek, uluslararası platformlarda Türkiye'nin sanatçılarıyla yer almasını sağlamak amacıyla hiçbir maddi menfaat beklentisi olmayan sanata gönül vermiş kadınların öncülüğünde kurulan İyilik İçin Sanat Derneği'nin Sanat Buluşmaları ve güncel sanat haberleri, derneğin www. iyilikicinsanat. org web sitesinden takip edilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-icin-sanat-dernegi-ressam-ve-heykeltras-jackie-ardittyi-ziyaret-etti/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği üyelerinin her hafta düzenledikleri Sanat Buluşmalarının 358'inci durağı, ressam ve heykeltraş Jackie Arditty oldu. İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, dernek üyeleri ve sanatçıların katılımı ile gerçekleştirilen sanat buluşmasında, Jackie Arditty'den hikayesi ve eserleri hakkında bilgi aldı. Türkiye'de sanat ortamının gelişimine katkıda bulunmak, genç sanatçıların eğitimini desteklemek, uluslararası platformlarda Türkiye'nin sanatçılarıyla yer almasını sağlamak amacıyla hiçbir maddi menfaat beklentisi olmadan sanata gönül vermiş kadınların öncülüğünde kurulan İyilik İçin Sanat Derneği, her hafta düzenli olarak gerçekleştirdiği sanat buluşmalarında 358 haftayı geride bıraktı. Dünyanın ünlü sanat eleştirmenlerinden biri olan Roma Üniversitesi Profesörlerinden ve Picasso eksperi Achille Bonito Olive tarafından çağımızın en yetenekli ilk 3 ressamı arasında gösterilen Jackie Arditty, İyilik İçin Sanat Derneği üyelerine hikayesi ve eserleri hakkında bilgi verdi. İlk sergisini 11 yaşında Beyoğlu Sanat Galerisi'nde açan Arditty, yurt içi ve yurt dışında UNICEF gibi kurumların da bulunduğu pek çok yarışmada ödül aldı. Türkiye'de özel markaların pek çok tasarımında da imzasını taşıyan Jackie Arditty, Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim aldı. Bugüne kadar ulusal ve uluslararası platformlarda Türkiye'yi temsil etmiş 300'ü aşkın sanatçıyı her Çarşamba gerçekleştirdiği sanat buluşmaları ile ziyaret eden İyilik için Sanat Derneği, son olarak Jackie Arditty ile bir araya geldi. İyilik İçin Sanat Derneği'nin Sanat Buluşmaları ve güncel sanat haberlerini www. iyilikicinsanat. org/ web sitesinden takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-icin-sanat-dernegi-sanatseverleri-bir-araya-getirdi/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği üyelerinin her hafta düzenledikleri Sanat Buluşmalarının 347'ncisi derneğin Artweeks@Akaretler'deki karma sergisi kapsamında koleksiyoner Mustafa Taviloğlu'nun katılımıyla gerçekleştirildi. Sanat buluşmasında İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, dernek üyeleri ve sanatçılar Mustafa Taviloğlu'ndan koleksiyonerlik tecrübelerini dinledi. Hayata geçirdiği projelerde yer alan sanatçıların birbirinden değerli eserlerini, pek çok sanatseveri, sanatçıyı ve koleksiyoneri bir araya getiren Artweeks@Akaretler'de sergileyen İyilik İçin Sanat Derneği, düzenlediği sanat buluşmalarının 347'ncisini Mustafa Taviloğlu'nun katılımı ile gerçekleştirdi. Mudo'nun kurucusu ve Onursal Başkanı olmasının yanı sıra, yaklaşık 50 yıllık koleksiyonerlik geçmişi bulunanMustafa Taviloğlu, Necdet Kalay ile çıkmış olduğu koleksiyonerlik yolculuğunda zaman içerisindeedindiği tecrübeleri, sanata bakış açısını ve koleksiyon tutkusunu misafirler ile paylaştı. Koleksiyonuna Osman Hamdi, Cihat Burak, Halil Paşa, Nazmi Ziya, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Zeki Faik İzer ve Cihat Burak gibi değerli isimleri katmış olan Taviloğlu, İyilik İçin Sanat Derneği'nin projelerinde yer alan genç sanatçıların eserleri ile de yakından ilgilendi. Mustafa Taviloğlu, İyilik İçin Sanat Derneği'nin Pasajda Bir Yıl projesinin 4. dönem sanatçılarından Emir Furkan Tekkalmaz'ın bir eserini, Loya Kader Öztürkmen'in ise iki eserini kıymetli koleksiyonuna dahil etti. Koleksiyonerlik yolculuğuna ilk önce bilinen isimlerle başlayan ancak özellikle son 20 yılını genç sanatçılara adayan Mustafa Taviloğlu, sanatçı, galeri, koleksiyoner ve sanat eleştirmeni olmak üzere sanatta dört temel önemli unsur olduğunu dile getirdi. Sohbet sırasında esinlenmekle ilgili düşüncelerini güzel bir örnekle açıklayan Taviloğlu, Balığa çıkan bir balıkçı havaya, suya, tekneye bakabilir ama olay tam olarak öyle değil. Balıkçı, balık tutmaya gittiğinde diğer balıkçılara bakar. Eğer o tutuyorsa ben de tutabilirim diye düşünür. Bu nedenle sanatçı da sanatçıya bakabilir. Bir sanatçı diğer bir sanatçıdan çalışırken esinlenmeli, üretirken değil. dedi. Her Çarşamba düzenli şekilde gerçekleştirilen Sanat Buluşmalarında 347. ziyarete, Mustafa Taviloğlu ve dernek başkanı Selin Bozkurt ile dernek üyelerinden Çiğdem Hitay, Nermin Aşçıoğlu, Ece Mizrahi, Handan Aral, Merve Ata Arslan, Arzu Ünlü Badıllı, Asuman Özer, Tuçe Peksayar, Cahide Erel, Leyla Aktaş ve Gizem Tatlıcı'nın yanı sıra sergisi devam eden sanatçılardan birbirinden değerli isimler katıldı. Bu sene 6. edisyonu gerçekleştirilen Artweeks@Akaretler'de, İyilik İçin Sanat Derneği'nin Pasajda Bir Yıl, Anadolu'dan İzlenimler, Atölye Cer ve Alenen Sanat projelerinde yer alan sanatçılardan 35 kişinin 65 adet çalışması, Dr. Feride Çelik küratörlüğünde 37-39 numarada 10 Nisan'a kadar sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. İyilik İçin Sanat Derneği'nin Sanat Buluşmaları ve güncel sanat haberleri derneğin www. iyilikicinsanat. org/ web sitesinden takip edilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-icin-sanat-derneginden-atolye-cer-ziyareti/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği üyelerinin her hafta düzenli şekilde gerçekleştirdikleri Sanat Buluşmalarının 286. durağı, Atölye Cer oldu. Gerçekleştirilen ziyarette Ege Yapı Yönetim Kurulu Başkanı İnanç Kabadayı, İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt ile dernek üyeleri, proje kapsamında üretilen eserleri Sanat Danışmanı Dr. Feride Çelik'in anlatımıyla yerinde inceleme fırsatı buldu. Ege Yapı ve İyilik İçin Sanat Derneği, Atölye Cer sanatçılarının çalışmalarından koleksiyonları için eser seçimi gerçekleştirdi. Geliştirdiği yapılarda sanata verdiği değeri görünür kılmaya özen gösteren Ege Yapı ve Türkiye'de sanat ortamının gelişimine katkıda bulunan İyilik İçin Sanat Derneği iş birliği ile sanatçıların mekan ihtiyacı üzerine hayata geçirilen Atölye Cer projesi, seçkin sanatçıların çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Sanatçıların üretim için mekan ihtiyacını karşılayarak tamamen modern ve özgür bir çalışma alanı sağlayan proje, Ege Yapı'nın Yedikule Cer Atölyeleri arazisinde geliştirdiği Cer İstanbul projesinin şantiyesinde sanat üretim merkezi kurulması amacıyla tahsis edilen alanda faaliyet gösteriyor. Türkiye Güncel Sanatı'ndan 15 sanatçıya 2 yıl boyunca atölye olanağı sunan proje kapsamında her sanatçı 1 yılın sonunda 1'er adet eserini Ege Yapı ve İyilik İçin Sanat Derneği koleksiyonuna bırakıyor. Projenin 1 yılı geride bırakması sebebiyle Ege Yapı ve İyilik İçin Sanat Derneği, atölye ziyareti sırasında sanatçıların çalışmalarından koleksiyonları için eser seçimi gerçekleştirdi. web sitesi üzerinden görülebiliyor ve satın alınabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-icin-sanat-dernegine-proje-hibe-destegi/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği, Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi projesi ile İsveç İstanbul Başkonsolosluğu'ndan yaklaşık 600 Bin TL hibe desteği almaya hak kazandı. İyilik İçin Sanat Derneği, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu'nun 2021 yılı proje çağrısına Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi projesi ile başvurdu. Başvurunun ardından İsveç İstanbul Başkonsolosluğu'nun değerlendirmeleri sonucunda hibe destek programında yer almaya hak kazanan İyilik İçin Sanat Derneği, iki ülke arasındaki iş birliklerini güçlendirmek amacıyla 2001 yılından beri faaliyet göstermekte olan Türk-İsveç İş Birliği Birimi kontrolünde gerçekleştirilen projeye dahil oldu. Türkiye'yi kapsayan projeleri sivil toplum örgütleri ile iş birliği kurarak desteklemeyi amaçlayan İsveç İstanbul Başkonsolosluğu'nun projesine kabul görmelerine ilişkin değerlendirmede bulunan İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt, Üyelerinin tamamı kadınlardan oluşan bir sivil toplum kuruluşu olarak, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu'nun hibe destek programında gerekli kriterleri karşılamaktan dolayı çok mutluyuz. Kadınların sanat dünyasındaki yerinin ve öneminin çok büyük olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu programa da kadın sanatçıları ön plana çıkaracak bir proje ile başvuruda bulunduk. Geliştirdiğimiz Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi projesi ile Van, Erzurum, Diyarbakır, Mardin, Mersin, Nevşehir ve Sivas illerini kapsama alanımıza aldık. Bu illerdeki genç kadın sanatçıların yerel kültür politikalarının oluşturulmasına katılımlarının teşvik edilmesi ve bu konuda düzenlenecek araştırma, eğitimler ile altyapılarının güçlendirilmesini amaçlıyoruz. dedi. Proje kapsamında belirlenen illerden seçilecek genç sanatçılar İstanbul'da konunun uzmanlarından Eğitmen Eğitimi alacaklar. Daha sonra İyilik İçin Sanat Derneği'nin gözetmenliğinde geldikleri illere dönerek yerel yönetimler, kurumlar ve üniversitelerde aldıkları eğitimler ışığında bir nevi sanat elçisi olarak sanat ortamının gelişimine katkı sağlayacaklar. Evrensel bir değer olan sanatın daha geniş kitlelere yayılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt, proje kapsamında 7 ilde gerçekleştirilecek çalışmaları daha çok şehre yayabilmek için kamu ve özel sektör kuruluşlarından destek beklediklerini dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/iyilik-projesine-sanatla-destek/", "text": "Sosyal medyada bir araya gelen ressamlar, Bulaşıcı olan iyiliktir sloganıyla yaptıkları resimlerin satışından elde edecekleri geliri, corona virüsten hayatını kaybeden kişilerin çocuklarının eğitimi için bağışlayacak. Sosyal medyada bir araya gelen ressamlar, Bulaşıcı olan iyiliktir sloganıyla yaptıkları resimlerin satışından elde edecekleri geliri, yeni tip corona virüsten (Covid-19) hayatını kaybedenlerin çocuklarının eğitiminde kullanacak. Portakal Çiçeği Uluslararası Plastik Sanatlar Kolonisi ve Türk Eğitim Vakfı üyeleri, Covid-19 sürecinin yaşandığı bugünlerde insanlara faydalı olmak için bir şeyler yapmaya karar verdi. Yapılacak resimlerin satışından elde edecekleri geliri, Covid-19'dan hayatını kaybeden kişilerin çocuklarının eğitimine harcamak için Bulaşıcı olan iyiliktir projesi hayata geçirildi. Sosyal medyadan duyurusu yapılan projeye çok sayıda ressam destek verdi. Bir ay önce tuvallerinin karşısına geçen ressamlar, boya ve fırçalarla gece gündüz demeden çalışmaya başladı. Çocukların hayatına dokunma heyecanıyla bir aylık sürede ortaya çıkarılan eserler, internetten açık artırmayla 15 Eylül'de satılmaya başlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izev-sanati-sosyal-farkindalikla-bulusturuyor/", "text": "Türkiye'nin en geniş alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu olan İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı, zihin farklı bireylerin eşit yaşam hakkıyla hayatın içinde aktif şekilde yer alabilmeleri için gerçekleştirdiği projelere bir yenisini daha ekledi. İZEV'in OVOO ART iş birliğiyle hayata geçirdiği Mirrors / Yansımanın Labirenti projesi, Türkiye'nin önde gelen 55 sanatçısını bir araya getirdi. Sanatçıların ayna ve labirent metaforlarını kullanarak hazırladığı eserler; Avusturya, Almanya, İtalya ve Macaristan'ın Türkiye'deki konsolosluklarının ardından, mayıs ayında ABD'de sergilenecek. Eserler, sergilerden sonra açık artırmayla satışa sunulacak ve satıştan elde edilecek gelir, İZEV'in faaliyetleri için kullanılacak. Projenin lansman sergisi, 13 Ocak Cuma akşamı İstanbul TİM Show Center'da gerçekleştirilecek. Etkinlik, bu yıl ilk kez özel gereksinimli sporculara yönelik olarak Spora İlham Verenler ödül törenine de ev sahipliği yapacak. T. C. Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Muharrem Kasapoğlu'nun katılımının da beklendiği törende, 11 özel gereksinimli sporcu ödül alacak. Törenin ardından ABD'li ünlü soul şarkıcısı Carlton Jumel Smith, Musa Göçmen Senfoni Orkestrası ve Bee Gees'in Stayin Alive şarkısını Yanımda ol, Benimle ol adıyla Türkçe yorumlayarak adından söz ettiren aktivist pop grubu Fark Band birlikte konser verecek. İZEV Başkanı Merve Kılıç, konu ile ilgili yaptığı açıklamada her bölümünde katılımcılarda çok yönlü farkındalık yaratacaklarına inandıkları bir gece hazırladıklarını söyledi. Aynı zamanda avukat olan ressam Akın Ekici ve İZEV'in sanat danışmanı Hakan Körpi'nin öncülüğünde bir araya gelen 55 sanatçının proje kapsamında aylarca emek verdiğini vurgulayan Kılıç; Bu projeyle ülkemizdeki binlerce kişiye umut ve ilham olacağımıza inanıyoruz dedi. Projenin sanat danışmanlığını da yürüten Hakan Körpi, altı ay önce başladıkları projenin hayal ettiklerinin çok ötesinde bir noktaya ulaştığını belirtirken, projenin fikir babası ve marka danışmanı olan İZEV Onursal Başkanı Hakan Kural da Mirrors projesiyle uluslararası ödüllü projeleri arasına bir yenisini daha ekleyeceklerini dile getirdi. Etkinliğin ve sonrasında düzenlenmeye devam edecek Senfosoul konserlerinin biletleri, Passo ve Biletix üzerinden satışa sunuldu. Mirrors / Yansımanın Labirenti projesine eserleriyle destek veren sanatçılar: Abidin Celal Binzet, Ahmet Oran, Ahmet Yeşil, Akın Ekici, Bahar Kocaman, Bubi, Burhan Yıldırım, Çerkes Karadağ, Çigdem Erbil, Demet Dayı, Deniz Gökduman, Devabil Kara, Devrim Erbil, Dilşad Atasoy, Durmuş Bahar, Ekrem Kahraman, Ercan Ayçiçek, Erhan Lampir, Erol Deran, Ertuğrul Ateş, Esra Meral, Figen Batı, Gökçe Kılıç Karip, Gülay Yüksel, Gültekin Serbest, Gülten İmamoğlu, Habip Aydoğdu, Halil Akdeniz, Halime Türkyılmaz, Hasan Pekmezci, Mehmet Mahir, Murat Kurt, Nezih Çavuşoğlu, Nurdan Karasu Gökçe, Özge Günaydın, Pelin Özgeçen, Raşit Altun, Remzi Karabulut, Renk Erbil, Reyhan Abacıoğlu, Sadık Altınok, Sema Barlas, Serap İskender, Serdar Leblebici, Serdar Ülseven, Sertap Yeğin, Setenay Özbek, Sevnur Tütüncü, Süleyman Saim Tekcan, Şahin Paksoy, Şükran Pekmezci, Tahsin Aydoğmuş, Tansel Türkdoğan, Turhan Büyükkahraman, Teymur Rızayev, Veysel Günay, Yiğit Yazıcı, Yücel Dönmez, Zafer Gençaydın, Zahit Büyükişleyen, Zeynep Yazıcı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izinsiz-sesli-kitap-da-korsandir/", "text": "İzinsiz sesli kitaplar da korsanın bir türü olarak son dönemde sıklıkla kullanılıyor. Özellikle Youtube'da çok sık karşılaştığınız izinsiz sesli kitap okumaları da telif hakkı ihlalidir ve korsandır. YAYBİR, üyelerinin hak ihlallerinin önüne geçmek için, yasadışı izinsiz sesli kitaplarla da mücadele ediyor. Teknolojinin gelişmesiyle kitaplar basılı formatlarının dışında birçok şekilde okurlara ulaşmaya başladı. Bunlardan biri de önceden kaset ve CD'lerde karşımıza çıkan, artık dijital ortama taşınan sesli kitaplar. Dijital dosyaların internet ortamında paylaşılmasının teknik kolaylığı, bilinçsiz okurlarda sesli kitaplara bir bedel ödemeden ulaşılabileceği yanılgısını yaratıyor. Oysaki sesli kitaplar da aynı basılı yayınlar gibi arkasında emek olan ürünlerdir. Elinize aldığınız kitaplarda nasıl yazardan çevirmene, sayfa tasarımcılarından matbaa çalışanına, dağıtıcısından kitabevine kadar birçok kişinin emeği varsa; sesli kitaplar da yazar ve çevirmen gibi telif hakkı sahipleriyle birlikte stüdyo teknik ekibi, seslendirme sanatçısı, plak şirketi gibi birçok bileşenin katkılarıyla ortaya çıkıyor. İşte bu nedenlerle, yasal ve izinli bir şekilde üretilen, ticari anlamda bedeli ödenen sesli kitaplar dışında kalanlar korsandır. Sesli kitap tercih eden okurlar bu konuda hizmet veren web sitesi ve akıllı telefon uygulamalarına üye olmalıdır. Yayıncılarla işbirliği içinde kitap yayını yapan bu platformlara ödenen üyelik ücretlerinden belli bir pay kitapların telif hakkı sahiplerine ulaşır. Bu platformlar yayıncılık sektörünün gelişimine katkı sağlamaktadır. Son dönemde hızla artan korsan sesli kitaplar, çok satan kitaplarda ve çocuk kitaplarında daha fazla karşımıza çıkıyor. Özellikle Youtube korsan sesli kitapların merkezi olmuş durumda. Müzikte ve videolarda telif haklarını son derece sıkı ve sistematik bir biçimde takip eden Youtube ne yazık ki sesli kitaplarda henüz önleyici çalışmalar yapmıyor. Ancak bildirime bağlı olarak, izinsiz şekilde yayınlanmış sesli kitabı kaldırıyor. Youtube'da yüzlerce korsan sesli kitap yayınlayan hesap var. İzinsiz sesli kitaplar dijital müzik platformlarında da karşımıza podcast olarak çıkıyor. Korsana karşı açtığı savaşı her platformda amansız bir şekilde sürdüren YAYBİR, kuruma üye yayınevlerine ait izinsiz sesli kitapları düzenli olarak, paylaşıldıkları platforma bildirip kaldırılması için takibini yapıyor. Fakat korsanın boyutu bildirimle çözülemeyecek derecede büyük. Önleyici çalışmaların da yapılması, dijital platformların buna uygun algoritmalar geliştirmesi gerekiyor. YAYBİR, korsanın yeni bir türü olarak karşımıza çıkan izinsiz sesli kitaplarla da etkin biçimde mücadele etmek için çaba harcıyor. En büyük görev her zamanki gibi okura düşüyor. Yoğun bir şekilde bilinçlendirme çalışmaları yapan YAYBİR Korsan kitap alma, suça ortak olma sloganıyla başlattığı kampanya dahilinde okurları korsan sesli kitaba karşı da uyarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izleyicinin-yuzunu-gulduren-usta-aktor-kemal-sunal/", "text": "Oynadığı birbirinden farklı rollerle sinemaseverlerin yüzünü güldürmeyi başaran Kemal Sunal, 26 yıllık sanat hayatına 82 film sığdırdı. Usta aktör, vefatının 23. yılında anılıyor. İyi ve saf adam rolleriyle izleyicinin gönlüne taht kuran oyuncu, yapımcı ve senarist Kemal Sunal, vefatının 23. yılında anılıyor. Süt Kardeşler, Hababam Sınıfı, Tosun Paşa, Sahte Kabadayı ve Kapıcılar Kralının da arasında bulunduğu onlarca filmde birbirinden farklı karakterleri başarıyla oynayan Sunal, gülüşüyle hafızalarda kaldı. Tam adı Ali Kemal Sunal olan oyuncu, 11 Kasım 1944'te Malatyalı Mustafa Sunal ile Saime Hanım'ın ilk çocuğu olarak İstanbul Küçükpazar'da dünyaya geldi. Daha sonra Cemil ve Cengiz adı verilen iki kardeşi daha olan Sunal, Mimar Sinan İlkokulu ve Vefa Lisesinde öğrenim gördü. Lisedeyken tiyatroya duyduğu ilgisiyle öne çıkan sanatçının yeteneğini, felsefe öğretmeni Belkıs Balkır fark etti. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak zorlu şartlar altında çocukluk ve gençlik dönemini geçiren Sunal'ın babasını ikna eden Balkır, genç oyuncuyu Kenter Tiyatrosu'na götürerek, Müşfik Kenter ile tanıştırdı. Sunal, tiyatro ve sinemaya adım atmadan önce elektrikçi çıraklığı yaptı, üniversite öğrenimi sırasında ve sonrasında da Emayetaş Fabrikasında çalıştı. Amatör olarak ilk kez Zoraki Tabip adlı oyunda sahneye çıkan Sunal, aynı tarihlerde oynadığı bir oyun ile Akşam gazetesinin düzenlediği liseler arası tiyatro yarışmasında En İyi Karakter Oyuncusu ödülüne layık görüldü. Profesyonel tiyatro oyunculuğuna 1966'da başlayan Sunal, Kenter Tiyatrosu'ndaki bir oyunda sahneye çıktı ve repliği olmamasına rağmen seyirciyi güldürmeyi başardı. Daha sonra oyuncu Bülent Kayabaş ile tanışmasına vesile olan ve henüz yeni kurulan Pendik Tiyatrosu'na katılan usta oyuncu, bir yandan tiyatroya devam ederken şimdiki adı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi olan Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu'nda 2 yıl öğrenim gördü. Pendik Tiyatrosu'nun kapanması nedeniyle Ulvi Uraz'ın tiyatrosuna geçen Sunal, daha sonra Aksaray Küçük Opera, Ayfer Feray Tiyatrosu ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Münir Özkul, Devekuşu Kabare'de Sunal'ın oynadığı Dün Bugün adlı oyunu izledikten sonra Sunal'ı yönetmen Ertem Eğilmez ile tanıştırdı. Kemal Sunal, Eğilmez'in 1973'te çektiği, Münir Özkul, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tarık Akan, Halit Akçatepe ve Filiz Akın'ın da rol aldığı Tatlı Dillim filminin kadrosuna katılarak sinemaya adım attı. Atıf Yılmaz'ın yönettiği Salako filminin ardından, Zeki Ökten'in Hanzo ve Şaşkın Damat filmlerinde başrol oynayan oyuncu, Rıfat Ilgaz'ın eserinden Eğilmez'in beyaz perdeye uyarladığı Hababam Sınıfında da usta isimlerle birlikte rol aldı. Oynadığı birbirinden farklı rollerle sinemaseverlerin yüzünü güldürmeyi başaran Sunal, 1976'da Süt Kardeşler, Hababam Sınıfı Uyanıyor, Tosun Paşa, Sahte Kabadayı, Meraklı Köfteci ve Kapıcılar Kralı gibi unutulmazlar arasına giren filmlerde, 5 farklı yönetmenle çalıştı. Devekuşu Tiyatrosu'nun Ankara turnesi sırasında Gül Sunal ile tanışan ve 1975'te evlenen oyuncunun, Ali ve Ezo adını verdikleri çocukları dünyaya geldi. İşinde her zaman titiz ve tertipli olduğunu söyleyen Sunal, genellikle halkın içinden bir halk kahramanını oynadığı rollerle izleyicinin dikkatini çekti. Sunal, özgün fiziği ve oynadığı tiplerin halka olan yakınlığı nedeniyle kısa zamanda Türkiye'nin en sevilen oyuncularından biri oldu. Aradan yıllar geçmesine rağmen oynadığı filmler halen televizyon ekranlarında ve dijital mecralarda ilgiyle izlenen Sunal, 26 yıllık sanat hayatına, tiyatro oyunları hariç 6'sı yan rol, 76'sı başrol olmak üzere 82 film sığdırdı. Saygılar Bizden, Şaban Askerde, Şaban ile Şirin ve Bay Kamber dizilerinde de rol alan Sunal, filmlerinde öğretmenden bekçiye, kapıcıdan çöpçüye kadar birçok karakteri başarıyla oynadı. Her karakterle seyircilerin yüzünü güldürmeyi başaran ve halk tarafından benimsenen Kemal Sunal'ın oynadığı filmlerin genelinde, Türk halkının geleneklerinden, adetlerinden ve inanışlarından örnekler öne çıktı. Sunal, Kapıcılar Kralı filmiyle 1977 Antalya Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu, 1989'da Düttürü Dünya filmindeki rolüyle Ankara Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu, 1998'de de Antalya Film Festivali'nde Yaşam Boyu Onur Ödülüne değer görüldü. Yoğun tiyatro turneleri sebebiyle üniversite eğitimini yarıda bırakan Sunal, 1992'de çıkan öğrenci affı sonrasında üniversiteye devam ederek, 1995'te 51 yaşındayken mezun oldu. Sanatçı, daha sonra radyo, televizyon ve sinema bölümünde yüksek lisans yaptı ve Televizyon ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü başlıklı tezini kaleme aldı. Sinema ve tiyatronun, gülen ve güldüren yüzü Sunal'ın bu tezi, vefatından sonra 2005'te aynı adla ailesi tarafından kitap olarak bastırıldı. Uçak fobisi olan Sunal, Balalayka filminin çekimleri için Trabzon'a gitmek üzere bindiği uçakta kalp krizi geçirdi ve 3 Temmuz 2000'de vefat etti. Ünlü oyuncunun cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izmir-fuarinda-sahne-alacakti/", "text": "İzmir Fuarı'nda 3 Eylül'de sahneye çıkması planlanan sanatçı Gülşen'in ev hapsinde bulunması nedeniyle söz konusu konseri şarkıcının orkestra ve vokal grubu gerçekleştirecek. İzmir Enternasyonal Fuarı 91. Kez kapılarını açarken bugün (3 Eylül) Çim Konserleri'nde sahne alcaklar sanatçı Gülşen ev hapsinde olması nedeniyle İzmirlilerle buluşamayacak. İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat İşleri tarafından yapılan açıklamada, imam hatip lisesinde öğrenim görmüş arkadaşına yaptığı şaka nedeniyle tutuklanan daha sonra ev hapsi şartıyla tahliyesine karar verilen Gülşen Çolakoğlu'nun adli nedenle sahneye çıkamayacağını ve sanatçının orkestra ve vokal grubunun sahneye çıkacağı belirtildi. İZFAŞ'tan yapılan açıklama şöyle; İzmir Enternasyonal Fuarı, Çim Konserleri kapsamında bugün programda yer alan Gülşen konserini, zorunlu nedenlerle, farklı bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Sanatçımız, kamuoyunca da bilinen adli kısıtlılığı nedeniyle sahneye çıkamayacaktır. Ancak Gülşen'in orkestra ve vokal grubu saat 21.30'da Çim Sahne'de performans sergileyecektir. Gülşen şarkılarının seslendirileceği, kliplerinin gösterileceği konsere tüm Fuar ziyaretçilerimiz ücretsiz davetlidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izmir-kultur-sanat-fabrikasi-ziyaretcilerini-bekliyor/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülen restorasyon çalışmalarının ardından İzmir Kültür Sanat Fabrikası olarak kapılarını açan 140 yıllık Alsancak Tekel Fabrikası, meraklılarını tarihi ve sanatsal bir yolculuğa çıkarıyor. İzmir Alsancak'ta 19. yüzyılın ikinci yarısında ticaret hacmindeki hızlı büyümeyle birlikte açılan ve 2004 yılına kadar Tekel'in bir işletmesi olarak üretim faaliyetlerine devam eden İzmir Kültür Sanat Fabrikası, yeni bir vizyonla işlevini sürdürüyor. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile İzmir Rölöve Anıtlar Müdürlüğü koordinasyonunda 2022 yılında başlatılan restorasyon ve renovasyon çalışmaları sonucu 29 Nisan 2023'te hizmete açılan İzmir Kültür Sanat Fabrikası, her yaş grubundan misafirini ağırlıyor. Yeni nesil kültür sanat merkezine dönüşen alanda Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, İzmir Resim ve Heykel Müzesi, Atatürk İhtisas Kütüphanesi, Alsancak Halk Kütüphanesi, Türk Dünyası Müzik İhtisas Kütüphanesi, sanat ve eğitim atölyeleri, açık hava sineması ile sergi alanları yer alıyor. Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde yaklaşık 6 bin, İzmir Resim ve Heykel Müzesi'nde ise 400 civarı eser ziyaretçilerle buluşuyor. Türk Dünyası Müzik İhtisas Kütüphanesi'nde yaklaşık 100 bin, Alsancak Halk Kütüphanesi'nde 40 bin, Atatürk İhtisas Kütüphanesi'nde ise 10 bin kitap araştırmacıların hizmetine sunuluyor. İzmir Kültür Sanat Fabrikası'nın ilgi çekici bölümleri, Arkeoloji ve Etnografya Müzesi girişindeki yaklaşık 2 bin 300 yıllık Belevi Anıt Mezarı bölümleri ve replikası ile başlıyor. İzmir Kültür Sanat Fabrikası Müdürü Şirin Ertem, yaklaşık 140 yıllık tarihiyle endüstriyel miras olan Alsancak Tekel Fabrikası'nın İzmirlinin belleğinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. İzmir Kültür Sanat Fabrikası'nın kentin kolay ulaşılabilir bir noktasında olduğunu aktaran Ertem; Fabrikamızda bileşenlerimiz çok. Hepsi birbirinden kıymetli birimler hizmet veriyor. İzmir Resim Heykel Müzesi fabrikanın ikinci ana büyük binasını kapsıyor. Müzede 4 ana galeri, 2 geçici sergi salonumuz yer alıyor. Tanzimat Dönemi'nden günümüz çağdaş sanatına kadar pek çok sanatçının seçkin eserleri sanatseverlerle buluşuyor. dedi. Şirin Ertem, sergilenen eserlerin müzelerin teşhir alanlarında ya da depolarındaki parçalar olduğunu ifade ederek; Her yaştan ziyaretçilerimizi kültür ve sanatla buluşturmayı hedefliyoruz. Fabrikamız 20 bin metrekare kapalı alan ve 9 bin 200 metrekare açık peyzaj ve rekreasyon alanlarına sahip. Fabrikamız kentin yeni cazibe merkezi haline dönüşmüş durumda. diye konuştu. İzmir Kültür Sanat Fabrikası'nın restorasyon tekniklerinden altyapı sistemlerine, yerel kültürel yaşamı destekleyen yapısından gelecek nesillere taşıdığı kültürel mirasa her yönüyle sürdürülebilirlik prensiplerine tam uyumlu olduğunu belirten Ertem, yapının sürdürülebilirlik denetim süreçlerini tamamlayarak Biosphere sertifikası almaya hak kazandığını da dile getirdi. Müzede sergilenen eserlerin tamamının İzmir ve çevresi buluntularından oluştuğu bilgisini veren Şirin Ertem, yapının ikinci büyük binasının ise İzmir Resim ve Heykel Müzesi olarak işlevlendirildiğini aktardı. Ertem, İzmir Kültür Sanat Fabrikası'nın Ege'nin en büyük Atatürk İhtisas Kütüphanesi'ne ev sahipliği yapması açısından da ayrı bir öneme sahip olduğuna işaret ederek; fabrikada çocuk, genç ve yetişkinler için özel çalışma ve etkinlik alanları ile bir de sanat sokağı bulunduğunu kaydetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izmir-mizah-festivali-16-25-aralik-tarihleri-arasinda-cevrim-ici-gerceklesecek/", "text": "Daha önceki yıllarda yüzyüze, salon etkinlikleriyle gerçekleştirilmiş olan İzmir Mizah Festivali, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 16-25 Aralık 2020 tarihleri arasında, İzmirTube üzerinden çevrim içi pek çok söyleşi ile gerçekleşecek. 16 Aralık Çarşamba günü saat:19'da ilk etkinliğiyle başlayacak olan İzmir Mizah Festivalinde her gün saat 19'da pek çok konuda mizah söyleşileri yapılacak. Vecdi Sayar'ın moderatörlüğünde, 10 gün sürecek olan bu festivalde, ekrandan izlenecek söyleşilerde konuşmacı olarak; Tan Oral, Turgut Çeviker, Ezel Akay, Prof. Oğuz Makal, Doç. Dr. Ragıp Taranç, Oya Başar, Cihan Demirci, Kandemir Konduk, Burhan Şeşen, Fatih Altınöz, Rutkay Aziz, Mehmet Ulukan, Ataol Behramoğlu, Genco Erkal, Müjdat Gezen, Ali Nesin, Efdal Altun, Cumhur Bakışkan, Serhan Bali, Murat Palta, Ali Şimşek, Erdil Yaşaroğlu, Mustafa Yıldız, Özcan Yurdalan, Hilmi Etikan, İzel Rozental'in moderatörlüğünde yabancı çizerler, Orhan Alkaya, Eren Aysan, Semih Çelenk, Seçkin Selvi yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izmirde-1500-yillik-mozaik-bulundu/", "text": "İzmir'in Aliağa ilçesinde yürütülen kaçak kazı operasyonunda, Roma döneminde inşa edilmiş bir manastır ile yaklaşık 1500 yıllık mozaiğe rastlandı. Sarmaşık motifleriyle süslenmiş eserin üstündeki, mozaiği kilisenin ihtiyar heyetinden bir erkeğin ailesinin esenliği için yaptırdığına ilişkin yazı dikkati çekti. İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, araçla ulaşım imkanının bulunmadığı dağlık alanda kaçak kazı yapıldığı ihbarı üzerine çalışma başlattı. Belirtilen adrese operasyon düzenleyen ekipler, toprağın yaklaşık 2 metre altındaki tarihi kalıntıları çıkarmaya çalışan 2 kişiyi yakaladı. Jandarmanın bilgilendirmesi üzerine İzmir Arkeoloji Müzesi uzmanları bölgede inceleme yaptı. Çalışmalar sonunda, Roma dönemine ait manastır kalıntısı ve dünyada eşine az rastlandığı belirtilen 1500 yıllık mozaik tespit edildi, bölge koruma altına alındı. Sarmaşık motifleriyle süslenmiş eserin üstündeki, mozaiği kilisenin ihtiyar heyetinden bir erkeğin ailesinin esenliği için yaptırdığına ilişkin yazı dikkati çekti. Mozaikler, çalışmaların ardından müzeye götürülecek. Manastır için de ayrı bir çalışma yapılacak. Jandarmanın bölgede kaçak kazı yapanları yakaladığını ve kendilerine de bilgi verdiğini anlatan Keser, Burası dağlık bir bölge ve ulaşması çok zor. Jandarmanın ihbarı üzerine uzmanlarımızla alana geldik. Taban mozaiklerini tespit ettik. Burası manastır olarak kullanılmış ve bazilikası var diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izmirdeki-hypaipa-antik-kenti-gun-yuzune-cikiyor/", "text": "Ödemiş ilçesinde yer alan; Lidya, Pers ve Roma uygarlıklarına ev sahipliği yapan Hypaipa Antik Kenti'nde yürütülen kurtarma kazısı sayesinde bölgenin turizmdeki potansiyelinin artırılması hedefleniyor. İzmir'in Ödemiş ilçesinde bulunan ve 2 bin yıllık olduğu değerlendirilen Hypaipa Antik Kenti'nin, Kültür ve Turizm Bakanlığınca başlatılan kurtarma kazıları ve temizlik çalışmaları sayesinde turizme kazandırılması amaçlanıyor. İlçeye 5 kilometre mesafedeki Günlüce Mahallesi'nde bulunan Hypaipa Antik Kenti, Lidya döneminin önemli kentlerinden biri olarak öne çıkıyor. Lidyalıların yanı sıra Persler ve Romalılar döneminde de kültür merkezi olarak kullanıldığı değerlendirilen antik kentin ismi, Bizans dönemi kaynaklarında da sık geçiyor. Antik dönemin iki önemli kenti Sardes ve Efes'i birbirine bağlayan ticaret yolunun üzerinde stratejik açıdan önemli bir noktada bulunan antik kentin turizme kazandırılması için çalışma başlatıldı. Roma dönemine ait iki büyük tünelin bulunduğu Hypaipa Antik Kenti'nde Ödemiş Müze Müdürlüğü tarafından 2 hafta önce başlatılan kurtarma kazı ve temizlik çalışmaları devam ediyor. Çalışmalar sayesinde o dönemde kentin su ihtiyacını karşılayan sarnıcın da gün yüzüne çıkarılarak turizme kazandırılması amaçlanıyor. Kazının bilimsel sorumluğunu yürüten emekli arkeolog Prof. Dr. Veli Sevin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentin antik dönemde bölgede Efes'in ardından en önemli ikinci büyük kent olduğunu belirtti. Bu nedenle bölgede çok geniş bir alanda farklı mimariye sahip kalıntıların bulunduğunu ifade eden Sevin, Kazılacak çok yer var. Tiyatrosu, kalesi, surlarıyla çok büyük bir şehirle karşı karşıyayız. Lidya döneminden başlayarak Bizans dönemine kadar gelişen, büyüyen bir kent burası. Çalışmaların ardından birçok yerli ve yabancı turistin burayı görmek isteyeceğini düşünüyoruz. dedi. Prof. Dr. Sevin, Hypaipa Antik Kenti'nde Roma dönemine ait sarnıçta da çalışmanın sürdüğünü, iki büyük galeriden oluşan 1600 yıllık sarnıcın mimarisi ve büyüklüğüyle dikkati çektiğini ifade etti. Buranın daha önce çok kötü durumda olup içine girilemediğini anlatan Sevin, Temizleyip turizme kazandırma amacını güdüyoruz. Yaklaşık 2 hafta önce çalışmalara başladık ama şimdiden ilgi görmeye başladı. İnsanlar merak edip gelmeye başladı. Gelenler de gerçekten ortamdan etkileniyor. Dolayısıyla temel amaç tarihi eserlerimizi ortaya çıkararak bölge turizmine katkıda bulunmak. Proje şu anda sadece bu alanla sınırlı ama gelecek dönemde projenin genişlemesini bekliyoruz. diye konuştu. Günlüce Mahalle Muhtarı Adem Keskin de bölgenin turizme açılmasını heyecanla beklediklerini dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/izmirli-genc-piyanist-uluslararasi-yarismada-birinci-oldu/", "text": "İzmirli genç piyanist Nehir Özzengin, Sırbistan'da düzenlenen Uluslararası Sanja Pavlovic Piyano Yarışması'nda birincilik kazandı. Yaşar Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, üniversitenin Sürekli Eğitim Merkezi Müzik Akademisi öğrencisi 15 yaşındaki Nehir Özzengin, uluslararası yarışmalarda elde ettiği derecelerle adından söz ettirmeyi sürdürüyor. Nehir Özzengin, son olarak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle piyanistlerin performans videolarını göndererek katılabildiği Uluslararası Sanja Pavlovic Piyano Yarışmasında birinci olmayı başardı. Açıklamada görüşlerine yer verilen Özzengin, müziğe tutkuyla bağlı olduğunu ve son 1 yıldır beste de yapmaya başladığını dile getirdi. Yarışmada kazandığı birincilik dolayısıyla sevinçli olduğunu aktaran Özzengin, Uluslararası bir jüri bu performansları izleyerek puanlama yaptı. Puanlama sonucu birinci gelerek çok büyük bir mutluluk yaşadım. Başarımın devamlılığını, kazandığım her ödül sonrası kendime yeni ve zor hedefler seçmeme bağlıyorum. Son aldığım 5 birincilik ödülünü de bu hedefler ile elde ettim. Bundan sonraki hedefim de kendime sınırlar koymadan uluslararası düzeyde yeni başarılar ede etmek ve müzik alanında emin adımlarla ilerlemek. Müziğe olan büyük tutkum hep devam edecek. değerlendirmesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/jamzz-akbank-caz-festivali-genc-yetenekler-yarismasi-sonuclandi/", "text": "Akbank Caz Festivali kapsamında ilk kez 2011 yılında gerçekleşen ve bu yıl dördüncüsü düzenlenen JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması'nda sonuçlar belli oldu. 30. Akbank Caz Festivali kapsamında düzenlenen JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması sonuçlandı. Türk caz sahnesinin önemli temsilcilerinden Alp Ersönmez, Cem Tuncer, Çağrı Sertel, Ediz Hafızoğlu, Elif Çağlar, Engin Recepoğulları, Ercüment Orkut, Ferit Odman, İlhan Erşahin, Kağan Yıldız ve Sibel Köse'den oluşan jüri, yarışmaya katılan genç caz müzisyenlerinin performanslarını; Nefesliler, Vurmalılar, Telliler, Tuşlular ve Vokal kategorileri altında değerlendirdi. Birbirinden yetenekli amatör genç caz müzisyenlerinin, müzik kariyerinde farklı bir pencere açmak ve çalışmalarını daha geniş dinleyici kitlelerine ulaştırmaları amacıyla düzenlenen yarışmada En İyi Performans kategorisinde Yunus Belgin, En İyi Doğaçlama kategorisinde Aslı Tan ve En İyi Yorum kategorisinde Atılgan Nalıncıoğlu birinci oldular. Dereceye giren genç caz müzisyenleri, 30. Akbank Caz Festivali kapsamında usta sanatçılarla aynı sahnede yer alarak festivalin bir parçası olma imkanı yakalamanın yanında Zuhal Müzik'ten çeşitli hediyeler ve Zuhal Müzik stüdyolarında kayıt imkanı kazandılar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/jan-fabre-ilk-kez-pilevneli-dolapderede/", "text": "Kendi jenerasyonunun en etkili ve çok yönlü sanatçıları arasında sayılan Belçikalı görsel sanatçı, tiyatro sanatçısı ve yazar Jan Fabre, en önemli serilerinden Belçika Kongosu'na Saygıdan eserlerinin yer alacağı kişisel sergisi Saflık Dizlerinin Üstünde ile 14 Ocak tarihinden itibaren ilk kez Pilevneli Dolapdere'ye konuk oluyor. 20 yılı aşkın kariyerinde alışılmışın dışında pek çok materyal kullanarak ortaya koyduğu eserlerinin yanı sıra yaratıcı performanslarıyla da ilgi çeken Jan Fabre, dünyanın birçok yerinde sergilenen, Hollanda, Fransa, İtalya, Rusya ve Kore'de kalıcı müze koleksiyonlarındaki eserleriyle mücevher böceği kınkanatlarından oluşturduğu mozaiklerinde çalkantılı konulara odaklanıyor. Jan Fabre bu tekniği Belçika Kraliçesi tarafından özel olarak komisyon edilen ve Brüksel'deki Kraliyet Sarayı'na yerleştirilen eserinde ilk kez kullanmış ve yakın zamanda da aynı materyalden oluşturduğu eserleriyle St. Augustine Kilisesi'nin sunağına Rubens, Jordaens ve Van Dyck gibi Flaman ustaların bıraktığı izleri takip ediyor. Doğanın görsel cazibesinden faydalanan, resim, duvar heykeli ve mozaik karışımı bir teknik tanıma sahip olan bu eserlerin her birinde Jan Fabre ayrı bir hikaye anlatıyor. Kongo serisi başlığı altında ayrıca üç boyutlu heykeller de üreten sanatçı, doğal döngü içerisinde yaşamını yitirmiş hayvanların kalıntılarına kendi yorumunu katarak onları mitolojik ve neredeyse put benzeri heykellere dönüştürüyor. Mücevher böceği kınkanatlarından oluşan mozaikleri ve heykelleriyle Fabre kalıplaşmış sembolleri sorgularken kendi ülkesi başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin kolonyalizm ve emperyalizm uğruna sömürdüğü Afrika topraklarına bir saygı duruşunda bulunuyor. Fabre'nin eleştirisi, eserlerinin görsel kurgusundan, kullanılan teknik ve materyale kadar yansıyor ve birçok kültürde mistik anlamlar taşıyan, geleneksel takılar yapmak için kullanılan, yaşam ve ölüm arasındaki köprüyü, doğanın ebedi döngüsünü cisimleştiren kutsal Mısır böceği kınkanatları seçimi de yine aynı eleştirel amacı taşıyor. Jan Fabre bugün, insanın sahip olduğu şeyleri kaybetmemek ve bencil güdüleri uğruna istediklerine ulaşmak için yapabileceklerinin anımsatıcısı, geçmişte yaşananların eleştirmeni ve ülkesinin işlediği günahları cesurca ve tüm netliğiyle hatırlatan bir değer olarak yaratımını sürdürüyor. Yazar kimliğiyle de tanınan Jan Fabre'ın otobiyografisi olarak tanımlanabilecek, 1978-1984 ve 1985-1991 yılları arasında gün gün sanata, hayata, gündelik yaşantısına, ilişkilerine dair kaleme aldığı notları Gece Günlüğü adıyla Türkçede de okurla buluşacak. Sanatçının iki ciltten oluşan kitabı Pilevneli ve Doğan Kitap iş birliğiyle sergiyle eş zamanlı olarak yayımlanacak. Aynı zamanda tiyatro topluluğu Troubleyn'in kurucusu olan Jan Fabre'ın Gece Günlüğü adlı kitabından yola çıkarak kendi gelişimini farklı hacimlerde ele aldığı tek kişilik oyunu Gece Yazarı ise İtalya, Rusya, Fransa, Sırbistan, Belçika, Litvanya, Hırvatistan ve Slovenya gibi pek çok ülkede sahnelenmiş ve kısa zamanda üç önemli uluslararası tiyatro ödülüne layık görülmüştü. Sanatçının Ölüm Meleği adlı tek kişilik oyunu ve dans prodüksiyonu ise 2006'da 15. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali ve 4. Tiyatro Olimpiyatları kapsamında İstanbul'da tiyatro severlerle buluştu. 14 Ocak'ta açılışı gerçekleşecek Jan Fabre'nin Saflık Dizlerinin Üstünde sergisi, 20 Şubat 2021'e kadar hafta içi her gün saat 10.00-18.00 arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/jim-sheridan-sinemaya-dair-deneyimlerini-paylasti/", "text": "Jim Sheridan, Bence en iyi oyuncular, performans sergilemekten uzak duranlardır. Çünkü yalan söylemek onlara zarar veriyor. İyi oyuncu olmak tam da bundan ötürü çelişkili bir durum. dedi. Sol Ayağım isimli filmiyle iki Oskar ödülü kazanan İrlandalı yönetmen Jim Sheridan, Esenler Film Günleri kapsamında ustalık sınıfı eğitimi verdi. Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi'ndeki etkinlikte, katılımcılarla sinemaya dair deneyimlerini paylaşan usta yönetmen, Türkiye'de sinemaya olan ilginin mutlu edici olduğunu söyledi. Türkiye'de film yapımcılarının nasıl teşvikler aldığını sorarak sözlerine başlayan Sheridan, film sektörüne 16 yaşında tiyatro yaparak girdiğini söyledi. Babasının kurduğu tiyatronun çeşitli oyunlarında rol aldığını aktaran usta yönetmen, Ben bir metot oyuncusuydum. Oyunculuk yapmak bir otele giriş yapmak için başka bir isim vermek gibi bir şey. Işın özü daha sonra asıl olduğunuz kişiye dönemiyorsunuz. ifadelerini kullandı. Oyuncu seçiminde kendisi oynayacakmış gibi oyunculara yaklaştığını ifade eden Jim Sheridan, film çekme sürecinin de diğer sanat üretimleriyle aynı sancıları yaşattığını sözlerine ekledi. Usta yönetmen, İran sinemasının etkili ve güçlü bir dili olduğuna da işaret ederek, Bir hikayeyi film yapmak kolay bir iş değil. Oyuncular için senaryo çekici geliyor. Ama seyirci için önemli olan ana karakterin ne istediğini anlamak veya bilmektir. değerlendirmesinde bulundu. Sheridan, yaklaşık 1 saat süren etkinliğin sonunda, katılımcıların sorularını cevapladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/jo-stromgren-kompani-21-ve-22-kasimda-crrde/", "text": "İskandinavya'nın en başarılı bağımsız gruplarından Jo Stromgren Kompani, büyüleyici performans serisi Made in Oslo ile 21-22 Kasım'da CRR'de sanatseverlerle buluşuyor! 1988 yılında kurulan Norveç merkezli Jo Stromgren Kompani, İskandinavya'nın en etkileyici bağımsız grupları arasında yer alıyor. 60'tan fazla ülkeyi kapsayan turneleri ve yılda 150'ye yakın performansıyla tanınan grup, dans ve tiyatronun karanlık, siyasi alt metinlerle harmanlandığı özgün ve fiziksel mizahıyla ünlü. Jo Stromgren Kompani, enerjik üç koreografinin bir araya geldiği Made in Oslo adlı programıyla 21-22 Kasım'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda İstanbullularla buluşacak. Saat 20.00'de başlayacak gösteri arasız 60 dakika sürüyor. Made in Oslo adlı program, Gone (2015), The Ring (2014) ve Kvart (2007) eserlerini içeriyor. Her bir eser, çağdaş yaşamın farklı yönlerini ele alarak izleyicilere benzersiz bir deneyim sunmayı hedefliyor. Hüzün ve nostaljinin ilişkisine odaklanan Gone, hayatın dönüm noktalarını, saldırganlık ve inkar süreçlerini işliyor. The Ring 1930'ların Fransız müziği eşliğinde, dünyanın en eski sembollerinden biri olan yüzüğün hikayesini anlatıyor. Sahne üzerinde nadiren görülen bir dans türünü keşfeden Kvartta ise, dansçıların hareketlerinin kare yün bir battaniye üzerinde gerçekleştiği bir performans sergileniyor. Jo Stromgren Kompani'nin Made in Oslo programı, 21-22 Kasım'da CRR'de izlenebilir. Biletler 75-120-180 ve 220 TL olarak CRR gişesi ve Biletix'te satışta."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/jose-huertas-flamenko-toplulugu-don-kisot-gosterisiyle-16-ekimde-crrde/", "text": "Jose Huertas Flamenko Topluluğu, Miguel de Cervantes'in dünya edebiyatına kazandırdığı ölümsüz eseri Don Kişot'tan sahneye uyarladıkları muhteşem bir gösteri ile 16 Ekim'de Cemal Reşit Rey'de sanatseverlerle buluşacak. Flamenko'nun duayenlerinden Antonio Gades ve Aida Gomez ile iş birlikleri yapan ve başarılarla dolu parlak kariyerine devam ederken kendi dans topluluğunu kuran Jose Huertas'ın sahneye koyduğu bu Don Kişot yorumu, asil şövalyenin yaşamını tüm yönleriyle ele alıyor. Don Kişot'un duygu dünyasını İspanyol folklorunu yansıtan müzik ve kostümlerle anlatan gösteri, Türkiye'de ilk kez Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda sahnelenecek. Jose Huertas 1970 yılında Sevilla'da dünyaya geldi. 1975 yılında Barcelona'ya taşındı ve hocası Jose de la Vega ile Flamenko çalışmaya başladı. Instituto del Teatro en Danza Espanola'da İspanyol dansları üzerine yüksek lisans yaptı. Flamenco Por Derecho gösterisiyle İtalya'ya ilk turnesini yaptı. Yeteneği ve disiplini sayesinde İspanyol dansları ve Flamenko alanında en tanınmış ulusal topluluklarla dans etme fırsatı buldu. Yoko Komatsubara yönetiminde Cordoba Lejana isimli oyunda dans etti. 2000 yılında Rafael Aguilar İspanyol Balesi'nden bir yıl sonra da Aida Gomez tarafından İspanya Ulusal Balesi'nde misafir dansçı olarak yer almak üzere davet aldı. Oripando ve Poeta gösterileri ile turneye çıktı. 24 yaşında Flamenko'nun duayenlerinden Antonio Gades'in topluluğuna katıldı, bir yıl sonra baş dansçı oldu. Carmen ve Fuenteovejuna temsillerinde Gades yerine sahneye çıktı. 2002 yılında daha modern bir Flamenko vizyonu sunmak adına kendi şirketini kurdu. Hazırladığı gösterilerle İspanya'nın yanı sıra Avrupa'nın saygın salonlarında sahnelendi. Dansçı, koreograf ve sanat yönetmeni kimliklerinin yanı sıra eğitmenlik de yapan Huertas, 2009 yılından bu yana Malaga Konservatuvarında dersler veriyor. Jose Huertas, dans dünyasında takım arkadaşlarına duyduğu saygı, iş ahlakı, idealleri ve yeni nesillerin de bu bilgi ve birikimden faydalanması için gösterdiği çabayla tanınıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/joseph-beuysun-capri-battery-eserini-almanyadan-calip-tanzanyaya-verdiler/", "text": "Sanatçı kolektifi Frankfurter Hauptschuler, Oberhausen'deki sergiden Joseph Beuys'un Capri Battery, 1985 adlı yapıtını çalarak eski Alman kolonisi Tanzanya'da bir müzeye verdiler. Sanatçı kolektifi Frankfurter Hauptschule, Joseph Beuys'un 1985 Capri Battery (1986) çalışmalarından birini Almanya'daki bir sergiden çaldıklarını iddia etti. Artdog'un çevirdiği Alman Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre grup, çaldıkları sanat eserini eski Alman kolonisine sembolik iade eylemi kapsamında Tanzanya'daki bir müzeye verdiler. Sanatçı kolektifi Frankfurter Hauptschule, YouTube'da Bad Beuys Go Africa başlıklı bir video yayınlayarak, Beuys'un bu eserini çaldıklarını ilan ettiler. Video, grubun 18 Ekim'de yaptığını iddia ettiği soygunu belgeliyor gibi görünüyor. Yayınladıkları videoda, eseri çalan grup, uçağa biniyor Afrika'ya gidiyor ve Afrika'da geziyor. Video aynı zamanda eserleri Tanzanya'daki Iringa Boma müzesine götürdükleri görüntüleri de içeriyor. Frankfurter Hauptschule, Almanya'nın sömürge mirasıyla ilgili ve Afrika'dan kültürel hazinelerin kayıtsız şartsız iade edilmesini talep ediyor. Joseph Beuys'in her biri sarı ampul ve limondan oluşan Capri Bataryası eserinin parçaları, sanatçı tarafından İtalyan adasında bir hastalıktan iyileşirken üretildi. New York Modern Sanat Müzesi, İskoçya Ulusal Galerilerive Edinburgh koleksiyonlarında bulunan yinelemeleriyle birlikte, eserde iki yüz kadar nesne var. Eser, Münster'deki LWL Sanat ve Kültür Müzesi'nden Oberhausen'deki tiyatroya ödünç verildi ve buradan çalındı. Süddeutsche Zeitung gazetesi, kayıp Beuys çalışmasının günlerce fark edilmediğini belirtti. Alman polisi şu anda konuyu araştırıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kaan-mujdeci-imzali-hamlet-27-cenevre-film-festivalinde/", "text": "Kaan Müjdeci imzalı sıra dışı Shakespeare uyarlaması Hamlet, bu yıl 5 14 Kasım 2021 tarihleri arasında İsviçre'de düzenlenen 27. Cenevre Film Festivali'nin Uluslararası Dizi Yarışması bölümünde, büyük ödül olan Reflet d'Or 2021 için yarışacak. Ölümsüz bir hikayeyi özgün ve cesur bir yorumla günümüzle buluşturan Müjdeci'nin ilk dizisi Hamlet, Büyükada'daki fayton krallığında süregelen bir adalet arayışı üzerinden insanlığın ve sistemin çürümüşlüğüne ışık tutuyor. Dizi, 27. Cenevre Film Festivali'nde HBO Max ve ARTE gibi dünya lideri yayıncıların farklı ülkelerden iddialı yapımlarıyla rekabet etmeye hazırlanıyor. GAİN ve Asteros Film ortak yapımı dizinin etkileyici oyuncu kadrosunda Erdal Beşikçioğlu, Elit İşcan, Şebnem Bozoklu, Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Şungar, Murat Kılıç, Çiğdem Selışık Onat, Cihat Tamer, Serdar Orçin, Emrullah Çakay, Ozan Çelik, Kutay Sandıkçı, Çiçek Acar ve Mustafa Alabora yer alıyor. Dünya prömiyerini, Türkiye'den seçilen ilk yapım olarak Avrupa'nın en büyük dizi festivali Series Mania'da yapan Hamlet, bir yandan Türkiye'de izleyiciyle buluşurken diğer yandan da 27. Cenevre Film Festivali'nin Uluslararası Dizi Yarışması bölümünde 10 finalistten biri olarak festival yolculuğuna devam ediyor. Cinayet, intikam, keder, ihanet, aşk unsurlarıyla bezeli, her şeyiyle içimizden bir aile draması sunan Hamlet, 16. yüzyıldaki krallığın yıkılışına ve güç dengelerinin değişimine bugünkü fayton krallığı üzerinden bakıyor. Üstelik bu kez, Hamlet genç bir kadın... İstanbul Büyükada'da, 81 atın topluca gömüleceği bir gece, faytonların sahibi olan adam öldürülür. Katilse erkek kardeşidir. Maktulün genç kızı, babasının katilini bulmak ve karanlık ilişkileri ortaya çıkarmak için bir intikam planı hazırlar: Şüpheli olan herkesi TV'nin en meşhur gerçeklik şovunda, sahnede buluşturacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadikoy-belediyesinden-nostaljik-yolculuk-7-kadikoy-plak-gunleri/", "text": "7. si düzenlenen Kadıköy Plak Günleri etkinliği 16- 17 Eylül tarihleri arasında Kadıköy Belediyesi bahçesinde gerçekleşti. Etkinlikte Barış Manço şarkıları sergisi, anma konseri ve DJ performansı yer aldı. Kapılarını müzikseverlere 7. kez açan Kadıköy Plak Günleri etkinliği, oldukça renkli görüntülere sahne oldu. Etkinlikte 44 plak dükkanı yer aldı. Plak tutkunlarını etrafına çevreleyen plak çadırları ziyaretçiler tarafından oldukça ilgi gördü. Anma konserinde ise birçok sanatçı Barış Manço şarkılarını söyleyerek büyük üstadın anısını yaşattı. Farklı müzik türlerini bir araya getiren keyifli DJ performansı iki gün boyunca devam etti. Etkinlikte 10 farklı illüstratörün elinden çıkan Barış Manço sergisi de oldukça ilgi gördü. Çocuklar Barış Abi için şarkı söylüyor etkinliğinde ÇSM öğrenci ve öğretmenleri Barış Manço şarkılarını söylediler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadikoy-cizgi-festivali-basliyor/", "text": "Kadıköy Belediyesi'nin ilkini 2019'da KADFEST Uluslararası Çizgi ve Sahaf Günleri kapsamında gerçekleştirdiği Kadıköy Çizgi Festivali, bu yıl 24 26 Eylül 2021 tarihleri arasında Yoğurtçu Parkı'nda gerçekleşecek. Festivalde çizerlerin yer alacağı söyleşiler, canlı çizimler, imza günleri, film gösterimleri gibi etkinlikler yer alacak. Festival alanında kurulan stantlarda çizgi roman, karikatür dergileri ve ürünleri satılacak. Programın mezat bölümünde ise nadir bulunan, çizgi ve karikatür dünyasının dergi ve çizimleri meraklılarına açık artırma yoluyla sunulacak. Çocuk yayınevi stantları ile birlikte çocuklar için atölye çalışmaları ve Haziran ayında yitirdiğimiz çizer Kaan Ertem'in anısına, çizerin kendi eserlerinin yer aldığı bir de sergi olacak. Festivalin açılışı yazar Güven Erkin Erkal'in moderatörlüğünde, Moğollar'ın yeniden bir araya gelmesine vesile olan Kaan Ertem için söyleşi olacak. Söyleşinin konukları Moğollar, saat 19.00'da sahne alacak. Festival alanında kurulan stantlarda çizgi roman, karikatür dergileri ve ürünleri de meraklısı ile buluşacak. Festivalde çocuklar da unutulmadı. Çocuk yayınevi stantları ile birlikte çocuklar için atölye çalışmaları yapılacak. İllüstratörler Platformu tarafından gerçekleştirilecek atölyelerde 24 Eylül Cuma günü saat 15.00'te Çağla Köseoğlu 6-9 yaş arası çocuklarla Çocuklarla Çizim Atölyesi düzenleyecek. 25 Eylül Cumartesi günü ise Aysun Neşeli İllüstrasyon Çizim Atölyesinde çocuklarla buluşacak. 26 Eylül Pazar günü de saat 15.00'te İrma Zmiric Çetinkaya, 16.00'da ise Ümit Dizdar çocuklara bir saat boyunca çizim eğitimi verecek. Koleksiyonerler için keyifli bir alışkanlık olan mezat bölümünde ise nadir bulunan, çizgi ve karikatür dünyasının dergi ve çizimleri meraklılarına açık artırma yoluyla sunulacak. Çizgi Roman Okurları Derneği'nin 26 Eylül Pazar günü düzenleyeceği mezat 15.00-18.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek. Festival programında bu yıl iki filmin gösterimi yapılacak. 25 Eylül Cumartesi günü saat 21.00'de, Oscar ödüllü Japon yönetmen Hayao Miyazaki'nin Yürüyen Şato filmi izlenebilecek. 26 Eylül Pazar günü saat 21.00'de de Bob Persichetti, Peter Ramsey, Rodney Rothman'ın yönettiği Örümcek Adam Örümcek Evreninde gösterilecek. Bu yılki etkinliklere katılacak yayınevleri, dergiler, platform ve dernekler şöyle: Arkabahçe, Aspendos Yayınevi, Baobab Yayınları, Bayan Yanı, Beta Çocuk- National Geographic Kids, Büyülü Dükkan, Çizgi Roman Okurları Derneği, Desen Yayınları, Flaneur, İllüstratörler Platformu, Karakarga Yayınları, Karikatürcüler Derneği, Leman, Marmara Çizgi, Notabene Yayınları, Paralel Evren, OT Dergi, Sırtlan Kitap, Tefrika Yayınları ve Tekir Kitap."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadikoy-cizgi-festivali-yogurtcu-parkinda-basladi/", "text": "22-24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek Kadıköy Çizgi Festivali başladı. Kadıköy Yoğurtçu Parkı'nda gerçekleşecek olan festivali her yaştan katılımcı büyük bir ilgiyle karşıladı. Festivalde canlı çizimler, çizerlerin yer aldığı söyleşiler, film gösterimi ve imza günler gerçekleşiyor. Üç gün sürecek olan festival çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Etkinlik alanında kurulan stantlarda çizgi roman, karikatür dergileri ve ürünleri yer alıyor. Değerli karikatür evi öğretmenleri, illüstratörler, çizgi romancılar ve her kuşaktan bağımsız çizerlerin eserleri etkinlikte yer alıyor. Aynı zamanda gençlere de yer veren etkinlik Maltepe Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü öğrencilerinin hünerlerini bizlerle buluşturuyor. Festivalde yer alan mezat programı ile nadir bulunan çizimler ve karikatürler açık artırma ile satılıyor. Etkinlikte aynı zamanda Haziran ayında kaybettiğimiz çizer Kaan Ertem'in çizimlerinin bulunduğu bir sergi yer alıyor. Değerli çizer Kaan Ertem anısına düzenlenen sergi katılımcılar tarafından oldukça dikkat çekiyor. Etkinlikte çocuklar da unutulmadı. Çocuk yayınevi stantları ve çocuklar için düzenlenen atölyeler de festival kapsamında yer aldı. Doğa ve çizgilerin bir araya geldiği etkinlikte renkli görüntüler ortaya çıktı. Birbirinden yetenekli onlarca kişinin ev sahipliği yaptığı etkinliğe katılım artarak devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadikoy-meydani-tasarimlari-oylamaya-acildi/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Meydanı'nın tasarımı için üç projenin oylamaya açıldığını duyurdu. İstanbul'da ikamet eden vatandaşlar 17 Aralık 2020 tarihine kadar istanbulsenin. org sitesi üzerinden seçtikleri projeye oy verebilecek. Yarışma için tasarlanan 53 projeyi aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Kadıköy Belediyesi Başkanı Şerdil Dara Odabaşı'nın da olduğu jüri değerlendirdi. Yapılan değerlendirmenin ardından üç eşdeğer, beş mansiyon olmak üzere toplam sekiz proje seçildi. Eşdeğer üç proje ise şu an halk oylamasında. Projelere buradan oy verebilirsiniz. Daha önce de Taksim, Bakırköy Meydanı ve Salacak kıyı bandı düzenlemeleri için 19 Ekim ile 13 Kasım tarihleri arasında yapılan ve 352 bin 784 kişinin katıldığı oylamalarda en beğenilen projeler seçilmişti. Taksim Meydanı projesi için 209 bin 728 kişi oy verdi. 15, 16 ve 19 numaralı projeler arasında geçen mücadeleyi 86 bin 597 oyla 15 numaralı proje kazanmıştı. Bakırköy'deki yarışmanın galibi 24 bin 782 oyla 12 numaralı proje olmuş, Salacak'ta ise 51 bin 405 oyla 42 numaralı proje seçilmişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadikoy-pandemi-orkestrasi-konserleri-basladi/", "text": "Kadıköy Belediyesi'nin koronavirüs döneminde ekonomik zorluk içinde olan müzisyenlere destek amacıyla kurduğu Kadıköy Pandemi Orkestrası ilk konserinde harika bir performans sergiledi. Toplamda beş bölümden oluşacak konserler dizisinin ilki dün akşam, (7 Aralık Pazartesi) Kadıköy Süreyya Operası'nda gerçekleşti. Gürer Aykal, Gülsin Onay, Cihat Aşkın, İdil Biret gibi isimlerin de şef ve solist olarak yer alacağı beş bölümden oluşacak konserler dizisinin dün akşam gerçekleşen ilk buluşmasını şef Rengim Gökmen ve İdil Biret yönetti. Kadıköy Belediyesi Pandemi Orkestrası'nın ilk konserini Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı da izledi. Konser sonrasında katılımcılara bir konuşma yapan Başkan Odabaşı: Değerli Piyanist İdil Biret, Şef Rengim Gökmen ve daha birçok kıymetli sanatçının desteğiyle gerçekleşen, Pandemi Orkestrası'nın Süreyya Operası'ndaki ilk konserinde sanatseverlerle keyifli dinletinin tadını çıkardık ve dayanışmanın da gururunu yaşadık... dedi. Konserler dizisinin ikinci buluşması, 4 Ocak 2021'de şef Oğuzhan Balcı ve Gökhan Aybulus'un katılımıyla; üçüncü konser 8 Şubat 2021'de şef Gürer Aykal ve Bülent Yazıcı'nın katılımıyla; dördüncü konser 8 Mart 2021'de şef İbrahim Yazıcı ve Gülsin Onay'ın katılımıyla; beşinci konser ise 29 Mart 2021'de şef Hakan Şensoy ve Cihat Aşkın katılımıyla gerçekleşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadikoyde-buyuk-inka-yolu-fotograf-sergisi/", "text": "Kadıköy Belediyesi Yeldeğirmeni Sanat Büyük İnka Yolu adlı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. 6 Aralık'a kadar devam edecek sergide, UNESCO tarafından 2014 yılında dünya mirası listesine alınan İnka Yolu'na ait 50 fotoğraf yer alıyor. Kadıköy Belediyesi ve İstanbul Cervantes Enstitüsü işbirliğiyle Yeldeğirmeni Sanat'ta açılışı yapılan Büyük İnka Yolu fotoğraf sergisi 6 Aralık'a kadar devam edecek. Sergide Peru Kültür Bakanlığı'nın arşivinden özenle seçilmiş fotoğraflar ve fotoğraf sanatçıları JoseLuis Matos Munasqui, Yanoa Pomalima Carrasco, Edgardo Solorzano Palacin'in toplam 50 fotoğrafı ziyaretçilerinin beğenisine sunuluyor. Ekvador'dan Şili'nin merkezine doğru uzanan ve 400 yılı aşkın bir süredir orijinalliğini koruyan İnka Yolu 2014 yılında UNESCO tarafından dünya mirası listesine alındı. Kolomb öncesi görkemli İnka İmparatoluğu'nun kurduğu yol, efsanevi Machu Picchu ya da Cuzco şehrinden geçerek ilerliyor. Yol üzerinde dayanıklı köprüler, caddeler, merdivenler ve alanlar bulunuyor. Sergide yer alan fotoğraflar ülkede yaşanan jeolojik zorlukları, kullanılan teknolojiyi, yerin anıtsallığını, manzaranın güzelliğini ve aynı zamanda bölge insanının çalışkanlığını gözler önüne seriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadin-eserleri-kutuphanesi-25-ucan-supurge-uluslararasi-kadin-filmleri-festivalinde-tema-odulunun-sahibi-oldu/", "text": "Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, 25. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nde tema ödülünün sahibi oldu. Kadınların Hafıza Mekanı Kadın Eserleri Kütüphanesi kuruluşunun 32. Yılında İstanbul İsveç Başkonsolosluğu'nun desteğiyle gerçekleştirdiği proje ile süreli yayın koleksiyonunda yer alan 7 derginin 310 sayısını online erişime açtı. Bu yıl kadınların mirası teması ile 25'incisi düzenlenen Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nde tema ödülü alan Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, süreli yayın koleksiyonunda yer alan 7 derginin 310 sayısını erişime açtı. İstanbul İsveç Başkonsolosluğu'nun desteğiyle gerçekleştirilen Arşiv ve Koleksiyonların Dijitalleştirilmesi, Kataloglaştırılması ve Online Erişime Açılması Projesi (Şubat-Aralık 2021) kapsamında Aile Dostu, Ev-İş, Ana, Türk Kadını, Ev Kadın, Aile ve Kadın Dünyası dergilerini dijitalleştirerek veri tabanı üzerinden ulaşılabilinecek. Aile Dostu (1931-1932): Cumhuriyet'in kuruluşundan 8 yıl sonra, gazeteci Kemal Salih tarafından çıkarıldı. Sunuş yazısında anne, baba ve çocuklara ve gençlere, bir rehber olma amacını taşıdıkları belirtilse de dergide yayımlanan birçok yazı, esas okuyucu kitlesinin kadınlar olduğunu işaret eder. Ev-İş (1937-1952): İstanbul'da yayıncı ve siyasetçi Tahsin Demiray ve Hulki Ekler tarafından aylık çıkarılan dergi toplam 180 sayı olarak yayımlandı. Dönemin koşulları göz önüne alındığında gördüğü ilgi dikkate değerdir. Kemalettin Tuğcu kapanış yazısında, derginin her ay 40 binin üzerinde satış yaptığını, hatta İkinci Dünya Savaşı sırasında, kağıt kıtlığı yaşandığı dönemde bile aylık satışının 60 bini bulduğunu belirtir. Ana (1938-1942): Ankara'da, Kırklareli Saylavı Dr. Fuat Umay ve Neşriyat Müdürü Gayur Bleda tarafından Çocuk Esirgeme Kurumu adına, toplamda 50 sayı olarak yayımlandı. Çocuğu korumak için Çocuk Esirgeme Kurumu'nun aile ocaklarına kadar nüfuz etmesi amacıyla çıkarıldı. Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında çıkmış diğer dergiler gibi aileyi, evi ve bu kurum içindeki kadını yönlendirme, bilgilendirme ve eğitme görevi üstlendi. Türk Kadını (1944-1948): Çocuk Esirgeme Kurumu adına Ankara'da yayımlanan bir diğer dergi, kurumun Genel Merkez Başkanı ve Kırklareli saylavı Dr. Fuat Umay ve Neşriyat Müdürü Kemal Kaya tarafından, aylık olarak çıkarılan Türk Kadını dergisidir. Toplam 48 sayı yayımlanan dergi, çıkış yazısında ifade edildiği gibi Türk kadınları, Türk yavruları, Türk anneleri için ve ileride anneliğin kutsal bahtiyarlığına kavuşacak olan genç kızlara rehber olma ve hizmet etme amacıyla çıkarıldı. Ev Kadın (1945-1950): Ev iş, kadın-moda, elişleri, yün ve örgü işleri dergisi alt başlığıyla, toplamda 64 sayı olarak İstanbul'da yayımlandı. Çeşitli özel sayılar ve paftalar yayımlayan, resimli ve siyah beyaz olarak basılan dergi, 28 sayfa olarak çıkarıldı. Derginin sahibi M. Faruk Gürtunca, yazı sekreteri ise H. Hulki Ekler'dir. Aile (1947-1952): İkinci Dünya Savaşı'ndan iki yıl sonra yayın hayatına başlayan ve Aile adını taşıyan dergi, özellikle savaş sonrası ekonomik sıkıntıların ortaya çıktığı bir dönemde, ailelere yol göstermek, moral vermek ve geleceğe umutla bakmalarını sağlamak amacıyla yayımlandı. Dönemin gazetecilerinden Vedat Nedim Tör ve Şevket Rado yönetiminde Yapı ve Kredi Bankası tarafından çıkarıldı. Kadın Dünyası (1952-1953): Resimli, siyah-beyaz olarak toplamda 10 sayı yayımlandı. Pek çok derginin yayıncısı olan Türkiye Yayın Evi tarafından çıkarılan dergi aile mecmuası; aylık aile ve kadın mecmuası alt başlıklarıyla yayımlandı. Sahibi, Ev-İş dergisini de yayımlayan, yayıncı ve siyasetçi Tahsin Demiray, yazı işleri müdürü ise yazar Kemalettin Tuğcu'dur. Her ikisi de o yıllarda dergicilik alanında önde gelen iki isimdir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadin-gucu-yarismasi-sans-temasiyla-kadin-ureticileri-cagiriyor/", "text": "Kadın üreticileri ve tasarımcıları desteklemek amacıyla düzenlenen Anadolu'nun Kadın Gücü yarışması bu yıl üçüncü kez ''Şans'' temasıyla düzenleniyor. Yarışmanın bu yılki önemli özelliklerinden biri de bölgesel kadın üretimini desteklemek için kadın kooperatifleri ile yapılan iş birliği. Müze mağazalarındaki ürün ihtiyaçlarının bölgesel kaynaklarla iş birliği içerisinde çözülmesi amacıyla kadın kooperatifleri ile bağlantı kuruluyor. Böylece, kadın kooperatiflerindeki kadın emeğinin doğru hedef kitleyle buluşturulması hedefleniyor. Geleneksel motifleri ve kültürel değerleri modernize ederek günümüze taşıyan ürünlere dönüştürmeyi teşvik etmek amacıyla 5 ayrı kategoride düzenlenen yarışmaya, Türkiye'nin dört bir yanından kadın tasarımcı ve üreticiler 5 ayrı kategoride yarışacak. Takı, Tekstil, Ev & Dekorasyon, Kahve Seti kategorilerinde satışa sunulmaya hazır ürünler yarışırken; illüstrasyon kategorisinde yaratıcı çizgiler arasından seçim yapılacak. Yarışma, www. anadolununkadingucu. com adresi üzerinden 30 Nisan 2021'e kadar başvuruları kabul ediyor. Jüri, 5 kategoride finalistler arasında değerlendirme yaptıktan sonra her kategorinin birinci sonuçları Haziran 2021 tarihinde açıklanacak. Birincilere 10 bin TL ön alım garantisi veren yarışmada, yerel kalkınmayı desteklemek amacıyla; bölgedeki kadın üreticiler ilgili müze mağazalarının tedarikçi listesine de alınacaklar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadin-sanatcilarin-turkiyede-sanat-ekosistemine-bakisi/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği'nin İsveç İstanbul Başkonsolosluğu'dan hibe desteği alarak geliştirdiği Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi projesi kapsamında Kadın Sanatçıların Türkiye'de Sanat Ekosistemine Bakışı Araştırması raporu açıklandı. Rapora göre katılımcılar, kamu kurum ve kuruluşlarının en büyük iki eksiğinin atölye yokluğu ve malzeme yetersizliği olduğunu düşünüyor. Sanatın birleştirici gücüne inanan ve genç sanatçıların üretimini destekleme motivasyonu ile hareket eden İyilik İçin Sanat Derneği'nin Sanat Elçileri adını verdiği projesi kapsamında İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki'nin anlatımıyla, 27 Nisan Çarşamba günü Atölye Cer'de düzenlenen panel ile sanatseverelere aktarıldı. İyilik İçin Sanat Derneği'nin İsveç İstanbul Başkonsolosluğu'nun desteğiyle hayata geçirdiği, Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi projesi kapsamında Erzurum, Van, Mardin, Diyarbakır, Mersin, Nevşehir, Sivas olmak üzere 7 ilden kadın sanatçıların kültür politikalarına ilişkin bilgi düzeyi ve görüşlerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilen dijital anketler toplamda 280 kadın sanatçının katılımıyla gerçekleştirildi. Sanat Elçileri projesi kapsamında Kadın Sanatçıların Türkiye'de Sanat Ekosistemine Bakışı Araştırması hakkında değerlendirmede bulunan İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt, Kadınların sanat dünyasındaki yerinin ve öneminin çok büyük olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla kadın sanatçıları ön plana çıkaracak şekilde geliştirdiğimiz Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi projesi ile genç kadın sanatçıların yerel kültür politikalarının oluşturulmasına katılımlarının teşvik edilmesi, bu konuda düzenlenecek araştırma ve eğitimler ile altyapılarının güçlendirilmesini amaçladık. Kısa sürede hayata geçirdiğimiz bu proje ile imkanı kısıtlı birçok genç kadın sanatçıyı kapsama alanımıza alarak, gelişimlerine nasıl daha fazla katkı sunabiliriz diye düşünmeye başladık. Erzurum, Van, Mardin, Diyarbakır, Mersin, Nevşehir ve Sivas gibi sanat piyasasına uzak kalmış illerde bulunan kadın sanatçıların, sanat ekosistemine bakışını öğrenmek üzere İstanbul Ekonomi Araştırma'nın destekleriyle bir araştırma raporu hazırladık. Bu araştırma, yerinde bir projeye imza attığımızı bize bir kere daha gösterdi. Araştırmaya katılan sanatçıların yaşadıkları şehirde yerel kültür politikaları hakkında çalışan sivil toplum insiyatifleri hakkında bilgilerinin sınırlı olduğunu ve sanat platformlarına demokratik katılım hakları ile ilgili çok fazla bilgi sahibi olmadıklarını gördük. Bu araştırma neticesinde çıkan sonuçlara göre bir değerlendirme yapacağız ve genç kadın sanatçıların güçlendirilmesi konularında daha fazla neler yapabileceğimizi gündemimize alacağız. Projemizi daha da geliştirmek için adımlar atacağız. Bu vesile ile böylesine etkili bir projede bize destek olan ve her daim yanımızda olduklarını hissettiren İsveç İstanbul Başkonsolosluğu'na katkılarından dolayı bir kez daha teşekkür ederiz. dedi. Kadın Sanatçıların Türkiye'de Sanat Ekosistemine Bakışı Araştırmasında ortaya çıkan en önemli verilerden biri, katılımcıların çoğunluğu ya hiç yabancı dil bilmiyor ya da başlangıç seviyesinde yabancı dil bildiklerini ifade ediyorlar. Genel itibariyle ilgilendikleri sanat dalında eğitim gördüklerini söyleyen katılımcıların çoğunluğu sanat çalışmalarını plastik ve geleneksel sanatlarda yürüttüğünü belirtiyor. Katılımcıların yüzde 70'nin ailesinde sanatçı bulunmasa da ailelerin sanata yaklaşımları genel anlamda olumlu olarak öne çıkıyor. Araştırmaya katılan kadın sanatçıların yüzde 54'ü plastik sanatlar alanında çalıştığını söylerken, yüzde 19'u ise geleneksel sanatlar cevabını veriyor. Müzik alanında çalışmalarını yürütenlerin oranı yüzde 5 iken tiyatro ve yazarlık cevabını verenlerin oranının yüzde 4, sinema cevabını verenlerin oranının yüzde 2, performans sanatları cevabını verenlerin oranının ise yüzde 1 olduğu tespit ediliyor. Katılımcıların yüzde 53'ü sanat ile ilk olarak ilköğretim yıllarında tanıştığını söylerken, yüzde 24'ü bu soruya lise yılları yanıtını veriyor. Üniversite yılları seçeneğini işaretleyenrin oranı yüzde 7 olarak görülürken, yüzde 15'lik kısım ise sanat ile ilk kez ilkokul öncesi dönemde, küçük yaşlarda ilgilendiğini belirtiyor. Ankete katılım sağlayanların önemli çoğunluğu aylık gelirinin ise asgari ücretin altında olduğunu belirtirken, ayda 10.000 TL'nin üzerinde kazanç sağlayanlar yüzde 3 seviyesinde. Katılımcıların yüzde 23'ü tüm geçimini icra ettiği sanattan sağladığını beyan ederken, neredeyse yarısı ise ailelerinin geçimini sağladığını söylüyor. Sanat ile ilgilenmesine rağmen geçimini farklı bir işle sağlayanların oranı ise yüzde 23 olarak tespit edildi. Geçimlerini, icra ettikleri sanat dışında farklı bir meslek yaparak sağladığını beyan eden katılımcılara meslekleri sorulduğunda, yüzde 53 oranındaki çoğunluk eğitmenlik/öğretmenlik yaptığını söylüyor. Yüzde 6 oranında katılımcı ise geçimini editörlük veya çevirmenlik yaparak sağladığını bildiriyor. Çoğunluğun daha önce hibe desteği olan bir projede yer almadığını söylediği araştırma raporunda, katılımcıların yaşadıkları şehirde yerel kültür politikaları hakkında çalışan sivil toplum insiyatifleri hakkında bilgisi ise sınırlı. Ayrıca çoğunluk daha önce benzer bir insiyatifte bulunmadığını belirtiyor. Daha önce yerel kültür politikaları hakkında çalışan sivil toplum insiyatiflerinde bulunan katılımcıların en sık dile getirdiği dernek ise İyilik İçin Sanat Derneği olarak dikkat çekiyor. Ankete katılım sağlayanların yüzde 65'i sanatçı kişiliğiyle üye olduğu herhangi bir sivil toplum kuruluşu olmadığını söylerken, yüzde 35 oranında katılımcı ise üye olduğu bir sivil toplum kuruluşu olduğunu söylüyor. En sık zikredilen dernek İyilik İçin Sanat Derneği olurken ikinci sırada Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı bulunuyor. Kamu kurum ve kuruluşlarının kültür alanında sunduğu imkanlar hakkında bilgi sahibi olma oranı yüksekken katılımcıların yarısından fazlası bu imkanlardan faydalanmadığını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 55'i ulusal çapta bir sanat etkinliğinde, bienalde, sanat festivalinde eserinin/performansının yer almadığını söylerken, yüzde 45 oranında katılımcı ise böyle bir etkinlikte yer aldığını bildiriyor. Kamu kurum ve kuruluşlarının en büyük iki eksiğinin atölye yokluğu ve malzeme yetersizliği olduğunu belirten katılımcılar, kendilerini en yetersiz gördüğü iki alanı ise animasyon oluşturmak ve üç boyutlu üretim yapmak olarak görüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadinlar-sanatla-bulusuyor/", "text": "Next Level Üreten Kadınlar Kulübü kadınlara yeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. JLL Türkiye tarafından yönetilen, pandemi sürecinde çalışan ve ziyaretçileri için hijyen önlemlerini azami düzeyde ve aralıksız sürdürerek sunduğu güvenli ortamla örnek gösterilen Next Level AVM, şimdi de örnek bir proje ile kadınlara yeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. Seramik, cam boyama, wayuu çanta, amigurumi, keçe sanatı, patchwork, makrome, takı yapımı, gibi çeşitli alanlarda her hafta düzenlenecek farklı atölyeler başlangıç düzeyinde uzman eğitimcilerle çekilen videolar ile katılımcılarla buluşacak. Başvuruların ücretsiz ve tüm kadınlara açık olduğu atölyeler için kullanılacak malzemeler de Next Level Üreten Kadınlar Kulübü tarafından katılımcılara hediye edilecek. Eğitim videolarını izleyerek verilen materyallerle evlerinde farklı sanatsal ürünleri hayata geçiren kadınlar, sahibi oldukları bu ürünleri daha sonra gerçekleşecek sergide sergileme imkanı bulacaklar. Uzman eğitmenlerin her sanat dalından çekilen eğitim videoları ile başlangıç düzeyinde eğitim vereceği projede, kadınlar videolarda izledikleri yapım aşamalarını takip ederek rahatlıkla ürünleri evlerinde yapabilecekler. AVM tarafından ücretsiz olarak teslim edilecek malzemelerle hayata geçirilecek ürünler, yapılacak sergi sonrasında yine sahiplerine teslim edilecek. Sanatın iyileştirici gücünün esas alındığı Next Level Üreten Kadınlar Kulübü'nde, farklı el sanatları ile tanışmak isteyen kadınlara yeni hobiler edindirmek, çocuklarıyla birlikte yapabilecekleri sanatsal etkinlikler sunabilmek, üretimin hazzını yaşatabilmek yanında yeni iş alanları için bir başlangıç sunabilmek amaçlanıyor. Her hafta farklı bir eğitim verecek olan Next Level Üreten Kadınlar Kulübü, her atölye için yapılan başvurular arasından çekilişle belirlenecek 10 asil 5 yedek katılımcı ile gerçekleşecek. Başvurular Next Level AVM instagram hesabı üzerinden ya da AVM danışmadan yapılabilecek. Projede her ay 40 kadına eğitim vererek sanatla buluşturulması hedefleniyor. Next Level Üreten Kadınlar Kulübü, ilk dijital atölyede kadınlara Wayuu çanta yapımını öğretecek. 28 Ağustos'ta başvuruların başlayacağı atölyede katılmaya hak kazanan kadınlar 31 Ağustos'ta instagram hesabından açıklanacak ve takip eden 3 günde danışmaya gelerek malzeme kitlerini alacaklar. Kendilerine yollanacak eğitim videosu ile evlerinde ürünleri yapmaya başlayabilecekler. Proje, Wayu çantanın ardından Amigurumi, seramik ve cam boyama ile devam edecek. Her ay sonunda yapılacak serginin ilki Ekim ayı içerisinde gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadir-aydemirin-yeni-haiku-kitabi-yayimlandi/", "text": "Kadir Aydemir'in yeni kitabı Otların Kalbi, şairin 50 yeni haikusunu bir araya getiriyor. Haiku, dünya edebiyatında bilinen en kısa metin biçimlerinin başında geliyor. Şairin daha önce yayımlanan ve Japonca, Rusça, İngilizce, Fransızca, Bulgarca, Ermenice gibi dünya dillerine çevrilen Sessizliğin Bekçisi ve Soğuk Yazgı adlı eserlerindeki şiirler de bu türe katkı sunan çalışmalardı. Kadir Aydemir'in haikularından biri, AB-Japonya Ne wSpace2060 Uluslararası Resimli Haiku Yarışması'nı kazandı ve şiir bir uzay mekiği ile uzaya gönderildi. Şiir kitaplarının yanında öykü türünde de eserler veren Aydemir, 2006'da Kadıköy'de yayın hayatına başlayan ve Otların Kalbi'yle 400. kitaba ulaşan Yitik Ülke Yayınları'nın da kurucusu ve editörü. Kitap, naif yapısıyla doğanın ve insanın ruhuna seslenen güçlü bir esinti... Şiirlere, usta tasarımcı Savaş Çekiç'in desenleri eşlik ediyor. Haikuyu, bu şiir türünü merak eden, ilgi duyan herkese; bir solukta okunacak, uzun uzun düşündürecek yeni bir okuma önerisi Otların Kalbi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kadir-has-universitesinden-yeni-proje-consider/", "text": "Kadir Has Üniversitesi, Avrupa Birliği Ufuk 2020 RISE Programı'ndan aldığı 1,2 milyon tutarındaki fon ile, endüstri mirasının korunmasını amaçlayan, bu alanda bilgi, deneyim ve yenilikçi fikirlerin paylaşımını teşvik eden 'Kentsel Gelişme için Bir Kaynak Olarak Endüstri Mirasının Sürdürülebilir Yönetimi' başlıklı uluslararası projeyi hayata geçiriyor. Projenin ortakları arasında Avrupa Birliği ve Orta Doğu ülkelerinden üniversiteler, belediyeler, kent konseyleri, miras alanları ve sivil toplum örgütleri bulunuyor. Proje için çalışmalar Ekim ayında başladı ve dört yıl sürecek. Projenin amacı, Avrupa Birliği içindeki ve Birlik'in dışındaki ülkelerde kazanılan deneyimleri araştırmak, mirasın korunması için yenilikçi fikirler geliştirip paylaşmak, endüstri mirasının sürdürülebilir yönetimini ve modern kent yaşamına kazandırılmasını sağlamak. Bir bölgenin kültürel mirasının bir parçası olan dolayısıyla o bölgenin kimliğini oluşturan endüstri mirasının bir daha yerine koyulamayacak şekilde kaybedilmemesi büyük bir önem taşımaktadır. Bunu önlemenin yolu, bu değeri yenilikçi çözümlerle kent yaşamına kazandırmaktan geçiyor. Proje kapsamında Avrupa'dan İngiltere, Almanya, Avusturya, Türkiye, İsrail ve Çin'e uzanan bir coğrafyadaki örnekler ve deneyimler üzerinde çalışmalar yapılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kafkasyadan-anadoluya-cerkesler-danslarla-anlatilacak/", "text": "Geleneksel Türk müziğinin önemli isimlerinden Gürsel Koçak'ın projesi Kafkasya'dan Anadolu'ya Çerkesler, 4 Mayıs 2020 tarihinde İş Sanat sahnesinde olacak. Geleneksel Türk müziği duayenlerinden Gürsel Koçak'ın projesi, 35 dansçıyla otantik Çerkes ezgilerini sahneye taşımaya hazırlanıyor. Çerkes halkının Anadolu'ya geldikten sonraki kültürel yaşantılarını gözler önüne serecek olan gösteri; Rahşan Erdoğan Yılmaz, Hava Karadaş ve Grup Waynakh'ın solistliğinde gerçekleşecek. Mazenef Dans ve Müzik Topluluğu tarafından sahnelenecek etkinlikte, kostümler de danslar kadar tarihsel ve kültürel özellikleri yansıtırken; aşk ve özlem temalı Çerkesce şarkılar, dinleyicileri tarihte bir zaman yolculuğuna çıkaracak. Bir döneme ayna tutan Kafkasya'dan Anadolu'ya Çerkesler gösterisini, 4 Mayıs Pazartesi günü saat 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kalamis-39-galeri-sisman-ve-guzel-sergisi-basladi/", "text": "Sosyal sorumluluk projeleriyle de adından söz ettiren 39 Kalamış Marina Hotel'de yer alan 39 Galeri, son derece ilginç ve sıra dışı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. İranlı ressam Safa Kasaei'nin Şişman ve Güzel adını verdiği kişisel resim sergisi, 16 Mayıs Pazartesi akşamı sanatseverlerin beğenisine sunuldu. İsminin, mottosunun ve sergilenmekte olan eserlerin izleyenleri tam bir hayret alemine götürdüğü yeni sergisi hakkında dergimize açıklamalarda bulunan Safa Kasaei; Vogue, Elle ve Fashion gibi dergiler, kadınlar için yeni güzellik standartlarını 'Zayıf güzeldir' sloganıyla belirleyerek, bir anlamda aşırı diyet yapmaya zorluyorlar dedi. Azeri kökenli ve Tebriz doğumlu olan 30 yaşındaki Safa Kasaei, Tahran Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü mezunu. Tebriz Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde ise yüksek lisansını yapan ve resimlerinde pastel renkleri kullanmayı tercih eden sanatçı, yumuşak çizgilerle şişmanlığı sevimli göstermeye çalışıyor. Resim yanında heykel çalışmaları da bulunan Kasaei'nin bugüne kadar ürettiği 100'den fazla eseri bulunuyor. İstanbul Sanat Dergisi olarak, Safa Kasaei'den kendisini anlatmasını istedik. İşte, O'nun söyledikleri: Her zaman duygu ve düşüncelerimi bir şekilde izleyicilerimle paylaşabilmek istedim ve bunun için sanatı ve imgeler dünyasını seçtim. Güzel Sanatlar Konservatuarı'na grafik alanında girdim. Konservatuardaki ilk eğitim dönemim denemelerle geçti. Fotoğraf, resim, heykel, grafik ile deneyler yapmak ve izleyicilerimle en iyi konuşabileceğim birini seçmek istedim. Resimde hareket özgürlüğü, benim en büyük önceliğimdi. Bu nedenle, istediğim gibi daha fazla hareket özgürlüğü ile resim yapabilmek için akademik yolu grafiksel olarak okudum ve kararımın sonucunu yavaş yavaş görmeye başladım. Hocalarım çoğu resimlerimi beğendiler ve izleyicilerim tarafından giderek daha fazla teşvik edildim. Bu bana yoluma devam etmem için büyük bir neşe ve enerji verdi. Tahran'da stüdyomu açtım, Tahran'da hayatıma ve profesyonel faaliyetime başladım. Çalışmalarım siber alanda da görüldü ve dünyanın farklı yerlerinden çalışmalarımı satın alma, sergileme ve destekleme teklifleri almaya başladım."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kalamis-ataturk-parkinda-yaz-festivali/", "text": "Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen Kalamış Yaz Festivali başlıyor. 1 Temmuz 30 Ağustos arası sürecek olan festivalde yaz boyunca 34 konser ve 17 film gösterisiyle sanatseverlere eğlence dolu saatler yaşatacak. Etkinliğin şimdilik 1-10 Temmuz arası etkinliklerin bilet satışı başladı. Festival açılışını 1 Temmuz 21.00'da Nazan Öncel sevenleriyle buluşacak. Etkinliğin diğer günlerinde hem konserler hem de film gösterileri ile devam edecek. Festival Kalamış Atatürk Park'ında olacak. Biletleri Kadıköy Belediyesi'nin sitesinden bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kalbe-dokunan-ilmek-sergisi-uskudarda-acildi/", "text": "Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen sergi, Nevmekan Sahil Galeri'de sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Osmanlı dönemi giysileri, aksesuarları ve gündelik hayata yön veren eşyalardan oluşan serginin açılışına, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, DİTAV İstanbul Şubesi Başkanı Aydoğan Ahıakın ve koleksiyoner Yusuf İyilik'in yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı. Osmanlı'nın tarihi ve kültürel zenginliğini yansıtan tekstil ürünlerinin yanı sıra ütü sobası, dikiş makinesi, fener, ayna, takı ve kemer çeşitleri gibi Osmanlı dönemi günlük kullanım eşyalarından örneklerin de yer alacağı sergi, çerçeve, hat yazı ve ferman gibi imparatorluğun tamamlayıcı unsurlarını da içeriyor. Açılışta konuşan Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, koleksiyonerliğin kıymetli olduğu kadar zor ve zahmetli bir iş olduğunu belirterek, Koleksiyonerlik, seçtiğiniz konu üzerine araştırmalar yapmak, sadece yurt içinde değil yurt dışında da bu objelerin peşine düşmek, bir araya getirdiğiniz koleksiyonun ilmi çalışmalarını yapmak ve bu eserleri muhafaza etmek demektir. Koleksiyoner Yusuf İyilik'i tebrik ediyorum. Ülkemizde bu konuya gönül vermiş ya da verecek olan koleksiyonerlerimize de örnek olmanızı diliyorum. ifadelerini kullandı. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen de koleksiyoner Yusuf İyilik'in üç kıtadan derleyip topladığı Osmanlı tekstil ürünlerinden oluşan güzel bir sergi açacaklarını vurgulayarak, Giysi aslında bir milletin kültürünü, coğrafyasının iklimini, estetik anlayışını ve elbette dini inancını da yansıtması anlamında önemli bir alışkanlıktır. Kültür ve sanat anlayışıdır. diye konuştu. Türkmen, serginin Osmanlı'da var olan estetik anlayışını yansıttığına işaret ederek, sergiyi geçmiş dönemin estetiğini kıyafetler üzerinden anlamak isteyen sanatçıların, gençlerin ve sanatseverlerin beğenisine sunduklarını ifade etti. Koleksiyoner Yusuf İyilik ise sanatı medeniyetin izi olarak tanımladığını ifade ederek, koleksiyonda yer alan eserlerin Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü coğrafyalarda yürütülen titiz çalışmalarla bir araya getirildiğini dile getirdi. Sergi, aynı zamanda Manisa'dan Bolu'ya, Kayseri'den Urfa'ya farklı yöresel kıyafet ve aksesuar modelleriyle Osmanlı'da giyimin estetik, folklorik ve kültürel değerlerine somut örnekler üzerinden şahitlik ediyor. Tarihi ve kültürel zenginliğin en nadide örneklerini içeren Kalbe Dokunan İlmek sergisinde, yüzlerce parçadan oluşan Osmanlı dönemi tekstil ürünleri arasında Türkiye'nin her yöresine ait gelin ve damat giysileri de dikkati çekiyor. Osmanlı ile özdeşleşen dival işlemelerinden oluşan bindallılar, elbiseler, bohçalar, yatak örtüleri ve sedir takımları ile Türk işi işleme örneklerinin sunulacağı serginin, yazma ve tülbent koleksiyonu da oya, işleme ve yörelerine göre tasnif edilmiş 3 bini aşkın parçadan oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kalbenden-ilk-roman-ve-yeni-album-eski-dunyanin-yangini/", "text": "Kalben'in ilk romanı Eski Dünyanın Yangını, 17 Ocak'ta Holden Kitap tarafından yayımlanacak. Ve romandan ilham alınarak icra edilmiş aynı adlı albüm de kitapla ile birlikte dinleyiciyle buluşacak. Eski Dünyanın Yangını, birlikte büyüyen iki kadının, Kantante ile Koda'nın hikayesini anlatıyor. Erkek egemen dünyada hayatta kalmaya çalışan kadınların mücadeleleri, hayalleri, sevme ve sevilme biçimleri üzerinde duruyor. Annelerinin küskün ve hüzünlü gölgesinde yeryüzüne kök salmaya çalışırken birbirine yaren olan iki yalnız çocuğun şarkısı bu roman. Roman, küçük bir sahil kasabasındaki ilkokulda yolları kesişen, benzer acılardan müşterek bir gelecek yaratmaya çalışırken özgürlüğün keskin köşeleriyle yaralanıp ayrı yönlere sürüklenen Koda ve Kantante'nin bütün katillere vedası. Koda ve Kantante, aile kurumunun yarattığı travmalardan kurtulmaya çalışırlar. Büyüdüklerinde evden uzaklaşır, daha iyi bir yaşam için mücadele verirler. Oysa dışarısı da en az bir yuva kadar tehlikelerle doludur. Birlikte büyüyen iki arkadaşın yolları zamanla ayrılır. Ortalıktan bir anda kaybolan Kantante'nin nereye gittiğini, kimse bilmemektedir. Koda, Kantante'nin günlüğünü bulur ve yazdıklarından yola çıkarak onu bulmaya çalışır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kale-tasarim-ve-sanat-merkezi-in-transit-arada-bir-sergi-deneyimi/", "text": "Disiplinlerarası üretim ve buluşma platformu Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, İyi Bak Dünyana hareketi kapsamında öncülüğünü yaptığı Konuk Sanatçı Programı'nın bir ayağı olan In Transit Arada sergisini hayata geçiriyor. Disiplinlerarası üretim ve buluşma platformu Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, bir yandan sürdürülebilirliği odağına alan çalışmalara ev sahipliği yapmaya devam ederken, diğer yandan da sürdürülebilirliğe farklı bir açıdan yaklaşmaya çalışıyor. KTSM, ekim ayında ilk kez başlattığı Konuk Sanatçı Programı kapsamında hayata geçirdiği In Transit Arada sergisini 16 Aralık tarihi itibariyle sanatseverlerle buluşturdu. Fransız ve Hintli seramik sanatçıları Elodie Alexandre-Reyaz Badaruddin'in imza attığı ve kürasyonunu Sait Fehmi Ağduk'un yaptığı sergi, altmışa yakın eserden oluşuyor. Elodie Alexandre'ın sandalye, ateş ve kuş, Reyaz Badaruddin'in ise konteyner imgelerinden yola çıkarak hazırladığı eserler, İyi Bak Dünyana mottosuyla birebir örtüşüyor. Küratör ve sanatçılar, sergi ziyaretçilerini 'dünyamıza nasıl daha iyi ve doğru bakabileceğimizi' bir arada sorgulamaya davet ediyor. KTSM'nin İyi Bak Dünyana mottosunu merkeze alarak hazırlanan ve seramik eserlerden oluşan sergi, 16 Aralık 2022 15 Ocak 2023 tarihleri arasında Kale Tasarım ve Sanat Merkezi 'de ziyaret edilebilecek. Kale Tasarım ve Sanat Merkezi 'nin İstanbul Kalkınma Ajansı 'nın desteğini ikinci kez almaya hak kazanarak, YENİŞİM: Yaratıcı Endüstrilerde İş Modeli Geliştirme Projesi kapsamında hayata geçirdiği Konuk Sanatçı Programı'ndan dolayı gururlu olduklarını belirten Kale Grubu Kurumsal İletişim Müdürü Zeynep Özler; Kale Grubu'nun köklerinden aldığımız ilhamla, KTSM olarak özgün ve sıra dışı projelere ev sahipliği yapmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. Hayata geçirdiğimiz 'In Transit Arada' sergisi de Türkiye'de seramik alanında bir ilk olan Konuk Sanatçı Programı'nın bir meyvesi. Bu sergi bize sıra dışı bir deneyim yaşatırken, diğer yandan da dünyamıza ne kadar iyi ve doğru baktığımızı ve bakmamız gerektiğini bir kez daha sorgulatacak diye konuştu. Serginin sanatçıları Elodie Alexandre-Reyaz Badaruddin ve küratörü Sait Fehmi Ağduk ise bu sergiyle gerçekçi bir umut beslediklerini dile getirerek; In Transit Arada, hem durağanlık hem de ilerleme iradesi. Bu sergideki işlerle umut vermek istiyoruz. Karamsarlığa saplanıp kalma lüksümüz yok ama aynı zamanda gerçekçiyiz. Gezegenimizin tehlike altında olduğunu biliyoruz. Küresel sorunlarımızın ağırlığını omuzlarımızda hissediyor, bununla birlikte harekete geçmek istiyoruz. Bu durumu hep birlikte yeni bir ifade türeterek, şöyle ifade ediyoruz: 'In Transit Arada' Hala hareket halindeyiz. Dünyamızı iyileştirmek için hala fırsatımız var. Sorumluluklarımızı üstlenmemiz gerektiğini biliyoruz. Umudumuz var. In Transit Arada'nın anlamı da bu: Gerçekçi umut diye konuştular."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kalem-kitap-kulubu-4-ocakta-basliyor/", "text": "Kalem Ajans'ın düzenlediği Kalem Kitap Kulübü etkinlikleri, 4 Ocak Pazartesi başlıyor. Etkinlikte ilk olarak 4 Ocak Pazartesi, Burhan Sönmez ile Decameron'u konuşulacak. Bundan yedi yüz yıl önce veba salgını yayıldığında, bir eve sığınıp dış dünyayla bağını kesen bir grup Floransalının zaman geçirmek için bulduğu yol, hikaye anlatmaktı. On gün boyunca anlattıkları hikayelerin toplandığı kitaba Decameron, yani On Gün adını verdi yazarı Boccaccio. Burhan Sönmez'in İstanbul İstanbul'u ise yerin üç kat altında, küçücük bir hücredeki dört adamın soğuk ve işkenceye direnerek birbirine anlattıkları hikayelerden oluşuyor. Her hikaye başka hikayelerden doğarmış, diyerek Decameron'un hangi hikayelerden doğduğunun ve sonra hangi hikayeleri doğurduğunun izi sürülecek. İkinci olarak 11 Ocak Pazartesi, Ertuğ Uçar ile Deniz Feneri'ni konuşulacak. Deniz Feneri, yetişkin bir kadının, kırklarındaki Virginia Woolf'un ototerapi seansı. Woolf okumanın ve kurgusuna kapılmanın zor olduğu, karakterlerin takip edilemediği şeklindeki önyargıları arkada bırakıp, Woolf'un İzinde isimli deneme kitabıyla Woolf'u çocukluğundan başlayıp Deniz Feneri'ne ilham veren Godrevy Feneri'ne değin takip eden bir sohbet gerçekleştirilecek. Üçüncü haftaya gelindiğinde 18 Ocak Pazartesi günü, Defne Suman ile Anna Karenina'yı konuşulacak. Ülkelerin geçiş dönemlerini edebiyat aracılığıyla bireysel yaşantılar üzerinden anlatan, farklı ekonomik sınıfların yan yana sunulan yaşamlarını, sınır aşan kadınları ve elbette aşkı en güzel şekillerde işleyen iki romanı -bir tarafta Tolstoy'un Anna Karenina'sı, diğer yanda Defne Suman'ın Emanet Zaman'ı- konuşurken 1870'lerin Rusya'sından 1920'lerin İzmir'ine de bir yolculuk yapılacak. Ayın son haftası 25 Ocak Pazartesi günü etkinlikte Şebnem İşigüzel ile Gurur ve Önyargı'yı konuşulacak. Klasikler üç kere okunmalı; gençlikte, orta yaşta ve yaşlılıkta. Hatta kutsal kitaplar gibi başımızı bile bekleyebilirler, başucumuzda durabilirler, diyen İşigüzel, romanı Gözyaşı Konağı Ada 1876'da genç bir kadının, içine doğduğu toplumun ona tayin ettiği kaderden, ataerkil düzenin erkeklere verdiği güç ve yetkiden, yargılamalardan uzağa kaçışını anlatıyor. Jane Austen'in Gurur ve Önyargı'sı ise genç bir kadının toplumun ve dedikoduların etkisi altında kendini ve arzularını bulma mücadelesinin romanı. Etkinlik, bu genç kadınların hikayesini konuşmak ve yılın ilk ayını edebiyatla kapatmak isteyenleri bekliyor. Kalem Ajans, Şubat ayı konuklarından Fuat Sevimay'a katılarak Klasikleri artık gerçekten ama gerçekten okumanın ve dahası üstüne konuşmanın zamanı gelmedi mi? diye soruyor ve ilgilenen herkesi gerçekten okumaya davet ediyor. Kitap kulübüne kayıt olmak, detaylı bilgi almak için kitapkulubu@itef. com. tr adresine mail atılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kaligrafist-yilmaz-ozbek-sergisi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Türk Latin kaligrafisinin gizli kalmış ismi, Yılmaz Özbek'in eserlerinden oluşan 'Kaligrafist Yılmaz Özbek' sergisi 26 Şubat'ta Fatih Belediyesi Kadırga Sanat Galerileri'nde sanatseverlerle buluştu. Sergi, kaligrafi, grafik ve tasarım sanatçısı olan Yılmaz Özbek'i çağdaşlarından ayıran özelliği Kufi yazıyı Latin harflerine uyarladığı eserlerinden oluşuyor. Serginin danışmanlığını yapan Kaligrafi Sanatçısı Erhan Olcay, Yılmaz Özbek'in bugüne kadar 5-6 tane işini görebildiklerini, bu eserlere hayran kalarak hocayı araştırdıklarını belirtti. Olcay, sonunda toplanan büyük arşivin Latin kaligrafisi adına Türkiye'de önemli bir dönüm noktası olacağını kaydetti. Sergide, aynı zamanda Yılmaz Özbek'in, koleksiyonunda bulunan 60 ülkeden toplanan 601 pulla oluşturduğu pul koleksiyonu da ilk defa sanatseverler ile buluştu. Sanatçının tamamlamaya ömrünün vefa etmediği pul koleksiyonu kitabının tasarımı kendi el yazısına ait. Serginin küratörlüğünü yapan Fatih Ömeroğlu Yılmaz Özbek kaligrafi sergisinin, 1987 yılında sırlanmış bir hazinenin bugün gün ışığıyla buluşması niteliğinde olduğunu belirtti. Sergi kataloğu sanatçı adına yapılmış ilk belgeleme özelliği taşıyor. 'Kaligrafist Yılmaz Özbek' sergi kataloğu, sanatçının eserlerinden oluşan ilk belgeleme özelliğini taşıyor. Daha önce bilinmeyen birçok yönü, eserlerini yaparken kullandığı eskizleri, sanatıyla ilgili düşüncelerini aktardığı ses kayıtları gibi birçok veriden derlenen sergi kataloğu Fatih Belediyesi tarafından sanatçı adına yayımlanmış ilk belge niteliğinde olacak. Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, açılışta yaptığı konuşmada Şu an burada hatırasını yad ettiğimiz Yılmaz Özbek de önemli bir yazı ustası. Ancak Özbek yeni bir kulvarda boy göstermiş, deyim yerindeyse yürünmemiş bir yolda ilerleyebilmiş bir sanatçı. Yine de kendisini geleneksel yazı sanatımızın ilginç ve sıra dışı bir temsilcisi olarak tanımlamakta bir mahsur yok. Zira o, Cumhuriyet döneminde Latin harflerine geçilmesiyle birlikte, iki alfabeyi de bir arada ustalıkla kullanan hattat kuşağının en önemli ismi kabul edilen Emin Barın'ın öğrencisidir. Türk kaligrafi sanatının saklı değeri Yılmaz Özbek'i, İstanbullu sanatseverlerle buluşturmaktan mutluluk duyduğumu ifade eder, serginin hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlarıma şükranlarını sunarım. Hepinize sanat ve esenlik dolu günler dilerim İfadelerine yer verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kalplerin-kralicesi-diana-muzikalinin-on-gosterimi-nefes-kesti/", "text": "Queen of the People's Hearts / Kalplerin Kraliçesi Diana müzikali basın buluşması, tüm oyuncuların katılımıyla 10 Ağustos Çarşamba günü Divan Otel İstanbul'da gerçekleştirildi. Basın toplantısına müzikalden sahnelenen kısa kesit damga vurdu. Washington National Opera sanatçılarının hayat verdiği müzikalde, Lady Di'yi Türk yıldız Lori Şen canlandırıyor. İtalyanlar tarafından La Diva Turca olarak anılan, sesiyle sınırları aşan opera sanatçısı Lori Şen, yurt dışında alanında isminden en çok söz ettirmeye aday mezzo sopranolardan biri. Türkiye turnesinin ardından Almanya ve İngiltere'de de sahnelenmesi planlanan Lady Diana müzikali Queen of the People's Hearts / Kalplerin Kraliçesi Diana basın buluşması, ünlü yıldız Lori Şen'in katılımıyla gerçekleştirildi. İstanbul'da iki günde 4 bin 400 kişinin izlemesi beklenen müzikalin detaylarını, müzikali Türkiye'ye getiren Gürkan Us anlattı. Us, Türkiye'ye böyle bir müzikal getirmenin heyecanı ve mutluluğunu yaşıyoruz dedi. Prenses Diana'nın Prens Charles ile olan evliliğinden anneliğine, çalkantılı kraliyet yaşantısından geçirdiği trafik kazasına kadar olan süreci müzikalde anlatılıyor. Türk yıldız Lori Şen, basın buluşmasında En çok hangi sahnede etkilendiniz? sorusuna şu yanıtı verdi: En çok Camilla'yla karşılaştığım sahnede etkilendim. Kocamın beni aldattığı kişiyle tanışmak inanılmaz bir deneyimdi. Müzikale gelenler, Diana'nın hayatından her kesite eşlik edecekler dedi. ABD'de prömiyeri yapılan ve Lady Diana'nın hayatı üzerine yazılan Queen of the People's Hearts / Kalplerin Kraliçesi Diana, ilk kez Türkiye'de 13-14 Ağustos'ta Zorlu PSM'de sahne alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kalpten-kalbe-oyununun-galasi-trump-sahnede-yapildi/", "text": "Nilgün Belgün ve Bekir Aksoy'un baş rollerde yer aldığı, üç farklı bölümden oluşan, üç farklı kadın ve erkek karakterlerin yer aldığı Kalpten Kalbe adlı oyunun galası, 3 Şubat 2022 tarihinde Trump Sahne'de yapıldı. Nilgün Belgün ve Bekir Aksoy'un dans performanslarıyla birlikte kadın-erkek ilişkilerine eğlenceli bir yorum getirdiği tiyatro oyununun galasına, sanat dünyasından da yoğun ilgi vardı. Geceye katılanlar arasında Demet Akbağ, Oya Başar, Emel Müftüoğlu, Nevra Serezli, Oktay Kaynarca, Meltem Cumbul, Saba Tümer, Atilla Atasoy, Volkan Severcan, Mustafa Denizli, Hıncal Uluç, Aydan Şener, Cihat Tamer, Nedim Saban da bulunuyordu. Kalpten Kalbe oyununun ilk bölümünde, belli bir yaşa gelmiş olmalarına rağmen hayatlarında bir türlü mutluluğı yakalayamayan, ancak birbirlerini tanıdıktan sonra gerçek aşkla tanışan Sema ve Mete'nin; ikinci bölümde, defalarca boşanmaya kalkan ama bir türlü ayrılamayan Leyla ve Tarık'ın; son bölümde ise dördüncü evliliğini yapmak üzereyken, başına gelen talihsizliklerle kardeşinin yardımıyla baş etmeye çalışan Nihal ve kardeşi Nihat'ın hikayelerine tanık oluyoruz. Her bölümü usta oyuncuların söylediği şarkılar ve dansları eşliğinde izlediğimiz hikayeler, seyirciyi hem güldürüyor hem de duygusal anlar yaşatıyor. Yapımcılığını Epizot Görsel Sanatlar'ın üstlendiği, Peter Quilter'in yazdığı, Zeynep Anacan tarafından çevrilen, yönetmenliğini Serkan Budak'ın, müzik direktörlüğünü ise Metin Özülkü'nün yaptığı Kalpten Kalbe oyunu, izleyiciye keyifli bir seyirlik sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kanuni-sultan-suleyman-portresi-acik-artirmayla-satilacak/", "text": "İngiltere'de müzayede evi Sotheby's, İslam Dünyası ve Hindistan Sanatları başlıklı 183 parçadan oluşan koleksiyonunu 31 Mart'ta açık artırmayla satışa çıkaracak. Eserler arasında, 16. yüzyılda yapıldığı düşünülen Kanuni Sultan Süleyman portresi de yer alıyor. İngiltere'de müzayede evi Sotheby's, İslam Dünyası ve Hindistan Sanatları başlıklı 183 parçadan oluşan koleksiyonunu 31 Mart'ta açık artırmayla satışa çıkaracak. Eserler arasında, 16. yüzyılda yapıldığı düşünülen Kanuni Sultan Süleyman portresi de yer alıyor. Eserler arasında, 16. yüzyılda yapıldığı düşünülen sedef mücevher kutusu da yer alıyor. Eserler arasında, 12. yüzyılda yapıldığı düşünülen astrolojik tasarımlarla süslenmiş gümüş işlemeli havza da yer alıyor. Eserler arasında, 14. yüzyılda Hristiyan yönetimindeki bir şehirde Müslüman bir sanatçı tarafından yapıldığı düşünülen usturlap da yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kanuni-sultan-suleyman-tahta-cikisinin-500uncu-yilinda-sanal-sergiyle-aniliyor/", "text": "Kanuni'nin büyük bir coğrafyaya uzanan sefer ve zaferleri, Muhibbi mahlasıyla yazılmış şiirleri ve 46 yıllık saltanatı Kanuni Sultan Süleyman Devri sanal sergisine yansıyor. Kanuni Sultan Süleyman, tahta çıkışının 500'üncü yılında, devrini anlatan yazma eserler eşliğinde yad ediliyor. Kanuni'nin büyük bir coğrafyaya uzanan sefer ve zaferleri, Muhibbi mahlasıyla yazılmış şiirleri ve 46 yıllık saltanatı Kanuni Sultan Süleyman Devri sanal sergisine yansıyor. Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi ile ona bağlı Köprülü, Atıf Efendi, Nuruosmaniye ve Ragıp Paşa Kütüphaneleri'nden seçilen eserler yer alıyor. Ziyaretçiler, Sultan Süleyman'ın saltanat yıllarını özetlemeyi ve devrinin sanatından örnekler sunmayı amaçlayan sergide, 46 yazma eseri görme imkanı bulacak. Devrin tarihçileri, edebiyatçıları ve devlet adamlarının anlatımlarının bulunduğu sergiye, www. suleymaniye. yek. gov. tr/kanunisergisi adresinden ulaşılabilecek. Sergide Kanuni'nin Belgrad seferi Feridun Ahmed Bey'den, Rodos fethi Şeyhülislam Kemalpaşazade'den, Zigetvar kuşatması esnasındaki vefatı ise Selaniki Mustafa Efendi'den okunabilecek. Kanuni'nin, Şehzadelerinden Mehmed'in vefatı karşısında duyduğu hüzün, Mustafa'nın katline Taşlıcalı Yahya'nın ağıtı, Veziriazam İbrahim Paşa'yı makbullükten maktullüğe götüren süreç gibi konuların görülebileceği sergi, Kanuni'nin saltanatını kronolojik olarak anlatıyor. Mart 2020'de hazırlıklarına başlanan fakat yeni tip koronavirüs nedeniyle açılamayan sergide, devrin eşsiz sanatkarları müzehhib Karamemi, hattat Ahmed Karahisari, Şairler Sultanı Baki ve diğer isimsiz ehl-i hünerin eserleri de bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kapadokyada-mavi-dolunay/", "text": "Anadolu Ajansı'ndan İsmail Duru, doğasıyla, tarihiyle eşsiz bir coğrafyaya sahip olan Kapadokya'da yükselen balonlarla birlikte Mavi Dolunay'ı görüntüledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kapalicarsi-yenilenen-cehresiyle-misafirlerini-agirliyor/", "text": "Tarihinin en kapsamlı restorasyon çalışmasının yapıldığı Kapalıçarşı'da uygulamalar sona ermek üzere. Restorasyonun İstanbul Valiliği, Fatih Belediyesi ve Kapalıçarşı Yönetimi tarafından gerçekleştirildiği, uygulamaların Bilim Danışma Kurulu'nca alınan kararlar doğrultusunda yürütüldüğü dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşısı, her gün binlerce misafirini yeni çehresiyle ağırlıyor. Çalışmaların Fatih Belediyesi kontrolünde yürütüldüğü Kapalıçarşı Restorasyonu Projesi ile 562 yıllık germişe sahip dünyanın ilk alışveriş merkezi olan Kapalıçarşı, yepyeni bir çehreye kavuştu. Güçlendirme çalışmalarından kalem işi uygulamalarına, elektrik altyapı sistemi modernizesinden tarihinde ilk kez yapılan aydınlatma çalışmalarıyla Kapalıçarşı'nın yeni hali adeta tarihe meydan okuyor. Kapalıçarşı tarihi boyunca birçok deprem ve yangına maruz kaldığı için yapıda süreç içerisinde hasarlar, zemin oturmaları ve deprem etkilerinden ötürü yapıyı oluşturan beden duvarlarında, kubbe, tonoz ve kemerlerde yapısal çatlaklar oluşmuştu. Bu yapısal çatlakların olduğu bölgelerde öncelikle sıva raspası yapılarak, sorunun kaynağına inildi. Daha sonra sorunun giderilebilmesi için enjeksiyon imalatı, dikiş, karbon hasır takviyeli fileler ve paslanmaz çelik elemanlar ile güçlendirme gibi sorunu kaynağından çözecek çeşitli güçlendirme yöntemleri uygulandı. Ayrıca zamanla kesit kaybına uğramış, tahrip olmuş gergi elemanları orjinalliği korunarak yenilendi. Zemin oturmaları gözlemlenen beden duvarları ve sütun temel kaidelerinde de yapının özgünlüğüne zarar verilmeden zemine mini kazıklar çakıldı. Bu işlem sayesinde hem yapının zemininde oluşan oturmalar engellendi, hem de yapının taşıyıcı elemanları güçlendirildi. Tüm bu uygulamalarla çarşı güçlendirilerek, deprem riskine karşı gerekli tedbirler de alınmış oldu. 1800'lü yılların sonunda çarşı içinde çekilmiş olan tarihi fotoğraflar detaylı incelendiğinde özgün bezeme ile günümüzde mevcut olan kalem işi bezemeler arasında yerinde uygulama, tasarım ve desen formu açısından farklılıklar olduğunu tespit edildi. Desen analiz çalışmalarıyla geç dönem örneğine uygun şekilde, arşiv görsel verileri, desen, dönem ve üslupları göz önüne alınarak revize edildi. Kalem işi uygulamalarına, öncelikli olarak belge toplama, kalem işi bezeme analizi, renk analizi çalışmalarının projelendirilmesiyle başlandı. Şu an itibarıyla çarşının tamamında kalem işi uygulamaları tamamlanarak Kapalıçarşı eski ahengine kavuştu. Hem bir anıt eser hem de kültürel bir miras olan Kapalıçarşı'daki restorasyon çalışmalarının ticaretin olumsuz etkilenmemesi için çarşının kapalı olduğu akşam saatleri ile hafta sonları yapıldı. Zemin ve traverten döşemelerde son derece hassas davranılarak, kullanılan malzemelerin Kapalıçarşı'nın tarihi dokusunu korumak ve bütünlüğünü ortaya çıkarmak için dönemine uygun olarak seçildi. Her biri alanında uzman kişilerden oluşan Bilim Danışma Kurulu'nun seçtiği ve Anıtlar Kurulu tarafından onaylanan traverten döşeme kaplaması için farklı ocaklardan çeşitli numuneler alındı. Bu numuneler basınç dayanımı, aşınma direnci gibi çeşitli testlere tabi tutuldu. Bu testler neticesinde en iyi sonuçları veren yaklaşık olarak diğerlerine göre 1,5 kat daha iyi olan Mersin'in Mut ilçesindeki taş ocağının traverten taşı Kapalıçarşı'nın zeminindeki yerini aldı. Kapalıçarşı'nın eski elektrik ve zayıf akım hatlarının birçoğu gelişi güzel ve düzensiz bir şekilde imal edildiği için büyük bir karmaşa içerisindeydi. Bu durum olası yangın felaketlerine davetiye çıkarır vaziyette olmakla birlikte; ticaretin kalbi olan çarşı içinde internet alt yapısının da modernize edilmesi gerekiyordu. Bu sebeple çarşının artan enerji ihtiyacının karşılanabilmesi için ileri teknoloji olan busbar sistemi ve akıllı sayaç sistemleri kullanılarak, elektrik altyapısının modernizasyonu sağlandı. Busbar sistemi ile çarşıda çirkin dağınık kablo görüntüsü ve daha da önemlisi hareketli bir kablo sistemi olmadığı için arıza ve kaza gibi ihtimaller ortadan kaldırıldı, internet alt yapısı da güçlendirildi. Yangına dayanıklı olan bu sistem sayesinde çarşı daha güvenli bir hale getirilmiş oldu. Tüm bunlarla birlikte Kapalıçarşı için gerekli olan sokak aydınlatma eksikliği giderilerek; ihtiyaca binaen Kapalıçarşı tarihinde ilk defa aydınlatma çalışması yapıldı. Uygulamaların Bilim Danışma Kurulu'nun gözetiminde hayata geçirilen aydınlatma faaliyetleri kapsamında; çeşitli bina aydınlatmalarının antolojisine bakılarak, meydan aydınlatma projeleri hazırlandı. Sokaklar için ise çarşının ihtiyaçlarını karşılayacak çerçevece çalışmaları gerçekleştirildi. Kapalıçarşı misafirlerini artık yeni çehresiyle ağırlıyor. Toplam 40 bin metrekare alanda hizmet veren tarihi Kapalıçarşı; 3 bin 125 dükkanda, 97 farklı ürün, 25 bin çalışanı, normal zamanlarda günlük 300-500 bin arasında ziyaretçisi, 64 sokağı, 5 mescidi, 2 bedesteni, 7 çeşmesi ve 22 kapısı ile dünyanın en büyük kapalı alışveriş merkezi konumunda. Türkiye'nin ve dünyanın sembol yapıları arasında yer alan ve yaklaşık 600 yıl boyunca İstanbul'da ticaretin kalbi diye nitelendirebileceğimiz tarihi Kapalıçarşı'da bu güne kadarki en geniş kapsamlı restorasyon çalışmasında sona geliniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kapsamli-bir-video-sergisi-5-sanatci-5-video/", "text": "Evliyagil Dolapdere, Beral Madra küratörlüğünde; 5 Sanatçı & 5 Video, Kapsamlı Bir Video Sergisi' ni 04.10.2021-16.01.2022 tarihleri arasında ağırlamaya hazırlanıyor. Sergi, sanatçıların video pratiğinin, 60'ların sonundaki erken üretimlerinden ''İlişkisel Estetik'' kavramı etrafında şekillenen günümüz anlayışına kadar, sanatın dönüşümleri içinde etkili bir araç ve dil olduğunu göstermeyi amaçlıyor. Televizyonun tekelleştirici etkisi her oturma odasını sardığı sürece, küresel medya ve onun hegemonik etkisiyle ilgili olarak kamuoyunun süregelen kültürel varsayımlarını ve tutumlarını sorgulamak için sanatçıların video üretimi geçerli bir pratik olmuştur. Günümüzün hakikat-sonrası sisteminde, hakikati ve onun kaçınılmaz yoldaşı olan hafızayı gözler önüne seren etkili bir araç olarak video ortamının anlamını ve değerini tekrar vurgulamak gerekli görünüyordu. Günümüz sanatında video sanatı, yalnızca TV'nin alışılmadık bir uzantısı olmakla kalmayıp, hem bu gösteri toplumu için gündelik bir merak olması ama aynı zamanda da esnekliği, dolaysızlığı ve sunduğu dijital yayın olanaklarıyla İlişkisel Estetik ile izleyici arasındaki boşluğu kapatmakta çok önemli bir rol oynamıştır. Kuşkusuz, pandemi sırasında dijital sunum, bilgi için önemli bir kaynak ve kültürel bir yem haline geldi. Başından beri, toplumsal ve politik kaygılarla dolu olan sanatçının video sanatı, izleyicinin belirli bir eleştirel bakışa ve entelektüel dirence ulaşmasına izin verecek şekilde belirlenmiştir. Elektronik haberleşme kültürü çerçevesinde kitleler, konsantrasyon ve kararlılıktan daha çok oyalanma ve eğlence arayışındadır. Sanatçıların elinde video aracı, kitlelerin ihtiyaçlarını, ulaşılması zor hakikatlere doğru, araştırma, sorgulama, keşif gibi sanatın ültimatomlarına yöneltmiştir. Yaklaşık 50 yıllık bir gelişimden sonra, video sanatı Türkiye'de sanat ortamına 90'lı yılların başında girmiştir; ilk örnekler, sanat-teorik olmaktan çok deneysel, algısal ve belgesel nitelikteydi. Sonraları, çekim ve kurgu teknikleri daha sofistike hale geldiğinde, karmaşık anlam katmanları, görme metaforları, tekrarlama stratejileri ve illüzyonist kaygılar, etkili bir sanatsal ifade dili şekillendirdi. Bu sergide galeri, günümüz video işlerinin üç yönünü sunuyor. İlk olarak, video çalışmaları, elektronik teknolojisinin cazibesini ve baştan çıkarıcılığını ve sanat üretimini ne kadar derinden etkilediğini vurguluyor. Bununla birlikte, varlığında ve özünde paradokslar olsa bile, geleneksel temsillerle yan yana teknik imaj yaratma gücünü de vurguluyor. Son olarak ise, sanatçıların yapıtlarından oluşan bir dizi videonun yer aldığı gösterim, izleyiciyi çalışmalarına odaklanmış bir retrospektif içgörüye davet etmeyi amaçlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karabagin-mirasi-sergisi-buyuk-ilgi-gordu/", "text": "Atatürk Kültür Merkezi Nigar Helmi Abbasbayli'nin Karabağ Mirası adını verdiği kişisel sergisine ev sahipliği yaptı. Abbasbavli'nin Miras markasının eserlerinden ve başyapıtlarından oluşan seçkisi ile sanatseverler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Nigar Helmi Abbasbayli'nin çeşitli resim türlerinde denemeler yaptığı ve son dönemde Karabağ'a ithaf ettiği eserler arasında Govhar Ağa Camii, Bülbül Evi Harabeleri, Panakh Ali Han Sarayı Harabeleri ve Varazgun Tapınağı dikkatleri üzerine çeken eserler bulunuyor. AKM Sanat Galerisinde 12- 22 Mayıs tarihlerinde sergilenen eserler Association des Artistes Contemporains de Turquie a Paris tarafından düzenlenen ''Carousel De Louvre, Art3f Monaco Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı ve ART EXPO NEW YORK gibi çok sayıda sanat fuarı ve sergisinde de yer almıştı. Sergiyi izleyenler arasında Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz da vardı. Sergi ile ilgili yorumda bulunan AKM sanat danışmanları, Karabağ'ın uçsuz bucaksız semalarının yürek parçalayan yıkıntılarını ve Nigar'ın gözünden kendinden emin, geniş fırça darbeleriyle değişen ışığı cesurca ve canlı bir şekilde betimleyen tablolara ışık tutması olarak dile getirdiler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karantina-gunlerinde-online-muze-gezmeye-ne-dersiniz/", "text": "Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüsün ülkemiz sınırlarına girmesiyle birlikte bireysel ve toplumsal önlemler alınmaya başlandı. Özellikle kalabalık grupları ağırlayan sanat etkinlikleri ileri bir tarihe alınırken, birçok büyük müze ve sergi alanı da sanatseverler için kolları sıvadı. Web sayfaları üzerinden online olarak gezilebilecek müzelerin sayısı arttırılırken, sitede kalma sürelerinde de artış yaşandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karantina-karsisinda-sanatcilardan-unlock-sergisi/", "text": "Zilberman İstanbul, çatısı altındaki sanatçılarla koronavirüs pandemisinin yarattığı sosyal, kültürel ve ekonomik sarsıntıya karşı sanatın iyileştirici ve birleştirici enerjisini öneren yeni karma sergisi Unlock / Kilidi aç ile 15 Aralık-27 Ocak 2021 arasında kapılarını ziyaretçilerine açacak. Heba Y. Amin, Alpin Arda Bağcık, Başak Bugay, Burçak Bingöl, Guido Casaretto, Antonio Cosentino, Elmas Deniz, Memed Erdener, Zeynep Kayan, Azade Köker, Sandra del Pilar, Erinç Seymen, Yaşam Şaşmazer, Isaac Chong Wai ve Eşref Yıldırım'ın katıldığı bu karma sergi, Istanbul'da daha önce hiç sergilenmemiş yeni çalışmalardan oluşuyor. Sergi, insanlığın maruz kaldığı ve pek çok kültür sanat faaliyetinin ertelenmesine neden olan Lockdown / Karantina uygulaması karşısında kapıların bir tür yoğun bakım kaynağı olarak, adeta 7/24 bir sorumluluk ve anlayışla açık tutulmasını ve bu alanın emekçilerini, izleyicisi ile mümkün olan her koşulda buluşturabilmeyi öneriyor. Unlock / Kilidi aç, 15 Aralık-27 Ocak 2021 arasında, pandemi koşullarının yarattığı sağlık amaçlı sosyal kısıtlamalara riayet edilerek, Salı-Cuma günleri arasında açık kalıp izlenebilecek. Maske ve dezenfektan ile, sergi alanlarında sosyal mesafe amaçlı izleyici sınırlaması gibi, gereken tüm hijyenik koşullara da uygun bir biçimde gezilebiliyor olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karikatur-evi-yaz-atolyeleri-basliyor/", "text": "Karikatür, çizgi roman ve manga meraklılarının katılabileceği atölyelere kayıtlar başlıyor. Her yaştan mizah severi buluşturan Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi, yaz dönemi atölye eğitimleri için katılımcıları bekliyor. Ücretsiz gerçekleşecek eğitimler için başvuru tarihi 23 Mayıs Pazartesi. Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi, 2022 yaz sezonu karikatür, çizgi roman ve manga atölyeleri için kayıtlara başlıyor. Farklı yaş gruplarından katılımcıların yararlanabileceği ücretsiz atölyelere internetten başvuru yapmak yeterli. Atölyelere dileyen çevrimiçi dileyen yüz yüze katılabiliyor. Yüz yüze gerçekleştirilecek atölyelerde sınıflar 7, çevrimiçi atölyelerde ise 10 kişilik kontenjanla sınırlı. Devam zorunluluğu bulunan atölyelere katılım için Kadıköy'de ikamet etme zorunluluğu bulunmuyor. Atölye çalışmaları çizgi romanda Gökçe Akgül ve Mehmet Naci Dedeal; mangada Ali Toğlukdemir; karikatürde Akdağ Saydut, Anıl Gürak, Ayşe Işın, Behiç Pek, Cihan Kılıç, Eda Oral, Erhan Candan, İlker Altungkök, Nuhsal Işın ve Sibel Bozkurt'un eğitmenliğinde gerçekleştirilecek. Karikatür Evi'nde ilk dönem atölyeler 27 Haziran'da, ikinci dönem atölyeler 18 Temmuz'da, üçüncü dönem atölyeler ise 8 Ağustos'ta başlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karikatur-evi-yeni-donem-kayitlari-basladi/", "text": "Karikatür Evi 2020 2021 sezonu 4 ve 5. dönem kayıtları başladı. Çevrimiçi gerçekleşecek atölyelerde karikatür, çizgi roman, manga atölyeleri yer alıyor. Kadıköy Belediyesi'nin mizahı her yaştan yurttaşla buluşturduğu Karikatür Evi, 4 ve 5. dönem atölye kayıtlarını başlattığını duyurdu. Karikatür, çizgi roman, manga meraklılarının ücretsiz katılabileceği atölyeler pandemi koşulları nedeniyle çevrimiçi gerçekleşecek. Kontenjanla sınırlı 8 kişilik atölyelerin 4'üncü dönemi 1 Mart'ta, 5'inci dönemi ise 19 Nisan'da başlayacak. Her bir dönemi 6 hafta sürecek atölyelere katılım için Kadıköy'de ikamet zorunluluğu aranmıyor. Pandemi nedeniyle nisan ayından beri çevrimiçi olarak devam eden karikatür ve çizgi roman atölyelerine, yeni dönemde manga atölyeleri de eklendi. Atölyeler karikatürde Akdağ Saydut, Anıl Gürak, Ayşe Işın, Behiç Pek, Cem Güventürk, Cihan Kılıç, Doruktan Turan, Eda Oral, Erhan Candan, İlker Altungök, Nuhsal Işın, Sibel Bozkurt'un; çizgi romanda Gökçe Akgül, Mehmet Naci Dedeal'ın; ve mangada Ali Toğlukdemir'in eğitmenliğinde gerçekleşecek. Kayıtlar buradan yapılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karikatur-evinde-minik-karikaturistler-hunerlerini-sergiliyor/", "text": "Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi, her yaştan Kadıköylü ile karikatür sanatını buluşturuyor. 04 Eylül- 22 Eylül tarihleri arasında Karikatür Evi sanatseverleri sergiye bekliyor. Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi atölye eğitimleri; çizgi roman, illüstrasyon ve karikatürü kapsamaktadır. Bu eğitimler süresince yapılan eserler düzenlenen sergilerle Kadıköylülere sunulmaktadır. Atölye çalışmalarında çocuklar için karikatüre giriş ; gençler için ise karikatür, çizgi roman, illüstrasyon atölyeleri düzenlenmekte. Karikatür Evi oldukça geniş kütüphanesi ve detaylı arşiv çalışmasıyla aynı zamanda dünya ve Türkiye çapında oldukça büyük bir karikatür belleğine sahip. 2022-2023 sezonunun son atölye sergisinde; Temmuz, Ağustos ayları boyunca karikatür ve çizgi roman yaz atölyelerinde yapılan çalışmaları, Karikatür Evi Atölyelerinden 13'te izleyebilirsiniz. Sergi ücretsizdir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karikaturun-duayen-ismi-oguz-aral-17-olum-yil-donumunde-aniliyor/", "text": "Avanak Avni ve Utanmaz Adam adlı mizah karakterlerine imza atan karikatürist, yazar, tiyatro ve pandomim sanatçısı Oğuz Aral'ın vefatının üzerinden 17 yıl geçti. Mediha ile İsmail Aral çiftinin 3 çocuğundan biri olan usta karikatürist, 1936'da İstanbul Silivri'de dünyaya geldi. Babasını 9 yaşında kaybeden Aral, annesi ve kardeşleriyle anneannesinin Üsküdar'daki evine yerleşti. Oğuz Aral, Davutpaşa Lisesi'nin ardından gittiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin 3. sınıfından ayrıldı. Döneme damga vurmuş Akbaba, Marko Paşa, Dolmuş adlı dergi ve gazetelerde 1950'den itibaren karikatürlerini okuyucuyla buluşturan Aral, 17 yaşındayken Akbaba'da profesyonel olarak çalışmaya başladı. Usta çizer, 1972'de kardeşi Tekin Aral ile kurduğu mizah dergisi Gırgır'ı yönetmeye başladı. Gırgır'da, Hasan Kaçan, Latif Demirci, Mehmet Çağçağ, Metin Üstündağ ve Gani Müjde'nin de aralarında olduğu ünlü karikatüristler ve yazarlar yetişti. Dergi, zaman zaman 1 milyona ulaşan haftalık tirajıyla çok satan mizah dergileri arasında yer aldı. Muhalif tavrıyla da bilinen Gırgır, 12 Eylül döneminde kapatılan ilk yayın organlarından biri oldu ve aynı dönemde birçok kez soruşturmaya uğradı. Karikatürist Aral'ın, 1973'te Gırgır'da çizmeye başladığı Avanak Avni'nin maceraları Türkiye sınırlarını aşarak, Güney Afrika'daki ırkçı olaylara karşı, Meksika'da ise ABD karşıtı grupların sembolü oldu. Bir karikatüründe Avanak Avni'ye konuk olan Aral, Avni'den bir taş da kendisi yemişti. Aral, kariyeri boyunca Avanak Avninin yanı sıra Hayk Mammer, Köstebek Hüsnü, Utanmaz Adam ve Vites Mahmut gibi unutulmaz tiplemelere de imza attı. Verdiği bir röportajda Avanak Avni tiplemesinin uluslararası başarılar elde ettiğini anlatan karikatürist, Futbolcular ve politikacılar dahil ülkenin en ünlü kişisi oldu. Tabaklarda, bardaklarda, tişörtlerde, çarşaflarda, kolyelerde, kalemlerde, aklınıza gelebilecek her türlü tüketim maddesinde resmi basılır oldu. Hatta bununla da kalmadı. Avrupa'da, duvarlarda afişlerini Avrupalı gençlerin yakalarında rozetlerini gördüm. Bir Meksika dergisi de Avni'yi kapak yaptı. Avni'yi üçüncü dünya ülkelerinin simgesi olarak seçmişlerdi. Irkçılığa karşı bayrak yapmışlardı. değerlendirmesinde bulunmuştu. Gırgır'ın, 1989'un Kasım ayında el değiştirmesi üzerine, çizerlerle birlikte dergiden ayrılan Aral, ünlü karakterinden ismini alan Avni dergisini yayımlamaya başladı. Aral, Avni'yi 1996'ya kadar çıkarmayı sürdürdü. Oğuz Aral, tiyatroya ilgisi dolayısıyla 1958'de pandomim tiyatrosu kurdu ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde gösteriler sergiledi. Tekin Aral, Ferruh Doğan ve Oğuz Aral'ın 1964'te kurduğu Canlı Karikatür adlı stüdyoda, 1966'da Koca Yusuf, 1967'de Direklerarası, 1968'de Bu Şehri İstanbul, 1971'de Ağustos Böceği ile Karınca filmleri yapıldı. 50 kadar kısa filme imza atılan stüdyoda yapılan filmlerden en ünlüsü, 19. yüzyılın sonunda Türkiye, Fransa, Belçika ve Amerika'da güreşerek hayranlık uyandıran Koca Yusuf'un başarılarını işleyen, çizgi ve tiplemeleriyle başarı sağlayan Koca Yusuf filmi oldu. Müşfik Kenter ile uzun yıllar süren bir dostluğa sahip olan Aral, 1981'de usta oyuncunun rol aldığı tek kişilik oyun Bir Garip Orhan Veliyi sahneye koydu. Aral, Haldun Taner'in kaleme aldığı Keşanlı Ali Destanı oyununu 1994'te izleyiciyle buluşturdu. Müşfik Kenter'in oynadığı, Aral'ın kaleme alıp yönettiği ve dekor tasarımını üstlendiği Huysuz İhtiyar oyunu ise 2001'de ilk gösterimini yaptı. Gazeteci Halit Kıvanç, 2013'te Beşiktaş Belediyesince düzenlenen Ustalara Saygı Gecesi'nde sahneye çıkarak, Sevgili Oğuz'a borcumu ödemek zorundayım. Beni ben yapan isimlerden birisidir. Ondan çok fazla şey öğrendim. Sahnede izleyicilerin tepkilerine göre nasıl hareket etmem gerektiğini bana tane tane anlatırdı. Halit Kıvanç, bugün varsa onun ilk öğretmeni, yönetmeni Oğuz Aral olduğu için var diyebilirim. ifadelerini kullanmıştı. Oğuz Aral, 26 Temmuz 2004'te tatil için gittiği Bodrum'da kalp krizi geçirerek 68 yaşında yaşama veda etti. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilen Aral'ın anısına 26 Temmuz 2005'te Cihangir Parkı'na heykeli dikildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karinca-filmi-akm-yesilcam-sinemasinda-izleyiciyle-bulustu/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında Karınca filminin gösterimi yapıldı. Karınca filminin ekibi, Atatürk Kültür Merkezi Yeşilçam Sineması'nda gerçekleştirilen gösterimin ardından seyircilerle bir araya geldi. Sinema yazarı Rıza Oylum'un yönettiği söyleşide konuşan yönetmen Nazif Tunç, Film yaparken arkamızı dağ gibi yaslayacağımız birtakım öyküler var. Kimisi bireysel olarak karakterleri alır, ben isterim ki yaptığımız filmlerde insanların bir iyiliği, bir faydası olsun, bir hakikate ayna tutsun. Bu yüzden de Doğu edebiyatının, İslam edebiyatının belli başlı eserlerini filmlerime dayanak olarak, kaldıraç olarak, zemberek olarak alırım. dedi. Peygamber kıssalarının evrenselliğinin her zaman ve döneme ilham verdiğini, sanatçılar için de bir kaynak olduğunu dile getiren Tunç, 85 tane televizyon filmi yönettim. Bu filmlerden neredeyse 80'i buralarda dolaşarak bulduğum birtakım izlerin ve iyiliklerin beni yönelttiği filmlerdi. Televizyon imkanlarının da en altını, en azını bularak bu meseleleri ele alan televizyon filmleri yaptım. İmkanlar ne kadar az da olsa değerli buluyorum. Çünkü oralarda bir duygu, bir söz, bir mesaj, bir iyilik, bir karakter ortaya koyma fırsatım oldu. şeklinde konuştu. Karınca filmin senaryosunu yönetmen ile birlikte kaleme alan başrol oyuncusu Halit Karaata ise Benim yazım tarzım biraz öyle. Elimi durdurarak yazamıyorum. Bazı insanların tarzı vardır, düşüne düşüne, kura kura yazar. Ben ilk cümleyi yazıp yürüyenlerdenim. Finalden bir önceki sahneyi yazarken finalin nasıl bağlanacağını bilmem, düşünmem de. dedi. Birçok tiyatro metni de yazdığını, tiyatro oyunlarının metinlerini de bu şekilde kaleme aldığını belirten Karaata, Yürürken düşünen tipler vardır ya, ben de öyle yaparım mesela. Yola çıkar yürürüm. Yürürken düşünmeyi seviyorum. Ana hikaye genelde ilk yazımda ortaya çıkan bir şeydir. değerlendirmesini yaptı. Filmle oynadığı kamyon şoförü karakterine de değinen tecrübeli oyuncu, 60 senedir çalışıyoruz. Ben gençliğinde emek yoğun çalışmış bir adamım. Ambarcılık yapmışlığım da vardır, kamyoncuları, şoförleri tanırım. Halkın arasında dolaşırım, hala akbil ile geziyorum, bunu tercih ediyorum. Halktan her türlü insanla, her meslek türüyle ilgili genel gözlemim var. Bir de kafa yoran bir adamım bu işlere. Bendeki şoförü oynadım biraz. Karakterin başka özellikleri de var aslında. Adam kamyon şoförü değil, geçmişte birtakım mücadelelere girmiş, okumuş yazmış, mürekkep yalamış, bir şekilde inzivaya çekilmiş, meslek olarak da kamyon şoförlüğü yapmayı tercih etmiş biri ifadesini kullandı. Oyuncu Turgay Atalay da Nazif hocanın bir senaryosu vardı 'Yusufiye' isminde. Ekonomik şartlardan dolayı 2009'da çekilemedi ama o babacan tavrı, kollayışı, sevgisi, saygısı, samimiyetinden dolayı ondan asla kopmamaya çalıştım. dedi. Filmin kurgusunu üstlenen Necdet Tok ise Üç saatlik kaba kurguya baktık. 'Nazifim gel bakalım ne yapıyoruz? İnce iş sanat filmi mi yapalım yoksa herkesin güzel seyredebileceği bir sanat filmi mi?' dedim. şeklinde konuştu. Kurgusunu en zor yaptığı filmlerden birinin Karınca olduğunu dile getiren Tok, Dünyayı Kurtaran Adam'ı yaptım, Süpermen Dönüyor'u yaptım, onlar avantür filmlerdi. Karınca ise montaj olarak basit gibi gözüken fakat çok zor bir filmdi. Biraz kaçtın mı art house bir film olur, evde seyredersin. Ama bu herkesin seyredeceği bir film oldu, ince mesele burada. değerlendirmesinde bulundu. Ömer Miraç Tunç'un da filmin yapım sürecine ilişkin bilgiler verdiği etkinlik, katılımcıların ve filmin ekibinin hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/karma-seramik-sergisi-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Kadının sanat tarihi boyunca süregelen bir imge olması, Ben Bir Kadınım sergisinde yeniden yorumlanıyor. Küratörlüğünü Dr. Feride Çelik'in üstlendiği ve farklı mesleklerden gelen Ayla İbar, Berfin Kıyıcı, Şela Yener ve Servil Değirmenci'yi bir araya getiren Ben Bir Kadınım sergisinde, seramik ve mix medya ile çalışılmış yaklaşık 80 eser yer alıyor. Ben Bir Kadınım sergisi 31 Mart-6 Nisan tarihleri arasında Nişantaşı Art 212'de sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Erkek hegemonyasının altında sıkışmış olan coğrafyamızdaki kadınların sorunlarına mercek tutmayı ve toplumda bir farkındalık yaratmayı amaçlayan Ben bir Kadınım sergisi 31 Mart-6 Nisan tarihleri arasında Art 212'de sanatseverlerle buluşuyor. Sanata gönül veren ve farklı mesleklerden gelen dört kadını aynı projede buluşturan Ben Bir Kadınım sergisinin küratörlüğünü Dr. Feride Çelik üstleniyor. Seramik ile farklı malzemelerin de kullanıldığı karma sergide yer alan sanat tutkunları Ayla İbar, Berfin Kıyıcı, Şela Yener ve Servil Değirmenci, çalışmalarıyla Ben Bir Kadınım demeye hazırlanıyor. Küratör Dr. Feride Çelik Şarkı sözlerinde, sanat tarihindeki ünlü tablolarda, filmlerde, romanlarda, sanatçıların eserlerinde herhalde en çok rastlanan figür ve konu kadındır. Sanatta ve hayatta bu kadar sıklıkla yeri olan kadının gerçek hayatta acaba neden önemi yoktur? Çünkü erkek doğumundan itibaren toplum tarafından ilahlaştırılır, kadın ise metalaştırılarak cinsel bir objeye dönüştürülür. Kısaca kültür kodlamalarımızdan gelen ayrımcılık hissinden kurtulamayız. Bu çerçeveden bakıldığında sergide yer alan her eserin bizlere Ben Bir Kadınım diye seslendiğini duyabiliriz dedi. Ayla İbar: İstanbul doğumlu, işletme ve sinema eğitiminin ardından bankacılık sektöründe yönetici olarak çalıştı. Bu dönemlerden başlayan eğitmenliğini sinema ile birleştirerek sinema eleştirmenliği, sinema tarihi eleştirmenliğine devam ediyor. Sanata olan ilgisini sanatın her dalındaki eğitim ve projelerle pekiştiriyor. Berfin Kıyıcı: İstanbul doğumlu, siyaset bilimi eğitimini yurtiçinde ve yurt dışında tamamladı. Okul yıllarında başladığı Fransızca öğretmenliği kariyerine kurucusu olduğu yurt dışı eğitim ve danışmanlık şirketinde devam ediyor. Uzun yıllardır sanata olan ilgisini ise şimdilerde seramik ile devam ettiriyor. Servil Değirmenci: Fizik mühendisliği ve işletme yüksek lisans eğitiminin ardından çeşitli sivil toplum kuruluşlarında çalıştı ve proje yöneticiliği yaptı. Sanat tarihi ile başlayan sanat yolculuğuna heykel ardından seramik ile devam ediyor. Şela Yener: Halka İlişkiler eğitiminin ardından profesyonel yaşamında kadın ve çocuklara yönelik finansal okur yazarlık eğitimi veren sosyal sorumluluk projelerinde yer aldı. Sanat ve kadının toplumdaki yeri üzerine projeler geliştirmeye ve uzun yıllardır ilgilendiği sanat yolculuğuna seramik ile devam ediyor. Küratör Feride Çelik: Sanat yönetimi ve sanat kuramı alanlarında yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Şu anda da serbest olarak sanat küratörü danışmanı ve eğitmeni olarak çalışmalarına devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kat-mozgin-eserlerimde-insanligi-yasadigimiz-dunyayi-kurtarmaya-cagiriyorum/", "text": "Ukraynalı dijital sanatçı Kat Mozgin, Welfaro adını verdiği NFT projesiyle Bodrum Sanat Fuarı'na geliyor. Mozgin ile insanlığın küresel ısınma karşısındaki savaşını ele aldığı Welfaro projesini ve dijital sanata yaklaşımını konuştuk. Sanatçı çalışmalarında insan psikolojisinin derinlerine dalmayı, rüyalar ve bilinçaltına yolculukları ve ekoloji-insan ilişkisini işlemeyi sevdiğini söylüyor. Sanat üretimimi Kat Mozgin adıyla gerçekleştiriyorum. Çalışmalarımda çevre, insan psikolojisi ve insanın tranformasyonu konularını inceliyorum. Sanat üretimimde kullandığım araçlar konuya göre çeşitleniyor. Ele aldığım konuya göre tekniği de 3D animasyon, artistik fotoğrafçılık, kolaj sanatı, hareket tasarımı, video sanatı vb. şekillerde olabiliyor. Çalışmalarımda gerçeküstücü öğelerden ilham alıyorum. Rüyalara ve bilinçaltına odaklanan konular üzerine çalışıyorum. Bu konuları ele aldığım video art çalışmam The Door to Your Soul 2020 yılında New York Film festivalinde en iyi kurgu dalında aday gösterildi ancak covid pandemisi yüzünden festival gerçekleşemedi. Bu çalışmayı korkuların, acıların üstesinden gelme konusuna adamıştım; toplumun, ebeveynlerin, her türlü otoritenin dayattığı sınırlar sorunu üzerine yoğunlaştım. Şimdilerde ise rüya temasıyla ilgili yeni bir NFT projesi üzerinde çalışıyorum. Proje Wandering Soul adını taşıyor. Bu projemde daha basit formlar ve animasyon kullanmayı tercih ettim. Dünya hızla dijital boyuta geçerken ben de bu ivmeye dahil olma ihtiyacı hissediyorum. Tabii NFT de sanat dünyasında artık önemli bir rol oynuyor, Hem sanatımı uygulama alanı açtığı için hem de küresel izleyici ile iletişimde benzersiz fırsatlar sunduğundan NFT'yi önemsiyorum. Gelecek içinse en büyük hedefim kendi dijital sanat stüdyomu yaratmak. Aslında ben 2012 yılında dijital sanat eğitimi almaya başladığımda çok da bilinmeyen ve popüler olmayan bir alandı. 2019 yılında New York'a taşındığımda ise dijital sanat artık oldukça rağbet görmeye başlamıştı, ben de eğitimi güçlendirmeye, AR/VR teknolojileri üzerine daha çok şey öğrenmeye karar verdim. Çünkü bana göre artık dünyanın gidişatı bu yönde, giderek daha fazla robotlardan, bilgisayar teknolojilerinden, sanal dünyadan söz etmeye başlayacağız. Sanat da hayattı takip edecek doğal olarak. Kişisel olarak dijital sanatın sanatçıya çok daha fazla özgürlük ve yaratıcılık imkanı sunduğuna da inanıyorum. Benim görüşüme göre başta iklim krizi olmak üzere tüm çevre sorunları insanlığın başındaki en büyük dertlerden biri. Ormanları yok etmek, hava kirliliği, gelecekte beklenen su savaşları ve gıda krizleri... Bunların dünyamız için çok ciddi tehlikeler olduğunu farkında olmalıyız. Nefes aldığımız her şey biziz, sağlığımız ve ne kadar yaşayacağımız doğrudan ekolojimize bağlı. Ekolojik meselelerin yanında çalışmalarımda insan psikolojinin derinlerine dalmayı, bilinçaltını ve rüyaları incelemeyi amaçlıyorum. Welfaro, İngilizce Welfare kelimesinden esinlenilerek konmuş bir isim. Welfaro'da küresel ısınmanın bu şekilde devam etmesi durumunda insan ırkının dönüşeceği şeyi yorumluyorum. Bu dönüşüm üzerien düşünürken insan-yunus karışımı bir canlı tasarladım. Yunuslar eşsiz canlılardır. Zekidirler, güzeldirler ama aynı zamanda insanlar gibi günahkar ve tehlikelidirler. Bu çalışma ile insanlığın çevreyi değil, kendini düşünmeye devam ettiği sürece günahlarında ne kadar ileri gidebileceğini göstermek istiyorum. Doğaya karşı tutumumuzu değiştirmezsek, yakında dünyamız karanlığa gömülecek. Küresel ısınma tüm kıtaların yok olmasına yol açacak. Yunus-insan, bize verilen bu güzel dünyayı kurtarmak için tüm insanları düşünmeye, durmaya ve doğaya yardım etmeye çağırıyor. Doğayı kurtarın kendinizi kurtarın! Geçen yıl Dubai Expo'daki Ukrayna pavyonunda 15 metrekarelik bir alana kurulmuş 4 metre yüksekliğinde bir ekranda Welfaro projemi gösterme fırsatı buldum. Mayıs 2022'de ise Europian Digital Art Festival'da AR teknolojisini deneyimleme imkanı buldum. NFT'nin sanatta yeni bir atılım olduğunu düşünüyorum. Bu tür teknolojilerin yardımıyla en sevdiğiniz sanat eseri, inanılmaz paralar harcamadan da her zaman yanınızda olabilir. Söylediğim gibi sanatın geleceğini tıpkı dünyamız gibi AR/VR teknolojilerinde, metaverse ve NFT'de görüyorum. Ama yine de bana göre geleneksel sanat varlığını her zaman sürdürecektir. Geleneksel sanat eserleri de NFT'ye dönüştürülüp satılabilir ayrıca. Bu nedenle dijital sanatın yeni teknolojilerle daha fazla iç içe olacağına inansam da geleneksel sanat her zaman var olacaktır. NFT projem Welfaro ile katılacağım fuara. Bahsettiğim gibi Welfaro ekolojik yıkımı durdurmak için gereken adımları atmadığı takdirde insan ırkının dönüşeceği insan-yunus karışımı canlıyı konu alan bir video art çalışması. Elbettte. Pek çok isim var, bunların başında hayranı olduğum Refik Anadol geliyor. Anadol'un benim idollerimden biri olduğunu söylemek isterim. Çalışmaları benim için büyük ilham kaynağı. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Refik Anadol şu an dünyanın en iyi dijital sanatçılarından biri. Son olarak, hepimiz Ukrayna'da süren acımasız savaş yüzünden üzgün ve endişeliyiz. Kalbimiz Ukrayna halkının yanında. Dubai Fuarı'nda sergilediğiniz NFT projelerinizin satışından elde edilen geliri Ukrayna halkına bağışlayacağınızı duyurdunuz. Bu girişiminizin detaylarını sizden dinlemek isteriz. Desteğiniz ve empatiniz için çok teşekkür ederim öncelikle. Tüm destek mesajları bizim için çok değerli. Söylediğiniz gibi Dubai'de satılan eserlerimden gelen gelirin yüzde 50'sini Ukrayna'da hizmet veren sağlık kuruluşlarına bağışladım. Şu anda da https://welfa. ro/3 sitesinden yapılacak satışların gelirlerini Ukrayna'da yardıma ihtiyaç duyan çocuklara bağışlayacağım."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kau-wela-sergisi-the-stay-boulevard-da-acildi/", "text": "Ressam Devrim Erbil'in de aralarında bulunduğu 15 sanatçının eserlerinin yer aldığı Kau Wela sergisi ziyarete açıldı. Renk Erbil küratörlüğünde sanatseverlerle buluşan serginin lansmanı, The Stay Boulevard Nişantaşı'nda gerçekleştirildi. Etkinliğe katılan Devrim Erbil, kızlarıyla sergide yer almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek; Sergide yer alan diğer sanatçılar da hem sevdiğim hem de beğendiğim sanatçılar. Bahri benim öğrencim, Yiğit de yakın arkadaşlarımızdan dedi. Devrim Erbil, Türk sanatında globalleşmenin çok gerekli olduğuna dikkat çekerek; Benim öğrencilik dönemimde resim satılmazdı Türkiye'de. Çok nadir isimler vardı satış yapabilen. Türkiye'de koleksiyoner olmadan, resim sevgisi yayılmadan ressamın varlığını ortaya koyması çok zor bir şeydi. Sanatçıların hayatının her anında sanatla hemhal olmaları gerekiyor. Sürekli çizeceksiniz, rüyalarınıza girecek kadar kafayı onunla bozacaksınız diye konuştu. Bir süredir Bodrum'da yaşadığını dile getiren sanatçı, önümüzdeki aylarda bir müze açacağını vurguladı. Devrim Erbil, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Etkinliğe Devrim Erbil'in yanı sıra ressamlar Bahri Geno, Yiğit Yazıcı, Çiğdem Erbil ile Renk Erbil de katıldı. Renko London iş birliğiyle gerçekleşen Kau Wela sergisinde Devrim Erbil, Emin Çizenel, Sakit Mammadov, Ali Atmaca, Bahri Geno, Çetin Erokay, Çiğdem Erbil, Joanna Gilbert, Yiğit Yazıcı, Nedim Nazerali, Barış Sarıbaş, Darko Mesek, Kinnari Saraiya, Ayşen Karakaya ve Renk Erbil'in yaz kavramı etrafında şekillenen eserleri yer alıyor. Resim, dijital art, enstalasyon ve mix media tekniklerinde üretilen 45 eser, The Stay Boulevard Nişantaşı'nda ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kaygisiz-bas-cok-guldurecek/", "text": "90 li yıllarda yaşanmış, iki kardeşin babasını öldürdükten sonra yaşadıkları bu acı olay, günümüze uyarlandı. kara mizah bir film haline getirilerek beyaz perdeye taşındı. Kaygısız Baş, usta oyuncular ve sürpriz isimleri bir araya getirdi. Turgay Tanülkü, Burak Satıbol, Mehmet Çepiç, Taner Şahin, Ferdi Akarnur, Erman Cihan, Mehmet Küçük, Nilgün Atılgan, İbrahim Barulay, Enes Güler, Bülent Ergün, Senem Berfin Batum, gibi isimlerin yanı sıra, yaptığı sinema, dizi eleştirileri ve yorumları ile son zamanlarda dikkatleri üzerine çeken Murat Soner de Kaygısız Baş kadrosunda. Kaygısız Baş filminin Ürgüp çekimlerinde sürpriz bir konuğu vardı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Ekrem İmamoğlu seti ziyaret edip, tüm ekibe iyi dileklerini iletti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kazakh-artist-yesengali-sadyrbaev-at-the-istanbul-art-and-antique-fair/", "text": "Kazakh artist Yesengali Sadyrbaev, who is participating in Istanbul Art and Antique Fair with some of his works, is also an ethnographer and a historian. When he determines the subject of his painting, he studies ancient manuscripts, scientific works, and communicates with archaeologists. He has participated in a total of 35 exhibitions, including 16 solo exhibitions. But besides all, through his love of his motherland, Yesengali Sadyrbaev wants to tell the rest of the world the history of Kazakhstan and everyday life of Kazakh people with his paintings. I have been interested in art since I was a child. I went to museums, I took lessons from teachers. I wanted to depict the world around me on paper and canvas. Working at restoration taught me to be interested in the history of my people. We have created new museums and restored old ones. I touched with my own hands the exhibitions where the ancient Kazakh culture was exhibited. I repaired the nomads' household and household items. Besides, I drew scenes from the past life of the Cossacks. By working in museums, I learned to discover the traditions and culture of the people like a scientist. When gathering information for a new painting, I study the smallest details, the history of the subject or tradition. After all, my paintings contain a lot of ethnographic and historical information. For this reason, I think that my paintings require the knowledge of a historian and ethnographer. My creative method consists of preliminary studies of the subject. Then I go to the museum and look for objects that match the theme. In my paintings, I strive for a realistic reflection of the history of the country and the life of the people. I want to reveal the culture and tradition of the people through the image of something, for example, the carpet. Deep meanings can be hidden in patterns and compositions. There may also be a message from the master among the carpet patterns. Or the depiction of a hunting scene can teach the viewer about tradition and the formation of a nation. To paint a historical picture, you need to be a well-read and competent artist. My sources of inspiration can be very different. Let's say you read an interesting book, or a conversation with a scientist and a master of his craft. I often use complex and large themes to create images. These pictures can depict many aspects of people's life and daily life, show all variety, the beauty and depth of traditions. But often it is impossible to reveal the whole story in a single picture, revealing it from all sides. That's why I create a series of a dozen paintings dedicated to a single topic. I think that the world is interested in me precisely as a Kazakh artist, as a representative of the Turkish people. That's why I try to tell about my motherland in my paintings. About history, about life, about the beauty and wisdom of traditions. I think art can tell the rest of the world about Kazakhstan better. After all, a picture does not need translation. Everyone can understand. It allows you to know what is depicted in the pictures and to have a better knowledge of the Kazakh people. I have been to Istanbul many times and I have my own attitude towards this wonderful city. For me, first of all, this is the historic city. Everything here breathes history, antiquity, mystery and romance. There is a mix of different eras and cultures here. There are many materials for an artist to create a painting. Every ancient building, old mosque or narrow street is worthy of depiction in a painting. I read a lot of books about Istanbul. I want to depict many aspects of this city, its turbulent history and its splendor. For an artist, this is a city of bright colors, colorful markets, white ships and seagulls, smiling people. In my paintings, Istanbul is lively and active, and always in fashion! It can be depicted in paintings in the style of impressionism and modernism. Istanbul will live forever. And therefore you can write in a classic style and realistically. My plans and projects are to actively work and paint. And I try to make my work interesting and in demand by people. My plans are to paint about Turkish history and culture."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kazi-calismalarinda-bu-yil-6-binden-fazla-eser-gun-isigina-kavustu/", "text": "Bilim heyetleri tarafından yapılan kazı ve araştırma çalışmalarında 1891, Müze Müdürlükleri başkanlığındaki kurtarma kazıları ve sondaj gibi çalışmalarda ise 4 bin 546 envanterlik eser müzelere kazandırıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2020'de gerçekleştirilen kazı ve araştırma çalışmalarıyla bulunan 6 binden fazla eserin müze envanterlerine girdiğini bildirdi. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye'de, yeni tip koronavirüs salgını sürecinde yapılan arkeolojik çalışmalarda binlerce esere ulaşıldı. Myra kazılarındaki 2 bin 200 yıllık pişmiş toprak buluntulardan Laodikeia'daki 20 asırlık portreye, Yeşilova Höyüğü kazılarındaki 8 bin yıllık figürinden Kültepe-Kaniş'ten çıkarılan 4 bin 300 yıllık mermer idollere kadar binlerce eser, bu yıl gün ışığına kavuşturuldu. Medeniyetlerin beşiği Anadolu'da bu yıl 118 Türk ve 21 yabancı kazı yapıldı. Müze Müdürlükleri başkanlığındaki 44 çalışma ile arkeolojik kazıların toplam rakamı 183 oldu. Müze Müdürlükleri başkanlığında bu yıl 139 kurtarma kazısı, 12 kamu yatırım alanı kurtarma kazısı ve 50 sondaj kazısı gerçekleştirildi. Türkiye'nin denizlerinde ise 5 sualtı kazısı yapıldı. Yerli ve yabancı bilim insanları ile Müze Müdürlüklerinin başkanlığında gerçekleştirilen arkeolojik yüzey araştırması, jeofizik-jeoradar ve temizlik çalışmalarıyla birlikte bu yıl toplam arkeolojik faaliyet sayısı 502 oldu. Türkiye'de bu yıl gerçekleştirilen arkeolojik kazı çalışmalarına Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce 25 milyon 457 bin 518 lira ve Türk Tarih Kurumu Başkanlığınca da 15 milyon 143 bin 656 lira 73 kuruş ödenek aktarıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu yıl kazı çalışmalarına 40 milyon 601 bin 174 lira 73 kuruş ödenek sağladı. Bakanlığın izinleri ile bilim heyetleri tarafından gerçekleştirilen kazı ve araştırma çalışmalarında toplam 1891, Müze Müdürlükleri başkanlığında gerçekleştirilen kurtarma kazıları ve sondaj gibi çalışmalarda 4 bin 546 envanterlik eser müzelere kazandırıldı. Bu yıl müzelerde yerini alan toplam envanterlik eser sayısı 6 bin 437 oldu. Kütahya ve Diyarbakır Müzeleri, kazı çalışmalarından elde edilen envanterlik eser sayısı bakımından bu yıl ilk iki müze olarak kayıtlara geçti. Kütahya Seyitömer Höyüğü'nde, Kütahya Müzesi Müdürlüğü başkanlığında gerçekleştirilen kurtarma kazısı çalışmalarından 2 bin 569 eser, Kütahya Müzesi envanterine kaydedildi. Diyarbakır Müzesi Müdürlüğü başkanlığında Ambar Barajı etki alanında yapılan kurtarma kazılarında da 850 eser Diyarbakır Müzesi envanterine alındı. Bilim heyetleri tarafından yürütülen kazı çalışmaları kapsamında ise en fazla envanterlik eser 190 ile, Hatay ili Hipodrom ve çevresinde yapılan arkeolojik kazı çalışmalarından elde edildi. Eserler Hatay Müzesine kazandırıldı. Sıralama, 165 eser ile Çanakkale ili Parion Antik Kenti kazıları, 97 eser ile Sinop ili Balatlar Kilisesi kazısı ve 66 eser ile de İzmir Yeşilova Höyüğü kazısı olarak devam etti. Bakanlığın desteğiyle önceki yıllardan da devam eden kazılara ek olarak Türk Tarih Kurumunun proje destek bedeli sağladığı 61 arkeolojik kazı projesi ile 2021'de yıl boyunca 123 kazı sürdürülecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kelebek-mobilya-global-marka-vizyonunu-karim-rashid-ile-tanitti/", "text": "Dünyanın önde gelen endüstriyel tasarımcılarından Karim Rashid ile güçlerini birleştiren Kelebek Mobilya, yeni global marka vizyonunu 'Butterflytopia' temasıyla gerçekleştirdiği toplantıda tanıttı. Doğanlar Mobilya Grubu Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Doğan, Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde gerçekleştirilen etkinlikte yaptığı konuşmada, Doğanlar Mobilya Grubu bünyesindeki her markanın ayrı bir hikayesi, ayrı bir stili olduğunu söyledi. Doğan, Kelebek'in aile içerisindeki yerinin çok farklı olduğunu ifade ederek, 'Kelebek markamızı gerçekten çok seviyoruz. Markamızı yatırımlarla büyümesinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye'de grup olarak en büyük gruplardan bir tanesiyiz, hedefimiz çok kısa bir süre içerisinde zirveye ulaşmak, ardından dünya markası olarak bütün ülkelerde olmaktır. Şu anda Londra'nın merkezinde Kelebek Mağazası olarak şirketimizi kurduk.' diye konuştu. Her yıl yüzde 100 büyüyen bir grup olduklarını belirten Doğan, 'En son İtalya'da bir İtalyan markasıyla ön anlaşmamızı yaptık. Bünyemize böylece bir İtalyan markasını alıyoruz. Bu çok sevindirici bir şey. Türkiye'den, bu topraklardan çıkıp İtalya'da bir marka satın alma gücüne sahip olmak, o tasarım ruhunu bu şirkette hissettirebilmek gerçekten çok önemli. Çok yakın zamanda dünyada gitmiş olduğunuz, gezmiş olduğunuz yerlerde markalarımızın bayraklarını göreceksiniz.' şeklinde konuştu. Doğan, Kelebek markasının yeni vizyon serüveninde tasarımlarıyla kendilerine değer katacak dünyaca ünlü tasarımcı Karim Rashid ile iş birliği yapmaktan duyduğunu memnuniyeti dile getirerek, Türkiye'nin mobilya tasarımlarıyla da dünyada söz sahibi olabileceğine işaret etti. Kelebek Etkisi global tasarım vizyonuna değer katan tasarımcı Karim Rashid ise 'Bugünü tasarlarsan geleceği şekillendirirsin. Türkiye inanılmaz güzel bir ülke. Buraya en az 25 kez geldim. Bugün burada olma sebebim de Kelebek Mobilya'nın global vizyonuna katkıda bulunmak. Kelebek'in ciddi bir potansiyeli var. Biz de bu potansiyeli iş birliğimizle ortaya çıkaracağız.' diye konuştu. Öte yandan, Karim Rashid markanın yeni vizyonuyla beraber Kelebek Mobilya bünyesindeki iç mimarlara endüstriyel tasarım eğitimi verdi. 3 saat süren eğitimde Karim Rashid'in deneyimden faydalanan mimarlar keyifli vakit geçirirken aldıkları sertifikayla da bu eğitimi taçlandırdı. Kelebek Mobilya Marka Direktörü Serkan Kaplan ise yaptığı konuşmada, Her tasarımcının kendi dokunuşları var. Her tasarımcı bir markayı bir yerden alıp başka bir yerlere götürebilir. Karim Rashid dünyaca ünlü tasarımcı olduğundan, sadece mobilya sektöründe değil, tüm sektörler arasında tasarım yaptığından dolayı onun tasarım vizyonu mobilyalarla birleştiğinde dünyanın her yerindeki milyonlarca tüketicilerimizin beklentilerini karşılamayı amaçlıyoruz. Türk mobilyacıların asıl hedefi ihracat anlamında; Avrupa'da, Afrika'da, Rusya'da, Türkiye Cumhuriyetlerinde Türk mobilyasını daha yakından tanıtmak ve Türk tasarımlarını oradaki insanların evlerine yerleştirmek, anılarında olmaktır. Bu anlamda zaten ihracat oranlarımızı da etkileyebilecek ciddi yatırımlar, Kelebek bünyesinde ve bu marka bünyesinde yapılacaktır dedi. Verilen bilgiye göre, Türkiye'nin en değerli mobilya markalarından Kelebek Mobilya, 88 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk imzasıyla kuruldu. Kurulduğu günden bu yana daima büyüyen ve kendini geliştiren bir marka olarak trendleriyle de mobilya sektörünün yön vermeye devam ediyor. Genç ve dinamik bir marka olan Kelebek Mobilya yeni vizyonunda Bauhaus tasarım yaklaşımıyla Gestalt yaklaşımını birleştiriyor. Japon minimalizmini İskandinav natüralizmine ekleyen Kelebek, global bakış açısını bir Türk stilizasyonu olarak ortaya koyuyor ve adına 'Kelebek Etkisi' diyor. Kelebek, Karim Rashid iş birliğiyle Türkiye'de ve dünyada her evde Kelebek Etkisi yaratma yolculuğuna çıkmaya hazırlanıyor. Dünyanın önde gelen endüstriyel tasarımcılarından Rashid, küçük yaşlardan itibaren tasarım ürünlere ve sanata ilgi göstermeye başladı. Aldığı eğitim ve doğuştan gelen yeteneğiyle Rashid, yüzyılın en iyi tasarımcılarından biri olarak gösteriliyor. Doğanlar Mobilya Grubu CEO'su Mustafa Karamemiş, Kelebek markamızın yeni vizyon serüveninde tasarımlarıyla değer katacak dünyaca ünlü tasarımcı Karim Rashid ile iş birliği yapmaktan son derece mutluyuz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kemal-sunal-vefatinin-21-yilinda-yad-ediliyor/", "text": "Ardında bıraktığı Süt Kardeşler, Hababam Sınıfı, Tosun Paşa, Sahte Kabadayı ve Kapıcılar Kralı gibi filmlerin yanı sıra gülüşüyle de hafızalarda yer edinen Kemal Sunal'ın vefatının üzerinden 21 yıl geçti. Motivasyon filmleri olarak da adlandırılan Sunal'ın yer aldığı yapımlar ayrıca bir başarı öyküsü özelliği taşır. Usta oyuncu, İnek Şaban filminde bir karpuzcunun başarılı bir kaleci olup yükselmesini, Doktor Civanım filminde bir hademenin doktor kılığında köylülerin gözünde büyümesini, Korkusuz Korkak filminde Mülayim'in sıradan bir memurken mahallenin gözünde kahraman olmasını, Salako filminde saf bir köylünün iyi niyetli bir eşkıyaya dönüşmesini, Bekçiler Kralı filminde sıradan bir bekçinin, mahallelinin dertlerine çare bularak halkın umudu haline gelmesi, Yüz Numaralı Adam filminde ise yine fakir bir karakterin reklam yıldızı olmasını canlandırdı. Bugüne kadar birçok ödüle değer görülen Sunal, Kapıcılar Kralı filmiyle 1977 Antalya Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü aldı. Sanatçı ayrıca 1989'da Düttürü Dünya filmindeki rolüyle Ankara Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alırken, 1998'de de Antalya Film Festivali'nde Yaşam Boyu Onur Ödülüne layık görüldü. Uçak fobisi olan ve hayatında hiç uçağa binmeyen Sunal, Balalaykanın 3 Temmuz 2000'de yapılacak çekimlerine katılmak için Trabzon'a gitmek üzere bindiği uçakta kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kemal-varol-19-kasimda-canli-yayinda-yazar-sair-bulusmalarinin-konugu-olacak/", "text": "Boğaziçi Üniversitesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi'nin düzenlediği Yazar & Şair Buluşmalarının konuğu Aşıklar Bayramı kitabı ile Kemal Varol olacak. Zeynep Uysal moderatörlüğünde Zoom üzerinden canlı yayında gerçekleşecek buluşmada Kemal Varol ile Attila İlhan Roman Ödülü ve Dünya Kitap Telif Roman ödüllerini alan Aşıklar Bayramı önceki romanlarıyla birlikte konuşulacak. Buluşmada Kemal Varol ile Attila İlhan Roman Ödülü ve Dünya Kitap Telif Roman ödüllerini alan Aşıklar Bayramı önceki romanlarıyla birlikte konuşulacak. Aşıklar Bayramı romanı, dokunaklı bir baba oğul ilişkisi ekseninde kırılgan erkeklikleri, iç çatışmaları, hesaplaşmaları anlatıyor. Diyarbakır'dan Erzurum'a uzanan bir araba yolculuğunda Kemal Varol'un diğer metinlerine, tekrar eden temalarına da uğranacak. Kemal Varol'un katılımıyla 19 Kasım Perşembe günü saat 17.00'de gerçekleşecek Yazar & Şair Buluşmaları canlı yayınına ücretsiz olarak kayıt yaptırılabilir, etkinliğin kapasitesi bin kişi ile sınırlı olacak. Etkinliğe link üzerinden kayıt olabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kendine-ait-bir-odadan-iki-yeni-sergi/", "text": "Kendine Ait Bir Oda, 30 Ekim 30 Aralık 2021 tarihleri arasında İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum ve Tepenin Sonundan Sonra başlığını taşıyan sergilere ev sahipliği yapıyor. KABO'nun kurucu direktörü Esra Okyay'ın davetiyle, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde 1980'lerin sonu 1990'ların başında sanat eğitimi alan sanatçıları bir araya getiren İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum Çatı Açık Sanat Alanı'nda izleyiciyle buluşurken, Tepenin Sonundan Sonra sergisi ise bugün hala Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğrenci olan ve buradan yeni mezun olmuş genç kuşak sanatçıları Darağaç Karargah ve DAR'da bir araya getiriyor. KABO'nun kurucu direktörü Esra Okyay'ın davetiyle, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde 1980'lerin sonu 1990'ların başında sanat eğitimi alan Sevgi Avcı, Vahap Avşar, Ramazan Bayrakoğlu, Telat Cengiz, Hatice Güleryüz, Leyla Dönmez Suveren, Oktay Şahinler, Esra Şakir, Mürüvvet Türkyılmaz ve Ekrem Yalçındağ'ın çalışmalarını bir araya getiren İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum unuttuklarımızdan geriye bellekte neler kaldığına ve geçmişte kalan hikayelerin bugünde nasıl karşılık bulduğuna odaklanıyor. Kültür-sanat ortamına yetiştirdiği öğrencilerle önemli katkıları olan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin kuruluşundan bu yana birçok defa yer değiştirmesi kültür-sanat belleğinin kurulmasını ve bu bellekten beslenen bir eğitim anlayışını sekteye uğratmıştır. Sergi, yakın dönemde eğitim kurumunun yeniden taşınma süreciyle oluşan mekan belleği yitimine dair Kendine Ait Bir Oda'nın yeni mezun sanatçılarla, eski mezun deneyimli sanatçılar için bir karşılaşma ortamı yaratma fikriyle ortaya çıkmıştır. Geçmişle bugünün karşılaşmalarına odaklanan sergi, içinde yaşadığımız enformasyon çağının belleğin üzerini sürekli değişmekte olan uçucu bilgiyle örtmesiyle oluşan bellek yitimini de sorguluyor. Belleği koruma yolundaki önemli görev ise hikaye anlatıcılarına düşüyor. Hikayeyi, kendini tüketmeyen, geçen zaman içinde gücünü toplayan ve yıllar sonra aniden harekete geçebilen yapıda tanımlayan Benjamin, hikaye anlatıcısının yol gösterici kimliğine dikkat çeker. Sergide yer alan deneyimli sanatçılar hikaye anlatıcısı rolüyle belleğin aktarılmasını sağlarken, gezgin kalfa kimliğine bürünen genç sanatçılar ise bellek yitimine karşı çalışmalarıyla katkı sunuyorlar. Küratörlüğünü Özgül Kılınçarslan ve Nursaç Sargon'un üstlendiği sergi, Marc Auge'nin Unutma Biçimleri isimli kitabından ilhamla anımsadıklarımız ve unuttuklarımız arasında gidip gelen yaşamı anlatı olarak ele aldığımızda neye benzer? sorusunu tartışıyor. Antropolog Marc Auge'ye göre geriye dönme, erteleme ve yeniden başlamalarla gerçekleşen unutma ve anımsama arasındaki ilişki, bir bahçıvanın yaptığı gibi ayıklamak ve budamaktan geçer. Anıları bitki olarak ele alan Fransız yazar, bazı bitkilerin boy atması için bazılarından kurtulmak gerektiğini söyler ve ekler: eğer gerekli budamalar yapılmazsa bahçe insanı ele geçirebilir ve otların altında gizli duranların açığa çıkması engellenir. Sergide yer alan sanatçıların, budadıklarıyla büyümesine izin verdiklerine bir bakış sunmayı amaçlayan İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum, unutma yoluyla şekillendirilen anımsayışların sunduğu anlatının nelerden oluştuğunu merkeze alıyor. Tepenin Sonundan Sonra sergisi, adını Patti Smith'in çocukluğa, gençliğe, sanata doğru yaptığı zihinsel yolculuklarını, anılarını anlattığı kitaptan alıyor. Kendine Ait Bir Oda'nın düzenlediği İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum sergisiyle paralel, kuşaklar arası diyaloğu güçlendirmek fikriyle, geçmiş, şimdi ve gelecek kavramları üzerine yoğunlaşıyor. Serginin mentorluğunu Mürüvvet Türkyılmaz üstleniyor. Sanatçının hem kendi içine hem de kendi dışına, fiziksel dünyada yaptığı yolculuklar, sanat üretiminin önemli dinamiklerinden birini oluşturuyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde 1980'lerin sonu 1990'ların başında sanat eğitimi alan deneyimli sanatçılarla sanat kariyerinin başındaki genç sanatçıları bir araya getiren projenin bir uzantısı olan sergi, kolektif çalışmanın, iş birliğinin, deneyim aktarımının taşıdığı tılsımlı güçten ve umuttan besleniyor. Feridüddin Attar'ın Mantıkü't Tayr kitabında, birbirinden farklı türdeki kuşlar, Simurg'a ulaşma niyetiyle yola çıkar. Varmak istedikleri noktaya gelebilmek için geçmeleri gereken yedi vadi bulunmaktadır. Her vadi, 2 kendine has, insanı kendisiyle karşılaşmaktan alıkoyan engellerle kaplıdır. Yol, insanın kendi yarattığı akıl çelici, zihinde imkan olarak tezahür eden engellerle doludur. Her şeyin birbirine değdiği bu dünyada, neye ihtiyacı olduğunu bilmeyen yalnızca kendisiyle buluşmasındaki duvarı örmez. Marc Auge, okyanusun, kara ve deniz iş birliğiyle yıllar boyunca oyma ve yeniden biçim verme çalışmasını sürdürdüğünü ve bunun sonucunda da bir manzara ortaya 3 çıktığını söyler. Farklı zaman aralıklarında mevcudiyetiyle ortamda bulunmuş her unsur, bu sürece dahil olur. Tepenin Sonundan Sonra, engebeli yollardan, varılmak istenen manzaraya uzanacak yaşam anlatılarının kolektif çabayla iyileştiği bir dünya umudunu içinde taşır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kent-katmanlari-sergisi-karakoyde-aciliyor/", "text": "Meydanları, caddeleri, tarihi yapılarıyla bunlara eklenen binalar yığınıyla yaşadığımız kentlerde hep imgelerin peşindeyiz. Akıp giden yaşamı her birimiz kendi bakış açımızla izliyoruz ve kentin sokaklarından her seferinde bambaşka izlenimlerle geçiyoruz. Üst üste geçirilmiş giysiler gibi katmanlarla yüklü yapıları uydu mu uymadı mı diye sorgulamıyoruz. Ekber Sürsal, ''Kent Katmanları'' adını verdiği sergisinde karşımıza koyduğu girift formlarla, kendi rehberliğimizde kişisel bir imge yolculuğuna çağırıyor bizi. Sanatçı, ''Kent Katmanları'' isimli çalışmalarıyla Her şeyi bir arada tutan şey boşluktur diyen John Berger'dan ilham almış. Ve Sürsal'ın, sergilediği eserlere her bakışta kendi hikayemizi bir katman daha görselleştiriyoruz. Sanatçının geri dönüşüm malzemelerini değerlendirerek girift biçimde istiflediği illüstrasyonları cisimleştirerek, cesur ve baskın renklerle heykele dönüştürdüğü bir yapıt serisi ''Kent Katmanları.'' Bütüne bakıldığında sembolik bir kurguyu öne çıkarıyor. Eserlerinde poliüretan türevi ve sıra dışı malzemeler kullanan Sürsal'ın bu serisi büyük boyutlarıyla tezat oluşturacak kadar hafif. Sürsal, Kent Katmanları'nın içine bazen bilerek, bazen sezgisel olarak yerleştirdiği objelerle, iç içe geçmiş sayısız öykü malzemesi sunuyor izleyicisine. Bir hikaye anlatıcısı olmaktansa, yarattığı formlarla izleyiciyi kendi hikayeleri içine çekmeyi tercih ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kent-katmanlari-sira-disi-eserleriyle-20-hazirana-kadar-ziyarete-acik/", "text": "Yarattığı formlarla izleyiciye kendi hikayeleri için alan açmayı tercih ettiğini söyleyen heykeltraş Ekber Sürsal, ''Kent Katmanları'' adını verdiği çalışmalarına birçok yeni eser daha kattı. Sergiyi ziyaret eden sanatseverleri oldukça etkileyen sergi Bursa'daki Akeramos Sanat Merkezi'nde 20 Haziran'a kadar ziyarete açık. Her birimiz kendi merkezimizden yön verdiğimiz bakışlarla izliyoruz akıp giden hayatı ve bambaşka izlenimlerle geçiyoruz aynı olduğunu sandığımız sokaklardan. Uydu mu, uymadı mı diye sorgulamadan, üst üste geçirilmiş giysiler gibi katmanlarla yüklü o aynı kentin imgeleri, kendi biriktirdiklerimizle görebildiğimiz kadar aslında. Ekber Sürsal, görünmez mağaralarımızın tavanından damla damla düşerek tortulaşmış dikitler gibi karşımıza koyduğu girift formlar içinde, kendi rehberliğimizde kişisel bir imge yolculuğuna çağırıyor bizi ''Kent Katmanları'' adını verdiği yapıtlarıyla. Sanatçı, ''Kent Katmanları'' isimli bu son dönem çalışmalarıyla Her şeyi bir arada tutan şey boşluktur diyen John Berger'dan ilham almış. Sürsal, sergileyeceği eserleriyle bizleri gerçekliğin ötesinde bir imgeler diyarına götürüyor. Hem biçim hem içerik anlamında çok katmanlılığa açılıyor Kent Katmanları. Bir hikaye anlatıcısı olmaktansa, yarattığı formlarla izleyiciye kendi hikayeleri için alan açmayı tercih ettiğini belirten Sürsal, 'Kent Katmanları'nın içine bazen bilerek, bazen de sezgisel olarak yerleştirdiği objelerle, iç içe geçmiş sayısız öykü malzemesi sunuyor izleyicisine. İstanbul'da 1971 yılında doğan Ekber Sürsal, 1994 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nden mezun olmuştur. ABD'de Wichita State Üniversitesi'nde mesleki gelişimi için çeşitli heykel atölye çalışmalarına katılan sanatçı, 1997 ile 2001 yılları arasında reklam sektöründe, 2001 ile 2007 yılları arasında Skala, Artist ve Art Life dergilerinde, sonrasında post prodüksiyon alanında, re-touch sanatçısı olarak çalışmalarını sürdürmüştür. 2009 ile 2010 yıllarında Işık Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Bilimi Ana Dalı'nda, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans programına devam eden Sürsal, Prof. Halil Akdeniz'den resim ve Yrd. Doç. Bülent Çınar'dan Heykel dersleri almıştır. Yüksek Lisans Tezini El Greco ve Francis Bacon'ın, Varlık ve Zaman Bağlamında Deformasyon İlkesine Yönelik bir Analoji konusu üzerine tamamlayan sanatçı, birçok sanat seminerine de katılmıştır. Sanatçı halen İstanbul'daki kendi atölyesinde heykel ve resim çalışmaları yanında, rölyef, obje ve aydınlatma tasarımları yapmakta, aynı zamanda inşaat sektörüne özel sipariş tasarımlar üretmektedir. - Ekber Sürsal, Julia Fullerton-Batten, varlık ve zaman kavramları üzerinden bir konuşma, Akademi Art, Sayı: 2, s. 32-33 (2010) - Ekber Sürsal, Francis Bacon'da Zaman Sıçraması Üzerine, Sanat Art Kunst, s. 12-13 (2011) - Galeri Selvin Heykel Sergisi 2019 - Art Contact Fuarı, İstanbul 2022 - YBM Tasarım-Faruk Hastanesi, Kuzey Irak. 26x3.55 m cam indirme Su Temalı Kompozisyon. Aralık 2012. - YBM Tasarım-Entes. 110x560 cm cam indirme duvar pano çalışması. Ekim 2013. - TOSB-Sosyal Tesisleri. 20x9 m, Özgürlük Temalı Kuşlar Rölyef Çalışması. Temmuz 2016. - İyi Ki Üsküdar Var- Engelsiz Yaşam İçin Sanat Birleştirir Projesi: Proje kapsamında bahçe, sosyal alanlarda geri dönüşüm malzemesi kullanarak yapılan sanatsal çalışmalar. Mayıs 2017. - Maksimum Kontak-Otel odaları duvar aksesuarları çalışması, Antalya. Kasım 2018. - İstanbul Cerrahi Hastanesi- Nazar Boncuğu Aydınlatma Çalışması. Mayıs 2019. - Ataköy Konakları- 4x150x370 cm Geometrik Rölyef Çalışması. 10x65x300 cm Üçgen Rölyef Çalışması. Eylül 2019."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/keyifli-net-ozel-gunler-ozel-kisiler-icin-en-guzel-sozlerin-bulusma-noktasi/", "text": "Her anımızı renklendiren özel günlerde ve özel kişilerle yaşadığımız anlarda, duygularımızı ifade etmenin en güzel yollarından biri de sözlerdir. Keyifli. net, bu özel anlarınızı daha da unutulmaz kılmak için tasarlanmış bir web sitesidir. İçerisinde barındırdığı zengin içerikle, sizlere en güzel sözleri sunmayı amaçlamaktadır. Özel günlerinizde ve özel kişilerinizle paylaşabileceğiniz sözler, mesajlar ve daha fazlası Keyifli. net adresinde sizleri bekliyor. Hayatımızı kutlama, sevinç ve mutluluk dolu anlarla taçlandıran özel günler vardır. Doğum günleri, yıl dönümleri, evlilik kutlamaları, sevgililer günü gibi günlerde, duygularımızı ifade etmenin en özel yollarından biri de güzel sözlerdir. Keyifli. net, bu tür özel günler için seçilmiş en güzel sözleri bir araya getirerek sizlere sunmaktadır. Sevdiklerinizle aranızdaki bağı güçlendirecek, duygusal anlar yaşatacak sözler Keyifli. net'in özenle seçilmiş içeriği arasında yer almaktadır. Hayatımızda bize anlam katan özel kişiler vardır. Anne, baba, eş, çocuk, dostlarımız ve sevdiklerimiz... Onlara duygularımızı ifade etmek, onların kalplerine dokunmak istediğimizde, güzel sözler bize yardımcı olur. Keyifli. net, özel kişilere hitap eden, onları mutlu edecek ve duygulandıracak sözleri bir araya getirmiştir. Sevdiklerinizi şaşırtacak, gülümsetecek ve onlara sevginizi hissettirecek sözler Keyifli. net'in geniş içeriği arasında yer almaktadır. a. Şiirler: Keyifli. net, duygusal anlatımların en güzel örneklerinden olan şiirleri de sunmaktadır. Sevgi, dostluk, aşk gibi konularda yazılmış şiirler, duygusal derinlikleriyle okuyucuları etkilemeyi amaçlamaktadır. Siz de sevdiklerinize özel bir şiirle duygularınızı ifade etmek istediğinizde, Keyifli. net'teki şiirlerden ilham alabilirsiniz. b. Mesajlar: Keyifli. net, özel günler ve özel kişilerle ilgili olarak kullanabileceğiniz kısa ve etkileyici mesajları da içermektedir. Annenize, babanıza, eşinize, dostlarınıza veya sevgilinize gönderebileceğiniz anlamlı mesajlar, onları mutlu etmek ve sevginizi göstermek için harika bir seçenektir. Keyifli. net'in geniş mesaj koleksiyonu arasında dilediğiniz temada mesajları bulabilirsiniz. c. Özlü Sözler: Hayatın derinliklerine dokunan, düşündüren ve ilham veren özlü sözler, Keyifli. net'in içeriğinde yer almaktadır. Ünlü düşünürler, yazarlar ve sanatçılar tarafından söylenmiş etkileyici sözler, sizi motive edebilir, hayata farklı bir bakış açısı kazandırabilir ve düşüncelerinizi şekillendirebilir. Keyifli. net'teki özlü sözler bölümünde gezinirken, kendinizi ilham almış ve motive olmuş hissedebilirsiniz. Keyifli. net, özel günler ve özel kişiler için en güzel sözleri bir araya getiren bir web sitesidir. Sevgi dolu duygularınızı ifade etmek, sevdiklerinizi mutlu etmek veya kendinizi ilhamla dolu hissetmek istediğinizde, Keyifli. net sizin için doğru adrestir. Özenle seçilmiş içerikleriyle, web sitesi sizi duygusal bir yolculuğa çıkaracak ve unutulmaz anılar yaratmanıza yardımcı olacaktır. Keyifli. net'i ziyaret edin ve güzel sözlerle dolu bir dünyaya adım atın."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/khas-gorsel-iletisim-tasarimi-bolumunun-yil-sonu-sergisi-oculus-cobac-workspacete-acildi/", "text": "Kadir Has Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümü, OCULUS sergisiyle yaza merhaba diyor. Öğrencilerin son iki yıl içinde ürettiği fotoğraf, video yerleştirme, animasyon ve etkileşim tasarımı gibi farklı tekniklerdeki çalışmalarından oluşan serginin küratörlüğünü Dr. İpek Yeğinsü, akademik danışmanlığını ise bölüm başkanı Dr. Balca Arda üstleniyor. Latince'de göz anlamına gelen OCULUS, aynı zamanda bir kubbenin üzerindeki dairesel açıklığı ifade eder. Buradan içeri girip mekanı aydınlatan gün ışığı, gözbebeğinden geçip retinaya değen ışıkla büyük bir benzerlik gösterir. Göz, uzamı ve anlamı aynı anda içeriye ve dışarıya açılan bir pencere gibi inşa eder. Zamanın ruhunu ve iletişim olanaklarını tartışmaya açan bir deney alanı olarak OCULUS, izleyicilere bugün ve burada olana dair özgün ve bir o kadar evrensel bir bakış sunar. OCULUS sergisi, 30 Haziran'a dek 09.00-18.00 saatleri arasında CoBAC Workspace'te görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/khas-sanat-tasarim-ve-mimarlik-konusmalarinin-ilk-konugu-murat-tabanlioglu/", "text": "Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi yeni akademik yıla çarpıcı bir seminer ve etkinlik serisi ile giriyor: Sanat, Tasarım ve Mimarlık Konuşmaları başlıklı seri, ülkemizin ve dünyanın sanat, tasarım ve mimarlık gündemine dair güncel konuları masaya yatırıyor. 27 Eylül Pazartesi günü düzenlenecek açılış seminerinin konuğu, ülkemizin en önemli mimarlık ofislerinden Tabanlıoğlu Mimarlık'ın kurucularından olan ve KHAS Mimarlık ve Kent Çalışmaları Tezsiz Yüksek Lisans Programı'nın koordinatörlüğünü yürüten Murat Tabanlıoğlu. Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi bünyesinde Sanat, Tasarım ve Mimarlık Konuşmaları / Art, Design and Architecture Talks adı altında yeni bir seminer ve etkinlikler serisi, 2021-2022 Akademik Yılı'yla birlikte başlıyor. Bu seminerlerin, ülkemizin ve dünyanın sanat, tasarım ve mimarlık gündemine dair güncel konularına ve sorunlarına ışık tutan, disiplinlerarası nitelikte, öğrenciler için ders müfredat içeriklerini destekleyici ve tasarımla ilgili genel kültürlerini ve eleştirel bakış açılarını geliştirecek bir içeriğe sahip olması amaçlanıyor. Sanat, Tasarım ve Mimarlık Konuşmaları kapsamında 27 Eylül Pazartesi saat 19:00'da gerçekleştirilecek ilk etkinlik, aynı zamanda bir açılış dersi niteliğinde. The Urban Space: Impact of Architecture Through Transformation başlıklı bu dersi, Kadir Has Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü ile Tabanlıoğlu Mimarlık arasındaki işbirliğiyle kurulan, Liman Kentlerinde Araştırma ve Tasarım temasıylailk öğrencilerini 2021-2022 Bahar döneminde kabul edecek olan KHAS Mimarlık ve Kent Çalışmaları Tezsiz Yüksek Lisans Programı'nın koordinatörü Murat Tabanlıoğlu'ndan dinleyeceğiz. Uluslararası ve ulusal ölçekte birçok önemli başarıya imza atmış, deneyimli bir mimar ve eğitimci olan Tabanlıoğlu'nun farklı işlev ve ölçeklerde gerçekleştirdiği yenilikçi projeler arasında yeniden inşa edilmekte olan Atatürk Kültür Merkezi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Bodrum Loft, MAS Antwerp müzesinde gerçekleştirilen Port City Talks. Istanbul. Antwerp ve 14. Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu küratörlüğü, Londra Tasarım Bienali, Fuorimilano ve Dubai Tasarım Haftası gibi çeşitli platformlarda sergi ve enstalasyonlar, İstanbul'da yapımı süren diğer projelerinden Haliç Tersanesi Dönüşüm Projesi ile Galata Rum Okulu Renovasyonu yer alıyor. Murat Tabanlıoğlu, açılış dersi kapsamında bize liman kentlerinin sürdürülebilir tasarımına odaklanan yeni yüksek lisans programını anlatacak ve gelen soruları yanıtlayacak. Uluslararası eğitimci kadrosuyla öne çıkan, atölyelerle ve Trieste ve Hamburg gibi farklı şehirlere yapılacak eğitim gezileriyle zenginleşen program, mimarlık ve kentsel tasarım pratiğine odaklanıyor ve güçlü bir tarihsel ve kuramsal arka planla destekleniyor. Tabanlıoğlu ile ayrıca, yakınlarda tamamlanan ve hazırlıkları devam eden mimari projelerinin yanı sıra günümüzde mimarlık ve tasarım öğrencilerinin edinmesi gereken formasyon ve değerler sistemi üzerine de konuşma imkanı bulacağız. Önemli Not: Zoom üzerinden gerçekleştirilecek ve KHAS Youtube kanalından da canlı olarak yayınlanacak etkinlik İngilizce olup çeviri hizmeti sunulmayacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kibar-feyzo-filmindeki-konak-sinema-muzesi-oluyor/", "text": "Türk sinemasının sevilen eserlerinden Kibar Feyzo, Ezo Gelin, Kaçak ve Asi gibi birçok film ve diziye mekan olan Reyhanlı'nın Kavalcık Mahallesi'ndeki konağın müzeye dönüştürülmesi için proje hazırlandı. Yeşilçam'ın başta Kibar Feyzo olmak üzere birçok filminin çekimlerinin yapıldığı Hatay'ın Reyhanlı ilçesine bağlı Kavalcık Mahallesi'ndeki tarihi konak restore edilerek sinema müzesine dönüştürülecek. Türk sinemasının Kibar Feyzo, Adak, Ezo Gelin, Kaçak, Asi, Kasaba ve Sultan Gelin gibi birçok film ve dizisinin çekildiği yeni adıyla Kavalcık eski ismiyle Harran Mahallesi'ndeki Fatih Aliye Müderris Konağı'nın restore edilerek sinema müzesi haline getirilebilmesi için Hatay Valiliği proje çalışmasını tamamladı. Yetmişli yıllarda çekilen Ezo Gelin ve Adak filmleriyle tanınan başrolünü Kemal Sunal'ın oynadığı, Şener Şen, İlyas Salman, Müjde Ar ve Adile Naşit gibi oyuncuların rol aldığı Kibar Feyzo filminde kurgusal karakter Maho Ağa'nın evi olarak üne kavuşan Fatih Aliye Müderris Konağı'nın sinema müzesi haline getirilerek bölge kültür ve turizmine katkı sağlaması amaçlanıyor. Reyhanlı Belediye Başkanı Mehmet Hacıoğlu da tarihi konağın 60 yıldır ayakta durduğunu ve ilçe için önemli turistik yerlerden biri olduğunun altını çizerek, Konağımız yıllarca açık hava sinema platosu görevi gördü. Sinema müzesine dönüştürülecek olmasından dolayı mutluyuz. İlerleyen dönemlerde Türkiye'nin birçok noktasından ziyaretçilerin uğrak mekanları arasında olacağını düşünüyoruz. dedi. Mahalle sakinlerinden Muavfak Demirhan ise konağın müzeye dönüştürülecek olmasının kendilerini mutlu ettiğini anlatarak, Burası sevilen film ve dizilerin çekildiği mekan olarak biliniyor. Müze, konağı görmek için daha çok ziyaretçi gelmesini sağlayacaktır. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kilic-kalkan-ve-bursa/", "text": "Bir bir birleşince yiğitlerin elindeki kılıçlar, Güç oldu, devlet oldu, cihan oldu. Kayı Boyu'nda yeniden söz verdi erine, Kılıç-Kalkan Oyunu kendine has özellikleri olan, oldukça ilginç bir oyun. Bursa'nın önemli simgelerinden. Dünyanın dört kıtasında birçok ülkede ilgiyle izlenip ayakta alkışlanan, gurur duyduğumuz halk oyunumuz... Danstaki müzik ve ritim, kılıçların kalkanlara ve dansçıların, kalkanları dizlerine vurmasıyla oluşur. Dünyada müzik olmadan oynanan tek halkdansının Kılıç-Kalkan Oyunu olduğu bilinir; bilmeyenler bilsin. Konuyu biraz açalım; üretimi olmayan nesnenin oyunu ve eğlencesi olamayacağını düşünüyorum. Bir başka örnekle, Bursa da koza üretiminin çok olduğu, üreticilerinin mutlu olduğu dönemlerde, koza işi süslemelerin, tütün üretiminin bol olduğu yörelerde de tütün yaprakları ile yapılan süslemelerin çok yaygın olduğu bilinmektedir. Bu konu ile ilgili çalışmalar sanat merkezlerinde ve müzelerde çok sık görülmektedir. Halk oyununun temelinde, sahibinin ve başlangıç tarihinin belli olmaması yatar. Anonim olması yatar. Bu kültürün kimlere ve hangi yörelere ait olduğu, nasıl icra edildiği ancak hatıralarda, çeşitli sebeplerle yazılan vesikalarda ya da seyahatnamelerde yer alır. Oyun hakkında belgesel niteliğinde olan bilgilerde var. Tarihi belge niteliği taşıyacak ilk belgeye, M. Ö. 400 yıllarında Yunan Kralı'nın kardeşini cezalandırmak için Anadolu'ya gönderdiği paralı askerlerden oluşturduğu orduya raportör olarak görevlendirdiği Xenophon'un tuttuğu notlarında rastlıyoruz. Fırat yakınlarında yenilen bu ordunun dönüşünde, bölgemize yakın bir yerde kendileri için yapılan bir eğlencede Bithinialı'ların, kılıç ve kalkanlar ile pandomimler yaptıklarını detaylı anlatır ve seyircilerin de bunlara sevgi gösterinde bulunduklarından söz etmektedir (sayfa 293). Bir diğer belge de M. Ö. 3. Yüzyılda, Apollnius Rhadius tarafından kaleme alınan Argonatica adlı eserde, Argonatların, efsaneleşen Altın Postu aramak için Bithinia'ya geldiklerinde Bursa'ya yakın bir yerde Kılıç ve Kalkan ile oynanan bir oyun ile karşılandıklarından söz edilir (National Geography, ABD, 1985). Bu doğrultuda, yöremizde uluslar arası bir çalışma da yapılmıştır. Osmanlı, devlet düzenine geçtiğinde, halkın kültürüne sahip çıkmaya, devlet gücünü yerel halka ve komşularına hissettirmeye, törenlere ilgi göstermeye başlamıştır. O dönemlerin zenginlik simgesi durumunda olan ipekli kumaş dokuma sektörünün geliştiği gibi, savaş sektörü için gereken kılıç, kalkan, kama, bıçak gibi aletlerin üretimleri de kentimizde gelişmiştir. Bu konuda tarihi bir yazılı belge olarak; Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü eserinde, Osmanlı orduları savaşa giderken Bursa'dan daima birkaç kılıççı götürdüğü ve bunların masraflarının nasıl karşılandığı anlatılır. Bu tip savaş ve dövüş aletleri ile oynanan oyunlar, gerek halk, gerek yönetim tarafından destek görmesi ile günümüze kadar gelişerek gelmiştir. İlk devlet başkentinin şehrimiz olması, üretim ve eğlence kültürünün gelişmesinde etkisi büyük olmuştur. Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde ise, sarayda şimşir sopa ve kumaş kaplı kalkanlar ile oynanan Matrak oyunu söz konusudur. 18. ve 19. yüzyıllarda bu halk oyunu, fıta, açılış, düğün, nişan, askere uğurlama ve karşılama eğlencelerinde oynanması çok yaygınlaşmıştır. Ayrıca, yöremizde savaştan dönenleri karşılarken ya da nişanlanan, evlenen çiftlerin salona girişlerinde kızların tahta kaşık, erkeklerin iki kılıç ile oynadıkları bir de Zafer Oyunu veya Karşılama vardı. Bu oyun 1960'lı yılların ortalarından itibaren oynanmayıp unutulmaya yüz tutmuştur. Cumhuriyet Dönemi basında yer alan en eski Kılıç-Kalkan Halk Oyuncusu, Fidyekızık Köyü'nden 1846 doğumlu Onbaşı Halil'dir. Halil Onbaşı'nın 1947 yılında gazeteci, oyuncu, folklorcu Hüsnü Ortaç'a anlattığı anılarını okurken bu oyunla ilgili önemli bilgilere ulaşmış oluyoruz. Askerlik görevi için Osmanlı ordusuna katıldığında, komutanının Sivilde ne iş yapardın? sorusuna Çiftçilik yapar, iyi Kılıç-Kalkan oynardım. cevabını verir. Komutanının oyunu görmek istemesi üzerine oyunu icra eder ve ardından onbaşı yapılıp padişahın koruma timine dahil olur. Daha sonraki yıllarda tanınan, isimleri bilinen oyuncuların bazıları 1890 doğumlu Derviş Mehmet Tutal, 1906 doğumlu Mustafa Tahtakıran, 1909 doğumlu Ali Kayakent, Uncu Ziya vd.. Cumhuriyet'in kurulmasının ardından oyunun organize işleri halkevlerine verilmiş, Bursa yöresinde Kılıç-Kalkan oynayanlar Ankara'ya davet edilmiştir. Oyun düzeni ve kuralları belirlenerek oluşturulan çekirdek kadro, yaşadıkları bölgelere gönderilip çalışmalara başlamaları talimatı verilmiştir. Kent merkezindeki çalışmalara bir gözlemci öğretmenin de görevlendirildiği hatta zamanla o kişinin de bir oyuncu olduğu bilinmektedir. Bursa Halkevi oyun bölümünün sorumluluğu Sayın Tahtakıran ve Baturel'e verilmiştir. Bursa Kılıç-Kalkan Ekibi, halkevlerinin 10. ve12. kuruluş yılına davet edilmiştir. . 15 kişilik ekibe İnegöl'den 3 oyuncu dahil olmuştur. . Dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından iltifat ve hediyelerle ödüllendirilmiştir. İlçelerdeki Kılıç-Kalkan Halk Oyunu çalışmaları başlangıçta etkili olmuş ama uzun soluklu olamamıştır. Bu oyunu gerek yurt içi gerekse yurt dışı gösterilerde tanıtmak için 1956 yılında Bursa Kılıç-Kalkan Halk Oyunları Derneği'ni kurmuştur. 1950'li yılları sonunda, kurulan ilk dernek üyeleri arasında özellikle Pakistan Seyahatinden (1958) sonra dernek üyeleri arasında anlaşmazlık başlıyor ve ekipten ayrılmalar oluyor. Bu ayrılanlara baktığımızda, Derviş Mehmet Tutal, Ali Kayakent ve Arabacı Kadir'in olduğunu görüyoruz. Bu kişilerin bazıları Rahmetli Mustafa Tahtakıran hocamızdan yaşlı ve bazıları da onun hocası durumunda. Daha sonra bu kişilerin de ekip kurma çalışmalarının olduğunu görüyoruz.. Bursa Kılıç-Kalkan Ekibi ilk resmi gösterisini 1935 yılında Rusya'dan gelen komutanlar karşısında yaparak Ebedi Şef'in ve yabancı heyetlerin takdir, iltifatlarına mazhar olmuştur. Bilhassa Mareşal Voroşilof ve Bodyeni gibi Rus komutanlar hayranlıklarını gizleyememişlerdir. Zamanla oluşturulan dernekler ile resmi bir kimlik kazanan Kılıç Kalkan folklor oyun grupları, dünyanın hemen her köşesine davet edilir, katıldıkları yarışmalarda da çoğu kez birinci olmuşlardır. Yine eski oyunculardan ve izleyicilerden duyduğumuza göre bu oyun hafta sonları kentimizde Çekirge, Muradiye Camisi'nin önü gibi merkezlerde oynanırmış. Aydın yöresinde çift kılıçla icra edilen Kılıç, Erzurum yöresinde Bar, Bursa yöresinde Zafer olarak bilinen bu oyunlar aynı aletlerle oynanmalarına rağmen tamamen farklı karakterdedir. Çift bıçakla oynanan Bıçak ve Kasap oyunları da birbirlerine benzemesine rağmen farklı isimlerde ve çok geniş bir coğrafyada oynanır. Kama ile oynanan Karadeniz ve Kafkas oyunları da farklı yapıda olmalarına rağmen benzer hareketler içerir. Bursa, Afyon, Bergama, Malatya, Gürcistan ve Diyarbakır taraflarında kılıç ve kalkanla oynan bu oyunlar; doğu yörelerinde davul-zurna, Afyon yöresinde saz eşliğinde, Gürcistan'da kısa bir çarpışma şeklinde oynanırken kentimizde de müziksiz icra edilmektedir. Savaş ve dövüş aletleri yani bıçak, kama, kılıç ve kalkanla oynanan bu oyunun pek o kadar sıradan ve kolay gerçekleştirilecek bir oyun olmadığı hemen herkes tarafından kabul edilmekte ve ayrıcalığı da buradan gelmektedir. Bu oyuna, bu yapılanlar yeterli mi? Acaba Bursa'da Kılıç-Kalkan oyunumuz günümüzde ne durumda? Layık olduğu ilgi var mı? Çocukluğumda hayranlıkla izlediğim bu muhteşem oyunu Bursalılar olarak izliyor muyuz? Oynansa izlerdik. Yok yok, unutulmaya yüz tuttu bence... Bursa'daki okullarımızda Kılıç-Kalkan ekibi var mı? Bence yok... Kılıç-Kalkan dışında Bursa ile ilgisi olmayan, farklı yöre oyunlarını görmekteyiz. Bursa da Belediyelerin ve Bursa Erkek Lisesi'nin böyle bir ekibi olsa yakışmaz mı? Bu konuda acilen çalışılmalı. Bursa'da Kılıç-Kalkan ekipleri olmalı. Bursa'yı anlatmalı, temsil etmeli, heyecanlandırmalı. Bursa deyince aklımıza gelmeli. Bursa'ya bu oyunu seyretmeye yerli ve yabancı turistler gelmeli. Dünyanın dört kıtasında ilgi ile izlenip ayakta alkışlanan, gurur duyduğumuz halk oyunumuz, ülkemizi yıllar boyu gururla temsil ettiği gibi bundan sonra da temsil etmeli. Bence hiç zor değil. Not: Bu yazıyı kaleme almamda bana yardımlarını esirgemeyen Kılıç-Kalkan Oyunu'na çocukluğundan beri gönül vermiş, hizmet etmiş, bu konuda 2011 yılında Bursa Kılıç-Kalkan Halk Oyunu ve Tarihçesi kitabını yazan Kenan Yetişen abime sonsuz teşekkür ederim."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kilicdaroglu-sanatci-dunyanin-en-guclu-insanidir/", "text": "CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sanata artık yumuşak güç denildiğini belirterek; Eğer bir ülke sanat konusunda güçlü ise dünyanın her tarafına sesini duyurabiliyor dedi. CHP İstanbul İl Başkanlığınca sağlık çalışanlarına ithafen Korona Günlerinde Umut başlığıyla düzenlenen 1. Güzel İstanbul Fotoğraf Yarışması ve 2. İstanbul Öykü Yarışması ödül törenine, Caddebostan Kültür Merkezi ev sahipliği yaptı. Yarışmaların kazananlarına ödülleri, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından takdim edildi. Kılıçdaroğlu, ödül töreninde lise yıllarında okuduğu Alexandre Dumas'ın Üç Silahşörler adlı kitabının önsözünde yer alan öyküyü anlattı. Bir kalem, bir öykü, bir fotoğraf, bir sinema... Bu güçtür. Güç, bütün kitleleri etkileyebilir diyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, fotoğraf makinesini zamanı durduran makine şeklinde niteledi. Bazen TRT 2'de eski fotoğrafların gösterildiğini, o fotoğrafları büyük bir merakla izlediğini aktaran Kemal Kılıçdaroğlu; Fotoğraf sadece bir kişiye özgü değil, fotoğrafın aldığı bütün alanı gözlemleyebilirsiniz. Belki fotoğrafı çekerken farkında değilsiniz ama yıllar geçtikten sonra o fotoğrafın hangi öyküler içinde çekildiğini de bir şekilde görebilirsiniz. O nedenle, şiir de öyledir. Bütün duygularımızı aktarırız şiire. Aşklarımızı aktarırız, sıkıntılarımızı ve en önemlisi umutlarımızı aktarırız. Sanat aslında aynı zamanda bir umuttur. Umudu yeşerten de sanattır diye konuştu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ödül alan katılımcıları tebrik ederek sözlerini sonlandırdı. 2. İstanbul Öykü Yarışması'nın birincilik ödülünü Enes Ersagun Aslan İstanbul'lu Kemal, ikincilik ödülünü İbrahim Şaşma Yanık Kokusu, üçüncülük ödülünü Hüseyin Opruklu Umudun Titrek Işığı, mansiyon ödülünü Banu Akeloğlu Umut, Zerrin Mütevellioğlu 11 No. lu Daire ve Suat Sedefoğlu Bir Avuç Sevgi adlı öyküleriyle kazandı. 1. Güzel İstanbul Fotoğraf Yarışması'nda birinciliği Murat İbranoğlu Kız Kulesi, ikinciliği Ömer Şahin İstiklal, üçüncülüğü Fatma Demir Beykoz, mansiyon ödülünü ise Turan Topalar Gece/İstanbul Boğazı, Sevilay Yurtsever Alman Çeşmesi, Şerife Keser Pencereden adlı fotoğraf kareleriyle kazandı. Törende, Kılıçdaroğlu tarafından jüri üyelerine de plaket takdim edildi. Programda, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kirklarelinde-armut-bahceleri-ressamlara-ilham-kaynagi-oldu/", "text": "Kırklareli'nin Pehlivanköy ilçesinde çiçek açan armut bahçeleri ressamlara ilham, fotoğraf tutkunlarına doğal plato imkanı sunuyor. Pavli Atölyesince Kuştepe köyünde gerçekleştirilen etkinlikte, ressamlar şövale yerine armut toplama merdivenlerini kullandı. Bazı ressamlar karakalem çalışması yaparken, bazıları da renkli boyalar kullanarak doğanın sunduğu görsel şöleni tuvallerine yansıttı. Kırklareli Valisi Osman Bilgin de etkinliğe katılarak Pavli Atölyesi kurucusu Gülşen Gürses'ten bilgi aldı. Bilgin, etkinlikte, doğanın ressamlar ve fotoğraf sanatçıları için muhteşem bir görsel şölen sunduğunu söyledi. Doğanın muhteşem bir kaynak olduğunu dile getiren Bilgin, hem ressamlar hem de fotoğraf sanatçılarının dikkatini çektiğini belirtti. Kovid-19 sürecinde de insanların kapalı ortamlar yerine doğa ile iç içe olduğunu aktaran Bilgin, Doğa özel bir kaynak. Hele koronavirüs sürecinde gerçek yaşamın doğada olduğunu hatırlatmak aslında. Arkadaşlarımız kendi sanatlarını icra ediyorlar, resim yapıyorlar, fotoğrafçılarda fotoğraf çekiyor. Bu tür etkinlikler köylerden kentlere göçün de önemli ölçüde etkileyebileceğini düşünüyorum. Şehirdeki insan bile köylere ilgi gösteriyor. Demek ki burada bir şey var algısını da vatandaşta oluşturmuş oluyorsunuz. Çok anlamlı, etkili. diye konuştu. Gürses ise etkinlik ile hem fotoğraf sanatçılarını hem de ressamları bir araya getirdiklerini belirtti. Sanatçıların doğa ile bütünleştiklerini anlatan Gürses, çeşitli kurgular ve kompozisyonların fotoğraf karelerine ve tuvallere yansıdığını dile getirerek, Sanatçıları doğa ile bütünleştirdik. Aynı zamanda meyve çiftçisinin kullandığı merdivenleri biz şövale yerine kullandık. Eski çerçeveleri dekor olarak kullandık. Mevsimi olan laleleri de tuvallere resmedilecek şekilde konumlandırdık. ifadesini kullandı. Ressam Gül Belli Atak da doğa güzelliğine hayran kaldığını söyledi. Trakya'nın bir doğa harikası olduğunu ve bunu resmetmeyi çok sevdiğini anlatan Atak, Bunu tarif etmesi çok zor. Sadece huzur ve mutluluk deyip geçebileceğim bir şey değil. Doğada olmak bambaşka bir his. Yani insanın evine dönmesi gibi bir şey bence. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kisadan-hisse-kisa-film-gunleri-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Bu yıl beşincisi düzenlenen ve genç yönetmenlere toplamda 35 bin lira ödül verilen yarışmanın genel kategorisinde APP filmiyle Hatice Aşkın, lise kategorisinde ise Tears ile Remiye Zeynep Yalçınkaya birincilik ödülü aldı. 5. Kısadan Hisse Kısa Film Günleri ödülleri genel ve lise kategorisinde sahiplerini buldu. Genç Öncüler Gençlik, Spor ve Eğitim Derneği tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Kısadan Hisse Kısa Film Günleri'nin ödül töreni Fatih Belediyesi Kültür Sanat Merkezinde yapıldı. Program, önceki yıllara ait ödül töreni ve lansman görüntüleri ile ön elemeyi geçen filmlerden kestilerin gösterilmesiyle başladı. Açılış konuşmasını yapan Genç Öncüler Gençlik Hareketi Başkanı Aşkın Özcan, nisan ayında yapılması planlanan fakat ertelenen ödül töreninin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine uyularak gerçekleştirildiğini anımsattı. Organizasyona her yıl yenilikler kattıklarını dile getiren Özcan, filmlerin bu yıl tema sınırlaması koymaksızın değerlendirildiğini kaydetti. Festivalin Genel Koordinatörlüğünü de üstlenen Özcan, yarışmaya katılan 433 film arasından genel kategoride 24, lise kategorisinde ise 7 filmin finale kaldığını ve 8 filmin ödüle layık görüldüğünü belirtti. Yarışmaya katkıda bulunanlara teşekkür eden Özcan, Sinemaya girilen ilk kapı kısa film. Kısa filmin kapısı ise senaryo. Yarışmayla ödüllendirdiğimiz kısa filmcileri, fikirlerini senaryoya dolayısıyla sinema diline aktarmaları noktasında da desteklemek istiyoruz. Ümit ediyoruz ki bu tür yarışmalarla genç yeteneklerimizi biraz daha teşvik etmiş oluruz. İstikrarlı bir şekilde devam eden bu kısa film yarışması kısa filmciler için büyük bir şans. değerlendirmesinde bulundu. Yarışmada bu yıl Halk Film adına Onur Ödülüne layık görülen yönetmen Nazif Tunç, ödül ve plaketini sinema yazarı İhsan Kabil'in elinden aldı. Tunç, ödülü aldıktan sonra yaptığı konuşmada beşinci kez düzenlenen yarışmanın, Anadolu'da ve Türkiye'de memleketin gerçeklerine uygun konularda yönetmenlerin yetişmesini sağlayacak bir ocak olduğunu ifade etti. Lise kategorisinde birincilik ödülüne Tears filmiyle Remiye Zeynep Yalçınkaya, ikinciliğe Mütemadiyen ile İbrahim Kerem Tutal, üçüncülüğe ise Atom ile Bengisu Koca layık görüldü. Tedbirler nedeniyle törene katılamayan ve ödülleri ailelerine teslim edilen genç yönetmenlerin duygu ve düşüncelerini aktardığı video mesajlar da programda izlendi. Genel kategoride APP adlı yapımla birincilik ödülü Hatice Aşkın'a, ikincilik ödülü Tor filmiyle Ragıp Türk'e ve üçüncülük ödülü de İkame adlı kurmacayla Erkan Orasan'a teslim edildi. Ayrıca Kasım Ördek, Yağmur Olup Şehre Düşüyorum adlı kurmaca filmiyle Genç Öncüler Özel Ödülü'ne layık görülürken, Jüri Özel Ödülü ise Servis ile Ramazan Kılıç'a verildi. Genel kategoride birinciye 10 bin, ikinciye 7 bin, üçüncüye 4 bin lira, Jüri Özel Ödülü ve Genç Öncüler Özel Ödülü olarak ikişer bin lira, lise kategorisinde yarışan filmlerde ise birinciye 5 bin, ikinciye 3 bin ve üçüncüye 2 bin lira ödül olmak üzere toplamda 35 bin lira ödül dağıtıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen, bu yıl jürisinde Atalay Taşdiken, Cemal Şakar, İpek Tuzcuoğlu, Seyid Çolak ve Belkıs Bayrak'ın yer aldığı yarışmanın ödül törenine İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz ile Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Can'ın yanı sıra pek çok yönetmen, yapımcı ve sinema camiasından isimler katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kitap-okuyanlarin-sayisi-azaldi-yayinevleri-kepenk-kapatabilir/", "text": "Kağıt fiyatlarının bu yıl neredeyse ikiye katlanmasının ardından yayıncılar, kitap etiketlerinde bir kez daha değişiklik vaktinin geldiğini dile getirmeye başladı. Kitap fiyatlarına en az yüzde 20 zam gelmesi beklentisi sonrası konuşan Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Koordinatörü Cemran Öder, Eğer istenilen zam olmazsa yıl sonuna doğru bazı yayınevlerinin kapanabileceği tehlikesi var. Küçük, orta ölçekli yayıncıların hayatlarını devam etmesi ve aynı kalitede yazarlarını koruması çok zor görünüyor, kapanmalar olabilir diyor. Kağıt, baskı, kırtasiye ve telif maliyetleri arttı. 400 sayfalık bir kitaptan 2 bin 200 adet basmanın maliyeti 11 ay önce 9 bin 500 lira civarındayken, bu rakam bugünlerde 26 bin liraya kadar yükseldi. Yayınevlerini sadece artan maliyetler değil düşen kitap satışları da olumsuz etkiliyor. Kitap fiyatlarına en az yüzde 20 zam gelmesi bekleniyor. NTV'ye konuşan Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Koordinatörü Cemran Öder, Küresel kağıt krizi var tüm dünyada yaşanan. Türkiye'deki yayıncılar döviz kurları ile mücadele ediyorlar. Yüde 120 maliyet söz konusu dedi. Öder, Kitap satışları da düşmüş durumda, nisandan bu yana düşüş var. Kitap üretiminde de düşüş var diye konuştu. Öder, Eğer istenilen zam olmazsa yıl sonuna doğru bazı yayınevlerinin kapanabileceği tehlikesi var. Küçük, orta ölçekli yayıncıların hayatlarını devam etmesi ve aynı kalitede yazarlarını koruması çok zor görünüyor, kapanmalar olabilir açıklamasında bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kitapcilara-ozel-ilk-online-satis-agi-kuruldu/", "text": "Toplam 6 bin kitabevinin bulunduğu ülkemizde geçen yıl 570 milyondan fazla kitap basıldı ve kişi başına düşen kitap sayısı 6,9'a geriledi. Türkiye'de perakende kitap pazarı ise %27'lik artışla 8,5 milyar liralık büyüklüğe ulaştı. İnternet satışlarında kitap fiyatlarını düşürmek ve kişi başına düşen kitap sayısını artırmak için ise kitapçılara özel ilk online satış ağı kuruldu. Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu'nu verilerine göre, 2019 yılında Türkiye yayıncılık perakende pazarı büyüklüğü önceki yıla göre %27 artış göstererek 8 milyar 852 milyon TL büyüklüğe ulaştı. Türkiye'de geçen yıl toplam 577 milyon 48 bin 957 kitap basıldı. Uluslararası Yayıncılar Birliği verilerine göre ise Türkiye bu sayı ile dünya sıralamasında en çok kitap basılan 6. ülke konumunu korudu. Kişi başına düşen kitap sayısı ise 6,9'a geriledi. Bu sayı 2017'de 7,76, 2018'de ise 7,08 olarak hesaplanmıştı. Özellikle kitap fiyatlarındaki artış ve kişi başına düşen kitap sayısındaki gerilemeye karşın kitapevlerinin düşük komisyonla direkt olarak satış yapabilecekleri online pazaryeri Kitap Jet kuruldu. E-ticaret sitelerinin okuyucuları kısıtlı sayıdaki kitap çeşitliliğine mahkum ettiğine değinen Kitap Jet kurucusu Salih Gürel, Her sene çok sayıda yeni kitap çıkarken milyonlarla ifade edilen adetleri ve yüzbinlerle ifade edilen kitap çeşitliliğini tek başına hiçbir e-ticaret sitesi stoklayamaz. Bu durum da aynı tür eserlerin yüksek komisyonlar nedeniyle pahalı olarak okuyuculara sunulmasına neden oluyor. Bu noktadan hareketle kitap sektörünün Türkiye'deki en büyük kitap platformunu kurduk. Kurduğumuz platformda bütün yayınevleri ve yazarlar yer alıyor. Yayınevi, yazar ve kırtasiyelere ücretsiz mağaza hizmeti sağlayarak hem alıcıyı hep de satıcıyı ilk elden buluşturup daha ucuz ve hızlı kitap ulaştırmayı hedefliyoruz. dedi. Kitaplarda kar marjının düşük olduğunu belirten Salih Gürel, Bir de üstüne e-ticaret platformlarında yayıncılar yüksek komisyon oranları ödemek zorunda kalıyorlar. Bu nedenle satış yapılsa bile satıcıların yeterli oranda kar elde edemediklerini görüyoruz. Kitap Jet olarak biz; ücretsiz sanal mağaza ve düşük komisyon ile aracıların değil sadece kitapçıların yer aldığı bir platform oluşturduk. Bu sayede kitabevi ve yayıncılar daha fazla kazanç sağlarken kitapsever de çok daha uygun fiyata kitap sahibi olabilecek. Üstelik mevcut e-ticaret sitelerinde gördükleri kitap çeşitliliğinin 10 katına ulaşabilecekler. Ayrıca kitap doğrudan ilgili kitapçının rafından çıkarak kitapsevere ulaştığı için tüketiciye çok daha hızlı bir e-ticaret deneyimi sunmuş oluyoruz. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kitaplar-viruse-karsi-dezenfekte-edilerek-okuyucuyla-bulusuyor/", "text": "Anadolu Üniversitesi yerleşkesindeki kütüphanede yer alan kitaplar, Covid-19'dan korunmak için kitap duşu adı verilen cihazlarda temizleniyor. Anadolu Üniversitesi kütüphanesinde bulunan kitaplar, tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüsten (Covid-19) arındırılmak için book shower sistemiyle temizleniyor. Öğrencilerine kütüphane hizmetini vermeye devam eden üniversitede, ultraviyole ışınlarla bir kitabı 40 saniye içinde temizleyip bakterilerden arındıran iki makine bulunuyor. Yaklaşık 300 bin kitabın bulunduğu kütüphanede, öğrenciler ödünç alıp eve götürdükleri ya da alan içinde okudukları kitabı raflara koymadan önce Kovid-19'un yayılma riskini azaltmak için söz konusu makinelerde temizliyor. Anadolu Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Dairesi Başkanı Güven Tunçel, AA muhabirine, kitapların duşa girerek hem okuyucunun ellerindeki bulunabilecek olası bakterilerden temizlendiği hem de güzel koktuğunu söyledi. Tunçel, kitap temizleme makinelerinin 2016 yılında üniversite tarafından satın alındığını dile getirerek, Öğrenciler ilk zamanlarda yadırgamıştı. Fakat özellikle bu pandemi döneminde basılı kitaba rağbet oldu. Dolayısıyla kitapların duşa girmesi de bu anlamda önem kazandı. dedi. Örgün eğitim döneminde kütüphaneye günlük 8 bin kişinin girip çıktığını belirten Tunçel, pandemi sürecinde maske, mesafe ve hijyen kurallarına uyarak kütüphanede hizmet vermeye devam ettiklerini ifade etti. Ankara Çankaya Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Elif Yıldız da dersleriyle alakalı araştırma yapmak için geldiği Anadolu Üniversitesi kütüphanesinde kitap duşu makinesini görünce şaşırdığını söyledi. Yıldız, pandemi döneminde kitap okumak için daha fazla zaman bulduğunu belirterek, İlk defa böyle bir makine gördüm ve çok mutlu oldum. Kitapların dezenfekte ediliyor olması pandemi açısından oldukça faydalı. Güvenle kitap alıp okuyorum. diye konuştu. AÜ'de yönetim ve organizasyon alanında doktora eğitimi gören Filistinli 31 yaşındaki Mutasım Abuelkes ise tez yazdığı için kitaplara çok fazla ihtiyacının olduğunu anlattı. Abuelkes, kitap duşunu sıklıkla kullandığını dile getirerek, Kitaplarımız hep güzel kokuyor ve tertemiz. Böyle bir dönemde kullanılması gereken önemli bir cihaz. Türkiye'de eğitim çok güzel. Bu ülkede eğitim aldığım için çok şanslıyım. Filistin'de akademisyen olarak görev yapıyordum. Doktoramı tamamladıktan sonra ülkeme döneceğim. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kiyidan-kiyiya-turkiye-yunanistan-film-festivali-cesmede-gerceklesecek/", "text": "19-24 Ağustos tarihleri arasında Çeşme'de gerçekleşecek olan Türkiye'nin ilk sürdürülebilir organizasyonu Kıyıdan Kıyıya Türkiye-Yunanistan Film Festivali, sinemanın iyileştirici gücüyle birlikte karbon ayak izimizi azaltmayı hedefliyor. Çeşme Belediyesi, Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve İzmir Sinema Kültür ve Eğitim Derneği iş birliğiyle düzenlenen Kıyıdan Kıyıya Türkiye Yunanistan Film Festivali, 19-24 Ağustos tarihlerinde Çeşme'de gerçekleştirilecek. Çeşme belediye Başkanı M. Ekrem Oran'ın tam destek verdiği festivalin sanat yönetmenliğini ödüllü oyuncu Gizem Erman Soysaldı ve deneyimli festivalci- yönetmen Yusuf Saygı üstleniyor. Kıyıdan Kıyıya Film Festivali, sürdürülebilirlik prensipleri çerçevesinde Türkiye`de gerçekleşecek ilk film festivali olacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve WWF- Türkiye arasında imzalanan Plastik Atıksız Şehirler Ağı protokolü kapsamında pilot ilçe olan Çeşme, sürdürülebilirlik konusunda atmış olduğu adımları, bu festival ile bir üst basamağa taşıyacak. Alışılagelmiş kırmızı halı seremonisi yerine, sürdürülebilirliğe vurgu yapmak için yeşil halı seremonisi yapılacak olan festival, Türkiye'nin ilk sürdürülebilir ekolojik bağımsız film festivali olacak. Kıyıdan Kıyıya Film Festivali, sinemanın iyileştirici gücüyle birlikte karbon ayak izimizi azaltmayı hedefliyor. Plastik Smart Cities kapsamında tek kullanımlık plastik kullanımını durdurmayı hedefleyen ve bu konuda sayısız girişim yapan Çeşme'de, festival boyunca tedarik, adil ticaret, catering, atık, ulaşım, konaklama, enerji gibi konularda sürdürülebilir yaşam prensiplerine uygun olarak hareket edilecek. Festival boyunca davetli yönetmen ve oyuncularla birlikte her sabah Çeşme'nin ayrı bir kıyısında, kıyı temizliği ve su altı çekimleri yapılacak. Gündüzleri yönetmenlik, kamera önü oyunculuk ve sürdürülebilir yaşam üzerine atölyeler ve master class'lar gerçekleşecek. Türkiye ve Yunanistan'dan seçilmiş 6 uzun metraj film, festival boyunca Alaçatı anfi tiyatroda gösterilecek. Hazırlanan film programıyla Ghost, Körfez, Bilmemek, Unutma Beni İstanbul, Journey Through Smyrna, Apples filmleri izleyici ile buluşacak. Film yönetmenleri ve oyuncuları film sonrasında söyleşi için seyircilerle buluşacak. Festival, farklı kökene sahip kültürel topluluklar için, sinemanın sunduğu estetik ve bilgilendirici araçlarla ortak bir tartışma zemini yaratmayı ve Türkiye ve Yunanistan'dan sinemacılar arasındaki ortak çalışmayı teşvik etmeyi amaçlıyor. Kıyıdan Kıyıya Film Festivali sinema ve televizyon dünyasında cinsiyet ve fırsat eşitliğini yaratmayı amaçlayan 5050x2020 taahhüdünü imzaladı. Çeşme belediye Başkanı M. Ekrem Oran'ın tam destek verdiği festivalin sanat yönetmenliğini ödüllü oyuncu Gizem Erman Soysaldı ve deneyimli festivalci- yönetmen Yusuf Saygı üstleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kizil-cag-dizisi-sosyal-medyayi-salladi/", "text": "Türkiye'de ilk defa Türk Mitolojisini anlatan bir dizi projesi olan Kızıl Çağ Dizisi'nin ilk görüntüleri yayınlandı. Dizi projesi için hazırlıklar devam ediyor. Projenin yayıncı platformunun hangisi olacağına dair net bir bilgi şuan için bilinmiyor. ''Yeni bir çağ başlıyor'' sloganıyla geçen yıl tanıtımlara ve hazırlıklara başlayan ekip, Türk Mitolojisi'ni esas alarak ilerleyen bir formatta hazırlanıyor. Anıl Kaya'nın 2018 yılında yazdığı Türk Mitolojisi'ni temel alarak hazırlamaya başladığı dizi projesi, süreç içerisinde yanına katılan yol arkadaşları ile birlikte daha da büyüdü. Sinepiksel adı altında Anıl Kaya, Veysel Karakaş, Nevzat Karakaş, Mehmet Bütüner ve Emre İnevi'nin Kızıl Çağ Dizisi'nin Proje Tasarım ve Yönetim alanlarının başında olduğu projenin, ana karakterlerinden Kızık'a, Doğan Ekrek hayat verirken, Balduk karakterini ise Doğan Barış Yaşar canlandırıyor. Projenin konusu ise, Oğuz Kağan'ın soyundan gelen Yıldız Han'ın dört varis çocuğunun kağanlığı ayakta tutabilmek ve yaklaşan büyük savaşı kazanmak için kardeşleri Kızık'ı destekleyerek Kızıl Elma'yı bulma mücadelesini anlatıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/klarnet-sanatcisi-mustafa-kandirali-vefat-etti/", "text": "Bir süredir çeşitli rahatsızlıklardan dolayı tedavi gören klarnet sanatçısı Mustafa Kandıralı 90 yaşında vefat etti. Klarnet sanatçısı Mustafa Kandıralı'nın torunu Güneş Aybek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dedesinin kalp ve astım rahatsızlıklarından dolayı yaklaşık 1,5 yıldır tedavi gördüğünü söyledi. Aybek, sanatçının tedavi gördüğü hastanede yaşlılığa bağlı olarak önceki akşam saatlerinde hayatını kaybettiğini dile getirdi. Mustafa Kandıralı, ikindi vakti Zincirlikuyu Mezarlığı'nda kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı. Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde 1930'da dünyaya gelen ve gerçek soyadı Kadıoğlu olan sanatçı, ilkokulu bitirmesinin ardından, altı kardeş olmanın getirdiği dezavantajlardan ve ailesinin ekonomik şartlarının bozuk olmasından dolayı ortaokula devam edemedi. Bir uğraş edinmesi için amatör düzeyde klarnet çalan babası tarafından Kandıra Halkevine yazdırılan Kandıralı, önceleri ud çalsa da radyoda Şükrü Tunar'ın klarnet taksimiyle başlayan klarnet sempatisi bir aşka dönüştü. Kandıralı, kendi sazı olmadığı için babasının klarnetini gizli gizli çalmaya başladı ve ailesinin onayını alamayacağı düşüncesiyle 15 yaşında İstanbul'a kaçtı. Keman sanatçısı Ama Recep ve Kanuni Sıtkı Bey ile tanışarak kendisine bir iş bulan Kandıralı, ilk olarak 1945'te Tepebaşı Kibar Gazinosu'nda 4 lira yevmiye ile çalışmaya ve para biriktirmeye başladı. Kandıralı, biriktirdiği paralarla Akopos Alyanak'tan dersler alarak tekniğini ve repertuvarını geliştirirken, dönemin büyük gazinolarında sahneye çıktı. Ünlü sanatçılara klarnetiyle eşlik eden Mustafa Kandıralı, 1957'de radyo çalışmalarına başladı, aynı yıl Pate-Odeon Plak Şirketinin sahibinin isteği üzerine Salon Çiftetellisi adlı ilk plağını çıkardı. Sanatçı, Batı müziği tarzında da üretimler yaparken, kariyeri boyunca birçok ülke dolaştı ve farklı yerlerden ödüllere layık görüldü. Fahrunnisa Hanımla evlenerek Mukadder, Jale, Nejla ve Kısmet isimli 4 kız çocuğu olan sanatçı, müzisyenliğinin yanı sıra film ve dizilerde rol aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/klasik-ve-zamansiz-pera-palaceta-nihan-peker-koleksiyonu/", "text": "Pandemi süresince ertelenen düğünlerin bu yaz gerçekleştirilecek olması nedeniyle, ünlü tasarımcılar da gelinliklerini ardı ardına düzenledikleri defilelerle evlilik adaylarına ve moda severlere sunmaya devam ediyorlar. Bu kez, ünlü ve ödüllü tasarımcı Nihan Peker 'in 2022 koleksiyonunu görmek için Pera Palace'tayız. Nihan Peker, Milano Istituto Marangoni'yi onur derecesiyle tamamlamış, Swarovski'nin düzenlediği tasarım yarışmasında finale kalmış ve Hammal isimli koleksiyonu Londra, Paris ve Milano podyumlarında yer almış başarılı bir modacımız. Çizgisini sade ve minimal olarak tanımlayan Peker, bu yıl özellikle balon kolların, takılıp çıkarılabilir veya dönüştürülebilir parçaların yer aldığı modellerin talep gördüğünü aktarıyor. Ünlü tasarımcı, yaklaşık 20 parçadan oluşan koleksiyonunun özel daveti için, modası hiç geçmeyen ve adeta bir klasik olan Pera Palace Oteli'ni seçmiş. Mankenlerin podyumda yürüdüğü klasik defile formatı yerine bu kez koleksiyondaki parçalar; antika avizeler, mobilyalar ve tavan süslemelerinin yer aldığı, mumlar ve çiçeklerle dekore edilmiş görkemli bir atmosferde, adeta bir sanat ya da resim sergisi gibi dizayn edilerek sunulmuştu. Bu elit görsel şölene, Pera Palace'ın yıllardır süren geleneği olan Kubbeli Salon'da Çay Saati ve keyifli piyano melodileri eşlik etti. Davete cemiyet, moda ve sanat dünyasından katılım sağlayan hanımlar, hem en trend modelleri izlemenin hem de bu şairane ortamda zengin çay ikramlarıyla sosyalleşip sohbet ederek, keyifli bir öğleden sonra geçirmenin tadına vardılar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/koleksiyon-dis-ticareti-4-yilda-117-milyon-dolari-asti/", "text": "Türkiye'de sanat eserleri, koleksiyon eşyası ve antika sektöründe dış ticaret hacmi 2020-2023 eylül dönemi itibarıyla 117.5 milyon dolar olarak gerçekleşti. Gerek ticari amaçlı gerekse sanat eseri, antika veya koleksiyon merakı nedeniyle ulusal ve uluslararası düzeyde bu alanda ekonomik faaliyetler sürekli artıyor. Başta batı Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok yerinde düzenlenen müzayedelerde eserler çok ciddi tutarlarda paraya alıcı bulabiliyor. Konu, Türkiye açısından değerlendirildiğinde anılan alanda dış ticaret hacminin sürekli artış eğiliminde olduğu dikkati çekiyor. TÜİK verilerine göre, 2020'de 10 milyon 941 bin 338 dolar ihracat gerçekleştirilirken, bu tutar 2022'de 16 milyon 666 bin 27 dolara yükseldi. Bu yılın 9 ayında ise 9 milyon 721 bin 421 dolarlık ihracat yapıldı. Aynı dönem ithalat açısından ele alındığında 2020'de 7 milyon 507 bin 184 dolarlık dış alım gerçekleştirildi. Bu tutar geçen yıl 18 milyon 225 bin 858 dolar oldu. Bu yılın ocak-eylül döneminde ise 27 milyon 37 bin 255 dolar ile söz konusu süreçteki en yüksek tutara ulaşıldı. Böylece 2020-2023 eylül döneminde toplam 68 milyon 337 bin 393 dolarlık ithalata karşılık, 49 milyon 121 bin 867 bin dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Toplam dış ticaret hacmi ise 117 milyon 459 bin 260 dolar oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/koli-art-spacede-yeni-sergi-artik-yalniz-kaldigimiza-gore/", "text": "KOLİ Art Space, 23 Ekim-12 Kasım 2021 tarihleri arasında, İsrailli sanatçı Yael Meiry'nin toplumsal inşa süreçlerini yıkan bedene bakışını yansıttığı Türkiye'deki ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Yael Meiry, on yılı aşkın bir süredir bedenlere bakıyor, çeşitli biçimlerdeki ilişkilerin kavramını ve nasıl kurulduğunu keşfederken insanlığı ve öznelliği, inşa edilmiş iktidar ve toplumsal ilişkiler bağlamında arıyor. Artık Yalnız Kaldığımıza Göre sergisinde bu keşfi sürdürmek için bir arzu nesnesi arayan Meiry, bütününden kopmuş, sembolik bedensiz parçalar olarak taşlara doğru çekiliyor. Taşların toplanması, kalıpların oluşturulması ve çeşitli malzemelerden heykellerin dökümünü içeren çalışma süreci sonunda titiz stüdyo fotoğrafları ile sonuçlanıyor ve sergi alanında, diğer görüntülerle birlikte sahneleniyor. Nesneler ve kavramların aralarındaki buluşma, sıradan olanın karmaşıklığını, yıkıcılığını ve cazibesini ortaya çıkarıyor. Yael Meiry; (1982) Tel Aviv'de yaşıyor ve çalışıyor. Fotoğrafı, politik ve sosyal meselelerin göstergeleri olarak biçim ve kimlik konularını sorgulamak için kullanıyor. Meiry, Hayfa Sanat Müzesi'nde ve Galeri 4'teki kişisel sergileri ile birlikte Herzliya Müzesi, Eretz İsrail Müzesi, Indie Galeri, HaMidrasha Galeri ve daha birçok mekanda grup sergilerine katıldı. Farklı misafir sanatçı programlarında ve sanat programlarında yer almasının yanı sıra, aralarında Mifal HaPais Konseyi ödülü, Asylum Arts ödülü, Rabinovich Vakfı ödülü ve LGBTQ sanat için Artiq ödüllerinin de sahibi oldu. Beş adet fotozininin yayınlanmasının ardından, oluşturduğu fotoğraf kitabı MOPLA Fotokitap Sergisi, İstanbul Photobook Festival, Chicago Sanat Kitabı Fuarı ve Artport Kitap Fuarı'nda gösterildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/koli-art-spacete-yeni-sergi-dunya-kendisine-benim-icimden-bakiyor/", "text": "Küratörlüğünü Tuba Kocakaya'nın üstlendiği Özge Horasan'ın ilk kişisel sergisi Dünya Kendisine Benim İçimden Bakıyor, 16 Eylül 10 Ekim 2021 tarihleri arasında KOLİ Art Space'te izleyici ile buluşuyor. Sergi, Kadıköy Belediyesi'nin desteği ile gerçekleşecek olan Mahalle Festivali kapsamındaki paralel etkinliklerden biridir. Özge Horasan'ın nedensellik ve bağlantılar üzerinden doğa ile kurduğu ilişki, malzemeyi ve süreci iş üretme pratiğinin merkezine alan bir meditasyon biçimini andırıyor. Biyoloji eğitiminin ardından bitki biyolojisi üzerine master yapan Horasan'ın doğa ile ilişkisi karşılaşmalar, kendiliğindenlik ve doğal malzeme ile uyumlanma içeren açık bir oyun. Bu düşünceler ekseninde sanatçının ürettiği; tekstil, fotoğraf, toprak ve kağıt işleri 10 Ekim'e kadar Kadıköy Yeldeğirmeni'nde KOLİ Art Space de görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/komedi-ve-guldurunun-ustasi-nejat-uygur/", "text": "Tiyatroda oynadığı karakterler, esprileri ve samimi tavırlarıyla izleyicinin kalbinde yer edinen oyuncu ve komedyen Nejat Uygur'un vefatının üzerinden 9 yıl geçti. Subay bir baba ile öğretmen bir annenin çocuğu olarak 10 Ağustos 1927'de Kilis'te dünyaya gelen Uygur'un, tiyatroya ilgisi ilkokul yıllarında başladı. Ailesinin tayinleri sebebiyle eğitimine farklı şehirlerde devam eden sanatçı, Çanakkale, İstanbul Sarıyer ve Manisa'da ortaöğretimi tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'ne girdi fakat mezun olmadı. Nejat Uygur, tiyatroya 1938'de adım attı. Sarıyer Halkevi'nin tiyatro bölümündeki Avni Dilligil Tiyatrosu'nda kısa bir süre amatör oyunculuk yapan Uygur, spora ilgisi dolayısıyla 1943'te yine Sarıyer Halkevi'nde boksla beraber atletizm, su topu ve at biniciliği alanlarına yöneldi. Usta oyuncu, askerlik görevinin ardından, 1949'da Nejat Uygur Tiyatrosunu kurdu, 1952'de ise kendisi gibi tiyatrocu olan Necla Uygur ile evlendi. Uygur çiftinin, Ahmet, Kemal, Behzat, ikiz kardeşler Süheyl ve Süha olmak üzere 5 çocuğu oldu. Geleneksel Türk temaşa sanatında kendine özgü bir tavır geliştirerek, rol aldığı oyunlarda çocuksu tiplemeleri, söze dayanan oyunculuğu ve hafif komedileriyle izleyicilerin beğenisini kazanan Uygur, 60 yıldan uzun süre sahnede kaldı. Türk tiyatrosuna gönül veren usta komedyen, sanatın toplum için olduğu düşüncesiyle yola çıkmış ve bir açıklamasında, Hayat gelip geçiyor, ağlamakla gülmekle. Zaten komiklik yapıyorum ben, böylesine bir dünyaya gelmekle. demişti. Uygur, Altın Kelebek TV Yıldızları Yarışması'nda Tiyatroya Destek Yılı Özel Ödülü, Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülleri'nde En İyi Tiyatrocu ödülü, 22. Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri'nde Belkıs Dilligil Onur Ödülünün de arasında bulunduğu 50'den fazla ödüle değer görüldü. Tuluat tiyatrosunun son ustalarından sayılan ve tiyatro sahnelerinde birçok ilki de gerçekleştiren usta komedyen, Hey Amigo Ver Salata oyununda ilk barkovizyonu, Ümit mi? Simit mi? adlı oyununda ise daha sonraki yıllarda popüler olan stand up'ı uyguladı. Devlet Sanatçısı unvanını 1998'de alan tecrübeli oyuncu, sinemada da adından söz ettirdi ve Cafer'in Nargilesi, Cafer Bey İyi, Fakir ve Kibar, Cafer Bey, Beyaz Melek, Vizontele Tuuba filmlerinde rol aldı. Beyin damarlarında oluşan tıkanıklık sebebiyle 2007'de kısmi felç geçiren Uygur, 18 Kasım 2013'te 86 yaşında vefat etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/konstantinos-kerestetzis-korona-gunlerinde-heybeliadada-calisti/", "text": "Yunanistan'ın ünlü ressamlarından Konstantinos Kerestetzis, geçtiğimiz aylarda Heybeliada'da çalışmalarını sürdürdü. Türkiye ile birlikte Yunanistan, İspanya, İngiltere ve ABD'nin pek çok özel koleksiyonunda ve müzelerinde eserleri bulunan Kerestetzis'e, Heybeliada'nın ünü Ruhban Okulu binası ve bahçesi ev sahipliği yaptı. Konstantinos Kerestetzis, 1969'da Drama'nın Andriani bölgesinde doğdu. İlk resim derslerini Kostas Meymaroglu ve daha sonra Kostas Papatriandafilopulos'tan aldı. 1989-1994 yılları arasında Atina Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda, Hronis Botsoglu atölyesinde resim eğitimi, Thanasis Eksarhopulos'tan ise çizim eğitimi aldı. 1993'ten 1998'e kadar İspanya'da Museo del Prado'da İspanyol Ekolü'ne dair serbest eğitim gördü. Atina ve İstanbul'da yaşıyor, çalışıyor. Eserleri Yunanistan, İspanya, İngiltere, Türkiye ve ABD'nin pek çok özel koleksiyon ve müzesinde bulunmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/koprude-bulusmalar-work-in-progress-atolyesi-basvurulari-basladi/", "text": "T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği'nin mali desteği ile hayata geçirilen Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II Hibe Programı kapsamında İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından İstanbul Film Festivali bünyesinde düzenlenen Köprüde Buluşmalar'ın Work In Progress Atölyesi başvuruları başlıyor. Başvurular için son tarih 16 Şubat 2022. Köprüde Buluşmalar 15-16-17 Nisan 2021 tarihlerinde düzenleniyor. Anadolu Efes'in ana destekçisi olduğu Köprüde Buluşmalar, Türkiye'den ve komşu ülkelerden yapımcı, yönetmen ve senaristleri uluslararası sinema profesyonelleriyle buluşturmaya devam ediyor. Work in Progress, Türkiye'den post-prodüksiyon aşamasındaki uzun metraj filmlerin ve belgesellerin ilk uluslararası sunumlarını yaparken aynı zamanda filmlerin tamamlanmasına destek olmayı amaçlıyor. Work in Progress Atölyesi'ne seçilen filmlerin yönetmen ve yapımcıları atölye öncesi sunum teknikleri, dağıtım ve pazarlama üzerine bir çalışma yapacaklar. Atölye sırasında filmlerin yönetmen ve yapımcıları yalnızca profesyonellere açık özel sunumlar yapacak ve atölye sonunda uluslararası jüri tarafından ödül almaya hak kazanan filmler belirlenecek. TRT'nin katkılarıyla gerçekleştirilen Köprüde Buluşmalar'da, Work in Progress Atölyesi başvuruları 16 Şubat 2022'de sona erecek. Multidisciplinary Platforms For Cultural Collaboration projesi T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği'nin mali desteği ile hayata geçirilen Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II Hibe Programı kapsamında hibe desteği almıştır. Programın Sözleşme Makamı, Merkezi Finans ve İhale Birimidir. Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II Hibe Programı, Türk ve AB kuruluşları arasında ortaklaşa uygulanan ortak kültürel miras faaliyetlerinin teşvik edilmesini ve geliştirilmesini amaçlamaktadır. Bu hibe programının genel hedefi, kültür, sanat ve kültürel miras yoluyla sivil toplum diyaloğunun, kültürel miras konusunda uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve Türkiye'de kültürel değerlerin teşvik edilmesidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/korhan-kodamandan-yeni-album-gitmek-lazim/", "text": "Müzisyen Korhan Kodaman'ın yeni solo EP albümü Gitmek Lazım 28 mayıs itibariyle yayında. Albüm 6 parçadan oluşurken farklı misafir sanatçıları biraraya getirmesi yönünden de önem taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/korkut-ata-turk-dunyasi-film-festivali-8-aralikta-baslayacak/", "text": "Uluslararası Sinema Derneği tarafından ilk kez düzenlenen Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali, 8-12 Aralık'ta İstanbul merkezli olarak seyirciyle buluşacak. Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu festivalin kurmaca ve belgesel film yarışmalarında, Türk dünyası sinemasının öne çıkan eserleri yarışacak. Festival, İhsan Kabil'in direktörlüğünde, geniş bir coğrafyada bulunan Türk ortak kültürüne dair filmlere ev sahipliği yapacak. Türk topluluklarının birliğini ve dayanışmasını destansı bir şekilde dillendiren Korkut Ata anısına gerçekleştirilen festivalin programına, Türkçe ve lehçelerinin konuşulduğu geniş coğrafyadan bağımsız, özerk veya diğer Türk bölgelerinden seçme 43 film, paneller ve sergiler dahil edilecek. Festivalin bitiminden sonra her yıl Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilen şehirde tekrar edilecek program, bu yıl kültür başkenti seçilen Hive, Özbekistan'da da sinemaseverlerle buluşacak. İsmail Gaspıralı'nın Dilde, Fikirde, İşte Birlik şiarını da gözeten festivalde, Tarihi Panorama, Güncel İnsan Manzaraları, Aytmatov Uyarlamaları, Uzun Metraj Animasyon gibi özel bölümler yer alacak. Festival programıyla ilgili tüm detaylar ve film gösterimleri www. turkdunyasifilmfestivali. org adresinden takip edilebilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve Türk Dünyası Belediyeler Birliği tarafından desteklenen festivalin gala programı ise 12 Aralık'ta yapılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/korona-gunleri-icin-en-iyi-on-netflix-dizisi/", "text": "İlk olarak başrollerini Beren Saat ve Mehmet Günsür'ün paylaştığı Netflix'in ikinci Türk internet dizisi olan Atiye'den bahsetmek istiyoruz. 8 bölümden oluşan ilk sezonuyla çok konuşulan dizi mistik güçlerinin farkeden Atiye'nin dünya tarihine damga vuran Göbeklitepe'ye dair evrensel sırları aralamasını konu alıyor. Netflix'in bir diğer Türk dizisi başrollerini Haluk Bilginer, Ali Atay ve Nur Sürer gibi isimlerin paylaştığı Masum. Şehirden uzak sakin bir yaşam yaşayan emekli bir polis ve ailesi, şok edici sırlarla dolu gizemli bir cinayete gırtlaklarına kadar batar. Bu bataklıktan çıkış sanıldığı kadar kolay değildir. Lucy Maid Montgomery'nin 'Anne wiht Green Gables' isimli kitabından uyarlanan sizi anne ve babasını henüz küçük yaşta kaybeden Anne'nin hikayesini konu alan alıyor. Kendi düş dünyasında yaşayan Anne'nin hayatını hiç evlenmemiş yaşlı kardeşlerin yanında yaşamaya başlamasıyla birdenbire değişiyor. İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in saltanat dönemini ele alan dizi kraliyet ailesinin gizli kapılar arkasında kalmış dünyasını gözler önüne seriyor. Netflix için Sony Pictures Television tarafından üretilen The Crown şimdiden tarihe geçecek önemli diziler arasında yerini almışa benziyor. Osmanlı Sultanı II. Mehmet'in Bizans'ın başkenti Konstantinopolis'i festhetmek üzere destansı bir sefere çıkmasıyla başlayan hikaye büyük Osmanlı İmparatorluğunu'nun tarihin akışı üzerindeki etkisini bir kez daha hatırlatıyor. Bu sıcacık öyküde Julia Powell, Julia Child'in klasik yemek kitabındaki 524 tarifin tamamını pişirerek sakin yaşamını renklendirmeye karar verir bu eğlenceli ve yeni bir hayatın başlangıcıdır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/korona-gunlerinde-dunya-sanat-gunu-unutulmadi/", "text": "Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı öğretim üyeleri, salgın nedeniyle evlere sığındığımız bu zor günlerde 15 Nisan Dünya Sanat Günü 'nü unutmadı. Akademisyenler, gelmiş geçmiş en iyi klasik müzik yapıtları arasında yer alan Sarabande eserini evlerinden, her biri ayrı bir enstrüman çalarak aynı anda yorumladı. Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı akademisyenlerinden oluşan Maltepe Üniversitesi Ev Orkestrası, 15 Nisan Dünya Sanat Günü'nde evde sahne aldı. George Frideric Handel'in unutulmaz Sarabande eserini çeşitli enstrümanlarla yorumlayan akademisyenler, koronavirüs salgını önlemleri kapsamında evde geçirilen zor günlerde sanatın ruhuyla moral vermeyi amaçlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kp-brehmer-buyuk-resim-sergisi-uzerine-uluslararasi-bir-panel-gerceklesecek/", "text": "Arter'de devam eden Alman sanatçı KP Brehmer'in otuz yılı aşkın üretiminden geniş bir seçkiyi bir araya getiren KP Brehmer: Büyük Resim sergisi üzerine uluslararası bir çevrim içi panel gerçekleşecek. Arter'in Almanya ve Hollanda'dan üç büyük sanat kurumuyla gerçekleştirdiği bir ortak yapım projesinin son bölümünü oluşturan KP Brehmer: Büyük Resim sergisi kapsamında, bu ortak sergi projesine dahil olan farklı aktörleri bir araya getiren bir çevrimiçi panel düzenlenecek. Serginin küratörü Selen Ansen, sanatçının oğlu ve KP Brehmer Vakfı direktörü Sebastian Brehmer, Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli, Kunstmuseum Den Haag'dan Daniel Koep, Neues Museum Nürnberg'in direktörü olduğu dönemde (2014-2020) projenin yönetiminde yer alan Eva Kraus ve Hamburger Kunsthalle'dan Petra Roettig'in yer alacağı panelde; KP Brehmer'in Almanya'da ve diğer ülkelerdeki önemini ve üretiminin güncelliğini vurgulamak amacıyla sanatçının yaklaşımını ve pratiğini temellendiren kavramlara odaklanmanın yanı sıra kurumlar tarafından alınan farklı küratoryal kararlar üzerinde durulacak. Çevrim içi gerçekleşecek panel aynı zamanda, editörlüğünü dört kurumda gerçekleşen sergilerin küratörlerinin üstlendiği KP Brehmer: Sanat Propaganda başlıklı kapsamlı kitaba ilişkin genel bir bakış sunacak. Arter, Neues Museum Nürnberg, Hamburger Kunsthalle ve Kunstmuseum Den Haag tarafından gerçekleştirilen ortak yapımın son bölümünü oluşturan KP Brehmer: Büyük Resim sergisi bağlamında aynı başlıkla düzenlenen uluslararası çevrim içi panel, 3 Aralık 2020 Perşembe günü saat 19:00'da gerçekleşecek. İngilizce olarak ücretsiz gerçekleşecek panelde Türkçeye simultane tercüme yapılacak. Katılım için ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/krank-art-gallery-barok-ev-adli-sergiye-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "KRANK Art Gallery, 6 EKim-20 Kasım tarihleri arasında Zeynep Beler, Damla Yalçın, Güçlü Öztekin, Sinan Logie ve Güneş Terkol'un eserleriyle yer aldığı Barok Ev isimli karma sergiye ev sahipliği yapacak. Mekan ne salt bir soyutlama ne de sadece somut fiziksel bir şeydir. Bütün boyutları ve biçimleriyle, hem kavram hem de gerçekliktir, yani toplumsaldır. Bu yüzden ilişkiler ve biçimler bütünüdür. Cansız, sabit, durağan değil, canlı değişken ve akışkandır. Sanatçılar Zeynep Beler, Damla Yalçın, Güçlü Öztekin, Sinan Logie, Güneş Terkol, KRANK Art Gallery'de gerçekleşecek karma sergide eserleriyle mekanların birbirlerinin içinden akış ve dönüşünü ve aralarındaki çatışmaya karşın içiçe geçişlerini araştırmaktadırlar. Bu akışlar ve çatışmalar ki farklı zamanlarla bir diğerinin ya da öncekinin üzerine yerleşir, çatışır ve mevcut mekanı oluşturur. Branka Arsic bir makalesinde, sonunda kayıplara karışan Thoreau'nun ev imgesi ve Deleuze'ün Barok Evini birlikte düşünür. Mekan kavramının geçişgen doğasını içeren evleriyle Thoreau ideolojik ev tanımını ortaya koyar. Onun eve benzemeyen evleri kimi zaman, içinden geçen her devinimle değişen, nihai şeklini almayan, bulut gibi bir ev ya da bataklık ev, kimi zaman da merdiven ev olarak karşımıza çıkar. Thoreau'nun merdiven evinde zamanlar için ayrılmış odalar bulunmaz, geçmiş temsil edilemez, gelecek de öyle her ikisi için birer ön oda ve arka oda yoktur, içle dışın birbirinden ayırt edilemediği bir süreklilik vardır. Merdiven, oluşun mekanıdır. Sanatçı Güneş Terkol'un Japon bağlama teknikleri ile boyadığı Uçuşan adlı eserin kumaşında ortaya çıkan izler uçuk mavi mimari bir etki yaratmaktadır. Bu zeminin içinde yer alan üç figür akışkan bir değişime geçiş yapar. Merdivende salınan kadın, uçan kuş ve açılan kapı arasından rüzgarlar geçip gitmektedir. Evseme adlı enstalasyonunda Damla Yalçın iç mekanın içsel değeri üzerine yapılan fenomenolojik bir yaklaşımla anılarının ve hayallerinin bir sentezini sunmaktadır. Mekanlarının poetik temeline anılardan çok şiirsel imgeleri ile dokunur. Bunu yaparken kendi yaşam alanına ait bitkileri kurutup, el yapımı kağıtlar yapar. Bir nevi bitkilerin de kimliklerini kullanır. Deleuze'ün Kıvrım: Leibniz ve Barok adlı incelemesinde betimlediği Barok Evin ilk katında dünyayı buyur eden bütün duyularıyla beden oturur. İkinci katta bedeni ve bedene her yandan sızan yaşamı izleyen tin oturur. Buradaki ilişki kategorik olmaktan uzaktır, Çünkü katlar arasındaki biteviye gelgitte benlik veya kimlik kurgulanır. Duyumların kesintisiz varlığı ve değişkenliği, kimliğin donup kalmasının önüne geçer. Bedenle tini birbirine bağlayan eğrisel merdivenin ilettiği bilgi ne bütünüyle bedenseldir, ne de henüz zihinde işlenmediği için bilgiye ya da kimliğe dönüşmüştür. Bir arada-oluş'tur. Barok evde, üst katta oturan ve dünyayı kendine doğru akıtıp olana bitene yukarıdan anlam veren bir karanlık oda bulunmaz. çünkü duyuların dolayımından geçen bilgi üst katı da değiştirmeyi sürdürür, böylece her şey her an, küçük de olsa değişiklik geçirerek oluşmayı sürdürür."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/krank-art-galleryden-bir-baskasi-icin-ben/", "text": "KRANK Art Gallery, 3 Nisan- 16 Mayıs tarihleri arasında Aslı Narin'in Bir Başkası İçin Ben sergisine ev sahipliği yapıyor. Aslı Narin yeni sergisinde insanın doğa ile arasındaki tanıdıklıkların resimsel bir kaydını alıyor. Doğayla ilişki kurmanın yollarını araştıran ve bireyin iç dünyasındaki farklı iklimlerin izini sürme temalarını sıkça işleyen Aslı Narin, son dönem araştırmalarını, ilk aşamalarını kozmik farkındalık, biraradalık, bağlanma ve köklenme konuları çevresinde yaptığı okumalar üzerinden sunuyor. Aslı Narin, Bir Başkası için Ben adlı sergisinde, eserlerini, adını baskı üretiminde kullanılan cyan mavisi solüsyonundan alan, alternatif baskı tekniği Cyanotype ile üretiyor. Ultraviyole ışıkta pozlanma sonucunda oluşan rastlantısal imgeler, sanatçının orman yürüyüşlerinde karşılaştığı birbirine sarılmış ağaç kökleri ve dalların görüntülerini tekrarlıyor. Narin, iki ayrı baskı serisine eşlik eden Bir Arada Varolmanın Kırılganlığı başlıklı video işiyle, insanın doğa ile arasındaki tanıdıklıkların resimsel bir kaydını alıyor. Sergi, 3 Nisan- 16 Mayıs tarihlerinde KRANK Art Gallery'de görülebilecek. Aslı Narin (1985, İstanbul), 2008 yılında Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarım Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını aynı alanda Goldsmiths, University of London'da tamamladı. Şu ana kadar üç kişisel sergisi Kasa Galeri(2014), Öktem&Aykut Galeri (2015) ve Milli Reasurans Sanat Galerisi(2018)'nde gerçekleşti. Sanatçının araştırma ve üretimi yolculuk, arayış ve oluş süreçlerinden ilham alır. Fotoğraf ve video yoluyla içsel bir araştırma yaparak varoluşsal soruların peşine düşerken doğa ve döngülerinden referanslar kullanır. 2018'den beri Indianapolis'te yaşayan Narin, Indiana Üniversitesi Herron School of Art and Design fakültesinde fotoğraf ve görsel iletişim tasarım alanında dersler vermektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/krank-art-galleryden-yeni-sergi/", "text": "Diğer yanda ülkenin Doğu coğrafyasında çekilmiş fotoğraflar ise bedenlerin taşlaşma sürecinin, muhtemelen sona ermesi imkansız olsa da, hala devam ettiğini ortaya koyar. Siyah beyaz fotoğraflardan oluşan bu seride, Türkye'nin Batı'sındaki insansız ve homojenleştirilmiş görüntüler ile Doğu'nun abartılı imajları bir çelişki oluştururlar. Bu görüntülerin bir arada, yan yana hatta üstüste yerleştirilmeleri işlemekte olan aynı sürecin önceki ve sonraki günlerini belgelemekte oldukları izlenimini verirler. Larissa Araz (d. 1990) 2010 yılında New York Üniversitesi'nde Steinhardt Medya, İletişim ve Kültür Bölümü'nde başladığı lisans eğitimini 2014 yılında Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar, Bölümü'nde tamamladı. Araz, toplumsal hafızaya dahil edilen veya edilmeyen tarih, kimlik, anı veya aidiyete dair konuları kişisel bir yaklaşımla inceliyor. Yurtiçi ve yurtdışında birçok sergiye ve atölyeye katılan sanatçı, 2019-2020 yılları arasında Saha Studio'nun misafir sanatçı programına katılmıştır. 2020-2021 arasında ise Arter Araştırma Programında yer almaktadır. Aynı zamanda, 2018'de kurulan Poşe sanatçı inisiyatifinin yürütücüsüdür."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/krema-hareketleri-sanat-eserine-donustu/", "text": "Berlinli sanatçı Anke Eilergerhard'ın Türkiye'deki ilk sergisi Resilience, minik krema hareketlerinden oluşan heykellerle sanatseverlerin dikkatini çekiyor. Beyoğlu'ndaki sanat galerisi Anna Laudel'de 30'dan fazla eserin yer aldığı sergi 14 Ocak'a görülebilecek. İlk bakışta pastayı andıran ve minik krema hareketlerinin tekrarlarından oluşan rengarenk özgün heykellerin yer aldığı Berlinli sanatçı Anke Eilergerhard'a ait eserler, sanat galerisi Anna Laudel'de sergilenmeye devam ediyor. Heykel ve serigrafi dahil olmak üzere farklı türlerde 30'un üzerinde eserin görülebileceği serginin görülme tarihi alınan tedbirler kapsamında ziyaret saatlerinin değişmesi nedeniyle 14 Ocak'a kadar uzatıldı. Sanatçının 'pigmented polyorganosiloxan' isimli özel bir silikon malzeme ve porselen kullanarak ürettiği heykel serisi galerinin üç katında görülebiliyor. Adını Türkçe'de 'direnç-esneklik' anlamına gelen 'resilience' kelimesinden alan sergideki eserler, ne kadar yumuşak ve güçsüz görünse de sert ve güçlü. Silikon katmanlarını şekillendiren, mutfak objelerinin sıra dışı kullanımıyla oluşan sergi hakkında bilgi veren Galeri Asistanı Eda Etik, Sanatçının Türkiye'deki ilk sergisi. Sergide minik bir krema hareketinin defalarca tekrarlandığını görüyorsunuz. Bu form sanatçı için mükemmel heykel formu olarak kabul ettiği, kendisinin çok hayran olarak yıllardır tekrarladığı bir şekil. Sergide de bunu farklı formlarda ve renklerde kullandığını görüyorsunuz. Başka malzemelerle karıştırılarak uygulandığını gördünüz. Özel silikonun yanı sıra aynı zamanda porselenler de çok yer alıyor. Onun dışında farklı paslanmaz çelik gibi kullanılan malzemeye zıt olan ikinci bir malzemeyi de silikonla bir araya getirerek kullandığını görüyorsunuz diye konuştu. Sanatçının Türkiye'deki ilk sergisi olduğu için, kendilerinin de geri dönüşlerin nasıl olacağı konusunda meraklı olduğunu hatırlatan Etik, Şimdiye kadar aldığımız en olumsuz geri dönüş 'acıkıyoruz, yakında nerede, nasıl tatlı yeriz' oldu. Bunun dışında oldukça farklı bulundu ve ziyaretçiler sanatçının işçiliğine çok hayran kalarak galeriyi terk ediyorlar. Birkaç kez ziyarete gelenler de var. Gelenler fotoğraftakilerden daha farklı bulduklarını söylüyorlar. Heykelin fotoğraftaki hissiyle gelip gördüğünüzdeki hissi bambaşka dedi. 30'dan fazla eserin görüldüğü sergiye pandemi nedeniyle sınırlı sayıda ve randevu ile ziyaretçi kabul ettiklerini belirten Etik, Pandemi nedeniyle randevu sistemiyle ziyaretçi kabulüne geçtik. Randevu almak isteyen, sergiyi gezmek isteyen ziyaretçiler öncelikle web sitesi üzerinden randevu oluşturuyorlar. Bunu 7/24 yapabiliyorlar. Arayıp randevu da alabilirler. Grup şeklinde ziyaretçi kabul edemiyoruz. Sosyal mesafe ve kişi sayısına uymamız gerekiyor. Galeri içerisinde fotoğraf çekimine herhangi bir problem yok ama en önemli ricamız eserlere dokunulmaması ve maskelerin çıkmaması ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ktsm-kacis-noktasi-sergisi-ziyarete-acildi/", "text": "Kale Grubu'nun başlattığı İyi Bak Dünyana hareketi kapsamında disiplinlerarası üretim ve buluşma platformu olarak hayata geçirilen Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, dünyanın sanat ve tasarımla daha iyi bir yer olacağına inanıyor ve bu anlayışla sosyal fayda yaratan fikirlerin savunuculuğunu yapmaya devam ediyor. Sürdürülebilirliği odağına alan KTSM, Kalebodur desteğiyle 14 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında İç Mimar-Sanatçı Oğuz Yalım'ın seramik atıklarıyla ortaya koyduğu eserlerden oluşan Kaçış Noktası isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının Kalebodur'un inovatif ürünü Kalesinterflex'in üretiminde ortaya çıkan atık malzemeleri kullanarak hazırladığı eserler, sürdürülebilir sanatın özgün birer örneği olarak sanatçının dokuzuncu solo sergisi Kaçış Noktası'nda sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. En büyük porselen seramik olmasının yanı sıra çevreye duyarlı bir teknoloji ürünü olan Kalesinterflex malzemesini sanat ile buluşturarak yeniden yorumlayan İç Mimar-Sanatçı Oğuz Yalım'ın sürdürülebilir sanat eserlerinden 13'ü KTSM'de sergilenecek. Sanatçının Saat Sabahın 25'i adlı eseri ise Salt Galata'da bulunan Neolokal Restoran'ın terasında yer alacak. Yarı uyanık, yarı uykulu, yarı gerçek ve gerçeküstü ile zamansız bir yolculukta olmayı anlatan eser, 16 Eylül'den itibaren binanın farklı katlarından izlenebilecek. Sergi alanında yer alacak Kaçış Noktası etkileşim masasında, ziyaretçilerin kendi panolarını oluşturmaları için eserlerde kullanılan özel kesim seramik parçaları bırakılacak. Bir nevi ziyaretçiler, sergi salonuna yerleştirilen masa üzerindeki geometrik parçaları kullanarak, kendi kaçış noktalarını arayabilecek. Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, disiplinlerarası paylaşımlara alan açan bir üretim ve buluşma platformu. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları önceliklerinden sorumlu üretim ve tüketimi odağına alan ve sürdürülebilirliği merkeze koyan KTSM, İyi Bak Dünyana hareketinin de öncüsü. Sosyal fayda üreten fikirlerin savunuculuğunu yapan KTSM'nin her katı, farklı bir üretim ve öğrenme alanını içerecek şekilde tasarlandı. Tasarım ve sanat çalıştaylarının yanı sıra konuşma ve sunumların da düzenlendiği merkezde, seramik fırınının da bulunduğu seramik üretim alanı; giriş katında özgün, özgür ve öze değen üretimlerin paylaşılacağı bir sergi alanı; tasarım, sanat ve mimari ağırlıklı özel bir koleksiyona sahip kütüphane ile üretim malzemelerinin bulunduğu bir atölye yer alıyor. Sadece sanat ve tasarımda değil, yaşamın her alanında sürdürülebilirliğe inanan Kale Grubu, KTSM içerisinde özel bir mekana da yer ayırdı: Roots Studio Cafe. Yerli üreticiyi destekleyen, 'sıfır atık' felsefesiyle yola çıkılan kafede, dünyasına iyi bakanlar zihin açıcı sohbetlerde buluşuyor. 1993 Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarım mezunu olan Oğuz Yalım, 1996 yılından bu yana eşi ve ortağı Ece Yalım ile birlikte ARTFUL İç Mimarlık ve Ürün Tasarımı firmasını yönetmekte. Yalım ayrıca Başkent Üniversitesi İç Mimarlık ve TED Üniversitesi İç Mimarlık Bölümlerinde yarı zamanlı eğitmenlik yapmakta. 2017 yılının başından itibaren mesleki ve eğitmenlik hayatı ile paralel olarak devam ettiği resim çalışmaları üzerine yoğunlaşan Oğuz Yalım, 25 yıldır biriktirmiş olduğu tüm merak, tecrübe, gözlem ve hobileri doğrultusunda farklı temalar üzerine çalışmalarına devam etmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ktsm-kuresel-iklim-degisikligine-dikkat-ceken-sergi/", "text": "İyi Bak Dünyana diyerek sürdürülebilirliği yaşamın merkezine koyan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, entelektüel derinliğe ve birikime sahip fikirleri buluşturmaya devam ediyor. Disiplinler arası paylaşımlara imkan veren üretim ve buluşma platformu olma yolunda hızla ilerleyen Karaköy merkezli KTSM, küresel iklim değişikliğine dikkat çekmek için yepyeni bir sergiye imza atıyor. Kale Grubu'nun başlattığı İyi Bak Dünyana hareketi kapsamında daha sürdürülebilir bir dünya için sosyal fayda yaratan fikirlerin savunuculuğunu üstlenen KTSM, küresel sorunların başında gelen iklim krizi konusunda farkındalık oluşturmak ve harekete çağırmak amacıyla yeni bir sergiye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kubilay-kan-ozel-bir-konser-ile-jazz-companyde/", "text": "Müzikseverlerin heyecanla beklediği bir geceye hazır olun! Besteci, piyanist, trompetist ve şarkıcı kimliğiyle bilenlerin hayran kaldığı Kubilay Kan, 13 Ekim gecesi Taksim Elite World Jazz Company'de unutulmaz bir konserle sahne alacak. Müziğe klasik piyano ve keman eğitimiyle başlayan Kubilay Kan, konservatuvar eğitimine trompet ve şarkıcılık alanlarında devam etti. Kendine özgü tarzıyla jazz, pop, blues ve soul türlerini harmanlayan sanatçı, dinleyicilere farklı bir deneyim sunuyor. Taksim Elite World Jazz Company'nin muhteşem atmosferinde 13 Ekim Cuma gecesi gerçekleşecek According to Our Minds gecesinde, Kubilay Kan'a piyanoda Salih Duman ve kontrabasta Alper Kılıç eşlik ediyor olacak. Her zaman sahnedeki enerjisi ve performansıyla izleyicilere unutulmaz bir gece yaşatan Kan, konuklarını kendi bestelerinden klasikleşmiş eserlere kadar geniş bir repertuvarla buluşturacak. İstanbul'un müzik sahnesinde adından sıkça söz ettiren Taksim Elite World Jazz Company, geleneksel caz atmosferiyle modern bir dokunuşu birleştiren bir mekan olarak biliniyor. Bu unutulmaz müzikal deneyimi kaçırmamak için biletlerinizi önceden temin etmenizi öneririz. Biletler, internet üzerinden Biletix'ten temin edilebilir veya özel menüler için Tel: (0535) 355 39 93."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kubilay-kan-yeni-single-first-light-ile-karsimizda/", "text": "Besteci ve piyanist Kubilay Kan, müzikseverleri heyecanlandıran yeni single çalışması First Light ile karşımıza çıkıyor. Büyüleyici melodileri ve sıradışı piyano performansı ile tanınan Kan, bu yeni single'ı ile kendine özgü bir tarz yaratıyor. First Light, Kubilay Kan'ın kendi bestesi ve elektrik piyano performansı ile harmanlanmış bir eser. Eser, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte doğanın uyanışını yansıtan bir atmosfere sahip. Dinleyicilerini sakinleştirici ve huzurlu bir yolculuğa çıkaran First Light, müzikseverlerin beğenisine sunulmaktan mutluluk duyuyor. Albümün kapak resmi ve tasarımı, her zaman olduğu gibi usta fotoğraf sanatçısı Sadık Üçok'a ait. Kubilay Kan'ın First Light adlı single çalışması, 21 Haziran 2023 tarihinde tüm dijital müzik platformlarında yayınlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kubra-unsac-kirka-bir-bakis-ile-deniz-muzesinde/", "text": "Tezhip, hat ve minyatür sanatçısı Kübra Ünsaç, 40'a Bir Bakış adını verdiği kişisel sergisiyle sanatseverler ile buluşmaya hazırlanıyor. Seyed Davoud'un küratörlüğünü üstlendiği 40'a Bir Bakış sergisi, 30 Ekim-2 Kasım 2022 tarihleri arasında Deniz Müzesi'nde ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kulis-bir-tiyatro-bellegi-hagop-ayvaz-sergisi-yapi-kredi-kultur-sanatta-aciliyor/", "text": "Hrant Dink Vakfı öncülüğünde Türkiye Tiyatro Vakfı ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık işbirliğiyle, Chrest Vakfı, Hollanda Kraliyeti Başkonsolosluğu ve Fransa Büyükelçiliği desteğiyle hazırlanan Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz sergisi, 15 Aralık 2020 21 Şubat 2021 tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat'ta. 15 Aralık 2020 21 Şubat 2021 tarihleri arasında Hrant Dink Vakfı öncülüğünde Türkiye Tiyatro Vakfı ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılılık işbirliğiyle hazırlanan Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz sergisi, 1911-2006 yılları arasında yaşamış İstanbullu tiyatro sanatçısı ve yayıncı Hagop Ayvaz'ın kişisel çabalarıyla oluşturduğu tiyatro arşivinden yola çıkarak, toplumsal bellek, kimlik ve mekan bağlamında Türkiye'nin tiyatro tarihine odaklanıyor. 2006 yılında, Ayvaz'ın vefatının ardından Agos gazetesine, ardından Hrant Dink Vakfı'na bağışlanan Hagop Ayvaz arşivi, Osmanlıca, Ermenice ve Türkçe, 600'e yakın el yazması ve matbu tiyatro metni, 500'den fazla Ermenice ve Türkçe süreli yayın, dergi ve broşürün yanı sıra fotoğraf, afiş, karikatür, kupür, davetiye, çizim ve kartpostaldan oluşan yaklaşık 12 bin görsel materyal içeriyor. 2019 yılında Ayvaz'ın bazı kişisel eşyalarının, aldığı ödüllerin ve 1946-1996 arasında kesintisiz yayımladığı Ermenice kültür sanat dergisi Kulis'in 1104 sayılık tam koleksiyonunun Hrant Dink Vakfı'na bağışlanmasıyla, arşiv daha bütünlüklü bir hal aldı. Hrant Dink Vakfı tarafından yıllar içinde büyük ölçüde kataloglaması tamamlanan ve dijital ortama aktarılan arşiv, Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz sergisi ile eş zamanlı olarak araştırmacıların erişimine açıldı. Sergiye kaynaklık eden Hagop Ayvaz arşivi, 19. yüzyılın ortalarından günümüze Osmanlı ve Türkiye tiyatrosundaki oyuncular, topluluklar ve tiyatro mekanları hakkında çok sayıda özgün içeriği barındırıyor. Gençliğinde itibaren topladığı kitaplar, dergiler, belgeler, afişler, fotoğraflarla dolu çalışma odasını cennetim olarak nitelendiren Ayvaz'ın incelikli benzetmesi tutkuyla bağlı olduğu tiyatro, arşiv ve toplumsal bellek arasında kurulabilecek bağlara dair de ipuçları veriyor. Ayvaz'ın arşivindeki fotoğraflar, afişler, dergiler, oyun metinleri içeren kitaplar ve defterlerden bir seçki sunan Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz, üç ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm, tiyatro tutkusu ilk gençlik yıllarına dayanan Hagop Ayvaz'ın figüranlıktan yönetmenliğe, köşe yazarlığından yayıncılığa uzanan yaşamı paralelinde, İstanbul'da Ermenice tiyatro üretimi ve etkinliklerini mercek altına alıyor. İkinci bölümde, Ayvaz'ın 1946-1996 arasında kesintisiz olarak yayımladığı Kulis dergisinin Türkiye sınırlarını aşan etkileri, dönemin sanat ve siyaset gündemi ekseninde, bir zaman çizelgesi eşliğinde ele alınıyor. Son bölüm ise, Osmanlı ve Türkiye tiyatro tarihinde mihenk taşı olmuş sanatçılar, topluluklar, oyunlar ve mekanlara odaklanıyor ve ziyaretçiyi, bunlar arasındaki bağlantıları keşfederek Türkiye'nin tiyatro geçmişine yeniden bakmaya davet ediyor. Yapı Kredi Yayınları tarafından aynı adla İngilizce-Türkçe kataloğu da hazırlanan sergi, Hagop Ayvaz'ın bir anlamda kulisine davet niteliğinde olmanın yanı sıra, Türkiye'nin tiyatro tarihini çoğulcu bir perspektifle incelemek için imkanlar sunuyor. Kültür ve sanatın toplumların bir arada yaşama kültürlerindeki yerini ve önemini, inançla kurulan, emek, özveri ve dayanışmayla varolan kulislerini hatırlamayı öneriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kulis-bir-tiyatro-bellegi-hagop-ayvaz-sergisi-yarin-aciliyor/", "text": "Hrant Dink Vakfı öncülüğünde Türkiye Tiyatro Vakfı ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık işbirliğiyle hazırlanan Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz sergisi, 15 Aralık 2020 21 Şubat 2021 tarihleriarasında Yapı Kredi Kültür Sanat'ta. Tiyatro sanatçısı ve yayıncı Hagop Ayvaz'ın tiyatro arşivinden bir seçki sunan sergi, üç ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm sanatçının yaşamı paralelinde İstanbul'da Ermenice tiyatro üretimi ve etkinliklerine, ikinci bölüm Ayvaz'ın 1946-1996 arasında yayımladığı Kulis dergisine, son bölüm ise Osmanlı ve Türkiye tiyatro tarihinde mihenk taşı olmuş birçok sanatçıya, topluluğa, oyuna ve mekana odaklanıyor. 15 Aralık 2020 21 Şubat 2021 tarihleri arasında Hrant Dink Vakfı öncülüğünde Türkiye Tiyatro Vakfı ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık işbirliğiyle hazırlanan Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz sergisi, 1911-2006 yılları arasında yaşamış İstanbullu tiyatro sanatçısı ve yayıncı Hagop Ayvaz'ın kişisel çabalarıyla oluşturduğu tiyatro arşivinden yola çıkarak, toplumsal bellek, kimlik ve mekan bağlamında Türkiye'nin tiyatro tarihine odaklanıyor. 2006 yılında, Ayvaz'ın vefatının ardından Agos gazetesine, ardından Hrant Dink Vakfı'na bağışlanan Hagop Ayvaz arşivi, Osmanlıca, Ermenice ve Türkçe, 600'e yakın el yazması ve matbu tiyatro metni, 500'den fazla Ermenice ve Türkçe süreli yayın, dergi ve broşürün yanı sıra fotoğraf, afiş, karikatür, kupür, davetiye, çizim ve kartpostaldan oluşan yaklaşık 12 bin görsel materyal içeriyor. 2019 yılında Ayvaz'ın bazı kişisel eşyalarının, aldığı ödüllerin ve 1946-1996 arasında kesintisiz yayımladığı Ermenice kültür sanat dergisi Kulis'in 1104 sayılık tam koleksiyonunun Hrant Dink Vakfı'na bağışlanmasıyla, arşiv daha bütünlüklü bir hal aldı. Hrant Dink Vakfı tarafından yıllar içinde büyük ölçüde kataloglaması tamamlanan ve dijital ortama aktarılan arşiv, Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz sergisi ile eş zamanlı olarak araştırmacıların erişimine açıldı. Sergiye kaynaklık eden Hagop Ayvaz arşivi, 19. yüzyılın ortalarından günümüze Osmanlı ve Türkiye tiyatrosundaki oyuncular, topluluklar ve tiyatro mekanları hakkında çok sayıda özgün içeriği barındırıyor. Gençliğinde itibaren topladığı kitaplar, dergiler, belgeler, afişler, fotoğraflarla dolu çalışma odasını cennetim olarak nitelendiren Ayvaz'ın incelikli benzetmesi tutkuyla bağlı olduğu tiyatro, arşiv ve toplumsal bellek arasında kurulabilecek bağlara dair de ipuçları veriyor. Ayvaz'ın arşivindeki fotoğraflar, afişler, dergiler, oyun metinleri içeren kitaplar ve defterlerden bir seçki sunan Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz, üç ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm, tiyatro tutkusu ilk gençlik yıllarına dayanan Hagop Ayvaz'ın figüranlıktan yönetmenliğe, köşe yazarlığından yayıncılığa uzanan yaşamı paralelinde, İstanbul'da Ermenice tiyatro üretimi ve etkinliklerini mercek altına alıyor. İkinci bölümde, Ayvaz'ın 1946-1996 arasında kesintisiz olarak yayımladığı Kulis dergisinin Türkiye sınırlarını aşan etkileri, dönemin sanat ve siyaset gündemi ekseninde, bir zaman çizelgesi eşliğinde ele alınıyor. Son bölüm ise, Osmanlı ve Türkiye tiyatro tarihinde mihenk taşı olmuş birçok sanatçıya, topluluğa, oyuna ve mekanlara odaklanıyor ve ziyaretçiyi, bunlar arasındaki bağlantıları keşfederek Türkiye'nin tiyatro geçmişine yeniden bakmaya davet ediyor. Yapı Kredi Yayınları tarafından aynı adla İngilizce-Türkçe kataloğu da hazırlanan sergi, Hagop Ayvaz'ın bir anlamda kulisine davet niteliğinde olmanın yanı sıra, Türkiye'nin tiyatro tarihini çoğulcu bir perspektifle incelemek için imkanlar sunuyor. Kültür ve sanatın toplumların bir arada yaşama kültürlerindeki yerini ve önemini, inançla kurulan, emek, özveri ve dayanışmayla varolan kulislerini hatırlamayı öneriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kult-rock-grubu-heartin-hikayesi-beyazperdeye-uyarlanacak/", "text": "1970'te Seattle'da kariyerine başlayan ve Barracuda, Never ve Magic Man gibi parçalarıyla ünlenen Heart grubunun hikayesi, Sleater-Kinney grubundan da tanınan Carrie Brownstein'in yönetmenliğinde beyaz perdeye uyarlanacak. Filmin yönetmenliğini üstlenmesinin dışında Brownstein, filmin senaryosunu da kaleme alacak. Grubun kardeş solistlerinden Ann Wilson'ın verdiği bir röportajda doğruladığı habere göre biyografik film, bir Amazon projesi olacak. Amazon Studios'la birlikte Interstellar ve Sleepless In Seattle gibi filmlerin de yapımcısı olan Lynda Obst'un yapımcılığı üstleneceği film, iki kardeşin çocukluk günlerinden 90'lara doğru uzanacak. Lyndsey Parker'ın, Ann Wilson ile yaptığı röportajdan bir bölümü paylaştığı Instagram hesabındaki gönderide Ann Wilson, oyuncu kadrosuyla ilgili sorulara cevap vermekten kaçınırken, kendisini canlandırması için görüşülen isimler arasında Anna Hathaway'in de olduğunu paylaştı. Film, şu anda senaryo aşamasında."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-bilincini-gelistirme-vakfi-20-yilini-kutluyor/", "text": "Bundan 20 yıl önce kurulan ve ülkemize önemli hizmetlerde bulunan Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı 'nın 13. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Balmumcu Beşiktaş adresinde bulunan vakfın genel merkezinde yapılan genel kurulun divan başkanlığını aynı zamanda vakfın kurucusu da olan Faruk Pekin yaptı. Genel Kurul toplantısı sırasında vakfa yeni katılan mütevelli heyeti üyeleri ile birlikte gelecek dönemde planlanan projeler tartışıldı. Yeni oluşturulan yönetim kurulu için görev dağılımı yapıldı. Bu yıl 20. yaş gününü kutlamakta olan Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı ile ilgili projeleri, seminerleri, Pazartesi Konferansları ve Vakfa dair güncel haberleri www. kulturbilinci. org adresinden öğrenilebilir. Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı, Mart 2003 yılında ortak paydaları kültür bilincinin geliştirilmesi olan, başta akademisyen, işadamı, sanatçı, arkeolog, mimar ve sanat tarihçisi olmak üzere farklı meslek gruplarından 148 kişi tarafından kuruldu. Vakfın amacı, yaşadığımız coğrafyadaki kültür çeşitliliğini ortak insanlık mirası olarak algılamak, benimsemek, sahiplenmek, paylaşmak ve bunların gelecek kuşaklara doğru ve sağlıklı biçimde aktarılması için çalışmalar gerçekleştirerek, toplumsal duyarlılık oluşturmak ve kültür bilincini geliştirmektir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-gezilerinin-oncusu-fest-travel-35-yasinda/", "text": "FEST Travel'ın 35 yaş etkinliklerinin üçüncü günü yine dolu dolu geçti. Sabah başlayan etkinlikler kapsamında bugün bir İLK'i gerçekleştiren FEST Travel gezginleri canlı online gezi ile Floransa sokaklarında dolaştı. Gezginlerin yüksek beğenisini kazanan canlı online gezi FEST Travel'ın cesur ve yenilikçi yaklaşımı ile kültür turizminin başka boyutunu yine öncü olarak turizm camiası ile gezginleri ve takipçilerine bir kez daha göstermiş oldu. Sıradaki etkinlik Türkiye'de sıradışı bir koleksiyona sahip olan Gelibolu Traktör Müzesi üzerine sohbet idi. Müzenin kurucusu Dursun Keskin ile gerçekleştirilen sohbet ve müze gezisi, müzenin yakın geçmişte kültür mirası örneği olarak kurulmuş ve gelecek nesillere de kalacak olması bakımından ciddi önem arz ediyor. Bu program sonrasındaki etkinlikler profesyonel rehber Arzu Uysal'ın keyifle gerçekleştirmiş olduğu Şah Cihan ve Mümtaz Aşkı online gezisi ile devam etti. Son etkinlik öncesinde FEST Travel rehberleri ve gezi danışmanlarının FEST Travel'ın 35 Yaşı için paylaşmış olduğu içten, samimi ve duygusal kutlama mesajları, FEST Travel'ın Instagram hesabı aracılığıyla gezginler ve takipçiler ile paylaşıldı. 11 Ağustos Salı, FEST Travel'ın 35 Yaş Etkinliklerinin dördüncü günü; FEST Travel gezginlerinin anılarını paylaştığı fotoğraf ve videolarından oluşan Gezgin Sunumları ile başlıyor. Hülya Akal'ın Japon Mutfağı üzerine gerçekleştirdiği workshopu ile devam edecek olan etkinlikler, Sinan Özen'in Şarap Yolu online gezisi ile sürecek. Günün son etkinliği ise; FEST Travel'ın İLK'lerinden olan Mısır'da Çöller ve Vahalar Gezgin Sohbetleri olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-mantari-sanat-hareketi-ile-sanat-her-yerde/", "text": "Koronavirüs salgınının kültür sanat faaliyetlerini de olumsuz etkilemesi sanat ile iyileşmeye, sanat ile buluşmaya engel değil. Kültür Mantarı Sanat Hareketi; online sergileri, online sanat seyahatleri, sanat tarihine dair soru cevapları, sanatı her yaşa sevdirmeye çalışan anlayışıyla sanat faaliyetlerine devam ediyor. Yeni tip koronavirüs (Covid-19) sonrası ülkelerde tedbir amaçlı, sosyal hayata yönelik kısıtlamalar olmaya başladı. Kültür sanat faaliyetleri de bu durumdan olumsuz etkilendi. Sanatçı, sosyal girişimci Serina Haratoka Tara ve 8 yaşındaki oğlu Alp Tara'nın başlattığı sosyal sorumluluk projesi Kültür Mantarı Sanat Hareketi ise, her zaman olduğu gibi tüm dünyanın zorlu bir süreçten geçtiği bu dönemde de insanları sanatla buluşturmaya ve iyileştirmeye devam ediyor. Bilgiyle iyileşen bir toplum için Alp ile Serina, sanatın ve kadim bilgilerin peşinde anlayışıyla sanatsal paylaşımlar yapan Kültür Mantarı Sanat Hareketi, sizlere online sanat seyahati yapma imkanı sunuyor. Yurt içi ve yurt dışından birçok müzeyi, galeriyi rehber eşliğinde gezmek için bu yeni kültürel oluşumu takip etmeniz yeterli. Doktorları onurlandıran eserler yapan sanatçılar kimler? Picasso, General Franco'dan neden nefret ediyordu? Sanat nasıl iyileştirir? Kadim yöntemlerle nasıl şifa buluruz? gibi soruların cevapları, ülkemiz ve dünya sanatı, Kültür Mantarı Sanat Hareketi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-sanat-odakli-yeni-yaratici-alani-tarihi-st-pierre-han/", "text": "Galata bölgesinin en eski sakinlerinden tarihi Saint Pierre Han, 250 yıllık hafızasını şehrin yeni yaratıcı alanı olmak üzere İstanbullulara açıyor. İBB ve Bahçeşehir Uğur Eğitim Vakfı işbirliğiyle yürütülen restorasyon projesiyle zamanın tahribatını üzerinden atmaya başlayan St. Pierre, İBB Miras'ın özenli dokunuşuyla geleceğin kültür sanat ve yaşam durağı olmaya hazırlanıyor. Yüz yıllara yayılan tarihsel süreçte, çok kültürlü, çok dilli, kalabalık günlerini geride bırakan, zaman içinde yalnızlaştıktan sonra kendi haline terkedilmenin etkisiyle harabeye dönen St. Pierre Han, uzun süredir kapsamlı bir restorasyon ihtiyacı duyuyordu. Bakımsızlıktan kaynaklanan yapısal bozukluklar nedeniyle acil olarak uygulanması gereken restorasyon projesi, tarihi hanın özgün dokusunu esas alacak şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirildi. Mülkiyeti İtalyan Dominiken Rahipleri'ne ait olan ve restorasyon karşılığında Bahçeşehir Uğur Eğitim Vakfı'na kiralanan St. Pierre Han, kentin yeni yaratıcı alanı olarak İstanbullulara kapılarını açacak. Yıllardır atıl durumda olan St. Pierre Han'ın, İBB Miras'ın yaklaşımı ve teknik donanımıyla harabe estetiğini yansıtacak şekilde restore edilip yapısal sorunlarından arındırılarak henüz restorasyon sürecindeyken şehrin kültür sanat hayatına açılması, hem Beyoğlu hem de İstanbul'a değer kazandıracak. İBB Miras'ın uzman elleriyle yeni bir başlangıca adım atmaya hazırlanan handa; geçici ve kalıcı sergi salonları, kütüphane, atölyeler ve kültürel etkinlik alanlarının yanı sıra destekleyici diğer birimler yer alacak. Bu süreçte 250 yıllık derin hafızası da tazelenecek olan kadim yapı; şehri izlemeye, dinlemeye, anlatısını yeni tanıklıklarla sürdürmeye devam edecek. Tarihi Roma'ya kadar uzanan, 12. yüzyıldan itibaren de Ceneviz kolonisi olarak ticaretin nabzını tutan Beyoğlu Galata bölgesinde, Eski Banka Sokak'ta tanıklığına devam eden St. Pierre Han, şehirde çok katmanlı dokusuyla dikkat çeken yapıların başında geliyor. Hanın geçmişi ilk olarak ismini de aldığı, İtalyan mimar Gaspare Trajano Fossati'nin imzasını taşıyan ve Dominiken rahiplerinin mabedi olan St. Pierre Kilisesi'ne uzanıyor. Bölgenin meşhur yangınlarında kilisenin ahşap lojmanlarının yanmasının ardından, 1771-1775 yıllarında inşa edilen St. Pierre, 58 metre uzunluğundaki cephesiyle, yaklaşık 2500 metrekarelik bir alanda konumlanıyor. Dışarıdan bakınca tek bir bina gibi algılanan han aslında birbirine eklenen farklı yapı gruplarından oluşuyor. Hanın hafızasında öne çıkanları arasında, Osmanlı devletinin resmi bankalarından biri olarak 1863 yılında kurulan Bank-ı Osmani-i Şahane'ye ev sahipliği yapması geliyor. Bankadan sonraki yıllarda İstanbul'un anıtsal yapılarına imza atan Antoine N. Perpignani, Hovsep Aznavur, Marco G. Langas, Edoardo Carlo Vittorio De Nori ve Giulio Mongeri gibi dönemin önemli mimarları tarafından büro olarak kullanılan yapıda, bu isimlere ait tabelalar hala yerinde bulunuyor. İstanbul'da ilk kot üretimini yapan atölye olarak kayıtlara geçen Muhteşem Kot atölyesi de yine St. Pierre Han ile anılanlar arasında."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-sanat-ve-eglence-dunyasinin-ilkleri-yine-metropol-istanbulda/", "text": "Dünyaca ünlü kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yaparak klasik AVM algısını farklı bir boyuta taşıyan Ataşehir'in gözde noktası Metropol İstanbul, Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan projelerle adını duyurmaya devam ediyor. Metropol İstanbul'da yer alan ve Türkiye'nin ödüllü en büyük kapalı aile eğlence merkezi HUPALUPA, her yaştan ziyaretçiye kesintisiz eğlence sunuyor. Global ölçekteki etkinliklere ev sahipliği yapan Metropol İstanbul Türkiye'de bir ilk olan ve yılın en ses getiren projesi Nasa Uzay Sergisi'nden sonra kapılarını X Media Art Museum projesine açıyor. Alışveriş ve eğlencenin Ataşehir'deki gözde noktası Metropol İstanbul ziyaretçilerini kültür sanat etkinlikleriyle buluşturmaya devam ediyor. Metropol İstanbul, alışveriş ve eğlencenin cazibe merkezi olmasının yanı sıra Türkiye'de ilk kez gerçekleşen önemli organizasyonlara kapılarını açarak bu alanda öncü olmaya devam ediyor. Yılın en ses getiren ve her yaştan ziyaretçinin yoğun ilgisiyle karşılaşan Nasa Uzay Sergisi'nden sonra son olarak yine ülkemizde bir ilke imza atan dijital sanat müzesi X Media Art Museum'u ziyaretçileriyle buluşturdu. Sanatın teknolojiyle buluşmasını anlatan seçkin eserlerin yer aldığı X Media Art Museum ile birlikte Metropol İstanbul, kültür sanat alanında ilklere imza atmaya yeni projelerle devam ediyor. Metropol İstanbul'da yer alan yüksek adrenalin ve sınırsız eğlence performanslarının sergilendiği HUPALUPA Metropol İstanbul ziyaretçilerine dünyada trend olan eğlence ve etkinliklerle birlikte eğlenerek vakit geçirme deneyimi sunuyor. Farklı konseptlerdeki parkur çeşitliliğinin, çocukların fiziksel ve mental kondisyonlarını geliştirdikleri zengin oyun alanlarının, ebeveynlere özel dinlenme noktalarının ve lezzetli seçeneklerin yer aldığı iki restoran Break ve Coffee Zone'la HUPALUPA, Metropol İstanbul'da eğlence anlayışını en üst seviyeye taşıyarak yediden yetmişe her yaş grubuna gün boyu eğlence deneyimi yaşatıyor. HUPALUPA EXPO tarafından 2300 m2 büyüklüğünde alana kurulan NASA Uzay Sergisi 4 yıl içinde 12 ülkede 4 milyondan fazla kişi tarafından ziyaret edildikten sonra Türkiye'de ilk kez Metropol İstanbul'da ziyaretçilerle buluştu. Ziyaretçilerin dokunabileceği gerçek ay taşının da bulunduğu sergide, uzay roketlerinin kopyaları ve tam boyutlu uzay aracı modelleri, Saturn V roketinin 10 metre uzunluğundaki modeli, uzaya giden astronotlar tarafından bizzat giyilen kıyafetler ve görevlerde kullanılan ekipmanlar ziyaretçilerde büyük beğeni topladı. HUPALUPAEXPO tarafından Metropol İstanbul içinde kurulan ve şubat sonuna kadar ziyaretçilere açık olan NASA Uzay Sergisi, kısa süre önce Avrupa tarihinin en uzun uzay uçuşunu gerçekleştiren ünlü astronot Andre Kuipers'ı ağırladı. Dünya ölçeğinde ziyaretçi akınına uğrayan birçok önemli kültür sanat projesine kapılarını açan Metropol İstanbul, son olarak Türkiye'de bir ilk olan X Media Art Museum'a da ev sahipliği yapıyor. Türkiye'de alanında öncü olan XMAM; kapsayıcı, interaktif, disiplinler arası sanat üretimleriyle, seyircisini sanatının bir parçası yapan deneyimleri sergilerken aynı zamanda eğitim, atölye ve üretim çalışmalarına da ev sahipliği yapacak. Kültür sanat alanındaki girişimleriyle tanınan DasDas işbirliği ve Paribu'nun desteğiyle hayata geçen projede geçen projede, Ouchhh Studio'nun Leonardo Da Vinci: Yapay Zeka Işığın Bilgeliği / Cern'den Nasa'ya İnsanlık ve Metaverse sergisi hafta içi 11:00-20:00, hafta sonu 11:00-21:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Seçkin mağazaları, dünya mutfaklarına yer veren Food Court alanları ve her yaştan ziyaretçinin keyifli vakit geçirmesini hedefleyen Metropol İstanbul, kültür sanat etkinlikleriyle de ilklere imza atmaya devam ediyor. Dünyaca ünlü projelerin Türkiye'deki temsilcisi Metropol İstanbul, yedinci sanat olan sinemada da ziyaretçilerine keyifli bir sinema keyfi sunuyor. Metropol İstanbul içerisinde yer alan Cinematica son teknolojinin kullanıldığı konforlu salonları ve tüm dünyada gişe rekoru kıran yapımların yer aldığı seans ve matineleriyle sinemaseverlere gerçek sinema keyfi sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-sanat-etkinlikleri-devam-ediyor/", "text": "Sanatseverlerin buluşma noktalarından biri olan Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi, kasım ayında da pek çok tiyatro oyunu ve konsere ev sahipliği yapacak. Sanat dünyasının önde gelen isimlerini ağırlamaya hazırlanan merkezde, çocuklar da çeşitli tiyatro oyunları ve gösterilerle keyifli dakikalar geçirecek. Kültür ve sanat sezonunu dopdolu etkinliklerle açan Beylikdüzü Belediyesi, sanatseverleri kasım ayında da çeşitli etkinliklerde buluşturacak. Kasım ayı boyunca sanat dünyasının önde gelen isimlerini ağırlayacak olan BAKSM'de ilk olarak, 3 Kasım Perşembe günü Size Anlatacaklarım Var isimli tek kişilik gösterisi ile Armağan Çağlayan seyircilerin karşısında olacak. Kasım ayının devamında ise 5 Kasım'da yönetmenliğini Cengiz Toraman'ın üstlendiği Ben Türkan Saylan, 6 Kasım'da başrolünde Ayşegül Yalçıner'in yer aldığı Celile, 12 Kasım'da Paraya Hayır, 13 Kasım'da İki Bekar, 15 Kasım'da İBB Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen ve çevirisini duayen isim Haldun Dormen'in yaptığı Komik Para, 17 Kasım'da Çılgın Zamanlar, 20 Kasım'da Ali Poyrazoğlu'nun tek kişilik doğaçlama oyunu Şıngır Şıngır Beyoğlu, 25 Kasım'da Fırat Tanış ile Gelin Tanış Olalım, 27 Kasım'da İkinin Biri, 29 Kasım tarihinde ise Memleketimden İnsan Manzaraları isimli tiyatro oyunu sahnelenecek. Konserlerin de yer aldığı kasım ayı etkinlikleri kapsamında 18 Kasım'da Fatih Erkoç, 30 Kasım'da ise Ezginin Günlüğü dinleyicisiyle buluşacak. Öte yandan Beylikdüzü Belediye Tiyatrosu, Moliere'in 400. yaşı sebebiyle perdelerini Hastalık Hastası oyunu ile açacak. Yönetmenliğini Erhan Korkmaz'ın üstlendiği oyun, 11 Kasım Cuma günü saat 20.30'da BAKSM Beylikdüzü Sahnesi'nde ücretsiz olarak sahnelenecek. Belediye tiyatro kursları ve Tiyatro Akademisi'nden yetişen öğrencilerin hazırladığı oyunun kadrosunda; Erhan Korkmaz, Ensar Gündüzay, Doğa Özkol, Begüm Uz, Damla Ündar, Ali İhsan Yıldırım, Alp Selay, Sonay Tezcan ve Fadi Hacıoğlu yer alıyor. Kültür ve sanat etkinliklerinde minik izleyicileri de unutmayan Beylikdüzü Belediyesi; Charlie'nin Çikolata Fabrikası, Peter Pan, Müzik Kutusu, Kırmızı Pabuçlar, 80 Günde Dünya Turu, Bremen Mızıkacıları Ali Baba'nın Çiftliğinde, Pırtlatan Bal, Dip Deniz Kasabası, En Sevdiğim Rafadan Müzikali ve Alis Harikalar Diyarında isimli tiyatro oyunlarını çocuklarla buluşturacak. Beylikdüzü Belediye Tiyatrosu ise 1- 13 Kasım tarihleri arasında Dedektif Lole Kayıp Kırmızı Bisiklet, 15-30 Kasım tarihleri arasında ise Gizli Kitap Cesur Kedi oyunlarını pazartesi hariç haftanın her günü 14.00 ve 16.30 seanslarında sahneleyecek. Ayrıca illüzyonist Sermet Erkin, Çocuklar için İnteraktif İllüzyon Gösterisi ile 16 Kasım'da BAKSM'de olacak. Etkinlikler ve biletler hakkında bilgi almak isteyen vatandaşlar, www. beylikduzu. istanbul adresindeki etkinlik takviminden tüm detaylara ulaşabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-sanat-hayatimizda-ebuzziya-ailesi-sergisi-15-subata-kadar-uzatildi/", "text": "'Matbaa-i Ebüzziya'nın kurucusu olan Ebüzziya Tevfik Bey'in kişisel çalışmalarının ve 1881'den 1949 yılına kadar devam eden Ebüzziya Ailesi'nin matbaacılık serüveninin tüm detaylarıyla anlatıldığı Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi sergisi, Zeytinburnu Kazlıçeşme Sanat Merkezi'nde görülmeye devam ediyor. Türkiye'nin 150 yılına tanıklık eden Ebüzziya ailesinin İSAM Kütüphanesi tarafından araştırmacılara açılan zengin arşivi ve aile üyelerinden derlenen kişisel koleksiyonları bir sergiyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Zeytinburnu Belediyesi tarafından Kazlıçeşme Sanat Merkezi'nde ilk prömiyerini yapan Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi sergisi, sanatseverlerden gelen yoğun talep üzerine 15 Şubat 2021 tarihine kadar ziyarete açık olacak. Sergi, Pazartesi günleri haricinde haftanın altı günü 10.00 17.00 arası ziyaret edilebiliyor. Sanat Tarihçisi Ömer Şerifoğlu'nun hazırladığı, 'Matbaa-i Ebüzziya'nın kurucusu olan Ebüzziya Tevfik Bey'in kişisel çalışmalarının ve 1881'den 1949 yılına kadar devam eden Ebüzziya Ailesi'nin matbaacılık serüveninin tüm detaylarıyla anlatıldığı Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi sergisi Zeytinburnu Kazlıçeşme Sanat Merkezi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Beş padişah, Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murat, II. Abdülhamit, Mehmet Reşat, Vahdeddin ve iki cumhurbaşkanı, Atatürk ve İnönü devrini gören; altı büyük savaş, 93 Harbi (1876 Osmanlı Rus Savaşı), İtalyan Harbi, Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı, İstiklal Savaşı ve II. Dünya Savaşı dönemlerine şahit olan Ebüzziya Tevfik Bey ile başlayan ailenin üç kuşak kesintisiz süren, basın-yayın ve siyaset sahnesindeki serüveni, İstanbul'un hatta Türkiye'nin son 150 yılının özeti niteliği taşıyor. Ebüzziya Ailesi'nin İSAM Kütüphanesi tarafından araştırmacılara açılan zengin arşivi ve aile üyelerinden derlenen kişisel koleksiyonları bu sergiyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Zeytinburnu Belediyesi tarafından Kazlıçeşme Sanat Galerisi'nde düzenlenen Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi sergisi, sanatseverlerden gelen yoğun talep üzerine 15 Şubat 2021 tarihine kadar ziyarete açık olacak. Sergi, Pazartesi günleri haricinde haftanın altı günü 10.00 17.00 arası ziyaret edilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-sanat-tesislerinde-alinmasi-gereken-onlemler-belirlendi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığınca, kontrollü normalleşme sürecinde kültür ve sanat tesislerinde alınması gereken önlemler belirlendi. - Kültür ve sanat işletmelerinin faaliyetleri sırasında, diğer kamu kurum veya kuruluşları tarafından ilan edilmiş olan tedbirlere tam olarak uyulacak. - Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun Kovid-19 Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi esas alınarak tesisin bünyesinde bulunan tüm bölümlere ilişkin temizlik/hijyen uygulamaları ve süreçleri, ziyaretçi/seyirci/katılımcı/personelde hasta, semptomlu, şüpheli durumların varlığı ve acil hallerde ulaşılacak/yönlendirilecek kişi/kurumları, hastalık belirtileri gösteren ziyaretçi/seyirci/katılımcıya personelin yaklaşımını ve bu kapsamda alınacak önlemleri belirlemek üzere 'Eylem Planı' hazırlanacak. - Planı uygulamaktan ve uygulamaları denetlemekten sorumlu personeller belirlenecek. - İşletme genelinde plan düzenli aralıklarla değerlendirilecek, uygulamada karşılaşılan sorunlar, getirilen çözümler ve kamu kurum ve kuruluşlarınca uygulamaya konulan tedbirler dikkate alınarak güncellenecek. İşletmeler, sosyal mesafe kurallarına uygun olarak ziyaretçi/seyirci/katılımcı kabulü yapacak. - Salonlar ile fuaye alanları, yeme içme üniteleri, satış üniteleri gibi genel kullanım alanları ile geri hizmet ünitelerinin kullanımına ve sıra bekleme olasılığı olan her yere ilişkin 'Sosyal Mesafe Planı' hazırlanacak ve plana uygun düzenlemeler yapılacak. - Sosyal mesafe planına uygun olarak belirlenen kapasite tesis girişine ve her bir salonun girişine ayrı ayrı asılacak. - Ziyaretçi/seyirci/katılımcıların Kovid-19 tedbirleri ve uygulamalarına ilişkin bilgilendirilmeleri amacıyla tesis girişinde ve kolayca görülebilecek yerlerde uyulması gereken kurallar için görsel/yazılı bilgilendirme panoları asılacak. - Ziyaretçi/seyirci/katılımcılara, girişte termal kamera veya temassız ateş ölçümü uygulanacak, 38 dereceden yüksek ateş ölçümlerinde, işletmeye alınmayarak bir sağlık kuruluşuna başvurması için uyarılacak. - Ziyaretçi/seyirci/katılımcıların tesise maske ile girmeleri ve içeride bulundukları süre boyunca maske takmaları sağlanacak. Bununla ilgili yazılı ve sesli uyarılar/anonslar yapılacak. Maskesi olmayanlara, girişte verilmek üzere maske bulundurulacak. - Tesis girişlerinde el antiseptiği bulundurulacak ve ziyaretçi/seyirci/katılımcıların ellerini antiseptikle temizlemelerinden sonra girişleri sağlanacak. - Tesis giriş ve çıkışları, salon giriş ve çıkışları, danışma, vestiyer, otoparklar, gişe ve büfe bölümleri ile bay-bayan tuvaletlerinde sıra oluşmasının engellemesine yönelik sosyal mesafe kuralına uyulacak şekilde yer işaretleri, şerit, bariyer gibi düzenlemeler yapılacak. - Bilet işlemleri mümkün olduğunca çevrimiçi gerçekleştirilecek, ziyaretçilerin bilet çıktısı olmadan giriş yapabilmeleri sağlanacak ve temassız ödeme alınacak. Temaslı pos cihazı kullanılması halinde her kullanımdan sonra cihazın en az yüzde 70 alkol içeren malzemelerle temizlik ve dezenfeksiyonu sağlanacak. - Ödeme alanlarında kasa ile kullanıcı arasına göz hizasına kadar pleksiglas veya benzeri bariyer düzenlenecek veya kasada ödeme alan personel yüz koruyucu maske kullanacak. - Vale hizmeti veren personel, her araç teslim alma ve etme hizmetinden önce ve sonra ellerini uygun antiseptik ile temizleyecek, eldiven takmayacak ve taşıtları maskeli kullanacak. - Vestiyer kullanımında her bir kullanıcıya temassız bir alan sağlanarak hizmet verilecek, bunun sağlanamaması durumunda bu hizmet verilmeyecek. - Asansörlerin içine birer metre ara ile sosyal mesafe yer işaretleri yapılarak toplam kapasitesinin üçte birini geçmemek kaydıyla kapasitesi belirlenecek ve yazılı/görsel bilgilendirme yapılacak. - Fuaye alanlarında oturma grupları seyrekleştirilerek ve araları açılarak yerleştirilecek. Sergi, fuaye, fuar alanlarında kapasite her dört metrekareye bir kişi olacak şekilde belirlenecek. - Toplantı düzeninde oturum alanı iki kişi arası 1 metre mesafe bırakılacak şekilde düzenlenecek. Kişiler arası sosyal mesafeyi koruyacak önlemler alınacak. - Salonlar etkinlik başlama saatinden en az 30 dakika önce hazır hale getirilecek ve etkinlik başlama saatinden önce salona kademeli olarak misafir alımlarının başlatılması sağlanarak kalabalık oluşumu engellenecek. - Düzenlenen faaliyetler/gösteri/temsil arasında veya bitişinde kullanıcıların salondan tahliyesi hakkında duyuru yapılacak, salonun fiziki koşulları göz önünde bulundurularak, kapıya en yakın veya en uzak olan sıralardan başlayacak şekilde kullanıcıların çıkışı sağlanarak kalabalık oluşumu engellenecek. - Ayrıca seanslar arası yığılmaları ve çakışmaları önleyecek şekilde sinema, tiyatro, konser gibi gösterilerin başlama, giriş-çıkış ve ara saatleri ayarlanacak, mümkün olan en az kapasitede salonun kullanımı sağlanacak mümkünse kullanılan salon sayısının toplam sayının üçte birini geçmemesine özen gösterilecek. - Seyirci koltuklarında kişiler arası her yönden bir koltuk boşluk bırakılarak, salon kapasitesinin yüzde 60'ını aşmamak kaydıyla sosyal mesafe planına uygun oturum düzeni sağlanacak. - Seyirci salon içerisinde su haricinde içecek ve yiyecek tüketimine izin verilmesi durumunda yeme-içme sırasında maske çıkarılacağından izleyiciler arası sosyal mesafenin her yönden 2 koltuk boş bırakılarak artırılması sağlanacak. Sosyal mesafe ve oturma düzeni kuralları, aynı aileden olanlar arasında uygulanmayacak. - Tesislerdeki klimalar dışarıdan temiz hava alacak şekilde çalıştırılacak. Genelgede, kültür ve sanat tesislerindeki tüm klimalar yüzde 100 dışarıdan temiz hava alacak şekilde çalıştırılması gerektiği ve vantilatör kullanılamayacağı belirtilerek merkezi havalandırma sistemleri bulunan tesislerin havalandırması temiz hava dolaşımını sağlayacak şekilde düzenlenmesi ve tüm kapalı alanlarda fiziki imkan varsa sık sık doğal havalandırma yapılması gerektiği vurgulandı. Klima kullanımında Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi'nde yer alan klima kullanımı ile ilgili önlemlere uyulacağı bildirildi. Sinema, tiyatro ve diğer kültürel ve sanat etkinliklerinin yapıldığı yerlerde bulunan restoran, kafeteryalar ve kantinlerde Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde yer alan restoran, lokanta, kafeteryalar ile kantin ve büfeler ile ilgili uyarıların dikkate alınacağının altı çizilen genelgede, bu işletmelerde bulunan ofislerde Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde yer alan ofislerde alınacak korunma önlemleri ile ilgili uyarılara uyulacağı ifade edildi. - Tüm sanatçılar, koroda bulunan ses grupları, oyuncular ve solist sanatçıları, piyanistle veya eser solistleri ile birlikte çalışmaları, orkestrada bulunan enstrüman grupları ve oda müziği grupları için çalışma stüdyoları/odaları veya sahnenin büyüklüğüne göre haftanın belirli günlerinde planlanacak dersler, sosyal mesafe kurallarına uymak ve kurum sağlık görevlilerinin gerekli önlemleri alması kaydı ile başlayacak ve yürütülecek. Ayrıca repertuar programına göre ileri tarihlerde provaların başlaması için ön zemin hazırlanacak. - Sanatçıların ve personelin düzenli sağlık kontrolü yapılır, birlikte yaşadığı kişilerin Kovid-19 açısından izlenebilmesi için personelden periyodik bilgi alınacak. - Personel ve sanatçı girişinde termal kamera veya temassız ateş ölçümü yapılacak, el antiseptiği bulundurulacak. - Personel veya sanatçı. öksürük, burun akıntısı, nefes darlığı gibi hastalık belirtileri veya 38 derece üzerinde ateş tespiti halinde izole edilecek ve en yakın sağlık kuruluşuna başvurması sağlanacak. - Personelin ve sanatçıların soyunma-duş-tuvalet ve ortak yemek yeme dinlenme, makinist, ışık, ses ve prova odaları, kundura atölyeleri, terzihane, kulis alanları, sosyal mesafe koşullarına uygun olarak düzenlenecek. - Kulislere ziyaretçi kabul edilmeyecek. Kulis alanlarında el antiseptiği bulundurulacak ve doluluk durumu sık sık kontrol edilecek. - Tüm alanların temizliği, yüzeyin niteliğine göre standartlara uygun ürün kullanılarak uygun sıklıkta yapılacak, bu uygulamaların izlenebilirlik kayıtları tutulacak. - Her gösteri sonrası seyirci koltuklarının elle temas eden yüzeyleri uygun dezenfektan ürünle silinecek. - Tesisin tamamında kapı kolları, tırabzanlar, asansör düğmeleri, elektrik düğmeleri, pos cihazı, televizyon kumandası, telefon, bilgisayar klavyesi, menü, masa üstleri, tuzluk/biberlik gibi el temasının yoğun olduğu yüzeyler sık sık su ve deterjanla temizlenecek, 1/100 sulandırılmış çamaşır suyu ile dezenfeksiyonu sağlanacak, klor bileşiklerinin zarar verdiği pos cihazı, telefon, bilgisayar klavyesi gibi yüzeylerde ise yüzde 70'lik alkol bazlı ürünler kullanılacak, izlenebilirlik kayıtları tutulacak. - Tuvaletlerin zeminleri, klozetler, pisuvarlar 1/10, lavabolar, musluk ve batarya başlıkları, kapı kolları 1/100 oranında sulandırılmış çamaşır suyu ile sık sık temizlenecek, dezenfeksiyonu sağlanacak ve izlenebilirlik kayıtları tutulacak. - Tuvaletlerde el kurutma fanları kapatılarak kullanım dışı bırakılacak, tek kullanımlık kağıt havlular kullanılacak. Devamlı sıvı sabun, tuvalet kağıdı ve kağıt havlu bulundurulacak. - Temizlik yapan personel kişisel koruyucu ekipman kullanacak, işlem sonrası ekipmanını işyeri çöpüne atacak, su ve sabunla en az 20 saniye el temizliğini ve hijyenini sağlayacak. - Havalandırma ve klima sisteminin, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi araç, gereç, malzeme ve donanımın periyodik bakımları ve gerekli olanların sterilizasyonu sağlanacak. Klima ve havalandırma sistemlerinin filtreleri periyodik olarak zamanında değiştirilecek. Hiçbir alanda vantilatör kullanılmayacak. - Tesisteki kapalı mahallerin tamamının sıklıkla fiziki imkan varsa kapı ve pencereleri açılarak doğal havalandırması sağlanacak. - İşletme araçlarına el antiseptiği ile ellerin temizliği sağlanarak binilecek ve araç içinde sürekli maske takılacak. Mümkünse araçların her zaman aynı personel tarafından kullanımı sağlanacak. - Aracın el teması yoğun yüzeylerinin her kullanımdan sonra yüzde 70 alkol içeren ürünle dezenfeksiyonu sağlanacak. Genelgenin sürece bağlı olarak zaman içerisinde güncelleneceği belirtildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-turizm-bakani-ersoy-mart-ayi-itibariyla-etkinliklerimize-baslayacagiz/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Mart ayı itibarıyla vaka sayılarındaki gelişmeyle konserlerimize ve etkinliklerimize başlayacağız dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy 2021'de gerçekleştirilmesi hedeflenen projeleri değerlendirdi. Bakan Ersoy, 2020'de kültür sanat sektörüne pek çok destek verdiklerini, sinema sektöründe 234 projeye toplam 47 milyon lira üretim desteği sağladıklarını söyledi. Ersoy, sadece sinema sektörüne 2020'de toplam 87 milyon lira nakdi destek sağladıklarını dile getirdi. Özel tiyatrolara desteklerin 2020'de olduğu gibi 2021'de de devam edeceğini aktaran Ersoy, özel tiyatro temsilcileri ile toplantılar yaptıklarını, geçen sene 6,1 milyon lira olan destek tutarını, ilk etapta 3,5 kat artırarak 21,5 milyon liraya çıkardıklarını ifade etti. Müzik birliklerinin temsilcileri ile toplanarak, Müzik Susmasın Projesini hayata geçirdiklerini, ocak, şubat ve mart ayı olmak üzere, 3 bin lira müzisyene destek verileceğini açıklayan Ersoy, tüm başvuruların müzik birlikleri tarafından değerlendirildiğini söyledi. Ersoy, proje kapsamında, toplam 30 bin 744 başvuru olduğunu ve 93 milyon liralık bir kaynağın müzisyenlere aktarılacağını söyledi. Bakan Ersoy, Bakanlığın, yevmiyeli sanatçılarını Ocak 2020'de sözleşmeli personel statüsüne geçirdiğini, bunun önemli bir çalışma olduğunu, sanatçıların gelirlerinde artış ve özlük haklarından kazanımlar yapıldığını kaydetti. 2021'de, 2020 Patara Yılına devam edeceklerini, salgın sebebiyle yıl kapsamında etkinlikler yapamadıklarını belirten Ersoy, Patara'da ciddi çalışmalar yaptıklarını ve gelişme kaydettiklerini vurguladı. CSO yeni binasını 3 Aralık'ta hizmete açtıklarını anımsatan Ersoy, tarihi CSO binasındaki rölöve çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, restorasyonun ardından 2021 sanat sezonuna hazır hale geleceğini bildirdi. Ersoy, CSO yeni binası, tarihi binasının bulunduğu yeri kültür adası olarak konumlandırıyoruz. Mart ayı itibarıyla vaka sayılarındaki gelişmeyle konserlerimize ve etkinliklerimize başlayacağız. dedi. 2020'de yaptıkları önemli çalışmalardan birisinin de Devlet Resim ve Heykel Müzesi olduğunu belirten Ersoy, binanın Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatları ile yapıldığını, Atatürk'ün binanın hem içinde hem dışında Türk motiflerinin olmasını istediğini söyledi. Ersoy, müzenin envanterindeki eserlerin depolarda son teknoloji ile korunduğunu belirterek, Biz burada Bakanlığa bağlı resim envanterini koruma altına almış oluyoruz. dedi. Kazı alanlarındaki çalışmalara 2021'de de yoğun bir şekilde devam edeceklerini dile getiren Ersoy, Yeni Göbeklitepelere hazır olalım. Karahantepe'yi duyurmuştum. Birkaç ay sonra araştırmalar tamamlanır. Mısır'da piramitler neyse Urfa bölgesi de bizim için o olacak. Dünyada önemli ses getiren bir proje olacak. Urfa, Türkiye'nin turizm yüzlerinden biri olacak. Haziranda eylem planını açıklarız. değerlendirmesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-turizm-bakanligi-2020-ozel-odullerinin-sahipleri-belli-oldu/", "text": "Türkiye'nin kültür mirasına ve sanat dünyasına katkı sunanlara minnet ve teşekkür ifadesi olarak takdim edilen Bakanlık Özel Ödülleri'ne bu yıl Hisart Canlı Tarih Müzesi, İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi ve Mim Sanat Akademisi layık görüldü. Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, 1979'dan beri her yıl dağıtılan ve 2016 yılından itibaren de Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülleri adıyla anılan Büyük Ödüller, Türkiye'nin eriştiği kültür düzeyini başarılı bir şekilde anlatan eğitici çalışmalar ve üretimler ile hizmet ve eserlerini gelecek nesillere aktarmak için özveriyle çalışan topluluk veya kuruluşları teşvik etmek amacıyla veriliyor. Özgün eser, uygulama, yorum veya bilimsel araştırmalarıyla Türkiye'nin kültür mirasına ve sanat dünyasına katkı sunanlara minnet ve teşekkür ifadesi olarak takdim edilen Bakanlık Özel Ödülleri'ne 2020 yılında Hisart Canlı Tarih Müzesi, İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi ve Mim Sanat Akademisi layık görüldü. Bu yıl Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz'un başkanlığında belirlenen ödüllerin jürisindeki isimler, Bakan Yardımcısı Serdar Çam, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala, Bakanlık Güzel Sanatlar Genel Müdürü Doç. Dr. Murat Salim Tokaç, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Handan İnci ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Sağer oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-turizm-bakanligi-arsivindeki-filmleri-kamuoyuyla-paylasacak/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığının film arşivinde bulunan yapımların kamuoyu ile paylaşılabilmesi için bu yıl içerisinde açılması planlanan bir web sitesi hazırlandı ve filmler siteye yüklendi. Somut ve soyut kültürel mirası kaydetmede, görsel belleğin oluşmasında ve dünya mirasının gelecek nesillere aktarılmasında görsel işitsel materyallerin büyük önemi bulunuyor. 27 Ekim Dünya Görsel İşitsel Miras Günü için bu sene UNESCO tarafından Dünyaya Açılan Pencereniz teması belirlendi. Filmler ve ses kayıtlarının da toplumsal, kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasal yapılara dair pek çok bilgi içermesinin yanı sıra estetik ve sanatsal özelliklere de sahip olduğu için kültürel mirasın en önemli parçalarından biri olarak muhafaza edilip gelecek nesillere aktarılması büyük önem taşıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, Sinema Genel Müdürlüğü de bu amaç doğrultusunda çeşitli çalışmalar yürütüyor. Bakanlığın film arşivinde bulunan filmlerin kamuoyu ile paylaşılabilmesi için İngilizce ve Türkçe dillerinde hizmet verebilen ve bu sene içerisinde açılması planlanan bir web sitesi hazırlandı ve filmler siteye yüklendi. Kalan filmlerin dijitalleştirilme işlemleri devam ederken dijitalleştirilen filmler siteye peyderpey yükleniyor. Sitede Osmanlı Devleti'nin son günlerinden 1980'lere dek pek çok olaya tanıklık etmeyi sağlayan belge filmler bulunurken, sitenin bu bağlamda dünyaya ve geçmişe açılan bir pencere olacağı düşünülüyor. Görsel işitsel materyallerin bozulmadan uzun yıllar hayatta kalabilmeleri için başta sıcaklık ve nem olmak üzere uygun koşullarda muhafazasının sağlanması gerekiyor. Filmlerin muhafaza edildiği kutuların ana malzemesi bile filmlerin uzun ömürlü olmasında önem arz ediyor. Sinema Genel Müdürlüğünün bu tür şartları yerine getiren bir ortam oluşturmak için başlattığı çalışmalar, aksatılmadan devam ediyor. Genel Müdürlük film arşivi bünyesinde değişik taban ve ölçülerde yaklaşık 13 bin 500 makara film yer alırken, RFID sistemi kayıtları ile kutulanmaları tamamlandı. Filmlerin arşiv dışına yetkili personelin izni olmaksızın çıkışını engellemek amacıyla manyetik etiketleme ve bu etiketlerle entegre çalışan arşivleme programı ve güvenlik sistemleri bulunuyor. Genel Müdürlük yöneticileri ve arşivde görevli personel arşive ancak şifreleri ve güvenlik kartlarıyla giriş yapabiliyor. Film arşivine ait olan nitrat tabanlı filmlerin dijital ortama aktarılması çalışmaları Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema TV Merkezi tarafından tamamlandı. Bu filmler, nitrat tabanlı filmlerin kendiliğinden alev alma özelliklerinden dolayı Prof. Sami Şekeroğlu Sinema TV Merkezi Film Arşivi'nde muhafaza ediliyor. 2013'ten itibaren yüksek çözünürlükte tarama yapabilen iki adet film tarama cihazı ile 35 ve 16 mm negatif ve pozitif filmlerin taranması çalışmaları genel müdürlük bünyesinde başlatılırken film arşivinde bulunan 16 ve 35 mm manyetik ve optik ses filmleri de ses tarama cihazı ile taranabiliyor. Tüm filmler taranmadan önce temizlenerek fiziksel onarımları yapılıyor. Taraması biten filmler film restorasyon programı ile kare kare restore edilebiliyor. Filmlerin taranarak dijitalleştirmesi çalışmaları esnasında önceki senelerde yapılmış olan içerik çözümlemeleri ve filmlere ait diğer bilgiler tekrar gözden geçiriliyor ve eksik olanlar tamamlanıyor. Filmlere ait afiş gibi belgeler de geniş yüzeyli tarama cihazı ile taranıyor ve dijital ortama kaydediliyor. Arşivin genişletilmesi ve filmlerin daha uygun ortamda muhafazası ile korunmasının sağlanması amacıyla sektöre duyurulan kampanya yoluyla negatif filmlerin sayısı günden güne artıyor. Pelikül filmler dışında film arşivinde 5 bine yakın video kaset bulunuyor. Bakanlıkça desteklenen veya satın alınan uzun metraj, belgesel, animasyon ve kısa film türlerindeki bu filmlerin izleme, künyeleme ve dijital olarak kayıtlarının tutulması işlemleri gerçekleştirildi ve filmlerin hepsi dijital ortama kaydedildi. Görsel-işitsel mirasın korunması ve ulusal bir film arşivi oluşturabilmek için çalışan genel müdürlük, bu amaç doğrultusunda gerektiği hallerde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Türk Tarih Kurumu ve TRT ile işbirliği içinde faaliyet yürütüyor. Vatandaşlar da ellerinde 35 ve 16 mm ölçülerde sinema tarihinde önemli yeri olan filmler veya geçmişe ışık tutabilecek belge filmler varsa bunları arşive emanet edebilecek. Böylece bu filmlerin uygun ortamlarda muhafazası ile gelecek nesillere aktarımı sağlanabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-turizm-bakanligi-ozel-odullerinin-sahipleri-aciklandi/", "text": "Türkiye'de özgün eser, uygulama, yorum veya bilimsel araştırmalarla katkı sunanlara verilen Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödüllerinin sahipleri belli oldu. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin kültür mirasına ve sanat dünyasına gönül birliği içinde hizmet eden topluluk veya kuruluşları takdir ve teşvik etmek amacıyla verilen ödüller jüri değerlendirmesiyle belirlendi. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz'un başkanlığındaki jüride, Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Güzel Sanatlar Genel Müdürü Ömer Faruk Belviranlı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala ve Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Özden yer aldı. Temelinde ahlak ve çalışmanın yani alın teriyle dürüst kazancın yer aldığı ahilik kültürünün yaşatılması, bu kültüre ilişkin yaptığı temsiller ve yayıncılık faaliyetleri sebebiyle Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı ödüle layık görüldü. Ödüle layık görülen bir diğer kurum ise bulunduğu kent olan Bayburt ile bölgenin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayan ve sosyal yaşam kalitesini artıran, deneyim turizminde özgün örnekler ortaya koyması nedeniyle uluslararası platformlarda önemli ödül de kazanan Kenan Yavuz Etnografya Müzesi oldu. Gökyay Vakfı Satranç Müzesi de Guinness Dünya Rekorlarına girmeye hak kazanan sayı ve nitelikteki benzersiz koleksiyonu, analitik ve çok yönlü düşünmeyi sağlayan satranç sporunun özellikle gençler arasında yayılmasını ve benimsenmesini sağlayan çalışmaları, satrancın sanatsal, kültürel, tarihi yönlerini toplumla paylaşan, başkentin kültür ve sanat yaşamına katkı sunan keyifli bir buluşma noktası olması nedeniyle ödüle hak kazandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-turizm-bakanligindan-10-kasim-anilarla-ataturk-sergisi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 82'nci yılında 10 Kasım Anılarla Atatürk Sergisi düzenleyecek. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Atatürk'ün ilk kez sergiye sunulacak fotoğraflarının da aralarında olacağı 40 görsel, 10 Kasım'da 15 ilde ziyarete açılacak. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, İstanbul Dolmabahçe Sarayı ve Galata Kulesi ile eş zamanlı olarak Türkiye'nin farklı müzelerinde sergilenecek birbirinden özel fotoğraflar, Ankara Cumhuriyet Müzesi Müdürlüğü koleksiyonundan hazırlandı. Atatürk'ün ziyaretleri ve cenaze törenine ait görsellerin yer aldığı sergi, Adana Atatürk Evi Müzesi, Amasya Müzesi, Bursa Atatürk Evi Müzesi, Diyarbakır Müzesi, Erzurum Atatürk Evi Müzesi, Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, Hatay Şehir Müzesi, İzmir Atatürk Müzesi, Konya Atatürk Evi Müzesi, Samsun Gazi Müzesi, Sivas Atatürk ve Kongre Müzesi, Şanlıurfa Müzesi ile Van Müzesi'nde görülebilecek. Orijinal cam negatiflerden taranan seçki, 20 Kasım'a kadar ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-turizm-bakanligindan-ozel-tiyatrolara-32-milyon-liralik-destek/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığınca 441 özel tiyatroya bir sanat sezonu için toplam 32 milyon lira destek verilerek şu ana kadarki en yüksek miktarda ödeme yapıldı. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünce oluşturulan değerlendirme komisyonu, özel tiyatroların projelerine yapılan yardımlardan yararlanmak üzere 2022-2023 sanat sezonu için başvuruda bulunan 441 projeyi değerlendirdi. Komisyon, tüm başvuruları olumlu değerlendirerek bir sanat sezonu için bu zamana kadarki en yüksek miktarda ödeneğin, en yüksek sayıdaki projeye dağıtılmasına karar verdi. Bu kapsamda 86'sı çocuk oyunu tiyatrosu, 283'ü profesyonel ve 72'si geleneksel tiyatro olmak üzere 441 projeye toplam 32 milyon lira destek verildi. Böylece özel tiyatrolara ait salonların sanat hayatına katkısının artırılması ve devamlılığının sağlanması, tiyatro alanında kayıtlı istihdamın özendirilmesi ve son yıllarda olduğu gibi başvurularda daha çok Türk oyun yazarlarına ait eserlerin tercih edilerek Türk tiyatrosunun gelişmesine katkı sağlanması amaçlandı. Bakanlığın maddi destek sağladığı özel tiyatrolara www. ktb. gov. tr sitesinden ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-turizm-bakanligindan-salginla-mucadelede-muzik-susmasin-destegi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı Yunus Emre Enstitüsü, yeni tip koronavirüs ile mücadele sürecinde, müzisyenleri teşvik etmek amacıyla proje başlattı. Bakanlığın müzik sektörü çalışanlarına yönelik destek projesi çağrısının başvuru detayları ve başvuru alacak dernek isimleri, Yunus Emre Enstitüsünün internet sitesinde yayımlandı. Müzik Susmasın sloganıyla başlatılan proje ile salgın döneminde müzik sektöründe sanatını icra etme ve çalışma imkanı azalan sanatçıların ve sektör çalışanlarının üretim yapmalarının teşvik edilmesi amaçlanıyor. Proje çağrısına göre, haftalık veya günlük yevmiye ücretiyle çalışan ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar başta olmak üzere, işini kaybeden veya işleri durma noktasına gelen ses ve enstrüman sanatçıları ile sektör çalışanlarının projeye katkıları karşılığında ödeme yapılarak desteklenmeleri ve aynı zamanda üretilen eserlerin geleceğe aktarılması için dijital bir arşiv oluşturulması sağlanacak. Projeye başvurular, 16-25 Aralık tarihlerinde alınacak. Proje kapsamında sunulacak kayıt için net 1000 lira olmak üzere, açılması planlanan sonraki çağrı programlarına dahil olunması suretiyle en fazla 3 bin lira destek verilecek. Projeye başvurmak isteyenlerin 16 Aralık'tan itibaren www. muziksusmasin. com adresinde yer alan başvuru formunu doldurması, YEE'nin internet sitesinde de isimleri yayımlanan kendisine referans olacak STK'yi seçmesi ve eserin video kaydını www. muziksusmasin. com adresindeki ilgili bölüme en geç 25 Aralık'a kadar yüklemesi gerekiyor. Başvuru yapmak için STK'lere üye olma şartının bulunmadığı ve projenin hiçbir aşamasında herhangi bir başvuru ücreti ve benzeri ödeme ile masrafın alınmayacağı bildirildi. Destek almaya hak kazanan başvuru sahiplerine ocak ayından itibaren ödemeleri yapılmaya başlanacak projeyle ilgili detaylı bilgiye YEE'nin internet sitesinden ulaşılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kultur-ve-turizm-bakanligindan-tiyatrolara-buyuk-destek/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kovid-19 salgınından en çok etkilenen sektörlerin başında gelen özel tiyatrolara bu dönemde toplam 36 milyon 500 bin lira destek verildi. Özel tiyatroların temsilcileri ve sektör paydaşlarıyla görüşmeler neticesinde mevzuat değişikliklerini ve tiyatroların faaliyetlerini kolaylaştırıcı uygulamaları yürürlüğe koyan Kültür ve Turizm Bakanlığı, tiyatroların salgın sürecinin olumsuz etkilerinden en asgari seviyede etkilenmesini amaçladı. Projelerle, özel tiyatroların oyunlarının hem fiziksel hem de dijital ortamda sanatseverlerle buluşturulması ve yerli oyun yazarlarının eserlerinin sektöre tanıtılması hedefleniyor. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, geçen yılın nisan ayından bu yana Özel Tiyatroların Projelerine Yapılan Yardımlar, Dijital Tiyatro, Tiyatrolarımız DT Sahnelerinde ve Dijital Tiyatro Arşivi kapsamında 1267 tiyatro projesine toplam 36 milyon 500 bin lira destek sağlandı. Özel tiyatroların projelerine yönelik yardımlar kapsamında 328 özel tiyatroya 12 milyon lira verildi. Tiyatrolarımız DT Sahnelerinde projesi ile Devlet Tiyatrolarının sahneleri özel tiyatrolara tahsis edildi. Bu projeyle 52 özel tiyatroya toplam 2 milyon 600 bin lira destek sağlandı. Salgın koşullarına uygun olarak özel tiyatrolara oyunlarını DT sahnelerinde art arda iki günde iki kez sahneleme fırsatı sunuldu. Bakanlık bu proje kapsamında özel tiyatroların yapacakları turne için gerekli maddi desteği de sağladı. Özel tiyatroların bilet satışı gibi konularda herhangi bir endişe yaşamasının önüne geçildi. Dijital Tiyatro Projesi kapsamında Dijital Oyun ve Sesli Oyun için de destek verdi. Dijital Tiyatro ve Sesli Oyun Projesi ile yerli yazarların daha önce hiç sahnelenmemiş oyunları özel tiyatrolarca seslendirilecek ve oyunların ses kayıtları Bakanlık tarafından dijital ortamda paylaşılacak. Buna göre, Dijital Tiyatro Projesi ile 420 özel tiyatroya toplam 12 milyon 500 bin lira veren Bakanlık, Dijital Tiyatro Arşivi için de 467 özel tiyatroya toplam 9 milyon 400 bin lira kaynak sağladı. Dijital Tiyatro ile yerli yazarların daha önce hiç sahnelenmemiş oyunları özel tiyatrolarca seslendirilecek ve oyunların ses kayıtları Bakanlık tarafından dijital ortamda paylaşılacak. Öte yandan, Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelik Değişikliği ile özel tiyatroların asgari oyun gösterim sayıları düşürüldü. Özel tiyatroların temsilcileri ile ortak çalışma grubu oluşturuldu ve tiyatrolara tiyatro meslek gruplarından çalışan bulundurma şartı getirildi. Yeniden tanımlanan Değerlendirme Komisyonu'nda özel tiyatroları temsilen sanatçı bulundurulması yeniliği getirildi. Özel Tiyatroların Projelerine Yapılan Yardımların başvuruları 15 Haziran-15 Temmuz tarihlerine çekildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kulturel-bir-baglam-kurmak/", "text": "Akbank Sanat, küratörlüğünü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman'ın üstlendiği altı sanatçının ve öncül olarak seçilen sanatçıların eserlerinin yer aldığı 6 Sanatçı Öncülünü Arıyor sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi kapsamında sanatçı Murat Akagündüz; Avni Lifij'i, Alpin Arda Bağcık; İrfan Önürmen'i, Ramazan Can; Şakir Gökçebağ'ı, Fırat Engin; Sarkis'i, Güneş Terkol; Gülsün Karamustafa'yı, Burcu Yağcıoğlu; Semiha Berksoy'u kendi öncülü olarak seçtiği 6 Sanatçı Önclünü Arıyor sergisiAkbank Sanat'ta 13 Şubat 2021 tarihine kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kumbaraci50nin-yeni-oyunu-demiryolu-hikayecileri-promiyer-yapacak/", "text": "Yiğit Sertdemir'in, Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken adlı eserindeki öyküleri sahneye uyarladığı oyunu Demiryolu Hikayecileri 20 Kasım'da prömiyer yapacak. Yiğit Sertdemir, Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken adlı eserindeki Demiryolu Hikayecileri, Unutulan, Beyaz Mantolu Adam öykülerini sahneye uyarladı. Demiryolu Hikayecileri, 20 Kasım'da DOTOrmanda'da prömiyer yapacak. Sertdemir, Kumbaracı50'nin bu sezon sahneye koyduğu ikinci yeni oyunu olan Demiryolu Hikayecilerinde sahnede tek başına olacak. Üç farklı hikayeyi tek metinde buluşturan Demiryolu Hikayecileri, DOT Tiyatro'nun Kemerburgaz Kent Ormanı'nda açtığı yeni mekanı DOTOrmanda'da ilk kez sahnede olacak. Sertdemir'in uyarlayıp oynadığı oyunun sahne ve kostüm tasarımını Candan Seda Balaban, ışık tasarımını İsmail Sağır, yönetmen yardımcılığını Ersel Dursun, Hazal Şahin, Ladin Avşar, Meriç Rakalar üstleniyor. Demiryolu Hikayecileri 20, 21 ve 22 Kasım tarihlerinde DOTOrmanda'da izlenebilir. Oyunun biletlerine ise buradan ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kundura-sahne-revert-ile-aciliyor/", "text": "Beykoz Kundura'nın disiplinlerararası performans sahnesi Kundura Sahne, pandemi nedeniyle ertelenen fiziksel açılışını 1 Ekim'de, özgün dans projesi REVERT ile yapıyor. Dans sanatçısı, koreograf ve akademisyen Tuğçe Ulugün Tuna'nın Kundura Sahne'ye ve mekana özel koreografisini yaptığı eser; insan bedeninin ilkelliğine, zekasına ve zamansızlığına odaklanıyor. Bedeni; zamanı aktarma, taşıma, iletme aracı olarak ele alan Tuna'nın, Eklentilerden arınmak ve başlangıç yapısına, ilkel ve kök olana dönmek anlamları taşıyan 'Revert' kelimesinden hareketle ve bütünsel yaklaşımla tasarladığı eser, pandemi döneminde üretildi. Bir Kundura Sahne yapımı olan REVERT'in Tuğçe Ulugün Tuna'nın eşliğinde hazırlanan ses tasarımını Vahit Tuna, ışık tasarımını ise Utku Kara üstlendi. Eser; geçmiş ile gelecek arasında duran beden üzerinden, bilincin tüm katmanlarındaki bütünün bilgisi, deneyimi ve itkisini şimdiki ana taşımayı amaçlıyor. Bedeni, zamanı aktarma, taşıma, iletme aracı olarak ele alan Tuğçe Ulugün Tuna, beden aracılığıyla, yolculuğa, arayışlara ve gerçek ile sürreal arasındaki ince köprüye odaklanıyor. Sanatçının gördüğü bir rüyadan açığa çıkan REVERT, Eklentilerden arınmak ve başlangıç yapısına, ilkel ve kök olana dönmek anlamları taşıyan 'Revert' kelimesinden hareketle yola çıktı ve bütünsel yaklaşımla pandemi sürecinde üretildi. Tuğçe Ulugün Tuna'nın eşliğinde ses tasarımını Vahit Tuna, ışık tasarımını Utku Kara'nın üstleneceği eserde sanatçıya çağdaş dans sanatçıları Aybike İpekçi, Diren Ezgi Yıldızkan, Ekin Ançel, Ezgi Yaren Karademir, Furkan Yıldız, Gizem Seçkin, Hilal Sibel Pekel, Umut Özdaloğlu, Yoseob Kim eşlik edecek. 1800'lerin başına uzanan tarihi ile Türkiye'nin önemli endüstri miraslarından olan, 2018'den beri de bir kültür-sanat merkezine dönüşen Beykoz Kundura'nın çatısı altında kurulan Kundura Sahne, çağdaş performans sanatlarına odaklanarak yenilikçi ve disiplinlerarası bir alan yaratmayı amaçlıyor. Hollandalı Theater Advies ve TenBras firmalarının danışmanlığında 2020 yılında tamamlanan sahne, etkileyici restorasyonuyla dikkat çekerken; İtalyan ve Orta Sahne olmak üzere farklı kullanımlara sağladığı imkanla yerli performans dünyası için de alternatif bir alan yaratacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kundura-sahneden-saglik-calisanlarina-ozel-atolye/", "text": "Beykoz Kundura'nın 2021 baharında açılacak performans ve tiyatro sahnesi Kundura Sahne, seyircisiyle çevrimiçinde buluşmaya devam ediyor. Kundura Sahne'nin bu ayki programında, İçinde Yaşadığım Mekan: Beden adlı somatik farkındalık ve dans atölyesi düzenleniyor. Ödüllü dans sanatçısı Tuğçe Ulugün Tuna'nın tasarladığı ve pandemi sürecinin yorgun tanıkları sağlık çalışanlarına yönelik yapılacak atölye; dansın dönüştürücü, kuvvetlendirici ve rahatlatıcı doğasından beslenerek iyileşmeye yönelik bir beden çalışması sunacak. 27 Aralık'ta çevrimiçi gerçekleşecek atölyeye tüm sağlık çalışanları ücretsiz katılabilecek. Beykoz Kundura'nın 2021 baharında kapılarını açması planlanan ve dans başta olmak üzere performans sanatlarına yenilikçi ve disiplinlerarası bir alan yaratmayı amaçlayan sahnesi Kundura Sahne, seyircisiyle çevrimiçi programlarda buluşmaya devam ediyor. Kundura Sahne'nin sağlık çalışanlarına özel hazırladığı ve ödüllü dans sanatçısı, koreograf ve akademisyen Tuğçe Ulugün Tuna'nın tasarladığı İçinde Yaşadığım Mekan: Beden adlı somatik farkındalık ve dans atölyesi, 27 Aralık 2020 tarihinde Zoom üzerinden ücretsiz gerçekleşecek. Küresel pandemi sürecinde sınırlanan mekansal ve bedensel algımıza yeniden bakmamızı ve beden aracılığıyla fiziksel farkındalığımızı iyileştirmeyi amaçlayan İçinde Yaşadığım Mekan: Beden atölyesi, bu sürecin en ağır etkilerini yaşayan sağlık çalışanlarının zorlu çalışma koşullarında ihmal ettikleri bedenlerine yeniden dönüp bakmalarına olanak sağlarken; dansın dönüştürücü, kuvvetlendirici ve rahatlatıcı doğasından beslenerek katılımcıların iyileşmelerine yönelik bir beden çalışması da sunacak. Bedeni iç bilincin sembolleştiği ve kişinin kendi politikasını sürdürdüğü 'alan' olarak tanımlayan Tuğçe Ulugün Tuna'nın bugüne dek Türkiye ve dünyada farklı yaş gruplarından katılımcılarla gerçekleştirdiği atölye serisi, yaratıcı ve yapıcı demokratik beden anlayışına ulaşmayı hedeflerken, katılımcıların bedenlerinde bütünsellik kurmalarına ve kinestetik zekayı kuvvetlendirerek rahatlamalarına yönelik bir pratik sunacak. Tarihi 1800'lerin başına uzanan, 2018'den beri de İstanbul'un önemli kültür ve sanat merkezlerinden birine dönüşen Beykoz Kundura'nın çatısı altında kurulan Kundura Sahne, dans başta olmak üzere çağdaş performans sanatlarına odaklanarak yenilikçi ve disiplinlerarası bir alan yaratmayı amaçlıyor. Eylül'de belgesel tiyatronun tanınmış topluluklarından Rimini Protokoll'un dünyanın farklı şehirlerinde düzenlediği Remote projesini İstanbul'a kazandıran Kundura Sahne, pandemi koşullarından dolayı açılışını bahar 2021'e ertelese de seyircisiyle çevrimiçi etkinliklerde buluşmaya devam ediyor. Hollandalı Theater Advies ve TenBras firmalarının danışmanlığında tamamlanan etkileyici restorasyonuyla dikkat çeken sahne, İtalyan ve Orta Sahne olmak üzere farklı kullanımlara imkan sağlarken, 500 kişiye yakın izleyiciyi ağırlayabilen kapasitesiyle de İstanbul'un performans dünyasına alternatif bir alan olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kundura-sinemada-yeni-program-yeni-baslangiclar-umuyoruz/", "text": "Beykoz Kundura'da yer alan Kundura Sinema, 23 Ekim 7 Kasım 2021 tarihleri arasında Yeni Başlangıçlar, Umuyoruz adlı seçkiyle kapılarını yeniden açıyor. Küratörlüğünü Alman sanatçı ve yazar Pia Chakraverti-Wuerthwein'in yaptığı seçki, içinden geçtiğimiz zorlu pandemi zamanlarında dokunmanın, hareket etmenin ve yakınlaşmanın değerini yeniden hatırlatabilmeyi amaçlıyor ve aynı zamanda, düşünme şeklimizi biçimlendiren ikilikler üzerine sorgulamalar içeriyor. Avangart sinemanın öncüsü Maya Deren'in Teiji Ito'nun müzikleri ve Metropolitan Opera Balesi dansçılarıyla çektiği 1958 yapımı son filmi The Very Eye of Night, bağımsız film kolektifi Los Ingravidos'un Meksika'daki kadın cinayetlerini anlattıkları Coyolxauhqui, Fransız görsel sanatçı Pauline Curnier Jardin'in Aziz Sebastian kutlamalarını çarpıcı bir atmosferde kurguladığı Explosion Ma' Baby ve Lisa Jackson'ın likenlerin şaşırtıcı görselliği ve organizmalarından ilhamla yarattığı Lichen adlı filmlerden oluşan seçki, Kundura Sinema'da döngüsel bir gösterim formatında izleyiciyle buluşacak. İzleyiciyi duygusal stimülasyona yol açan bir seyir deneyimiyle buluşturacak Yeni Başlangıçlar, Umuyoruz seçkisinde; Meksikalı bağımsız film kolektifi Los Ingravidos'un Aztek ay tanrıçası Coyolxauhqui'nin hikayesinden yola çıkarak günümüz Meksikasındaki kadın cinayetlerini yorumladıkları deneysel filmleri Coyolxauhqui (2017), Fransız görsel sanatçı Pauline Curnier Jardin'in Aziz Sebastian onuruna her yıl düzenlenen bir kutlamanın atmosferini çarpıcı bir gözlemle anlattığı videosu Explosion Ma' Baby ve Lisa Jackson'ın alg türü bitki ile bir mantar türünün birleşmesiyle oluşan likenlerin özgün yaşam döngülerine ve kolektif hayatlarını yaratan büyüleyici organizmalarına şapka çıkaran kısası Lichen (2019), seyirciyle buluşacak. Seçkide ayrıca; avangart sinemanın yaratıcılarından olan ve 1961 yılında kaybettiğimiz Maya Deren'in The Very Eye of Night adlı son filmi de gösterilecek. Maya Deren'in dans ve ritüel tutkusunu etkileyici bir dille anlattığı 1958 yapımı filmi, 1990 yılında keşfedilerek seyircisiyle 32 yıl sonra ilk kez buluşmuştu. 16 mm formatında çekilen ve müziklerinde Maya Deren filmlerinin vazgeçilmez isimlerinden, Japonyalı besteci Teiji Ito'nun imzası bulunan filmde, New York Metropolitan Opera Balesi'nden dansçılar rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kunduramada-yeni-sezon-sorayos-prapapanin-filmleri-ile-basladi/", "text": "Kundura Sinema'nın çevrimiçi izleme platformu Kundurama'nın yeni sezon gösterimleri 24 Eylül 31 Aralık 2021 tarihleri arasında geleceğin yönetmenleri arasında gösterilen Taylandlı sinemacı Sorayos Prapapan'ın ödüllü kısalarından oluşan Yaşamın Kıyısından İnsan Manzaraları seçkisi ile başlıyor. New York merkezli bağımsız ve deneysel film platformu Kinoscope ortaklığında gerçekleşecek gösterimler Aralık sonuna dek Kundurama'da ücretsiz izlenebilecek. Anlattığı hikayelerin ağırlığı ve hüznüne rağmen mizahı elde bırakmayan, heyecan verici ve zengin film diliyle eleştirmenlerden övgüler toplayan Sorayos Prapapan'ın Rotterdam Film Festivali'ne seçilen, Valladolid Film Festivali'nde En İyi Kısa Film Ödülü'nü alan 2014 yapımı trajikomik belgeseli Auntie Maam Has Never Had a Passport / Maam Teyze'nin Hiç Pasaportu Olmadı, Afganistan'dan kaçarak İsviçre'ye sığınan bir yönetmenin hikayesini anlattığı hibrit belgeseli A Souvenir from Switzerland / İsviçre'den Bir Hatıra ve 2014'ten bu yana cunta rejiminin hüküm sürdüğü Tayland'da zorunlu askerlikten kaçmaya çalışan iki çocuğun hikayesini konu alan komedisi Fat Boy Never Slim / Cıva Gibi Çocuk, Türkçe ve İngilizce altyazılı seçeneğiyle seyirciyle buluşacak. Sorayos Prapapan'ın Rotterdam Film Festivali'nin Resmi Seçkisi'nde gösterilen 2014 yapımı kısa belgeseli Auntie Maam Has Never Had a Passport / Maam Teyze'nin Hiç Pasaportu Olmadı, ayak masörü olan ve aynı zamanda Tayland'da bağımsız filmlerde oyunculuk yapan Maam Teyze'nin hikayesini anlatıyor. Apichatpong Weerasethakul'un Altın Palmiye ödüllü filmi Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives / Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyordan (2010) da tanıdığımız Maam Teyze, oynadığı bir filmin Avrupa'da bir festivale seçilmesi ile birlikte gelen davete sırf pasaportu olmadığı için katılamayışının trajikomik hikayesini izleyeceğimiz film, Valladolid Film Festivali ve Winterthur Kısa Film Festivali'nde Özel Mansiyon kazanmış, Ekadeshma Kısa Film Festivali'nde de En İyi Kısa Film seçilmişti. Seçkideki diğer iki film politik sularda yüzerken asıl gücünü mizahtan alıyor ve aynı zamanda ses teknisyeni ve Foley sanatçısı olan yönetmenin ses ile kurduğu ilişkiyi özgün ve yaratıcı şekillerde seyirciye duyuruyor. 2015'te çektiği hibrit belgeseli A Souvenir from Switzerland / İsviçre'den Bir Hatıra, Afganistan'daki politik baskıya karşı çıktığı için ülkesini terk etmek zorunda kalan ve İsviçre'ye sığınan bir yönetmenin hikayesini konu alırken; 2016 yapımı kurmaca kısası Fat Boy Never Slim / Cıva Gibi Çocuk, 2015'te yaşanan askeri cunta yönetimi altındaki Bangkok'ta geçiyor ve erkeklerin 21 yaşına geldiklerinde orduda hizmete zorlandığı ülkede hayalleri askerlikten çok uzakta olan iki çocuğun hikayesini anlatıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kuru-otlar-ustune-turkiyenin-oscar-adayi-oldu/", "text": "Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes'da Altın Palmiye için yarışan ve oyuncu Merve Dizdar'a ödül kazandıran Kuru Otlar Üstüne filmi, En İyi Uluslararası Film dalında Türkiye'yi temsil edecek. Yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın Kuru Otlar Üstüne filmi, Türkiye'nin 96'ıncı Akademi Ödülleri'ndeki adayı olarak belirlendi. Sinema alanındaki meslek örgütü temsilcilerinden oluşan 15 kişilik seçici kurul tarafından En İyi Uluslararası Film dalında Türkiye adayını belirlemek üzere değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Sinema Meslek Birlikleri Güç Birliği'ne başvuran 7 filmin değerlendirildiği toplantıda, yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan'ın yaptığı Kuru Otlar Üstüne filmi Türkiye'nin En İyi Uluslararası Film adayı olarak belirlendi. ABD'de düzenlenecek ödül töreninin, gelecek yıl mart ayında gerçekleştirilmesi planlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kuzey-egenin-buyulu-dunyasinda-lezzet-ve-sanat-bulusmasi/", "text": "Adımınızı attığınız anda zamanın durduğunu ve hayatın yavaşladığını ruhunuzun derinliklerinde hissedeceğiniz Ida Blue, bedeninizi ve ruhunuzu arındıracağınız, derin bir nefes alacağınız, kendinizle ve doğayla bağlantı kuracağınız çok özel programların yanı sıra ruhunuza iyi gelen sanat ve doğa programları da gerçekleştiriyor. Aralık ayında ilk buluşma; Sanat Tarihçisi Mine Çağlar ve Çiftçi/Girişimci Armağan Portakal ile 2 Aralık 2023'de Van Gogh ve Zeytin Ağaçları üzerine gerçekleşiyor. Ardından 9 Aralık 2023 tarihinde de Parfümör Yazar Vedat Ozan ve Mimarlık ve Sanat Tarihçisi Mine Çağlar ile İçinden Koku geçen Tablolar buluşması düzenlenecek. Kazdağları'nda gördüğünüz zeytin ağaçlarının Van Gogh'un resimlerindeki zeytin ağaçları ile eşleşebileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Bu kapsamda Aralık ayında ilk buluşma 2 Aralık 2023, Cumartesi günü Sanat Tarihçisi Mine ÇAĞLAR ve Çiftçi/Girişimci Armağan Portakal ile gerçekleşiyor. Seminer kapsamında zeytinin döngüsünü Çiftçi yönüyle Armağan Portakal'ın Torlak Çiftliği'ndeki zeytin ağaçlarıyla olan ilişkisi ve gözlemlerine dayalı kişisel ve duyusal anlatımı içinde konuklar dinleyecekler. Mimarlık ve Sanat Tarihçisi Mine Çağlar'dan ise Van Gogh'un ilham kaynaklarından zeytin ağaçlarını resmettiği tablolarını, St Remy ve çevresinin o döneme dair özelliklerinin görsellerle anlatımını dinleme şansına sahip olacaklar. Her daim yeşil olan zeytin yapraklarından büyülenen Van Gogh, kulağını kesme olayının ardından St. Remy'ye gelişinden bir ay sonra, Haziran 1889'da zeytinlikler üzerinde çalışmaya başladı ve ağaçlara duyduğu ilgiyi annesine ve kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplarda anlattı. Dışarıda çalışmasına kısıtlı izin verildiği dönemlerde zeytin ağaçlarını detaylı gözlemleyip resmetmiş olduğu bilenen Van Gogh, belki de ağaçların uyanış evresinde resime başlamış olabilir. Uyanış eylemdir! Siz hiçbir tabloyu 5 duyunuzla deneyimlediniz mi? Çok duyulu bir seyahat için Ida Blue'da buluşuyoruz! 9 Aralık 2023, Cumartesi günü Ida Blue misafirlerinin yanı sıra bölgede yaşayan sanatseverlerin de konuk edileceği seminer, Parfümör Yazar Vedat Ozan ve Mimarlık ve Sanat Tarihçisi Mine Çağlar ile gerçekleşecek. Koku duyumuz, bu etkinliğin gerçekleşeceği coğrafya ile de ilişkileniyor. Çünkü Paris'in Seçimi, olan meşhur ilk güzellik yarışması, Kaz Dağları'nda gerçekleşiyor. O seçim sahnesi pek çok tuvalin içinde yer buluyor, üstelik yarışmanın galibi Afrodit'in isminden mülhem afrodizyak diye bir kelime insan hayatının içine giriyor. Ne var ki tuvallerdeki buluşmalar görme duyumuz ile sınırlılar, iki boyutlu kalıyorlar. Ne baharatı görerek koklamak mümkün ne de afrodizyak bir malzeme sayılan misk'i. Boyutlarda tıkanıyoruz, duyuların sınırları kafi gelmiyor. Bu etkinlik için Vedat Ozan ve Mine Çağlar'ın yola çıkma niyeti de işte bu iki boyutu aşarak çok boyutlu bir deneyim yaşatma isteğinden kaynaklanıyor. Bu bağlamda konuklar, örnek alınan tablolarda yer alan ve/veya bizleri belli kokulara yönlendiren bazı detayları sanatçıların bilgisi eşliğinde Sanat Tarihçisi Mine Çağlar'ın anlatımında görsel olarak izlerken; koku kaynaklarının bir kısmını, örneğin misk'i, neroli'yi, sivet'i veya resmedilen çiçeklerin bir kısmını öyküleriyle birlikte koklayarak koku duyumlarını işitme ve görme duyularına katacak, yazar ve parfümör Vedat Ozan eşliğinde tablonun içine doğru çok duyulu bir seyahat gerçekleştirecekler. Misafirler program zenginlikleri içinde sabah Parfümör, Yazar Vedat Ozan ve Mimarlık ve Sanat Tarihçisi Mine Çağlar'ın İçinden Koku Geçen Tablolar sunumu ve deneyimi sonrasında bu kez temayı tamamlayan, içinde bulunduğumuz coğrafyanın güzelliklerini sunan bir akşam yemeğinde buluşacaklar. Vedat Ozan'ın bilgisi eşliğinde gündüz deneyimindeki bilgilerin de altı tekrar çizilerek menünün içeriğindeki tat ve aromaları neden deneyimlediğinizi dinlerken, kendinizi leziz bir şölene dahil hissederek çok özel bir akşamda çok duyulu bir seyahati gerçekleştirmiş olacaksınız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/kuzguncukta-ozgurlesme-sergisi/", "text": "Ressam Pelin Yazar'ın elinden çıkan ve Kuzguncuk HuginveMunin in ev sahipliği yaptığı özgürleşme sergisi 5 Mayıs- 9 Haziran 2023 tarihleri arasında ziyaretçilere açık olacak. Sergide yalnızca resimler değil özel tasarım tişörtler de yer alıyor. Sanat 365 ile beraber tasarlanan tişörtler sergi alanında sergileniyor. Kadın girişimcilerin bir araya toplandığı serginin küratörlüğü Şanel Şan Sevinç' e ait. Özgürleşme sergisi içerisinde birçok farklı alanı da barındırıyor. Tişört tasarımlarında ve resimlerde yakın zamanda yaşadığımız acı depremin de izlerini görmek mümkün."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/la-boheme-operasi-yuz-yirmi-yedi-yil-sonra-akm-sahnesinde/", "text": "Besteci Giacomo Puccini'nin başyapıtlarından La Boheme operası, 127 yıl sonra Atatürk Kültür Merkezi sahnesinde gösterilecek. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin sahneye koyduğu La Boheme operası, bu akşam Atatürk Kültür Merkezi'nde İstanbul prömiyerini gerçekleştirecek. Besteci Giacomo Puccini'nin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen eser, aynı zamanda dünyada en çok sahnelenen ve sevilen operalar arasında yer alıyor. Librettosu Luigi Illica ve Giuseppe Giacosa tarafından yazılan dramatik ve romantik opera La Boheme'de 1830'lu yılların Paris'inde yaşanan bir aşk hikayesi anlatılıyor. Operayı sahneye koyan Evin Atik, İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklamada Henri Murger'in Scenes de la vie de Boheme romanından uyarlan eserde gerçek ve bohem bir yaşamdan sahneler görülebileceğini söyledi. Atik, eserin dekor ve kostüm araştırmalarının ardından müzikal çalışmalarının yapıldığını aktararak; Yine eseri klasik olarak hazırladık. Sahnede derinliği kullandık. Sanatçılar oyuncu olarak değil, gerçek kişiler olarak görünüyor. Büyük bir keyifle oynandı. Seyircilerin de o keyifle izleyeceklerini düşünüyorum dedi. Eserin ilk oynandığı günden bu yana sahnelerden hiç inmediğine işaret eden AEvin Atik; İDOB, eserin ilk sahnelendiği günden 127 yıl 3 gün sonra, AKM'de La Boheme'i sahneleyecek. 3 sene önce İzmir'de de prömiyer yaptığımızda aynı kostüm ve dekorla çalışmıştık. O da tam olarak günü gününe 124. yıldı ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/lale-muzesi-25-yillik-aranin-ardindan-tekrar-ziyarete-acildi/", "text": "İstanbul Lale Vakfı tarafından lalenin kültürel varlığının gelecek nesillere aktarılması amacıyla kurulan Lale Müzesi, 2,5 yıllık aranın ardından yeniden ziyaretçileriyle buluştu. Emirgan Korusu'ndaki müzede, lale dikmeye yarayan saban, lale ayıklama eleği, el yazması tezhibin üzerindeki lale motifi, lale broşu, özel kurutulmuş lale çiçeği, lale motifli padişah kaftanı, savaş aletleri, oya ve mendil gibi eşyalar yer alıyor. İçinde iki sergi salonu bulunan ve 1500 metrekarelik alandan oluşan müzeyle ilgili AA muhabirine açıklamada bulunan İLAV Yönetim Kurulu Üyesi Burhan Akdağ, niyetlerinin, dünyanın en büyük lale müzesini yapmak olduğunu söyledi. Yılda en az 5-6 milyon ziyaretçi sayısına ulaşmak istediklerini dile getiren Akdağ, Türk kültüründe lalenin önemli bir yer teşkil ettiğine vurgu yaparak, Lalesiz bir dönemimiz olmamış, her çalışmamızda kullanmışız. O yüzden laleyle ilgili diğer müzelerde neler var bakacağız ve bunları tek çatı altında toplamak için bir çalışma yapacağız. Dolayısıyla müzemizdeki materyaller daha da fazla olacak. Bu konuyla ilgili yazışmalar başladı. İnşallah laleyle ilgili tüm dokümanları buraya toplayıp Lale Müzesi'ni adına yakışır bir hale getireceğiz. dedi. Vakıf bünyesinde iki sergi alanı ve sanat galerisinin bulunduğunu kaydeden Akdağ, Burada sergiler düzenleyeceğiz. Yılın 12 ayı, sanatçılar çalışmalarını sergileyebilecek. ifadelerini kullandı. Akdağ, koleksiyonerlerle de görüştüklerine işaret ederek, müzeyi bütün sanatçıların buluşma noktası yapmayı hedeflediklerini vurguladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/lalehan-uysalin-tohum-fotograflari-sergisi-yapi-kredi-bomontiada-galeride/", "text": "Yapı Kredi bomontiada, tasarımcı Lalehan Uysal'ın Kurda, Kuşa, Aşa... Ve Göze... sergisine ev sahipliği yapıyor. Lalehan Uysal'ın, hayatın sürdürülebilirliğinin öznesi olan tohumların fark edilmesi için yakın plan çektiği ve makrografik olarak tanımladığı yeni tohum fotoğraflarından oluşan sergi, 2-25 Ağustos 2021 tarihleri arasında her gün Yapı Kredi bomontiada Galeri'de ziyaret edilebilir. Tasarımcı Lalehan Uysal, ilk tohum fotoğrafları sergisini Oxford Üniversitesi'nde 40 yılı aşkın süredir her yıl farklı temalarla gerçekleşenOxford Symposium on Food and Cookeryde açtı. Londra'daki sergisini Türkiye'de farklı şehirlerde, farklı coğrafyaların topraklarına has tohumların fotoğraflarıyla açtığı sergiler izledi. Uysal'ın, tohumların ilk bakışta görülmeyen ince ve zarif, akıl almaz matematik ve kusursuz tasarımlarını ortaya çıkaran fotoğrafları arasında, gölgesini bildiğimiz ama tohumunu bilmediğimiz, her gün gördüğümüz ağaçların, hiç görmediğimiz çiçeklerin tohumları da var. Sergi süresince hafta sonları tohum, baharat, buğday ve ekmek atölyeleri de gerçekleştirilecek. Atölye ve sergi turlarına Lalehan Uysal da eşlik edecek. Bauhaus Ekolü ile eğitim veren Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda grafik tasarım eğitimi aldı. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği'nin ve Türkiye'nin ilk ekolojik pazarı olan İstanbul'daki Şişli %100 Ekolojik Pazar'ın kurucularından biri oldu. Buğday'ın Ambarı'ndan Kurda, Kuşa, Aşa' adıyla ekoloji konseptli podcast serisini hazırlıyor. Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nde gazetecilik uygulamaları üzerine dersler veriyor. Grafik tasarımcı, yazar ve editör olarak birçok yayında adı olan Uysal, bugün kendini sadece 'Tohum Gözlemcisi' olarak tanımlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/lara-barut-ta-genc-yeteneklerin-sanat-soleni/", "text": "Lara Barut Collection, her yıl ekim ayının son haftasında gerçekleştirdiği Çağdaş Genç Sanatçılar Buluşması ile sanata ve genç yeteneklere ev sahipliği yapıyor. Bu yıl beşinci kez düzenlenecek olan etkinlik, Hakan Kürklü'nün küratörlüğünde sanatseverlere özel bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. Ünlü ressam Recep Batuk'un onur konuğu olacağı ve 10 yetenekli genç sanatçının katılımıyla 22-29 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek etkinlik sonunda eserler, sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Lara Barut Collection, konuklarını rahatlık ve lüksün ötesinde, sanata ve sanatçılara verdiği değerle karşılıyor. Her yıl düzenlenen Çağdaş Genç Sanatçılar Buluşması, otelin sanatsal kimliğini daha da güçlendirerek genç yeteneklere fırsat sunuyor. Sanat buluşması, otel misafirlerini sanatın yaratıcı sürecine dahil ederek, onlara unutulmaz bir deneyim sunuyor. Etkinlik süresince 10 yetenekli sanatçı, Lara Barut Collection'ın yaratım alanında bir arada olacak ve eserlerini tamamlamak için otel misafirleriyle iş birliği içinde çalışacak. Bu süreçte otel misafirleri, sanatın yaratım sürecini yakından takip ederek, sanatçıların düşünce dünyalarına ve yaratıcı süreçlerine tanıklık edecek. Eserler, etkinlik sonunda özel bir sergiyle misafirlerin beğenisine sunulacak. Sergi, sanatın farklı yönlerini keşfetmek ve genç yeteneklerin eserlerini yakından görmek isteyenler için eşsiz bir fırsat olacak. Serginin ardından, Lara Barut Collection'ın sanat koleksiyonuna dahil edilecek olan eserler, otelin sanat mirasını daha da zenginleştirecek. Bu yılki etkinliğin onur konuğu, ünlü ressam Recep Batuk olacak. Hakan Kürklü tarafından küratörlüğü üstlenilen etkinliğe; genç sanatçılar Badem Kocalar, Burak Kutlay, Elif Akçay, Emir Tekkalmaz, Esra Karataş, Ezgi Ekim Can, İlayda Çeşmecioğlu, Maya Kırçiçek ve Özge Akdeniz de katılacak. Genç yetenekler, sanatın sınırlarını zorlayarak farklı disiplinlerde eserler üretecek ve ziyaretçilere sanatın gücünü gösterecek. Lara Barut Collection, sanatla buluşmanın otel deneyimine yeni bir boyut kazandırmasına yardımcı olan etkinlikle, turizm sektöründe benzersiz bir rol oynamaya devam ediyor. Misafirlere sanatla dolu bir tatil deneyimi sunarak, sanata olan bağlılığını ve yaratıcılığı vurguluyor ve sanatseverlerin unutulmaz anılar biriktirmesine olanak sağlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/leaderscxo-yeni-yilin-ilk-bulusmasi-gerceklestirdi/", "text": "Doğru yerde, doğru zamanda, doğru iş insanları ile olmak daima kazandırır mottosu ile geçtiğimiz yıl kurulan The Leaderscxo Platformu, yeni yılın ilk buluşmasını gerçekleştirdi. Sultanahmet bölgesinin ünlü otelleri arasında yer alan Hagia Sofia Mansions'ın The Sarnıç adlı mekanında düzenlenen buluşmanın ağır konukları vardı. The Leaderscxo Kurucu Başkanı Cenk Dağcı ve Join Pr Kurucusu Ali Saçlı ev sahipliğinde, sınırlı sayıda katılımcı ve özel davet ile gerçekleştirilen 2022 yılının ilk buluşmasının konukları arasında, Türk Tarih Kurumu Şeref Üyesi, akademisyen ve yazar kimliğiyle her daim gündemde olan Prof. Dr. İlber Ortaylı da yer aldı. Prof. Dr. Uğur Batı, Prof. Dr. Hasan Köni ve fütüroloji alanında önemli mesajları ile arkasında büyük bir kitle yaratan Ertan Özyiğit'i bir arada gören diğer konuklar, Bu buluşma kaçmaz yorumunda bulunarak, bilgilenme tarafında maksimum derecede yararlanmak istediler. The Leaderscxo buluşmasına sanat çevrelerinden de yoğun ilgi vardı. Asıl işi moda olan, ancak sanatçı kişiliği daha da önde olan Ferruh Karakaşlı, Maji Galeri Kurucusu Gaye Donay, Koleksiyoner Zuhal Mansfield, Sanatçı Naz Elmas ve Devlet Sanatçısı Tamer Levent, İlber Ortaylı Hoca'dan Türkiye'de sanatın durumu ve geleceği hakkında bilgi aldılar. Etkinlik ile ilgi İstanbul Sanat Dergisi'ne bir açıklamada bulunan The Leaderscxo Yönetim Kurulu Başkanı Cenk Dağcı; Ortak akıl ve ortak hedefler doğrultusunda geleceğe maddi ve manevi değer katmak amacıyla bir araya gelmeyi hedeflediğimiz buluşmaların 14'üncüsünü gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu içerisindeyiz. Buluşmamıza katılan çok değerli dostlarımıza teşekkürlerimi iletiyorum dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/leman-belentepe-gecmisin-izleri-sergisiyle-buyuk-kulupte/", "text": "Büyük Kulüp, Leman Belentepe 'nin Geçmişin İzleri adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Çoğunluğu Osman Hamdi Bey eserlerinden oluşan rölyef sergisi, 21-27 Mayıs 2022 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Serginin bir başka önemli özelliği, elde edilecek olan gelirin tamamının amasız, fakatsız bir şekilde burs fonuna aktarılacak olması. Şimdilerde 92 yaşında olan Leman Belentepe'nin içinde bir türlü sönmek bilmeyen sanat aşkı, hala üretme arzusuyla sürüyor. Belentepe'nin bu serginin açılmasını istemesindeki nedenlerden biri, yıllar içinde biriken eserlerin depolarda veya evlerin bir köşesinde durması yerine daha fazla kişi tarafından görülmesini sağlamak, bir diğer nedeni de eğitime destek olmak. Subay olan ailesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Selanik'ten göç ederek sırasıyla İzmir, Eskişehir, Çorum ve İstanbul'a gelip, o dönemin sahil kasabası Kartal'a 1923 yılında yerleştiler. Dedesi Mehmet Tenzil Efendi, Belentepe'yi Yunanlılardan alarak paşa oldu ve Atatürk, Soyadı Kanunu ile Belentepe soyadını verdi. Leman Belentepe, 1931 yılında Kartal'da doğdu, deniz ile iç içe bir çocukluk geçirdi. Yaratıcılığı ile doğal malzemelerden oyuncaklar ve yapılar kurgulaması, resme olan yeteneği ile güzel sanatlarda okuması gerekiyordu. Anadolu'dan Balkanlar'a kadar göçebelik yaşayan asker bir aile içinde büyümüş olması, yaratıcılığını hep beslemesine sebep oldu. Akademi mezunu amcası Ressam Mustafa Belentepe'den etkilenmişti ve resim alanında başarılıydı. Ayrıca şiir, düz yazı ve müzik konusunda hep bir şeyler yapıyordu. 1949 yılında Moda Özel Selçuk Kız Enstitüsü'ne gitmeye karar verdiğinde, Kartal-Moda onun için uzun bir yolculuktu. 1952 yılında mezun olduğunda hocaları akademiye teşvik ettiler, ancak o dönemin ulaşım koşulları ile Fındıklı'ya gitmesi mümkün olamadı. 1954 yılında evlendi ve eşinin vazifesi ile Kars, Doğubayazıt, Urfa gibi şark bölgelerinde bulundu. 1980'lerde İstanbul'a kesin döndüklerinde, iki kızı da güzel sanatlara girdi. İçindeki sanata olan yoğun hevesini biraz olsun giderdi. 1999 yılında resim ve rölyef çalışmaları yapmaya başladı. 2000'li yılların başında rölyef atölyesinde hocası Hayriye Gürel'den 4 yıl eğitim aldı. Osman Hamdi Bey tablolarından 3 boyutlu çalışmaları 3 boyutlu bir görsele dönüştürmek için atık malzemeleri kullanarak, kendi bakış açısıyla Osmanlı dönemine ait resimleri canlandırmaya başladı. O dönemi belki yeniden canlandırıyor ve içinde yaşıyordu. Terapi gibi olan çalışmalarını amatör olarak devam ettirdi. 2010 yılında 80 yaşında, Tasarım Parkı'nda Anneler Günü'nde Annem sergisinde annesine yazdığı bir şiirin vitrine basılması ile ilk karma sergisi gerçekleşti. 2018 yılında 88 yaşında ikinci sergisi gerçekleşti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/leros-adasinda-time-is-a-child-sergisi-duzenlenecek/", "text": "Galerist ve Perasma, Time is a Child isimli karma sergiye 9 23 Temmuz 2023 tarihleri arasında, Leros Adası'nda sanatseverlerle buluşturacak. Adını, Antik Yunan filozof Herakleitos'a ait olduğu düşünülen Zaman, sahilde beş taş oynayan bir çocuktur sözünden alan sergi, zaman ve ona bağlı sonsuz ihtimaller etrafında bir araya gelen sanatçıların eserlerinden oluşuyor. Sergi mekanında bir araya gelen Alice Guittard, Ayça Telgeren, Burcu Yağcıoğlu, Elif Uras, Evgenia Vereli, Kostis Velonis, Lara Ögel, Malvina Panagiotidi, Maria Joannou, Martin Creed, Merve İşeri, Nazım Ünal Yılmaz, Nil Yalter, Nuri Kuzucan, Rashid al Khalifa, Savvas Laz, Serkan Özkaya, Silva Bingaz, Stefania Strouza, William Kentridge, Yeşim Akdeniz ve Yusuf Sevinçli'nin eserleri, koyu çevreleyen çam ve okaliptüs ağaçlarının gölgelerine doğru taşıyor. Galerist ve Perasma, Time is a Child sergisinin gerçekleşmesinde geçen yardımlarından ötürü başta Vienna Contemporary, Atelier Rebul ve Minval olmak üzere Aegeas, Miller, Ethnicloom, Tepta, Persan ve Jotun'a teşekkür ediyor. John Keats'in, imgelerin zamansızlığı ve buna olan hayranlığına dair ünlü şiiri Bir Yunan Vazosuna Övgüde olduğu gibi, sergi kendini öngörülemez bir yolculukta ve bu daimi akışın içerisinde bir an olarak konumlandırır. Bir daha geri gelmeyecek zamanda bir duraksamanın kaydını almaya çabalar. Şiirin etkileyici mısraları, vazoda resmedilen sahneler üzerinden, yaşanmadıkça sonsuz potansiyellerini korumaya devam eden deneyimler üzerine düşünür. Bu bitmek bilmez yolculuğun geçici yolcusu olan insan, vazonun üzerinde donup kalmış bir figürden öte değildir. Vazo, canlı ve cansız olan her varlığın direncine bir övgü niteliğindedir. On iki adalardan en yakını, Türkiye anakarasından sadece bir taş atımlık mesafede yer alan Leros, yakın olduğu kadar umarsız ve bir adadan bekleneceği gibi kendi hızında. Leros, II. Dünya Savaşı sırasında yıllarca İtalyan işgali altında kalmış ve bu süreçte önemli bir rol oynamıştır. Faşist rejim etkisinde planlanan mimari yapılar, adanın zengin geçmişi ve hatırasını sarmalayan sütunlar, kemerler, duvarlar, kumlar, taşlar ve sular iç içe, birbirine sıkı sıkıya örülüdür. Sergiye ev sahipliği yapan Lakki'deki Kouluki koyunda yer alan ve 1930'larda İtalyan donanması için mayın deposu olarak inşa edilmiş olan yapı, günümüzde Leros Denizcilik Kulübü olarak hizmet veriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/leshow-istanbul-deri-ve-moda-fuari-acildi/", "text": "3. Uluslararası Leshow İstanbul Deri ve Moda Fuarı, İstanbul Kongre Merkezi'nde kapılarını açtı. 20 Ocak'ta gerçekleştirilen gala defilesi ile başlayan fuar, 3 gün boyunca Türk deri giyim sektörünün önde gelen üreticileri ile Rusya, Ukrayna, Kazakistan, İngiltere, İspanya, Güney Kore, ABD, Yunanistan başta olmak üzere 49 farklı ülkeden 2000'i aşkın profesyonel ziyaretçi ve satın almacıyı buluşturacak. Leshow İstanbul, deri sektörünün marka bilinirliği ve ihracat potansiyeline büyük katkı sağlamanın yanı sıra özgün tasarımların ve yeni kreasyonların sunumuyla modanın da nabzını tutuyor. Koreografisini Asil Çağıl'ın, sunuculuğunu ise Aslı Sertdemir ve Özgür Özyurt'un yaptığı gala defilesinde Newar, Gata, Boni Pelle, Sansar, Dio Gomez, Ambient markaları, göz kamaştıran deri ve kürk kreasyonlarını moda severlerin beğenisine sundular. Kendisi için özel olarak tasarlanan kıyafetlerle sahneye çıkan Cem Belevi'ye, Rusya'nın Bayan İhtişamı olarak tanınan Mila Bolieva eşlik etti. Defilenin sonunda sevilen şarkılarından birini seslendiren genç sanatçı, podyumdaki rahatlığıyla izleyenlerden tam not aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/levent-vardaldan-siralti-otomobiller-sergisi/", "text": "Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Öğretim Elemanı Levent Vardal'ın 30. yılına özel Sıraltı Otomobiller sergisi Estetik International Quasar'da ve Estetik International Bursa şubesinde sanatseverlerle buluşuyor. 1950'den sonra tasarım harikası olarak üretilen otomobillerin farklı bir teknik ve güncel tasarım yaklaşımıyla betimlendiği sergide, bugün müzelere hapsolan otomobiller günümüze taşınıyor. 20 Haziran tarihinde Estetik International Quasar'da açılışı gerçekleştirilen sergi, eş zamanlı olarak Estetik International Bursa'da sanatseverlerle buluşacak. 20 Haziran- 1 Eylül 2023 tarihleri arasında açık olacak sergide 44 eser sergilenecek. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik bölümünden 1993 yılında mezun olan ve o günden bu yana birçok kişisel ve karma sergide eserleriyle yer alan Seramik Sanatçısı Levent Vardal, sanat hayatının 30. Yılına özel hazırladığı serginin açılış konuşmasında şunları söyledi: Bu sergi, 30. sanat yılıma özel bir sergi. Yüksek seramik uygulamalarıyla 50'li ve 60'lı yıllarda tasarım zirvesi olan otomobilleri yeniden görsel olarak gündeme taşımanın mutluluğunu yaşıyorum. Öte yandan bu tarihlerden günümüze uzanan tasarım yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Umarım Sıraltı Otomobiller sergisi sanatseverlere geçmişi yad etmek ve gelecek için ilham almak adına bir fırsat olur şeklinde konuştu. ''Estetik, Sanatsal Bakış Açısı Gerektirir'' düşüncesinden yola çıkarak sanatı ve sanatçıyı destekleyen B Group, B Art vizyonu kapsamında özel sergiler ve sanat etkinlikleri aracılığı ile yeni estetik dinamikleri teşvik ediyor. Ev sahipliği yapacakları yeni sergiyi değerlendiren B Art XX Sıraltı Otomobiller' sergisi İstanbul ve Bursa'da kapılarını açacak. Sanat bizim için en az bilim kadar önemli ve bireylerin, dolayısıyla toplumların gelişmesini destekliyor. Bu muhteşem sergiyle birlikte B Art olarak yenilikçi sanatlara ev sahipliği yapmaya ve yeni projelerimizle sanatseverlerle buluşmaya devam edeceğiz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/lila-muzikten-iki-yeni-album/", "text": "Klasik müzik alanına kazandırdığı albümlerle dikkat çeken Lila Müzik iki yeni albümle bir kez daha müzikseverlerin kalbini kazandı. Piyanist Gülsin Onay'ın Beethoven'ın eserlerinden oluşan albümü 'Gülsin Onay Beethoven' ismiyle çıkarken, İngiliz yazar Shakespeare'in oyunlarında yer alam müzik ve şarkılarından oluşan 'Shakespeare ve Müzik' de Lila Müzik etiketiyle raflarda yerini aldı. Piyanist Gülsin Onay tarafından hazırlanan 'Gülsin Onay Beethoven' albümünde tüm dünyada 250. doğum yılı kutlanan büyük besteci Beethoven'ın üç farklı dönemine ait piyano sanatı, Op.13 Pathetique, Op.53 Andante Favori, Op.53 Waldstein ve Op. 111 dinleyiciyle buluşuyor. Gülsin Onay dünyanın beş kıtasında 80 ülkede verdiği konserle büyük övgüler alırken uluslar arası kültür elçimiz olarak biliniyor. 'Shakespeare ve Müzik' albümündeki eserler iise Rönesans ve Barok dönem enstürmanları ile viola da gamga sanatçısı Bülent Oral, Rönesans lute ve theorbo sanatçısı Diego Leveric ve soprano Linet Şaul seslendiriyor. CD, projeye sesi ile destek veren ünlü İngiliz soprano Dame Emma Kirkby'ni Venedik Taciri oyunundan Lorenzo'nun sözleriyle başlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/londra-tasarim-bienalinde-acik-yapit-publis-award-kazandi/", "text": "İngiltere'nin başkenti Londra'da çeşitli ülkelerden 40'tan fazla sanatçının eserlerinin sergilendiği Londra Tasarım Bienali 2023'de Türkiye'yi temsil eden Açık Yapıt projesi, halk oylamasında birinci oldu. Bianelde Türkiye'yi, sanatçı ve mimar Melek Zeynep Bulut'un performatif bir mekan tasarımı olan ve başkent Londra'daki Somerset House'un avlusunda sergilenen Açık Yapıt adlı çalışması temsil etti. Akustik ve mimari danışmanlığını Celaleddin Çelik'in üstlendiği projede, inşaat mühendisi Mehmet Selim Ökten ile Erdem Kazım Demirkıran, Emrah Bural ve Asude Nur Sancaktutan yer aldı. Bulut'un çalışması, 40'tan fazla sanatçının eserleri arasında halk oylamasıyla birinci seçilerek, Public Award'ı kazandı. Zeynep Bulut'a ödülü, bianelin yapıldığı ünlü sanat merkezi Somerset House'da düzenlenen törende takdim edildi. Törene, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş'ın eşi Sevcan Ertaş da katıldı. Sefire Ertaş, Bulut'u tebrik etti. Bu yılki teması Küresel Oyun: İş Birliklerini Yeniden Eşleme olarak belirlenen bienal, 25 Haziran'a kadar sürecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/londra-tasarim-bienalinde-turkiye-pavyonunda-sergilenecek-eser-tanitildi/", "text": "Londra Tasarım Bienali'nin Türkiye Pavyonu'nda yer alacak eser Açık Yapıtın tanıtımı yapıldı. Etkinlikte Sanatçı ve mimar Melek Zeynep Bulut konuşma yaptı. Londra Tasarım Bienali'nin Türkiye Pavyonu'nda yer alacak eser Açık Yapıtın tanıtımı yapıldı. Sanatçı ve mimar Melek Zeynep Bulut tarafından tasarlanan eserin ayrıntıları, Soho House'da düzenlenen toplantıda paylaşıldı. Lansmanda konuşan Bulut, Londra Tasarım Bienali'nin, dünyanın en önemli bienallerinden birisi olduğunu ifade ederek, Bienalin çağrısında, dünyanın dört bir yanından tasarımcı ve sanatçılardan çeşitli farkındalık çalışmaları istendi. Biz de Türkiye'den bu çağrıya cevap vererek projemizi sunduk dedi. Bulut, Açık Yapıt eserinin performatif bir mekan tasarımı olduğuna değinerek, Tıpkı bir enstrüman gibi çalışan hareketli ve sesli yüzeylerin oluşturduğu soyut kapılar ve dolaşım planı, ziyaretçinin de dahil oluşu ile bir değiş tokuş olacak. Yerleştirme, bilinçli olarak anıtsal bir diziliş ve büyüklükle öne çıkarken, ziyaretçilerin bu deneysel mekana temas etmesi ile bu dokunulmazlık, seslilik ve esneklikle buluşacak. Kapılar bilinçli olarak birbiri ile bağlanıp bir duvar ya da koridor oluşturmaz. Aksine tüm parçalarıyla kendini açmış, açık bir karşılama gibi davranır diye konuştu. Her edisyonda yüzbinlerce ziyaretçiyi ağırlayan bienalde, Türkiye Pavyonu'nun avluda yer alacağını aktaran sanatçı, burada çeşitli ülkelerden 40'tan fazla sanatçının, küresel zorluklarla yüzleşen ve izleyicilere ilham veren tasarımlarını sergileyeceğini söyledi. Kültür ve Turizm Bakan yardımcıları Özgül Özkan Yavuz ve Ahmet Misbah Demircan'ın da katıldığı tanıtım toplantısında, basın mensuplarının yanı sıra farklı disiplinlerden çok sayıda sanatçı yer aldı. Akustik ve mimari danışmanlığını Celaleddin Çelik'in üstlendiği projede, Doç. Dr. Mehmet Selim Ökten ile ekibi Erdem Kazım Demirkıran, Emrah Bural ve Asude Nur Sancaktutan yer alıyor. Bu yıl 1-25 Haziran tarihlerinde Londra'daki Somerset House'da gerçekleştirilecek etkinliğin teması Küresel oyun: İşbirliklerini Yeniden Eşleme olarak açıklandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/londra-tasarim-bienalinde-turkiyeyi-acik-yapit-projesi-temsil-edecek/", "text": "Dünyanın çeşitli ülkelerinden 40'tan fazla sanatçının ilham veren dünya lideri tasarımlarını sergileyeceği Londra Tasarım Bienali'nde Türkiye'den Melek Zeynep Bulut'un Açık Yapıt adlı çalışması izleyiciyle buluşacak. Londra Tasarım Bienali 2023'ün Türkiye Pavyonu'nda, sanatçı ve mimar Melek Zeynep Bulut tarafından tasarlanan Açık Yapıt projesi sergilenecek. Bu yıl 1-25 Haziran tarihlerinde Londra'daki Somerset House'da gerçekleştirilecek etkinliğin teması Küresel oyun: İş birliklerini Yeniden Eşleme olarak açıklandı. Her edisyonda yüzbinlerce ziyaretçiyi ağırlayan bienalde Türkiye Pavyonu avluda yer alacak. Dünyanın çeşitli ülkelerinden 40'tan fazla sanatçının, küresel zorluklarla yüzleşen ve izleyicilere ilham veren dünya lideri tasarımlarını sergileyeceği fuarda Türkiye'yi Bulut'un Açık Yapıt çalışması temsil edecek. Akustik ve mimari danışmanlığını Celaleddin Çelik'in üstlendiği projede inşaat mühendisi Mehmet Selim Ökten ile Erdem Kazım Demirkıran, Emrah Bural ve Asude Nur Sancaktutan yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/louvre-muzesindeki-somurge-eylemine-5-bin-euro-ceza/", "text": "Kongolu aktivist Mwazulu Diyabanza, Louvre Müzesi'ndeki eylemi için ertelenmiş hapis cezası dışında 5 bin euro ödemeye mahkum edildi. Mwazulu Diyabanza, geçen aylarda Paris'teki Louvre Müzesi'ndeki siyasi bir eylem yapmak amacıyla müzenin vitrininden çaldığı bir figür sebebiyle para cezasına ve ertelenmiş hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca Artnet'te yer alan habere göre Diyabanza, karar sonucunda müzenin imajını bozduğu için ve eylemini uluslararası medyada duyurulduğu için 5 bin euro ödeyecek. Diyabanza ise karara itiraz edeceğini belirtti. Diyabanza yaptığı eylemlerin hırsızlık olarak kabul edilemeyeceğini çünkü eserlerin zaten çalınmış olduğunu söyledi. Louvre Müzesi ise konuyla ilgili henüz bir açıklamada bulunmadı. Aktivist, eski kolonilerden alınan etnografik koleksiyonları hedef alarak Avrupa'daki müzelerde benzer eylemler gerçekleştirmişti. Geçen ekim ayında Diyabanza, Louvre Müzesi'nde, Fransızların Afrika'dan çaldığı eserleri geri almaya geldiğini söyleyerek müzedeki bir eseri yerinden oynattığı bir video yayınlamıştı. Bu videonun ardından yetkililer, aktivisti tutukladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/luna-sanat-galerisi-iki-yeni-sergiye-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "Çocukluğumdan beri hayal dünyam ile zihnim arasında gidip gelen şekilleri çeşitli malzemeler üzerine çizdim, boyadım. 2020 keşfim dünyanın en kadim varlığı taşoldu. Yurdumuzda yaşayan herkesin günlünde taht kurmuş sevilen ve sayılan Yeşilçam ünlüleri ile taşı buluşturmayı başardığımı umuyorum. diyen Evren Kızılöz çalışmalarının bazılarını 19-25 Ocak arası Luna Sanat Galerisi'nde sergiliyor. Mandala öze yolculuğum diyen Ebru Tezkan Usta kendi tarzıyla oluşturduğu ve kahve ile yaptığı Şamanik Mandalalarının bir kısmını Luna Sanat Galerisinde sergiliyor. ŞAMANİK MANDALA; şaman müziği eşliğinde çeşitli şaman motifleri kullanılarak yapılan bir ritüeldir. Şamanik mandala aslında bir trans halidir. Kendi oluşturduğu Şamanik mandala tarzının ülkemizdeki temsilcisi Ebru Tezkan Usta'nın eserleri 19-25 Ocak 2021 tarihleri arasında gezilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/luna-sanat-galerisinden-karma-sergi-secrets/", "text": "Kadıköy'ün yeni galerilerinden Luna Sanat yepyeni bir sergiye ev sahipliği yapmaya başladı. Aralarında Hatice Gülen Çiftçi, Tuba Çevik, Serdar Ersun gibi isimlerinde bulunduğu yaklaşık 35 sanatçıya ait eserlerin yer aldığı sergi 7 Temmuz tarihine kadar Luna Sanat Galerisi'nde izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/luna-sanat-galerisinden-yeni-sergidance-of-fire/", "text": "Kadıköy'ün sevilen sanat galerilerinden Luna Sanat Galerisi farklı alanlarda üretimler ortaya koyan sanatçılarla biraraya geldi. Ortak bir sergi gerçekleştiren Luna Sanat'ta taş boyamadan, mandalaya kadar çeşitli üretimler sergilendi... 'Dance Of Fire' ismiyle açılan sergi 25 Ocak tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Kadıköy Rasimpaşa Mahallesi'nde bulunan Luna Sanat Galerisi hafta içi 13:00 17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/macar-mimarlarin-tasarimlari-turkiyede/", "text": "Macar Kültür Merkezi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden Cumhuriyetin ilk dönemine, Türkiye'de Macar mimarların gerçekleştirilmemiş projelerini bir sergiyle gündeme taşıyor. Macaristan ve Türkiye'den araştırmacıların işbirliğiyle hazırlanan sergi, 6 Kasım 2020 31 Ocak 2021 tarihleri arasında gerekli sağlık önlemleri alınarak ziyaret edilebilecek. Macar Kültür Merkezi, Macarların Tasarımları Türkiye'de, Geç Osmanlı'dan Erken Cumhuriyet Türkiye'sine Macar Mimarların Gerçekleştirilmemiş Projeleri başlıklı yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyıldaki son döneminden 20. yüzyılın ilk yarısındaki Türkiye'ye, ülkenin mimarlık çevresinin önemli bir değişim geçirdiği döneme tanıklık ediyor. Macaristan ve Türkiye'den akademisyen ve araştırmacıların hayata geçirdiği sergi, dönemin yeni başkenti Ankara'nın inşası başta olmak üzere Türkiye'de modernist hareketin yaratıcılarının profilini çıkartırken ziyaretçileri bu dönem hakkında düşünmeye sevkediyor. Sergi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk döneminde, ünlü Macar mimarlar tarafından yapılan, daha önce hiç bu formda bir arada bulunmamış ve hayata geçmemiş bina planları ve projelerini birbiriyle iletişimli bir şekilde bir araya getiriyor. Ayrıca bu sergiyle sunulan projelerin, tarihi bir çerçeve içerisinde dönemin Alman-Türk mimarlık ilişkileriyle de karşılaştırılması hedefleniyor. Sergi ziyaretçilerin, İstanbul ve Ankara'nın önemli konumdaki simgesel yapıları için tasarlanan binaların çizimlerine baktığında bu projelerin eğer gerçekleştirilmiş olsaydı nasıl dururdu diye hayal etmelerine de imkan sağlıyor. Sergide, Gül Baba Türbesi Mirasını Koruma Vakfı'nın desteğiyle bunu canlandırmak için hazırlanan bir video bulunurken, ziyaretçiler bir anket sayesinde bir mimarlık jürisindeymiş gibi hayata geçmesi istediği yapıya oy verebilecek. Ayrıca sergide Mimar Kemaleddin Bey, Sedad Hakkı Eldem, Zütü Başar, Ekrem Hakkı Ayverdi gibi dönemin önemli Türk mimarlarının da projeleri gözden geçiriliyor. Türkiye, Macaristan, İtalya ve Almanya'da titiz bir arşiv taraması sonucu hazırlanan sergiye Budapeşte Teknik ve Ekonomi Üniversitesi Mimarlık Tarihi ve Tarihi Eserlerin Koruması Anabilim Dalı, İstanbul Macar Kültür Merkezi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Türk Mimarisi Araştırma Merkezi'ni temsil eden; Dr. Gergö Mate Kovacs, Dr. Gabor Fodor, Prof. Dr. Nur Urfalıoğlu, Yrd. Doç. Dr. Zafer Sağdıç, Mehmet Emin Yılmaz, Orkun Dayıoğlu ve Dr. Peter Rabb gibi alanında önemli isimlerin yoğun bir katkısı oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/macka-sanat-galerisi-msg-sunar-moment-an/", "text": "Maçka Sanat Galerisi, beş yılın ardından Serhat Kiraz ve Hakan Gündüz'ün Moment/An isimli sergisiyle sanat gündemindeki yerini yeniden alıyor. 18 Aralık'a kadar devam eden sergi, kavramsal ve deneyimsel zeminde dün, bugün ve yarını, MSG'deki tarihsel an ve mekan kapsamında pekiştirip, tartışmaya açıyor. 1976'da, Rabia Çapa ve 1989'da aramızdan ayrılan kız kardeşi, Varlık Yalman Sadıkoğlu tarafından İstanbul Maçka Mim Kemal Öke Caddesi'ndeki modern yapıda kurulan Maçka Sanat Galerisi, kuruluşundan 40 yıl sonra 2016 yılında Rabia Çapa'nın verdiği kararla sanatseverlere veda etmişti. 40 yıl boyunca 200'ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıya ev sahipliği yapan galeri, Rabia Çapa'nın kurumu devrettiği kızı Didem Çapa ile verdiği ortak karar doğrultusunda tekrar izleyicisiyle buluşuyor. Verdiği uzun aranın ardından kapılarını çağdaş Türkiye sanat tarihine katkıda bulunmuş sanatçı, akademisyen Serhat Kiraz ile sanatçı, bilgisayar programcısı Hakan Gündüz'ün Moment/An başlıklı sergisiyle açmaya hazırlanan Maçka Sanat Galerisi, izleyicileri zamana ilişkin uçsuz, bucaksız bir tecrübeye davet ediyor. Moment/An projesiyle Kiraz ve Gündüz, insanoğlunun varoluşunu emek, farkındalık ve mülkiyet gibi unsurlarla farklı disiplinler üzerinden hesaplanabilir, kazanılabilir, sorgulanabilir ve harcanabilir kılan zamana verdikleri fiziksel, kavramsal, akustik, görsel ve kişisel yorumları bitiştiriyor. İkili, kavramsal ve deneyimsel zeminde dün, bugün ve yarını, MSG'deki tarihsel an ve mekan kapsamında pekiştiriyor, tartışmaya açıyor. Tarihi duvar saatleri, elektronik çark düzenlemeleri, güneş saati ve sayısal ya da görsel yerleştirmelerle kendi devinimini izleyiciyle edinen Moment/An sergisi, deneyim tasarımı ve mekan tarihine göndermelerle zenginleşirken, Kiraz'ın MSG'de açtığı 1984, 1993 ve 2007 tarihli üç ayrı kişisel sergisinden sonra ortaya koyduğu ve aynı zamanda bir yeni medya sanatçısı olan Hakan Gündüz'ün de, mekan ve zamana kattığı sanal, psikolojik ve duyusal müdahale ile, yepyeni boyutlar edinen bir proje olarak, kayıtlara geçiyor. Sergiye bununla birlikte, Mementografi Andaçname başlıklı okuması ile, AİCA Türkiye üyesi ve bağımsız gazeteci, yazar Evrim Altuğ da katkıda bulunuyor. Sinan Ödüllü Mimar Mehmet Konuralp, Aydınlatma tasarımcısı Şazi Sirel ve Grafik Tasarımcı, ressam Mengü Ertel'in imzalarıyla 80 m2'lik bir alanda kurulan MSG aynı zamanda, kapalı olduğu süreçte arşivini Vehbi Koç Vakfı'na devrederek yine Rabia Çapa ile Sanat Tarihçi, Eleştirmen Dr. Necmi Sönmez editörlüğü ile hayata geçen Görünmeyene Bakmak isimli kitapta kurumun 200'ü aşkın sergilik tarihini farklı kalemlerle belgeleyerek okuyucuların ilgisine sunuyor. Serhat Kiraz ve Hakan Gündüz'ün Moment/An isimli sergisi, Maçka Sanat Galerisi'nin ev sahipliğinde 18 Aralık tarihine kadar devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/magnet-talkstan-sanat-atolyesi-firat-arapoglu-ile-cagimizda-sanat/", "text": "MAGNET İstanbul'un sanat atölyeleri başlıyor. Çağımızda Sanat isimli birinci oturum 6 Şubat Cumartesi günü 16:00-17:30 saatleri arasında online olarak gerçekleştirilecek. Zoom üzerinden gerçekleştirilecek atölyeye katılım için etkinlik günü katılım linki iletişim bilgilerine iletilecek. Atölyenin bilet satışları www. magnet. istanbul'da devam ediyor. Sanat, ilgili dönemin politik ve toplumsal yönelimlerini olduğu kadar ekonomisini de yansıtır. Sanatçılar toplumun parçalanma görüntüsü sunduğu ve yaşamın ve ona yüklenen anlamın görünürde kayba uğradığı süreçlerde, sanatın ve sanat nesnesinin bu parçalanmayı rehabilite ederek, yeniden bir toplumsal bütünlüğü sağlayabileceğini gösterirler. Bu ilk oturum, sanatın ne olduğu ve bugün sunduğu görüntüyü inceleyecektir. Fırat Arapoğlu Altınbaş Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi; AICA Türkiye 2017-2018 Dönem Başkanı. Sanat Tarihçisi/eleştirmen ve küratör Fırat Arapoğlu, Beden& Mekan, Kimlikler Lütfen!, Halk için Halka Rağmen!, Boğucu Kültür, Öteki Bedenler Re-De/Jenerasyon, Berlin und İstanbul: Tell Me, Demokrasi ve Çatışma, Müze İçinde Bir Müze, Gidebileceğimiz Bir 'Yer Biliyorum, Homo Homini Lupus Ya da Yarın Unutmak, Mesafe ve Temas, Kesişen Eksenler ve Marx 2.0 başlıklı sergilerin küratörlüğünü ve eşküratörlüğünü ve 3. Uluslararası Çanakkale Bienali'nin ve 3. Ve 4. Uluslararası Mardin Bienali'nin eş-küratörlüğünü üstlendi. Gençsanat, ICE, Artam, Eleştirel Kültür, İstanbul Art News, Rh+, Art Unlimited, Flash Art gibi ulusal ve uluslararası sanat dergilerinde, Birgün, Cumhuriyet ve Sol gazetesinde ve sergi kataloglarında makaleleri yayınlandı. Ulusal ve uluslararası sempozyumlara bildiriler yazan Arapoğlu İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Bilimler Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mahir-unsal-erisle-dil-ve-etimoloji-atolyesi-basliyor/", "text": "Mahir Ünsal Eriş'le Dil ve Etimoloji Atölyesi, 19 Aralık 19.00'da online olarak Kültura Litera tarafından düzenleniyor. Aşağı yukarı bu soruların etrafında seyredecek bir atölye çalışması yapacağız. Dil ve anlatımı anlayabilmeyi, kendi dilimizi, başka dilleri, öğrenmeye çalıştıklarımızı, anne-babamızdan devraldıklarımızı ortaya döküp tartışacağız. Dünyanın değişik dil ailelerine, birbirinden ilginç yazı ve alfabelerine, diller arasındaki ilişkilere dair ilginç şeyler bulacak, dillerin gizemli dünyasına dair müthiş dedikodular yapacağız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mahkeme-neset-ertas-filmi-icin-karar-verdi/", "text": "Dijital Sanatlar Yapımevi, büyük usta Neşet Ertaş'ın hayatını konu alan, yazar Prof. Dr. Erol Parlak'ın aynı isimli kitabından uyarlanan Garip Bülbül Neşet Ertaş filmi için çalışmalara başlamış ve filmin fragmanı da geçtiğimiz aylarda izleyiciyle buluşmuştu. Bu süreçte sanatçının ailesi tarafından açılan dava ile çekimlere sete çıkılamadan ara verilmişti. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinde görülen dava Dijital Sanatlar lehine sonuçlandı ve kararda; sansür sonucu doğuracak şekilde yasaklama yapılamaz bilgisi yer aldı. CNN Türk kanalının arşivinden çıkarılan söyleşiye dayanarak verilen kararla yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak'ın üstlendiği film sinemaseverlerle buluşmak için gün sayıyor. Merhum Neşet Ertaş'ın ailesi Yazar Prof. Dr. Erol Parlak'ın Garip Bülbül Neşet Ertaş kitabının babalarının isteği dışında yazıldığını iddia etmiş, kitapla aynı ismi taşıyan filmin çekimlerinin durdurulması yönünde mahkemeye başvurmuştu. İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/322 değişik iş sayılı kararı ile Muris Neşet Ertaş'ın hayatını konu alan Garip Bülbül Neşet Ertaş ya da başka bir isimle sinema filmine konu edilmesine ve sinema filminde Neşet Ertaş ve Muharrem Ertaş'a ait talep edenlerin hak sahibi olduğu eser, icra ve bunları içeren yapımlar yönünden Dijital Sanatlar Yapımevi tarafından sinema filminde kullanılmak suretiyle gerçekleşebilecek muhtemel tecavüzlerin önlenmesine, bu kapsamda filmin çekiminin kısmen çekilmiş ise tamamlanmasının kamuya sunulmasının, çoğaltılmasının ve yayılmasının temsil ve gösteriminin, yayın ve dijital yollar ile umuma iletiminin tedbiren önlenmesine şeklinde karar verilmişti. İşbu ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan müracaat neticesinde TC. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 16. Hukuk Dairesi'nin 2022/624E., 2022/952K. sayılı kararı ile bir filmin sansür sonucu doğuracak şekilde yasaklanamayacağı gerekçesi ile İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/322 değişik iş sayılı ihtiyati tedbir kararı kesin olarak ortadan kaldırılmıştır. Çıkan bu kararla birlikte filmin çekimi için çalışmalara yeniden başlandı. T. C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nde görülen davada bir filmin sansür sonucu doğuracak şekilde yasaklanamayacağı... gerekçesiyle çıkan kararla birlikte çalışmalara yeniden başlandı. Sanatçının, CNN Türk'e verdiği röportaj da gün yüzüne çıktı. Neşet Ertaş' söyleşide, daha önce hakkında yazılmış kitaplar olsa da noterden muvafakat verdiği ve bilgilerini aktardığı tek yazar olan Prof. Dr. Erol Parlak'la şiirlerini, türkülerini yazılan kitapta gelecek nesillere aktarmak istediğini belirtiyor. Dijital Sanatlar Yapımevi'nden mahkeme kararıyla ilgili yapılan açıklamada; Prof. Dr. Erol Parlak'ın büyük usta, son abdal Neşet Ertaş'ın hayatını anlattığı kitabının tüm haklarını aldık ve kendisinin danışmalığında filmimizin çekimlerine başladık. Çekimler sırasında yaşananlar, söylenenler ve sansür uygulama girişimleri bizleri çok üzdü. Ancak mahkeme kararı haklılığımızı ortaya çıkarttı ve bizler büyük sanatçının anısına sonsuz saygımızla, abdal kültürüne yakışır şekilde, şarkılarıyla türküleriyle filmimizi izleyicilerle buluşturmak üzere gün sayıyoruz. Çünkü kendisinin de televizyon röportajında kitabıyla ilgili olarak belirttiği gibi bizler de gelecek nesillere kendisini filmimiz aracılığıyla anlatmak istiyoruz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mahmutbey-metrosunda-seferler-28-ekimde-basliyor/", "text": "İBB, Avrupa Yakası'nın ilk sürücüsüz metrosu olan Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattını, 28 Ekim saat 12.00'den itibaren İstanbulluların hizmetine açıyor. İlk 2 gün ücretsiz hizmet verilecek hatta, günde 352 sefer yapılacak. Diğer toplu ulaşım araçlarıyla da entegrasyonu bulunan hat, tek yönde saatte 70 bin İstanbulluya hizmet verebilecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kabataş Mecidiyeköy Mahmutbey Metrosu'nun ilk etabı olan M7 Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattını, 28 Ekim saat 12.00'den itibaren İstanbulluların hizmetine açıyor. Yaklaşık 3 milyona yakın İstanbullunun yaşadığı 6 ilçeyi birbirine bağlayan hat, 18 kilometre uzunluğunda ve 15 istasyondan oluşuyor. Avrupa Yakası'nın ilk sürücüsüz metrosu olan Mecidiyeköy Mahmutbey metrosunda, her istasyonda bir amir; her araçta ise sürücüsüz metro acil müdahale personelleri hazır bulunacak. Toplam 80 trenle hizmet verecek hat, tek seferde 2 bin 160 yolcu taşıma kapasitesi ile dünyada 1. sırada yer alıyor. Mecidiyeköy Mahmutbey Hattı, açıldığı ilk iki gün boyunca (28-29 Ekim) ücretsiz hizmet verecek. İBB, hattın tasarım sürecinde bir ilki hayata geçirerek, engelli vatandaşlarla test sürüşü yaptı. Gelen talepler doğrultusunda değişikliklerin yapıldığı hattın tamamı, engelli erişimine yüzde 100 uygun hale getirildi. Araçlarda İndüksiyon Döngü Sistemi adı verilen, sadece engelli bireylerin işitme cihazları aracılığıyla duyabileceği frekansta yayın yapılacak. Ayrıca hatta kullanılan Platform Ayırıcı Kapı Sistemleri'nin tamamı yerli üretimden oluşuyor. Böylece ithal ürünlere göre yüzde 50 maliyet avantajı sağlandı. M7 Mecidiyeköy Mahmutbey hattı, Mecidiyeköy istasyonunda Yenikapı-Hacıosman metrosu ve metrobüsle;Karadeniz Mahallesi istasyonunda Topkapı-Mescidi Selam tramvayıyla; Mahmutbey istasyonunda ise Kirazlı-Olimpiyat-Başakşehir metrosuyla entegre olacak. Eminönü-Alibeyköy tramvay hattı tamamlandığında, Alibeyköy istasyonundan bu hatta aktarma yapmak mümkün olacak. Ayrıca İstanbul Havalimanı'na giden metro hattı tamamlandığında Kağıthane istasyonundan aktarma yaparak havalimanına ulaşılabilecek. Mecidiyeköy Mahmutbey metrosunun açılmasıyla birlikte, İstanbul'daki metro hattı uzunluğu 172,25 kilometreye; toplu taşımadaki raylı sistem kullanım oranı ise yüzde 17,8'den yüzde 22,3'e yükselecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mahnam-barzin-sergisi-31-ekime-kadar-uzatildi/", "text": "Tebrizli olup, aynı zamanda bir ses sanatçısı da olan Mahnam Barzin, resim çalışmalarında İran'ın hayli derin kültüründen beslenerek çizimlerini gerçekleştirmekte. 1984 doğulu olan Barzin, müzik hayatında yaptığı besteleri ile de bilinmekte. Çocukluk yaşlarında resim çalışmalarına başlayan sanatçı, üniversitede resim öğrenimi ile kendini daha da geliştirmiş. Ayrıca, Fransa Dil ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olmuş. Müzik dünyasında piyano ve gitar enstrümanlara aşina ve 2008 yılından itibaren gitar ve piyano eşliğinde kendisinin bestelerini yapmakta. Sanatçının son sergisinin teması Bir Uçaydım, son bestesiyle aynı adı taşımakta. Eş zamanlı olarak hem şarkı bestelenmiş ve hem de resim sergisi yapılmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/makina-imalat-sanayi-genc-yetenekler-ariyor/", "text": "Takım Tezgahları Sanayici ve İş İnsanları Derneği, geleceğin yeteneklerini sanayiye kazandırmak ve inovatif fikirlerin ortaya çıkmasını teşvik etmek amacıyla geleneksel hale getirdiği Altın Pergel Yarışması'nın startını verdi. İki kategoride düzenlenecek olan yarışmada meslek lisesi öğrencilerinden 3D polimer yazıcı, üniversitelerin mühendislik fakültesi öğrencilerinden de 3D karbon-fiber yazıcı tasarlamaları isteniyor. İmalat sanayisinde ana üretim malı olarak kullanılan takım tezgahlarında yerli ve millilik oranının yüzde 15 olduğunu kaydeden TİAD Başkanı Fatih Varlık; Bu yarışmayı hayata geçirerek hem 2023 için belirlenen ihracat hedefini yakalamak üzere ülkemize destek veriyor hem de Türkiye'nin ithalata bağımlı olduğu yüksek teknolojili üretim araçlarının ve ihtiyaç duyulan tamamlayıcı ekipmanlarının ülkemizde üretilmesi için tasarım altyapısı sağlıyoruz dedi. Meslek liselerinin 3D polimer yazıcı, mühendislik fakültesi öğrencilerinin ise 3D karbon-fiber yazıcı tasarımlarıyla katılacağı yarışma; eğitim, tasarım, üretim ve değerlendirme bölümlerini kapsayan yedi aylık bir süreci kapsayacak. Birinci aşamada, öğrenci ve öğretmenler gruplarını oluşturup, belirlenen kriterlere göre teorik tasarımlarını yapacak. Hazırlanan teorik çalışmalar alanında uzman olan jüri üyeleri tarafından değerlendirmeye tabi tutulacak ve her kategori özelinde bir üst aşamaya geçmesi için 10'ar okul belirlenecek. Bu aşamada okullara tasarımlarını yapabilmeleri için iş istasyonu ve 3D tasarım programı verilecek ve bu programın eğitimlerini almaları sağlanacak. Tasarımların son hali tekrar jüri değerlendirmesine tabi tutulacak ve her okul 26-27 Eylül tarihleri arasında aynı zamanda sunumlarını yapıp, jürinin sorularını cevaplayacak. Her kategoride dereceye giren okul ve ekiplere ödülleri İstanbul'da düzenlenen ve bölgenin en önemli makine organizasyonu olan MAKTEK Avrasya'da taktim edilecek. 28 Eylül'de düzenlenecek ödül töreninde eğitim bursu başta olmak üzere birbirinden değerli hediyeler de sahiplerini bulacak. İmalat sanayisinde ana üretim malı olarak kullanılan takım tezgahları alanındaki ihtiyacın ancak yüzde 15'lik kısmının yerli makinelerle karşılandığını hatırlatan TİAD Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Varlık, bir sosyal sorumluluk projesi olan Altın Pergel Yarışması ile sivil toplum kuruluşu-okul-sanayi işbirliğini ve bağlantısını güçlendirmeyi hedeflediklerini belirtti. Bu bağın oluşturulmasının son derece önemli olduğunu söyleyen Varlık; Gelişmiş ülkeleri yakalamak için Endüstri 4.0 uygulamaları açısından katma değeri yüksek, özgün ürün tasarımlarının yapılması ve üretilmesi gerekir. İnovatif ürünlerin tasarlanmasını sağlamak ve üretimine öncülük etmek, bu yarışmanın en önemli amaçlarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla sanayi üretiminde geleceğin teknolojisi olarak görülen eklemeli imalat alanında yenilikçi ürünlerin geliştirilmesini sağlamak istiyoruz. Altın Pergel Yarışması, bir yandan yetenekli gençlerin çalışmalarını sergilemelerine ve sanayi üretiminin dinamizmini anlamalarına yardımcı oluyor, diğer yandan da yerel mühendislik ve teknoloji geliştirme firmalarıyla bağlantı kurmalarını sağlıyor. Bu yarışmayı hayata geçirerek hem 2023 için belirlenen ihracat hedefini yakalamak üzere ülkemize destek veriyor hem de Türkiye'nin ithalata bağımlı olduğu yüksek teknolojili üretim araçlarının ve ihtiyaç duyulan tamamlayıcı ekipmanlarının ülkemizde üretilmesi için tasarım altyapısı sağlıyoruz diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/malta-ilk-uluslararasi-cagdas-sanat-bienaline-hazirlaniyor/", "text": "Malta, 2024 baharında maltabiennale. art başlıklı ilk uluslararası çağdaş sanat bienaline ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Akdeniz'in kalbinde yer alan konumu nedeniyle Avrupa'daki siyasi olayların da merkezinde olan Malta, bu bienal ile Akdeniz'in güncel sorunlarını sorgulayarak, geleceğe sanatçıların vizyonu ile bambaşka bir bakış açısı sunmayı hedefliyor. MUZA, Ulusal Topluluk Sanat Müzesi, Heritage Malta ve Malta Sanat Konseyi adına, Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı ile Malta Turizm Ofisi'nin tam işbirliğiyle yapılan çağrı ile 6 kıtadan ve 65 farklı ülkeden sanatçı bu sanat festivalinde bir araya gelecek. Bölgenin 2024'te öne çıkan kültürel etkinliği olmayı vadeden ilk uluslararası çağdaş sanatlar bienali, adanın kültürel bakımdan da oldukça zengin olduğu Mart ve Mayıs 2024 tarihlerine denk geliyor. Görkemli sarayların, kiliselerin, kalelerin ve açık alanların sanatsal yaratım sahnelerine dönüşeceği bienal, heyecan verici kültürel buluşmalara ev sahipliği yapacak. Medeniyetin doğuşundan bu yana Akdeniz'deki kültürlerin merkezinde yer alan ve köklü bir tarihin mirasçısı olan Malta, tüm sanatseverleri bu büyüleyici deneyimin bir parçası olmaya davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/maltepe-belediye-tiyatrosuna-ukraynadan-cifte-odul/", "text": "Maltepe Belediye Tiyatrosu, Ukrayna'nınKherson şehrinde düzenlenen23. Melpomena Uluslararası Tiyatro Festivalinde Stüdyo Sahne'de En İyi Oyun ve En İyi Oyuncu Grubu ödüllerini kazandı. Festivalde Maltepe Belediye Tiyatrosu, Memurin Faslı isimli modernize edilmiş orta oyunuyla sahne aldı. Yazar ve senarist Coşkun Irmak'ın yazdığı müzikli oyunda, günlük yaşam dertleri seyirciyle buluştu. Maltepe Belediye Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Kubilay Erdelikara festivalden iki ödülle dönmekten gurur duyduklarını ifade ederek Festivale Ukrayna'nın farklı şehirlerinden ve 10 ülkeden tiyatro grupları katıldı. Festivalde geleneksel Türk tiyatrosu özelliklerini taşıyan oyunumuzla dikkat çektik. Geleneksel tiyatromuzla bunu başarmak mutluluk verici. 50 oyun arasından en iyi oyuncu grubu ödülünü aldık. Tüm ekibe, tiyatromuzun kurulmasını teşvik ederek verdiği destekten dolayı Maltepe Belediye Başkanımız Sayın Ali Kılıç'a teşekkür ederiz. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/maltepe-belediyesinden-pandeminin-etkiledigi-sanatcilara-buyuk-destek-sanat-sokak-festivali-ile-hayatla-bulustu/", "text": "Pandeminin etkilediği sanatçılara, Maltepe Belediyesi 2. Sokak Festivali ile birlikte büyük destek verdi. Maltepe'nin 18 mahallesinde 9 gün boyunca süren festivalde her gün 2 mahallede çok özel etkinlikler düzenlendi. Maltepe Belediyesi'nin bu yıl ikincisini düzenlediği Maltepe Sokak Festivali, yaz mevsimini geride bırakmaya hazırlanırken sanatı ve sanatçıyı Maltepe'nin her noktasına ulaştırdı. Maltepe'nin 18 mahallesinde dokuz gün süren ücretsiz festivalde her gün iki mahalleye özel zengin içerikli program düzenlendi. Sanatçı Osman Kartaler'in Harflerin Büyüsü isimli açık hava sergisiyle Cumhuriyet dönemine damga vuran birçok usta şairin şiirleri ve sözleri, kaligrafi sanatıyla sanatseverler ile buluştu. Çocuklar için düzenlenen tiyatro gösterimleri, çorap kukla ve eğlenceli oyunlar atölyesi, tahta bacak gösterileri, yüz boyama ve balon katlama etkinlikleriyle renkli anlar yaşandı. Halk oyunu gösterileri, dans ve sporu bir araya getiren zumba etkinlikleri, farklı müzik tarzlarına hitap eden konserler müziğin ritmini ve coşkusunu sokağa taşıdı. Fındıklı ve Altıntepe mahallelerinde başlayan festival, her gün iki mahalleye uğrayarak Esenkent ve Çınar Mahallesi'nde son buldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği Karma Korosu, Filiz İlkay, Enjoy Music, Şeniz Erdinç, Berk Özbek'in sahne aldığı konserlere vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. Sokak Festivali ile sanata ve sanatçıya verdiği önemi bir kez daha ortaya koyan Maltepe Belediyesi, ilçeye ikinci büyük kültür merkezini açma yolunda da önemli ilerleme kaydetti. Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde sayısız etkinliğe imza atan Maltepe Belediyesi, ikinci büyük kültür merkezini Altayçeşme Mahallesi'ne kazandırıyor. Yapımında sona gelinen Yaşar Kemal Kültür Merkezi ile çok yakında Maltepe, önemli bir kültür mekanı daha kazanmış olacak. Yaşar Kemal Kültür Merkezi'nin açılışında ise birbirinden önemli isimler yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mamut-art-projectin-2020-edisyonu-iki-farkli-platformda-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Mamut Art Project'in 2020 edisyonu, pandemi koşullarına uygun olarak tasarlanan yeni yapısıyla fiziksel ve çevrimiçi olmak üzere, 27 Ekim 8 Kasım tarihleri arasında, iki farklı platformda sanatseverlerle buluşuyor. Mamut Art Project 2020, 27 Ekim Salı günü çevrimiçi platformunda ve yeni mekanı Yapı Kredi bomontiada'da eş zamanlı olarak başlıyor. Türkiye genelinde 8 yıldır kesintisiz olarak bağımsız yeteneklere sergi alanı sunmanın yanı sıra, portfolyo günleri, sağladığı süresiz danışmanlık ve iletişim desteği ile sanatçılarını sanat profesyonelleriyle buluşturan Mamut Art Project'te bu yıl 1.500 başvuru arasından seçilen 49 sanatçının eserleri sergilenecek. Kurulduğu günden bu yana birlikte düşünmeyi, üretmeyi ve paylaşmayı teşvik eden bir platform olarak, sanatın her dalından en yaratıcı ve üretici örneklere ev sahipliği yapan Yapı Kredi bomontiada'da, pandemi şartlarına uygun bir ziyaretçi sistemi ve sadeleştirilmiş sergi tasarımı oluşturan Mamut Art Project, sunacağı bu yeni yapıda sanatçılara atölye formatında yer verilirken, ziyaretçilerin randevu alarak eserleri ücretsiz deneyimlemelerinisağlayacak. Kendini sürekli yenileyerek daha fazla sanatçıyı sektöre kazandıran ve İstanbul'un sanat haritasında heyecanla takip edilen Mamut Art Project, 2020 edisyonunda yer alan eserleri aynı zamanda kurduğu çevrimiçi platformunda bir araya getirerek daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Bu sene sunulacak 49 sanatçının 400'e yakın eserinden oluşan zengin seçki, Mamut'un internet sitesi ve sosyal medya kanalları üzerinden birbirinden farklı formatlarda sanatçıları ve sanatseverleri bir araya getiriyor. Aynı zamanda Mamut sanatçılarıyla ilgili kaynak oluşturacak olan mamutartproject. com, yenilenen yüzüyle Mamut 2020'de yer alan eserleri çevrimiçi platformuna taşıyor. İlgilenenlere ücretsiz sanat danışmanlığı hizmeti verecek olan platform, önümüzdeki dönemde içeriğini genişleterek Mamut sanatçılarını dünyanın her yerinden sanatseverlerle buluşturacak. Mamut Art Project Kurucu Direktörü Seren Kohen Mamut 2020 ile ilgili olarak İçerisinde bulunduğumuz süreci göz önünde bulundurarak, sanatçılarımız, koleksiyoner ve tüm takipçilerimiz için gerçekleştirilebilecek en uygun Mamut yapısı üzerinde çok düşündük, çalıştık. Dönem şartlarına uyum sağlayarak ve getirdiği tüm yeniliklere açık olarak mümkün olanın en iyisini sunduğumuza inanıyoruz. Tüm samimiyet ve heyecanımızla 2020'ye uyarlanmış yeni Mamut'u ve 49 sanatçımızı sizlerle tanıştırmak için sabırsızlanıyoruz yorumunda bulundu. Geçen sene 20.000'e yakın bin kişi tarafından ziyaret edilen Mamut Art Project'in bu yılki başvuru sürecinde; Mamut ekibi Portfolyo Günlerikapsamında toplamda 250'yi aşkın sanatçı ile birebir portfolyo görüşmeleri gerçekleştirdi. Yeni sanatçıların üretimleriyle gelişen Mamut Art Project, geçtiğimiz yedi yıl boyunca 350'nin üzerinde umut vaat eden yeteneği sanatseverlerle buluşturdu. Mamut'a 2020 edisyonu için yurt içi ve yurt dışından. 1.500 başvuru yapıldı ve bu zamana kadar ulaşılan en yüksek sayı oldu. Her yıl alanında uzman isimlerden jüri üyeleri tarafından belirlenen sanatçılara disiplinlerarası bir paylaşım ve sergileme imkanı sunan Mamut Art Project'in bu yılki jürisinde; Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarım Programı Koordinatörü, sanatçı ve müzisyen Selçuk Artut, küratör, yazar ve SAHA Derneği Direktörü Çelenk Bafra, sanatçı Aslı Çavuşoğlu; artSümer Galeri Kurucusu Aslı Sümer, OMM -Odunpazarı Modern Müze'nin kurucusu ve koleksiyoner Erol Tabanca bulunuyor. Sanatın genişleyen yönü ve açılımlarıyla sergilenecek işler arasında seramik, heykel, ahşap gibi üç boyutlu çalışmalar, video, animasyon, illüstrasyon, dijital, fotoğraf, kolaj, yerleştirme, sokak sanatı ve resim dahil olmak üzere birçok alanda üretimler yer alıyor. Sanatseverler bu sene Mamut'un 8. edisyonunda değişen dünya koşulları, ekoloji, yeni form ve yapı arayışının ışığında; ses algısı, küresel sorunlar odağında insan gibi güncel konuların özgün yorumlarını deneyimleyebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/manisada-bir-evin-duvarinda-kullanilan-antik-lahit-muzeye-tasinacak/", "text": "Kula'da kagir bir evin yapımında kullanılan ve Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen lahdin müze müdürlüğü denetiminde sökülmesi için çalışma başlatıldı. Manisa'nın Kula ilçesinde 1958'de yapılan bir evin duvarında kullanılan antik lahit, sökülerek Manisa Müzesine taşınacak. Kırsal Bebekli Mahallesi'nde geçen ay vefat eden Yunus Demirtaş'ın evinin duvarında tarihi eser olduğu bilgisi üzerine İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ekipleri, binada inceleme yaptı. İnceleme sonucu 1958'de inşa edilen ve kagir olarak tabir edilen yığma taş binanın giriş kısmının sağ tarafındaki duvar üzerinde çiçek, koç ve boğa başı ile bir erkek ve bir kadın yüzü tasvirinin yer aldığı lahit tespit edildi. İlk belirlemelere göre MS 3. yüzyıla ve Roma Dönemi'ne ait olduğu tahmin edilen lahdin müzeye taşınması için çalışma başlatıldı. Manisa Büyükşehir ve Kula Belediyesi ile görüşerek süreç hakkında bilgilendiren İl Kültür Turizm Müdürlüğü yetkilileri, söküm sürecinin eve ve lahde zarar vermeden tamamlanacağı bilgisini verdi. Bölgede özellikle 50 yıldan eski binalarda benzer durumla karşılaştıklarına dikkati çeken yetkililer, bina yapım denetimlerinin olmadığı dönemlerde köylülerin evlerini yaparken bilinçsiz bir şekilde yakınlarındaki antik kalıntıları kullanabildiğini ifade etti. Mahalle Muhtarı Rami Gök, AA muhabirine yaptığı açıklamada, duvardaki lahdi daha önce gördüklerini ancak süslü bir mermer işçiliği zannettiklerini, tarihi öneminin farkında olmadıklarını söyledi. Yetkililer inceleme yapmaya gelince lahdin tarihi önemini anladıklarını aktaran Gök, lahdin muhtemelen çevredeki bir sit alanından alındığını ve bilinçsiz bir şekilde evin duvarına konulduğunu anlattı. Gök, ev sahibi Yunus Demirtaş'ın geçen ay vefat ettiğini, çocuğu olmadığı için mahalle dışında yaşayan yeğenlerinin vasi olduğunu belirterek, Manisa Müze Müdürlüğü, Kula Belediyesine yazı yazarak lahdin buradan alınmasını talep etmiş. Yunus amcanın yeğenleri, lahdin güvenli bir şekilde, eve zarar verilmeden alınmasına rıza gösterdi. Lahit duvardan alınarak Manisa Müzesine götürülecek. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mansur-yavas-ummiye-kocakin-cagrisina-yanit-verdi-filminizi-yayinlamayi-cok-isteriz/", "text": "Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nun kurucusu Ümmiye Koçak'ın çağrısına yanıt verdi. Yavaş, Yün Bebek filmlerinin dijital ortamda izleyiciyle buluşmasını isteyen Koçak'a Filminizi yayınlamayı çok isteriz dedi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nun kurucusu ve oyun yazar Ümmiye Koçak'ın Yün Bebek adlı filmlerinin dijitalde izleyiciyle buluşması için yaptığı çağrıya yanıt verdi. Yavaş, Bir Netflix Türkiye değiliz ancak Anadolu kadınının sesine Anadolu'nun kalbinden ses katmak için filminizi ABB TV ve Başkent Mobil'de yayınlamayı çok isteriz dedi. 2001 yılında Mersine bağlı Arslanköy'de kurulan Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nun kurucusu ve oyun yazarı Ümmiye Koçak, sosyal medya hesabından çağrıda bulunmuştu. Senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği ödüllü Yün Bebek filminin, dijital ortamda izleyiciyle buluşmasını istediklerini belirten Koçak'a, ABB Başkanı Mansur Yavaş'tan yanıt geldi. Ümmiye Koçak, Yün Bebek filminin çekim sürecini anlattığı bir de video paylaştı. Filmin zor koşullarda çekildiğine değinen Koçak Canımın içleri ödüllü filmimiz olan ve kadında kadına şiddeti konu alan 'Yün Bebek' sinema filmimiz Toros Dağları'nın eteklerindeki zorlu doğa koşularına rağmen çekildiği doğrudur dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/manu-delago-kundura-sahnenin-konugu-olarak-istanbula-geliyor/", "text": "Hang davulunu baştan çıkarıcı bir müzik aletine dönüştürdüğü performansları ve Björk, Anoushka Shankar, Olafur Arnalds, The Cinematic Orchestra gibi isimlerle gerçekleştirdiği projelerle de tanıdığımız Avusturyalı müzisyen Manu Delago, 13 Kasım'da Kundura Sahne'nin konuğu olarak İstanbul'a geliyor. 1 Ekim'de açılan ve eski kazan dairesinden dönüştürülen etkileyici mimarisiyle dikkat çeken Kundura Sahne'nin ilk müzisyen konuğu da olacak Manu Delago, dinleyenlerde rüya etkisi yaratan Circadian adlı albümünü Türkiye'de ilk kez çalacak. Konserleriyle dünyayı sıklıkla gezen sanatçının, turneleri boyunca yaşadığı uykusuzluktan ilhamla yarattığı Circadian, İngiliz müzik yayını Songlines'ta Cesur, çekici ve büyüleyici sözleriyle karşılanmış, eleştirmenlerce 2020'nin en iyi albümleri arasında gösterilmişti. 13 Kasım Cumartesi akşamı saat 21:00'de Kundura Sahne'de gerçekleşecek konserin biletlerini beykozkundura. com adresinden satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mark-eliyahu-psm-onlineda-muzikseverlerle-bulustu/", "text": "Mark Eliyahu, Zorlu PSM Online'da konser verdi. Doğu ve Batı müziklerini sentezlediği tarzıyla dikkati çeken sanatçı Mark Eliyahu, Zorlu PSM Online'da konser verdi. Eliyahu'nun kamança ve tar gibi eski enstrümanları modern ve fütüristik ögelerle birleştirdiği performansı, online. zorlupsm. com adresinden canlı yayınlandı. Tüm grubuyla birlikte sahne alan müzisyene, besteci, müzikolog ve tar sanatçısı olan babası Piris Eliyahu ile klavyede Haim Weiss, gitar ve klavyede Adi Rotem eşlik etti. Babasıyla aynı sahnede olmaktan büyük gurur duyduğunu dile getiren sanatçı, ekip arkadaşlarını tek tek takdim etti. Mark Eliyahu, Journey, Endless, Drops, Coming Back gibi çok bilinen eserlerinin yanı sıra Silence isimli, henüz yayınlanmamış bir parçasını da seslendirdi. Perküsyoncu Rony Iwryn'in su ve farklı objelerle gerçekleştirdiği performans da konserin dikkati çeken bölümlerinden oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/markasanattan-yeni-bir-basari/", "text": "Türkiye ekonomisine yön veren kurum ve kuruluşlarla çalışan Markasanat, Ekonomist'in son 6 yıldır yayınlandığı 40 Yaş Altı En Güçlü 40 Genç CEO listesinde 5 yıldır en çok markasıyla yer alan ajans unvanını devam ettiriyor. Markasanat, bu kez de 2020 yılında toplamda 5 milyar TL'lik bir satış hacmi gerçekleştiren Ulusoy Un, Erin Motor, Art Design ve Lens Yapı Group markalarıyla başarısını taçlandırdı. Marka yönetimi ve kurumsal danışmanlık alanında markalarına 12 yıldır hizmet veren Markasanat, Türkiye'nin önemli değerleriyle çalışıyor. Her sene Türkiye'nin önemli kurum ve kuruluşları tarafından hazırlanan listelerde yer alan markalarıyla başarılarını perçinleyen Markasanat, bu kez de en genç CEO'lara sahip ajans olarak adından söz ettirdi. Sadece referansla ve butik çalışan Markasanat, son 6 yıldır Ekonomist dergisi tarafından belirlenen Türkiye'nin 40 Yaş Altı En Güçlü 40 Genç CEO listesinde en çok markalarının yer aldığı ajans oldu. 5 yıldır listede markaları bulunan Markasanat, bu kez de Ulusoy Un, Art Design, Erin Motor ve Lens Yaşam markalarıyla adından söz ettirdi. Ulusoy Un Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Eren Günhan Ulusoy'un 3. Lens Yapı Group CEO'su Mert Kutlu'nun 27. Erin Motor Genel Müdürü Ersin Şahin'in 37. ve Art Design Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Terzi'nin ise 38. sırada yer aldığı listede, aynı zamanda Turgay Terzi ve Ersin Şahin, kendi sektörlerinden listeye tek giren unvanını da aldılar. 2020 yılında 5 milyar TL'lik bir satış hacmi gerçekleştiren 4 markasıyla listede yer almanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Markasanat Ajans Başkanı Nevin Özcan, 26 yıldır iletişim sektörünün içerisinde yer alıyorum ve resmi kurumların stratejik planlamalarını yapıyorum. 2009 yılında sektördeki açığı görüp Markasanat Marka Yönetimi &Kurumsal Danışmanlık Ajansı'nı kurmaya karar verdim. O günden beri de sadece referansla çalışan yapımızı koruyor ve Türkiye'nin önemli değerlerini keşfedip onların markalaşmalarını sağlıyoruz. Uzun yıllardır bizimle çalışan markalarımızın, her sene Türkiye'nin en önemli listelerinde yer almaları bizi ayrıca gururlandırırken ve ne kadar önemli bir yolda olduğumuzu gösterirken, son birkaç yıldır '40 Yaş Altı En Güçlü 40 Genç CEO' listesine en çok markası giren ajans olmamız da bizi sektörden ayrıştırıyor. Tüm markalarımızı başarılarından dolayı bir kez daha tebrik ediyorum. dedi. Markasanat'ın 2021 yılı itibariyle markaları şu şekildedir: Ulusoy Un, PASHA Bank, Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu, Uluslararası Un Sanayicileri ve Hububatçılar Birliği Avrasya Bölge Direktörlüğü, Erin Motor, Art Design, Mobilya Sanayi İş Adamları Derneği, MODOKO, Girişimsel Kardiyolog Prof. Dr. Ali Metin Esen, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Esen, Züccaciyeciler Derneği, Konya Ticaret Odası Karatay Üniversitesi, Mezo Dijital, Kanarya Et Grup, Albox, DizaynVip Group ve Kentsel Dönüşüm Uzmanı Mimar Nihat Şen."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/marmarayda-dijital-minyatur-sergisi-acildi/", "text": "Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın hazırladığı Nakkaş Osman Surname-i Hümayun Dijital Minyatür Sergisi, 5 Mart'a kadar Marmaray Yenikapı İstasyonu'nda ücretsiz sergilenecek. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Türk sanat tarihinin önemli dallarından biri olan minyatür sanatıyla ilgili bir sergiyi halka açtı. Başkanlığın hazırladığı Nakkaş Osman Surname-i Hümayun Dijital Minyatür Sergisi ziyarete açıldı. Hologram ve özel projeksiyon teknolojisiyle gerçekleştirilen 360 Kültür Sanat projesi kapsamında hazırlanan sergi, Marmaray Yenikapı İstasyonu'nda sanatseverlerle buluştu. Dijital sergide, Türk minyatür sanatının en önemli temsilcilerinden Nakkaş Osman'ın çeşitli eserlerinden 15 minyatür, Surname-i Hümayundaki 32 minyatür ve Surname'nin hikayesini anlatan üç boyutlu hologram film gösterimi yer alıyor. Tarihi ve kültürel değere sahip geleneksel sanatlardan minyatür, Türkiye'nin girişimleriyle 2020 yılının son günlerinde UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne alınmıştı. Koronavirüs tedbirlerinin alındığı sergi, hafta içi 10.00-18.00 saatleri arasında gezilebilecek. Girişlerin ücretsiz olduğu sergi, 5 Mart'a kadar açık kalacak. Sergiyle ilgili Twitter hesabından açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da İletişim Başkanlığı olarak tarihi ve kültürel zenginliklerimizi tanıtmaya devam ediyoruz. Hologram ve özel projeksiyon teknolojisiyle hazırlanan Türk minyatür sanatının en önemli eserlerinden Nakkaş Osman'ın 'Surname-i Hümayun Dijital Sergisi' Marmaray Yenikapı İstasyonu'nda. ifadeleriyle paylaşım yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/marti-sanat-galerisinde-sulu-boya-ustalari-sergisi/", "text": "Evde kal günlerinden sonra açılan ve kısa sürede üç güzel sergiye ev sahipliği yapan Martı Sanat Galerisi dördüncü sergisini açmaya hazırlanıyor. 14 Kasım 2020 Cumartesi günü beş usta sulu boya ressamını bir araya getirerek yeni bir resim sergisi ile tüm sanatseverlere kapılarını açıyor. Ülkemizde suluboya sanatının önde gelen isimlerinden oluşan Ahmet Oğraş, Ahmet Öğreten, Ercan Paya, Hicran Alioğlu ve Sinan Balta bu sergide bir araya gelerek GRUP 5'i oluşturdu. Sanatçılar; çalışmalarında İstanbul'u, şehir yaşamını, doğasını ve insanını konu edinerek kendilerine özgü renk anlayışları ve üsluplarıyla ışık oyunları eşliğinde sanatseverlere sunuyor. İstanbul'un önemli kültür merkezlerinden biri olan Kadıköy'de yer alan Martı Sanat Galerisi'nde 14 Kasım 2020 Cumartesi açılacak olan sergi, koronovirüs tedbirleri kapsamında standart açılış saati belirlenmeyip 11:00-18:30 saatleri arasında ziyaretçilerini bekliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mary-poppins-kiraz-agaci-sokaginda/", "text": "Çocuk edebiyatının Gökten İnen Dadı'sı, Yaz Gündönümü'nde Banks Ailesi'nin çocuklarını büyülü bir yolculuğa çıkarır. O gece neler yaşanır neler: Masal kahramanları canlanıp insanların arasına karışır, gökteki yıldızlar insanlara dönüşür, hayvanlar dile gelir, şarkılar söylenerek hep beraber eğlenilir! Mary Poppins Kiraz Ağacı Sokağı'nda kitabına Kelime Yayınları'nın web sitesi www. kelimeyayinlari. com üzerinden ve kitap satan her yerden ulaşabilirsiniz. Kiraz Ağacı Sokağı On Sekiz Numara kiralanmıştır. Evin yeni kiracısı, Bay Banks'e dadılık yapan Bayan Andrew'dur. Bayan Andrew, taşınırken beraberinde Luti adında bir çocuk getirmiştir. Jane ve Michael, yeni bir oyun arkadaşı bulduklarına pek sevinirler. Gelgelelim, Luti evini, ailesini ve geldiği yeri çok özlemektedir. Ona yardımcı olacak kişi ise tabii ki Mary Poppins'tir!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/maryam-salahi-kalamis-39-galeride/", "text": "Kalamış Marina Otel bünyesinde yer alan Kalamış 39 Galeri İran'lı sanatçı Maryam Salahi'nin eserlerine ev sahipliği yapıyor. Maryam Salahi'nin Past In Yet adını verdiği sergi Eylül ayı sonuna kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. Sergisine, Geçmedi Henüz anlamına gelen, Past in yet adını verdiğini dile getiren sanatçı Maryam Salahi, Sanat zamanda yolculuk yapmak gibidir. Geçmişte kalmak, sanatçının sanata karşı ödediği en ağır bedel. Herkes olayları unutup yaşamaya, işini yapmaya devam ederken sanatçı içindeki en ağır ve en basit olayları kafasında yerleşik tutup onlardan beslenir. Geçmişten kurtulamamak sanatın güzelliğini yaşamanın en gerçek ve gerçeküstü tanıklığıdır. diyor. Ressam Maryam Salahi, 1982'de İran Tebriz'de doğdu. Tebriz Güzel Sanatlar Lisesi'nden mezun olduktan sonra Tebriz Üniversitesi'ni bitirdi. Master için Türkiye'ye gelen Salahi halen burslu olarak Yeditepe Üniversitesindeki doktora programına devam etmekte. 2001 yılında Tebriz'de düzenlenen bir yarışmada En Başarılı Heykel Ödülü'nde birincilik kazandı. 2008'de 1. Tahran Bienali'nde Büyük Ödül'e aday gösterildi. Tahran, İstanbul, Roma ve Tebriz'de karma ve kişisel sergileri oldu. Birçok fuar ve uluslararası bienallerde eserleri yer aldı. Sanatçı, çalışmalarına İstanbul'da devam etmekte. Kalamış'39 Galeri'nin ev sahipliği yaptığı sergide bir konuşma yapan galeri sahibi Münteha Adalı sergi için yaklaşık 4 yıl önce karar verdiklerini dile getirerek, Değerli sanatçımızla yollarımız 2017 yılında kesişti. Çalışmalarındaki baskın renklerin derinliklerinden yansıyan karamsarlık dikkatimi çekti. Kendisine öneride bulundum o da kabul etti ve böyle bir sergi ile sanatseverleri buluşturmuş olduk. Bundan da son derece mutlu oldum dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/maske-cagrisimlar-sergisi-turkiyeyi-gezecek/", "text": "Çağdaş İstanbul Vakfı ve Baksı Müzesi iş birliğiyle Maske/Çağrışımlar sergisi Baksı Müzesi'nden sonra Büyükyalı Fişekhane'de yer alan Cocoon'da sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Salgın tedbirlerinde açılan sergide, 20 farklı sanatçı ve tasarımcının geçmişten bugüne insan hayatındaki rolünü ve salgının etkisiyle toplumları nasıl kontrolü altına aldığını anlatan eserler yer alıyor. Maske/Çağrışımlar sergisinde, pandemi sürecinde hayatın ayrılmaz parçası haline gelen maskeye ilişkin algının, farklı yorumlar ve dışavurumlarla genleşmesi, zenginleşmesi ve izleyiciler üzerinde yeni sorulara, farklı çağrışımlara yol açması hedefleniyor. Sergi açılışında açıklamada bulunan Baksı Kültür Sanat Vakfı kurucusu Hüsamettin Koçan, serginin pandemi döneminde planlandığını belirterek, Herkeste bir gelecek endişesi var ve kendisini bir tehdit içinde hissediyor. 'Acaba sanatçılar buna nasıl bakıyorlar?' dedik. Bir arkadaşımız 'maske üzerinden gidelim' önerisinde bulundu. Yine sanat tasarım yapalım diye başladık dedi. Koçan, tasarımın işlevsel bir yanı olduğuna işaret ederek, sanatçının panik halinde bile olsa hayal kurma yeteneğini sürdürdüğünü ve kurduğu hayallerle geleceği tasarladığını ifade etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mathias-hornung-ve-onur-hasturk-echos-ile-istanbulda/", "text": "Anna Laudel, Düsseldorf'taki galerisinde gerçekleştirdiği Mathias Hornung ve Onur Hastürk'ün kişisel sergilerini, Echos başlığı altında 21 Ocak 28 Şubat 2021 tarihleri arasında İstanbul'daki sanatseverlerle buluşturacak. İslam sanatının modern batı sanatıyla buluşmasından, gravürden dijital dünyaya geçişe kadar uzanan temaları içerecek Echos, Mathias Hornung'un sergisi Defragmentology ve Onur Hastürk'ün Asimilasyon başlıklı sergilerini, sanatçıların ilk defa İstanbul'da sergileyecekleri yeni eserleri ile birlikte bir araya getirecek. İki sergideki eserler; farklı temalarda ve sanat teknikleriyle üretilmelerine rağmen, geçmişle günümüz arasında kurdukları köprüyle birbirlerini Almanya'dan sonra Türkiye'de takip ederek tamamlayacak. Hornung, sergide yer alan gravürleriyle dijital dünyaya bir bağlantı kurarak, tematik ve yapısal olarak kafa karıştırıcı çağdaş sanata gönderme yapan Hornung, bilgiye rahat erişimin ve aşırıya kaçan ilginin çok katmanlı, aynı zamanda hesaplanamaz boyutlarını sorguluyor. Hastürk ise İslam sanatının farklı üretim ve teknik tarzlarını, Henri Matisse ve Andy Warhol'un öncülerinden olduğu modern batı sanatıyla buluşturuyor. Asimilasyon sergisinde Hastürk üretimlerini 3 ilgi çekici seride sunuyor; Matisse'e Saygı, Warhol'a Saygı ve Klasik Minyatür. Echos 21 Ocak 28 Şubat 2021 tarihleri arasında Anna Laudel İstanbul'da görülebilir. Alınan önlemler, yeni ziyaret gün ve saatleri hakkında ayrıntılı bilgi ve site üzerinden randevu için annalaudel. gallery adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mavi-gozlu-dev-nazim-hikmet-vefatinin-59-yilinda-yad-ediliyor/", "text": "835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Kuvayimilliye ve Memleketimden İnsan Manzaralarının da aralarında bulunduğu unutulmaz eserlere imza atan, şair ve yazar Nazım Hikmet Ran'ın vefatının üzerinden 59 yıl geçti. Kaleme aldığı dizeleri şarkı olan ve Cem Karaca, İlhan İrem, Ahmet Kaya, Ruhi Su, Edip Akbayram, Fikret Kızılok, Fuat Saka, Zülfü Livaneli ile Yunan besteci Manos Loizos tarafından yorumlanan usta şair, ressam Ayşe Celile Hanım ile Hikmet Bey'in oğlu olarak kimi kaynaklara göre Ocak 1902'de, kimi kaynaklara göre ise Kasım 1901'de Selanik'te doğdu. Nazım Hikmet, ilkokulu Göztepe Taş Mektep'te okudu, ardından Mekteb-i Sultani'nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ailesinin yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle bir yıl sonra okuldan alınan Ran, Nişantaşı Sultanisi'ne kaydedildi. Nazım Hikmet, ilk şiiri Feryad-ı Vatanı 11 yaşında kaleme aldı. Denizciler için yazdığı Bir Bahriyelinin Ağzından şiirinden etkilenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın desteğiyle 1917'de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi'nden 1919'da mezun oldu. Usta şair, Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı ancak 1920'de geçirdiği bir hastalık sebebiyle 1921'de sağlık kurulu kararıyla askerlikten çıkarıldı. Bu süreçte edebiyata ilgisini sürdüren Ran, yazdığı şiirleri büyük hayranlık duyduğu Yahya Kemal'e gösterip, eleştirilerini aldı. Bir inilti duydum serviliklerde/ Dedim: Burada da ağlayan var mı? /Yoksa tek başına bu kuytu yerde, /Eski bir sevgiyi anan rüzgar mı? / Gözlere inerken siyah örtüler / Umardım ki artık ölenler güler / Yoksa hayatında sevmiş ölüler / Hala servilerde ağlıyorlar mı? dizelerinden oluşan ve Yahya Kemal tarafından düzenlenen, Hala Servilerde Ağlıyorlar mı? şiiri, 1918'de Yeni Mecmua'da yayımlandı. Nazım Hikmet Ran, 1920'de Alemdar gazetesinin açtığı şiir yarışmasında birincilik ödülünü kazandı. İlk dönemlerinde adı hececi şairlerle anılan Ran, İstanbul'un işgal altında olduğu günlerde, vatan sevgisini yansıtan coşkulu direniş şiirleri kaleme aldı. Usta şair, Milli Mücadele'ye katılmak üzere 1921'de Faruk Nafiz, Yusuf Ziya ve Vala Nurettin ile Sirkeci'den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice binerek İnebolu'ya geçti. Bolu'da bir süre öğretmenlik yapan şair, daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde okudu. Usta şair, Batum'da duyduğu ancak sözlerini anlamadığı Rusça bir şiirin şeklinden etkilenerek serbest şiire ilgi duymaya başladı. Moskova yolculuğu sırasında yazmaya başladığı Açların Gözbebekleri şiirinde serbest ölçüyü deneyen Ran'ın bazı şiirleri, 1923'te Yeni Hayat ve Aydınlık dergilerinde yayımlandı. Moskova'dan 1924'te Türkiye'ye dönen Nazım Hikmet, Aydınlık dergisinde yayımlanan şiir ve yazılarından dolayı 15 yıl hapsi istenince yeniden Moskova'ya gitti. GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ 1927 de BAKÜ'DE YAYIMLANDI! Nazım Hikmet Ran'ın ilk şiir kitabı Güneşi İçenlerin Türküsü, 1927'de Bakü'de okuyucuyla buluştu. Cumhuriyet'in 5. yıl dönümü münasebetiyle çıkarılan aftan yararlanmak üzere Temmuz 1928'de Türkiye'ye girerken yakalanan Nazım Hikmet, bir süre tutuklu kaldı. Usta şair, yazı kadrosuna katıldığı Resimli Ay dergisinde bir yandan şiirlerini yayımladı, bir yandan da edebiyatın yerleşmiş değerlerine karşı sert çıkışlar yaptı. Kendisini sosyalist şair olarak tanımlayan Ran, sanatın amacı konusundaki tartışmada Sanat, sanat için değildir. diyerek toplumcu bir anlayışı benimsediğini ifade etti. İstanbul'da 1929'da basılan 835 Satır şiiri, edebiyat çevrelerinde geniş yankı uyandıran Ran, tam anlamıyla klasik denilemeyecek ama biçimsel bakımdan daha az deneysel bir şiir dili geliştirdi. Şiirleriyle ilgili açılan pek çok davada beraat eden Ran, 1933'e kadar gizli örgüt kurmak suçundan daha sonra ise orduyu ve donanmayı isyana teşvik suçundan tutuklandı ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edildi. Nazım Hikmet Ran 1939'da 17 bin mısradan oluşan Memleketimden İnsan Manzaraları adlı eserini yazmaya başladı. Genel Af Yasası'ndan yararlanarak, 1950'de serbest kalan şaire, Dünya Barış Konseyi tarafından Picasso, Paui Rubeson, Wanda Jakubuurska ve Pablo Neruda'yla birlikte Uluslararası Barış Ödülü verildi. Neruda'nın Nazım'a sahip çıkın. Biz onun yanında şair bile sayılmayız dediği şair Ran, serbest kaldıktan sonra askerlik görevine alınacağını öğrenince, öldürüleceği düşüncesiyle Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne gitti. Ran, 25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Aynı yıl şairin oğlu Mehmet dünyaya geldi. Uluslararası barış kongrelerine katılması ve bu doğrultuda mücadele etmesi nedeniyle de eserleri birçok dile çevrilen Ran, dünyada çapında büyük bir üne ulaştı. Pek çok ülkeye seyahat ederek konferanslara katılan ve şiirlerini okuyan Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963'te kalp yetmezliği sonucu Moskova'da hayatını kaybetti. Yazar Yaşar Kemal ise kaleme aldığı En Büyük Şairimiz adlı makalesinde büyük halk ozanlarının son büyük halkası dediği Nazım Hikmet için Türk dili var oldukça Nazım Hikmet de var olacaktır. ifadelerini kullanmış, ayrıca Eğer Nazım Hikmet gibi büyük bir yol gösterici gelmeseydi, edebiyatımız bu seviyeye çıkamazdı. değerlendirmesinde bulunmuştu. Nazım Hikmet Ran'ın doğumunun 100. yılı dolayısıyla 2002 yılı UNESCO tarafından Nazım Yılı ilan edilmişti. Novodeviçi Mezarlığı'nda toprağa verilen şair, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildi. Ran'ın Dağların Havası, Güneşi İçenlerin Türküsü, 835 Satır, Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Taranta Babu'ya Mektuplar isimli eserleri yaşamı sırasında, Kurtuluş Savaşı Destanı, Rubailer, Memleketimden İnsan Manzaraları, Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar, Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar, Kuvayi Milliye, Sevdalı Bulut, Nazım ile Piraye, Hikayeler, Piraye'ye Mektuplar, Henüz Vakit Varken Gülümün de aralarında bulunduğu çok sayıda eseri ise vefatından sonra yayımlandı. Eserleri 50'den fazla dile çevrilen şair, cezaevindeyken, İbrahim Sabri ve Mazhar Lütfi takma adlarının yanında imzasız olarak da bazı şiirlerini okuyucuyla buluşturdu, 1949'da ise Ahmet Oğuz Saruhan adıyla La Fontaine'den Masallar isimli kitabını çıkarttı. Akşam, Son Posta ve Tan gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapan Ran'ın yine Orhan Selim imzalı İt Ürür Kervan Yürür adlı bir kitabı da bulunuyor. Oyun yazarı da olan Nazım Hikmet'in, Kafatası, Bir Ölü Evi, Unutulan Adam ve Ferhat İle Şirinin de aralarında bulunduğu 22 tiyatro eseri, Türkiye'nin yanı sıra Rusya, Almanya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya'da sahnelendi. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı olan Nazım Hikmet'in şiirleri, Ahmet Kaya, Ruhi Su, Edip Akbayram, Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Zülfü Livaneli ve Yunan besteci Manos Loizos tarafından seslendirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/maziden-atiye-zarafet-sergisi/", "text": "Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarından Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar uzanan dönemdeki kadın ve modayı konu alan Maziden Atiye Zarafet isimli sergi Koç Holding ve Vehbi Koç Vakfı'nın desteğiyle, Sadberk Hanım Müzesi tarafından Abdülmecid Efendi Köşkü'nde açıldı. Sadberk Hanım Müzesi tarafından Üsküdar'daki Abdülmecid Efendi Köşkü'nde açılan Maziden Atiye Zarafet, Osmanlı İmparatorluğu'nun Son Döneminden Cumhuriyet'in İlk Yıllarına Kadın Kıyafetleri adlı sergide; 19. yüzyılda şehirli kadınların Avrupa modasını takip etmesiyle başlayan ve Cumhuriyet'in ilanıyla hız kazanan yeni kıyafet modası ile kadın rollerinin değişimi ele alınıyor. Sergi, kadınların yalnızca giyim kuşamlarını değil, yaşadıkları çevreyi de tanıtmaya çalışıyor. Aynı zamanda elbiseleri ilk defa bir arada sergilenen Latife Hanım, Mevhibe İnönü ve Afet İnan'ı da içeren sergide Atatürk'e özel bir bölüm de bulunmaktadır. 100 esere yer verilen sergide toplumun elit kesiminden kadınlara ait, pek çoğu terzi ve mağaza etiketi taşıyan gelinlikler, özel günlerde ve davetlerde giyilen elbiseler, sokak kıyafetleri, binici kıyafetleri, çanta, ayakkabı ve şemsiye gibi aksesuarlar sergileniyor. Serginin küratörlerinden ve Sadberk Hanım Müzesi Müdiresi Hülya Bilgi, en çarpıcı koleksiyonlarından biri olan Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi kadın kıyafetlerini öne çıkararak, özellikle kadın temalı bir sergi hazırlamayı arzu ettiklerini söylüyor. Küratörlüğünü Sadberk Hanım Müzesi Müdiresi Hülya Bilgi ile Dr. Şebnem Eryavuz ve Bahattin Öztuncay'ın üstlendiği, tasarımını Dr. Umut Durmuş'un gerçekleştirdiği sergi, pazartesi günleri hariç hafta içi her gün 11:00-19:00 saatleri arasında 17 Mart 2024'e kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mda-bu-yil-herkesi-uyanisa-taniklik-etmeye-davet-ediyor/", "text": "Katılımcılarına alışılagelmiş festivallerin çok dışında bir deneyim alanı sunan MDA, bu yıl Müzikist tarafından altıncı kez düzenlenecek.1-3 Eylül tarihleri arasında, İstanbul Polonezköy'de üç gün boyunca sanatçıları, akademisyenleri ve katılımcıları bir araya getirecek olan MDA 2023'ün bu yılki teması ise Uyanış olacak. Müziğin kaynağı olan doğayı buluşma alanı olarak işaretleyen ve her yıl dünyadan birçok farklı sanat yaklaşımını bir araya getirerek kolektif bir üretim süreci oluşturan MDA, 2018 yılında çıktığı yolculuğuna altıncısı ile devam ediyor. 1-3 Eylül tarihleri arasında İstanbul Polonezköy'de gerçekleşecek MDA, tema oluşturma sürecinde hepimizi derinden etkileyen konulardan ilham aldı. Ülkemizde gerçekleşen yıkıcı depremler sonrası iyileşme süreci, Cumhuriyet'in 100. yılı ve toplumsal dönüşüm beklentileri ile yeni umutlar, yeni başlangıçlar, yeni farkındalıklar ve yeni deneyimler etrafında şekillenen etkinliğin bu yılki teması Uyanış oldu. Sanatçıların, atölye eğitmenlerinin, masal anlatıcılarının ve katılımcıların üç gün boyunca bir çember etrafında toplanmasına vesile olacak MDA 2023, Uyanış teması etrafında şekillenen programıyla kolektif üretimi ve iyileşmeyi hedefliyor. MDA, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından 13. sü olan İklim Eylemini destekliyor. Her yıl Organik Sahne isminin verildiği sahneyi doğadan ürünler eşliğinde özel olarak tasarlıyor. Festival süresince minimum atık üretiyor ve üretilen atıkları ayrıştırıyor. Yukarı dönüşüm ve sıfır atık hakkında farkındalık sağlayıcı etkinlikler düzenliyor. Üç günlük deneyimsel bir yaşam alanı sunan MDA'nın bu yıl planlanan programında; gün boyu müzik, sanat ve doğaya dair paneller ve atölyeler düzenlenecek. Bade Nosa, Maya Perest, Canay Doğan, Melisa Karaduman, Onur Kahvecioğlu festivalde yer alacak sanatçılar arasında. MDA 2023 ile ilgili ayrıntılara, muzikist. org web sitesinden ve MDA'nın sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/medeniyetlere-ev-sahipligi-yapan-erzincanin-yeni-muzesi-ziyaretcilere-hazirlaniyor/", "text": "Tarihi İpekyolu üzerinde yer alan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan Erzincan'da, Kültür ve Turizm Bakanlığı yatırımıyla yapımı tamamlanan Erzincan Müzesi, ziyaretçilerini binlerce yıllık yolculuğa çıkarmak için gün sayıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı yatırımıyla yapımı tamamlanan Erzincan Müzesi, açılış için gün sayıyor. Ordu Caddesi'nde inşaatına 2021'de 2 bin 30 metrekare kapalı alan olarak başlanan müze, ziyaretçilere hazırlanıyor. Müzede sergilenmek üzere, Paleolitik Döneme kadar uzanan eserlerle Tunç Çağı, Urartu, Pers, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden yaklaşık 350 parça eser yerleştirildi. Engellilerin de unutulmadığı Erzincan Müzesi'ndeki eserleri, görme engelliler sesli betimlemeyle öğrenebilecek. Mayıs ayı içinde açılacak müze, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın oluşturduğu Sanal Müze sistemine dahil edilecek. Erzincan'da 27 Aralık 1939'da meydana gelen, yaklaşık 33 bin kişinin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin de yaralandığı 7,9 büyüklüğündeki depremin izleri de müzede sergilenecek. Depremde kısmen veya tamamen yıkılan tarihi yapıların maketleriyle o dönemki gazeteler ve görüntülerin de yer alacağı özel bir sergi alanı oluşturuldu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Müzeler Dairesi Başkanı Bülent Gönültaş, müzeyi yakın zamanda vatandaşların ziyaretine açacaklarını söyledi. Tarihi İpekyolu üzerinde yer alan kentin birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Gönültaş, Tunç çağlarından günümüze kadar gelen eserlerle bakırcılıktan yörenin geleneksel kıyafetlerine kadar pek çok dönemi yansıtan eserlerin müzede sergileneceğini kaydetti. Müzenin, Erzincan'ın doğasına ve yöre mimarisine uygun bir şekilde tasarlandığını ifade eden Gönültaş, Erzincan'da 20 yıl önce burada öğrenci olarak Altıntepe'de bilimsel kazı çalışmalarına katılmıştım. O dönem kazıda bulduğumuz eserleri bugün 20 yıl aranın ardından ilk defa açtığımız bu müzede sergiliyor olmamız bizim için ayrı bir mutluluk. İnşallah daha fazla yapılacak kazılarla bu müzenin teşhirini de zenginleştireceğiz dedi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Arda Heb ise Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Erzincan Valiliği'nin ortak çalışmasıyla iki yıl gibi kısa bir sürede müzeyi açılışa hazır hale getirdiklerini aktardı. İki büyük depremle yıkılan Erzincan'ın o acıları içinde hissetmiş illerden biri olduğunu anımsatan Heb, müzecilikte ilk olacak çalışmayla, kentin geçmişinde depremde kaybettiği eserlerin sergilendiği bir alan olacağını dile getirdi. Kentte yapılacak kazılarda bulunan tarihi eserlerin yeni kurulan müzede sergileneceğine dikkati çeken Heb, Geçmiş dönemlerde Altıntepe'de kazılar sonrası çıkarılmış birçok eser Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi'ne sergilenmekte. Müzemizin olması bize şu avantaj sağlayacak. Bundan sonraki günlerde illimizde çıkarılacak herhangi değerli bir eser, artık başka bir şehirde değil, kendi topraklarında Erzincan'ımızdaki müzemizde sergilenecek. diye konuştu. Heb, butik tarzda engelsiz olarak inşa edilen müzede, görme ve bedensel engelli vatandaşların rahatça gezip bilgi sahibi olabileceği sesli rehberlik sistemi gibi kolaylıkların da olacağını belirtti. Müze açıldıktan sonra Sanal Müze sistemine dahil edileceğini bildiren Arda Heb, Dünyanın neresinde olursanız olun Bakanlığımızın Sanal Müze sistemi üzerinden insanlar müzenin içerisini gezip görebilecek. Şu anda Bakanlığımız uhdesinde sanal müze sisteminde gezilip görülebilecek 60'a yakın müze bulunmaktadır dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/medusanin-cigligi-kasima-damga-vuracak/", "text": "İstanbul'un en önemli Bizans yapıtlarından biri olan Yerebatan Sarnıcı'nda gerçekleşecek olan ''Medusa'ın Çığlığı'' isimli gösterim 17 Kasım'da sanatseverlerle buluşuyor. İBB Kültür AŞ'nin ev sahipliğinde Giyilebilir Sanatın öncü tasarımcılarından Başak Cankeş yönetiminde hayata geçirilen Medusa'nın Çığlığı, sarnıçta suya temas ederek yapılan 45 dakikalık bir sürükleyici performans deneyimini sanatseverlere yaşatacak. Sarnıcın sularına yerleştirilmiş olan istasyonlar arasında dolaşarak izlenen bu performansın baş karakteri Medusa, Yunan mitolojisinde uğradığı haksızlık sonucu Athena tarafından lanetlenip yılan başlı bir varlığa dönüştürülerek cezalandırılmıştır. Bu gösterimde içsel gücünü yeniden kazanacak. Her performansın sonu birbirinden farklı olacak şekilde tasarlanan Medusa'nın Çığlığı'nda seyirciye alternatif performanslar ile şaşırtacak. Seyirciler, sarnıcın loş ve karanlık ortamında 65 kişilik gruplar halinde 45 dakika sürecek olan gösterime konuk olacaklar. Bu performans 17-20-21-22-23 Kasım akşamları 50 kişilik kapasite ile iki ayrı seans olarak 20.15 ve 21.45 saatlerinde sanatseverler ile buluşacak. Etkinlikte telefon tamamen kullanım dışı olacak. Seyirciler görüntü alamayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mehtabin-ve-hilalin-fotografcisi-aydin-sertbas/", "text": "Hepimiz zaman zaman geceleri dolunayın ya da hilalin gökteki enfes görünüşüne vurulup fotoğraflamaya çalışmışızdır. Ancak çektiğimiz fotoğrafta genellikle o ihtişamlı görüntüden eser yoktur. Oysa fotoğraf sanatçısı Aydın Sertbaş'ın karelerine baktığımızda, ayın tam da gönlümüzden geçtiği gibi masalsı ya da şiirsel diyebileceğimiz bir güzellikte fotoğrafa yansıdığına şahit oluyoruz. Adeta bizi alıp başka bir aleme götürüyor gibiler. Ayasofya, Galata Kulesi, Süleymaniye Camii gibi İstanbul'un ikonik yapıları ile ayın doğuşunu ya da dolunay halini aynı karede bir araya getirerek fotoğraflayan sanatçı kısa sürede önemli bir hayran kitlesi edindi. Özellikle instagram hesabından paylaştığı gece fotoğrafları yoğun beğeni alıp dikkat çekti. Sonrasında ünlü rehber ve gezgin Saffet Emre Tonguç ile ortak bir projede yer aldı ve ortaya İstanbul'un en güzel tarihi ve turistik mekanlarını içeren 456 sayfalık İstanbul ve Gece kitabı çıktı. Mehtabın ve Hilalin Fotoğrafçısı Aydın Sertbaş'la yaptığımız keyifli söyleşide; kitabın 3 yıl süren hazırlık çalışmalarına dair detayları, fotoğraf çekmenin inceliklerini ve amatör fotoğrafçılara tavsiyelerini konuştuk. Röportajı okurken fotoğraf çekme tutkusunun insan hayatının her aşamasına nasıl sirayet ettiğini görecek ve bir sanatçının güzel eserler ortaya çıkarırken harcadığı emeğin ve azminin izlerini süreceksiniz. Detaylar İstanbul Sanat Dergisi Ekim-Kasım-Aralık 2020 sayısında...."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mehtap-kurbanzade-hayatta-her-sey-bize-kocluk-yapiyor/", "text": "Kişisel gelişim yanında kültür ve sanata önemli katkıları olan Umay Bilim Sanat Yaşam Dönüşüm Merkezi, yeni sezon açılışını gerçekleştirdi. Açılışa, İstanbul Sanat Dergisi adına arkadaşımız Yeliz Sancaktaroğlu da katıldı. Merkezin kurucusu Ayşen Mehtap Kurbanzade ile bir söyleşi yapma fırsatı bulduğunu paylaşan Sancaktaroğlu; Bilmediğim, yanlış bildiğim pek çok şey öğrendim. Bu bilgileri değerli okurlarımla paylaşabilecek olmanın huzuru içindeyim. Bana bu fırsatı veren Ayşen Mehtap Kurbanzade 'ye şimdiden teşekkürlerimi iletiyorum dedi. Burada isterseniz söze, merkezin adı Umay açılımı ile başlayalım ve sözü Ayşen Mehtap Kurbanzade 'ye bırakalım: Türk mitolojisinde 'Umay Ana'; gökte yaşayan, yeryüzüne inip, kolaylıkla doğum yapmaları, çocuklarını rahatlıkla dünyaya getirmeleri için çalışan annelere yardımcı olan bir tanrıçadır. Mitolojiye çok meraklı biri olarak Anka kuşunun, Simurg'un, benim gibi pek çok insanın da küllerinden doğma hikayesi, her zaman beni etkilemiştir. Sonra düşündüm ki, bizim topraklarımız yüzyıllardır aktarılmış, yaşanmış enerji ve bilgilerle dolu. Ben de bu topraklarda yaşayan tüm insanlar gibi bu bilgilere güvendim ve araştırmalarım sırasında 'Hüma Kuşu', 'Oma Kuşu' ve 'Umay Ana' ile karşılaştım. Umay Ana mitinin benim misyonumla da örtüştüğünü fark edince, bu ismi koydum. Mümkün olduğu kadar çok kapıdan girip çıkarak, merakla arayışta olan biriyim. Bugün görüyorum ki, aslında kendimi kendimde arayan, kendimi bilmeye çalışan biri olduğumu hayat yolculuğum bana anlatmaya, öğretmeye çalışmış. Tabii ki özendiğim, imrendiğim insanlar oldu. İyi ki de oldu. Onlar nasıl yapabiliyor, ben de kendimde nasıl yapabilirim diye bakmaya çalıştım. Her zaman hayatımda karşıma çıkan zorluklara, engellere ve hastalıklara onları nasıl aşabilirim diye bakma çabam oldu. Şimdi size anlatırken şöyle bir şey hatırladım: İlkokulda beden eğitiminde bayrak yarışlarına, atletizimde engelli atlamalara, yarışlara katıldığım günler, lisede o zamanın müfredatında yer alan kasaların üzerinden takla atarak not aldığımız spor derslerimiz vardı. Bu dersleri fiziksel olarak yapmamız, aslında bizi bir tür zorlukla karşılaştığımızda çözüm üreterek üstesinden gelmemiz, aşmamız için ne yapabiliriz düşüncesinde olmamızı sağlayan antrenmanlarmış. Hayatta her zaman atalarımdan, annemden, babamdan aldığım öğrenimlerin ekmeğini yemek destek oldu. Eğer bir işim yolumda gitmezse, Hadi bakalım şimdi farklı ne yapacaksın? diyerek ayağa kalktım. Her zaman böyle bir çabam oldu. Hep kendimi merak ettim, Ne çıkacak acaba benden? diye. Şu anda da sormaya devam ediyorum. Hayatın sana getirdikleriyle uğraşırken, burada veya şurada ne var diyerek işte bugüne geliyorsunuz. Esas olan, bunu yaşamaya çalışmak. Ailemin ilk çocuğu olmamın verdiği bir bilgi olarak, kendimi her daim sorumlu hissettim. Elimde olarak ya da olamayarak, yine bana hayatın sunduğu olumlu ya da olumsuz her türlü zorluğa karşı da kendimi her daim sorumlu hissetim. Daha kapsayıcı olmak adına bazen bilmeden, farkında olmadan kendimi kenara koyarak yaşadım. Dışardan bakıldığında tam da böyle görünmese de uzun yıllar bu şekilde yaşadım. Kendimi bildikçe azimli yanımı fark ettim. Burada da elime aldığım bir konu varsa, mutlaka orada kendimi sorumlu hissederim. Hem o konu için hem yolumda yürümek için çözümler bulmak ve sürecin devamlılığı için çalışırım. Bir bilgiyi aldıysam ve hayata geçirdiysem, artık bunun benden çıkması, yayılması gerektiğine ve bunu hem etrafıma hem de en çok önemsediğim benden sonraki nesillere aktarabilmem gerektiğine inanıyorum. Bu konuda dur durak bilmiyorum. Birey her ne yapıyorsa, bilinç ile yaptığında sonuç inanılmaz özel ve özgün olacaktır. Bunu da ancak kendini bilen, içsel bütünlüğüne ve özgürlüğüne ulaşmış kişiler yapabilir. Uzay tabii ki sonsuzluk, bilinmezlik ve kaos... Aslına bakarsanız, geleceğe ve bu Dünya gezegenine baktığınızda, evrende bir kaos içinde yaşıyoruz. Bir meteor; Dünya'da deprem oldu, insanlar sıkıntı içinde. Dünya'ya düşmeden geçeyim demiyor. Benim de hayatımda bir bilinmezlik olduğunda aklıma ilk gelen, bu gezegenin de evrende bir bilinmezin ve bir kaos içinde var olduğu. O yüzden uzay, büyük bir bilinmezlik. Ama bence kendi içinde bir ahengi olan, belki bizim hissetmediğimiz bir dinginliği, tıkır tıkır kendi halinde devam ettirdiği akışı olan bir yer. Açıkçası benim Umay'ı kurmama vesile olan, hayatımdaki önemli yolculuk. Fen eğitimi almama rağmen, gençken ilgimi çekmese de, çocuklarımı yetiştirirken sanat tarihi, felsefe ve dinler tarihi ile ilgilendim. Sanat tarihi hocamızın heykeltıraş olduğunu öğrenince hemen atölyesine yazıldım ve heykel yapma yolculuğum başlamış oldu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ancak çocukken de sanata yatkınlığım vardı. Hocamızın bizi karma sergiler açmaya teşvik etmesiyle başlayan süreç; iki tane karma sergiye, Atina'da bir fuara, Floransa Bienali'ne ve Strasbourg'da fuara kadar devam etti. Ülkemizde de yine birkaç sergiye daha katılma fırsatım oldu. Heykel maceramı, Umay'ı açtığımdan beri yüreğimin bir köşesinde halen benimle birlikte demlenmeye bıraktım. Sanat ve yaratım, hayatımın her anında iyileştiren bir güç olarak var olmaya devam edecek. Katıldığım atölye çalışmalarımın, eğitimlerimin hayatıma farklı farklı bakış açıları kazandırdığını ve faydalarını tarif etmenin mümkün olmadığını gördüm. Sadece yaşanabilirdi. Durum böyle olunca, 2014 yılında bir Koçluk Eğitimi fırsatı karşıma çıkmıştı. Ben de meraklı biriyim, o zamanlar oğullarımla nasıl iletişim kurarım arayışı ile faklı bir şeyler yapabilir miyim diye düşünüyordum. Bir anlamda onlar üniversiteye, ben koçluk eğitimine başlamışım gibi oldu. O eğitim sonrasında da dedim ki bende böyle bir açılım farkındalık yarattığına göre, pek çok insanda da olması mümkün bir durum aslında. Böylece koçluk yolculuğuna başladım. Profesyonel ERICKSON koçuyum. Sonrasında bir mekan arayışım oldu ve Umay bu şekilde doğdu. Burada 20 atölye var diyebiliriz. Dersler ve eğitimler keyifli bir ortamda veriliyor. Yıl boyunca her ay değişen eğitimlerimiz de var. Ekimde başlayıp mayısta biten, 8 ay süren müfredatı olan uzun dönem eğitimlerimiz olduğu gibi dönemsel 4 haftalık, 8 haftalık, 12 haftalık atölyeler, dersler ve hatta tek seferlik etkinliklerimiz de oluyor. Pandemi ile birlikte birçok eğitimi Zoom üzerinden de veriyoruz. Bunların hepsi bizim koçluk araçlarımız aslında. Bireysel Koçluk Terapisi de alabilirsiniz, bir psikolog ile de çalışabilirsiniz, fakat bunun yanı sıra bence hayatta her şey, tüm çalışmalar bize koçluk yapıyor. Ben de bu niyetle Umay'ı büyütmeye karar verdim. Sanat, olmazsa olmazlarım arasında diyebilirim. Benim yolumda iyileştirici bir güç olmuştur. O yüzden sanatın her dalının, kadim öğretilerin, entellektüel bilginin yaşamda farklı bakış açılarını oluşturmak ve hayatın anlamını bilmeye dair bize, manevi ve maddi yaşamımıza yön olduğu düşüncesiyle kendini merak edenlere bir ortam yaratmış, alan açmış olduk. Umay'ın hikayesi ile ben de gelecek nesiller için çalışıyorum. Sağlıklı nesiller için bugünden geleceğe bir şeyler aktarmak istiyorsak, neleri farklı yaparsak kendini bilen nesillerin yetişmesine alan açar, eşlik ederiz? Bu da okumak, yazmak, yüksek farkındalık istiyor. Rüya tabirleri, tasvirleri, yorumlarını atalarımızdan dinleyerek büyümüş bir nesil olarak, aslında onların belli bir seviyede ne dediğini anlamaya çalışmışız. Uzun yıllar işimize yaramış, fakat artık rüya analizi sayesinde kişiye özel daha derin öz bilgiye ulaşıyoruz ve kendisine ait güçlü farkındalıklar yaşanıyor. Rüya, bu bilgiyi sembol diliyle ifade ediyor. Aynı sembollerin evrensel bir dili olsa da sizin rüyanızdaki senaryo ile hikayeniz size özel olacaktır. Tam da burada bir açılım oluyor. Ama onun dışında herkese o sembolü uyguladığınızda, çok daha yüzeysel bir bilgi almış oluyorsunuz. Rüya analizinde, parmak izi kadar herkesin rüyası kendine özel farkındalık yaşatır. Çünkü alt beynin aldığı, ana rahminde yaşadığımız günler, doğum esnası ve 0-2 yaş arası kişiye özel kayıtları var. Ayrıca bu 3 dönem öncesi, yumurta ile spermin birleşmeden önceki atalardan gelen kayıtlar da var. İşte tüm bu kayıtların birleşmesiyle ne zaman ne çıkacak, onları bilemiyorsunuz. Ancak yaşamda, okul, iş, aile hayatı, çocuk büyütürken, anne, baba, birçok kimlikle hayatımız devam ederken, kayıtlar bir yerden ses etmeye başlıyor. Bu da rüya ile olur. Çünkü güncel hayatı realize etmek için beyin rüya görür. Delta frekansında, uyku esnasında 5 kere girdiği REM döneminde vizyonlanır. Hatırladığınız ve yazdığınız müddetçe bu senaryolar ortaya çıkmış olur. Rüyalarınız analiz edildiğinde artık katman katman, doğal bir süreçte açılan size ait bilgileri fark ederek daha büyük, güçlü adımla bir yol sarf edebilirsiniz. İstanbul'da doğan sanatçı; Nişantaşı Kız Lisesi, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nde okuduktan sonra İstasyon Sanat Evi'nde iç mimarlık eğitimi aldı. İzmir Karaburun'da Astoria Otel'in işletmeciliğini yaptı. 2009'dan itibaren 3 yıl boyunca sanat tarihçisi, heykeltıraş ve ressam Arşo Kasbaryan'ın Sanat Tarihi derslerine ve 4 yıl boyunca Arşo Kasbaryan Heykel Atölyesi'nde heykel derslerine katılan Ayşen Mehtap Kurbanzade, 2013'te Cam Ocağı Vakfı'nda Frantisheck Janak ve Chad Holliday Kalıpla Şekillendirme, Marc Ditzler Füzyon Cam ve Vladimir Klein Soğuk Cam Şekillendirme atölyelerinde teknik dersler aldı. Aynı dönemde Ressam Valerie Çelebi'den desen dersleri aldı. Sanatçı arkadaşları ile 2013'te Dualite ve 2015'te Arayış adlı heykel sergilerini birlikte açtı. Çalışmalarına atölyede devam etmekte. 2013 yılında aldığı ICF Erickson Koçluğu Sertifikası ve 21 yıldır aldığı rüya analizi eğitimleriyle birlikte Koçluk seanslarına başladı. 2021 yılında tamamladığı Nöropazarlama Yüksek Lisansı'nın ardından 2022 yılında Nörobilim, Evrimsel Biyoloji eğitimleri de alarak ile kendi öğrenim ve öğrencilik sürecine de durmadan devam ediyor. Kendi eğitimi ve sanat yolculuğunu ömür boyu sürdürürken; kitlelerin değişim, dönüşüm yolunun bireyden geçtiğine olan inancıyla 2017 yılında kurduğu Umay Bilim Sanat Yaşam Dönüşüm Merkezi'nde bu yolda hizmet veriyor. Ayşen Mehtap Kurbanzade, 21 yıldır Psikiyatrist Nusret Kaya'dan hem danışmanlık hem de eğitim alarak Rüya Analizi yolculuğunda olarak, Koçluk bilgisi ile harmanladığı rüya analiziyle kendine has koçluk sistemini oluşturdu. Kurucusu olduğu Umay-BSYD Merkezi'nde bireysel seanslarını yapmakta."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mekan-2020-ic-mimarlik-ogrencileri-ulusal-bitirme-projesi-yarismasi-sonuclandi/", "text": "İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından düzenlenen Mekan 2020 İç Mimarlık Öğrencileri Ulusal Bitirme Projesi Yarışmasının kazananları belli oldu. San Deco'nun sponsorluğunu üstlendiği yarışmanın ödül töreni ve kolokyumu online olarak gerçekleştirildi. İstanbul Kültür Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü tarafından düzenlenen Mekan 2020 İç Mimarlık Öğrencileri Ulusal Bitirme Projesi Yarışması bu sene San Deco sponsorluğunda gerçekleştirildi. 23 farklı üniversiteden 73 projenin değerlendirildiği yarışmanın sonuçları, online olarak düzenlenen ödül töreninde ilan edildi. Tüm Türkiye'den İç Mimarlık ve İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümlerinde eğitim alan öğrencilerin katılımına açık olan ve 2012 yılından bu yana düzenlenen yarışmanın heyecanla beklenen ödül töreninde San Deco Proje ve Teknik Destek Yöneticisi Çetin Küçükçelebi, firma tanıtımını içeren kısa bir teşekkür ile beraber açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Ödül töreni ve kolokyum ise ünlü İç Mimar Jale Kulin'in yönetiminde Levent Çırpıcı, Prof. Dr. Burçin Cem Arabacıoğlu, Tanju Özelgin, Cem Cemal Çobanoğlu ve Alev Akın'ın değerlendirmelerini aktarması ve birincilik ödülüne layık görülen Merve İrem Keklik'in konuşmasıyla devam etti. İlayda Akdemir ikincilik ödülünün, Ayşenur Gültekin ise üçüncülük ödülünün sahibi oldu. Yüzde yüz yerli sermayeye sahip, Türkiye'nin ilk efekt boya üreticisi San Deco, kimya sanayindeki faaliyetlerine 1965 yılında başladı. 90'lı yıllarda Ar-Ge ve üretimde dekoratif segmentte yer alan efekt boya üzerine yoğunlaşan San Deco, Kocaeli Dilovası ve Cezayir'de toplam 11 bin m alana kurulu tesislerinde toplam 29 bin ton üretim kapasitesine ulaştı. Büyüme ve üretimde insan ve çevreyi merkeze olan San Deco, TSE ve A+ gibi ulusal ve uluslararası üst düzey standartları uyguladı. Yarım asırlık tecrübesiyle efekt boya alanında uzmanlaşarak yapı sektörü, boya sanayi ve mimarlık dünyasına tasarım odaklı inovatif fikirler sunan San Deco, benzersiz ürün yelpazesi, dört kıtada 40 ülkeye yayılan uluslararası pazar gücüyle, dekoratif boya sektörünün önde gelen markası oldu. Efekt boyanın yanı sıra su bazlı iç ve dış cephe boyaları ile fonksiyonel boya üretimi yapan San Deco, Türk boya sanayinin büyüme ve istihdamına katkı sunmak hedefiyle kurduğu San Deco Tasarım Akademisi'yle sektörel eğitim, nitelikli ustaların yetişmesi ve yenilikçi mimarların gelişimine destek için çalışıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/meliha-sozerinin-ikinci-kisisel-sergisi-bozlu-art-projectte/", "text": "Meliha Sözeri, ikinci kişisel sergisi Çevren / Horizon ile 08 Temmuz 14 Ağustos 2021 tarihleri arasında Bozlu Art Project'te izleyiciyle buluşuyor. Göz erimi, ufuk, yatayda olan, kayıp olan, yitirilen, ebedi olan ile insan gözünün ulaşabileceği sınırlara göre varoluş serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Sergi, sanatsal üretim sürecini karantina hali ve kapat ma eylemi ile ilişkilendiriyor. Sanat yapıtının aurasını sorgularken; sanatçının üretim mekanını karantina odaları ile özdeşleştiriyor. Meliha Sözeri, yaşamın şeyleşmesi, özne ve nesne ilişkilerinin izleyicinin bakışıyla yerinden edilmesi ile ilgileniyor. Sergiye hakim malzeme olan tel; varlık-yokluk eksenine yerleşiyor. Tel, parıltılı olanın ardında yer alan karanlık, hafif olanın ardındaki yük, dijital olanın ardından gelen zanaat, canlı olanın ardında bıraktığı atık ile bağ kurarken, şiirselliğin içerisinden çevreyi saran derin boşluğa işaret ediyor. Sanatçının yapıtları, yer ve gökyüzü arasındaki çizgiyi izleyicinin bakışı karşısına yerleştiriyor. Gökle yerin birleşmiş gibi görüldüğü sınırsız çizgiyi gündelik hayattan sıradan nesneler ile modelleyerek, metal delikli tel malzemeyi kesip, dikip, birleştirerek kesintili çizgilere dönüştürüyor. Sergi bir çeşit yeni ufuk yani diğer bir değişle yeni çevren öneriyor. Çünkü varlığı saran tinsel örtü, aura ufuk çizgisine göre belirleniyor. Varlığın aurası çevren ile olan mesafesine göre oluşuyor. Kristalleri parıldamayan bir avize, yansıması olmayan bir ayna, yazmayan bir daktilo hala aura taşıyıcısı mıdır? Auralı sıradan olanın ufkunda yitip gitmektedir. Şiir, heykel, metin, beden, nesne, yer, yer ve gök arasında bir yerlerde gezinmeye davet ediyor. Çevren / Horizon başlıklı sergi 08 Temmuz 14 Ağustos 2021 tarihleri arasında Bozlu Art Project Mongeri Binası'nda izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/melis-buyrukun-habitat-bloom-sergisi-leila-heller-gallery-ile-new-yorkta/", "text": "Sanatçı Melis Buyruk'un iki buçuk senedir üzerinde çalıştığı Habitat serisinden 17 yeni eseri, 20 Temmuz-30 Ağustos tarihleri arasında New York'ta yer alan Leila Heller Gallery'de sanatseverlerle buluşuyor. Habitat: Bloom başlığında sergilenen çalışmalarda insan, hayvan ve bitkilere ait doku ve parçalar bir araya gelerek yeni hibrit yaşam formları oluşturuyor. Altıncı solo sergisini gerçekleştiren Buyruk, Dubai'den sonra yurt dışında düzenlenen ikinci sergisiyle izleyici karşısına çıkıyor. Habitat: Bloomda yer alan çalışmalar, alternatif bir doğa tasvirine işaret ediyor. Doğanın kendi içindeki dinamik ve dengeye mercek tutan eserlerde yer alan her bir doku ve parça fiziki hayatta yaşayan türleri ve dolayısıyla da yaşamı temsil ediyor. Doğadaki her parçanın biricikliğinden ilham alan sanatçı, birbirini tekrar eder gibi gözüken her dokuyu ve formu tek tek elde üretiyor. İlk bakışta tanıdık gelen ancak detaya indikçe tanımlanamayan biçimlerle karşılaşılan çalışmalarda sanatçı alışılmadık bir kurgu oluşturuyor. Üretimlerde karşımıza çıkan altın, platin, bakır ve sedef gibi metaller evrenin ışığını ve gücünü, yaşamın devamlılığını simgelerken, işlerin bütünü teknik olarak çok detaylı ve titiz bir süreçte ortaya çıkıyor. Buyruk'un Habitat: Bloom sergisinin merkezinde, geçmiş çalışmalarından ayrışır bir boyutta dikkat çeken 2x2 metre ölçülerindeki eseri yer alıyor. Farklı türlerin birleşmesinden doğan hibrit canlı formların da yer aldığı fantastik dünya, rutin bir döngüde süre gelen tekrarların içindeki farklılıkları yakalıyor. Sanatçı üretimlerini gerçekleştirdiği süreci çiçek açtığı, mutlu ve umutlu bir dönem olarak tanımlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/melody-hesaraky-ilk-sergisi-in-transit-ile-decollage-art-spacete/", "text": "Amerikalı sanatçı Melody Hesaraky 'nin Türkiye'deki ilk kişisel sergisi In Transit, 18 Eylül-17 Ekim tarihleri arasında Decollage Art Space'te izleyiciyle buluşuyor. New York'ta yaşayan disiplinlerarası bir yönetmen, tekstil tasarımcısı ve sanatçı olan Melody Hesaraky'nin 2020 yılından beri üzerinde çalıştığı serisi In Transit, insanın varoluşundaki yaratım sürecini, hareketle ve bedenle ilişkisini ele alıyor. Birleşik Krallık'taki Brighton Üniversitesi'nden 3D Tasarım ve Malzeme Pratiği lisans derecesini ve San Francisco'daki Academy of Art Üniversitesi Moda Okulu'ndan Tekstil Tasarımı alanında yüksek lisans derecesini tamamlayan sanatçı; fotoğraf, illüstrasyon, karışık medya gibi pek çok türden eserlerini sergi kapsamında bir araya getiriyor. In Transit, Melody Hesaraky'nin fotoğraf, illüstrasyon ve karışık medya eserlerinden oluşan disiplinlerarası bir sergi olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçının 2020 yılında başladığı, üç ayrı seriden oluşan yolculuğun ilk durağı In Transit, vücut sanatı eşliğinde karışık medya içeren fotoğraflardan oluşuyor. Fotoğraflar, insan bedenini ve bedendeki devinimi vurguluyor. Durgunluk içerisinde hareketin sihrini keşfeden eserler, dünyanın durmaksızın dönüşünün ve zamanın ritmik nabzının ortasında, hareketsiz kalmaya, hareketin şiirselliğinin tadını çıkarmaya ve oluş eyleminde teselli bulmaya çağırıyor. İllüstrasyon serisi The Most Gentle Touch, doğu-batı, siyah-beyaz, yaşam-ölüm gibi ikiliklerin arasında, geçişte kendini bulmayı ele alıyor. Sizleri yaşam yolculuğunun, oluş eyleminin ve yaratım sürecinin keşfi için 18 Eylül'de Decollage Art Space'te buluşmaya, Hesaraky'nin eserleri aracılığıyla sadece bir an için bile olsa geçişte olmaya davet ediyoruz. Melody Hesaraky, Brooklyn New York'ta yaşayan İran asıllı multidisipliner bir sanatçı, yönetmen ve tekstil tasarımcısıdır. Dört yaşında resim yapmaya başlayan, sanat pratiği ve yaratıcılığı her zaman hayatının en önemli parçalarından biri olan sanatçı, Birleşik Krallık'taki Brighton Üniversitesi'nden 3D Tasarım ve Malzeme Pratiği lisans derecesini ve San Francisco'daki Academy of Art Üniversitesi Moda Okulu'ndan Tekstil Tasarımı alanında yüksek lisans derecesini aldı. Brighton Üniversitesi'nde lisans eğitimi sırasında seramik, metal, polimer ve ahşap gibi farklı malzemelerle çalışmayı keşfetti, bu sırada sanat statiğini ve felsefesini oluşturdu. 2015 yılında San Francisco'daki The Academy of Art University'de Moda Okulu'na girdi. Mezun olduktan sonra sanat pratiğine devam etmenin yanı sıra birçok üst düzey moda şirketi için çalıştı. 2019 yılında Berkeley, Kaliforniya'da HES Studio'yu kurdu ve stüdyosunu 2020 yılında Brooklyn, New York'a taşıdı. 2020'den bu yana New York'ta geçirdiği süre boyunca Ballet Hispanico ve Dance Theatre of Harlem'den dansçılar, müzisyenler, fotoğrafçılar ve film yapımcıları gibi birçok seçkin sanatçıyla çalıştı. Brooklyn Expo Center, Knockdown center ve bazı özel alanlarda sergiler açtı. Bazı eserleri şu anda Manhattan'daki WCC, West Chelsea Contemporary Gallery'de sergilenmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/meltem-sirtikaranin-bir-ev-baslikli-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor/", "text": "One Arc Gallery, 4 Ekim 4 Kasım 2023 tarihleri arasında Meltem Sırtıkara'nın Bir Ev başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Meltem Sırtıkara, son dönem çalışmalarında doğa ve kültür nesnelerini bir ağ içinde yüzdürdüğü deney alanlarında ortak yaşam olanaklarını araştırırken, mekanı da bu örüntünün bir parçası haline getirir. Bir Ev, nasıl yaşamalıyız sorusundan hareketle Sırtıkara'nın sanatının içinden geçmekte olduğu önemli dönüşümden bir kesit sunar. Galeri alanının bir ev olarak kurgulandığı sergi, sanatçının gelecek yönelimlerine dair kayda değer izler barındırır. Bu evde her tür dayatmadan bağımsız nesneler ve resimler, birbirleriyle semantik hiyerarşilerden arınmış, çabasız ilişkiler kurar. İnandırıcılık adına katılaşma ihtiyacı duymayan kurgu, izleyicinin Merleau-Ponty'nin de dediği gibi hem gören, hem görülen konumunda oyuna dahil olmasıyla adeta canlanır; nefes alıp vermeye, hareket etmeye, bedenlenmeye başlar. İçerisi-dışarısı diyalektiği ortadan kalkar. Evin resimlerden gözüken dışarısı, dışarıdaki eve bakan resmin içerisi ile sürekli yer değiştirir. Dışarıdaki evin çağrışım ağları benliğin evi olan zihni doldururken, bedenlenmiş zihin dışarı çıkmak zorunda kalır. Sanatla ilgili ön kabuller de sanatçının bir süredir devam eden okyanusa açılma oyunundan nasibini alır. Evin resimleri, başta evin duvarlarını süsleyen tablo, dış dünyaya açılan pencere ve tüm ihtişamıyla kendisi olmak üzere istediği her role bürünebilecek kadar özgürdür. Onları çevreleyen nesneler resim düzlemine meydan okumadan, ama onun tarafından da ezilmeden yaşayıp giderler. Duvar yüzeyine doğrudan yapıştırılmış tuval bezinden oluşmaları, onların rolüne de ayrı bir belirsizlik katar. Ne üzerinde durduğu duvarın ustalıklı optik yanılsamalar için nötr bir taşıyıcı olduğunun altını çizen resmin; ne de resmin ölümünü ilan eden yerleştirme sanatının uzamsal iştahının tahakkümüne girerler. Zaten burası, var olmak için kimsenin kimse üzerinde tahakküm kurmasının gerekmediği bir yerdir. Onlar bunu başarabiliyorsa, biz neden yapamayalım? Bir Ev ile Sırtıkara'nın ilişki olgusu çevresinde biçimlenen sanatında diyalektiğe dayalı gerilimin yerini, sanatçının da içinde olduğu bir güvende olma hali almaya başlamıştır artık. Sergi, Sırtıkara'nın bundan sonraki serüvenine bu güven duygusunun egemen olacağının sinyallerini verir. -İpek Yeğinsü"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/merdiven-art-spacete-yeni-sergi-senin-annen-bir-melekti-yavrum/", "text": "Merdiven Art Space, 19 Ekim 19 Kasım 2021 tarihleri arasında Kezban Arca Batıbeki'nin Senin Annen Bir Melekti Yavrum başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin küratörlüğünü yazar, şair ve fotoğrafçı Merih Akoğul üstleniyor. 1984'ten bu yana farklı platformlarda kadın ve popüler kültür üzerine yaptığı işlerle tanınan Kezban Arca Batıbeki'nin annesinin sinema fotoğraflarından yola çıkarak hazırlanan sergi, çeşitli sanat pratiklerini de bir araya getiriyor. Sanat pratiğinde nostalji öğelerinin belirginliğiyle de tanınan Kezban Arca Batıbeki, yeni sergisinde Türkiye sinema tarihinde önemli yerleri olan babası yönetmen Atıf Yılmaz ve annesi oyuncu Nurhan Nur'la paylaştığı çocukluğunun izlerini; sinematografik sahneler, fotoromanlar, alt kültür, klişe, 'kitsch' ve pop kavramları çerçevesinde gerçekleştirdiği sanatsal üretimleriyle izleyiciyle paylaşır. Sanatçının çoğu yapıtında izleyici, tanıdık duyguların eşlik ettiği bir filmin fragmanı içinde geziniyor gibidir. Sanatçının kişisel hafızasından, anılarından, sinemadan kısacası yaşamından beslenen; yalnızlık, özlemler, hayaller ve hüznün melankolisi ile sarmalanan ve bu kez salt kadına değil aslında annesine yönelik içsel ve dışsal kuşatmayı ele alan son sergisi Senin Annen Bir Melekti Yavrum, Batıbeki'nin duygu yüklü andaçlara sahip üretimlerinden önemli bir örnek olacaktır. Kezban Arca Batıbeki'nin tuval resimlerinden foto-kolajlarına, enstalasyonlarından kısa filmlerine kadar tüm sanat pratiğinde, sıradan görünen imgeler birer ikona dönüşür. Sanatçı, her ne kadar tüketim toplumu ve pop imgelerini kullansa da kendi resimsel/plastik anlayışı içinde bu imgeleri yeniden biçimlendirerek yapıtlarına geniş bir toplumsal bağlam kazandırır. Bu anlamda sıradan olanı ele alışı, estetik araştırmadan çok, sosyoloji/tarih ve toplumsal hafıza çizgisine yakınlaşır. Batıbeki, sanatsal söylemi ve çalışmalarının gerisindeki düşünsel ortamı, topladığı objeleri ve efemeraları kullanarak kurgular. Sanatçının yapıtlarında yer bulan her bir nesne, sosyo-kültürel hafızanın ve bireysel deneyimlerin ortak donanımları olarak başkalaşır. Nihai olarak yapıt, rastlantısal öğelerin yeniden düzenlenmesi değil, nesneler ve deneyimler arasındaki kurucu bağıntıların ifadesidir. Çünkü, nesneler, izleyiciye bir semboller ve alegoriler sahnesi sunarken sanatçının hafızasını diri tutan büyük bir mizansen de oluşturur. Sanatçının annesi Nurhan Nur'un, gerçek film karelerine referans gönderen tıpkı kostümler ve pozlarla yapılan güncel çekimlerinin geçmiş/bugün arasında zihni ve bedeniyle yaptığı içsel yolculuk ve anne-kız arasında yaşanan duygusal metaforlar serginin hareket noktasını oluşturuyor. Sergide ayrıca Nur'un Türkiye'de bir dönem sinemanın yerini alan fotoromanlara yaptığı çekimlerden seçilmiş örnekleri kullandığı resimler, mekan yerleştirmesi ve video yerleştirmeleri gibi farklı işler, iki farklı jenerasyonun; fotoğraf, video, enstalasyonlar ve yeni teknoloji üzerinden kendi dönemlerine bakışlarını irdeliyor. Sergiye, sanatçı Deniz Başer tarafından el yapımı üretilmiş 150 edisyonla sınırlı özel bir fanzin de eşlik ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/merge-into-bakus-art-world-with-tahir-salahov-paintings/", "text": "Azerbaijan is home to many talented artists who have been depicting and expressing their outlook on life and history through their creations that can be spotted all across Azerbaijan. Architecture, art galleries, melodies from the bars and music halls... Their atmosphere echoes through the cities inviting every visitor to explore this new poetic world. Among many big names, one that can stand out is the name of Azerbaijani painter and professor Tahir Salahov. His enormous talent, professionalism and kindness made him loved by everyone who knew him or got acquainted with his art works. Salahov's legacy of course is being preserved and conveyed to the audience as an important part of global art heritage. In order to dwell in Tahir Salahov's world, one should visit a house museum of this artistic genius. The three-store museum can be found right in the heart of Baku Icheri Sheher. The narrow and ancient streets of the Old Town will take you to the phenomenal museum full of beauty and creative expression. The walls of the building witnessed the magic happening behind the closed curtains since the third floor was used by the artist as a workshop. Salahov donated 735 exhibits to the museum which include his paintings, personal belongings, carpet collection, and photo archive. You can visit the museum throughout the week except for Monday from 10:00 to 18:00. The tickets can be purchased at the museum's entrance. Azerbaijan National Art Museum is another famous art space located in the centre of the city, where locals and tourists come to relish masterpieces of known artists. The museum's exhibition cannot be complete without a piece by the holder of the People's Artist honorary title Tahir Salahov. At the moment, visitors can see Salahov's famous and significant painting To you, humanity! at the museum. However, soon enough after the renovation of the section dedicated to the Azerbaijani artist, Salahov's other paintings will be back on the display. The museum is open 6 days a week except for Monday from 09:30-18:30. The tickets can be purchased at the museum's entrance. As you walk down to the contemporary side of Baku, you will stumble upon the Museum of Modern Art, which is another art space that presents Tahir Salahov's paintings. This museum has a big collection of up to 800 artworks that belong to different Azerbaijani artists and painters. It is almost felt as if the interior of the museum merges with the paintings, and sculptures, turning into one organism. This extraordinary museum sets only one rule for the artists that there are no strictly defined frames for their artistic expression. The museum welcomes everyone daily throughout the week except Monday from 11:00 to 20:00. The tickets can be purchased at the museum's entrance."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/merve-canakci-ile-sanatsal-pratigi-soylesisi-ve-sergi-turu/", "text": "Sanatçı Merve Çanakçı artSümer'de sanatseverle buluşan Eşik adlı sergisinin ardından bugün (9 Ocak) saat 16:00'da Zoom üzerinden bir söyleşi gerçekleştirecek. Çanakçı, sanatsal pratiği ve son kişisel sergisi üzerine yapacağı söyleşide katılımcılarla çevrim içi bir sergi turu da yapacak. Sohbete katılmak için bu linkten kayıt yaptırabilirsiniz. Merve Çanakçı, uzun zaman ayırdığı bir düşünme ve sanatsal araştırma süreci sonrasında ortaya çıkardığı hibrit eserlerden oluşan bir kurguyu sunduğu Eşik sergisi ile 8 Ocak'a kadar. artSümer'de sanatseverlerle buluştu. Bugüne dek çalışmalarında insan olma halini farklı açılardan ele alarak araştıran ve yorumlayan Merve Çanakçı, . artSümer'deki dördüncü kişisel sergisi Eşike hazırlandığı süre içinde yaptığı araştırmaları çağdaş post-hümanist söylem çıkışlı fikirler ile kesişen ve içinde bulunduğumuz küresel dönüşüm anını eşik kavramıyla bağdaştırıyor. Sanatçı, bunu bir hareketin tam ortasında olma, bir arada olma durumu olarak tanımlıyor. Kelime anlamı olarak bir durumdan diğerine geçiş, arada olma, bir yerden uzaklaşma, çıkma ya da bir bitişi çağrıştıran, aynı zamanda yeni bir başlangıcı da içinde barındıran Eşik, kasıtlı olarak kendimizi içinde bulduğumuz bu geçiş anını araştırırken insan, doğa, hayvan, özne, nesne, kültür ve tarihin alışılagelmiş algılanışlarını sorguluyor. Eşi'i buradan sanal tur ile ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/merve-morkocun-evet-canli-hayir-degil-baslikli-sergisi-kucuk-mustafa-pasa-hamaminda/", "text": "Küçük Mustafa Paşa Hamamı, 09 Aralık 2021-15 Ocak 2022 tarihleri arasında Merve Morkoç'un Evet canlı, Hayır değil. başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının çok diisplinli üretimini içeren sergi, öğrenilmiş ve ezberlenmiş kavramları form ve madde ilişkisi içerisinde sorguluyor. Evet canlı, Hayır değil. ile çalışmalarını çok boyutlu bir zemine taşıyan Merve Morkoç'un; resim, heykel, yerleştirme, fotoğraf, video ve performansı içeren çok disiplinli üretim sürecini aktardığı kişisel sergisi UP Art Project'in ilk sergi projesi olarak Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nda izleyiciyle buluşuyor. Özgür üretim sürecinin yansıması olan çok disiplinli üretiminde, heykel ve yerleştirme hazırlıklarına ileri-dönüşümü ve malzeme deneylerini de aktarıyor. Sanatçının ifadesiyle Fiziksel güçlerin amaçsız etkileri sonucunda ortaya çıkan doğal nesnelere karşılık, tasarılı ve bilinçli bir eylemin ürünü olan yapay nesnelerin özellikleri, nesnel ve genel ölçütlere göre gerçekten tanımlanabilir mi? Canlı ve cansız ayrımının bulanık olduğunu ve canlılığın cansızlıktan meydana geldiğini söylemek mümkün mü? soruları üzerinden şekillenen sergi, öğrenilmiş ve ezberlenmiş kavramları form ve madde ilişkisi içerisinde sorguluyor. Merve Morkoç'un 5. kişisel sergisi ve UP Art Project'in ilk sergi projesi Evet canlı, Hayır değil., 9 Aralık-15 Ocak tarihleri arasında tarihi Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nda görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/merve-yilmazer-icmimarlar-odasi-istanbul-subesi-baskani-oldu/", "text": "TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin 15. Dönem Olağanüstü Genel Kurulu yapıldı. İz, Denge ve Net. adlı üç listenin yarıştığı, Divan Başkanlığı'nı Nursema Öztürk'ün üstlendiği seçimde Net. listesi seçimi kazandı. Toplam 420 oyun kullanıldığı seçimde Merve Yılmazer başkanlığındaki Net. Grubu 180 oy alırken; İz Grubu 135, Denge Grubu da 105 oy aldı. Daha önceki yıllarda da TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin başkanlığını yürüten Merve Yılmazer, 14. dönemde de seçimlere katılmış ve çok az bir farkla kaybetmişti. Yılmazer başkanlığındaki yönetim listesi şu isimlerden oluştu: Neslihan Koç Çapar, Emre Alioğlu, Leyla Özge Şirin, İlknur Yücel, Fatma Miray Arısoy, Fırat Uslu. Seçim sonrasında bir açıklamada bulunan Divan Başkanı Nursema Öztürk; Yapılan bu olağanüstü seçimde tek bir arzum vardı, o da sevginin, barışın ve birliğin ön planda olacağı bir sürecin başlamasına vesile olmasıydı. Üç listenin yarışacağını duyduğumda bir an endişeye kapıldım, ancak seçim sonuçlandığında benim arzum gerçekleşti. Herkes birbiriyle kucaklaştı, yani sevgi, barış ve birlik kazanmış oldu. Bu durumun odanın faaliyetlerine de yansıyacağını ve önemli başarılara imza atılacağını düşünüyorum, umuyorum ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mesher-ve-mubiden-ozel-film-seckisi/", "text": "Meşher ve MUBI, 9 Ekim 2021 27 Mart 2022 tarihleri arasında Meşher'de gerçekleşen Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı başlıklı sergiye paralel olarak, yönetmen kadınların filmlerinden oluşan özel bir seçki hazırladı. Serginin küratoryal bakış açısından hareketle seçilen 12 film, MUBI'de yayımlanacak. Bu işbirliği ile, farklı dönemlerde yaşamış ve farklı coğrafyalardan gelen sanatçı kadınlar ile kadın olmak konularına odaklı anlatılarla sinemadaki kadınlara dikkat çekmek ve bir biz oluşturmak amaçlanıyor. Seçkide A. Lily Aminpour, Haifaa Al-Mansour, Naziha Arebi, Kim Bora, Caroline Champetier, Barbara Hammer, Kim Cho-Hee, Joanna Hogg, Nadine Labaki, Azra Deniz Okyay, Agnes Varda ve Chloe Zhao'nun yapıtları yer alıyor. Seçkideki filmler, 30 günlük deneme süresi ile 31 Mart 2022 tarihine kadar 'Ben-Sen-Onlar' kodu ile giriş yapılarak seyredilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mesherde-sadberk-hanim-muzesinden-bir-secki-maziyi-korumak/", "text": "Maziyi Korumak, Sadberk Hanım Müzesi'nin 40. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında bugün (16 Aralık) Meşher'de açılıyor. Meşher, Maziyi Korumak sergisiyle, kuruluşunun 40. yılını kutlayan Sadberk Hanım Müzesi'nden bir seçkiyi Beyoğlu'na taşıyor. Küratörlüğünü müzenin müdürü ve sanat tarihçisi Hülya Bilgi'nin yaptığı sergi, Arkeoloji ve Türk İslam sanatı koleksiyonlarından derlenen 200'ü aşkın çarpıcı örnekle, ziyaretçileri Anadolu'nun uygarlıklar tarihinde bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Türkiye'nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi'nin kırk yıllık tarihinde gelişen ve zenginleşen kültürel birikiminin geniş kitleler ile buluşturulması amacıyla gerçekleştirilen sergide, MÖ 6. binyıldan 20. yüzyıla uzanan geniş bir zaman diliminin öyküsü, özenle kurgulanmış bir seçkiyle anlatılıyor. Sadberk Hanım Müzesi'nin 19.000'i aşkın eserden oluşan kapsamlı koleksiyonu Arkeoloji ve Türk İslam sanatı bölümlerinden oluşuyor. Arkeoloji Bölümü Anadolu'da yaşayan uygarlıkların maddi kültür kalıntılarını pişmiş toprak, cam, maden ve taş gibi farklı malzemelerden üretilmiş eserler üzerinden kesintisiz bir kronolojiyle gösteriyor. Sekizinci yüzyıldan Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan Türk-İslam Bölümü ise çiniden gemi kandiline, ipekli dokumalardan ayakkabılara, özellikle Osmanlı sanatının doruk noktasına ulaştığı dönemlerin eserlerine odaklanıyor. Sadberk Hanım Müzesi'nin de özellikle üzerinde durduğu, kültürel mirasın korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine dikkat çeken sergi, Anadolu uygarlıklarının ve Osmanlı sanatının seçkin örneklerindeki yaratıcılığın ve ustalığın öyküsünü nadide nesnelerle ziyaretçilere sunuyor. Sergi, 16 Aralık 2020 1 Ağustos 2021 tarihleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metamorfoz-metamorphosis-karma-sergisi-aciliyor/", "text": "Artkolik, yeni sanat sezonunu kurucusu Nazlı Keçili'nin sanat danışmanlığını üstlendiği ve genç sanatçıların üretimlerinden oluşan Metamorfoz / Metamorphosis adlı karma sergi ile açıyor. Serginin kürasyonu Karolin Kuyumcuyan Guichard tarafından gerçekleştirilirken, sergi tarihi dokuya sahip Maison Tomtom'da 22 Eylül 5 Kasım 2021 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Sanatın dönüştürme biçimlerini ele alan sergide Betül Kotil, Esk Reyn, Göktuğ Güngör, İlayda Ar, Özge Kul, ve Sefa Çakır çalışmalarıyla birlikte yer alıyor. Sergide yer alan çalışmalar her şeyin değiştiğinin ama hiç bir şeyin yok olmadığının, maddenin, tekniğin, düşüncenin, zamanın ve hatta sanatçının eseriyle olan ilişkisinde nasıl evirilip yol aldığının somut bir örneğini izleyiciye göstermeyi hedefliyor. yarımada manzaralı teras katında son bulunuyor. Sergide yer alan sanatçılar; malzemeyi, düşünceyi ve çeşitli teknikleri sanata dönüştürme biçimleri ile izleyicinin karşısında yer alıyorlar. Esk Reyn'in yapıtında madde, sanatçının müdahalesiyle bir sanat yapıtına evriliyor; oksitlenme sürecinden sonra farklı biçimlerde kestiği metal levhaları yeniden birleştiren sanatçı, maddeleri heykele dönüştürüyor. Bu etkileşimli süreçte madde sanatçı tarafından bir sanat yapıtı haline getirilirken, yaratıcı süreç de eş zamanlı dönüşerek sanatçının düşüncelerini yeniden şekillendiriyor. İlayda'nın seramik kürelerden birinin üstüne çizdiği kusurlu çizgi ile Betül'ün spatula ile daimi -adeta tefekkür niteliğindeki- karıştırma eylemi sonucunda ortaya çıkan kuş yuvalarının her iki sanatçının da düşünme biçimlerini değiştirdiğini görüyoruz. Özge'nin seramik işleri ise sergide göreceğiniz değişen düşüncelerin soyut bir dışavurumu olarak izleyiciye sunuluyor. Sanatçının tekniğinde sürekli bir yenilenme var; bu yenilenmenin sonucunda ortaya çıkan dönüşüm ise sanatçının eseri üzerinden çok net olarak okunabiliyor. Sefa, keçeli kalem ile farklı teknikler denedikten sonra sanatını katlar boyu yayılan eserlerinde yeniden şekillendiriyor. Son olarak Göktuğ'un desenleri, beş duyumuzla algıladığımız kentin değişimini ortaya koyuyor. Tıpkı Ovid'in sözünü ettiği gibi, Metamorfoz sergisi de her şeyin değiştiğinin ama hiçbir şeyin yok olmadığının, maddenin, tekniğin, düşüncenin, zamanın ve hatta sanatçının eseriyle olan ilişkisinde nasıl evirilip yol aldığının somut bir örneğini izleyiciye göstermeyi hedefliyor. Sergide eş zamanlı olarak Artkolik' in bir diğer alanı eğitim organizasyonu ile Maison Tomtom'a özel etkinlikler, sergi turları ve sohbetler gerçekleşecek. Etkinlik takvimi Artkolik'in web sitesi ve sosyal medya kanallarından anons ediliyor olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metanoia-grup-sergisi-16-ocaka-kadar-labirent-sanatta/", "text": "Labirent Sanat, 'Metanoia' isimli grup sergisine ev sahipliği yapıyor. Aslıhan Kaplan Bayrak, Nermin Ülker ve Serdar Oruç'un eserlerinin yer aldığı sergi 16 Ocak 2021 tarihine kadar Labirent Sanat'ın Tepebaşı'ndaki yeni mekanında ziyaret edilebilecek. İnsan kendi gücünün sınırlarına ulaştığında, arzusu bastırıldığında, ölüm korkusu ya da aşırı bir varoluş sıkıntısı yaşadığında dönüp geriye bakar. Bu geriye bakışta geçmişi-mizi sorgularız. Yaşamının sorumluluğunu almış özgür bireyler için -sorunun kaynağı dış etkenlere bağlı olsa bile- çıkar yol çoğunlukla seçimlerini yenilemekten ya da köklü bir değişimden geçer. Bu bir vazgeçme hali değil, aksine geçmişin referanslarıyla kendimize yeni arterler oluşturmanın en hızlı ve etkili yoludur. Özgürlük dış odaklara, kalıplara rağmen kendi seçeneklerimizi yaratabilme ve ilerleyebilme gücüdür. Jung'a göre metanoia ruhun dayanılmaz bir çatışmadan sonra kendini eritmesi ve daha uyumlayıcı bir formda yeniden şekillendirmesi, kendini yeniden doğurmasıdır. Bu bakış açısını bizim güncel durumumuzla birlikte düşündüğümüzde, covid-19 salgını sebebiyle yaşadığımız kapanma sürecini geriye dönüp bakma, bireysel yönelimlerimizi, yatırım ve tüketim alışkanlıklarımızı, yaşam tarzımızı, arzularımızı, tutkularımızı, doğaya verdiğimiz tahribatı, başkalarına karşı tutumlarımızı sorgulamak ve bilinç değişikliği için bir fırsat olarak değerlendirebiliriz. Böylesi bir tıkanma anında Jung odak noktamızı kayba açık dış dünya yerine, iç dünyamıza yönlendirmenin daha doğru bir yöntem olduğunu vurgular. Sanat insana metanoya pratiğini, ilerleme yolundaki u-dönüşünün nasıl yapılacağını öğretir. Bize sadece hayatı görme eğiliminde olduğumuz yerde ölümün görünmez varlığını göstermek ister. Yeni başlangıçlar her zaman için bir sona bağlıdır. Metanoia bir yok-oluş deneyimidir; dışsal hazların, tutkuların sarmalında yavanlaşan oluş halimizden, karanlık yönlerimizle ve yalnızlığımızla yüzleşip, parçalanarak yeniden doğuşumuzu temsil eder. Klee'nin Angelus Novus figürü geleceğe sırtını döner, şimdiye ve geçmişe bakar. Bu sırada geleceğe doğru sırtı dönük biçimde ilerlemeye devam eder. Bu bize felsefi metanoia'nın bakışının yönünü tarif eder. Fizikçi L. E. Boltzmann geçmiş ile gelecek arasındaki farkı, bizim doğayı bulanık biçimde görmemizle açıklar. Evrenin geleceği, örneğin şimdiki durumu tarafından belirlenir, tıpkı geçmiş gibi. Sanat eseri de geçmiş ve şimdiden referansla ya da sezgisel olarak gelecek olasılıklarının izlerini yansıtabilir. 26 Kasım'da salgın önlemleri alınarak ziyarete açılan Metanoia sergisi, Aslıhan Kaplan Bayrak, Nermin Ülker ve Serdar Oruç'un son dönem yapıtlarını üretimlerine yön veren kendilik pratikleri üzerinden izlememize olanak tanıyor. Sergi 16 Ocak 2021 tarihine kadar Labirent Sanat'ın Tepebaşı'ndaki yeni mekanında görülebilir. 1975 yılında Zonguldak'ta doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nde Prof. Zekai Ormancı atölyesinde öğrenim gördü. Fevzi Tüfekçi ve Umut Germeç ile gravür atölyesinde de çalışan sanatçı, 2007'de birincilikle mezun oldu. İstanbul Pendik'teki resim ve gravür atölyesinde çalışmalarını sürdüren Bayrak, 2014 yılından beri Bahçe Sanat İnisiyatifi koordinasyonunu ve sergi küratörlüğünü gerçekleştiriyor. Varlık/benlik algısı mekandan bağımsız değildir. Sanatçı, bu düşünceden hareketle, mekan algımızla oynayarak düzen ile düzensizliğin sınırlarında gezerken kozmos ile kaos arasındaki hoş gerilimi sezdirmeyi amaçlar. Sanatçı, yansımalarla, eğrilerle ve kesişen doğrularla, mekanı üst üste kurgularken mekanın ve zamanın ruhunu sorgulattırır. Resimlerindeki mekan algısı, bizi rahatsız ettiği ölçüde doğa ile bağımızı yeniden düşünmeye davet eder. 1974 Karadeniz Ereğli doğumludur. Profesyonel iş hayatına 1992 yılında önce Ebe Hemşire olarak başlayıp, Ameliyathane Hemşiresi olarak devam etmiştir. 2012 yılında İstanbul 'da Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Görsel Sanatlar Heykel Bölümü'den daha sonra, Işık Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Kuramı ve Eleştiri Programı'nda Yüksek Lisans programından mezun olmuştur. Aynı okulda 2019-2020 ders yılında Temel Tasarım dersi vermiştir. Sanatçının, 3'ü kişisel olmak üzere 20'ye yakın ulusal ve uluslararası karma sergiye katılmıştır. İstanbul Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi'nde bulunan atölyesinde sanat çalışmalarına devam etmektedir. 1987 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümünde, lisans ve lisans üstü öğrenim gördü. Yrd. Doç. H. Avni Öztopçu atölyesinde sanatsal pratiklerini geliştirdi. Düşüncelerinin temel motivasyonunu oluşturan tabiat kavramı, tüm yapıtlarında, biçimsel ve tinsel anlamda deneyimlenmektedir. Tabiatın kendiliğindenliği, sürekli değişim ve dönüşüm hali, yaşamın oluşması için önceki yaşamların yok olması arasındaki ilişkisel bağlam sanat anlayışının iç iskeletini oluşturmaktadır. Yapıtlarında sürekli derinleşen içsel bir deneyin serüveni gözlenirken, izleyiciyi de ürkütücü bir yolculuğa davet etmektedir. Çalışmalarına İstanbul'da devam etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metin-altiok-siir-odulu-icin-basvurular-basladi/", "text": "Şair Metin Altıok'un anısına, Kırmızı Kedi Yayınevi ile şairin kızı Zeynep Altıok'un birlikte düzenlediği şiir yarışmasına başvurular başladı. Katılım için son başvuru tarihi 15 Şubat 2021 olarak belirlendi. Metin Altıok Şiir Ödülü bu yıl 14'üncü kez verilecek. Yarışmaya başvuran eserleri, Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz, Eray Canberk, Ali Cengizkan, Haydar Ergülen, Şükrü Erbaş ve Salih Bolat'tan oluşan seçici kurul değerlendirecek. Adaylar, 5 Şubat 2021 tarihine kadar 2020 yılı içerisinde yayımlanmış şiir kitaplarını dokuz kopya olarak iletişim bilgileriyle birlikte Kırmızı Kedi Yayınevi'ne göndererek başvurularını yapabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metin-arditi-ile-online-edebiyat-sohbeti/", "text": "Institut français Türkiye'nin online edebiyat sohbetleri serisi SALON Edebiyat bu kez sıradışı bir kişiliği, Türkiye kökenli İsviçreli yazar Metin Arditi'yi ağırlıyor. Yiğit Bener tarafından sunulacak edebiyat sohbetine, yazarın 2021'de Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanacak olan Mon pere sur mes epaules adlı kitabının çevirmeni Ayşenaz Cengiz de eşlik edecek. Türkiye'den yedi yaşında ayrılan ve Cenevre'de yaşayan Metin Arditi yirmiden fazla kurgu eserin, edebi ve felsefi denemelerin yazarıdır ve bir çok ödül kazanmıştır. Atom mühendisliği alanında yüksek lisans derecesi ile fizik bölümünden mezun olan Metin Arditi'nin birden fazla uğraşısı vardır: Ecole polytechnique de Lausanne Stratejik Konseyi'nin üyesidir ve burada fizik, ekonomi ve işletmenin yanı sıra roman yazımı dersleri verir. Ama aynı zamanda Orchestre de la Suisse Romande'ın de başkanıydı. Kendisi aynı zamanda UNESCO'nun Fahri Büyükelçisidir. 1988'de Arditi Vakfı'nı kurdu. Daha sonra 2009'da Les Instruments de la Paix-Geneve Vakfı'nın kuruluşunda yer aldı ve Filistin ve İsrailli çocukların müzik eğitimini teşvik etti. Ardından 2014 yılında İsrailli Musevi ve Arap öğrenciler arasında katılımcıların kendilerini diğerinin yerine koydukları romantik bir kurgu yazmaları gereken yarışmalar düzenleyen Arditi Kültürlerarası Diyalog Vakfını kurdu ve başkanlık etti. Türkiye'de ilan edilen olağanüstü hal nedeniyle geçici olarak durdurulan, Türk ve Ermeni üniversiteleri arasında benzer bir yarışma düzenledi. 2016'dan beri Pole Autisme Vakfı'na da başkanlık ediyor. Son romanı Rachel et les siens, dünyayı olduğu gibi ve olabileceği gibi anlatan bir kale kadının hikayesidir. Geçen yüzyılın başından beri Filistin tarihine net ve uzlaşmaz bir bakış atıyor ve her şeye rağmen Filistin topraklarında bir Yahudi-Arap yakınlaşması umudunu yansıtıyor: Buradaki sorun şu ki herkes haklıdır diyor yazar. Bu romanda, kendini solda, Viyanalı sosyalistlerin liderlerinden biri olan babasının geleneğinde kolayca tanımlayan alışılmadık bir entelektüel, zengin iş adamının bağlılığını iyi yansıtıyor. Yazarın Türkçeye çevrilen tek romanı Turquetto Can Yayınları'ndan çıkmıştır. Zoom platformunda gerçekleşen SALON Edebiyat konferanslarına katılım ücretsiz, konferansı izlemek isteyenlerin Institut français Türkiye'nin http://www. ifturquie. org adresli internet sitesinden etkinliğe kayıt olmaları gerekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metin-tutunun-6-kisisel-sergisi-alacatida/", "text": "Fotoğraf, heykel sanatçısı Metin Tütün'ün 6. kişisel sergisi 20 Ağustos günü Alaçatı Köstem Otel'de açılıyor. 20-29 Ağustos 2021 tarihleri arasında açık kalacak olan sergide sanatçının fotoğraf ve heykelleri yer alıyor. Küratörlüğünü Mine Erkan'ın yaptığı sergide sanatçının çeşitli dönemlerini yansıtan fotoğraf ve heykelleri ile rölyefleri sergilenecek. Metin Tütün'ün son dönemde yoğunlaştığı Su temalı çalışmalarından bazı örnekler de sergide yer alıyor. Sergi her gün 11:00 20:00 saatleri arasında gezilebilir. Metin Tütün 2014 yılında, İstanbul'da açılan ilk kişisel fotoğraf-heykel sergisi Gölgeler Çekildiğinde'den bu yana İstanbul, İzmir ve Antalya'da kişisel sergiler açtı. Ankara, Bodrum, Los Angeles, Paris ve Brüksel'de açılan çeşitli karma sergilerde eserleri yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metro-tunelinde-sergi-istanbulda-sifa-bulmak/", "text": "Harbiye yaklaşım tünelinde 'İstanbul'da Şifa Bulmak' adıyla sergi açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Metro İstanbul, Yenikapı-Hacıosman metro hattı yaklaşım tünelinde 'İstanbul'da Şifa Bulmak' isimli sergisi açtı. 3 araştırmacı ve 17 sanatçının, 40 eser ile oluşturduğu sergi, 26 Haziran ve 19 Temmuz tarihleri arasında ziyaretçilerine açık olacak. Metro İstanbul Genel Müdürü Özgür Soy, dünyanın sayılı metropollerinden biri olan İstanbul'da günün rutin telaşı ve temposu içinde kültür-sanat etkinliklerine vakit ayırmanın zorlaştırdığını belirtti. Soy, 'Burası Taksim yaklaşım tüneli. Bugün itibariyle İstanbul'a yeni bir sanat ve etkinlik alanı katıyoruz, kazandırıyoruz. Bundan dolayı çok heyecanlıyız dedi. Soy, Burası yaklaşım tüneli adını verdik. Aslında teknik adı da yaklaşım tüneli. Yaklaşım tünelleri, metro kazısı yapılırken lojistik amaçlı açılan yerler. Tünele ekipmanların girip çıkabilmesi, malzemelerin girip çıkabilmesi için açılan yerler. Bunlar genellikle sonradan kapatılırlar ama burası da açık kalmış bir yer. Biz burayı gördüğümüzde çok heyecanlandık. O yüzden de çok uygun sanat etkinlikleri yapmak için. Bunu kazandırdığımız için de çok mutluyuz İstanbul'a. Ziyaretçileri bekliyoruz. Bugün itibariyle 'İstanbul'da Şifa Bulmak' isminde bir sergiyle bunun açılışını yapıyoruz. Ondan sonra İstanbul'u sanatçıların burası hizmetinde olacak, çok güzel sergiler açılacağını düşünüyorum. Uluslararası sanatçılardan da ilgi var. Uluslararası sergilerde olacak. Ayrıca da birçok etkinlikler de yapılacak. Hayırlı olsun İstanbul'a armağanımız olsun şeklinde konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metro-tunelleri-sanata-aciliyor-2/", "text": "İBB iştiraklerinden METRO İSTANBUL, metroda alışılmışın dışında bir sergiye kapılarını açıyor. İstanbul'da Şifa Bulmak isimli sergi, Taksim'de bulunan Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı'nın Yaklaşım Tüneli'nde 19 Haziran 19 Temmuz tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Türkiye'nin en büyük kent içi raylı sistem işletmecisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi, M2 Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı'nda yer alan Yaklaşım Tüneli'nde alışılmışın dışında bir sergiye ev sahipliği yapacak. İBB iştiraki METRO İSTANBUL'un Karşı Sanat işbirliği ile düzenlediği İstanbul'da Şifa Bulmak isimli sergi, 19 Haziran 19 Temmuz tarihleri arasında ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metro-tunelleri-sanata-aciliyor/", "text": "İBB, raylı sistem tünellerini kültür ve sanatın kavşağı haline getiriyor. En son 2005 yılında bir sergiye ev sahipliği yapan Taksim Harbiye yaklaşım tüneli, İstanbul'da Şifa Bulmak isimli alışılmışın dışında bir projeyle, sanata yeniden merhaba diyor. Sergi, 20 Nisan'da İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun katılacağı bir törenle İstanbullularla buluşacak. Türkiye'nin en büyük kent içi raylı sistem işletmecisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 1 milyon metrekarenin üzerindeki metro alanlarını, metropol hayatının hızına yetişecek kültür-sanat kavşaklarına dönüştürüyor. İstanbullular; evlerine, işlerine ya da sevdiklerine giderken, raylı sistemlerin devasa alanlarında kültür ve sanata doyacak ve keyifli vakitler geçirecek. İlk alışılmışın dışında bir sergi, M2 Yenikapı Hacıosman Metrosu'nun yaklaşım tünelinde Karşı Sanat işbirliği ile düzenlenecek. İstanbul'da Şifa Bulmak isimli sergi, 20 Nisan'da İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun katılımıyla kapılarını açacak. Dünyanın sayılı metropollerinden biri olan İstanbul'da vatandaşlar önemli bir zamanını metrolarda geçiriyor. Aynı zamanda, günlük yoğunluk kültür-sanat etkinliklerine vakit ayırmayı zorlaştırıyor. İstanbulluların günlük yaşamının bir parçası haline gelen metroların bu alandaki boşluğu doldurmasını amaçlayan sergi, 20 Mayıs'a kadar vatandaşların ziyaretine açık olacak. Taksim'de, İstanbul'un merkezinde ve şehrin derinliklerine inen bu özel mekanı sanat aracılığıyla kente kazandırmaktan mutluluk duyduklarını dile getiren Soy, Bu etkileyici mekanı ziyarete açmak, İstanbul'u kültür-sanat hayatında konumlandırarak bizi mutlu ediyor. Yaklaşım tüneli atmosferi, mimari özellikleri ve belleğiyle 'İstanbul'da Şifa Bulmak' sergisi için eşsiz bir bağlantı sağlıyor. Diğer yandan da konumu ve imkanları ile Türkiye'deki hatta dünyadaki kültür-sanat alanları haritasında yer almayı hak ediyor diye konuştu. Melis Bektaş'ın küratörlüğünde düzenlenecek sergide; Arek Qadrra, Berka Beste Kopuz, Canavar, Deniz Çimlikaya, Ece Eldek, Eda Aslan, Eda Emirdağ & İrem Nalça, Emin Köseoğlu, İpek Yücesoy, İsmet Köroğlu, Marina Papazyan, Metehan Özcan, SABO, Seydi Murat Koç, Umut Erbaş ve Yekateryna Grygorenko gibi önemli sanatçıların eserleri yer alacak. Ayrıca; 19. yüzyıl kolera salgınının zirvesinde Osmanlı'da kurulan Surp Pırgiç, Balıklı Rum, Surp Agop, Balat Or-Ahayim ve Bulgar Hastanesi'nin tarihini ve ilişkilerini çalışan araştırmacılar Cemre Gürbüz, Gabriel Doyle ve Naomi Cohen, çalışmalarının bir kısmını hikayeler ve arşivle haritalandırdıkları yerleştirmeyle sergileyecek. 200 metre uzunluğunda, 4 metre genişliğinde ve 4.5 metre yüksekliğindeki yaklaşım tüneli, yerin altında rayında giden hayata ve İstanbul'un en hareketli noktalarından biri olan Taksim ile Harbiye'ye açılıyor. Tünel, 2005 yılında Karşı Sanat işbirliği ile düzenlenen sergiye ev sahipliği yaptı, ancak sonrasında yalnız kaldı. O serginin izlerini taşıyan tünel, 2021 yılında yeni bir sergiye ev sahipliği yaparak sanatçılara kalbini açmaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/metropolis-antik-kenti-kazilarinda-birbiriyle-baglantili-dort-sarnic-bulundu/", "text": "Ana Tanrıça Kenti olarak bilinen Metropolis Antik Kenti 2020 kazı çalışmalarında birbiriyle bağlantılı dört sarnıç bulundu. Sabancı Vakfı'nın destekleriyle, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Aybek başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında birbiriyle bağlantılı dört anıtsal yapı ortaya çıkarıldı. İzmir'de bu yıl temmuzda başlayan kazı çalışmalarında daha önce antik kentte hiçbir izi olmayan dört sarnıç, 7 metrelik toprak dolgusunun altında bulundu. Geç Roma Dönemi'nde kentin su ihtiyacını karşılamak için kullanıldığı düşünülen sarnıçların neredeyse tamamen korunmuş durumda bulunması döneme dair önemli bilgi, bulgu ve tarihi eserlerin ortaya çıkarılması açısından büyük önem taşıyor. Metropolis halkının aşağı kentteki su kaynaklarına alternatif olarak kentin en yüksek merkezi olan akropolise bu sarnıçları inşa etmesinin temel nedenlerinden biri özellikle Bizans Çağı'ndaki savunma gereksiniminden kaynaklanıyor. Kente gerçekleştirilecek olası bir saldırı ya da kuşatma esnasında güçlü surlarla çevrili akropolisteki sarnıçlar halkın su ihtiyacını uzun süre karşılayacağı için kuşatmaya direnmek adına hayati bir önem taşıyor. Metropolis akropolisinde bulunan dört sarnıcın 600 ton su kapasitesine sahip olduğu tahmin ediliyor. Halkın günlük su tüketimi, tarımsal faaliyetler ve kamu yapılarının su ihtiyacı hesaba katıldığında yan yana dört sarnıcın inşa edilme gereksinimi daha iyi anlaşılıyor. MS 12. ve 13. yüzyıllarda Metropolis kent halkının, sarnıçları çöplük olarak kullanmaya başladığı arkeolojik kazılarda tespit edilen çok sayıda yemek artığı, hayvan kemiği ve seramik parçalarından anlaşılıyor. Bu alandaki en yoğun buluntular bitkisel ve hayvansal bezemelere sahip sırlı seramikler olarak öne çıkıyor. Sarnıçta tespit edilen hayvan kemikleri üzerinde yapılan incelemeler ise büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvanlarının yoğun olarak tüketildiğini gösteriyor. Sarnıç zeminine atılmış halde bulunan ve sarnıçların inşasından önce Helenistik döneme ait olduğu belirlenen mermer mimari parçalar da gün yüzüne çıkarıldı. Bu parçalar arasında dikdörtgen bir sunak ve onurlandırma yazıtı parçası olduğu tespit edildi. Açıklamada konuya ilişkin değerlendirmeleri yer alan Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, Metropolis Antik Kenti kazılarına 17 yıldır destek vermekten büyük mutluluk duyduklarını belirterek, vakıf olarak kültür-sanat alanında yürüttükleri çalışmalar kapsamında Metropolis Antik Kenti kazılarını 2003'ten bu yana desteklediklerini bildirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mevlanayi-kedisinin-gozunden-anlamak/", "text": "Geçtiğimiz hafta okurlarıyla buluşan Can Aydoğmuş imzalı Mevlana'nın Kedisi romanı, İranlı bir ailenin üç kuşak temsilcilerinin birbirleriyle olan hikayesini, Central Park'tan Konya'ya, Mevlana'nın yaşadığı yere götürerek anlatıyor. Yazar Can Aydoğmuş altıncı kitabı olan bu ilk romanıyla ilgili olarak Çocukluğumdan bu yana yazmaya dair hep bir tutkum vardı. Kendi kafamda dünyalar yaratır ve onları kurgulardım. Okul hayatım boyunca öğretmenlerim yazdıklarımdan hep çok etkilendi. Hayatın içinde yaşadığım zor deneyimler beni bir şeyleri çözümleme ve farkındalığa yönlendirdi. Bu nedenle ilk olarak kendi yolculuğum üzerinden fayda gördüğüm şeyleri yazmaya başladım. Sonrasında da özellikle son beş yılda kendimi yazmaya ve anlatmaya adadım. Masamın üzerinde başka pek çok hikaye duruyor, her birini okurlarla buluşturmayı çok istiyorum, diyor. Bugüne dek Mevlana'nın hayatı, Şems ile yolculukları ya da Mesnevi'den parçalar şeklinde pek çok kitap okuduk. Mevlana'nın Kedisi çok boyutlu bir roman olarak hem bir kedinin gözünden Mevlana ile buluşturan ve onun vuslat dönemini yaşatan hem de halen Mevlana Müzesi'nde büyük ruh Mevlana'nın gücünü keşfettiren bir roman olarak dikkat çekiyor. Bu roman genç bir kızın özgürlük mücadelesi ile başlayıp bir kedinin aydınlanmasına kadar birçok gizemi içinde barındırıyor. New York, İstanbul ve Konya üçgeni; anneanne, anne ve torun üçgeni; Mary, Mevlana ve kedisi üçgeni gibi farklı birleşimlerin ışığı ile okuyucu saran Mevlana'nın Kedisi, bir kedinin doğumundan ölümüne kadar olan yolculuğunun da takip edilmesini sağlıyor. İndigo yayınları etiketiyle yayımlanan Mevlana'nın Kedisi okurları daha önce hiç keşfedilmemiş ışık dolu bir dünyayla buluşturuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mia-art-collection-at-the-bodrum-art-fair/", "text": "Interview with its founder Alejandra Castro Rioseco by Andrea Garcia Casal. My dear friend, it seems to me I have now more than adequately executed my office in the City of Ladies. I have built it up with beautiful palaces and many fair inns and mansions. I have populated it for your sake with noble ladies and with such great numbers of women from all classes that it is already completely filled. Now let my sister Justice come to complete the rest, and this should satisfy you. The book of the City of Ladies. Christine de Pizan, 1405. The non-profit organization MIA Art Collection is presenting for the first time at the Bodrum Art Fair, which will be held on August 23-28 at the Bodrum Herodot Culture and Fair Center. A new place for the institution in which Alejandra Castro Rioseco will present her artist Christel Vega Miranda. Both women are of Chilean origin and yet authentic cosmopolitans, living in the United Arab Emirates and Turkey, respectively. Castro Rioseco has worked in the world of engineering, which is the branch of knowledge in which she has been trained. She also in the real estate business, among other things, until she could dedicate herself fully to art. However, the philanthropic path was something that she has always traveled. MIA Art Collection has been created by Alejandra Castro Rioseco to provide financial support to women artists, since its founder only collects female art to fight for gender equality. The protection of artists through financing gives rise to different enriching situations, such as the sale of art, the creation of scholarships and artistic residences, support to participate in exhibitions and fairs, giving lectures, creating galas, etc. All MIA projects are aimed at protecting and making artists visible. It is a path for your professional development. Castro Rioseco has participated as a member of the acquisitions committee of different institutions: El Museo del Barrio, Solomon R. Guggenheim Museum in New York and the future Guggenheim Abu Dhabi. Besides she is guiding other cultural centers, apart from being a member of the Jose Limon Dance Foundation team, for example. Today, the founder tells us more about the MIA Art Collection project in Bodrum, which is closely related to the excerpt by Christine de Pizan that heads this interview. Being in different organizations gives you great learning. It's like going through a university specializing in how the art world works in relation to philanthropy. I have more than eight years of experience in this aspect, which allows me to know better and better how to manage the MIA Art Collection. And of course, in addition to being able to help, there is the tremendous learning that is applied to real life, day to day. I highly recommend my collector friends to always access cultural institutions. For MIA Art Collection, visibility is key in the development of an artist. Without this visibility, neither her name nor her art exists. It is a strong topic, but it is reality and fairs are a business. They always focus on their business, which is the art market, and they don't always support all artists, let alone women. For this reason, we focus on creating projects from a feminist perspective to reverse this situation so that women are no longer underrepresented at fairs and their art is duly valued; fully equal to men. From MIA Art Collection, you have launched the MIA Opportunities project. Tell us more about the project. The call was private and an idea of the artist Christel Vega. In many cases, it is the artists who come to us with these proposals and we implement them in exclusive MIA Art Collection programs. It is his idea because Vega needs to do his professional career in Turkey, since his whole family is there. In fact, we have specifically set our sights on the second edition of the Bodrum Art Fair due to the artist's request. It should be added that Turkey seems to us an incredible country, full of history and with an immense culture. We were amazed at the painter's goal, so it was easy to start and we began to work together for the fair project. So, MIA Art Collection put a tremendous effort into creating this funded project for artists who want to sell their works. The advice is very deep, from the theme to how to hang the works of art. In this case, the whole process has been very easy because Vega is a very conscientious and talented artist, whom I have known for years and she has a lot of experience. Before we begin, I would like to request that his appearance be well received, as he is an artist of great value. Vega married a Turkish man and integrated into a Turkish family, as is evident. Thanks to this family she has learned a lot and has also been inspired a lot for her artistic work. Above all, in her series La herencia en la mirada, she speaks to us about the warmth and power of the gaze of Muslim women. She often bases her work on the face painting of women who have recently married. The materials that she uses for her painting are closely linked to the subject matter, because Vega recovered the wooden boxes used to deliver goods to the bride in the context of her future marriage. These boxes are present in houses in Turkey that practice Islam. The artist has decided to collect them, cleaning and treating the surfaces with the aim of using them to capture the faces, hands and feet of these women. The small portraits that focus only on the women's faces have a marked hyperrealism. Certainly, all her art is highly realistic. In this way, Vega pays homage to Islamic culture and the value of what has been passed down from generation to generation. Her work is very beautiful, intense and allows us to learn more about Islamic culture. Likewise, she reminds us of the importance of recycled materials. The cultural load of Vega's works has made it much easier for us to have her for the Bodrum Art Fair. We hope that people who visit the fair can appreciate her space, where her artistic work can be seen, with all the importance she gives to the materials, techniques and themes represented. In the end, it's a good opportunity to talk to her about life and art. In October we are going to participate in the Noche Blanca 2022 organized by the Oviedo City Council. It is a conference in which three women who are experts in art and a fourth who is also a performer participate. We will address the issue of art collecting made by female art patrons throughout history to the present day. At the moment I can't tell you more, but it is a way for MIA Art Collection to reach new audiences through various events. We still have to work to do this year."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/miami-the-bass-muzesinde-contemporary-istanbul-gecesi/", "text": "Contemporary Istanbul ve Amerikan Türk Cemiyeti'nin ortaklaşa Miami'de önemli uluslararası çağdaş sanat sergileri ve projeleri ile ön plana çıkan The Bass Çağdaş Sanat Müzesi'nde gerçekleştireceği özel gecede, Amerika ve Türkiye'deki çağdaş sanat arasında köprü kurmaya devam etmek amacıyla koleksiyonerler, sanatçılar, galeriler ve sanat profesyonellerinden oluşan uluslararası özel davetlileriyle Miami Sanat Haftası'nda buluşuyor. 2023 yılının çağdaş sanat gelişmelerinin konu edileceği bu gecede, 26 Eylül-1 Ekim 2023 tarihleri arasında Tersane Istanbul'da gerçekleşecek Contemporary Istanbul'un 18. edisyonu ile kültür ve sanat merkezi olan Istanbul'un önemi vurgulanacak. Şehrin tarihi atmosferine ve çağdaş sanat yeniliklere dikkat çekilecek bir davet gerçekleşecek. American Turkish Society & Contemporary Istanbul'un organizasyonunda gerçekleşen bu etkinlik Türk Hava Yolları, LG OLED evo ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı iş birliği ile gerçekleşiyor. Contemporary Istanbul, Türkiye'deki yeni medya sanatına dikkat çekerek bu yıl The Bass Çağdaş Sanat Müzesi'ne ha:ar'ın Mindflow adlı eserini taşıyor. Mimari, performans, yapay zeka ve CGI teknolojisini harmanlayarak 9 video, 9 ses kanalından oluşan, Mindflow, klasik müziğin kurallara bağlı, geleneksel yapısını doğaçlama ile dönüştürerek Yeni Müzik parçası üretmeyi ve üretim sürecinde yaşananları jeneratif yapılarla görselleştirmeyi hedefliyor. Yapay zeka bir kaynak olarak ele alınarak üretilen bu eser, performans sanatçısı Ekin Bernay'ın bedeninden gelen verileri, Lidar tarayıcılarla kaydedilerek bir CGI video üretildi. Bu videoda, hem performans sanatçısının hem de Anadoluya ait İznik çinileri, ortodoks ikonografisi ve tekstil desenlerinin görsel temsili, motion capture verileri ile jeneratif olarak manüple edildi. Borusan Filarmoni Orkestrası üyesi olan Berlin, Londra ve Prag'ın büyük orkestralarda solist olarak yer almış 8 klasik müzik sanatçısı, bu videoyu izleyerek bağımsız doğaçlama performanslar gerçekleştirdi. Bu videoya bakarak doğaçlama yapan her müzisyen ise 360 derece ses veren birer hoparlör ve birer ekran ile temsil ediliyor. The Bass Çağdaş Sanat Müzesi'nde, Contemporary Istanbul'un teknoloji partneri olan LG'nin OLED evo ekranları ve XBOOM 360 hoparlörleri ile bu çok katmanlı ve kompleks eseri davetliler deneyimleyecek. The Bass Müzesini ziyaret eden davetliler, müzenin güncel sergilerinden Adrian Villar Rojas with Mariana Telleria, El fin de la imaginacion, Phraseology sergisi ve Chroma in Situ sergisini VIP olarak gezebilecekler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/midwood-yillik-200-milyon-dolar-doviz-girdisi-saglayacak/", "text": "Ulusal ve uluslararası arenada film endüstrisinin oyun kurucularını bir çatı altında buluşturmaya hazırlanan ülkemizin ilk, Avrupa'nın ise en büyük film platosu MIDWOOD İstanbul Film Stüdyo Kompleksi için geri sayım başladı. İstanbul Büyükçekmece'de yaklaşık 400 bin metrekarelik alanda kurulmakta olan ve dünyaca ünlü projelere ev sahipliği yapmaya hazırlanan MIDWOOD için hazırlıklar son hızıyla devam ederken, dev proje hakkında bilgilendirme yapmak üzere düzenlenen basın toplantısına MIDWOOD'un yönetim ve icra kurulu üyeleri ile iş ortakları da katıldı. MIDWOOD İstanbul Film Stüdyo Kompleksi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet San'ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda yüksek bütçeli yabancı film yapımcılarını Türkiye'ye kazandırma ile birlikte Türk sinemasını yabancı prodüksiyonlar ile buluşturarak ortak yapımlara imza atmalarını hedefleyen MIDWOOD'un film çekim sektörüne yüksek standart, kalite ve teknolojisiyle farklı bir boyut getireceği tüm detayları ile paylaşıldı. Türkiye'nin uluslararası arenada ilk film platosu olma özelliği taşıyan, 200 milyon dolar yatırım değerine sahip MIDWOOD İstanbul Film Stüdyo Kompleksi yaklaşık 400 bin metrekarede kurulmaktadır. Dünya sinemasına hizmet üretecek olan çeyrek milyar dolarlık kompleksin hizmet vermeye başladığı andan itibaren 1 milyar dolarlık bir değere ulaşması öngörülüyor. Yıllık toplam 300 milyon dolar değerinde film endüstrisine yönelik üretim kapasitesi bulunan projenin yaratacağı katma değer ile Türkiye ekonomisine yıllık 200 milyon dolar değerinde döviz girdisi sağlaması bekleniyor. Tam kapasite ile çalışmaya başladığında 15 bin kişiye istihdam sağlayacak dev yatırım sinema endüstrisinde yarattığı sektörel faydanın yanı sıra içerisinde barındıracağı tamamlayıcı ve olmazsa olmaz unsurlar olan 4 bin öğrenci kapasiteli Eğitim Kurumları, 250 odalı lüks bir Konaklama Tesisi, 300 farklı işletmeden oluşan Sosyal, Kültürel ve Yaşam Alanları, sektörel ofisler ve teşhir mağazaları ile önce İstanbul, dolayısıyla Türkiye için büyük bir kazanım olma özelliğini de taşıyacak. Türkiye adına uluslararası projelere atacağı gurur kaynağı imzalar ile büyük bir potansiyel taşıyan MIDWOOD, unicorn bir proje olarak ülkemizin marka değerine katkı sağlayacak çalışmaları da beraberinde getiriyor olacak. Dünyanın merkezindeki İstanbul'da, dünya standartlarında hizmet üretecek ve gelecek nesil bir stüdyo olarak hayata geçirilmekte olan MIDWOOD, Türkiye'nin yeni cazibe merkezi olmaya hazırlanıyor. Yaratıcı endüstriyi besleyen ve kendisi de aynı endüstrinin insan kaynağı ile beslenen bu eşsiz organizma, sektörün aranılan çekim merkezi olma yolunda ilerliyor. MIDWOOD'un her biri tam donanımlı ve teknik olarak her filmi çekebilecek kapasitede, üçü yüksek teknoloji sanal prodüksiyon stüdyosu ve biri yüksek teknoloji hareket yakalama stüdyosu olmak üzere toplamda 21 adet kapalı stüdyosu bulunuyor. Dünyanın en büyük açık su tankı, Avrupa'nın ise en büyük kapalı su havuzunun bulunduğu MIDWOOD Stüdyoları'nda yüksek bütçeli prodüksiyonlu filmler çekilebilecek. İçerisinde üç farklı ölçüde su tankı ile toplamda 2 bin 100 metrekare büyüklüğündeki kapalı 6 metre derinliğindeki su havuzu ile 7 bin metrekare büyüklüğünde ve bir metre derinliğindeki açık su havuzu MIDWOOD'da yerini alıyor olacak. Komplekste ayrıca çeşitli cephelerden oluşan 17 açık set alanı ve farklı içerikli 60'ın üzerinde kurulu kapalı iç mekan setleri bulunacak. Fiziki çekim alanlarının yanı sıra dünya standartlarında bir film çekimi için gereken kamera, ışık, ses, set ve grip malzemeleri başta olmak üzere tüm ekipmanları ve ekipleri sağlayacak olan MIDWOOD bünyesinde ayrıca ihtiyaç duyulacak her türlü dekor ve kostüm aksesuar imalatları için hizmet üretecek 18 adet atölyesi de yer alacak. 'One Stop Shop' konsepti ile en uygun fiyatlarla her hizmetin tek noktadan sağlandığı bir üretim merkezi ve yatırımlar bütünü olan MIDWOOD, dünya sinemasına hizmet veren yeni ve özel bir güç olmak için yükseliyor. MIDWOOD Stüdyoları, aynı anda 4 Hollywood prodüksiyonu ile eş zamanlı çekim yapmaya imkan tanıyan ve ayrıca 6 adet Bollywood, Chinawood ile Avrupa ve Türk sinema endüstrisi olmak üzere aynı anda 10 film için komple hizmet üretebilecek. Böylelikle senede toplam 15'i büyük Hollywood prodüksiyonu olmak üzere diğer kategorilerde ise 35 farklı prodüksiyon çekme kapasitesi ile yılda 50 film çekilebilecek bir kapasiteye ulaşacak. Dünya film endüstrisinin yeni buluşma noktası haline gelecek olan, Türkiye'nin konusunda en önemli projesi olan MIDWOOD hakkında detaylı bilgileri paylaşan Ahmet San, Medeniyetlerin buluşma noktası olan İstanbul gibi bir Dünya başkentinde, dünya platformundaki film endüstrisine A'dan Z'ye tam ve eksiksiz hizmet üretecek olan MIDWOOD'u tam anlamı ile bir Türk projesi ve Türk yatırımı olarak tamamlama kararlılığındayız. Cumhuriyet'in 100. Yılının yüz akı projesi olma özelliğini taşıyan MIDWOOD, dünya standartlarındaki kalitesi ve hizmet anlayışı ile Türkiye'ye olan güvenin daha da artmasını sağlayacak, alanında parmakla gösterilecek eşsiz bir yatırımlar bütünüdür. Kendisini Türkiye'nin bir 100. yıl projesi olarak konumlandıran ve 100. yılın dünyaya armağan edeceği bir dünya markası olma hedefi ile yola çıkan MIDWOOD, 19 Mayıs 2023 tarihinde 'soft opening'ini gerçekleştirecektir. Büyük bir heyecan ve gururla beklenen resmi açılış tarihi ise 29 Ekim 2023' tür. ifadelerini kullandı. Ahmet San ayrıca MIDWOOD ile ilgili olarak; 2011 senesinde Sofya'da Cehennem Melekleri 2 filminin setinde projenin temellerini attık. Sofya'da bile böylesi prodüksiyonlara imza atılabiliyor ve senede 25 & 30 film çekilebiliyor, 500 Milyon Dolar ile 1 Milyar Dolar arasında bir ciro Sofya için önemli bir endüstri oluşturabiliyorsa, bunu ülkemde yapmamam için hiçbir sebep yok diye düşünerek çalışmalara başladım. 2016 yılına kadar Avrupa'da ve dünyada çeşitli örneklerini inceledim. Onlardan aşağı kalmayacak hatta Avrupa'nın en büyüğü olabilecek bir projeyi İstanbul'da hayata geçirebileceğime karar verdim. 1 Temmuz 2020'ye kadar tüm fizibilite ve saha çalışmalarını ekibimiz ile tamamladık. Ve yola çıktık! MIDWOOD, dünya film endüstrisini bilen ve dünyadaki büyük prodüksiyonların içine çeşitli vesileler ile dahil olan ve sektörde önemli birikimi olmuş, yönetici ve ortaklardan meydana gelen bir LİDERLER GÜÇ BİRLİĞİ'dir. Her ne kadar tüm çalışmalar ve kaynaklar planlandı ise de hayalinde sinema olan, hayalinde film stüdyoları olan, hayalinde teknoloji olan, hayalinde bir dünya markası yaratma isteği olan, hayalinde Türklerde yapar hem de çok iyi ve başarılı yapar diyen, hayalinde sevdiği işi yaparak iyi kazanç elde etmek olan, vizyoner, inançlı, mücadeleci, ahlaklı, ben yerine biz diyebilen ve de ortak akla inanan ister genç müteşebbis olsun ister güçlü sermayedar olsun ister kurumsal şirketler olsun kim ortak olmak isterse LİDERLER GÜÇ BİRLİĞİ kapısı ardına kadar açıktır. Elbette MIDWOOD ile ilgili sahip olduğumuz tüm bu süzgeçlerden geçilmesi koşuluyla. MIDWOOD USA şirketinin kurulmakta olduğunun müjdesini veren Ahmet San, Biri Oscar Film Akademisi'nde, bir diğeri Amerika'nın en önemli film şirketlerinden birinde, diğeri ise Amerika'nın en büyük Film Stüdyolarından birinde başkanlık dahil uzun süre üst yöneticilik yapmış üç kişinin de ortak olduğu MIDWOOD USA şirketimiz ve hedef ülkelerde tamamlamakta olduğumuz 14 KONTAK OFİSİMİZ ile de pazarlama ve satış ağımızı çok güçlü hale getiriyoruz. diye belirtti. Yüzde yüz Türk sermayesi ve girişimi olarak kurulmakta olan MIDWOOD'un hedefinin açılışından sonra bir yıl içerisinde gerçekleştirilecek işlem hacmi ile değerini 1 Milyar Dolara taşımak olduğu vurgulandı. Milyar dolar hedefine ulaşıldıktan sonra projeyi ilk günden beri takip eden ve projenin kapısını çalan yabancı büyük ortaklıklara açılabileceği bilgisi verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/milli-mucadelenin-cesur-ve-kayip-kadinlari-sahnelenecek/", "text": "Erzurum Devlet Tiyatrosu, Milli Mücadele döneminde cephe ve gerisindeki kadın kahramanların anlatıldığı ANA-DOLU Milli Mücadele'nin Cesur ve Kayıp Kadınları oyununu seyirciyle buluşturacak. İlknur Bektaş'ın yazdığı bir perdelik oyunda, Milli Mücadele sırasında kadınların zafere giden yolda gösterdikleri mücadele ve çabası anlatılıyor. Rejiyi Sezai Yılmaz ve Yavuz Topçuoğlu'nun yaptığı oyunda; dekoru Bekir Beğen, kostümü Berna Yavuz, ışık tasarımı Eser Dursun, müziği Selçuk Yılmaz, dans ve hareketi Volkan Ersoy üstleniyor. Oyunda; Eda Beril Geylek, Özlem Uslu, Belgin Alptekin, Kübra Özdemir, Hilal Yüksel, Aslı Atmaca, Gülendam Yılmaz, Simge Uzun, Mekselina Düğdü, Tude Alaca, Enu Emre Teber, Samet Talayman, Ergenekon Cemil Başdoğan, Burak Halit Günuğur, Yusuf Öztürk, Berkay Alkan ve Enes Vatansever rol alıyor. EDT'de 2 Mart'ta prömiyer yapacak ANA-DOLU Milli Mücadele'nin Cesur ve Kayıp Kadınları oyunu, 3 gün sahnelenecek ve farklı illerde de seyirciyle buluşturulacak. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, EDT'de düzenlenen basın toplantısında, EDT'nin hem Türkiye hem de Genel Müdürlük açısından çok özel bir bölge olduğunu söyledi. EDT'nin yaklaşık 25 yıldır hizmet ettiğini hatırlatan Kurt; EDT sadece Erzurum'a değil, çevresindeki illere ve neredeyse Türkiye'nin bütün illerini gezen önemli bir tiyatromuz dedi. Kurt, bu yıl 25. yıla özel hazırlık yaptıklarını ancak depremden dolayı oyunları bir süre ertelediklerini belirterek, şunları dile getirdi: Bugünden itibaren tüm Türkiye'de başlıyoruz. Erzurum'da ilk defa Cumhuriyet'in 100. yılı sebebiyle bir oyunu oynuyoruz. Burada aynı zamanda 100 yıllık bir tarihi de anlatıyoruz. Bu Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla seçtiğimiz bir projeydi. Hem Milli Mücadele dönemindeki kahraman kadınlarımızı anlatıyoruz hem Kara Fatma, Şerife Bacı gibi adını bildiklerimiz var ama yüzlerce de adını bilmediğimiz kahramanlarımız var. Onu da bu oyunla aynı zamanda Erzurum'da sahnemizde paylaşmış olacağız. Bu oyunu Ankara, İstanbul ve Türkiye'nin her yerinde 100. yıl sebebiyle de gösterime sunacağız. Mayısta Erzurum için özel bir tiyatro buluşması yapacaklarını anlatan Kurt, bunun Erzurum'da ilk defa olacağını ve kalıcı hale getirmek istediklerini kaydetti. EDT Müdürü Sezai Yılmaz ise repertuarlarını bir oyunla daha güçlendirmenin mutluluğun yaşadıklarını ifade etti. Oyunda Milli Mücadele döneminde emek vermiş ve mücadele etmiş kadınları anlatacaklarını dile getiren Yılmaz; Cumhuriyet'in temellerinin atıldığı bu topraklarda, Erzurum'da yine bu oyunla seyircimizin karşısına çıkıp yine o Milli Mücadeleyi analarımızın gözünden seyirciye iletmenin mutluluğunu yaşayacağız. O dönemde yaşamış, tarihe iz bırakmış, kimini belki unuttuğumuz ama gün yüzüne çıkarmak için çalıştığımız kadınlarımız olacak. Şerife Bacımız, Makbule Efemiz, Safiye Hüseyin ile 93 Harbinde mücadele etmiş ve Milli Mücadele döneminde de Türk kadınına örnek olmuş Nene Hatun'umuzu unutmadık. diye konuştu. Oyunun yazarı İlknur Bektaş da Milli Mücadele'nin Cesur ve Kayıp Kadınları kitabını yazdığını hatırlattı. Türkiye'nin kurtuluşunun 100. yılında Türk kadınlarının nitelikli olarak neler yaptıklarını çalışıp, araştırıp ortaya koyduğunu ve kitaptan sonra toplumla buluşmasını çok istediğini söyleyen Bektaş; Devlet Tiyatroları bünyesinde ilk defa Erzurum'da sahnelenecek olan oyunumuzla Milli Mücadele'nin yurdun dört bir yanındaki Türk kadınlarının elinden ne gelirse cepheye yardıma koştuklarını, cephede, arkasında neler yaptıklarını ve ne kadar ciddi kahramanlıklara imza attıklarını büyük bir vefayla, emekle ve sevgiyle cepheye koştuklarını aslında yurdun A'sından Z'sine her yaştan insanın tanımasını, bilmesini ve tanıtmasını çok istiyorum. 100. yılda dilerim Türk izleyicisi kendi kahramanlarıyla tanışır ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/milli-saraylar-baskanliginin-koleksiyonundaki-eserler-restore-ediliyor/", "text": "Milli Saraylar Başkanlığının Yıldız Şale yerleşkesinde faaliyet gösteren tablo restorasyon atölyesi, zengin resim koleksiyonuna ait eserleri yeniden sergilenebilir hale getiriyor. Atölyede, 19. yüzyıla ait, birbirinden farklı tarz ve ebatta 5 tablo üzerinde çalışılıyor. Tablolar restore edilirken bir yandan da eserlerin kime veya hangi ekole ait olduğuna dair araştırmalar devam ediyor. Eserlerin restorasyon sürecine ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Milli Saraylar Tablo Restorasyon ve Konservasyon Atölyesi Sorumlusu Hatice Biga, yenilenmesi gereken tabloların atölyeye alındığını ve restore edildiğini söyledi. Biga, restorasyon çalışmalarının her eserin ihtiyacı doğrultusunda yapıldığına dikkati çekerek Her esere özel bir çalışma gerekir. Burası saraya hizmet eden bir yerleşke ve elimizdeki eserler de saray eserleri. Dolayısıyla hepsi çok kıymetli eserler. Milli Saraylar koleksiyonunda yer alan eserler. dedi. Restore edilen tablolar arasında Yavuz Sultan Selim ve Şehzade, Sultan III. Selim, İstanbul Manzarası, Müzisyen Kadınlar ve Kompozisyon adlı eserler yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/milliyet-sanat-contemporary-istanbul-standina-ii-heykelde-yeni-kesifler-sergisinin-uretim-surecini-tasiyor/", "text": "Milliyet Sanat dergisi, 7-10 Ekim tarihleri arasında Tersane İstanbul'da gerçekleşen Contemporary Istanbul'da, II. Heykelde Yeni Keşifler yarışmasında dereceye giren sanatçıların eser üretim süreçlerini ziyaretçilerle paylaşacak. Seçici kurulun belirlediği 10 eserin üretim aşamalarını gösteren fotoğraf ve görüntülerden oluşan bir video çalışması, Milliyet Sanat'ın fuarda B-1 113-115'te yer alan standında gösterilecek. Milliyet Sanat'ın, yetenekli sanatçıları desteklemek amacıyla hayata geçirdiği yarışma sonucunda belirlenen eserler, önümüzdeki günlerde Kemer Country Club'da açılacak sergide sanatseverlerle buluşacak. 49. yaşını kutlayan Milliyet Sanat'ın, heykel sanatının gelişimine katkıda bulunmak amacıyla hayata geçirdiği ve bu sene Mesa Holding'in sponsorluğunda gerçekleştirilen II. Heykelde Yeni Keşifler yarışmasında dereceye giren eserler, geçtiğimiz ay seçici kurul tarafından belirlendi. Özgür Ballı'nın Grotesk Palyaço eseriyle, Sesil Beatris Kalaycıyan'ın Güzel avrat otu adlı otoportre eseriyle, Funda Çetgin'in Hep Birlikte eseriyle 10 bin TL üretim desteği almaya hak kazandığı yarışmada Eda İlbeyci, Muzaffer Tuncer, Gül İclal Öner, Burak Ayazoğlu, Koray Bıyıklı, Güngör Yüksel ve Şirvan Güngörmez'in eserleri de dereceye girdi. Seçilen 10 eser, üretim süreçleri tamamlandıktan sonra 17 Ekim 1 Kasımtarihleri arasında Kemer Country Club'da gerçekleşecek sergide ve ardından düzenlenecek müzayedede sanatseverlerin beğenisine sunulacak. İlki 2019 yılında gerçekleşen yarışmanın bu yılki seçici kurulunda Artsümer Galeri Kurucusu Aslı Sümer, küratör & sanat yazarı Derya Yücel, Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve koleksiyoner Ebru Özdemir, heykeltraş Fabio Lattanzi Antinori, Milliyet Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Filiz Aygündüz, küratör ve sanat danışmanı Melike Bayık, Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve koleksiyoner Meltem Demirören Oktay, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölüm Başkanı Prof. Neslihan Pala, Merkur Galeri Kurucusu ve sanat danışmanı Sabiha Kurtulmuş, Mesa Mesken Sanayi A. Ş. Tasarım Müdürü Sinem Konu Keskinok ve sanatçı Seçkin Pirim yer alıyor. 7-10 Ekim 2021 tarihleri arasında 16. edisyonu düzenlenen ve 11.00 20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilen Contemporary İstanbul için biletler Mobilet'ten temin edilebilir. Bu yıl Contemporary Istanbul'a girişler, katılımcı ve ziyaretçilerin sağlığı ve güvenliği için aşı kartı ve PCR test sonucu kontrolleriyle sağlanıyor. Hijyen kuralları ve sosyal mesafe şartlarına uygun gerçekleştirilen fuara COVID-19'a karşı alınan önlemler doğrultusunda belirli sayıda ziyaretçi, bilet aldıkları saat aralığında kabul ediliyor. Tersane İstanbul'da gerçekleşen Contemporary İstanbul'u ziyaret etmek için detaylı bilgilere contemporaryistanbul. com/tr/ziyaretciler adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mimar-sinan-eseri-hamam-sahaflar-carsisi-olarak-hizmet-verecek/", "text": "İstanbul'un Üsküdar ilçesinde Mimar Sinan Meydanı'nda yer alan 440 yıllık Mimar Sinan Hamamı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Üsküdar Belediyesi tarafından yeniden restore edildi. Sahaflar Çarşısı'na dönüştürülen mekanda kitapçıların yanı sıra bir Sahaflar Kahvesi de oluşturuldu. Açılışta bir konuşma yapan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, İstanbul'da sahaflık mesleği, sahaf dükkanları denince akla gelen semtler var. Üsküdar da bunlardan biri. Biz de bütün sahafları bir yere toplamak, kitap etrafında bir sinerji, bir topluluk doğsun istedik. Sahaflarımız kitapların da ruhuna, fiziksel yapısına uygun mekanlarda olsunlar, vatandaşlar da bu mekanlara kolay ulaşsınlar istedik. Hepimizin iradesi ortak ve bu yöndeydi. dedi. Açılışa konuk olan AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal da Üsküdar'la üniversite yıllarında tanıştığını ve bir daha da ilişkisini kopmadığını belirterek, Arkamızda bugün hala o tarihsel ve toplumsal kültürel derinliği temsil eden bir Mimar Sinan eserinin bugün torunları tarafından yeni bir biçime, yeni bir şekle dönüştürülmesiyle karşı karşıyayız. Bu topraklarda bizi var eden, bizim ruhumuzu var eden, Selçuklu'dan Osmanlı'ya bizi yaşatan en temel şey bu. değerlendirmesinde bulundu. Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy, Sahaflar Çarşısı'nın herkese hayırlı olmasını temenni ederek, İlk defa rahat, huzur içerisinde imza attığımız Vakıf Katılım yönetiminden çıkarttığımız bir karar. İnşallah çok güzel kitaplar olacak burada. Sahaflık, çok ciddi bir iş. ifadelerini kullandı. Vakıf Katılım Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran da Bu restorasyon süreciyle birlikte bu mekanı topluma kazandırarak, ömrüne ömür katmış olmak bizim durduğumuz yeri tüm yönleriyle tarifliyor. Kadim mimarımızın en büyük ismi Mimar Sinan'a ait bir eseri, üstelik son hamamını restore edip, yapılış amacına uygun ama başka bir fonksiyonla halkımızın istifadesine sunmak bizim için çok önemliydi. Bu yüzden müthiş bir aşkla projeye ve şevkle başladık. Restorasyon sürecinin tüm aşamaları büyük bir titizlikle yürütüldü. 6 ay gibi bir sürede burası tamamlandı. açıklamasını yaptı. Programda ayrıca AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz ve Üsküdar Sahaflar Derneği Başkanı Bahtiyar İstekli birer konuşma yaptı. Açılışa Üsküdar Kaymakamı Adem Yazıcı, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta, AK Parti Milletvekili Osman Boyraz, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, yazar Beşir Ayvazoğlu ve sanatçı Uğur Derman'ın yanı sıra kültür ve sanat dünyasından da birçok isim katıldı. Sultan 2. Selim'in eşi ve 3. Murat'ın annesi olan Nurbanu Sultan tarafından 1574-1583 yılları arasında Mimar Sinan'a hamam olarak yaptırılan eser, 1917'de kapatıldı. İstanbul'daki meşhur yol ve meydan genişletmeleri döneminde de hamamın yarısı yıkılarak, yola katıldı. Yok olmaya yüz tutan hamam 1962'de Gümülcine asıllı bir tüccarın gayretleri ile yeniden ihya ve restore edilerek çarşı olarak kullanıma sunuldu. Mimar Sinan'ın bu eseri, yeni açılan Üsküdar Meydan projesinin ortasında kalıyor. Yerli ve yabancı turistlerin de ulaşımı açısından önemli bir noktada bulunan yapı, Sahaflar Çarşısı olarak İstanbullulara hizmet verecek. Yapının içerisinde ayrıca müzayede, sergiler ve söyleşilerin düzenlenmesi de planlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mimar-sinan-guzel-sanatlar-universitesi-kutuphanesi-acildi/", "text": "Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fındıklı Kampüsü'nde yer alan kütüphane açıldı. Sedad Hakkı Eldem'in tasarımı doğrultusunda iyileştirme, yenileme ve genişletme çalışmaları tamamlanan Merkez Kütüphanesi için mini açılış töreni yapıldı. Kütüphanenin yenileme sürecindeki katkıları için emeği geçenlere teşekkür edilirken buradan faydalanacak olanlar için son derece önemli kaynak eserlerin mevcudiyetine dikkat çekildi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yöneticileri yaptıkları açıklamada, Değerli şairimiz Edip CANSEVER'in kütüphanesini, bazı özel eşyalarıyla birlikte Üniversitemize bağışlayan Cansever ailesine teşekkür ederiz. denildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mimaroglu-belgeseli-27-ocakta-mubide-yayimlanacak/", "text": "İlhan Mimaroğlu ile hayat arkadaşı Güngör Mimaroğlu'nun hikayesini anlatan, yönetmenliğini Serdar Kökçeoğlu'nun üstlendiği MİMAROĞLU belgeseli, 27 Ocak tarihi itibarıyla MUBI'den izlenebilecek. 60'lı yıllarda Türkiye'den ABD'ye göç eden iki özgür ruh, efsanevi elektronik müzik bestecisi İlhan Mimaroğlu ve hayat arkadaşı Güngör Mimaroğlu'nun hayatına odaklanan MİMAROĞLU belgeseli 27 Ocak Çarşamba gününden itibaren dijital yayın platformu MUBI'den izlenebilecek. 39. İstanbul Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması'nda Mansiyon ve 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması'nda Jüri Özel Ödülü kazanan MİMAROĞLU belgeselinde, İlhan Mimaroğlu'nun radikal bir sanatçı olarak portresini ortaya koyarken, bir yandan da çiftin bir aile dramının ortasında yeşeren güçlü ve ilham verici ilişkisine odaklanıyor. Çok katmanlı yapısıyla film, müzik, aşk, göç ve hayal kırıklığına dair gerçek hikayeler anlatıyor. Yönetmenliğini Serdar Kökçeoğlu'nun üstlendği belgeselin künyesini aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mine-tudun-hilton-maslakta-kadina-siddete-dikkat-cekecek/", "text": "Birçok solo sergiye ev sahipliği yaparak sanatçı ve sanatseverleri bir araya getiren etkinliklere destek veren Hilton Istanbul Maslak, Ekim ayında ünlü ressam Mine Tudun'un Kadına Şiddet temalı sergisine ev sahipliği yapıyor. Türk resminin uluslararası alanda tanınan isimlerinden Tudun'un eserleri 15-22 Ekim tarihleri arasında lobi alanında yer alan sanat galerisinde sergilenecek. Sanata ve sanatçıya verdiği destekle birçok sanatçının eserlerine ev sahipliği yapan Hilton Istanbul Maslak, Ekim ayında ünlü ressam Mine Tudun'un Kadına Şiddet temalı sergisine ev sahipliği yapıyor. Tudun'un eserleri, 15-22 Ekim tarihleri arasında otelin lobi alanında yer alan Art Gallery'de sanatseverler tarafından ziyaret edilebilecek. Türk resminin uluslararası alanda tanınan ressamlarından olan ve Rotterdam'da yaşayan Mine Tudun, yağlı boya, sulu boya, karışık teknik ve gravür çalışmalarıyla tanınıyor. Hilton Istanbul Maslak ziyaretçileri Kadına Şiddet temalı bu özel sergi sayesinde Tudun'un resim dünyasında iz bırakan eserlerini yakından görme fırsatı bulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/minik-ressamlarin-gozuyle-toplumsal-cinsiyet-esitligi/", "text": "39 Kalamış Marina Otel bünyesindeki 39 Galeri, Kalben Derneği ve Güvensan Tesis Hizmetleri işbirliği ile toplumsal meselelere duyarlı ve özgüven sahibi genç nesiller yetiştirmek amacıyla bu yıl ikincisi gerçekleştirilen ve her seferinde Birleşmiş Milletler'in 17 Kalkınma Hedefi'nden biriyle temalandırılan 'Temizlik Doğamızda Var' resim sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu senenin teması ise 'Çocuk Gözünden Cinsiyet Eşitliği'. Bir hafta boyunca Ressam Maryam Salahi'nin küratörlüğünde, 39 Kalamış Marina Otel'de sergilenecek resimler, geliri Kalben Derneği'ne bağışlanacak şekilde satışa sunulacak. Güvensan Tesis Hizmetleri Kurucusu Münteha Adalı, Kalben Derneği Kurucu Genel Başkanı Pelin Çalışkanoğlu Ekşi, Ressam Maryam Salahi ve minik sanatçıların katılımıyla 18 Eylül'de açılan sergi, bir hafta boyunca gezilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/minik-sanatci-adaylarinin-ustalarin-eserlerini-yorumladigi-sergi/", "text": "Usta sanatçıların eserlerinin Tarabya Alpaslan İlkokul ve Ortaokulu öğrencilerinin yorumlarıyla oluşturulan 364+1 World Art Day & Masterpieces Minik Sanatçılarla Yaza Merhaba 3 isimli sergi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin ev sahipliğinde, Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nin 5 Kubbe Salonu'nda 12 Nisan 2023 günü açıldı. Resim ve heykel sanatçısı Funda Camelmas Mepa, serginin açılış konuşmasında MSGSÜ Rektörü Handan İnci Elçi'nin verdiği desteğe teşekkürü sonrasında sözü Alpaslan İlkokul ve Ortaokulu Müdürü Veysel Aykaz'a verdi. Devrim Ebil ve Bedri Baykam'ın çocuklara yönelik video konuşmaları ile devam edilen açılış; Edirne'den Muğla'ya kadar birçok üniversiteden katılan öğretim görevlileri ve usta sanatçıların yorumlarını yapan öğrencilerle buluşularak, karşılıklı sanat diyalogları ve yorumları ile sürdü. Çok renkli geçen sergide, minik sanatçıların usta sanatçılarla olan diyalog ve heyecanları görülmeye değerdi. Ortaya çıkan yorumlamaların güzelliği karşısında usta sanatçılar da etkilenerek, yapılan işten karşılıklı keyif alındı. İstanbul'un uzun zamandır yağmadığı kadar çok sağanak ile yağan yağmuruna inat farklı şehirlerden de gelen usta sanatçılar, sergiye ayrı bir renk kattılar. Hava muhalefetine rağmen katılan sanatçılar şu şekildeydi: Abdullah Tezemir, Alev Demirkesen, Aylin Gürbüz, Ayşe Nuran Yapıcı, Bahri Genç, Berrin Bayraktaroğlu, Candan Önay, Erol Kılıç, Funda Camelmas Mepa, Hülya Düzenli, Mehtap Kodaman, Memiş Aslan, Murat Külcüoğlu, Sadık Altınok, Sakine Düzce, Serap Murathanoğlu Eyrenci, Şükrü Kara, Tijen Şikar, Tülay Erbesler, Türkan Çetin, Zeynep Çavdar Kaleli."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/misirda-arkeoloji-turizminin-gozdesi-mumyalama-muzesi/", "text": "Mısır'ın Luksor kentinin doğu kesiminde Nil Nehri'nin kenarında yer alan Mumyalama Müzesi, her gün yerli ve yabancı çok sayıda turist tarafından ziyaret ediliyor. Luksor'da 26 yıl önce açılan Mumyalama Müzesi, antik Mısır dönemine ışık tutan yaklaşık 150 parça tarihi esere ev sahipliği yapıyor. Mısır'da arkeoloji turizminin gözdesi olarak tanımlanan müzede bazı firavunların yanı sıra antik Mısırlılar tarafından kutsal kabul edilen timsah, kedi, balık ve maymun gibi hayvanların mumyalarını görmek mümkün. Ayrıca mumyalama işleminde kullanılan malzemelerin yer aldığı müze dünya genelinde türünün tek örneği kabul ediliyor. AA muhabirine konuşan ziyaretçilerden Muhammed Hamdi, müzeyi çok beğendiğini, özellikle girişteki duvarda yer alan antik Mısır'ı andıran çizimlerin büyüleyici olduğunu söyledi. Müzeye girdiğimde adeta antik Mısır'da tarih yolculuğuna çıkıyorum, diyen Hamdi, ülkesinin tarihine ilgi duyduğunu ve bundan dolayı fırsat buldukça müzeleri, tapınakları ve tarihi yapıları ziyaret etmeye çalıştığını belirtti. Hamdi, mumyaların dış görümünün büyüleyici olduğunu, müzenin barındırdığı mumyalar ve tarihi eser parçalarıyla ziyaretçilerine görsel şölen sunduğunu ifade etti. Antik Mısırlılar, öldükten sonra yeniden dirileceklerine ve ölüm sonrasında başka bir hayatın var olduğuna inandıkları için ölen firavunların ve kutsal kabul edilen bazı hayvanların bedenlerinin korunmasına önem gösteriyordu. Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığının resmi internet sitesinde yer alan bilgilerye göre, mumyalama işlemi yaklaşık 70 gün süren çeşitli adımlardan oluşuyor. Ölünün iç organlarının çıkartılarak bedenin temizlenmesiyle başlanan süreçte cesedin sodyum tuzuyla kurutulduğu ve son alarak keten kumaşlarla sarmalandığı belirtiliyor. İç organlar da mumyalanarak Kabuniyye adlı çömlek tarzı kaplarda muhafaza ediliyor. Mumyalanan bedenlerin bozulmaması için ayrıca sargıların içine sihirli muskalar konulduğu ifade ediliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mithat-sen-nefes-ile-galeri-bosforda/", "text": "Galeri Bosfor, 9 Eylül-28 Ekim tarihleri arasında temsil ettiği usta sanatçı Mithat Şen'in Nefes isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Nefes ve ritim üzerine odaklanan tek bir işin gösterildiği sergi, sanatçının ilk kişisel sergisinden 40 yıl sonra gerçekleşiyor. Yapılan bütün işlerin vardığı bir sonuç olarak çokluk, birlikle sunuluyor. Mithat Şen'in mekan içinde mekan kuran Nefes isimli eseri, formu ve malzemesi bağlamında sanatçının sistematiğini açık biçimde ortaya koyar. 2 metre yüksekliğinde ve 20 metre uzunluğunda kesintisiz biçimde yerleştirilmiş eser, ahşap şasilere gerilmiş natürel parşömen malzemeden oluşur. 40x40 cm ölçeğindeki karelerin birbirine eklenerek ve dört yönde ilişkilenmeyi sürdürerek çoğalmasıyla bir araya gelen çok katmanlı rölyef, sanatçının beden şemasının parçalı bir sistemle çeşitlenmesi ve tekrarı üzerine inşa edilmiş. Nefes ile Mithat Şen alfabesinin parçaları, beden şemasını kimi zaman bütün kimi zaman kesintilerle oluşturur; kare formlar içinde doluluk ve boşluklar ritim yaratarak kesintisiz biçimde ilerler. Sanatçının kurduğu sistemin sınırsız olanağı içinde bir araya gelen, tekrar ve çeşitleme ile bir senfoni kuran 360 karenin her birinde ve toplamında bazen eksilerek bazen katman katman yükselerek devam eden istif, hem beden şemasını bir bütün olarak gösterir hem de eksiltme ve kaydırmalarla gösterme biçimini çeşitlendirir. Sanatçı, 40 yıllık üretim süreci boyunca kadim geçmiş sınırlar ifadesiyle ısrarla işaret ettiği coğrafyaya dair bilginin imkan ve ihtimallerini araştırmayı sürdürür. Sanatçının üretme ilkesi, sınırları belirli bir yeryüzü parçasının kendine has ikliminde görselliğin kavranışı ve ortaya çıkışındaki neden-sonuç ilişkisi üzerine kuruludur. Nefes, doğanın tekrar ve çeşitleme ilkesi çerçevesinde, zamanı ve mekanı, süreklilik ve eşzamanlılık üzerinden sunar. Mithat Şen, Nefeste binlerce parçaya böldüğü beden birimlerini yoğun bir istifle ve devamlılıkla yerleştirir. Resmin iddiası, ilk işin sona, sonun ise başlangıç noktasına eklenebilir olmasıdır. Sanatçının, form ve malzeme dönüştürme yönteminin bütünlüklü bir derlemesi sayılabilecek Nefes, Beden serisinin Alem ve İstif serileriyle kavuştuğu bir duraktır. 1957 İstanbul doğumlu sanatçı, 1981`de Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim Bölümünü bitirdi. İlk kişisel sergisini 1982`de İstanbul`da Galata Sanat Galerisi'nde düzenledi. 1990`da 44. Venedik Bienali`ne katıldı. 20'yi aşkın solo sergi yaptı ve çok sayıda ulusal ve uluslararası karma sergiye katıldı. İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. Mithat Şen resmi, bir resim nesnesi olarak kendi başına imlediklerinin yanı sıra ait olduğu coğrafyaya dair bir anlam matrisinin de anahtarını taşır. Sanatçının 80'li yıllarda yaptığı desenlerde ve akrilik resimlerde görülen beden etütleri, zamanla insan bedenini aşıp yalnızca kendini imleyen ve biçim ilişkileriyle tekrar tekrar yeniden yaratılan 13 parçalık bir Mithat Şen şeması oluşturur. Sanatçının 40 yıla yakın bir zamandır tekrar ettiği bu beden, coğrafyanın parça-bütün ilişkisine dair olanakları araştırdığı bir disiplin alanıdır. Her resim, coğrafyanın kainat algısını oluşturan bütünün bir parçası olarak o bütüne dair bilgiyi içerir ve bu bilgi, sanatçı tarafından tekrarla yeniden ve başka biçimlerde gerçekleştirilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mitolojinin-zafer-tanricasi-nike-ye-adanan-eserler-izmirde/", "text": "Mitolojide zafer tanrıçası olarak adlandırılan Nike kültüne adanan ve ilk kez sergilenen eserler, İzmir Arkeoloji Müzesi'nde ziyaretçilerini bekliyor. İzmir Arkeoloji Müzesi'nin her ay depolarındaki eşsiz eserleri sergilediği Göremediklerinizi Göreceksiniz adlı projenin ağustos ayı programı, Yunan mitolojisinde zafer tanrıçası olarak anılan Nike'ye ayrıldı. Müzenin hazine odasında Nike'yi tasvir eden üç ayrı eser yer aldı. Helenistik Dönem'e tarihlenen 49 santim boyundaki mermer sütun, serginin en önemli parçası olarak gösterildi. İzmir'in Bergama ilçesindeki Pergamon Antik Kenti'nden 1925 yılında çıkarılan eserde, defne yaprağı motifleriyle süslü ve kanatlı Nike figürü elleriyle eteklerini tutuyor. Yaklaşık 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen mermer Nike sütunu, İzmir Arkeoloji Müzesi'ne ilk getirilen eserler arasında bulunuyor ve yaklaşık 1 asır sonra ziyaretçisiyle buluşturuluyor. Serginin ikinci parçası olan Muğla'nın Milas ilçesindeki İasos Antik Kenti'nden çıkarılan pişmiş topraktan kandilde de Nike kabartması bulunuyor. İzmir'in Menemen ilçesindeki Neonteikhos Antik Kenti'nden çıkarılan ve mezar hediyesi olarak kullanıldığı belirlenen yaklaşık 2 bin 500 yıllık Nike figürü de sergi kapsamında ziyaretçilerin dikkatine sunuluyor. İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürü Cengiz Topal, konu ile ilgili yaptığı açıklamada Yunan mitolojisinde koşan, uçabilen ve zaferin kişiselleştirilmiş biçimi olarak görülen Nike'nin Roma kültüründe ise Victoria olarak anıldığını söyledi. Kanatları, uçuşan elbisesi ve elinde defne yapraklarından bir çelenk ile betimlenen Nike 'nin hem kamusal alanda hem de Athena ve Zeus gibi diğer mitolojik tanrıların tapınaklarında bulunabildiğinin bilgisini veren Topal, zafer tanrıçasının genelde savaş ve yarışmalardaki zaferleri anmak, kutsamak için kullanıldığını dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mix-festival-basliyor/", "text": "Zorlu PSM tarafından bu yıl 5. kez %100 Music desteğiyle düzenlenen MIX Festival, 5-6 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleşecek. Festival, iki gün boyunca elektronik, indie ve dans müziklerinden pek çok performansın yanı sıra yan etkinlikler ile zengin bir program sunmaya hazırlanıyor. Simon Buret ve Olivier Coursier'den oluşan Fransız pop rock müzik ikilisi AaRON, alternatif müzik sahnesinin son yıllarda öne çıkan isimlerinden biri olan Ah Kosmos!, ilk performansını 2018 yılındaki Sonar İstanbul'da sergileyen elektronika sanatçısı Cihangir Aslan, 2021 yılında yayınladığı Bleu albümünde yer alan 'Verite' ve 'Nudes' isimli parçalarla dijital platformlarda yerini sağlamlaştıran, elektronik ve bas ağırlıklı olmasına rağmen oldukça rahatlatıcı şarkılara sahip Belçika'nın heyecan verici genç sesi Claire Laffut, dans müziğinin en çarpıcı özellikleri ile pop duyarlılığını birleştiren, kökleri Köln'ün efsanevi kulüp sahnesinden ilham alan coşkun ve synth-pop esintili ritim dolu parçaları ile melankolik Alman ikili COMA, yaptıkları pop ağırlıklı bestelerini elektronik alt yapılarla harmanlayan KÖFN, 'Something New' albümüyle müzik piyasasına iddialı bir geri dönüş yapan Belçikalı elektronik rock grubu Goose, kendi deyimiyle tatlı tatlı delirmenin müzikle olan buluşmasının örneklerini vermeyi geleneksel Anadolu müziğinin, Klasik Türk müziğinin, psikedelia'nın, surf rock'ın ve post-punk'ın zıtlıklarını fütürist yaklaşımıyla sürdüren Gaye Su Akyol, güncel elektronik müzik sahnesinin parlayan yıldızlarından Islandman, son zamanların en çok ses getiren darkwave, synthpop grubu Jakuzi, İstanbul'da harmanladıkları taptaze saykodelik tınılarıyla Lalalar, rengarenk kişiliğini aktardığı parçalarıyla kısa sürede sadık bir hayran kitlesi oluşturan, lokal sahnemizin değerlerinden Nova Norda, dikkat çeken işleriyle Mikado ve Fransız elektronik müzik yapımcısı Vitalic, iki gün boyunca doyumsuz bir müzik maratonu yaşatmaya hazırlanan MIX'te olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mixerde-iki-yeni-sergi-2/", "text": "Mixer, 27 Kasım 2021 8 Ocak 2022 tarihleri arasında, ana galeri mekanında Rugül Serbest'in Kendimin Ormanında başlıklı kişisel sergisine ve proje odasında Seçil Büyükkan'ın Kendime Doğru Bir Adım başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Rugül Serbest, resimleri aracılığıyla benliğini, bedenini ve özellikle kendi iç dünyasını 'bir başkasının' kimliğine bürünerek yeniden deneyimlemenin yollarını arıyor. Tuvallerinde yeni bir dünya olasılığını düşleyen Serbest, Kendimin Ormanında başlıklı kişisel sergisinde tuvallerinin yanında desen çalışmalarını Mixer'de izleyici ile buluşturuyor. Kendimin Ormanında, sanatçının uzun süredir resmettiği iç mekanlardan tamamen sıyrılarak dış dünyada kendine bir yer arama hikayesine odaklanıyor. Rugül Serbest bu durumu, ''Dünyada-olmanın ne demek olduğunu sorguluyorum. Dünya bir yer veya bir mekan değildir. Doğa içeridedir der Cezanne. Ben ne kadar bu dünyanın içindeysem dünya da bir o kadar benim içimde, soluduğum nefestedir.'' şeklinde özetleyerek izleyiciyi kendi yarattığı dünyasına davet ediyor. Rugül Serbest'in kendi iç dünyasında açtığı pencereden çıkıp düşlediği evren içerisinde su, toprak, ağaçlar ve çiçekler ile bezenmiş görüntüler manzaralar kimi zaman yeniden doğan kimi zaman da kendi ölümlü gerçekliği ile beraber yaşayan apaçık ve yalın bir üslupta manzaralara dönüşüyor. Kendime Doğru Bir Adım sergisinde Seçil Büyükkan'ın çeşitli özgün baskı tekniklerinden hareketle oluşturduğu çalışmaları yer alıyor. Sanatçının uzun süredir çalışmalarına odak olan doğu felsefesi ve doğa ilişkisi bu sergide kutsal ağaçlar konusu ile derinleşiyor. Seçil Büyükkan kutsallık kavramını sorgulama ediminden yola çıkarak bir varlığa; bir nesneye kutsallık yüklenmesini durumunu ağaç metaforu üzerinden ele alarak irdeliyor. Bu metafor üzerinden oluşan kutsal ağaçlar serisi kumaş ve kağıt üzerine linol baskılar ile bir mekan yaratarak izleyiciyi yeni bir sorgulama alanına davet ediyor. Baskı sanatları, Seçil Büyükkan'ın sanatsal yaşamında bir başlangıcı simgeliyor, bu sebeple bu sergi ile sanatçı kendi özüne bir dönüş izleği oluşturuyor. Aynı zamanda bu öze dönüşün çoğaltılabilir bir medyum aracılığıyla yayılmasını arzuluyor. Sanatçı bu durumu tıpkı Avrupa baskı geleneğinde kutsal kitap betimlemelerinin baskı yoluyla yaygınlaştırılması gibi şeklinde ifade ediyor. Seçil Büyükkan, birçok toplum tarafından kutsal kabul edilen ağaçların izini sürerek kendi zihninde onlara yeni bir oluşum imkanı yaratıyor ve bunu baskıları aracılığıyla izleyiciye yansıtıyor. Seçil Büyükkan'ın kutsal ağaçları Kendime Doğru Bir Adım sergisinde sergi mekanına yayılarak izlenime sunuluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mixerde-iki-yeni-sergi/", "text": "Mixer, 10 Eylül 23 Ekim 2021 tarihleri arasında iki yeni sergiye ev sahipliği yapıyor. Galerinin ana mekanında Gurur Birsin'in Zamanın Enkazı başlıklı ilk kişisel sergisi yer alırken proje odasında ise Bora Aşık'ın ''Çarpık Bilgiler İmparatorluğu'' başlıklı ilk kişisel sergisi görülebilir. Zamanın Enkazı, Gurur Birsin'in, sanatsal pratiğinin büyük kısmını oluşturan pentür çalışmalarının yanında desenlerini ve bir gravür çalışmasını bir araya getiriyor. Sanatçının sergide yer alan çalışmalarında ayrıntılı teknik detayların yanı sıra ilk bakışta karamsar algılanan, terk edilmiş mekanlar göze çarpıyor. Resimler birbirinden bağımsız olsa da serginin bütünündeki izlenim bir felaket sonrası senaryosunu andırıyor. Zamanı ve mekanı tanımlanamayan imajlarda yer yer nesneler ve kişiler ile karşılaşıyoruz. Her bir resim alışılmışın dışında belli anlatısı olmayan bir filmin parçaları gibi izlenebiliyor. Resimlerde göze çarpan karamsar tonlar, harabeler, enkaz ve metruk yapılar bir olayın tasvirinden çok insan algısının ve ruh halinin izdüşümünü ifade ediyor. Günümüz insanının maruz kaldığı sosyal ve siyasal atmosfer; otoritelerin kişiler ve kentler üzerindeki yanlış uygulamaları sonucu, toplumda oluşan ortak olumsuz duygular ve akabinde oluşan meçhul bir son Gurur Birsin'in resimlerinin merkezinde yer alıyor. Ancak resimlerde bilinmezliğin ve yıkımın yarattığı tedirgin atmosfere eşdeğer şekilde teknik detaylarla işlenen, dinginlik ve ışıkla geleceğe dair bir umut önerisinde bulunuyor. Gurur Birsin'in hem eserlerinde hem de desenlerinde teknik olarak göze çarpan bir diğer unsur da gravüre olan yakınlıktır. Sanatçının akademik çalışmalarında da odaklandığı gravürün etkisi tüm çalışmalarında göze çarpıyor. Gravürün sağladığı teknik imkanlar ve gerektirdiği titiz çalışma pratiği, Gurur Birsin'in sergide yer alan çalışmalarında kısıtlı renk paleti ve keskin yapısal çözümlemeler ile etkisini gösteriyor. Gündelik hayattaki, görsel ve yazınsal dilin 'çekişmesini' sanatsal alana taşımaya çalışan Bora Aşık, edebiyat ile resmi bir araya getirip düşünme pratiğinde yeni bir dil oluşturarak hayal gücünün sınırlarını mümkün olduğunca esnetiyor. ''Çarpık Bilgiler İmparatorluğu'' başlıklı kişisel sergisinde bu ikili ilişkiden yola çıkarak edebiyat ve resim ekseninde ürettiği çalışmalarını izleyici ile buluşturuyor. Kağıt üzerine karakalem üretimlerine yazınsal dünyasından çıkan cümleler ve nükteler eşlik ediyor. ''Çarpık Bilgiler İmparatorluğu'', Bora Aşık'ın çizimleri aracılığıyla izleyiciye kendi gerçekliklerini sorgulamaya yönelik bir ayna olma özelliği taşıyor. Sanatçının yazdığı hikayelerden yola çıkarak kendi hikayelerimizin sayfalarını aralama hissi uyandırıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mixerin-yeni-sergisi-printed-20-kapilarini-acti/", "text": "MIXER'in 2015'ten bu yana izleyiciyle buluşturduğu Printed sergi serisinin yeni edisyonu Printed '20 kapılarını açtı. Kerimcan Güleryüz'ün küratörlüğünü üstlendiği sergi 12 Aralık'a kadar devam edecek. MIXER'in ilki 2015 yılında hayata geçirilen ve baskı sanatına odaklanan sergi serisi PRINTEDın 6. edisyonu Printed '20 hafta sonunda kapılarını açtı. Serginin küratörlüğü x-ist'in kurucu ortağı ve The Empire Project'in kurucusu ve yöneticisi Kerimcan Güleryüz üstlenirken, sergi seçkisi usta sanatçılar ile genç kuşağın dikkat çeken isimlerini bir araya getiriyor. Sergide işleri izleyiciyle buluşan sanatçılar ise Burhan Kum, CANAN, Erol Akyavaş, Edze Ali, Jordan Söderberg Mills, Kaybid, Lale Tara, Mehmet Güleryüz, SENA, Stoya, Ünal Baş ve Yekateryna Grygorenko. Printed '20 gravürden linolyum baskıya, heykelden fotoğrafa farklı nesiller ve medyumlarda üretim yapan sanatçıların baskı ve çoğaltılabilir eserlerinin dönemsel olarak değişimlerini izleme olanağı sunuyor. 12 Aralık'a kadar devam edecek serginin bu sene seçkisi, alternatif sanatsal üretim yöntemleri ile kendilerini ifade eden sanatçıların özellikle baskı alanındaki uygulamalarına daha derinlemesine bir bakış sunmayı hedefliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/moda-sahnesi-oyularini-canli-yayimlayacak-sahneden-naklen/", "text": "Moda Sahnesi, oyunlarını canlı olarak yayımlayacağı Sahneden Naklen ile izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor. Koronavirüs pandemisi kapsamında alınan önlemler ve yapılan kısıtlamalar nedeniyle fiziki mekanında faaliyetlerini sürdüremeyen Moda Sahnesi, izleyicileriyle çevrimiçi buluşacak. Sahnede canlı oynanacak oyunlar eş zamanlı çevrimiçi olarak izlenebilecek. Sahneden Naklen kapsamında ilk olarak Bütün Çılgınlar Sever Beni, Babamı Kim Öldürdü ve Yeni Bir Şarkı oyunları bu ay içinde canlı olarak yayımlanacak. İlk olarak 12 Aralık 21.00'de Mert Fırat, Öznur Serçeler ve Çağlar Yalçınkaya'nın sahnede olacağı Bütün Çılgınlar Sever Beni seyirci karşısında olacak. Ardından 19 Aralık 21.00'de Onur Ünsal'ın rol alacağı Babamı Kim Öldürdü ve 26 Aralık 21.00'de Melis Birkan ve Caner Cindoruk'un izlenebileceği Yeni Bir Şarkı oyunları canlı olarak yayımlanacak. Yayınların bilet fiyatları beş seçenek olarak belirlendi: 25, 50, 75, 100 ve 250 TL. Her izleyici bütçesine uygun olanı satın alarak yayına katılabilecek. Satın alınan her bilet kişiye özel olacak ve başka biri tarafından kullanılamayacak. Biletler buradan temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/modada-kaktus-cicegi-esintisi/", "text": "Çekici görüntüsü ve kokusuyla görenleri kendine hayran bırakan kaktüs çiçeği modaya ilham kaynağı oldu. PAÜ Öğretim Üyesi Dr. Derya Tatman, kaktüs çiçeğinin tüm evrelerini kıyafetlerine yansıttığı Sofistike ve Elegant isimli bir tasarım sergisi açtı. Birbirinden güzel tasarım kıyafetlerin yer aldığı sergi büyük ilgi gördü. Pamukkale Üniversitesi Denizli Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu Moda Tasarım Programı Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Derya Tatman, Nihat Zeybekçi Kongre ve Kültür Merkezi'nde kaktüs çiçeğinden esinlenerek hazırladığı giysileri sergilediği bir moda tasarım sergisi açtı. Sofistike ve Elegant ismi verilen serginin açılışını Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan yaptı. 5-11 Ekim tarihleri arasında gezilen sergide 15 tasarım kıyafet sergilendi. Tasarımlar sergi ziyaretçilerinin büyük beğenisini kazandı. Koleksiyonunun temasının güzel kokusu ve çekici görüntüsüyle görenleri kendine hayran bırakan Echinopsis Oxygona isimli kaktüs çiçeği olduğunu belirten Derya Tatman, pembe ve mor tonlara sahip bu çiçeğin en büyük özelliğinin; açtıktan bir gün sonra solması olduğunu ifade etti. Bu kaktüs aslında bir çoğumuzun evinde olan ve açtığında bizleri heyecanlandıran bir tür. Ben de evimde 20 yıldır bu kaktüsü bulunduruyorum. Çiçeğin görünümünden ve hikayesinden etkilendim. Baktığınızda sadece pembe çiçeği ve yeşil gövdesi dikkat çekiyor. Ama yakından incelediğinizde birçok güzel detayları görüyorsunuz. Üzerinde tüylü dokular var, pembe, fuşya ve mor renklerin ton geçişleri dikkat çekiyor. Ben de kaktüs çiçeğinin bu güzelliklerini koleksiyona dönüştürdüm. İki yıl fotoğraf ve video çekimleri yaparak tasarımlarını hazırladım. Giysilere dönüşme ve üretim süreci ise 6 ay sürdü. Bu Ticariden ziyade deneysel bir çalışma oldu. Drapaj yöntemiyle manken üzerinde çalıştım. Çiçeğin doğru rengini vermek için pembe kumaş üzerinde çalışmalar yaptım. Çiçeğin renklerini yansıtabilmek için tüm giysilerde boyama yaptık. Bu şekilde ara renkleri ve tonları yakalamaya çalıştım. Yeşil kısmındaki kök etkisini vermek için kumaş manipülasyonu ve doku çalışmaları yaptım. Çiçeğin sap kısmındaki türlü dokuları kumaşlara yansıttım. Kaktüslerin dikenlerini, açmış halini, tohumlarını, solmuş görüntüsünü farklı farklı kıyafetlerde canlandırdım. Çiçeğin yaşadığı evreleri, şekilleri kıyafetlere yansıtmaya çalıştım."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/modern-turk-siirinin-kurucularindan-ahmet-hasim-vefatinin-90-yilinda-aniliyor/", "text": "Sanat için sanat anlayışını benimseyen başarılı edebiyatçı Ahmet Haşim, şiirlerinde imge ve iç ahenk bakımından zengin bir üslup kullanırken Türk edebiyatında akşam şairi olarak tanındı. Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden/ Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak/ ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak.../Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta/ Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta... dizelerinin de aralarında bulunduğu unutulmaz eserlere imza atan şair ve yazar Ahmet Haşim'in vefatının üzerinden 90 yıl geçti. Türk edebiyatında Fecr-i Ati şiirinin önemli temsilcilerinden Haşim, Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey ile Sara Hanım'ın oğlu olarak Bağdat'ta dünyaya geldi. Haşim'in doğum tarihi, çeşitli kaynaklarda 1883 ile 1887 olarak görülse de, M. Kaya Bilgegil'in Milli Eğitim Bakanlığı arşivinden aldığı bilgiye göre, 1887 olduğu kesinlik kazandı. Ahmet Haşim, babasının Arap vilayetlerinde sürdürdüğü memuriyeti nedeniyle ilk öğretimine farklı şehirlerde devam etti. Annesini 8 yaşındayken kaybeden yazarın çocukluğu, Şiir-i Kamer adlı eserinde işaret ettiği yalnızlık ve acı duygusuyla Dicle kıyılarında geçti. Annesinin vefatının ardından babasıyla İstanbul'a gelen ve bir süre Numune-i Terakki okuluna giden yazar, daha sonra Galatasaray Lisesinde eğitime başladı. Lisede 13-14 yaşındayken yazdığı, öğretmeni Tevfik Fikret'in etkilerinin görüldüğü, Hayal-i Aşkım başlıklı ilk şiiri, Ömer Seyfettin'in de yazdığı Mecmua-i Edebiye dergisinde yayımlandı. Edebiyat öğretmeni Ahmed Hikmet Müftüoğlu ile bir arkadaşının verdiği Fransız Şiir Antolojisi adlı eserden de etkilenen şair, 1907'de liseden mezun oldu. Şair, romancı ve oyun yazarı İzzet Melih Devrim'le yakın dost olan Haşim, arkadaşları Hamdullah Suphi Tanrıöver, Emin Bülent Serdaroğlu ve Abdülhak Şinasi Hisar'la da edebiyat sohbetleri yapıyordu. Sanata ve edebiyata lisede ilgi duyan şair, 1909'da başlayan Fecr-i Ati hareketine katıldı. Edebiyat ve sanat dergilerinde yazan genç edebiyatçıların birleşmesiyle oluşan topluluk, Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek prensibinden hareketle çalışmalarda bulundu. Usta edebiyatçı, mezuniyetinin ardından bir süre Osmanlı İmparatorluğu'nun tütün inhisarını elinde bulunduran Reji İdaresi'nde memur olarak çalıştı. Mekteb-i Hukuk'ta eğitim alan Haşim, İzmir Sultanisi'nde Fransızca öğretmenliğine atandıktan sonra hukuk öğreniminden vazgeçti. Ahmet Haşim, İzmir'e yerleşip 1910-1912'de öğretmenlik, 1912-1914'te ise Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. Bir kez toplantısına katıldığı Fecr-i Ati topluluğu 1913'te dağılınca, Haşim uzun bir sessizlik dönemi geçirdi. I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla dört yıl ihtiyat zabiti olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu'yla savaşa katılan şair, bu dönem Anadolu'nun birçok yerini gördü. Usta edebiyatçı, savaş sonrası Düyun-u Umumiye İdaresi'ne, bu kurumun dağılmasının ardından ise Osmanlı Bankası'na girdi. Ahmet Haşim, memurluk yaparken İstanbul'da çıkan Akşam ve İkdam gazetelerinde fıkra, tenkit ve kronikler yazdı. Gazetede yazılarının bir kısmını daha sonra Gurabahane-i Laklakan adlı kitabında toplayan Haşim, Dergah dergisinde 1921'de yayımlanan şiirlerinin bir kısmını ise Göl Saatleri adlı kitapta okurun beğenisine sundu. Şeyh Galip'ten izler taşıyan ve Göl Saatleri, Göl Kuşları, Serbest Müstezatlar ve Muhtelif Şiirler olmak üzere dört bölümden oluşan kitap üzerine, Türk şiirinde Yahya Kemal Beyatlı'dan sonra saf şiirin en önemli temsilcisi olarak Ahmet Haşim gösterildi. Böbrek rahatsızlığı tedavisi için 1924'te Paris'e giden Haşim, 1926'da yeniden Paris'e, 1932'de ise Frankfurt'a gitti ancak iyileşemeden buradan döndü. Günün meselelerine dair kaleme aldığı makalelerin bir kısmını, Paris gezi notlarını da ekleyerek, 1928'de Bize Göre adlı kitabında toplayan Haşim, Frankfurt'taki günlerini ise Frankfurt Seyahatnamesinde yazıya döktü. Ahmet Haşim, şiirlerinde musikiye de yer verirken empresyonizmle sembolizmin etkisiyle eserlerini ele aldı. Sanat için sanat anlayışını benimseyen başarılı edebiyatçı, şiirlerinde imge ve iç ahenk bakımından zengin bir üslup kullanırken Türk edebiyatında akşam şairi olarak tanındı. Ömrüm benim için bir ateşti diyen usta yazar, yaşamının son günlerinde Güzin ismiyle seslendiği Zarife Özgünlü ile evlendi. Haşim, hastalığı nedeniyle 4 Haziran 1933'te Kadıköy'deki evinde, 49 yaşında vefat etti ve Eyüp Mezarlığı'na defnedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mogollardan-canli-kayit-yeni-album-anatolian-sun/", "text": "Moğollar'ın tamamı canlı kaydedilmiş yeni albümü Anatolian Sun 11 Aralık'ta dinleyiciyle buluşacak. Müzikal yolculuğunda 50 yılı geride bırakan Moğollar, yeni albümü için geri sayım başladı. ZeN ve BaBa ZuLa'dan tanınan Murat Ertel'in prodüktörlüğünü üstlendiği albüm, Haarlem şehrinde Artone Studio'da performanslar doğrudan plağa aktarılarak kaydedildi. Gülbaba Records ve Night Dreamer Records'ın ikinci ortaklığı olan Anatolian Sun albümünde Cahit Berkay, Emrah Karaca, Serhat Ersöz, Taner Öngür ve Kemal Küçükbakkal'dan oluşan Moğollar'a asma davul ve bendirde Ümit Adakale eşlik etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mogollarin-son-albumu-anatolian-sun-plak-formatinda/", "text": "Kariyerlerinin 52. yılını kutlayan Türk müzik tarihinin efsanevi grubu Moğollar'ın dünyaca ünlü Artone Studio'larında, direct to disc teknolojisiyle kaydedilen yeni albümleri 'Anatolian Sun Part 1 & Part 2'geçtiğimiz günlerde dijital olarak yayınlamıştı. Albümün merakla beklenen plak versiyonu da çift plak olarak bugünden itibaren piyasalarda olacak. Grubun; 11 yıl aradan sonra gelen ve iki ayrı albüm halinde plak formatında da yayınlanan albümü Anatolian Sun; Moğollar'ın konser performanslarına en yakın kayıtları olma özelliğini taşıyor. Herhangi bir düzenleme yapılmadan tek seferde ve tamamen canlı kaydedilen albüm; Gülbaba Records & Night Dreamer Records etiketiyle Murat Ertel'in prodüktörlüğünde yayınlandı. Saykedelik Türk rock müziğinin tüm dünyada gördüğü ilgi Moğollar'ın 44 yıl sonra yeniden Avrupa'da plak yayınlamasına vesile oluyor. - Selvi Boylum Al Yazmalım - 7/8 9/8 - Gel Gel - Gam Yükü / Nilüfer - Dinleyiverin Gari - Çığrık - Düm Tek - Haliç'te Gün Batışı - Keşişleme - Bi'şey Yapmalı - Buzlar Çözülmeden - Toprak Ana - Iklığ - Berkay Oyun Havası - Ölüler Altın Takar Mı? - Alageyik Destanı"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mona-lisa-ile-ilgili-yeni-bulgular-da-vinci-nin-kullandigi-teknik-ortaya-cikti/", "text": "Bilim insanları, Leonardo Da Vinci'nin dünyaca ünlü başyapıtı Mona Lisa portresini yaparken kullandığı tekniklere ilişkin yeni bulgular elde etti. İtalyan mucit, mimar ve ressam Leonardo Da Vinci'nin Mona Lisa tablosunun çok küçük bir bölümünün kimyasal yapısını X-ray ışığı altında inceleyen bilim insanları, sanatçının kavak pano üzerine temel katman olarak kullandığı yağlı boyanın tarifinin farklı olduğunu ortaya çıkardı. Fransa ve İngiltere'den araştırmacılardan oluşan ekip, tablonun sağ üst köşesinden insan saç telinin çapı kadar küçük bir bölümünü inceledi. Ekip, Mona Lisa tablosunun ilk boya katmanında nadir rastlanan bir bileşim olan plumbonakrit kimyasal maddesine rastladı. Kurşun oksitin bir yan ürünü olan plumbonakrit maddesi, yağlı boya ile karıştırılarak kullanıldığı takdirde tuvalde kalın bir tabaka ortaya çıkıyor. Araştırmanın baş yazarı Victor Gonzalez, sanat tarihçilerinin daha önce öne sürdüğü Ressamın portre üzerinde çalışmaya başladığında boyasını kalınlaştırmak ve kurumasına yardımcı olmak için 'kurşun oksit tozu' kullanmış olabileceği hipotezinin ilk kez doğrulandığını belirtti. Da Vinci'nin Mona Lisa üzerinde çalışmaya başladığında deneysel bir ruh hali içinde olabileceğini ifade eden Gonzalez, dünyaca ünlü ressamın denemeler yapmayı sevdiğini aktardı. Ünlü ressamın resimlerinin her birinin teknik açıdan tamamen farklılık arz ettiğini dile getiren Gonzalez, Mona Lisa'nın zemin katmanı için gerçekten de özel bir tekniğin olduğunu görmenin ilginç olduğu yorumunu yaptı. Daha önce, Leonardo Da Vinci'den sonra 17. yüzyılda yaşamış olan Hollandalı ressam Rembrandt'ın tablolarında da plumbonakrit maddesine rastlayan Gonzales bunun, tariflerin yüzyıllar boyunca aktarıldığını da gösterdiğini vurguladı. İtalyan sanatı uzmanı ve New York Metropolitan Sanat Müzesi'nin küratörü Carmen Bambach da araştırmayı çok heyecan verici olarak nitelendirdi. Bambach, Leonardo Da Vinci'nin resim tekniklerine ilişkin bilimsel olarak kanıtlanmış yeni bulguların son derece önemli olduğunu söyledi. Mona Lisa tablosunda plumbonakrit bulunmasının, Leonardo'nun bir ressam olarak tutkusunun ve sürekli denemeler yapmış olduğunun bir kanıtı olduğunu belirten Bambach, bu tutku ve sürekli deneyişlerin Rönesans döneminin efsanevi ustasını zamansız ve modern kıldığını ifade etti. Ünlü ressam Leonardo Da Vinci'nin 1503-1507 yıllarında yaptığı ve Floransalı tüccar Francesco del Giocondo'nun eşi Lisa Gherardini'yi resmettiği belirtilen Rönesans dönemi ünlü eseri Mona Lisa tablosu, halen Paris'teki Louvre Müzesi'nde sergilenmeye devam ediyor. Araştırmanın sonuçları, Amerikan Kimya Derneği dergisinde yayımlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/monica-molina-17-kasimda-cemal-resit-rey-sahnesinde/", "text": "Ülkemizde pek çok kere konser veren sanatçılar arasında bizlerle ayrı bir gönül bağı kuran, yurtdışındaki röportajlarında Türkiye'den övgüyle söz eden İspanyol Diva Monica Molina, 17 Kasım akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda İstanbullu hayranlarıyla buluşacak. Son albümü Autorretrato'nun albüm kapak çekimlerini İstanbul'da gerçekleştiren ve röportajlarında Ben Türkiye'yi çok seviyorum, Türkler de beni çok seviyor. Orada olmak, nefes almak bile bir ayrıcalık. diyen Monica Molina, Tu Despedida Vuela, De Cal y Arena, A Vida, Mar Blanca ve Autorretrato isimli 6 albüm yayınladı. İspanya'da her albümü ile platin satış statüsüne ulaşan, Latin Grammy Ödülü adaylığı olan ve babası Antonio Molina'dan aldığı bayrağı hayatın içinden ve hayatı anlatan şarkılarla taşımaya devam eden sanatçı, en sevilen şarkılarından oluşan bir repertuvarla sahne alacak. Tu Despedida Vuela, De Cal y Arena, A Vida, Mar Blanca isimli 5 albümü ile aşk rüzgarları estiren ve ülkemizde büyük hayran kitlesine sahip Monica Molina, Türkiye'de çok satan toplama albümü Autorretrato ile en güzel şarkılarını sevenleri için bir araya getirmişti. Daha önce Türkiye'de yine büyük satış rakamlarına ulaşan CD'leri ve biletleri haftalar öncesi tükenen konserleri ile gündemde olan Monica Molina, Autorretrato'nun ön ve arka kapak fotoğraflarını İstanbul'da çekerek Boğaz'ın ve ülkemizin güzelliklerini tüm dünyaya tanıtmıştı. İspanya'da her albümü ile platin satış statüsüne ulaşan, Latin Grammy Ödülü adaylığı olan ve bunların yanı sıra birçok ödül kazanan Monica Molina, copla şarkılarının efsane şarkıcısı ve öz babası Antonio Molina'dan aldığı bayrağı hayatın içinden ve hayatı anlatan şarkılarla taşımaya devam ediyor. Molinalar İspanya'nın en saygın sanatçı ailelerinden biri. Monica'nın babası İspanya'nın 'efsane' şarkıcılarından Antonio Molina. Kız kardeşi Angela Molina ise Avrupa sineması için vazgeçilmez bir oyuncu. Diğer kardeşi Micky de yine bir sinema oyuncusu. Albümlerine imzasını atan ve yanından hiç ayrılmayan kardeşi Noel ise kendisi gibi bir müzisyen ve şarkılarının bestecisi ve söz yazarı. Bugüne dek 20'ye yakın yapımda rol alan Monica Molina, şarkıcı olmanın yanı sıra tıpkı kız kardeşi gibi ailenin oyuncu üyelerinden biri. Rol aldığı ve ses getiren oyunlar arasında Oscar Wilde'dan uyarlanan bir tiyatro oyunu da var. Ruhunu ve karizmasını babasından aldığı söylenen Monica Molina, dinleyenlerin içini ısıtan, bir parça melankolik, bir parça umut dolu ama her zaman romantik sesi ve kendine özgü vokali ile eşsiz bir sanatçı. 2013 yılında babasının efsaneleşen şarkılarını Mar Blanca adında bir albümde toplayan Monica Molina, 2016 yılında şarkılarını senfoni orkestrası eşliğinde dünyada ilk kez Bodrum'da seslendirmişti. Albüm çalışmaları, yeni müzikal birliktelikler ve konserleri dışında Candela adındaki kızını yetiştirerek sanatçı bir anne olmanın keyfini süren Monica Molina, yeni albümü üzerinde çalışıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mor-cati-icin-sanat-dayanismasi/", "text": "Kadına yönelik şiddet alanında mücadele eden Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı bu yıl 30. kuruluş yıldönümünü kutluyor. Mor Çatı'nın 30. yılı için sanatçı Serra Tansel'in inisiyatifiyle sanatçılar bir araya gelerek sanat dayanışması kurdular. Bu dayanışmaya işleri ile katılan sanatçılar eserlerini değerinin altında fiyatlandırdı. 8 Aralık 8 Ocak2021 tarihleri arasında sürecek satışlardan elde edilen gelir Mor Çatı'nın kadınların ve çocuklarının şiddetsiz bir hayat kurabilmesi için verdiği mücadele için kullanılacak. Mor Çatı için Sanat Dayanışması'nın parçası olan sanatçılar ve işleri hakkında detaylı bilgiye Mor Çatı web sitesi üzerinden ulaşılabilir ve satın alınabilir. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı 1990 yılında kadına yönelik şiddetle mücadele etmek amacıyla feminist kadınlar tarafından kuruldu. Mor Çatı'da şiddete maruz kalan kadınlara ve varsa çocuklarına destek verilerek erkek şiddetinden uzakta bir yaşam kurabilmeleri hedeflenir. Kadınlarla birebir dayanışma kurmanın yanı sıra şiddetle mücadele etmek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için ulusal ve uluslararası sözleşme, kanun ve yönetmeliklerin uygulamaları izlenir, raporlanır ve karar vericilere gerekli politikalara dair öneriler sunulur. Alandaki bilgi ve deneyimi paylaşmak için şiddet alanında çalışan kadın örgütleri, sivil toplum kuruluşları, barolar ve belediyelerle atölyeler yapılır. Ulusal ve uluslararası kadın örgütleri ile dayanışma içinde kampanyalar ve eylemlilikler yoluyla patriyarkaya karşı, kadınların özgür ve bağımsız hayatlar kurabilmeleri için mücadele edilir. Mor Çatı dayanışma merkezinden, bugüne kadar 40.000'den fazla kadın ve çocuk destek aldı. Her gün ortalama 10 kadın telefon, mail ve yüz yüze görüşerek Mor Çatı'dan destek alıyor. Merkez, çalışmalarını kadınlara yardım etmek değil, şiddete karşı kadın dayanışması oluşturmak, birlikte mücadele etmek üzere sürdürüyor. Kadınlar Mor Çatı'ya en çok yaşadıklarını paylaşmak, sosyal ve hukuki hakları konusunda bilgi edinmek için başvuruyorlar. Arayan her kadına sosyal destek verilirken ihtiyaç duymaları halinde hukuki, psikolojik destek ve sığınak desteği de alabiliyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muallime-arjantinden-en-iyi-film-odulu/", "text": "Yönetmen Müslim Şahin'in ilk uzun metrajlı filmi ve TRT Ortak Yapımı Muallim, Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te gerçekleştirilen ve Arjantin'in en büyük film festivali olan 7. Buenos Aires Film Festivali'nde En İyi Kurmaca Film ödülünü kazandı. Film, 2. Abdülhamid Han döneminde Fransa'da mühendislik eğitimi alan bir Jön Türk'ün, ülkeye dönüşünde bir köye öğretmen olarak sürgün edilmesini ve 20. yüzyılın başlarında Fransa'da eğitim aldıktan sonra dönüş yaptığı Anadolu'da kendi değerleriyle yüzleşen öğretmen Ali'yi konu alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Melih Selçuk, Sevtap Özaltun, Ruhi Sarı, Halit Karaata, Kerim Yağcı, Levent Sülün, Engin Yüksel, Barış Hayta, Yiğit Çelebi, Batuhan Ekşi, Tuğçe Tanıl, Mike Mithcell, Uğur Arslanoğlu, Şendoğan Öksüz ve Hakan Karaman gibi oyuncular yer alıyor. Muallim filmi, American Golden Picture Uluslararası Film Festivali'nde en iyi film ve en iyi yönetmen dahil 5 ödül almıştı. Ayrıca Hamilton New York Uluslararası Film Festivali'nde de En İyi Uzun Metraj Film ödülünü kazanmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mubi-ekim-ayi-programini-acikladi/", "text": "Sinemaseverleri aynı çatı altında buluşturan MUBI, ekim ayı gösterim programını açıkladı. Ekim ayı programının öne çıkan filmi ise büyük usta Metin Erksan'ın, Necati Cumalı'nın öyküsünden uyarladığı Susuz Yaz. Başrollerinde Erol Taş, Hülya Koçyiğit ve Ulvi Doğan'ın yer aldığı Susuz Yaz, 1964 yılında Berlinale'de Altın Ayı kazanmış ve sinema tarihimizde uluslararası festivallerde büyük bir ödül kazanan ilk film olmuştu. Arazilerindeki suyun geçiş yeri yüzünden karşı karşıya gelen iki kardeşin, hınçla, hasetle, ihanetle örülü öyküsüne odaklanan film, Martin Scorsese'nin Dünya Sineması Projesi kapsamında yenilenmiş kopyasıyla 29 Ekim'den itibaren MUBI'de sinemaseverlerle buluşacak. Programda öne çıkan filmler ise şöyle; Dash Shaw'ın Berlinale ve Sundance'ten ödülle dönen cesur filmi Cryptozoo, Portekiz sinemasının büyük ustası Manoel de Oliveira için mahrem bir günce niteliği taşıyan Anılar ve İtiraflar filmi, Çoğunluk ve Nefesim Kesilene Kadar gibi yapımların başarılı oyuncusu Esme Madra'nın yönetmen koltuğuna oturduğu dördüncü kısa filmi Sarı, Siyam, Kanocular ve Ev Sahibi, Pedro Almodovar ve Tilda Swinton'ı buluşturan 30 dakikalık özel proje İnsan Sesi, İtalya'nın en önemli edebiyatçılarından Domenico Starnone'nin Türkçeye de çevrilen romanının aynı isimli uyarlaması olan Daniele Luchetti'nin yönettiği Bağlar, Robert Pattinson ve Juliette Binoche'un başrollerini paylaştığı Fransız usta Claire Denis'in filmi High Life, Ceylan Özgün Özçelik'in 2017'de Berlinale'de prömiyerini yapan filmi Kaygı, En İyi Belgesel dalında Oscar adayı olan, sayısız ödül kazanan Bal Ülkesi, klasik anlatı sinemasını kıran cesur denemeleriyle tanınan genç yönetmen Burak Çevik'in ikinci uzun metrajı Aidiyet, İskoç yönetmen Lynne Ramsay'nin ilk uzun metrajı Sıçan Avcısı, Hunter S. Thompson'ın 2005'teki intiharından sonra çekilen belgesel Gonzo: Dr. Hunter S. Thompson'ın Yaşamı ve büyük usta Agnes Varda'nın ölümünden birkaç yıl önce, dünyaca ünlü sokak sanatçısı JR ile birlikte çektiği belgesel Mekanlar ve Yüzler. Ayrıca sinemamızın en önemli hikaye anlatıcılarından biri olan Zeki Demirkubuz'un on bir filmden oluşan sinemasal yolculuğunun tamamına tanıklık edeceğimiz retrospektifi ekim ayından itibaren her çarşamba MUBI'de gösterime girecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mubinin-mart-ayi-programi-yayinda/", "text": "Karantina döneminde eksikliğini çok hissettiğimiz insani bağ ihtiyacımıza dair harika bir komediye imza atan usta yönetmen Reha Erdem'in aylar önce bir posterle müjdelediği gizemli filmi SENİ BULDUM YA!, 13 Mart'tan itibaren sadece MUBI'de izlenebilir. Serkan Keskin, Nihal Yalçın, Bülent Emin Yarar, Ezgi Mola, Taner Birsel, Tilbe Saran, Esra Bezen Bilgin, Tansu Biçer ve Ecem Uzun gibi birbirinden değerli isimlerden oluşan zengin oyuncu kadrosuyla dikkat çeken SENİ BULDUM YA! salgın dönemini fırsat bilen iki dolandırıcının beklenmedik hikayesini anlatıyor. Reha Erdem'in beş yıllık bir aranın ardından çektiği son filmi insanlığın en karanlık dönemlerinden birinde umuda, dansa ve neşeye yer açıyor. Brezilya'dan çıkıp tüm sinema tarihini etkileyen Cinema Novo akımının öncülerinden Glauber Rocha'nın 1967 tarihli başyapıtı TRANS HALİNDEKİ ÜLKE, yönetmen Tobias Nölle'nin Berlin Film Festivali'nde FIPRESCI ödülü kazanan, psikolojik gerilim ve bilim kurguyu iç içe geçiren akıl oyunu ALOYS, İran asıllı İsveçli yönetmen Ali Abbasi'den ötekiyle yüzleşmeye dair fantastik ve bir o kadar sert bir öykü SINIR, Güney Kore sinemasından ödüle doymayan dokunaklı bir büyüme hikayesi, SİNEK KUŞU, kurduğu dostluk ağıyla avangard sanat dünyasını derinden etkilemiş Jim Haynes ile hayata dair hakiki bir sohbet olan JIM'LE TANIŞMAK, sokak kedilerinin insanlarla arasındaki şefkatli bağlara adanan ve tüm dünyada beğeni kazanan, Ceyda Torun belgeseli KEDİ ve daha fazlası bu ay MUBI'de."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muglada-anit-mezar-kazilarinda-islamiyet-oncesi-turklere-ait-izler-bulundu/", "text": "Seydikemer ilçesindeki resimli kayaların çevresindeki anıt mezar kazısında, İslamiyet öncesi Türklere özgü olduğu değerlendirilen ok uçları, seramik kaplar ve metal eşyalara rastlandı. Muğla'nın Seydikemer ilçesindeki kurgan kazısında, İslamiyet öncesi Türklere ait ok uçları, seramik kaplar ve metal eşyalar gün yüzüne çıkarıldı. Bölgede kaya üzerinde hayvan figürlerini gören bir çobanın ihbarı sonrası 2019 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Gökçe'nin girişimiyle başlatılan kazılar sürüyor. Kaya resimleri üzerindeki çalışmalarını tamamlayan kazı ekibi, bu yıl da alanda tespit edilen kurgan alanında kazı çalışması yürüttü. Prof. Dr. Mustafa Gökçe, Muğla-Antalya-Denizli illeri arasındaki geniş bir sahada Türklerin en eski izlerini bulmak için araştırma yürüttüklerini söyledi. Bu yıl Muğla Sıtkı Koçman, Aksaray ve Pamukkale üniversiteleri öğretim üyeleri ile saha çalışmalarını Elmalı Müzesi gözetiminde genişlettiklerini belirten Gökçe, Seydikemer Belediyesinin destekleriyle geçen yıl tespit edilen bir kurganda kazı yaptık. Kurgan alanında ok uçları, seramik kaplar ve metal eşyalar bulundu. Bu açıdan kurgan eski Türklerin geleneklerine benzemekte. dedi. Eski Türklerin de ölülerinin yanına oklarını, silahlarını ve eşyalarını gömdüğüne dikkati çeken Gökçe, Bizim açtığımız ve kazısını yürüttüğümüz kurgan da benzer özellikler göstermekte. Bu çalışmalar neticesinde şunu söyleyebiliriz. Eski Türkler Müslüman olmadan önce Anadolu'ya bu bölgeye gelmişlerdir. ifadelerini kullandı. Kazıların gelecek yıl da devam edeceğini bildiren Gökçe, Muğla, Denizli ve Antalya arasında kalan çok geniş bir bölgede çalışma yürüttüklerini kaydetti. Geçen yıl bulunan kaya resimlerinin benzerlerini Denizli sahasında da bulduklarını, yine kurganların benzerlerini çeşitli ilçelerde tespit ettiklerini dile getirdi. Seydikemer ilçesinde 2 yıl önce hayvanlarını otlatan çoban, kaya üzerinde hayvan figürleri bulunan bölgeyi yörenin yerel sanatçısı Vedat Karakaya'ya göstermiş, Karakaya'nın bu durumu Prof. Dr. Mustafa Gökçe'ye bildirmesiyle de bölgede inceleme yapılmıştı. Gökçe'nin başkanlığındaki ekibin Kültür ve Turizm Bakanlığından kazı izni almasıyla 2019 yılı sonunda Antalya Koruma Kurulu tarafından tescillenen alanda yaklaşık 2 ay süren raporlama ve belgeleme işleminin ardından kazı çalışması başlatılmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mugsfden-100-yilinda-cumhuriyetin-yuzleri-ekslibris-sergisi/", "text": "Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü öğrenci ve mezunları Cumhuriyetimizin 100. yılına özel olarak hazırladıkları 100. Yılında Cumhuriyetin Yüzleri Ekslibris Sergisi büyük ilgi gördü. Ataşehir Belediyesi Cemal Süreyya Etkinlik Merkezi'nin ev sahipliği yaptığı sergi için 13 Temmuz günü bir açılış organizasyonu düzenlendi. Açılışa Maltepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fatma Hülya Şimga, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Celal Oktay Yalın, Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Üyesi Cem Çınar ile birlikte mezunlar, öğrenciler ve aileleri katıldı. Açılışta konuşma yapan Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Seyit Mehmet Buçukoğlu: Cumhuriyet tarihimizde bilim, kültür, sanat ve spor alanlarında iz bırakmış önemli isimlerin hatırlanmasında önemli bir yer olan grafik sanatının önemi her geçen gün daha da öne çıkmaktadır. Okulumuzda grafik tasarımı eğitimi alan ve bu bölümden mezun olarak profesyonel iş yaşantılarına başlayan öğrencilerin beraber hazırladıkları ekslibris sergisi ile 100. yıla ithafen anlamlı bir sergiye imza atmış olmalarının heyecanını onlarla birlikte yaşıyorum, dedi. Sözlerine, genç tasarımcılarının kendi tarihlerine, ülkelerine ve eğitimlerine sahip çıkıyor olmalarından duyduğu memnuniyeti belirterek devam eden Buçukoğlu, Hali hazırda okuyan ya da mezun olan öğrencilerle sanat ve tasarım alanında birlikte oluşturulan sinerjinin ve ortak projelerin eğitim, sanat ve tasarım alanına kazandırdığı hiçbir zaman ivme göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir, dedi. 100. Yılında Cumhuriyetin Yüzleri Ekslibris Sergisi 2023 yılının ikinci yarısında aylık periyotlarla farklı belediyelere ait Kültür-Sanat Merkezleri ile resmi ve özel sanat galerilerinde gezici bir sergi misyonu taşıyarak Cumhuriyet tarihimizin 100 farklı ismine 100 öğrenci ve mezunumuz tarafından hazırlandığı bilgisini de paylaşan Buçukoğlu, Proje 100 adet ekslibris tasarımını kapsamakta, sanat ve tasarım yoluyla Cumhuriyet tarihimize alanlarında iz bırakmış bu önemli isimlerin hatırlanması, anılması ve tanıtılması amacını taşımaktadır, dedi. Ekslibrisler, kişinin kendisine ait ya da onun kitaplığında bulunan ve onun için özel, kıymetli olduğunu düşündüğü başka kitapları için kitabın ya da kitapların iç kapağında yer verilmek üzere küçük boyutlarda kişiye özel tasarlanan sanatsal çalışmalardır. Genellikle üzerlerinde kişinin adının ve soyadının yazılı olduğu ve Ex, Ex-libris, Exlibris, Ekslibris ifadesinin bulunduğu, kişiyi ya da kişileri kendi özellikleriyle tanımlayan, onlara hitap eden ya da onlara ithafen özel görsellerin ve tasarımların oluşturduğu birer özel mühür görevi üstlenirler. Ekslibris sözcük olarak...'nın kitaplığından veya...'nın kütüphanesine ait anlamına gelir. Kitabın sahibi ve kitabın kendisi için bir kartvizit ya da tapu özelliğini taşırlar. Kişiyi ve özellikle de kitabı özel kılar ve onu değerli hale getirirler. Böylelikle kitabı ödünç alan kişi o kitabın sahibi için özel ve değerli olduğunu her defasında hatırlayarak sahibine geri iade eder. Burada ekslibrisin sanatsal bir iletişim aracı olduğu ve uyarıcı bir misyon taşıdığı da rahatlıkla söylenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muharrem-ince-ilk-kez-belki-de-sanat-diyecegiz/", "text": "CHP'den ayrılarak Memleket Hareketi'ni başlatan ve bu oluşumu siyasi partiye dönüştürme yolunda olan Muharrem İnce, CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın sunduğu Tarafsız Bölge programına konuk oldu. Muharrem İnce, programda yaptığı konuşmada Toplumda siyasetin kalitesi çok düştü. Mizah yok siyasette. Biz ilk kez belki de sanat diyeceğiz. Kimse konuşmuyor. Uzay madenciliği, nano teknoloji derken sanat diyeceğiz ifadelerini kullandı. Bu söylemi ile sanatı ilk kez programına alan siyasetçi özelliği de taşıyan İnce'nin açıklamaları, özellikle sanat çevreleri tarafından dikkat çeken bir konuşma olarak kayıtlara geçti. Genel merkez binasında tadilat işlerinin sürdüğünü de açıklayan Muharrem İnce; Ankara'da 19 Mayıs'a planlamıştık ama daha erken bitecek. Partinin kuruluşunu bir otelde açıklamak istemiyoruz. Genel merkezi tamamlayıp, öyle açıklayacağız. Nisan ayı içerisinde yaparız. 45 gün içinde gerçekleştirmek istiyoruz diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muhsin-kuttan-iki-yeni-sergi/", "text": "Çağdaş Türk Resim Sanatı'nın önemli isimlerinden Muhsin Kut Kasım ayı içerisinde artarda iki önemli sergi ile izleyicisiyle buluşacak. 3-7 Kasım 2021 tarihlerinde IAAF 2. Sanat ve Antika Fuarı Kızıltoprak Sanat Galerisi standında farklı dönemlerinden bir SEÇKİ ile yer alacak. 13 Kasım-20 Aralık 2021 tarihleri arasında ise son dönem çalışmalarını Kızıltoprak Sanat Galerisi'nde sergileyecek. Ya insansız sokak veya mekanlar üzerine ya da sadece mizah yönü ağır basan insanlı resim yapmayı tercih ederim. Çünkü figür koyduğun zaman resmin konusu o oluyor. Oysa ki benim temalarım binalar, sokaklar... Bakırköy'de denize sıfır bir evde doğup büyüdüm. Bu sebeple de olsa gerek çocukluğumdan beri kıyı şeritleri, deniz ve tekneleri çizmekten çok keyif alırım. 1938 yılında İstanbul'da doğdu. 1958 yılında Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. 1959 da ilk sergisini Taksim Meydanı'nda açtı. 1964-69 yılları arasında İDGSA Seramik Bölümü'nde okudu. Akademide öğrenci iken 1967 yılında Uluslararası Barış Resim Yarışması birincilik ödülü ve Ahmet Andiçen Seramik Yarışması birincilik ödüllerini kazandı. Yine öğrencilik döneminde hocası Sabri Berker'in önerisi ile Beşiktaş Resim Heykel Müzesi Milli Koleksiyonu'na bir eseri kabul edildi. 1987 yılında Tekel Resim Yarışması birincilik ödülünü de alan sanatçının İstanbul ve Ankara Resim Heykel Müzeleri, İstanbul Modern Müzesi, Avustralya'da Broken Hill Belediye Müzesi, New York Üniversitesi Abby Grey Koleksiyonu'nda, ayrıca yurtiçi ve yurtdışında pek çok önemli koleksiyonda eserleri bulunmaktadır. 2009 yılındaTürk resmine yaptığı katkılarından dolayı 19. İstanbul Sanat Fuarı'nın onur sanatçısı olmaya layık görüldü. Sanatçı çalışmalarını İstanbul Bakırköy'deki atölyesinde sürdürmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muhtesem-ikili-promiyer-yapti/", "text": "Yeşilçam'ın efsane isimlerinden Ediz Hun ve Selma Güneri, Muhteşem İkili oyunuyla ilk kez tiyatro sahnesinde bir araya geldi. Selma Güneri, benim kadim dostumdur. İyi bir oyuncudur. Oyunun hakkını verir. Oyuncu kelimesini pek sevmiyorum. İyi bir artist diyeyim. Biz bir sanat icra ediyoruz. Şimdiki gençlerden de çok kabiliyetliler var. İşini ciddiyetle yapıyorsan mutlaka belirli bir başarıya ulaşırsın. Mesleğinizi iyi yapın, kapasitenizin üstüne çıkın. Tüm vatandaşların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı da kutlayan Ediz Hun, Mustafa Kemal Atatürk'ün sanata ve bilime verdiği değerin farkında olunması gerektiğini vurguladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mujde-ayandan-cumhuriyetin-100uncu-yili-onuruna-anlamli-sergi/", "text": "Edirne'de Osman İnci Müzesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100'üncü yılı onuruna Prof. Dr. H. Müjde Ayan'ın resim sergisine ev sahipliği yaptı. Sergide, Mustafa Kemal Atatürk'ün İstanbul boğazına demirleyen işgal donanmasını izlediği anın tasvir edildiği eser ilk kez gösterime girdi. Edirne'de Osman İnci Müzesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100'üncü yılı onuruna Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. H. Müjde Ayan'ın toplam 32 eserinin yer aldığı resim sergisinin açılışını gerçekleştirdi. Serginin açılışına; Trakya Üniversitesi önceki dönem Rektörü ve Osman İnci Müzesi kurucusu Prof. Dr. Osman İnci, Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli İl Genel Meclisi Üyesi Hüseyin Taşkın, Edirne Kent Konseyi Başkanı Nihat Çolak, akademisyenler ve sanatseverler katıldı. Serginin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Osman İnci, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yüzyılını bugün tamamlandığını belirterek; Nice yüzyıllara. Gelişerek, üreterek ve özellikle çağdaş ve bilgini insan yetiştirmek umuduyla. Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını bir kez daha saygıyla anıyorum. Cumhuriyet yalnızca bir yönetim şekli değil. Cumhuriyet, bizim için erdem, onur, gurur, verimlilik ve üretkenlik, hukuk ve adalet, bilim, çağdaşlık, Cumhuriyet kadınlarına eşitlik ve kız öğrencilerdir. Kadına değer verilmesidir, cehaletle savaştır, eğitimdir, kültür ve sanattır, liyakattır, görevini en iyi şekilde yapmaktır, akıldır. Cumhuriyet, ülkesi emperyalistlerce işgal edilmiş bir ulusun başkaldırısıdır, kuruluşudur ve kurtuluşudur. Hepsinden önemlisi Cumhuriyet egemenliktir, özgür nefes alabilmektir ifadelerini kullandı. Mustafa Kemal Atatürk'ün, Cumhuriyet için sanat ve kültürü yaşamsal bir dal olarak gördüğünü belirten İnci; Güzel sanatlar, resim ve heykel, tiyatrolar, korolar, opera ve bale gibi yapılanmaların tümü Mustafa Kemal Atatürk döneminde başlatılmıştır. Sanatla ilgili, 'Bir millet ki resim bakmaz, bir millet ki heykel yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda hiçbir yeri yoktur. Sanatkar el öpmez, sanatçının eli öpülür' diyor. Cumhuriyetin 100'üncü yılında bizimle birlikte olmanız, müzeyi onurlandırmanızdan dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum. Prof. Dr. H. Müjde Ayan bugün sizlere sunacağı sergiyi, ilk kez sanatseverlere sunmuş oluyor. İstanbul'dan geldi ama akademik yaşamı Trakya Üniversitesi'nde başlamıştır. Bizi hiç unutmaz. Buradaki kişisel sergisi olmakla birlikte karma ve Kadınlar Günü sergilerimizi destekleyen ve sanatçıların katılımını sağlayan değerli bir sanatçıdır sözlerine yer verdi. İnci'nin konuşmasının ardından törende bir konuşma da Prof. Dr. H. Müjde Ayan yaptı. Ayan, konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti'nin 100'üncü yılını kutlarken; Cumhuriyetin 100'üncü yılı onuruna açtığım bu sergideki eserlerin genel teması, kozmik yaşam üzerinedir. Yaklaşık 15 yıldır bu tema üzerine çalışıyorum. Her resimde görmüş olduğunuz küreler eğer soyut anlatım içerisindeyse evrenin sırlarını anlatırken; figüratif çalışmalarımda ise bilgi küresi olarak ifade edilmektedir. Osman İnci Müzesi'nde sergilediğim bu eserler, Atatürk ve Cumhuriyet anısına olarak ilk kez sanatseverlerle buluşturuluyor. Serginin başyapıtı olan Işık Atatürk adlı eserinde ise Cumhuriyet tarihimizin en önemli başlangıcı tasvir edilmektedir. Bu eser, 16 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Vahdettin'i son ziyaretinden sonraki sohbette General Charles Sherill ve çizdiği bir krokide, Yıldız Sarayı'ndaki Vahdettin'in, Sarayın karşısında boğazda demirleyen ve adeta Osmanlı Devleti'ne silahlı gövde gösterisi yapan emperyalist işgal güçlerinin donanmalarına Saray penceresinden bakarken ki hali tasvir edilmiştir. Bu nedenle Işık adlı eserimde bilgi küresiyle gelen kozmik ruh Atatürk, Saray'a sırtı dönük olarak resmedilmiştir dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/munir-nurettin-selcukun-eseri-71-yil-sonra-ilk-kez-muzikseverlerle-bulustu/", "text": "Klasik Türk müziği şarkıcısı Münir Nurettin Selçuk'un vefatının yıl dönümü ve Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla İstanbul'da konser düzenlendi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda, 100 yıllık Cumhuriyet'in Sesi Münir Nurettin Selçuk konseri verildi. Münir Nurettin Selçuk'un vefatının yıl dönümü ve Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla düzenlenen konser, sanatçının torunu Nükhet Sirel tarafından organize edildi. İhsan Özer şefliğindeki konserde, sanatçının notalarından bulunan 1952 tarihli, kürdilihicazkar makamındaki Yasemen Göğsünü Aç Gel Yanıma eseri, ilk kez müzikseverlerle buluştu. İncila Bertuğ ve Hüseyin Kıyak'ın anlatıcı olarak yer aldığı konserde, solistler Münip Utandı, Mustafa Doğan Dikmen, Güzin Değişmez, Çiğdem Yarkın ve Bekir Ünlüataer, usta sanatkarın eserlerini yorumladı. Kıyak, Münir Nurettin Selçuk'un sanat hayatı boyunca sadece solist veya bestekar olarak kalmadığına işaret ederek, büyük bir geleneği bir sonraki nesle taşıdığını söyledi. Konserde icra edilen tüm eserlerin Selçuk'un hocalarından meşk ettiği, plaklara okuduğu veyahut defterine yazdığı notaların şekliyle seslendirildiğini belirtti. Konserde, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan geniş bir repertuvar icra edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/murat-agcicekten-iletisim-sizlik/", "text": "Kartal Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü'nün Ekim ayı kültür sanat programları kapsamında Murat Ağçiçek'in İletişim-Sizlik adlı resim sergisi, 9-22 Ekim 2020 tarihleri arasında Kartal Belediyesi Ana Hizmet Binası Fuaye Alanında sanatseverlerle buluşacak. 9 Ekim saat 17:30'da açılışı yapılacak sergi, 13 gün boyunca sanatseverlerin beğenisine sunulacak. 1965'de Erzincan Refahiye'de doğdu. 1988'de Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümünden mezun oldu. 1991'de Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anasanat dalında yüksek lisansını tamamladı. 1991 yılından beri Anadolu'da çeşitli okullarda görev yapan Ağçiçek, 1998'de Maltepe Orhangazi Lisesi, 2001'de Kartal Zekeriya Güçer İlkokulu'nda görev yaptı. 2002'de İstanbul Atatürk Fen Lisesi'nde görev yapan Ağçiçek, 2003'ten beri Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Öğretmenliği Anabilim Dalında öğretim görevlisi olarak görev yapıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/murat-calik-sanati-seven-ve-destekleyen-essiz-bir-beylikduzu-evladina-sahibiz/", "text": "İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun kurucusu ve onursal başkanı olduğu Batı İstanbul Eğitim Kültür Sanat Vakfı tarafından şehre kazandırılan Galeri Beylikdüzü, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık tarafından düzenlenen törenle ziyarete açıldı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 1990'lı yıllardan bu yana oluşturduğu özel koleksiyonu, şehrin yeni kültür sanat noktası Galeri Beylikdüzü'nde bir araya getirildi. Galerinin açılışında davetlilere konuşma yapan Çalık, İmamoğlu ailesine, Dilek İmamoğlu'nun amcasının vefatı nedeniyle taziyelerini ileterek sözlerine başladı. Başkan İmamoğlu'nun galeri açılışının ertelenmemesi isteği üzerine açılış görevini kendisinin üstlendiğini ifade etti. Başkan İmamoğlu ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu anlatım sözle olursa şiir, ezgi ile olursa müzik, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur sözünü ilke edinerek çalıştıklarını kaydeden Çalık, Bizler bu anlayışla İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu'yla 2014'te yola çıktığımızdan bugüne kadar Beylikdüzü'nde artık geleneksel hale gelen müzik günlerinden, resim ve edebiyat çalıştaylarına, heykelden tiyatroya kadar bu anlatımın en güzel halini bu kentte inşa etmeye gayret ettik. Bundan sonra da inşa edeceğimizden şüphe duymayabilirsiniz ifadelerini kullandı. Galeri Beylikdüzü'nün gençleri ve kadınları önceleyen bir sanat mekanı olarak hizmet vereceğini söyleyen Çalık, Galeri Beylikdüzü zengin koleksiyonu, uluslararası geçici sergileri, konservasyon birimleri, örnek eğitim programları, çeşitli konserler, konferanslar ve seminerleriyle çok yönlü bir müzecilik ortamını bu kente sunacak. İstanbul'un alışılmışın dışında kültürel ve sanatsal zenginliğinin merkez dışındaki ilçelerde olmasına çok önemli katkı verecek dedi. Galeri Beylikdüzü'nün ilk sergisi 'Ekrem İmamoğlu Özel Koleksiyonu'nun küratörlüğüni İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat üstleniyor. 103 sanatçının imzasını taşıyan değerli eserler; illüstrasyondan desene, gravürden heykele, baskı sanatından dijital sanata yaklaşık 100 yıl boyunca devam eden bir ifade arayışının döngüsüne ışık tutuyor. Koleksiyonda toplamda 400'ün üzerinde eser yer alıyor. Koleksiyonda, Türk resim sanat tarihinin doğum yılları olan 1899-1925 aralığındaki sanatçılarının yer aldığı bölüm bulunuyor. Bu bölümde; Şeref Akdik, Sabri Berkel, Bedri Rahmi Eyüboğlu, İbrahim Balaban, Cihat Burak, Adnan Turani gibi sanatçılara ait serler yer alıyor. Koleksiyonun diğer önemli paydasında ise 1940-1960'lı yıllarda doğan ve Türkiye'nin sanat tarihinde özellikle eğitmen sanatçı/tasarımcı rolleri ile öne çıkan sanatçılardan oluşuyor. Bu bölümde, Süleyman Saim Tekcan, Zahit Büyükişleyen, Hayati Misman, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Gülsün Karamustafa, Hüsamettin Koçan, Aydın Ayan, Nevzat Sayın, Mahir Güven gibi sanatçıların resimleri bulunuyor. Ekrem İmamoğlu Sanat Koleksiyonu'nun üçüncü önemli paydası ise 1980-1990'lı yıllarda doğan; resim, fotoğraf, grafik, yeni medya, video çalışmaları ile dikkat çeken güncel isimlerden oluşuyor. Bu bölümde, Osman Nuri İyem, Seçil Büyükkan, Nursun Hafızoğlu, Kaan Saatçi, Özge Kahraman, Alper Aydın ve Refik Anadol gibi sanatçıların eserleri dikkat çekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/murat-cetin-uzmanin-kucuk-anlar-kucuk-anilar-sergisi-acildi/", "text": "Kendine Özgü bir tarzı ve neşeli resimleri ile dikkat çeken Ressam Murat Çetin Uzman'ın Küçük an'lar Küçük anı'lar adını verdiği ilk sergisi Bodrum Belediyesi Kültür A. Ş. Trafo Hakan Aykan Kültür ve Sanat Merkezinde açıldı. Ressam Uzman resimlerinde kullandığı boyaları da kendisi ürettiğini ifade ederken, renklerin de kendi iç dünyasını yansıttığını söylüyor. Bodrum'da yaşamını sürdüren Ressam Murat Çetin Uzman'ın Küçük an'lar Küçük anı'lar sergisi 17 Temmuz akşamı Bodrum Belediyesi Kültür A. Ş. Trafo Hakan Aykan Kültür ve Sanat Merkezinde seçkin konukların katılımı ile düzenlenen çok özel bir organizasyon ile açıldı. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın desteği, Sibel Berber ve Bodrum Belediyesi Kültür A. Ş.'den Zeynep Atılgan tarafından düzenlenen, Ressam Murat Çetin Uzman'ın Küçük an'lar Küçük anı'lar sergisinin açılışına dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay, Bodrum Belediye Başkan Vekili Emel Çakaloğlu, Bodrum Belediyesi Kültür A. Ş. Sanat Danışmanı Prof. Dr. Kıymet Giray, tiyatro sanatçıları Tamer Levent, Tarık Pabuçcuoğlu, adı Bodrum ile özdeşleşmiş sıradışı ressam Ender Güzey ile birlikte Recai Çakır, Caner Tunç, Şenkar Öztüzün, Deniz Özyıldız, Yunus Büyükkuşoğlu, Ati Uzman, Melek Nur Ölçüter, Atilla Biçer, Selma Biçer, Sevgi Ceylan, Ayşegül Aslan, Melek Arıkan, Yusuf Karakaş, Ferah Karakaş, Sibel Berber, Zeynep Atılgan, Özlem Berber, Müge Berber, Delfin Layıkel, Ayşen Özcanoğlu, Yasemin Sürmeli, Tülay Cengiz ve Ömer Arıcan katıldı. Görsel dokunuşlarını, kendisinin çalışmaları sırasında dinlediği ve Beni başka dünyalara götüren müzikler diye tanımladığı müzikler eşliğinde, kendi elleri ile hazırladığı lezzetleri seçkin konukları ile paylaşan Ressam Murat Çetin Uzman'ın Küçük an'lar Küçük anı'lar sergisinde yer alan resimler için ortak görüş neşeli renkler ve dikkat çeken gözler. Resim yapmanın yanında dostları için yemek yapmayı ve farklı lezzetler keşfetmenin kendisine mutluluk verdiğini söyleyen Ressam Murat çetin Uzman Aslen Karadenizliyim ama 15 seneden bu yana Bodrum'da yaşıyorum. Buranın kültürü ve yaşam tarzı bana hitap ettiği için buraya yerleştim. Kızılağaçta yaşıyorum... dedi. İlk ve son sergisi olduğunu söyleyen Uzman yaşamı boyunca Almanca tercümanlığı yaptığını, 15 yıldan bu yana da Bodrum'da resim ve antikacılık yapıyor. Bodrum belediyesi Başkan Vekili Emel Çakaloğlu da Bodrum'da yoğun bir şekilde sanat etkinliklerinin devam ettiğine dikkat çekerek şöyle konuştu; Bodrum Belediyesi olarak tüm sanat etkinliklerine destek vermeye devam ediyoruz. Murat Uzman beyin eserlerinin sergilendiği Trafo'da çok özel bir gecedeyiz. Yemekleri de kendisi hazırladı, sunumunu da kendisi yapıyor. Bodrum Belediyesi olarak sanatın ve sanatçıların yanındayız. Her zaman destek vermeye devam edeceğiz... dedi. Ressam Murat Çetin Uzman'ın Küçük an'lar Küçük anı'lar sergisi Bodrum Belediyesi Kültür A. Ş. Trafo Hakan Aykan Kültür ve Sanat Merkezinde açık olacak sergi 21 Temmuz 2023 tarihine kadar gezilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/murat-ucar-ustalik-eseri-olarak-papaya-ozel-saat-tasarladi/", "text": "Yirmi yıldır mikro sanat tekniğiyle eserler üreten Murat Uçar, Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus için Leonardo da Vinci'nin Son Akşam Yemeği adlı tablosunun resmedildiği saat tasarladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Murat Uçar; saat, mücevher, tespih ve kalem gibi çeşitli objelerin üzerine resim, heykel ve rölyef çalışmalarını mikro sanat tekniğiyle yapıyor. Siyasi liderlere, ünlü sporcu ve iş adamlarına özel objeler tasarlayan Uçar, üniversitede ders verdiği atölyede AA muhabirine yaptığı açıklamada 20 yıldır mikro art sanatıyla ilgilendiğini söyledi. Murat Uçar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için hazırladığı diplomatik hediyelerin de olduğunu söyledi. Daha çok saat, tespih, kalem ve kol düğmeleri gibi çalışmalar yaptığını aktaran Uçar; Cumhurbaşkanı Erdoğan için geçen sene cep saati yapmıştım. Çok özel bir saatti. Türkiye'de bir tane cep saati ürettik ve onun tasarımı tamamen bana aitti. Ortasında Cumhurbaşkanlığı forsumuz vardı. İç kapağında Cumhurbaşkanımızın İstanbul için çok büyük hizmetlerini ve İstanbul'u anlatan bir resim vardı. Kadranda rahmetli annesiyle kendisinin resminin yer aldığı çok özel bir saat yapmıştım diye konuştu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve eski ABD Başkanı Barack Obama için de saat tasarladığını belirten Murat Uçar, hediyelik eserlerinde Türkiye'yi sembolize eden figürleri kullanmaya özen gösterdiğini kaydetti. Atölyede Uçar'dan eğitim alan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü öğrencisi Arda Uçar da mikro art sanatının gençler arasında yeni istihdam alanı yarattığını düşündüğünü söyledi. Yenilik ve değişimin kendisi için çok önemli olduğunu dile getiren Uçar; O yüzden resimle alakalı olarak kendimi böyle farklı alanlarda geliştirmek istiyorum. Gençlerin de diplomatik hediyeler alanında rahat iş bulabileceklerine inanıyorum. Mikro art kesinlikle genç nesillere aktarılmalı ifadelerini kullandı. Üniversitenin Geleneksel Türk Sanatları Bölümü 3. sınıf öğrencisi İrem Sena Özen ise Murat Uçar'ın eserleri bizim için ilham kaynağı oldu. Mikro art sanatı, kesinlikle gelecek nesillere aktarılmalı. Geleneksel Türk sanatlarını dünyaya duyurmayı çok isterim diye konuştu. Resim öğrencisi Sinecan Tığlı da Hedefim gelecekle ilgili sadece resimle değil, mikro art sanatıyla işler yapmak, yeni nesiller için miras bırakmak dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/musiad-saygi-kitapligi-farkli-serilerle-okurlarla-bulusacak/", "text": "MÜSİAD'dan yapılan açıklamaya göre, Anadolu'nun yetiştirdiği kıymetli iş insanı, akademisyen ve düşünürlerin Türkiye'nin entelektüel ve ekonomik seyrine yön verdikleri yaşam öykülerini, gelecek nesillere aktarmak amacıyla gerçekleştirilen projenin ilk serisi, 5 kitap olarak okurlarla buluştu. Projenin ilk serisinde Sabahattin Zaim, Nevzat Yalçıntaş, Adnan Büyükdeniz, Abdullah Tivnikli ve Sabri Ülker'in yaşam serüvenleri, tecrübeleri ve hatıraları yer alıyor. Ömrünü ilim ve irfan çalışmalarına vakfeden, iş, akademi ve ticaret hayatının önemli isimlerinin hayat hikayeleri, Dr. Şefik Memiş editörlüğünde ve farklı yazarların titiz çalışmaları sonucunda derlendi. MÜSİAD Medya ve Kültür Ekonomileri Komitesi tarafından hazırlanan çalışma, hayata geçirilmesi planlanan diğer serileriyle devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/musiki-tarihimiz-aydinlaniyor/", "text": "Fazlı Arslan'ın Ahmet Midhat Efendi'nin pek bilinmeyen musiki yönünü ele aldığı Ahmet Midhat Efendi ve Musiki kitabı VakıfBank Kültür Yayınları'ndan yayımlandı. VakıfBank Kültür Yayınları'nın yayımladığı Ahmet Midhat Efendi ve Musiki, yaşamı boyunca sayısı 300'e yakın yapıt ortaya koyan Ahmet Midhat'ın pek bilinmeyen musiki yönünü anlatıyor. Prof. Dr. Fazlı Arslan'ın yazdığı bu kitapta yazarın, dönemin gazete sayfalarında kalan musiki üzerine görüşleri günümüz Türkçesi ile okura sunuluyor. VakıfBank Kültür Yayınları'ndan çıkan Ahmet Midhat Efendi ve Musiki isimli kitapta Prof. Dr. Fazlı Arslan, Tanzimat döneminin en üretken isimlerinden Ahmet Midhat'ın (1844-1912) musiki üzerine kaleme aldığı değerlendirmeleri sıralıyor. Yazarın az bilinen musiki cephesini aydınlatan Arslan, 27 Haziran 1878'de, otuz yılı aşkın bir süre yayımlanacak olan Tercüman-ı Hakikat'i, kardeşi Mehmet Cevdet adına alınmış imtiyazla çıkarmaya başlar. İşte musiki ile ilgili yazılarının çoğu da bu gazetede tefrika edilir diyor. 1844'te İstanbul'da doğan Ahmet Midhat, yaşadığı toplumun Batı'nın tüm değerleri ile karşılaştığı bir dönemde eserler yazdı. Batı'yı analiz edip olumlu yönlerini aktarabilecek ilmi donanıma sahip bir entelektüel olarak Ahmet Midhat, kalkınmanın tek yolunun okumaktan geçtiği düşüncesinden hareketle halka okuma yazma isteğini kazandırmak için çalışmalarını sürdürdü. Ahmet Midhat'ın musiki yönü hakkında ilk bilgilerin, kendi hayatının önemli bir bölümünü kaleme aldığı Menfa adlı eserinde görüldüğünü belirten Arslan, Menfa'da Bağdat'ta kaldığı günlerini anarken; 'Kitaplarımız var okuruz, yazarız. Piyanomuz var çalarız çığırırız. Fotoğraf takımımız var türlü türlü resimler yapar eğleniriz.' der. Hakkında yazılan biyografilerde, değişik sanat dallarına meraklı olduğu, Beykoz'daki yalısında org, saksafon, piyano, ud gibi çeşitli musiki aletleri bulundurduğu, torunları ve çocuklarını musiki ile iç içe yetiştirdiği ve evine sürekli olarak bir musiki hocası görevlendirdiği yönünde bilgiler bulunmaktadır. Elinizdeki kitap, Ahmet Midhat'ın işte bu yönünü ele almaktadır ve onun bizzat musiki ile ilgili yazdığı makaleleri ihtiva etmektedir sözlerini kaydediyor. Arslan, Ahmet Midhat'ın musiki yazılarında görülen önemli bir detayı daha belirterek, Kendisi musikiyi sevdiği gibi musikinin terakki etmesi için yapılan çalışmaları sonuna kadar destekler. Notacı Hacı Emin'in, Zati Arca'nın, Nuri Şeyda'nın ve İsmail Hakkı Bey'in çalışmalarını övgüyle anar ve onların kitaplarından, nota yayınlarından okurları haberdar eder. Adresini, fiyatını yazar ve ısrarla destek olmalarını ister. Nuri Şeyda'nın, musikişinasların biyografileri ile ilgili olarak, çeşitli gazetelere yazdığı yazıların bir araya getirilerek, bunların okurlara kolayca ulaştırılmalarını sağlamak için bir kitap şeklinde basılmasını istiyor. Tabii bu baskı yapılırsa kendisine de elli adet ayırılmasını tembihliyor. Bu ilgi ve destek anlayışının, dönemin Osmanlı toplumunda, eğitim kültür hayatı için ne denli önemli olduğu ortadadır diyor. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun olan Fazlı Arslan, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri'nde yüksek lisansını (1998), aynı enstitünün Türk Din Musikisi Anabilim Dalı'nda doktorasını tamamladı (2003). Musiki Teorisi ve Tarihi dersleri veren Arslan, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi Anabilim Dalı'nda görev aldı. Arslan, Ağustos 2019'da atandığı Stokholm Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri görevini sürdürüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/mustafa-tugrul-hurda-metalden-dev-geyik-heykeli-yapti/", "text": "Metal heykel sanatçısı Mustafa Tuğrul, otomobil parçalarından mutfak araç ve gereçlerine kadar hurdalıktan topladığı 3 bin metal parçadan Haruva adını verdiği geyik heykeli yaptı. Eskişehir Baksan Sanayi Sitesi'ndeki atölyesinde hurdalıklardan topladığı metalleri geri dönüştürerek; tembel hayvandan caretta carettaya, penguenden arıya, kartaldan flamingoya kadar birçok hayvan figürünün bulunduğu eserlerini hazırlayan Mustafa Tuğrul, 1,5 aylık çalışma sonunda yeni heykelini oluşturdu. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü mezunu olan Tuğrul, 3 bin geri dönüşüm metalden oluşturduğu, 3 metre yüksekliğe, 2 metre 84 santimetre uzunluğa, 500 kilogram da ağırlığa sahip geyik heykeli yaptı. Başkent Kültür Yolu Festivali'nin yanı sıra İstanbul, Ankara, Muğla gibi kentlerde de eserlerini sergileyen Mustafa Tuğrul, Haruva adını verdiği geyik heykelini de nisan ayında bir otelin galerisinde sanatseverlerin beğenisine sunacak. Tuğrul, 2022 yılında İstanbul, Ankara, Muğla ve farklı kentlerde 10 sergide eserlerini sanatseverlerle buluşturduğunu söyledi. Tuğrul, geyiğin birçok kültür ve mitolojik hikayede yerinin olduğunun altını çizdi. Anadolu kültüründe de birçok yerde geyik figürünün kullanıldığını anlatan Mustafa Tuğrul, şunları kaydetti: Halılarda, duvar resimlerinde geyik çokça kullanılmıştır. Kızıl geyik, Eskişehir'in de önemli değerlerindendir. Bütün bu geçmiş, 'Haruva' adını verdiğim heykeli yapmaya teşvik etti. Nisan ayı içinde metal geyik heykelim ve birçok eserim, Elçin Sümer'in küratörlüğünde Bodrum'daki bir otelde sergilenecek. Eserlerimi görmek isteyenler ziyaret edebilir. Tuğrul, saat parçalarından ve pirinç mekanizmalardan hareketli heykeller yapmak için yoğunlaşacağını da sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muze-evliyagil-artodada-yeni-sergi-organik-iliskiler-agi/", "text": "Müze Evliyagil bünyesinde kısa süreli sergi ve projelerin de gerçekleştirildiği ArtOda, 24 Ekim 31 Aralık 2021 tarihleri arasında, Alfa açık çağrısı sonucu seçilen, Özge Yalacak'ın Organik İlişkiler Ağı başlıklı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Özge Yalacak, Organik İlişkiler Ağı sergisinde; pandemi sürecindeki gündelik hayatıyla bir şekilde ortaklık kurduğu ve yeni bağlar geliştirdiği mekanlara odaklanıyor. Bu mekanları paylaşan diğer insanlarla sanatçı ve katılımcı gözünden ortak bir deneyim ve işbirliği yolları arıyor. Üretiminde sanatın disiplinlerarası olanaklarından faydalanan sanatçı, bu olanakların gündelik hayatla kesiştiği noktaları kendi kavramsal sanat pratiği ile yeniden sorguluyor. Özge Yalacak, 2019 yılında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Resim Ana Sanat Dalı'nda lisansüstü eğitimine devam etmekte olan Yalacak, aralarında 2017 Güncel Sanat: Sanatta Deneyim Sempozyumu, İstanbul, 2018 Osman Zeki Oral Resim Yarışması Sergisi, Ereğli, 2018 ROTA: Sanatta Kariyer ve Eğitimi, İstanbul, 2018 Posta Sanatı Yarışması Sergisi, Kars, 2019 Akbank 37. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi, İstanbul, 2019 COMMA Grup Sergisi, İstanbul, 2020 TOSCA Art&Design Video ve Fotoğraf Sergisi, Ankara, 2021 La briciola squisita Online Deneysel Çizim Sergisi'nin de bulunduğu çeşitli karma sergilere katıldı. 2018 Osman Zeki Oral Resim Yarışması, Ümit Veren Sanatçı Ödülü, 2018 ROTA Sanat Yarışması, Lisans Kategorisi Başarı Ödülü ve 2019 Akbank 37. Günümüz Sanatçıları Başarı Ödülü'ne layık görüldü. Alfa sergileri, Ankara'da genç sanatçılara itici bir güç olabilmek adına, her sene değişmek koşuluyla bir sanatçı, bir koleksiyoner, bir küratör ve bir akademisyenin oluşturduğu jürinin vereceği karar doğrultusunda, daha önce kişisel sergi açmamış bir genç sanatçının ilk sergisini gerçekleştirmeyi hedefliyor. Ankara'da bulunan üniversitelerin resim, heykel, seramik, fotoğraf, video, grafik tasarım bölümlerinin lisans, yüksek lisans veya doktora programlarına devam eden veya bu programların birinde öğrenimlerini tamamlamış kişiler açık çağrıya başvuruda bulunabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muze-gazhane-buyuk-sahneyi-veba-ile-acti/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, yeni sahnesi Müze Gazhane Büyük Sahne'yi İstanbul seyircisinin katılımıyla 15 Eylül Çarşamba günü Veba oyunu ile açtı. Albert Camus'nün yazdığı, Neil Bartlett'in uyarladığı oyunu, İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen çevirip yönetti. Müze Gazhane'de açılan ikinci sahne olan Meydan Sahne'de ise Lot Vekemans'ın yazdığı, Şaban Ol'un çevirip yönettiği Zehir adlı oyun sahnelendi. Oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Veba oyununun ilk gösterimine; İBB Genel Sekreter Yardımcısı Şengül Altan Arslan, İBB Teftiş Kurulu Başkanı Abbas Yaşar, Kültür Daire Başkanlığı Koordinatörü Figen Ayhan Karakelle, Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, İBB Turizm Müdürü Gül Ayşe Eken, Sahne Direktörü Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcıları Oytun Askeroğlu ve Mehmet Karaosmanoğlu'nun yanı sıra birçok sanatçı katıldı. Nobel ödüllü yazar Camus'nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılıyor. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Dramaturgisini Ergün Özdemir'in, sahne-kostüm tasarımını Gamze Kuş'un, ışık tasarımını Murat Selçuk'un, efekt tasarımını Metin Küçükyılmaz'ın yaptığı oyunun fotoğraflarını Nesrin Kadıoğlu çekti. Oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Murat Coşkuner, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun; 16-18 Eylül, 22-24 Eylül, 29 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de seyircisiyle buluşacal. İBB Şehir Tiyatroları sahnelerinde geleneksel olarak her sezon açılışında, kuliste geçmişte kaybedilen bütün sanatçılar anısına mumlar yakılıyor. Şehir Tiyatroları sahnelerinde sanatçı ve teknik personel, bu geleneği tekrar yaşattılar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muze-gazhanede-etkinlikler-eylulde-basliyor/", "text": "Geçtiğimiz ay açılışı yapılan Müze Gazhane'de etkinlikler Eylül ayı itibarıyla başlıyor. Müze Gazhane'de tiyatro bölümünün yeni iki sahnesinde hazırlanmakta olan oyunlar seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. İklim Müzesi, Karikatür ve Mizah Müzesi, Bilim Merkezi, açık hava sergi alanı, restoran, kafe, tiyatroları, kütüphane ve sosyal alanlarıyla Müze Gazhane, İstanbulluların yeni buluşma mekanı olacak. Tarihi Hasanpaşa Gazhanesi'nin tiyatro sahnesine dönüşüm süreci hakkında Kadıköy Life Dergisi'ne açıklamada bulunan İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen, Uzun zamandır düşünülen ancak bir türlü tamamlanamayan projelerden biriydi Gazhane'deki sahneler. Hem kalıcı iki bina kazandırmanın hem de gerçekten heyecan veren mimari örnekler sunmanın heyecanı içindeyiz. Göreve başladığımın ilk haftalarında ziyaret ettiğim bu kompleksin bir an önce hayata geçmesi için yoğun bir çaba verdik. Büyük sahne, seyirciye, daha salona girerken bile çok etkileyici bir deneyim sunuyor. Buranın projesi bitmeden bir orkestra çukuru ve hidrolik ön sahne eklemeyi de başardık. Fuayesi de Avrupa'da aşina olduğumuz bir endüstriyel alandan kültür merkezine dönüşüm örneği. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muze-gazhaneden-kente-dogru-bir-sergi/", "text": "Türkiye'nin önemli endüstriyel kültür miraslarından biri olan İstanbul Kadıköy'deki tarihi Hasanpaşa Gazhanesi, yeni adıyla Müze Gazhane, açılış sergilerinden biri olarak Serkan Taycan'ın Kente Doğru adlı sergisini ağırladı. Modern kentleşme sürecinin, taşradan İstanbul'un çeperlerine ve meydanlarına uzanan bir izleğini sunan sergi, sanatçının Habitat, Kabuk, Agora ve İki Deniz Arası çalışmalarını ilk defa bir arada izleyiciyle buluşturdu. Müze Gazhane'nin 600 metrekarelik galeri alanında bulunan Kente Doğru adlı sergide, fotoğraf ve video yerleştirmeler yer alıyor. Görsel sanatçı Serkan Taycan (43), bir basın turu düzenleyerek fotoğraflarının hikayesini anlattı. Taycan; sergisinde kentleşme, taşra ve kentin dönüşümü ile ekoloji konularını odağına alıyor. 2007 yılından günümüze kadar sürdürülen çalışmalardan oluşan sergide, kentsel ve kırsal mekanların dönüşümüne ve bu dönüşümün etkilerine değiniliyor. Sergi, İstanbul'u bir küresel kent olarak ele alarak; sosyoloji, politik coğrafya, mimarlık ve kent politikasının kesişiminde yer alan kentleşmeye ilişkin evrensel ve güncel tartışmalara bir platform oluşturmayı hedefliyor. Taycan, Gördüğünüz sergi 2007 yılından günümüze kadarki çalışmalarımın toplamı. Sergi, toplam dört parçadan oluşuyor. Bu parçaları birleştiren ana fikir; kentleşme ve 'İstanbul ölçeğinde kentleşme nedir?' sorusu. Böyle bir üçleme hazırladığınızda bir noktada birleşeceğini tahmin ediyorsunuz. Müze Gazhane muazzam büyüklükte, muazzam güzellikte, İstanbul'un kültür sanat hayatına canlılık getirebilecek ve böyle projelere mekan sağlayabilecek kapasitede bir mekan şeklinde konuştu. Taycan, Bu mekanı görmemle birlikte bu sergilerini burada birleşeceğine hayal etmiş oldum ve burada bu sergiyi yaptık. Ben sanatı bir tartışma alanı olarak algılıyorum bu yaptığın işlerinde bir katkı sağlamasını ve İstanbul özelinde kentleşme tartışmalarına bir katkı sağlamasını umut ediyorum. 14 yıllık bir emeğin ürünü daha önce fotoğrafını çektiğim ve bulunduğum ve İstanbul için önemli bir mekanda sergilemek benim için çok önemli dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muze-hedefi-42-yildir-kapi-kilidi-biriktiriyor/", "text": "Nevşehir'de, antika eşya satan 53 yaşındaki Mehmet Yuğuran, 42 yıldır biriktirdiği ve gözü gibi baktığı eski kapı kilitlerini gelecek kuşaklara tanıtmak için müzede sergilemek istiyor. Çocukluk yıllarında, bakır ustası babasının atölyesinde yardım amaçlı çalıştığı sıralarda bir konağın kapı kilidinin motiflerinden etkilenerek, eski kilitlerden koleksiyon yapmaya başlayan Mehmet Yuğuran, yıllar içinde onlarcasına sahip oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcıları Listesi'nde yer alan Yuğuran, yaptığı açıklamada, kilit kültürünü gelecek nesillere aktarmak amacıyla oluşturulacak bir müze hayaliyle yaşadığını belirtti. Uçhisar beldesindeki iş yerinde muhafaza ettiği ahşap ve metal kilitlerin aksatmadan tozunu alıp, kontrolünü yapan Yuğuran, ömürlük kilitleri gelecek nesillere çalışabilir halde aktarabilmek için gayret ettiğini dile getirdi. İş yerindeki eski kilitleri almak isteyenlere farklı şekilde yardımcı olduğunu anlatan Yuğuran, Bölgemizde eski evler restore edilerek butik otel yapılıyor. Meraklı olanlar buralarda kullanmak için benzer sanatsal görünümlü kilitleri kullanmak istiyor. Ben de kilitlerin benzerini talep edenlere aynısını üretip teslim edebiliyorum dedi. Kilit kültürünün binlerce yıllık tarihi olduğunu ifade eden Yuğuran, Mısır'da ahşap malzemeden yapılan pimli kilitlerin Romalılarca metalden üretilmeye başlandığını, Selçuklu ve Osmanlı döneminde çeşitli figürler işlenerek, estetik görünüme kavuştuğunu kaydetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muzede-sahne-etkinliginin-konugu-gule-agit/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Sakıp Sabancı Müzesi'nin dördüncüsünü düzenlediği Müzede Sahne etkinliğine, Gül'e Ağıt oyun okumasıyla 11 Ağustos 2020 Salı günü 19.30'da Fıstıklı Teras Ana Sahne'de konuk oldu. Emre Koyuncuoğlu'nun sanat yönetmenliğinde her yıl farklı bir tema üzerinden gösteri sanatları alanındaki çalışmalardan bir seçki sunan Müzede Sahne, 2020'de Adı Sanı İsmi Cismi başlığı ve Topyekun Kadın temasıyla seyirci karşısına çıkıyor. Teması, özellikle koronavirüs salgını döneminde artarak şiddet gören, zorlanan, tehdit altında yaşayan ve hayatını kaybeden kadınlardan hareketle belirlenen programda, oyunların yanı sıra oyun okuması, performans, panel ve söyleşiler yer alıyor. İBB Şehir Tiyatroları'nın 2020-2021 sezonunun repertuvarında yer alan, Deniz Altun'un yazdığı Özgür Kaymak'ın yönettiği Gül'e Ağıt, akrabasının tecavüzüyle hamile kalan ve ailesi tarafından öldürülen, töre cinayetlerinin sembollerinden Güldünya Tören'in hayatından yola çıkarak hazırlandı. Oyun okumasında Aslı Altaylar, Yılmaz Aydın, Nergis Çorakçı, Hakan Arlı, Onur Demircan, Müslüm Tamer, Hazal Uprak, Rahmi Elhan, Cem Baza rol aldı. Etkinlikte Damla Cangül, Aslı Şahin ve Hazal Uprak dans performanslarıyla, müzisyenler Hamit Erentürk ve Serkan Bacak bendir-kaval performanslarıyla yer aldılar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muzede-sahne-etkinlikleri-sakip-sabanci-muzesinde-basliyor/", "text": "Sakıp Sabancı Müzesi tarafından düzenlenen Müzede Sahne etkinliği, 17-20 Ağustos'ta sanatseverlerle buluşacak. Müzeden yapılan açıklamaya göre, Sabancı Vakfı desteğiyle Fıstıklı Teras'ta gerçekleşecek etkinliğin sanat yönetmenliğini Ayşe Draz üstlendi. Sezonun başarılı oyunlarıyla oyuncularının izleyici karşısına çıkacağı etkinlikte, Dostlar Tiyatrosu tarafından sahneye konan, Genco Erkal'ın başrolde olduğu İmparator, Talimhane Tiyatrosu yapımı, Bora Akkaş'ın başrol oynadığı Harika Şeyler Listesi, Hakan Emre Ünal'ın oynadığı, Tiyatro Hemhal'in N'Olcak Bu Yusuf Umut'un Hali ve Kadıköy Emek Tiyatrosunun Herkes Kocama Benziyor eserleri sahnelenecek. Ses atölyesi, çocuk oyunları, masal dinletisi ve dans performanslarının da yer alacağı programda, Atta'nın sahneleyeceği Bully Bully ve Çık Dışarı oyunları minik seyircilerin beğenisine sunulacak. Hep Yan Yana sloganıyla gerçekleştirilecek etkinlikte ayrıca Olsa Olmalı Olabilir, Yaşayan Anlatılar, Atlı Köşk'ün Ses Manzarası ve Günbatımı Melodrama eserleri de izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muzeler-ikinci-kez-kapanisla-karsi-karsiya/", "text": "Fransa ve Almanya'nın karantina kararlarını halkla paylaşmasının ardından Louvre ve Musee D'Orsay'dan kapılarını kapattıkları haberi geldi. Avrupa ülkelerinde korona virüs vakalarında artışın gözlenmesiyle birlikte birçok ülke yeniden karantina kurallarını sıkılaştırdı. Almanya ve Fransa'daki kültür-sanat kuruluşları bir kez daha uzun bir süre kapılarının kapalı olması ihtimaliyle karşı karşıya. Almanya ve Fransa, bu hafta getirilen ulusal karantina önlemlerini duyurdu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, müzeler de dahil olmak üzere, ülkede zorunlu olmayan tüm sektörlerin çalışmasını durdurmasını içeren ulusal karantina kararını açıkladı. Dünyaca bilinen Louvre Müzesi ve Musee D'Orsay ise Twitter üzerinden yaptıkları açıklamada bir sonraki bildirime kadar kapalı olacakları bilgisini paylaştı. Almanya Başbakanı Angela Merkel ise Pazartesi gününden itibaren geçerli olacak kısmi karantinayı duyururken; restoran, bar, tiyatro ve sinemaların kapatılacağını açıkladı. Ancak açıklamada müzeler yer almadı. Sanat galerileri de kısıtlı ziyaretçi kapasitesiyle hizmet vermeye devam edecek. Öte yandan Artnews'ın haberine göre Almanya eyaletlerinden Baden-Württemberg müzeleri kapatma kararı aldı. Bu hafta yeni karantina önlemlerini açıklayan İtalya ve İspanya'da müzeler açık kalmaya devam ederken, vaka sayısında artış gözlenen Belçika'da da başkent Brüksel'deki müze ve kamu galerileri 19 Kasım tarihine kadar kapalı. İsveç'te ise Stockholm ve Malmö'de bulunan Moderna Museet kapılarını kapatacağını duyurdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/muzik-ureticileri-icin-dayanisma-gecesi-bahar-gelecek/", "text": "Anadolu Müzik Kültürleri Derneği ve Ankara Kent Konseyi, pandemi nedeniyle zor günler geçiren müzik üreticileri için dayanışma gecesi düzenleyecek. Pandemi nedeniyle zor günler geçiren müzik üreticileri için düzenlenen Müzik Üreticileri İçin Dayanışma Gecesi Bahar Gelecek adlı etkinlik, 28 Aralık 2020 Pazartesi akşamı saat 20.00'de başlayacak. Etkinlik Anadolu Müzik Kültürleri Derneği'nin sosyal medya kanallarından ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin kanalı ABB TV'den canlı olarak yayımlanacak. Geceden elde edilecek tüm gelir ihtiyacı olan müzik üreticilerine ulaştırılacak. Geceye katılacak grup ve sanatçılar şöyle: AKİS Caz Grubu, Ali Fuat Aydın Aslı Kurt, Ayten Kaplan Cenk Güray, Azerbaycan'dan Anadolu'ya Grubu, Birsen Ulucan Özcan Ulucan, Burhan Şeşen, Erdal Erzincan, Erdem Şimşek, Ferhat Erdem, Güz Kumpanyası, Handan Savcı, İsmail Hakkı Demircioğlu, Kamil Erdem, Kuytular, Muammer Ketencoğlu, Müfide İnselel, Nida Ateş, Oya Levendoğlu, Önder Focan, Rampapa, Rewşan Ümmüşen, Vedat Sakman, Veys Çolak, Yağmur Öncesi, Yaren Eren Budak, Yinon Muallem ve Yurdal Tokcan. Pandemi nedeniyle yaşanan sokağa çıkma kısıtlamaları ve alınan tedbirler nedeniyle sahnelerin, kültür merkezlerinin ve toplu eğlence mekanlarının kapalı olması ve konser, festival, şenlik ve benzeri etkinliklerin yasaklanması; geçimini bu alanlardan sağlayan binlerce müzisyen için maddi anlamda yıkıcı olmuştur. Dayanışma gecesinin biletleri biletix. com'dan temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nasa-uzay-sergisi-13-marta-kadar-uzatildi/", "text": "HUPALUPAEXPO tarafından Türkiye'ye getirilen ve 8 Aralık'tan bu yana 100 binin üzerinde ziyaretçi tarafından gezilen NASA Uzay Sergisi, gördüğü yoğun ilgi üzerine 13 Mart'a kadar uzatıldı. HUPALUPAEXPO tarafından Metropol İstanbul içinde 2.300 m2 büyüklüğünde alana kurulan NASA Uzay Sergisi, yoğun ilgi nedeniyle uzatıldı. Ziyarete açıldığı 8 Aralık tarihinden itibaren yaklaşık 100 bin kişi tarafından gezilen dünyanın en büyük gezici uzay sergisi, 13 Mart tarihine kadar gezilebilecek. Sadece çocukların değil, büyüklerin de ilgisini çeken, bilgisini tazeleyen ve eğlendiren NASA Uzay Sergisi'nde NASA'nın uzay görevlerine tanıklık etmiş kıyafetler, yiyecekler, yazılı materyallerden oluşan 200 parça, gerçek Ay Taşı, aralarında Saturn V'in de olduğu roketlerin kopyaları ve tam boyutlu uzay aracı modelleri görülebilir. Rehberler eşliğinde insanoğlunun uzay yolculuğunun tüm hikayesinin anlatıldığı serginin bir de VR alanı bulunuyor. Ziyaretçiler VR alanında bir astronot veya kozmonotun yaşayabileceği uzay deneyimini yaşıyor. MULTI-AXIS TRAINER, uzayda meydana gelebilecek bir dönüşü simüle ediyor. Özgürlüğün 5 Derecesi simülatörü, altı serbestlik derecesinden beşiyle mekanın sürtünmesiz ortamındaki hareketini taklit ediyor. Yerçekimi Koltuğu, Ay'daymış hissi veriyor. F18 Pilot Simülatörü, saatte 2.000 km hızla uçan bir F18'in kontrolünü size bırakıyor. Mars simülatöründe ziyaretçiler, astronotların manevra kabiliyetini deneyimleyebiliyor ve bu koşullar için yürüyüş değişikliklerini inceleyebiliyor. Serginin biletleri, Biletix ve Mobilet'ten online ya da Metropol İstanbul, NASA Uzay Sergisi girişinde yer alan bilet gişelerinden satın alınabiliyor. NASA Uzay Sergisi bilet fiyatları hafta arası 90 lira tam, 75 lira indirimli; hafta sonları 120 lira tam, 100 lira indirimli olarak belirlendi. NASA Uzay Sergisi, Yapı Kredi, İTÜ ETA Vakfı Doğa Koleji, Roketsan, İTÜ Uzay Sistemleri Tasarım ve Test Laboratuvarı, Bilsem, CarrefourSA, Digiturk, Minika ve Asimetrik tarafından destekleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/national-geographic-sergisi-photo-ark-dijital-ziyarete-acildi/", "text": "National Geographic'in, en popüler ve en çok ziyaret edilen sergisi olma unvanını taşıyan ve şubat ayında ilk defa Türkiye'de de kapılarını açan Photo Ark sergisi, 360 sanal tur ile dijital ziyarete açıldı. Geçtiğimiz Şubat ayında İstanbul Akaretler'deki adresinde büyük ilgi gören Photo Ark sergisini bir ay gibi kısa bir sürede yaklaşık 10.000 kişi ziyaret etmişti. Vahşi hayatı ve yaşam alanlarını etkileyen konulara dair farkındalığı artırırken, aynı zamanda gelecek nesillere dünya üzerinde yaşayan türlerle ilgili en dikkat çekici fotoğraflarla bilgiler aktarmayı hedefleyen National Geographic fotoğrafçısı Joel Sartore imzasını taşıyan Photo Ark sergisi, ziyaretçilere kuşlar, balıklar, memeliler, sürüngenler, amfibi ve omurgasız hayvanlar dahil 11 binden fazla türün fotoğraflandığı büyük Photo Ark arşivinden seçilen 70'i aşkın fotoğrafı inceleme fırsatı sunuyor. Sergide ayrıca Türkiye'ye özgü endemik türler de yer alıyor. Photo Ark sergisini 360 sanal tur deneyimiyle www. natgeotv. com. tr'den dijital olarak ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nazan-oncelin-yarinsiz-yarin-adli-ilk-romani-yayimlandi/", "text": "Şarkıcı, söz yazarı ve besteci kimliğiyle tanınan Nazan Öncel'in 'Yarınsız Yarın' adlı ilk romanı Everest Yayınları'dan yayımlandı. Didem Ünal'ın editörlüğünü üstlendiği kitabı Ergün Gündüz resimledi. Öncel kitabında, çocukluktan yaşlılığa büyümeyi, aşık olmayı ve kaybetmeyi anlatıyor. Bazen kelimelere ihtiyaç duymadan gelen şey mutluluktur, ama kalıcı olmadığını bilirsiniz. Zamanı durdurmak ne kadar mümkünse mutluluğu tutmak da ancak o kadar mümkündür. Tekrarına en çok ihtiyacımız olup da tutamadığımız şeydir zaman. Oysa sonsuza kadar mutlu yaşadılar klişesine bile göz yumabilirdim, fakat böyle bir şeye gücüm yetmezdi ve zaman paha biçilmezdi. Gidelim Buralardan, Erkekler De Yanar, Ben Sokak Kızıyım ve Beni Bu Koca Şehirde Yalnız Bırakma gibi pek çok şarkıda imzası olan Öncel, Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesinden etkilenerek kitabın kahramanları Kemal ile Füsun'un hikayesini Canım Benim, Nasılsın? şarkısında anlattı. Şarkı 2008'de yayımlanan Hatırına Sustum albümünde yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nazim-hikmet-119-yas-gununde-daha-once-yayimlanmamis-fotograflariyla-aniliyor/", "text": "Bugün usta yazar Nazım Hikmet'in 119. doğum günü... Çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerinden biri olan Nazım Hikmet'in bilinmeyen fotoğrafları DHA tarafından derlendi. 15 Ocak 1902 yılında doğan Nazım Hikmet, 61 yaşında hayata veda etti. Çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerinden biri olan Nazım Hikmet, romantik komünist ve romantik devrimci olarak tanımlandı hayatı boyunca. Siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklandı ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirdi. Şiirleri elliden fazla dile çevrildi, eserleri birçok ödül aldı. Akademisyen Mahir Aslan ve gazeteci Sonat Kerem, Nazım Hikmet'in 1954 yılında ziyaret ettiği Kiev'de çekilen fotoğraflarını ortaya çıkardı. Kiev'deki Ukrayna Devlet Arşivi'nde bulunan fotoğraflarda Nazım Hikmet, Kiev Garı'nda şair ve yazar dostları ve kendisini karşılamaya gelen insanlarla beraber görülüyor. Hikmet, Ukrayna'nın Rusya ile birleşmesinin 300'üncü yıl dönümü etkinliklerine katılmak üzere 1954 Mayıs'ında Ukrayna'nın başkenti Kiev'i ziyaret etmişti. Hikmet'in aynı gün farklı açıdan çekilen başka bir fotoğrafı, 1995 yılında hayatını kaybeden Ukraynalı yazar Oles Gonçar'ın özel arşivinden geçen sene çıkmıştı. Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nazım Hikmet; İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yatmıştı. 3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere ikinci kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda Moskova'da hayatını kaybetmişti. Ölümü sonrası 61 yaşındaki hayatını kaybeden Hikmet'in mezarı ünlü Novodeviçi Mezarlığı'na defnedildi. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgara karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirildi. Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kenan Bengü tarafından Piraye'nin evrakları arasında Dört Güvercin adında bir şiiri ve üç adet tamamlanmamış roman taslağı bulunmuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nazim-hikmet-siirleri-is-sanatta-bir-tren-kalkar-haydarpasa-garindan/", "text": "Hikaye ve şiir tutkunlarının yıllardır büyük bir beğeniyle takip ettiği dinleti serisine bu ay Nazım Hikmet konuk oldu. Atilla Birkiye'nin hazırladığı Bir Tren Kalkar Haydarpaşa Garı'ndan başlıklı dinletiyi Mehmet Birkiye sahneye uyarladı, müzik yönetmenliğini Serdar Yalçın üstlendi. Büyük şair Nazım Hikmet'in 1940'lı yıllarda kaleme aldığı Memleketimden İnsan Manzaraları eserinden bir seçkiyle sunulan Bir Tren Kalkar Haydarpaşa Garı'ndan başlıklı dinletide şiirleri Tilbe Saran, Hümay Güldağ, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek seslendirdi. İş Kuleleri Salonu'nda seyiricisiz kaydedilen ve İş Sanat'ın sosyal medya hesapları ile internet sitesinden 14 Aralık günü yayımlanan etkinlik, sezon sonuna kadar ücretsiz izlenebilecek. Tüm konser ve dinletiler saat 20.30, çocuklara özel etkinlikler ise saat 15.00'ten itibaren yayında olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nazim-hikmetin-hic-bilinmeyen-siiri-bu-sergide/", "text": "Dünyaya Türk şiirini anlatan şair Nazım Hikmet Ran, '120. Yaş Gününde Bilinmeyen Yönleriyle Basında Nazım' adlı sergi ile anılıyor. Sergide, usta şairin daha önce hiçbir kitabında bulunmayan ve 1925 yılında yazılan şiiri de yer alıyor. Türk şiirini ve Türkçe'yi dünyaya tanıtan, sevda, özlem, özgürlük ve memleket sevgisi gibi birçok duyguyu şiirleriyle dile getiren usta şair Nazım Hikmet Ran'ın 120'nci doğum günü için basına yansıyan belgeleri ve görüntüleri içeren, çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan ama kitaplarda yer almayan şiir ve yazılarından oluşan sergi geçen ay Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi'nde sanatseverlerle buluştu. 3 yıl süren çalışmalar sonucu hazırlanan '120. Yaş Gününde Bilinmeyen Yönleriyle Basında Nazım' sergisinde usta şair hakkında araştırmacıların dahi bilmediği şiiri de gün yüzüne çıktı. 1925 yılında Orak Çekiç gazetesinde 'Destancı Arkadaş' ismiyle yayımlanan ve o dönemde bulunan gazetelere karşı eleştirilerin yer aldığı şiir, Nazım'ın hiçbir kitabında bulunmuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nazim-hikmetin-kuvayi-milliyesi-genco-erkalin-goruntulu-yorumuyla-yayinlandi/", "text": "Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel şair ve yazar Nazım Hikmet'ten Genco Erkal'ın görüntülü yorumuyla Kuvayi Milliye. Nazım Hikmet'in külliyatını yeniden gözden geçirerek yayımlamayı sürdüren Yapı Kredi Yayınları, şairin Kuvayi Milliye destanını usta tiyatro sanatçısı Genco Erkal'ın görüntülü seslendirmesinin yer aldığı bir DVD ile yayımladı. Nazım Hikmet'in 1939'da yazmaya başladığı ve 1941'de bitirdiği Kuvayi Milliye, şairin Kurtuluş Savaşı'nı baplar halinde anlattığı bir destandır. Türkiye'de ilk defa 1965'te Kurtuluş Savaşı Destanı adıyla yayımlanan, 1968'de ise şimdiki adına kavuşan yapıt, Türk edebiyatının en önemli metinlerindendir. Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar ve kahreden yaratan ki onlardır... sözüyle başlayan ve biten destan, Onlar adlı Başlangıç bölümü ve sekiz baptan oluşmaktadır. Destanda ayrıca Mustafa Kemal'in Nutuk'undan da geniş ölçüde yararlanılmış, oradaki, tarihsel bilgiler ustalıkla şiirselleştirilmiştir. ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nbanin-renkli-ve-eglenceli-dunyasi-istanbulda-kapilarini-acti/", "text": "NBA'nın yaşam tarzı, kültürü ve tarihini gözler önüne seren The NBA Exhibition, Avrupa'nın önemli şehirlerini kapsayacak turuna başlamadan önce The Moose Bay Outdoor Store resmi sponsorluğunda İstanbul'a, Metropol İstanbul Alışveriş Merkezi Hupalupa'ya geldi. Ataşehir Metropol İstanbul Alışveriş Merkezi'nde yer alan Hupalupa'nın ev sahipliği yaptığı ve NBA temalı aktivitelerin yanında interaktif deneyimler sunan sergi; ailenin her bireyine seslenecek eğlenceli ve dinamik etkileşimler içeriyor. 'The NBA Exhibition', ziyaretçilere 20 farklı bölümde artırılmış ve sanal gerçeklik tecrübelerinden, NBA temalı basketbol aktivitelerine, Şampiyonluk Kupası ile fotoğraf çekme fırsatından, NBA 'in en yeni ve dinamik uygulamalarını tanımaya kadar birbirinden renkli içerikler sunuyor. The NBA Exhibition, aynı zamanda geçmişin ve günümüzün NBA oyuncularına ait, özel olarak seçilmiş 50 parçalık orijinal imzalı objeleri meraklısı ile buluşturuyor. Ziyaretçiler, içeri girdikleri andan itibaren her açıdan NBA'i tecrübe ettikleri bir ortama adım atarak, NBA normlarına uygun olarak yeteneklerini test etme imkanı bulurken, etkileşimli aktivitelerle NBA heyecanına ortak olacaklar. Ayrıca NBA tarihinin en büyük ayaklarına sahip oyuncusu Shaquille Q'Neal'in imzalı 57 numara ve 1992 tasarımı ayakkabısı da sergide meraklıları ile buluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/neil-young-sarkilarinin-haklarini-150-milyon-dolara-satti/", "text": "Neil Young, 1180 bestesinin telif haklarını 150 milyon dolara şarkı yönetim şirketine sattı. Hipgnosis Songs Fund adlı şarkı yönetim şirketi, 75 yaşındaki Kanadalı folk-rock müzik şarkıcısı Neil Young'ın yazdığı, aralarında Heart of Gold gibi hit şarkıların da yer aldığı 1180 eserin haklarını yaklaşık 150 milyon dolara satın aldı. Müzik endüstrisinin ünlü girişimcisi Merck Mercuriadis'in kurduğu şirket, haklarını satın alarak şarkıları dijital platforma taşıyor. Mercuriadis, hit şarkıların, Spotify gibi yayın hizmetlerine kaydolan tüketicilerden güvenilir gelirler sağlayacak birer varlık kaynağı haline geldiğine inanıyor. İlk Neil Young albümümü yedi yaşındayken aldım diyen Mercuriadis, Neil Young ve müziği o günden beri benim dostum oldu ifadesiyle ünlü şarkıcının eserlerinin önemini vurguladı. 2018'de Londra borsasına kaydolan Hipgnosis Songs Fund şirketi, şarkı telif ücretlerini ödemek için 1,4 milyar dolarlık öz sermayeyle kuruldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nese-erdok-son-donem-eserleri-ile-yapi-kredi-bomontiadada/", "text": "Yapı Kredi bomontiada, 6 19 Eylül 2021 tarihleri arasında Neş'e Erdok'un pandemi süresince ürettiği eserlerden oluşan kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, Yapı Kredi bomontiada Galeri'de her gün 11.00 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Türk resminin önde gelen temsilcilerinden Neş'e Erdok'un geçtiğimiz son iki yıl içerisinde ürettiği yapıtlardan oluşan 35. kişisel sergisi, 6 19 Eylül tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada'da izleyicileriyle buluşuyor. Erdok'un çoğunluğunu içinde bulunduğumuz pandemi süresince ürettiği eserlerden oluşan sergi, sanatçının tanıklığını merkeze alan bir günlük olarak karşımıza çıkıyor. Katıksız bir gözlemle yorumladığı gündelik hayattan portreler ile iç dünyasını yansıtan otoportrelerin yanı sıra son dönemde yaşanan Filistin, Moria Kampı yangını, sınırların açılması, koronavirüs, İzmir depremi gibi önemli toplumsal meseleler de Erdok'un konuları arasında yerini alıyor. Neş'e Erdok, 1963 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Resim Bölümü, Neşet Günal Atölyesi'nden mezun oldu. 1965/66 yıllarında Madrid`de Escuela Eutral de İdromas`ta ve Escuela Diplometica`da İspanyol Dili ve Edebiyatı, Uygarlığı ve Sanat Tarihi üzerine çalışmalar yaptı. 1967 yılında Milli Eğitim Bakanlığı hesabına Devlet Güzel Sanatlar Akademisine Öğretim Üyesi yetiştirilmek üzere Fransa`ya gönderilen sanatçı, Paris`te Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts`da Prof. Chaplain Midy ve Prof. Pierre Matthey de Etang yanında resim çalışmaları yaptı. 1972 yılında İ. D. G. S. A Neşet Günal Atölyesi`nde görevlendirildi ve 1981 yılında Profesör ünvanını aldı. Erdok, 1990/2008 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü`nde Resim Atölyesi öğretim üyesi olarak çalıştı. Sanatçının; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Resim Heykel Müzesi, İstanbul Modern, Norton Simon Müzesi' nin de aralarında bulunduğu, yurtiçi ve yurtdışında çeşitli müze ve koleksiyonlarda resimleri bulunmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nese-gumuscuoglu-kirk-birinci-kisisel-sergisiyle-bodrumda/", "text": "Ünlü suluboya ressamı Neşe Gümüşcüoğlu, 41. kişisel sergisini Bodrum'da açtı. Aynı zamanda Türkiye'nin önde gelen turizm merkezleri arasında yer alan Bodrum'un sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü'nde açılan sergi, Pembe adını taşıyor. 10 Haziran itibariyle sanatseverlerinin beğenisine sunulan sergi, sanatçının bu mekanda açtığı dördüncü sergi olma özelliği de taşıyor. Daha önceki sergilerinde Kırmızının Halleri ve Mavinin Tonları adlı serileri sanatseverlerle buluşturan Neşe Gümüşcüoğlu, Pembe adını verdiğim bu sergideki çalışmalarımı, pandemi sürecinde yaşadığımız karamsarlığa bir umut olsun düşüncesiyle hazırlamıştım açıklamasında bulundu. Kağıt, karton ve tuval üzerine akrilik, pastel boya ve de kolaj teknikleriyle yapılan ve genelde küçük işlerden oluşan sergi, toplam 50 parçalık bir koleksiyondan meydana geliyor. Pembe sergisi, 6 Temmuz 2023 tarihine kadar Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü Erdinç Bakla Sanat Galerisi'nde izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nese-gumuscuoglundan-pembdemi/", "text": "Türkiye'nin önde gelen suluboya ustalarondan Neşe Gümüşcüoğlu pandemi sürecinde evde kapalı kaldığı günlerde, kağıt ve karton üzerine akrilik boya ve kolaj tekniği ile ürettiği pembe renkli küçük işleri, PEMBDEMİ adını verdiği 38. Kişisel Sergisinde online olarak izleyicilerle buluşturuyor. Sergi 26 Ekim Pazartesi günü saat 22.00 den itibaren www. artsonline. com sitesinde sanat severlerin beğenilerine sunulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nesnelere-sevgiyle-yaklasan-ressam-nedim-gunsur-vefatinin-26-yilinda-aniliyor/", "text": "Figüratif bir anlayışla gerçekleştirdiği toplumsal içerikli yapıtlarıyla tanınan ressam Nedim Günsür, vefatının 26. yılında yad ediliyor. Tüm nesnelere sevgiyle yaklaşan ressam olarak nitelenen ve naif özellikler de taşıyan figüratif bir anlayışla gerçekleştirdiği toplumsal içerikli yapıtlarıyla tanınan ressam Nedim Günsür, vefatının 26. yılında anılıyor. Abdurrahman İzzet Bey ve Fatma Nigar Hanım'ın oğlu olarak 1924'te Ayvalık'ta doğan Günsür, 1931'de İstanbul Kadıköy'deki Cevizli İlkokulunda eğitim hayatına başladı. Günsür, ilk resim bilgilerini edindiği, amatör bir ressam olan babasının 1937'de vefat etmesinin ardından, ablası Mevhibe ve eniştesiyle birlikte gittiği İzmir'de Namık Kemal Lisesi'ne devam etti. Lise ikinci sınıftayken okuldan ayrılarak ressam olma hayaliyle İstanbul'a dönen sanatçı, 1942'de Istanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdi. Akademide Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi olan sanatçı, 1948'de birincilikle eğitimini tamamladı. Akademideki arkadaşlarıyla Onlar Grubu'nun kurulmasına katkıda bulunan Günsür, 1948'de Fransız hükümetinden aldığı bursla Paris'e gitti. Başarılı sanatçı, Paris'te geçirdiği 4 yılda Fernand Leger ve Andre Lhote atölyelerine izleyici olarak katıldı. Büyük müzelerde yer alan yapıtları yakından inceleyen ve bir süre kopyalar yapan, siyah-beyaz krokiler oluşturan sanatçı, 1951'de Paris'ten gönderdiği resimlerle, İstanbul Maya Galerisi'nde ilk kişisel sergisini düzenlendi. Nedim Günsür, 1952'de Türkiye'ye dönerek, öncelikle Izmit'te askerlik hizmetini tamamladı. Zonguldak'ta resim öğretmeni olarak 1954'te göreve başlayan sanatçı, kömür işçilerini konu alan resimler yaptı. Günsür, bu eserlere yer verdiği ikinci kişisel sergisini, 1957'de Istanbul'da Türk-Alman Kültür Merkezi'nde açtı. Öğretmenlik görevinden 1958'de ayrılan usta ressam, İstanbul'a döndü. Günsür, 1961'de tamamladığı Gökyüzü adlı yapıtıyla 1963'teki 24. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde birincilik ödülünü aldı, aynı yıl İstanbul Manifaturacılar Çarşısı için bir mozaik pano yaptı. Yeniden öğretmenlik mesleğine devam eden usta ressam, 1972'de Milliyet Sanat dergisi tarafından Yılın Resim Sanatçısı seçilirken 1973'te düzenlenen Cumhuriyet'in 50. Yılı Resim-Heykel Yarışması'nda, Atatürk ve Cumhuriyet Ödülünü kazandı. Yurt dışında gerçekleşen Çağdaş Türk Sanatı sergilerine resimleriyle katılan usta sanatçı, 1983 ve 1988'de İstanbul'da, 1984'te ise Ankara'da kişisel sergi açtı ve karma sergilere katıldı. Resim öğretmenliği görevinden emekliye ayrılan Nedim Günsür'ün başlıca resimleri Ankara ve İstanbul Resim ve Heykel müzelerinde, bazı taşra galerilerinde, resmi ve özel koleksiyonlarda, çeşitli kurum ve kuruluşlarda bulunmaktadır. Sanatçı, 13 Kasım 1994'te İzmir'de yaşama veda etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/netflix-istanbulda-ofis-acacak/", "text": "Dünya genelinde 195 milyon üyesi bulunan Netflix, Türkiye'de ofis açma kararı aldı. Bu adım Türkiye'de üretilen başarılı yapımların dünyaya daha güçlü bir şekilde taşınmasına aracı olacak. Türkiye'deki yatırımlarını hızlandıran Netflix, İstanbul'da ofis açacağını duyurdu. Netflix'ten yapılan açıklamaya göre, dünya genelinde 195 milyon üyesi bulunan Netflix, Türkiye'de ofis açma kararı aldı. Bu adım, Türkiye'de üretilen başarılı yapımların dünyaya daha güçlü bir şekilde taşınmasına aracı olacak. Netflix'in Türkiye ekibine ev sahipliği yapması planlanan ofis, 2021 yılının ikinci yarısında kapılarını açacak ve yeni istihdam olanaklarını beraberinde getirecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, karara ilişkin şu değerlendirmede bulundu:, Netflix'in Kurucusu ve eş CEO'su Reed Hastings, Türkiye'nin, zengin kültürü ve köklü hikaye anlatma geleneği ile kendileri için çok değerli bir ülke olduğunu belirterek, Bu nedenle muhteşem bir şehir olan İstanbul'da ofis açacak olmak bizi gururlandırıyor. Türkiye'ye yönelik bağlılığımızı net bir şekilde ortaya koyan bu karar, dünyanın dört bir yanında keyifle izlenecek daha fazla Türk yapımı üretmemize katkı sağlayacak. Türkiye'deki 3 milyonu aşkın üyemize ve tüm paydaşlarımıza destekleri için teşekkür ederiz. ifadelerini kullandı. Netflix Türkiye Orijinal İçerik Direktörü Pelin Diştaş ise, Türkiye'nin etkileyici hikayelerini anlatma heyecanlarının, gelecek yatırımlar için kendilerine güç verdiğini bildirdi. Diştaş, Bu yolda, İstanbul ofisimizin açılacak olması ile birlikte, kreatif ekiplerimiz ve paydaşlarımızla olan yakın çalışmalarımızın daha da verimli bir şekilde süreceğine inanıyoruz. Ülkemizin özgün hikayelerini, 195 milyon Netflix üyesine sunmaya devam edeceğiz. değerlendirmesini yaptı. Açıklamada yer alan bilgiye göre, Netflix, bir süre önce dünyanın dört bir yanındaki üyelerinin Türkiye'de üretilen yapımlara daha hızlı bir şekilde ulaşmasını sağlayan Made in Turkey içerik koleksiyonunu kullanıma sunmuştu. Özel bir adres aracılığıyla dünyanın her noktasından erişilebilen bu koleksiyonda, Türkiye'de üretilen orijinal ve lisanslı yapımlar 30'un üzerinde farklı dildeki altyazı ve dublaj seçenekleriyle birlikte izlenebiliyor. Netflix'in sunduğu orijinal ve lisanslı Türk yapımlarını en çok izleyen 20 ülke içerisinde alfabetik sırayla ABD, Arjantin, Avustralya, Birleşik Krallık, Brezilya, Fransa, Hindistan, İspanya, İtalya, Kanada, Kolombiya, Meksika, Polonya, Suudi Arabistan ve Şili gibi dünyanın pek çok farklı noktası yer alıyor. Türkiye'deki yatırımlarını arttırmaya devam eden şirket, kısa süre önce Türkiye'de 10 yeni orijinal yapıma imza atacağını da duyurmuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/new-yorkta-reklam-panolarinda-ilk-kez-bir-turk-sanatcinin-eserleri-sergileniyor/", "text": "Sanatçı Sanem Altaylı'nın yağlı boya tabloları, New York'ta 2 bine yakın reklam panosunda gösteriliyor. New York'ta yerel sanatçıları tanıtmak ve desteklemek için eserlerine reklam panolarında yer verilen sanatçılar arasında ilk kez bir Türk yer aldı. Yağlı boya tabloları yapan sanatçı Sanem Altaylı'nın eserleri New York'ta reklam panolarında sergileniyor. Altaylı'nın New York temalı 9 eseri, binlerce başvurunun içinde öne çıkarak kentteki reklam panolarında yer buldu. Sanem Altaylı, eserleri New York billboardlarında yerini alan ilk Türk sanatçı oldu. Başvurular arasından seçilen eserler, New York'un 5 bölgesinde 2 bine yakın reklam panosunda gösteriliyor. Daha önce kara kalem çizimleri ve farklı eserleri Washington ve Azerbaycan'da sergilenen Altaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eserlerinin 2018'den bu yana yaşadığı New York'ta reklam panolarında sergilenmesinden büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Altaylı, Sürekli billboardlarla birilerinin resimlerini görüp heyecanlanıyordum. Sonunda ilk Türk olarak resimlerimi oralarda görmüş olmak çok gurur verici. 4 yıldır resimlerimi biriktirdim ve başvurularım nihayet kabul edildi ve şu an sergileniyor. Yolda yürüdükçe kendi sanat eserlerimle karşılaşmak böyle bir şehirde, gerçekten çok güzel bir duygu. dedi. Eserlerine günlük hayatta herkesin gelip geçerken gördüğü ama çok dikkat etmediği yansımaları, kalabalıkları işlediğini anlatan Altaylı, Yansımaların bozduğu şekillerden çok etkileniyorum. Çok renkli bir şehir zaten burası. Her baktığım yerde bir şeyler görüyorum ve bunları insanlarla paylaşmak istiyorum. Gördüğüm şeylerin kalıcı olmasını istedim. diye konuştu. Altaylı'nın yağlı boya çalışmalarının yer aldığı Distractions adlı sergi Türkevi'nde de sanatseverle buluştu. Sergi, 30 Aralık'a kadar açık kalacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/next-galeri-33-sanatcinin-eserlerine-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "Sanatçıya duyarlı sanat galerileri arasında yer alan Galeri Next aralarında yabancı sanatçıların da yer aldığı eserlerden oluşan 33 sanatçının katıldığı karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Less Is More Karma Resim Sergisi adıyla 6 Nisan'da Gallery Next'de kapılarını açan sergi 13 Nisan Salı günü akşamı sona erecek. Aralarında suluboya ve akrilik çalışmalarını spiritüel bakış açısı ile tuvallere yansıtan Belma Bozkurt'un da yer aldığı sergi büyük ilgi görüyor. Belma Bozkurt, 1983 yılında, İstanbul' da göçmen bir ailenin kızı olarak doğdu. Pertevniyal Lisesi ve Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, yüksek öğrenimini Yeditepe Üniversitesi MBA bölümünde burslu olarak yüksek onur derecesi ile tamamladı. 15 yılı aşkın süredir ilaç sektöründe çeşitli satış-pazarlama yöneticilik rollerinde tecrübesi var ve halen aktif olarak kurumsal hayattaki çalışmalarını başarıyla sürdürüyor. Sanatın birleştirici ve kapsayıcı rolünü her zaman yaptığı işlere ve hayatına katmak başarılı olmasını sağladı. Sanatı, 'yaşamı ve insanlığı, insanlara insanca anlatma yolu' olarak tanımlayan Belma Bozkurt, pandemi döneminde yaşadığı dışavurumsal resim çalışmalarıyla hayatın hediyesini kucakladığını dile getiriyor. Sanatçı bu cesaretin kendisine hayatta yeni bir anlam ve dünya yaratığını söylüyor. Belma Bozkurt duygulara yakın, toplumsal konulara dikkat çeken suluboya ve akrilik çalışmalarını spiritüel bakış açısı ile sanatseverlere sunuyor. @waterpainting. belma IG hesabındaki ve sergilerdeki çalışmalarının gelirlerini bağış yoluyla değerlendirmekten büyük mutluluk duyuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nice-yillara-bilge-zobu/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sanatçı ve çalışanları, Türk tiyatrosu ve sinemasının usta oyuncularından Bilge Zobu 'yu 90. doğumgününde ziyaret etti. Doğum günü kutlamasına sanatçılar Zihni Göktay, Uğurtan Atakan, Orhan Alkaya, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Can Başak, İSTİŞAN Başkanı Selçuk Yüksel'in de aralarında olduğu Şehir Tiyatroları sanatçı ve çalışanları katıldı. Sanatçılar Bilge Zobu, Zihni Göktay, Uğurtan Atakan ve Orhan Alkaya'nın sohbet ederek hatıralarını paylaştığı doğum günü kutlaması, çiçek takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi. - Zihni Göktay: Bilge Zobu Ağabey yarım asrı aşkın dostluğu, arkadaşlığıyla bu Güzellikler Evinde, dünya görüşü olarak, genel kültürünü örnek aldığım bir İstanbul beyefendisidir. Sağlıklı nice güzel günlerde görüşmek dileğiyle. - Funda Postacı: Uzun yıllar Bilge abi ile aynı sahneyi paylaştık. Her zaman sevgi ve saygı duymuş, onu tanımaktan mutlu olmuşumdur. Pamuk gibi kalbi vardır. Her zaman gülümsemeyle hatırlayacağım saygın bir sanatçıdır. - Orhan Alkaya: Bilge Zobu ile çalışmak, mesleğimize bağlılığımızı tazeledi hep. Dikkat, ciddiyet, mizah, hoşgörü ve ustalıkla gizlenmiş bilgi ve bilgelik... Güzel hatırlamalara Usta. - Uğurtan Atakan: Bilge Zobu ustamız, övüncümüz, değerlimiz, sevecenliğimizdir. Sanat dünyamızda bir kişinin yüreğini kırmayan bir kişiliktir. Her sanatçının da Bilge abimizle ilgili güzel bir anısı vardır. Esenlikler içinde olmasını diliyor, alkış çiçekleri sunuyorum. 7 Eylül 1932 tarihinde İstanbul'da doğdu. Tam ismi Mehmet Nuri Bilge Zobu'dur. Bilge Zobu'nun amcası, tiyatrocu Vasfi Rıza Zobu'dur. Ayrıca sinema oyuncusu Ayşe Melike Zobu'nun amcasıdır. Tiyatro oyunculuğuna 1956 yılında Cep Tiyatrosu'nda Bir Evlenme oyunuyla başladı. Adana Şehir Tiyatrosu'nda çalıştıktan sonra 1958 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'na girdi. 2006 yılında kurumdan emekli olmasına rağmen konuk oyuncu olarak rol almayı sürdürdü. 1984-1985 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde oynamaya başlayan ve 25 yıldır aralıksız sahnelenen Lüküs Hayat'ta değişmeyen isimlerinden birisi oldu. Tiyatro çalışmalarının yanı sıra birçok sinema ve televizyon filminde de oynamış ve seslendirme yapmıştır. Kapıcılar Kralı, Baba Bizi Eversene, Ah Güzel İstanbul, Tosun Paşa ve Hababam Sınıfı en bilinen filmleri arasındadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nicederm-ile-fuat-pasa-yalisinda-guzellige-bir-bakis/", "text": "Nicederm Medikal Estetik kurucularından Nihan Bozatlı'nın yeni ürünü TB-500 Kleopatra Gençlik İksiri ürün grubunun tanıtımı, basın mensupları ve doktorlardan oluşan kalabalık bir gruba Sarıyer'deki Fuat Paşa Yalısı'nda gerçekleştirildi. Kahvaltı ve sohbet ile başlayan etkinlik, Nihan Bozatlı ve Nicederm 'in 2022 faaliyetlerini özetleyen bir video ile devam etti. Sunuculuğunu Sevilay Öztürk'ün yaptığı organizasyonda, edebiyat tutkunlarının elinden düşüremediği romanların yazarı Ayşe Kulin'e Yaşam Boyu Edebiyat Ödülü, Kanal D'nin ilgiyle izlenen dizisi Camdaki Kız'ın efsane karakter oyuncusu Tamer Levent'e ise Sanata Evet Projesi ile Sanat Ödülü takdim edildi. Ünlü oyuncu ve sanatçı Selen Görgüzel, Kleopatra Gençlik İksiri hakkındaki kişisel deneyimlerini dinleyicilerle paylaşırken, Doç. Dr. Yavuz Dizdar ise konuyu tıbbi açıdan detaylı bir sunum ile değerlendirdi. Etkinlik, doktorlara yönelik ayrıntılı uygulama videoları ve teknik açıklamalarla devam etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nick-cave-yeni-bir-album-kaydedecegini-acikladi/", "text": "Devam eden salgın nedeniyle Nick Cave, hem 2020 hem de 2021 tur tarihlerini iptal etmek zorunda kalmıştı. Bu boşluğu oturup televizyon izlemekten fazlasını yaparak geçirmek isteyen ikonik müzisyen, zamanını yeni bir albüm kaydederek değerlendireceğini açıkladı. Cave, hayranlarıyla sık sık iletişime geçtiği web sitesi üzerinden turun iptal haberlerinden dolayı duyduğu üzüntüyü ifade eden bir hayranına yanıt verirken bazı sürpriz haberleri de paylaştı. Avustralyalı müzisyen, ilk önce hurdaya çıkarılan konserlere isyan edip Pandemi ilk ortaya çıktığında ve Avrupa turnesini ertelemek zorunda kaldığımızda, durumu değerlendirme ve hayatımda gerçekte ne yapmak istediğimi görme fırsatı bir anda ortaya çıktı. Bu süreç boyunca en çok özlediğim şeyin canlı performans olduğunu fark ettim. Konserler için iptal kararı almak bütün grup için yıkıcı oldu ama yaratıcılığımızı bir şekilde korumak ve dönüştürmek zorundaydık. açıklamasını yaptı. Geleceğin devam eden öngörülemezliğini kabul ettiğini paylaşan Nick Cave, bu süreci yeni bir albüm yaparak geçireceklerini ve bu albümün herkese Nick amcadan hediye olacağını da açıkladı. Albümün detaylarıyla ilgili herhangi bir bilgi paylaşılmadı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nilbar-gures-ikinci-kisisel-sergisi-ile-tel-avivde/", "text": "Tel Aviv'deki Hamidrasha Galeri, 26 Kasım 2021 7 Ocak 2022 tarihleri arasında Nilbar Güreş'in 'Applause' başlıklı, Tel Aviv'deki ikinci kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Avi Lubin'in üstlendiği sergide, birçoğu ilk defa izlenebilecek fotoğraf, resim, tekstil çalışmaları, heykel ve video yer alıyor. Sergi, sosyal adaletsizlik, cinsiyet rolleri, kuir kültür ve kültürel kimlik kodları gibi konularla sanatçının uzun süreli ilişkisini sürdürüyor. Sergideki eserler SAHA Derneği ve Tel Aviv'deki Avusturya Kültür Forumu'nun desteğiyle üretildi. Güreş kültürel sembolleri, yerel zanaatları ve geleneksel olanı kullanır ve bunların çağrışımlarını, bağlamlarını ve çevrelerini değiştirir. Onları kuir semboller ve dille karşı karşıya getirir. Bu eylemler aracılığıyla, geleneksel bir toplumda toplumsal cinsiyet rollerine ve kültürel geleneklere meydan okur. Güreş, bol mizah ve nükteli figürlerle, hindistan cevizi ve muz gibi öğeleri cinsiyete göre yeniden atanan cinsel organları ve 'non-binary' veya trans bedeni sunmak için kullanır. Resimlerinde ve fotoğraflarında flora, fauna ve insanlar, cinsiyetleri ve hiyerarşileri bulanıklaştırmaya yönelik eğlenceli ve hatta esprili bir oyuna girerler: bir gül ağacı insanlara meme implantları dağıtır, trans insan bir muz ağacından, güneşten ve denizden muz alır. Deniz alkışlar ve tezahürat yapar. Bir heykelde, biri pembe diğeri yeşil olan iki yastık, yapboz parçaları gibi birbirine kilitlenir. 'Non-binary' yastıklar her iki cinsiyetin işaretlerini taşır ve evlilikle ilgili bir Türk deyimini gösterir: Bir yastıkta kocasınlar., evliliğin cinsel beklentilerini ustaca sorgular."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nilufer-belediyesinin-yukari-bak-sinirli-cografyanin-yildizli-ufuklari-adli-sergisi-ziyaretcileri-agirlamaya-devam-ediyor/", "text": "Nilüfer Belediyesi, 14 Mayıs-31 Temmuz tarihleri arasında, Nilüfer ilçesinde yer alan 6 farklı mekanda, 27 sanatçının çalışmalarına yer veren Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları adlı sergiyi ağırlıyor. Yekhan Pınarlıgil küratörlüğünde gerçekleşen sergi, politik konulara pozitif bir perspektiften yaklaşıyor. Sergi; şehrin kültürel kimliği, tarihi, dönüşümü ve geleceği ile diyaloğa geçen mekan ve sanat arasında güçlü ilişkiler kuruyor. Kahkaha atarak, renkleri, dansı ve ritmi kullanarak kalıpları kıran, iktidarları sorgulayan ve bizlere özgürlük alanları açan yaşamsal stratejileri deneyimleyen sanat eserlerini bir araya getiriyor. Ne Zaman Boyun Eğmeyi Bırakır, Neden, Nasıl Yukarı Bakarız? düşüncesinden yola çıkan seçki, söylemin getirdiği çağrışım noktalarına odaklanıyor. Sahilde ışıltılı gökyüzüne bakarken, gündüz düşlerinde, kahkaha atarken, sahnede, belki dans ederken... Tüm bu eylemler; yıldızlara bakarken etkilenmek, yaşanan baş dönmesi, kahkaha atarken toplumsal normların üzerimizdeki etkilerini bir kenara bırakmak ve anı yaşamak sanatın da temel meselelerinden olan yeni yaşam alanları, etkilenme ve trans halini anımsatıyor. Hayat ve sanatın birleşiminde yer alan, hiciv, kahkaha, dans, ritim, unutmak, ironi ve renkler bu seçkideki çalışmaların da omurgasını oluşturuyor. Diğer bir taraftan bedeni merkeze alan sergi Bedenin Özgür Olmadığı Yerde Zihin De Özgür Olamaz fikrinden hareket ediyor. İnsan bedeninin yanı sıra hayvan bedenine de odaklanarak, atfettiğimiz klişe sembollerden kurtarıp bambaşka formlara dönüştürüyor. Punk'tan ilham alan ve renkli temasıyla dikkat çeken Pancar Deposu; Anne-Charlotte Finel, Ateş Alpar, Berat Işık, Berk Kır, Eda Soylu, Erinç Seymen, Ghazel, Gözde İlkin, Güneş Terkol, Merve Morkoç, Şafak Şule Kemancı, Vahit Tuna ve Bihter Yasemin Adalı'nın çalışmalarına Haz, Işıltı ve Kahkaha başlığı altında ev sahipliği yapıyor. Gölyazı Kültürevi'nde yer alan İnce Elemek Sık Dokumak adlı sergi; Fatoş İrwen, Gözde İlkin, Güneş Terkol ve Şafak Şule Kemancı'nın çalışmalarına yer veriyor. Sanatçıların hafiflikle eleştirmek üzerine üretimleri, kültürler arası etkileşim ve iletişim için önemli bir sembol olan, restore edilerek kültürevine dönüşen kilisede hayat buluyor. Özgürlüğün ancak içeriden dışarıya doğru olabileceği ve bilinçaltının açığa çıkmasıyla ilgilenen çalışmaların yer aldığı Balat Kültürevi'nde; Özgürlük Köşenin Hemen Arkasında başlığı altında CANAN, Dan Perjovschi, Emilia Kabakov & İlya Kabakov, Fatoş İrwen, Henning Christiansen, İnci Eviner, Merve Morkoç, Rebecca Horn ve Vahit Tuna'nın üretimleri konumlanıyor. Misi'deki Fotoğraf Müzesi'nde yer alan Siyah Yandığında adlı sergi, Marguerite Bornhauser'in fotoğraflarından kapsamlı bir seçkiyi karşımıza çıkarıyor. Yine Misi'de bulunan Edebiyat Müzesi'ndeki Türkiye'nin Yeraltı Suları: Fanzin Edebiyatı adlı sergi, Onur Sakarya küratörlüğünde, 1960'lardan bu yana Türkiye'de fanzine odaklanıyor. Nazım Hikmet Kültürevi; Doğa Tarihi Müzesi serisiyle Tayfun Serttaş, Efsunlu Dünya Hayal Değil, Üstündeyiz sergisiyle CANAN ve Extramücadele'nin kapsamlı seçkilerine yer veriyor. İnsan ve hayvan arasındaki ilişki, masallar ve eleştirel yaklaşım üç sanatçının üretimi üzerinden mekana yayılıyor. Nilüfer'e yayılan Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları sergisini, 31 Temmuz'a dek ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nosema-amsterdam-uluslararasi-belgesel-film-festivalinde/", "text": "2020 Ocak ayında kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan Hürmüz ve Şimuni Diril çiftinin çocuklarıyla geçirdikleri son haftaya tanıklık eden Nosema, Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali'ndeki tek Türk yapımı belgesel oldu. Şırnak'ın Beytüşşebab ilçesinde, Türkiye'nin son Asuri Keldani köylerinden biri olan Kovankaya'da yaşadıkları evlerinden 2020 Ocak ayında kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan Hürmüz ve Şimuni Diril çiftinin çocuklarıyla geçirdikleri son haftaya tanıklık eden, yönetmenliğini Etna Özbek'in, yapımcılığını Burak Karamete'nin üstlendiği Nosema, Uluslararası Prömiyerini Kasım ayında Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali'nde gerçekleştirecek. Nosema dünyanın en prestijli belgesel festivallerinden olan IDFA'nın, araştırmacı bir yaklaşımla sanatsal bir bakış açısını harmanlayan, günümüzün belki de en önemli meselelerine eğilen belgesellerden oluşan 'Frontlight' seçkisinde gösterilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/notre-damein-kamburu-yeniden-sahnede/", "text": "Victor Hugo'nun 190 yıllık ölümsüzeseri; Notre Dame'in Kamburu Müzikali, izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Eseri okuyup ya da izleyip Banasuverdi repliğini anımsamayan yoktur. Notre Dame'ın Kamburu Hugo'nun Fransa'da krallık döneminin karanlık günlerinden kesitler sunan romanıdır. Romanın tamamlanması yaklaşık 6 ay sürmüştür. Tabiri caizse ölmeden önce okunması gereken 1001 eserden biri, dünya klasiklerinin baş yapıtlardandır. Notre Dame'ın Kamburu, Hugo'nun en iyi dönemlerinden birinde yayımlandı. Victor Hugo bu romanda insanların yaşamında kaderin yerini ve yoksulluğun insanı köreltmediğini ortaya koymuştur. Roman hem yazarın ülkesi Fransa'da hem de dış ülkelerde oldukça sevilmiştir. Çoğu dillerde çevirimleri yayınlanmış, bunun dışında sinemaya uyarlanıp animasyon olarak da seyircinin beğenisine sunulmuştur. Oyun, Che'nin Vedası, Çingeneler Zamanı gibi oyunları da sahneleyen Kumbara Görsel Sanatlar tarafından Türkçe müzikal olarak sahnelenmektedir. Oyunda çirkin ve kambur kilise zangocu Quasimodo ile Fransa'nın ruhani ve dini lideri Claude Frollo'nun ve Kral'a bağlı komutan Phoebus'un semtte yaşayan Çingene Kızı Esmeralda'ya olan aşklarını, zangoç ile papazın ruhlarında oluşan ikilemleri ve tepkileri yer yer romantik yer yer sert çizgileri barındıran danslarıyla göz dolduran bir müzikal. Quasimodo, çirkinliğiyle alay edilen, ondan korkan halkın içine karışmayan, insanların söylediklerini bir alay veya lanet saymaya başlayan, insanlara duyduğu kin her gün büyüyen biridir, ardından iç güzelliğini görürüz. Bir gün Esmeralda ile tanışır ve ona aşık olur. Ancak çingene güzeli Esmeralda'ya aşık olan yalnız o değildir. Her ne kadar statüsü gereği bekar kalması gerekirken Papaz Claude Frollo da Esmeralda'ya bu tür hisler beslemektedir. Bir kadına birden fazla erkek aşık olursa ardından komplo ve ihanetlerin gelmesi kaçınılmaz elbette, peşinden güç savaşı başlar. Daha önce Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde çok daha büyük bir prodüksiyon olarak önce İngilizce daha sonraki yıllarda orijinal dilinde yani Fransızca olarak gösterilen oyunu bugünlerde anadilimizde izleyebilirsiniz. Müzikalde oynamak arı bir diksiyon yanında şarkı söyleme hatta dans etmek gibi tüm yetenekleri sergilemeyi de gerektirdiği için oyuncular bu performanslarında falso vermiyor. Modern dans koreografileri ve akrobatik hareketler tüm sahneyi dolduruyor. Oyun 2010 yılında Kumbara Görsel Sanatlar tiyatrosunu hayata kazandıran Vural Bingöl tarafından yönetilmiş olup oyuncu, Quasimodo rolünde kendine hayran bıraktırıyor. Diğer oyuncular ve dansçılar da kanımca görevlerinin hakkını vermişler. Şarkı sözleri oldukça anlaşılabilir, sahne düzeni ve dekorlar oldukça sade, ışık ve ses düzeni tertemiz. Gerek İstanbul'un muhtelif salonlarında gerekse Ankara'da sezon boyunca oyunu izleme şansına sahipsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/notre-damein-kamburunun-cirkin-yuzu-icin-3-saat-calisiyorlar/", "text": "Victor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu romanından uyarlanan aynı adlı balede 'dünyanın en çirkin karakterini' canlandıran İzmir Devlet Opera ve Bale Sanatçısı Serhat Yetkinoğlu, her temsil öncesi üç saatlik zorlu makyaj sürecinin sonunda farklı bir görünüme bürünüyor. Notre Dame'ın Kamburu, İzmir Devlet Opera ve Balesi'nce sahneye taşınıyor. 'Güzeller güzeli' Esmeralda ile kambur, sağır Quasimodo'nun sevgi ve acı dolu hikayesinin etkileyici anlatımında, saatler süren plastik makyajın da çok özel bir yeri bulunuyor. Çirkin görüntüsünün altında yumuşak bir kalp taşıyan ve Çingene kızı Esmeralda'ya büyük bir hayranlık besleyen Quasimodo karakterini canlandıran balet Serhat Yetkinoğlu, her temsil öncesi makyaj sanatçısı Nurhan Akay'ın sandalyesinde saatlerini geçiriyor. Sanatçının yüz kalıbını çıkaran, modelajını ve tasarımını tamamlayan, ardından da farklı plastik makyaj malzemelerinden dökümler gerçekleştirerek aylar süren bir çaba sonucu 'prosthetic silicone mask' hazırlayan Akay, gösteriden önce yaklaşık üç saatlik bir çalışmayla bu tasarımı baletin yüzüne yerleştiriyor. Akay, tasarımı balete uyarladıktan sonra yeniden boyama işlemi gerçekleştiriyor ve makyajını tamamlıyor. Ayna başında geçen saatler boyunca her fırça darbesiyle Quasimodo rolüne daha çok yaklaşan balet Serhat Yetkinoğlu, sahneye çıkıyor. Yetkinoğlu, , İzmir Devlet Opera ve Balesinde 22 yıllık profesyonel sanat yaşamı boyunca önemli karakterlere hayat verdiğini, Quasimodo'nun da o karakterler arasında çok özel bir yeri olduğunu söyledi. Notre Dame'ın Kamburu için iki ay boyunca çalıştıklarını ifade eden Yetkinoğlu, eserin görsel şölene dönüşebilmesi için teknik ekip, kreatör, koreograf ve sahne amirinin de çok büyük emek sarf ettiğini belirtti. Yetkinoğlu, Quasimodo makyajının uzun bir süreç sonunda ortaya çıktığını belirterek, Makyaj için makyözümüz Nurhan Akay önce bir çalışma hazırladı. 10 günlük bir çalışmayla önce yüz kalıbı alındı. Sonra plastik makyajı yaparak bir haftalık çalışma sonunda bu benim için özel makyaj yaptı. Her temsilden önce 2,5-3 saat önce gelip makyajı yüzüme yerleştiriyor. Çok detaylı, ince düşünülmüş ve çok zor ama sonunda mutluluk var. Her şey o alkışı alabilmek için dedi. Latincede 'eksik-tamamlanmamış adam' anlamına gelen Quasimodo ismi verilen karakteri bale sahnesinde canlandırmanın önemine dikkati çeken Yetkinoğlu, Benim için balenin en önemli özeliklerinden biri karakteri canlandırabilmek. Canlandırabilmek için vücudunuzu o karaktere uydurmanız gerekiyor diye konuştu. Yetkinoğlu, toplumun 'çok çirkin' bulduğu Quasimodo'nun sevgisini çok güzel yaşattığını söyleyerek, Bu zaten yaşanabilecek ve olmasını istediğimiz bir şey, sevgimizi gösterebilmek. Bu kadar toplumdan dışlanmış bir karakterin bu kadar sevgiyle kendini anlatabilmesi gerçekten çok güzel şeklinde konuştu. Filmler için hazırladığı makyaj tasarımlarıyla birçok ödül kazanan sanatçı Nurhan Akay, insan bedeni üzerinde 'üç boyutlu illüzyon yaratmayı' ve Özel Efekt makyajını çok sevdiğini söyledi. Akay, her tasarım öncesi makyajı yapılacak karakter üzerinde uzun süreli çalıştığını ve bilgi topladığını da belirtti. Eserin koreografisi ve librettosunu Armağan Davran ile birlikte üstlenen Volkan Ersoy da öyküye Quasimodo'nun gözünden baktıklarını belirterek, Çok zor süren bir plastik makyaj serüveninden sonra bir bale sanatçısını Quasimodo'ya dönüştürüyoruz. Bale gibi çok estetik bir sanat dalında kambur bir insanı canlandırmak zaten çok zor bir işti dedi. Oldukça zahmetli bir işi başardıklarını anlatan Ersoy, baletin sahnede sadece yürümediğini, ciddi bir bale tekniğiyle çalıştığını ve aylar boyu role hazırlandığını dile getirerek, Bale mükemmelleştirme sanatı, hataya yer yok. En ufak bir denge kaybı düşmenize neden olur. Bale sanatının, plastik sanat ve diğer güzel sanatlarla birleşerek böyle bir esere dönüşmesi heyecan verici diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nuhun-gemisini-aramak-promiyere-hazirlaniyor/", "text": "ENKA Sanat'ın, Ortak Yapım projesi kapsamında yapımını üstlendiği Nuh'un Gemisini Aramak, prömiyerini 26. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında 15 Kasım akşamı ENKA Oditoryumu'nda yapacak. Gökhan Erarslan'ın yazdığı, yönetmenliğini Ayşe Draz'ın, dramaturjisini Özlem Hemiş'in üstlendiği oyun, babadan kalma eski bir kamyonetle doğdukları kasabaya doğru bir seyahate çıkmak zorunda kalan iki erkek kardeşin geçmişte bıraktıkları anıları birer birer hatırlamalarının hikayesini anlatıyor. Seyirciyi bellek, izleme, izlenme ve tanıklık temaları üstünden yanılsama ve temsil üzerine düşünmeye davet eden oyun, 2017'de Hedwig ve Angry Inch'teki rolüyle ödüller kazanan başarılı oyuncu Yılmaz Sütçü'yü, Ayak İşleri, Tutunamayanlar gibi dizi ve filmlerden tanıdığımız Kutay Kunt ve genç yetenek Tutku Erten ile bir araya getiriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nuri-bilge-ceylan-baska-bir-yerd/", "text": "İstanbul Modern, Renzo Piano imzasını taşıyan yeni müze binasındaki ilk fotoğraf sergisinde Nuri Bilge Ceylan 'ı ağırlıyor. Sanatçının Türkiye'nin yanı sıra Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas ve Rusya gibi dünyanın farklı coğrafyalarında çektiği 22 büyük portreden oluşan serginin sponsorluğunu ise Burgan Bank üstleniyor. İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, açılış sergisinde günümüz sinemasının en özgün yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan'ın izleyiciyle ilk kez buluşacak fotoğraflarına ev sahipliği yapıyor. Ceylan, filmlerindeki güçlü sinema dilini fotoğraflarına da taşıdığı çalışmalarıyla izleyicinin hayal dünyasını harekete geçiriyor. Başka Bir Yerde sergisi, yönetmenin filmlerinde sıklıkla karşılaştığımız başka bir yerde olmayı arzulayan karakterlerine de gönderme yapıyor. Karakterlerin içinde yaşadıkları doğa ve yapılı çevreyle kurduğu ilişkiler, özenle kurgulanmış fotografik atmosfer, dramatik ışık kullanımı, renklerin birbirleriyle diyaloğu, abartısız duygular ve sakin yüz ifadeleri, sergideki fotoğrafların tipik özellikleri olarak dikkat çekiyor. Nuri Bilge Ceylan 'ın çalışmaları, yaşamlarımızın yaşadığımız coğrafyadan ayrı değerlendirilemeyeceğini akla getirmekle birlikte aynı zamanda bizi birbirimize bağlayan insani deneyimlerin derinliğine de işaret ediyor. İnsanların sürdürdüğü hayat mücadelelerini, yalnızlıklarını, zaman zaman can sıkıntılarını ve melankolilerini görünür kılan Ceylan, coğrafyalar arasındaki farklılıklardan ziyade ortak duygulara odaklanıyor. Sanatçının fotoğraflarında gördüğümüz kendine özgü biçimsel dil, hayal gücümüzü harekete geçirerek gitmediğimiz ve deneyimlemediğimiz coğrafyalara ve insanlara yakınlık hissetmemizi sağlıyor. Beyoğlu'nda Tramvaylar, İstanbul ve İstanbul'da Bir Kış Akşamı gibi 2004 tarihli önemli çalışmalarıyla İstanbul Modern Fotoğraf Koleksiyonu'nda yer alan Nuri Bilge Ceylan 'ın sergisinin küratörlüğünü, İstanbul Modern Fotoğraf Küratörü ve Bölüm Yöneticisi Demet Yıldız Dinçer üstleniyor. 26 Ocak 1959'da İstanbul'da doğdu ama çocukluğu baba memleketi olan Çanakkale, Yenice'de geçti. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'nden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi'nde iki yıl sinema eğitimi aldı. Koza (1995) adlı kısa filminin ardından çektiği uzun metrajlı Kasaba (1997) ve Mayıs Sıkıntısı (1999) filmleri Berlin Film Festivali'nde gösterildi. Ardından gelen Uzak (2002), İklimler (2006), Üç Maymun (2008) ve Bir Zamanlar Anadolu'da (2011) filmleri, Cannes Film Festivali'nde iki kez Büyük Jüri Ödülü, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve FIPRESCI ödüllerini kazandı. Kış Uykusu (2014) adlı filmi, 67. Cannes Film Festivali'nde bu kez festivalin en büyük ödülü olan Altın Palmiye'ye layık görüldü. Ahlat Ağacı (2018) filminin ardından çekimleri Ağustos 2021'de tamamlanan yeni filmi Kuru Otlar Üstüne de Mayıs 2023'te Cannes'da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Lise yıllarında başlayan, fakat üniversite sonrası on yıl kadar kesintiye uğrayan fotoğraf çalışmaları, İklimler filminin mekan arayışları sırasında Türkiye'yi dolaşırken tekrar alevlendi. Nuri Bilge Ceylan, o günden sonra sinemanın yanı sıra fotoğraf çalışmalarını da sürdürüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nuri-bilge-ceylan-filmleri/", "text": "Çektiği uzun metrajlı filmler ile tanınan Nuri Bilge Ceylan, yönetmeni senarist ve fotoğrafçılık kariyeri ile öne plana çıkıyor. Hobi olarak başladığı fotoğrafçılıktan senarist ve yönetmenliğe uzanan bir kariyer öyküsüne sahip olan Nuri Bilge Ceylan, uluslararası alanda da adı duyulan yönetmenlerden biri. Peki Nuri Bilge Ceylan kim, filmleri neler, hangi konulara değiniyor? Tüm bu soruların cevabını merak ediyorsanız doğru yerdeniz. Gelin Nuri Bilge Ceylan filmleri ve merak edilenlere birlikte bakalım. Türkiye'nin tek Altın Palmiye ödüllüne sahip yönetmeni olan Nuri Bilge Ceylan, sinema ve fotoğrafçılık alanında tanınan özgün isimlerden biri olarak karşınıza çıkıyor. Çekmiş olduğu uzun metrajlı filmler ile adından söz ettiren yönetmenler arasında yer almayı başarıyor. Filmleri hem yurt içi hem de yurt dışında izleniyor olup çeşitli festivallerde yarışıyor. Yurt içi ve yurt dışı fark etmeksizin pek çok ödüle layık görülen filmleri gerçekliği sanatsal bir perspektifle sunuyor. İlk uzun metraj filmi olan Kasaba, Türk sinemasında da farklı bir dönemin başlamasının önünü açmıştır. Filmlerinde daha çok insanın iç dünyasına ve karmaşık ruh haline odaklanıyor. Kendine özgü bir tarzı olan bu filmlerde doğal ışık, ses, sessizlik kullanımı önemli olup çoğunlukla yavaş hareketlerin olduğu yavaş ilerleyen filmler olarak biliniyor. İşlediği temalar evrensel olup yalnızlığı, iletişimsizlikten doğan sorunları ve hayal kırıklıklarını işliyor. Birden fazla filmin yönetmenliğini ve senaristliğini yapmış olduğu Nuri Bilge Ceylan filmlerini gelin inceleyelim. - Kuru Otlar Üstüne Türk sinemasının ses getiren Nuri Bilge Ceylan yeni filmi olan Kuru Otlar Üstüne, 2023 yılında vizyona girmiş Nuri Bilge Ceylan filmleri arasında yer alıyor. Dram türünde olan bu film uzun metrajlı filmler arasında olup 3 saat 17 dakika. Başrollerinde Merve Dizdar, Deniz Celiloğlu ve Musab Ekici'nin yer aldığı bu film Doğu Anadolu'nun kırsallarında geçiyor. İstanbul'a atanmayı umut eden bir öğretmenin başından geçenleri konu edinen bu film oldukça ses getiriyor. 2023 Cannes Film Festivali'ne aday gösterilen film en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanarak oyunculuklarıyla da başarısını gösteriyor. Siz de Kuru Otlar Üstüne filmi ile Doğu Anadolu kırsallarında geçen bu öyküye tanıklık edebilirsiniz. - Ahlat Ağacı Nuri Bilge Ceylan'ın yönetmenliğini üstlendiği Ahlat Ağacı filmi 2018'de vizyona giriyor. Dram türündeki bu filmin başrollerini Aydın Doğu Demirkol, Murat Cemcir ve Bennu Yıldırımlar üstleniyor. 7 ülkede vizyona giren film 91. Akademi Ödülleri'nde yabancı dilde iyi film ödülüne aday adayı olarak gösterilse de ne yazık ki aday olmadı. Fakat 51. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri'nde beş farklı dalda ödüle layık görülüyor. Konu olarak kitabı yayımlanmamış bir yazarın üniversiteden mezun olduktan sonra kitabını yayımlatma çabalarını ve ailevi problemlerini ele alıyor. 188 dakikalık film Cannes Film Festivali'nde alkış tufanına tutularak Altın Palmiye adaylığı elde ediyor. - Bir Zamanlar Anadolu'da Nuri Bilge Ceylan ödüllü filmleri arasında olan Bir Zamanlar Anadolu'da 2011'de vizyona giriyor. Filmin başrollerini Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan ve Taner Birsel'in oynuyor. Bir Zamanlar Anadolu'da filmi konu olarak sizi taşrada bir yolcuğa çıkarıyor. Bir doktor ve savcının yürüttüğü cinayet soruşturması 12 saatlik bir gerilimi konu ediniyor. Senaryosunu Ebru Ceylan ile Ercan Kesal'in birlikte yazdığı bu film gerginlik hissiyatını karakterler üzerinde başarılı bir şekilde veriyor. Cannes Film Festivali'ne aday olan bu film Nuri Bilge Ceylan'a Büyük Jüri Ödülü'nü kazandırıyor. - Kış Uykusu Kış Uykusu Nuri bilge Ceylan'ın yönetmenliğini üstlendiği bir diğer film olup 2014 yılında vizyona giriyor. İzleyicilerden 8.1 IMBD puanı alan bu film Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye Ödülü ile Türk sinemasının da uluslararası alanda başarı elde etmesine katkı sağlıyor. Filmde babasının otelini işletmek için Kapadokya'ya giden Aydın'ın içsel yolcuğunu anlatılıyor. Hikaye entelektüellik üzerine odaklanarak içsel bir yolculuğu gözler önüne seriyor. Başrollerini ise usta oyuncu Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Melisa Sözen, Nejat İşler, Ayberk Pekcan gibi daha pek çok isim yer alıyor. - Kasaba Nuri Bilge Ceylan'ın ilk uzun metrajlı filmi olan Kasaba 1997 yılında vizyona giriyor. Nuri Bilge Ceylan isminin duyulmasında etkili bir film olan Kasaba'nın başrolünde Mehmet Emin toprak oynuyor. Negatif formatta çekilen film yarı otobiyografik özelliğe sahip. Negatif Formatta çekilmesinden dolayı film siyah beyazdır. Film psikolojik dram türünde olup 82 dakika sürüyor. Dünya çapındaki prömiyeri Cannes film festivalinde yapılmıştır. 17. İstanbul Film Festivali, Berlin Film Festivali ve Köln Film Festivallerine katılmış ve ödüllerle dönmüştür. - Üç Maymun 2008 yılında vizyona giren Üç Maymun filmi ile Cannes Film Festivali'nden en iyi yönetmen ödülünü kazanan filmler arasında. Başrollerinde Yavuz Bingöl, Hatice Arslan, Ercan Kesal ve Ahmet Rıfat Şungar'ın oynadığı bu film aile içi iletişimsiz, yasak aşk gibi konuları ele alıyor. Başkası yerine hapse giren baba ve patronuna aşık olan anne arasında kalan çocuk üç maymundan hangisini oynaması gerektiğine karar vermiyor. Film ise bu bağlamda şekilleniyor. - İklimler 2006 yapımı Nuri Bilge Ceylan filmi olan İklimler, Nuri bilge Ceylan'ın hem yönettiği hem de oynağı filmlerden biri. 56. Cannes Film Festivalinde FIBRESCI ödülü ile birçok ödüle daha layık görülüyor. Film, romantik ve dram türünde olup üniversitede hoca olan İsa ve televizyoncu olan eşi Bahar ile arasındaki hikaye anlatılırken İsa'nın iletişimsizliği ve ilgisizliğine Bahar'ın ise ağlama krizleri ve çocukçu tavırlarına vurgu yapılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nuri-bilge-ceylanin-ahlat-agaci-filmi-28-eylulde-kucukciftlik-parkta/", "text": "Bahçe Sineması, 28 Eylül Salı akşamı KüçükÇiftlik Park'ta sinemaseverleri prömiyeri 71. Cannes Film Festivali'nde gerçekleştiren dünyaca ünlü Türk yönetmen Nuri Bilge Ceylan imzalı Ahlat Ağacı ile buluşturacak. Doğu Demirkol, Murat Cemcir, Bennu Yıldırımlar, Hazar Ergüçlü ve Serkan Keskin'in rol aldığı film, Sinan adlı baş karakterin etrafını kuşatan değer yargılarıyla mücadelesini konu alıyor. Kapı açılış saati 18.30, film başlama saati ise 21.00 olan etkinliklerin biletleri online olarak Biletix'ten temin edilebiliyor. Pandeminin başından itibaren aldığı koronavirüs tedbirlerini hassasiyetle uygulamaya devam eden KüçükÇiftlik Park, sinema tutkunlarını pandemi şartlarına uygun olarak sınırlı sayıda kapasiteyle ağırlıyor. Online biletleme sisteminin kullanıldığı ve HES kodu zorunluluğunun olduğu etkinliklerde misafirlerin ateş ölçümü sağlık görevlileri tarafından yapılırken, ortak alanların hijyeni en üst düzeyde sağlanıyor. Misafirler KüçükÇiftlik Park'a 6 Eylül itibarıyla hayata geçen yönetmelik gereği PCR testi veya aşı kartı ibrazıyla giriş yapılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nuri-iyem-resim-odulu-2021-cevrimici-on-basvuru-gunleri-uzatildi/", "text": "Evin Sanat Galerisi tarafından her sene düzenlenen Nuri İyem Resim Ödülü, geçtiğimiz yıl 15. yılını kutlamıştı. Dünyayı etkisi altında bırakan Covid-19 salgını nedeniyle geçen yıl gerçekleştirilemeyen ödül bu yıl farklı bir formatı bünyesine katarak gerçekleşiyor. Ödül, 2006 yılından buyana, büyük usta Nuri İyem'i anmak ve Türkiyeli genç ressamları desteklemek amacını taşıyor. Nuri İyem Resim Ödülü 2021, Covid-19 salgını nedeniyle bu yıl iki aşamalı başvuru formatında katılımcılara açılıyor. Ödüle başvurmak isteyenlerin, ilk olarak 3-9 Mayıs 2021 tarihlerinde www. evin-art. com web adresinde yer alan başvuru formunu çevrimiçi olarak eksiksiz doldurmaları gerekiyor. Ardından açıklanacak listede yer alan katılımcılardan; eserlerini 1 3 Haziran 2021 tarihleri arasında, Evin Sanat Galerisi adresine teslim etmeleri istenecektir. Yarışmaya katılmak isteyen 18 yaşını doldurmuş, T. C. vatandaşı katılımcılar eserlerini; ilk olarak 3 -12 Mayıs 2021 tarihlerinde www. evin-art. com web sitesinden başvurularını yapacaklardır. Detaylı bilgi için şartnameyi dikkatli okumalarını herhangi bir konuda takıldıkları noktada Evin Sanat Galerisi ile iletişime geçebilirler. Nuri İyem Resim Ödülü 2021 Seçici Kurulu; Fırat ARAPOĞLU, Gamze BÜYÜKKUŞOĞLU, Cansen ERCAN, Memet GÜRELİ, Ümit İYEM, Prof. Dr. Erhan KARAESMEN, Temür KÖRAN, Prof. Dr. Burcu PELVANOĞLU, Feyyaz YAMAN'dan oluşuyor. Seçici Kurul tarafından seçilen, ödül sahibi sanatçıya bu yıl 15.000 TL para ödülünün yanısıra Nuri İyem Resim Ödülü nü simgeleyen, Prof. Rahmi Aksungur tarafından özel olarak üretilen bronz heykel verilecek. Evin Sanat Galerisi'nin kurucusu Evin İyem'in anısına Evin İyem Jüri Özel Ödülü adı altında verilmeye başlanan; yine jürinin belirleyeceği bir katılımcıya 7.500 TL para ödülünün yanında ayrıca, seramik sanatçısı Nasip İyem'in yapıtının, bu ödül adına özel olarak hazırlanmış bir röprodüksiyonu verilecektir. Nuri İyem Resim Ödülü ve Evin İyem Jüri Özel Ödülü sahiplerine ödülleri; 24 Haziran 2021 açılacak Nuri İyem Resim Ödülü 2021 sergisinde verilecektir. Nuri İyem Resim Ödülü 2021 Sergisi 10 Temmuz 2021 tarihine kadar Covid-19 tedbirleri kapsamında Evin Sanat Galerisi'nde görülebilir. Yarışma sponsorlarımız, TÜYAP başta olmak üzere, Büyükkuşoğlu Ailesi Kolesiyonu'na İstanbulArtNews'e ve Art Sanatsal'a teşekkür ederiz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nuri-kuzucanin-pasaj-baslikli-kisisel-sergisi-arter-de-ziyarete-acildi/", "text": "Arter 'in 2023 sergi programı, Nuri Kuzucan'ın Pasaj başlıklı kişisel sergisiyle devam ediyor. Pasaj, sanatçının mekana özgü bir mimari düzenlemeyle sunulan bu sergi için ürettiği yeni eserlerini ve daha erken tarihli üretimlerinden bir seçkiyi geçişlilik ve akıcılık kavramları çerçevesinde bir araya getiriyor. Küratörlüğünü Nilüfer Şaşmazer'in üstlendiği sergi, Arter 'in 1. kat galerisinde ziyaret edilebilir. kurgulanan yapıtlardan oluşan sergi, hem zihinsel hem de algısal bir akışkanlığı ve geçişliliği merkezine alıyor. Arter'in 1. katında yer alan Pasaj, içine yerleştiği ve bir geçiş alanı olarak da yorumlanabilecek galeri mekanını 'pasaj' sözcüğünün mimari, yazınsal ve metaforik anlamları ekseninde resimsel uzamla ilişkilendiriyor. Ziyaretçileri kendi birikimlerini ve hayal güçlerini devreye sokarak resimlere ve mekana farklı konumlardan bakmaya davet eden Pasaj, sabit ve tekil bir tecrübeyi garantileyen imgelerden ziyade kendini her seferinde yeniden üreten imgeler sunuyor; resimlerin asıldıkları sabit noktalardan izlenmelerini değil, mekanla birlikte çalışmalarını ve birbirlerini öne çıkarmalarını amaçlıyor. Böylelikle tüm mekanı resimsel bir kompozisyon olarak kurgulayarak izleyicilerin içinde dolaşabilecekleri bir 'resim-mekan' ya da 'mekan-resim' deneyiminin önünü açıyor. Mimari tasarımını Duygu Doğan'ın üstlendiği, incelikle dokunan bu mekansal kurgu ve ona göre akort edilen ışık düzenlemesi ise bakmanın ve görmenin yeni olasılıklarını ortaya koyuyor. Kuzucan'ın her zaman mekanı odağında tutan yapıtları, sanatçının yirmi yılı aşkın bir zamana yayılan pratiği kapsamında önce çok renkli iç mekan resimlerinden sokak ve şehir manzaralarına, ardından kuşbakışı şehir tasvirlerine ve parçalanarak soyutlanan monokrom mimari yapılara evrildi. Sanatçının mimarinin asal unsurlarıyla temel geometrik formları bir araya getiren son dönem eserleri ise farklı zihinsel çağrışımlar sunan birer mekan etüdü ve açık yapıt. Arter 'in güncel programlarına ilişkin daha detaylı bilgiye www. arter. org. tr adresinden erişilebilir. Pazartesi hariç her gün açık olan Arter, Salı-Pazar günleri 11:00-19:00, Perşembe günleri ise 11:00-20:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Kurumsal Sponsor TÜPRAŞ'ın değerli desteğiyle, tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün; Perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz. Arter Beraber üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının Kütüphane, Kitabevi, Bistro by Divan, arka bahçe alanlarına ve Galeri 0'da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar'ın desteği sayesinde Taksim'den ve Tepebaşı'ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter' e ulaşılabiliyor. Nuri Kuzucan (d. 1971, Zara) lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde, yüksek lisansını da aynı üniversitede Sosyal Bilimler'de tamamladı. 1993'ten bugüne katıldığı İstanbul, Basel, Berlin ve Dubai'de düzenlenen pek çok grup sergisinin yanı sıra kişisel sergileri 2004'ten itibaren İstanbul, Hong Kong ve Şanghay'da gerçekleşti. Kuzucan'ın işleri Pera Müzesi, İstanbul Modern ve Arter koleksiyonu gibi kurumsal koleksiyonlarda yer alıyor. Sanatçının Hong Kong'daki ilk kişisel sergisi ISTHK | HKIST bağlamında yapılan yayının (Edouard Malingue Gallery, 2013) ardından 2023'te, Kuzucan'ın Nilüfer Şaşmazer küratörlüğünde Arter'de gerçekleşen Pasaj başlıklı kişisel sergisine eşlik etmek üzere Duygu Demir, Tarkan Okçuoğlu, Asuman Suner ve Hakan Tüzün Şengün'ün yazılarıyla katkı sunduğu kapsamlı bir kitap hazırlanmaktadır. Sanatçı, İstanbul'da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor. Bağımsız küratör ve editör Nilüfer Şaşmazer (d. 1986), Taşlaşmış Rüyalar (Galeri Nev İstanbul, 2022) ve Füg (Müze Evliyagil, Ankara, 2019) sergilerinin küratörlüğünü; Dark Deep Darkness and Splendor (Galerist, 2017) ve La Ventura (Ark Kültür, 2016) sergilerinin eş küratörlüğünü üstlendi. Türkiye'nin ilk çağdaş seramik sanatçılarından Füreya Koral'ın bugüne kadar gerçekleştirilmiş en kapsamlı retrospektif sergisi Füreya'nın (2017) eş küratörlüğünü üstlenmenin yanı sıra sanatçı hakkında hazırlanan monografide eş yazarlık ve eş editörlük yaptı. Şaşmazer'in son dönemde gerçekleştirdiği editoryal çalışmaları arasında 59. Venedik Bienali'nde Türkiye Pavyonu'nu temsil eden sanatçı Füsun Onur'un monografisi Füsun Onur: Evvel Zaman İçinde... (2022), Abdülmecid Efendi Köşkü'nde gerçekleşen İsmi Lazım Değil sergisinin yayını (2022), Nicolas Bourriaud küratörlüğündeki Yedinci Kıta başlıklı 16. Uluslararası İstanbul Bienali'nin yayınları (2019) bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/nursen-alictan-yeni-kitap-insanin-sevgi-yolu/", "text": "Nursen Alıç'ın merakla beklenen yeni kitabı yayımlandı. İnsanın Sevgi Yolu adını taşıyan kitap, bir anlamda yaşam kılavuzu kabul edilebilecek nitelikte. Yazar, daha önce yayımlanan Merdüm adlı eserinin devamı niteliğinde olan İnsanın Sevgi Yolu kitabında hayatın şifrelerinin, kim olduğumuz sorusunda gizli olduğuna vurgu yapıyor. Kent hafızası ve kişisel gelişim yayınlarıyla bilinen K-İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabın genel yayın yönetmenliğini Kadir Toprakkaya, editörlüğünü ise Zehra Emre yaptı. - Mayıs ayı sonuna kadar tüm kitapçılarda olması beklenen İnsanın Sevgi Yolu kitabını, aynı gün kargo ile satın almak için www. kiletisimyayinlari. com adresinden sipariş verebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/oddvizin-kreuzberg-shedding-isimli-sergisi-bilsartta-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Bilsart, 18 Kasım 30 Kasım tarihleri arasında Oddviz'in Kreuzberg Shedding isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Kreuzberg Shedding, dün Gökşen Buğra'nın moderatörlüğünde gerçekleşen Oddviz'ın sanatçı konuşması ile açıldı. Çağrı Taşkın, Serkan Kaptan ve Erdal İnci'nin oluşturduğu sanat kolektifi Oddviz objeleri veya mekanları fotogrametri tekniği ile tarayarak 3 boyutlu dijital replikalarını üretmesi ile tanınıyor. Kolektif, dijitalleştirdiği değerleri sanal ortamda bir araya getirir, yerleştirmesini, mekan ve ışık tasarımını yaparak görselleştiriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/odullu-film-uzak-ulke-sinemaseverlerle-bulusuyor/", "text": "Yönetmen ve senarist Erkan Yazıcı'nın, 1925'te Karadeniz'de geçen bir mübadele hikayesini anlattığı filmi, Uzak Ülke 30 Temmuz'da vizyona giriyor. Uluslararası Soçi Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen filmin yönetmeni Yazıcı, filmin çekim aşamasından festival süreçlerini AA muhabirine anlattı. Yazıcı, Türkiye prömiyerini 39. İstanbul Film Festivali'nde yapan filmin, merhamet ve güzellik arayışı olduğunu belirterek, sinemada merhamet ve güzelliğin peşinde olduğunu, dünyayı bunların kurtaracağına inandığını söyledi. Erkan Yazıcı, 2018'in sonunda gerçekleşen çekimlerin 5 haftada tamamlandığını aktararak, uzun süren post prodüksiyon sürecinde hem festival seyircisine hem de ana akım izleyiciye uygun bir film ortaya çıkardığını dile getirdi. Uzak Ülke'nin ilk kez 2020'de İstanbul Film Festivali'nde seyirci karşısına çıktığının altını çizen yönetmen Yazıcı, Film, 12 ülkede, çok değerli festivallerde gösterildi. Bana ve kendisine çeşitli ödüller kazandırdı. Festival süreci hala devam ediyor. ifadelerini kullandı. Yazıcı, Türkiye'de 159 salonda filmin gösterime gireceğini vurgulayarak, sinemaseverlerin internet üzerinden salonları ve seansları sorgulayabileceklerini belirtti. Yapımcılığını Altın Yazıcı'nın üstlendiği filmin görüntü yönetmenliğini Murat Karabina, kurgusunu Umut Sakallıoğlu, müziklerini ise Burak Beşir yaptı. Filmin başrol oyuncuları arasında Haydar Şişman ile Abdurrahman Gönan yer aldı. Yönetmen koltuğunda Erkan Yazıcı'nın oturduğu, Karadeniz Sahili'nde 1925 yılında geçen filmde, 12 yaşındaki Trabzon Rum'u Paris'in gemiye binmek için bekledikleri kamptan kaçmasıyla gelişen olaylar ve Binbaşı Osman ile arasında yaşananlar anlatılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/odullu-fotograf-sanatcisi-meltem-akgunden-ressam-doga-sergisi/", "text": "Anka Kuşu misali her şeye rağmen küllerinden yeniden doğan Fotoğraf Sanatçısı Meltem Akgün, RESSAM DOĞA adlı ilk kişisel sergisindeki eserlerini Bağdat Caddesi'nin modern tarzda mimari yapısıyla ünlenen A11HOTELS'de 14 Mayıs'ta sanatseverlerle buluşturacak. Akgün eserlerindeki doğanın yaşam kaynağı olan doğallığın, ışığın ve rengin, tüm bunların, hislere yansımasıyla birlikte ahenge dönüşmesini ve ardından kendisine yansıttıklarını izleyiciyle paylaşma arzusunda. Türkiye ve yurt dışında Finans sektöründe çok önemli şirketlerde CEO, YK başkanı ve kurucu ortak görevlerinde bulunan Akgün, geri kalan zamanını babasının armağan ettiği cep fotoğraf makinası ve desen çizdiği eskiz defteri ile doğanın ve rengin peşinden hayallerini de yanında taşıyarak geçirmiş. Meltem Akgün, bu zamanın kendisine yaşam ve gerçeklikle ilgili çok şey kattığını ve sanatını çok daha naif bir şekilde biçimlendirmesine yol açtığını da özellikle vurguluyor. Fotoğraf Sanatçısı Meltem Akgün'ün, 2020 yılında Gurushots'ın açtığı MEMORABLE PORTRAITS yarışmasında ödül alan fotoğrafı 2020 VENEDİK BİENALİNDE Piazza Ca' Zanardi de sergilenenmiş. Gizlenemeyen adını verdiği eseri ise, Viewbug tarafından 2018'de düzenlenen 'I SEE YOU IN B&W' yarışmasında finalist olmuş ve 2021 yılında 'TOP SHOT' ödülü almış. Bu ödüller Akgün'ün hayatında sanata bakışını ve sadece hayatında var etmek istediği fotoğrafçılık yolundaki profesyonel serüvenine başlamasına önayak olmuş. Meltem Akgün yurt dışında ve Türkiye' de katıldığı fotoğraf sergilerinden de ilham alarak artık eserlerinin sanatseverlerle buluşması gerektiğini düşünerek ilk kişisel sergisini açmaya karar verdi. Peşinden sürüklendiği hayatın içerisinde hissettiği görsel zenginlikleri fotoğraf sanatı ile resmetmeyi bütünleştirerek yol, yön ve zaman harcamış. Meltem Akgün'ün Ressam Doğa adlı sergisi 14 Mayıs 24 Mayıs tarihleri arasında A11hotels' de izlenilebilir. 1965 yılında doğan Fotoğraf Sanatçısı Meltem Akgün, Boğaziçi Üniversitesi iktisat bölümünü bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi mastırı yapmış. Finans sektöründe Banka, Factoring, Leasing, Sigorta, Menkul Kıymetler şirketlerinde CEO, YK başkanı ve kurucu ortak görevlerinde bulunmuş. Avrupa'da ve Asya'da değisik ülkelerde şirketler kuran ve bunları ekonomik karlılık seviyesinde satan sanatçı, kendini çocukluğundan beri gönlünde yatan resim ve fotoğrafçılığa adamış. Hollanda, Portekiz gibi ülkelerde çeşitli karma sergilere katılan sanatçı 2020 yılında Venedik Bianelinde sergilenen eseri ile Gurushots'ın açtıgı 'MEMORABLE PORTRAİTS' yarışmasında ödül kazanmış."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/odullu-genc-keman-virtuozu-yury-revich-19-aralikta-crrde/", "text": "Ödüllü genç keman virtüözü Yury Revich, Vivaldi'nin Dört Mevsim'i ile Astor Piazzolla'nın Buenos Aires'in Dört Mevsimi eserini harmanladığı, 8 Mevsim (8 Seasons) projesiyle İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda 19 Aralık'ta gerçekleşecek konser, saat 19.00'da başlayacak. Revich'e konserde, CRR Genç Oda Orkestrası eşlik edecek. Echo Klasik, Uluslararası Klasik Müzik Ödülleri ve Viyana Beethoven Merkezi gibi saygın kurumlarca verilen birçok ödülün sahibi keman virtüözü Yury Revich 19 Aralık'ta CRR'de konser verecek. Revich, ona Avrupa'nın en prestijli klasik müzik ödüllerinden biri olan ICMA'yı getiren 8 Mevsim'i icra edecek. Vivaldi'nin İtalyan fırtınalarıyla, Piazzolla'nın tutkulu ritimlerinin harmanlandığı bu eser; teknik, hız ve duygu aktarımı bakımından yüksek virtüözite gerektiriyor. Yury Revich'e CRR Genç Oda Orkestrası'nın eşlik edeceği konserde, sanatçı aynı zamanda orkestrayı da yönetecek. Konserde icra edilecek 8 Mevsim; Antonio Vivaldi'nin Dört Mevsim'i ile Astor Piazzolla'nın Buenos Aires'in Dört Mevsimi'nin ahenkle harmanladığı bir çalışma. Genç sanatçı besteci ve icracı yönü dışında gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projeleriyle de dikkat çekiyor. Çocukların hayallerini gerçekleştirmek amacıyla yürüttüğü Dreamland bunlardan en önemlisi. Revich ayrıca geri dönüşüme ve küresel ısınmaya dikkat çekmek Beethoven'ın yazdığı ve kullanmadığı notalardan, eskizlerden yeni besteler yaparak müzikte geri dönüşümü başlatmış. Revich'in 8 Mevsim çalışmasının diğer yapı taşı Buenos Aires'in Dört Mevsimi olarak bildiğimiz Astor Piazzolla'nın Cuatro Estaciones Portenas isimli eseri. Eser, türünde başyapıt kabul ediliyor. Piazzolla bu eserde, Kuzey ve Güney Yarımküre'nin karşılık gelen her mevsiminden müzikal alıntılar ekleyerek Vivaldi'nin ünlü eseri Dört Mevsime somut bir gönderme yapıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/odullu-genc-piyanist-ilyun-burkev-yeni-eseri-the-wind-yayinladi/", "text": "Son kazandığı Chopin Uluslararası Piyano Yarışması Birincilik Ödülü ile gündeme gelen genç piyanist İlyun Bürkev, Arter'de Melih Fereli küratörlüğündeki Yağmur Ormanı V adlı sergiden aldığı ilhamla yeni eseri The Wind'i besteledi. Genç piyanistin performansı, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde farkındalık yaratmak için yayınlandı. Arter'de halihazırda sergilenen Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) adlı sergiden aldığı ilhamla The Wind eserini 5 Haziran Dünya Çevre Günü'ne ithafen yayınlayan genç piyanist İlyun Bürkev, bestesiyle küresel ısınma ve iklim değişikliği konularında farkındalık yaratmayı hedefliyor. Bürkev, son olarak TOVAK'ın düzenlediği Chopin Uluslararası Piyano Yarışması'nda birincilik ödülünün yanı sıra En İyi Chopin Performans Ödülü ve En İyi Ulusal Beste Performansı Ödülü'nü kazanmıştı. David Tudor tarafından tasarlanan Yağmur Ormanı adlı eseri kendi kendini icra eden bir ses yerleştirmesine dönüştüren John Driscoll ve Phil Edelstein'a, The Wind adlı bestesine ilham veren bu yapıt için teşekkürlerini sunan İlyun Bürkev; Öncelikle bu değerli projenin oluşturulmasında çok büyük destekleri bulunan, 'Yağmur Ormanı V (varyasyon 3)' adlı bu eşsiz eserin sanatçılarına, Arter'in kapılarını bana açtıkları için başta Kurucu Direktör Melih Fereli olmak üzere tüm Arter ekibine, Sayın Gülsin Onay'a ve bu güzel çekimlerin sanat yönetmenliği ve kreatif direktörlüğünü üstlendiği için LocksBridge'e çok teşekkür ediyorum diye konuştu. Bestesini yaparken doğanın besleyen, yeşeren enerjisini ve insanlar tarafından yok edilişini hayal ettiğini belirten genç piyanist Bürkev; Dinleyiciler, The Wind'daki duygu geçişlerini hemen fark edebilecek. Doğanın tüm insanlığı besleyen enerjisini, hep genç kalan yüzünü mutlulukla özdeşleştirdim. Hemen ardından gelen hüzünlü kısım ise bizleri besleyen doğanın yok oluş çığlığıydı. Heyecan uyandıran melodiler de doğaya şans verildiğinde her şeye rağmen yeniden yeşereceğini ve binlerce canlıya yine ev olacağını temsil ediyor dedi. Sosyal farkındalığa sahip bir genç olarak sanatsal birikimini multidisipliner çalışmalarıyla birleştiren İlyun Bürkev, kendi nesline yeni bir alan yaratarak müziğini, hayal gücünü ve iyiliğe olan inancını sanatsal çalışmalarında birleştiriyor. Bürkev'in bestesi The Wind'in orijinal kaydına https://we. tl/t-9MLZg6sGtg adresinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/odunpazari-modern-muze-dunyada-en-iyi-25te/", "text": "Eskişehir'in Odunpazarı ilçesinde, tarihi evlerin arasında inşa edilen Odunpazarı Modern Müze, ARTnews tarafından son 100 yılın en iyi 25 müze binası arasında gösterildi. Osmanlı kubbe mimarisi, geleneksel Japon mimarisi ile Odunpazarı sivil mimarisinden esinlenilerek ünlü Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates tarafından tasarlanan OMM, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 7 Eylül 2019'da ziyarete açmasından bu yana sanatseverlerden ve ziyaretçilerden yoğun ilgi görmesinin yanı sıra birçok ödülün de sahibi oldu. Müze daha önce, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Türkiye'nin kültür mirasına ve sanat dünyasına özgün eser, uygulama, yorum veya bilimsel araştırmalarıyla katkı sunanlara minnet ve teşekkür ifadesi olarak 1979'dan itibaren verilen ödüller kapsamında Özel Ödül'ün, 2021 yılında ise İngiltere'de düzenlenen Avrupa Müze Forumu tarafından düzenlenen Avrupa Yılın Müzesi Ödülleri kapsamında Özel Takdir Ödülü'nün sahibi oldu. Polimeks Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve koleksiyoner Erol Tabanca'nın kurucusu olduğu, 4 bin 500 metrekarelik alana sahip OMM, prestijli sanat yayını ARTnews tarafından son 100 yılın en iyi 25 müze binası arasında gösterildi. OMM İletişim Direktörü Bengü Kırkız Ergüven, AA muhabirine, ABD'de 1902 yılından beri yayınlanan prestijli bir dergi tarafından değerli bir yerde görünmekten duydukları memnuniyeti dile getirdi. Ergüven, müzede şu anda Maziye Bakma Mevzu Derin sergisinin bulunduğunu anımsatarak, birey ile toplum arasındaki ilişkide bireye biçilen rollere odaklanan sergide 31 sanatçının 41 eserinin ziyaretçilerle buluştuğunu sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/odunpazari-modern-muzeden-yeni-sergi-yas-ve-haz/", "text": "Odunpazarı Modern Müze açılışının 3'üncü yıl dönümünü, yerli ve yabancı 38 sanatçıyı bir araya getirdiği Yas ve Haz başlıklı grup sergisi ile kutluyor. Odunpazarı Modern Müze açılışının 3. yıldönümünü, yerli ve yabancı 38 sanatçıyı bir araya getirdiği Yas ve Haz başlıklı grup sergisiyle kutluyor. 7 Eylül'de kapılarını açan sergi, 30 Temmuz 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. İnsanın yaşadığı yas ve haz gibi çelişkili halleri odağına alan sergi, resimden fotoğrafa, heykelden video ve yerleştirmeye kadar uzanan çeşitli disiplinlerde üretilmiş eserlere yer veriyor. Yas ve Haz sergisinde Ali İbrahim Öcal, Alpin Arda Bağcık, Annemarie Busschers, Asger Carlsen, Ayça Telgeren, Begüm Yamanlar, Bill Viola, Bruce Nauman, CANAN, Catherine Opie, Cindy Sherman, Elif Uras, Erdoğan Zümrütoğlu, Erwin Wurm, filip custic, Francesco Albano, Hicham Benohoud, Iiu Susiraja, İ. Ata Doğruel, İnci Eviner, John Coplans, Julian Opie, Lea Colombo, Mamali Shafahi, Mustafa Ata, Onur Mansız, Ömer Uluç, Pınar Yolaçan, Robert Mapplethorpe, Saelia Aparicio, Shadi Ghadirian, Sibel Horada, Theo Triantafyllidis, Universal Everything, Vito Acconci, Willi Dorner, Yüksel Arslan ve Zhang Huan'ın eserleri görülebilecek. Ayrıca İ. Ata Doğruel'in Işık Kaynağı adlı performansı 17 Kasım-7 Aralık tarihleri arasında, Bill Viola'nın Sal adlı eseri ise 22 Aralık'tan itibaren OMM'da ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/oganakinin-ilk-kisisel-sergisi-fisildayan-kutular-kucuk-detaylarla-nostalji-turu/", "text": "Oganaki'nin ilk kişisel sergisi Fısıldayan Kutular 18 Aralık'ta Piramid Sanat'ta açılacak. Ziyaretçileri 'küçük detaylarla nostalji turuna' çıkaracak sergi, 31 Ocak'a kadar görülebilecek. Piramid Sanat, 18 Aralık'ta küratörlüğünü Bedri Baykam'ın yaptığı, Oganaki'nin ilk kişisel sergisi Fısıldayan Kutulara ev sahipliği yapacak. Sanatçıyı ehlileşmek üzerine bir yolculuğa çıkaran sergi, dioramaların incelikli detayları, eserlerin ihtiyacı olan zaman, sanatçının aceleci ve sabırsız kişiliğini dönüştürmek için hayatına giriyor. Sanatçının üç boyutlu işlerinin yer aldığı sergi, ziyaretçileri kah bir berber dükkanına, kah bir kütüphaneye, kah bir benzin istasyonuna, kah bir araba tamirhanesine, kah bir sanatçı atölyesine çekiyor. Piramid Sanat, bu sergisi için önsözünü Bedri Baykam'ın, giriş sunumunu Selçuk Altun'un yazdığı bütün eserleri kapsayan, geniş içerikli bir katalog yayınlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/okan-bayulgenden-harem-kabare/", "text": "Okan Bayülgen'in yazdığı, yönettiği ve oynadığı Harem Kabare adlı müzikal oyun 14 Ağustos Cuma ve 15 Ağustos Cumartesi günleri saat 21.00'de Trump Sahne'de seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. Bu müzikli, eğlenceli komedi oyununda; Ödül Turan, Zeynep Köse, Ceren Taşçı, Deniz Bolışık, Gizem Dinç ve Aybüke Albere çok farklı ve eğlenceli kadın hikayeleriyle izleyicilerin karşısına çıkıyor. Trump Sahne, kontrollü sosyal hayata geçiş kapsamında Covid-19'a karşı tüm önlem ve tedbirlerini almış olarak kapılarını açıyor. Yüzde 100 taze hava ile iklimlendirilen 500 kişilik Trump Sahne'de seyirciler, birer sıra atlayıp üçer koltuk boş bırakarak oyunu izleyecekler. Girerken ateşleri ölçülecek olan izleyiciler, sürekli dezenfekte edilen salonda müzikali maskeli olarak izleyecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/okul-tirasina-2021-chicago-uluslararasi-film-festivalinden-en-iyi-film-odulu/", "text": "Ferit Karahan'ın ikinci uzun metraj filmi Okul Tıraşı, yarıştığı tüm uluslararası festivallerden ödüllerle dönmeye devam ediyor. En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Kurgu ödüllerini kazandığı 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne damgasını vuran Okul Tıraşı'na bir ödül de 2021 Chicago Uluslararası Film Festivali'nden geldi. Okul Tıraşı, 2021 Chicago Uluslararası Film Festivali'nin Yeni Yönetmenler Yarışması bölümünde En İyi Film Ödülü'ne layık görüldü. Dünyanın dört bir yanında yolculuğunu sürdüren film, 14. Asya Pasifik Film Ödülleri ve 34. Avrupa Film Ödülleri'nde de yarışacak. Film, 11 Kasım'da Avusturalya'da sahiplerini bulmaya hazırlanan 14. Asya Pasifik Film Ödülleri'nde En İyi Gençlik Filmi Ödülü'ne aday. Film, ayrıca Avrupa Film Akademisi tarafından düzenlenen ve ödül töreni bu yıl 11 Aralık'ta Berlin'de gerçekleşecek olan 34. Avrupa Film Ödülleri'nin Uzun Metrajlı Film Yarışması'nda yer alıyor. Okul Tıraşı, baskı ve disiplinin yoğun olduğu bir yatılı okulda hastalanan arkadaşını doktora götürmeye çalışan; fakat okulun bürokrasisini, idarenin vurdumduymazlığını ve zor coğrafi koşulları aşmak zorunda olan Yusuf'un dokunaklı hikayesini beyazperdeye taşıyor. Ferit Karahan'ın, senaryosunu Gülistan Acet ile birlikte kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda oturduğu Okul Tıraşının yapımcılığını Kanat Doğramacı üstleniyor. Karahan'ın kendi hayatından izler de barındıran filmin başrollerini Ekin Koç, Mahir İpek, Cansu Fırıncı, Melih Selçuk ile çocuk oyuncu Samet Yıldız paylaşıyor. Okul Tıraşının kadrosunda yer alan diğer çocuk oyuncular ise, çekimlerin yapıldığı Van'ın Bahçesaray ilçesinde bölgenin yerel halkından seçildi. Editörlüğünü Sercan Sezgin'in ve Hayedeh Safiyari'nin, görüntü yönetmenliğini Türksoy Gölebeyi'nin yaptığı filmin dünya dağıtımını ise İtalya merkezli Intramovies üstleniyor. 71. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde FIPRESCI Ödülü'ne layık görülen Okul Tıraşı, 38. Uluslararası Fecr Film Festivali'nde En İyi Senaryo Ödülü, 36. Uluslararası Valencia Film Festivali CINEMA JOVE'da En İyi Film ve En İyi Seyirci Ödülü, 28. Avrupa Film Festivali Palic'te En İyi Yönetmen Ödülü, 11. Atlantida Film Festivali'nde Eleştirmenler Ödülü, 17. Uluslararası Kazan Müslüman Filmleri Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ve En İyi Yönetmen Ödülü, 37. Hayfa Uluslararası Film Festivali'nde ise Jüri Özel Ödülü kazandı. Film son olarak 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nden En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Kurgu ödülleriyle döndü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/olay-mahalli-sergisi-adasta/", "text": "Murat Germen ve Mehmet Ali Boran'ın işlerini Ahmet Ergenç'in küratörlüğünde bir araya getiren Olay Mahalli sergisi, 21 Kasım Pazar günü Kağıthane'deki kültür-sanat mekanı ADAS'ta açılıdı. Hem sermaye hem de siyaset yönünden işlenen suçlara ve şehre yapılan müdahalelere dair bir suç hattı ya da olay yeri incelemesi çıkaran sergiye Begüm Çalımlı da ses tasarımıyla eşlik ediyor. Şehir ve suç meselesi üzerine odaklanan ve şehri bir 'olay mahalli' olarak okuyan sergi, şehir, politika, kültür, denetim sistemler, hegemonya, aciliyet, suç, inşaat, gürültü, OHAL ve telaş üzerine düşünen iki sanatçıyı bir araya getiriyor. Biri İstanbul'dan diğeri Mardin'den dünyaya bakan iki sanatçının suç ve şehir ya da şehirlerdeki suç unsurları üzerine işlerinin karşılıklı konuştuğu Olay Mahalli, temelde kapitalizmin şehir suçları ile devlet/iktidarın şehir suçlarından, ve elbette bu ikisinin kesiştiği yerden oluşan iki kanalı takip ediyor. Murat Germen forensic photography bakışıyla bir inşaat alanı olarak şehirdeki suç unsurlarını belgelediği fotoğraf ve videolarla bir İstanbul'u bir olay mahalli olarak betimliyor. İnşaat, kapital, kentsel dönüşüm, soylulaştırma, yoksullaştırma ve diğer beton-suçlarına dair bir arşiv çıkaran Germen şehri özellikle yoksullar için yaşanmaz hale getiren bir görsel-gürültü, yığılma ve ayrımcılığı kayda geçiriyor. Üst üste yığılan bu imajlarda kapitalin ve inşaatın gürültüsünü duymak ve kabul edilmeyen suç haritalarını görmek mümkün. Germen'in takip ettiği bir diğer odak da gözetim sistemleri: Panoptikon bir gözün şehri kuşatmasının ve bunun sonucunda şehrin bir esaret yerine dönüşmesinin görsel kayıtlarını tutuyor. Bütün bu kayıt ve belgeleme çabaları başka bir şehir mümkün mü sorusuna doğru bir kapı açıyor. Sanatçı, bu sergi vesilesi ile ilk defa göstereceği iki ayrı seriden oluşan eserlerinin üretiminde, oyun tasarımcısı Haluk Diriker ve arayüz tasarımcısı Emrah Kavlak ile iş birliği yaptı. Mehmet Ali Boran ise kültür ve doğaya müdahale faaliyetlerini belgeleyerek, devletin ve politikanın manzarada bıraktığı suç izlerini araştırıyor. Siyasi baskılar nedeniyle terk edilen evler, güvenlik mekanizmalarıyla donatılmış korkulu manzaralar, taşa sinen tarih ve şiddet, aciliyet sesleri, uyarılar, soyu tükenen türler, ekolojik krizler, arkeolojik araştırmalar, güvenlik mekanizmaları ve yeni denetim sistemleri Boran'ın işlerinin temel hattını oluşturuyor. Boran işlerinde küçük ikaz, uyarı ve işaretlerden hareketle devasa denetim, gözetim ve güvenlik ağlarına işaret ediyor. Sesler, görüntüler ve hikayeler aracılığıyla suçların, ekolojik ve sosyolojik şiddetlerin kaydını tutan Boran, işlerinde kültürel manzarayı sömürgesizleştirme ve krizleri iyileştirme arzusunu da taşıyor. Boran bu sergideki işlerin bazıları için Mehmet Said Aydın ve Hüseyin Aksoy'la iş birliği yaptı. Sergi sonuçta iki yönden, hem sermaye hem de siyaset yönünden işlenen suçlara ve şehre yapılan müdahalelere dair bir suç hattı ya da olay yeri incelemesi çıkarıyor. Begüm Çalımlı da ses tasarımı ve kolajlarıyla bu suç hatlarının çıkardığı ya da gizlediği sesleri bir araya getiriyor: Suçun ve gündelik şiddetin işitsel kaydı. Bu hatlar aslında dünyada başka şehirlerde benzer strateji ve yöntemlerle ilerliyor. Bu sergide görülen işleri saldırgan inşaat faaliyetleri ve devlet suçlarının bir anatomisi olarak izlenebilir, okunabilir ve dinlenebiliyor. Sergi, benzer suç hatlarının uluslararası anlamda dünyanın başka yerlerinde görülmesine karşı yine uluslararası bir oluşum ve tartışmanın başlangıcını da tarifliyor. Ahmet Ergenç'in küratörlüğünde Murat Germen ve Mehmet Ali Boran'ın işlerini izleyiciyle buluşturan Olay Mahalli sergisi, 21 Ocak 2022 tarihine kadar ADAS'ın ev sahipliğinde devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/omer-kocag-kagit-isler-sergisiyle-evrim-sanat-galerisinde/", "text": "Ömer Koçağ, 1982 yılında Sivas'ta doğdu. Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nden 2007 yılında mezun oldu. 2008 yılında Ressam Mesut Eren ile tanıştı ve atölye çalışmalarına katıldı. Resimle uğraşmaya çocuk yaşlarda başlayan Koçağ'ın çalışmaları, insan hallerini betimlediği figüratif resim üzerine kuruludur. 2021 Nuri İyem Resim Ödülleri Evin İyem Özel Jüri Ödülü, Debussy'nin 2 nolu Arabeski için Masal isimli çalışmasıyla Ömer Koçağ'a verildi. Kişisel ve karma sergilerin yanı sıra çeşitli dergi ve kitaplara kapak resimleri yapan sanatçının ilham aldığı ressamların başında Rembrandt, Goya, Turner ve Daumier geliyor. Sanatçı, çalışmalarına İstanbul'da devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/omm-ve-is-yatirimdan-surdurulebilirlik-ve-dijital-sanat-odakli-bes-farkli-proje/", "text": "Odunpazarı Modern Müze ve İş Yatırım, Ekim Aralık 2021 tarihleri arasında sürdürülebilirlik ve dijital sanat odaklı beş farklı projeyi hayata geçiriyor. Projelerin ilki, çevresel sorunların çözümüne odaklanan Sürdürülebilir Dünya Film Günleri, gezegenin geleceği üzerine düşünen ve üreten sanatçılarla sürdürülebilirlik atölyeleri ve podcast serisi, dijital sanatın gelişimi, üretimi ve paylaşımına dair Dijital Sanat Seminerleri ve Atölyeleri OMM'un gelecek programında yer alıyor. Sürdürülebilir Dünya Film Günleri, kızının geleceği için yaşanabilir bir gezegen yaratmayı hayal eden ve çabalayan yönetmen Damon Gameau'nun 2040 Damon Gameau adlı filmiyle 13 Ekim 5 Kasım 2021 tarihleri arasında gerçekleşecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/on-dokuzuncu-yuzyil-turk-dunyasi-kultur-mirasi-sergisi-acildi/", "text": "Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. kuruluş yıldönümü vesilesiyle düzenlenen Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu'nda 19. Yüzyıl Türk Dünyası Kültür Mirası sergisi, 19 Ocak Perşembe günü Milli Saraylar Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde açıldı. Açılışa; Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Günay Efendiyeva, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz ile birlikte çok sayıda davetli katıldı. Dünyanın en zengin görsel arşivlerinden biri olan Sultan II. Abdülhamid Han'ın Yıldız Fotoğraf Koleksiyonu, 918 albüm içerisinde 36 bin 585 fotoğraftan oluşuyor. Sultan II. Abdülhamid Han döneminde çekilen fotoğraflardan oluşan bu koleksiyon, araştırmacılara dönemin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi tarihini okuma, yorumlama ve tespit etme fırsatı sunuyor. Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu'nda 19. Yüzyıl Türk Dünyası Kültür Mirası sergisinde Semerkand'dan Edirne'ye kadar uzanan coğrafyadaki eserlerden oluşan bir seçki yer alıyor. Sergide aynı zamanda bazıları UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde de yer alan Semerkand, Buhara, Hokand ve Hive'deki kültür mirası yapılar, Anadolu'da inşa edilen ilk cami olan Kars Ebu Manu Çehr Camii, Bakü'deki Şirvanşahlar Sarayı, Kazakistan'ın Türkistan eyaletinde bulunan Hoca Ahmet Yesevi Camii gibi yapıların koleksiyonda bulunan tarihi fotoğrafları bulunuyor. Sergide ayrıca, Türkoloji çalışmalarının beşiği konumunda olan ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın gözlemci üyesi olan Macaristan'dan ve Türk dünyasının farklı bölgelerinden insan portreleri ve yaşayışa dair tarihi fotoğraflar görülebilecek. Küratörlüğünü Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Proje Müdürü Nuri Aksu'nun, danışmanlığını ise Kamil Fırat'ın yaptığı sergi, 23 Ocak 2023 tarihine kadar Beşiktaş'ta yer alan Milli Saraylar Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde ziyarete açık olacak. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in girişimi ve Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye Cumhurbaşkanlarının destekleriyle kurulan Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı'nın tüzüğü, 23 Ağustos 2012'de Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi'nin Bişkek Zirvesi'nde kabul edildi. Vakıf, 11 Eylül 2015 tarihinde düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Astana Zirvesi'nde, Büyükelçi Günay Efendiyeva'nın Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı'nın ilk başkanı olarak atanmasıyla faaliyetlerine başladı. Vakfın sekretaryası Bakü'de bulunmakta. Vakfın başkanlığını halen Büyükelçi Günay Efendiyeva yürütmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/on-sekizinci-memorial-uluslararasi-cocuk-resim-yarismasi-basliyor/", "text": "Memorial Sağlık Grubu, 18 yıldır Türkiye'nin dört bir yanından çocuğa ulaştığı resim yarışmasını bu yıl uluslararası boyuta taşıdı. Tüm dünya çocuklarının katılımına açık olan Memorial Uluslararası Çocuk Resim Yarışması 'nın konusu ise Hayalimdeki Doğa olarak belirlendi. Hayalimdeki Doğa konulu resim yarışması, bu yıl küresel olarak tüm insanlığı etkileyen çevre sorunları konusunda farkındalık oluşturan ve gelecek nesillere bırakacağımız dünyanın çocukların gözünden nasıl hayal edildiğine dikkat çekilen bir organizasyon olarak öne çıkıyor. Yarışma, geleceğimiz olan çocukların yaşamayı hayal ettikleri doğayı resmetmelerini, bu sayede doğayı koruma ve sürdürülebilir bir gelecek konusunda farkındalığı artırarak, renklerin ve sanatın iyileştirici gücüyle hayallerini yansıtmalarını amaçlıyor. - Vestel V TAB Z1 Tablet, Bluetooth Kulaklık ve Belderia Bisiklet - Vestel Akıllı Saat ve Belderia Bisiklet - Belderia Bisiklet - Vestel Akıllı Saat ve Bluetooth Kulaklık - Vestel Akıllı Saat - Mansiyon: Akademi Çocuk Eğitim Seti 1- Yarışma okul öncesi, ilkokul ve ortaokul olmak üzere üç kategoride yapılacaktır. 2- Resimler, 35 cm x 50 cm ölçülerinde resim kağıdına pastel boya ile yapılacaktır. 3- Resimlerin sağ arka köşesine yarışmacının adı soyadı, yaşı, okulu, velisinin adı-soyadı ve telefonu yazılmalıdır. Her yarışmacı, sadece bir kez yarışmaya katılma hakkına sahiptir. 4- Yarışmaya katılan çalışmalar, eser sahiplerine iade edilmeyecektir. Yalnızca dereceye giren eserler, 1 yıl içinde talep edilmesi durumunda eser sahiplerine verilebilir. 5- Yarışmacılar, resimlerini 1 Nisan 2023 Cumartesi gününe kadar Memorial Ataşehir, Bahçelievler, Şişli, Ankara, Antalya, Diyarbakır, Dicle, Kayseri Hastaneleri ile Memorial Hizmet Hastanesi'ne elden veya posta yoluyla ulaştırabilirler. 6- Kazananlar, 17 Nisan Pazartesi günü www. memorial. com. tr 'den duyurulacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/online-kadin-filmleri-festivali-basliyor/", "text": "7-14 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek olan 23. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali başlıyor. Festivalin açılış töreni, 7 Mayıs Perşembe günü saat 20.30'da ucansupurge. org. tr adresinde canlı yayınla gerçekleşecek. Türkiye'nin ilk online Kadın Filmleri Festivali'nin açılışını, festivalin Onursal Başkanı Türkan Şoray yapacak. Sunuculuğunu Oyuncu Yetkin Dikinciler ve Ece Dizdar'ın yapacağı online festivalin açılışına, Nükhet Duru ve Feryal Öney de şarkılarıyla renk katacak. 1301 filmin arasından seçilen ve son bir yıl içinde çekilen filmleri seyirciyle buluşturan 23. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nin canlı yayınlanacak açılış töreni, Uçan Süpürge Vakfı'nın resmi internet sitesi ucansupurge. org. tr'den, Uçan Süpürge Vakfı'nın YouTube kanalı ile Facebook ve Twitter hesaplarından aynı anda yayınlanacak. Evde Kaldık temasıyla pandemi döneminde evde kalan kadınların emeğini görünür kılmayı amaçlayan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, aynı zamanda kadınlar üzerinden üretilen toplumsal öğretilerin ve dayatımların da sanatın gücüyle altını çiziyor. 23 yıldır birçok ilke imza atan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nde bu yıl da Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu tarihinde ilk kez online film jüriliği yapacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/oppenheimer-3-haftada-bir-milyonu-askin-seyirciye-ulasti/", "text": "Amerikalı fizikçi Julius Robert Oppenheimer'ın hayatına odaklanan Oppenheimer filmi, vizyona girdiği üçüncü hafta, 1 milyon 175 bin 698 seyirciye ulaştı. Box Office Türkiye'den derlenen bilgilere göre, en çok izlenen filmler arasına giren yapımda, Cillian Murphy, Robert Downey Jr. ve Matt Damon rol aldı. Film, 181 dakikalık uzunluğuyla Christopher Nolan'ın şimdiye kadar çektiği en uzun yapım olarak vizyonda yerini aldı. Yapım, nükleer bir silah geliştiren Oppenheimer'ın, silahın Hiroşima ve Nagazaki'de kullanılacağını öğrendiğinde projeden uzaklaşmasını ve daha sonra ABD'de hedef haline gelmesini anlatıyor. Oppenheimerla aynı hafta gösterime giren Barbie filmi ise 1 milyon 100 bini aşkın izleyiciyi sinema salonlarına çekti. TME Films'in yaptığı açıklamaya göre, dünya çapında 1 milyar dolardan fazla hasılat elde edilen filmde Margot Robbie, Ryan Gosling, Kate McKinnon, Issa Rae, Hari Nef, Simu Liu, Ncuti Gatwa ve Kingsley Ben-Adir rol aldı. Yapım, Barbie diyarında varoluşsal krizler yaşayan ve kendini bir anda gerçek dünyada bulan ikonik bebek Barbie'nin macera ve eğlence dolu hikayesini konu ediniyor. Büyük suç örgütünü yenmeye çalışırken yeni bir düşmanla yüzleşmek zorunda olan John Wick'in hikayesini işleyen John Wick: Chapter 4 ü ise 1 milyon 46 bin 843 kişi izledi. Chad Stahelski'nin yönetmen koltuğuna oturduğu filmin başrollerinde Keanu Reeves, Donnie Yen ve Bill Skarsgard oynadı. Görevimiz Tehlike serisinin 7. filmi olan Mission Impossible: Ölümcül Hesaplaşma-Birinci Bölüm, vizyondaki 4. haftasında 262 bin 432 seyirciye ulaştı. Tom Cruise'ın bir kez daha ajan Ethan Hunt olarak izleyici karşısına çıktığı yapım, Hunt ile birlikte çalıştığı IMF ekibinin maceralarını ele alıyor. İlki 2018'de gösterime giren ve gişe rekorları kıran The Megin devam filmi Meg 2: Çukur ise vizyondaki ilk haftasında 87 bin kişiyle buluştu. Korku, gerilim ve aksiyonu bir araya getiren yapım, tarih öncesi köpek balığı Meg'lere karşı mücadele eden bir araştırma ekibinin hikayesini anlatıyor. İki haftadır vizyonda olan TRT ortak yapımı Bulmaca Kulesi 2: Eve Dönüşü 73 bin 430 kişi, Ninja Kaplumbağalar: Mutant Kargaşası filmini ise ilk haftasında 32 bin 571 kişi izledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/opus-muzik-festivali-basliyor/", "text": "T. C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının destekleri ile gerçekleştirilen Opus Müzik Festivali 1-9 Eylül tarihleri arasında Bodrum'da gerçekleştirilecek. Bu yıl ikincisi düzenlenen OPUS Müzik Festivali T. C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının destekleri ile gerçekleştiriliyor. Opus Müzik Festivali, bu yıl yine Bodrum'u müzikle ele geçirmeye hazırlanıyor. Kentin ruhuna uygun farklı müzik tarzlarının yer aldığı konserler, müzikseverlere özgün bir deneyim yaşatacak. Doğayı koruma konusunda farkındalık oluşturmayı hedefleyen ve ikincisi düzenlenen Opus Müzik Festivali, bu yıl deprem mağduru vatandaşlara yardım konseri ile acılarına da ortak oluyor. Aynı zamanda yangınların yayılmasını durdurabilecek etkisi olan ve yüzde 80'i sudan oluşan Frenk kaktüsü bitkisinin de öne çıkarıldığı Festival, Bodrumlulara unutulmaz bir müzikal ziyafeti sunuyor. Sazında ve sözünde insan hayatının geçiciliğine, kimseyi kırmamak gerektiğine toprağın kıymetini bilmenin zorunluluğuna işaret eden Aşık Veysel'in türküleri, festivalde sanatçı Coşkun Karademir tarafından seslendiriliyor. UNESCO'nun bu yılı ''Aşık Veysel yılı'' ilan etmesi konserin önemini daha da artırıyor. Festivalde ülkenin 'Sanat Güneş'i olarak anılan ve Bodrum sevgisiyle bilinen Zeki Müren'in en güzel şarkılarını solist Bekir Ünlüataer seslendiriyor. Bodrum'un müzik kültürünü öne çıkarmayı ve turizmi teşvik etmeyi amaçlayan festival sanatın, doğanın ve insanlığın uyum içinde dans ettiği unutulmaz anlara ev sahipliği yapıyor. Türk ve Yabancı sanatçıların performanslarını sergileyeceği festival konserleri Bodrum Kalesi ve La Chic Bodrum'da gerçekleşiyor. 01-09 Eylül 2023 tarihleri arasında gerçekleşecek konserler ücretsiz olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ordu-kurul-kalesinde-bulunan-2-bin-100-yillik-mask-ve-bustler-muzede-sergilenecek/", "text": "Ordu Kurul Kalesi'ndeki arkeolojik kazı çalışmaları sırasında gün yüzüne çıkarılan 20'den fazla büst ve mask, temizleme çalışmalarının ardından Ordu Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesi'ndeki yerini alacak. Doğu Karadeniz'in ilk bilimsel arkeolojik kazı alanı 2 bin 300 yıllık Ordu Kurul Kalesi'ndeki çalışmalar sırasında gün yüzüne çıkarılan ve 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen 20'den fazla büst ve mask, temizleme çalışmalarının ardından Ordu Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesi'nde sergilenecek. İl Kültür ve Turizm Müdürü Uğur Toparlak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Altınordu ilçesine bağlı Bayadı Mahallesi sınırları içerisinde yer alan Ordu Kurul Kalesi'nin, Doğu Karadeniz'in arkeolojik ve bilimsel anlamda ilk kazı alanı olduğunu söyledi. Kalede 2010 yılında başlayan kazıların, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Tarih Kurumu ile Ordu Büyükşehir Belediyesinin destekleriyle devam ettiğini belirten Toparlak, karşılarına çıkan mimari yapı açıldıkça içerisinden çok önemli eserlerin alınmaya başlandığını vurguladı. Toparlak, 2016 yılındaki kazı sırasında yaklaşık bir metre boyunda mermerden yapılmış Ana Tanrıça Kibele heykelinin bulunduğunu anımsatarak Sürdürülen çalışmalar neticesinde Kibele'nin partner parçaları da bulundu. Bu kale aynı zamanda askeri alan olarak da kullanılmış. Döneme ait savaş malzemeleri ve sikkeler bulduk. Bunlar üzerinden bölgenin, özellikle kalenin tarihi kodlamasına ulaştık. Bu manada kalenin 2 bin 300 yıllık tarihi olduğunu tespit ettik. dedi. Ordu Müze Müdürlüğü başkanlığında ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt'un bilimsel danışmanlığındaki kazılara geçen yıl kalenin kuzey kısmında devam edildiğini aktaran Toparlak, Kale sadece savaş ve askeri alanda kullanılmamış, ritüel alanlarda da etkinliklerin olduğuna şahit olduk. Bunun en büyük verisi olan 20'yi aşkın pişmiş topraktan yapılmış büst ve masklara rastladık. Aynı zamanda yaşam alanlarına dair kültür varlıklarına da rastladık. diye konuştu. Toparlak, alandan alınan kültür varlıklarının hepsini Ordu Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesine taşıdıklarını dile getirerek Şu an da bir kısmı envanter, bir kısmı da etüt edilmek üzere temizlik işlemleri yapılıyor. Envantere geçecek eserlerin hepsi müzenin teşhir salonuna geçirilecek. ifadelerini kullandı. Büst ve maskların temizlenme işleminde son aşamaya gelindiğini, envantere geçirildiklerinde de teşhir alanına konulacaklarına dikkati çeken Toparlak, böylelikle eserleri ziyaretçilerin görebileceğini söyledi. Toparlak, Ordu Kurul Kalesi'nin, bölgenin arkeolojik anlamda ilk arkeolojik kazı alanı olması nedeniyle heyecan uyandırdığına işaret ederek Başlı başına bir cazibe merkezi oluştu. İnşallah gelecekte Ordu'muzun tarihine yeni ışıklar tutacak diye düşünüyorum. dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığınca Ordu Kurul Kalesi'nin 12 ay arkeolojik kazı yapılabilen alan statüsüne alındığını belirten Toparlak, yeni yılda da çalışmaların aynı şekilde devam edeceğini vurguladı. Toparlak, kış döneminde çalışma alanlarının branda ile örtülerek kapalı alan oluşturulduğunu, hava koşullarına bakılmaksızın çalışmalara ara vermeden devam etmeyi planladıkları bilgisini paylaştı. Toparlak, Ordu Kurul Kalesi'nin UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'ne alınması için çalışma başlatıldığını, listeye girilmesi halinde kalenin marka değerinin daha da yükseleceğini sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/orhan-kemal-roman-armaganinda-degisiklik/", "text": "Orhan Kemal Roman Armağanı, 50. yılı olan 2021'den itibaren Orhan Kemal ailesi ve Everest Yayınları tarafından beraber düzenlenecek. 2021 Orhan Kemal Roman Armağanı başvurusu için eserin, yayınevleri tarafından 2020 yılında ilk kez yayınlanmış olması gerekmekte. En geç 10 Ocak 2021 tarihine kadar www. orhankemal. org ve www. everestyayinlari. com sitelerinde bulunan yönetmeliğe uygun şekilde başvuru yapılabilecek. 2021 yılı 50. Orhan Kemal Roman Armağanı'nın sahibi, 18 Mayıs 2021 tarihinde seçici kurulun toplantısında belirlenecek, kazanan yazara ödülü 2 Haziran 2021 tarihinde yapılacak olan Orhan Kemal'i anma gününde verilecek. Orhan Kemal Roman Armağanı Seçiciler Kurulu'nda Nazım K. Öğütçü, M. Nuri Gültekin, Çimen G. Erkol, Adnan Özyalçıner, Tahir Şilkan, Yıldız Ecevit ve Seray Şahiner yer almakta."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/orhan-pamukun-turuncu-adli-kitabi-yapi-kredi-yayinlari-etiketiyle-yayimlandi/", "text": "İlk fotoğraf albümü Balkon'da objektifini çalışma evinin balkonundan görünen İstanbul manzarasına, göğe, denize, gemilere ve bu manzaranın değişimlerine çeviren Pamuk, bu kez objektifini kendisi gibi kahramanlarının da dolaşmayı sevdiği İstanbul gecelerine çeviriyor. Turuncu, bu mahalleler, sokaklar ve insanların hayatıyla bu hayattan yavaş yavaş kaybolan bir renge ve ışığa fotoğraf yoluyla yakılmış bir ağıt."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/orta-asyadan-anadoluya-oguz-boylari-belgeselinin-bazi-bolumleri-trabzonda-cekiliyor/", "text": "Oğuz boylarının göç hikayesinin anlatılması amacıyla çekimlerine Türkmenistan'da başlanan, Orta Asya'dan Anadolu'ya Oğuz Boyları belgeselinin bazı bölümleri de Trabzon'da çekiliyor. Yönetmen Halil Demirci'nin koordinesinde, Şalpazarı ilçesinin yanı sıra Kadırga Yaylası, Alaca ve Sis dağlarında gerçekleştirilen çekimlerde yöre halkının her yıl gerçekleştirdiği yayla göçüne de yer verildi. Yaklaşık 7 ay önce çekimlerine başlanan belgeselde, Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan, Azerbaycan, Kırgızistan ve İran'ın yanı sıra Türkiye'nin çeşitli illerinden de görüntüler yer alacak. Belgeselin Şalpazarı ilçesindeki çekimlerinde Sinlice Mahallesi'nden Alaca Dağı mevkisine hayvanlarıyla göç eden yöre halkının yaşadıkları olaylar anlatılıyor. Yönetmen Demirci, AA muhabirine, yurt dışı ve 18 ilde çekimi yapılacak belgesel için çalışmalara devam ettiğini söyledi. Oğuz boylarının milattan önce bu bölgelere gelerek Anadolu'ya yerleştiklerini belirten Demirci, Danişmendlilerin ilk merkezi Sivas'tır. Türkiye'nin değişik illerinde yüz binlerce Oğuz boyunun evlatları ve torunları yaşıyor. İşte bizde bu tarihi hem gün yüzüne çıkartmak hem de gelecek kuşaklara aktarmak için dağlardayız. dedi. Demirci, belgeselin birçok yabancı dile de çevrileceğine işaret ederek, Kültürler çok kısa zamanda unutuluyor çünkü çağlar zamanla değişiyor. Ancak biz köklü bir milletin torunlarıyız. Tarihin derinliklerine kök saldık, büyük bir orman olduk ve bu ormanları kurutmayacağız. diye konuştu. Demirci, ilçede yaşayan yöre halkının sahip oldukları kültürü kaybetmeden geçmişten bugüne kadar taşıdıklarının altını çizerek, Hiçbir şeylerini kaybetmemişler. İnatla, sevgiyle, cesaretle 'bu kültürü yaşatacağız' diyorlar ve bunu yaşatıyorlar. Bölgeye gelen yabancılar da bunu görüyorlar. Şalpazarlılar bu alanda çok farklılar. Arzumuz, emelimiz, heyecanımız ve beklentimiz bu kültürün yaşamasıdır. ifadesini kullandı. Halil Demirci, belgeselin çekimine destek veren Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Ortahisar Belediyesi Meclis üyesi Ahmet Yüksel Gülay'a teşekkür etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/orta-cagdan-kalma-kupeler-ziyarete-aciliyor/", "text": "Orta Çağ'dan kalma altın vaşak küpeler, gelecek yıl Kars Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde görücüye çıkıyor. Orta Çağ döneminde önemli bir ticaret merkezi olan Ani Ören Yeri'nden geçen İpek Yolu güzergahında bulunan vaşak biçimli altın küpeler, 2023'te Kars Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenecek. UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki tarihi Ani Ören Yeri'ne yakın bir yerde bulunan küpeler, Kars Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde muhafaza ediliyor. Üzerinde yıldız, damla ve hilal motifi bulunan 22 gram ağırlığındaki küpeler, gelecek yıl müzede sergilenecek. Kars Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürü Yavuz Çetin, konu ile ilgili yaptığı açıklamada Kars'ın sınır şehri ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması dolayısıyla birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını söyledi. Kars'ta birçok medeniyetin kültür varlığını görmenin mümkün olduğunu anlatan Çetin, Ani Ören Yeri ve çevresinde Köşevenk ile Mağazberk gibi çok sayıda tarihi taşınmaz kültür varlığının bulunduğunu ifade etti. İnsanların tarih boyunca hayvanlardan yararlandıkları gibi onlara fiziksel ya da karakteristik anlamlar da yüklediğini dile getiren Yavuz Çetin; Kedigiller familyasından vaşak da bu hayvanlardan birisidir. İnsanlar, bu hayvanın yırtıcılığından ve gücünden etkilenerek bunu sanatsal ögelerde kullanmışlardır dedi. Çetin, bulunduğu bölge itibarıyla vaşak biçimli altın küpeleri Orta Çağ dönemine tarihlendirdiklerini belirtti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/orta-oyunu-ve-tuluatin-ustasi-ismail-dumbullu/", "text": "Başarısıyla sadece yaşadığı yüzyılı değil, sonraki yüzyılı da etkileyen geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Hakkı Dümbüllü, vefatının 49'uncu yılında anılıyor. Halk komiği adıyla da tanınan, orta oyunu ve tuluat sanatçısı Dümbüllü, II. Abdülhamid'in silahşörlerindan Zeynel Abidin Efendi ile Fatma Azize Hanım'ın oğlu olarak 1897'de Üsküdar Süleymanağa Mahallesi'nde doğdu. Sanatçı, Üsküdar İttihat-ı Terakki Mektebi'ni bitirdikten sonra askeri ortaokuluna başladı ancak tiyatro merakı yüzünden üçüncü sınıfta ayrıldı. Önceleri amatör olarak Karagöz Hüseyin'in sahnesinde oynayan Dümbüllü, profesyonel oyunculuğa ise Kel Hasan'ın tiyatrosunda sahneye çıkarak başladı. Özgün ses tonu, saf görünüşü ve sevimli mimikleriyle izleyicilerin gönlünde yer edinen sanatçı, 30 yaşına kadar Kel Hasan'ın yanında çalışarak tuluat geleneğini öğrendi. Başarılı oyuncu, Kavuklu Hamdi, Naşid, Abdi, Küçük İsmail ve Abdürrezak gibi dönemin ünlü orta oyuncularıyla çalıştı. İsmail Hakkı Dümbüllü, Tevfik İnce ile kendi topluluğunu kurarak, 1928'de Direklerarası'ndaki Hilal Tiyatrosu'nda perdelerini açtı, 1933'ten sonra ise Anadolu turnelerine çıktı. Ayşem, Cebe Gitti, Bülbül adlı operetlerde de oynayan sanatçı, Naşid Özcan'ın ölümünün ardından geleneksel tiyatronun en ünlü adı oldu ve orta oyunu geleneğini tek başına sürdürdü. Usta sanatçı, 1967'de verdiği bir röportajda, orta oyununun zorluklarına ilişkin, Bakmayın siz zamane züppelerinin orta oyununa dudak bükmelerine. Orta oyunu, insanı sahne oyunundan çok hem de pek çok yorar. Perdesi yoktur, kapanmaz, dinlenemezsin. Dekoru yoktur, arkasına saklanamazsın. Üstelik sahne oyununda sıra öyle habire dönüp dolaşıp sana gelmez. Zaman zaman sahnede hiçbir şey söylemeden uzun uzadıya oturduğun olur. ifadelerini kullanmıştı. Yaşadığı dönemde halk tiyatrosuna yönelik ciddi eleştirilerde de bulunan Dümbüllü, Şimdi halk tiyatrosu dedikleri şeyi görmek için ihtiyarlık, hastalık demem, yollara düşerim. Aman efendim nerede bizim zamanın halk tiyatrosu, nerede bu. Şimdikilerin işi gücü hükumete taş atmak, o kadar. Bir evvelkiler için söylediklerini, isim değişikliği yapıp tekrarlıyorlar. Sonra da buna halk tiyatrosu diyorlar. değerlendirmesinde bulunmuştu. İsmail Dümbüllü, 1947'de sinemaya adım attı. Sanatçı, 1947'de Dümbüllü Memiş, 1948'de Dümbüllü Macera Peşinde ve Keloğlan filmlerinde başrol oynadı, 1950'de Harman Sonu, 1952'de İncili Çavuş, 1951'de Ne Sihirdir Ne Keramet ve Sihirli Define adlı filmlerde ününü pekiştirdi. Kel Hasan'dan orta oyunu konusunda öğrendiklerini kendi kişiliğiyle sentezleyerek oluşturduğu Dümbüllü tarzını hem sahnede hem de perdede sergilemeyi sürdüren İsmail Dümbüllü, 1953'te Kırk Gün Kırk Gece, 1954'te Mihrimah Sultan, 1956'da Dümbüllü Tarzan filmlerinde oynadı. Dümbüllü, filmlerinde, ustalarına saygı niteliğinde, Kavuklu Hamdi'den Kel Hasan'a, Manakyan'dan Naşit'e, Peruz Hanım'dan Samran'a kadar, işte geldik gidiyoruz. Bundan sonra gülüp eğlenirken bizi de arada bir hatırlayın. Haydi Allah'a ısmarladık. repliğine yer verdi. Hocası Kel Hasan Efendi'nin orta oyununu temsil eden kavuğunu ve tuluat sanatının simgesi kabul edilen fes ve kavuğunu ustasından devralan Dümbüllü, 1968'de kavuğunu tiyatro ve sinemada canlandırdığı başarılı karakterlerle büyük beğeni kazanan Münir Özkul'a devretti. Jübilesini yaparak tiyatroyu bırakan sanatçı, sanattan kopmayarak zaman zaman sahneye çıkmayı ve radyo oyunlarında yer almayı sürdürdü. Tiyatro oyuncuları arasında geleneksel bir törenle devredilmeye devam eden kavuğu, 1989'da Ferhan Şensoy, 2016'da Rasim Öztekin, 2020'de ise Şevket Çoruh devraldı. Tuluata dayanan orta oyunun, son önemli temsilcisi sayılan Dümbüllü adına, Karagözcüler ve Ortaoyuncular Derneği'nin 1980'de koyduğu En Başarılı Güldürü Sanatçısı ödülünü ilk kez Münir Özkul, 1987'de ise Suna Pekuysal aldı. Geçirdiği trafik kazasından bir ay sonra 5 Kasım 1973'te hayatını kaybeden sanatçı, Üsküdar'da Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ortak-yapimdan-turkiye-tiyatrosuna-10-yeni-oyun/", "text": "BKM, DasDas, ENKA Sanat, İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Zorlu PSM'nin, ülkemizin kültür birikimine katkıda bulunacak yeni tiyatro yapıtları üretilmesi amacıyla başlattığı Ortak Yapım projesi kapsamında seçilen oyunlar belirlendi. Proje kapsamında her kurum ikişer oyunun yapımcılığını üstlenecek. Tiyatro alanında yeni oyun üretimine destek sağlamak amacıyla Haziran ayında Ortak Yapım projesi için bir araya gelen BKM, DasDas, ENKA Sanat, İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Zorlu PSM, projenin sonuçlarını 27 Ekim Salı günü Zorlu PSM Sky Lounge'da gerçekleşen bir basın toplantısıyla açıkladı. 10 yeni yapımın ülkemiz tiyatrosuna kazandırılmasını amaçlayan Ortak Yapım projesi kapsamında desteklenecek oyun metinlerinden beşinin yazarı projenin seçici kurulu tarafından belirlenmiş; kalan beş metin için ise açık çağrı yapılmıştı. Açık çağrıya bir ay gibi kısa bir sürede toplam 786 proje başvurmuştu. Başvuru ve değerlendirme sürecinin ardından destek almaya hak kazanan oyunlar seçici kurul tarafından belirlendi. Oyun yazarlarına 7500 TL tutarında destek verilecek. Ön Değerlendirme Kurulu ile Tiyatro Sanatçısı Demet Akbağ, Zorlu PSM Programlama Yöneticisi Duygu Bayram, Tiyatro Sanatçısı Mert Fırat, Dramaturg Beliz Güçbilmez, Tiyatro Eleştirmeni, Akademisyen, Yazar Dikmen Gürün, ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu, Tiyatro Sanatçısı Tilbe Saran ve İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz'dan oluşan Seçici Kurul, açık çağrıya gelen başvurular arasından, Ortak Yapım projesi kapsamında desteklenecek oyunlara oy çokluğuyla karar verdi. Proje kapsamında Ceyda Aşar'ın Oysa, Maviydi Gök Bu Sabah, Gökhan Erarslan'ın Nuh'un Gemisini Aramak, Şamil Yılmaz'ın Haset, Ülkü Oktay'ın Fikri'nin Vişne Bahçesi ve Zeynep Kaçar'ın Şirket isimli oyunları desteğe değer bulundu. Oyun yazarlarına 7500 TL tutarında destek verilecek. Seçici Kurul tarafından belirlenen beş oyun yazarı beş yeni metin kaleme aldı. Seçilen beş oyuna ek olarak, Seçici Kurul tarafından belirlenen beş oyun yazarı da proje kapsamında sahnelenecek oyunlarının yazımını tamamladı. Ortak Yapım projesi için Ahmet Sami Özbudak Şimdi Gerçek Bir Şey isimli oyunu, Ceren Ercan Beni Sakın Yumruklardan isimli oyunu, Ebru Nihan Celkan Bir İhtimal Daha Var isimli oyunu, Firuze Engin Kusursuz Çiftin Harikulade Serüvenleri isimli oyunu ve Yeşim ÖzsoyKum Zambakları ve Mümkün Dünyalar isimli oyunu kaleme aldı. Her kurum ikişer oyunun yapımcılığını üstlenecek. Proje kapsamında BKM, DasDas, ENKA Sanat, İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Zorlu PSM tarafından sahiplenilecek oyunlar da belirlendi. BKM Ahmet Sami Özbudak'ın Şimdi Gerçek Bir Şey ve Zeynep Kaçar'ın Şirket isimli oyunlarının; DasDas Ebru Nihan Celkan'ın Bir İhtimal Daha Var ve Ceyda Aşar'ın Oysa, Maviydi Gök Bu Sabah isimli oyunlarının; ENKA Sanat Firuze Engin'in Kusursuz Çiftin Harikulade Serüvenleri ve Gökhan Erarslan'ın Nuh'un Gemisini Aramak isimli oyunlarının; İstanbul Kültür Sanat Vakfı Ceren Ercan'ın Beni Sakın Yumruklardan ve Şamil Yılmaz'ın Hasetisimli oyunlarının ve Zorlu PSM Yeşim Özsoy'un Kum Zambakları ve Mümkün Dünyalar ve Ülkü Oktay'ın Fikri'nin Vişne Bahçesi oyunlarının yapımcılığını üstlenecek. Oyunları sahneleyecek yönetmen ve oyuncu/topluluklar, yapımcılığı üstlenen kurum tarafından seçilecek. Oyunun prömiyeri de 2021 yılı içinde yapımcılığı üstlenen kurum tarafından belirlenen bir sahnede yapılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/osman-hamdi-bey-dijital-sergisi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Türk sanat tarihinde önemli bir yer edinen çok yönlü sanatçı Osman Hamdi Bey anısına hazırlanan dijital sergi, Marmara Üniversitesi Sultanahmet Yerleşkesi'nde sanatseverlerle buluştu. İletişim Başkanlığı tarafından hologram ve özel projeksiyon teknolojisi ile dijital sergilerin gerçekleştirileceği 360 Kültür Sanat projesi kapsamında açılan sergide, çağdaş Türk resim sanatının öncüsü Osman Hamdi Bey'in 50'ye yakın özel eseri, üç boyutlu hologram ve özel projeksiyon cihazları ile ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Sergiye ilişkin basın mensuplarına açıklamada bulunan İletişim Başkanlığı İstanbul Bölge Müdürü Mesut Onat, Başkanlık olarak tarihi kültür ve birikimlerimizi zamanın diliyle, argümanlarıyla dijital anlamda tüm imkanları kullanarak yeniden üretmeye devam ediyoruz. dedi. Türkiye'de müzeciliğin kurucusu sayılan, Tanzimat döneminde bilim, sanat, arkeoloji ve müzecilik anlamında da büyük atılımlar gerçekleştiren Osman Hamdi Bey, dünyada özellikle Kaplumbağa Terbiyecisi ve Silah Taciri eserleriyle tanınıyor. Sergide ayrıca Hamdi Bey'in eserlerinin yanı sıra hayatı ve yaşadığı dönem özel olarak tasarlanan gösterim teknikleri ile dijital ortamda yer alıyor. Yeni tip koronavirüs tedbirlerinin uygulandığı sergi, ücretsiz olarak 9 Kasım'a kadar 11.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/osman-hamdi-beyin-mimozali-kadin-resmi-uc-boyutlu-cizildi/", "text": "Beyoğlu Belediyesi'nin sokakları güzelleştirmek amacıyla başlattığı proje kapsamında Enli Yokuşu'na, Osman Hamdi Bey'in eseri Mimozalı Kadının üç boyutlu çizimi yapıldı. Çizimi tamamlanan merdivenin kullanıma açılması dolayısıyla düzenlenen törende konuşan Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Türk sanat tarihinde önemli bir yer edinen çok yönlü sanatçı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinin de kurucusu olan Osman Hamdi Bey'in Mimozalı Kadın eserinin ilçeye güzellik kattığını belirtti. Üniversitelerle iş birliği yaparak Beyoğlu'nun sanat ve kültür yönünü ön plana çıkaracak çalışmalara imza attıklarını anlatan Yıldız, bu kapsamda ilçenin merdiven ve duvarlarının uluslararası sanatçılar ve üniversite öğrencileri tarafından boyandığını ifade etti. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencilerinin Mimozalı Kadın eserini Enli Yokuşu'na başarılı bir şekilde uyguladığını vurgulayan Yıldız, 25 üniversiteyle iş birliği içinde bu tarz çalışmaları yapmaya devam edeceklerini kaydetti. Yıldız, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Handan İnci'nin yeni tip corona virüs (Covid-19) testinin pozitif çıktığı için törene katılamadığını belirterek, geçmiş olsun dileklerini iletti. Açılışa, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Burçin Cem Arabacıoğlu ile çizimi yapan üniversite öğrencileri katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/osman-hamdi-van-gogh-ve-gobeklitepe-ayni-sergide-bulustu/", "text": "Parallel Universe Exhibition by Ouchhh'un yapay zeka ve sanatı birleştiren eserleri, sanatseverlerle buluştu. Ataşehir Metropol İstanbul'da açılan sergide, Yapay Zeka Van Gogh Veri Boyama Deneyimi, Şiirsel Yapay Zeka, Göbeklitepe Mimari Veri ve Osman Hamdi Bey Eserlerinden oluşan dört farklı eser sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Serginin açılışında konuşan DasDas Sahne'nin kurucularından, oyuncu Mert Fırat, 4 yıl önce bu hayali gerçekleştirmek üzere Ferdi Alıcı ile yola çıktıklarını belirterek, Biz DasDas olarak, böyle dijital bir sergi alanına dönüşmeyi çok değerli buluyoruz. Tam da pandemi nedeniyle sanattan bu kadar kopmuşken, uzaklaşmışken, İnsanlar birbirinden bu kadar uzaklaşmışken, yapay zekanın ve sanatın gücüyle, çok farklı disiplinlerin bir arada durabildiği bir paydada buluştuk. Bu tarafı bizi çok heyecanlandırıyor. Anadolu Yakası'nda Ouchhh'a ev sahipliği yapmak, Paribu'nun desteğiyle sizlerle buluşmak, bizi çok heyecanlandırıyor. Bu disiplinlerarası yolculuk şimdiden birçok insana ilham oldu, umarım olmaya da devam edecek. Katılımınız, burada olduğunuz ve bizleri desteklediğiniz için çok teşekkürler. dedi. Serginin yönetmeni, yeni medya sanatçısı Ferdi Alıcı da destek verenlere teşekkür ederek, Şu anda izleyeceğiniz eserler aslında son 10 sene boyunca yaptığımız retrospektif çalışmalardan bir seçki ile iki eser. Sergiye ilk girdiğinizde, 2018'de Paris'te gerçekleştirdiğimiz, 'Şiirsel Yapay Zeka' eseriyle karşılaşıyorsunuz. Yaklaşık bir milyon kişi geleneksel sanatın merkezi Paris'te biletli deneyimledi 9 ay boyunca. ifadelerini kullandı. Serginin sponsorluğunu üstlenen Paribu CEO'su Yasin Oral ise farklı bir sanat deneyiminin yaşanacağına dikkati çekerek, Normalde Paribu'nun DNA'sında sanat ve teknolojiye destek vermek her zaman vardı. Bu konuda sürdürülebilir şeyler yapmaktan gerçekten memnunuz. Dasdas ve Ouchhh ile bunu yapmaktan da memnunuz. değerlendirmesinde bulundu. Açılış konuşmalarının ardından tüm katılımcılar sergiyi birlikte ziyaret etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/osman-yilmazer-zamansiz-zamanlar-sergisi-acildi/", "text": "Ressam Osman Yılmazer'in medeniyet sembollerini kendine özel bir estetikle işlediği eserlerinden oluşan ve sanatseverleri tarih yolculuğuna çıkaran Zamansız Zamanlar Sergisi, Nevmekan Sahil Galeri'de sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi, İstanbulluları tarihin derinliklerine uzanan bir yolculuğa davet ediyor. Sanatçının Üsküdar'dan ilham alarak hayata geçirdiği eserleri de sergide yer alıyor. Üsküdar Belediyesi, kültür-sanat çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Ressam Osman Yılmazer'in resimlerinden oluşan Zamansız Zamanlar Sergisi, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen'in katılımıyla açıldı. Çok sayıda sanatseverin eşlik ettiği ve Yılmazer'in 64 parçadan oluşan sergisi, Nevmekan Sahil Galeri'de 18 Şubat'tan 20 Mart 2022 tarihine kadar sanatseverlerle buluşacak. Ressam Osman Yılmazer'in eserleri içerisinde, Üsküdar'dan ilham alarak hayata geçirdiği eserler de yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/osmanli-devletinden-cumhuriyete-istanbul-limani/", "text": "Eserimin adı Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet'e- İstanbul Limanı olsa da, işlediğim konu limanlarda faaliyet gösteren römorkörlerdir. Haliyle Osmanlı Devleti tüm limanlarında var olan ve tamamı yabancı römorkörcülük ve gemi kurtarma şirketlerine ait bilgileri belgelere dayalı olarak içermektedir. Bu eserimde Osmanlı devletinin 1800 yılından başlayarak, özellikle İstanbul Limanı, İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı gibi yüksek akıntıların olduğu, Haliç gibi mahşeri gemi kalabalıklığını yaşayan körfeze gemilerin nasıl girip çıktıklarını, rüzgar kesildiğinde yelkenli gemilerin nasıl hareket edebildiklerini, bir gemi karaya gittiğinde bu gemiye kimlerin yardıma gittiğini de belgeledim. Anlattıklarının Gemi Yedekleme ve Gemi Kurtarma römorkörleri veya gemileri olduklarını ifade eden Öndeş sözlerini şöyle sürdürdü:Yaptığım inceleme ve tespitler, bu konu özündeki ilk araştırmadır. Bu çalışmamla; Osmanlı Devleti'nin son yüzyılında İstanbul, Çanakkale, Gelibolu, İzmir veya başka herhangi bir liman bölgesindeki gemi yedekleme, gemi kurtarma firmalarının hepsinin yabancılara ait olduğunu, her birinin kendi devletlerinin bayraklarıyla çalıştıklarını, bu armatörlük şirketlerini sahiplerinin isimleriyle, sahip oldukları römorkörlerin tarihçeleriyle, dış arşivlerde var ise fotoğraflarıyla kaydettim. Bütününde gemi yedekleme, gemi kurtarma ve kılavuzluk gibi armatörlük hizmetleri Osmanlı Devleti'nde çoğunlukla İngiliz, Fransız ve İtalyan firmalarına ait bulunmaktaydı. Osmanlı reayası Rum denizci aileler de çok başarılı gemi yedekleme ve kurtarma firmaları kurdular."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/osmanli-mirasi-cesmeler-yeniden-hayat-buluyor/", "text": "İstanbul Fatih'te Osmanlı döneminden günümüze ulaşan, fakat şehirleşmeye yenik düşen tarihi çeşmeler yeniden gün yüzüne çıkarılıyor. Tarihi çeşmelerde su kültürünün devam etmesi ve eski işlevlerinin yeniden kazandırılmasına yönelik kapsamlı bir çalışma yapılıyor. Fatih Belediyesi'nin sorumluluk alanına giren 135 tarihi çeşme tespit edilerek, envanterleri oluşturuluyor ve ardından etaplar halinde projelendirilerek, bakım ve onarımları gerçekleştiriliyor. Bu çeşmelerden 54 tanesinin temizlik, bakım onarım ve restorasyon çalışmaları tamamlanarak, tekrar suya kavuşturuldu. İstanbul, kurulduğundan beri hep gözde ve zamanının kalabalık şehirlerinden biri olmayı sürdürdüğü için şehir halkının su ihtiyacının karşılanması, her zaman düşünülmesi gereken bir iş oldu. Tarih boyunca şehrin çeşitli yerlerinde inşa edilmiş açık ve kapalı sarnıçlar, su bendleri, su terazileri ve su kemerleri, İstanbul'un o dönemki merkezine suyu ulaştırmak için sarf edilen gayretin göstergesi olmakla birlikte Osmanlı Devri'nde nüfus artışı ve su ihtiyacının büyümesi, suyu şehrin merkezine ulaştırma işini daha önemli hale getirdi. İstanbul'un yarımada üzerinde suyu biriktirmeye, depolamaya izin vermeyen jeolojik yapısı yüzünden, tarihte her zaman bir mühendislik zekasına ve insan emeğine ihtiyaç duyulmuş. Kimi gösterişli, kimi nakışlı irili ufaklı bu yapıların her biri, tarih boyunca suya kavuşmak için verilmiş büyük bir mücadelenin billurlaştığı anıtlardır aslında. Mimar Sinan'ın dehasıyla zirveyi gören Türk su mühendisliğinde suyu getirmek bentlerin, kemerlerin ve mahzenlerin, suyu biriktirmek açık ve kapalı sarnıçların, suyu dağıtmaksa çeşme ve sebillerin görevi olmuş. Suya ulaşmanın sevincini, şükrünü en güzel ifade eden yapılar, oya gibi işlenmiş sokak çeşmeleridir. Tarih ve medeniyet denildiğinde İstanbul'da aklımıza hemen ecdadın hayır eserleri olarak inşa ettiği çeşmelerin geldiğini belirten Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan; Çalışmalarımızın neticesinde uzun yıllardır susuz kalan 54 adet çeşmenin onarımı yapıldı ve özgün işlevine kavuşturuldu. 6 adet çeşmenin onarımı devam etmektedir. Şehrin mücevherleri olan tarihi çeşmelerimizi korunmasının sürdürebilirliğini, kadim İstanbul şehr-i sakinlerimizin geçmişimizi yaşatmaya ve kültürel mirasımıza sahip çıkmaya yönelik tutumları ve mücadeleleri ile daha ileri seviyeye taşıyacağız ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/osmanli-saraylarini-susleyen-sim-sirma-yeni-nesil-tasarimlarla-gelecege-aktariliyor/", "text": "Osmanlı saraylarında zarafet ve estetiğin simgesi olarak görülen, padişahların bindallı kaftanlarında kullandığı sim sırma işlemeler, yeni nesil tasarımlarla ustalarının ellerinde ilmek ilmek işlenerek geleceğe aktarılıyor. Kahramanmaraş'ta Osmanlı padişahlarından Çelebi Mehmet'in eşi Emine Hatun ve Fatih Sultan Mehmet'in eşi Sitti Mükrime Hatun'un çeyizleri arasında bulunan, halk arasında Maraş işi olarak da bilinen yörenin coğrafi işaretli ürünü, geleneksel el sanatı sim sırma işlemeciliği, yeni nesil tasarımlarla geleceğe taşınıyor. Geçmişte evlilik hazırlığı yapan genç kızlar tarafından zarafet ve estetiğin simgesi olarak görülen ve çeyizlerde kullanılan sim sırmanın yaşatılması için çalışmalar yürütülüyor. Sim sırma işlemeciliği, Kahramanmaraş Olgunlaşma Enstitüsü ustalarının geliştirdiği yeni nesil tasarımlarla gelecek nesillere aktarılıyor. Dekorasyondan giyime, çeyizlerden türbe örtülerine, Kur'an-ı Kerim kaplarından bindallı kaftanlara kadar birçok alanda kullanılan sim sırma, günümüzde çanta, ayakkabı, kravat, avize, broş, hediye kutusu, ayna ve süs eşyalarına da işlenerek kullanılıyor. Genellikle bitki motiflerinin stilize edilmesiyle oluşan sim sırmada gül, lale ve karanfil sık kullanılan motifler arasında yer alıyor. Kahramanmaraş Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Mutlu Arslantürk, AA muhabirine, sim sırma işlemeciliğinin kent için önemli bir yere sahip olduğunu, enstitünün de olmazsa olmazları arasında yer aldığını söyledi. Aslantürk, Maraş işinin kadim bir tarihe sahip olduğunu ifade ederek, kentin coğrafi işaretli ürünü, geleneksel el sanatı sim sırmayı gelecek nesillere aktarabilmek için çeşitli çalışmalar yaptıklarını belirtti. Tarihte Maraş işinin birçok materyallere işlendiğini ifade eden Arslantürk, Biz burada bugüne kadar yapılmışlara ilaveten işin orijinalindeki deri ve keçe üzerinde uygulamaların örneklerini dünya ve bölge halkına göstermek istedik. Bu anlamda doğal deri ve keçe üzerine uygulamalar yaptık. Bunları kullanılabilir objelere dönüştürdük. Çok daha fazla günlük hayatın içerisine almaya çalıştık. dedi. Arslantürk, Maraş işini ayakkabı ve çanta gibi birçok materyalde denediklerini dile getirerek, bu geleneği geleceğe taşımak adına araştırma ve gelişme çalışmalarını sürdüklerini vurguladı. Arslantürk, bu alanda değerli ve nadir uygulanmış tasarımlara yöneldiklerini aktararak, Ayakkabılarda, ajandalarda daha önce üzerinde işleme görmeye alışık olmadığımız bir takım objelerin üzerinde bu sanatı uygulayarak halkın günlük hayatının içine yeniden girmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/otobus-atiklarindan-sanat-eseri/", "text": "TEMSA ve Çukurova Üniversitesi tarafından hayata geçirilen TEMSA Art projesi kapsamında, öğrenciler otobüs üretim süreçlerinde ortaya çıkan ve toplam ağırlığı 1,5 tonu bulan atık ve hurda malzemeleri kullanarak 20'nin üzerinde sanat eserine hayat verdi. TEMSA Art projesi kapsamında, Çukurova Üniversitesi Resim-İş Eğitimi Anabilim dalı öğrencileri TEMSA'nın üretim süreçlerinde ortaya çıkan atık ve hurda malzemeleri birer sanat eserine dönüştürdü. Ortaya çıkan yaklaşık 20 eser, TEMSA'nın İstanbul Altunizade kampüsünde düzenlenen özel bir etkinlikle sergilendi. TEMSA CEO'su Tolga Kaan Doğancıoğlu ev sahipliğinde düzenlenen etkinliğe, Sabancı Holding CEO'su Cenk Alper, Sabancı Topluluğu ve TEMSA yöneticileri ile iş dünyası temsilcileri de katıldı. Kağıt ve karton ambalajlar, metaller, strafor, plastikler, tahta sandık ve hurda ahşap parçalar, kablolar, elektronik atıklar, metaller, plastik ambalaj ve bakır malzemelerden oluşan toplam 1,5 tonluk atık ve hurdanın kullanıldığı sanat eserleri, günümüz sürdürülebilirlik yaklaşımının en önemli unsurlarından biri olarak gösterilen döngüsel ekonomi konusunda da bir farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Öte yandan organizasyon kapsamında bir kısmı bağışlanan eserlerden sağlanan gelir, TEMSA çalışanları tarafından kurulan Hayal Ortakları Derneği'ne bağışlanacak ve Dernek aracılığıyla köy okullarının renovasyonu için kullanılacak. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TEMSA CEO'su Tolga Kaan Doğancıoğlu, söz konusu projenin TEMSA'nın sürdürülebilirlik vizyonunu çok net şekilde yansıttığını ifade ederken, Sabancı'nın Topluluk Vaadi ve sürdürülebilirlik yol haritasında da çok net şekilde çizildiği üzere; biz sürdürülebilirliğe sadece tek bir perspektiften bakmıyoruz. TEMSA olarak, özellikle elektrikli araçlarımızla sürdürülebilir iş modellerini teşvik ederken, aynı zamanda döngüsel ekonomi konusunda yarattığımız farkındalıkla iklim acil durumunun çözümü için adım atıyor; sanatın iyileştirici gücüyle topluma ve insanlığa pozitif etkimizi artırıyoruz. Öğrencilerimizin yaratıcılığını yansıtan bu eserler, aynı zamanda her birimiz için bir 'uyanış sembolü'. Biz kendi sektörümüzde, bu uyanışa öncülük etmeye devam edeceğiz. Bunu hem dünyamız hem de ülkemiz için en büyük sorumluluğumuz olarak görüyoruz dedi. Sabancı Holding ve PPF Grup iştiraki olarak faaliyetlerini sürdüren TEMSA, sürdürülebilirlik yaklaşımı doğrultusunda özellikle elektrikli otobüslerin Türkiye'de ve dünyada yaygınlaşması için öncü bir rol üstleniyor. Bugün itibarıyla, 4 farklı elektrikli otobüs modelini seri üretime hazır hale getiren TEMSA, ABD'den Çek Cumhuriyeti'ne, İspanya'dan İsveç'e kadar dünyanın farklı coğrafyalarında elektrikli otobüslerini yollara çıkarmış durumda. TEMSA, önümüzdeki dönemde de bir yandan sürdürülebilir iş modellerini desteklerken bir yandan da topluma ve insanlığa pozitif etkisini artıracak proje ve uygulamaları hayata geçirmeye devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/oyuncu-afife-jale-olumunun-80-yilinda-aniliyor/", "text": "Asıl adı Afife olan ve Jale takma adıyla sahnelere çıktığı için 2 isimle anılan Afife Jale, vefatının 80. yılında anılıyor. Asıl adı Afife olan ve Jale takma adıyla sahnelere çıktığı için 2 isimle anılan oyuncu, Hidayet Bey ile Methiye Hanım'ın kızı olarak 1902'de İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdu. Afife Jale, İstanbul Kız Sanayi Mektebi'ndeki eğitiminin ardından 1918'de Darülbedayi'nin açtığı tiyatro kursu sınavını kazandı. Sadece kadınlara özel gösterilerde oynamaları düşüncesiyle Darülbedayi bünyesine alınan 5 kadından biri olan Jale, stajyer oyuncu kadrosunda çalışmaya başladı. Eliza Binemeciyan, 1920'de Hüseyin Suat'ın Yamalar adlı oyunundan ayrılıp Paris'e gidince, Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda sahneye çıkma fırsatı buldu. Daha sonra Tatlı Sır ve Odalık adlı oyunlarda rol alan Afife Jale, dönemin İçişleri Bakanlığı kararıyla Müslüman Türk kadınlarının sahneye çıkmasının yasaklanması üzerine tiyatronun ücretli kadrosundan çıkarıldı. Afife Jale, birkaç yıl sonra Burhanettin Tepsi Kumpanyası ile Anadolu turnesine çıktı, ardından Fikret Şadi'nin Milli Sahne'siyle çeşitli kentlerde temsiller verdi. Madde bağımlılığı nedeniyle sağlığı bozulan ve tiyatroyu bırakmak zorunda kalan Jale, Müslüman Türk kadınlarının sahneye çıkması önündeki yasal engeller kalktıktan sonraki dönemde de sanatını icra etmedi. Jale, bir konserde Hafız Burhan'a tamburuyla eşlik eden Selahattin Pınar ile tanışarak, 1929'da evlendi. Madde bağımlılığı ve sağlık problemlerinin evliliğini olumsuz etkilediği oyuncu, 1935'te boşandı. Hayatının son yıllarını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde geçiren Afife Jale, 24 Temmuz 1941'de, 39 yaşındayken yaşamını yitirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/oyuncu-atilay-uluisik-film-san-vakfinin-kurucu-seref-uyesi-oldu/", "text": "Bizimkiler dizisiyle başlayan Oyunculuk serüvenini 90'lar, Behzat Ç gibi başarılı yapımlarla devam ettiren ve son olarak Trt'de yayınlanan reyting rekorları kıran Teşkilat dizisiyle ekranlarda boy gösteren Başarılı Oyuncu Atılay Uluışık, 1975 yılında kurulan Film-San Vakfı'nın 2021 Temmuz ayında yapılan Olağan Genel Kurulunda Kurucu & Şeref üyeliğine getirildi. Atılay Uluışık 9 Mart 1977 tarihinde Ankara'da dünyaya geldi. 1995 yılında Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi'nden mezun olan Atılay Uluışık, lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Mühendisliği bölümünde 2000 yılında tamamladı. Atılay Uluışık Türk dizi tarihinin en sevilen dizilerinden biri olan 'Bizimkiler' ile tanındı. 14 yıl süren Bizimkiler dizisinde rol almaya başladığında 12 yaşında olan Uluışık daha sonra Ali Poyrazoğlu ile TRT'de oynadığı bayram skeçlerinde büyük bir beğeni topladı. Bizimkiler dizisinin bitimesinin ardından askere giden Atılay Uluışık daha sonra Ukrayna Odessa'daki dayısının yanına giderek kendi işini kurdu. PVC pencere sistemleri üzerine bir fabrikanın işletmecisi oldu. Daha sonra Almanya'ya giderek işlerini burada sürdürdü. Uluışık, 2013-2014 yılları arasında ATV'de yayınlanan Doksanlar dizisinde 'Öğretmen Kemal'i oynadı. Atılay Uluışık son olarak 2019 yılında Blu TV'de yayınlanan Behzat Ç.'nin 4. sezonunda Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak rol aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ozan-sagdicin-ankara-temali-sergisi-ziyaretcilerini-bekliyor/", "text": "Fotoğraf sanatçısı Ozan Sağdıç'ın Ankara temalı fotoğraflarından oluşan Kültür ve Sanat Yolunda Ozan Sağdıç Fotoğrafları Sergisi ziyaretçilerini ağırlıyor. Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında CSO Ada Ankara Tarihi Salon Fuaye Alanı'ndaki sergide, Sağdıç'ın objektifinden Ankara'nın kültür ve sanat hayatına katkısı olan bazı isimlerin portreleriyle başkentin değişen manzaralarını aktaran fotoğrafları yer alıyor. Sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Sağdıç, fotoğraf sanatçısı olarak son 60 yıllık sürede Ankara'nın kültür ve sanat tarihini izlediğini anlattı. Profesyonel disiplin içinde amatörlüğümü sürdüren bir fotoğraf sanatçısıyım. diyen Sağdıç, Burada 25 kadar Ankara'nın kültür ve sanatına hizmet vermiş, o yolu döşemiş insanların portreleri var, bunlar çok değerli insanlar. ifadelerini kullandı. Sağdıç, ziyaretçilerini ağırlayan sergide Ankara'nın değişen manzaralarını gösteren 20'yi aşkın fotoğrafın da bulunduğunu belirterek, Türkiye Kültür Yolu Festivalleri'nin sayısının artmasını diledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ozan-unalin-heykel-sergisi-ruya-anidan-sayilir-mi-kethuda-hamaminda/", "text": "Ozan Ünal'ın Rüya anıdan sayılır mı? sergisi; Galeri Selvin küratörlüğünde; 15 Ekim 15 Kasım 2021 tarihleri arasında İstanbul Ortaköy Hüsrev Kethüda Hamamında sergilenecek. Sergide sanatçının bu sergi projesi kapsamında yazıp çizip karaladığı tüm eskiz defteri de 250 edisyon basılarak izleyiciye sunulacak. Sanatçının bu süreçte dolmakalem ve divit ile çalıştığı desenlerinden oluşan 500 eskiz koleksiyonu da Rüya anıdan sayılır mı?sergisi süresince Nişantaşı Galeri Selvin'de izleyicilerle buluşacak. Beşiktaş'ın bir elin parmaklarını geçmeyen 16. yüzyıl yapıları arasında öne çıkan Kethüda Hamamı, Vezir Kara Ahmet Paşa'nın kahyası Hüsrev Kethüda tarafından yaptırıldı. Halk arasında Ortaköy Hamamı olarak bilinir. Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, Sinan Paşa Cami ve Yahya Efendi Türbesi'yle birlikte Beşiktaş'ta Mimar Sinan'ın tasarladığı dört eserden biri olma özelliğini taşır. 1980'lerin ilk yarısına kadar özgün işleviyle kullanıldı. 2000'li yılların ortalarından itibaren restoran, gece kulübü ve tasarım ofisi olarak kullanıldı. Şimdi ise çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ozbekistanin-ulusal-balesi-lazgi-ruhun-ve-askin-dansi-ilk-kez-turkiyede-sahneleniyor/", "text": "Lazgi, Ruhun ve Aşkın Dansı' balesi Türkiye'de üç gösteri ile seyirciyle buluşacak: İlk gösteri 21 Haziran'da İstanbul Atatürk Kültür Merkezi sahnesinde gerçekleşecek. Ardından 60. Uluslararası Bursa Festivali programı kapsamında 28-29 Haziran tarihlerinde Bursa, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde iki gösteri yapılacak. Koreograf Raimondo Rebeck'in yönettiği Lazgi, Ruhun ve Aşkın Dansı, UNESCO himayesindeki Alisher Navoi Devlet Akademik Bolşoy Tiyatrosu'nun bale topluluğu tarafından icra ediliyor. Gösteri Özbekistan Halk Sanatçısı Gavkhar Matyakubova liderliğindeki dans akademisyenleri ve tarihçilerle, Özbekistan Halk Sanatçıları Topluluğu ile ve koreograf Gulnora Musaeva ile işbirliği içinde hazırlandı. Prodüksiyon ve turne organizasyonu ise Sanat ve Kültür Geliştirme Vakfı tarafından yapılıyor ve destekleniyor. Lazgi dansının tarihi üç bin yıl öncesine dayanır ve gizemlerle, mitlerle çevrilidir. Dans, kadim halk bilgeliğini temsil eder ve Lazgi, Ruh ve Sevgi anlamına gelir. Harezm ülkesinde doğan Lazgi dansı, insanın yaratıcılığını doğa olaylarıyla, hareket ve sesler aracılığıyla, sevgi ve mutluluk duygularını yansıtarak hayata geçirir. Berlin Ulusal Opera Bale Okulu mezunu olan koreograf Raimondo Rebeck tasarladığı gösteride, bu geleneksel dansın doğasında bulunan tüm özellikleri korumaya çalıştı. Bugün Lazgi, Harezm dışında Özbekistan'da da popüler. Harezm Lazgi'si, halkın kendini ifade etme biçimlerinden biridir ve dansın yeni versiyonları yaratılarak nesilden nesile aktarılır. Lazgi, Ruhun ve Aşkın Dansı prömiyerini 5 Eylül 2021'de Taşkent'te yaptı. Büyük bir izleyici topluluğu ve sanat çevreleri tarafından övgüyle karşılandı. 27 Kasım 2021 tarihinde Dubai Operası'nda gösterinin uluslararası galası gerçekleşti. İzleyiciler, Harezm dansının yeni yorumunu görme ve Özbek halkının geleneklerini deneyimleme şansı buldu. 12 Aralık 2019'da UNESCO Hükümetlerarası Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Komitesi, 'Lazgi'yi 'İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne dahil etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ozel-tiyatrolara-55-milyon-lira-destek/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2023-2024 sanat sezonunda 476 tiyatroya toplam 55 milyon lira destek verecek. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu başkanlığında, Bakanlığa bağlı sanat kurumlarının genel müdürleri ve komisyon üyelerinin katılımıyla Özel Tiyatrolara Maddi Destek Değerlendirme Komisyonu toplantısı düzenlendi. Özel tiyatroların yardımlardan yararlanmak üzere 2023-2024 sanat sezonu için yapılan başvuruları değerlendiren komisyon, başvurusunu eksiksiz tamamlayan bütün tiyatrolara destek verilmesini kararlaştırdı. Bu kapsamda, 77 geleneksel tiyatro, 95 çocuk oyunu tiyatrosu ve 304 profesyonel olmak üzere 476 tiyatroya toplam 55 milyon lira destekte bulunulacak. Destekle özel tiyatro salonlarının sanat hayatına katkısının artırılması ve devamlılığının sağlanması, tiyatro alanında kayıtlı istihdamın özendirilmesi ve son yıllarda olduğu gibi başvurularda daha çok Türk oyun yazarlarına ait eserlerin tercih edilerek Türk tiyatrosunun gelişmesine katkı sağlanması amaçlandı. Bakanlığın maddi destek sağladığı özel tiyatrolara Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün resmi internet sitesinden ulaşılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ozkan-elagozun-karyaylilar-karakoyde/", "text": "Özkan Elagöz'ün Karyalılar isimli sergisi 1-21 Mart tarihleri arasında Artgalerim Karaköy'de. Özkan Elagöz, eserlerini, dokusal çatlak adını verdiği ve kendi tarafından geliştirilen bir teknik ile yapıyor. Canlı cansız yaratılan her şeyin kendine has yüzey dokuları var. Bunlar yaşadığımız evrende çok uzun yıllar içerisinde maruz kaldıkları bir takım iç veya dış etkenlerin neticesinde değişikliklere uğramışlardır. Ne yazık ki ilk yaratıldıkları gibi değillerdir. Çöller, dağlar, nehir yatakları, vadiler, kanyonlar, su deltaları, ağaç gövdeleri, zaman içerisinde değişmişler ve değişmeye de devam etmektedirler. Bu oluşumlar Elagöz'ün eserlerine ilham kaynağı olmuşlardır. Doğaya baktığımızda etkilenecek o kadar çok unsurlar var ki, hayretler içerisinde kalmamak ne mümkün. Bu bağlamda tüketmeye devam ettiğimiz, tüketirken de mahvedip, dengelerini alt üst ettiğimiz dünyamıza yaşadıkları dönemdeki güzellikleri bırakabilme adına verdikleri mücadelelerinden dolayı çok etkilendiği bir medeniyet olan Karyalıları hatırlamak ve tanımayanlara tanıtmak ister sanatçı. Bu bağlamda tüketmeye devam ettiğimiz, tüketirken de mahvedip, dengelerini alt üst ettiğimiz dünyamıza yaşadıkları dönemdeki güzellikleri bırakabilme adına verdikleri mücadelelerinden dolayı çok etkilendiği bir medeniyet olan Karyalıları hatırlamak ve tanımayanlara tanıtmak ister sanatçı. Denizin kıyısındaki güneş bahçesinde yaşayan, denizden gelen tunçtan adamlar... Kalkana ilk defa kulp, miğfere sorguç ve püskül takan, bunları süsleyen ve dünyanın yedi harikasından biri olan Mozele'yi bu günlere miras bırakan, kendine özgü yazıları bugün bile çözülememiş mağrur ve gizemli bir halk; Karyalılar... Hala çözülmesi gereken bir çok sırrı taşıyan M. Ö. 2000'lerde Muğla Milas Bodrum yarımadasının bilinen en eski sakinlerinden olan Karyalıların en önemli özeliklerinden biride bitkilerle tedavi diye adlandırılan Fitoterapide oldukça önemli bir yere sahip oldukları gerçeğidir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/paha-bicilemez-van-gogh-tablosuna-corba-firlattilar/", "text": "İngiltere'de Just Stop Oil adlı çevreci grubun iki üyesi, başkent Londra'daki National Gallery'de sergilenen Vincent Van Gogh'un Ayçiçekleri tablosuna, iklim değişikliğine dikkati çekmek amacıyla domates çorbası attı. İklim aktivisti iki kadın, Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un Londra'daki National Gallery'de yer alan ve yaklaşık 72,5 milyon sterlin değerindeki ünlü tablosunun üzerine iki konserve kutusundaki domates çorbasını fırlattı. Just Stop Oil yazılı tişörtler giyen protestocular, Van Gogh'un 1888 tarihli Ayçiçekleri adlı tablosuna domates çorbası attıktan sonra yapıştırıcıyla ellerini tablonun altındaki duvara yapıştırdı. Daha sonra aktivistlerden 21 yaşındaki Phoebe Plummer; Daha değerli olan nedir? Sanat mı yoksa hayat mı? diye bağırdı. Polis, tabloya zarar verme girişiminde bulunan iki protestocuyu gözaltına aldı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde olaya tanıklık eden ziyaretçilerin, Aman Tanrım! diye bağırarak şaşkınlıklarını dile getirdiği görüldü. Camla kaplı tablonun zarar görmediği, ancak çerçevesinde ufak bir hasarın olduğu açıklandı. Grubun aktivistleri, son birkaç gündür İngiliz Parlamentosu'nun çevresinde ve Londra'nın bazı noktalarındaki yolları trafiğe kapatıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pandemi-gunlerinde-fotograf-sergisi-istanbul-modernde/", "text": "İstanbul Modern, evde kalıp sosyal etkileşimi sınırladığımız salgın günlerinde dijital platformlarda sürekli güncellediği içeriklerine bir yenisini daha ekledi. İstanbul Modern'in yeni çevrimiçi sergisi Pandemi Günlerinde Fotoğraf, dört duvarın sınırlarına hapsolduğumuz günlerde fotoğrafa dair neler yapabiliriz sorusu üzerine beraber düşünebilmek amacıyla farklı kuşaklardan fotoğraf sanatçılarını bir araya getiriyor. Sergi, İstanbul Modern Fotoğraf Bölümü ve Danışma Kurulu'nun davetiyle projeye katılan 43 sanatçının pandemi günlerinde gerçekleştirdikleri yeni çalışmaları izleyiciye sunuyor. Tüm dünya, hareket ve etkileşimin kısıtlama altında olduğu günlerden geçerken müzenin Fotoğraf Danışma Kurulu üyeleriyle birlikte bir girişimde bulunduklarını dile getiren İstanbul Modern Fotoğraf Bölümü Yönetici Demet Yıldız, Kolay tarif edilemeyen, belirsiz ve tekinsiz bir zamanın içinde varoluşu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. Bu dönem bazılarımız için yeni keşiflere vesile olurken bazılarımız için de geçmiş pratiklerini gözden geçirme ve onlara yeni anlamlar kazandırma süreci olabilir. Hissettiklerimiz ile gördüklerimiz karşısında keşfedeceğimiz yeni anlamların gelecek kuşaklar için önemli ve anlamlı bir kültürel miras olacağına inanıyoruz dedi. Fotoğrafik imgenin şimdiye tanıklığının ötesinde gelecekle olan güçlü ve sarsılmaz bağını hatırlatan sergiye katılan sanatçılar şöyle sıralanıyor: Yasin Akgül, Merih Akoğul, Burcu Aksoy, Emin Altan, Coşkun Aral, Ani Çelik Arevyan, Barbara & Zafer Baran, Kerem Ozan Bayraktar, Dilan Bozyel, Orhan Cem Çetin, Haluk Çobanoğlu, Yusuf Darıyerli, Burak Dikilitaş, Sinem Dişli, Saygun Dura, Murat Durusoy, Eser Epözdemir, Didem Erbaş, Canan Erbil, Murat Germen, Meltem Işık, Ali Kabaş, Elif Kahveci, Ege Kanar, Yonca Karakaş, İzzet Keribar, Yağmur Kızılok, Neslihan Koyuncu, Sıtkı Kösemen, Aslı Narin, Ömer Orhun, Emin Özmen, Ahmet Polat, Jochen Proehl, Ozan Sağdıç, Ahmet Sel, Yusuf Sevinçli, Deniz Ezgi Sürek, Tahir Ün, Emre Ünal, Lale Tara, Begüm Yamanlar, Pınar Yolaçan. Çevrimiçi sergi kapsamında, sanatçıların pandemi günlerindeki çalışmalarını anlatan metinler de yer alıyor. Emin Özmen: Eve yürürken, her zaman her koşulda o terkedilmiş binanın giriş katında oturmakta olan bir grup adamın yine aynı yerde sohbet ettiklerini görüyorum pencereden. Maske yerine kullandığı o bez parçası, elindeki tesbihi ile tam ortada oturan adam aniden dikkatimi çekiyor; kısa bir tereddüdün ardından, girip bir portresini çekiyorum. Yusuf Sevinçli: Bugünlerde sürekli yaptığım gibi salondaki koltuğumda sakin sakin otururken dışarıda gözüme takılan kargaları telefonum ve bir dürbün yardımıyla çektim. Salgın hakkında bir değerlendirme değil, fakat her şeyin duruyor hissi verdiği bir dönemde zamanın hala aktığına dair küçük bir gözlem. Ani Çelik Arevyan: Yıllar önce doğadan alıp stüdyomda kurguladığım ölü-doğayı aslında doğaya borçlu olduğum bir yaratımı, natürmortları, kendi izlerimle birlikte, organik, yeşil, canlı bir doğaya geri veriyorum. İnsan genelde doğada iyi izler bırakmadı, onu kendi için dönüştürdü, doğal habitatı bozdu. Doğa, bizlere ilham olurken ve sonsuz bir yaratma olasılığı sağlarken, ona yeterince değer veremedik. Ve bu fotoğraflarda, doğanın gücünü ve büyüklüğünü kabullenip, belki de tuvallerinin başından yeni kalkmış bir ressamın izlerine bakıyoruz. Canan Erbil: Aylardır kulaklara çalınan içeride kalmak ifadesi, tekrarlandıkça zihnimde birinci anlamını yitirmeye, esasında söylenme amacını bilmeme rağmen kafamın içerisinde kendisini yeni bağlamlara oturtmaya başladı. İç ve dış nerede başlayıp nerede biter? Bu sınırın belirleyicisi kimdir yahut nedir? Kendi kapalı havzasını yaratan bu zaruri içeride kalma hali, şimdiki zamanı sündüren, giderek Bergson'un mekanda ölçülen zaman diye ifade ettiği homojen zamanı iç içe olmaktan çok daha uzak bir yere taşıyan ve içeriye doğru katlanarak büyüyen klostrofobik bir alan yarattı. Bu seriyle birlikte kendi mültecisini yaratan mekanların izini sürmeyi ve sezgilerimle elde edebileceğim gerçek bir zaman algısı edinmeyi amaçlıyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pandemide-sanata-ortak-nefes-pandemi-orkestrasi/", "text": "Pandemi sürecinde hiçbir sabit geliri olmayan ve ekonomik olarak zor bir süreçten geçen müzisyenlerin yer alacağı bir senfonik orkestra kuruldu. Klasik müziğin Türkiye'deki en önemli icracıları arasında yer alan Gürer Aykal, Gülsin Onay, Cihat Aşkın, İdil Biret gibi isimlerin de şef ve solist olarak yer alacağı konserler Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası'nda gerçekleştirilecek. Kadıköy Belediyesi'nin destek verdiği projede şef, solist ve orkestracı olarak aynı meslek grubundan birçok sanatçı da karşılık beklemeden yer alıyor. Kadıköy Belediyesi Pandemi Orkestrası adıyla beş konser verecek orkestraya, Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası ev sahipliği yapacak. Pandemi orkestrasının ilk konseri 7 Aralık 2020 Pazartesi şef Rengim Gökmen ve İdil Biret'in katılımıyla; ikinci konser 4 Ocak 2021'de şef Oğuzhan Balcı ve Gökhan Aybulus'un katılımıyla; üçüncü konser 8 Şubat 2021'de şef Gürer Aykal ve Bülent Yazıcı'nın katılımıyla; dördüncü konser 8 Mart 2021'de şef İbrahim Yazıcı ve Gülsin Onay'ın katılımıyla; beşinci konser ise 29 Mart 2021'de şef Hakan Şensoy ve Cihat Aşkın katılımıyla gerçekleşecek. Biletler Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası gişesi ve internetten satışa sunulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pandeminin-sanata-etkileri-yeniden-sergisi-ile-tartisilacak/", "text": "Ataşehir Belediyesi, pandemi nedeniyle yaşanan yeni normali, bunun sanata ve sanatçılara yansımasını Yeniden sergisi ile tartışmaya açıyor. 24 Şubat'ta açılacak sergi internet üzerinden de çevrimiçi olarak gezilebilecek. Pandemiyle birlikte değişim, anlamını yaşamda farklı şekillerde göstermeye başladı. Bu dönemde herkesi etkileyen ekonomik ve ekolojik krizler ile sağlık alanındaki kimi bilinmezlikler de yaşamsal anlamda daha çok öne çıktı. Öncelikle pandemi sürecini sorunsuz geçirme düşüncesiyle yaşam tarzları değişti. Bu dönemde yaşanan psikolojik değişiklikler de kişiyi alıştığı yaşam ortamından uzaklaştırdı. Ne sanat ne spor ne de eğlence; öncelik beslenme, barınma ve sağlığa verildi. Dünyayı etkisi altına alan pandemi yalnızca sanayi ve tarım üretimini değil sanatsal üretimi de etkiledi. Tüm dünyada her kesimin arayışıyla geçen yeni bir dönem yaşanmaya devam ediyor. Bu zorlu süreç, kurumların kültür-sanat etkinlikleri kadar, sanatçıların da sanat üretimlerine olumsuz anlamda yansıdı. Buna rağmen sanatçılar üretmeyi bırakmadılar. Pes etmediler ve değerli eserleri ile bize ilham vermeye ve yol göstermeye devam ediyorlar. Kültür-sanat alanında yaptığı çalışmalarla dikkat çeken kurumlar bu dönemde sanatsal üretimlerini arttırmanın yollarını ararken, sanata ve sanatçıya destek vermek için pek çok ilgi çekici projeye imza attı. Ataşehir Belediyesi de pandemi süresince kültür-sanat etkinliklerini E-Kültür Merkezi üzerinden sanatseverlere ulaştırarak önemli bir sorumluluğu yerine getirdi. Dijital stüdyoya çevrilen kültür merkezlerinde çekilen seminerler, söyleşiler, konserler ve tiyatrolar sosyal medya aracılığıyla halka ulaştırıldı. Ataşehir Belediyesi, bu dönemde kültür-sanata verdiği desteğe Yeniden adı verilen bir resim sergisiyle devam ediyor. Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Merkezi'nde bulunan sergi salonu yenilenerek, çağdaş sanatın temsilcilerine açılıyor. Bu kapsamda, Prof. Dr. Marcus Graf'ın küratörlüğünde Yeniden sergisi kapılarını 24 Şubat'ta sanatseverlere açacak. Yeniden sergisi, bulunan noktadan nasıl ilerlenebileceğini ve görsel sanatın Yeni Normali şekillendirmede hangi rolü oynayabileceğini tartışıyor. Sergi, dünya ile yeni bir ilişkinin nasıl şekillenebileceğini sorarak; doğa, kültür, politikalar, şehir ve diğer insanlarla olan ilişkiyi gözden geçiriyor. Bu nedenle Yeniden sergisinin sanatçıları, doğa ile yeniden nasıl ilişki kurabiliriz, nasıl yeniden topluma dahil olabiliriz ve dünyayla yapıcı ve olumlu bir şekilde bağlantı kurmada yeniden nasıl yer alabiliriz soruları üzerine eleştirel bir şekilde düşünüyorlar. Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi; Pandemi döneminde hiçbir kültür-sanat etkinliğimizi durdurmadık. Belki halkımızın sağlığını düşünerek kültür merkezlerimizi ziyaretlere kapatmak zorunda kaldık ancak etkinliklerimizi dijital ortama taşıyarak halkımızın ayağına götürdük dedi. Başkan İlgezdi sözlerine şöyle devam etti; Pandemi döneminde sanatçılarımızı desteklemeye gayret ettik. Etkinliklerimizi durdurmayarak biz onların yanında olduk, onlar da sanatlarını yaparak ve üreterek evlerinde kalan vatandaşlarımıza moral oldular. Bu sergi için Cemal Süreya etkinlik merkezimizi yeniledik. Pandemi kurallarına uygun olarak sergiyi ziyaret etmek mümkün olacak. Ayrıca vatandaşlarımız isterlerse sergiyi dijital ortamda çevrimiçi de gezebilecekler. Yeniden İnsan, Yeniden Kent, Yeniden Doğa, Yeniden iletişim, Yeniden Toplum ve Yeniden Sanat düşüncelerinin sanattaki karşılığının ipuçlarını verecek olan sergide; Beyza Boynudelik, Emin Mete Erdoğan, Ferhat Özgür, Filiz Piyale Onat, Gizem Candan, Güler Güçlü, Gülgün Başarır, Hasan Deniz, Murat Germen, Mustafa Duymaz, Saliha Yılmaz, Seydi Murat Koç, Zafer Akşit'in eserleri sergilenecek. Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Merkezi'ndeki sergi salonunda açılacak sergi 24 Şubat-14 Nisan tarihlerinde, saat 10.30 ile 15.30 saatleri arasında ziyaretçileri bekliyor. Pandemi nedeniyle sergi salonuna gitmek istemeyen sanatseverler için sergi https://www. atasehir. bel. tr/ ve https://kultursanat. atasehir. bel. tr/ üzerinden çevrimiçi olarak da gezilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/panorama-1453-tarih-muzesi-konserleri-devam-ediyor/", "text": "Dünyanın ilk tam panoramik müzesi olma özelliğini taşıyan Panorama 1453 Tarih Müzesi'nde ücretsiz klasik müzik konserleri düzenlenecek. Fethin en önemli anlarının yaşandığı Edirnekapı, Topkapı ve Silivrikapı surlarının yakınında, Fatih'in şehre girdiği kapının yanı başında kurulan ve dünyanın ilk tam panoramik müzesi olma özelliğini taşıyan Panorama 1453 Tarih Müzesi, ücretsiz klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapacak. 7 Ocak Cuma günü saat 19.00'da gerçekleşecek İBB Türk Müziği Topluluğu konseri iptal edilmiştir. 3 bin metrekarelik alan içerisinde sınırları olmayan 360 derecelik bir resim düşünün. Resmin en temel özelliği, ona bakıldığında üç boyutlu bir görüntü etkisi oluşturması. Resmin 650 metrekarelik alanı gerçekten üç boyutlu ve burada kuşatmada kullanılan topların, top arabalarının, barut fıçılarının imitasyonları bulunmakta. 2 bin 350 metrekarelik iki boyutlu resim alanı ise üç boyutlu bölgenin hemen arkasında yer alıyor. Figürler, insan büyüklüğünde başlayıp bütün detaylarıyla ince ince işlenerek ufka doğru küçülüyor. Ve eserde toplamda yaklaşık 10 bin figür bulunmakta. Panoramik müzeler genellikle tarihteki belli olayları tablolaştırmak için yapılmıştır. En önemlileri; Waterloo Savaşı Panoraması, Osmanlı-Rus Savaşı'nı anlatan Kırım Savaşı Panoraması, Napolyon'un Moskova Savaşı Panoraması, Plevne Müdafaası Panoraması ve Mesdag Panoraması'dır. Bu panoramaların çoğu, 1800'lü yıllarda yağlı boya tekniğiyle ve olayın geçtiği yerde yapılmıştır. Bazıları yatay bazıları da dikey olarak yapılmış yarım panoramik özellikteki müzelerdir. Panorama 1453 Tarih Müzesi, hem yatay hem de dikey düzlemde tam panoramiktir. Gökyüzü, resmin üst bölümünden itibaren kubbe şeklinde kesintisiz uzamaktadır. Bu sayede gerçekliği ve boyutları kavramayı sağlayacak referanslar, başlangıç ve bitiş gibi dayanak noktaları bulunmadığından kapalı bir mekana girildiği halde üç boyutlu dış mekana çıkılmış hissi oluşmaktadır. Panoramik tavanı, ses efektleri ve üç boyutlu parçaları sayesinde yılın her günü ziyaretçilerine İstanbul'un fethinin heyecanını yaşatmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımına 2005 yılında başlanan Panorama 1453 Tarih Müzesi, 2008 yılında tamamlanmıştır. Panorama 1453 Tarih Müzesi sekiz sanatçının aralıksız üç yıl süren uyumlu bir çalışması sonunda ortaya çıkmıştır. Fikrin sahibi ressam ve çizgi film yönetmeni Haşim Vatandaş aynı zamanda projenin koordinatörlüğünü de yürütmüştür. Ramazan Erkut, Yaşar Zeynalov, Oksana Legka, Ahmet Kaya, Hasan H. Dinçer, Atilla Tunca ve Murat Efe olmak üzere çalışma sekiz sanatçı tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk yılı araştırmayla geçmiştir. Resmin gerçeklere uygunluk konusu sanatçıları epeyce uğraştırmıştır. 1/10 ölçekteki maket çalışması önemli bir aşamayı oluşturmuş, bu sayede eksikler tespit edilmiştir. Bundan sonra her şeyin sil baştan yapıldığı ayrıntılı bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Ayrıntıların hangi yoğunlukta yer alacağı sanatçılar arasında tartışma konusu olmuştur. Ekibin bir kısmı çok miktarda ayrıntının 14 metre mesafeden görünmeyeceğini savunmuş, sonunda sanatçılar 14 metreden görünmese de biraz fazla ayrıntıya yer verme konusunda anlaşmışlardır. Böylelikle bir ziyaretçi farklı zamanlarda müzeye geldiğinde daha önce görmediği bir ayrıntıyı fark edebilecektir. Ayrıca ilerleyen teknolojiyle birlikte gelişen fotoğraf makineleri de detayları algılama konusunda yardımcı olacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/para-koleksiyonunu-muzede-sergiliyor/", "text": "Hollanda'nın Rotterdam şehrinde 1989'da yerde bulduğu 1 sentle para toplamaya başlayan Esat Kaplan, Gaziantep'te kurduğu müzede 34 yıllık koleksiyonunu sergiliyor. Kaplan, 1989'da iş için gittiği Rotterdam kentinde et ve et ürünleri işletmesi açmak için kiraladığı dükkanda temizlik yaparken yerde 1967 yılına ait 1 sent buldu. Bulduğu parayı beğenen Kaplan, bir süre sonra kurduğu dükkanı bırakıp Türkiye'ye dönerek para biriktirmeye başladı. Madeni ve kağıt para koleksiyonculuğuna merak salan Kaplan, 1989'da topladığı paraları sergileme imkanı buldu. Kaplan, içerisinde çok sayıda eski para bulunan Devr-i Alem Para Müzesini 2015'te kurdu. Öğrenci ve öğretmenlere müzeyi ücretsiz gezme imkanı sunan Kaplan, müzenin ihtiyaçlarını gidermek için ziyaretçilerden gönüllülük esasına göre 15 lira talep ediyor. Esat Kaplan, AA muhabirine, para toplamaya 1989'da Hollanda'da 1 sent bulmasıyla başladığını belirterek, Koleksiyonda kağıt paralarda 1792 Fransız frangı, madeni paralarda ise 17. ve 18. yüzyıla ait olanlar mevcut. dedi. Müzeye yerli ve yabancı turistlerin geldiğini anlatan Kaplan, müzenin beğenildiğini ifade etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/paralel-anneler-iksv-galalarinda/", "text": "Usta yönetmen Pedro Almodovar'ın yeni filmi 'Paralel Anneler', vizyona girmeden önce, 22 Şubat Salı 21.30'da İKSV Galaları kapsamında City's Nişantaşı-Cinewam'da gösterilecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından gerçekleştirilen İKSV Galaları'nda Pedro Almodovar'ın yönettiği Paralel Anneler, vizyona girmeden önce, 22 Şubat Salı 21.30'da City's Nişantaşı-Cinewam'da sinemaseverlerle buluşacak. 2019 yılında Acı ve Zafer ile Cannes'da ödüllendirilen, İnsan Sesi ile kısa metrajda da yetkinliğini gösteren Almodovar'ın son filmi ilk gösterimini 2021 Venedik Film Festivali'nin açılışında yaptı. Yönetmenin anneliğin Don Kişot'u dediği Paralel Anneler, doğum için hastaneye giden iki hamile kadını izliyor: Orta yaşlı, pişmanlık duymayan Janis ile korkularını aşamayan, pişmanlık dolu gencecik Ana. Hastanede tanışan iki kadın doğumu beklerken koridorda birbirleriyle çok şey paylaşır. Bu zaman diliminde paylaştıkları birkaç kelime, şans eseri gelişen ve karmaşıklaşan hayatlarını kesin bir şekilde değiştirecek, ikisi arasında çok yakın bir bağ oluşturacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/parallel-universe-dasdas/", "text": "DasDas, Ouchhh ve Zenger işbirliğiyle gerçekleştirilen, Paribu ana sponsorluğundaki Parallel Universe sergisi DasDas'ta. Şu ana kadar 52'den fazla ülkede, bilim-sanat-teknoloji ekseninde sanat yerleştirmelerini milyonlarla buluşturan ödüllü, Ouchhh Studyo'nun eserleri, Zenger küratörlüğünde DasDas'ta sonunda Türkiye'de seyirci ile buluşacak. Her biri 30 dakika sürecek seanslarda, yapay zeka sayesinde Van Gogh tablolarını sadece görmeyecek aynı zamanda tabloların içinde gezinebileceksiniz. Van Gogh eserlerinin renkleri ve şekilleri içeriğimizin temelini oluşturacak. Ardından insanlığın bildiğimiz bütün tarihini değiştiren bir yere Göbeklitepe'yi ziyarete gidebileceksiniz. GAN ve yapay zeka algoritmalarıyla tarihi aydınlatan figürleri yeni bir bakış açısıyla görebileceksiniz. Bu şiirsel yolculuğa bir de makine öğrenimi ve yapay zeka algoritmalarını kullanarak, dünyanın kaderini değiştiren bilim adamları tarafından yazılan ışık, fizik, uzay-zaman hakkında milyonlarca satır teori, makale ve kitaptan öğrenen yapay zeka, gerçekliğin bilimsel bilinçli Şiirsel Kırılması oluşturarak tarih yazacak ve bu deneyime de şahit olabileceksiniz. Geçmişin bilinen en eski tarihini bugünün teknolojide gelinen noktasıyla birleştiren Paribu ana sponsorluğunda Parallel Universe, farklı evrenler arası gezinebilmenizi sağlayacak. Paribu'nun ana sponsorluğundaki Parallel Universe sergisi; 'Yapay Zeka Van Gogh Veri Boyama Deneyimi', 'Şiirsel Yapay Zeka', 'Göbeklitepe Mimari Veri' ve 'Osman Hamdi Bey Eserleri'nden oluşan dört farklı eserle bu deneyimi ziyaretçilere yaşatmayı vadediyor. 'Yapay Zeka Van Gogh Veri Boyama Deneyimi'nde dünyanın en ünlü ressamlarından Van Gogh'un renkleri ve şekilleriyle hafızalara kazınan eserleri, yapay zeka ile hayat bulacak ve ziyaretçiler, usta ressamın eserlerinin içerisinde dolaşacak. 'Şiirsel Yapay Zeka Sergisi' ise bilim insanlarının makine öğrenimi ve yapay zeka algoritmaları kullanarak ışık, fizik, uzay ve zaman hakkında yarattıkları bilincin şiirsel kırılımını ziyaretçilerle buluşturacak. Dünyanın en eski verileriyle oluşturulan ve birçok açıdan keşfedilmeye açık Göbeklitepe mimarisini yapay zeka ve sanat anlayışıyla buluşturan 'Göbeklitepe Veri Sergisi'nde tarih öncesi insanların dini inancını yansıtan figürleri ziyaretçilere yeni bir bakış açısıyla sunulacak. Son olarak 'Osman Hamdi Bey Eserleri', ilk Türk arkeolog ve Türkiye'de müzeciliğin kurucusu olarak sayılan Osmanlı'nın en önemli ressamlarından Osman Hamdi Bey 'in eserlerini günümüz teknolojisiyle bir araya getirecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/parcalar-haller-sergisi-acildi/", "text": "Bor Sanat bünyesinde Ebru Nalan Sülün'ün küratörlüğünde ''Hancan Sanat Koleksiyonu''ndan seçkileri sunan ''Parçalar&Haller'' sergisi açıldı. Sergi, Orjin Meşrutiyet Binası'nda 15 Aralık'a kadar ziyaret edilebilir. Sergide Hancan Sanat Koleksiyonu'nun önemli bir birikimini oluşturan Fikret Mualla'nın 32 eseri ''Haller'' bölümünde yer alıyor. ''Haller'' bölümünde; Ruh Durumları & Çizgi, Paris Işıltısı, İnsan Halleri, Nü Denemeler, Natürmort Tutkusu, Vazgeçilmezi: Mektuplar, Ruh Durumları & Portre, Ruh Durumları& Kent başlıkları altında incelenebiliyor. ''Parçalar'' bölümünde ise; bir koleksiyonda sanat eserinin/sanatçının nicel/sayısal varlığı ne demektir? Oluşan bu parçaların büyük ya da küçük, belki biricik olma hali koleksiyonlarda neyi ifade eder? Sorularına cevap aranıyor. Hancan Sanat Koleksiyonu'ndan seçkiler sunan ve 63 eseri bir araya getiren sergi, Fikret Mualla'dan Fahrelnissa Zeid'e, Nuri İyem'den Mehmet Güleryüz'e önemli bir sanat tarihi seçkisi barındırmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/paris-ekolunu-temsil-eden-bir-koleksiyon-sergisi-satilik-degil/", "text": "One Arc Gallery, Juma Binası'ndaki yeni galeri mekanını Türk resim ve heykel sanatının Paris Ekolü olarak bilinen 1940-1960 arası döneminden eserlere yer veren bir seçki sunan Satılık Değil! / Not For Sale! başlıklı koleksiyon sergisi ile açtı. Koleksiyon sergisi, galericilik ve koleksiyonerlik kavramlarını mercek altına alıyor. One Arc Gallery, yeni galeri mekanını Satılık Değil! / Not For Sale! başlıklı koleksiyon sergisi ile Juma Binası'nda açtı. Avni Arbaş, Şükriye Dikmen, Abidin Dino, Albert Bitran, Nejat Melih Devrim, İlhan Koman, Fikret Mualla, Mübin Orhon, Selim Turan, Kuzgun Acar ve Fahrelnissa Zeid'in eserlerinin yer aldığı Satılık Değil! sergisi, 1940'lar ve 1960'lar arasında yaşanan, bugün Paris Ekolü olarak bilinen Türkiyeli ressam ve heykeltıraşların uluslararası avangart içerisinde kendilerine yer edindikleri önemli bir sanat tarihi periyoduna ayna tutuyor. Savaş sonrası dönemde Amerika'da soyut dışavurumculuk, Avrupa'da ise informalizm oldukça yaygındı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD ekonomi, politika ve sanatta küresel liderliği ele alırken Avrupa da savaşın yarattığı derin bunalımdan çıkmanın bir yolunu buldu. Paris, geçmiş yıllarda yaşanan vahşetlerin derin kolektif travmasının yaşattığı varoluşsal krizlerle boğuşurken, sanat dünyasının merkezi konumunu New York'a kaptırdı. Ancak Avrupalı sanatçılar, sanatlarını ilerletmek ve yenilemek için sezgisel, dürtüsel ve spontane üretim biçimleri geliştirerek modern sanatın pozitivist evrenselliğini ve akılcılığını reddettiler. İnformalizm akımının genç sanatçıları dışavurumcu, deforme olmuş ve soyut bir sanat biçimi geliştirirken öznelliğe, psikolojiye ve biçimsel olarak sanat için sanat anlayışına odaklandılar. Bunun sonucunda tarihin akışını değiştiren yeni ve şiirsel bir sanat biçimi ortaya çıkmış oldu. Bu dönem, 1940'larda Paris'e gidip ilk kez çağdaşlarıyla benzer doğrultuda üretim yapan ressam ve heykeltıraşların varlığı dolayısıyla Türkiye'nin sanat tarihi için oldukça önemlidir. Paris Ekolü'ndeki Türkiyeli sanatçılar uluslararası sanat çevrelerinin tam merkezinde, tam da informalizm devriminin yaşandığı zamanda bulundular. Yani bu sanatçılar uluslararası avangardın bir parçası olup onun tarihinin devamına katkıda bulundular. Bu sebepten ötürü savaş sonrası dönemde Avrupa ve Türkiye'de takip edecek olan avangart hareketlerin temellerini attıkları söylenebilir. Satılık Değil! sadece Paris Ekolü'nün soyut sanatçılarına odaklanmak yerine önemli figüratif temsilcileri de göstererek çalışmalarında Paris'in büyük etkisi olan bu sanatçı grubunun çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtmayı amaçlıyor. Sergi ayrıca sanat koleksiyonculuğunun ve koleksiyonerliğin ülkenin sanat hafızasının ve kültürel mirasının korunmasındaki öneminin altını çiziyor. Satılık Değil! sanat koleksiyonunun hem kişisel bir tutku olduğunu hem de sosyal bir bağ kurma aracı olduğunu gösteriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/paris-filmleri-istanbullularla-bulusuyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ ve Institut français Türkiye'nin İstanbul şubesinin işbirliğiyle gerçekleştirilen Filmlerdeki Paris başlıklı film gösterimleri, bir ay boyunca her haftasonu İstanbullu sinemaseverlerle buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ ve Institut français Türkiye'nin İstanbul şubesinin işbirliğiyle gerçekleştirilen Filmlerdeki Paris başlıklı film gösterimleri, 24 Ekim Cumartesi, saat 12:00'de Institut français Türkiye'nin Taksim'deki İstanbul şubesinde bulunan sinema salonunda başlayacak. Kültür AŞ'nin Sinema ve Şehir Hafızası Serisi'nin ikinci etkinliği olarak gerçekleştirilen film gösterimlerinin küratörlüğünü Dr. Cihat Arınç yapıyor. Kültürel hafızanın mekanları olarak dünya şehirlerine odaklanan Sinema ve Şehir Hafızası Serisi'nin bu ikinci programı, Fransa'nın başkenti Paris'in meydanlarını, caddelerini, sokaklarını, anıtlarını, kamusal ve özel alanlarını sahne edinen ve Parislilerin deneyimlerini görselleştiren bir film seçkisinden oluşuyor. Film gösterim programında yer verilen Paris1900 (Paris mil neuf cent, Nicole Vedres, 1947) başlıklı belgesel film ve Dilili Paris'te (Dilili a Paris, Michel Ocelot, 2018) başlıklı tarihsel animasyon filmi, Paris'in La Belle Epoque 'una odaklanıyor. Her iki film de 1871 ile 1914 arasındaki yılları kapsayan Güzel Dönem boyunca Paris'in modern tarihine damgasını vuran Eyfel Kulesi, Paris Metrosu, Paris Operası ve Sacre-C ur Bazilikası gibi kamusal mekanların inşa edildiği; şehre milyonlarca turist gelmesini sağlayan 1878, 1889 ve 1900 tarihli Exposition Universelle 'lerin düzenlendiği; Rus balesinin, İzlenimci resim akımının ve Modern Sanat'ın doğduğu ve ilk sinema filmi gösteriminin yapıldığı şehrin bu canlı sosyo-kültürel ortamına dair zengin izler taşıyor. Her iki film ayrıca Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle sona eren bu dönemde hızlı ve köklü bir şekilde gerçekleşen kültürel, teknolojik ve toplumsal değişimlerin Parislilerin gündelik hayatlarını nasıl etkilediğini de gözler önüne seriyor. Sinema tarihinin ilk kadın yönetmeni olan ve 1896 ile 1906 yılları arasındaki erken sessiz sinema döneminde sadece Fransa'da değil tüm dünyada film çeken tek kadın yönetmen olarak bilinen Alice Guy-Blache'nin Opera Bulvarı(Avenue de l'opera, 1900) başta olmak üzere Paris'te çektiği kısa metraj filmler de program kapsamında seyirciyle buluşuyor. Guy-Blache'nin yine Güzel Dönem içerisinde çektiği sessiz filmler, Paris'in ve Parislilerin 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında nasıl göründüğüne dair son derece değerli bir görsel malzeme sunuyor. Filmlerdeki Paris gösterimleri kapsamında Cahiers du Cinema dergisi çevresinden Fransız Yeni Dalgası'nın önemli yönetmenlerinin Paris'te geçen filmlerine de yer veriliyor. François Truffaut'nun 400 Darbe (Les Quatre Cent Coups, 1959) ve Jacques Rivette'in Paris Bizimdir (Paris nous appartient,1961) adlı filmleri, Parisli modern bireyin dengesizliklerini, varoluşsal kaygılarını ve Soğuk Savaş dönemine özgü nükleer yok oluş korkusunu konu edinirken, öğrenci hareketleri ve büyük toplumsal isyan dalgalarıyla sarsılan 1960'lar Paris'ini de adeta önceden haber veriyor. Fransız Yeni Dalgası külliyatının bir parçası olmayan ve Raymond Queneau'nun aynı adı taşıyan 1959 tarihli romanından uyarlanan Zazie Metroda (Zazie dans le Metro, Louis Malle, 1960) adlı film ise, yine 1960'lar Paris'inin sokaklarından, meydanlarından ve metro ağı içerisinden çarpıcı manzaralar sunuyor. 2020 yılında En İyi Animasyon Film kategorisinde Oscar adaylığı kazanan ve birçok uluslararası festivalde ödüle layık görülen Bedenimi Kaybettim (J'ai perdu mon corps, Jeremy Clapin, 2019) başlıklı fantezi türündeki animasyon filmi, Filmlerdeki Paris seçkisindeki ikinci animasyon film, ama Dilili Paris'tegibi geçmiş bir dönemde değil, şehrin bugününde geçen etkileyici bir hikayeye dayanıyor. Seçkide günümüz Paris'inde geçen bir diğer güncel sinema eseri de Christophe Honore'nin eşinden boşanmaya karar veren bir kadının kararını gözden geçirme hikayesine odaklanan Oda 212 (Chambre 212, 2019) başlıklı komedi filmi. Toplamda 15 seans sürecek olan Filmlerdeki Paris, Dilili Paris'te başlıklı animasyon filmin tekrar gösterimiyle sona erecek. Ücretsiz olarak düzenlenen film gösterimleri, Covid-19 pandemi kurallarına uygun bir yerleşim düzeniyle ve sınırlı sayıda seyirciyle gerçekleştirilecek. Etkinlik boyunca salona girişlerde ateş ölçümü yapılacak, hijyen noktaları hazır bulundurulacak ve seyircilerin film gösterimleri süresince maske takması zorunlu olacak. Film gösterimlerine katılmak isteyen seyircilerin her film için önceden www. ifturquie. org adresine giderek kayıt yaptırmaları gerekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/paris-louvre-muzesinde-aslihan-ciftgul-ile-mucize/", "text": "Ressam Aslıhan Çiftgül, 21-23 Ekim 2022 tarihlerinde Paris'teki Louvre Müzesi'nde 30. Edisyon'u düzenlenen ve 40 farklı ülkeden toplamda 5 bin 500 uluslararası sanatçının yer aldığı Art Shopping Paris fuarında, Mucize/Miracle isimli tablosuyla sanat izleyicilerinin yoğun ilgisini kazandı. 2007 yılından bu yana yılda iki kez dünyanın en önemli müzelerinden olan Louvre Müzesi'nde düzenlenmekte olan sanat fuarı Art Shopping; çağdaş, özgün eserlere rahat ve kolay bir erişim sunmasından ötürü sanat dünyasının yakından takip ettiği bir platform. Ressam Çiftgül; Eserimin manifestosu, yeryüzündeki en yaygın üç din, dört kutsal kitabın ortak noktasından yola çıkıyor: Hepimiz Tanrı'ya inanırız ve bütün mucizelerin yalnızca o eşsiz Yaradan'dan geldiğine... 'Mucize', benim çalışmalarımla aramdaki o duygusal ve ruhani bağı çok iyi yansıttığını düşündüğüm bir eser oldu. Dünyanın en önemli müzesinde düzenlenen bir fuara kabul edilmesi, sergi süresince ve sonrasında bu denli beğeni toplaması, beni çok duygulandırdı ve heyecanlandırdı. 'Mucize' ile artık inanılmaz bir motivasyona sahibim sözleriyle eseri hakkındaki görüşlerini dile getirdi. Paris basınında da yer alan Aslıhan Çiftgül; Ülkemi uluslararası sanat dünyasında temsil etmek için gururla ve heyecanla çalışmalarıma devam edeceğim şeklinde konuştu. Ressam Çiftgül'ün Mucize/Miracle isimli eseri, fuar eser seçim komisyonu tarafından uzun değerlendirmeler sonucunda sergilenmek üzere seçildi. Yüzyıllar boyu değişmediği kabul edilen dört kutsal kitabın temsil ettiği üç semavi dinin aynı kompozisyonda yorumlanması ve sergilenmesi nedeniyle henüz sergilenmeden ses getirmişti. Louvre Müzesi Eser Seçim Komisyonu tarafından yapılan titiz ve detaylı bir ön çalışmadan sonra, Fransa'nın laik bir ülke olduğu vurgusu ile fuara katılımı kabul edilmişti. Ressam Aslıhan Çiftgül 'ün Mucize/Miracle isimli eseri, sergilenmeden önce bu denli tartışılan eser olarak dikkat çekti. Mucize, sanat izleyicileri tarafından büyük beğeni topladı. Fuar açılışında Ressam Aslıhan Çiftgül'ü, Rum Ortodoks Patrikhanesi Paris Temsilcileri Peder Ambrosios Stampliakas ve Ioannis Christodoulakis ziyaretleriyle onurlandırdılar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/parisa-karamnezhad-payrikaist-sergisini-acti/", "text": "Tebrizli ressam ve fotoğrafçı Parisa Karamnezhad, PAYRIKAIST temalı beşinci özel sergisini Akaretler'de bulunan Parisa Art Gallery'de sanatseverlerin beğenisine sunuyor. 1981 yılında Tebriz'de doğan Parisa Karamnezhad, sanat dünyasına ilk adımlarını küçük yaşlarda attı. Önce resimle ilgilendi ardından ise gençlik yıllarında resmin yanı sıra tiyatro, edebiyat, hokey, paten, şan dersleri ve ses eğitimi, fotoğrafçılık gibi çeşitli kültür ve sanat dallarına katıldı. Ancak hayatında resim ve fotoğraf daha belirgin bir yer tuttu. On dört yaşında Tebriz'de düzenlenen festivalde portre dalında birincilik ödülünü kazandı. Modern sanat üsluplarına da meraklı olan Parisa, modern üsluptaki resimlerini sanat arşivine eklemeye başladı. Başarılarından dolayı 1998 yılında Tebriz'in En İyi Kadın Fotoğrafçısı unvanını aldı ve Tebriz Kültür Bakanlığı tarafından Tebriz Fotoğraf Kurumu'nun ilk mütevelli heyetine kurucu üye olarak atandı. 2007 yılında Tebriz Üniversitesi'nin daveti üzerine fotoğrafçılık öğretmenliği yapmaya başladı. 2008 yılında Kandovan Projesi için Tebriz Kültür Sanat Kurumu'nda mimarlık ve fotoğrafçılık üzerine ulusal bir seminer düzenledi. Parisa Karamnezhad, 2011 yılından itibaren sanat projelerini geliştirmek için İstanbul'da sanat hayatına devam ediyor. 2012 yılında kendi sanat atölyesinde resim ve fotoğrafın birleşiminden oluşan PAYRIKAIST adlı sanat tarzını yaratan Parisa, yıllardır üzerinde çalıştığı kendine özgü yöntemi ile eserlerinde farklı bir sanat tekniği geliştirdi. Sanatçı, bu teknikle ürettiği eserler için önceden yazılmış ve kurgulanmış senaryolar akabinde sahneler hazırlıyor. Hazırladığı sahnelerde senaryosuna uygun model kullanan ve giysiler tasarlayan Parisa, öncelikle bu sahneleri lazer ışıklar yardımıyla fotoğraflıyor ve söz konusu karelerin basım aşamasının ardından ise boyama sürecine geçiyor. Eserlerini akrilik, yağlı boya ve pastel gibi materyaller kullanarak resim ve fotoğrafın birleşimi olarak ortaya çıkarıyor. Yapım aşaması bir ve üç ay arasında süren eserlerinde Parisa Karamnezhad çoğunlukla psikolojik ve ruhsal konuları kendisine tema ediniyor. İnsanları gözlemlemeyi ve ruhlarını okumayı seven Parisa, eserlerinde de model olarak insanları ve ruhsal süreçlerini kendisine ışık ediniyor. Sanatseverlerin oldukça ilgisini çeken PAYRIKAIST temalı eserleri, sanatçının beşinci özel sergisi olan PAYRIKAIST Sergisi'nde 1 Aralık 2022 15 Aralık 2022 tarihleri arasında Akaretler'de bulunan Art Parisa Gallery'de beğeniye sunuluyor. Art Parisa Gallery sahibi Parisa Karamnezhad gerçekleştirdiği kültür ve sanat faaliyetlerinin devamında kendi kişisel sergisini gerçekleştirdi. Parisa yaratmış olduğu eşsiz ve özgün tarzı ve kullandığı tekniğiyle dikkatleri üzerine topladı. Oluşturduğu bu yeni sanat tarzındaki eserler, resim ve fotoğrafın muazzam birleşmesinden meydana çıkmakta. derin renk armonisi ve renklerin birbirine özel geçişleriyle, ortaya olağanüstü eserler çıkmakta. Bu eserlerde sanatçı kendi hayal gücünden beslenerek, her eserde bir hikaye oluşturmaktadır ve Parisa'nın asıl vurgulamaya çalıştığı ana düşünce insan ve onun ruhsal alemi ve alt bilinci konularıdır. Parisa yaklaşık 1 ay ve 3 ay süren bir zaman sarfında eserlerini yaratmış oluyor. Ayrıca yaşadığı coğrafyanın da kültürel birikiminden beslenip, ilham alarak aynı zenginliği, düşüncelerine ve sanatına taşımaktadır. Gündelik hayatta olduğu gibi, sanat çalışmalarında da kendine has dili-üslubu ve yöntemini geliştirmiş olan Parisa, sanat eserlerini büyük bir aşkla yaptığı bariz bir şekilde görünmektedir. Gönül dünyasının güzelliğini, sanatın evrensel diliyle bizlere sunan değerli bir sanatçıdır. Sanatçı, Payrikaist adını verdiği çalışmalarını dünyada daha önce hiç denenmemiş bir yöntem uygulayarak karşımıza çıkarmaktadır. Kariyerine İran'da başlayan Parisa'nın özgün eserleri Türkiye'de sanat camiasında beğeni toplamaya devam ediyor ve ileri zamanlarda Uluslararası platformda daha da iyi bir yer edinilmesi beklenmektedir. Bu Serginin küratörlüğünü Yousef Saadi Zibahonare Tabriz Derneğinin sahibi yapmaktadır. Ve Serginin sponsorluğu Cemil Mehmet Görünmez, Cemil Baskı Çözümleri merkezi tarafından yapılmaktadır. 01 aralık tarihinde başlayan sergi 15 aralık tarihe kadar ziyaretçilerin beğenisine sunulmaya devam edecektir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pariste-hareme-buyuk-ilgi/", "text": "PARIS GRAND PALAIS Ephemere Art Capital Exposition 2023 fuarı sanatseverleri ağırladı. 16'sı Türk, toplamda 2400 sanatçının katıldığı, 40.000'i aşkın sanatseverin ziyaret ettiği fuarda, Türk Ressam Aslıhan Çiftgül Harem ve Purity isimli yağlıboya eserleriyle ülkemizi temsil etti. Merhum fotoğraf sanatçısı Sami Güner'in fotoğrafından çalışılmış olan Harem izleyicilerin büyük beğenisini topladı. Ressam Çiftgül, görkemli fuar ile ilgili düşüncelerini şöyle ifade etti: Öncelikle ülkemizin yaşadığı deprem felaketinden dolayı derin üzüntü içinde olduğumuz şu günlerde, ben ve birlikte fuarda yer aldığım tüm Türk ressam dostlarımızla birlikte, oldukça geniş kapsamlı, tüm dünya ülkelerinden sanatçılarla ve sanatseverlerle etkileşim içinde olduğumuz bir platformda, ülkemizi sanatımızla temsil etme imkanı bulmak sevindiriciydi. Bu fırsatı bize sağlayan Armand Berberian'a tüm emekleri, gönülden ve özverili çabaları, sıcak ve içten dostluğu için çok teşekkür ederim. Fuarda Harem tablomun konusu gereği Osmanlı Harem-i Hümayun'unun dünyaya doğru anlatılması açısından faydalı olabildiğimi sanıyorum. Fransa'nın saygın sanat dergilerinden ArtMag ile önümüzdeki günlerde gerçekleştireceğimiz röportaj başta olmak üzere, birçok yetkili ile temasa geçerek, Türkiye'nin ve Türk Kadınının uluslararası platformdaki imajına, sanatım ile bir nebze katkıda bulunabileceğime inandığım, farklı ve önemli projeler içerisinde bulunacak olmaktan ötürü ayrıca mutluluk duyuyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/paristeki-arc-de-triomphe-aniti-sanat-icin-kumasa-sarildi/", "text": "Dünyanın her bir ucundaki kültürel ve doğal abideleri plastik kumaşlarla giydiren ünlü sanatçı Christo Vladimirov Javacheff'in ölümünün ardından son projesi yeğeni tarafından tamamlandı. Bu kez Paris'in simgelerinden Arc de Triomphe'i mavi kumaşla giydirildi. Ortaya çıkan görüntüler, sanat eleştirmenleri tarafından eleştirilerin hedefi olurken, sosyal medyada da anıtın son haliyle ilgili binlerce mesaj atıldı. Fransa'nın başkenti Paris'te bulunan tarihi Arc de Triomphe anıtı plastik mavi kumaşla sarıldı. Fransa halkının tepkisine neden olan bu örtünün sarılma nedeni ise sanat. Dünyanın her bir ucundaki kültürel ve doğal abideleri plastik kumaşlarla giydiren ünlü sanatçı Christo Vladimirov Javacheff, ölümünün ardından yaptığı işlerle adından söz etmeye devam ediyor. Daha önce Avustralya, New York ve Berlin'de tarihi simgeleri kumaş örtülerle kaplayan Bulgar sanatçı Javacheff bu kez de Arc de Triomphe'ye ilham oldu. Paris'in simgeleri arasında gösterilen Arc de Triomphe, 25 bin metrekarelik gümüşe çalan mavi kumaş ile kaplandı. Sanat eleştirmenleri Arc de Triomphe'nin son halini çirkin, demode, ekoloji karşıtı ve 'ulusa karşı işlenmiş bir suç' olarak nitelerken, sosyal medyada da tepkiler yükseldi. Ancak tüm bu tepkilere rağmen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron önceki gün kumaşla kaplanan anıtın açılışı için Champs-Elysees'deydi. Arc de Triomphe'yi mavi kumaşla kaplayan Christo Vladimirov Javacheff, hayat arkadaşı ve profesyonel partneri olan Jeanne-Claude'la beraber, 20 ve 21. yüzyılın modern sanattaki en ikonik çifti olarak nam salmışlardı. Ikilinin en bilinen ve yankı uyandıran enstalasyonu olma özelliği taşıyan eserlerinden biri Alman Parlamentosu Reichstag'ı kumaştan bir binaya çevirmeleriydi. İkili, çağdaş sanatın en çarpıcı örneklerini eserlerine taşımış olmalarıyla ün salmıştır. Arc de Triomphe Javacheff'in hayalini kurduğu proje olarak biliniyordu ve yeğeni Vladimir Yavachev tarafından yürütülüyordu. Ancak Javacheff 84 yaşında proje henüz tamamlanamadan hayatını kaybetti. Fransa'da geçen yıl Arc de Triomphe'ın dönüştürülme kararı verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pasajda-bir-yil-sergisi-galeri-denizde-acildi/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği'nin, güzel sanatlar fakültelerinden mezun gençleri desteklemek üzere kurguladığı Pasajda Bir Yıl projesinin dördüncü döneminde yer alan eserlerden oluşan sergi, Galeri Deniz'de açıldı. Sanatın daha geniş kitlelere yayılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren İyilik İçin Sanat Derneği'nin Pasajda Bir Yıl projesi dördüncü dönemini geride bıraktı. Projede yer alan 9 sanatçının 60 adet eserinden oluşturulan seçki, Prof. Dr. Nedret Sekban küratörlüğünde 14 Nisan 2023 tarihi itibarıyla DenizBank Genel Müdürlüğü'nde yer alan Galeri Deniz'de sanatseverler ile buluştu. Sergi açılışında konuşan İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, Üretmek için atölye ihtiyacı olan sanatçılara bir yıl boyunca, proje koordinatörü Prof. Dr. Nedret Sekban ve proje danışmanı sanatçı Aslı Özok yürütücülüğünde destek verdiğimiz Pasajda Bir Yıl'ın dördüncü dönemini tamamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Pasajda Bir Yıl projesi kapsamında sanatçılar, DenizBank Genel Merkezi'nde tahsis edilen atölyede bir yıl boyunca sürdürülen çalışmalarını başarıyla tamamladı. Sergimizin sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği Galeri Deniz'de yer alması da bizler için çok kıymetli. Bu vesile ile de finans dünyasının sanata olan desteğini göstermekte öncü rol üstlenen DenizBank'ı kutluyor, Pasajda Bir Yıl projemize sağlamış olduğu katkılardan dolayı teşekkür ediyorum dedi. DenizBank ve İyilik İçin Sanat Derneği öncülüğünde gerçekleştirilen sergi açılış davetine DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt, Aslı Özok, Nedret Sekban, Kenan ve Serpil Yavuz, Handan Aral, Yeşim Ceren Bozoğlu, Tunç Berkman, Merve Mermer, Ece ve Leyla Mizrahi gibi iş, sanat ve cemiyet dünyasından birçok isim katıldı. Genç sanatçılar Elif Akçay, Elif Aktaş, Emel Ezal, Emine Büyükbaş, Emir Furkan Tekkalmaz, Fatih Şimşek, Loya Kader Öztürkmen, Serap Can ve Yonca Karaaslan'ın eserlerinin yer aldığı Pasajda Bir Yıl Sergisi, 23 Temmuz 2023 tarihine kadar Galeri Deniz'de gezilebilir. Sergi, aynı zamanda dijital olarak www. iyilikicinsanat. org web sitesinden de takip edilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pasha-bank-dijital-sanatin-yaninda/", "text": "Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçgeninde ticari ilişkilerin gelişmesi için Türkiye'de 8 yıldır faaliyet gösteren ve 2022 yılında 6 milyar 156 milyon TL'lik aktif büyüklüğe ulaşan PASHA Bank, 2-5 Haziran tarihleri arasında AKM'de T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle düzenlenecek 3. İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin ana sponsoru oldu. PASHA Bank, Türkiye'nin ilk ve tek dijital sanat festivaline başlangıcından bu yana destek oluyor. Ulusal ve uluslararası 25 sanatçıyı ağırlayacak serginin küratörlüğünü, Türkiye'nin ilk yapay zeka küratörü Avind ile birlikte Julie Walsh ve Esra Özkan üstleniyor. Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu? temalı festivalde, Azerbaycanlı yapay zeka sanatçısı Shusha'nın çalışmaları da yer alacak. Dünyada yaklaşık 60 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan küresel sanat pazarında özellikle pandemiyle birlikte dijital sanat alanında üretilen eserlerin sayısı artmaya başladı. Küresel sanat piyasası içerisinde yükselen pazarlardan biri olan Türkiye'de de sanata yapılan yatırımlar devam ediyor. Bu anlamda Türkiye'de faaliyet gösterdiği 8 yıldan beri sanata verdiği destekle dikkat çeken PASHA Bank, 2021 yılından bu yana Türkiye'nin ilk ve tek dijital sanat festivali olan İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin ana sporluğunu üstleniyor. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle 2-5 Haziran tarihleri arasında AKM'de düzenlenecek festivalde, ulusal ve uluslararası 25 sanatçının dijital eserleri sergilenecek. Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu? temalı festivalin küratörlüğünü, Türkiye'nin ilk yapay zeka küratörü Avind ile birlikte Julie Walsh ve Esra Özkan üstleniyor. Azerbaycanlı yapay zeka sanatçısı Shusha'nın eserlerinin yer aldığı festival, herkese açık ve ücretsiz. Festival boyunca işitsel ve görsel performansların yanı sıra yapay zeka, girişimcilik, biosanat, biotasarım, 6G teknolojileri gibi pek çok konuda panel ve atölyeler de gerçekleştirilecek. PASHA Bank'ın dijital sanata yönelik destekleri hakkında bilgi veren PASHA Bank Genel Müdür Vekili Hale Yıldırım; Kurulduğumuz günden bu yana PASHA Bank, sanata destek vermeyi sürdürüyor. 2021 yılında sponsoru olduğumuz ve Türkiye'de ilk kez dijital sanat üzerine düzenlenen İstanbul Dijital Sanat Festivali 'ın 2022 yılında da resmi sponsoru olduk. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle düzenlenen bu festivalde, Türkiye'nin ilk yapay zeka küratörü Avind eşliğinde 'Dünyadaki tek sürdürülebilir enerji insan yaratıcılığı mıdır?' konusu sergilendi. Ayrıca bölgede yarattığımız finansal sinerjiyi sanatsal boyuta taşıdığımız bu festivalde Azerbaycanlı yapay zeka sanatçısı Shusha, Karabağ'ın tarihten bugüne gelen eserlerini dijital sanatta yeniden yorumladı. Şimdi de 2-5 Haziran tarihleri arasında AKM'de T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle 3. kez düzenlenecek IDAF'ın yeniden ana sponsoru olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu seneki festivalde, 'Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu?' sorusunun cevaplarını arayacağız. Türkiye'nin ilk ve tek dijital sanat festivalinde, yerli ve yabancı 25 sanatçıyla birlikte bu kavramı sorgulayacağız. Sanatçılar, festivaldeki eserleri ile bilim, teknoloji ve sanatın kesişebileceğini gösterecek ve bu olgular arasındaki sınırların eriyerek yeni yollara nasıl evrilebileceğine ilişkin katkıda bulunacaklar dedi. Dijital Sanat Derneği'nin kurucularından olan ve derneğin başkan yardımcılığı görevinde bulunan PASHA Bank Genel Müdür Vekili Hale Yıldırım, 3 Haziran Cumartesi günü 14.00-15.00 saatleri arasında 6G Teknolojileri panelinde moderatör olarak yer alacak. PASHA Yatırım Bankası A. Ş., 25 Aralık 1987'de Yatırım Bank A. Ş. unvanıyla İstanbul'da kurulmuştur. PASHA Yatırım Bankası, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan arasındaki ticaretin gelişimine katkı sağlamak, bölgede yatırım yapan işletmelere kaynak ve rehberlik sağlamak üzere, yatırım bankacılığı ve kurumsal bankacılık ürünleriyle hizmet vermektedir. 2015 yılına kadar farklı sermaye gruplarının yönetiminde hizmet veren bankanın Aralık 2015 tarihi itibariyle yüzde 99,92 oranında sermaye payı, Bakü merkezli bölgesel finans kuruluşu PASHA Bank OJSC'ye geçmiştir. Mayıs 2018 itibariyle, Bankanın ortaklık yapısı yüzde 51 PASHA Bank OJSC, yüzde 49 PASHA Holding LLC olarak değişmiştir. Ayrıntılı bilgi için www. pashabank. com. tr adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/paslasmalar-evin-sanat-galerisinde/", "text": "İstanbul Okan Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi'nin her yıl düzenlediği Paslaşmalar isimli sergi 3 Şubat'ta Evin Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak. Evin Sanat Galerisi, 3 Şubat -26 Şubat 2022 tarihleri arasında İstanbul Okan Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi'nin her yıl düzenlediği Paslaşmalar isimli sergi serisinin yedincisine ev sahipliği yapıyor. Sergi bu yıl Forum başlığı altında gerçekleşiyor. Sergide; İstanbul Okan Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi'nden Batu Bozoğlu, Eda Çekil, Merve Ertufan, Mürteza Fidan, N. Kurucu Koçanoğlu, Alper Mazman, Dilek Tina Winchester ve Gizem Yücelen'in yanı sıra Evin Sanat Galerisi'nden ise; Setenay Alpsoy, Ahmet Elhan, Kader Genç, Işık Güner, Hakan Gürsoytrak, Temür Köran, Zulal'ın yapıtlarından oluşan seçki yer alacak. Kimi zaman sanatçıların birlikte üretimler yaptığı, kimi zaman üretimleriyle birbirlerine karşılık verdiği Paslaşmalar serisi, bu yıl farklı üretim biçimleri ve farklı yaklaşımlarla üretilmiş birbirinden bağımsız çalışmaları Forum yapısına atıfta bulunarak bir araya getiriyor. Çeşitliliğe ve farklı seslere vurgu yapan Paslaşmalar VII / Forum sergisi 26 Şubat 2022'ye kadar Evin Sanat Galerisi'nde izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pastel-javad-soleimanpoura-amerikadan-birincilik/", "text": "American Pastel Journel Dergisi tarafından düzenlenen yarışmaya katılan yüzlerce eser arasında dünya birincisi olan İranlı ressam Javad Soleimanpour bu haberi dostlarıyla paylaştı. Sanatçı 2009 yılında yine American Pastel Journel Dergisi tarafından hazırlanan uluslararası Pastel'100 yarışmasının peyzaj kategorisinde 11 bin eser arasında dünya birinciliği kazanmıştı. Türkiye'yi 2 binli yılların başlarından bu yana ikinci vatanı kabul eden Javad Soleimanpour, 40 yılı aşkın bir süreden beri resim yaptığını belirterek, son nefesime kadar resim yapmak en büyük hayalimdir. Resim yaparken kendimden geçiyorum, zamanı unutuyorum ve çok mutlu oluyorum diyor. İstanbul'a hayran olan ressam, İstanbul peyzajları yapmaktan büyük keyif alıyor ve eserleri de, ülkemizin ileri gelen koleksiyonerleri tarafından satın alınıyor. 2021 yılı için gerek pastel ve yağlı boya çalışmaları, gerek Moda'daki atölyesinde vereceği desen dersleri ile yoğun bir yıl beklediğini kaydeden Javad Soleimanpour, bu yıl içerisinde yeni sergiler açacağının müjdesini de veriyor. Javad Soleimanpour 1965 yılında İran'ın Tebriz şehrinde doğdu. Tebriz Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra aynı üniversite de danışmanlık yaptı. 1978'de ilk sergisini başarıyla tamamladı. Saadabat Sarayı Müzesi'nde dünyaca ünlü resimlerin kopya çalışmalarında bulundu. 1993 yılında katıldığı uluslar arası yarışmadan birincilikle ayrıldı. 1998- 2010 seneleri arasında, Seven Sanat Galeri'nde kişisel sergiler düzenledi. Çalışmış olduğu pek çok pastel ve yağlı boya eser, ülkemizin ileri gelen koleksiyonerleri tarafından edinilmiştir. Değişik ülkelerde 50'yi aşkın sergi düzenledi. Halen Moda'da kendi atölyesinde çalışmakta olup, pastel, yağlı boya ve desen dersleri vermektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pataradaki-buyuk-cumhuriyet-konseri-galata-kulesinden-yansitildi/", "text": "Cumhuriyetin 97. yılı kutlamaları kapsamında Patara Antik Kenti'nde 29 Ekim Büyük Cumhuriyet Konseri düzenlendi. Antalya'da düzenlenen konser, Galata Kulesi'ne de yansıtılarak sanatseverlerle buluşturuldu. Antalya'nın Kaş ilçesi yakınlarındaki Patara Antik Kenti'nde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında, İletişim Başkanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğinde Büyük Cumhuriyet Konseri düzenlendi. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası tarafından Patara Antik Kenti Meclis Binası'nda gerçekleştirilen Büyük Cumhuriyet Konseri, 29 Ekim'de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yılına işaret etmek amacıyla saat 19:23'te İstiklal Marşı ile başladı. Yarım saat süren konser, televizyon kanallarından ortak ve naklen yayımlandı. Antalya'da düzenlenen konser, Galata Kulesi'ne de yansıtılarak sanatseverlerle buluşturuldu. Yüzlerce vatandaş, Galata Kulesi'ne yansıtılan Büyük Cumhuriyet Konseri'ni dinledi. 29 Ekim 1923'te Atatürk'ün önderliğinde cumhuriyet ilanı, o dönemde Kaş'ta ulaşım ve iletişim zor şartlarda gerçekleştiği için 3 gün sonra öğrenildi. Halk, coşkuyla meydana toplandı, Meis Adası'ndan görülebilecek büyüklükte ateş yaktı ve Cumhuriyetin kuruluşunu kutladı. O günden bugüne Cumhuriyetin kuruluşu, Kaş'ta coşkuyla kutlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/paylastikca-cogalan-zenginlik-sergisi-troya-muzesinde/", "text": "OPET'in 2006 yılından bu yana sürdürdüğü sosyal sorumluluk projesi Tarihe Saygı'nın 15 yıllık hikayesine ışık tutan Paylaştıkça Çoğalan Zenginlik! sergisi, 4 Eylül'de Troya Müzesi'nde açıldı. Sergi ile Gelibolu'da başlayıp 2018'de kadim Troya topraklarında devam eden OPET Tarihe Saygı projesinin öyküsü, Troya Müzesi'nin büyülü atmosferinde ziyaretçilerle buluşuyor. İki ay sürecek sergi, farklı kültürel etkinliklere de sahne olacak. OPET'in Tarihe Saygı Projesi kapsamında Gelibolu Tarihi Alanı'nda gerçekleştirdiği tüm çalışmalar ile 2018 Troya Yılı kapsamında 'Arkeo-Köy' kimliği kazanan Tevfikiye ve Etno-köy olarak yenilenen Çıplak Köyü'ndeki dönüşümün hikayesi, Paylaştıkça Çoğalan Zenginlik! Çanakkale'nin Kültür Mirası: Gelibolu'dan Troya'ya OPET Tarihe Saygı Projesi sergisi çatısı altında, Yılın Müzesi seçilen Troya Müzesi'nde sanatseverlerle buluşuyor. Paylaştıkça Çoğalan Zenginlik sergisi, sosyal sorumluluk anlayışına yeni bir boyut kazandıran Tarihe Saygı Projesi'nin 15 yıllık serüvenine ayna tutuyor. Çanakkale topraklarında hayata geçirilen fiziksel ve toplumsal dönüşümü tüm yönleriyle ele alan sergi, 4 Eylül 4 Kasım 2021 tarihleri arasında sürecek. Bir kolu da Tevfikiye Galeri'de yer alan sergi; söyleşiler, belgesel gösterimleri ve Çıplak Köyü'nün kültürel tarım mirasını anlatacak etkinliklerle doyurucu bir içerik sunuyor. Bu kapsamda Çanakkale tarihini ve Troya arkeolojisini, bölgede yaşayanların anı ve deneyimleri üzerinden ele alacak canlı söyleşiler, kökleri Troya'ya uzanan geleneksel üretim tekniklerine dair sunumlar 2 aya yayılan bir takvimde hayata geçirilecek. Bu toprakları savunmak adına verilmiş iki tarihi mücadeleyi, Çanakkale Savaşları ile Troya Savaşı'nı kültürel birikimler ışığında ele alan OPET Tarihe Saygı Projesi, tarihi ve kültürel zenginliklerin paylaşarak çoğalacağı bilincini yerleştirmeyi hedefliyor. Proje, 2006 yılında kültür mirasımızın çok katmanlı izlerini barındıran Çanakkale'de Gelibolu yarımadasında başladı. Topraklarımızın taşıdığı zenginliklerin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması, ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtılması hedefiyle hem fiziksel bir yenilenmeyi hem de toplumsal dönüşümü bir arada ele alan, yenilikçi bir sosyal sorumluluk anlayışıyla hayata geçirildi. Ekonomik, sosyal ve kültürel yönden çok katmanlı bir gelişim için bölge sakinlerini, resmi kurumları ve sivil organizasyonları karar alma süreçlerine dahil edip kültür mirası etrafında birleştirerek, işbirliği, paylaşım ve kalkınma odaklı özgün bir model uygulandı. Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı'nda, dört yıl gibi kısa bir sürede 8 köy, 2 şehitlik, 2 camii yenilendi, 6 müze ve kültür merkezi, 3 anıt projesi hayata geçirildi, Eceabat Opet Tarihe Saygı Parkı ile bir ortaokul bölgeye kazandırıldı. Tarihi Alan içerisinde yer alan ve buram buram tarih kokan köyler yepyeni bir çehre ve tarihlerine yaraşır bir kimlik kazandı. Yerel kalkınma odaklı çalışmalar çevresini, tarihini ve kültürel değerlerini koruma bilinciyle desteklenirken, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı'ndaki köyler özgün bir görünüme büründü. 2018 Troya Yılı vesilesiyle OPET Tarihe Saygı Projesi Çanakkale'nin Troas bölgesine taşındı. Bir dünya mirası olan Troya'nın kültürel zenginliklerini paylaşarak çoğaltmak amacıyla bölgede yaşayan ve binlerce yıllık kültürel geçmişe sahip Son Troyalıların köylerine yepyeni bir çehre kazandırıldı. Troya Milli Parkı içinde bulunan Tevfikiye Köyü arkeolojiyle iç içe geçen tarihinden, Çıplak Köyü ise Troya bölgesinin kültür mirasının zenginliklerinden ilham alarak kurgulanmış konseptlerle yenilendi, değişti ve dönüştü. Köylülerin aktif katılımıyla hayata geçirilen Tevfikiye Arkeo-Köy ve Çıplak Etno-Köy uygulamaları, Ören Yeri ile Müze'nin temsil ettiği değerleri bu toprakların insanlarının kırsal mirasıyla birleştirerek yaygınlaştırmayı, yaşatarak ve paylaşarak zenginleştirmeyi hedefledi. Köylerde hayata geçirilen fiziksel ve sosyal dönüşüm, bölge insanının yaşam kültürü üzerinden Troya'yı bugünle buluşturdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pechakucha-night-istanbul-29-kez-gerceklesiyor/", "text": "PechaKucha Night İstanbul Vol. 29, Kenti Yeniden Düşünmek başlığı ile yapılacak. 13 Haziran 2023 Salı akşamı İstanbul'da Han Spaces Piyalepaşa ev sahipliğinde saat 19:30'da başlayacak etkinlikte, 'Kenti Yeniden Düşünmek' teması etrafında birbirinden değerli 7 konuşmacı sahnede bizlerle deneyimlerini, görüşlerini ve projelerini paylaşıyor olacak. PechaKucha 20 slayt x 20 saniye kuralına dayanan bir sunum formatıdır. PechaKucha Night bu formatta sunumların yapıldığı bir networking etkinliğidir. PechaKucha Night etkinlikleri dünyanın 1300'den fazla şehrinde 20 yıldan uzun süredir yapılmaktadır. PechaKucha Night İstanbul etkinlikleri ise 2009 yılından bu yana düzenli olarak gerçekleştirilmektedir. Etkinlik, kayıt üzerinden katılıma açık ve ücretsiz olarak düzenlenmektedir. Yaşanan deprem felaketi kentlerin sadece binalardan ibaret olmadığını; kent dokusunu oluşturan yüzlerce, belki de binlerce farklı maddi ve manevi bileşenin de bulunduğunu ve kenti yeniden tanımlarken bize ışık tutabileceğini gösterdi. PechaKucha Night İstanbul Vol.29 etkinliğinde 'Yaratıcı Şehirler' ekseninde kenti kent yapan bu bileşenleri 'Kenti Yeniden Düşünmek' başlığı altında konuşacağız. Yüksek İç Mimar @Nursemaozturkdesign. @Hüseyinyorulmaz, Yapımcı, Yazar ve Storyteller @Elif Dağdeviren sahneyi paylaşacaklar. Etkinlik, genel katılıma açık ve ücretsiz olarak düzenlenmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/peep-art-space-asmalimescitte-aciliyor/", "text": "Geçtiğimiz Kasım ayından beri faaliyetlerini daha çok dijital alanda gerçekleştiren Beyoğlu'nun yeni sanat mecrası Peep Art Space, Asmalımescit'teki mekanını açmaya hazırlanıyor. Bir yıllık macerada adını kulaktan kulağa fısıltı ile duyuran Peep, yeni mekanında ziyaretçilerine içinde özel kitapların bir araya toplandığı bir kütüphane ile gösteri ve sergi ortamı sunuyor. Temmuz ayında hedeflerini paylaşmak için sanatçılar, yazarlar, müzisyenler, sinemacılar ve gazetecileri buluşturduğu bir akşam yemeği düzenleyerek bu sene açılacağının haberini veren Peep Art Space, bu davetle buluşturduğu üretenlere birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı sağlayarak, mekanın kuruluşunun birleştirici ve destekleyici temeller üzerine atılacağının da mesajını vermişti. Şimdiye kadar yapımcılığını üstlendiği kliplerin videolarını, aralarında Deniz Tekin, Evdeki Saat, Ricardo Moyano&Enver Mete Aslan, Serkan Emre Çiftçi, VISAL Velican Sagun & Bora Çifterler, Volkan İncüvez, Vural Köfteci ve Bergama Viran Kapı Orkestrası'nın yer aldığı performansları YouTube üzerinden paylaşan Peep, ilerleyen günlerde çeşitli film ve sanat festivalleri kapsamında gerçekleşecek etkinliklere de yer vermeyi planlıyor. Güncel sanat sergilerine de ev sahipliği yapabilecek şekilde tasarlanan mekan, gerçekleşecek sergiler, atölyeler, buluşmalar ve özel konseptli etkinliklerle sanat ve teknoloji ile ilgilenen, kültür-sanat alanına gönül vermiş kişileri kendi mekanında ağırlamaya hazırlanıyor. Yeni projeler doğurabilecek insanlarla, süreklilik sağlayabileceği bir iletişim yaratmayı amaçlayan Peep Art Space'in Kasım ayında paylaşılacak programı ile şimdiye kadarki faaliyetlerini sosyal medya hesapları üzerinden takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pelin-togrulun-kisisel-sergisi-toro-karakoy-art-galleryde-aciliyor/", "text": "1 Kasım 2022 Salı günü Galataport'a 300 metre mesafedeki Toro Karaköy Art Gallery'de yeni kişisel sergisini açacak olan Pelin Toğrul, saat 18.00'de sanatseverlerle buluşacak. Sergi, hafta içi 10.00 ile 17.30 saatleri arasında, hafta sonu ise sadece cumartesi günleri 10.00 ile 17.30 saatleri arasında ziyarete açık olacak. Ben Pelin Toğrul. 1982 yılında İstanbul'da doğdum. Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde ortaokul, Robert Kolej'de lise ve Koç Üniversitesi'nde ekonomi eğitimi aldım. 10 yıllık kurumsal hayat tecrübemden sonra yaratıcı işler yapmak istediğime karar verdim. Bunun üzerine LaSalle College İstanbul'da iç mimarlık eğitimine başladım. Orada aldığım eğitimden sonra ise duvar sanatı ve doku eğitimi alıp, bunları tablolaştırmaya karar verdim. Aslında hep aklımda soru olan kurumsal yaşamımda varoluşumla hayata ne kattığım ve sonrasında benden geriye ne kalacağı, benim tekrar kariyer planımı gözden geçirmeme sebep oldu. Bunu kurumsal hayatta gerçekleştiremeyeceğimi fark ettiğim andan itibaren bu düşüncem yoğunlaştı ve hayata geçirmek istedim. Sosyal medya üzerinden Saliha Doğan ve Meral Can'ın sayfalarını takip etmeye başladıktan sonra duvar ve doku sanatı eğitimi aldım. Uzun bir süre üzerine çalıştıktan sonra münferit olarak da çalışmaya başladım. Doğadan; renkleri, şekilleri ve paternlerinden; duygulardan; mutluluk, üzüntü, coşku, vb.. Kısacası aslında doğal olan her şeyden etkilenebiliyorum. Fransa, Amerika, İtalya, İspanya, Güney Kore gibi daha birkaç farklı ülkeyi gezme fırsatım oldu. Hepsinde etkilendiğim yerler oldu ama en çok Barcelona'da bulunan, Antonio Gaudi'nin eseri Casa Batllo beni etkiledi. Art nouveau tarzında denizden ilham alan, farklı bir yaklaşımla doğayı fantastik bir şekilde gözler önüne seren bir eser. İçine girdiğimde beni hayali bir dünyadaymışım gibi hissettirmişti. Rumsos Galeri'nin GalleryNext ile düzenlediği karma sergide bulunmak, benim için çok heyecan vericiydi. Çünkü öncelikle benim ilk sergimdi ve çok değerli sanatçıların sergide bulunması, beni onurlandırmasının yanında yepyeni bir hayatın içine soktu. Yaptığım eserleri nasıl sergileyebilirim derken karşıma çıkan bir fırsattı. Çok heyecan ve gurur verici bir sergiydi. Eserlerime olan ilgi ise beni daha da onurlandırdı. Daha bir ay olmadan Bodrum'da ikinci bir sergiye katıldınız. Bununla ilgili duygu ve düşüncelerinizi de almak isteriz. Bodrum'daki sergi de ilk sergideki heyecanımı devam ettiren bir sergi oldu. Bir önceki sergiden 2 eserim ve yeni yaptığım 3-4 eserimle katıldım. Yine farklı bir tarz olarak ilgi gördü ve daha ilk gün, bir eserimi yeni sahibiyle buluşturmuş oldum. Her gün yeni bir heyecan ve mutluluktu benim için. Evet, öncelikle kasım ayının başında Toro Karaköy Art Gallery'de solo sergim olacak. Aynı zamanda Selanik'te de bir fuara katılmayı planlıyorum. Farklı teknikler uygulayarak, duvar sanatını duygularımla tablolaştırmaya devam etmeyi planlıyorum. Doğanın güzelliklerini eserlerime yansıtarak, ben de kendi hayali dünyamı ölümsüzleştirmek istiyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pen-yazarlar-derneginden-yeni-karar-tacize-karsi-onur-komisyonu-kurulacak/", "text": "PEN Yazarlar Derneği, kadın yazar, çevirmen ve yayıncıların maruz kaldıkları taciz ve benzeri davranışlara karşı önleyici bir adalet sağlamak amacıyla, Onur Komisyonu kurma kararı aldı. PEN Yazarlar Derneği, edebiyat sektöründeki kadın yazar, çevirmen ve yayıncıların maruz kaldıkları taciz ve benzeri davranışlara karşı önleyici, onarıcı bir adalet sağlamak amacıyla, sektörün bütün unsurlarını bir araya getiren bir Onur Komisyonu kurma kararı aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası, Çevirmenler Birliği, Türkiye Yayıncılar Birliği gibi kurumlara ortak çalışma çağrısı yapan PEN, komisyonun hem bu tarz vakalar olduğunda mağdurun başvurusuyla faile gerekli uyarıları yapmayı, hem de mağdura avukat, psikoterapist gibi ilgili mesleklerin gönüllü desteğini sunmayı hedeflediğini belirtti. PEN gerek ev duvarları arasında, gerekse kamu alanında kadına yönelik tüm şiddet biçimlerinin tehlikeli sansür türlerine yol açtığı görüşündedir. Dünyanın her yerinde kültür, din ve gelenek çoğu kez insan haklarından üstün tutulmakta, kadın ve kızlara zarar vermeye yönelik birer gerekçe sayılmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-filmden-dunya-aids-gunune-ozel-program/", "text": "Pera Film, her yıl Dünya AIDS Günü kapsamında gösterime sunduğu Buradayım! adlı film programına bu sene, Visual AIDS'in Yayılımlar seçkisiyle devam ediyor. Dünyanın farklı bölgelerinde HIV ile yaşamak zorunda olan insanların gerçek hikayelerine odaklanan videolar, AIDS ve COVID-19 salgınlarının ortak noktaları, farklılıkları ve sergiledikleri eşitsiz dağılım üzerine düşünme olanağı da sağlıyor. Program, 1-22 Aralık tarihleri arasında Pera Müzesi web sitesi üzerinden izlenebilir. Pera Müzesi Film ve Video Programları, 1 Aralık Dünya AIDS Günü çerçevesinde düzenlediği Buradayım! adlı film programının 4. yılında, çağdaş sanat organizasyonu Visual AIDS'in Yayılımlar seçkisini izleyicilerle buluşturuyor. Küresel AIDS salgını hakkında bilgilendirme yapmaktan ziyade, dünyanın dört bir yanında HIV ile yaşayan insanların birbirinden farklılaşan ve örtüşen deneyimlerine dair iç görüler sunan Yayılımlar, Amerika dışında farklı geçmişlere sahip insanlara da seslerini duyurabilecekleri bir platform sağlıyor. 6 sanatçı tarafından özel istek üzerine üretilen videolar, Güney Amerika'da HIV ile yaşayan kadınların görünmez kılınması, Hindistan'daki etkisiz Batılı halk sağlığı kampanyaları, Uganda'daki gençlerin karşı karşıya kaldığı toplumsal damga ve ifşalar gibi çok çeşitli konuları mercek altına alıyor. Dünya yeni bir virüs olan COVID-19 ile yaşamaya adapte olmaya çalışırken, bu videolar iki salgın hastalığın ortak noktaları, farklılıkları ve coğrafya, ırk, cinsiyet açısından sergiledikleri eşitsiz dağılım hakkında düşünme olanağı sağlıyor. Visual AIDS'in Day With Art 2020 etkinliği kapsamında gösterime sunduğu Yayılımlar seçkisi, HIV ve AIDS'in ABD dışındaki hayatları nasıl etkilediğini işleyen altı videodan oluşuyor. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki kültür sanat kurumlarının iş birliğiyle gerçekleşecek gösterimler, yine farklı coğrafyalardan sanatçıları bir araya getiriyor: Jorge Bordello, Gevi Dimitrakopoulou, Las Indetectables, Lucia Egana Rojas, Charan Singh ve George Stanley Nsamba. Meksikalı sanatçı Jorge Bordello korku filmi ve sessiz film estetiğini kullandığı Sağlık Bakanlığı'nda, ilaçların, Tlaxcala kentinde HIV ile yaşayan dört erkek üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor. Feminist görsel sanatçı ve yönetmen Gevi Dimitrakopoulou'nun Bu Doğru; Zak, Yaşamı ve Sonrası adlı videosu, 2018'de Atina'da alenen linç edilerek öldürülen tanınmış kuir AIDS aktivisti Zak Kostopoulos'un bir portresini sunarken, bu cinayetin tetiklediği tepkiye de ışık tutuyor. Şilili müzik grubu Las Indetectables'in imzasını taşıyan Kendime Dikkat Ediyorum, sömürgeci sağlık paradigmaları, günahkarlık ve HIV ile yaşayan insanların maruz kaldığı toplumsal damga arasındaki ilişkiyi, ülkenin kapitalist ve neoliberal rejimi bağlamında sorguluyor. HIV ve AIDS'in cinsiyet temelli temsillerine meydan okuyan Şilili sanatçı Lucia Egana Rojas ise, yazar Lina Meruane'nin kadınlarda görünmezlik sendromu olarak adlandırdığı durumu, HIV ile yaşayan kadınların bu salgına ilişkin diyaloglarda yer alamaması üzerinden odağına alıyor. Çalışmalarını Yeni Delhi ve Londra'da sürdüren Charan Singh, Adına Aşk Dediler Ama Gerçekten Aşk Mıydı? adlı videoda, Hindistan'daki halk sağlığı kampanyalarıyla bir risk grubuna indirgenen ve yanlış kalıplara sokulan lubunyaların hayatından kesitler sunuyor. Yönetmen, şiir performansı sanatçısı ve insan hakları aktivisti George Stanley Nsamba'nın Amaç Bulmak adlı çalışması ise Uganda'da HIV ile doğan gençlerin yaşamları hakkında bir film yapma deneyimini ve projeyi çevreleyen yaygın toplumsal damgaları irdeliyor. Buradayım!: Yayılımlar film programı, 1 22 Aralık tarihleri arasında Pera Müzesi web sitesi üzerinden çevrimiçi olarak izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-filmden-minyatur-2-0-sergisine-ozel-cevrimici-program-iceri-adim-disari-adim/", "text": "Pera Müzesi Film ve Video Programları, geleneksel minyatür sanatının güncel yorumlarını bir araya getiren Minyatür 2.0 sergisi çerçevesinde yeni bir film seçkisi hazırladı. Sergide işaret edilen konuların izini süren çevrimiçi program, 11-24 Aralık tarihleri arasında Pera Müzesi web sitesi üzerinden izlenebilir. Pera Film yeni yıla, Pera Müzesi'nin Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür sergisi kapsamında hazırladığı seçkiyle merhaba diyor. Minyatürden yola çıkan eserlerdeki farklı yaklaşımları ve ortak prensipleri açığa çıkaran sergide yer alan sanatçıların ortak noktasını, dünyaya minyatür aracılığıyla bakmaları oluşturuyor. İçeri Adım, Dışarı Adım başlıklı film programı ise, sanatçıların sergide minyatürü kullanarak işaret ettiği konuların izini süren, hikayelerine hem içeriden hem de dışarıdan bir gözle bakmaya çalışan üç filme yer veriyor. Genç yönetmenler Su Baloğlu ve Merve Bozcu'nun imzasını taşıyan Onun Filmi, on dört yönetmen kadının Türkiye sinemasında kadın sinemacı olmayı, kadın olmayı anlattıkları bir dünyanın hikayesini ekrana taşıyor. Ali Kemal Çınar'ın ikinci uzun metraj filmi olan Gizli, 30 yaşına geldiğinde bir kadına dönüşeceğini öğrenen bir gencin hikayesini anlatıyor. Seçkinin diğer filmi, ödüllü belgesel Kamerayla İzdivaç ise, Esra Erol'un bir fenomene dönüşmüş programının kamera önü ve arkasından çok etkileyici kesitler sunuyor. İçeri Adım, Dışarı Adım film programı, 11 24 Ocak 2021 tarihleri arasında Pera Müzesi web sitesi üzerinden çevrimiçi olarak izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-filmden-yeni-program-arkasi-simdi/", "text": "Pera Film, 29 Eylül 23 Ekim 2021 tarihleri arasında Pera Müzesi'nde Arkası Şimdi! başlıklı aralıksız dizi gösterimlerinden oluşan programa ev sahipliği yapıyor. İnternet yapımlarının giderek arttığı, büyük film festivallerinin dahi yarışma bölümleri oluşturduğu bir format olarak diziler, son yıllarda birçok önemli yönetmenin de filmografisine girmeye başladı. İlki 2019'da gerçekleştirilen Arkası Şimdi!'nin ikinci programında, Avustralya ve ABD'den, yapım yılı 2014'ten 2018'e yayılan beş dizi izleyicilerle buluşuyor. Stand-up gösterileri Nanette ve Douglas ile tanınan Avustralyalı komedyen Hannah Gadsby, Hannah Gadsby'nin OZ'u adlı yapımda, ülkesinin ulusal kimliğini keşfe çıkıyor. Keskin zekası ve her şeyin derinine inme arzusuyla kıtanın dört bir yanını dolaşan Gadsby, bu sürecin sonunda Avustralya kimliğine dair bilinen her şeyi baştan tanımlıyor. Ödüllü filmi 52 Salı ile çok konuşulan Sophie Hyde'ın imzasını taşıyan Lanet Adelaide, Güney Avustralya'nın Adelaide şehrinde yeniden bir araya gelen bir ailenin hikayesini anlatıyor. Annelerinin evi satacağını öğrenen aile mensuplarının, birliktelik duygularını kaybederek kaosun içine sürüklenmesini konu alan dizi, geçmişle yüzleşme halindeki altı karakterin bakış açısından anlatılıyor. Karşınızda, Desmondo Ray! karanlık bir dünyada aşkı arayan tuhaf bir adamın hikayesini konu alıyor. Aşkın en beklenmedik yerden çıkabileceğini, karanlık ve kasvetli bir dünyada dahi kalbin her zaman yıldızları takip etmesi gerektiğini gösteren animasyon dizinin yönetmenliğini Steve Baker üstleniyor. Yönetmen Shaina Feinberg, kadınlar ve kuirlerden oluşan bir arkadaş grubunu odağına alan Dinette dizisinde, gerçekleri sakınmadan söyleyen bir oyuncu kadrosuyla kırılgan maskülinite ve patriyarka konularını skeçler halinde işliyor. Sarah Silverman'ın yapımcılığını üstlendiği Lütfen Anla Beni ise her bölümde birbiriyle taban tabana zıt iki komedyeni gerçek bir terapist ile karşı karşıya getiriyor. Terapist seansı yürütmeye çalışırken iki sevgili ya da kardeşi canlandıran komedyenler bu kurgulanmış ilişkinin çılgınlığını gözler önüne seriyor. Böylece izleyiciyle kurgusal bir ekran ortaklığı oluşturuluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesi-felis-odulu-aldi/", "text": "Pera Müzesi ve Meditopia iş birliğiyle, Kabuk Studio'nun katkılarıyla hazırlanan İstanbul Panoraması'na Farkındalıkla Bakış deneyim videosu, pazarlama ve iletişim dünyasının en prestijli ödül programlarından MediaCat Felis'te ödüle layık görüldü. Brand Week İstanbul kapsamında bu yıl on sekizincisi düzenlenen MediaCat Felis Ödülleri, Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleşen görkemli törenle sahiplerini buldu. Bu yıl 4 bin 272 başvurunun yapıldığı Felis Ödülleri'nde Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Meditopia iş birliği ve Kabuk Studio katkılarıyla hazırladığı İstanbul Panoraması'na Farkındalıkla Bakış deneyim videosu ile Digital & Mobile Felis bölümünün Hareketlendirme ve Animasyon Tasarımı kategorisinde Felis Ödülü'nün sahibi oldu. Sanatseverleri Antoine de Favray'nin 18. yüzyılda tuvale resmettiği İstanbul Panoramasının içinde üç boyutlu bir gezintiye çıkaran dijital deneyim videosu, bu yaklaşımıyla sanatı bilinçli farkındalık ile buluşturuyor. Tuvalden dijital platforma taşınan, eşsiz detaylarla dolu bu sanat eserinin içinde meditasyon müzikleri eşliğinde keyifli bir gezintiye çıkan sanatseverler, 18. yüzyıl İstanbul'una ait ayrıntıları incelerken içlerinde uyanan duyguları da keşfetme fırsatı buluyor. Ekranlarından yüzyıllar öncesinin İstanbul manzarasına üç boyutlu bakarken ses ve meditatif müzik eşliğinde zihinsel bir yolculuğa çıkmak isteyenler, İstanbul Panoraması'na Farkındalıkla Bakış videosunu Pera Müzesi YouTube kanalından ücretsiz izleyebiliyor. Yaratıcılığın etkisini değerlendiren, bölüm ve kategorileriyle Türkiye'nin en kapsamlı yaratıcılık yarışması olan MediaCat Felis Ödülleri'nin Digital & Mobile Felis bölümü, teknolojiyi ve yaratıcılığı bir araya getiren; çevrimiçi, yenilikçi, yaratıcı ve teknolojik çözümlerle marka değerini yükseltme amacı taşıyan dijital ve mobil işleri ödüllendiriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesi-ile-istanbul-arastirmalari-enstitusunden-iki-yeni-sergi/", "text": "Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 23 Kasım 2021 6 Mart 2022 tarihleri arasında Bizans hakkında yapılmış bilimsel araştırmaları inceleyen İstanbul'dan Bizans'a ve Bizans'ın popüler kültürdeki temsillerini ele alan İstanbul'da Bu Ne Bizantinizm?: Popüler Kültürde Bizans başlıklı sergilere ev sahipliği yapıyor. İstanbul'dan Bizans'a, Bizans mirasına dair yeni bir uluslararası ve yerel farkındalığın oluşmasında İstanbul'un merkezi rolünü inceliyor ve Zengin bir arkeolojik eser ve arşiv seçkisi ile etkileyici canlandırmaları bir araya getiriyor. İstanbul'da Bu Ne Bizantinizm? ise edebiyattan video oyunlarına, çizgi romandan müziğe, sinemadan modaya, farklı alanlarda Bizans algısına ait ortak temaları bir araya getiriyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde yer alan Bizans eserlerini odağına alan bu sergilerden ilki, İstanbul'dan Bizans'a: Yeniden Keşfin Yolları, 1800 1955 adını taşıyor ve Bizans araştırmalarının İstanbul'daki gelişimine ışık tutuyor. İstanbul'dan Bizans'a sergisi, Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nün ortak çalışmasıyla, Bizans sanatı uzmanı Brigitte Pitarakis'in küratörlüğünde hazırlandı. Osmanlı başkentinin, Bizans araştırmalarının şekillenmesindeki merkezi rolünü irdeleyen sergi, bugüne kadar yeterince çalışılmamış bir alana mercek tutarken, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Bizans koleksiyonları başta olmak üzere etkileyici bir arşiv seçkisini sanatseverlerle buluşturuyor. Bu seçkiye Türkiye'den ve dünyadan, önemli bir çok kütüphane ve arşiv kurumu ile özel koleksiyonlar katkıda bulundu. Döneme özgü, gösterişli bir üslupta resimlendirilmiş nadir kitaplar, baskı ve haritalar, orijinal arşiv fotoğrafları, belge ve resimler sergide tematik bir bütünlük içinde bir araya getirildi. Nejad Melih Devrim ve Fikret Mualla'nın Bizans'tan esinlenen resimleri, bu mirasın modern sanat üzerindeki etkisini ortaya koyarken, A. Tayfun Öner'in İstanbullu gökbilimci Eugene Antoniadi'nin olağanüstü kariyerini ele alan üç boyutlu animasyonu Bizans'a bilim kurgu merceğinden bakıyor. On dokuzuncu ve yirminci yüzyılın başında, İstanbul'da jeopolitik, diplomatik, akademik, sanatsal ve yerel çıkarların kesişmesi, zengin ve ortak bir miras olarak Bizans geçmişine dair bilinci artırmıştır. Konstantinopolis'e dair basitleştirilmiş oryantalist bakışı kırmaya yönelik adımlar atılarak, arkeolojik buluntular akılcı bir yaklaşımla yeniden ele alınmaya başlanır. İstanbul'un Bizans geçmişini belgelemeye çalışanlar, şehrin kültürel mirasının korunmasında yol gösterici olmakla sınırlı kalmayıp, bilimsel araştırma yöntemleri de geliştirir. Bizans'a bilimsel bir yaklaşım getiren ve bugüne kadar yeterince çalışılmamış bu gelişmeler, Pera Müzesi'nde ziyarete açılan İstanbul'dan Bizans'a: Yeniden Keşfin Yolları, 1800 1955 sergisinde gözler önüne seriliyor. Altı bölümden oluşan serginin ilk bölümü, İstanbul'un çok kültürlü kimliğini, kültürel ve entelektüel canlılığını ve Batı'da Bizans çalışmalarının gelişmesine yol açan dinamikleri anlamak için gereken arka planı sunuyor. İkinci bölümde Bizans topografyası, mimarlığı, yazıtları ve eserleri üzerine yapılan araştırmalar sunulurken, üçüncü bölüm Bizans eserlerine gösterilen ilginin geç dönem Osmanlı İmparatorluğu'nun modern devlet imajını perçinlemede, Müze-i Hümayun'un merkezi rolünü inceliyor. Dördüncü bölümde ziyaretçileri, İstanbul'un modernleşmeyle birlikte yok olan ahşap konut dokusuna ve yangın, deprem gibi nedenlerle boşalan arazilerde ortaya çıkan Bizans kalıntılarına ait belge ve fotoğraflar karşılıyor. Beşinci bölümde Bizans kalıntılarını, yapı ve topografyasını kayıt altına almak üzere mimar, fotoğrafçı, kartograf, ressam gibi farklı disiplinlerden profesyonellerin hazırladıkları ayrıntılı haritalar yer alıyor. Serginin son bölümü ise İstanbul'da Bizans'ın yeniden keşfinin yarattığı merakın sanatsal üretime etkilerini gösteriyor. Sergide, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde yer alan Bizans eserlerinin yanı sıra; Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu'na ait zengin fotoğraf ve kitap seçkisine, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Alman Arkeoloji Enstitüsü, Ömer Koç, Serap Kayhan, Dr. Safder Tarim, Büke Uras koleksiyonlarından ve Birmingham Üniveristesi Doğu Akdeniz Arşivi, Dumbarton Oaks Araştırma Kütüphanesi, Fransa Milli Kütüphanesi, College de France Bizans Kütüphanesi Fonds Whittemore, Paris EPHE, Phototheque Gabriel Millet arşivlerinden derlenen kitap, baskı, harita, fotoğraf, belge ve resimler eşlik ediyor. İlhamını Pera Müzesi'nde düzenlenen İstanbul'da Bizans'ı Keşfetmek: Bilim İnsanları, Kurumlar ve Mücadeleler, 1800 1955 başlıklı sempozyumdan alan sergi, İstanbul'un 1800 1955 yılları arasındaki ekonomik, kültürel ve siyasal değişimlerinin Bizans mirasına etkisini, Bizans'ın yeniden keşfini ve bu mirasın geniş bir ilgi alanına dönüşümünü aktarıyor. İstanbul Bu Ne Bizantinizm? sergisi, adını Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Panorama adlı romanından alıyor. Türkiye'nin yakın tarihinden bir dönemi, İkinci Dünya Savaşı sonrası yılların toplumsal ve siyasal karmaşasını konu edinen romanda 'Bu Ne Bizantinizm?' ifadesini romanın baş karakteri kullanıyor ve yazar, kendi karakterinin ağzından çıkan bu sözle, genç cumhuriyetin vatandaşları arasındaki kültürel ayrışmanın giderek keskinleşmesini, kimlik bunalımını ve çare olarak kör inançlara tutunmasını dile getiriyor. İstanbul'da Bu Ne Bizantinizm? sergisi, Bizans kiliselerinde ana mekan ile yalnızca din adamlarının girebildiği bölümü birbirinden ayıran bir ikonostasis ile açılıyor. Geleneksel olarak, kutsal kitabı betimleyen resimlerle kaplı bu duvar, bu kez Pera Müzesi'ndeki çağdaş tasarımla, Bizans ikonalarının zamanımızın ikonik karakterleri ve süper kahramanları üzerindeki etkilerini sergiliyor. Sergide 50'yi aşkın sanatçı, yazar, illüstratör, müzisyen, sinemacı ve moda tasarımcısının Bizans'a atfedilen eşsizliği ve egzotizmi farklı açılardan yorumlayan ve görselleştiren işleri yer alıyor. Max Bedulenko, Aluisio Cervalle Santos ve Yurii Nikolaiko sergide dijital illüstrasyonları ile yer alan sanatçılar ve Bizans şehri ile şehrin anıtsal mimarisine yeni perspektifler getiriyorlar. Jonathan Godoy, Stelios Faitakis, Taha Alkan, Xanthe P. Russell kutsal kitaptan alınan sahneleri dönüştürürken Peter Tirpak bir pop-art ikonunu, Aleksandar Todorovic ise Facebook'un kurucusunu birer aziz olarak betimliyor. Sıra dışı portreleri ile tanınan Scadarts bu kez Iphone aracılığıyla İmparatoriçe Irene mozaiği ile oynuyor. Moda tasarımcısı Özgür Masur Bizans'20 adını verdiği koleksiyonu, Ayşe ve Ece Ege'den oluşan Dice Kayek ise Victoria & Albert Müzesi ödüllü Ayasofya tasarımı ile Bizans ikonografisinin moda alanındaki yansımalarını işaret ediyorlar. Marco D'Amico'nun Vogue İtalyaiçin çektiği fotoğraflar yine Bizans imgesini öne çıkarırken bu ikonografinin çizgi roman dünyasındaki yansımalarını Romain Sardou'nun yazdığı, Carlos Rafael Duarte'nin resimlediği tarihi macera temsil ediyor. İllüstratör-tasarımcı Necdet Yılmaz sergideki işinde geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Ayasofya'nın ünlü kedisi Gli'yi bir göksel varlık olarak canlandırıyor. Tefrikaları ile tanınan gazeteci ve romancı Murat Sertoğlu'nun 1948 yılında yayınlanan romanı Bizansın Aşk İlahesi Teodora kitabının kapağı ve Kartal Tibet'in canlandırdığı Tarkan karakterinin yer aldığı Bizans Çöküyor filminin afişi ise Bizans'ı neredeyse her alanda bir antitez olarak kullanan, milliyetçi söylemlerle yüklü tarih yazımının sorunlarına ışık tutuyor. İstanbul'da Bu Ne Bizantinizm? sergisine eşlik eden katalog ise sanatın çeşitli alanlarındaki tüm bu temsilleri ayrı ayrı, derinlemesine inceleyen ve yorumlayan 10 tarih araştırmacısının makalelerini bir araya getiriyor. Popüler kültürün birçok alanında karşımıza çıkan Bizantinizmleri tartışan ve sınıflandıran bu makaleler, Roland Betancourt, Felice Lifshitz, Brigitte Pitarakis, Sinan Ekim, Yağmur Karakaya, Elif Demirtiken, Jeremy J. Swist, Marco Fasolio, Haris Theodorelis-Rigas ve Emir Alışık'ın imzasını taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesi-sergileri-sanatseverle-bulusmaya-devam-ediyor/", "text": "Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nün güncel sergileri Bir Rüya'nın İnşası, Minyatür 2.0 ve Hafıza-i Beşer sanatseverleri ağırlamaya devam ediyor. Sırasıyla Arnavutluk sanatında toplumcu gerçekçiliğin yansımalarını, geleneksel minyatür sanatının güncel yorumlarını ve tarihsel gelişmelerle birlikte değişip dönüşen Osmanlı el yazması kültürünü ele alan sergiler, sanatla dolu bir gün geçirmek isteyenler için Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nın birbirine komşu iki kurumunda meraklılarını bekliyor. Pera Müzesi, Arnavutluk görsel sanatlarının önemli bir dönemine odaklanan Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik sergisiyle, sosyalizmin kuruluş ilkelerini yaymayı amaçlayan siyasi tavrın hakim olduğu diktatörlük yılları görsel üretimlerini izleyicilere sunuyor. Serginin küratörü Artan Shabani, Arnavutluk sanatının 40 yılına damgasını vuran bu dönemde toplumcu gerçekçilik anlayışının, sanat ve edebiyat başta olmak üzere, kültürel hayatın hemen her alanına hakim olduğunu, sanatçıları ve yaratıcılığı yönlendirdiğini vurguluyor. Müzenin Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür başlıklı diğer süreli sergisi ise, matbaanın keşfi ve Batı sanatına yönelişle birlikte saraydan çıkıp yeni bir arayışa giren minyatür sanatının güncel yorumlarını sanatseverlerle buluşturuyor. Farklı coğrafyalardan sanatçıların 40'ı aşkın yapıtını bir araya getiren sergi, minyatürü heykelden videoya, tekstilden yerleştirmeye çeşitli formlarla işleyerek onu günümüze ait yaşayan bir sanat biçimine dönüştürüyor. Minyatüre farklı yaklaşımlar getiren sanatçılar, eserlerinde; sömürgecilik, oryantalizm, ekonomik eşitsizlik, toplumsal cinsiyet, kimlik politikaları, ayrımcılık, toplumsal şiddet, zorunlu göç, temsiliyet gibi güncel konulara odaklanıyor. Tarihin en önemli keşifleri arasında yer alan matbaa, bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlarken bilim ve sanat alanıyla sınırlı kalmayıp günlük yaşamda da ciddi dönüşümlere neden oldu. Matbaanın yaygınlaşmasıyla 19. yüzyılda etkisini kaybeden, 20. yüzyılda ise geniş kitleler için bir bilgi kaynağı olmaktan çıkıp koleksiyonerlerin ilgi alanına giren Osmanlı elyazması kültürünü yeniden gündeme taşıyan Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikayeler sergisi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nın zengin el yazması koleksiyonundan bir seçkiyle oluşturuldu. Elyazmalarının çok katmanlı dünyasını daha iyi anlamamıza olanak sağlayan sergi aynı zamanda Google Arts and Culture üzerinden çevrimiçi ziyaret edilebiliyor. Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik sergisi 15 Kasım 2020, Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür sergisi 17 Ocak 2021 tarihine kadar Pera Müzesi'nde izlenebilir. Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikayeler sergisi 13 Şubat 2021 tarihine kadar İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde ücretsiz ziyaret edilebilir. Sergiyi Google Arts and Culture'da çevrimiçi ziyaret etmek için tıklayın."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesi-ve-istanbul-arastirmalari-enstitusunden-sanal-seyahat/", "text": "Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının ülkemiz sınırlarına girmesinin ardıından kalabalık grupları ağırlayan sanat etkinlikleri ileri bir tarihe alınırken, birçok büyük müze ve sergi alanı da sanatseverler için kolları sıvadı. Bu süreçte Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yayılmasını önlemek amacıyla sergilerini Google Arts & Culture'da erişime açtı. Pera Müzesi'nden yapılan açıklamaya göre her iki kurum, koronavirüs salgınının yayılmasını önlemek amacıyla 31 Mart'a kadar ziyarete kapalı olacağı dönemde, kültür sanat ortamından uzak kalmak istemeyenler için dijital sergilerle Suna ve İnan Kıraç Vakfı koleksiyonlarını sanal seyahate açtı. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yayılma riskine karşı sosyal temas ve kent içi dolaşımın en aza inmesinin gerektiği belirtilen açıklamada Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, dijital ortama aktardığı sergilerle sanatın iyileştirici gücünü evlere taşıyacak. Sanatseverler, Google Arts & Culture platformu üzerinden Suna ve İnan Kıraç Vakfı koleksiyonundaki eserleri ve İstanbul kent kültürünü mercek altına alan sıradışı sergileri en ince ayrıntısına kadar inceleyip, 360 derecelik görüntülerle Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar ve Osman Hamdi Bey sergilerinde sanal tura çıkabilecek. Pera Müzesi, koleksiyon sergileri İmparatorluktan Portreler, Düşlerin Kenti: İstanbul ve Kahve Molasının yanı sıra graffiti üzerine dünyadaki en kapsamlı sergilerden biri olan Duvarların Dili ile çocukların Pera Öğrenme Atölyeleri'nde ürettiği renkli çalışmaları bir araya getiren Yaz Yaz Yaz adlı sergilerini de dijital ortamda ziyarete sunuyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu'ndan seçilmiş 60'a yakın eserin yer aldığı İmparatorluktan Portreler de izleyiciyi Osmanlı dünyası insanlarının kimi zaman çok tanıdık, kimi zaman neredeyse yabancı fizyonomileriyle yüz yüze gelme deneyimini yaşıyor. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ise, açıldığı dönemde büyük ilgi toplayan Dört Ayaklı Belediye, Şişli Camii, Taksim, Uzak İzlenimler, Doğu'nun Merkezine Seyahat, Ahşap İstanbul ve Uzun Öyküler başlıklı sergileri Google Arts & Culture'da yeniden izleyiciyle buluşturuyor. Dört Ayaklı Belediye sergisi, İstanbul'un toplumsal tarihinin her döneminde gündelik yaşamın önemli bir parçası olan sokak köpeklerinin dini, siyasi ve sosyolojik dönüşümlerle değişen serüvenine ışık tutuyor. Erken Cumhuriyet Döneminde Bir Osmanlı Yapısı: Şişli Camii de Cumhuriyet İstanbul'unun ilk anıtsal dini yapısını fotoğraf ve metinlerle tanıtıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesinde-yeni-sergi-yarina-notlar/", "text": "Pera Müzesi, 23 Kasım 2021 6 Mart 2022 tarihleri arasında Uluslararası Bağımsız Küratörler oluşumunun Yarına Notlar adlı gezici sergisine ev sahipliği yapıyor. 25 ülkeden 30 küratörün ortak çalışmasıyla hazırlanan ve kısa bir süre önce ABD ve Çin'de sergilenen sergi, ziyaretçileri mevcut kriz ortamında, çağdaş kültürel değerleri yeniden sorgulamaya davet ediyor. Sergiye COVID-19 pandemisinin ilk aylarında, ICI üyelerinden gelen metinlerle oluşturulan Saha Raporları başlıklı yazı dizisi ilham verdi. Gezici bir sergiye dönüşen Yarına Notlar, 2021 başında dünya turuna başladı. ABD'de Cantor Fitzgerald Gallery, Haverford College, Kanada'da Contemporary Calgary, Çin'de Sifang Art Museum'da ziyarete açılan sergi, Türkiye'de ise Pera Müzesi'nde yer alacak. Dünyanın dört bir yanından 29 sanatçının eserlerini bir araya getiren Yarına Notlar, küresel bir çağda sanatın kolektif hafızanın inşasındaki rolünü ele alıyor. Sergideki birçok çalışma, kuşku ve güvensizliğin yükseldiği zamanlarda dünyayı anlamlandırmanın yollarını sorguluyor. Bu kültürel geçiş döneminde her eser, yakın geçmişten bir ilham kaynağı ve geleceğe yön veren bir bakış açısı öneriyor. Pandemi döneminde yaşanan tecrit, ev hayatı ve bakım kavramlarına odaklanan eserler ile, pandemiye doğrudan referans vermeyen eserler hep beraber incelendiğinde, bir bütün olarak günümüzün yansımasını oluşturuyor. Ziyaretçilere küresel bir deneyim üzerine düşünme fırsatı veren Yarına Notlar, ICI Küratöryel Eğitim Programı mezunları arasından seçilen 30 küratör tarafından hazırlandı. ICI Sergiler Yöneticisi Becky Nahom, 25 ülkeden 30 küratörün ortak çalışmasıyla hayat bulan bu sergide, bugün görülmesinin önemli olduğuna inandıkları eserleri sanatseverlerle buluşturduklarını belirtirken; ortak güven üzerine kurulu olan bu serginin aynı zamanda okuyucular, ziyaretçiler ve gözlemcilerin eserlerle iletişim kurmaları için bir çağrı olduğunu söylüyor. Uluslararası Bağımsız Küratörler oluşumu tarafından düzenlenen, Frances Wu Giarratano, Becky Nahom, Renaud Proch ve Monica Terrero'nun programladığı Yarına Notlar gezici sergisi, Andy Warhol Görsel Sanatlar Vakfı, VIA Sanat Fonu, ICI Mütevelli Heyeti ve Uluslararası Forumu'nun destekleriyle gerçekleştirildi. Madiha Aijaz, Ernesto Bautista, Maeve Brennan, Vajiko Chachkhiani, Nothando Chiwanga, Shezad Dawood, Demian DineYazhi', Cao Guimaraes, Ilana Harris-Babou, Rei Hayama, Amrita Hepi, INVASORIX, Tamas Kaszas, Ali Kazma, A Liberated Library for Education, Inspiration, and Action, David Lozano, Mona Marzouk, Joiri Minaya, Peter Morin, Daniela Ortiz, Kristina Kay Robinson, Luiz Roque, Mark Salvatus, Ibrahima Thiam, u/n multitude, Wayne Kaumualii Westlake, Yan Shi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesinden-cevrimici-soylesi-kovid-doneminde-sanat-uzerine-dusunceler/", "text": "Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü iş birliğiyle düzenlenen minyatür konuşmaları serisi, güncel minyatür sanatının önde gelen temsilcilerinden Shahzia Sikander ve sanat tarihçisi Vishakha Desai'nin katılacağı söyleşi ile devam ediyor. Pandemi, iklim krizi gibi dünyayı etkisi altına alan toplumsal sorunların sanata yansımalarının ele alınacağı, Columbia Global Center iş birliğiyle gerçekleşecek söyleşi, 12 Kasım'da müzenin YouTube kanalından izlenebilir. Suna ve İnan Kıraç Vakfı kültür kurumları Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, minyatür sanatına ilgi duyanlar ve minyatürün tarihsel süreçte geçirdiği dönüşümün yanı sıra güncel sanatla kurduğu ilişki hakkında bilgi edinmek isteyenler için düzenlediği çevrimiçi söyleşilere devam ediyor. Türkiye, İran, Pakistan, Suudi Arabistan ve Azerbaycan gibi farklı coğrafyalardan 14 sanatçının minyatür yorumlarını bir araya getiren ve minyatürü tarihsel bir form olmanın ötesinde teorik potansiyeliyle birlikte vurgulamayı hedefleyen Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür sergisi kapsamında düzenlenen konuşma serisinin ikince etlinliğine, sanatçı Shahzia Sikander ile sanat tarihçisi ve düşünür Vishakha Desai konuk oluyor. Pandemi, sosyal adalet, iklim krizi gibi küresel sorunlar, içinde yaşadığımız toplumların derin çatlaklarını gün yüzüne çıkarırken, ulusal-küresel, geçmiş-günümüz gibi dar çerçeveli ikili yaklaşımların ötesine geçen imkanları yeniden düşünmemizi sağlıyor. Eserlerinde gelenekten ve güncelden beslenerek yeni dünyalar yaratan sanatçı Shahzia Sikander ile, World as Family: a journey of Multi-Rooted Belongings adlı anı kitabını okurlarla buluşturmaya hazırlanan Vishakha Desai, Minyatür 2.0 sergisini temel alan sohbette, sanata ve küresel aidiyete dair fikirler ve kavramlar üzerine kapsamlı bir sohbet gerçekleştirecek. Columbia Global Center iş birliğiyle gerçekleştirilecek İkilikleri Kırmak: Kovid Döneminde Sanat Üzerine Düşünceler başlıklı söyleşi, 12 Kasım Perşembe günü saat 19.00'da Pera Müzesi YouTube kanalında izlenebilir. Söyleşi Pera Müzesi Youtube kanalında canlı olarak yayınlanacaktır. Etkinlik dili İngilizcedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesinden-cevrimici-soylesi-serisi/", "text": "Pera Müzesi, 7 Eylül 24 Ekim 2021 tarihleri arasında Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrenci ve mezunlarının eserlerini bir araya getiren Yüzleşme sergisi kapsamında sanat ve tasarımın günümüz dünyasıyla ilişkisini sorgulayan çevrimiçi bir söyleşi serisi düzenliyor. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerini, günümüz sanat ve tasarım dünyasında farklı roller üstlenen öğrencileri ile bir araya getiren konuşmalarda, kişisel deneyimlere gelecek öngörüleri eşlik edecek. Sergi; Plastik Sanatlar ve Resim, Grafik Tasarım, Tekstil ve Moda Tasarımı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Tiyatro, Sanat ve Kültür Yönetimi bölümlerinde üretilen çalışmaları sanatseverlerle buluştururken, söyleşi serisi, bu disiplinlerin günümüz dünyasıyla kurduğu ilişkiyi mercek altına alacak. Etkinliklere konuk olan sanatçı, tasarımcı ve akademisyenler, kendi disiplinlerinin dününü ve bugününü, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak tartışacaklar. Geçiş Okuldan Hayata başlıklı ilk söyleşi, Plastik Sanatlar ve Resim bölümünden mezun olmuş sanatçıların güncel durumları üzerinden sanat ortamı, sanatçı olma, sanat kariyeri kurma gibi konuları tartışmaya açacak. Plastik Sanatlar ve Resim Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Hakan Özer ile sanatçılar Merve Dündar, Sevim Kaya, Buğra Erol'un konuşmacı olarak katılacağı söyleşi, 28 Eylül Salı günü gerçekleşecek. Tasarım eğitiminin mevcut durumuna, grafik tasarımın geleceğine, değişen teknolojilerin sanat ve tasarıma etkilerine odaklanan ikinci konuşma Grafik Tasarımda Eğitim, Teknoloji ve Sanat başlığını taşıyor. Geleceğe dair öngörülerin kişisel deneyimler yoluyla paylaşılacağı söyleşi 30 Eylül Perşembe günü saat 19.00'da, Grafik Tasarım Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özlem Mutaf Büyükarman, ünlü karikatürist ve öğretim üyesi Dr. Gürbüz Doğan Ekşioğlu, tasarımcı ve reklamcı Uğurcan Atoğlu ve tasarımcı Utku Lomlu'nun katılımıyla gerçekleşecek. Tekstil ve Moda Tasarımı Bölüm Başkanı Müşerref Zeytinoğlu, Bölüm Başkan Yardımcısı tasarımcı Dr. Kami Emirhan ve tasarımcı Nihal Müge Kaplangı'nın katılımıyla düzenlenen Tasarım, Tasarımcı ve Moda Dün, Bugün, Yarın adlı söyleşi 5 Ekim Salı günü yapılacak. Etkinlikte, tekstil ve moda tasarımı alanındaki akademik ve endüstriyel gelişmelere değinilecek. Oyunculukta Düşünsellik ve Yaratıcılık başlıklı konuşma 10 Ekim Pazar günü Tiyatro Bölüm Başkanı Prof. Dr. Metin Balay, Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Arda Öztürk, öğretim üyesi Prof. Dr. Fakiye Özsoysal ve ünlü oyuncu Levent Üzümcü'nün katılımıyla gerçekleşecek. Etkinlikte, oyuncunun yaşadığı dünyaya karşı tutumu ve sorumluluğu tartışmaya açılacak. Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğretim üyesi Dr. Arzu Durukan, şef Didem Çetin ve lisans öğrencisi Fevzican Acar'ın katılacağı Gastronomi ve Kültür başlıklı konuşmada, gastronominin kültür ve sanatla ilişkisi tartışmaya açılacak. Etkinlik, 12 Ekim Salı günü gerçekleşecek. Söyleşi serisinin 14 Ekim Perşembe günkü son etkinliği Sanat ve Kültür Yönetimine Genç Bir Bakış başlığını taşıyor. Sanat ve Kültür Yönetimi Bölüm Başkanı ve Yüzleşme sergisi küratörü Prof. Dr. Marcus Graf'a bu söyleşide, Yeditepe Üniversitesi mezunları Esra Özkan, Halil Yıldırır ve Eda Göknar eşlik edecek. Bugün sanat ve kültür yönetimi alanında yönetici olarak görev alan konuşmacılar, kişisel deneyimleri ışığında küratörlük, müzecilik, galericilik ve sanat yazarlığı konularında mevcut durumu tartışacaklar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesinden-cocuklar-icin-cevrimici-ara-tatil-atolyeler/", "text": "Pera Müzesi Öğrenme Programları, Ara Tatil Atölyeleri kapsamında 17-18 Kasım 2020 tarihlerinde, Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür adlı sergiye paralel olarak 4-6 ve 7-12 yaş gruplarına yönelik çevrimiçi sergi turu ve atölyeler düzenliyor. Sergi kapsamında günümüz dünyasında minyatür sanatının çağdaş yorumlamaları ve sanatçıların tarihsel minyatüre farklı yaklaşımları inceleniyor. Atölyelerde; perspektif çizimi, baskı, kağıt dokuma gibi farklı tekniklerle çalışılıyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı koleksiyon sergileri ve Pera Müzesi süreli sergileri kapsamında, farklı temalar üzerinden ya da sergide yer alan sanatçıların eserlerinden yola çıkarak tasarlanan bu çevrimiçi atölyelerde çocuklar sergileri interaktif bir şekilde deneyimleyerek keşfediyor. Ardından yaratıcılıklarını ortaya koyarak kendi sanat eserlerini üretiyorlar. 4-6 ve 7-12 yaş gruplarındaki çocuklar; sulu boya, pastel boya, kuru boya, guaj boya, sünger baskı, gölge figürleri, kolaj, portre, figür çizimleri, poster tasarımı gibi değişik malzeme ve tekniklerin kullanıldığı çalışmalarla öğretici ve eğlenceli bir sanat deneyimi kazanıyorlar. Detaylı bilgiiçin ogrenme@peramuzesi. org. tr adresine mail gönderebilirsiniz. Sanatçı Hamra Abbas'ın mermer üzerine çalıştığı Şelale Çizimleri başlıklı eserlerini inceliyor, atölye çalışmasında bu çizimlerden ilhamla resimler yapıyoruz. Sanatçı Dana Awartani'nin Uzaklaştım ve Seni Unuttum. Bir Süre Önce Hatırladım. Seni Unutmuş Olduğumu Hatırladım. Rüya Görüyordum adlı eserinden ilhamla çini desenleri tasarlıyoruz. Shahpour Pouyan'ın figürsüz, mekan minyatürlerini, çoklu perspektif detaylarını inceliyoruz. Atölyede ufuk çizgisinden referansla oluşturacağımız manzara resmimizi tasarlıyoruz. Sanatçı Noor Ali Chagani'nin el yapımı minyatür tuğlalardan oluşturduğu Asılı Kilim eserinden ilhamla kağıttan örgü dokumalar yaratıyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesinden-dijital-grafiti-sergisi-duvarlarin-dili/", "text": "Günümüzde underground dönemini geride bırakan grafiti ve sokak sanatı artık vandalizm değil, küresel bir sanat akımı olarak anılıyor. Türkiye'de 1990'lardan bu yana yükselen değeri ile önemli bir alana işaret eden bu sanat, Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı sergisiyle ilk kez bir müze platformuna taşındı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesinden-ogretmenler-gunu-kutlamasi/", "text": "Pera Müzesi, 24 Kasım'da tüm öğretmenleri müzenin koleksiyon ve süreli sergilerine yönelik çevrimiçi turlara davet ediyor. Öğretmenler Kesişen Dünyalar, Kahve Molası, Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu ve Minyatür 2.0 sergilerini rehberli turla gezecek. Pera Müzesi Öğrenme Programları, 24 Kasım'ı öğretmenlere yönelik özel bir programla kutluyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Koleksiyon Sergileri Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar, Kahve Molası, Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri ile Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür başlıklı süreli sergiyi çevrimiçi ortamda rehberli turla gezen öğretmenler, sergilerdeki eserler hakkında detaylı bilgi edinme fırsatı bulacak. Katılımcılar ayrıca, Pera Müzesi koleksiyon ve süreli sergilerine yönelik olarak müfredata uygun hazırlanan Öğretmen Rehber Kitapçıkları'nı derslerinde nasıl kullanabileceklerini, öğrencilerine sergileri nasıl gezdirebileceklerini ve farklı yaş gruplarına yönelik etkinlikleri de keşfedecek. Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu Kahve Molası sergi turunda 15. yüzyılda Yemen'den Osmanlı topraklarına ulaşan Sihirli Meyvenin etrafında şekillenen rutin ve ritüelleri, kahve kültürünün gelişmesine katkıda bulunan Kütahya seramikleri ekseninde keşfe çıkan katılımcılar, Oryantalist Resim Koleksiyonu'ndan seçilmiş yapıtlarla oluşturulan Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar sergi turunda ise,17. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar üretilmiş elçi portrelerini incelerken, bu kişilerin sanat ortamındaki stratejik rolüne de tanıklık edecek. Orta Tunç Çağı'ndan Erken Cumhuriyet'e uzanan dönemde, yaklaşık dört bin yıl boyunca Anadolu'da kullanılmış ağırlık ve ölçü aletlerinden geniş bir seçkiyi bir araya getiren Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri koleksiyon sergisi de öğretmenler için ilgi çekici bir tur deneyimi sunacak. Ayrıca Öğretmenler dijital turunun ardından, kağıt, kalem gibi malzemeler kullanarak bir zaman takvimi oluşturacak. Gündelik yaşamdan ilhamla kendi kişisel zaman-ölçerlerini tasarlarken ölçülen zaman ile hissedilen zaman arasındaki farkı deneyimleyen atölyeye katılabilecekler. Çevrimiçi sergi turu, Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür sergisi ile sona erecek. Bu sergi turunda öğretmenler, Türkiye, İran, Pakistan, Suudi Arabistan gibi farklı coğrafyalardan 14 sanatçının güncel minyatür yorumlarını incelerken, bu konuyu eğlenceli bir ders içeriğine dönüştürmenin yöntemlerini keşfedecekler. Katılımın ücretsiz olduğu etkinlik için detaylı bilgiye ogrenme@peramuzesi. org. tr adresi üzerinden erişilebilir. Zoom Meeting uygulaması üzerinden gerçekleşecek etkinlikler sonunda, katılımcılara e-posta aracılığıyla katılımcı belgesi gönderilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesinden-yeni-koleksiyon-sergisi-agirlik-ve-olcu-sanati/", "text": "Pera Müzesi, vakfın üç ana koleksiyonundan biri olan Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu'ndan yeni bir seçkiyi ziyarete açtı. Ağırlık ve Ölçü Sanatı adını taşıyan yeni koleksiyon sergisi, insanın kendini ifade etme becerisinin önemli bir aracı olan ölçme ve tartma eylemlerini tarihten alıntılarla disiplinler arası bir mercekten inceliyor. Arazi ölçümünden alışverişe, mimarlıktan eczacılığa, astronomiden zaman ölçüm aletlerine kadar çeşitli alanlardan birçok ağırlık, uzunluk ve hacim ölçüsünü bünyesinde barındıran koleksiyon sergisi, çağlar boyu ekonomi tarihinin önemli bir parçası olan ağırlık ve ölçü aletlerine dair kavramların coğrafyayla kurduğu pratik ve felsefi ilişkiyi irdeliyor, uygarlıkların gelişim ve dönüşümünü, gündelik objeler aracılığıyla gözler önüne seriyor. Ağırlık ve Ölçü Sanatı başlıklı yeni koleksiyon sergisi, MÖ 2. binyıldan günümüze, farklı uygarlıkların ekonomik, kültürel ve toplumsal dinamiklerine ağırlık ve ölçü aletleri aracılığıyla mercek tutuyor. Sergi, Pera Müzesi'nin birinci katında sanatseverleri, tarih ve bilim meraklılarını bekliyor. Eskiçağ bilimleri içinde hak ettiği yeri tam olarak bulamayan ağırlık ve ölçü aletlerinin geçmişi, paranın icadından çok daha gerilere uzanır. Bilimin, kainatın ve bilinenin ötesini merak eden insanın, kendini ifade etme becerisinin önemli bir aracı olan ölçme ve tartma eylemleri, fiziksel bir deneyimin ötesine geçerek, dünyayı zihnen inşa edebilmeyi sağlar. Antik uygarlıklar, Mezopotamya'nın bereketli topraklarında yetişen tohumlardan yola çıkarak ağırlık birimlerinin temelini atarken, ölçmeye dair gözlemleriyle uygarlıklarının gelişimine ortam hazırlar. Dünyanın sayılı ağırlık koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Pera Müzesi, Ağırlık ve Ölçü Sanatı seçkisinde, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyalarının değer biçme pratiklerini inceliyor. Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu'ndan iki eser, Ağırlık ve Ölçü Sanatı sergisi kapsamında ilk kez ziyaretçilerle buluşuyor. Bu eserlerden ilki, 19. yüzyıla tarihlenen, İkinci Geliş ve Son Yargı Sahnelerini Tasvir Eden Kağıt İkona. İkonanın merkezinde yer alan adalet terazisi, ölülerin yaşarken sergiledikleri eylemlere göre yargılanacakları inancına atıfta bulunuyor. Son Yargı kompozisyonlarında denge terazisinin odağa alınması, adil ve doğru tartmanın Tanrı'nın bir emri olduğunu hatırlatıyor. Bizans imparatoru figürünün merkezde yer aldığı dünyevi mahkeme, semavi mahkemenin bir yansıması olarak görülüyor. Pera Müzesi, koleksiyonlarından ilhamla yeni eserler üreten sanatçılara alan açmayı da sürdürüyor. Sanatçı Avşar Gürpınar'ın Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu'ndan ilhamla ürettiği Le Grand K2, Ağırlık ve Ölçü Sanatı'na güncel bir bakış getiriyor. Platin-iridyum alaşımından yapılan ve 1 kilogramlık kütlenin büyüklüğünü tanımlamada kullanılan Le Grand K, 130 sene boyunca ağırlığın mutlak standardının küresel ölçüsü oldu. Tüm bu zaman aralığında kütlesinden sadece 50 mikrogram yani bir toz zerreciği kadar ağırlık kaybetmiş olmasına rağmen, 2019 yılında Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu'nca tedavülden kaldırılarak, Planck sabiti adı verilen bir formüle eşitlendi. Uluslararası Birimler Sistemi'ndeki tüm birimlerin birer birer mutlak sayı ve sabitlere dayandırıldığı bir çağda, her yönüyle mükemmellikten uzak ve değişken Dünya'mıza getirilen bu fazlasıyla keskin sistemin sorgulayan Avşar Gürpınar, Bizim dünyamız mükemmellikten uzak, kusurlarla ve hata paylarıyla dolu. Dolayısıyla kusurluluğumuza ayak uyduracak, bize kendimizi güvende hissettirecek, fiziksel olarak görüp hissedebileceğimiz, gerçek bir nesneye endeksli yeni bir Le Grand K'ya ihtiyaç var. diyor. Sanatçının, kilogramı tekrar fiziksel bir kütleye dönüştürmek amacıyla ürettiği Le Grand K2, Isparta'nın Şarkikaraağaç bölgesinden çıkarılan ve hassasiyetle yontularak 1 kg'a getirilen bir barit taşı. Ziyaretçiler, koleksiyonda yer alan analog bir terazinin üzerine yerleştirilen Le Grand K2'nin ağırlığını ibreden takip edebiliyor. Sergiye yönelik hazırlanan Ağırlık ve Ölçü Sanatı adlı kitaba; Oğuz Tekin Tarih Boyunca Terazi ve Terazi Ağırlıklarına Genel Bir Bakış, Charles Doyen Astragalus Biçimli Roma Ağırlıkları, Brigitte Pitarakis Bizans'ta Ağırlık Ölçme Sanatı ile Bir 19. Yüzyıl Kağıt İkonasındaki Adalet Terazisi ve Uğur Tanyeli Osmanlı Topoğrafya Teknolojisi ve Havayi Terazi (16.-18. Yüzyıl) başlıklı yazıları ile katkıda bulundu. Yayın, Pera Müzesi Artshop, anlaşmalı kitabevleri ve online satış platformlarından temin edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pera-muzesinin-yeni-sergisi-kristal-berrakligi-ziyarete-acildi/", "text": "Pera Müzesi'nin yeni sergisi Kristal Berraklığı ziyarete açıldı. Kristal imgesinin çağrıştırdığı şeffaflık kavramını farklı anlamlarıyla ele alan sergi, 7 Mart 2021 tarihine kadar ziyarete açık olacak. Pera Müzesi'nin yeni sergisi Kristal Berraklığı, kristal imgesinin çağrıştırdığı şeffaflık kavramını farklı anlamlarıyla ele alıyor. Büyük bir ekonomi oluşturan minerallerin topraktan çıkarılmasıyla ilgili etik ve ekolojik sorunları mercek altına alan sergi, farklı coğrafyalardan 20 sanatçının eserlerini bir araya getiriyor. Pandeminin etkisi altında geçen 2020 yılına, bu küresel krize atıfta bulunarak veda eden serginin küratörlüğünü Elena Sorokina üstleniyor. Sorokina, kristallerin tam matlıktan kusursuz saydamlığa uzanan farklı özellikler taşıdıklarını ve sanattan büyüye, teknolojiden şifacılığa pek çok alanda kullanıldıklarını belirtiyor. Farklı ülkelerden ve nesillerden sanatçıları bir araya getiren sergide; Sammy Baloji, Minia Biabiany, Katinka Bock, Bianca Bondi, Gaelle Choisne, Kıymet Daştan, Elmas Deniz, Sinem Dişli, Gluklya, Deniz Gül, Ilana Halperin, Gülsün Karamustafa, Yazan Khalili, Paul Maheke, Şener Özmen, İz Öztat, Hale Tenger, Güneş Terkol, Berkay Tuncay ve Adrien Vescovi'nin eserleri yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/performans-sanatcisi-marina-abramovic-2020yi-agaclara-sikayet-edin/", "text": "Performans sanatçısı Marina Abramovic, herkes için dramatik deneyimlere sebep olan 2020 yılının ağaçlara şikayet edilmesini istedi. 2020 ile ilgili hayal kırıklıklarını bir ağaca bırakmak sanatçının halka verdiği bir tavsiye niteliğini taşıyor. Ağaçlar insanlar gibidir. Zekaları, duyguları vardır. Birbirleri ile iletişim kurarlar ve ayrıca tamamen sessiz dinleyicilerdir. Onlara şikayette bulunabilirsiniz diyen sanatçı Marina Abramovic, Complain To A Tree adını verdiği performansı ile 5 Aralık'ta Sky Arts kanalında beş saatlik bir yayın gerçekleştirecek ve izleyicilere performans sanatının ne olduğunu anlatıp öğretmeye çalışacak. Artfulliving'in Desingboom'dan aktardığı habere göre Abramovic, İngiltere'nin Sky Arts kanalını devrelan ilk sanatçı olacak. Marina Abramovic, performans sanatı kariyeri boyunca, dayanıklılığa dayalı çalışma için gerekli olan daha yüksek bir bilinç düzeyine sahip olmasını sağlayacak bir yöntem geliştirdi. Abramovic yöntemi olarak adlandırılan bu teknikler, nefes, hareket, durgunluk ve konsantrasyona odaklanan egzersizleri birleştirerek hem zamanda hem de uzayda var olma fikrini araştırıyor. Yönteme yaptığı son ek, sanatçının, insanlardan bu dramatik yılın hepimizde yarattığı duyguları açığa çıkarmalarını istediği bir ağaca şikayet et olarak adlandırdığı bir egzersiz. Marina Abramovic 'in bir ağaca şikayet etme talimatları buradan öğrenilebilir ve performansa eşlik edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/perincan-yalnizcik-sosyal-medya-paylasimiyla-duygulandirdi/", "text": "Şu sıralar SEYAHATNAMEDEN Yolculuklardan Çeşitli Tadlar, Pullar ve Kartpostallar başlıklı sergisiyle 40. sanat yılını kutlayan Reha Yalnızcık'ın kendisi gibi sanatçı olan kızı Perincan Yalnızcık, sosyal medyada yaptığı paylaşım ile büyük ilgi gördü. Başta Tatbiki'liler olmak üzere tanıyan tanımayan herkesin gözyaşlarını tutamadığı paylaşımı aşağıda yayınlıyor, değerli sanatçımız Reha Yalnızcık'ı sanatçı sorumluluğunun yanı sıra böylesine dolu bir evlat yetiştirdiği için yürekten kutluyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/perre-antik-kentindeki-kazilarda-1500-yillik-insan-iskeleti-bulundu/", "text": "Kommagene Krallığı'nın beş büyük kentinden olan Adıyaman'daki Perre Antik Kenti'nde devam eden kazı alanında erkeğe ait 1500 yıllık iskelete rastlandı. Yapılan yazılı açıklamaya göre, kazı çalışmaları sırasında 160 metre uzunluğunda ortaya çıkarılan merdiven yapısının hemen yan kısmında sanduka mezar tespit edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/peter-jacksonin-the-beatles-belgeselinden-ilk-goruntuler-paylasildi/", "text": "Yönetmen Peter Jackson'ın yaklaşık bir buçuk yıldır üzerinde çalıştığı The Beatles belgeseli, The Beatles: The Get Backten kısa bir video yayımlandı. Paylaşılan videoda The Beatles'ın daha önce hiç görülmeyen ve toplamda 56 saatlik içerikten oluşan görüntülerle bir araya getirilen belgesel filmden izlenimler yer alıyor. Peter Jackson'ın üzerinde çalıştığı The Beatles belgeselinden kısa bir video paylaşıldı. Belgesel, Disney'in son açıklamalarına göre 27 Ağustos 2021 tarihinde izleyici karşısında olacak. Beyazperde'nin aktardığına göre, The Beatles: Get Back, The Beatles'ın 1969'un başlarında ve 1970'de gruba ait daha önce hiç görülmemiş görüntülere yer veriyor. Londra'da bir çatı katında gerçekleştirdikleri son canlı performansın da görüntülerinin yer aldığı belgeselde, gruba dair bilinmeyenler paylaşılıyor. Let It Benin 50. yılı için yeni bir versiyonuyla yayınlanacak belgeselin orijinali, video klip yönetmeni Michael Edward Lindsay-Hogg'un imzasını taşıyor. Proje hakkında konuşan Jackson, Bize verilen 55 saatlik görüntüler ve 140 saatlik ses kayıtları sayesinde The Beatles hayranları, hayalini kurduğu Fly on the wall deneyimini yaşanmış olacak. Bu, aynı zaman makinesine binip 1969 yılına ışınlanmak gibi. Belgeseli izlerken oturup yalnızca dört yakın arkadaşın stüdyolarında harika bir iş çıkarmalarına tanıklık edeceğiz açıklamasını yaptı. The Beatles: Get Backin hem kurgu aşaması hem de gösterim tarihi koronavirüs nedeniyle ertelendi. Disney'in son açıklamalarına göre önceden 4 Eylül 2020'ye işaretlenen belgesel 27 Ağustos 2021 tarihinde izleyici karşısında olacak. The Beatles'ın YouTube kanalında yayınlanan video buradan izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/petrograddan-sanghaya-turkcede-ilk-kez-yayimlaniyor/", "text": "VakıfBank Kültür Yayınları dünyaca ünlü Fransız düşünür Alain Badiou'nun Petrograd'dan Şanghay'a isimli eserini Türkçe'de ilk kez okurla buluşturuyor. Kitabında, Rus ve Çin devrimlerini karşılaştırmalı olarak değerlendiren Badiou, Bir devrim ilmi bir iftira ile öldürülür diyor. VakıfBank Kültür Yayınları'nın yayımladığı Petrograd'dan Şanghay'a: 20. Yüzyılın İki Devrimi isimli eser, dünyaca ünlü Fransız düşünür Alain Badiou tarafından kaleme alındı. Badiou kitabında, bir asır önce yaşanan Rus Devrimi ile yarım yüzyıl önce gerçekleşen Çin Kültür Devrimi üzerine fikirlerini sıralıyor, kitlesel hareketlerin gelişimini anlatıyor. Türkçe çevirisini Murat Erşen'in yaptığı kitapta Badiou, 20. yüzyılın en mühim iki devrimi olan Rus ve Çin devrimlerine dair kafamda oluşturduğum temsilleri bir araya getirmek istedim sözlerini kaydediyor. Kitapta, iki devrim öncesi ve sonrası ülkelerin sosyo-siyasal yapısını analiz eden Badiou, tarihi olayları detaylarıyla aktarıyor; küresel kapitalizmin yaptırımları ve yaşananların kırılma noktalarını açıklıyor. Savaşlar, iç karışıklıklar ve ters yüz olan anları yorumlayan Badiou, tarihsel bir olayın ölümünün, insanlığın neredeyse tamamının onu unuttuğu vakit vuku bulduğunu söylüyor. Badiou, Olay bir insan kitlesinin hayatını aydınlatmak ve ona yön vermek yerine, artık sadece özel bir alana yoğunlaşan tarih ders kitaplarında yer aldığı, hatta onlarda bile yer bulamadığı zaman ölmüş demektir diyor. Badiou'ya göre ölü olay arşivlerin tozuna gömülüyor, bu da asıl sorunun merkezini oluşturuyor. Badiou, devrimin düşünsel boyutundan ve verilen emeğinden arındırılarak eğlence ve coşku uğruna kullanılmasına şiddetle karşı çıktığını açıkça ifade ediyor. Badiou, 1917 Ekim Devrimi'nin öldüğünü veya can çekiştiğini dile getiriyor. Badiou, sözlerine şöyle devam ediyor: Neredeyse her yerde yapılan bu yüzüncü yıl kutlaması, tıpkı daha önce Fransız Devrimi'nin iki yüzüncü yıl dönümünde olduğu gibi, bu devrimin esasını oluşturan ve Avrupa'dan Latin Amerika'ya, Yunanistan'dan Çin'e, Güney Afrika'dan Endonezya'ya en azından 60 yıldır milyonlarca insana coşku veren tarafının üzerini örtüp onu ıskalayacaktır. Yine aynı dönem boyunca, bir avuç gerçek efendimizi, sermaye sahiplerinden oluşan oligarşiyi dünyanın her yerinde dehşete sürüklemiş ve önemli geri adımlar atmaya zorlamış olan nedeni de gizleyecek... Doğrusu, devrimci bir olayın insanların hafızasında ölmesini mümkün kılmak için, onun gerçekliğini değiştirmek, onu kanlı ve uğursuz bir masala dönüştürmek gerekir. Bir devrim ilmi bir iftira ile öldürülür. Badiou Fransız Devrimi'nin de başına aynısının geldiğini ifade ederek tarihi örnekler veriyor. 1937 Fas doğumlu Fransız filozof Alain Badiou, Ecole Normale Superieure'de okudu. Althusser, Canguilhem gibi önemli düşünürlerin öğrencisi oldu, Lacan'ın seminerlerini takip etti. Cezayir Savaşı'na karşı çıkanlar arasında yer alan Badiou, uzun yıllar akademik alanda dersler verdi. 68 Öğrenci Olaylarına etkin olarak katılan Badiou, büyük felsefi eserlerinin yanı sıra politik angajmanı, matematik, psikanaliz, şiir, müzik, tiyatro ve sinema gibi alanlara duyduğu özel ilgi ve yazdığı oyun ve romanlarla entelektüel dünyada önemli bir yere sahip. Badiou'nun kendine has çok yönlü felsefi güzergahının temel taşlarını Theorie de sujet (Özne Teorisi, 1982), L'etre et l'Evenement (Varlık ve Olay, 1988) Logiques des mondes (Dünyaların Mantıkları, 2006), L'Immanence des verites (Hakikatlerin İçkinliği, 2018) gibi eserleri oluşturuyor. Türkçe'ye 30'a yakın kitabı çevrilen filozof uluslararası alanda politik mücadelesine ve felsefe çalışmalarına yoğun biçimde devam ediyor. Petrograd'dan Şanghay'a: 20. Yüzyılın İki Devrimi ise Badiou'nun VBKY'den yayımlanan ilk eseri."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pg-art-galleryde-yeni-sergi-yukseklik/", "text": "Pg Art Gallery, 2 Kasım 2 Aralık 2021 tarihleri arasında Hale Güngör Oppenheimer'ın 'Yükseklik' adlı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Bir süredir ev kavramı üzerine düşünen ve çalışan sanatçı Hale Güngör Oppenheimer, galerideki dördüncü kişisel sergisinde izleyiciye farklı manzaralardan kesitler sunuyor. Tam olarak hangi coğrafyaya ait olduklarını bilemediğimiz bu doğa görüntüleri tek ve ortak bir ev olarak Dünya gezegenine mi gönderme yapmaktadır? Hale Güngör Oppenheimer'ın yapıtlarında yer alan her çizgi bir desen ortaya çıkartmaktan çok hacim sağlamak; derinlik vermek ve yükseklik yaratmak üzere kompozisyonlardaki yerlerine yerleşir. Türlü kaynaklardan özenle kesilerek Oppenheimer'ın maharetli kalem darbelerinin aralarında yerlerini bulan ve kompozisyonları kolajlara dönüştüren görsel parçalarıysa çoğu zaman gündelik hayata dair detaylardan ve bir evin içerisinde görebileceğimiz türlü objelerden, sıradan mobilyalardan oluşur. Oppenheimer -bir önceki serisi olan- Subaquatic (2017) ile üretiminde var olan perspektiften bir adım geriye doğru uzaklaşarak eve artık içeriden değil dışarıdan bakar. Oppenheimer'ın nicedir sorguladığı ev kavramına doğrulttuğu bakışı artık yer değiştirmiş, evin dışına çıkmış ve olduğu yerden uzaklaşıp yükselerek binalara yönelmiştir. Yükseklik sergisi kapsamında izlenecek olan A Geological Study serisinde ise bu bakışın daha da yükseldiği fark edilir. Sanatçı artık evin içinde ya da binanın hemen dışında değil çok daha yukarıda pozisyon alarak dağları, taşları, tepeleri, denizleri, kumsalları ve ormanları gösterir izleyicisine. Bu ölçek değiştiren bakış şüphesiz sanatçının pratiğinde de bir genişleme yaratır, fiziksel olarak yeniden konumlanarak daha kapsayıcı bir görsellik sunar ve olumlu bir bütünlük imajı çizer. Galeri duvarına çizilmiş bir dağ imgesinin farklı noktalarına Oppenheimer tarafından yerleştirilen değişken boyutlardaki yapıtlar paspartusuz şekilde iki camın arasında sunularak sergiye hakim olan bütünlük fikrini tamamlar. Hayatı boyunca dünyanın farklı yerlerinde yaşayarak edindiği deneyimlere dair düşünüş şekillerini çalışmalarına yansıtan Oppenheimer'ın bugün belki de olduğu yere çok daha uzaktan bakabildiğini söylemek mümkün olabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pi-artworkste-yeni-sergi-ozer-toraman-o-esnada-dunya-donmeye-devam-eder/", "text": "Özer Toraman'ın doğadan, devinimden ve hayalden güç almaya dair solo sergisi O Esnada Dünya Dönmeye Devam Eder, Pi Artworks'un İstanbul'daki mekanında 21 Eylül 2021 tarihinde açılıyor. Oliver'ın şiirindeki gibi, sergi de insana umutsuzluk ve yalnızlık hislerinden özgürleşebilmesi için birkaç anahtar sunuyor: Doğaya ait olduğunu hatırlamak, doğanın akışına uyumlanmak ve sunduğu hayal gücünün farkına varmak. Özer Toraman'ın güncel sergisinde, doğanın öne çıktığı, figürlerin daha çok tamamlayıcı unsur olarak yer aldığı ve fotoğraf gibi belli anların yakalandığı manzara serisi yer alıyor. Sanatçı, tuval yüzeyini dengede tutan üç yatay düzlem üzerinde bir uzam oluşturuyor ve zamanın sürekli akışına dikkat çekerek izlenimlerini tuvale aktarıyor. Seçtiği imgelerle, insanın doğadaki varoluşunu naif bir şekilde resmederken, izleyicinin hayal ve gerçek arasında bir ilişki kurmasını amaçlıyor. Bilinçdışında oluşan yeniden yaratma edimi ışık, renk uyumu ve izleyicinin figürle kendini özdeşleştirmesiyle anlam yaratıyor. Sanatçı, önceki kişisel sergilerinde, kimlik kavramından yola çıkarak insanın hayal etme, düşleme ve kendi gerçeğini bulma eylemlerini vurguluyordu. Bu defa izleyicinin doğayla ilişkisi üzerinden hayal dünyasında bir perde aralayarak bilinçli bir rüya görmeye davet ediyor. Özer Toraman (d. 1989 Van), İstanbul Berlin arasında yaşıyor ve çalışıyor. Kişisel sergileri arasında; Tutkunun Anatomisi, PG Art Gallery, İstanbul, Türkiye (2018); The First Dream, Bozlu Art Project, İstanbul, Türkiye (2017); You Lived Inside My World So Softly, Artnivo, İstanbul, Türkiye (2015) yer almaktadır. Seçili grup sergileri arasında; The Ballery, Berlin, Almanya (2019); Passengers of Kaleidoscopic Journey, Ehemalige Tabakfabrik Heidelberger Platz, Berlin, Almanya (2018); Eleştirel Düşünce, PG Art Gallery, İstanbul, Türkiye (2017); Korku, Bozlu Art Project, İstanbul, Türkiye (2016); Borders Orbits, Siemens Sanat, İstanbul, Türkiye (2015 & 2013); Celebration and Memories, Art Nivo, İstanbul, Türkiye (2015); Mamut Art Project, İstanbul, Türkiye (2014); Connecting the Dots, Marmara Üniversitesi GSF işbirliğiyle 6. Uluslararası Öğrenci Trienali, Pera Müzesi, İstanbul, Türkiye (2013); ARTIST 2011, 21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı, İstanbul, Türkiye (2011) yer almaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/picasso-tablosuna-103-milyon-dolar/", "text": "20'nci yüzyıl sanatının en ünlü isimlerinden İspanyol ressam Pablo Picasso'nun 'Pencerenin yanında oturan kadın ' eseri ABD'deki müzayede evinin düzenlediği açık artırmada 103 milyon dolara (875 bin 330 TL) satıldı. ABD'nin New York şehrinde Christie's müzayede evi tarafından düzenlenen açık artırmada, ünlü ressam Pablo Picasso'nun 'Pencerenin yanında oturan kadın ' adlı tablosu 103 milyon (875 milyon 330 bin TL) dolara satıldı. Christie's müzayede evinde eserle ilgili yer alan bilgiye göre, Marie Therese'nin gençliğinden esinlenen Picasso, söz konusu eserini 1932 yılında resmettiği ifade edildi. Ünlü ressam, 25 Ekim 1881 tarihinde Malaga'da doğdu. Resim sanatına olan yeteneği küçük bir çocukken fark edilen Picasso, sanat hakkındaki ilk bilgilerini aynı zamanda bir ressam olan babası Jose Ruiz Blasco'dan öğrenmişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pinar-ogrenci-documenta-15-sanatci-listesinde/", "text": "Documenta'nın 2022 yılında gerçekleşecek 15. edisyonu, 18 Haziran 25 Eylül 2022 tarihleri arasında düzenlenecek. Jakarta merkezli sanat kolektifi ruangrupa, sanatsal direktörlüğünü üstlendiği Documenta 15'in temelini lumbung'un temel değerleri ve fikirleri üzerine kurdu. Sanatsal ve ekonomik bir model olarak lumbung, kolektivite, ortak kaynak paylaşımı ve eşit tahsis gibi ilkelere dayanır ve işbirliğinin ve serginin tüm bölümlerinde somutlaşır. Kolektif, Almanya'da yoksuluk ve evsizlikle mücadele eden insanlara fayda sağlamak için satılan bir yayın olan Asphalt dergisinde bienalin bu yılki sanatçı listesini açıkladı. Endonezyalı grup, 18 Haziran 2022'de açılacak olan bienale katılacak 51 sanatçı ve kolektifi belirledi. Duyuruda, katılımcıların uyruklarından bahsedilmiyor, yalnızca yerel saat dilimleri belirtiliyor. Listede Türkiye'den Pınar Öğrenci de yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pinar-yesilnacar-goddess-ile-paris-1000-vases-sergisinde/", "text": "Seramik sanatçısı Pınar Yeşilnacar, 8-10 Eylül 2023 tarihleri arasında Paris'teki Galerie Joseph'de gerçekleşecek 1000 VASES Karma Sergisi'nde Goddess adlı eseri ile katılıyor. 2022 yılında Antagonist temalı koleksiyonundan 3 eseri ile katılan Yeşilnacar, bu kez Kibele'den bu yana kadın bedeni; bolluk, bereket ve doğa ananın simgesinden esinlenerek tasarladığı Goddess Koleksiyonu'nu yer alıyor. Pınar Yeşilnacar'ın Goddess Koleksiyonu, kadın ile özdeşen yeni başlangıçlara gebe hali, art deco vurgularla toprağa hayat veriyor. 2018 yılından beri fantezinin tek bir konu üzerinde nasıl durmaksızın işleyebileceğini, güzelliğin farklı teknik ve malzemelerle nasıl en çeşitli biçimlere girebileceğini gösteren sıra dışı bir sergi: 1000 VASES, 60'tan fazla ülkeden yüzlerce bağımsız tasarımcının ürettiği eşsiz parçaları sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/piyanist-besteci-tuluyhan-ugurlu-kumkapi-meryem-ana-kilisesinde/", "text": "Piyanist-Besteci Tuluyhan Uğurlu uzun bir aradan sonra İstanbul'da ilk konserlerini veriyor. 1 Ekim Cuma ve 2 Ekim Cumartesi akşamları saat 20.00'da izleyebileceğiniz konserler Kumkapı'da tarihi Meryem Ana Kilisesi kompleksinde bulunan Patrik Mesrop Mutafyan Kültür Merkezi'nde gerçekleşiyor. Uğurlu konserde sevilen eseri Dünya Başkenti İstanbul'u seslendiriyor. Bir sonbahar akşamında Tuluyhan Uğurlu müzik ve görüntülerle yine İstanbul'un farklı yönlerini anlatıyor. Biraz dün, biraz bugün ve biraz yarınla izleyiciyi siyah beyaz tuşlardan yükselen notalarla renkli bir yolculuğa çıkarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/piyanist-ilyun-burkev-avrupa-sahnesinde-parliyor/", "text": "İlyun Bürkev' in müzikal yolculuğunda yeni bir dönüm noktası olan Almanya turnesi, hem Almanya'da hem de Avrupa'daki sanat camiasında Yeni Bir Türk Yıldızının doğuşuna şahitlik ediyor. Bürkev, Berlin Konzerthaus'taki konserinde ünlü şef Alexander Hülshoff yönetiminde Beethoven'ın 3 numaralı piyano konçertosunu yorumlayarak büyük bir beğeni kazandı. İlyun Bürkev, Türkiye'nin genç ve yetenekli piyanisti, Almanya turnesi kapsamında müzikseverlere unutulmaz bir konser deneyimi yaşattı. Bu heyecan verici serüven, 25 Eylül 2023 tarihinde dünyaca ünlü orkestraların ve sanatçıların sezon programlarında yer aldığı, Almanya'nın ve Avrupa'nın en prestijli konser salonlarından biri olarak bilinen Berlin Konzerthaus'ta başladı. Bürkev, Berlin Konzerthaus'taki konserinde, Klassische Philharmonie Bonn eşliğinde, ünlü şef Alexander Hülshoff yönetiminde Beethoven'ın 3 numaralı piyano konçertosunu yorumlayarak büyük bir beğeni kazandı. Dakikalarca alkışlanan İlyun Bürkev, Alman sanat camiasında Yeni Bir Türk Yıldızının doğuşunu şahitlik ederek, büyük bir heyecan uyandırdı. Almanya turnesi, 25 Eylül-24 Ekim tarihleri arasında sırasıyla Bielefeld'de Rudolf-Oetker-Halle, Hamburg'da Laeiszhalle, Hannover, Bonn, Stuttgart'da Liederhalle, Wiesbaden, Bremen'de Die Glocke Bremen, Karlsruhe'da Konzerthaus Karlsruhe, Nürnberg'de Meistersingerhalle Nürnberg konser salonlarında devam edecek. İlyun Bürkev, 24 Ekim'de Münih'teki efsanevi konser salonu Herkulessaal'da turne performansının finalini gerçekleştirecek. Genç piyanist, azmi, yeteneği ve tutkusuyla gelecekte daha da büyük başarılara imza atmayı hedefliyor. Bu turne, müzikseverleri İlyun Bürkev'in etkileyici performansıyla buluşturarak Cumhuriyetin 100. yılında yaşanan bu gurur verici başarıya tanıklık etmelerini sağlayacak. Müzikseverler, İlyun Bürkev 'in Almanya turnesi sırasında sergileyeceği muhteşem performansları kaçırmamak için heyecanla bekliyor. Türk sanatının yükselen yıldızı olan İlyun Bürkev'in başarı hikayesi, müzik dünyasında büyük bir ilgi ve takdir topluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/piyanonun-genc-yildizindan-londra-genc-muzisyenler-yarismasinda-birincilik-gururu/", "text": "Yeteneği her zaman destekleyen eğitim-öğretim anlayışı ile ön plana çıkan Florya Uğur Koleji'nin 8.'inci sınıf öğrencisi olan ve eğitimini aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Piyano Bölümü'nde de sürdüren 12 yaşındaki Can Saraç piyanoda uluslararası bir başarıya daha imza attı. L. v. Beethoven, Sonat Op. 14 No.2 Allegro performansı ile dünya çapında büyük övgü aldı ve birincilik gururunu ülkemize yaşattı. Geçtiğimiz aylarda St. Petersburg Piyano Festivali'nde de Young Stars kategorisinde yarışan ve Beethoven'ın 10 numaralı sol majör piyano sonatını çalan Can Saraç, kategorisinde yine birinciliği kazanmıştı. Piyanoda geçtiğimiz yıl Amerika'da aldığı iki birinciliğin ardından bu yıl da Avrupa'da birincilik alarak başarılarını sürdüren Can Saraç, 2021 yılında Rusya'nın başkenti St. Petersburg'da gerçekleşecek olan Büyük Final de de yarışmaya da hak kazandı. Florya Uğur Koleji Ortaokulu öğrencisi olan Can Saraç, geçtiğimiz yıl Golden Classical Music Awards International Competition'da solo ve duo piyano olmak üzere iki kategoride birden birincilik kazanarak aldığı davet üzerine, geçtiğimiz yıl Kasım ayında New York'un en ünlü sahnelerinden biri olan Carnegie Hallde hem duo hem solo olarak piyano resitali vermişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/piyanoya-kurucusu-oya-tombuloglu-amacimiz-sanatsever-insanlar-yetistirmek/", "text": "Doğal yeteneğin yanı sıra eğlenceli ve destekleyici bir ortam oluşturarak her bireyin müzik ve dans dünyasını keşfetmesini sağlayan Piyanoya, sanatsal faaliyetlerini İstanbul'un en çekici ve prestijli semtlerinden biri olan Bebek'te, nostaljik bir binada sürdürüyor. Bale ve müzik hakkındaki bilgiyi ve merakı artırarak bunların temelden gelişimini sağlama anlayışı ile eğitim veren Piyanoya; enstrüman, müzik teorisi, müzik tarihi ve pratiği üzerine çalışmalar içeren, genel öğretim dallarını ve çeşitli uzmanlık alanlarını içinde barındıran bir kurum. Piyanoya'nın kurucusu Oya Tombuloğlu, İstanbul Sanat okuyucuları için merak edilenleri yanıtladı. Evet; Piyanoya, Oya Tombuloğlu tarafından 2010 yılında Bebek, İstanbul'da kurulan, butik konseptte hizmet veren prestijli bir piyano ve bale okulu. İlk başta küçük bir binanın bahçe katında hizmete başlayan Piyanoya, öğrencilerimizin de zaman geçirmekten keyif aldığı, yüksek tavanlı tarihi binasında bale ve müzik dersleri vermeye devam ediyor. Amacımız, en iyi temel eğitimi verirken öğrencilerimizi motive ederek, onların müzik ve dans dünyasını keyifle keşfetmelerini sağlamak. Eğitim sistemimiz ise öğrenciyi destekleyerek keyifli bir atmosfer yaratma üzerine kurulu. Piyanoya'da klasik müzik ve balenin değerlerine sahip çıkarken, bunları günümüz değerleriyle harmanlayarak öğrencilerimiz ile paylaşmaktayız. Okulumuzda öğrencilerimizin enstrüman ve bale derslerini, müzik teorisi ve müzik tarihi dersleriyle destekleyerek bu sanat dallarını bir bütün olarak kavramaları ve daha fazla keyif almaları amaçlanmakta. Temelleri küçük yaşta atılan bale, klasik enstrümanlardan olan piyano ve keman dersleri odaklı eğitim verilmekte. Öğrencilerimiz yıl boyunca öğrendiklerini sene sonu gösterimizde sahnede sergilemekte. Kurumumuzdaki öğretmenlerimizin konservatuvar çıkışlı ve öğrencileri ileri seviyeye taşıyabilecek nitelikte olmasına dikkat ediyoruz. Aktif olarak profesyonel hayatına müzisyen ve balerin olarak devam eden öğretmenlerimiz, çocuklara da motivasyon kaynağı ve örnek olmakta. 3-4 yaştan itibaren yetişkinlere kadar uzanan bir öğrenci yelpazemiz mevcut. Profesyonel olmadıkça, sanat eğitimine başlamak için ideal zaman içinizden gelen zamandır. Profesyonel hayatta da zaman zaman istisnalar olabilir. Öte yandan; çocukların gelişimine göre, motor becerilerinin de geliştiği 4-6 yaş, başlamak için iyi bir zaman denebilir. Tabii, isteyen öğrencilerimizi konservatuvar veya yurt dışı okullarına hazırlıyoruz. Ayrıca uluslararası geçerliliği olan sertifika sınavlarına girip, bunları kariyer hayatlarında kullanmalarına yardımcı oluyoruz. Okulumuzda amacımız sadece müzisyen ya da balerin yetiştirmek değil, sanatsever insanlar yetiştirmek. Bu insanların ruhlarında inceliğe sebep olacak dokunuşlar yaparak, hayatlarına sanatı yansıtmalarını ve sanatla ruhlarını doyurmaya yönelmelerini sağlamak. Bu yüzden içinizde bu yönde bir istek varsa, bunun için hiçbir zaman geç değil, ertelemeyin."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/polipopun-ilk-single-parcasi-firtina/", "text": "Türkiye'nin Mutluluk ve Rehabilitasyon Korosu PoliPop, söz ve müziği Çağrı Pamukçu'ya ait 'Fırtına' ile müzik piyasasına fırtına gibi bir giriş yapıyor. Bugüne kadar yurtiçinde ve dışında birçok başarılı konserler vererek ülkemizi, müziğimizi tanıtan PoliPop artık daha yüksek hedeflere odaklandı. PoliPop'un şefi ve aynı zamanda Solopella ve Vokaliz gibi başarılı müzik yapımları ile adını sıklıkla söz ettiren Tolga Gülen 'Artık yeni şarkılar üretmenin ve bu şarkılarla toplumsal iyileşmenin parçası olmamızın vakti geldi' açıklamalarında bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/polisiye-edebiyat-festivali-kara-hafta-26-29-kasim-arasinda-cevrimici/", "text": "Türkiye'nin ilk ve tek polisiye edebiyat organizasyonu Kara Hafta İstanbul Festivali kapsamında 26 29 Kasım 2020 tarihlerinde çevrimiçi olarak festival oturumları düzenlenecek. 26 29 Kasım 2020 tarihlerinde ise çevrimiçi olarak düzenlenecek festival oturumlarında Ian Rankin, Michael Kardos, Niklas Natt och Dag gibi polisiye alanında uluslararası üne sahip yazarların yanı sıra Ahmet Ümit, Ayşe Erbulak, Elçin Poyrazlar, Erol Üyepazarcı, Hakan Günday, Mesut Demirbilek, Onur Saylak, Sevil Atasoy, Su Tunç, Suat Duman ve Taner Ay gibi önemli Türk yazarlar da yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/pop-art-hareketinin-oncusu-andy-warholun-eserleri-lale-vakfinda-sergileniyor/", "text": "Yirminci yüzyıl çağdaş sanatının en etkin isimlerinden ve Pop-art hareketinin öncüsü Andy Warhol'un 125 eserinin yer aldığı Andy Warhol-İstanbul Sergisi'nin resmi açılışı İstanbul Lale Müzesi'nde yapıldı. Sergi 30 Mart 2024 tarihine kadar gezilebilecek. Amerikalı ressam, grafik tasarımcı ve film yapımcısı olan Andy Warhol, yaratıcı eserleri ve benzersiz tarzıyla sanat dünyasında ve popüler kültürde unutulmaz izler bırakmış; çağdaş sanatın dönüm noktalarından biri olmuştur. Pop Art akımının önde gelen temsilcilerinden olan Warhol, sanat dünyasına getirdiği radikal yaklaşımlarla tanınıyor. 1928 yılında Pittsburgh doğan Andy Warhol, Slovak göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Sanat kariyerine ticari illüstrasyonlar yaparak başlayan Warhol, zamanla modern sanat dünyasının en renkli ve çarpıcı figürlerinden biri olmuştur. Warhol kariyerine ticari illüstratör ve reklam dünyasında grafik tasarımcı olarak başlamış ancak, kısa sürede sanat dünyasının sınırlarını zorlayacak benzersiz bir yaklaşımla farkını ortaya koymuştur. New York'a taşınarak 1950'lerin ortalarından itibaren sanat dünyasında adını duyurmaya başlamıştır. Sanatının temelini, Amerikan tüketim kültürünün etkileyici ve sıradan nesnelerini sergilemek oluşturmuştur. Warhol'un sanatında tekrar ve yeniden üretim önemli bir rol oynar. Örneğin, Marilyn Monroe, Campbell çorbası kutusu ve Coca-Cola şişesi gibi popüler nesneleri ve ünlüleri yineleyerek onları sıradanlaştırırken aynı zamanda onları sanat eserine dönüştürmüştür. Sanatında parlak renkler ve basit kompozisyonlar kullanarak estetik algıları sorgulamış ve popüler kültürü sanatın bir parçası haline getirmiştir. Warhol'un stili, çağdaş toplumun görsel diliyle iletişim kurmayı amaçlamıştır. Reklam dünyasının, ünlülerin ve tüketim kültürünün etkisi altında olan Warhol, bu görsel dilin bir parçası haline gelmiş ve onu sanatına dahil etmiştir. Sanat eserlerinde sık sık günlük yaşamdan nesneleri ve ünlü simgeleri kullanması, sanatın elit bir sınıfın ayrıcalığı olmaktan çıkarak geniş halk kitlelerine ulaşmasına katkı sağlamıştır. Warhol'un ilham kaynakları arasında Amerikan tüketim kültürü, ünlüler, gazete başlıkları ve Hollywood yıldızları yer alır. Biletleri Biletix ve Passo üzerinden satılan sergi, Emirgan, İstanbul Lale Müzesi'nde haftanın 7 günü saat 10:00-21:00 arasında ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/printed20-sergisi-7-kasimda-mixerde-aciliyor/", "text": "Mixer, gelenekselleşen ve çağdaş sanatın ulaşılabilir olmasını hedefleyerek hayata geçirdiği sergi serisi Printed 2020'de usta sanatçılar ile genç kuşağın dikkat çeken isimlerini bir araya getiren seçkisi ile baskı sanatının tarihine ışık tutuyor. Mixer'in, ilki 2015 yılında hayata geçirilen ve baskı sanatına odaklanan sergi serisi Printed, bu yıl altıncı edisyonu ile 7 Kasım 2020'de ziyarete açılıyor. Sanat dünyasında iş birliğinin gücüne inanan Mixer, bu seneki seçkinin kürasyonu için x-ist'in kurucu ortağı ve The Empire Project'in sahibi ve yöneticisi Kerimcan Güleryüz'ü davet etti. Bu sene seçki, alternatif sanatsal üretim yöntemleri ile kendilerini ifade eden sanatçıların özellikle baskı alanındaki uygulamalarına daha derinlemesine bir bakış sunmayı hedefliyor. Daha önceki edisyonlarında, izleyiciye baskı tekniklerinin olasılıklarını ve çeşitliliğini tanıtmak için bir temel oluşturan Printed sergileri gravür, litografi, linolyum baskı, serigrafi, fotoğrafçılık ve heykel gibi farklı disiplinlerde üretilen çalışmaları izleyici ile buluşturdu. Bu yıl, Printed'20 ile usta sanatçıların eserlerinin yanı sıra yepyeni yeteneklere de yer vererek izleyiciye, sanatçıların üretimlerinde baskı ile kurdukları ilişki ile ilgili derinlemesine bir inceleme fırsatı sunuyor. Sergi özgün eserlerin üretimi ile başlayarak, eserlerin çoğalma süreçlerindeki yolculuğuna izleyiciyi de ortak etmeyi hedefliyor. 7 Kasım 12 Aralık tarihleri arasında Mixer'de gerçekleşecek olan Printed'20 sergisi, gravürden, linolyum baskıya, heykelden, fotoğrafa farklı nesiller ve medyumlarda üretim yapan sanatçıların baskı ve çoğaltılabilir eserlerinin dönemsel olarak değişimlerini izleme fırsatı sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/psm-loves-summerda-dunyaca-unlu-isimler-konser-verecek/", "text": "Zorlu Performans Sanatları Merkezinin düzenlediği PSM Loves Summer adlı konser serisi, 31 Mayıs'ta başlayacak. Zorlu PSM'den yapılan açıklamaya göre, program kapsamında dünya rock müzik sahnesinin beğenilen gruplarından Arctic Monkeys ve Placebo'nun yanı sıra Shame ve Black Midi, Warpaint, Roosevelt, ALT-J, DIIV, Vendredi Sur Mer, Chet Faker, Half Moon Run ve Agnes Obel müzikseverlerle buluşacak. PSM Loves Summer'ın açılış konserini 31 Mayıs'ta İngiliz post-punk grubu Shame ile müziklerinde deneysel rock, math rock, noise rock ve post-punk ögelerinden ilham alan Black Midi verecek. Dört kadın müzisyenin yer aldığı Los Angeleslı indie rock grubu Warpaint 1 Haziran, indie rock ile elektronik müzik ve synth-popu harmanlayan Roosevelt 9 Haziran, indie rock, indie pop, art rock ve folktronica türlerinin dünya çapında sevilen grubu ALT-J 15 Haziran, temelleri 2011'de Brooklyn'de atılan ve Zachary Cole Smith'in solo kayıt projesi olarak başlayan ABD'li rock müzik grubu DIIV 16 Haziran'da dinleyicilerle bir araya gelecek. Ayrıca elektro pop türünde üretimlerini sürdüren şarkıcı, söz yazarı ve fotoğrafçı Vendredi Sur Mer 17 Haziran, şarkıcı ve söz yazarı Chet Faker 21 Haziran, Quebec merkezli Kanadalı indie rock grubu Half Moon Run 22 Haziran, çağdaş müziğin özgün sanatçılarından olarak görülen Danimarkalı şarkı yazarı ve piyanist Agnes Obel sevilen şarkılarıyla 1 Temmuz'da sahne alacak. İngiliz müziğinin önemli isimlerinden Placebo, yeni albümünün turnesi kapsamında 18 Temmuz, Alex Turner, Jamie Cook, Matt Helders ve Nick O'Mally dörtlüsünden oluşan Arctic Monkeys ise 9 ve 10 Ağustos'ta Zorlu PSM'de dinleyicilerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/punch-nakisiyla-islenen-resimler-sergide-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Balıkesir'in Edremit ilçesinde, kadınların iğne ve iplik kullanarak kumaş üzerine yaptıkları resimlerden oluşan sergi açıldı. Atatürk Gençlik Merkezi Şehit Öğretmen Şenay Aybüke Yalçın Salonu'nda gerçekleştirilen sergide, punch nakışı yöntemiyle ilmek ilmek işlenen resimler, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergiyi gezenler üzerinde yağlı boya tablolarını andıran şaşırtıcı punch nakışı resimleri, ilmek ilmek işlenmiş çalışmaları yakından görme fırsatı buldu. Punch nakışı, geleneksel bir el işi tekniği olmasının yanı sıra giderek modern sanatta da daha fazla ilgi görüyor. Olcay Narin, AA muhabirine, 10 yıldır punch nakışı ile uğraştığını söyledi. İpleri kullanarak resim yaptıklarını belirten Narin, özel punch iğnesi ile resimleri kasnak kullanarak kumaş üzerine işlediklerini aktardı. Sergiyi gezen Zekiye Göktürk de ilk defa böyle bir sergi gezdiğini dile getirerek, Çok değişik geldi. Bütün manzara resimlerini iplikle ve iğneyle nakış etmişler kumaşın üzerine. Çok değişikti. Ayrıca bazı resimler 3 boyutlu. Resimler gözleriyle sizi takip ediyor. Mesela şuradaki bir kaplan resmi odanın hangi yönüne gitsem beni takip ediyordu. O da çok etkiledi beni. Renkler çok güzel, işleme ayrı bir güzel. Dünya kadınlarını işlemiş hocam. Onu da çok beğendik. Manzaralar ve çiçekler sanki tablonun içinden çıkıyor gibi, diye konuştu. Cenk Koser ise İlk defa böyle bir sergi gördüm. Genelde hep tablo olurdu halı dokuması gibi yapıldığı için çok değişik geldi. Çok da şık bir görünüm var. Tablo zannettim ama halı, kilim şeklinde olduğunu yeni öğrendim. İlk defa da böyle bir şey gördüm, dedi. Soner Göktürk de Gerçekten ilk kez böyle bir güzel resim sergisi görüyorum. Dolayısıyla daha önce gitmiş olduğum sergilerde yağlıboya veya akrilik boyayla yapılmış tablolar görüyordum. Ancak şu an punch dediğimiz hanımların yapmış olduğu özel bir şekilde iğneyle kanaviçe üzerine işleyip tablo şeklinde oluşturduğu eserler gerçekten mükemmel, ifadelerini kullandı. Sanatseverler, 14 Temmuz Cuma gününe kadar açık kalacak sergideki resimleri yakından inceleme fırsatı buluyor ve bu benzersiz sanat formunu keşfetme şansına erişiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/quick-art-space-ilk-sergisi-yapinti-doga-ile-sezonu-aciyor/", "text": "Maher Holding'in girişimiyle Quick Tower bünyesinde mayısta faaliyete geçen Quick Art Space, kurucu direktörü Nergis Abıyeva'nın küratörlüğündeki ilk sergiyi 28 Ekim-1 Aralık'ta gerçekleştiriyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre, Yapıntı Doğa başlıklı sergide Gülçin Aksoy, Nazan Azeri, Seçil Büyükkan, Ahmet Rüstem Ekici & Hakan Sorar, Ekin Saçlıoğlu ve Özlem Şahinler'in resim, video, enstalasyon, dokuma ve heykel gibi farklı türlerdeki yapıtlarına yer veriliyor. İlk defa izleyicilerle buluşacak yapıtları da içeren sergi, Quick Tower'ın mimari özelliklerinden ve kendisini konumlama biçiminden yola çıkarak kurgulandı. Yapıntı Doğa sergisi, Doğa deyince zihnimizde beliren yalnızca balta girmemiş ormanlar ya da uçsuz bucaksız denizler mi? İnsan eliyle doğru şekilde müdahalede bulunulan, şifalandırılan şehir alanları doğayla ilişkimizi güçlendirebilir mi? Doğa-kültür, insan-hayvan, kadın-erkek, zihin-beden, iş-ev ikiliklerinin dışına taşabilir miyiz? gibi sorulardan yola çıkıyor. Atölye çalışması, sergi turu ve sanatçı konuşmasını içeren paralel etkinlik programı da önümüzdeki günlerde paylaşılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/radyo-tiyatrosu-atasehirde-hayat-buluyor/", "text": "Pandemi döneminde kültür-sanat etkinliklerine devam eden Ataşehir Belediyesi, hazırladığı E-Kültür Merkeziyle dijital dünya üzerinden izleyicilerle buluşmayı sürdürüyor. Günümüzde yalnızca TRT Radyo'da devam eden radyo tiyatrosu geleneğini canlandırmak için, Ataşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü önemli bir adım attı. Türkiye'de 1940'lı yıllarda başlayan, 80'li yılların ilk yarısına kadar büyüyen bu kültürel mirasın yeniden hatırlanması için, 'arkası yarın' şeklinde 6 bölümlük bir oyun hazırlandı. Belediye bünyesinde çalışmalarını sürdüren Ataşehir Belediyesi Tiyatro Topluluğu, Behçet Necatigil'in Ahmet Mithat Efendi'nin Musullu Süleyman adlı romanından uyarladığı oyunla 23 Ekim'de dinleyicilerin karşısına çıkacak. Oyunda, on üçüncü yüzyılın ortalarındaki Haçlı Seferleri sırasında Kudüs yakınlarında Kirk köyünde bir süre esir kalan, Latinceyi, Hıristiyanlık adet ve geleneklerini öğrenen, becerikliliği sayesinde pek çok zorlu görevin üstesinden gelen 17-18 yaşlarında bir Arap genci olan Musullu Süleyman'ın Hıristiyan güzeli Maria'ya aşık olması ve aşkı için verdiği mücadele anlatılıyor. Muharrem Uğurlu'nun yönettiği oyunun reji asistanlığını Gamze Aşık ve Damla Ezgi Beyaztaş yaparken, müziklerde ise T. Volkan Aslan, Umut Kahraman, Utku Çakmak, Yarkın Sezgin ile Zeynel Günbek imzası var. Radyo tiyatrolarının olmazsa olmazlarından olan efektler de Zeynel Günbek'e ait. Musullu Süleyman adlı oyunun yönetmenliğini yapan Muharrem Uğurlu, radyo tiyatrosu geleneğini canlandırarak devam ettirecek olmanın heyecanını yaşadıklarını belirterek, Radyo Tiyatrosu dinlerken hayal kurarsınız o karakterleri zihnimizde oluşturursunuz ve pozitif enerji ile dolarsınız. Bu sebeple radyo tiyatrosu projesine Ataşehir Belediyesi çok önem veriyor, biz de bunun bilincinde özenle kayıtlarımızı alıyoruz. 23 Ekim'den itibaren yayında olacak dedi. Radyo tiyatrosunda yayınlanacak 6 bölümlük Musullu Süleymanın ilk bölümü 23 Ekim'de Radyo Ataşehir'den dinleyicilerle buluşurken, sonraki bölümleri her sabah 10.30'da yayınlanacak. Topluluk bu radyo oyunun ardından diğer oyunlarla da radyo tiyatrosu geleneğini Ataşehir Belediyesi E-Kültür Merkezi üzerinden sürdürecek. Radyo Ataşehir'e http://radyoatasehir. net/ adresi üzerinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rahmi-koc-muzesi-nden-cocuklar-icin-her-hafta-bir-etkinlik/", "text": "Rahmi Koç Müzesi, koronavirüs nedeniyle evlerinde vakit geçiren çocukları yaratıcılıklarını ortaya koymaya davet ediyor. Minikler, müzede gezip göremediği objeleri evdeki malzemelerle tasarlayacak, oyun dünyalarını genişletirken faydalı bilgiler edinecek. 1800'lü yıllarda eğlence amacıyla icat edilen zoetrop, adını eski Yunanca yaşam anlamına gelen zoe ve dönen şey anlamına gelen tropos kelimelerinden alıyor. Modern sinematografinin öncüsü sayılan zoetrop, 1834'te William Horner tarafından icat edildi. Zoetropun aralıklarından bakıldığında, içerisindeki silindirin üzerinde dönen resimler hareket ediyor izlenimi veriyor. Gerekli malzemeler: Karton, kağıt, kalem, makas, yapıştırıcı. - İlk başta bir tatlı tabağı boyutunda kartonu kesin. - Bir kağıt üzerine 20 adet hareket eden figüre ihtiyacımız var. Bu figürlerin çıktısını alalım ya da çizimleri kendiniz yapın. - Resim kağıdımızı yarıya kesip, uçlarını ikişer santim ara ile 2 cm olarak kesin. - Figürlerimizi keserek resim kağıdının genişliğinde arka arkaya yapıştırın. - Resim kağıdının düz bölümüne çizdiğiniz ya da çıkarmış olduğunuz kağıdı yapıştırın ve resim kağıdını silindir hale getirin. - Resim kağıdının alt tarafını kartona yapışacak şekilde kıvırın ve kartonun kenarına yapıştırın. - Kartonu ortasından delerek kalemi veya tahta çubuğu yerleştirin ve yavaşça zoetropu döndürmeye başlayın. Japonya'da 1940'lı yıllarda üretilen dünyanın ilk robot oyuncağı Lilliput, Ankara Rahmi M. Koç Müzesi'nin oyuncak bölümünde sergileniyor. Gerekli malzemeler: Boş küçük kutu, makas, yapıştırıcı, renkli kağıt, boya kalemi. - Boş küçük kutuları gövde, ayak, kol ve baş olacak şekilde ayırın. - Kutuları renkli kağıt yapıştırarak kaplayın. - Kapladığınız kutulardan gövde olanına ayakları, kolları ve başı yapıştırın. - Renkli kalemlerle göz, ağız, kablo, tuş gibi çizimler yapın. - Bir isim verin ve oynamaya başlayın."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rahmi-koc-muzesi-sanal-turla-yolculuga-cikariyor/", "text": "İstanbul'da kültürü ve endüstri tarihini bir arada sunabilen tek adres olma özelliğini koruyan Rahmi Koç Müzesi, internet üzerinden de gezilebiliyor. Türkiye'yi etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle hayata geçirilen önlemler kapsamında 31 Mart 2020'ye kadar kapalı olan müzeyi, isteyenler Google Street View ile dilediğince ziyaret edebiliyor. Müzenin açık ve kapalı dahil olmak üzere 23 bin metrekarelik alanında nostaljik tren turu, denizaltı gezisi, atlıkarınca ve oyun parkı, uçaklar, klasik otomobiller ve çok daha fazlası ziyaretçileri bekliyor. Zengin koleksiyonuyla geçmişten günümüze endüstri, ulaşım ve iletişim tarihine ışık tutan Rahmi M. Koç Müzesi'nde hem çocuklar hem de büyükler benzersiz bir yolculuğa çıkıyor. 1994 yılında ziyarete açılan Rahmi M. Koç Müzesi, Haliç'in kuzey yakasındaki Hasköy semtinde yer alıyor. Günümüzde yaklaşık 27 bin metrekarelik bir alana yayılan müze, üç ana bölümden oluşuyor. Mustafa V. Koç Binası / Tarihi Lengerhane Binası, Tarihi Hasköy Tersanesi ve Açık Hava Sergileme Alanı. Müze koleksiyonunda en temel başlıkları ile iletişim ve ulaşım altında yer alan endüstriyel mirasın en geniş yelpazede örnekleri bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rahmi-koc-muzesi-somestir-atolyeleri-duzenliyor/", "text": "Türkiye'nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi Koç Müzesi, sömestir tatilini atölyelerle renklendiriyor. 5-14 yaş aralığındaki çocuklar, sömestir boyunca düzenlenecek atölyelerle hem öğrencek hem keşfedecek. Çekyalı heykeltıraş Patrik Prosko imzalı Anamorfoz Atatürk projesinin yapımı yaklaşık 3 ay sürdü; 93 farklı temadan toplam 539 parçanın bir araya getirilmesiyle meydana geldi. Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını ve değerlerini simgeleyen bu eseri yakından incelemek ve kullanılan teknikleri etkinliklerle öğrenmek ister misiniz? Parçadan bütüne giden bu sanat anlayışının sırrını birlikte keşfedelim. Eğlen + Öğren bölümü, 46 adet deney seti ve öğretmen anlatımlarıyla çocuklara matematik ve fen bilimlerini anlaşılmaz, erişilmez olmaktan çıkarıp; dokunulabilir, sevilebilir ve anlaşılabilir kılmayı hedefliyor. Renkli Matematik Dünyası etkinliği, eğlence ile öğrenmeyi bir arada sunarak çocukların matematiksel düşünmeyi öğrenmelerine, dolayısıyla da matematiği sevmelerine yardımcı oluyor. - Katılımın ücretli olduğu atölye programıyla ilgili detaylı bilgi almak isteyenler, (0212) 369 66 00'ı arayarak Rahmi Koç Müzesi Eğitim Bölümü'yle irtibata geçebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rahmi-koc-muzesinde-yuz-yuze-ve-cevrimici-atolyeler-devam-ediyor/", "text": "Rahmi M. Koç Müzesi'nin mart ayı eğitim atölyeleri, Bilim ve Teknoloji Haftası'na özel hazırlandı. Çocukları hedef ve davranışlarına uygun yeni deneyimlere davet eden atölyelere yüz yüze ya da çevrim içi katılmak mümkün. 'Kağıttan Devreler' atölyesinde çocuklar basit elektrik sistemleriyle tanışıyor ve ister kendilerine ister sevdiklerine fener hazırlıyor. Renkli Matematik Dünyası atölyesinde matematik 'yaparak-yaşayarak' öğreniliyor. Atölyede, Leonardo da Vinci'nin Haliç için tasarladığı köprüyü yapan çocuklar, tasarımın sınırının olmadığını deneyimliyor. 'Kızıl Gezegen: Mars' atölyesinde Mars üzerinde bir yaşam olabilir mi? sorusu soruluyor. Çocuklar, içinde yaşadığımız dünya ve Güneş Sistemi'ndeki farklı özelliklere sahip diğer gezegenlerin özelliklerini öğreniyor. Peki Sen Neyin Şekerisin? diye soran biyoloji atölyesinde, çocuklar besinlerdeki farklı şeker türlerini öğreniyor, atölye sonunda hazırladıkları içecekleri içiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rahmi-m-koc-muzesinde-yeni-sergi-dunya-bebekleri/", "text": "Rahmi M. Koç Müzesi, 28 Eylül 2021 tarihinden itibaren Rahmi M. Koç Müzesi Restoratörü Serra Kanyak'ın küratörlüğünde hazırlanan 'Dünya Bebekleri' sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin ana sponsorluğunu Zen Pırlanta üstlenirken, serginin eş sponsorları Boyner Grup ve Ülker. Oyuncak sanayisinin en önemli kilometre taşı olan bebeklerin Antik Çağ'dan günümüze uzanan yolculuğuna ışık tutan sergi, 18. yüzyılın ahşap bebeklerinden Anadolu'nun bez bebeklerine, Asya ve Afrika inanç bebeklerinden moda bebeklerine, hatta Uzakdoğu'nun ipek elbiseli festival bebeklerine kadar çok özel bir seçkiyi ziyaretçilerin beğenisine sunuyor. Bebekler, antik çağlardan 21. yüzyıla kadar insanın kendi benzeri olarak biçimlendirdiği, inanç ve kültür objesi, aynı zamanda da çocukların oyuncağı. Batı'da, Ortaçağ'da cadılıkla ilgili kullanılan balmumu bebekler varken, Rönesans ile birlikte soylu kadınların moda merakı için yapılan, süslü dantelli elbiseleri olan ahşap bebekler ortaya çıkıyor. Farklı coğrafyaların yerel halklarının geleneksel yöntemlerle elde ürettiği bebekler, sanayi devrimiyle birlikte yerini büyük fabrikalarda porselen ve plastikten seri üretilen, daha ucuza mal edilen bebeklere bırakıyor. Rahmi M. Koç Müzesi'nin üç yıla yayılan kapsamlı ve titiz bir hazırlık sürecinin ardından gerçekleştirdiği sergi, 18. yüzyılın ahşap bebeklerinden Anadolu'nun bez bebeklerine, Asya ve Afrika inanç bebeklerinden moda bebeklerine, korku bebeklerinden geleneksel dünya bebeklerine, otomat bebeklere kadar literatüre girmiş farklı bebek türlerini özel bir seçki ile sunuyor. Sergi, hem bebek kavramının tarih öncesinden bu yana kullanım amaçlarını anlatıyor hem de yüzyıllar içinde bebek sanayisinin geçirdiği büyük dönüşüm ziyaretçilerin deneyimine açılıyor. Müzenin kurucusu Rahmi M. Koç, Dünya Bebekleri Sergisinin hayata geçmesine öncülük etti. Kişisel koleksiyonunda bulunan bebekleri sergilenmesi için projeye dahil eden Koç, bu süreçte yurt dışına yaptığı seyahatlerde de eksiklerin tamamlanması için çeşitli bebekler satın aldı. Koç'un kişisel koleksiyonunda 18. yüzyıl Napoliten bebekleri, 19. yüzyıl Asya bebekleri ve kuklaları ve 20. yüzyılın başına tarihlenen kıymetli porselen bebekler, otomat bebekler, Santon bebekler ve kuklalar bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rahmi-m-koc-muzesinden-cocuklara-atolyeler/", "text": "Rahmi M. Koç Müzesi, eğitimde sınırları kaldırmaya devam ediyor. Müzenin çevrim içi eğitim atölyeleri ocak ayı boyunca 7-10 yaş grubu çocukları sanat ve bilimle buluşturuyor. Atölyelerde çocuklar kendi güneş sistemi modelini oluşturuyor, resimde kolaj tekniğinin nasıl kullanıldığını öğreniyor, bir arı olup peteklerini kendilerini örüyor. Kurulduğu 1994 yılından bu yana 600 binin üzerinde öğrenciye ulaşan Rahmi M. Koç Müzesi, pandemi nedeniyle geçici olarak çevrim içi düzenlediği atölyelere 2021 yılında da devam ediyor. Müzenin zengin koleksiyonundaki objelerle bağlantılı konuları da içeren atölyeler çocukların endüstri, ulaşım ve iletişim gibi konularda bilgi edinmesine katkı sağlarken uzaktan öğrenmeyi de eğitici ve eğlenceli kılıyor. Rahmi M. Koç Müzesi'nin ocak ayı programında yer alan sanat ve bilim atölyelerinde 7-10 yaş grubu çocuklara astronomiden matematiğe, tasarımdan heykele kadar farklı alanlarda eğitim veriliyor. Atölyeler öncesinde müzenin ilgili bölümleri çevrim içi gezilebiliyor, çocuklar gördüklerini kendi hayal dünyalarına göre tasarlayarak eğlencenin tadına varıyor. Çocukların hedef ve davranışlarına uygun olarak hazırlanan atölyeler, her cumartesi saat 13.00'te eğitim kiti eşliğinde ve müze eğitmenlerinin anlatımıyla düzenleniyor. 60 dakika sürecek atölyelere katılım için müzenin Eğitim Bölümü'nü telefonla aramak veya muzeegitimi@rmk-museum. org. tr adresi üzerinden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Zoom uygulaması ile gerçekleştirilen atölyelere katılım 20 kişiyle sınırlı oluyor. Kayıt işlemi yaptırılıp atölye ücreti ödendikten sonra belirtilen adreslere kargo ile eğitim kiti gönderiliyor. Eğitim kitinde atölyelerin konusuna göre farklı malzemeler yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rahmi-m-koc-muzesinden-sinirlar-otesi-egitim/", "text": "Türkiye'nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, öğretmen ve öğrencilere yönelik çevrim içi eğitimlerle de alanında bir ilki gerçekleştiriyor. Öğrencilerin sınıf içi öğrenmesini desteklemek için hazırlanan ve Türkiye'nin her yerinden katılımın mümkün olduğu eğitimler, biyolojiden astronomiye, fen bilgisinden teknolojiye kadar birçok konuya odaklanıyor. Keşfe dayalı ve eğlenceli içerikler öğrencilere mekandan bağımsız bilinç ve beceri kazandırmayı hedefliyor. 'Sınırsız müzecilik' anlayışıyla çalışmalarını devam ettiren Rahmi M. Koç Müzesi, eğitimde de sınırları kaldırdı. Müzenin, okul müfredatını destekleyen 'Müzede Eğitim' uygulaması çevrim içi ortamda öğretmen ve öğrencilerle buluşuyor. Rahmi M. Koç Müzesi Eğitim Bölümü tarafından hazırlanan eğitimler iki aşamalı olarak gerçekleşiyor. İlk aşamada çevrim içi eğitim öncesi öğretmen ve öğrenciler sınıfta seçtikleri konu hakkında tartışma ve etkinlikler düzenliyor. İkinci aşamada ise canlı yayın ziyareti ile müze tanıtımı, konu anlatımı ve etkinlikler gerçekleştiriliyor. Öğrencilerin sosyal ve kültürel gelişimine katkıda bulunurken hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını geliştirmelerine yardımcı olan eğitimlerde biyolojiden astronomiye, fen ve teknolojiden yenilenebilir enerjiye kadar farklı konularda atölyeler sunuluyor. Öğrenciler ayrıca müze koleksiyonunda yer alan objeler ile kara yolu, raylı ulaşım, denizcilik, havacılık ve iletişim konularında mekandan bağımsız olarak daha detaylı bilgiler ediniyor. Öğrendiklerini pratikte uygulama fırsatı yakalarken dersleriyle de bağlantı kurarak bilinç ve beceri kazanıyorlar. İlkokul, ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik eğitimler, Zoom üzerinden 40'ar dakika olarak iki ayrı şekilde gerçekleştiriliyor. İlk 40 dakikanın sonunda 10 dakika ara veriliyor. Katılımın minimum 15, maksimum 30 kişiyle sınırlı olduğu eğitimler için öğretmenler, yıllık eğitim planında yer vermek istedikleri bir ya da birden fazla alan seçebiliyor. 2020 2021 Eğitim Öğretim süreci boyunca devam edecek eğitimlerden faydalanan öğrenciler, İstanbul, Ankara ve Ayvalık'taki Rahmi M. Koç Müzelerinden birine giriş hakkı da kazanıyor. Mustafa V. Koç Binası'nda yer alan; telgraf, telefon, diktafon, gramofon, kamera ve televizyon gibi önemli iletişim aletlerinin nadir örneklerinin bir araya geldiği koleksiyonu inceleme imkanı bulan öğrenciler, iletişim tarihine yolculuk yapıyor. Müzede yer alan bu bölüm Ayvalık'ın Bademli Köyündeki gerçek bir zeytinyağı fabrikasının parçalarından oluşturuldu. Bu bölümdeki eğitimde gerçek bir buharlı makinenin, taşıyıcı bantlarla çevrilen değirmen taşlarının ve preslerin nasıl çalıştığı öğrenilebiliyor. Hava, kara, denizyolu ve raylı ulaşıma ilişkin bilgilerin verildiği bu eğitimlerde öğrenciler B-24 uçağının parçalarını incelerken atlı ve elektrikli tramvayların çalışma prensiplerini karşılaştırabiliyor. Denizyolu ulaşımına ilişkin gelişmeler ve Kısmet Teknesi'nin ayrıntılı hikayesi ile ilk buharlı arabadan müzede yer alan Malden Buharlı Otomobili'nin çalışma prensiplerine kadar zengin bir içerik bulunuyor. Güneş saati eğitimi ile insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından olan zamanın takibinin sosyal, ekonomik, kültürel, teknolojik geçmişine geri dönülüyor. Bu bağlamda Güneş saatinin çalışma prensibi, tarımın insan hayatındaki önemi öğreniliyor. 2010 yılının Aralık ayında açılan bu bölüm; 43 adet deney seti ve öğretmen anlatımlarıyla çocuklara, matematik ve fen bilimlerini anlaşılmaz, erişilmez olmaktan çıkarıp dokunulabilir, sevilebilir ve anlaşılabilir kılmayı hedefliyor. Enerji atölyesi ile dünyadaki yenilenebilir ve yenilenemez enerji kaynaklarının nasıl oluştuğu, üretim süreçleri, kullanım alanları ve çevreye olan etkileri ele alınıyor. Ham petrol rafineri maketi ile öğrenme imkanı sunuluyor. Bu atölyede kaldıraçlar, palangalar, eğik düzlem, dişli çarklar ve sürtünme kuvveti deneyleri yer alıyor. Bu çalışma ile öğrenciler, fen ile teknoloji arasındaki ilişkiyi bütünleştirecek, aynı zamanda günlük hayatta karşılaştığı sorunlara fenden yararlanarak çözüm arayışında bulunabiliyor. Astronomi Atölyesi, Büyük Patlama'dan günümüze kadar uzanan 13.8 milyar yıllık süreci dev panolar ve Sihirli Küre'den paylaşılan görüntülerle öğrencilere aktarıyor. Biyoloji atölyelerinde vücudun temel yapı taşı DNA ve insan bilimi arasındaki bağ ele alınıyor, klorofil ve şeker deneyleriyle yaparak-yaşayarak öğrenme sağlanıyor. Öğretmenler katılmak istediği eğitim/eğitimleri seçerek 0212 369 66 00 133-120-105-136 dahili numaralar veya muzeegitimi@rmk-museum. org. tr üzerinden rezervasyon yaptırabiliyor. Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesidir. 14 binin üzerinde objeden oluşan koleksiyonu, çocuklara yönelik eğitimleri ve atölyeleri ile kültür ve eğlenceyi bir arada sunabilen tek adres olan Rahmi M. Koç Müzesi Mustafa V. Koç/Lengerhane binası ve Hasköy Tersanesi olmak üzere iki tarihi bina ile hali hazırda 11 bin 250 m2'lik kapalı alana ve yaklaşık 17 bin metrekarelik açık alana sahiptir. Denizaltı gezisinden nostaljik tren turuna, uçaklardan klasik otomobillere kadar tarihin tüm detayları arasında gezintiye çıkma fırsatı sunan Rahmi M. Koç Müzesi'nde ziyaretçiler, Fenerbahçe Vapuru Büfesi, Coca Cola Büfesi, Demlik Kafe, Cafe du Levant ve Halat by Divan'da yemek yiyebilir. Rahmi M. Koç Müzesi, pazartesi hariç her gün, hafta içi, hafta sonu ve resmi tatillerde 11.00-17.00 saatlerinde ziyaret edilebilir. Müzeye giriş ücreti yetişkinler için 28 TL, öğrenciler için 12 TL'dir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rahmi-m-koc-muzesine-italya-yildizi-nisani/", "text": "Türkiye'nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, İtalya ile Türkiye arasındaki kültürel ilişkileri güçlendiren gayretlerinden ötürü devlet madalyası ile ödüllendirildi. İtalya Büyükelçiliği'nin İstanbul Beyoğlu'daki rezidansı Venedik Sarayı'nda 9 Mayıs'ta gerçekleşen törende, Rahmi M. Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu, İtalya Yıldızı Nişanına layık görüldü ve şövalye unvanı aldı. İtalya'nın Ankara Büyükelçisi'nin önerileri ve İtalya Cumhurbaşkanı'nın tensipleri ile iki ülke arasındaki dostluk bağını kuvvetlendiren kişilere verilen nişan, İtalya'nın Türkiye Büyükelçisi Giorgio Marrapodi tarafından takdim edildi. Mine Sofuoğlu, düzenlenen törende yaptığı konuşmada şövalye olmaktan gurur duyduğunu söyledi. Sofuoğlu, Böylesi prestijli bir nişan ve unvana layık görüldüğüm için Rahmi M. Koç Müzeleri ve şahsım adına çok gururluyum. Sayın Büyükelçi Giorgio Marrapodi ve sayın İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella'ya en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca 18 yıldır müzelerinde çalışma imkanı bulduğum, kurucumuz sayın Rahmi M. Koç'a da şükranlarımı sunuyorum. İş hayatım boyunca bana kazandırdığı uluslararası ve küresel vizyon için kendisine minnettarım dedi. Rahmi M. Koç Müzeleri'nde çalışmaya başladığından bu yana İtalya ile yakın ilişki içinde olduklarını belirten Sofuoğlu, Uzun yıllardır iki ülkeyi birbirine bağlayan bir kültür köprüsü vazifesi görüyoruz. Bugüne kadar birlikte çalışmamızı sağlayan pek çok fırsat doğdu. Son birkaç yıldan örnek verecek olur isek; 2019 yılında İtalyan fotoğrafçı ve heykeltıraş Stefano Benazzo'nun fotoğraflarından oluşan 'Bellek Görevi: Gemi Enkazları' sergisine ev sahipliği yaptık. Geçen yıl İtalyan Tasarım Günleri etkinliği ile İtalyan tasarımının Türkiye'de tanıtımına katkı sunma çabası içinde olduk. Yine geçen yıl İtalyan ressam Lorenzo Mariotti'nin 'Deniz ve Ötesi' başlıklı kişisel sergisini ziyaretçilerimizle buluşturduk. Çok kısa bir süre önce ise ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale Cephesi'nde kullandığı Fiat Zero otomobilin aynı modelinin İtalya'daki son örneği Tofaş tarafından Torino'dan getirilerek müzemize hediye edildi ve teşhir edilmeye başlandı. Ayrıca, Avrupa Birliği'nin Ufuk Avrupa programı kapsamında desteklenen ve bu yıl çalışmalarına başladığımız CULTURATI projesinde de İtalyan partnerlerimiz Foggia Üniversitesi ve Meridaunia ile bir arada olmaktan mutluluk duyuyoruz diye konuştu. Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesidir. 16 binin üzerinde objeden oluşan koleksiyonu, çocuklara yönelik eğitimleri ve atölyeleri ile kültür ve eğlenceyi bir arada sunabilen tek adres olan Rahmi M. Koç Müzesi Mustafa V. Koç/Lengerhane binası ve Hasköy Tersanesi olmak üzere iki tarihi bina ile halihazırda 11 bin 250 m2'lik kapalı alana ve yaklaşık 17 bin metrekarelik açık alana sahiptir. Müze, salı-cuma 09.30 17.00, cumartesi-pazar 10.00 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ramazan-canin-yeni-sergisi-ne-yerdeyim-ne-gokte-anna-laudelde/", "text": "Anna Laudel, 9 Eylül 18 Kasım 2021 tarihleri arasında yeni mekanında Ramazan Can'ın Ne Yerdeyim, Ne Gökte isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Anna Laudel'in Kazancı Yokuşu'ndaki yeni galeri mekanında gerçekleşecek ilk sergi olan Ne Yerdeyim, Ne Gökte, sanatçının son yedi yıl içerisinde farklı materyallerle ürettiği eserleri bir araya getiriyor. Ramazan Can'ın 2018'de yine Anna Laudel'de gerçekleşen Evvel Zaman İşi sergisinin devamı niteliğinde olan Ne Yerdeyim, Ne Gökte, yörüklerin yaşadığı bölgede, kendi belleğinde yer etmiş anılarının peşine düşen Ramazan Can'ın yıllar içindeki serüvenini izleyici ile buluşturuyor. Konmak eylemini kuşlarla özdeşleştiren sanatçı, yörüklerin göç etmeye devam ettikleri müddetçe bir kuş kadar özgür olduklarına ancak uygulanan iskan politikaları neticesinde bu özgürlüklerinin ellerinden alındığına vurgu yapıyor ve günümüzde ne yere ne de göğe sığdırılamayan yörükleri bizlere aktarabilmek için kendi belleğindeki anılarını, geçmişle bugün arasında köprü vazifesi gören eserlerinde yansıtıyor. Sergi aynı zamanda ismiyle de yörükleri tanımlamak için kullanılan konmak ve göçmek eylemlerine gönderme yapıyor. Galerinin iki katında, farklı materyallerle üretilmiş eserlerin yer aldığı sergi sanatçının bakış açısından Göçebelik, Şamanizm ve Kimlik Konuları ve Temellük temaları etrafında üç bölümden oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ramazan-penceremde-etkinligiyle-susledikleri-camlari-sosyal-medyadan-paylasiyorlar/", "text": "Ramazan, yine ışıklarıyla birlikte geliyor. Ülkenin dört bir yanında sokaklar, caddeler her yıl olduğu gibi bu yıl da aynı görünümüne, birbirinden güzel renklerine kavuşmaya başladı. Pencerelerin kandil, cami maketleri, hilal ve ay gibi renkli figürlerle süslenmesini teşvik eden bir grup gönüllü, Ramazan Penceremde etkinliğiyle sosyal medyada yüzlerce kişiye ulaştı. Kudüs sokaklarının ramazan ayına hazırlanma görüntülerinden esinlenerek benzerini Türkiye'de yapmak için kolları sıvayan bir grup, gönüllü etkinliği başlattı. Gönüllüler, sosyal medya hesaplarından pencerelerin ramazana özel süslendiği fotoğraflarını paylaştı. Ardından Ramazan Penceremde etkinliğine katılmak isteyenlerin, pencere fotoğrafının çıktısını alıp boyadıktan sonra kandil, hilal, yıldız ile cami maketleri gibi figürleri ışıklarla süsleyebilecekleri duyuruldu. Ramazana özel süslenen pencerelerin fotoğrafını çeken katılımcıların, bunları sosyal medya üzerinden paylaşması istendi. Böylelikle çocukların dünyasında ramazan için farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Projede yer alan Aysel Yılmaz, geçen sene başlattıkları etkinlikten yüzlerce geri dönüş aldıklarını, etkinliğe katılanların süsledikleri pencerelerin fotoğrafını çekip kendileriyle paylaştıklarını dile getirdi. Yılmaz, ramazana günler kala bu çağrıyı yenilediklerini belirterek, Bizler ramazan coşkusu evlerde kalmasın, pencerelerimizden sokaklara taşsın istedik. Yüzlerce eve, binlerce kişiye ulaştık. Fenerler asıyor, kandiller yakıyoruz. Çocuklarımız bu tatlı hazırlık telaşlarının içerisinde yer alsın. Çünkü bu şekilde çocukların zihninde daha kalıcı izler bırakabiliyorsunuz. Evin içindeki o manevi coşku dışarı yansıyınca yani toplum olarak paylaşılınca güzel diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rasim-oztekin-hayatini-kaybetti/", "text": "Tiyatro ve sinemanın usta oyuncusu Rasim Öztekin, dün öğle saatlerinde fenalaştı. Kalp krizi sonucu kalbi duran 62 yaşındaki sanatçı, ilk olarak Beykoz Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Yapılan müdahale sonrasında hayata döndürülen sanatçı, daha sonra İstanbul Doktor Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi'ne sevk edildi. Öztekin, Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan bütün müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Dizi, tiyatro ve sinema oyuncusu Rasim Öztekin, geçirdiği kalp rahatsızlığından sonra, Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanemizde yapılan bütün müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Televizyon olan her evde aileden biriydi. Başımız sağ olsun dedi. Geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli simgelerinden olan kavuk, 20 Eylül 2020'de Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda düzenlenen törenle Rasim Öztekin'den Şevket Çoruh'a devredilmişti. Törende konuşma yapan Rasim Öztekin, Kavuk, bir usta-çırak ilişkisi. Bir liyakat ilişkisidir. Bugün Türkiye'de liyakat olayı tamamen unutuldu demişti. Kavuğu teslim alan Çoruh ise pandemi döneminde tiyatro emekçilerinin durumuna dikkat çekerek, Türk tiyatrosu çok zor bir dönem yaşarken mahalle yanarken saçımızı mı tarıyoruz diye bir düşünce geldi aklıma... Bu kavuğu bugünkü zor şartlarda, Anadolu'da perde açmaya çalışan, alternatif sahnelerden apartman dairelerine kadar yüreği tiyatroyla dolu tüm tiyatro emekçileri adına kabul ediyorum ifadelerini kullanmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rasit-bagzibagli-couture-summer-defilesiyle-goz-kamastirdi/", "text": "Dört yıl aradan sonra seyircili defile yapmanın mutluluğunu yaşayan ünlü modacı Raşit Bağzıbağlı, Ritz Carlton'da iş, sanat ve cemiyet hayatından pek çok tanınmış ismi bir araya getirdi. Yazlık gece elbiseleri ve gelinliklerden oluşan zengin koleksiyonda son derece özel kumaşlar, görkemli tasarımlarla modaseverlerin beğenisine sunuldu. Kusursuz organizasyonda kıyafetler kadar mankenler, aksesuarlar, dönen platform sahne ve salonun ambiyansı da konuşuldu. Zarafet ve görkemin iç içe geçtiği yılın defilesinde, davetliler de şıklıkta podyumdaki modeller ve birbirleriyle yarıştılar. Defne Samyeli, Deren Talu, Selin Ciğerci, Astrolog Şenay Devi, Özge Özder, Rachel Araz, Yasmin Erbil ve Soner Sarıkabadayı, defileye ilgi gösteren ünlü simalardan sadece birkaçıydı. Davetliler, gösteri bitiminde Raşit Bağzıbağlı'yı yoğun bir şekilde alkışlayarak tebrik yağmuruna tuttular. Pandemi sonrası normalleşme ile birlikte özlenen böyle yüz yüze eventlerin devam etmesi ise tüm katılımcıların ortak görüşüydü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/red-art-istanbul-geleneksel-karma-yilbasi-sergisi-acildi/", "text": "Modern sanat galerisi RED art İstanbul, geleneksel karma yılbaşı sergisi Tis' the season Tis' the ART için geçtiğimiz hafta sonu kapılarını açtı. Sanat ve cemiyet dünyasından birçok ismin bir arada bulunduğu sergi, sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılandı. Soğuk bir kış akşamında sanat eserlerinin canlı renk ve dokularıyla ortamı ısıttığı, yılbaşı ruhunun hakim olduğu Red art İstanbul 'un galerisinde, Subway Jazz Station müzikleriyle katılımcılara eşlik etti. Serginin açılış partisine katılanlar arasında; Ali Sunal & Nazlı Sunal, Nilperi Şahinkaya, Emre Yusufi, İbrahim Selim, Hande Uğur, Didem Yağcı, Cihan Ünalan, Gizem Girgin, Hamid Tolouei Fard, Sebla Devidas, Beni Devidas, Tolga Acarlı, Ahu Acarlı, Gülfam Aydın, Axel Devidas, Hayal Aydın gibi isimler yer aldı. RED art İstanbul'da 24 Aralık'ta ziyaretçilerine kapılarını açan sergi, 7 Ocak 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Berk Arıkan, Cankat Kalyoncu, Cihan Ünalan, Çağatay Odabaş, Didem Yağcı, Eda Baysal, Ekin Anıl, Emel Ilgaz, Emre Yusufi, Ezo Sunal, Hamid Tolouei Fard, Hande Uğur, İlkem Güneri, Nesren Jake, P. J., Serdar Akkılıç, Tarkan Güveli, Taylan Türkmen, Uğur Orkide'nin eserleri, Tis' the season Tis' the ART sergisinde sanatseverlerle bulaşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/refik-anadol-depremzede-tasarim-ogrencilerinin-hayallerini-gerceklestirmeyi-amacliyor/", "text": "Yeni medya sanatçısı Refik Anadol, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen afet bölgelerindeki tasarımcı ve sanatçı adayı 100 öğrenciye, Girişimcilik Vakfı aracılığıyla hayallerini gerçekleştirme imkanı sunacaklarını söyledi. Dünyanın dört bir yanından sanatçıları bir araya getiren çağdaş sanat fuarı Art Dubai'nin 16. Edisyon'unda yeni projesini sanatseverlerin beğenisine sunan Refik Anadol, Glacier Dreams adlı son projesi ve depremzedeler adına yaptığı çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Anadol, 6 Şubat'tan sonra yaşanan dönemin kendisi için de zor bir süreç olduğunu belirterek; Özel bir çalışma için yağmur ormanlarından döndüğüm bir gece, Los Angeles'ta annemin telefonuyla uyandım. Çok şükür ailemizi birinci dereceden etkileyen bir şey olmasa da tabii pek çok akrabam etkilenmişti. İlk andan itibaren hislerim bir şeyler yapmanın önemini ve aciliyetini hissettirdi. Hızlıca bir tane kripto cüzdan hesabı açtım ve yardım kampanyası başlattım. 48 saat içerisinde yaklaşık 4 milyon 300 bin lira bağış topladık dedi. Eşiyle birlikte yaklaşık 7 buçuk milyon lira kendi bütçesinden bağış yaptığını aktaran Refik Anadol; Daha sonra farklı yardım kuruluşları da kripto cüzdan açtılar ve onlar da yüksek miktarda bağış topladı zannedersem. Son olarak da bir hayalim vardı, hayali olan öğrencilere yardım etmek şeklinde. Deprem bölgesinden hayalleri olan tasarımcı, sanatçı 100 öğrenciye Girişimcilik Vakfı aracılığıyla hayallerini gerçekleştirme imkanı sunacağız ifadelerini kullandı. Art Dubai'nin 16. Edisyon'unda İsviçre bankası Julius Baer'in sponsorluğunda görücüye çıkan son çalışması Glacier Dreams'e ilişkin bilgi veren Anadol, Julius Baer'in Art Dubai'de Next isimli yeni bir projeye başladığına değinerek; Sanat, teknoloji ve bilimin kesiştiği yerlerdeki yeni hayallerin gerçeğe dönüşmesini sağlayan bir program açıklamasını yaptı. Hans Ulrich Obrist'in küratörlüğünü üstlendiği projenin 85 milyonluk buzulların dokümantasyonuyla başladığını aktaran sanatçı; Burada aslında farklı bir şey yapmaya karar verdim. Sadece açık kaynaklardan verileri toplayarak değil, aynı zamanda fiziksel olarak da Grönland ve Antarktika'ya gidip, kişisel olarak verileri ben topluyorum. 4 haftadır oradaydım, derinlemesine araştırma yapıyoruz diye konuştu. Refik Anadol, şu an 19 ülkede farklı platformlarda işlerinin mevcut olduğuna işaret ederek, bu durumun 14 yıl önce hayalini kurduğu bir gerçekliğe yolculuk olduğunu söyledi. Son 9 yıldır projelerini 15 kişilik bir ekiple birlikte ürettiklerini dile getiren Refik Anadol, şunları kaydetti:Bir Türk olarak dünyada alanın öncüsü olmak tabii ki büyük bir gurur veriyor ama aynı zamanda sorumluluk da getiriyor. Eğer hayatta bazı şeyleri farklı, yeni veya ilk yapıyorsanız, her zaman hayatın değişmesini istemeyenlerle mücadele etmek durumunda kalırsınız. Bu kişiler veya yapılarla karşılaştıkça o an kendinizi değil, arkanızdan gelen nesilleri düşünüyorsunuz. Anadol, New York'taki The Museum of Modern Art'taki sergisine de değinerek, bu müzede yer almanın muazzam bir deneyim olduğunu ifade etti. 2 yıldır küratörlerle çalıştıklarını aktaran Refik Anadol, sergiye dair değerlendirmelere ilişkin de 24 tane olumlu, ilgi çeken, derinliği olan yazı ile 2 tane de kötü yazı aldık. Aslında o kötü olan sığ yazı, işte bize bu yeniliğe karşı olup, kapıları tutan insanları gösteriyor. Instagram hesabına giremeyen bir insanın 8 dakikada yapay zekayı yorumlamasını beklemek doğru olmazdı açıklamasını yaptı. Uluslararası sanat dünyasının en önemli fuarlarından Art Dubai'de bu yıl 43 ülkeden 130'dan fazla galeri yer aldı. Fuara bu yıl Türkiye'den de 5 galeri katıldı. Fuarın Contemporary bölümünde ise Türkiye'den Zilberman Gallery, x-ist, Pilevneli, Dirimart ve Sanatorium eserlerini sergiliyor. Madinat Jumeirah'da gerçekleştirilen fuar, 5 Mart'a kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/refik-anadol-depremzedelere-yardim-icin-kampanya-duzenledi/", "text": "Yeni medya sanatçısı ve yönetmen Refik Anadol, asrın felaketi olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerden etkilenenler için çeşitli yardım kampanyaları düzenledi. Depremin ilk gününden itibaren destek çağrısında bulunan ve kripto para cüzdanı açan sanatçı Refik Anadol, sosyal medya hesaplarında Sevgili dostlar, deprem bölgesindeki insanlara destek olmak için ETH cüzdanı. Toplanan fonlar, bu soğuk günlerde büyük zorluklar altındaki insanlara çok yardımcı olacaktır. Umarım web3 topluluğunda güçlü bir destek toplayabiliriz. Teşekkür ederim ifadelerini kullandı. Anadol'un açtığı cüzdanda, 48 saat içerisinde 4 milyon 200 bin lira değerinde bağış toplandı. Ayrıca, YouTube'da bilim ve teknoloji kanallarının 100 saatlik kesintisiz bağış yayınına da katılan Anadol, deprem bölgesindeki 100 öğrencinin sanat ve tasarım alanındaki hayalini gerçekleştireceğini ve 1 milyon lira bağış yapacağını duyurdu. Refik Anadol'un da katkıda bulunduğu Deprem Dayanışma YouTube Ortak Yayınında toplanan yardım, yaklaşık 11 milyon liraya ulaştı. Başarılı sanatçı, devam eden sergilerinin gelirlerinden de depremzedelere destekte bulunmaya devam edeceğini kaydetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/refik-anadol-makine-hatiralari-uzay-sergisi-gorucuye-cikiyor/", "text": "Çalışmalarını NASA'da sürdüren dünyaca ünlü medya sanatçısı Refik Anadol 'un hayal gücünü zorlayan yeni sergisi Makine Hatıraları: Uzay, 19 Mart-25 Nisan 2021 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. Beyoğlu Dolapdere'deki İstanbul Pilevneli Gallery'de açılacak olan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Kültür A. Ş.'nin desteğiyle düzenlenecek olan sergi ücretsiz gezilebilecek. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Kültür A. Ş. Genel Müdürü Murat Abbas, 18 Mart'ta gerçekleştirilecek ön gösterim öncesinde sanatçı Refik Anadol ile bir araya geldi. İmamoğlu ve Abbas, Anadol'un verdiği bilgiler eşliğinde yaklaşık bir saatlik sanat ziyafeti yaşadı. Makine Hatıraları: Uzay sergisi, 18 Mart'ta gerçekleşecek ve davetiyeyle gezilebilecek ön izlemenin ardından, 19 Mart-25 Nisan 2021 tarihleri arasında pazar hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında Pilevneli Dolapdere'de ücretsiz olarak izlenebilecek. Covid-19 tedbirleri dolayısıyla hafta sonu kısıtlamalarında değişiklik olması durumunda, sergi pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 arasında gezilebilecek. Makine Hatıraları: Uzay, evrenin derinliklerini keşfetmeyi amaçlayan bilimsel girişimler ve makine zekası kullanılarak yapılan görsel spekülasyonlar aracılığıyla, bilgi kümelerinin açık uçlu estetik olanaklara dönüştüğü alternatif bir veri evreni yaratıyor. Sergi, Hatıralar ve Düşler başlıklı, birbiriyle ilişkili iki bölümden oluşuyor. Serginin ilk bölümü Hatıralar, Refik Anadol 'un yapay zeka yardımıyla uzayla ilgili henüz yorumlanmamış, ham görsel verileri topladığı ve onları pigmentlere dönüştürdüğü bir dizi dinamik veri tablosu sunuyor. İkinci bölüm Düşler, üç boyutlu veri heykelleri ve 15 dakikalık, mekanla bütünleşik bir yapay zeka sineması enstalasyonundan oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/refik-anadolun-makine-hatiralari-uzay-sergisi-ziyarete-aciliyor/", "text": "İBB'nin özel desteğiyle İstanbullularla buluşan Refik Anadol'un Makine Hatıraları: Uzay sergisi, YouTube'da tüm Türkiye ile buluşuyor. Serginin ana sponsorlarından KÜLTÜR AŞ, online platform üzerinden 15 gün boyunca koleksiyondaki tüm eserleri deneyimleme imkanı sunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin özel destekçisi olduğu, iştiraklerinden Kültür AŞ'nin ise ana sponsorları arasında yer aldığı Refik Anadol'un Makine Hatıraları: Uzay sergisi, 19 Mart 26 Nisan tarihleri arasında Plevneli Dolapdere'de sanatseverlerle buluştu. Pandemi koşullarında limitli sayıda ziyaretçi ağırlanan serginin kapısında kapanış gününe kadar uzun kuyruklar oluştu. İBB ve KÜLTÜR AŞ'nin destekleriyle sanatseverlerle ücretsiz buluşması sağlanan serginin hem daha çok İstanbullu hem de Türkiye genelindeki sanatseverler tarafından deneyimlenebilmesi için yeni bir çalışma yapıldı. KÜLTÜR AŞ'nin Kültür. İstanbul YouTube hesabında 360 Derece Sergi Turu ve Tam Sergi Turu başlıklarında iki özel video yayınlanarak, sergi sanal gezi ile görmek isteyen herkesin ziyaretine açıldı. KÜLTÜR AŞ'nin Kültür. İstanbul YouTube hesabından izlenebilen 360 Derece Sergi Turunda serginin katları arasında gezinti yapma imkanı sunuluyor. Sergi, ziyaretçinin tamamen kendi bakış açısıyla deneyimlenebiliyor. Bilgisayar, cep telefonu ya da tabletlerden hiçbir ek özellik ya da donanım gerekmeksizin videodaki yönlendirmelerle sergi alanında hareket ederek, koleksiyondaki eserler görülebiliyor. 360 Derece Sergi Turu'nu akıllı telefon ya da tabletleri ile deneyimleyenler ise cihazlarını hareket ettirerek veya tuşlara dokunarak ziyaretlerini gerçekleştirebiliyor. KÜLTÜR AŞ'nin YouTube hesabından ulaşabilen Tam Sergi Turunda ise katlar tek tek gezilebiliyor. Ayrıca eserlerle ilgili bilgiler de Refik Anadolu'un kendisinden dinlenebiliyor. Refik Anadol Makine Hatıraları: Uzay sergisinin bu iki farklı deneyim videosu, Kültür AŞ'nin Kültür. İstanbul YouTube hesabında 16 Mayıs Pazar gün sonuna kadar izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/refleks-alternatif-bir-sokak-kulturu-sergisi/", "text": "01 Ekim 03 Ekim tarihleri arasında Stüdyo Sumo sıradışı bir sergiye ev sahiliği yapmaya hazırlanıyor. Sokak Kültürü temasında birleşen ve bu temanın yarattığı hisleri algılamaya dair bir dışavurum hareketinin kamusal alanlara yansımasını esas alan serginin küratörlüğünü Güneş Babür üstleniyor. Sergi yaşadığımız kamusal alanlarda hissettirilen ve bastırılan varoluşumuza, sokak kültürü içerisinde farklı kategorilere ayrıştırıldığımız bu zamanda, bu ayrımcılığa kimilerinin anlayışla, kimilerinin karşı duruşla gösterdikleri refleks hareketlerden yola çıkarak, normal olana karşı duran ifade biçimlerini gözler önüne seriyor. Sanatçıların yaptıkları ve yapacakları üretimler 'kolektif bir iş' olarak şekillenmiyor, sanatçılar bireysel üretim ve bakışaçılarıyla bütünün bir parçasını oluşturmak amacıyla değil, kendi bireysellikleriyle kendi bütünlüklerini sağlamak amacıyla çalışıyorlar. Yarattıkları dünyada yaşadıklarından referans alarak farklı hikaye ve hareketler yansıtmaları bekleniyor. Üretimler tamamen farklı tekniklerin birbirine dokunarak yarattığı temas ve müzik performanslarıyla aynı anda beklenmedik bir akış yakalıyor, farklı disiplinlerden oluşan bir seçki ile zenginleşiyor. 43 sanatçı ve 21 müzisyenin perfonsmans sergileyeceği etkinlik 01-02-03 Ekim tarihleri arasında Kadıköy Stüdyo Sumo' da izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rekor-fiyata-satilan-kanuni-portresi-ibbye-bagislandi/", "text": "Müzayede evi Sotheby's'in İslam Dünyası ve Hindistan Sanatları başlıklı koleksiyonundan rekor fiyata satılan Kanuni Sultan Süleyman portresi, eser alıcısı tarafından İBB'ye bağışlandı. Gelişmeyi sosyal medya hesabından kamuoyuyla paylaşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Böylesi kıymetli bir eserin İstanbul'a bağışlanması ve İBB'ye duyulan güven gurur verici. İstanbul'a hayırlı olsun ifadelerini kullandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2020'de National Gallery'den satın alarak Saraçhane Sergi Salonu'nda gösterimini yaptığı Fatih portresinin bir Osmanlı Hakanı daha evine dönüyor. Dünyanın sayılı müzayede evlerinden Sotheby's'in İslam Dünyası ve Hindistan Sanatı başlıklı müzayedesinde satılan Kanuni Sultan Süleyman'ın nadir bulunan portresi, İBB'nin oldu. 350 bin sterline satın alan eser alıcısı, portreyi İBB'ye bağışladı. Portrenin on beş gün içerisinde İstanbul'a getirilmesi planlanıyor. İBB, 31 Mart 2021'deki müzayededen aralarında 1.200 yıllık Zuhruf Suresi'nin ve 1.100 yıllık Maide Suresi'nin yer aldığı el yazmaları ile 700 yıllık Kur'an-ı Kerim sayfaları, Mesnevi ve Bahaeddin Veled'in İbtida-Name'sinin bulunduğu eserleri satın aldı. Anadolu'dan parçalar ve Osmanlı Devleti ile ilgili sanat eserlerinin yer aldığı müzayedenin en dikkat çeken parçası Kanuni Sultan Süleyman portresi oldu. Portre, beklentileri geride bırakarak tahmini fiyatının dört katında alıcı bularak rekor fiyata satıldı. 19'uncu yüzyıldan bu yana Fransız bir aileye ait olduğu belirtilen portrenin 16'ncı yüzyılda, İtalyan ressam Cristofano Dell' Altissimo tarafından yapıldığı tahmin ediliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/renk-uzerine-konusmalarin-son-konugu-refik-anadol/", "text": "Ayşegül Sönmez'in Borusan Contemporary iş birliğiyle Sanatatak'ın Instagram hesabı üzerinden gerçekleştirdiği Renk Üzerine Konuşmalar serisinin son konuğu Yeni Medya sanatçısı Refik Anadol. Borusan Contemporary'deki güncel sergi projesi :mentalKLINIK: ACI REÇETE #02 / BITTER MEDICINE #02 kapsamında, Sanatatak işbirliğinde gerçekleştirilen Renk Üzerine Konuşmalar serisi, Refik Anadol'un katılımıyla 28 Ocak Perşembe günü son buluyor. Ayşegül Sönmez, Renk Üzerine Konuşmalar serisinde farklı sanat pratikleriyle çalışan sanatçıları, kendi bakış açılarıyla, sergide gözlemlenen renkleri yorumlamaya davet ediyor. Sanatatak platformunun kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Sönmez, Borusan Contemporary işbirliğinde gerçekleştirdiği etkinlik serisinin dördüncü ve son programında alternatif gerçekliği görselleştirdiği dijital işleriyle tanınan, Refik Anadol'u konuk alıyor. Söyleşi, 28 Ocak Perşembe günü saat 22:30'da Sanatatak Instagram hesabından canlı olarak izlenebilecek. Sağlık koşulları nedeniyle ziyarete kapalı olan Borusan Contemporary'nin internet sayfasından 7/24 canlı izlenebilen ACI REÇETE #02 / BITTER MEDICINE #02 sergisi, son haftasına girdi. Sergi, 31 Ocak tarihine kadar Borusan Contemporary'nin internet sitesi üzerinden ve İstiklal Caddesi üzerinde yer alan Borusan Müzik Evi'nin vitrinine yerleştirilen ekrandan 7/24 canlı olarak izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/renklerin-dili-adli-resim-sergisi-kartal-belediyesinde-acildi/", "text": "Sanat dünyası yeni bir sergi daha kazandı. Renklerle dans eden ressamlarımız, dünyaya boyalarını savurmaya devam ediyor. Ressam Adalet Karabayır'ın kişisel resim sergisi Renklerin Dili, Kartal Belediyesi Hizmet Binası Fuaye Salonu'nda sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Kartal Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü'nün Mart ayı kültür sanat programı kapsamında Renklerin Dili adlı resim sergisinin açılışı gerçekleştirildi. Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Tozkoparan'ın açılışını yaptığı sergiye, pek çok sanatsever katıldı. 30'dan fazla eserin yer aldığı sergiyi sanatçı Adalet Karabayır ile birlikte gezen Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Tozkoparan ise sanatçıya eserler ile ilgili sorular sorarak tabloları inceledi. Renklerin Dili adlı resim sergisinin baharın uyanışının başladığı 21 Mart tarihine denk geldiğini belirten ressam Karabayır Baharın müjdecisi 21 Mart gibi güzel bir günde sanatseverler ile buluşmak benim için büyük bir sevinç kaynağı. Doğa ile beraber canlanan renkleri eserlerime yansıtmaya çalışıyorum. Renklerin Dili, yeri geldiğinde sokağımızda, yeri geldiğinde hayalimizde gördüğümüz, görmek istediğimiz, içimizde gizlenen duyguların dışa vurumu oldu. Katkılarından dolayı Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel'e ve Kartal Belediyesi ailesine teşekkür ediyorum. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/renklerin-sesi-sergisi-beylikduzunde/", "text": "Renklerin Sesi adlı karma sergi, 17 Aralık 2021 02 Ocak 2022 tarihleri arasında Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi'nde... Resim yapmaktan büyük keyif alan sanatçılar Natalıa Yakut, Nerhan Algan Çakmak, Seher Sırma, Selma Enöz, Şema Perk, Vesile Akın ve Yasemen Kendiroğlu'nun eserlerinden oluşan Renklerin Sesi sergisi manzara, canlılar, natürmort, potre vb. konuları içeren tablolardan oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/resim-sanatinin-dans-ile-birlesmesi/", "text": "Bodrum'da başlayan Bodrum Sanat ve Antika Fuarı 'a ilgi sürüyor. Geçtiğimiz gün 5 bin 300 kişinin ziyaret ettiği fuar, bugün de benzer bir yoğunluk yaşadı. Özellikle Bodrum dışından gelen ziyaretçilerin ağırlıkta olduğu fuarda, sanatsal performanslar da renkli görüntülere sahne oldu. Bunlardan biri de Yiğit Dundar ve Elvan Songun ikilisin sergiledikleri müthiş performans oldu. İkili önce birlikte dans ettiler, ardından salonun ortasına 6 metrekare büyüklüğünde bir tuval serildi. Partneri, Songun'un önce sağ eline kırmızı renkli bir bardak boya, sonra sol eline mavi renkli bir bardak boya, ardından sol ve sağ ayaklarına sarı ve pembe renkli boyaları döktü. Müzik eşliğinde dansa başlayan Elvan Songun, bir yandan da tuvalin üzerinde dönerek hem dans edip hem de resim sanatının dansla ulaştığı derinliği gösterdi. Büyük ilgi gören performans, yaklaşık 45 dakika sürdü. Yiğit Dundar & Elvan Songun ikilisinin öyküsü ve sanatsal çalışmaları ile ilgili yapacağımız özel röportaj, İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı sayfalarında yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/resimsel-bilmeceler-sergisi-39-kalamis-marinada/", "text": "Eserlerini tasarlarken bildiğimiz, tanıdığımız, gözlemlediğimiz çevremizde var olan tüm görsel algıları çizgilerle manipule ederek ve farklı teknikler kullanarak resimsel bir bilmece yaratan Ressam / Tasarımcı Göktuğ Güngör'ün Resimsel Bilmeceler Sergisi m u a m m a 39 Kalamış Marina Hotel'de yer alan 39 Galeri'de sanatseverlerle buluşmaya başladı. 20 Aralık'a kadar devam edecek olan sergide, Göktuğ Güngör'e ait 50 eser bulunuyor. 1990'lı yılların başlarında İ. T. Ü Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nde okurken meslek hayatına başlamış olan Göktuğ Güngör, o yıllarda eğitimine devam ederken Lamp 83 Aydınlatma Firmasında çalışmaya başlamış, mezun olmadan evvelde Derishow Mimarca'da tasarımcı olarak çalışmaktaydı. Sonrasında CenajanS GREY Reklam Ajansında sırasıyla Jr. Art Direktör, Art Direktör ve Senior Art Direktör olarak görev aldı. Genç yaşlarında yine Cenajans GREY'de Kreatif Direktör'lük görevine gelmiş olup Türkiye'nin büyük şirketlerine hizmet verdi. 2000'li yılların başlarında GG No:142 adlı ilk şirketini kuran GG, özellikle eğlence sektöründe mekan iletişimi, mekan kurumsal kimliği ve marka kimliği alanlarında hizmet verdi. Çapamarka Entertainment Group Kreatif Direktörlüğü'nüde bu dönemde kendi şirketi ile birlikte yürüttü. 2005-2010 yılları arasında The Sales Machine İstanbul, Saga Event, Medisa Medya Şirketi, Meta Communication gibi reklam, medya, doğrudan pazarlama ve etkinlik ajanslarında yöneticilik yapan Göktuğ GÜNGÖR, 2012 yılında halen sahibi ve kurucusu olduğu Fikr-i GG Marka ve Mekan İletişimi şirketini kurdu. Türkiye, KKTC, Azerbeycan, Ozbekistan, Katar, Suudi Arabistan gibi yurt dışında farklı ekollerden sayısız kurumsal müşteriye hizmet veren Fikr-i GG, marka iletişimi dışında mekan iletişimi konusunda da onlarca bilinen markanın yaratım sürecini yönetmiş ve bilinen pekçok mekanın isim babalığını yapmıştır. 2020'li yıllara yaklaşırken sektör tecrübesini kendi şirketi ile danışmanlık ve tasarım mühendisliği halinde halen yürütmekte olan GG, küçük yaşlarından beri ilgisi ve yeteneği olan resim yapmaya tekrar başlamış ve mimari görüşünü stratejik yaklaşım ile birleştirerek farklı bir çizim tekniği ile eserler yaratmaya başlamıştır. Çizgileri, formları, objeleri ve şekilleri manipüle ederek farklı açılardan bakmaya çalıştığı bu çizim tekniğine MOLFOS adını vermiştir. Bu çalışmaları özel kağıt üzerine mürekkep, kanvas üzerine akrilik ve mürekkep; veya pleksiglas, fiberglas gibi farklı malzemelerin üzerine akrilik ve mürekkep ile yapmaktadır. Her eserinde bir hikaye ve hayata dair bir anı, anıyı yansıtmaya gayret eden GG, eserlerinin izleyeni, takip edeni ve alıcısını alıp bir yerlere götürmesini hayal etmektedir. Pandemi dolayısıyla sergi açılışlarının ileri tarihleri atılması sürecinde kendi atölyesinde çalışmalarına devam etmiş, atölye sipariş ve satışları dışında pandemi sürecinin bitmesi ile beraber karma ve solo sergilere hazırlıklarına devam etmiştir. Eylül ayında İtalya'da Forli'de her yıl yapılan Vernice Art Fair'de bine yakın eser arasından Poligamik Anarşi eseri ile jüri özel ödülüne layık görülen Göktuğ Güngör, sanatın ve sanatı yaymanın gerek ruhsal denge, gerek estetik bilinç olarak toplumun aydınlanması ve pozitif enerji paylaşımı açısından en önemli unsur olduğunu savunmakta. Göktuğ Güngör ayrıca, 22 Eylül 2021'de Metamorfoz temelli bir karma sergiye de 6 eseriyle katıldı. Sanatın özellikle her haneye girecek şekilde erişilebilir değerler taşıması, bununla beraber kurumsal sanatında ilerlemesi için farklı materyallerin ve tekniklerin yaratım süreçlerine dahil olmasının önemini savunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/resmin-sairi-devrim-erbilin-yeni-resimler-yeni-dokunuslar-sergisi-baskentte/", "text": "Next Level Alışveriş Merkezi'nde yer alan ve heykelden resim sanatına kadar ünlü sanatçıların en özel eserlerine ev sahipliği yapan Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi bu kez de dünyaca ünlü Ressam Devrim Erbil'in eserlerini Başkentlilerle buluşturuyor. ''Resmin şairi'' olarak nitelendirilen, sanat alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü'ne layık görülen Erbil'in ''Yeni Resimler Yeni Dokunuşlar'' adlı resim sergisi, Ankaralı sanatseverlerin katılımıyla sosyal mesafe kurallarına uygun olarak düzenlenen bir kokteyl ile kapılarını açtı. Serginin küratörlüğünü gerçekleştiren Prof. Dr. Kıymet Giray, sergide yer alan ve Erbil'in 2020 yılı için özel olarak tasarladığı eserler hakkında bilgiler verdi. Giray ''Pandeminin başlamasıyla evlere kapandık, bizim gibi çalışan insanlar için izole olmak, biraz daha uzak durmak güzel sonuçlar doğuruyor. Devrim Erbil de öyle yaptı, İstanbul'dan Bodrum'a gitti ve evinde tamamen izole olmuş bir şekilde burada yer alan eserleri ortaya koydu. Bu resimler onun için çok önemli'' diye konuştu. Yeni Resimler Yeni Dokunuşlar Sergisi'nde Erbil'in pandemi sürecinde yaptığı eserlerin bulunduğunu ifade eden Giray ''Devrim Erbil'in son derece izole bir ortamda, 7 aydan fazla çalıştığı eserlerle karşı karşıyayız. Yeni resimlerin yeni dokunuşları derken de farklı malzemelere dokunuştan bahsediyoruz. Burada halıları görüyoruz; bazen özgün baskı, bazen bir fildişi kompozisyon, sedef kakma, bazen metal üzerine bir baskı... Farklı tekniklerde kendi yarattığı kompozisyonları geliştirmek, yenisini eklemek ve tekrar tekrar kendi sanatını geliştirecek tuvallerle yola çıkmak, Devrim Erbil'in öğrencilik yıllarından başlayarak bugüne kadar geliştirdiği sanat anlayışını ortaya koyan önemli bir faktör'' dedi. Sanat hayatında 60 yılı geride bırakan, yurt içi ve yurt dışında yüzlerce sergi açıp ödüller kazanan Erbil'in ''Yeni Resimler Yeni Dokunuşlar'' Sergisi 28 Şubat 2021 tarihine kadar 10.00 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-deniz-say-cocuklugundan-bu-yana-biriktirdigi-atiklari-tablolara-donusturuyor/", "text": "Ressam Deniz Say, aralarında 12 yaşından bu yana biriktirdiği giysiler ve malzemelerin de olduğu atıklardan soyut tablolar yaparak, çevresel sorunlara dikkat çekiyor. Asıl uzmanlık alanı dış ticaret olan 42 yaşındaki ressam, Beykoz'da eşi ve 2 çocuğuyla yaşadığı evinde 10 yıl önce bir resim atölyesi kurdu. Çevre bilincine ve sürdürülebilirliğe dikkat çekmek isteyen Say, eserlerinde bazılarını 12 yaşından bu yana sakladığı giysileri, evinden çıkan atıkları, eski ayakkabıları, karton, kum, dergi, tül ve çeşitli plastik atıkları kullanıyor. Yaptığı soyut tablolarla bugüne kadar 6 kişisel sergi açan Deniz Say, çok sayıda karma sergiye de katıldı. Atölyesinde AA muhabirine çalışmalarını anlatan Say, resme figüratif olarak başladığını daha sonra soyut çalışmalara yöneldiğini söyleyerek; Soyut sanat tabii ki çok geniş bir alan. Çocukluğumdan bu yana biriktirdiğim atık malzemelerim vardı atölyemde. Geleneksel sanat malzemelerini kullanmak yerine 'Neden bu atıklardan bir şekilde sanat eseri üretmeyeyim?' diye düşündüm. Benim aslında atık olarak malzemelerim zaten hazırdı, sadece onları sanat eserlerinin içine yerleştirdim. 12 yaşımdan beri sakladıklarım vardı. Hatta annemin 'Denizciğim artık bunları çöpe at, evimiz çöp oldu' sözlerini hatırlıyorum. Ancak onlar bana göre çöp değildi, bir şekilde onlarda bir şey gördüğüm için sakladım diye konuştu. Tablolarının sayısının 500'e yaklaştığını, kişisel sergiler dışında karma sergilere de katıldığını bildiren Deniz Say, kullandığı malzemelerin insanların ilgisini çektiğini dile getirerek; Hangi malzeme olduğunu söylediğimde yüzlerindeki tebessümü görüyorum. Bu, bir şekilde algı bozmaktır. Ayakkabı, deri ceket... Onların işlevi bellidir. Onları sanat eserinin içinde gördüklerinde hem bir şaşırma hem bir tebessüm oluyor dedi. Sürdürülebilirliğin günümüzde çok önemli bir kavram haline geldiğini kaydeden Say; Çevresel sorunlara bir şekilde dikkat çekmek için resimlerimde atık malzemeleri kullanıyorum. Çünkü sanatçıların insanları bilinçlendirmek, farkındalık yaratmak gibi bir görevi olduğunu düşünüyorum. Aslında insanlara ne diyorum burada; 'Bunu aslında atmalı mıydınız?' Ya da 'Siz bunu farklı bir şekilde kullanabilir miydiniz? Ben sonuçta ressamım, bunları resimlerimde kullanıyorum. Siz acaba farklı bir yerde kullanabilir miydiniz?' Bu şekilde dünyamız bir şekilde çöp yığını olmaktan kurtulabilsin değerlendirmesini yaptı. Çevreye kendi çapında küçük bir katkı sağlamaya çalıştığını aktaran Deniz Say, sözlerini Bütün bireylere düşen bir görev var. Ben kendi çapımda kendi atığıma sahip çıkarak bunu yapıyorum. İnsanlara da 'Kendi atıklarınıza sahip çıkıp, belki resim için değil ama farklı yerlerde kullanabilirsiniz' mesajı vermeye çalışıyorum diye tamamladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-fusun-caglayanin-gol-fragmanlari-sergisi-acildi/", "text": "Galeriden yapılan açıklamaya göre, sanatçı 2020'de yine F Sanat Galerisi'nde Yaban Gölge başlığı ile açtığı ilk sergisinde olduğu gibi farklı dönemlerde üretilmiş ama ortak bir tema ile birbirine bağlanan resimlerden oluşan karma bir seçkiyi izleyicilerin beğenisine sunuyor. Sergi, 27 Kasım'a kadar ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-gamze-kirsavoglu-ilk-solo-sergisini-aciyor/", "text": "Soyut çalışmalarıyla tanınan ressam Gamze Kırşavoğlu, ilk solo sergisi Suretler ile 7-17 Ocak 2023 tarihleri arasında Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'na konuk oluyor. Soyut çalışmalarıyla tanınan ve İstanbul'da katıldığı sergilerle adından sıkça söz ettiren Ressam Gamze Kırşavoğlu, Suretler adlı ilk solo sergisini 7-17 Ocak 2023 tarihleri arasında Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nda açıyor. Sanatseverler, sergiyi Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nın 1. katında bulunan um:ag Sanat Galerisinde ziyaret edilebilir. Bu aynı zamanda Kırşavoğlu'nun Ankara'daki ilk sergisi olacak. Sanatçının eserlerindeki çıkış noktası olan Budizme göre varoluşun temeli, beş tür olgunun bileşiminden oluşur. Benlik kavramının da temelinde var olan bu beş olgu; form/madde/suret, duyum, algı, zihinsel oluşumlar ve BİLİNÇ/anlayıştır. Sanat, var olduğumuz andan itibaren suretten bilince varma yolculuğumuzun bir tezahürü olarak, sanatçının eserle kurduğu ilişkide de aynı yolu izler. Eserle fiziksel başlayan temas, bir nevi trans halinde bilincin ortaya dökülmesiyle son bulur. Aynı durum, eserin izleyicisi için de geçerlidir. İzleyicinin eserle ilk fiziksel karşılaşmasından sonra zihinsel teması başlar. Yorumlama yeteneği, estetik algısıyla birlikte bilinçten beslenerek bir beğeni veya yargı geliştirir. Eserin üretim ve tüketimine dair tüm süreç; madde/suretten, bilinç/anlayışa giden bu yoldan oluşur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-gulumser-atilgandan-sanat-merkezi-hamlesi/", "text": "İstanbullu ressam Gülümser Atılgan pandemi sürecinde zamanını Yalova'da geçirirken şehre yeni bir sanat merkezi kazandırdı. Yaptığı resimler ve hayatı boyunca biriktirdiği etnografik objeleri evinin bahçe katında sergileyen sanatçı Yalovalı sanetseverler için de yeni bir sanat alanı oluşturmuş oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-hatice-gulmez-nalbant-in-16-kisisel-sergisi-acildi/", "text": "Kırk yıldan uzun süredir resim çalışmalarına devam eden Ressam Hatice Gülmez Nalbant 'ın Işık, varlığını karanlıklara borçludur sergisi, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde açıldı. Eserlerinde hayatın iniş çıkışlarını yani yaşamın ta kendisini tuvale yansıtan Nalbant; karanlığı, umudun ışığını daha da parlatan bir unsur olarak tanımlıyor. Ressam Hatice Gülmez Nalbant'ın eserlerinde, hızla kalabalıklaşan ve ruhunu kaybetmeye yüz tutan sokakların, evlerin, tünellerin, meydanların yaşanan dönüşüm ile yozlaşmaya doğru ilerlediğine tanık oluyoruz. Mahalle kültürünün ve doğanın yok oluşu eserlerde zarif bir yas hissiyle vücut buluyor. Ressamın tuvalde kullandığı düzensiz formlar ve kolajlar kentin dokusunu oluştururken; sarı, turuncu, kırmızının canlı tonları, yıkımın içinde adeta yine o sıcaklığı, aidiyeti arıyor. Diğer yandan, köhneleşmiş binaların üstünde yükselen ferah, ışıklı alanlar bize umudun hiç bitmediğini, aksine insanların yolunu aydınlatmak için hep var olduğunu hatırlatıyor. Sanatçının eserlerinde, yıkımın sonunun ne olacağını bilmesek de renklerle bir açılıma gidiyor, yolun yine aydınlığa çıkacağını hissediyoruz. Resim çalışmalarına ve araştırmalarına kırk yıldan uzun zamandır yurt içi ve yurt dışında devam eden Hatice Gülmez Nalbant, şimdiye kadar on altı kişisel sergi açtı ve çok sayıda karma sergiye katıldı. İstanbul Öğretmen Okulu Resim Semineri ve Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nden mezun olan sanatçı, halen Kadıköy'deki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Bizi karanlığın kabulüne ve ışık kapılarını hep birlikte aralamaya çağıran sergi, 15 Aralık 2022'ye kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-hulya-botasun-resimleriyle-marmariste/", "text": "İstanbullu başarılı ressam Hülya Botasun Marmaris Söğüt Ağacı Kafe de resim sergisi açmaya hazırlanıyor. İstanbul'un keşmekeşinden kaçarak yaz ayları için Marmaris'i tercih eden Botasun'un üretimleri bu sefer yöre halkı ile buluşmaya hazırlanıyor. Moda Deniz Kulübü'nde geçtiğimiz yıllarda 'Ressam Sofraları' konseptinde gerçekleştirdiği etkinliklerle hem ressamlar hem de dünya mutfağına dair önemli bilgiler sunan Hülya Botasun şimdi Marmarisliler ile buluşmaya hazırlanıyor. Marmaris Söğüt Ağacı Kafe'de gerçekleşecek sergiyi 04 Eylül 06 Eylül tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Bu güzel sergi haberini fırsat bilerek bugün doğduğunu öğrendiğimiz sevgili Hülya Botasun'un da doğum gününü kutlar. Nice güzel, sağlıklı ve bol sanatlı yıllar dileriz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-irfan-okandan-doga-yeniden/", "text": "Çalışmalarında hayal gücünü maksimum düzeyde kullanan Ressam İrfan Okan yeni kişisel sergisinde, Doğa Yeniden dedi. Nişantaşı Maji Art Galeri'de sanatseverlerle buluşan eserleri büyük ilgi görüyor. 4 şubat günü açılan sergide sanatçının büyük ebatlardaki eserlerinden oluşan çalışmaları koleksiyonerler tarafından dikkatlice incelendi. Yaşanmakta olan pandemi sürecine rağmen büyük ilgi gören açılışta sanatseverler kurallara uygun olarak küçük gruplar halinde salona kabul edildi. Öte yandan Maji Art Galeri yönetimi İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklamada, Uzun bir aradan sonra sanatçının, yeni kişisel sergisini MAJİ Art Gallery'de sergilemekten büyük onur duyuyoruz. Oldukça iddialı eserleri ile sanatseverler ve koleksiyonerler karşısına çıkan sanatçımız İrfan Okan'ın birbirinden değerli tabloları şubat ayı boyunca Maji Art Gallery' de görebilirler... dedi. İrfan Okan'ın son dönem çalışmalarından oluşan bu sergide; İfade, resimlerin ana unsuru olarak öne çıkmaktadır. Doğanın konu edildiği bu çalışmalar, yansıttıkları etki ile klasik peyzaj türünün ötesinde bir yapıya sahipler. Bu türün doğayı betimleyen klasik yaklaşımı, istisnalar dışında, sanat tarihi boyunca anlatı taşıması veya bir anlatıya yardımcı unsur olması ile varlığını sürdüre gelmiştir. Pek çok peyzaj resminde, var olan elemanlar sembolik anlamlar içermekte veya doğanın kendi ihtişamı, güzelliği ve etkisini gerçekçi bir üslupta tuvale aktarılmıştır. Bu da betimlemenin öne çıktığı bir yaklaşım olarak ayırt edilebilmektedir. İrfan Okan ise resimlerinde doğanın kendisini değil, onu anlamlandıran ifadesinin peşinde koşmaktadır. Bu, sanatçı tarafından yeniden üretilen ve anlamlandırılan bir anlatım şeklidir. İrfan Okan'ın doğa imgeleri resimlerin hem öznesi hem de bahanesi durumundadır. Bu resimlerde üst üste binmiş olan boya katmanları tuvale bir bedensellik katmakta, seçilen armoni ve ışık etkisi kadrajın içinde yoğun bir titreşim oluşturmaktadır. Tüm bu unsurlar figüratif kökenli bir resim olmasına karşın soyut bir mekan duygusunun ortaya çıkmasına fırsat tanımaktadır. Onun resimlerinde ışık ve tonlar havada asılı bir şekilde dans ederler. Bilindik imgelerin içinde bağımsız hareket eden renkler bizleri bilinmedik bir dünyaya davet ederken, resimlerin konularının ötesine geçmemize vesile olmaktalar. Bunlar artık alışık olduğumuz doğa görüntüleri olmaktan uzaklaşarak bizi kucaklayan ve duygularımızın açığa çıkmasına sebep olan bir varoluş alanı şeklini alırlar. Bu resimler sadece bir peyzaj değil, sonsuz uzamdan bir kesiti dönüştüren ve bilinmezlikleri içinde saklayan çalışmalar; izleyici ile içselleşen bir temas kurmaktalar. Resimlere adım adım yaklaştığımızda tüm imgeler yavaş yavaş geriye çekilip, yerlerini saf ifadeye bırakırlar. İşte bu yüzden biz resmin içine girerken resim bizim ruhumuzda yepyeni şekillere bürünerek kendini tamamlar. İzleyici resmin içinde kendi yolculuğunu yapar, resim ise bu yolculuk esnasında kendini yeniden oluşturur. Bu savrulma hali, iki ruhsal varlığın birlikte oluşturdukları bir deneyime dönüşür."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-lale-muldur-milat-sergisi-kapsaminda-cevrimici-bir-soylesi-gerceklestirecek/", "text": "Ressam Lale Müldür, geçtiğimiz Eylül ayında Yapı Kredi Kültür Sanat'ta açılan Milat sergisi kapsamında çevrimiçi bir söyleşi gerçekleştirecek. 12 Kasım Perşembe günü saat: 18:00'da Yapı Kredi Kültür Sanat'ın YouTube kanalı üzerinden yapılacak söyleşide Müldür, kendi eserleri ve sergisi üzerine konuşacak. Adını, Lale Müldür'ün 2019 yılında YKY'den yayımlanan şiir kitabı Tehlikeliydi, Biliyordum'un ilk şiiri olan ve Müldür'ün resimle ilişkisinden izler taşıyan Milattan alan sergi, şairin son dönem resimlerini bir araya getiriyor. Ressam kimliğiyle seyircilerin karşısına çıkan Lale Müldür, sergisini ve eserlerini gerçekleştirme hikayesini bu defa kendi anlatımıyla sunuyor. Herkesin katılımına açık ve ücretsiz olarak 12 Kasım Perşembe günü saat: 18:00'da düzenlenecek söyleşiyi, link'e tıklayarak Yapı Kredi Kültür Sanat'ın YouTube kanalı üzerinden izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-mine-tudunun-eserlerine-buyuk-ilgi/", "text": "Ünlü ressam Mine Tudun, Hilton Istanbul Maslak'ta Kadına Şiddet temalı sergisiyle dikkat çekti. 15 Ekim günü gerçekleştirilen açılış kokteyline sanat ve cemiyet hayatından çok sayıda isim katılırken, Tudun'un kadına şiddete dikkat çeken eserleri büyük beğeni topladı. Türk resminin uluslararası alanda tanınan isimlerinden Tudun'un eserleri, 22 Ekim tarihine kadar lobi alanında yer alan Art Gallery'de sergilenmeye devam edecek. Sanata ve sanatçıya verdiği destekle birçok sanatçının eserlerine ev sahipliği yapan Hilton Istanbul Maslak, ünlü ressam Mine Tudun'un Kadına Şiddet temalı sergisinde sanatseverleri bir araya getirdi. 15 Ekim günü gerçekleştirilen açılış kokteyline, Seda Sayan, Ayşe Kazancı, Arafat Bingöl, Rasim Tuğmaner, Filiz Soykan, Perihan Aki, Avukat Ayşegül Mermer, Murat Atik ve Pascal Nauma gibi sanat ve cemiyet hayatından çok sayıda isim katılırken, ünlü ressamın kadına şiddete dikkat çeken eserleri büyük beğeni topladı. Tudun açılış konuşmasında, kadınların artık hırpalanmadığı, incinmediği ve susturulmadığı bir yaşam ve bir dünya düzeni dilerken, böyle anlamlı bir sergide sanatseverlerle bir araya gelmekten duyduğu mutluluğu ifade etti. Tudun ayrıca Hilton Istanbul Maslak'a vermiş olduğu tüm destek için teşekkürlerini sundu. Hilton Istanbul Maslak olarak, sanatın her alanını her zaman desteklediklerini ve desteklemeye devam edeceklerini aktaran Hilton Istanbul Maslak Otel Müdürü Ayla Türedi Özkılıç, Kültürün ve sanatın ülkemizin gelişimine yapacağı katkının farkındayız. Bu bilinçle kuruluşumuzdan bu yana otelimizde bulunan galeride yerli yabancı birçok sergi ve müzayedeye ev sahipliği yaptık ve yapmaya devam edeceğiz'' dedi. Yağlı boya, sulu boya, karışık teknik ve gravür çalışmalarıyla bilinen ve Rotterdam'da yaşayan Türk resminin uluslararası alanda tanınan ressamlarından Mine Tudun'un Kadına Şiddet temalı bu özel sergisi, 22 Ekim tarihine kadar otelin lobi alanında yer alan Art Gallery'de sergilenmeye devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-nail-payza-olumunun-25-yilinda-yagliboya-ve-ozgun-baski-resim-sergisiyle-aniliyor/", "text": "Nail Payza ölümünün 25. yılında yağlıboya ve özgün baskı resimleri ile 26 Ocak 21 Şubat tarihleri arasında Galeri Selvin Nişantaşı adresinde sanatseverleri bekliyor. Sergi kapsamında, Özkan Eroğlu tarafından yazılmış sanatçının hayatını ve sanatını ele alan Nail Payza Bütüncül Bakış isimli bir sanatçı kitabı da Türkçe ve İngilizce olarak iki dilde yayımlandı. Nail Payza'nın uzun sayılabilecek bir aradan sonra ölümünün 25. yılında yağlıboya ve özgün baskı kompozisyonlarının yer aldığı eserleri 26 Ocak 21 Şubat 2021 tarihleri arasında Galeri Selvin'in Nişantaşı adresinde izleyicilerini bekliyor. Galeri kısıtlamalar dışında Pazar günleri hariç 11:00 18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Nail Payza, temel sanat bilgilerini Abidin Elderoğlu ve Arif Kaptan atölyelerinde aldı. Yağlıboya resmin yanında, özellikle 1980'li yılların sonuna doğru, özgünbaskı resme yöneldi. İlk kişisel sergisini 1953'te açtı. Daha sonra yerleştiği ABD ve Kanada'da sergiler yaptı. 1974'te Türkiye'ye döndü. Asıl mesleği olan biyokimya profesörlüğünden emekli olduktan sonra 1985 itibariyle özgünbaskı tekniğine yönelik çalışmalarını yoğunlaştırdı. 1988'de Sanat Kurumu ödülünü kazandı. Boya resimlerinde, geometrik yoruma uyarlanmış, daha çok da soyut biçim anlayışına göre oluşturulmuş büyük renk parçaları yer alır. Buna karşılık ağaç baskı resimlerinde, Doğu efsanelerini ve Anadolu mitolojisini simgesel anlatımlar halinde yorumlama çabası ağır basar. Birbirini değişik açılardan, değişik doğrultularda kesen, ya da bir formun oluşumuna olanak veren çizgi ritmiyle, boyanın salt pentür değerini dışa vurmayı amaçlayan renksel bölmelerin mesajını, ortak bir payda altında toplayabilen bu resimler, bizim çağdaş sanatımızda 1950'li yıllarda etkinlik aşamasına varmış olan soyutçu biçim anlayışını, yeniden canlandırma girişimi olarak da tanımlanabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-ozlem-garipin-eserleri-leonardo-da-vinci-muzesi-koleksiyonunda-sergileniyor/", "text": "Eserleri Roma'daki Leonardo da Vinci Müzesi koleksiyonuna alınan ressam Özlem Garip, Üç çalışmam müzede ömür boyu sergilenmek üzere kabul edildi. Bir de Leonardo da Vinci'nin kataloğunda benim eserlerim yer alacak. dedi. Çok küçük yaşlarda resim yapmaya başlayan ressam Özlem Garip, sanat hayatını, eserlerinin kabul ediliş sürecini ve hedeflerini AA muhabirine anlattı. Resme olan ilgisinin ilkokuldayken öğretmenleri tarafından fark edildiğini belirten Garip, Resim yarışmalarına katılırdım. Şiirler yazar ve yazdığım şiirleri resmetmeyi çok severdim. Eğitim hayatım boyunca ressamların hayatlarını ve akımları araştırıp farklı teknikler bulmaya çalışırdım. O ressamlar arasında en çok ilgimi çeken Hollandalı ressam Rembrandt oldu. dedi. Garip, yağlı boya tekniğine geçmeden önce karakalem ve kömür kalem tekniğiyle ilgili özel dersler aldığını anlatarak, son dönemde kullandığı temera tekniği eğitimini ise Norveçli figüratif ressam Odd Nerdrum'dan alma fırsatı bulduğunu söyledi. Çalışmalarında evrensel temalar yakalamak istediğini dile getiren sanatçı, aynı eserin içinde 5 ayrı duyguyu yansıtmaya çalıştığını dile getirdi. Garip, resimlerinde zor bir tekniği ustalıkla kullanmaya dikkat ettiğini söyleyerek, Üç çalışmam müzede ömür boyu sergilenmek üzere kabul edildi. Bir de Leonardo da Vinci'nin kataloğunda benim eserlerim yer alacak. Eski ve zor bir tekniği kullandığım için yurt dışından bir ilgi var eserlerime. Ama ben önce kendimi Türkiye'de tanıtmak istiyorum. şeklinde konuştu. Aynı zamanda 4 resim yaptığını ifade eden genç ressam, bazı resimleri yaparken model kullandığını ve kullandığı teknikte bir çalışmanın üretiminin yaklaşık olarak 8 ay sürdürdüğünü sözlerine ekledi. Sanatçı, çalışmalarına Bursa'daki atölyesinde devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-selda-inciden-21-kisisel-sergi/", "text": "Ünlü ressam Selda İnci'nin merakla beklenen Kafama Göreadını verdiği 11 eserden oluşan 21. kişisel sergisi, 15-19 Kasım 2023 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar 4. Sanat ve Antika Fuarı'nda sanatseverlerin huzuruna çıkıyor. Resim yaparken doğanın mucizelerinden aldığı ilhamla eserlerini hat sanatlarıyla pekiştiren, oto portrelerinin yer alacağı bu sergisinde yağlıboya akrilik, suluboya tekniklerini kullanan sanatçıyla özel bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar. Merhaba, ben Selda İnci Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümü mezunuyum. İlk oğlum doğana kadar yaklaşık 4 sene Merkez bankasında çalıştım. İlk oğlum doğunca çocuğuma kendim bakmak istedim ve çok isteyerek girdiğim Merkez bankasından istifa ettim, daha sonra da 2. oğlum doğdu ve böylece benim iş hayatım tamamen son bulmuş oldu. Çocuklarım okula başladıktan sonra çok sevdiğim resim sanatına yöneldim. Lise yıllarımda değişik teknikler ile kendi kendime resim yapıyordum. Tekrar denemeler yaptım. Resim sanatına çok meraklıydım ve bu sanatın teknik yönlerini de öğrenmek istedim. Bu nedenle ilk adımı attım ve ilk adım yani sevgili hocam Nurhan Ekmekçi ile çalışmaya başlamam resmi daha da çok sevmeme ve hocamın beni yüreklendirmesiyle cesaretimin tavan yapmasına neden oldu. Daha sonra ise değerli hocalarım Sevgi Algül, Ekrem Kahraman ve Su Yücel den resim dersleri Eda Şahan'dan ise Tezhip ve hat sanatı dersleri aldım...11 sene bu değerli hocaların atölyelerinde çalıştım. İlk kişisel sergimi Su Yücel'in teşvikiyle Leonardo Sanat Galerisinde açtım. Bu sergi benim hayatımda gerçekten bir dönüm noktası ve harika bir sanat hayatı başlangıcı oldu. Evet kişisel sergilerim oluyor. Kişisel sergilerimin her biri ayrı ayrı çok önemli benim için. Her yeni sergim benim için yeni bir doğuş ve içimdekilerin dışavurumunun ifadesinin yorumunu sanatseverlerle paylaşma duygusudur. Rekor mu bu ne bilmiyorum ama resim yapmak ve bunu sergilerle herkesle paylaşmak, kendimi ifade etmem için haz duymam ve anlatılamaz güzel duygular yaşamamın sebebi olmaktadır.. Evet hep içimdeki duygularımı tuvalime yansıttığımı söylemiştim... Resim yapmak benim için bir dışavurum, mistik duygularım, yaratana olan aşkım, ve onun en güzel mucizelerini elimden geldiğince yorumlamak, bunlar gerçekten yaşanması gereken çok güzel duygular. Yaratanın en güzel mucizeleri olarak gördüğüm çiçekleri, doğayı, kuşları kelebekleri, örümcek ağlarını, yaşadığım olumlu olumsuz beni çok etkileyen olayları ve bu olayların bana öğrettiklerini ve de yaşadığım her olayın bir olgunlaşma ve varoluşumu nasıl anlamlandırdığını, aldığım dersleri, ve bu derslerin bendeki olumlu katkılarını yorumlayarak tuvalime aktarıyorum.. Resim yaparken ilham aldığım şeyler doğanın mucizeleri ve yaratanın eserleri, ve bu eserleri elimden geldiğince duyguları mı da katarak ve bu duyguları bazen hat sanatıyla pekiştirerek aktarmaya çalışmaktır. 15 -19 Kasım tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar 4. Sanat ve Antika fuarında sergilenecek olan 21 kişisel sergimde yağlıboya ve akrilik kullanarak yaptığım kendi oto portrelerimi sergiliyorum. Sergimin adı Kafama göre ve 11 eserden oluşuyor... Hislerim, yaşadıklarım, yaşamak istediklerim, geçmiş ve şimdiden duygularım var... Kafama Göre takıldım, Kafama göre renkler, kafama göre çiçekler, kafama göre şekiller, kafamda uçuşan kuşlar var.. İlhamımı, daha önce de belirttiğim gibi yaratandan, doğadan ve yaratılmış tüm canlılardan alıyorum. İlham aldığım değil ama hayran olduğum çok ressam var. Dali' nin zekasına hayranım, Picasso'nun konuları anlatımına hayranım, Cezanne'ın renk tonlamalarındaki ustalığına hayranım, Monet' nin fırça vuruşlarına hayranım, Van Gogh' un içindeki tüm duygularını, hüznünü, karamsarlığını ve melankolik ligini resimlerinde başarıyla hissettirmesine hayranım. Sanatım ile ilgili bir hedefim var. Kendi adıma bir müze açmak ve o müzenin gelirini, Allah rızası için, ihtiyaç sahiplerine dağıtmak. Sergilerimin devam etmesini çok istiyorum, ve bunun için de çok çok çok çalışmak.. Resme ilgi duyan ve resim yapmak isteyenlere önerilerim, çok sevmeleri ve içlerinden geleni samimi olarak resmetmeleri, sabırlı ve disiplinli olmaları, ve bol bol sergi gezmeleri... Ben ressamların hayatlarını çok merak ederim. Okurum seyrederim, ve çok önemserim, hayatlar resimlerde aslında.."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-sevket-dagin-eserleri-baskentli-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Türk resim tarihinin önemli isimlerinden Şevket Dağ'ın özel koleksiyonlar ve çeşitli kurumlardan toplanan eserlerini kapsayan ilk şahsi sergisi, Ankara'da sanatseverlerle buluştu. Sergi için hazırlanan 400 sayfalık özel albümde, Sinan Genim, Fahri Özdemir, Evrim Altuğ, Malik Aksel, Cemal Tollu ve Şeref Akdik'in yazılarının yanı sıra eserleri ve kendisiyle ilgili doküman ve objelerinin görselleri, koleksiyonerlerden toplanan eserler ve sanatçının çalışmaları kapsamlı şekilde yer buldu. Planlarımız var. Fikirlerimiz var. Öncelikle bu sergiye, daha sonrasında 19 Eylül'de İstanbul'da yapacağımız sergiye şu anda odaklanmış durumdayız. Fakat az önce de dediğim gibi biz sanatın iyileştirici gücüne güveniyoruz. Serginin açılışında Proje Direktörü Fahri Özdemir, tiyatro oyuncuları Volkan Severcan ve Tamer Levent ile Saya Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi de sanatın önemine vurgu yaptı. Daha güzel yarınlar için çalıştıklarını aktaran Mengi, Sanatın iyileştirici gücünü yüceltmeyi, sanatsal ürünleri de herkes için ulaşılabilir kılmayı amaçlıyoruz. Bundan sonraki dönemde de Humanis imzasıyla sunulacak, benzeri faaliyetleri göreceğinizi burada müjdelemek isterim. dedi. Sergi, 30 Temmuz'a kadar CerModern'de ziyaret edilebilecek. Sergiyi gezen Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Ayasofya İçi adlı eseri ilginç bulduğunu ifade ederek, Perspektif yeteneği gerçekten müthiş. Etkilenmemek elde değil. diye konuştu. Açılışa katılan yazar Prof. Dr. Üstün Dökmen ise Fevkaladenin fevkinde bir sanat yaşamı sergilemiş Şevket Dağ. Bu resimler de fevkaladenin fevkinde. Hiç bilmese biri şöyle bir gezince 'acaba Osman Hamdi'nin eserleri mi' der. Onun öğrencisi olduğu belli. Çok değerli ressamlarımız var ancak o ayrı bir ekoldü. Bu resimleri görmek çok heyecan verici. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-sofralari-bu-kez-tamara-de-lempickayi-agirladi/", "text": "Moda Deniz Kulübü'nün gastro-kültürel etkinlikleri kapsamında bir sanat markası haline gelen Hülya Botasun ile Ressam Sofraları, bu defa Polonyalı ünlü ressam Tamara de Lempicka 'yı ağırladı. Hülya Botasun, 16 Mayıs 1898 tarihinde Maria Gorska adıyla Varşova'da zengin bir Polonyalı anne ve Rus tüccar bir babanın kızı olarak doğan Tamara de Lempicka'nın fırtınalı hayatını, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle tercih ettiğini açıkladı. Bir yandan sanatçının yaşamı boyunca ürettiği eserlerin ekrana yansıtıldığı, bir yandan da hayatındaki kırılma noktalarından yola çıkarak hikayesinin anlatıldığı sunum, konuklar tarafından büyük beğeniyle karşılandı. 7 Mart Pazartesi akşamı Şef Feyyaz Doğan'ın karşılama kokteyli ve tadım menüsü ile başlayan gece, sanatçının sevdiği yemeklerden oluşan menü ile devam etti. Karşılama kokteyli ve yemeğe, Doluca markasının şarapları eşlik etti. Sunumu boyunca sanatçının ürettiği eserlerin büyük bölümü hakkında ayrıntılı bilgi veren Hülya Botasun, gecenin sonunda Tamara de Lempicka'nın anlatılmamış hikayesi ve hayatta kalma sanatını anlatan Mucizeler Yoktur, Sadece Yaptıkların Vardır adlı kısa filmin gösterimine yer verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-sofralari-japon-ressam-yayoi-kusamayi-agirladi/", "text": "Moda Deniz Kulübü'nde iki yılı aşkın süredir düzenlenen Ressam Sofraları, büyük ilgiyle devam ediyor. Ressam Hülya Botasun tarafından hazırlanan programda; seçilen sanatçının hayatı, sosyal yaşamı ve eserleri inceleniyor. Moda Deniz Kulübü Executive Chefi Feyyaz Doğan tarafından tasarlanan sanatçının sevdiği yemekler geceye eşlik ederken, ünlü şarap gustosu Mehmet Yalçın'ın Kavaklıdere Şarapları'nın kavından seçtiği dört özel marka şarap da konsepti tamamlıyor. Hülya Botasun ile Ressam Sofraları, son etkinliğinde Japon ressam Yayoi Kusama'yı ağırladı. Botasun, sanatçıyı Ressam Sofraları'na konuk etme nedenlerinden birinin de halen yaşayan en önemli avantgarde sanatçılar arasında görülmesi olduğunu açıkladı. Sunumu sırasında Kusama'nın birçok disiplinde verdiği eserlerle uluslararası şöhrete ulaşmasının önemine vurgu yapan Hülya Botasun; Bazı sanat çevreleri tarafından 'Puantiye Prensesi' olarak da adlandırılması, onu zirveye taşıyan unsurlar arasında görülmekte dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-sofralarinin-konuk-sanatcisi-damien-hirst/", "text": "Moda Deniz Kulübü'nün gastro-kültürel etkinlikleri kapsamında büyük ilgi gören Hülya Botasun ile Ressam Sofraları'nda sezonun son programına konuk edilen sanatçı Damien Hirst oldu. Sanatçı, 1965 İngiltere doğumlu olmasına rağmen, 90'lı yıllardan itibaren sanat piyasasının yadsınamaz derecede büyük isimlerinden biri olmayı başarmış. Sanatı kadar bu başarıyı nasıl yakaladığı, sevmeyenlerinin sevenlerinden daha fazla olduğu, oldukça sıradışı kabul edilen Damien Hirst 'ün hayatı, eserleri ve dünyaya bakışı, konuklar tarafından büyük ilgi ve şaşkınlıkla izlendi. Sanatçının sıklıkla tercih ettiği menüsünü belirleyen Hülya Botasun'un Moda Deniz Kulübü Executive Chef'i Feyyaz Usta'ya aktarmasıyla ortaya çıkan lezzetler, konukların beğenisiyle karşılandı. Eski Cheddar ve körpe sebzeli Quice ile başlayan gecede, kuşkonmaz ve kestane mantarı eşliğindeki köri soslu ördek için tüm konuklar, Harika! yorumunda bulundular. Tatlı olarak servis edilen, mango dondurmanın eşlik ettiği ananaslı Tarte Tatin ise geceye adeta damgasını vurdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-teksin-ozguzu-kaybettik/", "text": "Sanat dünyasından bir yıldızın daha kaydığını büyük bir üzüntüyle bildiriyoruz. Evet özgün kişiliği sanatının da üstünde olan ressam Teksin Özgüz'ü maalesef kaybettik. Yakalandığı amansız hastalıkla uzun zamandan beri mücadele eden sanatçımızın vefat haberini, oğlu Merih Özgüz sosyal medyadan yayınladığı, Buraya Kadarmış başlığı taşıyan bir mesaj ile duyurdu. Kadıköy Life Dergisi ve İstanbul Sanat Dergisi'nin kuruluşundaki büyük katkıları yanında, aralıksız olarak bizlere moral kaynağı olan değerli sanatçımızın sevgili eşi Fuat Özgüz de 2017 yılında aynı hastalıkdan hayata veda etmişti. Resim sanatında farklı bir tarz yakalayan Teksin Özgüz, adında taşıdığı anlama layık olabilmek için çaba harcayan bir kişilik olarak ön plandaydı. Ressamlığı yanında galerist, öğretmen ve mükemmel bir anne olan Özgüz, Ne olursa olsun işimi ya en iyi şekilde yaparım, ya da hiç yapmam diyebilenlerdendi. Göztepe'deki atölyesinde yetenekli gördüğü çocuklara hiç bir karşılık beklemeden, hatta üzerine para harcayarak eğitim verdi ve hem bugünlere, hem yarınlara iyi ressamlar yetişmesinin temellerini attı. Teksin Özgüz Oyuncak Müzesi Kurucusu, şair, yazar Sunay Akın'ın da yakın dostuydu. Sık sık onun galerisine gelen Akın, Sohbetinden büyük keyif aldığım bir kişilik olarak bahsederdi. Hatta kendisi gibi ressam kızı Ebru'nun düğün törenine ilk defa Oyuncak Müzesi'nde ev sahipliği yapmıştı. Kalbim acıyor.. Yüreğim yanıyor.. Senin kokun, senin varlığın, karşılıksız sevgin, sarılmamız, birbirimizi koklamamız, koşulsuz sevgimiz, dertleşmemiz, her sorunumu çözen, her derdime derman olan, en bitkin olduğun zaman bile bana güç veren, başım sıkıştığında çözüm bulan, hayatımı güzelleştiren, gizli meleğim, ilk göz ağrım, son göz ağrın, dayanağım, nefesim, herşeyim, yaşam kaynağım, MELEĞİM... Binlerce yazılacak sözler.. duygular.. düşünceler.. ANNEM, çok zamansız, çok erken.. Oysa ki ne güzel planlarımız vardı.. Fuat Ege ile ne güzel zamanlarımız olacaktı.. Babaannesi ile büyüyecekti.. Ona sarılacak, resimler yapacaktı.. Belki ressam olacak, belki şair olacaktı babaannesi ile birlikte.. Belki de sadece ona sarılacak, bana masal anlat diyecekti.. Ah be MELEĞİM, ah be AŞKIM, ah be DÜNYAM... Oldu mu bu.. Babamsız kaldım, şimdi de tüm kanatlarım koptu.. Elbet bir gün kavuşacağız.."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ressam-yucel-yazgin-dan-koronavirusun-halleri/", "text": "Dünya genelinde yeni tip koronavirüsün yayılması ile birlikte sanatçılar, salgını ve mücadeleyi tuvallere yansıtmayı sürdürüyor. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre Ressam Yücel Yazgın, dünya üzerinde korku ve endişeyle takip edilen koronavirüs ile mücadeleye desteğini fırçası ile tuvale yansıtarak; Virüs dolayısı ile evde hatta atölyede kalmak, bu özel çabayı kendimde bulmamı sağladı. Virüs üretmemeyi değil, üretimi motive etti dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/restorasyonu-tamamlanan-milli-saraylar-resim-muzesi-ziyarete-acildi/", "text": "Milli Saraylar İdaresi Başkanlığına bağlı Resim Müzesi, restorasyon çalışmalarının ardından yeniden sanatseverlerin ziyaretine açıldı. Beşiktaş'taki Resim Müzesi'nin açılışı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleştirildi. Restorasyonu tamamlanan ve modern sergileme kriterlerine göre tefriş edilen müze, 11 bin metrekarelik kapalı alanda düzenlenen 34 salon ve 553 eserle kültür sanat hayatının yeni merkezi olmaya aday. Resim Müzesi koleksiyonu, Topkapı Sarayı depolarında muhafaza edilen tabloların Milli Saraylar envanterine dahil edilmesiyle daha da zenginleşti. Topkapı Sarayı'ndan Resim Müzesi'ne nakledilen tabloların restorasyonuna yönelik atölye kuruldu. Eserlerin restorasyon öncesi, aşamaları ve restorasyon sonrası durumları belgelendi. Çalışmalar kapsamında Tablo Restorasyon Atölyesi 199, Altın Varak Atölyesi 104, Cilt ve Kağıt Restorasyon Atölyesi 34 eseri kültür hayatına kazandırdı. Eserlere yönelik envanter çalışmaları da titizlikle yürütüldü. Eser bilgileri, kondisyon durumları ve hareketleri kayıt altına alınarak, dijital sisteme aktarıldı. Müze binasının ve eserlerin güvenliğini sağlayan kamera ve alarm sistemleri modernize edildi. Resim Müzesi'nde sanatseverlerle buluşacak eserlerle ilgili bir kitap da hazırlandı. Müzeyi, tematik bölümlerini ve eserleri tanıtan kitap, ziyaretçiler için rehber niteliği taşıyor. Milli Saraylar Resim Müzesi, Sultan Abdülmecid tarafından 1856 yılında Veliahd Dairesi olarak inşa ettirildi. Dairede ilk olarak Sultan Abdülaziz kaldı. Yapının inşaat kalfalığını Karabet Balyan, bina eminliğini Es-Seyyid Ali Şahin Bey yürüttü. Dairenin tefrişini ise Sultan Abdülmecid'in dekoratörü Fransız Charles Sechan yaptı. Veliahd Dairesi, ilk bölümünün restorasyonunun ardından 22 Mart 2014'te Resim Müzesi olarak hizmet vermeye başladı. 2017'de ise müzenin daha büyük olan ikinci bölümünün restorasyonuna başlandı. 4 yıl süren çalışmaların ardından kapılarını yeniden sanatseverlere açan Resim Müzesi, özgün restorasyon, özenli teşhir ve tefrişiyle alanında benzersiz bir nitelik kazandı. Resim Müzesi'nin 16 ila 20. yüzyılı kapsayan koleksiyonu; padişah portreleri, tarihi konulu kompozisyonlar, oryantalist eserler, doğa ve kent görünümleri ile natürmortlar gibi pek çok konuyu içeriyor. Koleksiyon, Konstantin Kapıdağlı, Rupen Manas, Stanislaw Chlebowski, Fausto Zonaro, Ivan Konstantinoviç Ayvazovski, Pierre Desire Guillemet, Eugene Fromentin, Stefano Ussi, Felix-Auguste Clement, Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi Bey, Şevket Dağ ve Abdülmecid Efendi gibi ressamların eserlerini barındırıyor. Müze, Osmanlı saray resminin tek temsilcisi olması bakımından da ayrı bir önem taşıyor. Resim Müzesi, Türkiye'nin en büyük oryantalist tablosuna da ev sahipliği yapıyor. Fransız ressam Felix-Auguste Clement'in Çölde Av adıyla tanınan tablosu, müze ortamında ilk defa ziyaretçiyle buluşuyor. 35 metrekarelik ebadıyla görenleri büyüleyen 1865 tarihli eser, 2019 yılında Said Halim Paşa Yalısı'ndan başarılı bir operasyonla alınarak Resim Müzesi'ne nakledildi. Osmanlı ile Mısır arasındaki sosyal ve kültürel ilişkilere dair ipuçları barındıran tablo, görsel belge niteliği taşıması bakımından eşsiz olarak değerlendiriliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/restorasyonun-ardindan-acilan-tunceli-muzesi-ilgi-goruyor/", "text": "Müze, yazılı ve sözlü tarih ile belge, evrak ve fotoğrafların bulunduğu alanların yanı sıra kütüphane, Alevilik, arkeoloji ve etnografya bölümleriyle ziyaretçilerini tarihi yolculuğa çıkartıyor. Restorasyonu tamamlanarak resmi açılışı yapılan ve 700 civarında eserin sergilendiği Tunceli Müzesi ilgi görüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın videokonferans bağlantısıyla Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından geçen günlerde açılışı yapılan müzede, 700 civarındaeser sergileniyor. Kentte 1936 yılında Almanya ve Avusturya mimarisiyle yapılarak bir süre askeri kışla olarak kullanılan ve daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleri ile Valiliğin girişimi sonucu geniş kapsamlı restorasyondan geçirilen müze, yöre halkı başta olmak üzere çevre illerden de misafirlerini ağırlıyor. Yaklaşık 1800 metrekare avluya sahip ve 5 bin 805 metrekare alandaki 4 bloktan oluşan müze, yazılı ve sözlü tarih ile belge, evrak ve fotoğrafların bulunduğu alanların yanı sıra kütüphane, Alevilik, arkeoloji ve etnografya bölümleriyle ziyaretçilerini tarihi yolculuğa çıkartıyor. Ziyaretçiler müzede, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine uyarak hafta için 10.00-17.00 saatlerinde ziyaretlerini gerçekleştirebiliyor. Müze Müdürü Kenan Öncel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2015 yılında müze binasının Kültür Varlıkları ve Müze Genel Müdürlüğüne tahsis edildiğini ve restorasyon çalışmaları yapıldığını söyledi. Ziyaretçilerden Zülfü Özmen ise müzeyi gezerken büyük keyif aldığını belirterek Müzede yer alan eserler, kültürümüzü yansıtıyor. Müzenin faaliyete geçmesi Tunceli açısından çok iyi oldu. ifadelerini kullandı. Vatandaşlardan Süleyman Yüksel de müzenin mimarisi ve yapısıyla çok güzel olduğunu vurgulayarak Müzeyi gezerken geçmiş günlerimi hatırladım. Yapanların emeğine sağlık. Çok harika çok güzel bir hizmet olmuş. Tarihi değerlerimizin ortaya çıkarılarak gelecek nesillere aktarılmasını istiyorum. Tarih hepimizindir. Tarih devletimizdir. Geçmişini bilmeyen insanlar, yarını hiç bilemez. değerlendirmesini yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rexx-sinemasinin-etrafindaki-metal-sac-guvenlik-icin/", "text": "Kadıköy'ün simge sinema salonlarından Rexx'in yıkılacağı iddiaları üzerine Kadıköy Rum Ortodoks Cemaati Başkanı Prof. Dr. Yorgo İstefanopulos açıklama yaptı: Metal sacı binanın güvenliğini korumak için yaptırdıklarını söyledi. Kadıköy'deki Rexx Sineması'nın önüne inşaat sacı çekilmesi, binanın yıkılacağına iddialarını gündeme getirdi. Arsa sahibi Kadıköy Rum Ortodoks Cemaati, binanın henüz yıkımına henüz başlanmadığını ancak önümüzdeki aylarda yeni bir kültür merkezi için çalışma yapılacağını söyledi. Hürriyet'ten Ece Çelik'in haberine göre; bina sahibi Kadıköy Rum Ortodoks Cemaati Başkanı Prof. Dr. Yorgo İstefanopulos, konuyla ilgili Burası mimari açıdan son derece çirkin bir bina. İnsanlar duygusal davranıyorlar ama sağlam bir bina da değil. Biz eski işletmeci Viron Anas'a zaman zaman bizi kira konusunda son derece zor duruma sokmasına rağmen hiçbir baskı yapmadık. O pandemi döneminde kendi kendine kira sözleşmesini feshetti. Binanın yıkılması için görüştüğümüz firmalar var. Ancak henüz tam anlaşmayı sağlayamadık. Bina sahibinin daha önce yaptığı bir anlaşma yüzünden Mart ayından bu yana boş binaya her ay 7 bin TL elektrik faturası geliyordu. Bu sebeple binanın elektrik aksamını komple kapattık dedi. Prof. Dr. Yorgo İstefanopulos Binanın güvenliği için bir güvenlik şirketiyle anlaşmıştık. Aylık 25 bin TL'ye 3 vardiyalı bir sistemle binayı koruyorlardı. Ancak elektriği kapatmak zorunda kalınca güvenlik görevlilerini mağdur etmemek için onlara sadece sabah gelmelerini söyledik. Geceleri de hırsızlar tinerciler girmesin diye binayı metal saclarla kapattık. Ancak zabıta bunu yıkım başlıyor olarak algılamış, yanlış yönlendirme yapmış diye konuştu. Kadıköy Belediye Başkanı Serdil Dara Odabaşı da Twitter'dan Rexx Sineması hepimiz için çok kıymetli. Mülk sahibi vakıf ile temastayız. Elbette vakıf, yatırımcılarla da görüşüyor. Şimdilik şunu söyleyebilirim ki Rexx Sineması'nda şu anda bir yıkım yok. Mülk sahibi vakıf koruma amaçlı cephesini kapattı açıklamasında bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rockn-rollun-efsanesi-jerry-lee-lewis-oldu/", "text": "Rock'n Roll'un kurucuları arasında gösterilen, Amerikan efsanesi Jerry lee Lewis, 87 yaşında hayatını kaybetti. Lewis'in ölümünün ardından birçok efsane müzisyen, üzüntülerini dile getirdi. Amerikan Rock'n Roll efsanesi Jerry Lee Lewis, 87 yaşında hayatını kaybetti. Lewis'in ölüm haberini doğrulayan menajeri, efsaneyi Rock'n Roll'un doğuşunun son gerçek simgesi olarak niteledi. The Killer lakaplı sanatçının yayıncısı, Lewis'in Mississippi'deki evinde yaşamını yitirdiğini, o sırada karısı Judith'in de yanında olduğunu aktardı. Amerikalı şarkıcının son dönemde birçok hastalıkla mücadele ettiğini belirtti. 1935'te Louisiana'da doğan Rock'n Roll efsanesi, ilk sahne performansını, 14 yaşında yaptı. Lewis, 1957'de 22 yaşındayken, 13 yaşındaki kuzeni Myra Gale Brown'la evlendi. Bu evlilikten sonra başlayan tartışmalar sonucunda, kariyeri durma noktasına geldi. Rock efsanesinin çalkantılı hayatı bununla da bitmedi. 1976'da Rock'n Roll'un kralı olarak adlandırılan Elvis Presley'in evinin önünde, elinde silahla yakalandı, hapse girdi. Lewis, Great Balls of Fire şarkısıyla hafızalara kazındı. 1989'da aynı isimle yapılan filmde Amerikan efsanesini Dennis Quaid canlandırdı. 1986'da Rock'n Roll Hall of Fame listesine alındı. 2006 yılında Last Man Standing albümünde, Mick Jagger, Buddy Guy, B. B. King ve Bruce Springsteen gibi isimler, Jerry Lee Lewis şarkılarını seslendirdi. İngiliz rock grubu Rolling Stones'un üyesi Ronnie Wood, Huzur içinde uyu Jerry Lewis paylaşımını yaptı. Beatles grubunun bateristi Ringo Starr, sosyal medya hesabından, Tanrı Jerry Lee Lewis'i korusun dedi. İngiliz efsanesi Sir Elton John, twitter hesabından, piyano sevgisinin Lewis'ten geldiğini vurgulayarak, Jerry lee Lewis olmasaydı, bugün olduğum kişi olamazdım mesajını paylaştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rodin-heykelleri-antalyada-sergileniyor/", "text": "Fransız heykeltıraş Auguste Rodin'in 22 eserinin yer aldığı Tutkunun Heykeltıraşı Rodin: Erbil Arkın Özel Koleksiyonu'ndan Bir Seçki sergisi, Antalya Kültür Sanat'ta sergileniyor. Doğu Akdeniz'in en büyük Rodin koleksiyonu olarak anılan seçkide, sanatçının 1880'den itibaren hazırladığı unutulmaz eserlerden The Kiss, Eternal Spring, The Falling Man, Havva ve Düşünen Adam görülebilecek. Antalya Ticaret Sanayi Odası Başkanı Davut Çetin, sergiye ilişkin yaptığı açıklamada ATSO'nun 140. kuruluş yıldönümü dolayısıyla özel bir sergi yapmak istediklerini belirterek; Bundan önceki küratör arkadaşımız, 'Rodin sergisi yapabiliriz' önerisinde bulundu. Nasıl yapabileceğimizi araştırdığımızda, üyemiz Erbir Arkın Bey'in KKTC'de Rodin koleksiyonu olduğunu tespit ettik ve irtibata geçtik dedi. Daha önce İspanyol ressam Picasso ile ABD'li ressam Andy Warhol'un da aralarında bulunduğu 20'ye yakın uluslararası sergiye imza attıklarını kaydeden Çetin, binanın yapısının da önemli sergileri ağırlamaya çok uygun olduğunu aktardı. Davut Çetin, KKTC'den eserleri getirirken yaşanan sorunlara da değinerek; Zahmetli bir gelişi var. Hem 140. yılımızı kutluyoruz hem de kültür sanat alanında çok önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyoruz. Bugüne kadar yaptığımız en iyi sergilerden biri Rodin'in sergisi diye konuştu. Binanın üç katına yayılan eserlerin gerçekliğine ilişkin zaman zaman ziyaretçilerin sorularıyla karşılaştığını dile getiren Çetin; Rodin'in bu kadar eseri daha önce bir arada hiç görülmemişti. Eserlerin her biri katalogda yer alıyor ve sertifikaları bulunuyor ifadelerini kullandı. Antalya Kültür Sanat Sergiler ve Etkinlikler Koordinatörü Seray Kantarcıoğlu da serginin Antalya'da açılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek; Dünyaca ünlü bir sanatçıyı Antalya'ya getirdiğimiz ve 22 eserini Antalyalılarla buluşturduğumuz için çok mutlu ve gururluyuz değerlendirmesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/romeo-juliet-zorlu-psm-dijital-sahnede/", "text": "Zorlu PSM prodüksiyonu, Based Istanbul iş birliği ve Türk Tuborg A. Ş. katkılarıyla gerçekleştirilen Dijital Sahnenin dördüncü haftasında William Shakespeare'in başyapıtlarından biri olan Romeo & Juliet izleyici ile buluşuyor. İbrahim Çiçek'in uyarlamasını ve yönetmenliğini yaptığı Romeo & Juliet oyununun başrollerinde Miray Daner ve Kerem Arslanoğlu bulunuyor. Her dönem güncelliğini koruyan zamansız bir metin olmasının yanı sıra Shakespeare'in en bilinen romantik tragedyası olarak da hafızalara kazınan Romeo & Juliet'te izleyiciler, Miray Daner ve Kerem Arslanoğlu'nun performansı ile bu ölümsüz aşk hikayesine tanık olacak. İmkansızlıkların aşıldığı ya da en azından denendiği bir dünyada tutkunun önemine odaklanan Romeo & Juliet, bazen sarayda bazen sıradan bir apartman katında, kimi zaman da demir bir merdivende olsun; aşkı merkezine alarak Kim demiş bütün aşıkların melankolik olduğunu? sorusunu seyirciye düşündürtüyor. Juliet'in delikanlı tavrıyla aksiyonu yönettiği bir evrende, aşkın yasadışı hallerini de gözler önüne seren oyunda tavlayanın her zaman erkek olduğu miti de alaşağı ediliyor. Klasikleşen eserleri modern bir yorum eşliğinde seyirciye sunarak yeni nesil bir tiyatro izleme fırsatı tanıyan Dijital Sahne kapsamında Shakespeare'in en bilinen romantik tragedyası olan Romeo & Juliet'i 4 Şubat saat 20.00'de Zorlu PSM YouTube kanalında izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/root-karakoy-baris-ruhunu-nft-dunyasina-tasiyor/", "text": "Sanat-kültür-komünite mottosunu benimseyen, tarihi Karaköy semtinin sofistike oteli Root Karaköy, tüm disiplinlerden sanatçıları NFT tescilli çalışmalarını sunmaya davet ediyor. Dünyaca ünlü mural sanatçısı Pesimo'nun kadınlara ve kadınların gücünün kutlandığı bir gerçekliğe armağan ettiği Barış Ruhu adlı eseri, Root Karaköy'ün arka cephesinden Karaköy'ü selamlıyor. Root Karaköy, bu eserin devamı niteliğinde hayata geçirilecek Barış Ruhu 2 adlı NFT sergisi için başvuruları toplamaya başladı. Root Rooftop'ta misafirlerini ağırlayacak sergi, 22 Temmuz'dan itibaren ziyaret edilebilecek. Sergide yer almak isteyen sanatçılar, özgeçmişlerini, web sitelerini, diğer tanıtım materyallerini içeren medya bağlantılarını ve NFT çalışmalarını anlatan kısa bir yazıyı (250 kelime) art@rootkarakoy. com adresine ileterek başvurabilir. Son başvuru tarihi 18 Temmuz, öğlen 12:00."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rotary-kisa-film-festivali-sonuclari-belli-oldu/", "text": "Rotary Kısa Film Festivali Rofife, 12. yılında ödül törenini canlı yayında gerçekleştirdi. Dünyanın birçok ülkesinden yüzlerce kısa filmin başvurduğu festivalin ödül sonuçları, Rofife'nin YouTube ve sosyal medya hesapları üzerinden canlı olarak yayınlanan bir törenle açıklandı. Bu yıl Gaziantep'te düzenlenmesi planlanan festivalin ödül töreni, koronavirüs süreci nedeniyle YouTube ve Instagram üzerinden canlı yayınla yapıldı. Sinema sektörünün değerli isimleri, canlı yayına bağlanarak festival ekibine teşekkür etti. Rotary Kısa Film Festivali Rofife Ustaya Saygı Ödülü, 100'ü aşkın sinema filminde rol almış, Asmalı Konak ve Çemberimde Gül Oya gibi efsane dizilerdeki rolleriyle gönüllerde taht kurmuş usta oyuncu Selda Alkor'a verildi. Onur Ödülü ise birçok tiyatro oyununu, film, kısa film ve diziyi kariyerine sığdırmış başarılı oyuncu Umut Karadağ''ın oldu. Emek Ödülü'nün sahibi, birçok tiyatro oyunundaki rolü, dizilerdeki başarılı rolleri ve sinemada Bana Masal Anlatma, Düğün Dernek, Aile Arasında gibi filmlerdeki başarılı performanslarıyla imzasını bırakan oyuncu Devrim Yakut olarak belirlendi. Tiyatrodaki başarılı performansı, Gözetleme Kulesi filmindeki rolü unutulmayan ve Hatırla Sevgili, Gümüş, Benim Hala Umudum Var gibi dizilerdeki rolleriyle de hatırlanan başarılı oyuncu Laçin Ceylan'a da Başarı Ödülü verildi. Sanata Evet sloganıyla dünyada sanatın daha çok yaygınlaşması için yola çıkan ve kariyerine birçok tiyatro oyunu, film ve dizi sığdıran usta oyuncu Tamer Levent'e ise Sanata Evet ve Sanata Katkı Ödülü takdim edildi. Uluslararası Başarı Ödülü, ABD'de düzenlenen 15. Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nde birlikte yazıp yönettikleri Kader Postası filmiyle ödül alan yönetmenler Çiğdem Bozali ve Elif Akarsu Polat'a verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rubensin-kayip-portresi-satista/", "text": "Peter Paul Rubens'in 17 yüzyılda yaptığı tahmin edilen ve yıllarca kayıp olan The Portrait of a Lady eseri açık artırmaya çıkarılıyor. Flaman ressam Rubens'in 17 yüzyılda yaptığı; Londra'daki Royal Academy'de 1902 yılında sergilenen başyapıtlarından biri olan The Portrait of a Lady, Sotheby's Müzayede Evi tarafından açık artırmaya çıkarılıyor. 140 yıldır kayıp olduğu düşünülen ve bir aile koleksiyonunda ortaya çıkan eser, Sotheby's'in Eski Başyapıtlar Bölüm Başkanı Andrew Fletcher'ın ifadesiyle 100 yıllık tozu üzerinde taşıyan ve verniklenmiş bir şekilde ortaya çıktı. Eser, önümüzdeki günlerde 2.5-3.5 milyon dolar fiyat aralığıyla satışa çıkacak. Peter Paul Rubens, Barok tarzın önde gelen isimlerindendir. Reform karşıtı sunak resimleri ile portreler, manzara resimleri ve mitoloji ve canlandırma öğeleri içeren tablolarıyla tanınır. Anvers'te Avrupa'nın önde gelen soyluları ve koleksiyoncularına resim üreten büyük bir atölye kurmuştur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ruhu-olan-tasarimlar-zevkli-mekanlardir/", "text": "Villa, daire, ofis, mağaza, ticari mekan, cafe gibi tüm iç mekanlar için proje ve uygulama hizmetleriyle sizi hayallerinize kavuşturan Gazzella Decor'un sahipleri Gaye Berktaş ve Ahu Aktaş ile keyifli bir söyleyişi gerçekleştirdik. İstanbul Sanat Dergisi okuyucuları için sorularımızı yanıtlayan başarılı mimarlar hedeflerini anlattı. Gaye Berktaş: 2011 yılında Maltepe Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü'nden mezun oldum. Yine aynı üniversitede 2016 yılında İç Mimarlık tezli yüksek lisansımı tamamladım. Yüksek lisans programına devam ederken DAP Yapı'da göreve başladım. İletişim Fakültesi'nde doktora programındayım, ancak yoğunluktan dolayı şu an devam edemiyorum. Evli ve iki çocuk annesiyim. Dostum ve meslektaşım İç Mimar Ahu Aktaş'la birlikte Gazzella Decor'u kurduk. Projelendirme, tasarım, uygulama, mobilya tasarım ve üretim olarak tüm iç mekanlarda hizmet veren bir firmayız. Ahu Aktaş: 1980 İstanbul doğumluyum. Yeditepe Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü'nden mezun oldum. 10 yıl sektörde çalıştıktan sonra kendi işimi kurmaya karar vererek, Gazzella Decor'u marka yapmayı hedefledim. Evli ve 2 çocuk annesiyim. Ahu Aktaş: Yaşam alanlarında kullanıcı tarafından ihtiyaç duyulanı tasarlayarak, doğru uygulama ile çözüme ulaştırmak. Gaye Berktaş: Ahu'yla çocuklarımız anaokuluna aynı sınıfta başladı. Bu sene üçüncü sınıfı okuyacaklar ve hala aynı sınıftalar. Bu vesile ile arkadaşlığımız başladı, zaman içerisinde yerini dostluğa bıraktı. Aslında daha önce ortaklıkla ilgili bir planımız yoktu. Benim hayata geçirmek istediğim bir projem var, bununla ilgili neler yapabiliriz diye konuşurken, süreç içerinde ortaklık fikri kendiliğinden ortaya çıktı. Ahu Aktaş: Türkiye'de mekanların ruhunu doğru yansıtan, iç ve dış bütünlüğü olan projeler yapıldığına inanıyorum. Ülke olarak iç mimaride, özellikle uygulama ve işçilikte birçok ülkeden daha ilerideyiz. Ahu Aktaş: Hayallerinizi bize anlatın, biz gerçekleştirelim diyoruz. Çünkü, kişiye özel tasarım yapılmasından yanayız. İlginç taleplerle gelenler oluyor, odanın yarısını akvaryum isteyerek içinde yatak olması gibi... Bu talepleri gerçeğe en yakın şekilde gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Ahu Aktaş: Taş ev projesi tasarlamak diyebilirim. Cumbalı, ahşap ve taş dokulu bir evin iç mekanını planlamak, böyle bir projeye imza atmak çok isterim. Gaye Berktaş: Kesinlikle minimalizm olduğunu düşünüyorum. Ahu Aktaş: Yaşadığımız süreçten de etkilenerek, doğallık arayışı her şeye etki ediyor. Ahşap, cam, taş gibi geleneksel malzemeler yıllardır trend olmaya devam ediyor. Mobilya renklerinde yeşilin tonları ve gri hakimliğini koruyor. Dekorasyon alanında kullanılan kumaş seçeneklerinde kadife bu sene de döşemelik kumaş, yatak başı seçenekleri jüt ve keten gibi doğal kumaşlarla birlikte kullanılmaya devam edilecek. Doğallığından dolayı çok tercih edilen mermerler bu sene de trend diyebiliriz. Gaye Berktaş: Bir evin çok zevkli olduğunu düşündürten kavram asla çok lüks, yüksek paralar ödenerek yapılmış mekanlar değil. Zevkli olduğunu düşündürten kavram, o mekana ruh kazandırmaktır. Çok büyük paralara döşenmiş ama ruhu olmayan nice mekanlar gördüm. Sürekli kendinize burada bir şey eksik dersiniz bu mekanlarda. Bu nedenle en önemli kriter, ruh kazandırmak. Ahu Aktaş: Ben bütünlükte uyumu ve sadeliği seviyorum. Her mekan kişinin kendi yaşam tarzını yansıtıyor. Kişiyle doğru özdeşleşiyorsa, benim zevkimden çok farklı olan bir evi de çok beğenebiliyorum. Gaye Berktaş: Zaman olarak fırsatım olursa kendi özel resim sergimi açmak isterim. Ahu Aktaş: Üç senedir tezhip dersi alıyorum. Prof. Dr. Münevver Üçer'in öğrencisiyim. Tarihsel kültürümüzün ve bu özel sanatın sevdalısı bir iç mimar olarak, kendi çalışmalarımı dekor ürünleriyle buluşturup sanatseverlerin beğenisine sunmayı hedefliyoruz. Gaye Berktaş: Akılda iz bırakan, toplumun gerçek ihtiyaçlarına cevap niteliğinde yararlı üretimler ortaya çıkarmak en büyük isteğimdir. Ahu Aktaş: Öncelikli hedefimiz, projelerimizi doğru kararlar alarak en iyi şekilde yürüterek müşteri memnuniyetini sağlamak ve Gazzella Decor'u iç mimarlık alanında A'dan Z'ye hizmet veren iyi bir marka haline getirebilmektir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/rutubet-filmi-2024-oscar-aday-adayi-oldu/", "text": "Turan Haste'nin yönettiği Rutubet, ABD'deki Santa Barbara Film Festivali'nde En İyi Kısa Film seçildi. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre film, Oscar sertifikasına sahip bu ödül sayesinde 2024 Akademi Ödülleri'nde En İyi Kısa Film dalında aday adayı olma şansını yakaladı. Bu yıl 8-18 Şubat'ta 35'inci kez düzenlenen Santa Barbara Film Festivali'nde gerçekleşen Uluslararası Kısa Film Yarışması'nda ABD prömiyerini yapan Rutubet filmi, kurmaca dalında yarışan 29 film arasından en iyi film seçilerek Bruce Corwin Ödülü'nü kazandı. Oscar Qualification sertifikasına sahip bu ödülle Rutubet, gelecek yıl 96. kez yapılacak Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi üyelerinin değerlendirmesine sunulacak kısa filmler arasına girdi. M. Furkan Daşbilek'in senaryosunu yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği Rutubet, geçen yıl dünya prömiyerini 79'uncu Venedik Film Festivali'nde yapmış, bu yıl da 13'üncü Bakü Kısa Film Festivali'nin Uluslararası Kısa Film Yarışması'nda En İyi Yönetmen Ödülü'nü almıştı. Türkiye'de ilk kez 59'uncu Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde gösterilen film, İzmir Kısa Film Festivali'nden de En İyi Oyuncu Ödülü ile dönmüştü. İshak rolünü oyuncu Mücahit Koçak'ın canlandırdığı filmde Okan Selvi, Muhammed Mayda, Elif Eylül Yeşilyurt, Baran Salman ve Türkyılmaz Sarıkaya da rol alıyor. Cinemans, RemoFilms ve Creative Prodüksiyon yapımı olan film, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün destekleriyle ve TRT 12 Punto'nun ortak yapımında gerçekleştirildi. Filmin görüntü yönetmenliğini Mustafa Yeşilova üstlenirken, kurgusuna Taylan Tuncer ve Turan Haste, ses tasarımına Meriç Erseçgen, sanat yönetmenliğine Zafer Malkoç ve müziklerine Mehmet Ağbaba imza attı. Kötülüğün üstüne sis gibi çöktüğü bir köyde geçen Rutubet, Anadolu'da zorunlu görevini yapan öğretmen İshak'ı odağına alıyor ve kayıp bir kız öğrencinin peşinde suçluluk ve masumiyet kavramlarını, insanın kötülükle mücadelesinin şekillerini ve sonuçlarını sorguluyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ruzgarda-akan-atlar-ya-da-yuvadan-ucmak/", "text": "halka sanat projesi, 22 Şubat-22 Mart 2020 tarihleri arasında küratörlüğünü Bahar Güneş ve Öykü Demirci'nin üstlendiği Rüzgarda Akan Atlar ya da Yuvadan Uçmak sergisine ev sahipliği yapıyor. İpek Çankaya'nın tematik metninden yola çıkan sergi; Baysan Yüksel, Belkıs Taşkeser, Doğu Çankaya, Emrah Danacı, İpek Çankaya, Murat Germen, Nancy Atakan, Neriman Polat, Richard Bartle, Sevda Bad, Sevil Tunaboylu, Sezgi Abalı, Sadık Arı, Slobodan Dan Paich ve Yasemin Nur'un resim, fotoğraf, yerleştirme ve heykellerini bir araya getiriyor. Rüzgarda Akan Atlar, Sylvia Plath'ın Gözdeki Zerre adlı şiirinden bir alıntıdır. Rüzgarı ve atı yan yana düşününce gücü, hızı, dizginlerden kurtulmayı ve yeni ihtimalleri kucaklamayı zihne üşüştüren bu tanım içindeki şiirsel dokunuşla daha duyarlı hale gelir. Rüzgarda Akan Atlar ya da Yuvadan Uçmak, halka sanat projesi'ne sekiz yıl yuva olmuş bir mekana veda ederken, onu kutlama sergisidir. Yuvadan uçmak deyimi, büyüyüp aile ocağından ayrılmak anlamına gelir. Bu deyim bir yanıyla, korunaklı bir mekanı ve içindekileri geride bırakmayı, bir yanıyla da kendi ayakları üzerinde durarak yeni ilişkiler kurmayı ve eskileri yeniden tanımlamayı ifade eder. Yuvadan uçmak romantik bir ifade olduğu için hüzünlü bir yanı bulunduğunu kabul etmek gerekir. Ancak içinde taşıdığı umut, gelişim ve başarı daha büyüktür. Uçmak için uçabilme yetisine sahip olmak, bu eylemi gerçekleştirecek kadar cesur olmak, yeni ufukların getireceği bilinmezler kadar, kişiyi kendisi yapan özelliklere, öz gücüne odaklanmak demektir. Ayrıca, evi yuva yapan insan topluluğuna ve aile bağına bir gönderme yapar. İçinde yaşadığımız zamana seçili aile olgusu damga vurmaktadır. Bu olgu, kan bağı yerine bizi bir araya getiren dayanışma, ortak amaç ve ilgilerde buluşma ve sevgi gibi mekana bağlı olmayan buluşmalarla kendini gösterir. Rüzgarda Akan Atlar ya da Yuvadan Uçmak, halka sanat projesi'ne sekiz yıl yuva olmuş bir mekanı arkada bırakırken burada geçen zamana, üretilen işlere ve bir araya gelen kişilere bir teşekkür ifadesidir. Yuvadan uçmak bize ne ifade ediyor, bu duruma nasıl tepki veriyoruz, nasıl başa çıkıyoruz ya da çıkamıyoruz gibi temanın düşündürdüğü sorular etrafında şekillenen sergi bugüne kadar halka sanat projesi ile sergi yapmış ve işlerinde temanın ortaya attığı sorulara yanıt veren sanatçılardan bir seçkiyi izleyiciyle buluşturur."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sabah-salvador-dali-aksam-cindeki-gokkusagi-daglari/", "text": "Tekfen'in kurumsal yayını Tbülten Online Covid-19 özel sayısı, haftalık olarak yenilenen zengin içeriğiyle tüm okuyuculara hem kurumun içinden hem de günlük hayata dair bilgilendirici ve eğlendirici içerik sunmaya devam ediyor. Son sayısında 50 bin kişiye ulaşan ve kendi çalışanlarının çok ötesinde geniş bir kitleye hitap eden Tbülten Online'ın COVID-19 güncesi, evde kaliteli vakit geçirmeye yönelik podcast, film ve müzik önerileri, dünyanın farklı bölgelerini veya müzelerini görebileceğimiz sanal turlar, çocuklu ailelere yönelik ne oynasak bölümü veya kitap kurtları için ne okusak bölümü gibi bölümler bulunuyor. Dergi yayınlandığı an itibarıyla, sosyal medya hesaplarından da duyurulup, daha geniş bir okur kitlesine ulaşması sağlanıyor. Bu dönemden en çok etkilenenlerin başında çocuklar ve dolayısıyla çocuklarıyla evde olan anne babalar geliyor. Hal böyle olunca, Tbülten'in en çok rağbet gören bölümlerinden biri Ne oynasak bölümü oldu. Tbülten Online bu bölümde En güzel oyuncak, yaratıcılık! diyerek ebeveynlere farklı yaşlardan çocukları için evde hem kaliteli vakit geçirmelerini sağlayacak hem de çocukların gelişimine katkıda bulunacak alternatifler sunuyor. Ne Okusak? bölümde farklı yaşlardan takipçilerine tavsiyede bulunan Tbülten Online, özellikle çocuklar için Pedagoji Derneği'nin ve Eğitim Reformu Girişimi'nin önerilerini sunuyor. Tekfen Kitap Kulübü'nün listesine de yer veren Tbülten, bu önerilerini hem fiziksel hem E-kitap hem de Sesli Kitap alternatifleriyle sunuyor. Evde kalmanın hala önemli olduğu bu dönemde iletişim dünyasının son trendlerinden Podcast yayınlarının en göze çarpan kanalları, en eğlenceli mobil uygulama ve çizgi roman alternatifleri ve her yaştan insana keyif verecek Cirque du Soleil'den 60 dakikalık gösterimler, son sayıda yer alan eğlenceli içeriklerden. Bununla birlikte Tekfen üst yönetimin, ve dünyanın dört bir yanındaki şantiyelerin seçkilerinden oluşan müzik listeleri ve Tekfen Filarmoni konserleri başta olmak üzere klasik müzik önerileri de bulunuyor. Son sayıda ilgi çeken diğer bir bölüm ise Tekfen Holding çalışanlarının hobilerini, okuyuculara ilham vermesi için paylaştığı kısım oldu. Hobim ve Ben bölümünde farklı sektörlerden çalışanların modelcilikten koleksiyonerliğe, tuval boyamadan heykelciliğe, video ve fotoğraf sanatçılığından porselen boyamaya, illüstrasyon yapmaya kadar birçok farklı hobi yer alıyor. Sadece müzikle yetinmeyen, aynı zamanda görsel öneriler isteyenler için de film ve online tiyatro oyunları önerileri bulunduran, ulusal ve uluslararası film festivallerinden haberler veren ve aynı zamanda online dizi ve film platformlarını tek çatı altında okuyucularına sunan Tbulten Online'a link üzerinden ücretsiz olarak ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sabahat-akkiraz-dan-ellinci-sanat-yili-etkinligi/", "text": "Türk Halk Müziği'nin en güçlü seslerinden Sabahat Akkiraz, 50. sanat yılını Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi'nde düzenlenen konserle kutladı. İlk 45'lik plağını 1970 yılında henüz 12 yaşındayken çıkaran, 50 yıla 30 albüm, yüzlerce eser, konser ve festival sığdıran Akkiraz'a, müzik yolculuğunda yanında yer alan müzisyen dostları eşlik etti. Tuncay Balcı, Eren Demir ve Ali Kazım Akdağ'ın da konuk sanatçı olarak katıldığı gecede salonu dolduran kalabalığa müzik hayatı boyunca kendisini yalnız bırakmadıkları için teşekkür eden Sabahat Akkiraz; Türküler Anadolu'dur. Anadolu'nun yaşanmışlıklarıdır, acılarıdır, sevdalarıdır. Ben bu duyguları türkülerle aktarıyorum, aracıyım. Gençler olduğu sürece türküler yaşamaya devam edecek diye konuştu. Etkinliğe ev sahipliği yapan Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı ise; Sabahat Akkiraz hem kök hem filizdir. Anadolu'nun bütün seslerini arşa çıkaran bir köktür. O avazı dünya dünya gezdirip, Kadıköy'de Caddebostan'a taşıyan bir filizdir ifadelerini kullandı. Sanatçı, konserin sonunda uzun süre ayakta alkışlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sabahattin-alinin-sadelik-felsefesi-torununun-tasarimlarinda-hayat-buluyor/", "text": "Sabahattin Ali'nin torunu sadekar İdil Laslo, 20 yıllık iş hayatını bıraktıktan sonra başladığı kuyumculuk sanatında önemli tasarımlara imza atarak, sade ve yoğun el işçiliğiyle değerli ve yarı değerli taşlara hayat veriyor. Türk edebiyatının önemli yazarlarından Sabahattin Ali'nin torunu sadekar İdil Laslo, 20 yıllık iş hayatını bıraktıktan sonra başladığı kuyumculuk sanatında önemli tasarımlara imza atarak, sade ve yoğun el işçiliğiyle değerli ve yarı değerli taşlara hayat veriyor. İstanbul'da önemli kadın sadekar ve tasarımcılar arasında yer alan İdil Laslo, işini bıraktıktan sonra başladığı sadekarlık mesleğini, zanaatını ve dedesi yazar Sabahattin Ali'yle ilgili duygularını AA muhabirine anlattı. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü'nden mezun olan, daha sonra İngiltere'de eğitim hayatına devam eden Laslo, hem okuyup hem de Conoco Philips şirketinde stajyer olarak çalıştı. Kadın sadekar olarak yaşadıklarına da değinen Laslo, kadın zanaatkar olmanın dezavantajını hiç yaşamadığını belirterek, Kapalıçarşı'da böyle bir atölyeye gelip çalışabilmek eskiden belki de çok mümkün olmayabilirdi. Şimdi kadın sadekarlar mümkün. Ustalar da el vererek yeni kişilerin de bu sanatla ilgilenmesini istiyor. Kendime usta demiyorum ve hala öğreniyorum. Kendime usta demem için çok fırın ekmek yemem gerekir. İyi fikirlerim var onları da hayata geçirmeye çalışıyorum. diye konuştu. Kişiye özel tasarımlar da yaptığını ifade eden Laslo, Sadekarlıktan sonra, taş mıhlama, mine sanatını da öğrenmek istiyorum. Sınırsız öğrenme alanı olan bir meslek ve ben de zamanım ve enerjim olduğu kadar bu alanda her şeyi öğrenmek istiyorum. Tasarımlarımı minik koleksiyonlar haline dönüştürebilmek ve onları daha fazla insana ulaştırmak istiyorum. ifadelerini kullandı. Tasarımlarında doğanın kendisine önemli ilham kaynağı olduğunu ifade eden Laslo, bir fikir, insan, kitap, objelerin, kendisine ilham kaynağı olduğunu vurguladı. Annesi müzisyen Filiz Ali'den tasarımlarıyla ilgili fikirler aldığına değinen Laslo, dedesi yazar Sabahattin Ali'nin kitaplarını okuyarak büyüdüğünü aktardı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sabanci-vakfi-5-kisa-film-yarismasinin-finalistleri-aciklandi/", "text": "Sabancı Vakfı'nın toplumsal sorunlara sanat aracılığıyla dikkat çekmek amacıyla 2016 yılından bu yana düzenlediği Kısa Film Yarışması'nın beşinci yılında finalistler belli oldu. Bu yıl İklim Değişikliğini Kim Çekiyor? sloganıyla Değişen İklimler, Değişen Hayatlar temasıyla düzenlenen Sabancı Vakfı 5. Kısa Film Yarışması'na Türkiye'nin 43 farklı ilinden 282 film başvurdu. Ön jüri değerlendirmesinin ardından, finale kalan 13 filmin ve yönetmenlerinin isimleri Kısa Film Platformu web sitesinde duyuruldu. Finale kalan 13 kısa film jüri tarafından değerlendirilecek ve dereceye girmeye hak kazanan 3 kısa film belirlenecek. COVID-19 salgını nedeniyle ödüller 13 Ocak'ta bu yıl ilk kez online olarak Sabancı Vakfı YouTube kanalı üzerinden düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. Yarışmanın birincisi 20 bin TL, ikincisi 15 bin TL, üçüncüsü de 10 bin TL ile ödüllendirilecek. Kısa Film Yarışması ile yeni sanatçıların yetişmesine destek olmayı hedefleyen Sabancı Vakfı, her sene yarışmaya başvuran tüm eser sahiplerini sinema ve televizyon dünyasının önemli isimleri ile bir araya getiriyor. Genç sinemacıları usta isimlerle buluşturan Kısa Film Platformu Buluşmaları, bu yıl 12 Ocak'ta online olarak gerçekleştirilecek. Gençler, usta isimlerle bir araya gelerek onların deneyim ve bilgi birikimlerinden yararlanma fırsatı bulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sadberk-hanim-muzesinden-seckiler-mesherde/", "text": "Meşher'in üçüncü sergisi olan Maziyi Korumak: Sadberk Hanım Müzesi'nden Bir Seçki, 19.000'i aşkın eserin bulunduğu müzenin Arkeoloji ve Türk-İslam Sanatı koleksiyonlarından seçilen 210 adet nadide eserle ziyaretçileri Anadolu'nun uygarlıklar tarihinde bir yolculuğa çıkaracak. Vehbi Koç Vakfı kurumlarından biri olan Sadberk Hanım Müzesi'nin yarım asıra yakın zaman içerisinde oluşan kültürel birikiminin geniş kitleler ile buluşturulması hedeflenerek, koleksiyondan seçilen 210 adet eser geçici bir süre için İstiklal Caddesi'nde yer alan Meşher'de sergileniyor. Her bir eser ait olduğu döneme ışık tutarak, MÖ 6. binyıldan 20. yüzyıla uzanan geniş bir zaman diliminin öyküsünü geleceğe taşıyor. Serginin küratörlüğünü Sadberk Hanım Müzesi Müdürü Hülya Bilgi üstleniyor. Meşher'deki Maziyi Korumak: Sadberk Hanım Müzesi'nden Bir Seçki sergi için şunları söylüyor: ....1980'de ziyarete açılan Sadberk Hanım Müzesi, 40. kuruluş yıldönümü olan 2020 yılında Türkiye'nin ilk özel müzesi olma sıfatını haklı bir gururla ve sorumluluk bilinciyle taşıyor. Müze, kuruluşunu izleyen yıllarda Türkiye çapında önemli roller üstlenmeye hazır, genç bir oluşumdu. Bugün ise artık zengin koleksiyonlarıyla saygı gören ve uluslararası platformda bilinen, köklü bir kültür ve eğitim kurumu. Kırkıncı kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde İstanbul'un kalbi sayılabilecek bir mekanda, Meşher'de düzenlenen ve ziyaretçileri binlerce yıllık bir zaman yolculuğuna çıkaran sergi, Anadolu uygarlıklarını çarpıcı örneklerle göstermenin yanı sıra Osmanlı sanatını en seçkin örneklerle gözler önüne sererek müze koleksiyonunun çeşitliliğini ve zenginliğini ortaya koyuyor. Sergi ile eş zamanlı olarak, Meşher ve Sadberk Hanım Müzesi'nin ortak gerçekleştireceği çevrimiçi bir etkinlik programı planlanıyor. Pandemi sebebiyle alınan sağlık tedbirleri gereği, seminer, atölye ve çocuk etkinlikleri Meşher'in dijital platformlarında gerçekleştirilecek. Etkinlik takvimi, Meşher'in e-bülteni ve sosyal medya kanallarından takip edilebilir. Sadberk Hanım Müzesi'nden zengin bir seçkiye ev sahipliği yapan Meşher, 10 Aralık'ta açılacak sergi ile ziyaretçilerini binlerce yıllık bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Sadberk Koç, elişlerine ve el sanatına duyduğu tutku ile bir araya getirdiği koleksiyonunun, kendi adını taşıyacak bir müzede sergilenmesini arzular. Vefatının ardından bir müze kurmak isteğini yerine getirmek üzere, başta eşi Vehbi Koç ve çocukları bu konuda yoğun gayret göstermişlerdir. Özellikle Sevgi Gönül, Koç Ailesi adına annesinin müze hayalini gerçekleştirme görevini üstlenmiş ve müzenin kuruluş çalışmalarının ardından icra komitesi başkanlığını 2003 yılındaki vefatına kadar sürdürmüştür. Sadberk Hanım'ın büyük bir özveri ile toplayıp sakladığı el sanatları, 1980'de kurulan bu müzenin çekirdeğini oluşturur. Onun eski sanat eserlerine olan merakı zaman içinde bir koleksiyoncu titizliği ve seçiciliğine dönüşür; sonrasında ailesine de sirayet eder. Koç Ailesinin 1950'de yazlık olarak aldığı, Sarıyer'in Büyükdere semtindeki Azaryan Yalısı, ailenin kararıyla 1978 1980 yılları arasında Sedat Hakkı Eldem'in hazırladığı restorasyon projesi kapsamında Sadberk Koç'un anısına, onun kişisel koleksiyonunu sergilemek üzere bir müzeye dönüştürülür ve 14 Ekim 1980 tarihinde Sadberk Hanım Müzesi adıyla ziyarete açılır. Sadberk Hanım Müzesi, aynı zamanda Türkiye'nin ilk özel müzesi olma özelliğini taşır. Özellikle İznik çini ve seramikleri, Osmanlı dönemi kadın kıyafetleri ile işleme koleksiyonu niteliği bakımından dünya koleksiyonları içerisinde hatırı sayılır bir yere sahiptir. Sadberk Hanım Müzesi, arkeoloji ve erken İslam dönemi eserleri yanında hat sanatından ipekli dokumalara kadar Osmanlı sanatının en seçkin örneklerini toplayarak kültürel bir mirası gelecek kuşaklara aktarıyor. Sadberk Hanım Müzesi Müdürü ve sanat tarihçisi Hülya Bilgi ile arkeolog G. Senem Özden Gerçeker'in metinlerini kaleme aldığı sergi kitabı Türkçe ve İngilizce olarak iki ayrı edisyon halinde yayımlandı. Bir Vehbi Koç Vakfı kuruluşu olan Meşher, tarihi araştırmalardan güncel sanata uzanan kapsamlı sergilerinin yanı sıra atölye ve konferans gibi etkinlik serilerine yer veren bir sergi alanıdır. Osmanlı Türkçesi'nde sergi mekanı anlamına gelen adıyla Meşher, zamanlar ve kültürler arasında ilham verici bir diyalog zemini sağlayarak, Eylül 2019'dan bu yana izleyicileri ağırlamaya devam ediyor. Üç kata yayılan 900 metrekarelik sergi alanı ve etkinlikler için bulunan 100 metrekarelik faaliyet alanı ile Meşher'deki sergiler, Orta Çağ'dan günümüze uzanan geniş zaman dilimi içinde çok çeşitli konulardaki programı, araştırmaya dayalı akademik yönü ve yayınlarıyla bir referans noktası olarak, kültür sanat sahnesine katkıda bulunmaya devam ediyor. İstiklal Caddesi'nde yer alan Meşher'de, ziyaret, etkinlik ve sergi turları ücretsiz gerçekleştiriliyor. Pazartesi hariç haftanın altı günü ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sadik-pasa-konagi-tarihi-ve-ruhuyla-yeni-sahibini-bekliyor/", "text": "Önümüzdeki günlerde inşası tamamlanacak olan Galataport ile birlikte İstanbul'da sanatın merkezi olmaya hazırlanan Cihangir bölgesinin en değerli gayrimenkulü Sadık Paşa Konağı satılıyor. Bünyesinde 170 yıllık tarih ve mimari tasarım ruhu barındıran konak, sergilediği muhteşem Boğaz manzarası ile görenleri kendisine ve İstanbul'a bir kez daha hayran bırakıyor. Konak, taşıdığı tarihi değer nedeniyle başta yerli ve yabancı film yapım şirketleri olmak üzere pek çok firma tarafından talep görüyor. 460 m2 arsa üzerinde 6 normal kat ve çatı katından oluşan, 1320 m2 kapalı alana sahip olan Sadık Paşa Konağı; İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Kararı ile II. Derece Koruma Grubu'nda yer alıyor. Sadık Paşa Konağı'nın satış sürecini, yetkili danışmanlar Selda Binbaşıoğlu, Deniz Ünlü ve Yeliz Yılmaz yürütüyor. İlgilenenler, info@cihangirsadikpasakonagi. com adresine mail göndererek detaylı bilgi alabilirler. Bilindiği gibi bu semt, ismini Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Cihangir'den almış. Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan'ın kefareti Cihangir, dünyayı sırtında taşıyan anlamına geliyor. Öyle ki şehzadenin adını taşıyan bu semt de dünyayı sırtında taşıyor. Cihangir; camileri, medreseleri, köşkleri ile Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu, Osmanlı'nın hemen her döneminde cazip bir yerleşim bölgesi olarak Pera'nın diğer mahallelerinden daha farklı bir nitelik arz etmiş."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sadri-alisik-96-yasinda/", "text": "18 Mart 1995'de kaybettiğimiz beyaz perdenin bütün renklerini üstünde taşıyan büyük usta Sadri Alışık 96 yaşında. 5 Nisan 1925'te dünyaya gelen ve tüm Türkiye'nin gönlünde taht kuran Sadri Alışık, doğum gününde pandemi nedeniyle sadece ailesinin katılacağı bir törenle anılacak. Babasına olan özleminin hiç dinmediğini belirten Kerem Alışık, Gelip devriliyor işte Nisan'ın 5'i, insanın içine en müstesna hasret kokularıyla... Sadri Alışık 96 yaşında da, biz kalakaldık hala küçük bir çocuğun sessiz çığlığında... Nereye dönsek kemik gibi batıyor özlemi kalbimize... İyi ki doğdun, iyi ki varsın Sadri Alışık diyerek özleminin büyüklüğünü bir kez daha anlattı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saffet-emre-tonguc-istanbul-aski-kahve-fincanlarina-yansidi/", "text": "Ünlü gezi yazarı ve TV programcısı Saffet Emre Tonguç 'un İstanbul aşkı, kahve fincanlarına yansıyarak Kahve ve İstanbul teması oluşturdu. Tonguç'un İstanbul benim aşkım diyerek kaleme aldığı Kanatlarımda İstanbul adlı kitabı büyük ilgi gördü. İngilizce versiyonu da yayımlanan kitabın 50 baskı yapması, önemli bir rekor anlamına da geliyor. Ünlü ev gereçleri markası Karaca, buradan ilham alıp tasarım bölümlerinin gücüyle İstanbul'u kreatif kahve fincanlarına taşıyarak, ölümsüzleştirme yolunda önemli bir adım attı. Marka, bu güzelliği Saffet Emre Tonguç ile birlikte buluşturmak üzere bir davet verdi. Karaca Galataport İstanbul mağazasında gerçekleşen etkinlik, son derece renkli bir buluşma olarak kayıtlara geçti. İstanbul sosyetesinin de akın ettiği buluşmada Tonguç, Kanatlarımda İstanbul kitabını okuyucuları için imzaladı. Karaca'dan yapılan açıklamada; Değerli yazarımız Saffet Emre Tonguç'un 'Kanatlarımda İstanbul' adını verdiği kitabından ilham alarak, eşsiz bir kahve fincanı tasarladık. Dünyanın en güzel şehri İstanbul'u görsel bir şölenle sunan kitaba eşlik eden kahve fincanın kulpuna yelerştirdiğimiz martı figürü ile tabağındaki İstanbul silüetine yakışır bir İstanbul yolculuğu rotası çizmeyi hedefledik ifadelerine yer verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saglikli-adimlarin-ilk-online-resim-yarismasi-sonuclandi/", "text": "Sanat ruhuyla kaplanmış küçük bedenlerin çizdiği resimler, değerlendirmeler sonucu neticeye ulaştı. T. C. Milli Eğitim Bakanlığı ve Nestle Türkiye iş birliğinde 2012 yılından bu yana yürütülen Sağlıklı Adımlar Projesi'nin, bu yıl ilk kez çevrimiçi olarak düzenlenen resim yarışmasında kazananlar belli oldu. Projenin yürütüldüğü 406 okuldan 2 bin 179 üçüncü sınıf öğrencisinin katıldığı yarışmada İstanbul ve Samsun'dan üç öğrenci ödüllerini büyük bir sevinçle kucakladı. Çocukların dengeli beslenme ve fiziksel aktivite konularında edindikleri bilgi ve becerileri, resim yoluyla ifade etmelerini sağlamak amacıyla düzenlenen Sağlıklı Adımlar Resim Yarışması'nın en iyileri belirlendi. Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen yarışmaya, 2021-2022 eğitim öğretim döneminin birinci yarıyılında projenin yürütüldüğü 406 okuldan 2 bin 179 öğrenci katıldı. İlkokul üçüncü sınıf öğrencilerinin yeteneklerini sergilediği yarışmada öğrencilerin performansları, proje paydaşlarından oluşan jüri heyeti tarafından değerlendirildi. İstanbul Çengelköy İlkokulu'ndan Nehir Yamaner yarışmada birincilik kazanırken, Samsun Kocatepe İlkokulu'ndan Melisa Sare Çelik ikinci, İstanbul Tuna İlkokulu'ndan Süleyman Ali Zambak ise üçüncü oldu. Samsun Mimar Sinan İlkokulu'ndan Mete Samancıoğlu ve İstanbul Ahmet Hamdi Tanpınar İlkokulu'ndan Ayşe Mina Tekin mansiyon ödülüne layık bulundu. Pandemi ile birlikte dijitalleşen projenin çevrimiçi olarak düzenlenen yarışmasına katılım için öğrenciler, çizdikleri resimleri Sağlıklı Adımlar'ın resmi internet sitesine yükledi. Geleceğin minik ressamları, resim yeteneklerini sağlıklı beslenme konusundaki bilgileriyle birleştirerek birbirinden güzel ödüllerin sahipleri oldu. T. C. Milli Eğitim Bakanlığı ve Nestle Türkiye iş birliğinde yürütülen Sağlıklı Adımlar Projesi, çocukların beslenme, sağlık ve fiziksel aktivite konularında bilinç düzeylerini artırmayı ve dengeli beslenme alışkanlıklarına sahip olmalarını desteklemeyi amaçlıyor. Sağlıklı Adımlar Resim Yarışması'nın 9 yıldır dereceye giren tüm eserleri projenin resmi internet sitesinde sergileniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saha-studio-29-eylulde-kapilarini-aciyor/", "text": "Türkiye çağdaş sanatını destekleyen projeleriyle 10. yılını kutlayan SAHA'nın Beyoğlu'nda sanatçı ve küratörler için açtığı SAHA Studio, dönem sonu sergi ve etkinlikleriyle 29 Eylül Çarşamba günü kapılarını açıyor. Ocak ayından beri SAHA'nın desteğiyle SAHA Studio bünyesinde araştırmalarını yürüten sanatçılar Yasemin Nur, Onur Gökmen, Ege Kanar, Bengü Karaduman ve Merve Ünsal'ın çalışmaları 29 Eylül 2 Ekim tarihleri arasında her gün 13.00 19.00 saatlerinde gezilebilir. Sürçmeler, süreçler, sürüncemeler halleri yöntem olarak benimseme ihtimalini Merve Ünsal'ın SAHA Studio dönemindeki araştırması üzerinden ele alan ve Nazlı Yayla ile süregelen diyaloglarının şekillendireceği konuşma, SAHA Studio sonrasında açılabilecek yönlerin izini sürmeyi amaçlıyor. 2013'ten beri sahne düzenlemesi ile ilgili çalışan Yasemin Nur ve tiyatro yönetmeni Emre Koyuncuoğlu, sahneye aktarılan/taşınan metinler ve birlikte üretimleri hakkında sohbet ediyor. Konuşma farklı edebiyat türlerinden beraber ürettikleri sahne diline ve edebi dili sahne diline çevirme biçimlerine odaklanıyor. Girişte HES kodu kontrolü yapılacaktır ve içeriye maske ile giriş yapılabilecektir. Etkinlik alanındaki kişi sayısı sürekli takip edilerek 50 kişi ile sınırlıdır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sahabiyye-i-kubra-medresesinde-cini-parcalarina-rastlandi/", "text": "Malatya'da, yaklaşık 700 yıl önce yapılan ve günümüze kalıntıları kalan Şahabiyye-i Kübra Medresesi'nde yürütülen kazı çalışmalarında, turkuaz renkli çini parçalarına rastlandı, medresenin avlusu gün yüzüne çıkarıldı. Memlüklü Sultanı Melik El Eşref Şaban devrinde, 1363-1376 tarihlerinde Battalgaziilçesinde yaptırılan Şahabiyye-i Kübra Medresesi'nin doğu kısmında, Malatya Vakıflar Bölge Müdürlüğünce başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor. Malatya Vakıflar Bölge Müdürü Kenan Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ecdat yadigarı yapıların ayağa kaldırılmasında, ihyasında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğünün yurt içi ve dışında gerekli hassasiyeti gösterdiğini söyledi. Bölge Müdürlüğü olarak da Şahabiyye-i Kübra Medresesi'ni yeniden ayağa kaldırmak amacıyla 21 Temmuz'da kazı çalışmalarına başladıklarını belirten Doğan, kazı çalışmalarında medreseyle ilgili yeni verilere rastladıklarını aktardı. Doğan, medresenin planını ortaya çıkaracak verilere rastladıklarına işaret ederek, Şu anda kazı çalışmalarının son evresine geldik diyebiliriz. Medresenin simetrik olduğunu düşünüyorduk, o simetride hücrelere, duvar izlerine rastlandı. Şu an çalışmalarımız devam ediyor. diye konuştu. Doğan, medresenin bitişiğinde de farklı dönemlere ait yapıların kalıntılarına rastladıklarını kaydederek, söz konusu yapılarla ilgili Koruma Kurulu'nun vereceği kararlar doğrultusunda ileriki dönemde bir çalışmanın yapılabileceğini söyledi. Doğan, 2006 yılında medresede yapılan kazılarda avlunun açık olduğunun tahmin edildiğini belirterek, Şu an avlunun taş döşemelerine kadar geldik. Avlunun ortasında bir havuzun olduğu, etrafı revaklı ve üstü açık bir avlu olduğu hemen hemen kesin. Revak, havlu ve hücre kısımlarında son rötuş kazıları yapılacak. Kazı bittikten sonra yapının rölevesini alacağız, daha sonra kurula gideceğiz. Önümüzdeki yıllarda da yapıyı ayağa kaldırarak turizme kazandıracağız. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sahne-tozu-yutanlar-ilk-bolumuyle-19-ocakta-yayinda/", "text": "Zorlu PSM dijital dünyaya yepyeni perspektiflerden içerik sunmaya devam ediyor. Tiyatrodan müziğe danstan müzikale kadar farklı sanat dallarını aynı heyecanla sahnede icra eden pek çok sanatçıyı ağırlamaya hazırlanan Zorlu PSM'nin yepyeni dijital serisi Sahne Tozu Yutanlar 19 Ocak'ta Zorlu PSM Youtube kanalında başlıyor. Dijital dünyaya kazandırdığı yepyeni formatlardaki içerikleriyle seyircilere farklı deneyim ve bakış açıları sunmayı sürdüren Zorlu PSM, şimdi de Sahne Tozu Yutanlar programı ile sahnede olmanın heyecanını, farklı disiplinlerle tecrübe edenleri Youtube kanalında ağırlıyor. Her hafta, sahneyi aynı heyecanla tecrübe etmiş farklı disiplinlerden sanatçıların birbirlerine merak ettiklerini soracağı ve sahne tozu yutmanın kendileri için anlamını konuşacakları Zorlu PSM'nin yepyeni dijital serisi Sahne Tozu Yutanlar 19 Ocak Salı günü Zorlu PSM Youtube kanalından seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. Hayallerin sınır tanımadığı bir deneyim alanı olan sahneyi bir de onların ağzından dinleyelim diyerek hayata geçirilen seride, her hafta iki farklı konuğun zaman zaman dertleşmesi zaman zamansa sohbetine dönüşen programla sahnede olmanın anlamı, sahnenin vazgeçilmez isimlerinin ağzından yeniden anlatılacak. Sahne Tozu Yutanlar her Salı Zorlu PSM YouTube kanalından izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sahne-ve-muzik-emekcileri-icin-sahneye-ses-ver-etkinligi-harbiyede/", "text": "Ahbap Derneği, COVID-19 salgınının madden ve manen yol açtığı hasarları telafi etmede dayanışma ve yardımlaşmanın büyük bir güç verdiğinin bilinciyle; pandemi sürecinde ücretsiz izne ayrılan, işini kaybeden ve ekonomik sıkıntılar yaşayan müzik ve sahne emekçilerine destek olmak için 27 Ekim'de Sahneye Ses Ver adlı etkinliğe imza atıyor. Ebru Cündübeyoğlu ve Hakan Yılmaz'ın sunumlarıyla Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda gerçekleşecek etkinlikte; aralarında Ahbap Genel Başkanı Haluk Levent'in de bulunduğu müzik, edebiyat, sinema ve tiyatro dünyasından Cem Adrian, Ceylan Ertem, Emircan İğrek, Fırat Tanış, Hazal Kaya, Hayko Cepkin, Kaan Sekban, Melek Mosso, Nihat Sırdar, Onur Saylak, Sunay Akın, Sumru Yavrucuk, Zeynep Bastık sahne alacak. Harbiye Açık Hava'da canlı olarak veya fiziki olarak orada bulunmadan sadece bilet alıp programı evden çevrim içi ortamda izleyerek sahne çalışanlarına destek olunabilecek etkinliğin biletleri, Biletix'te satışa sunuldu. Ahbap Derneği, ünlü isimlerin sahne performansları ve şarkılarıyla renk katacakları bu geceden elde edilecek gelirle sahne çalışanlarına destek sağlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sahnelerin-yildizi-yildiz-kenter/", "text": "Kariyeri boyunca 100'ün üzerinde tiyatro oyunu, film ve dizide rol alan Yıldız Kenter, 91 yaşında hayatını kaybetmişti. Hanım, Beyaz Melek, Kızım Ayşe ve Pembe Kadının da aralarında olduğu çok sayıda film ve Ben Anadolu, Anna Karaninna, Gece Mevsimi adlı eserlerle yüzden fazla tiyatro oyununda rol alan Yıldız Kenter'in vefatının üstünden bir yıl geçti. Asıl adı Ayşe Yıldız olan sanatçı, İngiliz kökenli Olga Cynthia ile Ahmet Naci Bey'in çocuğu olarak 1928'de İstanbul'da dünyaya geldi. Ablası Güner, ağabeyleri Nedim ve Mahmut ile küçük kardeşi Müşfik'ten oluşan 7 kişilik bir ailede büyüyen Kenter, Ankara Devlet Konservatuvarını bitirdi. Usta sanatçı, eğitiminin ardından Ankara Devlet Tiyatrosuna girerek, 1956-1959 arasında görev yaptı. ABD ve İngiltere'de oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yapan sanatçı, Devlet Tiyatrosundan ayrıldıktan sonra bir yıl Muhsin Ertuğrul ile çalıştı. Ankara Devlet Konservatuvarı, İstanbul Belediye Konservatuvarı ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde bölüm başkanlığı da yapan sanatçı, üç kez Altın Portakal ödülünün sahibi oldu. Sanatçı ayrıca, Sovyetler Birliği, ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs'ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi. Shakespeare, Çehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi uluslararası yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü'nün oyunlarını da sahneye koyan Kenter, 1981'de Devlet Sanatçısı unvanı aldı. Yıldız Kenter, kariyeri boyunca ulusal ve uluslararası birçok festivalde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanırken, 1995'te Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tiyatro sanatına katkılarından ötürü Onur Ödülü'ne layık görüldü. Sanatçı ayrıca, 1998'de Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, 1999 ve 2000'de Afife En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı. Kariyeri boyunca 100'den fazla tiyatro oyunu, film ve dizide rol alan usta sanatçı, yaşamı boyunca sahnelediği roller ve sahneye koyduğu eserlerdeki başarısıyla dikkati çekti. Arkasında yüzlerce öğrenci ve unutulmaz oyunculuk sergilediği eserler bırakan sanatçı, 17 Kasım 2019'da 91 yaşında hayata veda etti. Yıldız Kenter, Levent Afet Yolal Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından Aşiyan Kabristanı'nda toprağa verildi. Tiyatro oyunları: Salıncakta iki kişi, Ben Anadolu, Anna Karenina, Gece Mevsimi, Oscar ve Pembeli Meleği, Sırça Kümes, Hep Aşk Vardı, Nükte, Martı, Harold ve Maude, Hamlet, Öfke, Ümitsiz Saatler, Çöl Faresi, Yağmurcu, Misafir, Finten, Tanrılar ve İnsanlar, Maria Stuart, Şatoya Davet, Onikinci Gece, Lady Frederick, Gelin, Yanlış Yanlış Üstüne, Sahne Dışındaki Oyun, Ölü Kraliçe, Fatih, Ramak Kaldı, Gölgeler, Elektra, Öteye Doğru, Miras, Hile ve Sevgi, Yalancı, Kıskançlar, Peer Gynt, Scapin'in Dolaplar, Antigone."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saint-gobain-ogrenci-yarismasinin-kazananlari-belli-oldu/", "text": "Her yıl sürdürülebilirlik teması ile dünyanın farklı bir şehrini konu alarak öğrenciler tarafından projelendirilmesi beklenen Saint-Gobain Öğrenci Yarışmasının Türkiye finali sonuçlandı. Yarışmayı birincilikle tamamlayan Gazi Üniversitesi öğrencisi Elif Şencal ve 19 Mayıs Üniversitesi öğrencisi Burak Aydın ile ikinciliği elde eden İzmir Ekonomi Üniversitesi'nden Gizem Çalışkan ve Ayça Sevinç'den oluşan ekipler uluslararası finalin yapılacağı Paris'e gitmeye hak kazandılar. Türkiye'de faaliyet gösteren Saint-Gobain şirketlerinin ortak katılımı ve katkısıyla gerçekleştirilen 2020 Saint-Gobain Öğrenci Yarışması'nın kazananları belli oldu. 2. aşamayı geçen 19 proje arasından seçilen 5 proje 31 Ekim'de İstanbul'da düzenlenen ve webinar üzerinden yapılan ulusal finalde yarıştılar. Orjinal bir dile sahip olması, temel fikri iyi yansıtması ve projenin zenginleşme potansiyelinin yüksek bulunması sebepleriyle birincilik elde eden Gazi Üniversitesi öğrencisi Elif Şencal ile 19 Mayıs Üniversitesi öğrencisi Burak Aydın 10 bin TL'lik ödülün de sahibi oldu. Ekip, uluslararası finalin yapılacağı Paris'te Türkiye'yi temsil etmeye de hak kazandı. Şartnamede istenen kriterleri sağlayan ve analitik çalışmasıyla öne çıkan projeleri ile ikinciliği alan İzmir Ekonomi Üniversitesi'nden Gizem Çalışkan ve Ayça Sevinç ekibi ise 7 bin beş yüz TL'lik ödülü kazandı. Dereceye giren ekipler 2021'de Paris'te düzenlenecek uluslararası finalde ülkemizi temsil etme ve uluslararası ödül için yarışma hakkı da elde etmiş oldu. Saint-Gobain'in dünya çapında 35 ülkede düzenliği, Türkiye'de ise İzocam, Saint-Gobain Rigips ve Saint-Gobain Weber ev sahipliğinde gerçekleştirilen bu yılki yarışmanın konusu Paris'te bir mahallede yaşamı filizlendirmek olarak belirlenmişti. Öğrenci Yarışması'na katılan üniversite öğrencileri tasarımlarıyla Paris'in Saint Denis sanayi bölgesinin tarihi miras izlerini, günümüz ihtiyaçlarına uygun yeşil yaşam, öğrenme ve dinlenme alanlarına dönüştürdüler. Yarışmanın ilk aşamasında öğrencilerden yarışma konusu olan tasarımınla yaşamı filizlendir konsepti için bir vizyon oluşturmaları, Saint Denis bölgesinin tarihi mirasının izlerini günümüz ihtiyaçlarına uygun yeşil yaşam, öğrenme ve dinlenme alanları tasarlamaları ve bu fikirleri avan projeye dönüştürmeleri istenmişti. Yarışmanın uluslararası etabındaki ödüller ise şöyle belirlendi; birincilik ödülü 1.500 , ikincilik ödülü 1.000 , üçüncülük ödülü 750 , özel ödül ve öğrenci ödülleri ise 500 . Yarışmanın jürisinde ise İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, Günarda Proje Yönetimi Genel Müdürü Yüksek Mimar Ali Erkan Şahmalı, Dilekçi Mimarlık Kurucusu Yüksek Mimar Durmuş Dilekçi, İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülten Manioğlu, Suyabatmaz Demirel Mimarlık Kurucu Ortağı Yüksek Mimar Hakan Demirel ve ODTÜ Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Çalışkan yer aldılar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saint-joseph-fevkalade-bir-makinenin-kalbi-bicimler-sahneler-ve-oykulerle-150-yillik-bir-pedagoji-hikayesi/", "text": "İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi, 2 Ekim 2021 21 Ocak 2022 tarihleri arasında Saint-Joseph: Fevkalade bir Makinenin Kalbi. Biçimler, Sahneler ve Öykülerle 150 yıllık Bir Pedagoji Hikayesi sergisini sunuyor. Okulun 150. kuruluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle Aslı Seven küratörlüğünde tasarlanan sergi, Dilşad Aladağ & Eda Aslan, Emre Hüner, Ekin Kano, Komet, Maude Maris, Daniel Otero Torres, Emin Fırat Övür, İz Öztat, Julien Previeux, Sergen Şehitoğlu ve Virginie Yassef'in çalışmalarını bir araya getiriyor. Fransa Büyükelçiliği ve Fransız Kültür Merkezi'nin desteği ile gerçekleşen sergiye, 2021 sonbaharı boyunca halka açık bir seminer, sunum ve gösterim programı eşlik ediyor. Sergi, okulun arşivleri ve eğitim araçları etrafında, uzun süreli bir sanatsal araştırma ve üretim sürecinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. 150 yıllık bir süre boyunca bilimsel metotların, eğitim yöntemlerinin ve doğa tarihi koleksiyonlarının evrimi üzerine, antroposen çağında yaşadığımız paradigma kaymasını da değerlendiren düşünceler sunuyor. Pedagojik araçların -doğa tarihi koleksiyonları, biyoloji modelleri ve laboratuvar deney araçları gibi- tarihi ve güncelliği bizi Saint-Joseph Lisesi'ni fevkalade bir makine bizi çevreleyen dünyaya dair bilgi yaratımı ve aktarımı için hem kapalı bir alan hem yaşam yeri, hem de duyusal, fiziksel ve bilişsel bir araç olarak düşünmeye davet ediyor. Arşivler, sanatsal sahiplenmenin dürtüsüyle, kanat çırpar gibi bir yaşam soluğu buluyor: Yer yer 20. yüzyıl boyunca Türkiye tarihinin önemli anlarına tanıklık eden, yer yer yeni gelecek spekülasyonları sunan sergi, 19. yüzyılın fantastik bilim kurgusunu 21. yüzyılın öteki zekalarına bağlıyor. Sergi, okulun birçok salonunun sergi mekanına dönüştürülmesiyle oluşan bir parkura yayılıyor. Öğretmen ve velileri buluşmaları için tasarlanmış olan Görüşme odası, vitrinleri ve cam kabinleri opaklık ve şeffaflık arasında kurgulanan bir kompozisyonla, pedagojik arşivler için bir sergileme aracına dönüşüyor. Tiyatro salonu, şeref salonu ve bir sınıf, bunları birbirine bağlayan koridorlar dahil olmak üzere, okul binası boyunca arşivleri, pedagojik işlevleri ve sanat eserlerini bir araya getiren bir parkur sunarken, Caporal Ev'in üst katı özerk bir sergi alanı olarak düşünülüyor. Alanında Türkiye'nin tek merkezi olan Doğa Bilimleri Merkezi ise, 1800'lerin sonundan 1960'a kadar toplanmış 30.000 hayvan ve 40.000 bitkiyi bir araya getiren tarihi hayvan, mineral ve bitki koleksiyonlarıyla sergi parkurunun içinde yer alıyor. Aslı Seven İstanbul ve Paris arasında yaşayan bağımsız bir küratör ve yazardır. Araştırmalarında ve projelerinde alt yapısal şiddet biçimlerinin yapılı çevre aracılığıyla şekil kazanma süreçlerine odaklanır, saha çalışması, eleştirel kurmaca ve kolektif üretim yöntemlerini benimser. AICA, C-E-A ve ICI üyesidir. 2020-21'de CNAP bursu ile Paris'te Cite Internationale des Arts'da misafir küratör programına katılmıştır. Fransa'da ENSA Bourges ve EESI Poitiers-Angouleme'den Sanatsal Araştırma doktorası (2019) bulunur. 2014'ten bu yana İstanbul'da Arter, Protocinema, The Pill, Pi Artworks, Galerist ve Bilsart ile, Fransa'da ise CNAC Magasin, Galerie La Box, Bourges ve thankyouforcoming, Nice ile küratöryel iş birlikleri olmuştur. İstanbul Saint-Joseph Fransız Lisesi, Fransızca ve Türkçe eğitim veren, T. C. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı, Fransız La Salle Frerler Cemiyeti tarafından kurulmuş bir özel okuldur. Kurulduğu 1870 yılından bu yana, köklü geçmişi ve mükemmel eğitim geleneğiyle Türkiye'deki gençlere hizmet vermeyi sürdürmektedir. Saint-Joseph Lisesi, çok dilliliği, iş birliğini ve kültürel açılımları destekleyen ve öğrencilerini bu yönde teşvik eden bir eğitim kurumudur. Bu bağlamda, tematik haftalar çerçevesinde öğrencilere yönelik konferans, söyleşi, atölye vb. etkinlikler düzenlemektedir. 2017 yılında hayata geçirilen, 2020 yılında ise sanatçı ve oyuncuların da davet edilmesiyle kapsamı genişletilen Yazar Misafirlik Programı; gençlere, sanatın farklı alanlarında çalışan profesyonellerle tanışma, temas kurma ve atölyeler kapsamında birlikte üretme avantajı sağlamaktadır. Kültür ve sanatın erişilebilirliğine büyük önem veren Saint-Joseph Lisesi; 2004 yılından bu yana gerçekleştirdiği halka açık ve ücretsiz Açık Akşam etkinlikleriyle birçok konser, tiyatro oyunu, dans gösterisi ve sergiye ev sahipliği yapmaktadır. Bununla birlikte, 2019 yılından itibaren bağımsız sanat mekanı poşe iş birliği ve Murat Alat'ın programlamasıyla hayata geçirilen Açık Seminer başlıklı halka açık ve ücretsiz seminer dizisi; temelini felsefe, sosyoloji ve sanattan alarak bilgi ve deneyim üretmenin farklı yollarını araştırırken, okul bünyesinde sanatseverleri buluşturmaktadır. Okul içinde düzenlenen kültürel etkinliklerin yanı sıra kültür-sanat alanında faaliyet gösteren kurumlara destek olmaya özen gösteren Saint-Joseph Lisesi bugüne kadar Arter, İKSV, Yapı Kredi Sanat Galerisi ile iş birlikleri gerçekleşmiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sair-ve-yazar-cahit-zarifoglu-kabri-basinda-anildi/", "text": "Kaleminden dökülen dizelerin kanatlanıp ruhlara uçtuğu şair Zarifoğlu'nun vefatının 35. yıl dönümü bugün. Şair ve yazar Cahit Zarifoğlu, vefatının 35. yıl dönümünde kabri başında Kur'an-ı Kerim tilaveti ve dualarla yad edildi. Üsküdar Belediyesi ve Üsküdar Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Küplüce Mezarlığı'nda düzenlenen programda konuşan yazar Osman Koca, Cahit Zarifoğlu'nun çok yönlü bir kişilik olduğunu söyledi. Zarifoğlu'nu sadece bir şair olarak düşünmenin büyük bir yanılsama olacağını ifade eden Koca, Cahit Zarifoğlu güçlü şiirinin yanı sıra özellikle düz yazı ve çocuk edebiyatı alanında ürettiği eserlerle de örneğine az rastlanır bir düşünce insanıdır. dedi. Yazar Furkan Çalışkan da Zarifoğlu'nun hayatında önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, Şiirle, babamın dolabında bulduğum 'Mavera' dergisi aracılığıyla tanıştım. Cahit Zarifoğlu, hayatımın seyrini değiştiren insandır. Bunca zaman geçtikten sonra anladım ki ülkemizin derin imgesi Cahit Zarifoğlu, eserlerinde kendisini gösteriyor. Çünkü onun tüketilebilir bir imgesi yok, her okumanızda farklı anlamlar kazanan bir değere sahip. Eserleri her çağda, her zaman ve her nesilde karşılık buluyor. diye konuştu. Anma programında Küplüce Cahit Zarifoğlu İlkokulu öğrencileri tarafından Zarifoğlu'nun şiirleri seslendirildi, usta şairin torunu Melike Hüma Koç da dedesi için yazdığı şiiri okudu. Programa Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın, edebiyatçılar Müstakim Haksal, Nurettin Durman, Şakir Kurtulmuş, Ali Kemal Temizer ile Asım Gültekin Gençlik Merkezi öğrencilerinin yanı sıra Cahit Zarifoğlu'nun ailesi, dostları ve sevenleri katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sait-faik-hikayeleri-cevrimici-ve-ucretsiz-dinlenebilecek-her-sey-insani-sevmekle-baslar/", "text": "Sait Faik Abasıyanık'ın Her Şey İnsanı Sevmekle Başlar başlıklı hikaye dinletisi 9 Kasım'da ücretsiz ve çevrimiçi olarak izleyiciyle buluşacak. İş Sanat'ın hazırladığı şiir ve hikaye dinletileri 21. sezonda çevrimiçi devam ediyor. Sait Faik Abasıyanık'ın Her Şey İnsanı Sevmekle Başlar başlıklı hikaye dinletisi 9 Kasım Pazartesi 20.30'da, İş Sanat sosyal medya hesaplarından ve internet sitesi üzerinden izleyicilerle buluşacak. Atilla Birkiye'nin hazırladığı, Mehmet Birkiye'nin sahneye uyarladığı dinletinin müzik yönetmenliğini Serdar Yalçın üstleniyor. Tilbe Saran, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek'in hikayeleri seslendireceği dinleti sezon sonuna kadar ücretsiz izlenebilecek. Şiir ve hikaye dinletileri Nazım Hikmet, Gülten Akın, Attila İlhan, Cahit Sıtkı Tarancı, Sabahattin Ali ve Edip Cansever ile devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sakip-sabanci-muzesinde-yeni-sergi-olumunun-500-yilinda-seyh-hamdullah/", "text": "Sakıp Sabancı Müzesi, Fatih Sultan Mehmed ve Sultan II. Bayezid dönemlerinin büyük hattatı Şeyh Hamdullah'ı, ölümünün 500. yılında bir sergiyle anıyor. SSM'in hayata geçirdiği Ölümünün 500. Yılında Şeyh Hamdullah sergisi, 15. yüzyılın ikinci yarısı ve 16. yüzyılın ilk yarısında üretilmiş nadir el yazması kitaplar, Kuran-ı Kerim nüshaları, kıtalar ve albümlerden oluşuyor. SSM koleksiyonunun yanı sıra, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Sadberk Hanım Müzesi, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu'ndan derlenen eserlerin de yer aldığı sergide; Topkapı Sarayı Müzesi, Süleymaniye Kütüphanesi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Dallas Museum of Art ve Hannover Kestner Museum'daki sanatçıya ait eserler, dijital bir yerleştirme ile ziyaretçilerle buluşuyor. Amasya'da doğan, eğitim alan ve zaman içinde Hattatların kutbu, Hattatların kıblesi unvanlarıyla tanınan Şeyh Hamdullah, Amasya'da uzun yıllar Sancak beyi olan Şehzade Bayezid'in yakın çevresinde yer aldı. Fatih Sultan Mehmed'in 1481'deki ölümü üzerine Osmanlı tahtına çıkan Sultan II. Bayezid'in davetiyle Topkapı Sarayında Ehl-i Hiref teşkilatı içinde katib-i hassa unvanıyla görev aldı. Farklı yazı stillerine hakimiyeti ile bilinen sanatçı, hat sanatında önemli değişiklikler yaparak günümüze kadar geçerliliğini koruyan Osmanlı hat ekolünü yarattı. SSM Müdürü Nazan Ölçer, Kurucumuz Sakıp Sabancı'nın uzun yıllar içinde toparladığı eserlerden oluşan önemli bir Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu'na sahip müzemizde Şeyh Hamdullah ve yakın takipçilerine ait değerli eserler yer alıyor. Buradan yola çıkarak, büyük üstadla ilgili kapsamlı bir uluslararası sergi yapmak düşüncemiz geçmiş yıllara uzanmakta.. İçinde bulunduğumuz 2020 yılının Şeyh Hamdullah'ın ölümünün 500. Yılı olması, sergi tarihini de belirlemişti. Ancak önceden bilemeyeceğimiz husus, bu yılın Covid -19 salgınına denk gelmesi ve sergi kapsamının bu nedenle daralmak zorunda kalması oldu. Şeyh Hamdullah uzun ömrü içinde olağanüstü değerde eserler yarattı, hat sanatına yeni açılımlar getirdi bu yeniliklerle ufuk açtı, sonraki hattatlara, ölümünden sonra bile önderlik etmeyi sürdürdü. SSM olarak değerli uzmanlar Prof. Dr. Zeren Tanındı ve Prof. Dr. Muhittin Serin ile birlikte yurt dışındaki müze ve kütüphane koleksiyonlarından ödünç alınacak eserlerle planladığımız sergimizin kapsamını tüm dünyayı saran Covid-19 salgını yüzünden maalesef daraltmak zorunda kaldık. Sergimizde yer almasını arzu ettiğimiz Topkapı Sarayı koleksiyonundaki bazı eserleri ise Topkapı Sarayı'ndaki yeni yapılanma ve devam eden sayım işlemleri nedeniyle dijital görselleriyle ekleyebildik. Bu koşullara rağmen, büyük sanatçıyı bir sergi ile anmaktan büyük mutluluk duyuyoruz dedi. Ölümünün 500. Yılında Şeyh Hamdullah Sergisi, salı cuma günleri 10.00 16.00 saatleri arasında SSM Atlı Köşk'te ziyaret edilebilecek. Ziyaretçilerin maske takmasının zorunlu olduğu ve sosyal mesafe kurallarının titizlikle uygulandığı SSM'de tüm ortak alanların detaylı dezenfeksiyonu Sağlık Bakanlığı onaylı insan, hayvan ve çevre dostu Antimic Nano Teknoloji Dezenfeksiyon ile sağlanıyor ve havalandırma sistemleri %100 temiz havayla çalışıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sakip-sabanci-muzesinden-kovid-19la-on-saflarda-mucadele-eden-calisanlara-tesekkur-konseri/", "text": "Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nin koronavirüs salgınında ön saflarda mücadele eden tüm çalışanlara teşekkür etmek için düzenlediği Atlı Köşk'te Caz Konseri bugün (28 Aralık) ekrana gelecek. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi tarafından düzenlenen Atlı Köşk'te Caz Konseri, pandemiye karşı ön saflarda mücadele eden sağlık çalışanlarına, hizmet sektörü emekçilerine, öğretmenlere, sanatseverlere, kültür sanat aktörlerine, üreten ve paylaşan herkese teşekkür etmek amacıyla müzikseverlerin beğenisine sunulacak. Vokalde Çağıl Kaya, saksafonda Tamer Temel, gitarda Eylül Biçer'in yer aldığı Çağıl Kaya Trio; caz müziğinin sevilen eserleri ve kendi besteleriyle bir konser verecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sakir-eczacibasinin-secilmis-anilari-istanbul-modernde/", "text": "İstanbul Modern, iş insanı ve fotoğraf sanatçısı Şakir Eczacıbaşı'nın aramızdan ayrılışının 10. yıldönümünde Seçilmiş Anlar adlı sergiye ev sahipliği yapacak. Eczacıbaşı Topluluğu'nun sponsorluğunda, küratörlüğünü Bülent Erkmen'in üstlendiği sergi, 25 Kasım 2020 31 Mart 2021 tarihleri arasında görülebilecek. Eczacıbaşı Topluluğu'nun sponsorluğunda gerçekleşecek olan sergi, Şakir Eczacıbaşı'nın doğal halde olduğumuz yerler olarak tarif ettiği sokakları ve binlerce yıldır birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış Anadolu coğrafyasının çok katmanlı yapısını yansıtıyor. Sanatçının insan merkezli çalışmaları ile kültür sanat alanında döneminin önemli aktörlerinin portrelerine yer veren sergi, aynı zamanda sanatçının evrensel bir iletişim arama arzusunu da gözler önüne seriyor. Seçilmiş Anlar adlı sergi, sanatçının fotoğrafladığı öznelerin içinde bulundukları ortamla, diğer insanlarla, araçlarla ve yollarla kurdukları ilişkiyi aktardığı yapıtlara odaklanıyor. Sanatçının, İstanbul Modern Sanat Müzesi Fotoğraf Koleksiyonundaki pek çok çalışmasının yanı sıra Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı'na bağışladığı fotoğraf koleksiyonundan bir seçkinin yer aldığı sergide, 300'ü aşkın fotoğraf bulunuyor. Fotoğraf sanatıyla 1960'larda ilgilenmeye başlayan Şakir Eczacıbaşı'nın yapıtlarıyla yurtiçi ve yurtdışında büyük ilgi çekerek çağdaş fotoğraf sanatçıları arasında yerini aldığını vurgulayan İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, Aramızdan ayrılışının 10. yıldönümünde kültür ve sanat dünyasına sayısız katkı sağlayan Şakir Eczacıbaşı'nı onun objektifine yansıyan anlarla anmak istiyoruz. Çok yönlü kişiliğinin yanı sıra Türkiye fotoğraf tarihindeki yerini fotoğrafın biçimselliğini sorgulayarak; çalışmalarında gündelik hayatın devinimini, belirsizliklerini ve değişimlerini yansıtarak bulan Şakir Eczacıbaşı'nın seçtiği anları, İstanbul Modern'deki sergisiyle izleyiciye sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz dedi. Eczacıbaşı Topluluğu CEO'su Atalay Gümrah da, fotoğraf tutkusunu Fotoğraf çekiyorum, çünkü yaşadığım anları görüntülemek, geçmişimi imgelerle anımsamak istiyorum. Yalnızca anımsamak için değil, onları izleyiciyle de paylaşmak istiyorum diyerek anlatan Şakir Eczacıbaşı'nı aramızdan ayrılışının 10. yılında bu özel sergiyle anmaktan mutluluk duyduğunu belirtti. Gümrah, Seçilmiş Anlar sergisi ile eşzamanlı olarak Şakir Eczacıbaşı'nın aramızdan ayrılmadan kısa bir süre önce hazırlıklarını tamamladığı son kitabı Seçilmiş Anları da Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı aracılığıyla 10 yıl sonra günyüzüne çıkararak sanatseverlerle buluşturacaklarını dile getirdi. Atalay Gümrah, hazırlıkları uzun zamandır sürdürülen ve Şakir Eczacıbaşı'nın sanata olan tutkusuna, biyografisine ve fotoğraf sanatının örneklerine detaylı olarak yer verilen sakireczacibasi. com. tr adresindeki web sitesini yayına aldıklarını da ifade etti. Serginin küratörü Bülent Erkmen, serginin Eczacıbaşı'nın hayata bakışındaki anların çeşitliliğini, renkliliğini, sıradan anlara sıra dışı bir duygu yükleyen görüntülerini aktardığını dile getiriyor. Erkmen, Şakir Eczacıbaşı, yapmak istediklerine, ilgilerine, ilgilendiklerine, hayata ve fotoğrafa iştahla, coşkuyla yaklaşırdı. Baktığı, gördüğü her şeyin, her anın fotoğrafını çekti. 50, 100, 150 fotoğraf onun, sesine de benzeyen gürül gürül fotoğraf dünyasını anlatmaya yetmez. Sergi, 300'ü aşkın fotoğrafla, Eczacıbaşı'nın yerinde duramayan, kıpır kıpır kamerasının arkasındaki çok yönlü tutkuyu bu kapsamlı seçkiyle anlatmayı hedefliyor, dedi. Şakir Eczacıbaşı'nın Seçilmiş Anlar adlı kitabının yanı sıra sergiye özel olarak hazırlanan bir ürün seçkisi de İstanbul Modern Mağaza'da sanatseverlerle buluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/salgin-doneminde-sanal-muzelerin-sayisi-artirilacak/", "text": "Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Gökhan Yazgı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde ilgi gören sanal müzelerin sayısının artırılacağını söyledi. Nadide eserlere ev sahipliği yapan müzelerden 17'si, Kovid-19 sürecinde https://sanalmuze. gov. tradresinden sanal ortamda ziyarete açıldı. Ankara Kurtuluş Savaşı Müzesi, Ankara Cumhuriyet Müzesi, İzmir Efes Müzesi, Çanakkale Troya Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Samsun Gazi Müzesi, Şanlıurfa Göbeklitepe Örenyeri, Ankara Etnoğrafya Müzesi, Antalya Müzesi, Çorum Boğazköy Müzesi, Gaziantep Arkeoloji Müzesi, Gaziantep Zeugma Müzesi, Çorum, Şanlıurfa, Adana, Hatay ve Van müzeleri sanal ziyaret edilebiliyor. Üç boyutlu olarak ziyaretçilere kapılarını açan müzelerde, camekanlı yapıların içinde muhafaza edilen nadide eserler net bir şekilde incelenebiliyor. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Gökhan Yazgı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgın döneminde evlerinde karantinada olanların dış dünyaya daha çok ilgi duyduğunu söyledi. Kültür ve Turizm Bakanlığının bu dönemde sanal müze uygulamasını başlattığını anımsatan Yazgı, Türkiye'de 17 müzemizde sanal gezi yapılabilecek altyapı oluşturduk. Sanal müzelerimizin sayısını artıracağız. Edirne ve diğer illerimizde de kültür hazinelerimizi de sanal uygulamaya koyabilir miyiz ya da daha farklı dijital uygulamalarla neler yapabileceğimiz anlamında çalışmalarımız devam ediyor. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/salgin-pandemic-ile-sahneye-tasiniyor/", "text": "Antalya Devlet Opera ve Balesi sanatçıları ile sağlık çalışanları, corona virüs sürecindeki zorlukları anlatan Pandemic isimli bale eseriyle sanatseverlerin karşısına çıkacak. Haşim İşcan Kültür Merkezi'nde düzenlenen toplantıya, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yıldıray Çete, ANTDOB Müdürü Akın Ulutaş, sanatçılar ve sağlıkçılar katıldı. ANTDOB Müdürü Ulutaş, Pandemic eserini, salgında yaşanan zorlu sürecin kahramanları olan sağlık çalışanlarına ithafen sahneye koyacaklarını söyledi. Ulutaş, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının da sanatçılarla birlikte sahnede olmaları açısından bir ilkin yaşanacağına dikkat çekti. Akın Ulutaş Eser internet üzerinden canlı yayın prömiyer tekniği ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın resmi YouTube kanalı ve birçok ulusal televizyon kanalı üzerinden 1 Ağustos saat 20.00'de Haşim İşcan Kültür Merkezi Opera Sahnesi'nden tüm Türkiye ve dünyadaki sanatseverlerin evine ulaşacak dedi. Başhekim Prof. Dr. Çete ise sağlık çalışanlarının, salgın sürecinde aralıksız çalışmaya devam ettiğini anlattı. Çete; sağlık çalışanlarının, hem işlerini yaptığını hem de bilim insanlarının virüsle mücadele konusundaki bilgilendirmelerini vatandaşlara aktardığına dikkat çekti. Çete, Sağlık çalışanlarının kendileri adına can korkusu yaşadıklarını sanmıyorum, ama aileleri ve sevdikleri konusunda büyük korkular yaşadıklarını kendi deneyimlerimden de tahmin edebiliyorum. Tüm bu süreci geleceğe nasıl aktaracağımız çok önemli dedi. Bilim insanlarının kitaplar yazabileceğirni ama sanatın burada çok özel bir yeri olduğuna dikkat çeken Çete Tüm sanat etkinliklerimiz yaşadığımız acıyı, korkuyu, kaygıyı, mutluluğu, gelecek nesillerin yüzyıllar sonra bile anlamasını sağlayacaktır dedi. Eserin koreografisini yapan Volkan Ersoy da salgın sürecinin toplumu derinden etkilediğini ve sanatçılar olarak bunu bale ile anlatmak istediklerini dile getirdi. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'ndeki sağlık çalışanlarına da kısa bir rol verilen ve ANTDOB sanatçılarının sahneye koyacağı eser, 1 Ağustos'ta dünya prömiyerini yapmaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/salgin-sureci-pandemic-balesi-ile-sahneye-tasinacak/", "text": "Kovid-19 salgını sürecinin sanatsal bir yapıya dönüştürülerek hazırlanan, sağlık çalışanlarına ithaf edilen Pandemic balesi, canlı yayınlanacak dünya prömiyeri ile izleyiciyle buluşacak. Antalya Devlet Opera ve Balesince sahnelenecek salgın sürecini konu alan, koreografisi Armağan Davran ile Volkan Ersoy'a ait eser, kahraman sağlık görevlilerine ithaf edilecek. Dijital efekt ve özel tasarlanmış görüntülerle desteklenen eserde, dekor ve kostüm tasarımı Çağda Çitkaya, ışık tasarımı ise Mustafa Eski imzasını taşıyor. Eserin dünya prömiyeri, 1 Ağustos pazar günü saat 20.00'de Haşim İşcan Kültür Merkezi Opera Sahnesi'nden tüm Türkiye ve dünyadaki sanat severlere, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın YouTube kanalından canlı yayınla gerçekleştirilecek. Pandemic bale eseri, Bach, Vivaldi ve Albinoni'ye ait müzikleri ve Alper Saldıran'ın konuk sanatçı olarak yer alacağı konseptle sanat severlerle buluşacak. Eserin koreograflarından Volkan Ersoy, AA muhabirine, toplumu derinden etkileyen ve özellikle sanatçılarda derin izler bırakan salgın sürecini bale ile anlatmak istediklerini ifade etti. Yaşadıkları süreci kronolojik olarak betimlerken aynı zamanda kendilerinde oluşturduğu izleri de tiyatral anlamda işlemeye karar verdiklerini belirten Ersoy, yaptıkları çalışmayı bale eserinden ziyade anlatım gücüyle de zenginleştirmek istediklerini anlattı. Antalya Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Akın Ulutaş da dünyaca ünlü sanat merkezlerinin uyguladığı canlı yayın tekniğiyle, hazırlanan eserin sanat severlerle buluşacağını belirtti. Eserin, canlı yayının ardından 11 Ağustos'ta 18. Uluslararası Bodrum Bale Festivali'nde ilk kez seyirciyle buluşacağı bilgisini paylaşan Ulutaş, 18 Eylül'de de Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali'nde sahneye çıkacaklarını bildirdi. Bir bale eserinin canlı yayınla seyirciyle ilk defa buluşacağını kaydeden Ulutaş, sanat severleri eserlerini izlemeye davet etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/salon-edebiyat-fransiz-yazar-mathias-enardi-agirlayacak/", "text": "Institut français Türkiye'nin online edebiyat konferansı serisi SALON Edebiyat'ın7. konferansı 28 Ekim 2020 tarihinde düzenlenecek ve yazar Yiğit Bener bu kez Pusula ve Mıntıka kitaplarının yazarı Mathias Enard ile Pusula kitabının çevirmeni Ebru Erbaş'ı konuk edecek. Mathias Enard geleceği görerek bugünü deşifre eden bir yazardır. Pusula'da gördüğümüz üzere tarihle senli benli olurken Mıntıka'da olduğu gibi çağdaşla da oynayabiliyor. Sıra dışı bir bilgelik ve kıvrak olduğu kadar zeki bir dille okurunu yakalayan harika bir yazar var karşımızda. Türk yazar Yiğit Bener ile olan buluşması ise unutulmaz olmayı vadediyor. Enard'ın Pusula romanı çevirisi ile 2019 Talat Sait Halman Çeviri Ödülü'ne layık görülen Ebru Erbaş ise mesleğinin sihrini açıklayacak. Institut français Türkiye ve düzenlediği SALON Edebiyat konferans serisi fikir tartışması ve edebiyat dünyasına uzun soluklu olarak katkı sağlıyor. Institut français Salon Edebiyat serisi kapsamında Haziran ayında gerçekleşen 6 konferansı toplamda 2000'e yakın katılımcı evlerinden canlı olarak izledi. Konferanslar sırasında izleyiciler sorularını konuşma alanına yazıyor ve konuşmalar tamamlandıktan sonra soru-cevap bölümüne geçiliyor. Online konferans Türkçe simültane tercüme ile de izlenebiliyor. Zoom sitesi üzerinde gerçekleşen SALON Edebiyat konferanslarına katılım ücretsiz, konferansı izlemek için Institut français Türkiye'nin web sitesinden etkinliğe kayıt olmak gerekiyor. Mathias Enard: Fransız yazar ve çevirmendir. Ecole du Louvre'da eğitiminin tamamladıktan sonra, INALCO'da Arapça ve Farsça eğitimine devam etmiştir. Ortadoğu'da uzun süre kaldıktan sonra, Barselona'da ve Berlin'de yaşayıp Fransa'ya dönmüştür. 2008 yılında Actes Sud, birinci şahsın ağzından beş yüz sayfalık tek bir cümleden oluşan Mıntıka adlı romanını yayınlamıştır. 2008 Decembre Ödülü, Candide Ödülü ve 2009 Livre Inter Ödülü gibi birçok ödül almıştır. 2015 yılında, Batının Doğuya bakışını ele alan Pusula adlı romanı Goncourt ödülünü almıştır. Le Banquet annuel de la confrerie des Fossoyeurs Fransızca yayınlanan son romanıdır (2020 son baharı). Pusula Ebru Erbaş tarafından Türkçeye çevrilmiştir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/salt-arastirmada-posta-telgraf-ve-telefon-sirketleri-arsivi/", "text": "Türkiye'de telefon kullanımının yaygınlaşmasının verilerini oluşturan 453 belge ve fotoğraf archives. saltresearch. org'da erişime açıldı. SALT Araştırma'nın Kent, Toplum ve Ekonomi Arşivi 19. yüzyıldan bugüne Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'nden birey hikayeleriyle toplum yaşamı ve yapılı çevreye ilişkin bilgileri içeriyor. Bu coğrafyanın çok kültürlü yapısını ve son iki yüzyıldaki dönüşümleri ayrıntılı inceleyen koleksiyona yeni eklenen ve çevrimiçi erişime açılan Posta, Telgraf ve Telefon Şirketleri Arşivi, Dersaadet Telefon Anonim Şirketi ile İzmir ve Civarı Telefon Şirketi'ne dair kayıtlardan oluşur. Osmanlı İmparatorluğu'nda telefon satan şirketleri, kullanıcıları, çalışanları ve telefonun günlük hayattaki yerini ayrıntılandıran bu belgeler, SALT Araştırma'da 1914-1982 yıllarını kapsayan telefon rehberleri ve diğer basılı yayınlarla tamamlanarak Türkiye'de telefon kullanımının yaygınlaşmasının verilerini oluşturuyor. Bir ihtisas kütüphanesi ve arşivden oluşan SALT Araştırma, kurulduğu 2011 yılından bu yana bilgiyi kamuyla paylaşıyor ve koleksiyonlarının gelişimini aralıksız sürdürüyor. 100.000'den fazla basılı kaynağı bir araya getiren yayın koleksiyonu SALT Galata'daki SALT Araştırma mekanında; 1.900.000'in üzerinde belgeyi içeren Sanat, Mimarlık ve Tasarım ile Kent, Toplum ve Ekonomi dijital koleksiyonları ise archives. saltresearch. org adresinde ücretsiz incelemeye sunuluyor. Osmanlı İmparatorluğu'nda telefon kullanımı ilk kez 1881'de Soğukçeşme'deki Posta ve Telgraf Nezaret Dairesi ile Yeni Cami Postanesi arasına tek telli bir telefon hattı çekilerek sağlanır. Aynı yıl içinde Galata Millet Han'daki postane ile Yeni Cami Postanesi arasına, Galata'daki Osmanlı Bankası Genel Müdürlük Binası ile Bahçekapı şubesi arasına birer telefon hattı kurulur. 1886'da padişahın fermanıyla Galata Liman Dairesi ile Kilyos Tahliye İdaresi arasındaki hat haricindekiler güvenlik gerekçesiyle toplatılır. Bu yasaklama II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908'e kadar sürer. Meşrutiyet ile birlikte yasak kaldırılıp telefona talep artınca Fransa'dan 50 hatlık bir santral, inşası henüz tamamlanmış olan Sirkeci'deki Büyük Postahane'ye kurulur. Posta ve Telgraf Nezareti adına yine bu yıl Telefon da eklenerek günümüzde kısaltılmış adıyla PTT kurumuna dönüşür. 1911'e kadar sadece devlet erkanının kullanabildiği telefonun halka ulaşması bu tarihte çıkarılan kanunla gerçekleşir. İngiliz iş adamı Herbert Lows Webbe tarafından telefon dağıtım imtiyazı alınarak İngiliz, Fransız ve Amerikalı iş adamlarının sermayesiyle Dersaadet Telefon Anonim Şirketi Osmaniyesi adlı şirket kurulur. Yeşilköy'den Rumeli Kavağı'na, Pendik'ten Anadolu Kavağı'na kadar telefon santral ve şebekelerini kullanma ve işletme hakkına sahip olan şirket 9600 hatlık Tahtakale, 6400 hatlık Beyoğlu ve 2000 hatlık Kadıköy santrallerini 1914'te faaliyete geçirir. 1935'te Nafia Vekaleti, İstanbul Telefon Şirketi'nin imtiyazını satın aldığında şirketin yaklaşık 11.000 abonesi bulunmaktadır. İzmir Belediyesi Ericsson Şirketi ortaklığıyla 1928 yılında kurulan İzmir ve Civarı Telefon Şirketi'nin de 1938'de devlet tarafından satın alınmasıyla birlikte bu alandaki faaliyetlerin tümü PTT tarafından yürütülür. 19. yüzyılda entegre olduğu piyasa ekonomisinin talebiyle şekillenen altyapı çalışmalarını gerçekleştiren Osmanlı Devleti, telefon santral ve şebekelerini de II. Meşrutiyet sonrasında oluşturur. Telefon satan şirketleri, kullanıcıları, çalışanları ve telefonun günlük hayattaki yerini ayrıntılandıran arşiv, çoğunlukla imtiyaz verilen Dersaadet Telefon Anonim Şirketi ile İzmir ve Civarı Telefon Şirketi'ne dair kayıtları içerir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/salt-beyoglundaki-imparatorluklar-arasinda-sinirlar-otesinde-sergisi-27-aralika-kadar-devam-ediyor/", "text": "SALT'ın Köpe ailesinin tanıklıklarına dayanan 'İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde' sergisi 27 Aralık'a kadar SALT Beyoğlu'nda ziyarete açık. Osmanlı'nın modernleşme sürecine ve tarih sahnesinden çekilmesine tanıklık eden Köpe ailesinin anılarına dayalı 'İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde' sergisi, II. Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı ve mütareke döneminden detaylı arşiv kayıtlarıyla görsel bir anlatı sunuyor. Aile üyelerinin Braşov, İstanbul, Selanik, Edirne ve Konya gibi şehirlerde şekillenen hayatları, itinayla muhafaza edilmiş kişisel belgeler aracılığıyla siyasal, toplumsal ve diplomatik tarihin dönüm noktalarına ışık tutuyor. Ailenin hikayesi, Transilvanya'nın Braşov şehri yakınlarında bir köyde doğup büyüyen Andras Köpe ile Breton bir aileden gelen Leocadie Tallibart'ın İstanbul'da yollarının kesiştiği Tanzimat Dönemi'nde başlıyor. Andras, Avusturya İmparatorluğu'nun baskılarından Osmanlı başkentine kaçmıştır; Leocadie, saatçi ve mücevherci kardeşi Louis ile mimar kardeşi Pierre'e eşlik etmek üzere şehirdedir. 1842'de evlenen çiftin ikinci çocuğu olan ve aile arşivinden mektupları sergide yer alan Charles ise Cenova kökenli Trabzonlu bir Levanten aileye mensup Rose-Marie Marcopoli ile 1882'de hayatını birleştirir. Charles ve Rose-Marie'nin Charlotte, Ida, Taib, Ferdinand, Antoine ve Eugene adında çocukları olur. Fransızca eğitim alan, konuşan ve yazan altı kardeş, hiçbir zaman Avusturya-Macaristan tabiiyetinden Osmanlı tabiiyetine geçmez. Taib, 1914'te savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Braşov'a giderek müttefik Avusturya- Macaristan İmparatorluğu'nun üniformasını giyer. İki yıl sonra İstanbul'da Avusturya- Macaristan ordusuna katılan Antoine, 1917'de Suriye ve Filistin'de görev yapar. Savaşın sona erip iki imparatorluğun çöküş sürecinin başladığı dönemde çoğu İstanbul'da ikamet eden Köpe ailesi üyeleri, 1918'de Mondros Mütarekesi'ne, 1919'da Paris Barış Konferansı'na, 1920'de de şehrin İngiliz, Fransız ve İtalyan askeri makamlarınca resmen işgaline şahit olurlar. Çok uluslu imparatorluğun çok kültürlü sakinleri olan ve geriye çok kapsamlı bir aile arşivi bırakan Köpelerin yaşantıları, tabiiyet ve vatandaşlık ilişkilerinin ulusal kategoriler içerisinde belirgin ayrımlarla tanımlanmadığı tarihsel bir bağlamdan izler taşıyor. 'İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde', Antoine'in bu arşivden ciltler dolusu anı ve karikatürleri, görüntü ve ses kayıtlarının yanı sıra, büyük bir kısmı ağabeyi Taib'e ait yüzlerce fotoğraftan bir seçkiyle Osmanlı ve Avusturya- Macaristan diplomatik ilişkilerinin gündelik hayata nasıl yansıdığına bakıyor. Bir aile tarihinden yola çıkarak 19. yüzyıldan 20. yüzyıla, imparatorluktan ulus devlete geçişte sınırların belirsizliğine, kimliklerin değişkenliğine ve hayatların devingenliğine dikkat çekiyor. Sergiyle eş zamanlı gerçekleştirilen programlar 3 Kasım'da online olarak yapılacak konuşmayla devam edecek. Geç Osmanlı İmparatorluğu ve Erken Cumhuriyet Dönemi Köpe Ailesi'nin Lensinden Gabor Fodor, kitaba katkıda bulunan yazarlar Elizabeth F. Thompson ve Emre Saral ile çevrimiçi sohbet edecek. İngilizce olarak yayınalanacak program 3 Kasım saat 19:00'da SALT Online YouTube kanalından izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/salt-galatada-yeni-sergi-belkis-hanim-ile-onur-efendi/", "text": "SALT Galata, 9 Kasım 2021 23 Ocak 2022 tarihleri arasında, Belkıs Hanım ile Onur Efendi başlıklı, Ardışık programı kapsamındaki dördüncü sergisine ev sahipliğe yapıyor. Sergi, modernleşme hamlesiyle beliren bir aydın kimliği ve onun beraberinde doğan çalkantılı ruh hallerine odaklanıyor. Fatma Belkıs ve Onur Gökmen, bu karaktere atfedilen seçkinci avangart tavrın Tanzimat'tan itibaren nesilden nesile aktarılmış olma ihtimalini sorguluyor. Sanatçıların adlarının dahil edildiği sergi ismi, Ardışık programı kapsamında sunulacak işlerdeki nükteli tona vurgu yapıyor. İkilinin ilk uzun metrajlı kurgu filmi Alakadar'dan (2018-süregelen) bir kesit ile bir dizi heykelden oluşan çalışma, otoriteyle kurulan sancılı ilişki kadar, sanatsal üretimde başarısızlık kaygısını ele alıyor. Yitirdiği öz güvenini tesis etmeye çalışan bir yazar, sorumluluklardan kaçmaya meyilli bir ressam ve doğru kelimeleri bulmakta zorlanan bir oyuncu. Alakadar, önceki kuşaklardan sanatçıların gölgesinde iş üretmeye uğraşan üç arkadaşın hikayesini anlatan bir kara komedidir. Zor bir gün geçiren Onur, Ceylan ve Hüseyin İstanbul yakınlarında bir tarlaya park ettikleri eski karavanın önünde toplanır. Çakırkeyif üç arkadaş, gece ilerledikçe gerek kendi deneyimleri gerekse geçmişten gelip onlara musallat olan hayaletler üzerinden hayata dair bir hesaplaşmaya girişir. Sadece kişisel tarihlerinin değil, kanonlaşmış sanat anlayışının da yükünü taşıyan gençler yer yer sayıklar halde travma, ön yargı ve kaygılarını sanki bir terapi seansındaymış gibi ortaya serer. Alakadar videosu, ilk bakışta bitmemiş gözüken ya da acemi bir elden çıkmış hissi veren heykellerle tamamlanır. Kurguyla gerçeği birleştiren üretimler, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçiş sürecinde tezahür eden kültürel değişimleri mizahi bir dille yeniden yorumlar. Belkıs ile Gökmen, ele aldıkları sembolik karakter ve yapıları doğrudan tanımlamak yerine, çeşitli canlandırma ve ipuçlarıyla geçmiş olay ve mitlere atıfta bulunur. Esin kaynaklarından biri, Osmanlı'da modern arkeoloji biliminin temellerini atarak Müze-i Hümayun'un kurucu ve yöneticiliğini üstlenen ressam Osman Hamdi Bey'dir. Tahterevall-y, Ateşkes teslimiyetten neden farklıdır? ve Güneşe İsyan gibi ironi dozu yüksek işler, bir modernleşme aracı olarak kültür fikrinden hareketle bu çok yönlü Tanzimat aydınının meslek hayatını konu eder. İkilinin kinayeli saptamaları Osman Hamdi'ye atfedilen anekdotlarla sınırlı kalmayıp mimariye uzanır. Bir cephe süslemesi üzerinden günümüz müzelerinin estetik tercihlerini ele alan Geç olsun güç olmasın, Türkiye'de kurumsal olarak ortaya çıkışından itibaren müzeciliğin modern olanın güçlü bir temsiline dönüşmesinin altını çizer. 1930'larda milli dil çalışmaları kapsamında geliştirilen ve Türkçe'nin dünya tarihindeki en eski dil olduğunu savunan Güneş-Dil Teorisi'ne göndermede bulunan Hitit Güneşi ile Batı-Doğu ikilemi ezberini ele alan Biraz ordan biraz burdan, Batılılaşma ve modernleşme arasındaki tartışmalı ilişkiyi öznel bir tarih okuması aracılığıyla sorgular. SALT'tan Amira Akbıyıkoğlu ile Farah Aksoy tarafından hazırlanan Ardışık programı, sanatçılar Barış Doğrusöz, Deniz Gül, Volkan Aslan, Fatma Belkıs ve Onur Gökmen ile Aykan Safoğlu'nun Ocak 2021'den itibaren SALT Galata'da gerçekleştirilen sergilerinden meydana gelmektedir. SAHA tarafından desteklenen Ardışık, L'Internationale üyesi kurumlardan Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia, Muzeum Sztuki Nowoczesnej w Warszawie ve M HKA, The Museum of Contemporary Art'ın 2021-2022 programları kapsamında sunulacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saltin-persembe-sinemasi-evde-programinda-bu-hafta-martha-bir-fotograf-oykusu/", "text": "SALT'ın Perşembe Sineması EVDE programında bu hafta, New York'taki grafiti kültürünü belgeleyen ilk isimlerden olan Martha Cooper'ın heyecan verici hikayesini anlatan Martha: Bir Fotoğraf Öyküsü var. 29 Ekim Perşembe saat 19.00 itibariyle çevrimiçi erişime açılacak film, 1 Kasım saat 23.59'a kadar izlenebilecek. Martha Marty Cooper'ın 1970'ler New York'unda çekmeye başladığı grafiti fotoğrafları, şiddetli tepkilerle karşılaşan sokak sanatının zamanla bütün dünyada tanınıp yaygınlaşmasına katkı sağladı. Avustralyalı yönetmen Selina Miles'ın ilk belgesel filmi, sokakların tenha olduğu saatlerde tren istasyonlarında doğan bu sanatın gelişimine bakıyor. National Geographic dergisindeki ilk kadın stajyer fotoğrafçı ve New York Post gazetesindeki ilk kadın fotoğrafçı olan Cooper'ın, göz ardı edilen sokak kültürlerini belgelemesi sayesinde, sokak sanatı dünyasının en önemli isimlerinden biri haline gelmesinin izini sürüyor. 1943 doğumlu fotoğrafçının hayatı ve kariyerine odaklanan ilk film niteliğindeki Martha: Bir Fotoğraf Öyküsü, Cooper'ın görselleri ve kitaplarıyla bu tartışmalı sanat formuna etkilerinin yanı sıra, kişisel mücadele ve maceralarına kendi anlatımlarıyla yer veriyor. 2019 yapımı belgesel ayrıca, bir grup grafiti ve sokak sanatçısının yorumları eşliğinde, gitgide popülerleşerek ticarileşen hareketin kimlik sorunlarını irdeliyor. EVDE gösterimleri, 24 Eylül-29 Kasım tarihlerinde saltonline. org'da çevrimiçi olarak gerçekleştirilmeye devam ediyor. Yalnızca Türkiye'den erişime açık olan SALT'ın Perşembe Sineması EVDE programı 29 Kasım'a kadar her hafta yeni bir filmle devam edecek. Filme bu link üzerinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saltin-yeni-sergisi-sahnede-90lar-basladi/", "text": "Garanti BBVA tarafından kurulan Salt'ın yeni sergisi Sahnede 90'lar, sahne ve performans kavramları odağında Türkiye'nin 1990'lı yıllarından sanat üretimlerini bir araya getiriyor. Performansın toplum, ekonomi, sokak ve siyasetle ilişkisini irdeleyen sergi, sanatçı ve tasarımcıların oluşturduğu bireysel ve kolektif girişimleri ele alırken kültür tarihinden de bir potpuri sunmuş oluyor. Sahnede 90'lar, çeşitli kaynaklardan toplanmış arşivlere dayanıyor ve canlı performanslardan video kliplere uzanan bir çeşitlilikte çarpıcı üretimleri de içeriyor. Türkiye'de hızlı toplumsal değişimlerin yaşandığı 1990'lar, siyasi ve ekonomik açıdan çalkantılı ve istikrarsız geçen bir dönemdir. Özellikle İstanbul'un yeni bir uluslararası dolaşım hattına yerleştiği bu yıllarda popüler kültür, sanat ve eğlence sahnesinde dönemin karanlık havasına tezat oluşturacak bir dinamizm yaşanır. Arka arkaya açılan özel radyo ve televizyon kanallarının da etkisiyle pop kültürü emsalsiz bir yükselişe geçer. 1990'lar aynı zamanda, Türkiye'nin sanat sahnesinde disiplinlerarası kavramının da gündeme geldiği bir dönemdir. Farklı disiplinlerden beslenen performans, bu yıllarda pek çok sanatçı için yenilikçi ve deneysel bir ifade alanı açar. Sahnede 90'lar, dönemin performans üretimlerine yoğunlaşarak kültür, sanat ve eğlence tarihine çok yönlü bir bakış getirmeyi amaçlıyor. Bu dönemde parklarda, eğlence mekanlarında, tarihi alanlarda ve terk edilmiş yapılarda görünürlüğü artan performans sanatı örnekleriyle popüler kültür arasında beklenmedik bağlantılar kuruyor ve sahne kavramının ne kadar geniş bir yelpazede ele alınabileceğine işaret ediyor. Salt Beyoğlu'nda, aralarında Aydın Teker, CANAN, Esra Ersen, Halil Altındere, Hüseyin Katırcıoğlu, Köken Ergun, Moni Salim Özgilik, Özlem Günyol & Mustafa Kunt ve Taner Ceylan'ın da bulunduğu sanatçıların işleri sunuluyor. Ayrıca sanat ve sokak ilişkisine dair açılımlar barındıran çalışmalar, Seretonin ve Genç Etkinlik sergileri ile Assos Gösteri Sanatları Festivali gibi kolektif oluşumların disiplinlerarası üretimlerinden geriye kalan fotoğraf, afiş, yazışma gibi arşivsel malzemelerle bir araya getiriliyor. Salt Galata'da ise Burak Delier ve Mehmet Sander'in işlerinden bir seçkiyle Ceylan Öztrük'ün performansı yer alıyor. 12 Şubat 2023'e dek Salt'ın Beyoğlu ve Galata yapılarında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek sergi paralelinde, Zorlu Holding ve Zorlu PSM'nin hayata geçirdiği Digilogue desteğiyle, söz konusu dönemde gerçekleştirilmiş performanslara ilişkin kapsamlı arşiv çalışmasını içeren bir web sitesi de erişime açılıyor. Sergi kapsamındaki müzik etkinlikleri Türk Tuborg A. Ş., sanatçı Leman Sevda Darıcıoğlu'nun performansı monoco. io katkılarıyla gerçekleştirilecek. Salt'tan Amira Akbıyıkoğlu tarafından, Emirhan Altuner ve Gül İçel ile araştırmacı Mine Söyler iş birliğinde programlanan sergi ve paralelinde düzenlenecek tüm etkinlikler saltonline. org ve Salt'ın sosyal medya kanallarından duyurulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/salvador-dali-anisina-istanbulda-hayir-lokmasi-dagitildi/", "text": "23 Ocak 1989'da hayatını kaybeden, zamanının sıradışı anlatıcısı, gerçeküstü tabloların yaratıcısı Salvador Dali, vefatının 34. yılında Kadıköy Bağdat Caddesi'nde lokma dağıtılarak anıldı. Kroppa Dijital Ajans ev sahipliğinde, Erenıköy Galip Paşa Camii önünde gerçekleştirilen etkinlik kapsamında cadde kenarındaki araçta pişirilen lokma tatlıları, yoldan geçen İstanbullulara ikram edildi. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenen Katalan ressamın isminin ve fotoğrafının lokma aracında yer aldığı Sürreal Bir Kroppa Etkinliğini gören bazı vatandaşlar şaşırdı. Katılımcılardan bazıları, hayır lokmalarını yedikten sonra şövale üzerine konulan Dali'nin portresiyle fotoğraf çektirirken, lokmalardan alan kimileri ise Dali'nin kim olduğunu hatırlayamadı. Salvador Dali'yi tanıtmanın ve sevenleri tarafından anılmasının amaçlandığı programa ilişkin açıklama yapan Kroppa Dijital Ajans ortaklarından Barış Önal, etkinliğin dördüncü kez gerçekleştirildiğini söyledi. Ölüm yıl dönümünde ünlü ressamı anmak için toplandıklarını dile getiren Önal; Sürreal bir anma için buradayız, Dali'nin öncüsü olduğu akım gibi. Biz de aslında kendisini sürreal bir şekilde anmak istiyoruz. O yüzden kendisi adına lokma döküyoruz dedi. Ajansın ortaklarından Gökhan Türkeli ise insanların şaşkınlığını normal karşıladıklarını belirterek; Dali'nin eserlerine de insanlar şaşırıyordu, sürreal eserlerine. Lokma dökme gibi geleneksel bir etkinliği Dali'nin ölüm yıl dönümüyle birleştirerek, böyle farklı bir etkinlik yapmak istedik şeklinde konuştu. Ajansın bir diğer ortağı Burak Su da Salvador Dali, ölümüyle hepimizi zamanında acıya boğmuştu. Şimdi bir grup sanatsever olarak bir araya gelip, onun arkasından lokma döktürüyoruz. Onun dünya üzerine bıraktığı izlere, sanata yaptığı katkılara dikkati çekmek için yaptığımız bir etkinlik. Dali'yi de kendisinin tarzında sürreal bir şekilde, aslında belki de olmaması gereken bir şekilde anmak gibi bir yol tercih ettik değerlendirmesinde bulundu. Bu tarz etkinliklerin Dali ve sanatı hakkında daha fazla konuşulmasını sağladığına dikkat çeken Su; Biz de insanlara Dali'yi tekrar hatırlatmaktan, belki de ülke gündeminde onlara sanatla ilgili eğlenceli bir içerik vermekten mutluyuz ifadelerini kullandı. Daha sonra ajans çalışanları ve misafirler, lokma aracı önünde hatıra fotoğrafı çektirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sana-bir-sergiden-baktim-aziz-istanbul/", "text": "İstanbul'da kültür sanat hayatının nabzını tutarken dinamik bir bakış açısı sunmayı amaçlayan İstanbul Sanat Dergisi, yeni sayısıyla raflarda yerini aldı. Dergi sayfalarında çıkacağınız yolculukta, şehrin sonbaharın gelişiyle hareketlenen sanat gündemini yakalama fırsatı bulacaksınız. İstanbul, yüzlerce yıla yayılan tarihi ve kültürel mirası sayesinde geçmişiyle bugününü şekillendiren bir şehir. Kapak konumuz olan Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar sergisi, İstanbul'un beş asır boyunca yaşadığı değişimleri, dönüşümleri farklı tanıklıklarla gözler önüne sererek bu mirasa ışık tutuyor. Vehbi Koç Vakfı'nın İstiklal Caddesi'ndeki mekanı Meşher'de düzenlenen sergide tablolardan gravürlere, panoramik kent fotoğraflarından el yazmalarına dek Ömer Koç Koleksiyonu'ndaki İstanbul temalı eserlerin bir bölümü bulunuyor. Serginin küratörleri Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı'yla gerçekleştirdiğimiz söyleşide, bu önemli serginin detaylarını öğrenebilirsiniz. Derginin Bir Portre bölümünde, bu sayıda Türkiye'nin uluslararası alanda tanınmış ilk sanatçılarından opera sanatçısı, ressam ve tiyatro oyuncusu Semiha Berksoy var. İlk sesli Türk filminde başrol oynayan, Avrupa'da opera sahnesine çıkan ilk Türk soprano Berksoy, imza attığı ilklerle Türk kadınının yeteneğini ve gücünü tüm dünyaya kanıtladı. Haliç Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ümran Özbalcı Aria ise bizi 17'inci yüzyıl Hollanda'sına götürerek ışıktan değil, karanlıktan yontan Rembrandt Van Rijn'in sanatsal yaklaşımının ayrıntılarını kaleme aldı. İstanbul Sanat sayfalarına farklı alanlarda eserler veren pek çok başarılı isim konuk oldu. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında bir Cumhuriyet kadınını tanıdık. Suluboya Atatürk tablolarının ressamı Rezzan Yıldız, unutmamak, unutturmak için tuvalinden süzülenleri anlattı. Pınar Baltacı'nın söyleşisinde, 1990'ların başından beri koleksiyonerlik yapan Sibel Tümay Ateş'in sanat tutkusuna ve koleksiyonerlik yolculuğuna kulak verdik. Yönetmen Cüneyt Karakuş, ilk uzun metrajlı filmi Eflatunu nasıl kurguladığını ve yeni projelerini; her müzisyenin enstrümanıyla kişiliğini yansıttığını söyleyen ünlü caz müzisyeni Ferit Odman ise müzik serüvenini bizimle paylaştı. Yeliz Sancaktaroğlu'nun çok yönlü sanatçı Genco Gülan'la yaptığı söyleşi fikir sanatı kavramına açıklık getirirken, Gülan; Yeni ve söylenmemiş şeyler bulup, bunları tatlı tatlı söylemeye çalışıyoruz. Demir leblebiyi, pembe şeker kağıtlarına sarıyoruz diye tanımladığı üretim sürecini sözcüklere döktü. Dördüncü kez düzenlenen İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'ın uluslararası katılımcıları arasındaki Kazak sanatçı Yesengali Sadyrbaev ve Güney Afrikalı galeri The African Women Gallery de resim sanatının birleştirici gücünü sayfalarımıza taşıdı. Sanatı ve kültürü tüm biçimleriyle kucaklayan İstanbul Sanat Dergisi, yeni sayısında daha pek çok haber, söyleşi ve makaleyle keyifli bir okuma yolculuğu vaat ediyor. Kaçırmayın!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanal-muzeler-sanatseverleri-yepyeni-bir-kesfe-cikardi/", "text": "Eserlerini sanal ortama taşıyarak kapılarını 24 saat açan müzeler, evlerinde kalan sanatseverlerin, ulusal ve uluslararası birçok müzeyi dijital ortamda ziyaret etmesine imkan sağladı. Müzeler Haftası, her yıl Uluslararası Müzeler Konseyi tarafından Uluslararası Müzeler Günü olarak kabul edilen mayıs ayının 18. gününden başlayarak, 1 hafta boyunca kutlanıyor. ICOM tarafından işlenen bu yılki tema, Müzelerin Geleceği: İyileşme ve Yeniden Düşleme olarak belirlendi. Geçen yıl mart ayından itibaren Türkiye'de de etkisini göstermeye başlayan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri dolayısıyla kapanan önemli müzeler, son 2 yıldır çevrim içi ortamda ziyaretçileriyle bir araya geliyor. Tüm dünyayı etkileyen salgına yönelik alınan tedbirler kapsamında okul, kütüphane, sinema ve tiyatrolar gibi geçici süreyle kapılarını kapatan müzeler, süreçten en çok etkilenen kurumlar arasında yer aldı. Salgın dönemi, dijital dönüşümün deneyimlendiği yeni müzecilik anlayışına da yol açtı. Eserlerini sanal ortama taşıyarak, kapılarını 24 saat açan müzeler, evlerinde kalan sanatseverlerin, ulusal ve uluslararası birçok müzeyi dijital ortamda ziyaret etmesine imkan sağladı. Yüz yüze iletişimin halen tavsiye edilmemesi ve sosyal mesafenin korunması gerekliliği, sanal ortamda 360 derece bakış açısıyla gezilebilen müzelere ilgiyi arttırdı. Dijital dönüşümün deneyimlendiği yeni müzecilik anlayışına yol açan salgın döneminde, birçok müze ve ören yeri, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan sanalmuze. gov. tr adresinden tarih meraklılarının beğenisine sunuldu. Sanal müzeler içerisinde İstanbul'da, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Ankara'da Kurtuluş Savaşı Müzesi, Cumhuriyet Müzesi, Anadolu Medeniyetler Müzesi ve Etnografya Müzesi, İzmir'de Efes Müzesi ve Atatürk Müzesi, Çanakkale'de Troya Müzesi, Samsun'da Gazi Müzesi, Çorum'da Boğazköy Müzesi ve Çorum Müzesi, Gaziantep'te Arkeoloji Müzesi ve Zeugma Müzesi, Aksaray'da Ihlara Vadisi, Nevşehir'de Göreme Açıkhava Müzesi, Şanlıurfa, Antalya, Adana, Van ve Uşak müzeleriyle Hatay ve Mersin arkeoloji müzeleri ziyaret edilebiliyor. Ayrıca Göbeklitepe, Hattuşa, Nemrut, Hierapolis, Denizli Laodikeia, Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı, Ihlara Vadisi, Assos ve İzmir Efes ören yerleri de sanal ziyarete açık olarak gezilebiliyor. Yıl içinde açılan İstanbul Havalimanı Müzesi ile Cumhurbaşkanlığı Milli Mücadele Sergisi de sanal ortamda ziyaretçilerin ilgisine sunuldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanal-resim-sergisi-gezmeye-ne-dersiniz/", "text": "Bundan yaklaşık 10 yıl önce sanat projeleri geliştirmek amacıyla Günsu Saraçoğlu ve Dilşad Atasoy tarafından kurulan Piece of Art News, sanat adına etkinlikler geliştirmeyi ve sanatseverleri ilklerle buluşturmayı sürdürüyor. Aynı zamanda ressam kimlikleriyle de bilinen ikili, şimdi de sanal galeri ile gündemde. 1 Mayıs 1964'te Fatsa'da doğdu. İlk ve orta öğreniminin ardından, 1980-85 yıllarında yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Bölümü'nde bitirdi. 1985 yılında İstanbul Maltepe ilçesinde ilk atölyesini açarak, profesyonel sanat yaşamına atıldı. Burada daha sonra sanat çevresi tarafından Maltepeli Ressamlar olarak bilinen oluşumun kuruluşunda yer aldı. 1987 Bandırma Kuş Cenneti Festivali Resim Yarışması'nda ödül layık görüldü. 1987-1988 yılları arasında İzmir Maltepe Askeri Lisesi'nde bir yıl resim öğretmenliği yaptı. 1988'de Paris'e yerleşerek ilk atölyesini açtı. 1989 Fransız Devrimi'nin 200. yılı kutlamaları çerçevesinde Galerie Sero Paris'te ilk kişisel sergisini düzenledi. 1991'de Paris'te bir grup değişik milliyetlerden sanatçı ve sanat kuramcısıyla beraber Le chainon manquant adlı oluşumun kuruluşunda bulundu ve bu grup sanatçıyla başta birçok sanat fuarı olmak üzere çok sayıda karma manifestasyona katıldı. Bu grup, Arjantinli ressam Aznar'in ölümüyle faaliyetlerine son verdi. 1992 yılında Fransa'da Beaujolais Sanat Ödülleri Resim Birincilik Ödülü'ne layık görüldü. 1995-2005 yılları arasında Paris'te halen devam eden Mac 2000 adlı sanat fuarının 11 yıl boyunca danışmanlarından ve katılımcı sanatçılarından oldu. 2003-2006 Paris'te Espace d'art contemporain l'autre adlı kendi sanat galerisini açtı. 2007'de Fransa'nın görsel sanatlar dalında en prestijli sanat ödülü Marinde jüri üyeliğinde bulundu. 2010'da Fransa'da Türkiye Yılı kutlamaları resmi programı çerçevesinde Lyon Bienali Galerie Regard sud ve ardından Galeri crous des Beaux-Arts Parista iki kişisel sergi gerçekleştirdi. 1988'den bugüne başta Art Miami, Art Zurich, Art Geneve, Mac 2000 Paris, S'tart- Strasbourg, Manif-Seoul, Art Taipei-Taiwan olmak üzere dünyanın birçok sanat fuarında sergilere katıldı. Bugüne kadar birçok ülkede 50'nin üzerinde kişisel sergiler düzenleyip, çok sayıda karma sergilerde eserleri sergilendi. Dünyanın birçok özel ve tüzel koleksiyon ve müzelerinde eserleri bulunmakta. Birçok dilde basılmış sergi katalogları yanında yine İngilizce, Fransızca, Çince ve Türkçe olarak, çeşitli sanat tarihçileri ve eleştirmenleri tarafından sanatı hakkında yazılmış 4 adet kapsamlı kitabı bulunmakta. Sanatı hakkında birçok ülkede TV, radyo programları, dergi ve gazetelerde çok sayıda röportajlar, makaleler, eleştiri ve analiz yazıları yayınlandı. Sanatçı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Semavi Ödülleri 2014 Görsel Sanatlar Ödülü sahibi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanart-busadere-merhaba/", "text": "Kısa süre önce kurulan SANART BUSADER ilk etkinliğini İstanbul'da gerçekleştirdi. Sinem Uğurgün kurucu başkanlığında hayata geçirilen derneğin ilk etkinliği Prof. Dr. Marcus Graf eşliğinde Contemporary İstanbul gezisi oldu. Geziye BUSADER Federasyonu Başkanı Zerrin Özgüle'nin yanı sıra Federasyon Yönetimi, İstanbul BUSADER Başkanı Yasemin Yakut, Bursa Başkanı Elif Evke, Veteran Başkanı Deniz Cantürk ve derneklerin yönetim kurulu üyeleri ile SANART BUSADER yönetim kurulu ve üyeleri katıldı. Contemporary gezisinin ardından Atatürk Kültür Merkezi'nin en üst katında yer alan Biz İstanbul Cuisine'de akşam yemeği düzenlendi. Yemekte kısa bir konuşma yapan Kurucu Başkan Sinem Uğurgün, SANART BUSADER'i sanatın renklerini hayatımıza daha çok yansıtmak, toplumsal yaşamın sanatla daha çok yoğrulmasına katkıda bulunmak ve sanatın verdiği ışığı paylaşmak üzere kurduk. Sağlıklı bir toplum oluşmasına ve eğitimli nesillerin yetişmesine sanat yoluyla katkıda bulunmayı, bir yandan da sanatla ruhumuzu daha çok beslemeyi ve güzellikleri paylaşmayı hedefliyoruz. İlk etkinliğimizde yanımızda olan ve heyecanımızı paylaşan herkese çok teşekkür ediyorum. İstanbul, Bursa ve birçok şehirde sanat dolu etkinlikler bizleri bekliyor dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanat-2-bin-365-metre-yuksege-tasindi/", "text": "Antalya'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen 4. Uluslararası Yaz Sanat Kampı ve Kültür Sanat Çalıştayı kapsamında 2 bin 365 metrelik Tahtalı Dağı'nın zirvesinde sanatsal faaliyetlerde bulunuldu. Çalıştayda 15 ülkeden akademisyen, yazar, sanatçı ve öğrenci bir araya gelerek sanatın her mecrada yapılabileceğini göstermek için etkinlikler gerçekleştirdi. Kemer'deki Saat Kulesi önünden başlayan programda dokuma, sulu ve yağlı boya, geri dönüşümden tekstil tasarımları, dekoratif el sanatları, ebru, tuval üzerine hat başta olmak üzere farklı alanlarda çalışma yapıldı. Olimpos, Adrasan ve Çıralı koylarına düzenlenen tura katılarak teknede sanatını icra eden katılımcılar, teleferikle 2 bin 365 metrelik Tahtalı Dağı'nın zirvesine çıktı. Burada yabancı katılımcılarla ebru, yağlı ve sulu boya, minyatür, keçeden dokumalar yapan katılımcılar hem turizme katkı sunmaya çalıştı hem de sanatın her mecrada yapılabileceğini gösterdi. Çalıştay boyunca, doğa yürüyüşleri, yüzme, plaj voleybolu, müzik dinletileri, film geceleri, sportif etkinlikler ve atölye çalışmaları da yapıldı. Çalıştay başkanı Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Eroğlu, AA muhabirine, 4. Uluslararası Yaz Sanat Kampı ve Kültür Sanat Çalıştayı'nı uluslararası boyuta taşıdıklarını belirterek sahilde sanat var, sloganıyla çadırlar kurduklarını söyledi. Akademisyenler olarak normalde otellerde yapılan etkinliklerin çadırda da yapılabildiğini göstermek istediklerini aktaran Eroğlu, tüm sanatçıların aynı koşullarda çadırlarda konakladığını ifade etti. Çalıştaya katkı sunan Kemer Turizmci ve İş Adamları Derneği Başkanı Rıza Sönmez de turizmi sanatla buluşturmanın önemli olduğunu vurguladı. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Kemer Bölge Temsil Kurulu Başkanı Mehmet Akbaba da ilçenin deniz, kum, güneşin yanı sıra sanatla da öne çıkması gerektiğini belirterek Çalıştayın ülke ve bölge turizmine önemli katkı sunacağına inanıyorum. dedi. Güney Sudanlı Akdeniz Üniversitesi öğrencisi Gabriel Belandeto, öğretim üyelerinin yardımıyla sanatsal etkinlikler yaptıklarını dile getirerek Türk sanatını yakından öğrendim. Tarihi ve turistik yeni yerler görme imkanımız oldu. Çok faydalı geçti, diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanat-biz-kez-daha-bulusturdu/", "text": "G&G Sanat Merkezi, yepyeni bir sergi ile sanatseverleri buluşturdu. Sanat Buluşturur sloganıyla kapılarını yeni sezona açan sergi, 12-25 Kasım 2022 tarihleri arasında gezilebilecek. Ayşe Özel, Güher Elçiçek, Nüzhet Kutluğ, Melik İskender, Neşegül Ekinci, Şehnaz Yalçın, Uğur Akbulut, Ümit Gezgin, Zeynep Öztürk ve Zeynep Abacı'dan oluşan on kişilik sanatçı grubunun, eserleriyle 'buluşmaya' davet ettiği serginin açılış kokteyli de son derece renkliydi. Sanat Buluşturur sergisinde eserleri bulunan on ressamdan biri de şimdilerde 91. yaşını karşılamaya hazırlanan dünyaca ünlü ressam Nüzhet Kutluğ. Sanatçının öğrencileri ve dostları, sergide ona büyük ilgi gösterdiler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanat-dunyasinda-teknolojik-devrim-nft/", "text": "Son günlerin popüler konusu NFT'ler ile yeniden gündeme gelen kripto sanat kavramında yaşanan gelişmeleri merakla takip ediyoruz. Sanatsal ve kültürel ifadelerin dijital formlarının nasıl yatırıma dönüştüğü konusunda teknolojik bir devrimin eşiğindeyiz. Geçtiğimiz mart ayında Christie's Müzayede Evi, dijital sanat eserleri yaratıcısı Beeple'ın dijital kolaj NFT eserini 69 milyon USD'ye satın aldı. DJ ve yapımcı Justin Blau (3LAU), Şubat 2021'de farklı fiyatlara 33 NFT'yi yaklaşık 12 milyon USD'ye satarak rekor kırdı. Türkiye'de ise Refik Anadol'un Machine Hallucination isimli NFT eseri 5,1 milyon dolara satıldı. Devrim Erbil, Cem Yılmaz, Edis, Tarık Tolunay, Sinem Cender gibi sanatçıların da eserlerini NFT olarak satışa çıkardığı görülüyor. NFT, Non Fungible Token yani benzersiz, benzeri olmayan token demektir. Bu bir kripto varlıktır. Tekildir. Eşsiz yani yerine benzeri ikame edilemez şekilde tek olan bir varlıktır. Token ya klasik anlamda 'Token' ya da 'Non Fungible Token' şeklinde blokzincirde üretilir. Token 'replacable' yani benzeri ile değiştirilebilir iken, NFT 'non-replacable' yani benzerinin yerine ikame edilmesi mümkün olmayan bir kripto varlık türüdür. NFT, bir kripto varlık olarak gayri maddi bir mal varlığı unsurudur. Maddi bir varlığı yoktur, kriptografik veriden oluşur. Bu kripto varlık, bir fikri veya sınai ürünü konu alarak üretilebileceği gibi bunun dışındaki herhangi bir varlığı da konu alabilir. Bir fikri veya sınai ürünü konu aldığı durumda, dayanak aldığı fikri ve sınai ürünün türüne göre hukuki statüsü belirlenebilir. Bunun dışında yani bir fikri ürüne odaklanmayan NFT ise Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 'teki şartları taşıyorsa, tek başına eser özelliği gösterebilir ya da böyle bir özelliği yoksa, maddi olmayan bir mal varlığı olarak nitelenebilir. Bu teknolojinin yıkıcı ve dönüştürücü karakteri baskın. Tüm varlıkların blokzincire taşınması potansiyeli mümkün. Değer saklama, aktarma, işleme, devretme, hukuki işlemlere konu olma, aracısızlık, merkeziyetsizlik, değiştirilemezlik gibi özellikler, blokzincirin ve NFT'nin sanat, sanayi, hak ve değer üretim ve yönetiminde yaygınlaşmasını destekliyor. Finansal işlemlerdeki dönüşümle karakteri de olan bu teknoloji, önümüzdeki dönemde farklı ürün ve hizmet kategorilerinde adım adım giderek artan bir yaygınlık kazanacaktır. Dijitalleşen sanat ürünleri, bir süredir artış gösteriyor. NFT, sanatın dijital kanallarda kitlelere ulaşmasına imkan veriyor. Halk için sanat idealini destekliyor. Aynı zamanda eser sahipliği ve eser üzerindeki işlemlerin şeffaf ve güvenilir bir şekilde tesis edilmesine imkan veriyor. Küresel seviyede bir sanat-toplum kucaklaşmasını mümkün kılması potansiyeli dikkat çekici... Bugün sınırlı sayıdaki kişinin erişimine açık olan sanat ürünlerinin orijinalliklerini koruyarak, pay ve takip hakkı gibi hakların daha etkin kullanılmasını sağlayan çözümler heyecan verici. Global tescil sistemlerine uyumlu olan blokzincir, emek ve zamandan tasarrufu sağlarken, bu tasarruf kalemlerinin sanatta hem nitelik hem de niceliğin artmasını sağlayacağını umuyorum. NFT'nin fikri mülkiyet hakları ile bağlantısını ise İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu Başkanı Av. Dr. Tamer Pekdinçer'e sorduk: Herhangi bir içerik NFT'ye dönüştürülebilir. Bir şiirin birkaç dizesi, bir tweet, grafik tasarım, kolaj vb. bazı sanat eserleri NFT'ye dönüştürülebilir. NFT olarak ortaya çıkan ürün, hususiyet başta olmak üzere FSEK'teki şartları taşıyor ise eser kapsamında korunabilir. Eser niteliğini haiz olmayan özgün yaratımlar da yasal koşulları varsa haksız rekabet hukuku ile korunabilecektir. 2013 yılından bu yana IPR Gezgini isimli fikri mülkiyet hukuku blogu ile güncel konulara değinen Önder Erol Ünsal, NFT'leri tescilli marka hakları yönünden değerlendirdi: NFT'ler için henüz her şeyin başındayız. Korkunç bir hızla ilerleniyor ve bugünden bakarak yarını tahmin edebilmek çok kolay değil. NFT'lerin fikri mülkiyet haklarıyla asli çatışmasının telif hakları yönünden olacağı bekleniyordu, ancak görünen o ki marka ve tasarım haklarıyla da önemli çatışmalar yaşanabilecek. Bunun öncü sinyallerini, Aralık 2021'de karşımıza çıkan Hermes vs. Mason Rotshchild ihtilafında gördük. Kendisini NFT sanatçısı olarak tanımlayan Rothschild, Hermes'in ikonik Birkin çantalarının benzerlerini NFT olarak 100 parçadan oluşan bir koleksiyon haline getirdi ve bir NFT pazarı olan OpenSea'de satışa sundu. NFT'lerden birisi yaklaşık 40.000 Dolar'a satıldı ve Rothschild, Yahoo Finance'e verdiği röportajda Birkin'e ilişkin planlarından bahsederek, kendi NFT'lerinin başkalarınca taklit edilmesinden şikayet etti. O ana dek sessiz kalan Hermes, bu gelişmeler üzerine Rothschild ve OpenSea'ye ihtarname göndererek, tescilli marka haklarının ihlali anlamına gelen NFT'lerin satışının durdurulmasını talep etti. Aralık 2021 sonu itibarıyla OpenSea ihtarnameye uygun hareket etti; ancak Rothschild, Hermes'e boyun eğmeyeceğini belirtti. Rothschild'in açıklamaları ve destekçileri, yoğun olarak ifade özgürlüğü, sanatçının dünyayı algılayış biçimini serbestçe ifade edebilmesi gibi temel haklara dayanmaktadır. Bunun karşısında ise fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin önceden koruma altına aldırdıkları ve uzun yıllar sonucunda tanınmış hale getirdikleri marka veya tasarım gibi hakları bulunmaktadır. Fikri mülkiyet haklarının sahipleri, gayet doğal olarak kendilerine ait hakların başkaları tarafından izinsiz biçimde kullanılmasını engellemek isterken; diğer yanda NFT yaratıcıları, ifade özgürlüklerini serbestçe kullanmak istediklerini ifade etmektedir. Henüz erken olsa da tahminimiz, gelecek yıllarda NFT ve marka hakları arasındaki asli çatışma noktasının ifade özgürlüğü hakkı ekseninde ortaya çıkacağı yönündedir. NFT yaratıcılarının başkalarına ait marka/tasarım gibi hakları sanatsal yaratım adıyla serbestçe kullanabilecekleri pek sanmıyorum. Burada belirleyici olan husus, esasen A. B. D. uygulamalarında karşımıza çıkan adil kullanım ilkesi, parodi istisnası gibi kavramların mahkemelerce NFT özelinde yorumlanış biçimi olacaktır. Bu genel kural esas alınarak yapılacak değerlendirmelerde şu sonuçlara ulaşılır; Türkiye'de yürürlükte olan FSEK'in 20. maddesine göre, bir eserden doğan mali haklar birbirine bağlı değildir. Yani bunlarla ilgili ayrı ayrı tasarruflarda bulunulabilir. Öte yandan, FSEK madde 52 uyarınca bu tasarruflar sırasında hangi hakların anlaşmaya konu edildiğinin tek tek sayılması zorunludur. Yani eser, icra, fonogram, film ve/veya yayınlar için yazılı şekilde yapılacak sözleşme ve benzeri işlemler sırasında, bu ürünlerden neşet edebilecek NFT ile ilgili haklar için ayrıca ve açıkça düzenleme yapılması gerekir. Zıt anlamı ile eğer herhangi bir tasarrufta bulunulmazsa, bunlar hak sahiplerinin uhdesinde kalmaya devam edecektir. Bu sonuç, hem FSEK'in ruhuna hem de 51. maddede belirtildiği gibi ileride ortaya çıkacak hakların eser/bağlantılı hak sahibine ait olacağına ilişkin düzenlemeye uygundur. MSG Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği Genel Sekreteri Av. Dr. Barış Şensoy ise NFT'lere ilişkin olarak aşağıdaki açıklamaları iletti: NFT formatındaki eserlerin hayatımıza girmesiyle birlikte birçok yeni kavramla tanışmaya başladık. Kısaca NFT'ler, dijital ortamda üretilmiş veya dijital ortama aktarılmış; şarkı, resim, gif, video veya ses dosyalarının bir blokzincirin parçası haline getirilmesi ile yani 'Mint' edilmesi ile oluşurlar. Kısaca 'Minting' olarak da geçen bu işlem, bir eseri NFT formatına çevirme işlemidir. Günümüzde dijital cüzdana sahip olan herkes, kendi eserini belirli bir bedel karşılığında NFT haline getirip, yani mint edip, pazardaki platformlarda satışa sunabilmektedir. Ayrıca, NFT'lerin hukuki koruması bir blokzincir tarafından sağlanır. Blokzincir, NFT'lere birtakım özellikler ve avantajlar da sağlamaktadır. Blokzincir ile merkezi otorite ortadan kalkar; şeffaflık, doğrudan kimseye ihtiyaç kalmadan işlem imkanı ve değiştirilemezlik oluşur. Ayrıca, NFT'ler de FSEK'teki tanıma uygun düştüğü ölçüde, fikri bir çabanın ürünü olması ve sahibinin hususiyetini taşıması koşulu ile ulusal ve uluslararası korumadan faydalanırlar. Bu korumanın sağlanmasında, NFT'ye bağlı akıllı sözleşmede yer alan koşullar büyük öneme sahiptir ve NFT'nin sonraki satışlarını ve NFT sahibinin mali haklarını da doğrudan etkileyebilmektir. Ancak, sistemsel bazı riskler barındırması ve hukuki temelinin henüz oluşmamış olması gibi dezavantajları da bünyesinde barındırmaktadır. MESAM Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği Genel Sekreteri Av. Zeynep Öztürk Özkan, eser sahipleri bakış açısıyla konuyu şu şekilde değerlendirdi: Bir müzik eserinin oluşturulması ve kamuya sunulması konusundaki teknolojiler, son yirmi yılda önemli ölçüde değişti. Müzik platformları, sanatçıların eserlerini herhangi bir aracı olmadan dağıtmalarına olanak sağlamıştır. Ancak hızla gelişen teknolojiye rağmen, elde edilen gelirin hak sahiplerine ulaşması mekanizmaları, hala büyük ölçüde belirsizlik içermektedir. Büyük ölçekte gelirin söz konusu olduğu müzik endüstrisindeki bu belirsizliğin ortadan kalkması ve eser sahiplerinin bu gelirden daha büyük pay almasının sağlanması için güncel dijital dünyanın olanaklarının iyi tanınması ve bu dünyanın içinde hak sahiplerinin doğru ve zamanında konumlanması önem arz etmektedir. NFT'ler küresel ölçekte hızla ticari obje olarak gündeme gelirken, ülkemizde de bu alanda bir pazar yaratılması için çeşitli girişimler söz konusu. En popüler ve yaygın sanat dalı olarak müzik alanında NFT'lerin kısa sürede ülkemizde büyük bir pazar oluşturmasını bekliyoruz. Son 10 yılda büyüyen 'retro' pazarı ile koleksiyoner trendlerin müzik sektöründe ciddi hacimli bir ticaret alanı yarattığını da göz önüne alarak, NFT'lere de sektörde büyük ilgi olacağını varsayabiliriz. NFT'lerin sadece nostaljik alana hitap etmediğini, aynı zamanda yeni ve sıfırdan yaratılan dijital üretimleri de kapsadığını hesaba katarsak, kısa sürede müzik sektöründe ticari potansiyeli yüksek yeni bir pazar oluşabileceğini öngörebiliriz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanat-emekcilerine-destek-icin-cevrimici-yeni-yil-festivali-festtogether/", "text": "'Festtogether Yeni Yılın İlk Festivali', 2 ve 3 Ocak'ta izleyicilerle buluşacak. Festivale alınan her bilet sanat emekçilerine destek olarak aktarılacak. Türkiye'nin ilk sürdürülebilir müzik festivali Festtogether, 2 ve 3 Ocak'ta düzenleyeceği etkinlik ile pandemide en çok zarar gören sektörlerden biri olan kültür sanat alanına destek olmak için hazırlanıyor. Festtogether'da birçok ismin katılacağı konserler gerçekleştirilecek. 'Festtogether Yeni Yılın İlk Festivali', 2 Ocak Cumartesi günü NetD ve YouTube Türkiye üzerinden canlı yayımlanacak. 3 Ocak Pazar günü ise Festtogether'da bilet alarak izlenebilecek özel etkinlikler olacak. Cem Yılmaz ve Ezhel 3 Ocak Pazar günü canlı yayında izleyicilerle buluşacak. NetD Youtube ve Youtube Türkiye kanalları üzerinden canlı gerçekleşecek festivale Ayyuka, Bedük, Büyük Ev Ablukada, Can Baydar, Can Bonomo, Dolu Kadehi Ters Tut, Elif Çağlar, Emre Kula, Gazapizm, Gökhan Türkmen, Gülinler, Harun Tekin, İkiye On Kala, Jabbar, Kalben, Karsu, Kenan Doğulu, Nilipek, Nova Norda, Philarmonix, Sena Şener, Sertab Erener, Son Feci Bisiklet, Tuğçe Şenoğul, Yaşlı Amca gibi isimler katılacak. Festivale alınan her bilet sanat emekçilerine destek olarak aktarılacak. Ayrıca www. birkirabirsahne. com sitesinden de pandemi döneminde çok zor bir dönemden geçen sahne sanatları mekanlarına destek olunabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanat-ile-sagligin-birlestigi-sergi-biriz/", "text": "Bahçelievler Memorial ve Bahariye Sanat İstanbul iş birliği ile Bahçelievler Memorial Sanat Galerisi'nde 28 sanatçının katılımıyla düzenlenen Bir'İZ: Sanat ile Sağlık El Ele karma sergisi 12 Ocak Salı günü sanatseverlerle buluşuyor. Bir'İZ sergisi Sanat ile Sağlık El Ele sloganı ile yola çıkılıp birçok sanatçının katılımıyla pandemi sürecinde birlikteliğimizi vurgularken; aynı zamanda da sanatın iyileştirici gücü ile iz bırakan anlamlı bir proje olma özelliği taşıyor. Sergide sanatçıların özgün baskı ve resim çalışmalarının yer aldığı, farklı tekniklerde üretilmiş 45 eser bir ay süreyle Bahçelievler Memorial Sergi Salonu'nda ve www. bahariyesanat. com online sergilerde izlenim ve satışta olacak. Bir'İZ: Sanat ile Sağlık El Ele karma sergisi 12 Şubat'a kadar görülebilir. Alev Dumlupınar, Aylin Ataç, Aynur Yalçıner Sencan, Atilla Atar, Benan Çokokumuş, Bilge Heper, Burak Boyraz, Devrim Erbil, Dilek Kocademir, Füsun Uzunoğlu, Gökçen Meryem Kılınç, Gülcan Kalkan, Gülden Ateşlioğlu Akın, Gülgün Haksal, Hasan Baltacı, Hatice Keten, Mualla Coşkun, Naz Gün Desde, Nerkiz Akçura, Nur Ulubil, Perihan Ata, Saadet Bakır, Saba Çağlar Güneyli, Süleyman Saim Tekcan, Ümit Gezgin, Yıldız Evranoz, Zehra Başeğmez, Z. Nuray Atasagun."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanat-kurtarabilir-mi/", "text": "Kurtarıcı olmak; ışık tutmak ve dokunarak yol göstermekten çok başka bir şey! Kurtarma eyleminde eylemde etken Kurtaran ve edilgen Kurtulan ile eylemin gerçekleştiği Felaket ortamı bulunmaktadır. Sanat dünyayı kurtarmaz, onun gücü tek tek birey, toplamında toplum ve insanlığın zihinsel ilerlemesinin sınırında dolaşır. Üç eksik, beş fazla... sanatta da mucize yoktur. Sanat; insan hak ve hürriyetlerine saldırı, eşitsizlik ve adaletsizlik vb insanlığa yapılan saldırıların kötü, hatalı ve yanlış olduğunu bilir, ama kurumsal bir yapısı ve bu kurumsal yapıya bağlı uygulama alanları olmadığı için bu seslenişler sadece sanatçılar aracılığıyla dile getirilebilir. Sanatın sanatçılar aracılığıyla dile getirdiği adalet, özgürlük, eşitlik vb. kavramlar Hukuk sistemince detaylandırılır ve uygulaması yapılır. Buna eğitim, sosyal güvenlik, seyahat, sağlık, insanca yaşama vb. diğer hak ve özgür de ilgili yapılarca dile getirilir ve uygulanır. Diğer taraftan bu ve benzeri konular felsefe ve bilim tarafından da kendi bakış açılarıyla değerlendirilir ve uygulanır. Sanat dünyada eylemci olarak değil, bir katalizör görevi yapar, önce sanatçıların çalışmalarıyla toplumun duyu organlarına dokunur. Bu haliyle bile sanatın yaptığı azımsanacak bir şey değildir. Bu nedenle sanata ve sanatçıya uygulayıcı rol biçmemek gerekir. Sanat sanatçıları üzerinden aydınlanma ortamı yaratır. Aydınlanma bir kurtarılma eylemi değildir. Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapare Aude! Aklını kullanma cesaretini göster! Immanuel Kant'ın bu sözü Aydınlanmanın yol haritasıdır. Kurtuluştaki edilgen olan insan aydınlanmada aktif hale gelmekte ve kendi göbeğini kendi kesmektedir. Sanatın aydınlanma ortamı yaratabilmesi için sanatçı olmaya soyunanın kendine Kurtarıcı rolü biçmemesi ve öncelikle sanatı ve aydınlanmayı bilerek, özümsenmesi ve yaşamında uygulamaya koyması gerekir. Henüz ergin olmamış ve düştüğü çukurdan çıkamamış birinin başkalarını kurtarması söz konusu olamaz. SON SÖZ; buna sanatçı olma iddiasında bulunalar da dahil olmak üzere Kurtarıcı olarak ortaya çıkacakların önce kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumunun farkına varması ve buradan da kurtulması gerekir. Kendini kurtaramayan ne sanatı, ne toplumu ve ne de insanlığı kurtarabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanat-turizminde-bir-sonraki-destinasyonunuz-baku/", "text": "Tarih ve sanatın olağanüstü bir şekilde iç içe geçtiği çok yönlü Azerbaycan'a hoş geldiniz. Çok sayıda öneri ve tekliflerle Azerbaycan, seyahat ederken huzuru sanatta bulanlar için doğru adres. Tarihin gözlerinizin önünde canlandığı başkent Bakü'nün çeşitli mimari mirasının büyüsüne kapılmaya hazırlanın. Batı ile doğunun, tarih ile modernin harmanlandığı mimari, beklentilerinizin ötesinde bir deneyim yaratacak. Bakü'de, Kız Kulesi ve Şirvanşah Sarayı ile birlikte UNESCO listesinde yer alan Eski Kent'in Arnavut kaldırımlı sokaklarında Orta Çağ atmosferini keşfedecek ve Alev Kuleleri'nin zarafeti ve fütüristik Haydar Aliyev Merkezi gibi büyüleyici çağdaş mimarinin tadını çıkaracaksınız. Kozmopolitan Bakü; müzeler, tiyatrolar, sanat evleri ve sanat meraklıları için merkezler gibi çok çeşitli sanatsal seçeneklere sahip. Bu mekanlar, Bakü 'deki günlerinize mükemmel bir katkı sağlayacak ve günlerinizi estetik, bilgi ve bol neşeli anılarla zenginleştirecek. Bakü 'nün kalbinde yer alan ve seçkin bir mimari harikası olan Haydar Aliyev Merkezi, turistlerin dikkatini çekiyor. Ünlü mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan çarpıcı yapı, Londra Tasarım Müzesi Yılın Prestijli Tasarımı Ödülü'nü kazandı. Olağanüstü görünümü şehrin kendisine özel ve pitoresk bir görünüm kazandırırken; aynı zamanda yerel, kültürel ve küresel sanatlara da ev sahipliği yapıyor. Büyük sandık koleksiyonu, önemli tarihi yapıların minyatür versiyonu, benzersiz klasik araba koleksiyonları, merkezde keşfedeceğiniz ana bulgular. Çağdaş sanatsal yaratıcılığın bir başka örneği de yetmiş yılı aşkın ünlü heykeltıraşların ürettiği 800'ü aşkın sanat eserinden oluşan etkileyici bir koleksiyonun sergilendiği Modern Sanat Müzesi. Azerbaycan'ın tanınmış sanatçılarından Tahir Salahov'un önemli tabloları, müzede ayrı bir yere sahip. Bir diğer dinamik sanatsal mekan ise Bayrak Meydanı'nın yanında yer alan, Hazar Denizi manzaralı YARAT Çağdaş Sanat Alanı. Çağdaş ve modern sanat tutkunları, bu merkezlerde hoş karşılanarak kendilerini yeniliyor ve geri bildirimlerini misafirlerle tartışabiliyorlar. Sahil Bulvarı üzerinde yer alan rulo halı şeklindeki Halı Müzesi, Bakü'nün modern mimari simgelerinden biri. Bugün Halı Müzesi, 6.000'den fazla Azerbaycan halısının dünyadaki en büyük koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Burada Azerbaycan'ın 7 bölgesel halı dokuma okulunun tüm ayrıntılarını ortaya çıkarabilir ve yerel kültürü, doğayı ve inançları yansıtan çok sayıda tasarımın ardındaki anlamı öğrenebilirsiniz. Azerbaycan klasik güzel sanatlarının, milletin köklü tarihini ve kültürünü yansıtan eşsiz bir geleceği var. 20. yüzyılın muhteşem mimarisi Azerbaycan Opera ve Bale Tiyatrosu, pek çok klasik ve ulusal tiyatro eserine ev sahipliği yapıyor. Opera ekibi, senfoni orkestrası, bale topluluğu ve koro, kurumun önemli sektörleri. Bölgede önemli bir üne kavuşan tiyatro sahnelerinde, İslam dünyasındaki ilk opera olan Leyli ile Mecnun da sergileniyor. Azerbaycan Devlet Akademik Ulusal Drama Tiyatrosu, ülkenin sanat yaşamında öncü rol oynayan bir diğer önemli sanat merkezi. Tiyatro, kuruluşundan bu yana pek çok kültürel oyun ve operaya ev sahipliği yapmakta ve burada yaşayan insanların kültürel mirasını yansıtmakta. Bakü'nün hemen dışında gezginler, sanatın en eski atalarımızın tarihini temsil ettiği bir açık alan müzesini ziyaret edebilirler. Burada, 7.000'den fazla antik petrogliften oluşan şaşırtıcı bir koleksiyona ev sahipliği yapan, UNESCO listesindeki Kobustan Devlet Tarih ve Kültür Koruma Alanı'nda tarih öncesi insan toplumu hakkında bilgi edinilebilir. İnsanların, savaşçıların, hayvanların, teknelerin, dansların, avlanmaların, deve kervanlarının ve daha fazlasının tasvir edildiği sahneler, 5.000 ila 20.000 yıl öncesine dayanan yaşam tarzlarının haritasını çıkarıyor. Dahası, sadece kısa bir sürüş mesafesinde, dünya dışı, ay benzeri manzaralarla övünen Azerbaycan'ın birçok çamur volkanının gizemi yatıyor. Azerbaycan, dünyanın en büyük çamur volkanı Toragay da dahil olmak üzere, Dünya üzerindeki bilinen 1700 çamur volkanından 700'üne ev sahipliği yapıyor. Azerbaycan'ı bir sonraki sanat turizmi destinasyonu olarak seçmek, sizi hayranlık içinde bırakmayı ve başka hiçbir yerde bulamayacağınız olağanüstü kültürel deneyimlerle ruhunuzu zenginleştirmeyi vaat ediyor. Mükemmel maceranızı kolayca planlamak için daha fazla bilgi almak üzere Azerbaijan. travel'ı ziyaret edin."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanat-yoluyla-egitime-burs-destegi/", "text": "Türk Eğitim Vakfı Portakal Çiçeği Uluslararası Sanat Kolonisi ile bir araya gelerek hem korona sürecinin kahraman sağlık çalışanlara destek hem de çocuklara gelecek olabilmek adına kolları sıvadı. Kayıplarımızın acısını bir nebze olsun hafifletebilmek ve sağlık çalışanlarına minnet duygumuzu ifade edebilmek için onların geride bıraktığı çocuklarının eğitimine destek verecek bir projeyi başlattık sözleriyle projelerini tanıtan Türk Eğitim Vakfı çocuklara sanatın ışığıyla destek sunmaya hazırlanıyor. Yıllardır sanata ve sanatçıya desteğiyle bilinen Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şahin ise projeyle ilgili olarak; Çok önemsediğimiz bir projeyi hayat geçirmenin mutluluğu içindeyiz. Bu proje kapsamında sanatçılara çağrımız var. Tüm sanat camiası olarak elimizi taşın altına koyalım, sanatçılarımız birer eserle projemize katılsın, biz de, gelenekselleşen Cumhuriyet Sergilerimizi bu yıl bu projeyle birleştirelim. Serginin düzenlenmesi, tanıtımı, afiş, davetiye ve katalog hazırlanmasını biz üstlenelim. Sergideki satışlardan elde edilecek gelirin tamamını da, sağlık çalışanlarının geride bıraktığı çocuklarının eğitimine burs olarak aktaralım istedik. Bu kahramanların çocuklarının eğitimine destek olmak için TEV' le işbirliği yaptık ve Korona Kahramanlarına Destek, Çocuklarına Gelecek sloganıyla yola çıktık. Bu süreçte TEV Ankara Şube Yürütme Kurulu Başkanı Ömer Turna'ya bu işbirliği için teşekkür ederiz. Ayrıca projeye hayat veren diğer destekçilerimizi de unutmamak lazım. Onlara da ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Çok güçlü sponsorların desteğiyle başlamanın güveni içindeyiz. En çok da sanatçılarımızın projeye desteği önemli, projeye bağışlanacak her eser ve o eserin satışından elde edilen gelir, fona aktarılacak. Fon aracılığıyla da öğrencilere eğitim hayatları boyunca burs desteğinde bulunacağız. dedi. Sanatçılar sergiye plastik sanatların her disiplininde, ölçü standardına uymak koşulu ile katılabilecekler. Yalnızca www. portart. org sitesine girip şartnameyi okumaları ve kayıt olmaları gerekiyor. Her eser aynı fiyattan satışa çıkarılacak ve açık artırma yöntemiyle satılacaktır. Eser, alıcıya yalnızca, TEV Korona Kahramanlarına Destek Fonuna yapılan bağış makbuzu karşılığında teslim edilecektir. Eserlerin son teslim tarihi 30 Ağustos 2020 olarak belirlenmiştir. Art Boya, PonArt, Piece of Art News, dermoskin, Wom Bilişim, SB Sanatsal Baskı ve Art Contact- İstanbul, projenin sponsorlarıdır. Proje, her türlü desteğe açıktır. UPSD ve Piece of Art Store da projeye destek vermektedir. Destekleyenler arttıkça ilave edilerek, kamuoyuna duyurulacaktır. TEV yöneticilerinin açıkladığı bilgilere göre; burs başvurusu için, Korona virüs nedeniyle hayatını kaybeden sağlık çalışanı çocuğu olmak ve eğitim hayatına devam ediyor olmak yeterlidir. Burs, öğrencinin eğitim hayatı boyunca sürecektir. Arzu eden sanatçılar, resim bağışının dışında da, ilgili hesaplara nakdi yardım yapabileceklerdir. Bulaşıcı olan iyiliktir, gün, sağlık çalışanları için destek verme günüdür. Tüm sanatçıların katılımıyla büyüsün, güçlensin ve bu günlere damgasını vuran bir proje olsun."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanata-bi-yer-platformu-uyesi-sanatcilardan-doga-nerede-sergisi/", "text": "Doğuş Grubu'nun kültür-sanat alanındaki başlıca sosyal yatırımı olan Sanata Bi Yer ve HAN Spaces iş birliği ile açılan Doğa Nerede? sergisi ilgiyle karşılandı. ArtPick organizasyonu ve küratörlüğünde düzenlenen serginin açılış daveti, Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi Nafiz Karadere ve Alkaş & HAN Spaces Yönetim Kurulu Başkanı Avi Alkaş'ın katılımıyla HAN Levent ofisinde gerçekleşti. Sergide, öğrencilerin Doğa Nerede? arayışını merkeze alan 55 çalışması 31 Mayıs tarihine kadar eş zamanlı olarak HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde görülebilir. Doğuş Grubu'nun Doğuş'tan İyi Bir Gelecek sosyal sorumluluk vizyonuyla 2015 yılından bu yana sanatla uğraşan öğrencilere destek olmak üzere yürüttüğü Sanata Bi Yer platformu Çünkü Sanat Alan İster mottosuyla genç sanatçıları desteklemeye devam ediyor. Sanata Bi Yer ile HAN Spaces iş birliğinde ve ArtPick organizasyonu ve küratörlüğünde düzenlenen 'Doğa Nerede?' odağındaki sergi ile platform üyesi 17 genç sanatçının çalışması HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde sergileniyor. Yoğun ilgi ile karşılanan serginin açılış davetine Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi Nafiz Karadere ve Alkaş & HAN Spaces Yönetim Kurulu Başkanı Avi Alkaş katıldı. Sanata Bi Yer platformu üyesi genç sanatçıların çalışmalarının yer aldığı sergi, son yıllarda küresel ısınmayla birlikte dünyanın birçok noktasında gerçekleşen orman yangınları ve insanlığın doğayla olan ilişkisine odaklanıyor. Sergide yer alan çalışmalar, doğayla kurulan ilişkinin bir yansıması olarak ele alınırken, insanın ilk mekanı, ilişki kurduğu/oyun oynadığı yer olan doğa ile günümüze kadar değişmeyen ve insan olmanın yapı taşını oluşturan öğeleri gözler önüne seriyor. Sergide yer alan genç sanatçıların çalışmalarındaki çeşitli metot kullanımı, doğayla ilişkimiz ve onu arayışımızdaki noktaları da gözler önüne sererek, 'Doğa Nerede?' sorusunun yanıtlarını sanatseverlerle birlikte aramayı hedefliyor. 'Doğa Nerede?' sergisi karbon salınımı, doğa tahribatı ve şehrin trafik yükünün azaltılmasını da amaçlayarak İstanbul'un Avrupa ve Anadolu Yakası'nda iki ayrı noktada bulunan HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde 31 Mayıs'a kadar eş zamanlı ziyaret edilebilir. Sergide; Abdulgani İlhan, Aylin Erdem, Ayşenaz Çubukçu, Berrak Zeynep Yılmaz, Ece Maria Aslanbey, Eyhan Çelik, Hilal Özdemir, İbrahim Deniz Tavlıbıyık, İlayda Çorlu, İrem Terzi, Safiye Otman, Semiha Adsız, Şeyma Lakot, Tuğçe Çakal, Tuğçe Şen, Yağmur Demir ve Yağmur Kevser Barutçu olmak üzere 17 genç sanatçının çalışması yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanata-bi-yerden-sanatci-adaylarina-sergileme-imkani/", "text": "2015 yılından bu yana Türkiye'nin birçok şehrinden öğrencilerin sanatını görünür ve ulaşılabilir kılan Sanata Bi Yer platformu sanatı sergi salonlarının ve galerilerin dışına taşıyarak pandemi döneminde sanatçı adaylarına sergileme imkanı sunacak. 13 öğrencinin çalışmalarından oluşan seçki, 1 Mart 2021'e kadar farklı lokasyonlarda sanatseverlerle buluşacak. 2015 yılından bu yana güzel sanatlara ilgi duyan üniversite öğrencilerine ''Çünkü Sanat Alan İster'' mottosuyla Doğuş Grubu'na ait çeşitli mekanlar, festivaller ve sergilerde çalışmalarını sergileme imkanı sunan sosyal sorumluluk platformu Sanata Bi Yer, 13 öğrencinin çalışmalarından oluşan seçkiyi farklı lokasyonlarda sanatseverlerle buluşturacak. Ece Gül, Eylem Can Kılıç, Mert Ağbulak, Safiye Otman, Seda Öztürk, Serap Can, Merve Özpütürcüklü, İbrahim Yanık, Yunus Emre Aydın, Emine Dirik, İbrahim Deniz Tavlıbıyık, Emirhan Azgel ve Tuğba Korucu'nun birbirinden farklı çalışmaları İstanbul'a yayılacak. Doğuş Grubu mekanlarının sanatçı adayları için sergileme alanına dönüştüğü platform kapsamında farklı lokasyonlarda sanatseverlerle buluşacak olan seçkiler 1 Mart 2021'e kadar ziyaret edilebilecek. Genç sanatçı adaylarının çalışmaları Doğuş Center Maslak, Doğuş Oto Maslak, Doğuş Otomotiv, D-Gym, D-Ofis ve Yapı Kredi bomontiada'da sanatseverlerle bir araya getirecek olan Sanata Bi Yer platformu hakkında detaylı bilgi ve öğrencilerinin portfolyolarını incelemek için sanatabiyer. comadresini ziyaret edebilir, Sanata Bi Yer instagram hesabından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanata-durmak-yok-yeter-ki-uygulayacak-alan-olsun/", "text": "Yaşanmakta olan salgın sürecinin sanata olumsuz etkileri sürüyor olsa da bazıları için bu durumu olumluya dönüştürmenin de mümkün olduğu görülebiliyor. Sanata her zaman destek olmayı ön planda tutan oteller satın aldıkları orijinal tablolarla dekorasyonlarını tamamlarken onlara da desteğini sürdürmüş oluyorlar. Şimdilerde turizm sezonuna hazırlanan Ege ve Akdeniz Bölgesi otelleri de sakinlikten faydalanarak tesislerindeki sanatsal eksiklikleri tamamlamak, yenilemek, değiştirmek gibi işlemleri yerine geitiriyorlar. Datça'nın ünlü otellerinden Mavi & Beyaz da bu çalışmaya önem veren otellerinden biri. Otel yönetimi aralarında Ankara'lı ünlü ressam Mehmet Babat'ın da yer aldığı bir ekip ile otelin girişine ve bahçe duvarlarına isimleri Datça ile bütünleşmiş efsane isimleri ve konuları resim olarak yansıtıp işliyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatci-cenk-yukselin-resim-sergisi/", "text": "Kadına yönelik şiddetin son zamanlarda doruklara ulaştığı, kadınların sesine bir ses, bir nefes olabilmek için, gerçekleştireceği kişisel resim sergisinde sanatçı ve akademisyen Cenk Yüksel Kadınların toplum içinde yaşadıkları şiddetin boyutları salt fiziksel eylem içinde değildir. Toplum ve aile baskısı altında şiddet gören çoğu kadın kendini savunamamakta ve hatta olanı anlatacak kadar dahi sesini çıkarmasına müsaade edilmemekte ve böylece iyice sessizleştirilmektedir. Ancak, Kadın susamaz, kadın hiçbir güç ve şiddet karşısında susmamalıdır diyor. Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği yararına düzenlenecek olan SESİM RESİM sergisinde, her bir tabloya ilham olan kadınların hikayelerini ise Balçiçek İlter Ece Üner Sedef Orman Yelda Cumalıoğlu Zeynep Casalini Çiçek Dilligil Zeyno Eracar Özge Uzun Gülay Özdem Seyhan Arman Farah Yurdözü Dilek Çelebi Seda Kement Sibel Bağcı Uzun Selda Terek Banu Yüksel Aslı Balcı Şimşek Ebru Dönertaş Yeşim Kaya Özden Ayyildiz Arzu Aydemir seslendirdi. Beşiktaş Belediyesinin sponsorluğunda Akatlar- MKM Çağdaş Sanat Galerisinde yapılacak sergide yer alan yirmi bir resim çalışmasında; sanatçı ve akademisyen Cenk Yüksel susma görme ve görünme eylemlerinin bir aktarımı olarak dikkat çekici bir yaklaşım üzerinden kadının toplumdaki kimliğini ve sosyo-kültürel boyuttaki problematik yapıları keskin biçimde aktarmaktadır. Türkiye ve Dünyada sesi, resimi, hikayeyi ve dijitali bir araya getiren, sosyal sorumluluk temalı ilk sergi olan SESİM RESİM sergisi, 3 Eylül'dekiaçılışının ardından, 30 Eylül'e kadar Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi'nde sergilenecek. Sergiyi ziyaret edenler tabloların altında yer alan QR kodlarını telefonlarından okutarak, seslendirilen hikayeleri dinleyebilecekler. Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği : Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği; benimsediği; toplumsal cinsiyet eşitliği, gönüllülük, dayanışma ve ayrımcılıkla mücadele ilkeleri ile 2012 yılından itibaren faaliyet göstermektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadının güçlenmesi, kadın hakları ve topluma pozitif etkiyi sağlayabilmek için çalışmalarını sürdürmektedir. Cenk Yüksel :1980 İstanbul doğumlu olan sanatçı, İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi ve İstanbul Üniversitesi Opera Şan bölümleri mezunudur. Dünya üzerinde on milyon insanda bir bulunan counter tenor sese sahip olması sebebiyle, İstanbul Üniversitesi'nde counter tenor olarak eğitim almaya hak kazanmış ve tanınmasıyla birlikte de Türkiye'nin ilk counter tenor ses sanatçısı olmuştur. Haliç Üniversitesi'nde yüksek lisansını tamamlamış olan Yüksel, profesyonel sanat hayatı devam ederken, bir yandan da Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak akademik kariyerini sürdürmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatci-ceren-hancer-sanat-mottom-sadelikteki-ihtisam/", "text": "Ceren Hançer, sanat yolculuğunu dergimiz okuyucuları için paylaştı. Çocukluğundan bu yana boyaları çok sevdiğini ve doğaya dair çizimler yaptığını ifade eden sanatçı, Sanat mottom sadelikteki ihtişam dedi. Evli ve bir çocuk annesiyim. Hacettepe İngilizce İşletme onur öğrencisi mezunuyum. Resim, müzik ve müzik enstrümanlarına ilgim var. Seyahat etmeyi çok severim. Ayrıca bir koleksiyonerim. Marmara Denizi'nden topladığım rengarenk istiridyeleri koleksiyonuma ekliyorum. Resim yapma serüvenim, çocukluğumdan itibaren başladı. Boyaları çok severdim ve sürekli bir şeyler çizip boyamak isterdim. 5-6 yaşlarında evimizin bahçesindeki söğüt ağacını en ince ayrıntılarına kadar çizmiştim ve bu benim özenerek tamamladığım ilk eserim olmuştu. Böylece resim hayatımın başladığını hissetmiştim ve o günden bugüne kadar günde en az 1-2 saatimi resim yapmaya ayırırım. Dışarı veya seyahate çıktığımda yanımda mutlaka kalemlerim ve çizim defterim bulunur; duygu yükleyebildiğim her şeyi resmetmekten büyük mutluluk duyuyorum. Eserlerimin birçoğuna anlam yüklemeyi veya eserlerimim bir mesaj içermesini seviyorum. Bazı eserlerimi rüyalarımın etkisiyle yapıyorum, yani rüyalarımda gördüğüm şey rüyamda bana ne hissettiriyorsa, çizdiğimde de eserin aynı hissi bana veya diğer insanlara vermesini istiyorum. Örnek olarak, Lotus ve Yanılsamalar isimli eserler. Genelde portre, natürmort, peyzaj ve karakalem çalışmayı seviyorum. Ayrıca sadece mavinin tonları ile beyazı kullanarak yapacağım eserlere ağırlık vermeyi düşünüyorum. Yağlı boya, pastel boya, kömür-karakalem çalışmalarına ağırlık veriyorum. Dekoratif amaçlı akrilik çalışmalarım oldu, fakat dekoratif ürünlere yönelmeyi çok düşünmüyorum. Bazı eserlerimde küpe veya kolye ayrıntılarını, koleksiyonumdaki nadir bulunan istiridyelerle yapıyorum. Farklı yöntemler denemeye çalışıyorum. Büyük ustaların hayatlarını, eserlerini, tekniklerini fırsat buldukça inceliyorum. Leonardo da Vinci'nin bir sözünden çok etkilenmiştim ve bu sözün tam tersinden yola çıkarak kendime özgü bir tarz oluşturmayı başladım. Raxeria isimli eserimi de bu teknikle yaptım. Bu tarz eserler üreterek tekniğimi geliştirmeye devam edeceğim. - Altınpark Kişisel Resim Sergisi (Ankara, 2014) - Çocuklar ve Sanat Sergisi (Kamu yararı organizasyonu, ders verdim. İstanbul, 2018) - Kültürel Uyum Resim Sergisi (Haliç Kongre Merkezi, kamu yararı organizasyonu, Ülkemizde bulunan tüm uyruktan ressamların katıldığı sergiyi organize ettim ve eserlerimle katıldım. İstanbul, 2019) - Zeytinburnu Belediyesi Karma Sanat Sergisi'ni organize ettim ve eserlerimle katıldım. (İstanbul, 2020) - Trinity Kişisel Sergi (Sarıyer, 2021) - Arcturus Karma Sergisi (2022) Sanat, benim için hiç bitmeyecek bir tutku. İlham kaynağım, rüyalarım ve doğadaki mükemmel yaratılış. Örneğin, bir çiçeğin muhteşem geometrisini saatlerce inceleyip, kendi yorumumla onu yansıtmaya çalışmak bana çok büyük haz veriyor. Sanat mottom, 'sadelikteki ihtişam' üzerine kurulu. Ülkemizde çok kaliteli fakülteler, yetenekli gençler ve usta sanatçılarımız var. Rekabet ve seçenekler çok fazla. Bu herkesin kazandığı büyük bir yarış bence, çünkü sonunda sanat kazanmış olacak. Bana göre bu süreçte severek yapılan ve pes edilmeyen her işte olduğu gibi sanatta da başarı için bunu yapmak gerekiyor. Usta sanatçılarımızın birkaçıyla yüz yüze çok olamasa da sürekli iletişim halindeyim. Tavsiyeleri, destekleri beni çok mutlu ediyor. Gelecek adına çok umutluyum; çünkü sanat, umudun kendisi benim için. Aslında bu yıl Monaco & Luxembourg'da yapılacak sanat fuarına katılmak için üst düzey bir galeriden teklif almıştım. Özellikle istiridye küpeli eserlerimi çok beğenmişlerdi, fakat bebeğimiz olacağını öğrenince ertelemek zorunda kaldım. Önümüzdeki dönemde üst düzey bir yurt dışı sanat fuarına mutlaka katılmak ve ülkemizi temsil etmek istiyorum. Benim için kısa vadede en önemli projem ise dünyanın en iyi karikatürist ve ressamlarından biri, hatta bana göre dünyanın yaşayan en iyi ressamlarından biri olan ve İtalya'da yaşayan usta bir sanatçıdan hem eğitim almak hem de kendisiyle ortak bir projede çalışmak. Kendisiyle görüşüp olumlu yanıt almıştım, yalnız onu da bebeğim olacak diye ertelemek zorunda kaldım. Önümüzdeki yıl bunu gerçekleştirmek için can atıyorum. Eserlerimin sanata değer veren kişilerin elinde bulunması beni çok mutlu ediyor. İşin maddi boyutu, benim için her zaman ikinci planda olacak. Bu nedenle eserlerimin birçoğu, sanata değer veren çok kıymetli ellerde ve bu beni ayrıca motive ediyor. Kısa vadede birkaç kişisel sergi açmayı düşünüyorum. Bu nedenle eser biriktirmeye başladım. @cerenhancerart isimli instagram sosyal medya hesabımdan eserlerimin yapım aşamalarını ve süreçlerini paylaşıyorum. Ayrıca İzmir Urla'da bulunan; sanata, sanatçıya ve sanatseverlere çok değer veren bir galeri ile çalışıyorum. Çok iyi bir ekipleri var ve çok iyi sanatçılara sahipler. Buralardan eserlerimizi takip edebilirler. Yorum veya eleştirileri beni çok mutlu eder."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatci-eylem-toktan-minimalist-zerafet/", "text": "Türkiye'nin estetik alanındaki en yenilikçi ve öncü sağlık markalarından Estetik International, Quasar İstanbul'da bulunan inovatif merkezini yeniledi. Ana giriş kapısı cadde üzerine alınan ve tüm detaylarda sanat ve sürdürülebilirlik bilincinin izlerini yansıtan merkez, yenilenen tasarımıyla hastalarını karşılamaya hazırlanıyor. Uluslararası sağlık standartlarında hizmet veren ve yüksek hasta deneyimi ilkesiyle hizmet veren Estetik International, artık hastalarını yenilenen imajıyla karşılıyor. Sürdürülebilir yaşam ve estetik kavramının, sürdürülebilir malzeme ve yapı teknolojileri ile birleştirildiği yeni dekorasyonda; merkezin sunduğu kusursuz estetik olgusu, sanat ve çevre sorumluluğu bilinci ile taçlandırılıyor. Yenilenen dekorasyona yönelik konuşan Estetik International Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Cihantimur, Avrupa yakasının en nezih, merkezi, konforlu ve adına yaraşır şekilde en estetik merkezini yenileyerek sizlerle buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz. Merkezimizin duygulara dokunan ve huzur veren bir yer olmasını istedik. Mekanın renklerine ve dokusuna karar verirken dinlendirici bir o kadar da enerji veren, dinamik renk tonları kullandık. Koyu tonlardan kaçınarak, daha sade ve soft tonları tercih ettik. Beyaz elbette ki en çok yer verdiğimiz renk oldu. Temizlik, ferahlık, sağlık ve hijyenin rengi olması yanı sıra istikrar ve devamlılığı temsil etmesi, 25 yılı aşkın sektörde liderliğini koruyan Estetik International imajını da tamamlar nitelikte oldu. dedi. Sürdürülebilir yaşam ve estetik kavramını, yine sürdürülebilir malzeme ve yapı teknolojileri ile birleştirdiklerinin altını çizen Cihantimur doğanın gelişigüzel, aynı zamanda kusursuz olan estetik olgusunu; bilgi birikimleri ve yaratıcılıklarıyla çevre vizyonlarına yansıttıklarını söyledi. Estetik International'ın iç mekan tasarımını anlatan sanatçı Eylem Tok Yola çıktığımda Estetik International, kitaplarımdaki kahramanlarımdan esinlenerek tasarladığım bir mekan olmalı diye düşündüm. Benim için önemli olan zevkleri ve ruh halleri farklı insanların bir araya geldikleri mekanda kendilerinden bir şeyler bulabilmesi. Bununla birlikte sanatı daha erişilebilir kılma arzumuz doğrultusunda B Art Space'in sınırlarını da durmadan genişletiyoruz. Ülkemizi, sektörümüzü ve markamızı katma değer açısından çok daha ileriye taşıyacak B Art Space gibi bir oluşumu hayata geçirmek ve sanata dokunuyor olmak gerçekten mutluluk verici dedi. Aristoteles'in güzel kavramını tanımlayan nesnel ölçütler olan oran, simetri, sınırlılık, düzen, yetkinlik bütünlüğünden yola çıkan B Art Space; insan, estetik, sanat ve tasarımın sınırlarını tanımlayan yaratıcılığı ve sanatsal iş birliğini besleyen öncü bir girişim. B Art Space, kültür alanlarında gündem yaratan, özel sergiler, çeşitli sanat etkinlikleri, sanat söyleşileri, yaratıcı atölyeler düzenleyerek, geniş bir sanat yelpazesinde sanatçılar ile sanatseverleri buluşturuyor. Estetiğin gerektirdiği sanatsal bakış açısını kitlelere yayma vizyonundan yola çıkan ve bugüne kadar 8 farklı proje ile sanata ev sahipliği yapan B Art Space'te, Levent Vardal'ın Sıraltı Otomobiller özel serisinden merkeze özel üretilen eserler sergileniyor. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik Bölümü'nde Lisans eğitimini tamamlayan sanatçı, disiplinler arası çalışmalarını ve sanat kariyerini İstanbul'da sürdürüyor. Sıraltı Otomobiller serisinin nostaljik ve son model otomobillerin endüstriyel seramik üzerine sıraltı tekniği ile işlendiği eserler, sanat severler ile buluşuyor. Zamana şahitlik eden otomobillerin sanatseverler üzerinde güçlü ve etkili duygular bırakması bekleniyor. Sergi, 1 Eylül Cuma gününe kadar Estetik International İstanbul ve Bursa B Art Space alanlarında yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatci-ilham-gencer-icin-akmde-toren-duzenlendi/", "text": "Türkiye'nin ilk piyanist şantörlerinden, caz sanatçısı Bozkurt İlham Gencer için Atatürk Kültür Merkezi'nde tören düzenlendi. Önceki gün hayatını kaybeden caz sanatçısı Bozkurt İlham Gencer için Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği tarafından AKM'de düzenlenen törene, sanatçının ailesi, dostları ve sevenleri katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan törende, Gencer'in hayatından kesitlerin yer aldığı bir video gösterildi. Sanatçının oğlu Bora Gencer, üzüntüsünü dile getirerek, Babamla ilgili konuşacak milyonlarca şey var. Buraya çıkıncaya kadar metanetli olmaya çalıştım. Ailesi olarak o kadar mutluyuz ki şerefli doğup, şerefli ölen bir babanın çocukları olmaktan dolayı. O Türk olarak doğdu, Türk olarak öldü. Çok inançlı bir insandı. Ben dua etmeyi, namaz kılmayı babamdan öğrendim. Geçen yıla kadar orucunu da tutardı. İyi bir Müslümandı benim babam dedi. Babasının herkese yardım eden bir insan olduğunu belirten Gencer, Herkes de ona yardımcı oldu. Çok mutlu, çok huzurlu gitti. Buna inanabilirsiniz. Bütün doktorlarına, hemşirelerine onda emeği geçen herkese sonsuz teşekkür ediyorum. Zaten hep hazırlıklıydı. 'Türk bayrağına saracaksınız' demişti. Hepinize geldiğiniz için sonsuz teşekkür ediyorum ifadelerini kullandı. MESAM Başkanı Recep Ergül de Gencer'in ailesine ve arkadaşlarına başsağlığı dileyerek, Söyleyecek çok şey var onunla ilgili. Biz geçen sene MESAM olarak kendisine 100. yıl doğum gününde onur ödülü takdim etmiştik. 100 yıllık ömrü güzelliklerle dolu geçti. 100 yıllık bir çınardı. Ne mutlu ki Cumhuriyetle dolu, modern Cumhuriyet'in bütün güzelliklerini yaşadı. Çok sevdi, çok sevildi. Bize hep ilkleri yaşattı. Bir Atatürk ve bayrak sevdalısıydı değerlendirmesinde bulundu. Sanatçı Yücel Arzen ise Türk pop müziğinin biraz İlham Gencer çatısı altından çıktığının altını çizerek, İlham Gencer, kendi geçmişini çok eskilere dayandıran bir müzisyendi. Hepimizin başı sağ olsun dedi. Müzisyen Ahmet Koç ile Sanatta ve Siyasette İlham Gencer kitabını kaleme alan Sami Sefer Coşkun da törende kısa bir konuşma yaptı. Bozkurt İlham Gencer'in cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatci-kadinlarin-izinde-adim-adim-beyoglu/", "text": "Meşher, Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı sergisi kapsamında Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi tarafından 2014 yılından bu yana düzenlenen Cins Adımlar programına ev sahipliği yapacak. İlki 16 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek Cins Adımlar: Sanatçı Kadınların İzinde Beyoğlu yürüyüşünde yolu Beyoğlu'ndan geçmiş sanatçı kadınların hikayeleri anlatılacak. İstiklal Caddesi sanat durakları arasında yer alan Meşher, Cins Adımlar programı kapsamında, sanat ve Beyoğlu'nu bir araya getiren özel bir etkinlik serisini hayata geçiriyor. Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi tarafından 2014 yılında hayata geçirilen Cins Adımlar: Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Yürüyüşleri Programı, Çiğdem Simavi hamiliğinde ve ÜNLÜ & Co sponsorluğunda Meşher'de devam etmekte olan ve küratörlüğünü Deniz Artun'un üstlendiği Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı sergisinde eserleriyle yer almış sanatçı kadınların hikayelerini on durak boyunca takip edecek. İlki 16 Mart Çarşamba günü düzenlenecek Cins Adımlar: Sanatçı Kadınların İzinde Beyoğlu Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Yürüyüşü, Beyoğlu'nun az bilinen sanatçı kadınlarının hikayelerini sanatçıların penceresinden dinlemek ve adımlamak isteyen herkese açık! Kimi az, kimi ise çok tanınan bu sanatçı kadınların yollarının geçtiği, ürettiği ve türlü karşılaşmalar ve deneyimleri sonucu ortaya çıkan biricik hayatlarından izler, Meşher ve SU Gender ekiplerinden oluşan hikaye anlatıcıları tarafından on duraklı bir rota ile takip edilecek. Aliye Berger, Adalet Cimcoz, Füreya Hakkiye Koral ve Nasip İyem, Yıldız Moran, Iraida Barry, Maryam Şahinyan, Frumet Tektaş, İvi Stangali, Sabiha Bengütaş, Ruzin Gerçin ve Lerzan Bengisu'nun eser ve hikayeleri Gezi Parkı, Kallavi Sokak, Narmanlı Han, Taksim Cumhuriyet Anıtı gibi duraklar üzerinden katılımcılarla buluşturulacak. Mart, Nisan ve Mayıs ayında birer fiziksel birer de dijital yürüyüş olarak planlanan etkinliklerden ilki fiziksel olarak 16 Mart Çarşamba günü düzenlenecek. İlk dijital yürüyüşün tarihi ise 22 Mart Salı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatci-ve-koleksiyonerler-depremzedeler-icin-muzayede-duzenledi/", "text": "Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen vatandaşların yararına, sanat galerilerinin katılımıyla çevrimiçi müzayede gerçekleştirildi. Depremzedelere destek için bir araya gelen kurum ve sanatçıların Sanatla yaraları sarmak için var mı arttıran? başlığıyla düzenlediği etkinlik, Depo Müzayede sosyal medya hesabından canlı yayınlandı. Etkinliğe; Ares Antik Müzayede, Hattusha Art, DG Art Project, Sancak Müzayede, Artium Modern, Depo Müzayede, Bi Nevi Galeri, ECN Art Galeri, Zone Art Galeri, Antika Kadiköy, AE Sanat, Sultan Müzayede, Nuket Antik'in de aralarında bulunduğu 25 sanat galerisi katıldı. Sanatçı ve koleksiyonerlerin bağışladığı 200'ü aşkın resmin satıldığı müzayedede, toplam 3 milyon 387 bin lira bağış toplandı. Eserlerin AFAD, Türk Kızılay veya Ahbap'a yapılan ödemelerden sonra dekont gösteren alıcılara teslim edileceği bildirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatci-yavuz-balkandan-yeni-sergi/", "text": "Çalışmalarının çoğunlukla metafizik ve paranormal tezahürleri içerdiğini ifade eden eserlerine ve sergiye dair şunları aktardı: Algı sahasının elverdiği ölçüde genişleyen düş gücü, çağlar boyunca evrilen insanlığa kılavuz olmuştur. Kadim geçmişe sahip mit ve ütopyalar günümüzün sanatında da tezahür ettiğine göre iki zaman dilimini birleştiren köprüdür. Mevcudiyeti sürüklene sürüklene çağımıza erişen anlatılar her daim ilgi alanıma girmiştir. Geçmişin yaşanmışlığından geriye kalan tortu ise kanımca başlı başına bir inceleme konusu. Günlük yaşamda önemsemeyip gözden kaçırdığımız fakat hep yanı başımızda duran şeyler sanat pratikleri sayesinde tekrar anlam kazanmıyor mu? İşte bu sebeple algılama ve frekans kavramları birbirinden ayrılmayan bir bütündür."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatcisina-sahip-cikan-belediye-kartal-kultur-parkindaki-banklari-ciceklendirdi/", "text": "Kartal Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü'nün girişimi ile sanatçı Münevver Kaşıkçı, Kartal Çavuşoğlu Mahallesi Kültür Parkı'nda yer alan bankları, hepsi birbirinden güzel desenler ile renklendirerek güzelleştiriyor. Hobi olarak yaptığı ahşap boyama ve taş desen boyama tekniğini, evinin yakınlarında bulunan Çavuşoğlu Mahallesi Kültür Parkı'ndaki banklara uygulayabilmek amacı ile Kartal Belediyesi ile görüşme sağlayan ve çalışmalarından örnekler gösteren ve uygulama için anlaşan sanatçı Münevver Kaşıkçı,, Kartal Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Deniz Karacan ile birlikte önceki gün banklara desenler çizmeye başladı. Mandala resim tekniğini kullanan Kaşıkçı, özellikle sıcak havalarda parka gelen vatandaşların soluklandığı bankları, renkli boyalarla süsleyerek parkın daha estetik bir görüntü yakalamasını sağladı. Hepsi birbirinden güzel desenleri yaklaşık 2 saat süren bir çalışma ile banklara aktaran Kaşıkçı, desenleri bitirdikten sonra desenlerin silinmemesi için de özel bir cila kullanarak kaplamayı gerçekleştirdi. Kaşıkçı'nın yaptığı desenler ile parktaki bankların farklı bir görünüme kavuştuğunu belirten Kartal Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Deniz Karacan; Parklarımız 7'den 70'e her yaşta ki komşularımızın zamanlarını geçirdikleri alanlar. Burada gerçekleştirdiğimiz tüm çalışma ve yenilikler, onların kendini daha iyi bir ortamda zaman geçirmeleri ve mutlu olmalarını sağlamak için. Kültür Parkı, içinde yer alan asırlık zeytin ağaçları ile sıcak havalarda vatandaşların gölgede dinlenebileceği güzel parklarımızdan biri. Münevver Hanım'la bugün burada çok güzel bir çalışma gerçekleştiriyoruz'' dedi. Kendisine verilen destekten dolayı Kartal Belediyesi'ne teşekkür eden Münevver Kaşıkçı ise parktaki diğer banklara da farklı renklerde desenler çizeceğini belirterek, desenler konusunda parktaki çocukların da fikirlerinden faydalandığını sözlerine ekledi. Bölge sanatçısına sahip çıkan Kartal Belediyesini kutluyorum, darısı diğer doğa dostu belediyelerin başına."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatin-coskusuyla-2023e-merhaba/", "text": "Sanata Evet yaklaşımıyla DenizBank'ın 18 yıldır desteklediği İDSO Konserleri, 30 Aralık Cuma günü gerçekleşecek gelenekselleşen yeni yıl konseriyle 2022 yılına veda ediyor. Aynı zamanda yeni yılın da karşılandığı konserde müzikseverler; Ferit Tüzün, Rachmaninov ve Shostakovich'in eserlerinden oluşan seçkiyi dinleyerek, unutulmaz bir gece yaşayacak. DenizBank'ınSanata Evet anlayışıyla 18 yıldır desteklediği İDSO, konserlerinde birbirinden değerli eserlere hayat verdiği 2022 yılını geride bırakırken, yine müziğin muhteşem büyüsüyle dinleyicileri 2023 yılına Merhaba demeye davet ediyor. Yılın son İDSO DenizBank Konserleri'ni, deneyimli İngiliz şef HowardGriffiths yönetecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatin-istanbuldaki-simgesi-akm/", "text": "İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı yayınlandı. Okurlarını sanatın İstanbul'daki simgesi olarak kabul edilen Atatürk Kültür Merkezi'ni yeniden keşfetmeye davet eden dergi, merkezin detayları hakkında önemli bilgilere yer verdi. Atatürk Kültür Merkezi Sanatsal İşler Yönetmeni Remzi Buharalı ise Dünya teknolojileri ile donatılmış, emsallerinin bir adım ilerisinde olan Atatürk Kültür Merkezi, özlediği sanatseverlerini sanatın tüm ve seçkin örnekleriyle misafir etmeyi bekliyor. Sanatın yaşam merkezi olarak kabul edilen Atatürk Kültür Merkezi'nin İstanbul'a yeniden kazandırılmasında tüm emeği geçenlere teşekkür ederim dedi. Gezi yazarı Saffet Emre Tonguç; güzel bir Beyoğlu rotasının bazen son, bazen ise ilk durağı olan AKM ve çevresindeki sanatsal mekanları keyifli bir dille kaleme aldığı yazısında; Meydandaki belki de en çok konuşulan yapıdır Atatürk Kültür Merkezi. Olumlu-olumsuz bütün yorumlara rağmen Taksim Meydanı'nın vazgeçilmez bir parçasıdır da. Halkın meydanında sanatın kalesi, bulunduğu meydan gibi bir buluşma adresidir. Bu sebeple yıllar sonra yeniden açılması, bence Taksim Meydanı'nın yeniden bir bütün olmasını sağladı ifadelerini kullandı. İstanbul Sanat Dergisi sayfalarında sanat dünyasını yakından ilgilendiren haberler, köşe yazıları ve söyleşiler de yer alıyor. Songül Karadeniz, görsel sanatların dijitale dönüşümünü, İrem Toprakkaya ise sanat dünyasında teknolojik devrim kabul edilen NFT'yi yazdı. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi ile İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan İstanbul'dan Bizans'a Tarih, Arkeoloji ve Kültürel Miras konulu serginin detayları da dergi sayfalarında bulunuyor. İzmir Arkas Kültür Merkezi'nde Arkas Koleksiyonu'ndan derlenen eserler aracılığıyla sanat, doğa, bahçe ve insan arasındaki ilişkiyi Doğa, Bahçeler, Düşler başlığı altında inceleyen Ebru Özgüz Çelik, sergiyi İzmir'e çağıran sergi olarak yorumladı. Usta oyuncu Tamer Levent, uzun yıllardır sanat algısının toplumun tüm aşamalarında özümsenmesi adına çalışmalar sürdürüyor. Sanata Evet platformu bünyesinde faaliyetlerine devam eden Levent; Biz daha güzel ve anlaşılır bir dünya için 'Sanata Evet' diyoruz! sözleriyle sanatın önemine vurgu yaptı. Şimdilerde Camdaki Kız dizisiyle sevenleriyle buluşan Tamer Levent ile arkadaşımız Pınar Baltacı konuştu. Artlite Mimarlık'ın kurucusu Özgür Turan, mesleğe başladığı yıllardan bu yana eski eserlerin restorasyonu üzerine çalışıyor. Turan ile İstanbul'un tarihi binalarının önemini ve restorasyon sürecinin inceliklerini konuşarak, İstanbul'a bu defa büyük bir hayranlıkla önünden geçtiğimiz tarihi yapıların penceresinden baktık. Oya İslimyeli, Kadıköy'deki Boğa Heykeli'ni yapan Fransız Heykeltıraş Isidore Jules Bonheur ve kız kardeşi Ressam Rosa Bonheur'un ilginç öyküsünü İstanbul Sanat okurları için yazdı. Sanat ekosisteminin gelişmesi için yeni koleksiyoner mekanlarının ve müzelerin artması gerekiyor diyen Tansa Mermerci Ekşioğlu, arkadaşımız Nil Özer'in sorularını cevapladı. Nil Özer'in bu sayıdaki bir diğer konuğu ise Türkiye'nin yıldız kuyumcusu Sevan Bıçakçı oldu. İstanbul gibi sürekli ilham veren bir şehirde yaşamasının sanatı üzerindeki etkilerine değinen Bıçakçı, tasarım aşamalarına dair bilgiler de sundu. Danışmanlık hizmeti de aldığımız yazarlarımızdan Arzu Yavuz'un kaleme aldığı Türk resminin bohem ve asi fırçası İbrahim Çallı başlıklı yazısı, ufuk açacak nitelikte. Açık alanlarda halkla buluşacak sanat eserleri artmalı diyen Heykeltıraş Ayla Turan, arkadaşımız Pınar Baltacı'nın sorularını yanıtladı. Dergi sayfalarında Ganalı Ressam Adjei Kumah ile renklerin büyülü dünyasına çıkacağınız bir söyleşi de var. Türkiye'de görsel sanatlar alanında çalışan sanatçı, küratör ve yazarların üretim ve gelişim ortamlarını desteklemek, uluslararası sanat kurumları ve ağları ile etkileşimlerini artırmak amacıyla tam 10 yıl önce dokuz kişilik bir ekibin çabalarıyla kurulan SAHA'nın hikayesini, Fon ve Projeler Koordinatörü Nazlı Yayla'dan dinleyerek sayfalarımıza taşıdık. Vecdi Uzun, yeni yazısında son zamanlarda gündemde olan sanat fuarlarının eleştirilebilirliğini konu alırken; Osman Öndeş ise dolmakalem tutkunu bir dost olarak gördüğü Muhsin Divan'ın koleksiyonerlik tutkusunu anlattı. Ümmühan Kazanç, Türk resim sanatını uluslararası camiada en çok temsil eden sanatçılarımızdan biri olan Ahmet Yeşil ile son dönem yurt dışı etkinliklerini ve Mersin'de açılan Ahmet Yeşil Sanat Galerisi'ni konuştu. - İstanbul Sanat Dergisi'nin online versiyonunu aşağıdaki linki tıklayarak tüm sayfalarını ÜCRETSİZ okuyabilirsiniz: https://istanbulsanatdergisi. com/dergi/sayi-6/ - Ücretsiz kargo ile sipariş vermek için ise www. kiletisimyayinlari. com web sitemizi ziyaret edebilirsiniz..."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatin-iyilestirici-gucu-sanatla-terapi/", "text": "Türkiye'de ve dünyada uzun yıllardır uygulanan Sanatla Terapi, bilinç dışındaki olumsuz duyguları ve takıntıları açığa çıkararak kişiyi rahatlatıyor ve bu duygulardan arınmasını sağlıyor. Sanatla Terapi uygulayıcılarından Gülpembe Yakın, ilginin her geçen gün arttığı yöntemle ilgili önemli bilgiler verdi. Sanatla Terapi; psikologlar, hemşireler, tiyatro sanatçıları, resim ve müzik öğretmenleri gibi farklı meslek gruplarından uzmanların, bu alanda özel bir eğitim aldıktan sonra uyguladıkları bir yöntem. Sanatla terapi uygulamaları hakkında bilgi veren Yakın Sanat'ın kurucusu ve resim öğretmeni Gülpembe Yakın, sanatla terapinin danışanların, iç dünyalarını ve bilinç dışını daha rahat ifade etmelerini ve olumsuz duygusal yüklerinden kurtulmalarını sağladığını söyledi. Sanatla Terapi uygulamalarında; resim, müzik, heykel, tiyatro, drama ve hikaye gibi sanat unsurlarının kullanıldığını kaydeden Yakın, katılımcıların o sanat dalı ile ilgili bir yeteneğinin olması gerekmediğini dile getirdi. Resim eğitimleri verirken sanatın iyileştirici gücünün farkına vardığını belirten Gülpembe Yakın, 400 saatlik Sanatla Terapi ve Yaratıcılık eğitimini tez yaparak bitirmesinin ardından 2016 yılında sanatla terapi uygulamalarına başladığını ifade etti. Sanatla Terapi eğitimlerinin, bu alanda kendini geliştirmiş psikologlar tarafından kurulan merkezlerde verildiğini kaydeden Yakın, eğitimlere psikolog ve akademisyenlerin yanı sıra farklı sanat dallarından uzmanların da katıldığını kaydetti. Birçok duyguyu içimizde bastırıyoruz. Babamıza, eşimize, öğretmenimize kızabiliyoruz. Ve sesimizi çıkaramayıp hep bunu içimize atıyoruz. İçimize attığımız şeyler zamanla birikiyor. Bunları hem duygu olarak hem de eylem olarak ifade etmedikçe, bize rahatsızlık vermeye başlıyor. Biz bunun neden rahatsızlık verdiğinin de farkına varmıyoruz. Sanatla terapi; bu bastırdığımız duyguları sanatın herhangi bir alanıyla; dışa vurmamızı, ifade etmemizi sağlıyor. Sanat dallarının sanatla terapide kullanılmasına yönelik teknikler var. Sinemada filmlerini yorumlama, yaptığı resimleri yorumlama, ritim tutma, enstrüman seçme, müzik parçası dinleyip yorumlama gibi. Kişinin resim üzerinden konuşması, müzik üzerinden konuşması, hikaye üzerinden konuşması ve kendini ifade etmesi daha rahat oluyor. Kişi kendi içinden geleni sanat aracılığıyla ortaya çıkarıyor. Duygularını bazen bir sesle, bir ritimle, bazen çizdiği ya da yorumladığı bir resimle, hikayeyle, filmle ortaya koyuyor. İç dünyasında neler olup bittiğini görüyoruz. Sanat aracılığıyla aramızda bir köprü oluşuyor. Hem kişinin kendi içindekileri sanatla ifade etme şekli hem de etrafındakilerin onu hissediş biçimi üzerinden kendisine sorular soruyoruz. Etkinlik süresince sorduğumuz sorular ve onun verdiği cevaplar kendindekini fark etmesini, içindekini dışa vurmasını; rahatlamasını ve yüklerinden kurtulmasını sağlıyor. Sanat terapisi ile 'Hayır diyememek' gibi, 'Başkasının kendi sınırlarına girdiğinde kötü hissetmesi' gibi kendisini rahatsız eden durumları fark ediyor. Tekrar bu tür durumlarla karşılaştığında kendini ifade edebiliyor. Söyleyebilme becerisi kazanıyor. Korumalı bir ortamda hayatın provasını yapıyor, böylece iletişim becerileri artıyor, duygularını daha iyi ifade edebiliyor. Sanat terapisi bireysel olarak da grup terapisi olarak da uygulanabiliyor. Grup çalışmasında kimse kimseye karışmıyor. Söz kesme, araya girme yok. Sözü kesilmediği, öğüt verilmediği için kişi kendinin yargılanmadığını düşünüyor, duygularını daha rahat ortaya koyuyor. Sanatın ve yaratıcılığın kendiliğinden iyileştirici bir gücü var. Sanatla terapi sırasında verilen yönergeler kişinin kendi içindeki yaratıcılığı da ortaya çıkarıyor. Sanatla terapi her yaştan insana uygulanabiliyor. Ruhunda bir rahatsızlık hissedenler sanatla terapiden yararlanabiliyorlar. Diğer yandan hiçbir rahatsızlık hissetmeyen kişiler de bu uygulamalara katılıyor. Bazen sanatla terapi; kendinde hiçbir rahatsızlık hissetmeyen kişilerin, kendilerini nelerin rahatsız ettiğini fark etmelerini sağlayarak bunları düzeltmelerine yardımcı oluyor. Kişinin kendi içindeki bir şeyi fark etmesi, dönüşümün olabilmesi açısından sanatla terapi uygulamaları genellikle haftada bir olmak üzere 10-12 oturum şeklinde uygulanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatin-ozu-insanin-ozu/", "text": "Dünyanın oluşumu ve insanın varoluşu konusunda birçok araştırma yapılmış, bilim adamları bu konuda epey çalışmış ve mesai harcamıştır. Araştırmaların sonunda sanatın ne zaman ve nasıl doğduğu konusunda kesin olmayan veriler elde edilmiştir. Bu konuda günümüze kadar gelen kalıntılar ve eserler incelenmiş; birçok bilim insanının farklı yönlerde yorumları olmasına, farklı teknikler kullanmalarına ve farklı bölgelerde araştırma yapmalarına rağmen birçok konuda ortak kanaate varmışlardır. Sonuç olarak, Sanatın tarihi, insanlık tarihi ile eş değerdir. gerçeğine ulaşılmıştır. İlk insanların etkilenecek veya kopya edecekleri örnekleri hiç olmadı... Gerçekten en özgün eser veren sanatçılar ilk insanlar diyebiliriz. Yaratıcılık, sanatçıların en ön plana çıkan özelliklerindendir. Sanatla uğraşanlar için yaşadıklarından ve çevrelerinden etkilenmeleri de eskilere dayanıyor. Mağara duvarlarına yapılan resimlerin konularına baktığımızda da bunu görüyoruz. Mağara duvarlarına çizilen resimlere dünyanın birçok farklı yerlerinde rastlanmıştır. En önemli olanları; ilk keşfedilen mağara Altamira Mağarası, Magura Mağarası, Kakadu kaya çizimleri ve Fransa'daki Lascaux ve Chauvet Mağarası'dır. İnsanoğlu, yaşam mücadelesi verirken bir yandan da birçok sanatın tohumlarını atmıştır. İlk insanların yaşam şartlarının son derece zor ve ilkel olmasına rağmen özellikle resim sanatı ile uğraşmaları, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur... Yaşadıkları mağaraların duvarlarını resimlerle donatmalarının altında yatan sebepler hakkında bilimsel araştırmalar yapılmış ve bilim insanları tarafından çeşitli görüşler ortaya konmuştur. Temelde yatan sebep ne olursa olsun, içinde bulundukları yaşam şartlarına rağmen insanoğlunun sanatla iç içe bir yolculuk yaparak günümüze kadar geldiği ve dünyanın sonuna kadar böyle devam etmesinin de kaçınılmaz olduğu aşikardır. İnsanlar, hayatlarının bütün evrelerinde beynin sağ ve sol bölümlerini aktif bir şekilde kullanırlar. Sağ bölüm şarkı söylemek, resim yapmak enstrüman çalmak gibi güzel sanatlarla ilgili aktivitelerin planlandığı; sol bölüm ise kısaca matematik ve fenle ilgili sayısal bölümdür. Özetlersek sağ bölüm sözel, sol bölüm sayısal bölüm diyebiliriz. Dünyada her konuda olağanüstü bir denge vardır. Denge bozulduğunda problemler başlar. Beynimizi de dengede tutmak zorundayız. Sağ ve sol bölümün dengeli biçimde gelişmesi için çalışmalar yapmalıyız. Böylece ruh sağlığımızı da dengelemiş oluruz. Başarılı insan, ruh sağlığı dengede olan insandır. Bu nedenle, gerçekten başarılı olmak için güzel sanatlara da hayatımızın önemli bir kısmında yer vermemiz gerekmektedir. Hangi meslekle uğraşırsak uğraşalım, güzel sanatlarla yakından ilgilenmeliyiz. Sanatın gerekliliği asla tartışılmaz, tartışılamaz... Sanatın gerekliliğini tartışmak abes ve zaman kaybıdır. Sanat, insanın insan olma serüvenidir. Sanat, toplumsal-kültürel yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Sanatçı etkilenir ve kendine has heyecanlarını, duygularını, etkilendiklerini, hayal gücünü, duyumlarını özgürce kullanarak ifade eder ve sanat eseri ortaya çıkar. Sanattaki yaratıcılık ilk insanlara dayanır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri de budur. Yaratıcılık, bilim insanlarının uzun süredir üzerinde önemle durdukları bir konudur ve doğuştan geldiği savı artık terk edilmekte ve iyi bir eğitimle herkesin yaratıcı olabileceği düşüncesi kabul görmektedir. Tüm bu bilgilerin ışında bilinmesi ve önemle ele alınması gereken bir mesele var, o da; çocukların eğitim almaya başladıkları ilk andan itibaren, sanatın çeşitli dallarıyla tanıştırılmasıdır. Özellikle ülkemizde resim iş dersleri, el sanatları dersleri, müzik derslerinin önemsenmeyişi çok üzücü bir durumdur. Sanatsal her türlü çalışma, aslında öğrencinin hayal gücünün yanında yaratıcılığını da geliştirir. Resim derslerinde biz resim öğretmenlerinin asıl amacı, öğrencilerin güzel resim yapmayı öğrenerek ileride ressam olmaları değil, öğrencilerin yaratıcılık gücünü geliştirmesi, karşılaştıkları sorunları alternatif düşünme ile çözmeleridir. Sanat eğitimi sayesinde, tasarlama yeteneklerinin gelişmesi, özgün düşünme becerilerinin artması ve kendilerine güven duymaları, görsel ve estetik beğeni düzeyleri yüksek gençler olarak yetişmeleridir. Öğrenci velileri ve öğretmenler, sanat eğitimi konusunda bilinçli ve duyarlı olmalı, bu derslerin öğrencilerin boş zamanlarını doldurma uğraşısı olmadığını, olmaması gerektiğini görmelidirler. Başarılı ve mutlu bir nesil yetiştirmek istiyorsak, her bireyimize sanat eğitimi vermeli; eğitimin her döneminde sanat eğitimini önemsemeliyiz. Bu konuda toplumu bilgilendirilmeli, bilinçlendirilmeliyiz. Yaratıcılık bize, hayatımızın her döneminde gerekmektedir. Yaratıcılığın gelişmesinde sanat eğitiminin rolünün tartışılmaz olduğu, üstün zeka ile yaratıcılık arasında bir bağ olduğu asla unutulmamalıdır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatin-tarihsel-panoramasinin-kitabi-sanatin-tum-oykusu/", "text": "Sanatın Tüm Öyküsü, sanatı ilkel toplumlardan beri dünya çapında yaşanan toplumsal ve kültürel gelişmeler bağlamına yerleştiren net ve doğrudan bir tarihsel panoramayla başlıyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş bu kitap sanatsal gelişmelerin izini dönemden döneme ve akımdan akıma sürüyor. Görsellerle desteklenen geniş kapsamlı metin, resimden heykele, kavramsal sanattan performans sanatına, sanatın tüm üsluplarını barındırıyor. Belli başlı sanatçıların çalışma ve fikirlerinin ayrıntılı analizleri, bir sanatçının diğer sanatçıları nasıl etkilediğini ve çalışmalarıyla neye erişmeye çalıştığını ortaya koyuyor. Detaylı kültürel tarih cetveli ise tarihsel bağlamları aydınlığa kavuşturuyor. Ayrıca bu kitapta her dönemin veya akımın tanımlayıcı özelliklerini somutlayan başyapıtlar detaylarına kadar analiz edilip vurgulanıyor. Renk kullanımından görsel metaforlara, teknik yeniliklerden kalıcı miraslara her şey açıklanıp size dünyaca ünlü başyapıtların anlamını yorumlama fırsatı sağlanıyor. Babür minyatürlerindeki karmaşıklık karşısında şaşırıp kalacak, 19. yüzyıl Japon baskılarının önemini öğrenecek; Seurat'ın olağanüstü La Grande Jatte serine ilham kaynağı olan renk teorilerinin ardındaki bilimi anlayacak ve Picasso'nun Avignonlu Kızlar eserinin kendi döneminde neden bir şok etkisi yarattığını keşfedeceksiniz. En eski tarih öncesi yontulardan ve mağara resimlerinden beri insanlık yaratıcı etkisini kaydetme ihtiyacı hissetmiştir. Bugün, çizme, resmetme ve yontma isteği her zamankinden daha belirgin ve bize kim olduğumuzu, nasıl yaşadığımızı, hatırtlatmaya devam etmekte. Eğer sanatı seviyor ve daha iyi anlamak istiyorsanız Sanatın Tüm Öyküsü'nün sayfalarından başka bir yere bakmaya ihtiyacınız yok. -Şimdiye kadar yayımlanmış en kolay anlaşılır dünya sanat tarihi kitabı -En bilinen eserlerin 1100'den fazla renkli illüstrasyonu -Resim ve heykelcilikten kavramsal sanata kadar bütün sanat türleri -Akıcı ve kolay okumaya elverişli sayfa tasarımı"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatin-turkiyedeki-ahvali-kitap-oldu/", "text": "Sekiz sanat insanının katkılarıyla Cumhuriyet döneminden günümüze kadar sanatın içler acısı halini sade bir dille anlatan eleştiri kitabı Sanatta Geldiğimiz Son Nokta! Dorlion & İnsancıl kitaptan yayınlandı. Müzisyen ve etkinlik koordinatörü Hasan Aldemir tarafından kaleme alınan kitapta gerçek hikayelerin yanı sıra, tiyatro oyuncusu Orhan Aydın, söz yazarı ve yorumcu Yasemin Göksu, klasik gitarist Murat İşbilen, heykeltıraş Yarkın Biçer, ressam Işık Çuhacıoğlu, Ankara Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Hakan Güven, senarist-yönetmen Sezgin Cengiz, kültür ataşesi Ayşe Sipahioğlu ve kültür müdürü Özlem Eryiğit'in düşünce ve yaşadıkları da yer alıyor. Anadolu'nun kadim kültürleri yok olmakta! Sanat eserlerinin yerini popülist ürünler almakta. Sırtımızı tarihimize, antik mirasımıza, dillerimize, geleneklerimize, kültürümüze, sanatımıza, zanaatımıza dayamak yerine her geçen gün birer birer terk ediyoruz elimizdeki değerleri. Moda olana tercih ediyor, muhafaza edemiyoruz. Geçmiş ile gelecek arasında köprüler kuramayıp, ileriki nesillere yol gösterecek iyilikler güzellikler bırakmakla ilgilenmiyoruz artık. Bu kitapta ülkemizde var olma savaşı veren sanatın serüvenini, nereden nereye geldiğini, nereye doğru gittiğini, tarihsel süreci okuyucuya fikir verebilecek bir şekilde kendi bakış açımızla aktarmaya çalıştık. Artık sanat ile eğlence sektörünün birbirine karıştırıldığı ve zaten kültürün, sanatın hiçbir devirde hak ettiği değeri görmediği bir coğrafyada nedenleri ve sonuçları ortaya koymaya gayret gösterdik. Yetmedi, kendimin ve değerli sanat insanlarının deneyimlerini ve başımızdan geçen acı ama gerçek hikayeleri de kitabın sonuna ekledik. Merak edip hangi noktadayız diye soran olursa,"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatin-yolu-sekiz-arti-birde-kesisti/", "text": "Galeri Sekiz Artı Bir, ilginç bir sergiye daha ev sahipliği yapıyor. TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi ve Archmim organizasyonu ile gerçekleşen sergi, Sanat Yolu adını taşıyor. 31 Mart günü açılan karma sergide, aralarında içmimarların da bulunduğu 17 sanatçının eserleri yer alıyor. Kızıltoprak Rüştiye Sokak üzerindeki Galeri Sekiz Artı Bir'de 9 Nisan tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergide, son derece ilginç bulacağınız eserler sergileniyor. Karma sergi nedeniyle 31 Mart akşamı düzenlenen açılış kokteyline, TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Doç. Dr. Osman Arayıcı ve Yönetim Kurulu Üyeleri de katıldı. Bir süre Galeri Sekiz Artı Bir'in kurucusu Koray Arman ile sohbet eden Osman Arayıcı; Sanatçılarımıza her anlamda destek olmak, odamızın misyonları arasında ilk sıralarda yer alıyor. İmkanlarımızın elverdiği ölçüde bu misyonumuzu yerine getirmeye çalışacağız dedi. Sergide eserleri yer alan sanatçılar ise şu isimlerden oluşuyor: Gazi Şensoy, Reha Yalnızcık, Burçin Belentepe, Burcu Batmaz, İlgin Tanay, Furkan Payas, Şafak Yükseler, Damla Özdemir, Ali Ergin, Gözde Kanal ve Koray Arman."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatla-randevu-ekibinden-ornek-proje/", "text": "Sanatla Randevu ekibi, Toplum Gönüllüleri Vakfı ile el ele vermeye hazırlanıyor. 2 Mayıs Cumartesi günü saat 17.00 itibariyle online bir seminer düzenlemeyi hedefleyen Sanatla Randevu, elde edilecek tüm geliri Toplum Gönüllüleri Vakfı'na bağışlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatla-randevunun-randevusu-resim-heykel-muzesi-oldu/", "text": "Sanatsal etkinliklerin önemli bir markası haline gelen Sanatla Randevu grubunun ocak ayı durağı, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi oldu. Düzenlediği butik turlarla dikkatleri çeken ünlü turizmci Ayşe Kaynarcalı ve Yonca Ebuzziya önderliğinde 13 Ocak günü gerçekleşen sanat gezisine, Sanat Tarihi Uzmanı Banu Küçüksubaşı anlatımlarıyla eşlik etti. Saat 10.45'te İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nin giriş alanında buluşan Sanatla Randevu üyeleri, Banu Küçüksubaşı'nın anlatımıyla tek kata yayılmış sergi alanını gezdiler ve sergilenen eserler hakkında ayrıntılı bilgi aldılar. Yaklaşık 3 saat süren gezinin son bölümüne, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi ile Baksı Müzesi Kurucusu ve Baksı Kültür Sanat Vakfı Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin Koçan da katıldı. Sanat Tarih Uzmanı Banu Küçüksubaşı, sergiye ilişkin olarak Cumhuriyet Dönemi'nde yapılan devrimler ve Atatürk'ün ilkeleri doğrultusunda, köyler ve şehirler için farklı idealler ve yaşam tarzlarının benimsetildiğini görüyoruz. Köylerde tarım, çalışmak, üretmek, gelenekler, temel eğitim, birlik beraberlik, pastoral manzaralar gibi konular karşımıza çıkarken; şehirlerde burjuva tarzı bir yaşam stili, giyim/kuşam, şehir hayatı, bireyselleşme, diğerlerinden farklı olma çabaları dikkatimizi çekiyor. Bununla birlikte hem üretim ve kalkınmanın hem de kırsal kesimin eğitilmesinin yanında duran ve katkı sağlamaya çalışan, diğer yandan çoğu yurt dışında farklı yaşam tarzlarına da şahitlik etmiş olan sanatçılar, bu iki tarafın neresinde konumlanıyordu? Kırsal kesime sanatı götürmek amacıyla yola çıkan ve bu doğrultuda hayal kırıklığı yaşayan Erken Cumhuriyet Dönemi'nin idealist sanatçıları, bari şehirliler tarafından anlaşılabilmiş miydi? Türk sanatının baş yapıtları arasında kabul edebileceğimiz Ali Avni Çelebi'nin 'Maskeli Balo' resmi, bize bu konuda nasıl ipuçları veriyor? Bu soruların cevaplarını aradık. Yoğun istek üzerine gezimiz 20 Ocak'ta tekrarlanacak. Tüm sanatseverleri bekliyoruz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatorium-ludovic-bernhardtin-the-gaming-roomuna-ev-sahipligi-yapiyor/", "text": "SANATORIUM, Ludovic Bernhardt'ın The Gaming Room başlıklı galerideki üçüncü kişisel sergisine, 10 Eylül 24 Ekim 2021 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sergi, jeopolitika, oyun ve şiir alanlarıyla tanımlanan işleri bir araya getiriyor. The Gaming Room esasen CIA'in ajanlarını eğitmek için yarattığı bir kutu oyununa dayanıyor. Sanatçı, ABD istihbarat servislerinin dünyaya dair temsilini yansıtan bu alaycı oyunu, onu yapısöküme uğramış, parazitleşmiş ve parçalanmış, viral potansiyeli olan, belirgin kuralları olmayan, galerinin bir duvarına uygulanacak büyük bir labirent oyununa dönüştürmek için tekrar üretti ve tasarladı. Sergide gösterilen Kaos Oyunu'nun (2020'de ilk kez Fransa'da sergilenen bir masa kutu oyunu) ikinci versiyonu, endüstriyel ve kapitalist bir organizasyonun bir prototipi olarak 18. yüzyılda Fransız sömürge imparatorluğu tarafından organize edilen köle ticaretinin ana destinasyonu haline gelen Haiti'deki 1791-1804 köle devrimi meselesini ele alıyor. Ludovic Bernhardt'ın 2020'de Covid-19 pandemisi sırasında küresel finans borsalarının düşüşüyle ilişkili grafikleri, The Gaming Room'da da duvar kağıtları ve el yapımı duvar halıları formunda yer alıyor. Sergiye hakim olan, metinsel ve grafik ağlarla sarılmış poetika, Sylvia Plath, Geog Trakl, Friedrich Höderlin ve Öyvind Falström'e gönderme yaparken aynı zamanda sanatçı ve yazarın kendi deneysel yazılarına da atıfta bulunuyor. The Gaming Room, ekonomik-politik bir deşifrasyonla güçlü bir şekilde karakterize ediliyor, fakat buna aynı zamanda, sergiye rizomatik bir yazma deneyimi olarak damga vuran şiirsel bir boyut eşlik ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatoriumda-yeni-sergi-gonul-yakinliklari/", "text": "SANATORIUM, 5 Kasım 12 Aralık 2021 tarihleri arasında Mehmet Dere'nin Gönül Yakınlıkları adlı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi; başlığını Johann Wolfgang von Goethe'nin 1809'da yayınlanan üçüncü romanı olan ve İngilizce'si 'Elective Affinities', Almanca'sı 'Die Wahlverwandtschaften' olarak geçen Türkçe'ye Sadi Irmak tarafından 'Gönül Yakınlıkları' olarak tercüme edilmiş olan kitaptan alıyor. Serginin başlığı, bir zamanlar kimyasal türlerin eğilimini tanımlamak için kullanılan bilimsel bir terime gönderme yapıyor. Gönül Yakınlıkları, bir roman olmasının dışında Dere'nin sanatsal yaklaşımına ilham veren bir metafor olarak işliyor. Dere'nin çalışmalarında, Gönül Yakınlıkları, bir yandan kendi dünyasını yaratmak suretiyle verilmiş gerçeği olumsuzlarken, diğer yandan kendi anlamını olumsuzladığı gerçekliğin bir parçasının dönüştürülmesini mümkün hale getiren eserlerinin doğasına dair, bir ilişki biçimine referans ediyor. Gönül Yakınlıkları başlıklı sergi aynı zamanda sanatçının kendi üzerine düşünme pratiği anlamında bir monografik kayıt olarak kitap ve işlerinden oluşan çok katmanlı bir sergi projesi olarak ortaya çıkıyor. Sanatçının kendisi tarafından yazılan monografisi sanatçının kültürel sermaye olarak üretimlerini bir değer, bütüncül bir okuma gayreti anlamında, kendi üzerine düşünen bir metin olarak ortaya koyuyor. Dere'nin kendi sanat tarihsel okumasının kaydını tutan monografisi, Türkiye'deki sanat tarihi yazımı alanında, sanatçının bir sanat tarihçisi kimliğiyle kendini ortaya koyması ve kendini bir metin olarak konumlandırması bakımından farklı bir boyut taşımaktadır. Dere'nin erken dönem çalışmaları Türkiye'nin sosyo-politik tarihi / çok kültürlülüğü, kimlik, aidiyet ve kültürel demokratikleşme anlamında çok sesliliğin oluşması/ korunması geliştirilmesi konularını merkeze alan politik bir alanda yoğunlaşırken, son dönem çalışmaları iç gerçeklikten beslenen şiirsel, lirik, soyut bir çizgi gösteriyor. Bu anlamda Gönül Yakınlıkları metaforu, sanatçının birleştirmeye çalıştığı uzlaşmaz zıtlıklara gönderme yapmakla beraber, üretim pratiğindeki sorunsalların iç içeliğine, kopmaz bölünmezliğine işaret ediyor. Sanatçının eserlerinde kurduğu kavramsal ikilikler diyalektik olarak bir zıtlık olarak değil bir çeşit gönül yakınlığı'' ile bir arada bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatoriumdan-yeni-karma-sergi-untitled/", "text": "Sanatorium, sanatçılarının geçmiş sergilerindeki işlerinin yanında daha önce sergilenmemiş işlerinin de yer aldığı bir seçki sunduğu Untitled karma sergisi ile sanatseverlerle buluşuyor. Untitled sergisi kapsamında Kerem Ozan Bayraktar, Ludovic Bernhardt, Mehmet Dere, Erol Eskici, Christiane Peschek, Zeyno Pekünlü ve Clemens Wolf'un işleri bir araya geliyor. Kerem Ozan Bayraktar, 2019'da ürettiği Twins işi ile bilgisayarda üretilen bir orkide imgesinin iki çıkışını bir araya getiriyor. Aslında imgeler tıpatıp aynı, fakat farklı çıkışlar dijital üretimin aynılık/farklılık ikileminin altını çiziyor ve üretim bandı ile de paralel olarak sanat nesnesinin biricik, tek olmasının günümüzde ne ifade ettiğini düşündürüyor. Ludovic Bernhardt, 2016'da ürettiği Inter Caetera Diviane işi ile Carl Schmitt tarafından yazılan Nomos of the earth kitabına atıfta bulunurken Mehmet Dere'nin, Nemo Serisi No: 2 | Nemo Series No: 2 (2019) serisi hareket eden dalga formları olarak var oluyor. Bu soyut resimler kendilerini sonsuza giden bir kıvrım olarak, bir önceki konumu ile bir sonraki konumu arasında bir anda oluşun içinde kendisini var ediyorlar. Erol Eskici, Gym (2018) ile resimleri, gölgenin derinlikleri tarafından istila edilen, öznenin yeri tarafından aydınlatılan yapıların ve nişlerin hazırlanmasındaki sabra dayalı, grafik bir beceri gösteriyor. İdeoloji ve iktidar üzerine zihin yorarak, az çok harabeleşmiş, karanlık, sallantılı ancak koruyucu sığınaklardaki bireyin yerini düşünüyor. Sanatsal araştırmasının ana odağı başkalaşmış insan yakınlığı ve sanal duygusallıkolan Christiane Peschek, The Girls Club Hilla (2019) işi vücut ve ekranın fiziksel teması, sanallaşmanın artışı ile duygusal kodlama, tükenmiş samimiyet ve bedensellik üzerine araştırmalar yapıyor. Manipülasyon ile soyutlaştırdığı görüntüler gelceğe bıraktığımız dijital arkeolojik izler üzerine düşünüyor. Zeyno Pekünlü, Youtube'tan toplanan How to..? kliplerinden oluşturulmuş kolaj video işi Bir Kadına Ürkütmeden Nasıl Dokunursunuz? (2015), ile pratik bilginin gündelik üretiminde, dolaşımında ve deneyim paylaşımında internetin rolüne odaklanıyor. Kendinden menkul hayat koçları, şaibeli uzmanlar ve PUA'ler kadın tavlama sanatının detaylarını anlatırken eril söylemin yeni ve popüler mecraları ortaya seriliyor. Çalışma gündelik hayat bilgisinin üretiminin ve dağıtımının erkek sohbetlerinin mahrem ortamından dijital kamusal alana taşınmasına tanıklık ediyor. Genleşmiş bir metal parçasını fırça olarak kullanan Clemens Wolf, Expanded Metal Painting (2017) işinde metal parçasını reçineye batırıp ona pigment ekleyerek yoğun dokulu ve tek renkli bir kompozisyon yaratmak amacıyla tuval üzerine ilk olarak kalın bir yağlı boya tabakası sürüyor. Böylece nihai kompozisyonlar aslında tuvalin yüzeyine dokunmadan ortaya çıkmış oluyor. Süreç teslimiyetle, teslimiyet de mekansal soyutlamanın uçuculuğuyla örtüşüyor. Sanatorium'un Untitled karma sergisini 20 Ocak'ta açılan sergiyi 5 Şubat tarihine kadar, Salı Cuma, 12:00 18:00 saatleri arasında sosyal mesafe kurallarına uyarak ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatseverler-kahve-ile-suluboya-senliginde-bulustu/", "text": "Turuncu Art Cafe'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte bir araya gelen ressamlar kahveyi boya olarak kullandı. Göztepe'de bulunan Turuncu Art Cafe'de ikincisi gerçekleştirilen Kahve ile Suluboya Şenliği 2de ressamlar boya olarak sadece kahvenin kullanıldığı workshop çalışmasında manzaradan doğaya farklı çalışmaları ortaya çıkardı. Kahve basit gibi görünen kullanılması oldukça zor bir malzeme olduğunu ifade eden Ressam Emirhan Murat Ergün; Kahve suluboya yaparken kahvenin genelde bal ile karıştırıldığını, kıvamlı hale getirip suyla açarak tonlama yapıldığını akasya ağacının özünden yapılan Arap zamkı denilen bir malzeme var. Ben de kahveyi biraz koyulaştırdım, yaktım ve içine Arap zamkı koydum. Beklettim, kuruttum ve taş sulu boya şekline getirdim. ifadesini kullandı. Etkinliğe katılarak kahve ile sulu boya çalışan Saliha Gümüş uzun yıllardır resim yaptığını, eğitimini aldıktan sonra daha yoğun çalışmaya başladığını söyledi. Keyifli bir çalışma yapıyoruz Kahvenin içine karıştırılan balın resme bir pırıltı verdiğini kaydeden Gümüş, Güzel, hoş duruyor, suluboyayı andırıyor. Malzemeyi Turuncu Art Cafe'den temin ettiler, biz de kağıdımızı, fırçamızı aldık geldik, keyifli bir çalışma yapıyoruz. şeklinde konuştu. Etkinliğe katılarak kahve ile suluboya çalışmaları yapan katılımcılar yaşadığımız Pandemi sürecinde az da olsa Sanat adına bir nefes olduğunu belirttiler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatseverlerden-henk-ahenk-merdiven-minyatur-sergisi/", "text": "Üsküdar Belediyesi olarak Betül Bilgin, Jahongir Ashurov ve Hilal Arpacıoğlu'nun eserlerinden oluşan Henk Ahenk Merdiven Minyatür Sergisinin açılışını 14 Ocak tarihinde Nevmekan Sahil'de gerçekleştirdik. Geleneksel Türk el sanatlarına kendini adayan 3 ismin modern minyatür yorumlarından oluşan, tabiatın mükemmelliğine ayna tutan eserler ile bir araya gelen sanatseverler sergiye yoğun ilgi gösterdi. Üsküdar Belediye Başkanımız Hilmi Türkmen serginin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Üsküdar Belediyemize ait Nevmekan Sahil Galeride, çok güzel bir sergi açılışını gerçekleştiriyoruz. Minyatür sanatının ustalarının çok güzel eserlerinin sanatseverler ile buluştuğu, bugün itibari ile açılmış olan bu sergi 13 Şubat'a kadar devam edecek. Sergilenen eserler çok güzel. Adı da çok güzel. Biliyorsunuz Necip Fazıl Kısakürek'in Ahenk Merdiven isimli bir şiiri var. Bu serginin adı da Henk Ahenk Merdiven Minyatür Sergisi. Merdiven yükselmek için kullanılan bir alet, edevat. Sanatçılarımız Betül Hanım, Hilal Hanım ve Cihangir Bey bu serginin temasını da miraç olarak, o hadiseyi canlandırmak adına böyle bir kompozisyon oluşturmuşlar. Buna en uygun isim Henk, Ahenk, Merdiven olarak düşünülmüş. Gerçekten eserler de çok zarif. Hayırlı uğurlu olsun. ifadelerini kullandı. Sergi, kurdele kesimi ve hediyelerin takdim edilmesinin ardından sanatseverlere kapılarını açtı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatseverleri-ve-koleksiyonerleri-yerli-ve-yabanci-sanatcilarin-eserleri-ile-bir-araya-getiren-artweeksakaretler-basladi/", "text": "Sanatseverleri ve koleksiyonerleri, yerli ve yabancı sanatçıların eserleri ile bir araya getiren Artweeks@Akaretler başladı. Bu yıl 4. kez düzenlenen Artweeks@Akaretler 8 Kasım 2020 tarihine kadar Akaretler Sıraevler'in 25-27, 35, 37-39 ve 55 numaralı binalarında, birbirinden özel eserleri ağırlayacak. Bilgili Holding ve Sabiha Kurtulmuş organizasyonu ile düzenlenen Artweeks@Akaretler 28 Ekim Çarşamba günü Akaretler Sıraevler'de kapılarını açtı. Farklı disiplinlerden sanat yapıtlarını bir araya getiren Artweeks@Akaretler'in 4. edisyonuna; Anna Laudel, The Empire Project, Ferda Art Platform, Gama, Martch Art Project, Merkur, Mine Sanat, Pi Artworks, Pilevneli ve x-ist galerileri katılıyor. Ara Güler Müzesi özel bir seçki ile 35 numaralı binada yer alacak. Ekrem Yalçındağ küratörlüğünde Volkan Demirel-Baha Toygar koleksiyonundan bir seçki 37-39 nolu binada, Şerife Ercantürk Bilgili'nin kişisel sergisi de 55 numarada sanatseverlerle buluşacak. Uzun bir aradan sonra Artweeks@Akaretler; sanatçılara ve galerilere sanatseverlerle bir araya gelme fırsatı sunuyor. Pandemi nedeniyle sağlık önlemlerinin hassasiyetle uygulanacağı Artweeks@Akaretler; 28 Ekim itibariyle Akaretler Sıraevler' de 25 27, 35, 37 39 ve 55 numaralı binalarda ücretsiz olarak sanatseverleri bekliyor. Sultan Abdülaziz'in talimatıyla Sarkis Balyan tarafından 1875 yılında inşa edilen Akaretler Sıraevler, o dönemde Dolmabahçe Sarayı'nın önemli görevlileri tarafından kullanılıyordu. 55.000 m kapalı ve 5.000 m açık olmak üzere toplam 60.000 m kullanım alanı sunan Akaretler Sıraevler' in restorasyonu Bilgili Holding tarafından gerçekleştirildi. Akaretler Sıraevler; ofislere, lüks konutlara, mağazalara, kafe & restoranlara ve W Istanbul Hotel' e ev sahipliği yapıyor. İstanbul'a yeniden kazandırılan, Avrupa'nın 2. büyük restorasyon projesi olan Akaretler Sıraevler, Londra'da Urban Land Institute' un ödülünü kazanmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatseverlerin-merakla-bekledigi-sergi-aciliyor/", "text": "Aktivist resim sanatının dışavurumcu çocuğu Ulaş Bakır'ın ilk solo sergisi 14 Eylül'den itibaren Gama Art Gallery'de! Çağdaş Sanat alanında Türkiye'nin etkili aktörlerinden biri olarak uluslararası sanat piyasasında adından sıkça söz ettiren Gama Art Gallery, genç kuşağın aykırı sanatçılarından Ulaş Bakır'ın ''Söylenecek Çok Şey Var / So Much Things To Say isimli ilk kişisel sergisine 14 Eylül-09 Ekim tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Aktivist resim sanatının yeni akım dışavurumcu temsilcilerinden biri olan ve sıra dışı eserleriyle dikkat çeken Ulaş Bakır'ın heyecanla beklenen ilk solo sergisi, yaratıcı tasarımcı Aslı Jackson'ın kreatif direktörlüğünde gerçekleşecek. Aykırı tarzı ile dikkat çeken Bakır, tablolarının yanı sıra moda tasarımcısı Aslı Jackson'dan aldığı ilhamla bir ileri dönüşüm ve sıfır atık destekleyicisi olarak her biri tek/ biricik olan giyilebilir sanat ürünleri de tasarlıyor. Ünlü isimlerin sahne ve klip kostümlerini hazırlıyor. Gözden çıkarılmış giysiler gibi, mobilyalar ya da bazen bir duvar da sanatçının tuvaline dönüşebiliyor. ''Söylenecek Çok Şey Var / So Much Things To Say isimli sergi 14 Eylül-09 Ekim süresince pazar- pazartesi günleri hariç her gün 13:00-19:00 saatleri arasında hijyen tedbirlerini almış olan Gama Art Gallery'de izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatseverlerle-dolaysiz-iletisim/", "text": "Gelişen teknolojilerden güç alan sanatçılar, sanal ortamın sunduğu nimetlerden faydalanarak sanatseverlerle dolaysız iletişim kurabiliyor. Eser sahiplerinin ortaya çıkarttıkları çalışmaların geniş kitleler tarafından görünür olmasını sağlayan platformlarla mesafeleri ortadan kaldırmayı başaran isimlerden birisi de Gökhan Yıldırım. Yeni nesil bir pazarlama aracı olarak da düşünülen sosyal medya, geleneksel pazarlama yöntemlerinin bir adım önüne geçerek takipçilerin kesintisiz bir ortamda sanatla buluşmasını sağlıyor. Tüm dünyadan farklı sanatçıların eserlerini bir arada görme imkanı sunan @yildirimarte https://www. instagram. com/yildirimarte/ hesabını takip ederek siz de farklı bakış açıları geliştirebilirsiniz. Eserlerin diğer sanatçıların yanı sıra sanatseverler tarafından da nasıl bulunduğunu anlamak için beğeni veya yorum yap seçenekleriyle zenginleşen instagram hesabı sayesinde, güncel çalışmalar yer ve mekan kısıtlaması olmadan isteyen herkese ulaştırılabilir. Sanat evrensel bir iletişim aracı mıdır? sorusuna en güzel yanıtı veren Gökhan Yıldırım, dijital sanat evinde dünyanın farklı yerlerinde eserler ortaya koyan sanatçıları buluşturuyor. Sanatçıların hayata bakış açısının ve estetik anlayışının günlük hayata etki yaptığı sosyal medya paylaşımları, üretme isteği ve yeteneğin de gelişimine katkı sağlıyor. Sanatçının yanı sıra sanat algısının şekillenmesine de yardımcı olan sosyal medya kullanıcıları, yaptıkları eylemlerle beğenilerini, fikirlerini ortaya koyma fırsatını elde ediyor. @yildirimarte takipçileri paylaşımlara yaptıkları katkıyla sanatın herkes için erişilebilir bir seviyeye gelmesini destekliyor. Sanat ve sanatçının güçlenmesini, hedeflerini genişletmesini ve sonunda kazanan taraf olmasını sağlayan sosyal medya görünürlüğü, gelişen teknolojilerle birlikte düşüncelerin özgürce ifade edilmesine geniş bir alan yaratmıştır. Özellikle yeni neslin sanatla buluşmasında öncü görev üstlenen Gökhan Yıldırım https://www. instagram. com/yildirimghan/ , instagram hesabı üzerinden düzenli olarak yaptığı paylaşımlarla farkındalık oluşturmayı başarıyor. Sanat ve sanatçının her alanda var olma çabasına destek olan @yildirimarte gençleri de güncel anlayışla buluşturuyor. Beğeni ve yorum yapma seçeneğiyle önemli bir reklam ve pazarlama çalışması oluşturan sosyal medya platformları, karşılıklı etkileşimi güçlendiriyor. Bireysel çalışmalarını sürdürmeye çalışan sanatçılar için ulaşılabilir, kesintisiz ve evrensel bir alan yaratan sosyal medya, samimi havasıyla da herkesi verimli bir üretkenliğe davet ediyor. Günlük paylaşımlarla her zaman taze, yenilikçi ve düzenli iletişim imkanı sunulduğu için şehir yaşamının getirdiği zamansızlık sorununun da ortadan kalkmasına imkan tanınıyor. İletişim trafiğini doğru planlayan sanatçılar sanatseverlerle istedikleri her an fikir alışverişinde bulunabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sanatta-duygusal-pornografi/", "text": "İzlenen şeyi nesne haline getiren ve izlenen şey aracılığıyla tahrik amacı güden her şey pornografidir. Enver Gülşen Sanatçıların duygusallığının bilincinde olduğumu ve yazı içinde bu özellik doğrultusunda yol alacağımı vurgulayarak söze başlayayım. Duygusal Pornografi; duygusal teşhircilik olarak da adlandırılabilecek bir kavramdır. Hemen aklınıza insan vücudunun üryan şeklide açılıp saçılması ve buradan bir şehvet yaratılması gelmesin! Bazıları sanat adına vücudunun mahrem yerlerini sergileyerek hayatını sürdürebilir, geçimini sağlayabilir ve buna da hem sanat, hem de hayat tarzı diyebilir. Onun tercihidir! Sanat ve Pornografi beraberliğiyle anlatmak istediğim Sanatta duygusal pornografisi odaklı olsa da; bu yazıdaki ilgili alanım dışındaki sanatta bedensel pornografi hakkında çağrışım yapabilir. Bu sınırı belirlemek ve konu dışına koyma gereğini vurgulayarak, Sanatta Bedensel Pornografi konusunu başka düzlemde tartışılması gerektiğini açıklamak ihtiyacı hissettim. Yazımın konusu; sanatçı olan insanının sanat faaliyetlerini icra ederken ve yaptığı sanat çalışmalarındaki Duygusal Pornografisi ve Duygusal Pornografik Ajitasyonu dur. İşe başlayalım; hemen konunun içinden çıplak bedeni çıkartalım ve pornografiye benzer mantıkla bu defa bedeni değil, mahrem duyguların özellikle dikkatsizceyi de aşan sistematik bir teşhircilikle ortaya döküldüğü ajitasyona dayalı sistematik bir tavır veya hayat tarzı düşünelim. Burada çok ince bir ayırım var. Pornografi de bir sınır var. Yapan tarafından o sınır aşılırsa eylem pornografi olmaktan çıkıp hardcore olarak adlandırılan başka bir boyuta geçmektedir. Bu da konumuz dışındadır. Pornografide sanat olup/olmadığı tartışılabilirken, şu an için hardcore pornografide sanat konusu günümüz kabulleriyle oldukça uzak görülmektedir. Belki de bana göre.. diyelim. Duygu pornografisi ölçüsünde yapılmak üzere başlangıçta yapan ve karşı tarafta heyecan yaratabilir ve karşılıklı iletişim kanallarının çalışmasını sağlayabilir. Duygu pornografisinde zaman, mekan ve dozaj sınırı dinlemeden, sürekli ve giderek artan bir dozajda; gerek ihtilal sonrası Hasan Mutlucan tarzıyla kahramanlık türküleri coşkusu, ağlamaklı aşk şiirleri duyarlılığı ve gerekse yoksulluk edebiyatı yapmak arasında bulunmak üzere tüm alternatifleri denemek yapanı yormasa da bir süre sonra hedef kitleyi yorar ve tam tersi olumsuz etkiler. Sanatta pornografi gibi duygu pornografisinde de bir ayar, limit ve yöntem oluşturmak esastır. Bu ayarı bilmeyenler; duygu pornografisinin sınırlarını da aşıp duygu hardcore pornografi yaptığının farkına bile varamaz. Tam bu noktada sanatın bir duygu işi ve sanatçının da bu duyguyu özümseyip aktaran yaratıcı kişilik olduğunu özellikle vurgularım. Hareket noktam; duygu yerine duygusal pornografi ortaya koymaya itirazdır. Duygu pornosu; en basit tanımıyla bir duygu sömürüsü olup, ilişkide gardı düşenin zaaflarından yararlanmak esastır. Politikacılar bu işi çok iyi bilir. Vatan millet Sakarya... Reklamcılar bunu çok iyi bilir, uygular ve almayacağınızı size satar. Sinemada da uygulanan bir yöntemdir. Benzetmeleri siz kendinize göre çeşitlendirebilirsiniz. Duygusal Pornografi kavramı Sinema Eleştirmeni Enver Gülşen tarafından sinema eleştirilerinde kullanılmakta ve bu kavram zaman içinde onun katkıları ile genişletilmektedir. https://www. timeturk. com/.../film-edebiyat-iliskisi-ve... Bu defa ben de konuyu resim sanatı ile sınırlı tutarak konuşmak istiyorum. Bugün gelinen noktada sanatı, sanatçıyı ve sanatçıyı sıkı ve dar kalıplara koymak mümkün değildir. Sanat eserinin zaman ve mekan aşabilmesi halinde kendini ortaya koyabileceğini düşünürüm. Bu nedenle şu an yazımıza konu olabilecek resimlerin tamamına sanat adına yapılan çalışmalar demeyi doğru bulurum. Herkes istediği resmi yapabilir, sergileyebilir ve satışa sunabilir. Bu sanat adına çalışma bitene kadar o kişinin mutlak özgürlük alanıdır. Bir çalışma bittikten sonra o çalışma bir şekilde harici gözle temas sağlanmışsa; bu defa o çalışmanın eleştiriye konu edilmesine de çalışmayı yapan tahammül etmek zorundadır. Burada bahsedilen eleştiri; yetkin ve saygılı eleştiridir. Bir sanatsever olarak benim de doğal hakkım olan eleştirimi Duygusal Pornografi noktasından hareketle yapmaktayım. Sinema Eleştirmeni Enver Gülşen'in Çağan Irmak'ın Babam ve Oğlum adlı filmini Duygu Pornografisi olarak nitelemesi ile etrafımıza dikkatlice bakınca görebileceğiniz bazı resimlerin duygusal pornografi ürünü ve bazı ressamların da gerek bu duygu pornografisi ürünü resimleri veya başka konular üzerinden gündemde olma adına yaptıkları da ajitasyon olarak nitelenebilir. Sizi acılarınızdan, en zaaflı yerlerinizden, insan olma hasletlerinizden yakalayıp, buralardaki etkili yoğun dokunuşlar ve tekrarlarla sizi esir alan ve bununla sanat yaptığını iddia edenler; bence duygulu değil, tam tersi duygusuz ve cesaretsiz sanatçılardır. Biçimsel ve bütünsel ilişkisini yakalamadan sadece fırça ve boya kullanımındaki ustalığa dayalı alt yapıyla sanatseveri etkileyecek süsleme ve rengi ekleyince yeterli bilgi sahibi olmayanın bu tuzağa yakalanmaması oldukça zordur. Yeterli sanat derinliği olmayan, çok satılanın peşinde koşan ve sadece beğenilenleri beğenme üzerine kodlanmış sanatseverin bu tuzağı fark edebilmesi kolay değildir. Parlak ve renkli lego parçacıklarıyla yapılmış aynı figürler etrafında dolaşıp durmak kendine ait bir plastik dil geliştirmek değildir. Onun tek adı vardır. Kısır tekrar! Tüm bu sanat çalışmalarını toplum, halk, millet, insanlık için yaptığınızı ileri sürüp, bu mecralarda size destek olacak yapıları oluşturabilirseniz işiniz çok kolaydır. Gelsin sergiler, fuarlar, satışlar...! Sanatçının duygusal olması başka bir şey, sanatseverde ajitasyon yoluyla duygu tuzakları yaratarak onun üzerinden sanat yaptığını iddia etmesi başka bir şeydir. Bu ajitasyon ustaları; ya bir konuda veya figür etrafında yoğunlaşır, ya da henüz tek figüre iniş alanı bulamayanları güncel ve magazinsel olan her konu etrafında uçuşur durur. Buna da nedense sanatçı duyarlılığı der durur? Bu ikinci grup her konuda resim yapmış olup, son yıllarda ağırlıklı olarak onlara büyük fırsat sağlayan sosyal medyada konuşlanmıştır. Her önemli olayda, günde ve etkinlik için bir şey yazar, sonra da doğal olarak resim yapacak zamanı bulamaz. Yeni bir konuya geçer. Bu her iki durumda derinlemesine düşünemeyen insanın işidir. Birileri bu resimleri yapıyor ve birileri de satın alıyor. Bu alış verişte görünüşte bir Arz-Talep kuralı çalışıyor görülebilir. Bu Alış-Veriş ile aynı zamanda sanat çalışması üretene bir destek de doğmaktadır. Daha çok boya, daha çok tuval, daha iyi şartlarda yaşamak vb.. İlk bakışta her şey normal görünüyor. O destek hak edene gitmiyor. Çok beğenileni beğenmekte ısrar etmek duyguların sömürülmesine zemin hazırlamaktır. Bulunduğu mahalleden sanata, sinemaya ve hayata bu kadar derinlikli ve geniş açıyla bakabilen Enver Gülşen'den hareketle; sanatta duygusal pornografi ve ajitasyonu konularını incelemenizi ve sanat eserlerine bir de bu açıdan bakmanızı tavsiye ederim."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sandro-botticellinin-young-man-holding-a-roundel-tablosu-satisa-cikiyor/", "text": "İtalyan ressam Sandro Botticelli'nin Young Man Holding a Roundel adlı eseri satışa çıkıyor. Tablonun 80 milyon dolara alıcı bulması bekleniyor. New York'taki Sotheby's Müzayede Evi; önümüzdeki günlerde Asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi olan, ama daha çok Sandro Botticelli ya da Il Botticello lakabıyla bilinen İtalyan ressamın, Young Man Holding a Roundel adlı tablosunu satışa sunacağını duyurdu. The Art Newspaper'da yer alan habere göre müzayede evi yetkilileri, Botticelli'nin 1480 yılında yaptığı bu tablonun 80 milyon dolara alıcı bulacağını tahmin ettiklerini belirtti. Botticelli'nin 2013 yılında Rockefeller Madonna adlı eseri 10.4 milyon dolara satılmıştı. Eser, 28 Ocak'ta açık artırmaya çıkacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sapiens-cizgi-roman-oluyor/", "text": "Yuval Noah Harari'nin insanlık tarihini anlattığı 'Sapiens' kitabı, bir seri çizgi roman olarak tekrar yayımlanacak. Tarihçi Yuval Noah Hariri'nin birçok ülkede çok satanlar listesine giren 'Sapiens: İnsanlık Türünün Kısa Bir Tarihi' kitabı yakın tarihte çizgi roman olarak tekrar yayımlanmaya hazırlanıyor. Sapiens çizgi romanı, Hariri'nin insanlık tarihi ile ilgili yazdığı 'Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi' ve '21. Yüzyıl İçin 21 Ders' kitapları ile beraber seride yerini alacak. Sapiens kitabının yayımlanacak olan ilk cildinin adı 'Sapiens: Çizimli Bir Tarih: İnsanoğlunun Doğumu' olacak. 250 sayfa olan çizgi roman formatındaki eserin çizimleri Daniel Casanave'ye ait. Kitabın çizgi roman formatına uyarlanmasında Harari'ye David Vandermeulen yardımcı olmuş. Sapiens'in yazarı Harari, çizgi romanda anlatıcı rolüne bürünürken kendisine Prof. Saraswati, Dedektif Lopez, Tarihöncesi Bill ve Cindy, Doktor Bilimkurgu, eşcinsel Neanderthal çift ve yeğeni Zoe gibi kitapta yer almayan bazı karakterler aracılığı ile insanlık tarihini yeniden anlatacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sapka-devrimi-sergisi-beyoglu-gama-galleryde/", "text": "Beyoğlu Gama Gallery, çağdaş Türk resminin genç kuşak temsilcilerinden ORHAN ÇELİK'in ''ŞAPKA DEVRİMİ'' isimli ilk kişisel sergisine 16 Nisan 15 Mayıs 2021 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sanatçının sergide son iki yılda üretmiş olduğu eserleri izleyici ile buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saraybosna-film-festivalinde-trt-yapimi-ve-trt-ortak-yapimi-5-film-yer-alacak/", "text": "Bu yıl 13-20 Ağustos'ta 27'ncisi gerçekleştirilecek festival, Oscar ödüllü Bosnalı yönetmen Danis Tanovic'in TRT yapımı Komşuluk Halleri filmiyle açılacak. Bu yıl 13 Ağustos'ta başlayacak olan Saraybosna Film Festivali'nde TRT yapımı ve TRT ortak yapımı 5 film yer alacak. TRT'den yapılan açıklamaya göre, 13-20 Ağustos'ta 27. kez gerçekleştirilecek festival, TRT yapımı Komşuluk Halleri filmiyle açılacak. Festivalin In Focus seçkisinde TRT ortak yapımları Quo Vadis, Aida? ve Af gösterilirken, festivalin endüstri bölümü Cinelinkte ise TRT ortak yapımı Tereddüt Çizgisi ve Bir Tutam Karanfil projeleri yer alacak. Bosna'daki savaşın izlerini silmek ve Saraybosna'yı yeniden kültür ve sanatın merkezi haline getirmek amacıyla düzenlenmeye başlayan festivalin açılış töreninin ardından, Oscar ödüllü Bosnalı yönetmen Danis Tanovic'in Komşuluk Halleri filmi gösterilecek. TRT yapımı film, birbirlerinden çok farklı karakterlere sahip olmalarına rağmen dost ve komşu olan Saraybosna'nın en iyi iki köfte ustasının rekabetini anlatıyor. Dünya prömiyerini festivalde gerçekleştirecek olan film, 1000'den fazla izleyicinin katılımıyla 13 Ağustos Cuma akşamı açık havada seyredilecek. Jasmila Zbanic'in yönettiği, Damir Ibrahimovic'in yapımcılığını üstlendiği TRT ortak yapımı Quo Vadis, Aida?, 1995'te yaşanan Srebrenitsa katliamını konu ediniyor. Bosna Hersek'in Srebrenitsa kentinde Sırp askerleri tarafından kadınlar ve çocuklar dahil on binlerce Bosnalının öldürüldüğü soykırım günlerinde, Birleşmiş Milletler Üssü'nde geçiyor. Dünya prömiyerini geçen sene eylül ayında dünyanın en önemli festivali Venedik Film Festivali'nin Ana Yarışma bölümünde yapan film, Toronto Film Festivali'nde yarıştı. Venedik ve Toronto'nun ardından birçok önemli film festivalinden ödüller alan yapım, 93. Oscar Ödülleri'nde En İyi Uluslararası Film kategorisinde yer aldı. Cem Özay'ın yönettiği, Ömür Güner'in yapımcılığını üstlendiği TRT ortak yapımı Af ise geçimini bir dağ köyünde ağaç ticaretiyle sağlayan otoriter bir babanın, baskıcı ve adaletsiz davranışları nedeniyle ailesiyle olan sorunlarını konu alıyor. Dünya prömiyerini 33. Tokyo Film Festivali'nde yapan TRT ortak yapımı Af, Antalya Film Forum'da TRT Proje Geliştirme Özel Ödülünü ve İstanbul Film Festivali'nin endüstri bölümü Köprüde Buluşmalar'da Başka Sinema Dağıtım Ödülünü kazandı. Bu yıl haziran ayında gerçekleştirilen 12 Punto TRT Senaryo Günleri'nde TRT Ortak Yapım Ödülü kazanan Tereddüt Çizgisi ve 2019'da gerçekleştirilen 12 Puntoda TRT Ortak Yapım Ödülü kazanan Bir Tutam Karanfil projeleri, Saraybosna Film Festivali'nin endüstri bölümü Cinelink'te yer alacak. Yönetmenliğini ve senaristliğini Selman Nacar'ın, yapımcılığını Burak Çevik ve Diloy Gülün'ün üstlendiği Tereddüt Çizgisi projesi, festivalin endüstri bölümü Cinelink'in Ortak Yapım Marketine seçildi. Senaryo aşamasındaki proje, masum olduğuna inandığı ve uzun süredir savunduğu bir cinayet zanlısının hüküm duruşmasında, kendi vicdanıyla yüzleşmek zorunda kalan avukat Nesrin'in hikayesini konu alıyor. Bekir Bülbül ve Büşra Bülbül'ün birlikte yazdığı, yönetmenliğini Bekir Bülbül'ün, yapımcılığını Halil Kardaş'ın üstlendiği Bir Tutam Karanfil projesi ise festivalin endüstri bölümü Cinelink'in kurgu aşamasındaki filmlerin yarıştığı Work in Progress seçkisinde yer alıyor. Yaşlı bir mülteci olan Musa ve küçük torunu Halime'nin zorlu iklim şartlarındaki yolculuğunu ve hayata tutunma çabalarını konu alan filmin çekimleri yakın zamanda tamamlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sayanin-sesi-dunyaya-yayilmaya-basladi/", "text": "Dünyanın en önemli küresel aktarma merkezi olan İGA İstanbul Havalimanı, İGART ile birlikte evrensel sanat için de bir merkez olma yolunda çok önemli bir eşiği daha geride bıraktı. Genç sanatçılara alan açan, gençleri sanatın ve üretimin merkezine koyan İGART Sanat Projeleri Yarışması'nın birincisi, Betül Kotil'e ait Saya'nın Sesi eseri, Türkiye'nin kültür ve sanatta vitrini olmaya hazırlanan İGA İstanbul Havalimanı'nda ziyaretçileriyle buluştu. Türkiye'de ilk defa böylesine büyük bir kamusal alan, genç sanatçıların yaratıcı dünyalarına kucak açmış oldu. Prof. Hüsamettin Koçan başkanlığında, her biri alanlarında ülkemizin önemli isimleri olan Yürütme Kurulu Üyeleri Prof. Gülveli Kaya, Prof. Marcus Graf, Nazlı Pektaş, Murat Tabanlıoğlu, Deniz Odabaş, Mehmet Ali Güveli, jüri üyesi olarak Heykeltıraş Seyhun Topuz ve Seçkin Pirim'in ve Türkiye Tasarım Vakfı'nın titiz çalışmaları sonucu, kendisi bir proje olarak tasarlanan İGART Sanat Projeleri'nin ilki uygulanarak sonuçlandırılmış oldu. İstanbul'un kültür ve sanatla harmanlanmış kimliğiyle Anadolu coğrafyasının kültürel hafızasını farklı kültürlerle buluşturmayı amaçlayan İGART Sanat Projeleri Yarışmaları serisinin ilkine, 221 proje katılım sağladı. Türkiye'de bugüne kadar verilen en büyük meblağ olan 1 milyon TL ödüllü İGART Sanat Projeleri Yarışması, aynı zamanda ülkemizde kamusal alanda yapılacak diğer projelere de önemli bir referans olacak. Cumhuriyet'in 100'üncü yılına ithafen 1923 adet zili bünyesinde barındıran Saya'nın Sesi, İGA İstanbul Havalimanı metro çıkış alanındaki viyadük altında ziyaretçilerini bekliyor. İGART Sanat Projeleri Yarışmaları'nın şartnamesi, değerlendirme kriterleri, uygulaması ve ödülünün miktarı ile gençlere bir alan açma projesi olduğunu söyleyen İGART Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Hüsamettin Koçan da böylesi bir yarışmanın Türk çağdaş sanat tarihinde yer alacak, içeriği paralelinde yıllar içinde de bulunduğu çağa ışık tutacak bir etkinlik olduğuna dikkat çekti. İGART Sanat Projeleri Yarışması'nın gençlere alan açan, katılımcı ve çeşitliliğe vurgu yapan bir yapısı var. Yarışmamıza gönderilen projeler arasından yapılan seçimler, herkese eşit mesafeli olan bir yapıda, sanat alanında deneyimli ve uzman kişiler tarafından oluşturulan kurulumuzca gerçekleşti. Yarışma modelinin, sanatçının önerme biçimlerini önemseyen yapıda olduğunun altını çizmek gerek. Bize iletilen ve çeşitliliğin baskın olduğu projeler içerisinde jürimiz, oy birliğiyle Saya'nın Sesi'ne kulak verdi. Saya'nın Sesi'nin kararlaştırılmasının nedenlerinden biri, projenin mekanın hacmi ile kurduğu estetik ilişki ve mimarinin bir parçası olarak ortaya koyduğu ilişkiydi diyen Koçan, Anadolu'daki kültürel hafızayla kurduğu ilişkiyle beraber bu hafızanın genç bir arkadaş aracılığıyla kurulmuş olmasının da seçimlerindeki en önemli nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Eserin sahibi Betül Kotil ise heyecanını Saya'nın Sesi, uzun zamandır aklımda olan ama mekanını arayan bir projeydi. İGA İstanbul Havalimanı ve İGART sayesinde aradığı mekanı buldu. Yarışmayı kazandığımı öğrendiğimde Saya'nın bizden bir ses olduğunu söylemiştim. Bugün bu alanda Saya'nın Sesi'ni ziyaretçilerimize duyurabildiğimiz için çok mutluyum cümleleriyle özetledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/saype-yardimseverlige-davet-eden-duvarlarin-otesinde-projesi-icin-istanbulda/", "text": "Kutuplaşmakta olan bir dünyada, sembolik olarak dünyanın en büyük insan zincirini yaratmayı seçen Fransız sanatçı Saype, bizi yardımseverliğe ve birlikte yaşamaya davet eden Duvarların Ötesinde projesi için İstanbul'da. Eserlerin fotoğraf sergisi, 8 Kasım'a kadar Taksim Sanat'ta izleyicilerle buluşacak. Birliği, karşılıklı yardımlaşmayı ve duvarların ötesindeki ortak çabayı simgelemek amacıyla iç içe geçen, tokalaşmış elleri çimenlerin üzerine çizen Fransız land-art sanatçısı Saype adıyla tanınan Guillaume Legros, Duvarların Ötesinde projesinin sekizinci durağı olarak İstanbul'u seçti. İstanbul'da, Beykoz, Boğaziçi Üniversitesi ve Unkapanı Köprüsü'nün altına yapılan eserler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, Beşiktaş Belediyesi, Boğaziçi Üniversitesi, İsviçre Başkonsolosluğu, Türkiye Fransız Kültür Merkezi ve UPS'in desteğiyle gerçekleştirildi. Eserlerin fotoğraf sergisi, 8 Kasım'a kadar Taksim Sanat'ta izleyicilerle buluşacak. Ayrıca bu eserler, 7 Kasım 2020 Cumartesi gününden itibaren, Institut français Türkiye'nin İstiklal Caddesi cephesinde sergilenecek. Sokak sanatı ve land-art'ı birbirine bağlamasıyla tanınan, tebeşir ve kömürden oluşan bir boyanın mucidi olan Saype, çim ve toprak üzerinde anıtsal freskler oluşturuyor. Saype'nin Haziran 2019'da başlattığı küresel Beyond Walls projesinde devasa eller, Avrupa ve Afrika kıtalarını buluşturduktan sonra Boğaz'ın Avrupa Yakası'na geliyor ve Asya kıyılarına ulaşmak için Boğaz'ı geçiyor. Saype, sanatın iletişim konusunda çok önemli bir araç olduğunu düşündüğünü ve bu sayede mesajını insanlara ulaştırmayı hedeflediğini ifade ederek, İçinde bulunduğumuz konjonktürde insanlar daha çok polarize olmaya ve daha çok yabancılaşmaya başladı. Yaptığım çalışmaların önemli ölçüde ses getirmesini diliyorum, böylece insanların bir araya gelerek, birlikte bir şeyler yapma çabalarını desteklemeyi hedefliyorum diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/seb-i-arusu-11-ulkeden-35-yabanci-medya-calisani-takip-edecek/", "text": "Hazreti Mevlana'nın vefatının 747. yılında düzenlenen Şeb-i Arus törenlerini, 11 ülkeden 35 gazeteci ve sosyal medya fenomeninin takip edeceği bildirildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konya Bölge Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığının davetlisi olarak 11 ülkeden 35 yabancı gazetecinin Şeb-i Arus törenleri için Konya'ya geleceği belirtildi. Açıklamada, yabancı gazetecilerin, Konya'da bulundukları süre içerisinde Konya Valisi Vahdettin Özkan, Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ile İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar ile de röportaj yapma imkanını bulacağı bildirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/secil-erel-siradisi-yaraticiligiyla-londrada-sanatseverleri-buyuluyor/", "text": "İngiltere'de yaşayan sanatçı Seçil Erel, geniş yüzeyler üzerinde evrenin bütünselliğini kucaklayan güçlü eserleriyle gurur veren projelere imza atıyor. Fiziksel olarak görünenin ötesine odaklanmayı, bilince dokunmayı ve ruhsal farkındalığı vurgulayan sanatçı, tablolarında insan hakları, çeşitlilik, sürdürülebilirlik ve sınırlar gibi kavramlara dair hikayelerin yanı sıra farklı yaşam anlayışlarını ve tezahürlerini aktarıyor. Yaşamını ve sanatını her zaman bir bütün ve özgürleşme alanı olarak yaşayan çağdaş sanatçı Seçil Erel, hikayesini 2017'den bu yana Londra'dan anlatmaya devam ediyor. Evrenin bütünselliğini kucaklamaya odaklanan Erel; özgürlüğe, değişime, sonsuz olasılıklara ve potansiyele, esnekliğin, renklerin, katmanların ve geniş yüzeylerin gücü üzerinden ulaşan bir sanatçı. Londra'nın en gözde enstitüsü olan Royal Academy of Arts Summer Exhibition'da eserleri sergilenen sanatçı, şimdi de New York New Art Dealers Allienace 'nın çatısı altında, Fatoş Ustek'in küratörlüğünde modülerlik konusunu ele alan eserlerini izleyicilerin beğenisine sunacak. İngiltere merkezli olmayı tercih etmesinin bir sebebinin de dünyanın her tarafına daha kolay erişebilmek olduğunu belirten sanatçı, bu sene Contemporary Istanbul'a Lizbon merkezli galeri Mariana Custodio ile katılacak. Seçil Erel, kendi köklerine yeniden bağlanmasını temsil eden 'New Bond' isimli büyük boy tuval üzerine yağlı boya resmini, renklerin enerjisi ve katmanları kullanarak, etrafına iyileşme saçmak niyetiyle üretti. Bu eser ile kadın enerjisinin zarif, bereketli, güçlü, dinamik enerjisini izleyici ile buluşturuyor. Sergi, 17-22 Eylül tarihleri arasında izleyici ile buluşacak. Peşi sıra 29 Ekim'de Ankara Çağdaş Sanatlarda açılacak ve Prof. Dr. Kıymet Giray tarafından düzenlenen Sanat Hayatın Atardamarıdır başlıklı sergide, son 10 yıl içerisinde ürettiği eserlerindeki yolculuğunu gösteren bir sunum ile izleyici karşısında olacak. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun olan Seçil Erel, lisans ve yüksek lisans derecelerine sahip. Türkiye'de başlayan sanat yolculuğuna Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve son olarak da İngiltere'de devam eden sanatçı, kişisel ve karma sergilerde yer alıyor. Kariyeri boyunca üniversitelerde ders veren Erel, uzmanlık konferanslarına, sempozyumlarına ve sanatçı rezidanslarına katılıyor. Sanatçı ayrıca, her ikisi de İstanbul'da gerçekleşen Galeri Zilberman ve Milli Reasürans Sanat Galerisi'ndeki kişisel sergileri vesilesiyle İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi Yayınevi tarafından yayımlanan bir sanat kitabına da imzasını attı. 2017 yılında kızıyla birlikte tek ebeveyn olarak Londra'ya yerleşen Seçil Erel, bir dizi dernek ile işbirlikleri kurmaya başlarken ülkesiyle de bağlarını koparmadı. Creative Network bursu ile çalışmalarını daha da ileri bir seviyeye taşıdı ve 2012 yılında 253. Royal Academy Yaz Sergisi'nde kısa listeye kalarak gurur verici bir başarıyı yaşamöyküsüne ekledi. Sanatın sadece üretilen eserlerle değil, bir bilgi birikimi olarak da yayılmasıyla ilgilenen Seçil Erel, bir dizi ressamla bir araya gelerek bir Sanat Kulübü kurdu. Sanatçı, bu kulüp aracılığıyla katılımcıları, içsel yaratıcılıklarına uyum sağlama konusunda desteklerken; çocuklar, engelliler ve yardıma ihtiyaç duyan kadınlarla ilgili sosyal sorumluluk projelerinde de gönüllü olarak çalışıyor. Sanatçının Londra'da bulunan atölyeleri, gelecek sergileri, proje ve sanat kulübü etkinliklerine https://secilerelart. com/ ve Seçil Erel Studio London Instagram hesabından ulaşabiliyor. Yolu Londra'ya düşecekler için bir küçük hatırlatma ise kasım ayındaki Open Sudio etkinliği."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sedat-girginin-abartilar-diyari-19-aralika-kadar-galeri-77de/", "text": "Galeri 77, Sedat Girgin'in Abartılar Diyarı isimli kişisel sergisine 19 Aralık'a kadar ev sahipliği yapıyor. Sanatçı, Galeri 77'deki üçüncü kişisel sergisi olma özelliğini taşıyan ve tümü 2020 yılında üretilmiş resimlerden oluşan bu serisiyle gösteri toplumu eleştirisine odaklanırken özellikle pandemi sürecinde daha da önem kazanan sosyal medya üzerindeki yapmacık kimlikleri ve sahte algıları sorguluyor. Birçok yazarın kitabını illüstrasyonlarıyla görselleştiren Sedat Girgin, Abartılar Diyarı sergisi için gerçekleştirdiği resimlerinin üretim sürecinde, bu uygulamadan gelen yazı-desen birlikteliğini kullanıyor. Anlık hislerini anahtar kelimeler ve çeşitli notlarla kaydeden sanatçı, iç dünyasının kapılarını bizlere aralarken sanki bir hikaye taslağı hazırlıyor. Fakat yazıya döktüğü hissiyatlarını paylaşmak yerine izleyiciyi hayal dünyasına davet etmeyi seçiyor. Girgin'in resimleri Egon Schiele'nin portrelerinde ellerle yansıtılan gergin atmosfere, Oskar Kokoschka'nın konu ettiği nevrotik kişilik bozukluklarına ve gerçeküstücü ressamların simgeci anlatımına göz kırparken kitap illüstrasyonu pratiğinden gelen masalsı tasvirleri sanatçının özgün üslubunu açığa çıkarıyor. Günümüzün dijital-görsel kültürüne şekil veren Instagram ve Facebook gibi mecralarda oluşturulan basmakalıp profiller meselesinden yola çıkan Girgin, sosyal medyadaki yapmacıklığı dolaylı biçimde ele alırken, konformizm ve özentiliğin yarattığı kişisel ve toplumsal değer çatışmalarının insan psikolojisinde yarattığı tahribatı gözler önüne seriyor. Resimlerinde kendileri dışında her şeyden izole figürlerin iç hesaplaşmalarını yansıtan sanatçı, sahnede olma, görme ve görülme arzusunun arkasında yatan yalnızlık hissine odaklanıyor. Portrelerin parçalı anlatımı konu edilen özneleri anonimleştirirken, karakterlerin sahneyi andıran mekanlardaki performatif eylemleri, sosyal medyada verilen pozları ve Instagram story'lerini andırıyor. Ancak Girgin'in resimleri görselliğin ötesine geçip izleyiciyi yoğun bir duygulanıma ve iç gözleme yönlendiriyor. Böylece beğeni ve takipçi sayısı beklentilerinin yerini kendilik endişesi alıyor. Sergi teknik olarak tamamı 2020 yılında üretilmiş tuval üzerine akrilik ve kağıt üzerine karışık teknik özgün işler olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Özellikle tuval işlerin yer aldığı ilk bölümdeki eserlerin büyük bir titizlikle yan yana getirilerek sergi içinde gruplar oluşturması; içerdikleri bireysel hikayelerin daha da genişleyerek dallanmasına, yapılan tercihlerin yaratacağı sonuçlar ile bu sonuçların kişinin duygu durumunda nasıl tahribatlara sebep olacağının daha net anlaşılmasına, biz izleyiciler için birey ve toplum beklentilerinin ne derece örtüştüğü veya ayrıştığını sorgulamamıza olanak sağlıyor. Resimlerin geneli eski bir çağda ya da bir hayal aleminde geçiyor gibi görünmesine karşın sanatçı aslında bizlere günümüzü anlatıyor. Galeri 77, İstanbul dışında bulunan sanatseverleri de düşünerek sergiyi eş zamanlı olarak çevrim içi ortamlardan da izleyicileri ile buluşturuyor. Bu amaçla; sergiye dair üç boyutlu sanal tur, çeşitli video ve paylaşımları Galeri 77 sosyal medya hesapları ve internet sitesi üzerinden takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatorolarindan-kadinlar-gunune-ozel-uc-gun/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde üç özel oyunu İstanbullularla buluşturacak. Kadın hikayelerinin anlatıldığı oyunlar, ücretsiz olarak izlenebilecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine dikkat çekmek için kadın hikayelerinin anlatıldığı oyunları İstanbullularla buluşturacak. Kadın hikayelerinin anlatıldığı oyunlar, şehrin üç farklı sahnesinde ücretsiz olarak seyirciyle buluşacak. 8 Mart Kadınlar Günü'nde sahnelenecek oyunların davetiyeleri 3 Mart 2022 Perşembe günü 11.00'den itibaren İBB Şehir Tiyatroları gişelerinden, 11.15'te sehirtiyatrolari. ibb. istanbul adresinden ve Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilecek. İki kişiyle sınırlı olan davetiyeler salonların dolmasıyla birlikte kapatılacak. Usta oyuncuların performanslarına tanıklık edilecek oyunlar, 20.30'da başlayacak. Özen Yula'nın yazıp yönettiği Hayat Der Gülümserim, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde; Rüstem Ertuğ Altınay'ın yazdığı Jale Karabekir'in yönettiği Melek, Müze Gazhane Büyük Sahne'de; Bilgesu Erenus'un yazdığı Yelda Baskın'ın yönettiği Yaftalı Tabut, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde sahnelenecek. Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikayeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula'nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. Aktris Melek Kobra'nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930'ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay'ın yazdığı Jale Karabekir'in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye'nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı'nın hikayesi. 1920'lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus'un yazdığı Yelda Baskın'ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolari-ali-murat-altunmeseyi-kaybetmenin-uzuntusunu-yasiyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, değerli Sanatçısı, tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ali Murat Altunmeşe 'yi kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor. Kederli ailesine, tüm sevenlerine ve Türk tiyatrosuna başsağlığı dileriz. Ali Murat Altunmeşe'nin cenazesi, 21 Aralık 2021 Salı günü Göktürk Camii'nde kılınacak ikindi namazının ardından Kemerburgaz Göktürk Mezarlığı'nda toprağa verilecektir. Ali Murat Altunmeşe, 22 Nisan1979 tarihinde Ankara'da doğdu. ABD NorthBrunswickTownshipHighschool, SandfordMeisner Workshop, ABD MiddlesexCommunityCollege Önlisans veHaliç Üniversitesi Konservatuarı Tiyatro bölümü mezunudur. 2010-2013 yılları arasında İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda Karanlık İşler, Açıl Kafam Açıl ve At oyunlarında sözleşmeli oyunculuk yapmıştır. Sanatçı İzzet Altunmeşe'nin oğlu, oyuncu Fırat Altunmeşe'nin kardeşidir. Ali Baba ve 7 Cüceler, Bir Don Juan Öldürmek, Barbaroslar: Akdeniz'in Kılıcı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolari-aralik-ayinda-28-oyunla-seyirciyle-bulusuyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Aralık ayında 28 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Aralık ayında tiyatroseverleri Antik Yunan klasiklerinden, modern klasiklere, Amerikan edebiyatından Fransız yazarların oyunlarına zengin bir repertuvar bekliyor. Bu ay İki Efendinin Uşağı, Melek, Antigone, Ay Carmela, Veba, Matruşka, Yaftalı Tabut, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi, Kısraklı Kadın, Geçit, Çın Sabahta, Hastalık Hastası, 12. Gece, Moby Dick, İfigenya, Zehir, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Hayat Der Gülümserim, Tatlı Kaçık'ın yanı sıra Herkes Sihirbaz Olacak, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık, Benim Güzel Pabuçlarım, Rüya, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Pollyanna, Bekçi ile Postacı adlı çocuk oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte'nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino'nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni'nin yazdığı Aslı Öngören'in yönettiği oyunda, Ali Murat Altunmeşe, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Murat Bavli, Murat Coşkuner, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Aktris Melek Kobra'nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930'ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay'ın yazdığı Jale Karabekir'in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde, 24, 25 Aralık 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde. Sophokles'in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone'de; aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon'un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren Antigone, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles'in yazdığı, Sabahattin Ali'nin çevirdiği Engin Alkan'ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. İspanya'da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı? sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra'nın yazdığı, Yalçın Baykul'un çevirdiği, Naşit Özcan'ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde, 29, 30 Aralık tarihlerinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Nobel Ödüllü yazar Camus'nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Neil Bartlett'in uyarladığı Mehmet Ergen'in çevirip yönettiği oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Murat Coşkuner, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun, 2-4 Aralık, 9-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde, Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar... Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor. Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir. Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı Bora Seçkin'in yönettiği oyunda Cem Karakaya, Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 8-11 Aralık, 15-18 Aralık 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde, 3, 4 Aralık 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde. Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye'nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı'nın hikayesi. 1920'lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus'un yazdığı Yelda Baskın'ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 Müze Gazhane Büyük Sahne'de, 29-30 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikayesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikayesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz'ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu'nun yönettiği oyunda Bora Seçkin, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun,1-4 Aralık, 8-11 Aralık, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit'teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul'a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Londra'da bir hastanede bebek bekleyen bir kadının rüya ile gerçek, terkettigi Anadolu topraklarıyla Batı arasında bocalamalarını, büyülü bir ortamda sunan oyun, daha önce İngiltere, Almanya, İsveç ve Hollanda'da sahnelendi. Şimdi ilk kez Türkiye'de. Leyla Nazlı'nın yazdığı Lerzan Pamir'in yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Pervin Bağdat, Gökçer Genç, Eylül Soğukçay rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir. Cem Düzova'nın yazdığı Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde, 22-25 Aralık, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde, 16-18 Aralık 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Zengin bir ailede yetişen Güneşi, ailesinin dayatmalarından kaçarak, kendi özgür yaşamını kurmak için mütevazı bir daireye taşınır. İdeolojilerine sıkı sıkıya bağlanmış olan Güneşi'nin boşlukta debelendiği yaşamına, hemen yan dairesine taşınan Feriha girer. Ömrü boyunca hayalini kurduğu 'damı akmayan eve' taşınmayı nihayet başaran Feriha'nın umudu ve mutluluğu, Güneşi'nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç'in yazdığı Hülya Karakaş'ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor. Oyun, 10, 11, 17, 18 Aralık 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu'nun kurucularından Moliere'in (1622 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Elif Verit, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. Oyun, 8-11 Aralık, 15-18 Aralık 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'ya aşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkar Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikayesini iyice kızıştırır. William Shakespeare'in yazdığı, Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Genç bir denizci olan Ishmael, dünyayı görmek için Kaptan Ahab'ın balina gemisine yazılır. Balina avcısı Ahab, bir av sırasında tek bacağını kaybettikten sonra ölümüne bir intikam duygusuyla yaşar ve denizlerin en büyük, bilge canlısı beyaz balina Moby Dick'in peşinde okyanuslar geçer. Ishmael, heyecan dolu bu yolculukta, bir balina gemisi kaptanının doğayla olan içgüdüsel savaşının tragedyasına tanık olur. Herman Melville'in aynı adlı romanından Sebastian Armesto'nun uyarladığı, Seza Güneş'in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde, 30 Aralık 2021 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis'in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon'dadır. Başkomutan'ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon'un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia'yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides'in yazdığı Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans'ın yazdığı Şaban Ol'un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikayeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula'nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Mr. Tanner ile paylaştığı evinde, çöp toplayarak yaşayan, çevresindeki her şeye sonsuz bir sevgi ve şefkatle bağlı Opal'in kendi halindeki yaşamı üç davetsiz misafirin gelişi ile umulmadık şekilde değişir. Sol, Gloria ve Brad kendi hesaplarının peşinde Opal'in huzur dolu yaşamına giriverirler. Kendi kendine yetmeyi becerse de yalnızlıktan muzdarip Opal onları hayatına almak konusunda en ufak bir tereddüt bile duymaz ancak sonsuz bir iyi niyetle evinin kapılarını açtığı misafirleri sevgilerini paylaşmak konusunda Opal kadar istekli değildirler. John Patrick'in yazdığı, Ahmet Levendoğlu ve Hasan Levendoğlu'nun çevirdiği, Naşit Özcan'ın yönettiği oyunda, Ayşe Kökçü, Çağlar Polat, Eylül Soğukçay, İbrahim Can, Mehmet Soner Dinç, Mert Aykul rol alıyor. Oyun, 22, 23, 24, 25, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi'nde. Ünlü sihirbaz Zubi'nin öğrencileri ustalığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer'in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde, 2 Ocak 2022 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın'ın yazıp yönettiği oyunda İrem Erkaya ve Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde, 19, 26 Aralık 2021, 2 Ocak 2022 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova'nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu'nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde, 2 Ocak 2022 tarihinde Ümraniye Sahnesi'nde. Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun'un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde, 2 Ocak 2022 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi'nde. Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç'ın yazdığı Özge Midilli'nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde, 2 Ocak 2021 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Rengarenk bir mutfak... Ama her yer çok dağınık... Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook'u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir... Derya Yıldırım'ın yazdığı, Özgür Kaymak'ınyönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi'nde. Annesi yıllar önce yaşamını yitirince, yardım derneği himayesinde yaşamaya başlayan Pollyanna, babasını da kaybettiği haberini alır. Bu hayat dolu küçük kız, katı ve kuralcı biri olarak tanınan Polly Teyzesiyle birlikte yaşayacaktır. Pollyanna'nın konağa gelmesiyle beraber çevredeki herkesin hayatı değişmeye başlar. Dünya çocuk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Pollyanna, her tür olumsuz durumda bile mutlulukun yaratılabileceğini; çözüm üretebilme yeteneği kazandıktan sonra hayata umutla bakılabileceğini anlatıyor. Eleanor H. Porter'ın aynı adlı eserinden Binnur Şerbetçioğlu'nun uyarlayıp yönettiği oyunda; Aslı Menaz, Yılmaz Aydın, Berk Samur, Destan Batmaz, Dolunay Pircioğlu, Emrah Derviş Soylu, Ezgim Kılınç, Nazan Yatgın Palabıyık, Onur Şirin, Ömer Barış Bakova, Serap Doğan, Yeşim Mazıcıoğlu Bulut, Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima'nın yazdığı Ceylan Özçapkın'ın çevirdiği, Derya Yıldırım'ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Müze Gazhane Büyük Sahne'de, 2 Ocak 2022 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolari-erol-keskini-kaybetmenin-uzuntusunu-yasiyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları; değerli sanatçısı, tiyatronun eski genel sanat yönetmenlerinden tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen ve senarist Erol Keskin'i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor. Erol Keskin'in cenaze töreni, 19 Mayıs 2021 Çarşamba günü saat 12:00'de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlendi. Sanatçı, saat 15:00'te Teşvikiye Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. 1932 doğumlu Erol Keskin, Güzel Sanatlar Akademisi'nde iç mimarlık eğitimi alırken başladığı oyunculuk serüvenine tiyatro ve sinema oyuncusu, belgesel yapımcısı yönetmen ve senarist olarak devam etti. İki yıl süreyle Genel Sanat Yönetmeni olarak da görev yaptığı İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan emekli olduktan sonra bir süre konuk oyuncu olarak sahneye çıkmaya devam eden usta oyuncu, bir yandan da kurucuları arasında bulunduğu Sahne Araştırmaları Laboratuvarı'nda tiyatronun antropolojisi üzerine çalışmalarını sürdürdü. Keskin, ayrıca Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Akademi İstanbul, Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve Sadri Alışık Kültür Merkezi'nde verdiği derslerle, tecrübesini paylaşmaya devam etti. Erol Keskin'in yer aldığı sayısız tiyatro oyunu arasında, Sarah Bernhardt, Salı Ziyaretleri, Olianna, Eşik, Troya, Vahşi Batı, Bulvar, Ayı Masalı, Büyük Jüstinyen, Fuji-Yama, Rus Gelir Aşka, Oppenheimer Olayı, Deli İbrahim, Şahane Dul, Altın Yumruk, Antigone ve Kara Ağaçlar Altında yer alıyor. Sanatçının yönettiği tiyatro oyunlarından bazıları ise Cengiz Han'ın Bisikleti, Yağmur Sıkıntısı, Mecbur Adam, Halay, Montserrat Bir Umut Uğruna ve Mikado'nun Çöpleri. Fikret Bey (Selma Köksal, 2007), Herkes Kendi Evinde (Semih Kaplanoğlu, 2001), Abdülhamit Düşerken (Ziya Öztan, 2002), Kurtuluş (Ziya Öztan, mini dizi, 1996), Üç İstanbul (Feyzi Tuna, mini dizi, 1983), Adak (Atıf Yılmaz, 1979), Hasip ile Nasip (Atif Yılmaz, 1976), Deli Yusuf (Atif Yılmaz, 1975), Korkusuz Aşıklar (Vedat Türkali, 1972), Namus ve Silah (Ertem Göreç, 1971), Bozuk Düzen (Haldun Dormen, 1966), Güzel Bir Gün İçin (Haldun Dormen, 1965), İki Gemi Yanyana (Atıf Yılmaz, 1963), Battı Balık (Atıf Yılmaz, 1962), Aşk ve Yumruk (Aram Gülyüz, 1961) ve Sensiz Yıllar (Aram Gülyüz, 1960) ise, usta oyuncunun 1960'lardan bu yana gerçekleştirdiği sinema çalışmalarından bazıları. Sanatçının elli yılı aşkın tiyatro ve sinema kariyeri boyunca layık görüldüğü ödüller arasında, Bozuk Düzen filmiyle 1966 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Senaryo Ödülü, Güzel Bir Gün İçin filmiyle 1967 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Senaryo Ödülü, Herkes Kendi Evinde'yle (2001) 20. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ve 23. Siyad Türk Sineması Ödülleri'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü, 8. Afife Tiyatro Ödülleri 2004 Yılın En Başarılı Oyuncusu-Salı Ziyaretleri, . 17. Afife Tiyatro Ödülleri 2013 Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolari-mart-ayinin-yeni-haftasinda-on-sekiz-oyunla-seyirci-karsisinda/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, mart ayının yeni haftasında 18 oyunla İstanbul seyircisiyle buluşuyor. Sanat iyileştirir sözünün ışığında 5 Mart'ta çocuk oyunlarını sahnelemeye başlayan İBB Şehir Tiyatroları, 15 Mart tarihinden itibaren yetişkin oyunlarını da seyircisiyle buluşturacak. İBB Şehir Tiyatroları, Kahramanmaraş'ta meydana gelen ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahnelerini yetişkin oyunları için yeniden açıyor. Bu hafta İfigenya, Geçit, Yaftalı Tabut, Hamlet, Fosforlu Cevriye, Zehir, Gül'e Ağıt, Hayat Der Gülümserim, Kuğunun Şarkısı, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Fındıkkıran, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Rüya, Bir Gece Masalı, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki adlı oyunlar seyirciyle buluşacak. Oyun biletleri gişelerden, sehirtiyatrolari. ibb. istanbul adresinden ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilir. Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe! İBB Şehir Tiyatroları Çocuk Eğitim Birimi öğrencileri, depremden etkilenen kardeşleri için Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe başlığıyla bir oyuncak ve kitap kampanyasına öncülük ediyor. Çocuklarımızın dayanışmasının güzel bir örneği olacak bu kampanya kapsamında İstanbul'da yaşayan çocuklar, hediye paketlerine hem hediye kitap ya da oyuncağı hem de depremzede kardeşlerini teselli edecek duygu ve düşüncelerini ifade eden bir mektubu koyabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolari-nda-salondan-yayin-devam-ediyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, kültür-sanat etkinliklerini sanatseverlere online olarak ulaştırmaya devam ediyor. Sanatseverleri oyunculuk üzerine atölye programları, çocuklar için özel programlar, hazırlıkları devam eden oyunlarımızın provaları, İstanbul'un kültür sanat hayatına yön veren usta isimlerle söyleşiler, uzun süre kapalı gişe sahnelenmiş oyunların tekrar gösterimleri gibi pek çok etkinlik bekliyor. Bu hafta da Şehir Tiyatroları'nda YouTube hesabından sanatseverlerle söyleşi, okuma provası ve oyun gösterimi programları olacak. İBB Şehir Tiyatroları, 25 Mart Perşembe günü 20:00'de Ustalarla Söyleşi programımızın yeni konuğu Oyuncu Ayşe Kökçü olacak. Selçuk Yüksel'in hazırladığı programı Defne Gürmen sunuyor. 26 Mart Cuma günü 20:00'de Çat Kapı Prova'da hazırlıkları devam eden Kutlama adlı oyunumuzun okuma provası yayınlanıyor. 27 Mart Cumartesi günü 19.00'da, Sahnenin Gizli Kahramanları isimli söyleşimizin yeni konuğu Aksesuarcı Cengiz Önay olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolari-sen-istanbuldan-daha-guzelsin-oyunuyla-bursada/", "text": "Şehir Tiyatroları, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin oyunuyla Şehir Tiyatroları Buluşmaları kapsamında Bursa seyircisinin karşısına çıkıyor. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, 2, 3, 4 Aralık 2021 tarihlerinde saat 20:30'da Nilüfer Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Evi'nde Bursa seyircisiyle bir araya geliyor. İBB Şehir Tiyatroları ve Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, Şehir Tiyatroları Buluşmaları'nın ikincisini Bursa'da gerçekleştiriyor. Buluşmanın ilkinde Bursa Nilüfer Belediyesi'nin hazırladığı, Mark Ravenhill'in yazdığı Mert Öner, Melisa İclal Yamanarda, Ebru Nihan Celkan, Gülhan Kadim, Doğu Akal'in birer episodunu yönettiği Vur Yağmala Yeniden 24-27 Kasım tarihleri arasında İBB Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne konuk oldu. Buluşmanın ikincisi için Çarşamba günü Bursa'ya hareket edecek olan İBB Şehir Tiyatroları sanatçı ve teknik ekibi, Bursa seyircisiyle bir araya gelecek olmanın heyecanını yaşıyor. Kucağıma almışım seni... yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara... yerdeki asfalta bakmışım... yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolarinda-acik-hava-yaz-oyunlari-biletleri-satisa-cikiyor/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları'nın, her yaştan seyircisini Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde buluşturacağı Açık Hava Yaz Oyunları Haziran ayı biletleri satışa çıkıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Haziran ayında sanatseverleri en beğenilen oyunlarından Tartuffe ve Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi ile buluşturuyor. Moliere'in yazdığı, Orhan Veli Kanık'ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir'in yönettiği Tartuffe; 9, 10 Haziran tarihlerinde 21.00'de, Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi; 11 Haziran tarihinde 21.00'de sahneleniyor. Oyunların biletleri, 23 Mayıs 2023 Salı günü 11.00'de gişelerden, 11.15'te https://sehirtiyatrolari. ibb. istanbul/ adresi ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından satışa sunuluyor. Açık Hava Yaz Oyunları Ağustos ayında yeni oyunlarla Harbiye Cemil Topuzlu Açık hava Sahnesi'nde seyirciyle buluşmaya devam edecek. Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli'nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz. Moliere'in yazdığı, Orhan Veli Kanık'ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir'in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit'teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul'a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikayeleri. Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta-10-13-kasim-2021/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Kasım ayının yeni haftasında 10 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu hafta tiyatroseverleri 19. yüzyıl Amerikan edebiyatından yeni yazarların oyunlarına zengin bir repertuvar bekliyor. Yaftalı Tabut, Matruşka, Moby Dick, Antigone, İki Efendinin Uşağı, Melek, Geçit, Kısraklı Kadın, İfigenya, Çın Sabahta oyunları Kasım ayının yeni haftasında seyirciyle buluşacak. Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye'nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı'nın hikayesi. 1920'lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus'un yazdığı Yelda Baskın'ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar... Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor. Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir. Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı Bora Seçkin'in yönettiği oyunda Cem Karakaya, Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Genç bir denizci olan Ishmael, dünyayı görmek için Kaptan Ahab'ın balina gemisine yazılır. Balina avcısı Ahab, bir av sırasında tek bacağını kaybettikten sonra ölümüne bir intikam duygusuyla yaşar ve denizlerin en büyük, bilge canlısı beyaz balina Moby Dick'in peşinde okyanuslar geçer. Ishmael, heyecan dolu bu yolculukta, bir balina gemisi kaptanının doğayla olan içgüdüsel savaşının tragedyasına tanık olur. Herman Melville'in aynı adlı romanından Sebastian Armesto'nun uyarladığı, Seza Güneş'in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde. Sophokles'in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone'de; aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon'un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren Antigone, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles'in yazdığı, Sabahattin Ali'nin çevirdiği Engin Alkan'ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte'nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino'nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni'nin yazdığı Aslı Öngören'in yönettiği oyunda, Ali Murat Altunmeşe, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Murat Bavli, Murat Coşkuner, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Aktris Melek Kobra'nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930'ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay'ın yazdığı Jale Karabekir'in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikayesinin özeti gibidir. Cem Düzova'nın yazdığı Nihat Alpteki'nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun, 11-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Londra'da bir hastanede bebek bekleyen bir kadının rüya ile gerçek, terkettigi Anadolu topraklarıyla Batı arasında bocalamalarını, büyülü bir ortamda sunan oyun, daha önce İngiltere, Almanya, İsveç ve Hollanda'da sahnelendi. Şimdi ilk kez Türkiye'de. Leyla Nazlı'nın yazdığı Lerzan Pamir'in yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Pervin Bağdat, Gökçer Genç, Eylül Soğukçay rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde. Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgara ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis'in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgarını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon'dadır. Başkomutan'ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon'un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia'yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides'in yazdığı Serdar Biliş'in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Zengin bir ailede yetişen Güneşi, ailesinin dayatmalarından kaçarak, kendi özgür yaşamını kurmak için mütevazı bir daireye taşınır. İdeolojilerine sıkı sıkıya bağlanmış olan Güneşi'nin boşlukta debelendiği yaşamına, hemen yan dairesine taşınan Feriha girer. Ömrü boyunca hayalini kurduğu 'damı akmayan eve' taşınmayı nihayet başaran Feriha'nın umudu ve mutluluğu, Güneşi'nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç'in yazdığı Hülya Karakaş'ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor. Oyun, 12, 13 Kasım 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolarinda-yeni-hafta/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Şubat ayının yeni haftasında 9 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Alan Ayckbourn, Harold Pinter gibi uluslararası üne sahip yazarların yanı sıra genç yazarların eserleri seyirciyle buluşuyor. Yatak Odası Komedisi, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Kutlama, Herkes Sihirbaz Olacak, Bekçi ile Postacı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Rüya, Benim Güzel Pabuçlarım, Elma Kurdu Kırtık oyunları Şubat ayının yeni haftasında sahnelenecek. Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn'un yazdığı, Mert Dilek'in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ'un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 9-12 Şubat 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikayesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikayesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz'ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu'nun yönettiği oyunda Bora Seçkin, Can Alibeyoğlu, Caner Bilginer, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Kamer Karabektaş, Kutay Kırşehirlioğlu, Radife Baltaoğlu rol alıyor. Oyun, 9-12 Şubat 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne'de. Şehrin en lüks restoranında herkesin birbirini küçümseyerek kendi varlığını yücelttiği, ağızına geleni söylediği, evlilik, tanışma, yükselme gibi nedenlerle sözde kutlama yapılan bir akşam yemeği... Kutlama, ömrü boyunca insan hakları mücadelesi vermiş Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Pinter'ın son oyunu. Harold Pinter'in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ'ın yönettiği oyunda Can Ertuğrul, Çağlar Polat, Erkan Sever, Gizem Akkuş, Orçun Tekelioğlu, Özgür Efe Özyeşilpınar, Pınar Demiral, Selim Can Yalçın, Selin İşcan, Şehnaz Bölen Taftalı rol alıyor. Oyun, 9-12 Şubat 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde. Ünlü sihirbaz Zubi'nin öğrencileri ustalığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer'in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima'nın yazdığı Ceylan Özçapkın'ın çevirdiği, Derya Yıldırım'ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde. Rengarenk bir mutfak... Ama her yer çok dağınık... Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook'u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir... Derya Yıldırım'ın yazdığı, Özgür Kaymak'ınyönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde. Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç'ın yazdığı Özge Midilli'nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi'nde. Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun'un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Müze Gazhane Büyük Sahne'de. Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova'nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu'nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolarindan-yeni-oyun-melek/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Rüstem Ertuğ Altınay'ın yazdığı Jale Karabekir'in yönettiği Melek adlı oyunu seyirciyle buluşturdu. Oyun, 13 Ekim 2020 Salı günü saat 20.30'da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde ilk gösterimini yaptı. Seyircilerin beğenisini kazanan oyun ayakta alkışlandı. Melek, aralarında Ayşe Opereti'nin de bulunduğu pek çok ünlü operetin bestecisi Muhlis Sabahattin Ezgi'nin kızı, dönemin nadide kadın bestekarlarından Neveser Kökdeş'in yeğeni, ülkemizi temsil eden dünya güzeli Keriman Halis Ece'nin kuzini, dublaj kralı Ferdi Tayfur'un eşi, tiyatro tarihimizin değerli isimlerinden Gülriz Sururi'nin de annesi, Süreyya Opereti'nin primadonnası Suzan Lütfullah'ın en yakın arkadaşı Melek Kobra'nın hayatını tiyatro sahnesine taşıyor. 24 yıllık kısa yaşamında Sabahattin, Ezgi, Tayfur, Kobra olmak üzere dört farklı soyadı kullanan Melek, şimdi bir hastane odasına sığan hayatını; Afife Jale, Cahide Sonku gibi kendisinin de aktristleri arasında yer aldığı Darülbedayi sahnesinden bizimle paylaşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Rüstem Ertuğ Altınay'ın yazdığı Jale Karabekir'in yönettiği Melek adlı oyunu seyirciyle buluşturdu. Oyun, 13 Ekim 2020 Salı günü saat 20.30'da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde ilk gösterimini yaptı. Seyircilerin beğenisini kazanan oyun ayakta alkışlandı. Melek, aralarında Ayşe Opereti'nin de bulunduğu pek çok ünlü operetin bestecisi Muhlis Sabahattin Ezgi'nin kızı, dönemin nadide kadın bestekarlarından Neveser Kökdeş'in yeğeni, ülkemizi temsil eden dünya güzeli Keriman Halis Ece'nin kuzini, dublaj kralı Ferdi Tayfur'un eşi, tiyatro tarihimizin değerli isimlerinden Gülriz Sururi'nin de annesi, Süreyya Opereti'nin primadonnası Suzan Lütfullah'ın en yakın arkadaşı Melek Kobra'nın hayatını tiyatro sahnesine taşıyor. 24 yıllık kısa yaşamında Sabahattin, Ezgi, Tayfur, Kobra olmak üzere dört farklı soyadı kullanan Melek, şimdi bir hastane odasına sığan hayatını; Afife Jale, Cahide Sonku gibi kendisinin de aktristleri arasında yer aldığı Darülbedayi sahnesinden bizimle paylaşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolarindan-yilin-muzikali-fosforlu-cevriye/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları; Suat Derviş'in yazdığı, Yelda Baskın'ın yönettiği Fosforlu Cevriye adlı müzikali seyirciyle buluşturuyor. 2022-2023 sezonunun yeni müzikali Fosforlu Cevriye, 2 Kasım 2022 Çarşamba günü saat 20.30'da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde prömiyerini yapıyor. Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için icra-i sanat eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye'nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona siz diye hitap eden bu Adam, aslında gizli yaşayan bir idam mahkumudur. Cevriye, onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir insan olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır. Oyunda 1930-40'lı yılların İstanbul'u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor. Suat Derviş, 60'lı yılların başında Türkiye'ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. Fosforlu Cevriye romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım'ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir müzikal olarak oyunlaştırıldığını görmekti... Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi... Gülriz Hanım'ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları'nda sahnelemekti... Dramaturgisini Gökhan Aktemur'un, müzik ve bestesini Oğuzhan Balcı'nın, dekor tasarımını Barış Dinçel'in, kostüm tasarımını Tomris Kuzu'nun, ışık tasarımını Kemal Yiğitcan'ın, efekt tasarımını Yunus Nalcı'nın, koreografisini Maral Ceranoğlu'nun yaptığı, fotoğraflarını Ahmet Çelikbaş'ın çektiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Berk Samur, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Ceysu Aygen, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun; 2-5 Kasım, 9-12 Kasım 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, 30 Kasım-3 Aralık 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehir-tiyatrolarinin-yeni-cocuk-oyunu-bekci-ile-postaci/", "text": "Şehir Tiyatroları, Lodovica Cima ve Gabriele Clima'nın yazdığı Ceylan Özçapkın'ın çevirdiği, Derya Yıldırım'ın oyunlaştırıp yönettiği Bekçi ile Postacı adlı çocuk oyununu seyirciyle buluşturuyor. Oyun, 21 Kasım 2021 Pazar günü Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde ilk kez sahneleniyor. Arkadaşlık ve paylaşımın önemini, birlikte yaşamanın ve birbirine alan tanımanın değerini anlatan oyun, 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde. Müziğini Burçak Çöllü'nün, sahne tasarımını Emra Albayrak Şahin'in, kostüm tasarımını Janset Kaplan'ın, ışık tasarımını Osman Aktan-Levent Akın'ın, efekt tasarımını Arıkan Demir'in yaptığı, fotoğraflarını Sadi Ayan'ın çektiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Melisa Demirhan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Aynı evi paylaşan iki ev arkadaşıdır Marcello ve Piero. Piero gündüzleri posta dağıtan, geceleri evde dinlenen Postacı, Marcello ise; Geceleri sokakları kollayan gündüzleri de evinde keyif yapan gece bekçisidir. Evde her eşyadan bir tane olmasına rağmen ikisi de uyumlu bir şekilde kusursuz bir düzen içinde yaşamaktadır. İkisi de aynı anda soğuk algınlığına yakalanıp evde kalınca bu düzen bozulmaya başlar. Birlikte yaşamanın, birbirinin alanına ve görüşlerine saygı duymanın ne kadar da önemli olduğunu başlarına gelen bu durum sayesinde farkına varıp ortak çözüm üreterek arkadaşlıklarının kıymetini keşfederler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehrin-festivali-212-photography-istanbul-5-yasinda/", "text": "Ortak dili fotoğraf olan 212 Photography Istanbul, beşinci yıl programında Magnum Photos'un 75. yılına özel sergisinden hayvanlarla yaşam, antroposen, sokak kültürü, gastronomi, müzik fotoğrafçılığı ve daha birçok başlığa farklı disiplinlerin de dahil olduğu içerikleri ve dünyanın dört bir yanından sanatçıların katılımıyla 6-16 Ekim tarihleri arasında şehrin iki yakasına yayılan zengin programıyla izleyicisini kucaklıyor. Fotoğraf sanatı üzerinden disiplinlerarası bir diyalog ortamı sunan Şehrin Festivali 212 Photography Istanbul, 15'e yakın mekanda 60'ın üzerinde sanatçının 500'ün üzerinde eserini sanatseverlerle buluşturuyor. Festivalde, fotoğrafın yanı sıra geçen sene olduğu gibi yeni medya, video sanatı, heykel ve daha pek çok farklı yaklaşım görülebiliyor. Sürdürülebilir bir sanat ve kültür geleneği oluşturmak üzere yola çıkan 212 Photography Istanbul, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirak şirketlerinden Kültür A. Ş iş birliği ve T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın katkılarıyla festival takipçilerini ağırlıyor. 212 Photography Istanbul; beşinci senesinde, sergiler, atölyeler, söyleşiler, konserler, film gösterimleri ve portfolyo değerlendirmelerin yanı sıra yayıncılık, mimarlık, müzik, gastronomi gibi farklı başlıklara da programında yer veriyor. Festivalin bu seneki ana destekçileri arasında Yapı Kredi, PARİBU, lifebox, Jotun, HP, Converse, We Are The Walkers, TanqYOURSELF'in yanı sıra kültür kurumlarından Hollanda Başkonsolosluğu, Norveç Büyükelçiliği, Cervantes/İspanya Başkonsolosluğu, Macar Kültür Merkezi, Institut Français ve Amerikan Büyükelçiliği yer alırken, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu da festivale verdiği ödünç yapıtla festivalin iş birlikçileri arasında bulunuyor. 212 Photography Istanbul, 5. yılında İstanbul'un iki yakasına yayılan etkinlikleri ile şehrin farklı noktalarını festivale dahil ediyor. Ana mekanları Akaretler Sıraevler ve Yapı Kredi bomontiada olan festival, bu yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, St. Benoit Kilisesi, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, Taksim Sanat, Institut Français, Yeldeğirmeni Sanat, paralel mekanlar arasında Evin Sanat Galerisi, FOTOGRAFEVİ, Kalyon Kültür, Art On İstanbul ve Zilberman Galeri, Zorlu PSM gibi pek çok lokasyonda katılımcılarla buluşuyor. 212 Photography Istanbul'un 5. yılında Erik Kessels, Kata Geibl, Christto & Andrew, Felix R. Cid, Tina Signesdottir Hult, Aimee Hoving, Lorenzo Vitturi ve Joseph-Philippe Bevillard isimlerin sergilerinin yanı sıra fotoğraf dünyasının en önemli kurumlarından Magnum Photos 75. Yıl sergisiyle izleyiciyle buluşuyor. Bu özel serginin devamı olarak, Magnum Photos'un iki önemli fotoğrafçısı Jonas Bendiksen ve Enri Canaj'ın da kişisel sergileri de festival programında. Türkiye'den ve uluslararası sanatçıların eserlerini bir araya getiren tematik sergilerde Dostlarımız, Hayvanlar, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı tarafından desteklenen Kayıp Manzaralar 'in yanı sıra kapılarını ilk kez 212 Photography Istanbul ile ziyaretçilere açan St. Benoit Kilisesi'nde Floral Düşler gerçekleşiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi arşivinde yer alan Faik Şenol fotoğraflarından bir seçki Bir Zamanlar İstanbul, Murat Abbas, Kanat Atkaya, Burak Sülünbaz'ın plak koleksiyonlarından ve Bant Mag'in Kayıp Zamandan Bağımsız Müzikler sergisinden yola çıkarak müziğin görsel tarihinden kareleri ve hikayelerini anlatan Kayıttayız 'un yanı sıra festival ayrıca, Beşiktaş Meydanı'nda Converse sponsorluğunda düzenlenecek Create Next kaykay sergisi ile kamusal alana da yayılıyor. Solo ve tematik sergilerin yanı sıra film gösterimleri, söyleşiler, atölyeler ve buluşmalar da 212 Photography Istanbul'da! Bu yıl geçtiğimiz yıl olduğu gibi MUBI ile işbirliği ile gerçekleşecek çevrimiçi film gösterimleri, festivale özel 16 adet film seçkisi ile festival takipçileri ile buluşuyor. Ayrıca sinema salonlarından vazgeçemeyenler için Institut Français iş birliğiyle seçilen filmler, festival özelinde gösterimde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sehrin-tiyatrosu-tum-istanbulda/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları oyunları, Ocak ayından itibaren, Beylikdüzü, Esenyurt, Küçükçekmece ve Büyükçekmece'de sahnelenmeye başlıyor. İstanbul'un her noktasına oyunlarını götürmeyi hedefleyen Şehir Tiyatroları, oyunlarını sahnelerinin olmadığı ilçelerde seyirciyle buluşturuyor. İBB Şehir Tiyatroları Ocak ayında Beylikdüzü, Esenyurt, Küçükçekmece ve Büyükçekmece ilçe belediyelerinin sahnelerine konuk oluyor. Şehir Tiyatroları'nın beğeniyle izlenen oyunları Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi, Esenyurt Şehit Erol Olçok Kültür Merkezi, Küçükçekmece Sefaköy Kültür Merkezi ve Büyükçekmece Sultan Süleyman Kervansarayı'nda seyirciyle buluşuyor. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, 11 Ocak 2022 Salı günü 20:00'de Esenyurt Şehit Erol Olçok Kültür Merkezi'nde. Moliere'in yazdığı Tolga Yeter'in yönettiği Hastalık Hastası, 18 Ocak 2022 Salı günü saat 20:30'da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi'nde. Cengiz Toraman'ın yazıp yönettiği Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi, 25 Ocak 2022 Salı günü 20:00'de Küçükçekmece Sefaköy Kültür Merkezi'nde. Pervin Ünalp'ın yazıp Nihat Alpteki'nin yönettiği Geç Kalanlar, 1 Şubat 2022 Salı günü 20:00'de Büyükçekmece Sultan Süleyman Kervansarayı'nda seyirci karşısına çıkıyor. İBB Şehir Tiyatroları oyunları sezon boyunca İstanbul'un farklı ilçelerinde seyirciyle buluşmaya devam edecek. Beylikdüzü, Küçükçekmece ve Büyükçekmece'de sahnelenecek oyunların biletleri İBB Şehir Tiyatroları gişelerinden, https://sehirtiyatrolari. ibb. istanbul/ adresinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir. Esenyurt Şehit Erol Olçok Kültür Merkezi'nde sahnelenecek oyunların biletleri, hafta içi mesai saatleri içerisinde Esenyurt Sürekli Eğitim Merkezi'nden, 0212 699 64 36 no'lu telefondan ulaşılarak temin edilebilir. Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu'nun kurucularından Moliere'in (1622 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/selami-sahin-den-film-gibi-arsiv/", "text": "Usta sanatçı Selami Şahin, geçmişte rol aldığı filmlere ait afiş ve görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşarak sevenlerine büyük bir sürpriz yaşattı. Başarılı sanatçının unutulmaz oyunculuğu ile hafızalara kazınan filmlere ait paylaşımlar ilgiyle takip edilirken, hayranlarından büyük beğeni topladı. Bugüne kadar toplam beş farklı filmde oyunculuk performansı sergileyen Selami Şahin'in ilk deneyimi olan 1970 yapımı Köyün Beş Güzeli adlı sinema filmi, müzikal komedi tarzının önemli örnekleri arasında gösteriliyor. Usta sanatçının ön plana çıkan diğer filmleri ise sırasıyla 1981 yapımı olan Bağrımdaki Ateş, 1985 yapımı Kaderi Zorlama, 2002 yapımı Mumya Firarda ve 2010 yapımı The Dealer filmleri. Mumya Firarda filminde Teoman, Nurgül Yeşilçay, Nurseli İdiz, Acun Ilıcalı, Şebnem Dönmez ve Tuba Ünsal gibi isimlerle birlikte aynı projede yer alan Selami Şahin, bu filmde Ekrem karakterine hayat vererek sinemanın önemli aktörleri arasında yerini aldı. Paylaşımlarıyla bilinmeyen yönlerini hayranlarına takdim eden usta sanatçı, böylelikle sinema sektöründeki iddiasını da gözler önüne serdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/selcuk-artutun-geomart-ut7-sergisi-23-ekime-kadar-akmde-gorulebilecek/", "text": "Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında açılan Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Selçuk Artut'un Geomart-ut7 adlı dijital sergisi, 23 Ekim'e kadar Atatürk Kültür Merkezi'nde ziyaret edilebilecek. Sanatsal çalışmalarında insan ve teknoloji ilişkisinin teorik ve pratik boyutlarına odaklanan Artut, sergideki eserinde görsel ve işitsel malzemelerin tamamını kod yazarak oluşturdu. Geometri sanatının temel çalışmalarından ilham alınarak hazırlanan çalışmasına ilişkin açıklamada bulunan Artut, Geometrik desenler kimi zaman doğada gözlemlediğimiz bir düzenin yansıması, kimi zaman ise uygulanan farklı tekniklerle ortaya çıkan sezgisel bir sürecin soyut sonuçları olarak karşımıza çıkıyor. Basit bir pergel ve cetvel yardımıyla elde edilen geometrik desenler, bize sundukları görsel içerikte farklı düzeylerde ortaya çıkan karmaşık yapıları ve aynı zamanda kusursuz düzenleri ile müreffeh bir dünyayı gözler önüne sermektedir. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/selcuk-barani-kesfetmek-baslikli-soylesi-yapi-kredi-kultur-sanatta/", "text": "1999 yılında yitirdiğimiz Selçuk Baran, Türk edebiyatının daha geniş bir kitle tarafından keşfedilmeyi bekleyen yazarlarından biri. Öykü, roman ve tiyatro türlerinde yapıtlar verdi. Büyük kederleri, kayıpları öylesine incelterek aktardı ki okur bu öyküleri, romanları adeta bir iç hayatın dışavurumlarıymış gibi duyumsadı. Bugünün okurlarına ve genç öykücülerine söyleyecek çok şeyi olan Baran'ın yapıtlarını ve yaşamını Boğaziçi Üniversitesi Türkçe Dersleri Koordinatörü ve öğretim görevlisi Dr. Esra Dicle Başbuğ'dan dinleyeceğiz. 17 Aralık Perşembe günü saat: 18:00'da internet üzerinden canlı olarak yapılacak etkinliğin moderatörlüğünü kitap-lık dergisi editörü Murat Yalçın yapacak. Herkesin katılımına açık ve ücretsiz olarak düzenlenecek söyleşiye buraya tıklayarak Yapı Kredi Kültür Sanat'ın YouTube kanalı üzerinden katılabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/selcuk-sirinin-imza-gunu-bodrum-penguende/", "text": "New York Üniversitesi'nde Profesör olarak davranış bilim ve istatistik dersleri vermekte olan Prof. Dr. Selçuk Şirin Bodrum Penguen Kitabevi'nde kitaplarını imzalayacak. 21 Temmuz Çarşamba günü saat 15:00 sularında gerçekleşecek olan imza gününde konuklarla mini söyleşilerde de bulunması beklenen Şirin aynı zamanda yeni kitabı hakkında bilgiler de verecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/selfie-muzesi-istanbulda-aciliyor/", "text": "Dünyaca ünlü selfie müzesi Museum of Selfies, Hollywood ve Las Vegas'tan sonra İstanbul'da Trump Alışveriş Merkezi'nde açılıyor. Museum of Selfies, Hollywood ve Las Vegas'dan sonra şimdi de Türkiye'de... İstanbul'daki Trump Alışveriş Merkezi, dünyanın en çok ilgi gören eğlence müzesi Museum of Selfies'i İstanbul'a taşıyor. Proje, 2021 yılı başında ziyaretçileriyle buluşacak. Sadece hayalini kurabildiğiniz mekanlarda akıllara durgunluk veren fotoğraflarınızı çekin mottosuyla yola çıkan Museum of Selfies'e gelenler dünyaya tersinden bakacak, altın banyosunda keyif yapacak, emoji havuzunda yüzecek, Game of Thrones tahtında oturacak ya da Leonardo da Vinci'nin en bilinen eserlerinden Mona Lisa'nın önünde selfie çektirecek. İnteraktif eğlencenin son trendi olan Museum of Selfies'i yıllık 50 bin kişinin ziyaret etmesi hedefleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/selin-bozkurt-yeni-yasini-kutladi/", "text": "Evrensel bir değer olan sanatın daha geniş kitlelere yayılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren, genç sanatçıların eğitimlerine ve üretimlerine katkıda bulunmak adına pek çok projeye imza atan İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı ve Manifesto İletişim CEO'su Selin Bozkurt, 6 Şubat Pazar günü Kuruçeşme Gezi İstanbul'da düzenlediği davet ile doğum gününü kutladı. İletişim dünyasının başarılı isimleri arasında yer alan ve aynı zamanda İyilik İçin Sanat Derneği kurucusu olan Selin Bozkurt, Gezi İstanbul'un Kuruçeşme'de açılan yeni mekanında doğum günü partisi düzenledi. İş, sanat ve cemiyet dünyasının önde gelen isimlerini buluşturan davete Selin Bozkurt'un yakın çevresi de yoğun ilgi gösterdi. Yerli ve yabancı birçok markanın iletişim danışmanlığını yürüten Selin Bozkurt'un doğum günü partisine Aslıgül Atasagun, Müge Tezman Sırmabıyık, Sermet Severöz, Tülay Dölen, Arzu Kunt, Can Oba, Serhat Hacıpaşalıoğlu, Müjde Mısırlı Zoto & Kasım Zoto, Nil Sekban & Nedret Sekban, Fevzi Karakoç, Kemal Yıldırım, Ozan Özkural ve Lina Katarina, Kenan ve Sibel Yavuz, Çiğdem Hitay, Handan Aral, Ceren Mocachen, Cengiz Yatağan, Merve Ata Arslan & Volkan Arslan ve Tuçe Peksayar gibi birbirinden özel birçok davetli katıldı. Taksim Meydanı'nın simgeleri arasında yer alan ve AKM'nin pastanesi olarak da bilinen Gezi İstanbul, Kuruçeşme'deki yeni mekanında hizmet vermeye başladı. Kuruçeşme'de 1940'lı yıllardan 1970'lı yılların sonuna kadar oyuncak fabrikası olarak kullanılan tarihi mekan, Hakan Kıran Mimarlık tarafından restore edilerek tekrar hayata geçirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/selma-gurbuzun-dunya-diye-bir-yer-sergisinde-son-gunler/", "text": "Selma Gürbüz'ün ilk kez izleyiciyle buluşan yapıtlarını odağına yerleştiren Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer sergisini görmek için son gün 1 Ağustos. İstanbul Modern'in sanatçının zamandan ve mekandan bağımsız; masallar, mitler, söylencelerle örülü, incelikle işlenmiş çalışmalarını Türkiye'de bir müze çatısı altında ilk kez izleyiciyle buluşturduğu sergi, sanatçının otuz beş yıllık sanat pratiğini ve kendine özgü imge alemini görünür kılıyor. Kısa bir süre önce, sergisi devam ederken aramızdan ayrılan sanatçının yapıtlarında içinde yaşadığımız dünyadan beslenen, kendine özgü imge dağarcığıyla yarattığı gizemli ve renkli dünyasında, insanlığa, doğaya, yaşama dair semboller ve hikayeler hayat buluyor. İstanbul Modern Şef Küratörü Öykü Özsoy tarafından hazırlanan Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer adlı sergide sanatçının resim, yerleştirme, desen, video ve heykel gibi farklı ifade araçlarıyla ortaya koyduğu yüzden fazla yapıtı yer alıyor. 1960 yılında İstanbul'da doğan Selma Gürbüz, sanat eğitimine 1980 yılında İngiltere'deki Exeter College of Art Design'da başladı. 1984 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. Paris, Roma, Buenos Aires ve Barselona başta olmak üzere, Japonya'nın farklı şehirlerinde de birçok sergiye katılan Gürbüz'ün yapıtları, Londra'daki The British Museum, Paris'teki Galerie Maeght Koleksiyonu, İstanbul Modern, Ankara Resim Heykel Müzesi gibi farklı koleksiyonlarda bulunuyor. Selma Gürbüz 23 Nisan 2021'de vefat etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/selma-gurbuzun-sergisi-ve-sanatsal-pratigi-uzerine-bir-soylesi/", "text": "Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer sergisinin küratörü Öykü Özsoy ve gazeteci-eleştirmen Evrim Altuğ, sanatçının sanatsal pratiği ve serginin temaları üzerine, 22 Ocak'ta sergi alanında çevrimiçi canlı bir söyleşi düzenliyor. İstanbul Modern'in Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer sergisi sanatseverlerle buluşmayı sürdürüyor. Serginin ilk etkinliğinde Selma Gürbüz'ün sanatsal pratiği ve Dünya Diye Bir Yerin temalarını serginin küratörü Öykü Özsoy, kültür-sanat gazetecisi ve eleştirmen Evrim Altuğ ile konuşuyor. Söyleşi, 22 Ocak Cuma günü saat 17.30'da sergi alanından canlı olarak İstanbul Modern'in YouTube kanalı üzerinden gerçekleşecek. Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer sanatçının son otuz beş yıldır devam eden sanatsal üretimine tematik duraklar çerçevesinden bakıyor. Sanatçının içinde yaşadığımız dünyadan beslenen, kendine özgü imge dağarcığıyla yarattığı gizemli ve renkli dünyasında, insanlığa, doğaya, yaşama dair semboller ve hikayeler hayat buluyor. Gürbüz'ün daha önce sergilenmemiş yapıtlarını odağına yerleştiren sergi, sanatçının zamandan ve mekandan bağımsız; masallar, mitler, söylencelerle örülü, incelikle işlenmiş yapıtlarını ziyaretçilerle paylaşıyor. Sergide, sanatçının resim, yerleştirme, desen, video ve heykel gibi farklı ifade araçlarıyla ortaya koyduğu yüzden fazla yapıtı yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sema-boyanci-kisisel-sergisiyle-kethuda-husrev-hamaminda/", "text": "Beşiktaş Belediyesi Hüsrev Kethüda Hamamı, 20-25 Haziran 2023 tarihleri arasında Sema Boyancı Kişisel Sergisi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Sergi açılışı, 20 Haziran 2023 Salı günü 17.00-19.00 saatleri arasında gerçekleşecek. Küratörlüğü Corvo Art Gallery Kurucusu Nilüfer Eriş tarafından yürütülen sergide, sanatçının çeşitli dönemlere ait farklı teknikler ile yapılmış 65 eseri, sanat izleyicisiyle buluşacak. 2019 yılında Kuzguncuk-İMOGA Art Space'de açılan, Estetik & İçgüdü temalı, tuval & cam üzeri yağlı boya resimler, serginin büyük bölümünü oluşturacak. Ayrıca çeşitli dönemlerden gravürler, son dönem Göç temalı karışık teknik çalışmalar, izleyicilerin beğenisine sunulacak. Sanatçı Sema Boyancı, kişisel sergisi hakkındaki düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmekte: Estetik & İçgüdü resimleri, 'Dünyayı güzellik kurtaracak' mottosundan hareketle ortaya çıkmıştır. Her insan, insan olmanın doğası gereği, güzellik algısı, arayışı özelliğiyle dünyaya gelir düşüncesindeyim. İlerleyen zaman içinde yaşadığı ortam, aldığı eğitim ve ruhsal-görsel birikimiyle estetik algı düzeyini ya yok eder ya da geliştirir. Bu güzeli arayış düzeyini kimliğiyle bütünleştirerek, yaşamın içindeki davranışlarıyla ortaya koyar. Sema Boyancı Kişisel Sergisi, 25 Haziran 2023 tarihine kadar Beşiktaş Belediyesi Hüsrev Kethüda Hamamı'nda ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/semih-kaplanoglunun-tiyatro-izleyicisiyle-bulusturdugu-limonun-promiyeri-yapildi/", "text": "İstanbul Devlet Tiyatrosunun yeni oyunu Limonun prömiyeri Mecidiyeköy Büyük Sahne'de gerçekleştirildi. İki perdelik oyunun yönetmenliğini üstlenen Semih Kaplanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgın dolayısıyla eve kapanılan günlerde yerli ve yabancı tiyatro okumaları yaptığını, bu dönemde sinema yazılarından tanıdığı Mehmet Baydur'un dikkatini çektiğini söyledi. Kaplanoğlu, Baydur'un iyi bir edebiyatçı olduğuna işaret ederek, Baydur'un eserlerini okumaya başlayınca 'Limon' oyunu hem metin hem de içerik olarak beni çok etkiledi. İçimden, 'Bunu sahneye koymak lazım.' dedim. Baktığımda da ilk kez 1984 yılında Müşfik Kenter yönetiminde oynanmış. O dönemden beridir de bildiğim kadarıyla ne Devlet Tiyatrolarında ne özel tiyatrolarda sahnelenmemiş. Bu çok uzun bir süre. Bir de farkına vardım ki Mehmet Baydur, bizim edebiyatımızın Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Orhan Pamuk zincirinden bir halka. dedi. Usta yönetmen, oyunun konusuyla ilgili kişisel bağları olduğuna da değinerek, Ben 1980 darbesinde İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi birinci sınıftaydım ve o dönem benim okuduğum sinema bölümü, aynı zamanda tiyatro bölümü de okulun içindeydi. Biz iç içe bir eğitim aldık. O dönem Türk edebiyatından birçok ismi, akademisyeni tanımış oldum. Onların bir kısmının darbe günlerinde yaşadıkları moral bozukluğu, çöküş, hayallerinin gerçekleşmemesi, kendilerini gerçekleştirme konusunda darbenin onlara getirdiği bir sürü yasaklar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması gibi konulara şahit oldum. ifadelerini kullandı. Darbe döneminde yaşananlara da değinen Kaplanoğlu, Öte yandan belli bir kuşağın Türkiye'ye dair kurdukları hayallerin gerçekleşmemesi, hapse gönderilenler, tutuklananlar, Türkiye'yi terk edenler... Bütün bunlar benden bir ya da iki önceki kuşağın darbe döneminde yaşadıkları. Evlerdeki tecridi, dışarda pek görünmemelerini ve bunun getirdiği erozyonu bu oyun çok net bir şekilde anlatıyor. diye konuştu. Kaplanoğlu, Türk aydınının yaşadığı birçok sıkıntıyı 'Limon' oyununun net bir şekilde anlattığına dikkati çekerek, Bu oyunu okuduğum zaman, hep arkadaşlarım, hocalarım geldi aklıma ve tek tek oyundaki karakterlerde aslında onları gördüm. O yüzden de çok aşinalık var, oyunla ve yaşantım arasında. Bu anlamda da oyunla bir şekilde hem Baydur'u hem de hocalarımı anmak istedim. değerlendirmesinde bulundu. İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Kubilay Karslıoğlu'na oyunu sahneleme fikrini ilk söylediğinde memnuniyetle kendisine bu olanağı sağladıklarını aktaran Kaplanoğlu, Çok iyi oyuncular ve sahne arkası teknik ekiple çalıştım. Benim 'Buğday' filminin müziğini yapan Mustafa Biber, bu oyunun müziklerini yaptı. Onun için de ilk tiyatro deneyimi oldu. Heyecanlıyız. Bizim aldığımız keyfi seyirci de alır. Çok kolay bir metin değil. Biraz sabırla izlemeleri lazım. Ama olabildiği kadar hem geçmişin ruhunu hem de bugünün ruhunu oyuna katmaya çalıştık. dedi. Kendi karakterinin oyunda daha sonra devreye girdiğini ve oyun içinde oyuna zorlandığını ifade eden Sarı, Necip'in çerçeve anlatıcısı olarak, oyunun içindeki diğer figürlerden farklı olduğunu dile getirdi. Eserde Aziz rolünü üstlenen Lebip Gökhan, çok güzel bir ekip olduklarını belirterek, Prova sürecimiz biraz uzun geçti. Çünkü metin biraz ağırdı. Fakat hepimiz çok keyif aldık. İnşallah güzel bir iş olacağına inanıyoruz. ifadelerini kullandı. Aslı karakterini oynayan Melike Durak Aras, Çok uzun ve keyifli bir prova sürecinin ardından seyircilerimizle buluşuyoruz. Limon'da Aslı umudu biraz anlatan bir karakter. Bütün acılara, yaşadıklarına, iletişimsizliklere her şeye rağmen umudu temsil ediyor. Biz ekip olarak çok severek oynuyoruz oyunu. Umarız seyircilerde oyunu severek izler, bizi yalnız bırakmazlar. diye konuştu. Muhsin rolünü canlandıran Fatih Topçuoğlu ise iç içe geçmiş duyguların sahnedeki yansımasının görüleceğini aktararak, Değişik tarzda bir oyun. Bir sinema yönetmeninin gözünden de bakacağız oyuna. Bu noktada farklı bir şey. Bütün seyircilerimizi bekliyoruz. dedi. Yaklaşık 2 saat süren oyunda ayrıca Nihal Dinçel, Çağıl Tekten ve Emre Çoldur rol alıyor. Oyunun dekor tasarımını Aytuğ Dereli, kostüm tasarımını Dilek Kaplan, ışık tasarımını Yakup Çartık, müziklerini Mustafa Biber hazırladı. Eser, tiyatronun farklı geleneklerinden beslenen örgüsüyle modern bireye ironik bir pencereden bakıyor. Oyun, yarın ve 6 Mart'ta, ayrıca 25-27 ve 31 Mart'ta yeniden izleyiciyle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/senarist-eyuphan-erkul-odagim-toplumdaki-otekiler-uzerine/", "text": "Ben Antep'te doğdum, orada büyüdüm. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya fakültesi Tiyatro bölümünden mezunum. O zamanlar rüya takımı gibi hocalar vardı. Benim tiyatro görgüm ilk orada oluştu. Yazarlığa çocukluğumdan beri hevesliydim, tiyatro bölümü içinde yazarlık okudum. 20 yıl kadar önce de İstanbul'a geldim, işe ilk olarak dizilerde reji asistanı olarak başladım. Uzun bir süre de editörlük, yayın yönetmenliği yaptım. Dizi, film ve romanlar yazdım. Evet. Ben üniversite sınavında iktisat kazanmıştım. Ancak o bölümü okumadım ve Ankara'ya geldim. Özel yetenek sınavlarıyla alıyordu Ankara tabii. Tiyatro bölümünü kazandığımda babam çok bozuldu. O daha sakin bir işte çalışmamı istiyordu ama diğer bölümlerden birinde ben okusaydım çok mutsuz olacaktım! Daha sonra bir şekilde ailem ikna oldu. Ben ilk Ankara'da çekimi yapılan Ferhunde Hanımlarda yazmaya başladım. Bin 300 bölüm süren günlük dizi. Sonra klasik Türk filmlerinde ki gibi bohçamı aldım ve İstanbul'a iş aramaya geldim. İstanbul'da bir çok dizi de reji asistanlığı yaptım. Sonra yayın evlerinde çalışmaya başladım, yayına hazırladığım 500 kitap olduğunu söyleyebilirim. Bu aralarda da dizilerde yazdım mesele Alanya Almanya, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir gibi... Sinema 'da ise Orhan Oğuz'a Eksi Bir adında bir film yazdım ve yurtdışında oldukça ilgi gördü çünkü bir sanat filmiydi. Şimdi yapımcılığını Bahadır Atay'ın yapacağı Şanlıurfa'da geçen bir komedi filmi yazıyorum ve önümüzdeki aylarda da yeni romanım yayınlanacak. Romanım Cahide Sonku'yu ele alıyor. Her şeyden olabiliyor! Çağdaş Roman'ın ilgi alanı felsefeyle paralel ilerliyor. Günümüz yaşayan felsefenin ilgi alanları bizim yaşayan romancılarında ilgi alanı. Dolayısıyla benim odağım toplumdaki ötekiler üzerine! Onların yaşadığı zorlukları ele alıyorum. Cahide bir tiyatro oyuncusu ve 1981'de vefat ediyor. Kendisi Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve en ünlü oyuncusudur. 30'larından itibaren filmini milyonlar izliyor, zengin bir hayatı var. Daha sonrasında boşanıyor hemen sonrasında film şirketi yanıyor ve hayatı kötüleşmeye başlıyor. Çok trajik bir hayatı var. Romanı hazırlayabilmek için çok uzun süre gazete arşivi ve Taksim Kitaplığında çalıştım. Hakkında düzgün yazılmış bir kitap yok internetteki bilgiler de birbirinin aynısı. Bazı tarihler buldum ve o tarihlerdeki gazeteleri çıkardım, İstanbul şehir tiyatrolarının eski adı Darülbedayi-i Osmani idi. 40 yıllık Darülbedayi dergilerini taradım hangi oyunlarda oynadığını bulmak için. İlk defa Sonku'nun oynadığı tiyatroları listeledim. Kafamda bir tiyatro oyunu var. Fenerbahçe'nin tarihini ele alan bir tiyatro. Fenerbahçe'nin tarihinde çok ilginç kişilikler var ve ben onları tiyatro sahnesine taşımak istiyorum aslında Fenerbahçe'nin genel olarak tarihi çok ilginç. Ben Fenerbahçe'nin oyuncularıyla beraber tarihini tiyatroya taşımak istiyorum."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/senaryo-turk-sinemasinin-en-buyuk-problemi/", "text": "Ziyaret ettiği her ülkeden, Albert Camus'nun Yabancı adlı romanını edinmeyi seviyor. Şu an elinde, farklı dillerden elliye yakın Yabancı var, çok uzun yıllar Kadıköy'de yaşayan, birçok festival filminde yapımcı olarak yer alan, Kompartıman kitabının yazarı ve Kovan filminin yapımcısı Canol Balkaya ile edebiyat, resim ve sinemanın güncel sorunlarını konuştuk. Aslen Muşluyum ama İstanbul ve Ankara'da büyüdüm. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Heykel Bölümü üzerine ardından Hollanda Kraliyet Akademisinde tamamladım. Sonrasında New York Instıtute Of Techonology 'de de Sinema Yüksek Lisansı yaptım. Profesyonel anlamda sinema yapımcısı ve yazarım. Amerika'da uzun süre çalıştıktan sonra 2009 yılında Türkiye'ye döndüm ve o yıldan itibaren de sinema üzerine Türkiye'de çalışmaktayım. Bunun birçok sebebi var. Birincisi: Sinemamızda en büyük sorun diyebileceğimiz her şeyden önce senaryo problemi var. Genelde senaryoların benzer... Şartlar doğrultusunda ciddi bir oto sansür mevcut. Gişe filmleri sete girmeden önce bütün bütçelerini ayırıp, hesaplamalarını yapıp, öyle giriyor. Bütçe problemi ve sıkıntıları bu bağlamda olmuyor. Arkalarında sponsordan tutun, dağıtımcı ve salonlar açık olduğu için bu açıdan çok fazla sorunları yok. Şu anda Türkiye'de korku ve komedi filmleri olmak üzere iki tür ilerlemiş durumda. Açıkçası bu da bir sorun. Son zamanlarda ise otobiyografik filmlere de ilgi var. En son Müslüm filminde gördüğümüz gibi. Festival filmlerine değinecek olursak; o filmlerin hala bütçe problemi var. Çünkü birkaç mecra Kültür Bakanlığı ve TRT dışında ilgi duyan kurum yok denecek kadar az. Yapımcılığını üstlendiğim Kovan filmi sinopsis aşamasındayken biliyordum. Senaryo hazır olduktan sonra sete 8-9 ay gibi çok kısa sürede geçiş yaptık ve film ortaya çıktı. Bu günlerde yeni vizyona giren filmimiz için hepimiz çok heyecanlıyız. Filmimiz pandemi süreci dolayısıyla 25 Eylülde vizyona girdi. Filmin yönetmenliğini Eylem Kaftan yaptı. Oyuncular ise: Meryem Uzerli, Feyyaz Duman, Hakan Karsak, Burcu Salihoğlu ve Şennur Nogaylar. İzleyicilerin keyif alacağı film yaptık. Ülke olarak maalesef doksanlı yılların sonuna kadar resim sanatında gelişemedik. Doksanlı yılların sonundan sonra daha bağımsızlaşan bir resim sanatı anlayışımız oldu. Bugün yurt dışına gittiğimiz zaman birçok Türk sanatçı ile karşılaşabiliyorsunuz. Birçok sanatçımız da yurt dışında çok iyi özgün eserler verebiliyor. Videoart, enstalasyon gibi dijitalin sanat dünyasına girmesi ile çok derinlik kazandı. Ben de heykel bölümü mezunuyum ve geçmişte resimle ilgilendim. Birçok kişisel sergi açtım. Dünyada ve Türkiye'de altmışa yakın sergide resimlerim yer aldı. Kompartıman bir kaç şehir de geçiyor, Ankara başta olmak üzere Balıkesir, Ayvalık dışında İstanbul var. İstanbul da karşıya geçmeden Haydarpaşa, Kadıköy eksenin de bir olay örgüsü mevcut. 80 lerin atmosferinde ve iki karakter üzerine kurdum, Musa ve Fikret kitabın ana karakterleri. İkisine de baktığımızda ikisi için ne ak ne de kara diyebiliriz. O açıdan ikisi arasında çok dengeli ilişki kurdum. İnsani değerleri onlar üzerinden Kompartıman kitabımın tümüne yaydım. Ne ikisini yerdim ne de göklere çıkardım. İki karakteri de bir denge içerisinde götürmeye çalıştım. Festivale girmeyen, alınmayan onlarca iyi film var. Elinizdeki malzemeyi iyi pazarlayabiliyorsanız, üstlerde yer alabiliyorsunuz. Dünya sinemasında maalesef algı bu yönde. Netflix'e değinecek olursak; Netflix ne Türk ne de dünya sinemasını etkilemiyor, sekteye de uğratmıyor. Bir yapımcı için çok avantajlı bir şey değil. Herkes oraya bir proje ve dizi yapmak istiyor. Türkiye'de yapılan bir dizi Türkiye'de gösterime girince aşağı yukarı 20-25 ülkeye daha pazarlayabiliyorsunuz ama Netflix'e bir proje yaptığınızda sadece o platformda kalıyorsunuz fakat dünyada bir prestiji var. Yaptığınız bir proje dünyanın her yerinden izlenebiliyor. Ticari anlamda gerekli bir şey değil ama prestij anlamında iyi bir şey Netflix. Ben yapımcıyım o soruyu senaristlere soracaksınız. Yapımcı olarak değerlendirdiğimde bir yapımcıya 5 dakika içinde meramını anlatabilen senaryo iyi senaryodur. Yapımcıları bir senaryoyu okutmak istiyorsanız, dikkatini çekmeniz gerekiyor. Senaryo yazmak isteyenlere ise tavsiyem: Her gün bir sayfa yazsınlar ve onun üzerine yoğunlaşsınlar 365 günün sonunda yazdıkları ile ilk başta yazdıkları arasında çok büyük değişimi fark edeceklerdir. Yazmak bir antrenmandır. Ne kadar antrenman yaparsan o kadar gelişirsin. Olmayan bir şeyler zamanlar bir oluşuma döner. Murat Uyurkulak'ın kelime hazinesine, Orhan Pamuk'un asla kendisi ve geçmişinden kurtulayamayışını ilgi ve hayranlıkla takip ediyorum. Çocuk evreninin derinliklerini ve detaylarını irdeler Yalçın Tosun. Albert Camus, Walter Benjamin, Herman Hesse, George Orwell ve William Saroyan okumaktan keyif aldığım yazarlar. Şiddetin hayvanı, çocuğu, kadını ve erkeği olmaz. Şiddeti genel olarak ele aldığımızda en kötü şiddet insanların doğaya uyguladığı şiddet. 93 yılından itibaren Kadıköy'de yaşıyorum. Marmara Üniversitesinde okurken Yel Değirmeni'nde oturuyordum. O zamanlar orası insanlar için ıssız ve çok kötü yerdi. Şu an ise baya gelişti. Gereğinden fazla yerleşim alanı oldu. Her tarafta bir cafe ve kahve kokusu, oranın kendine özgü doğal kokusu kayboldu. Son senelerde Bağdat Caddesi, Feneryolu ve Suadiye civarında yaşamaktayım. Burası Kadıköy'ün diğer yerlerine göre daha korunaklı, Türkiye'nin en geniş kaldırımlarında yürüyoruz. AVM'ye ihtiyaç duymuyoruz çünkü Bağdat Caddesinde her şey elinizin altında. Kadıköy bir işyeri olarak da nitelenebilir. Bir toplantı olduğunda arkadaşlarınızla en yakın Kadıköy'de görüşebiliyorsunuz. Levent Çetin'in hem senaristliğini hem de yönetmenliğini yaptığı Alinin Tabiatı filmini yeni bitirdik. Filmimiz henüz izleyici ile buluşma aşamasına geldi.."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sencer-vardarmanin-gozlerime-bak-projesi-berlinde/", "text": "Sanatçı Sencer Vardarman'ın Haziran Eylül ayları arasında İstanbul'da kamusal alanlarda ve parklarda sergilenen Gözlerime Bak projesi şimdi Berlin'de iki ayrı sergi halinde gösterilecek. Sencer Vardarman, Tarabya Kültür Akademisi'nin misafir sanatçı programına katıldığı 2020 2021 döneminde, nesli tükenmekte olan hayvanlara odaklanan Gözlerime Bak başlıklı bir proje üretti. Gözlerime Bak projesi insanın dünyadaki ayak izinin büyüdüğü, doğal kaynak ve arazi kullanımının son yüzyılda giderek arttığı bilgisinden yola çıkarak doğanın insan eliyle uğradığı tahribatı, iklim değişikliğini ve ekosistemdeki bozulmayı gözler önüne seriyor. İnsan ve doğa ilişkisine odaklanan proje, izleyicileri gezegenin geleceği üzerine düşünmeye davet ediyor. Sanatçı projeyi ekolojik ekonomist Prof. Dr. Begüm Özkaynak ile uzman biyolog Kerem Ali Boyla'nın danışmanlığında ve Mümkün İletişim iş birliğiyle gerçekleştirdi. Çalışmalarını Berlin'de sürdüren Vardarman gerçekleştirdiği proje ile doğayı, ormanları ve hayvanları korumanın sadece bir çevreyi koruma meselesi olmadığını, varoluşlarımızın birbirine bağlı olduğunu anlatıyor. Proje nesli tehlikede olan hayvanların portrelerinden oluşuyor. Demet Ortaköylüoğlu'nun çizdiği hayvan portreleri, izleyiciyi farklı türlerle göz göze gelmeye ve ortak kader üzerine düşünmeye sevk ediyor. Gözlerime Bak afişleri 31 Ekim'e kadar Studio Bosporus Tarabya Kültür Akademisi'nin 10. Kuruluş Yılı Festivali kapsamında Kreuzberg'deki billboardlarda ve Kunstraum-Kreuzberg-Bethanien sergi alanında izleyicilerle buluşuyor. Demet Ortaköylüoğlu'nun orijinal hayvan illüstrasyonları ise Berlin'deki OKK-Raum 29 sergi alanında look into my eyes! başlıklı sergi kapsamında 26 Eylül'e kadar görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/senfonik-yaz-konserlerinde-dansa-davet-var/", "text": "Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası'nın İstanbul'da Senfonik Yaz konser dizisi Dansa Davet konseri ile devam ediyor. algın nedeniyle canlı müzikten uzak kalan İstanbullulara gerçek müziğin canlı müzik olduğunu hatırlatmayı amaçlayan CRR Senfoni Orkestrası'nın İstanbul'da Senfonik Yaz başlıklı konser dizisinin üçüncü konseri olan Dansa Davet, 20 Ağustos Cuma saat 20.30'da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda müzikseverlerle buluştu. Konser, 21 Ağustos Cumartesi saat 21.00'de Topkapı Şehir Parkı'nda ücretsiz olarak tekrarlanacak. Şef Cem Mansur ve Atıf Taner Çolak'ın yöneteceği CRR Senfoni Orkestrası, konserde genç keman sanatçısı İdil Yunkuş'a eşlik edecek. 19 yaşındaki sanatçı İdil Yunkuş'un, Saint- Saens'in Havanaise eserini seslendireceği konser programında ayrıca Saint- Saens'in Samson ve Dalila eserinden Bachanale, A. Borodin'in Poloveç Dansları ile U. C. Erkin'in Köçekçe'si de yer alıyor. Klasik müziği kentin iki yakasındaki parklarda ve meydanlarda İstanbullularla buluşturmayı amaçlayan CRR Senfoni Orkestrası'nın 21 Ağustos Cumartesi akşamı Topkapı Şehir Parkı'nda ücretsiz ve halka açık olarak gerçekleştirilirken Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'ndaki konser biletleri Biletix'ten satışa sunuldu. Sosyal mesafe kuralları ve pandemi önlemleri çerçevesinde düzenlenen İstanbul'da Senfonik Yaz konserler dizisin son konseri olan Masallar ise 17 Eylül Cuma akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda, ertesi gün de yine ücretsiz olarak Kalamış Sahil'de gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/seramik-sanatcisi-alev-ebuzziyaya-odul/", "text": "26. Aydın Doğan Ödülü'nün sahibi, seramik sanatçısı Alev Ebüzziya oldu. Aydın Doğan Vakfı tarafından toplumun kültürünü ve yaşam kalitesini yükseltmeye katkı sağlamak amacıyla 1996'dan bu yana her yıl kültür, sanat, edebiyat, bilim gibi farklı alanlarda, ulusal ve uluslararası platformlarda övgü kazanan kişi ve kurumları ödüllendirmek amacıyla verilen Aydın Doğan Ödülü, bu yıl Alev Ebüzziya'ya takdim edildi. Ödül töreninde konuşan Aydın Doğan Vakfı Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, son yıllarda toprağın değerini daha iyi anladıklarını, iklim ve gıdanın birer kriz kaynağına dönüşmesinin toprağın değerini hatırlattığını söyledi. Yalçındağ, Alev Ebüzziya'nın, Anadolu'da neredeyse 10 bin yıldır olan geleneği ve Anadolu medeniyetlerinin izlerini eserlerine taşıyan bir sanatçı olduğunu ifade etti. Alev Ebüzziya'nın seramik üretimini 60 yılı aşkın süredir büyük bir sabır, sebat ve tutarlılıkla sürdürdüğünü aktaran Yalçındağ, Alev Ebüzziya, köklerinden aldığı ilhamla kendine has güncel ve zamansız bir dil geliştiren, hem Türkiye'de hem dünyada meslektaşlarına esin kaynağı olan bir sanatçı. 26. Aydın Doğan Ödülü'nü Alev Ebüzziyya gibi duayen bir isme takdim edecek olmaktan büyük bir mutluluk duyuyor, kıymetli sanatçımıza 60 yıllık meslek yaşamı boyunca duyu dünyamıza katkıları için sonsuz teşekkür ediyoruz. diye konuştu. Bugüne kadar Baba Beni Okula Gönder projesiyle 33 ilde binlerce kız öğrencinin yolunu açmanın heyecanını yaşadıklarını ifade ederek, Aydın Doğan Karikatür Yarışması'yla kendi alanında bir dünya markası yaratmanın onurunu, Dünya Kız Çocukları Günü'nde Birleşmiş Milletler ile el ele toplumsal cinsiyet eşitliği ile sesimizi sadece ülkemize değil, dünyaya duyurmanın gururunu, Genç İletişimciler Yarışması ile yıllardır birçok gencimizi iletişim dünyasına kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz ve şimdi önümüzdeki 25 yılı düşünüyor ve tasarlıyoruz. Aynı yaratıcı hevesle, heyecanla önümüzdeki yıllarda karşınızda olacağız. şeklinde konuştu. Alev Ebüzziya da seramik sanatçısı olma yolculuğunu katılımcılara anlattı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/serif-yenenden-istanbul-turizmine-ivme-kazandiracak-oneriler/", "text": "İstanbul turizmi için dikkat çekici saptamalar yapan ve çarpıcı yeni öneriler getiren Şerif Yenen, çok daha yüksek potansiyelin nasıl yakalanabileceğinin ipuçlarını veriyor. Otuziki yıldır özellikle yabancı misafirlere İstanbul'u tanıtan profesyonel turist rehberi, seyahat yazarı ve uluslararası konuşmacı Şerif Yenen, meslekte edindiği alan deneyimlerinden yola çıkarak İstanbul turizmine dair son dönemdeki gözlemlerini aktarırken, yeni öneriler dile getiriyor ve bazı önemli noktalara dikkat çekiyor. Şerif Yenen'in İstanbul turizmi üzerine saptamaları ve önerileri güncel bir rapor niteliğinde. Pandemiyle birlikte seyahat trendlerinin değiştiğini, özel ilgi turlarına olan talebin öne çıktığını hatırlatan Yenen, İstanbul'un vazgeçilmez bir tarih ve kültür kenti olması nedeniyle kültür turizminin odak noktası olduğunu söylüyor. Kentin mevcut durumdan çok daha fazla ziyaretçi çekebilecek potansiyeli olduğunu vurgulayan Yenen, özel bir turizm politikasına ihtiyaç duyulduğunu, herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini, kişilerin ve kurumların koordinasyon içinde çalışmasının önemini ifade ediyor. Yenen, saptama ve önerileriyle hiçbir kurumu hedef almadığını, daha iyi bir turizm için yapıcı eleştiriler ve öneriler getirmeye çalıştığının altını çiziyor. Bugünlerde iyice ayyuka çıkan taksi sorununa dikkat çekmekle başlayan Yenen, kente gelen yabancı ziyaretçilerin ulaşım konusunda çok zorluk çektiğini, taksilerden yeterince yararlanamadığını; ya taksi bulamadıklarını ya da fahiş fiyatlar ödemek zorunda bırakıldıklarını söylüyor. Bu sorunun yıllardır süregeldiğini vurgulayan Yenen, ilgili kurumların bir an önce etkili bir yöntemle kesin çözüm bulması gerektiğini belirtiyor. İstanbul turizminin merkezinin Sultanahmet Meydanı olduğunu anımsatan Yenen, meydanın yıllar önce yayalaştırıldığını, ancak pratikte bunun bir türlü mümkün olamadığını dile getiriyor. Turlar sırasında hemen her gün meydanda onlarca hatta bazen yüzlerce park etmiş araçlarla karşılaştıklarını, zaman zaman ziyaretçilerin yürümekte zorlandığını, park eden araçlar yüzünden tarihi yapıları fotoğraflamanın bile mümkün olmadığını ifade eden Yenen, Ayasofya'nın, Sultanahmet Camii'nin veya Hürrem Sultan Hamamı'nın bazen içinde araç görüntüleri olmadan fotoğrafını çekmek hiç mümkün olmuyor. Hem gürültü hem görüntü kirliliği söz konusu. Lütfen kurallara uyalım, her ne araç olursa olsun acil durumlar dışında bu bölge araçlardan tamamen arındırılmalı diye konuşuyor. Sultanahmet Meydanı'nın turizmin kalbi olduğunu, İstanbul turizminin vitrini gibi ele alınması gerektiğini, çok özel ve korunması gereken bir merkez olduğunu bir kez daha vurgulayan Yenen, burada turizmle veya bölgeyle ilgisi olmayan çok fazla etkinlik yapılmasını eleştiriyor. Böylesine önemli bir bölgenin etkinliklerle yoğun kalabalıklara maruz bırakıldığına dikkat çeken Yenen, bölgeyle ilgisi olmayan etkinlik, fuar veya panayırların burada yapılmaması gerektiğini savunuyor. Şerif Yenen, Kente gelen her ziyaretçinin mutlaka uğradığı bir yer olan Sultanahmet'i ferahlatmalıyız. Bu meydanı düzenlemeli, daha güzelleştirmeli, gereksiz kalabalıklardan mümkün olduğunca uzak tutmalıyız. Hem tarihi merkezin korunması, hem gelen ziyaretçilerin rahatça gezebilmesi için turizm dışı etkinlikler burada yapılmamalı çağrısı yapıyor. Büyük usta Mimar Sinan'ın dev eserlerinden olan Süleymaniye Külliyesi'nin merkeze uzak olduğunu ve ancak araçla ulaşılabildiğini kaydeden Yenen, Süleymaniye'ye tur araçlarıyla gidildiğinde ziyaretçileri indirme-bindirme alanı ile park sorunu yaşandığını anlatıyor. Ziyaret sırasında bu yüzden büyük bir keşmekeş olduğunu aktaran Yenen, bu soruna çözüm üretilmesi gerektiğini kaydediyor ve tur araçlarına özel alanlar oluşturulmasını öneriyor. Bir başka çözüm önerisi olarak da, Sultanahmet ile Süleymaniye semtleri arasında tramvay yolunu kullanan elektrikli bir shutter servisi olabileceğini belirtiyor. Şerif Yenen, özellikle Doğu Roma döneminde sürekli kuşatma altında olduğundan İstanbul'un tarihte her zaman su sorunu olduğunu, bu sorunu, suyu depolamak amacıyla inşa edilen 400-500 adet sarnıçla çözdüğünü, böylelikle İstanbul'un bir sarnıçlar kentine dönüştüğünü, bu özelliğiyle de dünyada eşi benzerinin bulunmadığını; yani İstanbul'un bir Sarnıçlar Kenti olarak ele alınması ve tanıtımda bu özelliğinin öne çıkarılması gerektiğini söylüyor. Ancak hal böyle iken, şu anda neredeyse ziyarete açık sarnıcın bulunmadığına dikkat çekiyor. Bu sarnıçların en büyüğü ve muhtemelen en güzeli olan Yerebatan Sarnıcı'nda yıllardır süren ve bir türlü bitmek bilmeyen restorasyonun bir an önce tamamlanması gerektiğine işaret ediyor. Öte yandan, güzel sarnıçlardan bir diğeri, 5. yüzyıl yapısı Şerefiye Sarnıcı'nın 8-9 yıl süren restorasyon sürecinden sonra müthiş bir mekan olarak ziyarete açılmış olmasını heyecanla karşıladıklarını, ancak son zamanlarda yapılan ani bir değişiklikle yapının içine yüzlerce projeksiyon cihazı yerleştirildiğini, her saat başında 5-10 dakikalık müzikli ve ışıklı gösteri yapıldığını, bu gösterinin yapının kendisi veya tarihi işlevi ile hiç alakası olmadığını dile getirip, dünyada eşi benzeri olmayan bu muhteşem yapıyı düğün salonu gibi ışıklandırmanın hiç gerekli olmadığını vurguluyor. Ayrıca yapının içine yerleştirilen yüzlerce projeksiyon cihazının görüntü kirliliği oluşturduğunu belirtiyor. Günümüzde 150-160 tanesi tespit edilmiş olan sarnıçlardan en az birkaç tanesinin ziyarete açılmasının şehre ayrı bir ivme katacağını düşünen Yenen, Zeyrek Sarnıcı'nı, bırakın ziyaretçileri, 32 yıllık bir rehber olarak bile bir türlü göremediğini söyleyerek serzenişte bulunuyor. Aynı şekilde Gülhane Parkı sarnıcının da bir an önce turizme kazandırılmasını öneriyor. Turizmde ziyaretçi sayısı kadar geceleme süresinin de önemli bir kriter olduğunu anımsatan Yenen, İstanbul'dan daha fazla turizm geliri elde edebilmenin yolunun da ortalama geceleme süresini uzatmaktan geçtiğini savunuyor. Yenen, İstanbul'a gelen ziyaretçilerin ortalama kalış süresinin 2,5 gün olduğunu hatırlatarak, bu süreyi uzatmak için sektör temsilcilerinin çareler aradığını kaydediyor. Kalış sürelerinin uzatılması gerektiği konusunda herkes mutabık, ancak bu konuda atılan fazla adım yok diyen Yenen, deneyimli bir turizmci olarak bunun yeni tematik müzelerle, yeni mekanlarla ve yeni rotalarla mümkün olacağını söylüyor. Küçükçekmece Gölü'nün kuzeyinde yer alan Yarımburgaz Mağarası, Antalya'daki Karain Mağarası ile birlikte Anadolu'daki en önemli Taş Çağı yerleşimlerinden biri. Günümüzden 300 bin yıl önce Homo Erectus'ların Yarımburgaz Mağarası'nda yaşadığı tespit edildi. Dolayısıyla dünya çapında öneme sahip bir mekan burası. Ancak ne yazık ki günümüzde ziyarete uygun halde değil, hayvan ini durumunda. Oysa düzenlenip turizme açılsa ve tanıtımlarda öne çıkarılsa mutlaka ilgi çekecektir. İstanbul'un Roma İmparatorluğu'na 65 yıl, Doğu Roma İmparatorluğu'na 1000 yıl, Osmanlı Devleti'ne 470 yıl başkentlik yaptığının altını çizen Yenen, Osmanlı öncesindeki dönemin turizmde yeterince değerlendirilmediğini düşünüyor. Yenen, Tarihçiler Doğu Roma'ya sonradan Bizans adını vermişler diyerek İstanbul'da 1000 yıl gibi uzun süre yaşamış, binlerce eser bırakmış Bizans kültürüne ait bir müzenin olmamasını büyük bir eksiklik olarak görüyor. Yenen, farklı müzelerde çok sayıda Bizans eseri olduğunu, bu eserlerin tek çatı altında toplanıp dev bir Bizans Müzesi'nin kurulabileceğini, böylece İstanbul'a gelen kültür turistleri için vazgeçilmez bir destinasyon oluşacağını belirtiyor. İstanbul'un en gözde tarihi yapılarının başında gelen Ayasofya'nın geçen yıl Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredilerek ibadete açılmasının ardından yeni bir döneme girildiğini ifade eden Yenen, Ayasofya'nın kapılarının yerli ve yabancı tüm ziyaretçilere artık ücretsiz olarak açık olduğunu anımsatıyor. Yenen, Ayasofya Camii'nde yüksek bir ziyaretçi trafiği var, müze olduğu zamanlardaki yoğunluktan farklı bir durum bu. Tarihi yapı içinde bir düzensizlik, hatta zaman zaman kontrolsüz bir kalabalık ve karmaşa olabiliyor şeklinde yorumluyor. Bu durumun ziyaretçilerin yapıyı hakkıyla gezememesine neden olduğunu ifade eden Yenen, böylesine önemli tarihi bir değerin çok daha iyi bir organizasyonla yönetilebileceği ve daha fazla turist ağırlayabileceğini belirtiyor. Ayasofya'nın kapalı olan üst katının da bir an önce ziyarete açılmasını öneren Yenen, böylelikle ziyaretçiler için çok daha dolu ve uzun bir gezi olacağını söylüyor. İstanbul'da restorasyonu bir türlü bitmeyen yapılar olduğuna da dikkat çeken Yenen, Topkapı Sarayı'nın bazı bölümleri, Yeni Camii, Sultan Ahmed Camii, Arkeoloji Müzelerinin kapalı olan bölümleri, Binbirdirek Sarnıcı, İstanbul'un Kara Surları gibi restorasyonu süren yerlerdeki çalışmaların mümkünse hızlandırılmasını ve buralardaki çalışmalar hakkında hızlı bilgi akışı sağlanmasını bekliyoruz diyor. İstanbul'un tarihi savunma surlarına da dikkat çeken Şerif Yenen, onlarca kuşatma atlatmış ve büyük bir kısmı halen ayakta olan dünyanın sayılı surlarından olan kara surlarının, gerekli önlemler alınmadığı için tur rotalarına girememesinin önemli bir eksiklik olduğunu kaydediyor. Yenen, Kara Surlarının Altın Kapı ile birlikte ele alınıp düzenlenmesinin bunlarla birlikte Zeytinburnu bölgesinde yer alan diğer tarihi ve kültürel mekanlara da ilgi yaratacağını kaydediyor. Şerif Yenen, bir başka örnek olarak günümüze ulaşmış en eski Bizans dini yapısı olan Samatya'daki Studios Manastırı'nı veriyor. Bu yapının bugün ne yazık ki üzeri açık, dört duvarı ayakta bir harabe halinde olduğunu söyleyen Yenen, Studios Manastırı, onyıllardan beri kapalı ve kilitli. Bunun yetkisi kimde ve neden açılmıyor? diye soruyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/serif-yenenin-istanbul-filmi-internette/", "text": "Şerif Yenen'in Istanbul Unveiled isimli dokuz ödüllü seyahat belgeseli internette ücretsiz olarak gösterime çıkıyor. YouTube'taki ilk gösterimi 15 Ocak'ta gerçekleşecek film sayesinde, kültürel mirasımız ve İstanbul'un güzellikleri daha geniş kitlelere ulaşarak ülkemizin tanıtımına büyük katkı sağlayacak. Turizm yayıncılığında öncü ve trend belirleyici ürünleriyle dikkat çeken profesyonel turist rehberi, seyahat yazarı ve uluslararası konuşmacı Şerif Yenen, 2022'ye ülkemizin tanıtımına büyük katkı sağlayacak bir atakla giriyor. İstanbul ve Türk kültürü üzerine İngilizce bir seyahat belgeseli olan Istanbul Unveiled filmini internette ücretsiz olarak seyircisiyle buluşturacak olan Yenen, YouTube'taki ilk gösterim tarihini 15 Ocak 2022 olarak açıklıyor. Dokuz uluslararası ödüle sahip Istanbul Unveiled filminin her gösteriminin Türkiye'nin tarihini, kültürünü ve turizm olanaklarını anlatma fırsatı doğurduğunun altını çizen Yenen, Önceleri sadece DVD ve Blue-Ray formatları bulunan filmimizi, içinde bulunduğumuz belirsiz pandemi koşullarını da göz önünde bulundurarak, kültürel mirasımızı ve İstanbul'un güzelliklerini daha geniş kitlelere ulaştırabilmek amacıyla, YouTube kanalımız üzerinden ücretsiz olarak sunma kararı aldığımızı duyurmaktan mutluluk duyuyorum diyor. - Adı: Istanbul Unveiled - Süre: 61 Dakika - Dil: İngilizce - Altyazılar: Türkçe, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Almanca, İspanyolca, Japonca, Korece, Rumence, Moğolca, Çince, Arapça, Rusça - Yapımcı: ŞerifYenen-SaadetÖzen - Yönetmen: LeventAyaşlı-ŞerifYenen - Müzikler: Mercan Dede, Baba Zula ve Burhan Öçal - Websitesi: www. istanbulunveiled. com - Fragman: https://www. youtube. com/watch?v=lAcV0xIekNQ"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/serife-bilgili-ercanturk-kisisel-sergisi-ile-artweeksakaretlerde/", "text": "Şerife Bilgili Ercantürk'ün küratörlüğünü Begüm Güney Alkoçlar'ın üstlendiği Her yer Her yerde isimli ikinci kişisel sergisi 28 Ekim Çarşamba gününden itibaren Akaretler Sıraevler 55 numaralı binada izleyicisiyle buluşuyor. Her yer Her yerde sergisinin birincil anlatım aracı olan renk resmin salt unsurudur. Şerife Bilgili Ercantürk, resimsel kurgusunda rengi, resminin biçimsel unsuru olarak kullanmaya başladığından beri uyguladığı renk çizgileri ve alanları; 'normal' olanın değişim dengesine uygun bir tavır sergiliyor. Buna karşın 'yapı' ile ilişkili üretimi yön değiştirmektedir. Tuvale monte edilmiş inşaat malzemeleri, demir testereleri, mermer kesme taşları, kilitler, rulman ve makina parçalarının yokluğuyla azalan resimsel öğenin yerine kendi kendini yöneten özerk bir estetik olarak renk konulmaktadır. Zaman zaman monokroma kadar uzanan bu yalınlaşma kurulmakta olan yeni düzenin değişim dengesine benzer bir tavır takınıyor. Adını pandeminin neden olduğu gündelik hayatımızda her an her yerde olabilme özgürlüğümüzden alan 'Her yer Her yerde' ile Şerife Bilgili Ercantürk; 'ben' üzerinden beden aracılığıyla sınırları belirlenmiş bir alan 'tuval' yüzeyinde rengin tesir olanaklarını araştırır. Sanatseverleri ve koleksiyonerleri, yerli-yabancı sanatçıların eserleri ile bir araya getiren Artweeks@Akaretler 28 Ekim 8 Kasım 2020 tarihleri arasında Akaretler Sıraevler'in 25-27, 35, 37-39 ve 55 numaralı binalarında, birbirinden özel eserleri ağırlamaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/server-demirtasin-ask-adli-eseri-caresse-bodrumda/", "text": "Caresse, a Luxury Collection Resort & Spa, Bodrum'un mimarı dokusuyla birleşen vizyoner sanat projesi Caresse Art'ın '' Artistic Integrity'' isimli sergisi sanatseverleri ağırlamaya devam ediyor. Caresse Art projesinde yer alan ve otelin giriş bölümünde konumlandırılan Server Demirtaş'ın Aşk isimli eseri de projenin en dikkat çekici eserleri arasında yer alıyor. Caresse Art projesini hayata geçiren Elçin Sümer, Server Demirtaş'a, ilk senesinde kürasyonunu da gerçekleştirdiği Artistic Integrity temalı sergisinin detaylarından bahsediyor. Server Demirtaş'ın bu etkileyici projede yer almak istemesinin ardından, kendisinin Aşk adlı heykeli Artistic Integrity'nin ve otelin kalıcı eseri olarak konumlanıyor. Türkiye'de ve dünyada mekanik heykelleriyle tanınan, kinetik heykel sanatının en önemli temsilcileri arasında gösterilen Server Demirtaş, 1700 lü yılların heykel ustası olan Antonio Canova'nın Aşk heykelinden aldığı ilhamla, Caresse Art'a özel olarak dönemin sanat anlayışıyla ustaca yeniden yorumluyor. Sanatçı, heykelin konsept olarak da mekanla bütünleşebileceğinden yola çıkarak, heykelin kinetik versiyonunu hayata geçiriyor. İki figürlü, kinetik ve kalıplı olması sebebiyle 5-6 ay süren eserin yapım ve tasarım aşamasında, Server Demirtaş, Antonio Canova'yı ruhsal ve duygusal olarak, daha da yakından tanıma şansını buluyor ve Antonio'nun aşk duygusundan nasıl bir beklentisi olduğunu anlıyor. Eserin çok yumuşak dokunuşlarla aşkı tasvir etmesi, Caresse Bodrum'un isim anlamı olan dokunuş ve okşama duygularına da atıfta bulunuyor. Heykeli yaparken yeni duygular öğrendiğini ve bundan oldukça etkilendiğini belirten Demirtaş, Caresse Art projesinde yer aldığı için çok mutlu olduğunun da altını çiziyor. Küratörlüğünü Elçin Sümer'in üstlendiği Artistic Integrity başlıklı sergi 31 Ekim 2023 tarihine kadar Caresse, a Luxury Collection Resort&Spa, Bodrum içerisinde ziyaret edilebilir. Caresse Art projesi Borusan Otomotiv ve Shelton markalarının destekleriyle gerçekleştirilmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sesin-resmi-ve-iki-kisilik-hirgur-enka-oditoyumunda/", "text": "ENKA Sanat, yeni sezon programı kapsamında, Şubat ayı içinde iki tiyatro oyununa ev sahipliği yapıyor. 15 Şubat Salı akşamı DOT'un oyunu Sesin Resmi ve 22 Şubat Salı akşamı usta yönetmen Işıl Kasapoğlu'nun rejisi ile sahnede Ayşenil Şamlıoğlu ve Reha Özcan'ı bir araya getiren İki Kişilik Hırgür ENKA Oditoryumu'nda tiyatro severlerle buluşacak. Kieran Hurley'nin yazdığı, Mert Öner'in yönettiği, Esra Bezen Bilgin ve Yağız Can Konyalı'nın birlikte rol aldığı Sesin Resmi, 15 Şubat akşamı ENKA Oditoryumu'nda tiyatro severlerle buluşuyor. Edinburgh'ta geçen, şimdi İstanbul'a uyarlanan oyun, yazmaya olan inancını kaybetmiş oyun yazarı bir kadın ve hayatın şiddetinden kendini resim çizerek korumaya çalışan genç bir erkeğin şehrin tepelerinde karşılaşmasını konu alıyor. 80 Dakika / TEK PERDE / 14 yaş ve üzeri için uygundur. Biletlere Biletix. com ve Biletix satış gişeleri ile ENKA Vakfı Ana Gişesinden ulaşılabilir. Usta yönetmen Işıl Kasapoğlu'nun çevirip yönettiği İki Kişilik Hırgür, 22 Şubat Salı akşamı ENKA Oditoryumu'nda sahne alacak. Absürd tiyatronun önde gelen temsilcilerinden Eugene Ionesco'nun 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan toplumsal erozyonu, şiddetin ve umutsuzluğun bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerini kendi küçük dünyalarına kapanan bir adamla bir kadın üzerinden aktardığı oyun, sahnede Ayşenil Şamlıoğlu ve Reha Özcan'ı bir araya getiriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sessiz-cigliklar-ikinci-sergisiyle-bof-hotel-umraniyede/", "text": "Çoğunluğu Kadıköylü yaklaşık 40 kadın ressam, oluşturdukları grup ile farkındalık yaratma yolunda önemli adımlar atıyor. Küratörlüğünü Eda Aner'in yaptığı, Şiddetin hiçbir bahanesi yoktur sloganı ile ilki Hilton Kozyatağı'nda düzenlenen ve 9 Kasım'a kadar ziyarete açık olan Sessiz Çığlıklar sergisi, sanatseverlerden gördüğü yoğun ilginin ardından ikinci sergisini 11 Kasım'da Bof Hotel Ümraniye'de açıyor. Amaçlarının kadına, erkeğe, hayvana, gence, yaşlıya, doktora, sağlık çalışanına, öğretmene, avukata, hakime, polise, kısaca tüm canlılara uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddetin önünde durmak olduğuna vurgu yapan Aner; Şiddetin insan psikolojisi ve sağlığı üzerindeki zararlarına değinmek, önlemek için toplumsal ve bireysel farkındalığa bir nebze de olsa destek olmayı hedefliyoruz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sevil-dolmaci-art-galleryde-yeni-sergi-everything-has-its-place/", "text": "Sevil Dolmacı Art Gallery, 1 Ekim 2 Kasım 2021 tarihleri arasında küratörlüğünü Dr. Kathy Battista'nın üstlendiği ve 16 çağdaş sanatçının yer aldığı Everything Has Its Place başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Geleneksel natürmort türünün yeni bir yorumunu sunan, galerinin ihtişam ve lüks dolu geçmişinden ve mimarisinden de ilham alan sergide Haluk Akakçe, Hangama Amiri, Theodore Boyer, Kevin Brisco, Ori Gersht, Nicholas Hunt, Tina Lechner, Rachel Libeskind, Alex McQuilkin, Andy Mister, Fawn Rogers, Dominic Bouffard, David Risley, Şahin Demir, Nejat Satı ve Çağatay Odabaş'ın eserleri yer alıyor. Farklı coğrafyalara ait söz konusu genç isimler, Giorgio Morandi, John Frederick Peto ve Chaim Soutine gibi modernizmin ikonik ustalarından etkilenerek sanat tarihinin önemli konusu natürmortu yeniden yorumladı. Battista, böylelikle farklı malzeme ve uygulama biçimlerinin kullanıldığı natürmort konusunun güncel seç1kisini sunuyor. Natürmort resim geleneği, 17. yüzyılda Kuzey Avrupa'da burjuvazinin yükselişi ile ivme kazandı ve batılı, beyaz, erkek ressamların egemenliğinde uzunca yıllar popüler bir konu olarak devam etti. Everything Has Its Place, gerek katılan sanatçılar gerekse üretim teknikleri açısından bu batı geleneğini kıran, güncel bir eğilim sunuyor. 17. yüzyıl batı Avrupa'sından farklı olarak sergide, İstanbul, Kopenhag, Viyana, Kabil, Berlin ve Los Angeles gibi farklı konumlardan gelen sanatçıların yanı sıra, natürmort kavramına yeni bakış açıları getiren kadın sanatçılar da yer alıyor. Sergide yer alacak eserler, tuval işlerden sulu boyalara, elle renklendirilmiş fotoğraflara, video enstalasyonlarına ve ses performansına kadar farklı teknikleri kapsıyor. Theodore Boyer ve Nicholas Hunt'ın büyük ölçekli tabloları, Hangama Amiri'nin tekstil çalışmalarıyla diyalog halinde. Ori Gersht, Rachel Libeskind ve Fawn Rogers'ın videoları, natürmort konusundaki fikrimizi güncelliyor ve yeniden tanımlıyor. Battista, pandemi nedeniyle evde kaldığımız süreçte etrafımızı saran objelerle olan ilişkimizin değiştiğine dikkat çekiyor ve söz konusu ilişkiyi derinlemesine sorguluyor. Bu süreç, çoğumuz için yaşam alanlarımızın odak noktamız olduğu ve kişisel farkındalıklarla sonuçlanan bir süreç oldu. Hayatlarımızı yeniden gözden geçirdiğimizde, etrafımızdaki nesneler yeni bir anlam kazanmaya başladı. En basit şeyler -çiçekler, yumurtalar, kitaplar, deniz kabukları- dünyanın hızı yavaşladıkça yeni bir netlik kazandı. Evlerimize diğer ülkelerden gelen küçük hediyelik objeler hem endişeleri hem de nostaljiyi çağrıştırdı: bir yandan özgürce dolaştığımız bir dünyayı hatırladık ve aynı zamanda kapanan sınırlar ve tekinsiz ortamlardan korkar olduk. Bu sergideki sanat eserleri, bazı neşeli yan etkileri de beraberinde getiren bir salgından ve karantinadan doğdu. Pandemi aynı zamanda bize aile ile daha fazla zaman geçirme, yatağımızın yanında yığılan kitapları okuma fırsatı verme ve hayatımızı yeniden tasarlama olanağı sundu. Sergideki sanatçılar hayatın onlara verdiği bu fırsatları işlerine yansıtarak büyük zorluklardan ihtişamlı zaferlerin ve iç görülerin ortaya çıkabileceğini kanıtladılar. Hayatlarımız yeniden dış dünyaya açılırken, Battista bizleri pandemide olduğu gibi sakin/yavaş kalıp hayatımızın zenginliğini yeniden düşünmeye teşvik ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sevil-dolmaci-art-galleryde-yeni-sergi-labirent/", "text": "Sevil Dolmacı Art Gallery, 11 Kasım 11 Aralık 2021 tarihleri arasında Alman ressam Robert Janitz'in Labirent başlıklı İstanbul'da ürettiği eserlerden oluşan kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçı, 2021 yazında hayata geçen Sevil Dolmacı Sanatçı Rez'nin uluslararası ilk konuğuydu ve sergideki eserlerini de burada oluşturdu. İsmini Antik Yunan'ın en popüler hikayelerinden olan Minotor ve yaşadığı labirentten alan sergi, Robert Janitz'in Türkiye'de gerçekleşen ilk kişisel sergisi. Efsaneye göre, yarı insan yarı boğa olan ve insan yiyerek beslenen Minotor, tehlikeli doğası nedeniyle Girit adasında bir labirente kapatılır. Bu canavarın terörüne nihayet bir son veren Theseus isimli kahraman ise, sevgilisi Ariadne'nin kendisine verdiği iplik yumağı sayesinde labirentte yolunu bulabilir. Labirent aynı zamanda Janitz'in bir ay boyunca İstanbul'da yaptığı gözlemlerini de özetliyor. Şehrin trafiğinden Boğazda sürüklenen gemilere kadar, bizlerin artık fark etmediği ancak hayatlarımıza işlemiş olan 'hat'ların yanı sıra, tarihsel kimliğimizi oluşturan çizgiler de Janitz'e bu süreçte ilham kaynağı oldu. Rezidans sürecinde ortaya çıkan eserler ise sanatçının Meksika'da Volcano Head Paintings ile başladığı değişim sürecinin sonucu olarak kariyerinde önemli bir yer tutuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/seyahat-dergisi-global-travelerdan-istanbul-havalimanina-iki-odul/", "text": "İstanbul Havalimanı, ABD merkezli seyahat dergisi Global Traveler tarafından En İyi Aktarma Havalimanı ve En İyi Aile Dostu Uluslararası Havalimanı ödüllerine layık görüldü. İstanbul Havalimanı İşletmecisi İGA'dan yapılan açıklamaya göre, Global Traveler, bu yıl 10'uncu kez gerçekleştirdiği 2022 Leisure Lifestyle Awardsta İstanbul Havalimanı'nı En İyi Aktarma Havalimanı, bu sene 5'inci kez düzenlediği 2022 Wherever Awardsta ise En İyi Aile Dostu Uluslararası Havalimanı ödüllerine layık gördü. Global Traveler'ın her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği anket kapsamında okuyucular deneyimleri çerçevesinde seyahatle ilgili hizmetleri, destinasyonları, otelleri, havayollarını ve gemi seyahatlerini oylarken, sonuçlar da dünyanın en iyilerini belirledi. İstanbul Havalimanı'nı En İyi Aktarma Havalimanı alanında dünyanın en işlek havalimanlarından biri olan Miami Uluslararası Havalimanı ve dünyanın en iyi havalimanları arasında gösterilen Singapur Changi Havalimanı takip etti. New York'ta düzenlenen törende her iki ödülü de İGA Kurumsal İletişim Direktörü Gökhan Şengül teslim aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/seyit-mehmet-bucukoglu-morfem-ile-galeri-fede/", "text": "İşte tam da bu noktada morfemler, Buçukoğlu'nun eserlerinde net okunamayan ve cümleler içinde yalnız gibi görünse de büyük anlamlar taşıyan varlıklarıyla bizi düşünmeye, anlamaya itiyorlar. O cümleler içinde bazı kelimeleri, isimleri ya da onları meydana getiren heceleri/ekleri gördüğümüzde, resimlerdeki gizli anlamlarını da biz kuruyoruz. Öyle ki sanatçı; bu anlamları yakalayabilmek için eserlerin odak noktasındaki sözlere ve harflere bir kılavuzluk görevi yüklerken, aynı zamanda da hissettiğimiz ya da doğrudan gördüğümüz anlam yüklü bu sözcüklerin, hayatımıza, duygularımıza ya da düşüncelerimize dokunan varlıklarıyla belleğimizde yeniden canlanmasını, izleyen ile eser arasında duygusal bir bağ kurmasını amaçlıyor. 1982 yılında İstanbul'da doğan sanatçı, lisans eğitimini 2005 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü'nde, 2010 yılında da aynı fakültenin Resim Bölümü'nde tamamladı. Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Plastik Sanatlar Yüksek Lisans Programı'ndan 2013 yılında, Yeditepe Üniversitesi Plastik Sanatlar Sanatta Yeterlik/Doktora Programı'ndan da 2017 yılında mezun oldu. Ulusal-uluslararası sanat ve tasarım yarışmalarında 62 ödülü bulunmakla birlikte yurt içinde 22 kişisel sergi açtı ve 15'i yurt dışında olmak üzere birçok karma sergiye katıldı. 2018 yılında çalışmaya başladığı Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü'nde şu anda Bölüm Başkanı olarak görev yapan Seyit Mehmet Buçukoğlu, sanatsal üretimlerini kendi özel atölyesinde devam ettirmekte. Sergi, 18 Mart-28 Nisan 2021 tarihleri arasında pazar ve pazartesi günleri hariç 10.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sezonun-en-iddiali-komedisi-komik-para/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Ray Cooney'in yazdığı, Haldun Dormen'in çevirdiği, Özgür Atkın'ın yönettiği Komik Para adlı oyunu seyirciyle buluşturuyor. 2022-2023 sezonunun yeni oyunu Komik Para, 2 Kasım 2022 Çarşamba günü 20.30'da Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde prömiyerini yapıyor. Doğum gününde Henry, akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar. Dramaturgisini Dilek Tekintaş'ın, müziğini Sinan Arslan'ın, dekor-kostüm tasarımını Ahsen Nur Yaman'ın, ışık tasarımını Osman Aktan'ın, efekt tasarımını Erhan Aşar'ın yaptığı, fotoğraflarını Ahmet Çelikbaş'ın çektiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Can Tarakçı, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 2-5 Kasım 2022 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde, 15 Kasım 2022 tarihinde Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi'nde."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/shahi-dayekh-attends-istanbul-art-and-antique-fair/", "text": "Famous Lebanese-born painter Shahi Dayekh attends the Istanbul Art and Antique Fair. The fair, which will be held for the third time this year and is considered an important meeting point for art circles, will open its doors on November 17. Various events will also be held at the fair, where many artists and galleries from Turkey and abroad will take part. The works of Lebanese painter Shahi Dayekh will also be exhibited at the Istanbul Art and Antique Fair, which can be visited until 20 November. Famous painter Shahi Dayekh, who has 7 collections called Seasons of Change, House of Illusions, Sirens, Escapes, A Vision, Reflections, Private, will present a few of these collections at Istanbul Art and Antique Fair. Dayekh's recent works will also be exhibited at her stand at the Istanbul Art and Antique Fair. Continuing her works in her studio in Dubai, Shahi Dayekh plans to exhibit the works she has been working on, which she calls the Bloom Collection, at the Istanbul Art and Antique Fair if she grows up."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/siemens-turkiyeden-birlikte-yuzyil-sergisi/", "text": "Siemens Türkiye CEO'su Hüseyin Gelis, Ülkemizde, imzamızı taşıyan ilk fabrikalar ve en önemli değerlerimizden biri olan fırsat eşitliği odağımız ile kalkınma sürecinin ayrılmaz bir parçası olmaktan, gurur duyuyoruz dedi. İSTANBUL Siemens Türkiye, Cumhuriyet'in 100. yılında geçmişten günümüze ülkemizdeki sanayiden sağlığa, ulaşımdan elektrifikasyona kadar farklı alanlardaki imza işleriyle sanayi ve endüstriyel mirasa sunduğu katkılarını anlatan özel bir sergi düzenliyor. Siemens Türkiye açıklamasına göre, şirket, Cumhuriyet'in ilk yıllarında sadece sanayide değil, Cumhuriyet'in ilk röntgen cihazı, ilk elektrikli tramvayı, ilk yeraltı demiryolu, ilk elektrik santrali ve daha onlarca örnekle birçok sektörde ilklere imza attı. Cumhuriyet dönemindeki ilk fabrikasını 1928'de Eskişehir'de açan Siemens Türkiye, aynı yıl içerisinde Cumhuriyet'in ilk hidroelektrik santrali olan Malatya Elektrik Santrali'ni kurarak ülkemizin su potansiyelini Siemens teknolojisiyle birleştirdi. O dönem aynı zamanda yeni kurulan birçok fabrika ve tesise de enerji sağlayan Siemens Türkiye'nin, 1929 yılında Tire Duro Metal Fabrikası, Beykoz Deri Fabrikası, Bafra ve Tekirdağ santralleri de bu çalışmaları arasında yer alıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkede sınai kalkınmanın mihenk taşlarından Kozlu Kömür Madeni'nin turbo ünitesi, İzmit Kağıt Fabrikası'nın kağıt makineleri ve Bursa İplik Fabrikası'nın iplik makinelerinin elektriği Siemens Türkiye tarafından sağlandı. Birçok farklı ilde elektrik panelleri ve enerji dağıtım konsolları kuran Siemens Türkiye, birçok fabrikanın altyapısını kurarak ya da bu fabrikalara enerji sağlayarak katkıda bulundu. Aynı dönemde pek çok sektörde kullanılan demir çelik, Siemens dökümhanelerinde, Siemensli çelik ustaları tarafından üretildi. Siemens Türkiye bu çalışmalarıyla birçok inovatif yeni iş kolunun doğmasına da vesile oldu. Yalnızca İstanbul'un değil, İzmir ve Selanik'in de elektrifikasyonuna da öncü oldu. 'Birlikte Yüzyıl' sergisi, 100 yıllık Cumhuriyet'in ilanının ardından ülkenin kalkınmasını sanayi kurumları, eğitim ve gerçek insan hikayeleri üzerinden yansıtıyor. Sergi aynı zamanda kadının çalışma ve sosyal hayata katılımını odağına alarak Cumhuriyet'in ilk yıllarında bu alanda verilen büyük çabayı, karşılaşılan zorlukları bir kez daha gözler önüne seriyor. Sergide, Siemens Türkiye'nin arşivinden Erken Cumhuriyet Dönemi'ne ait belge ve objeler de yer alıyor. Sergide 1872 yılında kullanılan telgraf makinesi, ayaklı radyo, telefon da sergileniyor. Ayrıca dönemin fotoğrafları ile birlikte Atatürk ve İsmet İnönü imzalarıyla dönemin kararnameleri de görülebilir. İlk kadın mimarlarımızdan Mualla Eyüpoğlu, İlk kadın sosyologlarımızdan Mübeccel Belik Kıray, ilk kadın kimyagerlerimizden Remziye Hisar, ilk kadın inşaat mühendislerimizden Sabiha Fırat'ın yaşam öyküleri, Pelin Batu'nun kaleminden sergideki yerini alıyor. Siemens Türkiye Cumhuriyet'in ilk yıllarında sadece sanayide değil Cumhuriyet'in ilk hidroelektrik santrali, ilk röntgen cihazı, ilk elektrikli tramvayı, ilk yeraltı demiryolu ve daha onlarca örnekle birçok sektörde ilklere attığı imzalardan örnekler de sergi süresince görülebilir. Küratörlüğünü Prof. Dr. Önder Küçükerman'ın, konsept ve koordinatörlüğünü Dündar Hizal'ın üstlendiği sergi, 7-24 Kasım'da Galataport Paket Postanesi'nde ziyaret edilebiliyor. Sergi aynı zamanda dijital versiyonu ile de kısa bir süre içerisinde çevrim içi ziyarete açılacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi Hüseyin Gelis, 'Bu sergide, 100 yıllık Cumhuriyet'in kuruluş hikayesine, sanayileşmeye doğru giden bir bakış açısıyla tanık olacağız. Bu sergi, Türkiye Cumhuriyeti ve Siemens Türkiye arasındaki yüzyıllık teknolojik ortaklığın güç birliğini yansıtıyor.' ifadelerini kullandı. Gelis, her dönemde olduğu gibi yeni teknolojiyi, ürün ve fikirleri ülkenin hizmetine sunarak, genç Cumhuriyetin sanayideki kalkınmasında öncü olduklarını ve bugün de olmaya devam ettiklerini belirterek, 'Ülkemizde, imzamızı taşıyan ilk fabrikalar ve en önemli değerlerimizden biri olan fırsat eşitliği odağımız ile, kalkınma sürecinin ayrılmaz bir parçası olmaktan, gurur duyuyoruz. Sergimiz, sanayileşme yolunda, hem teknolojik ve sanatsal güzellikler barındırması açısından, hem de ufuk açıcı olmasından dolayı çok özel bir sergi.' değerlendirmesinde bulundu. Siemens Türkiye Kurumsal İletişim ve Kamu İlişkileri Direktörü Özlem Özkaya ise serginin hazırlık sürecinde yüzlerce arşiv taraması yapılarak aylar süren bir çalışma yürüttüklerini belirtti. Özkaya, Cumhuriyetin ilk yıllarında, benzeri görülmemiş bir seferberlikle zorlukların nasıl aşıldığına ve milli bir ekonomi kurabilmek için nasıl bir strateji izlendiğini ortaya koyan önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyoruz. Cumhuriyet'in kadınlar ile nasıl yükseldiğini, nice değerli kadınlarımızın çok önemli yerlere gelerek genç cumhuriyete neler kattıklarını kendi hikayeleri ile sergi kapsamında görebileceğiz. Siemens Türkiye olarak, kuruluş yıllarından bugüne Cumhuriyetimizi hedeflerine ulaştırmak için üstlendiğimiz rolü ve ne mutlu bize ki 167 yıldır bu topraklarda faaliyetlerini sürdüren bir şirket olarak Cumhuriyetimizin 100 yıl boyunca sanayiden sağlığa, ulaşımdan elektrifikasyona kadar birçok farklı alanda ülkemize katkılarımızı da anlatan bu serginin hepimiz için ilham verici olacağına inanıyorum.' açıklamasını yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sifir-noktasinda-resim-sergisi-acildi/", "text": "Kadırga Sanat Galerileri'nin ev sahipliği yaptığı ve ilk günden yoğun ilgi gören Doğuyorum Sanat Grubu'nun Sıfır Noktasında resim sergisinin açılışını Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan gerçekleştirdi. İsmail Tetikçi, Kadir Ablak, Mustafa Albayrak, Musa Güney, Tolga Boztoprak ve Engin Beyaz'dan oluşan Doğuyorum Sanat Grubu sanatçılarının daha önce sergilenmemiş eserlerinden oluşan ve 50'den fazla eserin yer aldığı Sıfır Noktasında resim sergisi ilgilileriyle buluştu. Türk resmini sıfır noktasına taşımayı amaçlayan serginin açılışını Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, İstanbul İl Kültür Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz ile birlikte gerçekleştirdi. Başkan Mehmet Ergün Turan ve İl Kültür Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz sergiyi sanatçılarla birlikte gezerek, eserler hakkında bilgi aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/silverline-sektorun-ilk-nftsini-cikardi/", "text": "Teknoloji ve tasarımı odağına alarak ankastre sektöründe güçlü bir büyüme gerçekleştiren ve sektörde birçok yeniliğe öncülük eden Silverline, ilk davlumbaz NFT'sini hazırlayarak bir ilke daha imza attı. Teknolojik ve yenilikçi ürünleriyle geleceğin trendlerine yön veren Silverline, ankastre sektörünün ilk davlumbaz NFT'sini hazırlayarak çok yönlü bir dijital tüketici bağlantısının da temelini attı. Blatform iş birliğiyle prototip olarak tasarlanan Lightline Cube ürününü NFT olarak Digifinex platformunda açık artırma ile satışa sunan marka; 500 USD fiyat ile çıktı. Silverline 60'dan fazla ürününü 1 yıl içinde meta veri tabanına taşımak için çalışmalara başladı. Ürünlerinde tasarımı odağına alan ve yenilikçi ürün yaklaşımı ile fark yaratan Silverline, sektöründe bir ilke daha imza atıyor. Marka, tüm koleksiyonun hazırlanması için şirketleri blockchain teknolojileri ve kripto para ekonomisi ile güçlendirmeyi ve onlara yeni iş alanları açabilmeyi amaçlayan Blatform ile anlaştı. Blatform'un blokzincir ile hazırladığı NFT'lerin, sadece dijital görselden öte, gelecek için atılan önemli bir adım olduğunu düşünen Silverline, 1 yıl içerisinde 60'dan fazla ürününü meta veri tabanına taşımak için çalışmalara başladı. Son zamanlarda popülerleşen NFT dünyasına girerek, gelecekteki dönüşüme hazır olmayı hedeflediklerini belirten Silverline Ankastre CEO'su Mustafa Laçin, Teknolojiyi odağımıza alarak tasarladığımız ürünlerimizle 150'den fazla uluslararası ödül aldık. Aynı başarıları dijital dünyaya da taşımak için yola çıktık. İlk NFT'mizi küresel olarak oluşturmak ve yönetmek için son teknoloji ve kullanıcı dostu NFT platformunu geliştiren Blatform ile proje ortaklığına imza attık. Önümüzdeki süreçlerde NFT'lerin tüketicilere yönelik dijital temas ve deneyim aracına dönüşeceğine inanıyoruz. NFT'lerin, ürün tanıtımı, pazarlanması ve satışı konularında pek çok kanalda kullanılabilecek bir yapısı var, tabii ki bunu da değerlendireceğiz. Orta vadede müşterileri tüm temas noktalarında heyecanlandıracak, onlara fayda sağlayacak teklifler sunmayı planlıyoruz. NFT koleksiyonumuzu markamıza ve temel ürüne bağlayacağımız projeler kurgulayacağız. Ama en önemlisi değerlerimizdeki inovasyon tutkusuyla her zaman gelecekte kalmayı hedefliyoruz. Yenilikler konusunda lider markalardan biri olmak, gelecekteki dönüşüme hazır olmak için bu ilk adımları atıyoruz. NFT'lerin gerçek potansiyelinin önümüzdeki birkaç yıl içinde aşamalı olarak gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Bugünden geleceğe uyum sağlamak, tüketici alışkanlıklarına gelişen teknoloji ile birlikte pozisyon almak adına bu dünyada da varlık göstermek bizim için önemli adım oldu. NFT konusunda nihai hedef kitlelerinin bugünün kripto topluluğu olmadığının farkındayız. Mevcut ve gelecekteki müşterilere bir yatırım olarak bir vizyon ortaya koyuyoruz. Amacımız marka kimliğini güçlendiren ve dijital ile fiziksel dünyaları yaklaştıran projelere odaklanmak olacak. dedi. Üretim gücü, markalaşma yatırımları ve ihracat yapılanmasıyla 2021'de bir önceki seneye göre yüzde 56 büyüme gerçekleştiren Silverline, yılı 1 milyar 173 milyon TL ciro ile kapattı. Avrupa'nın ilk 5, dünyanın ilk 10 üreticisi arasında yer alan veglobal pazarda güçlü bir yer edinen marka, ihracatta yaklaşık yüzde 50 büyüme ile 57 milyon $ ciroya ulaştı. Silverline Ev Gereçleri, 2022 yılında yüzde %60'ın üzerinde bir büyüme ile 2 milyar TL ciroya ulaşmayı hedefliyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından gerçekleştirilen Türkiye'nin İlk 1000 İhracatçısı 2021 araştırmasında Silverline, Türkiye'nin ilk 500 ihracatçısı arasında yerini aldı. 2021 yılında faaliyet gösterdiği pazarlarda güçlü pozisyonunu korumayı başaran ve 70'in üzerinde ülkede ürünlerini kullanıcılarla buluşturan marka, üretiminin yüzde 40'ını ihraç ediyor. Silverline Ankastre Ceo'su Mustafa Laçin, 2021 yılında ihracatta elde ettiğimiz yüzde 50 büyüme ile belirlediğimiz hedefler doğrultusunda büyük bir başarı elde ettik. Türkiye'nin ilk 500 ihracatçısı arasında yerimizi alarak bu başarımızı tescillemiş olduk. Kendi markamızla faaliyet gösterdiğimiz tüm pazarlarda kalitemizin yanına teknoloji ve tasarımımızı da koyarak global pazarın güçlü bir oyuncusu olmaya devam ediyoruz. diyor. 2022 yılında hammadde ve navlun fiyatlarındaki artış, kurdaki hareketlilik gibi sektörü zorlayan ekonomik krizler karşısında yılın ilk 4 ayında beyaz eşya sektörü ihracatta yüzde 4, pişirici grubu pazarı ise yüzde 12 büyüdü. Tüm bu küresel zorluk ve belirsizliklere rağmen sektör ihracat açısından fırsatlar sunmaya devam ediyor diyen Mustafa Laçin, Yılın ilk yarısında Ukrayna-Rusya arasındaki savaşın negatif etkileriyle, özellikle Ukrayna tarafında 2-3 ay kadar satışlarda ciddi düşüşler görüldü. Bunun aksine yaklaşık 1 aylık ciddi bir duraklamadan sonra birçok Avrupalı üreticinin Rusya'yla ticari ilişkilerini durdurmasıyla birlikte Rusya'ya sevkiyatlarda hızlanmalar başladı. Böylelikle bizim için potansiyeli yüksek olan Rusya pazarı bir kat daha önem kazandı. Rusya yakın gelecekte büyük bir pazar potansiyeli olarak Türkiye ve sektör için ciddi fırsatları barındırıyor. Bugün Rusya ile kurulan olumlu ilişkiler uzun vadede ihracata önemli bir katkı sağlayacaktır. dedi. Yaklaşık 70'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Silverline markalı ihracatta atak yapmak istiyor. Avrupa pazarında marka ve satış gücünü artırmaya yönelik atılımlar gerçekleştirirken farklı pazarlara yönelerek ihracatı güçlendirmeyi hedefliyor. Laçin, Türkiye özellikle pandemi sonrası önemli bir üretim üssü oldu. Bu fırsatı güçlü teknolojiler, kaliteli üretim ve tasarımla buluşturan şirketler çok kısa zamanda özellikle Avrupa'da önemli bir büyüme gerçekleştirecek. Avrupa pazarlarında edindiğimiz pazar payımızı artırırken yeni pazarlara da odaklanarak özellikle ihracatı güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2022 yılında ilk 6 ayda özellikle İngiltere pazarında önemli mesafeler kat ettik. Irak pazarında ise markalı satışlarımıza başladık. Bizim için önemli hedef pazarlarımızdan biri olan İspanya'ya ilk sevkiyatlarımızı gerçekleştirdik. Avrupa pazarında Danimarka, Almanya, İtalya ve Fransa'dan sonra İspanya pazarında da kendi markamızla faaliyet göstermeye başladık. Bu iki pazar başta olmak üzere Uzak Doğu, Avustralya ve Hindistan'ın potansiyel açıdan önemi devam ediyor. Coğrafi çeşitlilik yaratarak, kriz ve maliyetleri doğru yöneterek büyümek ve yıl sonuna kadar ihracatta 55 milyon USD ciroya ulaşmayı hedefliyoruz. şeklinde konuştu. Güçlü üretimi, teknolojik ve tasarım odaklı ürünleriyle dikkat çeken Silverline Endüstri, 2021 verilerine göre Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) listesine de adını yazdırdı. Ocak, fırın, davlumbaz, buzdolabı, çamaşır makinesi ve bulaşık makinesinden oluşan tasarım ve inovasyon odaklı geniş ürün gamıyla sektörde güçlü bir yer edinen Silverline, Türkiye'nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında sırada yer alarak ankastre sektöründeki konumunu güçlendirmeye devam ediyor. Silverline Ankastre Ceo'su Mustafa Laçin, Bugüne kadar üretim gücümüz, marka yatırımlarımız ve operasyonel yapılanmamız ile ciddi bir büyüme gerçekleştirdik. Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde yer almak bunun en güzel göstergesidir. 1.350 kişilik iş gücü ile yılda ortalama 1,9 milyon adet üretim gerçekleştirerek ülke ekonomisine önemli katma değer sağlıyoruz. Teknoloji ve tasarım olarak güçlü bir üretim altyapısına sahibiz. Kendi markamızla faaliyet gösterdiğimiz tüm pazarlarda kalitemizin yanına teknoloji ve tasarımımızı da koyarak global pazarın güçlü bir oyuncusu olmaya devam ediyoruz. Farklı coğrafya ve pazarlarda marka konumlaması ile coğrafi çeşitlilik yaratmaya, istihdamımızı artırmaya ve verimliliğimizi yükseltmeye yönelik yatırımlarımıza devam edeceğiz. dedi. Pandemiyle birlikte hız kazanan dijitalleşme tüketici alışkanlıklarından kültürel etkileşimlere kadar her alanda yeni deneyimsel yaklaşımlar ortaya koyuyor. Ankastre sektöründe ise ürünlere anlık erişim, uzaktan kontrolün sağlanması ve kişiselleştirilmiş ürünler gibi trendler öne çıkıyor. Hayata değer katan sürdürülebilir üretim yöntemleri, kullanıcı dostu ve fonksiyonel ürünleriyle mutfak dekorasyonunu bambaşka bir boyuta taşıyan Silverline, fark yaratan teknolojileri ve özellikle IoT alanında geliştirdiği modelleriyle sektöre yön veriyor. Dijital dönüşümü üretim süreçleri, ürün grupları ve müşteriler olmak üzere 3 ayrı alanda ele aldıklarını belirten Mustafa Laçin, Üretim süreçlerimizde robotik, yapay zeka, nesnelerin interneti ve veri analitiği gibi teknolojileri kullanarak gelecek odaklı ürünler üretiyoruz. Yeni teknolojilerle hataları ve kayıpları minimize etmek ve verimliliği artırmak öncelikli hedefimiz arasında yer alıyor. Otomasyon ekibimiz öncülüğünde robot teknolojileri üzerinde çalışıyoruz. 2018 yılından beri nesnelerin interneti konusunda ciddi yatırımlar yapıyoruz. IoT'li ürünlerimizin 2023 yılında toplam üretimin %10'unu aşmasını hedefliyoruz. Aynı zamanda dijital dönüşüm ile müşteri deneyimlerimizi de zenginleştiriyoruz. SAP CRM modülü ile satış ve satış sonrası süreçlerimizi dijitalleştirerek, iş akışının daha hızlı ve verimli olmasını imkan tanıyoruz. Son birkaç yılda hızla önem kazanmaya başlayan dijital platformlara yönelik aksiyonları alarak sektörde öncü olma hedefi ile yatırımlarımıza devam ediyoruz. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/simge-abay-kale-grubu-sanat-merkezi-projelerinden-sorumlu-direktor-oldu/", "text": "İyi Bak Dünyana hareketiyle sürdürülebilir büyümeyi odağına alan Kale Grubu, ekonomik, çevresel ve sosyal yatırım projelerinin etkisini daha da artırmak hedefiyle Kurumsal İletişim Departmanı'nı yeniden yapılandırarak Kurumsal İletişim ve Etki Yatırımları Bölüm Başkanlığı'nı oluşturdu. Etki ve sosyal fayda yatırımı olarak tasarlanan ve toplumsal ya da kurumsal odaklı program ve projeleri merkeze alacak yeni yapı kapsamında Simge Abay, Kale Grubu'na Kurumsal İletişim ve Etki Yatırımları Direktörü olarak atandı. Abay, yeni görevinde etki yatırımları, kurumsal itibar yönetimi, sürdürülebilirlik iletişimi, ulusal ve uluslararası sivil toplum ilişkilerinin yanı sıra Kale Tasarım ve Sanat Merkezi projelerinden sorumlu olacak. Simge Abay, iş hayatına 1999 yılında Orsa Stratejik İletişim Danışmanlığı'nda başladı. 2002-2004 yılları arasında Ünite İletişim'de Müşteri İlişkileri Direktörlüğü görevini üstlenen Abay, 2004-2008 döneminde Red Bull Marka Müdürü olarak çalıştı. 2008 yılında Anadolu Efes bünyesine katıldı ve 2008-2010 yılları arasında Anadolu Efes Türkiye Halkla İlişkiler Yöneticisi, 2010-2011 yıllarında ise Anadolu Efes Global Kurumsal İletişim Müdürü olarak görev yaptı. 2011 yılında The Coca-Cola Company'de Kurumsal İlişkiler Müdürü görevini üstlenen Abay, 2012'de Anadolu Efes Türkiye Kurumsal İletişim Müdürü olarak atandı ve 2020 yılına kadar tüm kurumsal iletişim faaliyetlerinden sorumlu olarak görev yaptı. 2020 yılında WWF Türkiye'ye Kurumsal İş birlikleri ve Kaynak Geliştirme Grup Müdürü olarak atandı. Abay, Kale Grubu'na katılmadan önce Trendyol Group'ta Sürdürülebilirlik ve Sosyal Etki Lideri olarak görev yapıyordu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/simone-de-beauvoirin-mektuplari-56-bin-euroya-satildi/", "text": "Ünlü Fransız feminist yazar Simone de Beauvoir'ın kendisine platonik aşk besleyen romancı Violette Leduc'e yazdığı 297 mektup 56 bin 700 euroya (537 bin TL) satıldı. Feminizmin öncü isimlerinden ünlü Fransız yazar ve filozof Simone de Beauvoir'ın romancı Violette Leduc'a yazdığı 297 mektup, Sotheby's Müzayede Evi'nde satışa çıkarıldı. Daha önce yayımlanmamış 297 mektup açık artırmada 56 bin 700 euroya (537 bin TL) satıldı. Sotheby's yaptığı açıklamada, Leduc'ün Simone de Beauvoir'a duyduğu platonik aşka da değindi. Açıklamada, mektupların Karşılıksız aşkı, şefkat ile hayranlığın güvensizlikle karıştığı belirsiz bir ilişkiyi yansıttığı belirtildi. Edebiyat ve feminizm temalı mektuplardan Simone de Beauvoir'ın Leduc ile romantik ilişkiyi reddettiğinin de anlaşıldığı bildirildi. Feminist yazarın 1945'te tanıştığı Leduc için İlginç bir kadın dediği, kendisine duyduğu aşkı serap olarak nitelediği ve ona mektuplarıyla edebi destek verdiği kaydedildi. İkilinin dostluğunun yıllarca sürdüğü, mektuplaşmanın Leduc'un ölümünden bir ay öncesine kadar devam ettiği açıklandı. Violette Leduc 1972'de, Simone de Beauvoir 1986'da öldü. Fransız yazar Violette Leduc otobiyografik romanı L'Affameenin el yazmasını Simone de Beauvoir'a göndermişti. Leduc bu romanda Beauvoir'a duyduğu aşkı anlatıyordu. Beauvoir, Leduc'ün yazıp kendisine yolladığı metinleri hayat arkadaşı ünlü filozof Jean-Paul Sartre, yazarlar Albert Camus ve Jean Genet'ye de okutuyordu. Amacı, Leduc'ün tanınmasına destek olmaktı. Hayatının son yıllarına kadar edebiyatta ünlenemeyen Leduc ile Beuvoir'ın ilişkisi 2013 yapımı Violette filmine konu olmuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/simurg-belgesel-dizisi-izleyiciyle-bulusuyor/", "text": "1993 yılında T. C. Kültür Bakanlığı ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıkişbirliğiyle hazırlanan, Samih Rifat'ın yönettiği Simurg: Gerçeğin Peşinde Otuz Yolcu belgesel dizisi yeniden izleyiciyle buluşuyor. Samih Rifat'ı anma programı kapsamında 23 30 Kasım 2020 tarihleri arasında her gün 2 bölüm olarak gösterimleri yapılacak belgeseller, Yapı Kredi Kültür Sanat'ın youtube kanalı üzerinden 6 Aralık 2020'ye kadar izlenebilir. Cumhuriyet kültürünün yaşatılması ve oluşmasına katkıda bulunmak amacıyla hazırlanan Simurg: Gerçeğin Peşinde Otuz Yolcu belgesel dizisi, Türkiye'nin bilimden sanata, fotoğraftan mimarlığa her biri alanlarında duayen isimlerle yapılmış röportajlardan oluşuyor. Danışmanlığını Emre Kongar, Enis Batur ve Onat Kutlar'ın yaptığı belgesellerde; Abidin Dino, Bedia Muvahhit, Ara Güler, Melih Cevdet Anday, Macit Gökberk, Füreya, Ömer Asım Aksoy, Lütfü Akad, Ekrem Akurgal, Necil Kazım Akses, Cihat Burak, Cevat Memduh Altar, Cahit Arf, Yaşar Kemal ve Aziz Nesin yer alıyor. İsmini Simurg efsanesinde gerçeğin peşine düşen otuz kuş'tan alan belgesel dizisi, Türkiye'nin kültürel gelişiminde katkısı olan, gerçeğin arayışındaki bu değerli insanları hatırlatarak onlara bir selam gönderiyor. Samih Rifat'ı anma programı kapsamında 23 30 Kasım 2020 tarihleri arasında her gün 2 bölüm olarak gösterimleri yapılacak belgeseller, Yapı Kredi Kültür Sanat'ın youtube kanalı üzerinden 6 Aralık 2020'ye kadar izlenebilir. SİMURG: Eski bir İran efsanesinde hakikatin peşine düşen kuşların öyküsü anlatılır. Kaf dağının ardında yaşayan masal kuşu Simurg'dur aradıkları. Yıllar süren, binlerce kuşun katıldığı arayışın sonunda yalnızca otuz kuş ulaşabilir Kaf dağının ardına. Gel gör ki Simurg diye bir kuş yoktur orada; Simurg; sözcük anlamıyla 'otuz kuş demektir. Gerçekse onu arayanların kendisidir masala göre."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinasi-barutcu-fotografin-izinde/", "text": "Türkiye'de fotoğraf alanının öncü isimlerinden olan Şinasi Barutçu'nun çalışmalarından kapsamlı bir seçkiyi izleyiciyle buluşturan sergi, küratörü Marcus Graf'ın ifadesiyle sanatçının çeşitli dönemlerinden fotoğraflar sergilemenin yanı sıra farklı biçimsel ve estetik stratejilerini de gösteriyor. Sergi kapsamında Refik Akyüz ve Serdar Darendeliler tarafından kaleme alınan sanatçı kitabı da izleyiciye sunuluyor. Kitap, Barutçu'nun ulaşılabilen arşivinden hem üretim serüvenine hem de hayatına odaklanıyor. Kitabın girişinde ise aynı zamanda serginin küratörü olan Marcus Graf'a ait bir giriş yazısı okuyucuyu karşılıyor. Metin, serginin içeriğine ait çizgileriyle izleyici için bir izlek haritası niteliği taşıyor. Refik Akyüz ve Serdar Darendeliler, Şinasi Barutçu'nun üretimleriyle ilgili şunları belirtiyorlar: Şinasi Barutçu'nun fotoğraflarına genel olarak baktığımızda, içerikten ziyade güzel ve estetik konulara merak, klasik kompozisyon kurallarına bağlılık, ton zenginliği gibi teknik meselelerin öne çıktığını söylemek mümkün. Adeta romantik olarak da tanımlayabileceğimiz, kah ters ışıklar kah yansımalar kah dramatik etkiler yaratan bulutların varlığı gibi öğeler, Barutçu'nun fotoğraflarını Piktoryalizm'e yakınlaştırıyor. Piktoryalizm, her ne kadar Barutçu'nun faal olarak fotoğraf ürettiği dönemlerde yerini artık farklı anlayışlara bırakmış olsa da, Barutçu'da da estetiği ve güzeli yakalama arzusunun hiçbir zaman sönmediğini görüyoruz. Ancak denemeye merakının da bir göstergesi olan fotogramları veya grafik unsurların öne çıktığı detay fotoğraflarını göz önünde bulundurup, onu zamanın Dadaist veya Konstrüktivist sanatçıları arasına koymak da pekala mümkün. Veya kimi şehir fotoğrafları ile dağ ve doğa fotoğraflarıyla -özellikle Cilo Dağları'nda çektikleriyle- da tüm bunlardan uzaklaşan daha belgelemeci bir stili olduğunu da söyleyebiliriz. Şinasi Barutçu: Fotoğrafın İzinde retrospektif sergisi 13 Ekim 25 Aralık 2021 tarihleri arasında Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde izlenebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinasinin-mezari-150-yil-sonra-taksimde-bir-binanin-altinda-ortaya-cikti/", "text": "Tanzimatın ilanı ile başlayan batılılaşma sürecinin ilk ve en önemli yazarlarından biri olan İbrahim Şinasi'nin mezarının, Beyoğlu'nun Gümüşsuyu Caddesi'ndeki Ayaspaşa Palas binasının altında kaldığı ortaya çıktı. Atatürk Kültür Merkezi'nden, Beşiktaş'ın stadı Vodafone Park'a kadar binaların bulunduğu bölge, bir zamanlar 'Ayaspaşa Mezarlığı'ydı. 16. Yüzyılda imara açılan ve Beyoğlu bölgesinin mezarlığı olarak kullanılan alana, 20. Yüzyılın başlarına kadar definler yapıldı. 20. Yüzyılın sonlarından itibaren ise buradaki mezarlıklar, parça parça yok edilmeye ve yerine binalar yapılmaya başlandı. 1890'lar ile 1920'ler arasında çekilen fotoğraflar ve 1826'lardaki İstanbul Pervititch haritaları da, bölgenin bir zamanlar geniş bir mezarlık olduğunu ortaya koyuyor. Ancak dönemin belediyesi bu alanı 1934 yılında kamulaştırınca, mezarlar başka bir yere nakledilmeden üzerlerine binalar yapıldı. Bu durum o dönemde büyük tartışmalara neden oldu. Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan ve ilk Türkçe özel gazeteyi çıkaran İbrahim Şinasi de, 1871'de 45 yaşında vefat ettiğinde, buradaki mezarlığa defnedilmişti. Ancak mezar yeri tam olarak bilinmiyordu. Tarih araştırmacısı Mehmet Dilbaz birtakım belgelere ulaştı ve Şinasi'nin mezarının bulunduğu yeri ortaya çıkardı. Dilbaz, bu önemli ismin mezarının, Alman Konsolosluğu'nun tam karşısında bulunan Ayaspaşa Palas'ın altında kaldığını ifade etti. Şu anda Beyoğlu cihetinin, sur dışı İstanbul'unun iki büyük mezarlığından birinin tam üzerindeyiz. Burası Ayaspaşa Mezarlığı. Taksim Mezarlığı olarak da biliniyor. Bölgenin imara açılmasıyla beraber, Beyoğlu bölgesinin mezarlığı olarak kullanılmaya başlaması 16. Yüzyıl. 16. Yüzyıl'dan, 20. Yüzyılın başlarına kadar buraya sürekli defin yapılıyor ve bu mezarlığın bulunduğu alan, AKM'den neredeyse Beşiktaş'ın stadyumunun bulunduğu yere kadar olan tüm alanı, yani bütün Gümüşsuyu'nu kapsıyor. Fakat dönem dönem, 20. yüzyılın sonlarına doğru buradan bazı parçalar kopartılarak mezarlığın alanı daraltılıyor. Tam arkamızda bulunan yer yani Alman Konsolosluğu'nun karşısında bulunan alan, o dönemde mezarlığa en yoğun defin yapılan yer. 1871 yılında, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Şinasi, 45 yaşında vefat ettiğinde buraya defnediliyor. Ayaspaşa Mezarlığı'na defnedildiği biliniyor ama tam kabrinin yeri şu ana kadar meçhuldü. Fakat elimize geçen Ebüzziya Tevfik Bey'in yazdığı belgeden, şöyle bir sonuç çıkıyor; kendisi Şair Şinasi'nin cenazesini kaldıran insan ve cenaze merasimi sırasında o zaman günümüzde yerinde eski Park Otel'in bulunduğu yerde, Hariciye Nazırı Tevfik Bey'in bir konağı var. Ve cenazenin tam o konağın bulunduğu yere gelip karşıya geçirildiğini, karşıda o mezarlığın bulunduğu yerde, Şinasi'nin annesinin mezarının yanına defnedildiği söyleniyor. Ayaspaşa Mezarlığı'nın 1934 senesinde İstanbul Belediyesi tarafından alınan kararla kamulaştırıldığının altını çizen Dilbaz, Çünkü burası o zaman büyük bir rant alanı haline geliyor. Ve buraya binalar yapılması talep ediliyor. Ne yazık ki mezarda herhangi bir nakli kubur yani mezarların taşınması yapılmadan, mezarların üzerine arkada gördüğünüz binalar inşa ediliyor. Bu inşaat sırasında da o kıymetli Osmanlı mezar taşları kırılarak, arkadaki binalara temel taşı olarak döşeniyor. Buradaki bazı binalarda yıkım ya da tadilat sırasında o taşlar ortaya çıktı. Dolayısıyla, artık Şinasi'nin mezarının nerede olduğunu bilmekle beraber, mezarının taşınmadığını ve kabrin üzerine arkadaki Ayaspaşa Palas binasının inşa edildiğini biliyoruz diye konuştu. Mezarların taşınmadığı ile ilgili kayıtların dönemin gazetelerinde olduğunu dile getiren Dilbaz, O zaman epey bir tartışma çıkıyor bu konuda. Bu mezarlar neden nakledilmedi? Şehitlikler neden burada duruyor? Saygısızlık yapılıyor gibi ciddi tartışmalar oluyor ama çok hızlı bir şekilde burası kamulaştırılarak, hızlıca mezarlar ortadan kalındırılıyor ve hemen ardından binalar inşa edilmiş. dedi. Tanzimat döneminden sonraki batılılaşma harekeleri içinde Şinasi'nin çok önemli bir isim olduğunu anlatan Gazeteci-Yazar Özcan Ünlü, Şinasi 1826, başka bir kayda göre de 1829 doğumlu. Zaten batılılaşmanın en hızlı dönemi. İstanbul'da doğuyor. Bolu'lu bir ailenin çocuğu. Genç yaşlarda sarayın çok ilgisini çekiyor ve Mustafa Reşat Paşa'nın özel ricası ile Abdülmecit tarafından Paris'e gönderiliyor. Maliye eğitimi almak için gidiyor ama oranın önde gelen aydınları, entelektüelleriyle çok içli dışlı. Yaklaşık 5-6 yıl Paris'te kaldığını biliyoruz. 45 yıl yaşamış, 45 yıllık ömrünün son 10 yılı hızla geçiyor. 1850'nin sonlarına doğru tekrar İstanbul'a geliyor. Birtakım görüşleri ve duruşu itibarıyla uzaklaştırmak istiyorlar. Belgrad tarafına maliye müfettişi olarak görevlendiriliyor Şinasi, fakat bir taraftan şiirler yazıyor. Mustafa Reşit Paşa'ya yazdığı mersiye çok önemlidir zaten. Gazetecilik yapmak istiyor ve tekrar İstanbul'a geliyor. Paris'teyken tanıştığı Agah Efendi ile Tercuman-ı Ahval gazetesini çıkarıyor. Gazeteyi kuruyorlar fakat kendini gazetede çok fazla öne çıkarmıyor dedi. Mesela Türk matbuatına, Abone sistemini getiriyor. Hem ilk özel gazete hem de gazetenin abone sistemini kendisi kuruyor. Tefrika yazılara ilk kendisi başlıyor. Biliyorsunuz, batılı tarzda ilk piyesimiz 'Şair Evlenmesi'dir. Şair Evlenmesi'ni de imzasını kullanmadan Tercüman-ı Ahvalde neşretmeye başlıyor Şinasi. Fakat bir süre sonra kendi gazetesini kurmak istediği için Agah Efendi'den ayrılıyor ve Tasvir-i Efkar'ı kuruyor. Tercüman-ı Ahval çıktığı dönemde gazeteciliğin tadını alan birtakım aydınlar Ceride-i Havadis, Takvim-i Vekayi gazetelerini kuruyor ama Tasvir-i Efkar başka bir yerde duruyor. Biliyorsunuz, Türkiye'de modern tarzda gazeteciliğin başladığı dönemdir. Kendi matbaasını kuruyor, mesela hattatlara özel klişeler hazırlattırıyor. Son dönemlerinde Osmanlı harflerini aza indiriyor, gazetecilik terminolojisine göre yeniden sistemize ediyor. 1871 yılında beyin tümörü nedeniyle vefat ediyor. Benim araştırdığım kaynaklarda Ayaspaşa Mezarlığı'na defnedildiği söyleniyor. Ayaspaşa Mezarlığı da bildiğiniz gibi Taksim'in tam ortasında. Çok büyük bir mezarlık. Bu mezarlıkta özellikle Rus ve Balkan Savaşında yaralanmış, Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'nde tedavi görürken şehit olmuş askerlerimiz de yatıyor. Ne yazık ki o dönemde mezarlık kaldırılırken, hiçbir mezar nakledilmiyor. Sembolik birkaç mezar var onlar da şu anda Alman Konsolosluğu'nun bahçesinde duruyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinema-salonlari-aciliyor/", "text": "Kovid-19 tedbirleri nedeniyle faaliyetlerine ara verilen sinema salonları, 7 aylık ayrılığın ardından sinemaseverleri ağırlamak için hazırlıklarını tamamladı. İçişleri Bakanlığının genelgesi ve sektör temsilcilerinin talebi doğrultusunda sinema salonları 1 Temmuz itibarıyla yeniden misafirlerine kapılarını açacak. Açılış için hazırlıklarını sürdüren Arcadium Sinemaları Müdürü Zafer Yufkayürek, AA muhabirine, yatırım maliyetlerinin yüksek olduğu sinema salonlarının kapalı kaldığı dönemde birçok zorlukla karşılaştıklarını söyledi. Sektörün, Kültür ve Turizm Bakanlığının, Sinema Genel Müdürlüğü aracılığıyla verdiği nakit desteğiyle nefes aldığını ifade eden Yufkayürek, büyük zincir sinema salonu işletmecilerinin feragat etmesiyle desteğin Anadolu'daki birçok küçük veya bağımsız salonlara aktarıldığını, bunun da sinema adına bir can suyu olduğunu belirtti. Rekor sayıdaki aşılama, toplum bağışıklığının verdiği moral ve sektörün de talebiyle normalleşme sürecinde kapılarını açmak için gün saydıklarını dile getiren Yufkayürek, yayımlanan genelgelerde belirtilen kurallar doğrultusunda hizmet vereceklerini belirtti. Yufkayürek, Birer koltuk boş bırakarak ilerleyeceğiz. Tüm sinema salonları maske, mesafe, temizlik konusuna riayet ederek misafirlerine en iyi şekilde hizmet vermeye başlayacak. Bütün salonların içerisi, koltuklar, alkol bazlı dezenfektanlarla temizlenerek, yer ve mesafe işaretleri yenilenerek açılışa hazırlandı. diye konuştu. Tüm dünyayla aynı anda gösterime girecek stüdyo filmlerinin sinemalarda yer alacağını bildiren Yufkayürek, özellikle yurt dışında normalleşmeyle çok büyük ciro elde eden ve yerli film gösterim desteğindeki filmlerle ulusal takvimdeki birçok filmin sinema salonlarında vizyona gireceğini söyledi. Sinema salonlarının beklenen eski iyi günlerine dönmesini arzuladıklarını bildiren Yufkayürek, sinema severlere Haydi Sinemaya çağrısında bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinema-sektorune-1-milyon-814-bin-lira-destek-saglanacak/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı, sinema sektöründe 65 projeye 1 milyon 814 bin lira destek sağlanacağını bildirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, yeni ve nitelikli eserlerin üretimiyle Türk sinemasının gelişimine ve gençlerin sektöre adım atmalarına imkan sağlayacak destekler için, sinema sektörü ve Bakanlık temsilcisinden oluşan 8 kişilik kurul tarafından değerlendirme yapıldığı belirtildi. Değerlendirme sonucunda, 30 senaryo ve diyalog yazım projesine 624 bin lira, 31 kısa film yapım projesine 975 bin lira ve 4 animasyon film yapım projesine 215 bin lira olmak üzere toplamda 65 projeye 1 milyon 814 bin lira destek kararının alındığı bildirildi. Senaryo türünde destek alan kadın oranının yüzde 50, kısa film yapım türünde ise yüzde 30 olduğu aktarılan açıklamada, animasyon film yapım türünde destek alanların tamamının kadın yönetmenlerden oluştuğu vurgulandı. Gelecek aylarda devam edecek sinema destekleri kapsamında ilk uzun metrajlı kurgu film yapım, uzun metrajlı sinema film yapım, dağıtım ve tanıtım, ortak yapım ve çekim sonrası destek başvurularının mart ayında, belgesel film destek başvurularının ise mayıs ayında değerlendirileceği duyuruldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinema-senfoni-orkestrasi-basaksehirde-sahne-aldi/", "text": "Avrupa'nın ve Türkiye'nin ilk pop senfonik orkestrası olan Sinema Senfoni Orkestrası, Başakşehir'de sahne aldı. Dünyaca ünlü şef Hakan Şensoy yönetimdeki orkestra, gişe rekortmeni filmlerin müzikleri ile Başakşehirlilere unutulmaz bir akşam yaşattı. Başakşehir Belediyesi, kültür sanat sezonu etkinlikleri kapsamında muhteşem bir konsere ev sahipliği yaptı. Gişe rekortmeni yabancı ve yerli filmlerin müziklerini seslendiren Sinema Senfoni Orkestrası, Başakşehir Emin Saraç Kültür Merkezi'nde Başakşehirlilerle buluştu. Yoğun ilginin olduğu konseri Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu ve eşi Kübra Kartoğlu da izledi. Kültür sanat konusunda sadece tüketen değil üreten de bir belediye olduklarını belirten Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, Bizim akademimizin başında olan Muhammed hocam, bu muhteşem konserde de yer alıyor. Bugünkü çalışmaların aynı zamanda mimarı. Bizim Başakşehirle ilgili farklı bir özelliğimiz var onu size hatırlatmak istiyorum. Başakşehir modern kentleşmesiyle herkesin yaşamak istediği çok güzel bir şehir. Bundan sonra da öyle olacak çünkü biz geleceğimiz olan çocuklarımıza güzel bir şehir bırakmak istiyoruz. Tabi bunun yanında bir güzellik de kültür sanat konusunda artık farklı bir şehir. Daha güzel olan da şu, Başakşehir kültür sanat konusunda sadece tüketmiyor aynı zamanda üretiyor. Bu bizim farkımız. Birçok akademimiz var. Kültür sanatla ilgili tiyatro akademilerimiz, müzik akademilerimiz, görsel sanatlar, radyo gibi birçok akademilerimiz... Bütün çocuklarımızı, gençlerimizi akademilerimize bekliyoruz. Başakşehir markasıyla onlar da yetişsin, sadece sanat tüketen değil, üreten gençler olmasını istiyoruz dedi. Hakan Şensoy'un şefliğindeki orkestra, Hababam Sınıfı'ndan Tosun Paşa'ya, Titanic'ten James Bond'a, Selvi Boylum Al Yazmalım'dan Star Wars'a kadar dünya sineması ve Yeşilçam'dan unutulmaz 14 filmin müziğini hafızalara kazınan görüntüler eşliğinde seslendirdi. Orkestranın solist kemancılığını üstlenen, dünyanın en hızlı keman virtüözü ve Başakşehir Belediyesi Genel Sanat Yönetmeni Muhammed Yıldırır da Schindler List, Hora Martisorolui, Caravan gibi eserler ile Başakşehirli müzikseverlerden büyük alkış aldı. Muhteşem sahne performansı ile Başahşehirlilere müzik ziyafeti sunan Avrupa'nın ve Türkiye'nin ilk pop senfonik orkestrası, konser sonunda dakikalarca ayakta alkışlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinemada-insan-haklari-yarismasinin-kazanani-halk-jurisi-tarafindan-yapilacak-oylamayla-belirleniyor/", "text": "İstanbul Film Festivali, yılın son seçkisi ve Sinemada İnsan Hakları Yarışması'yla 24 Aralık'a kadar filmonline. iksv. org'da yeniden izleyiciyle buluşuyor. Sundance, Berlin, Toronto, Venedik, IDFA, Rotterdam film festivallerinde prömiyerini yapmış filmlerin yer aldığı seçki eşitlik, çeşitlilik, paylaşım, diyalog konularına odaklanan 21 yeni filmden oluşuyor. Aynı platform üzerinden tekil bilet ya da kombine paket alınarak izlenebilen filmlere, gösterime açık kaldıkları 5 gün boyunca erişilebilir. Seçkinin Yüksek Katkıda Bulunan Tema Sponsoru Zorlu Holding; 10 filmin yarışacağı Sinemada İnsan Hakları Yarışması ise Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından destekleniyor. Sinemada İnsan Hakları Yarışması'nın kazananı bu yıl ilk kez halk jürisi tarafından yapılacak çevrimiçi oylamayla belirleniyor. Halk Ödülü anketi 28 Aralık'a kadar oylamaya açık olacak ve ödülü kazanan film 29 Aralık'ta açıklanacak. Oylama için tıklayın."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinemalarin-acilis-tarihi-ertelendi/", "text": "Sinema sektörünün talebi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'yla yapılan görüşmeler sonucunda; 31 Aralık'a kadar faaliyetlerine ara verilen sinema salonları için bu süre 1 Mart'ta uzatıldı. İçişleri Bakanlığı 81 İl Valiliğine Sinema Salonları ile ilgili ek genelge gönderdi. Genelge ile 31 Aralık'a kadar faaliyetlerine ara verilen sinema salonları için bu süre 1 Mart'ta uzatıldı. Valiliklere gönderilen genelgede, kontrollü sosyal hayat döneminin temel prensipleri olan temizlik, maske ve mesafe kurallarının yanı sıra salgının seyri ve olası riskler göz önünde bulundurularak hayatın her alanına yönelik uyulması gereken yeni kurallar ve önlemler alındığı belirlendiği hatırlatıldı. Alınan önlemler kapsamında sektörün talebi doğrultusunda sinema salonlarının faaliyetlerinin de 31 Aralık tarihine kadar durdurulması kararlaştırıldığı anımsatıldı. Genelgede, gelinen aşamada, gerek sektörün bu yöndeki talepleri gerekse Kültür ve Turizm Bakanlığı'yla yapılan görüşmeler sonucunda; salgınla mücadelede alınan tedbirlerin devamının sağlanması ve desteklenmesi amacıyla sinema salonlarının faaliyetlerine 1 Mart 2021 tarihine kadar ara verilmesinin uygun olacağının değerlendirildiği ifade edildi. Bu doğrultuda Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 27'nci ve 72'nci maddeleri uyarınca İl/İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulları kararları ivedilikle alınacak. Alınan kararlara uymayanlara Umumi Hıfzıssıhha Kanununun ilgili maddeleri gereğince idari işlem tesis edilecek ve konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanununun 195'inci maddesi kapsamında gerekli adli işlem başlatılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinematek-ve-anlat-kadikoy-projelerine-altin-karinca-odulu/", "text": "Marmara Belediyeler Birliği tarafından bu yıl 8'incisi düzenlenen Altın Karınca Ödülleri sahiplerini buldu. Kadıköy Belediyesi'nin 'Sinematek ve Sinema Evi' ile 'Anlat Kadıköy' projeleri ödüle layık görüldü. Belediyelerin şehirlerdeki yaşam kalitesini artıran projelerini teşvik etmek ve yaygınlaştırmak amacıyla Marmara Belediyeler Birliği'nin düzenlendiği Altın Karınca Ödülleri, Hilton İstanbul Bomonti Hotel'de düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Marmara Bölgesi'ndeki belediyelerin projeleri Altın Karınca'da yönetişim ve katılımcılık, kentsel planlama ve altyapı, çevre ve atık yönetimi, mimari ve kentsel tasarım, kültür ve sanat, sosyal hizmetler, yerel kalkınma, ulaşım ve hareketlilik, akıllı şehir uygulamaları ve afet yönetimi olmak üzere 10 kategoride ödüllendirildi. Kadıköy Belediyesi, 'Mimari ve Kentsel Tasarım' kategorisinde 'Sinematek ve Sinema Evi' Rekonstrüksiyon Projesi ile 'Yönetişim ve Katılımcılık' kategorisinde ise 'Anlat Kadıköy' projeleri ile ödül aldı. Sosyal mesafe kuralları gözetilerek düzenlenen ödül töreninde, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı'na ödülleri MBB ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın takdim etti. 381 projenin yarıştığı Altın Karınca'da 41 belediyenin 52 projesi ödüle layık görüldü. Kadıköy Yoğurtçu Parkı yakınlarında inşa edilen Sinematek/Sinema Evi projesi sinema yapıtlarını korumak, bu alanda araştırmalar yapmak ve sinema kültürünü yaymak amacıyla gösterimler düzenlemeyi amaçlıyor. 'Anlat Kadıköy' projesi ise, Kadıköy'ün gelecek beş yılının, mümkün olabilecek en iyi katılım seviyesinde ve tüm paydaşlarıyla planlandığı, aynı zamanda ülkemizin ilk geniş kapsamlı online katılım platformu olma özelliğini taşıyor. Proje, bir kamu kuruluşunun kendi öz kaynaklarıyla ve hiçbir hizmet satın almadan gerçekleşmesi nedeniyle de öne çıkıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sinemaya-gitmeyen-cocuk-kalmasin-projesi-tanitildi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Atlas 1948 Sineması'nda gerçekleşen, Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın projesi tanıtım toplantısında çocuklarla buluştu. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye Belediyeler Birliği ve Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen proje, temel eğitim çağında ve daha önce sinemaya gitmeyen bir milyon öğrenciyi sinemayla buluşturacak. Basın mensuplarına açıklamada bulunan Bakan Ersoy, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Kovid-19 salgını öncesinde başlayan projeye salgın sürecinde ara verildiğini belirterek, projenin hedefinin küçük yaştaki çocuklara sinema kültürünü kazandırmak olduğunu söyledi. Her yıl 1 milyon çocuğu sinemayla buluşturmayı amaçladıklarını ifade eden Ersoy, Bu sene Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin ikincisi düzenleniyor biliyorsunuz. Bu da iyi bir vesile oldu projeyi tekrar başlatmak için. Atlas 1948 Sineması'nda bu başlangıcı yapmak istedik. Etkinliğimiz, yıl boyunca ağırlıklı olarak Anadolu'da devam edecek. dedi. Mehmet Nuri Ersoy, Beyoğlu ve Başkent Kültür Yolu Festivallerinin dolu dizgin programlarla devam ettiğine dikkati çekerek, programlara mutlu edecek düzeyde katılım olduğuna dikkati çekti. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin çok iyi başladığını ve büyük bir ilgiyle devam ettiğini aktararak, Katılanlar da katılmayanlar da mutlu. Çünkü herkesin bir şekilde bu pozitif enerjiye ihtiyacı var. Yazın gelmesiyle birlikte şehri yaşamak ve hissetmek herkesin hakkı. Bu çerçevede baktığımızda insanların ilgisinin çok olumlu ve pozitif olduğunu görüyoruz. ifadelerini kullandı. Demircan, festival kapsamında AKM, Şişhane, Galata Kulesi ve Galataport'ta açık sahneler kurulduğuna dikkati çekerek, toplumun her kesiminden insanları kuşatan bu etkinliklerin büyük ilgi gördüğünü belirtti. Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın projesinin açılışına katılan minik sanatseverler, Atlas 1948 Sineması'nda Rafadan Tayfa: Dehliz Macerası filmini izledi. Çocukların kültürel, sanatsal, duygusal ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunmak, onlara küçük yaşta sinema kültürü kazandırmak, öğrencilerin hayal gücünün gelişmesine yardımcı olmak, milli ve kültürel değerler yönünden farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen proje 2017'de başladı. Proje, öğrencilere bulundukları illerdeki sinema salonlarında ücretsiz film seyretme imkanı sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/singapurda-ilk-kez-tulipmania-lale-sergisi-acildi/", "text": "Singapur'un dünyaca ünlü kamu parklarından Gardens-by-the-Bay ile Türkiye'nin Singapur Büyükelçiliği iş birliğiyle Tulipmania lale sergisi açıldı. Büyükelçilik tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, organizasyonda Türkiye'den getirilen canlı laleler; Galata Kulesi, Safranbolu evleri, Kız Kulesi ve Singapur'da sıcak hava balonlarıyla tanınan Kapadokya'nın üç boyutlu görselleri eşliğinde sergileniyor. Sergide ayrıca geleneksel Türk dokuma, çini, hat ve bakır işleme sanatlarından örnekler, Singapurluların ve ülkeyi ziyaret eden turistlerin beğenisine sunuluyor. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türk Hava Yolları'nın desteğiyle gerçekleştirilen serginin açılışında konuşan Singapur Büyükelçisi Mehmet Burçin Gönenli, organizasyonun Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yıldönümü etkinlikleri kapsamında düzenlendiğini belirtti. Gönenli, 6 Şubat'ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli, Türkiye tarihindeki en büyük depremlerde yaşanan can kayıpları ve yıkıntının acısının daima yüreklerde kalacağını anlattı. Depremin hemen ardından Singapur dahil olmak üzere dünyanın her köşesinden Türkiye ile sergilenen dostluk, yardımlaşma ve dayanışmanın teselli kaynağı olduğunu kaydeden Mehmet Burçin Gönenli; En zor anımızda yardım elini uzatan Singapur hükümetine, Kahramanmaraş'a arama ve kurtarma ekibi gönderen Singapur Sivil Savunma Kuvveti'ne ve Singapurlu dostlarımıza teşekkür borçluyuz. Cumhurbaşkanı Halime Yakup ve Dışişleri Bakanı Vivian Balakrishnan'ın taziye ve dayanışma mesajlarında ifade ettikleri üzere, ülkemizin yaralarını süratle sarıp, daha da güçlü bir şekilde toparlanacağı şüphesizdir ifadelerini kullandı. Büyükelçi Gönenli, bulundukları bölgelere açılan birer kapı olan Singapur ve Türkiye'nin doğal ve stratejik ortak olduklarına işaret ederek; 'Tulipmania' sergisi, Türkiye'nin Türk ve Singapur halkları arasındaki ilişkileri daha da derinleştirme iradesinin bir ifadesini teşkil ediyor. Singapur'un aynı zamanda Türkiye'nin Güneydoğu Asya'yı da içeren 'Yeniden Asya' girişiminin uygulanması bağlamında da önemli katkılar yapabileceğine inanıyorum değerlendirmesinde bulundu. Singapur Dışişleri Bakanlığı'nda Kıdemli Devlet Bakanı Sim Ann'ın onur konuğu olarak katıldığı serginin açılışında, kanun sanatçısı Ahmed Baran ile ebru sanatçısı Garip Ay'ın musiki ile ebru sanatını senkronize ettiği performans ilgiyle izlendi. Türkiye'de deprem sonrası arama kurtarma çalışmalarına katılan Singapur Sivil Savunma Kuvveti personelinin de davetlilerin arasında yer aldığı açılışta Sivil Savunma Kuvveti Komutanı Albay Eric Yap'a, Singapurlu arama kurtarma ekibinin afet sonrasındaki gayretlere yaptığı katkılardan ötürü ebru takdim edildi. Her yıl yaklaşık sekiz milyon Singapurlu ve yabancı turistin ziyaret ettiği Gardens-by-the-Bay'de 21 Mayıs'a kadar gezilebilecek sergi kapsamında Ahmet Baran ve Garip Ay, 21-23 Nisan'da sanatlarını izleyicilerle buluşturacak. Yalnızca Türkiye'nin tanıtıldığı sergi, ilk defa Türkiye tarafından düzenleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sir-li-seyir-sergisi-uskudarli-sanatseverle-bulustu/", "text": "Bir kuru yük gemisinde altı yıl boyunca yaşayarak 30'dan fazla ülke gezen Ressam Ayşen Can'ın denizi merkezine alan eserlerinden oluşan dördüncü sergisi Sır-lı Seyir sanatseverle buluştu. Üsküdar'da bulunan The Bosphorus House Istanbul'da başlayan ve 25 Aralık 2021'e kadar devam edecek serginin öne çıkan eseri, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün içinde iken düşman gemilerini işaret edip, Geldikleri gibi giderler sözünü söylediği Kartal İstimbotu. Kartal İstimbotu, uzun yıllar sonra Tuzla'da yan yatmış halde bulunmuş ve gönüllülerden oluşan bir platform tarafından kurtarılarak orijinaline uygun olarak restore edilmişti. Ressam Ayşen Can, Atatürk'ün derin ve kendinden emin bakışları altında yüksek dalgaları aşar şekilde resmettiği Kartal İstim botunun yer aldığı eserine, Geldikleri gibi giderler adını verdiğini belirterek, Mavi Vatan'ın gündemde olduğu bugünlerde Türkiye'ye denizlerin önemini de bir kere daha göstermek istediğini söyledi. Denizci eşi Kapt. Mustafa Can ile birlikte altı yıl boyunca kuru yük gemisinde yaşadığını ve okyanuslar aşarak 30'dan fazla ülkeyi ziyaret ettiğini dile getiren Can, denizin belirsizliği sizi her an hazır olmak zorunda bırakarak kararlılık ve cesaretinizi artırıyor. Bu öyle bir belirsizlik ki, gemide ancak kara kalem resim yapabiliyorsunuz. Uzun süren karanlığın ardından güneşin kendini göstermesi ise adeta ikinci doğuşun müjdesi gibi geliyor. Bu nedenle eserlerime zaman zaman devasa dalgalarla boğuşan gemileri, zaman zaman da dingin sularda süzülen yelkenlileri aktarıyorum dedi. Can'ın şimdiye kadar imza attığı eserlerinde zaferden dönen kadırgalar, kıtaları birbirinden ayıran Atlas Okyanusu, gittikçe kendini hissettiren küresel Isınma, bir yelkenlinin seyri, evine hasret duyan denizciler, denizin verdiği huzur ve dinginlik, gemilerin seyri, ıssız adalar, deniz kızı, deniz feneri, kayıp kıta Atlantis, kayıklar ve yakamoz gibi konulara odaklanıyor. Sanatçının son sergisi için hazırladığı iki eseri ayrıca 500 eşarpta desen olarak kullanıldı. Bu eşarpların satışından sağlanacak gelir, öğrencilere burs olarak kullanılmak üzere, Çankırı Vakfı ve İTÜ Denizcilik Fakültesi Vakfı'na aktarılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sir-yes-sir-25-ocak-sali-aksami-kadikoy-emek-tiyatrosunda/", "text": "Sarsıcı hikayesi, özgün sahne dili ve yüksek temposuyla seyircisini şaşırtmayı başaran Proje Eksi Bir ekibinin ilk oyunu Sir Yes Sir yolculuğuna 25 Ocak Salı günü Kadıköy Emek Tiyatrosu'nda devam ediyor. Filmi ve romanıyla ABD'de dönem dönem tartışmalara sebep olan ve 2. Dünya Savaşı sırasında basımı durdurulan Dalton Trumbo nun savaş karşıtı romanı Johnny Got His Gun romanından hareketle sahne için yeniden yazılan oyunun yönetmenliğini ve oyunculuğunu da Serkan Abeş üstleniyor. Savaş karşıtı yapıtların en güçlülerinden biri olarak gösterilen roman, 1971 yılında Dalton Trumbo yönetmenliğinde beyaz perdeye de aktarıldı. Eser, Metallica'nın One şarkısının da ilham kaynağı. Savaşta her şeyini kaybetmiş genç bir adam. Kollarını, bacaklarını, yüzünü... Göremeyen, duyamayan, konuşamayan, hareket edemeyen bu gencin sahip olduğu tek şey aklıdır. Yatırıldığı hastanede bu gencin anılarına, düşüncelerine ve rüyalarına; oyun olgusunun zihnin çalışma prensibine dönüştüğü bir üslupla tanıklık ediyoruz. Serkan Abeş oyunla ilgili olarak; Hikayeye ait olanın oyunun kuralına dönüştüğü bir sahne dili yaratarak, Joe'nun travmasını görsel ve işitsel bir düzleme taşımaya çalıştık. diyor. 25 Ocak Salı saat 20:30'da Kadıköy Emek Tiyatrosu'ndaki oyun için biletinizi tiyatrolar. com. tr ve kadikoyemektiyatrosu. com'dan temin edebilir, ayrıntılı bilgi için @projeeksibir instagram ve twitter hesaplarını takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/siret-uyanikin-sezgi-sel-baslikli-sergisi-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Sanatçı Siret Uyanık'ın Sezgi/Sel başlıklı 16. Solo sergisi 29 Ocak'ta kapılarını açıyor. Sanatçının pandemi sürecinde ürettiği 50'nin üzerinde yağlı boya, akrilik ve karışık teknik eserlerinden oluşan sergi, Ankara'da bulunan GaleriM Sanat Galerisinde görülebilir. 2012 yılında Amerika da yayınlanan International Contemporary Masters V kitabında yer alan sanatçı ayrıca Important Artists In The World kitabının 2013 basımında yer almıştır. Eserleri yurtdışında ve yurtiçinde birçok müzelerde, galerilerde sergilenen ve kataloglara giren sanatçı, sanat festivalleri ve çalıştaylarda performanslar gerçekleştirdi. Bazı kitapların kapak ve iç resimlerine çizimler yaptı. Çevre konusunda da çalışmalar yapan Siret Uyanık, bu konuda sergiler açmış, Çevre ve Orman Bakanlığı resim yarışmasında ödül almıştır. Hacettepe Üniversitesinde Tekirdağ Kentfor Sempozyumunda, THK Üniversitesi'nde, Necmettin Erbakan Üniversitesi'nde Almanya Solingen Müzesi'nde Selçuk Üniversitesi'nde ve Doğa Kolejinde sunumlar yapmıştır ve bazı sunumları yayınlanmıştır. Art Terapi projeleri, uluslararası sempozyum proje koordinatörlüğü ve Kültür Bakanlığı işbirliğiyle yapılan projelerinde Küratörlük te yapan Siret Uyanık aynı zamanda GESAM Kültürel Etkinlikler ve Bandrol Başkanıdır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sirin-pancaroglu-depremzedeler-icin-sahne-alacak/", "text": "Arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu, Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası bestelediği Mukavemet isimli eserini, İzmir'de afetzedeler yararına vereceği konserde ilk kez dinleyicileriyle buluşturacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 6 Şubat'taki depremlerden etkilenenler için başlatılan Bir Kira Bir Yuva kampanyası kapsamında arp sanatçısı Pancaroğlu ve flüt sanatçısı Elif Yurdakul, 23 Mart'ta Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde sevilen eserleri afetzedeler için seslendirecek. Konserin hazırlıklarını sürdüren Şirin Pancaroğlu, depremden sonra gönüllü olarak yardım amaçlı konserler organize ettiklerini söyledi. İzmir'deki konserlerde de konser biletinin yanı sıra bağış bileti seçeneği bulunduğunu belirten Pancaroğlu, konserini duyurduğu dünyanın dört bir yanından meslektaşlarının da bilet alarak depremzedelere destek verdiğini aktardı. Konserin bir bölümünde ağıt olacağını belirten Şirin Pancaroğlu, bu bölümde Mukavemet ve Veda isimli parçaları seslendireceklerini söyledi. Müziğin insanlara alan açtığını, bazı duyguların müzikle dile geldiğini anlatan Pancaroğlu, şunları kaydetti: Her duyguya tekabül eden bir müzik var; yasın, eğlencenin... Dolayısıyla müzik, aslında bize alan açıyor. Belki başka türlü dile gelmeyecek şeyleri dile getirebiliyoruz. Sözlerin ötesinde birtakım duyguları kapsayabiliyor ve tarif edebiliyor. Duyguların dile gelmesi çok önemli ancak ondan sonra düşünmeye başlayabiliyoruz. Müzisyen olarak iyi gelecek bir şey yapıyoruz. Zor zamanda bile herkesin buna ihtiyacı var. Bu tozun dinmesi, acıların üstesinden gelebilmesi için... Sanatçı, konserde farklı zaman ve coğrafyalardan da eserlerin yer alacağını, repertuvarda kulağa hoş gelen melodilere ağırlık vereceklerini sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sisli-belediyesi-art-contact-istanbula-katiliyor/", "text": "Şişli Belediyesi, bu yıl ilk kez sanatseverlere kapılarını açacak olan Art Contact İstanbul Fuarı'na Galeri Selvin ile birlikte katılıyor. Toplumcu belediyecilik anlayışıyla sanatın ve sanatçının yanında olmayı sürdüren Şişli Belediyesi, ilki bu yıl yapılacak olan İstanbul'un yeni çağdaş sanat fuarı; Art Contact İstanbul'a Galeri Selvin ile birlikte katılıyor. Yenikapı'da yer alan Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi'ndeki fuar, 31 Mayıs'taki ön izleme ile sanatseverlere kapısını açacak ve hafta sonu yasakları devam ederse 4 Haziran, etmez ise 6 Haziran'a kadar, 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Fuarda; Dilşad Akçayöz, Güneş Çınar, Dilan Demirbağ, Filiz Öztürk Doğan, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Uğural Gafuroğlu, Bahri Genç, Mahir Güven, Mahmut Karatoprak, Nail Payza, Ozan Ünal ve Nejdet Vergili eserlerini sergileyecek sanatçılar arasında yer alıyor. Şişli Belediyesi ve Galeri Selvin, sanatseverleri, sanatçıları ve öğrencileri bu etkinlikte A-8 standında karşılıyor olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sisli-plak-festivali-yogun-ilgi-gordu/", "text": "Şişli Belediyesi'nin bu yıl ilk kez düzenlediği ve gelenekselleşmesi planlanan 'Şişli Plak Festivali' büyük ilgi gördü. 18-19 Eylül tarihleri arasında Feriköy Organik Pazarı otopark alanında düzenlenen ve ilginin yoğun olduğu festivalde pek çok etkinlik, söyleşi ve konserler gerçekleştirildi. Festivalde müzik yazarı ve eleştirmen Murat Meriç'in moderatörlüğünü yaptığı söyleşilere ilgi yoğun oldu. Festivalin ilk günü Ahmetcan Taşdemir ve Serkan Fidan söyleşisi gerçekleşirken, festivalin ikinci gününde gazeteci Kanat Atkaya ve Led Zepplin, Iron Butterfly, Jethro Tull gibi pek çok sanatçının plak kapaklarının illüstrasyonlarını yapan Prof. Dr. Betül Dengili Atlı söyleşisi büyük ilgi gördü. Festival kapsamında bir de sergi açıldı. Prof. Dr. Betül Dengili Atlı'nın plak kapağı illüstrasyonlarından oluşan ve Bomontiada'da açılan sergisi de meraklılarının akınına uğradı. Şişli Plak Festivali'nin her iki gün öğlenden sonra gerçekleştirilen mezat bölümünde ise birbirinden değerli plaklar el değiştirdi. Festivalin en önemli etkinliklerinden olan imza günleri ise yoğun katılımla gerçekleşti. Festivalde konser veren Kesmeşeker, Moğollar, Flört ve BaBa Zula'nın plaklarını imzalatmak isteyen müzikseverler stantların önünde renkli görüntüler oluşturdular. Festivalde gerçekleştirilen konserlere ise müzikseverler adeta akın etti. İlk gün yağmurun azizliğine rağmen konser alanını terk etmeyerek alkışlarla şarkılar söyleyen müzikseverlerin enerjisi bütün festivali sardı. Açık havada konser dinlemek zevkinden bir süredir uzak kalan her yaştan İstanbullu hep bir ağızdan Kesmeşeker, Moğollar, Flört ve BaBa Zula şarkılarına eşlik etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/siyad-2020de-vizyona-giren-en-iyi-20-yabanci-filmi-secti/", "text": "Sinema Yazarları Derneği, 2020'de vizyona giren en iyi 20 yabancı filmi seçti. Listenin ilk sırasında Vaclav Marhoul imzalı The Painted Bird yer aldı. Sinema Yazarları Derneği, 2020'de vizyona giren en iyi 20 yabancı filmi seçti. SİYAD üyelerinin oylarıyla belirlenen 2020'nin En İyi Yabancı Filmleri listesinin ilk sırasında Vaclav Marhoul imzalı Boyalı Kuş yer aldı. Film, Jerzy Kosinski'nin yayımlandığı dönemde tartışma yaratan romanından uyarlandı. Listede ayrıca Les Miserables, Honeyland, About Endlessness gibi filmler yer aldı. Oylama sonucunda en yüksek oyu toplayan Boyalı Kuşun ithalatçısına ödülü mart ayında düzenlenecek 53. SİYAD Ödül Töreni'nde verilecek. - Boyalı Kuş - Sefiller - Bal Ülkesi - Sonsuzluk Üzerine - Bacurau - Burası Cennet Olmalı - Subay ve Casus - Annelerimiz - Tavşan Jojo - Bedenimi Kaybettim - Karanlık Sular - Elveda - Küçük Kadınlar - Bıçaklar Çekildi - Kelly Çetesi'nin Gerçek Hikayesi - Yabancı - Barbarları Beklerken - The Gentlemen - Yeni Baştan - Görünmez Adam"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/siz-hala-bu-filmleri-izlemediniz-mi/", "text": "Koronavirüs gerçekliğiyle karşı karşıya kaldığımız şu günlerde birçoğumuz evlerimizde çalışırken, günümüzü renklendirecek bazı aktivitelere ihtiyacımız olduğunu unutmayalım. Kitaplar, spor ve bazı eğlenceli aktivitelerin yanı sıra sanatın büyülü ve ruha iyi gelen tarafını da yadsımamakta fayda var."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sizin-persembeniz-cevrimici-sanatci-atolyelerinin-konugu-deniz-aktas/", "text": "İstanbul Modern, Borsa İstanbul'un sponsorluğunda gerçekleştirilen Sizin Perşembeniz Sanatçı Atölyeleri'nde katılımcıları sanatçılarla bir araya getirmeye devam ediyor. 17 Aralık'taki Sanatçı Atölyeleri'nin çevrimiçi konuğu ise Deniz Aktaş. Sizin Perşembeniz Çevrimiçi Sanatçı Atölyeleri'nin aralık ayındaki konuğu Deniz Aktaş. Program, sanatçının kente odaklanan yapıtları hakkında bir sunum yapmasıyla başlıyor. Aktaş'ın yaşadığı kentin değişimi ve dönüşümünün mimari ve kültürel açıdan duyguları üzerindeki etkilerini yapıtları aracılığıyla yorumlamasının ardından kısa bir söyleşi gerçekleşiyor. Sanatçının üretim pratiğinden ilham alan atölyede, katılımcılar yaşadıkları mahalleye ait fotoğrafları kolaj ve çizim yapmak için değerlendiriyor ve kendi anlatılarını oluşturuyorlar. Kısa söyleşiler ve sanat uygulamalarından oluşan atölye programları sanatçıların yaratım süreçlerini ve sanatsal deneyimlerini katılımcılarla paylaşmalarını sağlıyor. Sanatçıların dünyasında bir yolculuğa çıkaran Sizin Perşembeniz Çevrimiçi Sanatçı Atölyeleri'ne herkes ücretsiz olarak kayıt yaptırabiliyor. Katılımcılar, rezervasyonun ardından gönderilen ön bilgilendirme formuyla listelenmiş malzemeleri etkinlik gününde hazırlayıp, yine aynı formda iletilen adresten çevrimiçi uygulamaya girerek, programa dahil oluyor. Çevrimiçi canlı konferans yoluyla gerçekleştirilen programa katılım 25 kişiyle sınırlı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sizin-persembenizin-ilk-konugu-horasan/", "text": "İstanbul Modern, yetişkinler için her ay bir perşembe günü düzenlediği Sizin Perşembeniz Sanatçı Atölyelerini çevrimiçine taşıyarak sanatçılarla katılımcıları bir araya getirmeye devam ediyor. Program, sanatçıları tanımanın ve onlarla birlikte üretmenin kazandıracağı zengin deneyime kapı açıyor. Sizin Perşembeniz Çevrimiçi Sanatçı Atölyeleri'nin ekim ayındaki konuğu Horasan. Program sanatçının yapıtları hakkında bir sunum yapmasıyla başlıyor. Horasan'ın özgün baskı resim yapıtlarında kullandığı tekniği yorumlamasının ardından kısa bir söyleşi gerçekleşiyor. Sanatçının üretim pratiğinden ilham alan atölyede, katılımcılar sanatçıyı izlerken, rezervasyonlarının ardından onlarla paylaşılan ön bilgilendirme formunda listelenmiş malzemelerle, kendi desenlerini istedikleri kumaş yüzeylerin üzerinde oluşturuyorlar. Kısa söyleşiler ve sanat uygulamalarından oluşan atölye programları sanatçıların yaratım süreçlerini ve sanatsal deneyimlerini katılımcılarla paylaşmalarını sağlıyor. Sanatçıların dünyasında bir yolculuğa çıkaran Sizin Perşembeniz Çevrimiçi Sanatçı Atölyeleri'ne herkes ücretsiz olarak kayıt yaptırabiliyor. Katılımcılar, rezervasyonun ardından gönderilen ön bilgilendirme formuyla listelenmiş malzemeleri etkinlik gününde hazırlayıp, yine aynı formda iletilen adresten çevrimiçi uygulamaya girerek, programa dahil oluyor. Çevrimiçi canlı konferans yoluyla gerçekleştirilen programa katılım 25 kişiyle sınırlı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/slovak-sanatci-60-bin-bal-arisiyla-nefertiti-bustu-yapti/", "text": "Slovak sanatçı Tomas Libertiny, 60 bin bal arısından yararlanarak iki yıl üzerinde çalıştığı Nefertiti büstünü tamamladı. Büst, şimdi Amsterdam'da sergileniyor. Slovak sanatçı Tomas Libertiny, bal peteğinden Nefertiti büstü yaptı. Sanatçı, eseri için 60 bin bal arısından yararlandığını açıkladı. Büst, Mısır Kraliçesi'nin orijinal portresinin 3 boyutlu modeline dayanıyor. M. Ö. 1345'te hazırlanmış olan orijinal büst, Berlin Devlet Müzesi'nde kalıcı sergisinde. Bal peteğinden büstün tamamlanması tam iki yıl sürdü. Eser, doğa ana nın gücünün ve zamansızlığının bir kanıtı olduğu kadar, güçlüklere karşı hüküm süren güçlü bir kadın kadim karakteri de yansıtıyor. Kraliçe ve kocası Firavun Akhenaten, antik Mısır'ın çok tanrılılığını terk etmeleri ve başarısız olmasına rağmen güneş tanrısı Aten'i tanıtmalarıyla biliniyor. Balmumu heykel, Nefertiti'nin doğa ana ile bağlantısını daha somut hale getiriyor. Büst, 30 Ocak'a kadar Amsterdam'daki Rademakers Galerisi'nde Tomas Libertin'in Melancholia adlı kişisel sergisi kapsamında sergileniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sma-hastasi-cocuklar-icin-90-gun-90-cocuk-90-sanat-eseri/", "text": "SMA Sanat Platformu, SMA hastası çocuklara destek olmak amacıyla 90 gün 90 çocuk 90 sanat eseri sloganıyla bağış kampanyası başlattı. Dünyaya gözünü yeni açmış SMA hastası çocukların hastalığa dair engellerini aşmak için kurulan SMA Sanat Platformu, sanatın insan hayatına, ailelerin yaşamlarına ve hatta toplumların rutinlerine tesir ettiğinde yarattığı olumlu etkileri düşünerek SMA hastası çocukların geleceklerine de sanatla dokunarak onlara umut olmayı amaçlıyor. Bu yaklaşımdan hareketle yola çıkan SMA Sanat Platformu, 90 gün 90 çocuk 90 sanat eseri sloganıyla harekete geçti ve açık çağrı yaparak sanatçılara ulaştı. Sanatçılar gönüllü olarak eser bağışında bulundu. Alıcılar da sanat eserlerinin platformda yayınlanmasını takip eden kısa sürede alımlarını gerçekleştirerek SMA hastası çocukların tedavi masraflarına katkı sağlamaya başladılar. Açık çağrıya olumlu dönüş gerçekleştiren sanatçıların bağışladıkları eserler, 90 kişilik SMA hastası çocuklarımızın oluşturduğu listeye göre eşleştirildikten sonra SMA Sanat Platformu sayfasında ilan ediliyor. Bu eserler, hasta çocukların ailelerinin bağışları kabul ettikleri resmi bağış kumbarası sayfalarında da eş zamanlı olarak yayınlanıyor. Aileler kumbara sayfalarında bulunan Shopier platformu linkleri veya IBAN bilgileri vasıtasıyla tercihlerine istinaden bağışları kabul ediyor. Bu şekilde hem SMA Sanat Platformuna hem de ailelerin kumbara bağış sayfalarına ulaşan alıcılar ödemelerini doğrudan ailelerin shopier hesaplarına veya IBANlarına gerçekleştiriyor. Böylece dolaylı yollardan bağış aktarımı karmaşasından uzak durularak hasta çocukların ailelerinin resmi hesaplarına ödemelerin ivedilikle ve şeffaf biçimde aktarılması sağlanıyor. Satış sonrasında SMA Sanat Platformu sayfasında yine eş zamanlı olarak satılan eser ve bağış dekontu paylaşımları gerçekleştiriliyor. Platformun yürütücülüğünü Başak İlhan ve Gözde Yüksel gönüllü üstlenirken, Sıla Atabay, Murat Berköz, Zeynep Sakız ve Deniz Karakurt Şekerci hem bağışçı hem de sanatçı olarak destek bulunuyor. Gönüllüler olarak çıktığımız bu yolda Başak İlhan ve Gözde Yüksel platformun yürütücülüğünü üstlenmiştir. Sıla Atabay, Murat Berköz, Zeynep Sakız ve Deniz Karakurt Şekerci hem bağışçılarımız hem de sanatçılarımız olarak bize destek vermektedir. Spiral Musküler Atrofi olarak bilinen, kas kaybı ve zayıflığına sebep olan, bebeklerde ölüm nedeni olarak karşımıza çıkan SMA hastalığı sıklıkla batı ülkelerinde görülmektedir. Türkiye'de ise 6 bin ile 10 bin doğumda bir bebekte görülen genetik geçişli bir hastalıktır. Dünya'da Amerika başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde hastalığın tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Tedavi masrafları için gerekli olan maliyetin sadece belirli bir kısmı karşılanmaktadır. Tedavi ücretinin oldukça yüksek olması sebebiyle hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde SMA hatası çocuklar için aileleri bağış kampanyaları düzenlemektedir. İlacın maddi olarak karşılanması oldukça zor olduğundan, tedaviyi alamayan çocuklarımızın hastalıkları hızla ilerleyerek hayatlarını kaybetmelerine neden olmaktadır. Tedavi sürecinin en büyük önemi yaş aralığı ile ilişkilidir. Dört tipi bulunan SMA hastalığının teşhis edilmesi ile birlikte 0-6 ay içinde bebeklerin ilacı almalarının çok yüksek oranda etkili olduğu tıbbi olarak kanıtlanmıştır. Diğer şartlarda ise çocukların yaş, kilo gibi durumları göz önünde bulundurularak tedaviden yararlanma koşulları belirlenmektedir. Bu süreçte çocuklarımızın gelişimlerini tıbbı cihazlara bağlı kalmadan devam ettirmesi oldukça zordur ve bu da maddi, manevi zorlukları beraberinde getirmektedir. Detaylı bilgi için linke tıklayarak sosyal medya hesaplarına ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sma-hastasi-cocuklar-icin-bir-hayat-da-sen-ver/", "text": "SMA hastası çocukları desteklemek amacıyla 46 sanatçının eserlerinden oluşan 'Bir Hayat da Sen Ver' karma resim sergisi Küçükçekmece Cennet Kültür Sanat Merkezi'nde açıldı. Spinal Musküler Atrofi olarak adlandırılan SMA hastası çocuklara yönelik destek kampanyalarından biri de sanatçılardan geldi. 46 ressamın eserleri ile katkı sunduğu 'Bir Hayat da Sen Ver' karma resim sergisi İstanbul Küçükçekmece Belediyesi Cennet Kültür Sanat Merkezi'nde açıldı. Çok sayıda sanatseverin ilgi gösterdiği sergi 15 Mayıs 2023'e kadar ziyaret edilebilecek. Sergi açılışında konuşan ve ünlü ressam Shoeib Ahmadi, insanın sosyal ve duygusal bir varlık olduğunu belirterek, sanatçıların duygu ve düşüncelerini ifade etmek için farklı yollar aradıklarını ve eserleriyle toplumla irtibat kurmaya çalıştığını ifade etti. Ahmadi ''Resimdeki çizgiler harflerin yerini almaktadır. En eski sanat dallarından olan resim aynı zamana insanın ortak dilidir. Hangi dilde konuşursanız konuşun hangi ülkenin vatandaşı olursanız olun, bir resme baktığınızda o ressamın duygularına yaklaşırsınız. Biz sanatçılar olarak bu sergi ile SMA hastası çocuklara resimlerimizle destek olmaya çalıştık. Umarım az da olsa bunu başarabildik.'' dedi. Karma resim sergisinin küratörlüğünü yapan Yurdanur Gözcü ise yaptığı konuşmada ülkemizde tedavisi olmayan SMA hastalığı için ailelerinin büyük mücadele verdiğini belirterek '' Bu hastalık çok yüksek ücretlerle Avrupa'da tedavi edilebiliyor. Ancak milyon dolarlar gereken bu tedavi için hiçbir ailenin gücü yetmiyor. Bu nedenle sosyal medya üzerinde kampanyalar yürütüp ve sokak başarılarında stantlar kurup bağış toplayan ailelerin fazlasıyla olduğunu hepimiz biliyoruz. Buradan dünyanın en saf en temiz en masum varlıkları çocuklara ve onların annelerinin çığlıklarına derman olabilirsek, ne mutlu bize."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sofya-opera-ve-balesi-tosca-operasini-istanbulda-sahneledi/", "text": "Bulgaristan'ın Sofya Opera ve Balesince sahnelenen ve opera sanatının en önemli dramatik eserlerinden biri olarak kabul edilen Tosca operası, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılı dolayısıyla, İstanbul'da sanatseverlerle buluştu. SOBH tarafından Bulgaristan Türkiye'yi Kutluyor: Cumhuriyet'in Yüzüncü Yılı Kutlu Olsun isimli turne kapsamında, Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen etkinliğe, Bulgaristan'ın Ankara Büyükelçisi Anguel Tcholakov, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk, DEİK Türkiye-Bulgaristan İş Konseyi Başkanı Mustafa Zeki Sarıbekir ve çok sayıda davetli katıldı. Bulgaristan Kültür Bakanlığının desteğiyle Bulgaristan'ın Ankara Büyükelçiliğince organize edilen turne kapsamındaki program, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev'in eşi Desislava Radeva ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde düzenlendi. Etkinliğin geliri, merkez üssü Kahramanmaraş olan ve Asrın Felaketi olarak nitelenen 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelere yardım için bağışlanacak. Büyükelçi Tcholakov, gösterim öncesinde yaptığı konuşmada, İtalyan besteci Giacomo Puccini'nin Tosca operasının, Atatürk'ün Sofya yıllarındaki izlerine duygusal ve sembolik bir yolculuk olduğunu dile getirdi. 2023'ün Türkiye Cumhuriyeti için olduğu kadar Bulgar-Türk dostluğu açısından da son derece sembolik bir yıl olduğunu kaydeden Tcholakov, iki ülke arasında iddialı bir kültür sezonu inşa edildiğini söyledi. Tcholakov, iki ülke arasındaki ilişkilere değinerek, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Bulgaristan'ın Türkiye'nin yanında olduğunu aktardı. Dostların sadece mutlu anlarda değil, üzüntülü anlarda da bir arada olması gerektiğini vurgulayan Tcholakov, 6 Şubat akşamı Adana Havalimanı'nda ve takip eden günler ve haftalarda da birlikteydik. Kurtarma birliklerimiz yıkıcı depremden etkilenen bölgelerde, Türkiye ve dünyanın dört bir yanından meslektaşlarıyla birlikteydi. Böyle olması gerekirdi, dost kara günde belli olur. dedi. Plamen Kartalov'ın yönettiği operanın müzik direktörlüğünü Bulgaristan ve Türkiye çifte vatandaşlığına sahip Sunay Muratov üstleniyor. Kadroda Floria Tosca rolünde Radostina Nikolaeva, Mario Cavaradossi rolünde Kostadin Andreev ve Baron Scarpia rolünde Ionut Pascu yer alıyor. Tosca, 1913-1915 döneminde Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da askeri ataşe olarak bulunduğu sırada Bulgar Opera Topluluğunun temsillerini sık sık izleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün en sevdiği operalardan biri olarak biliniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/solar-gunese-dair-sergisi-ktsmde-acildi/", "text": "Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, 5-28 Ekim tarihleri arasında İstanbul ve New York merkezli multi-disipliner bir tasarımcı ve sanatçı olan Aslı Smith'in Solar: Güneşe Dair sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, sanatçının doğadan malzemeleri dönüştürerek meydana getirdiği son dönem dokuma resimlerinden bir seçki sunuyor. Disiplinlerarası paylaşımlara imkan veren üretim ve buluşma platformu olma yolunda ilerleyen Karaköy merkezli Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, güneşin yeryüzüne getirdiği dönüşümlerden ve yeryüzü ile yeni bağlantılar kurma fikri üzerinden Solar: Güneşe Dair sergisini izleyiciyle buluşturuyor. Küratörlüğünü Yonca Keremoğlu ve Rana Kelleci'nin üstlendiği sergide, sanatçı Aslı Smith'in güneşin yeryüzüne getirdiği dönüşümlerden ilham alan üretimleri yer alıyor. Doğanın zenginliğini, sistemli bir rastlantısallık içinde, ince bir dengeyle dokuyarak yeniden kurgulayan sanatçının üretimleri, gerektirdikleri emek yoğun ve meditatif süreçle izleyiciyi, yeryüzü ile yeni bağlantılar kurma fikri üzerine derin bir düşünüşe çağırıyor. Bitki, yiyecek atıkları, toprak ve taşları, buharlama ve kaynatma gibi çeşitli süreçlerden geçirerek sürdürülebilir sanatsal malzemelere dönüştüren Smith, Solar: Güneşe Dair sergisinde toplam 11 eserini sunuyor. Sergiye, izleyiciyi sanatçının süreç odaklı yaklaşımını keşfetmek üzere boya ve baskı süreçlerinin mutfağına buyur eden bir kolaj da eşlik ediyor. Geçtiğimiz sene Kale Tasarım ve Sanat Merkezi bünyesinde gerçekleştirilen Atığın İhtimalleri: Biçim ve Süreç projesi için üretmiş olduğu Solar 02 adlı yapıtında mutfağından arta kalan avokado atıklarının güneşle kazandığı rengi kağıda aktaran sanatçı, kağıdı parçalara ayırarak zamanı yavaşlatan dokuma eylemiyle yeni bir bütün inşa ediyor. Gezegenin karşı karşıya olduğu atık problemi, iklim krizi ve çevresel duyarsızlığa karşı doğa ile ilişkimizi, güneşe dönerek yeniden inşa etmemiz gerektiğine vurgu yapan Smith, eserleriyle bireysel veya ev içi rutinlerimizi, bedensel ve ruhsal döngülerimizi gezegenin ve doğanın döngüleriyle birlikte düşünerek, doğa ve kültür ayrımına kendine has bir yaklaşım öneriyor. Aslı Smith'in Solar: Güneşe Dair başlıklı sergisini, 28 Ekim tarihine kadar açık olacak sergiyi KTSM'de ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/son-aksam-yemegi-filmi-sinemaseverlerle-bulusuyor/", "text": "Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıl dönümüne özel hazırlanan, Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu Son Akşam Yemeği filmi, Cumhuriyet'in ilanının bir gün öncesinde Çankaya Köşkü'nde verilen akşam yemeğini konu ediniyor. Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 4'ü yerli 7 film izleyiciyle buluşacak. Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıl dönümüne özel hazırlanan, Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu Son Akşam Yemeği filmi, Cumhuriyet'in ilanının bir gün öncesinde Çankaya Köşkü'nde verilen akşam yemeğini konu ediniyor. Levent Onan'ın yönetmenliğini üstlendiği yapımda, Engin Şenkan, Onur Tuna, Azra Aksu, Pelin Akil, Necip Memili, Mustafa Kırantepe, Yasemin Çonka, Nehir Gökdemir ve Aslı Tandoğan oynuyor. Kıvanç Baruönü'nün yönetmen koltuğundu oturduğu Çok Aşk, bu hafta yerli komedi meraklılarının ilgisini çekmeye aday. Hasan Can Kaya, Büşra Pekin, Barış Yıldız, Şebnem Sönmez ve Uğur Yücel'in başrollerinde yer aldığı yapım, korsan film satıcısı adamın bir yandan sevdiği kızın diğer yandan da sinema tutkusunun peşinden koşmasını anlatıyor. İlker Aksum, Can Nergis ve Melih Selçuk'un başrollerini paylaştığı Oyun Bitti, air soft oyunları oynayan bir grup arkadaşın, başka bir air soft takımı tarafından aldıkları maç teklifinde yaşadıklarını konu ediniyor. Haftanın yerli korku filmi Sır Şeytanın Kurbanlarının yönetmen koltuğunda Yavuz Duman oturuyor. Murat Sarıyıldız, Yavuz Duman ve Şehnaz Dilan'ın oynadığı yapım, seri cinayetlerin gündemde olduğu bir dönemde, bir başkomiserin satanik bir cinayeti araştırmasını odağına alıyor. Til Schweiger yönetmenliğini yapıp, başrolünde Luna Schweiger ve Tim Oliver Schultz ile oynadığı 1991 yapımı Mantanın devam filmi, Bas Gaza Bas yarışçı Bertie ile onun yolundan gitmek isteyen oğlunun hikayesini anlatıyor. Japon yönetmen Hayao Miyazaki'nin anime filmi Çocuk ve Balıkçıl, İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen ve küçük Mahito'yu izleyen bir hikayeyi beyaz perdeye taşıyor. Oleksandra Ruban ve Oleh Malamuzh'un birlikte yönettiği Ukrayna yapımı Mavka: Ormanın Şarkısı filmi ise evi olan ormanın içinde sessizce yaşamını sürdürürken, yetenekli bir müzisyen ile tanışan Mavka'nın hayatının aşkı ile ormanın kalbinin koruyucusu olma görevi arasında seçim yapmak zorunda kalmasını konu alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sonar-istanbul-2021-2-3-ekimde-zorlu-psmde/", "text": "Avrupa'nın en prestijli festivallerinden biri olarak kabul edilen ve her sene büyük bir merakla takip edilen Sonar'ın İstanbul ayağı Sonar İstanbul, 2-3 Ekim 2021 tarihlerinde %100 Music katkılarıyla Zorlu PSM'de 5. kez gerçekleşecek. Sonar İstanbul canlı performanslar ve Sonar+D etkinlikleriyle, Zorlu PSM'yi festival alanına çevirecek. Sonar İstanbul, iki güne yayılan ve ilk isimleri açıklanan müzik programıyla her biri kendi türünde başarıya ulaşmış, elektronik müziğin dikkat çeken isimlerine ev sahipliği yapacak. Farklı ve geniş bir müzikal yelpazeden ilham alarak; adeta elektronik müzik ve geleneksel şarkı yazarlığı arasındaki ayrımı kapatmayı çalışan Kerala Dust, elektronik müziğe tükenmez bir merak ve benzersiz bir ustalıkla yaklaşan yaratıcı, çığır açan ama her zaman nev-i şahsına münhasır, neşeli bir deneyselliğe sahip aşırı detaylı prodüksiyonlarda imzası bulunan Berlin merkezli Mouse on Mars, elektronik müzik altyapılarını, pop kancaları ve benzersiz vokal melodileri ile bir araya getirmesiyle tanınan SOHN, hayaller içinde kaybolarak yönünüzü bulmanızı sağlayacak işitsel ve görsel bir ziyafet ile deneysel techno sahnesinin son yıllardaki favori isminden Christian Löffler & Ensemble, dans edilebilir drama ve destansı melodiler içeren duygusal ve son derece dinamik elektronik müzik üreten Hollandalı ikili Weval II ve DJ ve prodüktör olmanın ötesinde, kendilerine özgü bir tür yaratmayı başaran nadir isimlerden Acid Arab ikilisi bu yıl Sonar İstanbul sahnesinde yer alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sonsuz-enerji-mitokondriyal-havva-sergisi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Bağımsız Sanat Vakfı tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Beyoğlu Belediyesinin destekleriyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel düzenlenen Sonsuz Enerji, Mitokondriyal Havva sergisi, Atatürk Kültür Merkezi'nde açıldı. Serginin açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Bağımsız Sanat Vakfı ile sergi sürecini heyecanla yürüttüklerini dile getirerek, son derece başarılı bir sergi organize ettiklerini söyledi. Yavuz, tüm kadınların gününü kutlayarak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, dünyada kadınların ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi alandaki mücadelelerinin, başarılarının anıldığı ve sorunları anlamında da daha fazla fırsat eşitliği, daha adaletli bir rol dağılımı için taleplerini daha yüksek sesle getirdikleri bir gün. Senede bir güne sıkıştırılmış gibi görünüyor, aslında 365 gün yaşadığımız sorunlar. Bugün de bu sorunları dile getirmenin tam zamanı. dedi. Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız da Sadece bu günlerde değil, elbette her gün kadınların günüdür. Her gün kadın doğaya, dünyaya bir şeyler katıyor. Bir değer katıyor. Hepimiz farkındayız. Kadının en büyük eseri insanı dünyaya getirmiş olmasıdır. Böyle büyük bir eserin sahibidir kadın. Bu bakımdan ne kadar teşekkür edersek ne kadar minnet duygularımızı ifade etsek az. ifadelerini kullandı. Serginin küratörü Hülya Yazıcı ise geçen yıl kadınlar gününe özel düzenledikleri sergide kadına şiddeti ele aldıklarını, bu yıl ise daha pozitif bir tema üzerine çalışma yapmak istediklerini anlattı. Serginin başlığından yola çıkarak konusuna da değinen Yazıcı, Sonsuz enerji dediğimiz şey kadının hücrelerinde bulunan mitokondrilerdeki DNA'larla taşınan enerjidir. Bu anneden erkek ve kız çocuklarına geçen bir özellik. Babada olmayan bir şey. Dolayısıyla sergide biz bu durumu vurgulayarak kadının önemini anlatmaya çalıştık. Farklı disiplinlerden 19 sanatçımız var. Resim, seramik, heykel, enstalasyon ve bir video art eserimiz var. Hepimiz bu konuyu bu eserlerle kendi tekniğimiz ve anlayışımızla işlemeye çalıştık. diye konuştu. Sergide, Adalet Binnur, Burcu Erkal Salman, Ceylan Dökmen, Ecem Dilan Köse, Erhan Lanpir, Fatma Lootah, Feride Binicioğlu, Feyyaz İnanç, Gonca Kopuz, Günseli Kato, Hülya Yazıcı, Khayyam Zidane, Malik Bulut, Mehtap Özdemir, Mutlu Başkaya, Seydi Murat Koç, Şerafettin Dedeoğlu, Yusuf Aygeç ve Zehra Başaran'ın eserleri yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sosyal-mesaj-temali-eserlerinde-fircasinin-gucuyle-dijital-fotografa-meydan-okuyor/", "text": "Ressam Mustafa Yüce, hiperrealizm üslubuyla yaptığı çalışmalarında kadına şiddet, ilahi aşk ve mülteci sorunları gibi temaları incelikle işleyerek, sosyal ve toplumsal olaylara tercüman oluyor ve fırçasının gücüyle dijital fotoğrafa meydan okuyor. Yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde tamamlayan Yüce, Hiperrealizm adıyla ortaya çıkan resim veya heykelleri oluşturmak için kullanılan yöntemlerle, Fotorealizm akımının bir ilerlemesi olarak kabul edilen, yüksek çözünürlüklü fotoğrafa benzeyen resim türünü icra ediyor. Şanlıurfa, Kütahya, İzmir ve İstanbul'da resim öğretmenliği yapan Yüce, halen Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesinde resim öğretmenliği görevini sürdürüyor. Türkiye'de, bu alanda pastel tekniğinin ilk temsilcisi olarak gösterilen, pastel boyanın yanı sıra yağlıboya tekniğini de yorumlayarak sosyal ve toplumsal olayları çalışan Yüce, çocukluğundan bu yana kendini en iyi yansıtan alanın resim olduğunu ifade ediyor. Yüce, Fransa, İngiltere Tayvan ve İstanbul'da yaklaşık 15 sergi gerçekleştirerek, kadına şiddet, ilahi aşk, mülteci ve doğa sorunlarını çalıştığı tuvaline, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) dünya gündemine yerleşmesiyle birlikte Kuytu adını verdiği çalışmasına pandemiyi de konu etti. Pandeminin bütün insanlığı olumsuz etkilediği gibi kendisinin de derinden etkilediğini ifade eden Yüce, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bu süreçte kendimize çekilip iç muhasebe yapma ve dışladığımız doğanın kıymetini anladık. Motivasyonum ne kadar olumsuz etkilense de bu süreçte insanın çaresizlik içinde doğaya dönerek, umut arayışını sürdürdüğünü yansıtan 'Kuytu' adlı eseri yaptım. diye konuştu. İslam'ın kadına verdiği değeri betimlediği ve günümüzde artarak devam eden kadına şiddet olaylarını kınamak için yaptığı çalışmasını anlatan Yüce, Tenhadaki Günah adlı çalışmamı 140x200 cm tuval üzerine yağlı boya olarak, 'İslam'da kadının durduğu pozisyonu, günümüz modern dünyasında nasıl yorumlarım?' düşüncesinden yola çıkarak kurguladım. Esere ilk bakan kişiler, 'İslam'da şiddet algısı var' diyerek eleştirdi halbuki esere dikkatli bakıldığında bunun tam tersi olduğunu görülmektedir. Hz. Muhammed'in Veda Hutbesi'nden, 'Kadınlar sizin emanetinizdir' yazısını, duvar yazısı biçiminde kompozisyona ekleyerek, İslam'da kadına verilen değeri göstermek istedim. dedi. Okul hayatına başlamadan önce dere kenarlarındaki killerle üç boyutlu şekiller yapmaya başlayıp, resim defterleri bittiğinde bisküvi kartonlarına resimler yaptığını anlatan Yüce, Köy yaşamında çok fazla ilgi duyulmayan resim sanatı benim için sadece keyif almaktan öteye geçememişti. Liseyi bitirdikten sonra hasbelkader bir kişinin ilçede resim dersleri verdiğini duydum. Üniversitelerde güzel sanatlar bölümleri olduğunu, istersem oraya girebileceğimi öğrenince çok mutlu olmuştum. 1997'de Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Resim Öğretmenliği Bölümü'nü kazandım. diye konuştu. Üniversitenin son yıllarında atölye öğretmenimin acımasız eleştirmesi ve tuvalime kitap fırlatması beni olumsuz etkilemişti. Zaten çekingen ve özgüvensiz oluşum da eklenince resim yapmayı bıraktım. 2001'de mezun olduktan sonra sadece resim öğretmenliği yapıp, yaklaşık 10 yıl hiç resim yapmadım. 2012'de tekrar eski kaldığım yerden devam ettim. 3 sene boyunca bir taraftan güncel sanatı takip edip, bir yandan da resim yapmaya devam ettim. İlk sergimi, davet üzerine 2015'de Tayvan'da düzenlenen fuara katılarak yaptım."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/spotify-ile-uyku-oncesi-karanlik-masallar/", "text": "Ülke olarak zor zamanlar geçirdiğimiz şu günlerde evlerimizde farklı alternatifler yaratmaya devam ediyoruz. Sıradaki önerimiz evde film izleyip, kitap okumaktan sıkılanlara... Sizleri çocukluğunuza götürecek bir akşam etkinliğinden bahsetmek istiyoruz. Yeni nesil radyo tiyatrolarından Karanlık Masallar, Uyku Öncesi: Karanlık Masallar adı altında Spotify aracılığıyla her akşam bizlere bambaşka hikayeler sunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/step-istanbul-16-17-kasimdaki-on-izlemenin-ardindan-18-22-kasim-tarihleri-arasinda-taksim-360-projesinde-yapilacak/", "text": "Yapıldığı ilk yılda yılın en iddialı ve ilgi gören sanat etkinliklerinden biri olan Step İstanbul, Covid-19 için alınan sıkı önlemler doğrultusunda Sağlık Bakanlığı Yönetmeliği Çalışma rehberine uygun olarak 16-17 Kasım 2020 tarihlerindeki ön izleme günlerinin ardından 18-22 Kasım tarihleri arasında Taksim 360 Projesi'nde sanatseverlere kapılarını açacak. Etkinlik 18 19 Kasım'da limitli kapasitede üniversite öğrencisine ilk ziyaret saatinde ücretsiz olacak. Sanat herkesin hayatının bir parçası olmalıdır fikriyle 2019 yılında Contemporary Istanbul ve TOMTOM Designhood iş birliği ile ilk kez düzenlenen Step İstanbul, Ford Otosan sponsorluğunda bu yıl Tarlabaşı Taksim 360 Projesi'nde sıkı Covid 19 önlemleri altında sanat ve sanatçıları, sanat meraklılarını buluşturmaya hazırlanıyor. 16-17 Kasım'daki ön izlemenin ardından 18-22 Kasım tarihleri arasında Taksim 360 Projesi'nde düzenlenecek olan Step İstanbul, bu yıl ilk kez çevrimiçi olarak da sanatseverlere ev sahipliği yapacak. 16 Kasım'da ön izleme ile birlikte aktif hale gelecek çevrimiçi platforma www. stepistanbul. com. tr adresi üzerinden erişilebilecek. 24 galerinin ve inisiyatiflerin katılımıyla gerçekleşecek olan çevrimiçi Step İstanbul'da sektörde en iyi 360 görüntü yükleme araçlarından biri olan Kuula platformundan faydalanıldı. 800 üzerine eserin görülebileceği çevrimiçi Step İstanbul, 16 Kasım'da fiziksel etkinlikle eş zamanlı gösterime sunulacak. Step İstanbul Çevrimiçi platformu her bir galeri için özel olarak yapılmış 24 alandan oluşuyor. Kullanıcıların rahatlıkla kullanabilecekleri altıgen bir alan içerisine kurgulanan yerleşkede, çeşitli ölçeklerde farklı galeriler, inisiyatifler ve sponsor alanları yer alıyor. Bu alanlar içerisinde geçişlerin yer aldığı platform içerisinde 350'i aşkın sanatçının 800'ü aşkın eseri yer alıyor. Katılımcılar çevrimiçi Step Istanbul platformuna web tarayıcıları üzerinden ulaşabilir veya telefonlarını kullanarak galeriler içerisinde 360 derece tur yapabilirler. Sanal gerçeklik gözlüğü ile deneyimlenecek olan eserlere aynı zamanda web tarayıcısı üzerinden veya telefonlarınızdan ziyaret edebilirsiniz. Sergilenen eserlerin künye ve fiyat bilgisine görsellerin üstüne tıklayarak ulaşmanız mümkün olacaktır. Sağlık Bakanlığı Yönetmeliği Çalışma rehberine uygun olarak gerçekleştirilecek Step İstanbul'da etkinlik alanına HES kodu ile ve ateş ölçümü yapıldıktan sonra giriş yapılacak. Taksim 360 Projesi'nin açık hava ve dükkan konseptinde olması etkinliğin tek yönde ve belirlenen rota üzerinde yapılmasına olanak sağladığı için ziyaretçilerin birbiri ile teması ve karşılaşmasının önüne geçilecek. Ziyaretçiler bilet satın alırken ziyaret saatlerini belirleyecek ve onlara ayrılan süre dahilinde etkinlik alanında kalabilecekler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/stephen-kingin-heyecanla-beklenen-kitabi-enstitu-yayimlandi/", "text": "Stephen King'in yeni romanı Enstitü, Doğanay Banu Pinter çevirisiyle bugün (11 Ocak) Altın Kitaplar tarafından yayımlandı. Yeşil Yol, Hayvan Mezarlığı, Mahşer, O ve Yabancı gibi kitaplarıyla okurların gönlünde taht kuran ve durmaksızın üretmeye devam eden usta yazar Stephen King'in yeni romanı Enstitü bugün (11 Ocak) okurlarla buluştu. Goodreads Awards 2019 En İyi Korku Kitabı ödülünü alan Enstitü, üzerlerinde deneyler yapılıp sonrasında acımasızca ortadan kaldırılmak üzere ailelerinden koparılarak gizli bir yere hapsedilen, telekinezi, telepati gibi özel yeteneklere sahip bir grup çocuğun hikayesini anlatıyor. Korkuyu yaratma, onu yok et! temasını son yıllarda daha fazla vurgulayan Stephen King, Enstitü romanıyla ilgili, Zayıf insanların güçlü olabildiklerini yazmak istedim, yorumunda bulunuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/steve-mccurry-afgan-kizi-fotografini-anlatti/", "text": "National Geographic dergisine 1985'te kapak olan Afgan Kızı: Şarbat Gula fotoğrafıyla dünya çapında tanınan fotoğraf sanatçısı Steve McCurry, 51 eserinin sergilendiği İstanbul Sinema Müzesi'nde düzenlenen etkinliğe video kaydı ile katıldı. McCurry, daha önce yayınlanmamış fotoğraflarıyla Ara Güler portresinin de yer aldığı serginin ziyaretçilerle buluşmasından onur ve mutluluk duyduğunu belirterek; Türkiye'ye, özellikle de İstanbul'a gelmeyi dört gözle bekliyorum. dedi. Usta fotoğrafçı, Türkiye'nin kültürü, insanları, yemekleri ve sokaklarıyla sadece fotoğraf çekmek için değil, aynı zamanda seyahat etmek için de kendisinin favori şehirlerinden biri olduğunu söyledi. Fotoğraf çekerken hikayeyi tek bir kadrajda anlatmaya çalıştığını vurgulayan Steve McCurry, Her şeyi tek bir kompozisyonda bir araya getirmeye çalışmak zor bir iş ama benim için mutluluk verici bir şey ve bir çeşit meydan okuma. Gerçekten keyif alıyorum. değerlendirmesinde bulundu. Steve McCurry, Afgan Kızı fotoğrafının hikayesinin, talihsizliğin üstesinden gelmekle ilgili olduğunu belirterek, Hayat zorluklarla dolu. Bu zorluklarla başa çıkmak, bunların üstesinden gelmek, bu sırada sakinliğinizi korumaya çalışmak çok önemli. ifadelerini kullandı. Fotoğrafa konu olan kadının göçmen ve evlat edinilmiş biri olduğunu anımsatan sanatçı, Dünyanın her yerinde kötü koşullarda olan insanlar var. Bence o bakışıyla Şarbat Gula hayatın zorluğuna, kötü bir çocukluk geçirmiş olmasına rağmen yaşamaya devam edeceğini, ileriye bakacağını, hayatta kalıp daha iyi bir yaşama sahip olacağını ve pozitif olacağını anlatıyor. Bence o fotoğrafta bu mesajı içeren bir çeşit enerji var, benim gördüğüm bu. şeklinde konuştu. Başarılı fotoğrafçı, her zaman elinden gelenin en iyisi yapmak istediğini ve bunun için yüksek standartlarda çalıştığını vurgulayarak, Geçmişte çektiğim fotoğraflarım hakkında çok fazla düşünmüyorum. Ben sadece elimden gelenin en iyisini yapmaya ve hayatımı üretici enerjiyle doldurmaya çalışıyorum. Sadece etrafta dolaşıp, hayatta olmanın tadını çıkarmaya ve hikayeler anlatmaya çalışıyorum. Bence en büyük beklentimiz de bu olmalı. Eğer fotoğraflarınız bakan kişiyle bir bağ kurabiliyorsa bu zaten harika bir şey. dedi. Steve McCurry, sergideki fotoğrafların sadece bazı özel anlardan ibaret ve günlüğünden sayfalar gibi olduğunu dile getirerek, Gerçekten kalbime dokunmuş olan kişiler, mekanlar ve olaylar, hayat hakkında bir şeyler ifade ettiğini hissettiğim şeyler. Dünyanın neresi olursa olsun hepimiz temelde aynı ırktanız, o da insanlık. ifadesini kullandı. Ziyaretçilerin sergiyi beğeneceklerini umduğunu sözlerine ekleyen McCurry, Anladığım bir şey var; Afrika'da küçük bir kabilede yaşıyor olabilirsin veya İstanbul, Londra, Paris, New York, Singapur'da. Nerede yaşadığın önemli değil. İnsan her yerde insan. Tabii dilleri, inanışları, gelenekleri farklı olabilir ama özünde insan aynı. diye konuştu. İstanbul Sinema Müzesi Genel Müdürü Ceyhun Tuzcu'nun da konuşma yaptığı etkinlikte, Orhan Cem Çetin'in yönettiği, Laleper Aytek ve Ercan Arslan'ın konuk olduğu bir söyleşi de gerçekleştirildi. Fotoğraf, sanat ve gazeteciliğin ele alındığı söyleşide, McCurry'nin son 30 yılda dünyanın farklı birçok bölgesinde çektiği, çok bilinen ve hatırlanan fotoğraflarıyla fotoğrafa bakışı da konuşuldu. Sanatçının 2011'de İstanbul'da çektiği fotoğrafların yanı sıra daha önce yayınlanmamış ve Ara Güler'in içinde bulunduğu 6 kare de sergide yer alıyor. Çok sayıda ödüle layık görülen ve uluslararası platformlarda yayımlanmış 13 kitabı bulunan Steve McCurry'nin eserlerinin görülebileceği sergi, 31 Temmuz'a kadar devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/stiletto-uluslararasi-promiyerini-65-bfi-londra-film-festivalinde-yapiyor/", "text": "Oyun ve film yazarı Can Merdan Doğan'ın yazıp yönettiği ve yapımcılığını Erkan Taşkıran'ın üstlendiği Stiletto, uluslararası prömiyerini bu yıl 6 17 Ekim 2021 tarihleri arasında düzenlenecek 65. BFI Londra Film Festivali'nde yapıyor. Stiletto, Birleşik Krallık'ta düzenlenen ve dünyanın en önemli film etkinliklerinden sayılan BFI Londra Film Festivali'de prömiyerinin yanı sıra, Kısa Film Yarışması'nda da Türkiye'yi temsil edecek. Film ayrıca Asya prömiyerini Güney Kore'nin ilk ve en büyük kısa film festivali olan GwangHwaMun'da yapıyor. Bu yıl 14 19 Ekim 2021 tarihleri arasında 19. kez Güney Kore'nin başkenti Seul şehrinde düzenlenecek GwangHwaMun Kısa Film Festivali'nin Uluslararası Yarışması'nda yer alan film, 5 bine yakın başvuru arasından seçilen 44 film arasında Büyük Ödül için yarışacak. Filmde, Murat Kılıç ve Nihal Yalçın başrolleri paylaşıyor. Görüntü yönetmenliğini Fırat Lita Sözbir'in üstlendiği filmin kurgusunu Çisem Baydar, sanat yönetmenliğini Elif Taşçıoğlu, kostüm tasarımını ve uygulayıcı yapımcılığını Selda Durna yaptı. Müzikleri Londra merkezli genç müzisyen Uran Apak'ın imzasını taşıyan Stiletto, seyirciyle festivallerde ve özel gösterimlerle buluşmaya devam edecek. Can Merdan Doğan'ın ilk filmi de olan Stiletto, arzuları ve toplum değerleri arasında seçim yapmaya zorlanan taksi şoförü Hasan'ın yaşadıklarını anlatıyor. Geceleri taksicilik yapan 45 yaşındaki Hasan'ın sabah eve dönerken stiletto giymiş genç bir kadın görmesi ve uyanan arzularının peşinde giderken eşi Aysel ve oğullarıyla birlikte yaşadığı çatışmayı konu alan film, kuir ihtimallerin, neşenin ve hoşgörünün peşinde ters köşelerle dolu bir hikaye kurguluyor. Filmde Hasan rolünü; Dostlar Tiyatrosu, İstanbul Devlet Tiyatrosu ve Tiyatro Stüdyosu'nun oyunlarında izlediğimiz, İki Aile, Baba Ocağı, Keşanlı Ali Destanı, Terapist ve 50m2 gibi televizyon dizilerinde ve Made in Europe (2007), Bornova Bornova (2009), Bir Zamanlar Anadolu'da (2011), Yük (2012), Albüm (2016) ve en son Boğaziçi Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü aldığı Kumbara filmleriyle tanıdığımız Murat Kılıç canlandırıyor. Aysel rolünde ise; tiyatro sahnelerinde Kurusıkı, Antabus oyunlarındaki performansları kadar televizyonda Avrupa Yakası, Beş Kardeş, Kırmızı Oda dizilerinde ve sinemada Kurtuluş Son Durak (2012), Araf (2012), Yeraltı (2012) gibi ödüllerle karşılandığı filmlerle çok sevilen Nihal Yalçın'ı izliyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/su-alara-acerol-istanbul-concept-galleryde/", "text": "Arkeoloji ve sanat tarihi üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimlerinden sonra girdiği Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nü 2019 yılında bölüm, fakülte ve okul birincisi olarak bitiren Su Alara Acerol 'un ilk kişisel sergisini 2020 senesinde açan Istanbul Concept Gallery, şimdi sanatçının ikinci kişisel sergisine yeni serisiyle bir kez daha ev sahipliği yapıyor. İlk sergisi Burada Ejderhalar Var! ile izleyiciyi keşfedilmemiş diyarlarda maceralara davet eden Su Alara Acerol, ikinci kişisel sergisi Remover of Obstacles ile bizleri Hindu mitolojisindeki hikayelerden özellikle engelleri kaldırmasıyla bilinen tanrı Ganapati huzurunda, yepyeni cüretkar serüvenlere çağırıyor. Fil kafasıyla 'ruh'u ve insan vücuduyla 'fiziksel'i temsil eden Ganapati; yazarların, gezginlerin, öğrencilerin, ticaretle uğraşanların koruyucusu ve tuhaf bir şekilde tatlıya da çok düşkün bir ilahi tanrı olarak biliniyor. İnce detaylarla resmedilmiş eserlerin her biri hayal dünyamızı renklendiriyor ve bizlere görkemli sahnelerle dolu mitolojik hikayeler üzerinden bugünümüzü düşündürtüyor. Su Alara Acerol'un Remover of Obstacles sergisi, 12 Kasım'a kadar pazartesi günleri hariç her gün Tomtom Mah. Nur-u Ziya Sokak'ta yer alan Istanbul Concept Gallery'de izlenebilir. Galeri, pazar günleri de saat 12.00-17.00 arasında açık. Arkeolog, sanat tarihçisi ve ressam Su Alara Acerol, Bilkent Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü lisans programını tam burslu okuduktan sonra yüksek lisansını Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi'nde yine tam burslu bitirdi. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli arkeolojik kurtarma kazılarında çalıştı. 2015'te Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'ne giren Acerol, Ahmet Umur Deniz Atölyesi'nden 2019 yılında bölüm, fakülte ve okul birincisi olarak mezun oldu. Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri'nde Resim Bölümü Birincilik Ödülü'nü aldı. Seven Sanat Galerisi, Anna Laudel, Bazaart, TÜYAP, Artcontact ve Art Ankara gibi galeri ve fuarlarda çeşitli karma sergilere katıldı, yarışmalardan başarı ödülü aldı. Kıbrıs Modern Sanatlar Müzesi Koleksiyonu'nda ve birçok özel koleksiyonda eserleri bulunmakta. Su Alara Acerol, ilk kişisel sergisini 2020 Ekim ayında Istanbul Concept Galeri'de açtı. Şimdi ikinci kişisel sergisi yine Istanbul Concept Galeri'de gerçekleşiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/su-kulturu-ve-yapilari-sempozyumunun-ikincisi-gerceklesiyor/", "text": "İkincisi yapılacak olan Su Kültürü ve Yapıları Sempozyumu'na katılıp bildiri sunmak isteyenler için son bildiri özeti gönderim tarihi, 1 Ocak 2023 olarak belirlendi. Fatih Belediyesi, suyun; şehir, kültür, mimari, edebiyat, din ve toplum açısından değerini, tarihi su yapılarının; günümüzdeki kullanım durumları, işlevlendirmeleri, mevcut sorunları ve koruma önerilerini ikincisi düzenlenecek olan Tarihi Su Kültürü ve Yapıları Sempozyumu'nda, bir kez daha ele alıyor. Prof. Dr. Baha Tanman, Prof. Dr. İdris Bostan, Prof. Dr. Kemal Kutgün Eyüpgiller, Prof. Dr. Mehmet Hüsrev Subaşı, Prof. Dr. Selçuk Mülayim, Prof. Dr. Suphi Saatçi ve Prof. Dr. Uğur Derman'dan oluşan kurul danışmanlığında gerçekleşecek sempozyumda bildiri sunmak isteyenlerin, bildiri özetlerini 1 Ocak 2023 tarihine kadar belirlenen adrese göndermeleri gerekiyor. Kabullerin 15 Ocak günü açıklanacağı sempozyumun, iki oturumlu olarak 14 Mart 2023 tarihinde Fatih Kültür Sanat Merkezi'nde gerçekleşeceği bildiriliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/su-perisi-masal-muzesinde-sanatseverlerle-bulusacak/", "text": "Kartal Belediyesi Masal Müzesi, suyun renklerle yolculuğunun konu edinildiği Su Perisi Fotoğraf Sergisi'ne ev sahipliği yapıyor. 40 fotoğrafın sanatseverlerin beğenisine sunulacağı sergi, 10 Ekim 2020 Cumartesi günü saat 14.00'da açılacak ve 20 Ekim'e kadar misafirlerini ağırlayacak. Yaklaşık 16 yılı aşkın yağmurların, çiğ tanelerinin, şebnemlerin yüreğinde on binlerce damla fotoğraflayan fotoğraf sanatçısı Atilla Alp Bölükbaşı'nın eserlerinden oluşan sergi ile fotoğraf meraklıları, su perilerinin büyüleyici dünyasına yolculuğa çıkacak. 1964 yılında Trabzon/Akçaabat'ta dünyaya geldi. Henüz 10 yaşında iken biriktirdiği posta pulları ile başladığı koleksiyon merakını zengin bir fotoğraf koleksiyonuna çevirdi. Trabzon'a ait eski kitap, belgesel film, efhemera ve flatellileri arşivledi. Bugün koleksiyonundaki eserlerin büyük bir bölümü Trabzon Tarih Müzesinde sergilenmektedir. 1977 yılında fotoğrafa duyduğu ilgiyi karanlık oda kurarak bir hobi haline getirdi. Ortaokul yıllarında gazeteciliğe merak sardı. Belgesel nitelikte kitap çalışmaları yaptı. Dergilere yazılar yazdı. 1981 yılında Karadeniz Gazetesi'nde başladığı gazetecilik yaşamıyla konulu fotoğraflar çekmeye başladı. Muhabir olarak başladığı Akçaabat Postası Gazetesi ve Trabzon'da Spor Gazetesi'nin sahipliğini yaptı. Bu sırada sadece 9 sayı çıkabilen Trabzon Spor Gazetesi'nin de sahibi olan Bölükbaşı, başka gazete ve dergilerde yazılar yayınladı. Biri şiir kitabı olmak üzere birçok kitap yazdı. Belgesel çalışmalarına eğilen Bölükbaşı; Medeniyetler Yolu Gümüşhane, Karaca Mağarası, Trabzon Deyince, Akçaabat, Milli Mücadele'de Trabzon, Başarılarla Dolu 41. Yıl, Doğunun Masal şehri Trabzon Yeşil Nefes Arsin, Trabzon Deyince/2, Dünden Bugüne Akçaabat, Hıdırnebi'den Kadırgaya Yayla Şenlikleri, Ortahisar, Bir Kahramanlık Direnişi: SARGANA, Trabzon'dan Çıktım Yola, Akçaabat Sporunun 100 Yıllık Öyküsü adlı belgesel filmler yaptı. Anadolu'nun birçok yöresini gezdi ve fotoğraflar çekti. Bölükbaşı katıldığı uluslararası yarışmalarda sergilemeler kazandı ve yarışma kataloglarında eserleri yayınlandı. Türkiye genelinde 39, Almanya (Dortmund ve Fransa / Paris'te 6 kişisel sergi açtı. Birçok karma sergiye katıldı, dia gösterileri sundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sufera-salonunun-gelecege-aktarilmasi-hedefleniyor/", "text": "Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı denetiminde restorasyon çalışmaları süren, Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerine tanıklık eden Dolmabahçe Sarayı Süfera Salonu'nun özgün niteliğine dönmesi hedefleniyor. Osmanlı Devleti'nde yabancı devlet adamı ve elçilerin kabul edildiği, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı döneminde önemli etkinliklere ev sahipliği yapan Süfera Salonu'nda titiz bir restorasyon çalışması yürütülüyor. Ar-Ge çalışmaları ve denemelerde salonun duvar ve sütunlarına porselen görünümü veren ve restorasyon ekibinin parlatılmış kurşun beyazı olarak adlandırdığı teknik ortaya çıktı. Restorasyon ekibinin duvar üzerinde, yerine göre 10 kat boya raspasından sonra ulaştığı sıva, unutulmuş özgün tekniklerden biri olarak bilinirken, duvar üzerinde mermeri andıran desenlere sahip olan sıvaya uygulanan bezir yağı, balmumu ve reçineli boya tekniği de teşhis edildi. Çalışmalar, yapımda kullanılan malzemenin büyüklüğü ve dayanıklılığı konusunda ipuçları veriyor. 665 metrekarelik salonda parkelerin altına döşenen 20 metrelik yekpare kiriş, Karadeniz Bölgesi'nde yetişen bir çam türünden elde edilirken, kirişlerin üzerinde kullanılan 13 metrelik tek parça kaplama tahtalarına sadece Dolmabahçe Sarayı gibi büyük ve tarihi yapılarda rastlanıyor. Süfera Salonu ve çevresindeki odaların duvarlarında yürütülen konservasyon çalışmalarında Osmanlı Devleti'nin bu alan için ağırlıklı olarak kırmızı rengi tercih ettiği belirlendi. Sarayda daha çok güç ve iktidarın görünür kılınmak istendiği alanlarda kullanıldığı bilinen, sıva ve boyaların altından çıkan kırmızı doku, özgün haliyle muhafaza altına alındı. Dolmabahçe Sarayı Süfera Salonu ve Çevre Odaları Restorasyon-Konservasyon Projesi'nin hazırlanmasıyla başlayan uygulama süreciyse Temmuz 2020'den bu yana Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı denetiminde devam ediyor. Sarayın özgün elektrik ve makine altyapısı olduğuna işaret eden Sipahioğlu, projede mimar, inşaat mühendisi, elektrik mühendisi ve makine mühendisinden oluşan 10 kişilik denetim ekibinin yer aldığını, konservasyon bölümünde de 30, marangoz atölyesinde de 10 kişinin çalıştığını kaydetti. Sipahioğlu, Süfera Salonu'nun restorasyonunu 2021'in sonuna kadar tamamlamayı öngörüyoruz. Restorasyon sürprizli bir iş, ama öngörümüz bu yönde. Ziyarete 2021'in sonunda açmayı planlıyoruz. Müdahalelerin temel hedefi, Süfera Salonu ve çevre odalarında yapılan uygulama sonucunda salonun özgün niteliğine ve kendi kimliğine geri dönmesini sağlayabilmek. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sugra-ve-ogullari-10-bogazici-film-festivalinde-yarisiyor/", "text": "Azerbaycanlı yönetmen İlgar Najaf'in uzun metraf filmi Suğra ve Oğulları Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu 10. Boğaziçi Film Festivalinin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması'nda yarışıyor. Oyuncu kadrosunda Humbat Ahmadzade, İlgar Jahangir, Pasha Mammadli ve Gunash Mehdizade'nin yer aldığı film, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Azerbaycan'da geçen dramatik bir hikayeyi anlatıyor. Filmin yönetmeni İlgar Najaf ile görüntü yönetmeni Ayhan Salar, AA muhabirine filmin hikayesini ve çekim sürecini anlattı. Ermenistan'da 1975'te dünyaya gelen Najaf, 1988'de ailesiyle birlikte zorunlu göçle Azerbaycan'a yerleştiklerini belirterek, Azerbaycan Medeniyet Üniversitesi ve Tiflis'te yönetmenlik eğitimi aldığını söyledi. Najaf, ilk uzun metrajı Butayı 2010'da, ikinci filmi Nar Bağını 2017'de çektiğini aktararak, Suğra ve Oğulları filmi, İkinci Dünya Savaşı'nda Azerbaycan'ın bir dağ köyünde iki oğluyla beraber yaşayan bir kadının dramını anlatıyor. Emperyalizm ve militarizmin bir aileyi nasıl dağıtabileceğini sade bir şekilde gösteriyor. dedi. İlgar Nacaf, festivallerin filmin daha çok insana ulaşmasında etkili olduğuna işaret ederek, Bir izleyicinin bile izlemesi bizim için keyif verici. Her yönetmen festivalden ödülle dönmek ister. Bildiğim kadarıyla festivalde iyi filmler var. Biz filmimizin dünya prömiyerini Güney Kore'de Busan Uluslararası Film Festivali'nde yaptık. Daha sonra Almanya ve Hong Kong'da festivallerde yarıştı. Festival sürecine devam ediyoruz. ifadelerini kullandı. Filmin ortak yapımcısı ve görüntü yönetmeni Ayhan Salar ise filmin İlgar Najaf'le beraber ikinci projesi olduğunu vurgulayarak, İlgar'la sinema anlayışı yakın insanlarız. İlgar, Sovyet sinemasındaki usta isimlerin öğrencilerinden biri. Sovyet sineması benim sevdiğim bir sinema dili. diye konuştu. Yapımın, Azerbaycan sinemasında Sovyet emperyalizmini anlatan ilk filmlerden olduğunun altını çizen Salar, Sovyet emperyalizmi Batı'da çok bilinmiyor. Sovyetler Birliği'ndeki ülkelerin çoğunun gönüllü olarak bu sistem altına girdiği zannediliyor ama değil. Baskıcı bir rejim tarafından bilmedikleri, tanımadıkları bir düşmana karşı insanların savaşa nasıl zorlandığını anlatıyor. Kadın ve çocukların savaşta en çok kayba uğrayan insanlar olduğunu gösteriyor. değerlendirmesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sukru-karakusun-sanat-bulastir-isimli-sergisi-artsonline-web-art-galleryde-izleyicisiyle-bulustu/", "text": "Covid19 virüsünün dünya çapında yayıldığı Mart ayında Şükrü Karakuş'un ilk çalışmalarına başladığı projesi Sanat Bulaştır '20 / Infecta Arte '20 / Infect Art '20 Online Multidisipliner Sergi 23 Kasım'da Artsonline Web Art Gallery'de izleyicisi ile buluştu. Çalışmalarına İspanya'da devam eden Şükrü Karakuş sergi için, Virüsün yayılma şeklini örnek alarak hareket ettim ve dünyanın önemli sanat merkezlerinde yaşayan; içtenliğine ve sanatına inandığım dört sanatçıyla hareketi başlattım. Bu sanatçılar ikinci bir dalga oluşturup diğer sanatçılarla bağlantı kurdular. Aynı şekilde üçüncü bir dalga oluştu. Farklı disiplinlerde çalışan sanatçılardan son iki yılda gerçekleştirdikleri bir eserin görselin istedik. Görseller ters yönde akarak bende toplandı. Bir sanatçı inisayitifi olarak kurgulanıp gerçekleştirilen projeye dünyanın dört bir yanından, başlangıçta birbirini tanımayan, aynı sorumluluk ve duyarlılıkta çok değerli 42 sanatçı katılımıyla oluşturuldu. dedi. Sergi 13 Aralık akşamına kadar www. artsonlinegallery. com adresinde online olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/suleyman-saim-tekcanin-dongusel-seyir-sergisi-ilk-kez-kaplankayada/", "text": "Türkiye'nin önde gelen ressamları arasında yer alan dünyaca ünlü sanatçı Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan'ın Döngüsel Seyir temalı Kaplankaya'ya özel yeni ve mevcut resim ve heykel çalışmaları ilk kez Kaplankaya'nın eşsiz bir Akdeniz yaşamı içinde konumlanan mekanı Club House'da 27 Haziran'da sergilenmeye başlıyor. Adını, daha önce bölgede yaşadığı bilinen Anadolu panterinden alan Kaplankaya, benzersiz güzelliği ile Bodrum'un ve Akdeniz çanağının en önemli lokasyonlarından birini oluşturuyor. İki faz olarak hayata geçen proje kapsamında Kaplankaya, 2023 sezonunda, İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi İMOGA'nın kurucusu, sanat eğitimcisi, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi ressam Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan'ın Döngüsel Seyir adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Ege Denizinin en etkileyici manzaralarından birine ev sahipliği yapan deniz seviyesinden 135 metre yükseklikte, özgün mimarisi ile dünyanın dört bir yanından övgüler alan Kaplankaya Clubhouse, 27 Haziran-2 Temmuz tarihleri arasında ressam, oyuncu, heykeltıraş, baskı, grafik, gravür sanatçısı ve öğretim üyesi olarak Türkiye'nin çok yönlü duayen sanatçılarının başında gelen Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan'ın dünyasını sanatseverler ile buluşturuyor. Kaplankaya'ya özel yeni ve mevcut resim ve heykellerinden oluşan sergide Tekcan dönüşüm ve döngüselllik meselelerini ele alıyor. Tekcan bir sanatçının arayışının hiçbir zaman bitmediğini vurgularken yaratmanın araştırmak ve düşünmekle ilişkili bir döngüde birbirini besleyerek her zaman devam ettiğinin altını çiziyor. Süleyman Saim Tekcan sınırsız düşüncede sınırsız eser üretirken malzemeye dair olan usta bilgisi ile medyumlarında deneysel bir yaklaşıma sahip olduğunu farklı malzemelerdeki çalışmalarıyla bu sergi de sunuyor. Sanatçı, dünyaca ünlü ödüllü mimarlar Carlos Ferrater ile Borja Ferrater tarafından tasarlanan Kaplankaya Club House da konumlanan sergisinde ziyaretçileri yaratım sürecine doğru bir seyire çıkarıyor. Fikrin soyuttan başlayıp somuta nasıl bir akışta olduğunu eserleriyle gözler önüne seren Tekcan bir desen çiziyor, o desenden gravür daha sonrasında resim yapıyor; en son heykele dönüşen resim daha sonra tekrar başka desenlerde ve yaratımlarda can buluyor ve böylelikle sanatçı sonsuz üretim döngüsü içinde ilham bulmaya devam ediyor. Süleyman Saim Tekcan, Resim heykel her zaman düşünceyle yapılmıyor, düşünce resmi heykeli başlatıyor fakat tesadüfler bitiriyor. Siz o tesadüfleri eğer resme mal edebiliyorsanız, bir başka kişinin tesadüflerinden farklı bir tesadüfle resminize işte o özden gelen katkıyı getiriyorsunuz, farklılaşıyorsunuz. olarak bakış açısını ifade ediyor ve sanatseverleri 27 Haziran'da Kaplankaya'da kendi tesadüflerini keşfetmeye davet ediyor. Yaklaşık 5 milyon metrekarelik arazisi üzerinde, ödüllü mimarisi, üst düzey kalite ve hizmet anlayışı ile doğayla uyum içinde bir yaşam sürdürmek isteyenlerin tercihi olan Kaplankaya, sade lüks sürdürülebilir yaşam ve doğa dostu yaklaşımını sanat ile bütünleştirip fark ve değer yaratacak projeler yaratmaya devam edecek. Süleyman Saim Tekcan 1940 yılında doğdu. 1961'de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde Resim bölümünü bitirdi. 1965 yılında oyunculuk üzerine deneyimleri oldu. Çiçekçi Kız, Sevmek Zamanı, Sevgim ve Gururum ve Sevgili Öğretmenim filmlerinde oynadı. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra Almanya da baskı resim üzerine araştırmalarına devam etti. 1975'te Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünde lisansını tamamlayan sanatçı, aynı fakülteden Doktora'ya eşdeğer Sanatta yeterlik alarak Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki kadrosunda yerini aldı. 1985 yılında Profesör unvanı ile Grafik Sanat Dalı Başkanlığı görevine atandı. Güzel Sanatlar Akademisinin Grafik bölümünde serigrafi ve gravür atölyelerinin kuruluşu ile bu atölyede Türkiye'nin önde gelen sanatçılarının yetişmesine olanak sağladı. 1994 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı oldu. Resim dalında 2022 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat büyük ödülüne layık görülen Tekcan, baskı ve gravür üzerine özgün imzasıyla yaratmaya ve çalışmalarını sergilemeye devam etmektedir. En üst düzey villa hizmetlerinin sunulduğu Kaplankaya'da dört mevsim boyunca, 24 saat boyunca concierge hizmetleri ve birçok önemli program yer almaktadır. Kaplankaya sakinleri, seçkin bir toplulukla birlikte dünyaca ünlü Six Senses Kaplankaya Resort olanaklarından da yararlanabilmektedir. Ödüllü mimarlar Carlos Ferrater ile Borja Ferrater tarafından tasarlanan Kaplankaya Clubhouse, Kaplankaya sakinlerinin vazgeçilmez mekanlarından biri. Deniz seviyesinden 135 metre yükseklikte, özgün mimarisi ile dünyanın dört bir yanından övgüler alan Kaplankaya Clubhouse, Ege Denizinin en etkileyici manzaralarına ev sahipliği yapıyor. Zeytin ağaçlarıyla kaplı geniş yerleşkesinde uzun ve sağlıklı bir hayatın neşesini sunan Kaplankaya, hava yolu ulaşımının yanı sıra, uluslararası bir marinanın da yakında yer alacağı yeni projeleriyle her daim değerlenerek en keyifli yolculukların varış noktası oluyor. Doğa, sanat ve sporun iç içe olduğu benzersiz bir yaşam tarzı sunan Kaplankaya, sağlık, mutluluk ve huzur dolu ortamıyla sınırlı sayıdaki yeni konuklarını bekliyor. Özgün mimarisi, doğaya ve geleneğe saygılı, topografyaya uyumlu projesi ile dünyanın her yerinden seçkin sakinlerini ağırlayan Kaplankaya Projesi, küresel ve açık fikirli bir bakış açısını temsil ediyor. Yedi ayrı tenha koyda altı kilometrelik sahil şeridi boyunca kıvrılan Kaplankaya'da Güney Ege'nin nefes kesici manzarasının bir parçasını oluşturan Six Senses Residences Kaplankaya, turkuaz sulara taşınan çam ve kır çiçeklerinin canlandırıcı ve yatıştırıcı kokusuyla dinginlikle saran oksijen açısından oldukça zengin bir havaya sahiptir. Kaplankaya'nın dünyanın dört bir yanından gelen konukları yerel hassasiyetlerle benzersiz bir Akdeniz yaşamı deneyimlemektedir. Yerel flora ve faunaya sadık kalarak Kaplankaya'yı kıyı şeridinin kesintisiz bir parçası haline getiren peyzaj ve ağaçlandırma programı ile doğayla uyum içinde bütünleşmektedir. Kaplankaya'nın villa ve rezidansları, bulunduğu eşsiz bölgenin doğal güzelliğini geliştirerek Türkiye'nin canlı ve yepyeni bir deneyimini yaşatıyor. İlhamını özel koylar, körfezler ve yarımadalarla karakterize edilen etkileyici Güney Ege kıyısından alan Kaplankaya, uyum içinde yaşadığı çevresindeki toplulukların binlerce yıllık bilgelikle süzülen hayata dair rahat ve felsefi yaklaşımları ile karşılıklı etkileşimi sofistike bir uyumla yaşatmaktadır. Kaplankaya, altında çağdaş mimaride dünyanın en önemli isimlerinden biri olan mimar Carlos Ferrater'in imzası olan projesi ile öne çıkıyor. Her villanın peyzajla kendine özgü özel bir ilişkisinin bulunduğu Kaplankaya'da kullanılan şekiller ve malzemeler yapıların öne çıkmasını sağlarken, çevreye sorunsuz bir şekilde geri döner. Doğanın güzelliği sakinlerin yaşam alanlarına duyarlı bir şekilde entegre edilirken, aynı anda hem doğal hem de modern bir yaşam biçimine olanak tanır. Kaplankaya'nın mahremiyet ve rahatlama için göze batmayan, uyumlu ve düşük yoğunluklu alanları mimari ekibin tasarımlarda alanın özellikleri üzerinde yaptığı titiz çalışmalarla oluşturuldu. Kaplankaya'da villa ve rezidans sakinleri, dünyaca ünlü Six Senses Hotels & Resorts'un tüm benzersiz olanaklarına ve ayrıcalıklarına erişebilirler. Bütünsel yaklaşımların önemine, doğaya ve bunların içinde sürdürülebilirliğin kilit rolüne olan inancı paylaşan Kaplankaya için ideal bir tamamlayıcı olan Six Senses'in kalitesi, öncü felsefesinin bir yansımasıdır. Öncü sağlık teknikleri ve uygulamaları, konukseverliğe duygusal zeka ile yaklaşımı, kişiselleştirilmiş etkinlikler ve çalışanlara ve yerel topluluklara gösterilen özen sayesinde Six Senses günlük yaşamın streslerinden uzakta doğal deneyimler yaratmaktadır. Kaplankaya yaşamını tatmak isteyenler için 10 bin metrekarelik geniş Spa, Fitness, Sağlık ve Şifa Merkezi ve dünya standartlarında restoranları ile etkileyici bir Six Senses kompleksi bulunuyor. Rahatlama ve esenlik için alanlar yaratan, dünya çapında başarılı, yenilikçi spa ve tatil tesislerinin yaratıcısı olan Six Senses, rezidans sakinlerinin yararlanması için spa uzmanlarından ünlü şeflere, yıldız gözlemcilerinden deniz biyologlarına ve kendi uluslararası sağlık profesyonellerine kadar alanında öne çıkmış birçok önemli isimle iş birliği yapmaktadır. Dünyanın her yerinde sürdürülebilirlik girişimlerini başlatan ilk otel gruplarından biri olan Six Senses mümkün olan her yerde karbon ayak izini azaltarak dünya çapında projeler yürütmektedir. Kaplankaya villa ve rezidans sakinleri ya da konukları son teknoloji vücut ve cilt bakımı tedavi merkezi, erkekler ve kadınlar için salon ve hidrotermal alanları ile Six Senses'in birinci sınıf spa'sının keyfini çıkarma olanağına sahip. Deneyimli uzmanların sunduğu masaj, buhar odaları, sauna ve iglo sunulan olanaklardan bazıları. Kaplankaya, spor dolu fit bir yaşam için de ultra modern fitness merkezi de dahil olmak üzere çeşitli spor aktivitelerine ev sahipliği yapıyor. Deneyimli uzman bir ekip özel ihtiyaçlara uygun kişiselleştirilmiş bir program önerip rehberlik ederken, her gün aktif kalmaya yardımcı olacak grup fitness ve sağlıklı yaşam dersleri de sunulmaktadır. Kaplankaya'da her biri uluslararası deneyime sahip seçkin şefler, konuklarını sağlıklı tutarken beden ve ruhu tatmin etmek için mükemmel dengeli yemekler sunar. Üç birinci sınıf restorandaki şefler, doğadan ve 21. yüzyıl mutfağındaki en son trendlerden ilham alıyor. Etkileyici şarap koleksiyonu ile Sage&Sea restoranı, doğadan ilham alan yemekleri ile Yabani Kekik ve zengin Türk yemek deneyiminden yararlanan bir restoran olan Meze by the Sea herkese uygun tatları ile öne çıkıyor. Deneyimli Şef ve Restoratör Osman Sezener'in gustosuyla hayata geçirilen ve dingin, farklı ve güçlü menüsüyle Akdeniz'in tüm dokularını bünyesinde barındıran Anhinga by OD zamandan bağımsız bir gastronomi rüyasını güneş ve kumsalın buluştuğu benzersiz bir deneyime dönüştürüyor. Ege'nin bu saklı ve büyülü sahilinde, Anhinga by OD bilinenin çok ötesinde bir gurme bilgelik ve dinginlik sunuyor. Six Senses dünyasının sürdürülebilir ve doğal tabiatı, Anhinga by OD'da tıpkı insanın kendisi gibi günün her anında farklılaşan renklerle unutulmaz bir yaza imza atıyor. Kaplankaya, çocuklar için de 21. yüzyıl değerleri ile modern ve doğayla bütünleşik bir yaşam tarzı sunuyor. Kaplankaya'da, erken yaşta doğayla ilgili olumlu deneyimlerin tüm yaşamı boyunca bireyi olumlu yönde etkileyebileceği düşüncesinden hareketle, çok çeşitli çocuk dostu aktivite ve alanları bulunuyor. Eğlenceli, ilginç ve teşvik edici bir yaklaşımla çocukların doğayı en iyi şekilde deneyimlemeleri sağlanırken, pozitif, ilgili, çevre bilincine sahip yeni nesil genç insanların yetişmesine katkıda bulunmak hedefleniyor. Kaplankaya'da alanında uzman isimlerin liderliğinde çocuklar için sunulan kodlama, yelken, tüplü dalış gibi etkinliklerle minik misafirler eğlenerek öğrenirken ailelerden de tam not alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sultan-baba-hamami-hat-muzesine-donustu/", "text": "Kocaeli'de 18-19. yüzyılda inşa edilen ve 17 Ağustos depreminde hasar gördüğü için kapısına kilit vurularak atıl durumda olan tarihi 'Sultan Baba Hamamı' restore edilerek Kocaeli'nin ilk ve tek hat müzesine dönüştürüldü. Müze de 169 tane eserin yanı sıra 2. Bayezid döneminden kalma tarihi bakır kazan da yer alıyor. Kocaeli'nin Gölcük ilçesi Örcün Mahallesi'nde 18.-19. yüzyılda inşa edilen tarihi 'Sultan Baba Hamamı' 17 Ağustos Marmara Depremi nedeniyle hasar gördü. Uzun yıllar hizmet veren ve daha sonra uzun bir süre atıl durumda kalan tarihi hamam, mahallenin isteği üzerine Gölcük Belediyesi ve Kocaeli Valiliği işbirliğine restore edildi. Aslına uygun bir şekilde restore edilen tarihi hamam, Kocaeli'nin ilk ve tek hat müzesine çevrildi. 74 hattat, 13 müzehhip, 34 ebrucu, 1 naht, 1 kat'ı, 1 yaprak oymacı, 1 çinici olmak üzere toplam 134 kişinin katkıları ile 169 eserin hazırlandığı Hattat Ali Vasfi İzmidi Hüsn-i Hat Müzesi'nde Osmanlı Devleti'nin 8. padişahı 2. Bayezid döneminden kalma kalma külçe bakırın levha haline getirilip perçinlemesi ile yapılmış kazan ile hattat Ali Vasfi İzmidi'nin balmumu heykeli de yer alıyor. Son 20 yılda tüm kültürel varlıkları yeni baştan imar ve restore etiklerini söyleyen Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, Bunları hayatın bir parçası haline getiriyoruz. Dolayısıyla hem yurt içinde hem de yurt dışında çok sayıda restorasyon çalışmasını yapmış bulunuyoruz diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sultan-mehmedin-ruyasi-ziyarete-acildi/", "text": "İBB Kültür AŞ ve TUCE Investment iş birliğinde gerçekleşen gösterim öncesi, basın mensuplarına açıklamada bulunan İBB Kültür AŞ. Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü İpek Marangoz, kültür sanatı herkes için erişilebilir kılmayı amaçladıklarını söyleyerek, İnsanlara sosyalleşebilmeleri için sebepler yaratmak istiyoruz. dedi. Marangoz, müzenin 2009'da İBB tarafından halka açıldığını aktararak, tam panoramik olması sebebiyle dünyadaki örneklerinin arasında bir ilk olduğunu vurguladı. Antalya Bilim Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Mesut Uyar'ın danışmanlığında hazırlanan gösteri, Hz. Muhammed'in Konstantinopolis mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur. sözleriyle başlıyor ve Fatih Sultan Mehmed'in rüyasını gerçekleştirme sürecini gözler önüne seriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sultanlarin-ressami-ulkesine-geri-donuyor/", "text": "Hayatı boyunca 1000'in üzerinde eser icra etmiş olan Sabahat Al Rashdan, imdilerde ulusumuzun şehit çocukları yararına düzenleyeceği sergi için heyecanla gün sayıyor. Değerli tarihçi, yazar İlber Ortaylı'nın eliyle Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenecek olan serginin, 1 Ekim tarihinde tüm sanatsever ziyaretçileri ile açılması planlanıyor. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ndeyken Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun özel öğrencileri arasındaydı. Mezun olduktan sonra da hocasından eğitim almaya devam eden ve uzun yıllar kendisi ile birçok başarılı projede yer alan sanatçı, Ürdün'e taşınmak ve sanat hayatına Amman'da devam etmek zorunda kalmasına rağmen ülkesine olan bağlılığıyla her zaman dikkat çekiyor. Bu günlerde Amman'da yaşayan Türk dostlarının arasında, Sultan Reşat'ın torunlarından Şehzade Ömer Fevzi ve Mihrimah Sultan kendisi ayrıca Kral Hussein'in amcası olan Prens Naifin hanımıdır ve yine Kral Hussein'in amcalarından olan Prens Zeid'in hanımı ünlü ressamımız Prenses Fahrelnissa Zeid gibi değerli isimler vardır. Birçok sarayda Kraliyet ailelerinin portrelerini çalışması sebebiyle kendisine 'Sultanların Ressamı' denilmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sumela-manastirinin-gizli-sapeli-ziyarete-acilacak/", "text": "Türkiye'nin en önemli inanç turizmi merkezlerinden biri olan Sümela Manastırı'nın restorasyon çalışmaları sırasında bulunan gizli şapeli turizme açılacak. 22 Eylül 2015 tarihinde restorasyon çalışmaları nedeniyle ziyarete kapatılan Trabzon'un Maçka ilçesi Altındere Vadisi'ndeki Sümela Manastırı'nda yürütülen restorasyon çalışmalarında gizli bir geçitle ulaşılarak bulunan şapel ahşap yol projesi ile ziyaret edilebilecek. Manastırın kuzey çatısının üst sağ yamacında bulunan ve gizli bir geçitle ulaşılan şapel defineciler tarafından geçmişte tahrip edilirken, çok sayıda freskin yer aldığı şapel için proje hazırlanıyor. Sümela Manastırındaki restorasyon çalışmalarını yürüten firma tarafından hazırlanan proje Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sunulacak. Bakanlığın onay vermesiyle manastırında gizli olarak bilinen şapel misafirlerin görseline sunulacak. Bin 600 yıllık bir tarihe sahip Sümela Manastırı'nda 3 aşamada yürütülen restorasyon çalışmalarının son bölümünde gizli geçitle ulaşılan şapel için başlatılması planlanan ahşap yol çalışması ile manastır restorasyonu tamamlandığında yeni bir ziyaret alanına kavuşmuş olacak. Restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla gizeminin gezilerek görüleceği Sümela Manastırı'nda ulaşılması tehlikeli olan şapelde hasar gören fresk ve çatı kısımları da yeniden onarılacak. Restorasyon çalışmalarının 1 Temmuz 2021 tarihine kadar bitirilmesi hedeflenen Sümela Manastırı'nın bugüne kadar gün yüzüne çıkmayan şapelleri ile her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlaması hedefleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/summartta-yeni-sergi-olumlayan-dunya/", "text": "Summart, 12 Ekim 30 Kasım 2021 tarihleri arasında Mahmut Wenda Koyuncu'nun küratörlüğünü üstlendiği Olumlayan Dünya başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Düşünür Rosi Braidotti'nin 'olumlayıcı etik' ve 'olumlayıcı siyaset' kavramlarından hareketle yola çıkan sergi; ahlaki protokollerin, normların ve değerlerin dünyasını yeniden ele alıp kritik etmenin ve çareler aramın farklı patikalarında geziniyor. 18 sanatçının 42 eserinden oluşan sergide Ali Şentürk, Ayça Telgeren, Berat Işık, Deniz Çobankent, Ekin Kano, Fatih Gürbüz, Gamze Eşkinazi, İlgen Arzık, Murat Morova, Nazım Arslan, Neriman Polat, Sevim Kaya, Seza Paker, Soyhan Baltacı, Uğur Güler, Vahap Ayhan, Yiğitcan Alper ve Yılmaz Bulut'un işleri yer alıyor. İnsan bilincinin ve düşünce imgelerinin insan sonrası bir atmosferden geçerken bıraktığı tahrip edici edimlerini zamansız, boş ve beyaz uzayda görünür lekeler haline getirmektedir. Sergi; dil, tarih ve söylemler aracılığıyla biçimlendirilmiş öznelliğin olumsuzluklarından kurtulmanın ve onu olumlayıcı bir ötekiliğe bağlamanın farklı yollarını güçlendiren ve yaşam enerjisine evirmenin imkanlarını sorgulamaktadır. Plastik yaklaşımları birbirine zıt birçok sanatçıdan müteşekkil sergi, eleştirel düşüncenin olumsuzluklarından beslenerek, olumsuz'u yeni bir topluluk oluşturmanın imkanı olarak görerek karnavalesk bir hissiyata ulaştırmaktadır. Sergi; insan sonrası dünya içinde çoklu ekolojilerin/malzemelerin ilişkiselliğine odaklanarak farklı arayışları ortaklaştıran bir duygunun peşine düşmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/surdurulebilir-yasam-film-festivali-1-5-aralikta-cevrimici-olarak-gerceklesecek/", "text": "Her sene olduğu gibi değişimin öncülerine ışık tutan belgeseller izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor. Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, 2021 seçkisi ile 1-5 Aralık tarihlerinde surdurulebiliryasam. net'de çevrimiçi olarak gerçekleşecek. SYFF2021 seçkisi; birey, aile, kurum, sektör ve toplum ölçeğinde değişimin örneklerini aktarıyor. Kaosun içindeki dinginliği, krizin içindeki umudu, karmaşanın ortasındaki adaptasyonu, çaresizliğin güce dönüşmesini gösteren belgesellerle gerçekleşmekte olan dönüşümü gözler önüne seriyor. Festival, takipçilerini filmlerin ardından kendi hikayelerini yaratan ve yaratmak isteyenleri buluşturan söyleşi etkinliklerini organize etmeye davet ediyor. Söyleşi organizasyonları için Surdurulebiliryasam. net adresinde açıklanacak programdan kayıt yapılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/surdurulebilir-yasam-film-festivali-yeniden-salonlarda/", "text": "Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali 2022, 22-26 Kasım tarihlerinde Pera Müzesi Oditoryumu'nda, 27-30 Kasım tarihlerinde Hope Alkazar'da ve 1-6 Aralık tarihlerinde Surdurulebiliryasam. net'de çevrimiçi olarak izleyicilerle buluşacak. Ekosistemin sağlığı ve dolayısıyla insan varlığının devamlılığı kitleler halinde ne düşündüğümüzle, ne hissettiğimizle ve ne yaptığımızla yakından alakalı... Yakın gelecekte nasıl bir dünyada yaşayacağımızı şimdi attığımız adımların belirleyeceğini en iyi bilenler bilim insanları, en yoğun hissedenler ise gençler. SYFF gezegenimiz için kritik olan sosyo-kültürel değişim sürecini desteklemeyi amaçlayan etki odaklı bir film festivali. Katılımcılarını değişimin öncüleri olarak görüyor ve onları güçlendirmeyi, ilham vermeyi ve empati uyandırarak harekete geçirmeyi hedefleyerek seçkilerini hazırlıyor. Festival 2008'den bugüne her sene ışık tuttuğu hikayelerle parçası olduğumuz ekolojik, sosyal ve ekonomik sistemlerin ve karşılıklı bağımlılık içerisinde olduğumuz tüm dinamiklerin idrak edilmesini sağlamaya çalışıyor. Bunun da ötesinde ivmelenerek artan küresel problemlere karşın kendinden büyük bir amaca sahip olanların, her yerde her koşulda fark yaratabildiklerini gösteriyor. Tüm canlılara karşı şefkat ve adalet duygusu taşıyanları buluşturan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, 15. senesinde de değişimin öncüsü olmak isteyenler için hazırlanıyor. SYFF2022 seçkisi ile dünya turu atmak, duygusal olarak ışınlanmak, hayran kalmak, cesaretlenip bunu ben de yaparım, hatta yapacağım demek mümkün! SYFF bu sene seçkisinde yer alan uzun ve kısa metrajlı belgeseller ile izleyicileri geleceği yaratan gençlere, tüm canlılar için iyi ve adil olanı gözetenlere, her konuda yeşermekte olan onarıcı ve iyileştirici bir kültürün aktörlerine, gıda sisteminin dönüşümüne dair ipuçlarına ve daha fazlasına tanıklık etmeye davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sureyya-operasi-beste-yarismasi-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Çağdaş Türk Müziği alanında bestecileri teşvik etmek, yerli eser repertuvarını zenginleştirmek amacıyla Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması 2020de dereceye girenler, final konserinin ardından jüri üyelerinin yaptığı oylama sonucu belirlendi. Kadıköy Belediyesi'nin Piyanolu Dörtlü için, müzik ve sahne sanatları alanında yaratıcılığı teşvik etmek ve Türk bestecilerini yeni eserler yaratmaya özendirmek amacıyla düzenlediği Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması'nın ödül töreni bir final konseri ile gerçekleşti. Pandemi koşulları nedeniyle seyirciye kapalı yapılan final konserinde 4 eser jüri tarafından belirlendi. Eserler Bosphorus Trio üyeleri Özgecan Günöz, Çağlayan Çetin ve Özgür Ünaldı tarafından jüriye icra edildi. Eserlerin icrasının ardından, yarışmacı bestecilerin dereceleri, müzik insanları Cihat Aşkın, Oğuzhan Balcı, Turgay Erdener, Özkan Manav, Gülsin Onay, Yalçın Tura ve Hasan Uçarsu'dan oluşan jüri tarafından Rumuzlarıyla değerlendirildi. Bestecilerin isimleri, bu değerlendirmenin ardından kimlik zarfları açılarak ilan edildi. Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması'nın birincisi Seyyit Abdullah Cahid Çelikçi oldu. Emir Can Pehlivan'ın ikinci, Alexandra Nadin Bolşen'in ise üçüncü olduğu yarışmada, mansiyon ödülünün sahibi Yusuf İzeddin Mesçi oldu. Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması'nın birincisi 16.000 TL, ikincisi 12.000 TL, üçüncüsü 10.000 TL, mansiyon ödülünün sahibi ise 7.000 TL ile ödüllendirildi. Gecede konuşma yapan Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, Kadıköy Belediyesi olarak şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da sanatın ve sanatçının yanında olacağımızın sözünü vermek isterim. Süreyya Operası Beste Yarışması'na katılan, derece alan tüm sanatçılarımızı tebrik ediyorum. dedi. Gecede seslendirilip ödül alan eserler, 18 Ekim Pazar günü saat 16.00'dan itibaren Kadıköy Belediyesi'nin sosyal medya hesaplarından yayınlanacak. Eserler ayrıca her sene olduğu gibi bu sene de CD olarak müzikseverlere sunulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/sureyya-operasi-beste-yarismasinin-kazananlari-piyanolu-ucluler-albumunde-bir-araya-geldi/", "text": "Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması 2020'de ödül alan bestecilerin oda müziği formundaki eserleri, Piyanolu Üçlüler adıyla yayınlandı. Albümde yarışmada ödül alan Seyyid Abdullah Cahid Çelikçi, Emir Can Pehlivan, Aleksandra Nadin Bolşen ve Yusuf Izeddin Mesçi'nin eserleri yer alıyor. Müzik repertuvarını zenginleştirmek ve genç Türk bestecilerini teşvik etmek amacıyla, 35 yaş altındaki bestecilerin davet edildiği Ulusal Beste Yarışması'nın final gecesi pandemi nedeniyle gecikmeli olarak 2020 Ekim ayında yapıldı. Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı'nın da katılımıyla gerçekleşen gecede ödüller sahiplerini buldu. Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması 2020'ye katılan eserler, klasik müzik dünyamızın önde gelen isimlerinden oluşan bir jüri tarafından değerlendirildi. Besteci-müzikolog-müzik teorisyeni Yalçın Tura, besteci Özkan Manav, Hasan Uçarsu, Turgay Erdener, besteci ve orkestra şefi Oğuzhan Balcı, piyanist Gülsin Onay ve keman sanatçısı Cihat Aşkın'dan oluşan jüri, birinciliği Seyyid Abdullah Cahid Çelikçi'nin Fil Yılı'na, ikincilik ödülünü Emir Can Pehlivan'ın eseri Hafız Burhan'a, üçüncülüğü Aleksandra Nadin Bolşen'in Piyanolu Trio için Müzik başlıklı eserine ve mansiyon ödülünü ise Yusuf İzeddin Mesçi'nin Fildişi isimli bestesine verdi. Yarışmaya katılan eserler, Özgecan Günöz, Çağlayan Çetin ve Özgür Ünaldı'dan oluşan Bosphorus Trio tarafından seslendirdi. Piyanolu Üçlüler albümü Lila Müzik etiketiyle raflarda yerini aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tablolar-ve-siirler/", "text": "Nasıl ki şiirler şairinin dimağında şekillenerek eşsiz bir kompozisyona dönüşüyorsa, tablolar da ressamlarının fırça darbeleri ile eşsiz birer şahesere dönüşür. Her şiirin uyandırdığı anlam kişiden kişiye nasıl değişiyorsa, tablolar da her sanatseverde farklı duygular uyandırır. Bambaşka dünyalara alır götürür. Bazen bir nehrin kıyısına, bazen bir İstanbul silüetinin yanı başına... Tanımadığımız simalarla tanışır, kimi zaman da karanlığı görürüz onda. Dünyasına çeker alır. Ay parçası çiçekler bakılmakla kalmaz, kokularıyla sarar. Çerçevelerden, tuvallerden taşar. Dikkatli bir göz, güz mevsiminde yerlere dökülen yapraklara dahi kıyamaz; hüznünü yaşar. Tarihi de okuruz doğayı da. Kimi zaman kıyılara kök salmış yapayalnız kayıklara biner, yolculuklara çıkar; bilmediğimiz ülkelere, koylara uzanırız. O zaman minik bir kaçamağa kim hayır diyebilir ki! Işıl Işıl Deniz Suyunda Yüzümüz Aydınlanır. Bu Aydınlık, Kalplerimize Yansır. Ahşap kapıların gıcırtısı, kulaklarımıza kadar gelir. Kapanmakta zorlanan kapıları yağlar; maviye, yeşile boyar, yıllanmış dostlukları işitiriz. Yanındaki taş merdivenlerin koyu sohbetlerine tanık oluruz. Süt verirken evin kedisine, gerçekleşsin diye hayallerimizi besleriz. Çizgilerinde yol alırken ellerin, parmakların, önümüze birden yokuşları ile hayat çıkar. Derin vadilerde, yüksek tepelerde gerçekleştirdiğimiz yolculuklar kapımızı çalar. Ya coştukça coşan kuşlara ne demeli? Yerleştikleri dalın biricik sahibi olmuşken, cıvıl cıvıl sesleri gönülleri okşar. Martılar da, kanaryalar da kanatlanır. Sevinç/sevgi bahçesi içinde mevsimler geçer. Ağaçlarla süslü konaklardan şiirler akar. Duvar önlerinden taşan sarmaşık güllerden de... Hem izler, hem ruhumuzda yaşarız güzelliği. Yaşamdan, yaşanmışlıktan bir anda kopan/kopamayan, anlaşılma dileyen de onda, kendini tanıtmak isteyen de. Soyut, somut içeren anlamlarıyla. Buram buram zenginliğin aktığı kaynaktan, şiir şiir akar soğuk nehirler, taşar yüreklerimizden. Fırtınalar üşütür; küçük taş köprüler istekleri durdurur. Yamacından başka hiçbir yerde olmak istemeyiz. Kahramanının güzel sesinden su başında verdiği resitali dinleriz. Hayranlığa karışan huzurla mest oluruz. Mısralarını dillendirmekten bıkmadığımız şiir olur karşımızdaki tablo. Dinlemekten usanmadığımız bir şarkı, izlemekten vazgeç mediğimiz bir köşe."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tahranda-cumhuriyetin-100-yilinda-tarihi-ankara-fotograflari-sergisi-acildi/", "text": "Tahran Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılı münasebetiyle, İran'ın başkenti Tahran'da, Anadolu Ajansının fotoğraflarıyla, Cumhuriyetin 100. Yılında Tarihi Ankara Fotoğrafları Sergisi açtı. Tahran'daki Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Kültür Enstitüsü binasındaki sergiye Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, YEE Denetim Kurulu Üyesi Ali Özgündüz, EİT Kültür Enstitüsü İran Temsilcisi Selman Rüstemi, EİT Genel Sekreter Yardımcısı Hüseyin Avni Bıçaklı, Tahran YEE Koordinatörü İbrahim Furkan Özdemir, EİT temsilcileri ve İranlıların yanı sıra ülkede bulunan Türk vatandaşları katıldı. Serginin açılışında, kadınlardan oluşan İranlı İstgah müzik grubu, ziyaretçilere müzik ziyafeti sundu. Tahran Büyükelçisi Kırlangıç, AA muhabirine, sergiye ilişkin yaptığı açıklamada, Yunus Emre Enstitüsünün, Cumhuriyetin 100. yılı dolayısıyla Tahran'da açtığı serginin çok anlamlı olduğunu belirterek, Ankara fotoğraflarından oluşan bir sergi. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış ilk binaları görüyoruz. O döneme ait dokuyu görüyoruz. Bize cumhuriyetin başlangıç noktasını hatırlatıyor. dedi. Tahran Büyükelçisi Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, sergide emeği geçen herkese teşekkür etti. Tahran YEE Koordinatörü Özdemir de Yunus Emre Enstitüsünün dünyanın farklı şehirlerinde 100. yıl etkinlikleri kapsamında çeşitli programlar düzenlediğini belirtti. Özdemir, Bizler de Tahran Yunus Emre Enstitüsü olarak Anadolu Ajansından temin ettiğimiz tarihi Ankara fotoğraflarını, özellikle Cumhuriyetin ilk döneminde inşa edilen önemli yapıların fotoğraflarını sergileme imkanı bulduk. diye konuştu. EİT Kültür Enstitüsü İran Temsilcisi Rüstemi de böyle bir programa ev sahipliği yapmaktan mutlu olduklarını belirterek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yıldönümü dolayısıyla, Sayın Büyükelçimizi ve tüm kıymetli misafirlerimizi tebrik etmek istiyorum. dedi. Uluslararası bir kültür kurumu olarak EİT Kültür Enstitüsünün görevlerinden birisinin, kültürel, sanatsal ve edebi etkileşimleri güçlendirmek olduğunu söyleyen Rüstemi, EİT bölgesindeki ortak ritüellerin korunması ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlamaya çalıştıklarını dile getirdi. Rüstemi, EİT ülkelerinin birçok kültürel alanda dünyaya öncülük ettiğini ifade ederek, EİT bölgesindeki tüm kültürel ortaklıkların yanı sıra, bu ülkeler dost ve kardeş gibi birbirlerinin yanında olup bir yüzük taşı misali bölgede ve dünyada parlamaktadır. diye konuştu. EİT Kültür Enstitüsünün üye ülkelere ikinci evleri olarak her zaman açık olduğunu kaydeden Rüstemi, Cumhuriyetin 100. Yılında Tarihi Ankara Fotoğrafları Sergisinin düzenlenmesi de EİT'in kültürler misyonu doğrultusunda yapılmıştır. dedi. YEE Denetim Kurulu Üyesi Özgündüz de Bu sergi vesilesiyle Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm silah arkadaşlarını ve yine yüzyıllık Cumhuriyetimiz boyunca ülkemize hizmet eden, ülkemizin kalkınması için emek sarf eden tüm devlet adamlarımızı, bürokratlarımızı sanayicilerimizi, iş adamlarımızı ve yurttaşlarımızı da Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı vesilesiyle saygı ve minnetle yad ediyorum. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/taner-alakustan-minyatur-sergi/", "text": "Ülkemizin önemli minyatür sanatçılarından Taner Alakuş, kendi yetiştirdiği öğrencileri ile beraber Nevmekan Bağlarbaşı Galeri'de açtığı sergisinde Duruş Attitude konsepti ile geleneksel minyatür sanatının modernize edilmiş örneklerini sanatseverlerle paylaşıyor. Halen Mimar Sinan Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak ders veren ve 2010 yılında İstanbul Kariye Müzesi'nin yanında açtığı Taner Alakuş Minyatür Atölyesinde çalışmalarını sürdüren Taner Alakuş serginin ana temasını şöyle özetliyor;Sanat yolculuğumda her daim gelenekten beslenerek yüzümü geleceğe döndüm. Çalışmalarımda deneysel bir yol izleyerek risk almaktan çekinmedim. Öğrencilerimi de her zaman bu deneysel ve yenilikçi yaklaşım ile yönlendirerek sanatlarında kendi tarzlarını oluşturmalarında yardımcı olmaya çalıştım. Bizler bu sergi için duruş ismini özellikle seçtik. Bir sanatçının sahip olduğu en değerli şeyin sanatsal platformdaki yeri ve tavrı olduğunu düşünmekteyiz. Bunu vurgulamak ve sanatımız ile bu duruşu gözler önüne sermek adına bir araya geldik. Ruhunu yitirmiş bu çağa ancak sanatın ruh verebileceği düşüncesindeyiz. 18 Eylül'e kadar devam edecek sergide sanatseverler her bir sanatçının kendi duruşunu yansıtan özgün eserlerini görebilirler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tangoneva-dunyanin-tum-tangolari-ile-sahneye-cikiyor/", "text": "Charlie Chaplin'in tango bestesi olduğunu biliyor muydunuz? TangoNeva grubu Carlos Gerdel'den Charlie Chaplin'e klasik müzik ile tangonun müthiş birlikteliğinden doğan parçaları, 15 Ocak Cumartesi günü 'Dünyanın Tüm Tangoları' isimli konserde Yeldeğirmeni Sanat'ta seslendirecek. TangoNeva, klasik müzik ile tangonun birlikteliğinden oluşan etkileyici bir repertuvarla dinleyicilerle buluşacak. Kadıköy Yeldeğirmeni Sanat'ta 15 Ocak Cumartesi saat 20.00'de gerçekleşecek konserde 1930'ların klasik tangosunun kralı Carlos Gardel'in, besteciliği ile bilinen Charlie Chaplin'in, çağdaş besteci Şostakoviç'in ve Turgay Erdener'in, tango ile dans etmeye bayılan şair Lorca anısına yazdığı tango gibi pek çok tango eseri yer alıyor. Topluluğa oyuncu-şarkıcı Ali Pınar kabare tarzını andıran anlatımlarıyla eşlik ediyor. Eserlerin düzenlemeleri ise ve Yusuf Yalçın'a ait. TangoNeva, klasik ve caz müzik dünyasının başarılı sanatçıları Ayşe Nil Ülgener, Yonca Sülün, Gaye Süslüoğlu, Ayşe Didem Hekimoğlu, Jülide Canca Eke, Ceren Akçalı kadrosundan oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarih-ve-estetik-filozofu-yahya-kemal-beyatli/", "text": "Türk edebiyatına unutulmaz eserler kazandıran Yahya Kemal Beyatlı, ölümünün 64. yılında anılıyor. Asıl ismi Ahmed Agah olan Beyatlı, Üsküp Belediye Başkanı Nişli İbrahim Naci Bey ile şair Leskofçalı Galib'in yeğeni Nakiye Hanım'ın oğlu olarak Makedonya'nın Başkenti Üsküp'te, 2 Aralık 1884'te hayata gözlerini açtı. Daha sonra şiirlerine de yansıyacak olan Üsküp'teki Rakofça çiftliğinde çocukluk yıllarını geçiren Beyatlı, özel Mekteb-i Edep'te eğitim gördü ve 1892'de Üsküp İdadisi'ne girdi. Yahya Kemal Beyatlı, İshak Bey Camii Medresesi'nde Arapça ve Farsça dersleri aldı. Ailesiyle 1897'de Selanik'e taşınan usta şair, annesinin vefatının ardından babasının evlenmesi dolayısıyla Üsküp'e geri döndü, sonrasında yeniden Selanik'e gönderildi. Beyatlı, 1902'de İstanbul'da Vefa lisesine devam etti, 1903'te ise Jön Türk olma hevesiyle Paris'e giderek bir yıl kadar Fransa'daki Meaux okuluna devam etti. Siyasal bilgiler yüksek okuluna başladığı 1904'te Jön Türklerle bağlantı kuran Beyatlı, Ahmet Rıza, Abdullah Cevdet ve Samipaşazade Sezai gibi dönemin ünlü isimleriyle tanıştı. Darüşşafaka'da edebiyat ve tarih öğretmenliği yaptı. Unutulmaz edebiyatçı, 1912'de İstanbul'a döndü, 1913'te Darüşşafaka'da edebiyat ve tarih öğretmenliği yaptı, Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. İstanbul'da Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in şiirleriyle tanışan, sonrasında da İrtika ve Malumat dergilerinde Agah Kemal takma ismiyle Servet-i Fünun'u destekleyen şiirler yazan şairin Paris'te Fransız şiiriyle kurduğu yakınlık, Türk şiirine faklı bir açıyla bakmasına olanak tanıdı. Türk şiiri ve Türkçe söz sanatlarını inceleyen ve şiirde dizenin bir iç uyumla, musiki cümlesi halinde kusursuzlaştırılması gerektiğini anlatan Beyatlı, şiirleriyle olduğu kadar şiirle ilgili görüşleriyle de ilgi gördü. Tanzimat şairlerinin divan şiirini birleştirme çabalarında yetersiz kaldığını düşünen şair, batıdan edindiği yüksek beğeniyle, batı şiirine öykünmeyen yerli bir şiire yöneldi, biçime ağırlık tanıdı ve esinlenmenin yerine dil işçiliğini getirdi. Dize çalışmasındaki titizliği az ve güç yazıyor izlenimi uyandıran şairin yaşadığı sürede hiç kitap yayınlamaması bu izlenimi pekiştirdi. Ati, İleri, Tevhid-i Efkar, Hakimiyet-i Milliye dergilerinde yazılar yazan şair, daha sonra arkadaşlarıyla Dergah dergisini kurdu. Esersiz şair eleştirilerine maruz kalan şair, yazılarıyla Milli Mücadeleyi destekledi. Yahya Kemal Beyatlı, 1922'de barış anlaşması için Lozan'a giden kurulda danışman olarak yer aldı. Urfa milletvekili olarak 1923'te Meclis'e giren Beyatlı, Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Varşova ve Madrid'de orta elçisi olarak görevlendirildi. Yozgat ve Tekirdağ'ın ardından 1943-1946'da İstanbul milletvekilliği yapan şair, 1949'da Pakistan Büyükelçisiyken emekli oldu. Hayatının son yıllarını İstanbul'da Park Otel'de geçiren şair, bağırsak kanaması dolayısıyla 1957'de Paris'e gitti. Yahya Kemal Beyatlı, 1 Kasım 1958'de Cerrahpaşa Hastanesi'nde aynı hastalık nedeniyle vefat etti. Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2018'de düzenlenen Uluslararası Yahya Kemal Sempozyumu'nda, Yahya Kemal ve Meselelerimiz başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Ömer Özden, çoğu insanın Yahya Kemal'i sadece şair olarak bildiğini belirterek, Yahya Kemal'in bir düşünür olduğu hatta bir tarih, estetik filozofu olduğunu hiçbirimiz düşünmeyiz, hatta yakınına bile yaklaştırmayız. Fakat bizim filozoflarımızdan, mütefekkirlerimizden bir tanesi Yahya Kemal'dir. ifadelerini kullanmıştı. Yahya Kemal Beyatlı'nın 1961'de Kendi Gök Kubbemiz, 1962'de Eski Şiirin Rüzgarıyla, 1963'te Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş, 1976'da ise Bitmemiş Şiirler isimli şiir kitapları yayımlandı. Saf şiir anlayışının Türk edebiyatındaki iki önemli kurucu isminden biri olarak gösterilen yazar, 1966'da Eğil Dağlar: İstiklal Harbi ve 1968'de Siyasi Hikayeler isimli kitaplarında, Türk edebiyatında büyük merhale teşkil eden şiirlerinden başka, makale, deneme, hatıra, tarih ve tefekkür yazılarıyla edebi ve siyasi portrelerini ustaca ortaya koydu. Beyatlı, 1971'de çıkan Edebiyata Dair eserinde tarihi olayları hikaye tekniğiyle anlatırken, 1964'te basılan Aziz İstanbul kitabında ise İstanbul'un semtlerini, tarihini, kültürünü edebi bir üslupla ele aldı. Nihad Sami Banarlı ve İstanbul Fetih Cemiyeti'nin katkısıyla eserleri yayınlanan Beyatlı'nın, 1975'te Tarih Musahabeleri, 1973'te Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım eserleri okuyucuyla buluştu. Usta şairin siyaset, felsefe ve sosyal hayata dair kaleme aldığı yazıları ise 1977'de Mektuplar ve Makaleler isimli kitabında toplanarak okuyuculara ulaştırıldı. Akıncılar, Süleymaniye'de Bayram Sabahı, Mohaç Türküsü, Sessiz Gemi ve Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! mısrasıyla başlayan Aziz İstanbul eserleri Beyatlı'nın en çok bilinen, ezberlenen ve bestelenen şiirleri arasında yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarih-yazan-cadillac-rahmi-koc-muzesinde/", "text": "Türkiye'nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, yeni objeler ile koleksiyonunu genişletmeye devam ediyor. Müzenin en yeni objesi, 1903 model Cadillac oldu. Tek silindirli motoru, eğimli direksiyon simidi, pirinç lambaları ve havalı kornasıyla sergilenen Cadillac, otomotiv endüstrisinde yazdığı tarihi meraklılarına aktarıyor. Endüstri, ulaşım ve iletişim tarihinin efsanelerinden oluşan 14 binin üzerindeki obje ile geçmişi bugünde yaşatan Rahmi M. Koç Müzesi, yeni bir objeye ev sahipliği yapıyor. 1903 model Cadillac, müzenin klasik otomobil koleksiyonuna eklendi. Sadece kendi döneminde ilgi görmekle kalmayıp zamanın ilerisindeki gelişmelere de kılavuzluk eden Cadillac, 1902 yılında Henry Leland tarafından üretildi. İsmini, 1701 yılında Detroit şehrini kuran Fransız kaşif Antoine De La Mothe Cadillac'tan alan otomobilin ilk prototipi, Model A olarak adlandırıldı. İlk Cadillac, at arabası görünümünden tam ayrılmamış olsa da eğimli direksiyon simidi, aks pimleri, debriyaj ve fren pedalları gibi teknik detayları ile dikkat çekiyordu. Ocak 1903'te New York Otomobil Fuarı'nda gördüğü ilginin ardından Model A'dan 2 bin 300 adet sipariş edildi. Cadillac'ın mükemmel bir tasarıma sahip tek silindirli motoru, çoğu tek silindirli motordan daha fazla güce sahipti ve 1909-1914 yılları arasında dört silindirli modelleri de üretilmesine rağmen popülerliğini korudu. Rahmi M. Koç Müzesi'nde sergilenen ve en eski Cadillac olduğu tahmin edilen otomobilin, piyasaya sürüldüğü dönemde ek ücrete tabi olan, arkadan giriş yapılan bir arka koltuk eklentisi mevcut. Aynı dönemde yine ekstra aksesuar olarak sunulan pirinç lambalar, havalı korna ve yana monte edilmiş sepetler de bulunuyor. Aracın en büyük özelliği, 1850 yıllarında silah sanayisinde ilk kez kullanılan ancak fazla yayılmayan toleranslar sistemi. Parçalar arasında değişime olanak sağlayan ve performans, bakım, tamir kolaylığı ve uzun ömür açısından şart olan toleranslar sistemi bugün sanayinin her dalında kullanılıyor. Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesidir. 14 binin üzerinde objeden oluşan koleksiyonu, çocuklara yönelik eğitimleri ve atölyeleri ile kültür ve eğlenceyi bir arada sunabilen tek adres olan Rahmi M. Koç Müzesi Mustafa V. Koç/Lengerhane binası ve Hasköy Tersanesi olmak üzere iki tarihi bina ile halihazırda 11 bin 250 m2'lik kapalı alana ve yaklaşık 17 bin metrekarelik açık alana sahiptir. Müze, salı-cuma 10.00 17.30, cumartesi 10.00 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Müzeye giriş ücreti yetişkinler için 28 TL, öğrenciler için 12 TL'dir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihci-ve-koleksiyoner-radi-dikici-hayatini-kaybetti/", "text": "Ünlü ressam Fausta Zonaro'nın muhteşem eseri 'İnci Dizen Kız' 'ı 2007 yılında koleksiyonuna kazandıran tarihçi- yazar ve koleksiyoner Radi Dikici 83 yaşında hayatını kaybetti. Türk resim sanatının büyük ustalarının eserlerinin yanında, çağdaş sanatçıların ve birçok batılı sanatçının eserlerini de koleksiyonunda bulunduran, koleksiyonerliğinin yanı sıra yazar kimliğiyle dikkat çeken, Bizans İmparatorluğu üzerine uzman olan ünlü yazar ve koleksiyoner Radi Dikici' son röportajını İstanbul Sanat Dergisi'ne verdi. 'İnci Dizen Kız' tablosunu kapağına taşıyan, geçtiğimiz ay ilk sayısıyla okurlarıyla buluşan 'İstanbul Sanat Dergisi' için sorularımızı yanıtlayan ünlü tarihçi İnci Dizen Kız'ı duvarıma ilk astığım günü çok iyi hatırlıyorum. Dakikalarca karşısında oturup seyrettim. ifadesini kullanmıştı. 1937 yılında Samsun'da doğan, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdikten sonra 12 yıl Maliye Müfettişliği yapan, vefatına kadar bir sanayi şirketinin yönetim kurulu başkanlığını yürüten Dikici, yaşamını İstanbul ve Londra'da sürdürüyordu. Tarih kitaplarının yanı sıra, Türk müziğinin önemli yorumcularından Müzeyyen Senar'la yaptığı görüşmeleri kayıt altına alarak Cumhuriyetin Divası adıyla yayımlayan Radi Dikici, bu eseriyle büyük bir ilgi gördü. Vefatının ardından yakınlarıyla görüşüp günlüklerden de yararlanarak yazdığı Zeki Müren biyografisi ile de kayıtlara önemli bilgiler geçirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihi-cesmeye-iski-eli-degiyor/", "text": "Üsküdar'da bulunan 3. Ahmet Çeşmesi restore ediliyor. Tarihi çeşmeye İSKİ eli değiyor! İSKİ, İstanbul'un su medeniyetini korumayı sürdürüyor. Bu kapsamda tarihi çeşmelerde restorasyon çalışmaları aralıksız devam ediyor. Çalışmanın gerçekleştirildiği eserlerden birisi de Üsküdar'daki 3. Ahmet Çeşmesi. Lale Devri yapılarından biri olan çeşmede, İdare titiz bir çalışma yürütüyor. Restorasyon çalışmaları kapsamında, ilk olarak kimyasal ve mekanik temizlik çalışmaları yapıldı. Çeşme, çatı, saçak, hazne ve kitabesi ile bir bütün olarak ele alınıyor ve yenileme çalışmaları bu şekilde ilerliyor. Öte yandan devam eden restorasyon çalışmalarını İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar da yerinde inceledi. Ziyaret esnasında İSKİ Genel Müdürü Raif Mermutlu, çalışmalar hakkında Genel Sekreter Çağlar'a bilgi verdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihi-ipek-yolu-nun-ruhunu-icinize-cekin/", "text": "Şeki, Büyük Kafkas Dağları'nın ormanlık yamaçlarında, İpek Yolu tarihi açısından zengin ve büyüleyici mimarisi, leziz yemekleri ve misafirperver sakinleriyle ünlü küçük bir şehir. Bir zamanlar efsanevi İpek Yolu'nun önemli bir durağı olan Azerbaycan'ın kuzeybatısındaki bu büyüleyici şehir, ülkenin önemli seyahat mücevherlerinden biri. Eski bir Kafkas ticaret merkezinin ruhunu içinize çekmek için tarihi merkeze ve Azerbaycan'ın UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil edilen en yeni destinasyonuna giderek şehrin el sanatları dükkanlarını, kervansaraylarını, Arnavut kaldırımlı sokaklarını ve renkli tatlı mağazalarını keşfetmenin tadını çıkarın. Şeki'den Balaken'e kadar uzanan kuzeybatı bölgesi, pastoral köylerde ve yemyeşil dağ yamaçlarında gizlenmiş büyüleyici tarihin izlerini taşıyan, çeşitli kültür ve geleneklere ev sahipliği yapıyor. Gerçekten de Tarihi İpek Yolu 'nun bir kolu bir zamanlar bu yoldan geçmiş ve birçok küçük ulusun da dahil olduğu yerel halkın geleneklerini, mutfağını ve yaşam tarzını şekillendirmeye yardımcı olmuş. İpek Yolu 'nun mirası, Azerbaycan kelağayı yapımının evi olan pitoresk Baskal köyünde hala görülebilmekte. Geleneksel olarak Azerbaycanlı kadınlar tarafından giyilen kelağayılar, boyanın kumaşı renklendirmesini önlemek için sıcak balmumu üzerine basılan bir yöntem olan batik tekniği kullanılarak yapılmış desenlere sahip zarif ipek başörtüleridir. Orta Çağ ruhunu bünyesinde barındıran ve geçmişi 2000 yıl öncesine dayanan kadim Lahıc köyü, Azerbaycan'da el sanatlarının merkezi. 40 zanaat şehri olarak bilinen Lahıc, 19. yüzyılın ortalarında 200'ün üzerinde zanaatkar atölyesine sahip olmasıyla ünlü. Lahıc'a ilk adımınızdan itibaren buranın sıradan bir dağ köyü olmadığını anlayacaksınız. Büyük dere taşlarından oluşan sokaklar, yerel mimarlar tarafından tasarlanan camiler ve binalar, hatta mahallelerin düzenlenmesi bile Lahıc'ın kültürünün ve işçiliğinin binlerce yıl öncesine dayandığı gerçeğini yansıtıyor. Köy, en çok Azerbaycan'ın bakır başkenti olarak biliniyor. Lahıc bakırcılık sanatı, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesi'nde bile yer alıyor. Ancak Lahıc işçiliğinin repertuarı aslında çok daha geniş. Eski el sanatlarından bazıları ne yazık ki unutuldu, ancak bakırcılık, demircilik, halı dokuma, duvarcılık, marangozluk, tabaklama ve şapka yapımı gibi diğerleri hala hayatta. Tüm bunları ve daha fazlasını keşfetmek için kendinize birkaç saat verirseniz göreceksiniz. Lahıc bakırcılığının göz kamaştırıcı dünyasına dalmak için, turistlere yönelik ustalık sınıfları düzenleyen yerel bakırcı Nazar Aliyev'in atölyesine gidin. Demircilik için, 8 yaşından beri bu zanaatla uğraşan Khosrov Abbasov'un atölyesine uğrayın. Atölyesi 19. yüzyılda büyük büyükbabası tarafından inşa edilmiş ve o zamandan beri metal üzerindeki çekicin aynı ritimleri yankılanıyor. Başka bir yerde, 50 yıldır halı dokuyan Sulhiyya Aliyeva'nın atölyesini ziyaret ederek desenlerin büyülü dünyasına dalın ve Sulhiyya'nın hünerli parmaklarıyla halıları yaratmasına tanık olun. Ulusal danslar için şapka yapma ustaları Dabbagh Muhtar Mahmudov ve oğlu Rasul Muhtarov ile de mutlaka tanışın. Başka bir yerel şapka üreticisi olan Abdulla Dadaşov'un dükkanı, çeşitli şekil ve boyutlarda göz alıcı şapkalarla süslenmiş. Bir diğer ünlü Lahıc esnafı ise halen bu bölgenin ana ulaşım aracı olan atlar için kamçı ve eyer yapan Agamaşadi Hüseyinov. Aileler arasında nesilden nesle aktarılan bu atölyelerden herhangi birini ziyaret edebilir, ustalık sınıflarına katılabilir veya Lahıc'dan ideal hediyelik eşyalar sağlayan el sanatları satın alabilirsiniz. Ustalık sınıfları hakkında daha fazla bilgi için lütfen Lahıc Devlet Tarihi ve Kültür Koruma Alanı ile iletişime geçin."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihi-mekanlari-bulgur-pecete-cop-sis-ve-straforla-tuvale-isliyor/", "text": "Usta öğretici ressam Büşra Polattağ, Diyarbakır Olgunlaşma Enstitüsünce yürütülen proje kapsamında kentin tarihi yapılarını çeşitli malzemelerle 3 boyutlu resmediyor. Diyarbakır'da kentin tarihi evleri ve sokakları bulgur, peçete, çöp şiş ve strafor kullanılarak resmediliyor. Diyarbakır Olgunlaşma Enstitüsünce yürütülen Diyarbakır'ın Tarihi Evleri Projesiyle kentin sahip olduğu UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan tarihi surlar, İslam'ın 5. Harem-i Şerif'i kabul edilen Ulu Cami, İçkale Müze Kompleksi, peygamber makamları ve sahabe kabirleri, Ongözlü Köprü, Ziya Gökalp, Cahit Sıtkı Tarancı ve Sezai Karakoç müzeleri gibi tarihi ve kültürel değerler, tuvale 3 boyutlu aktarılıyor. Ressam Büşra Polattağ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kültür ve medeniyet kenti Diyarbakır'ın tarihi Sur ilçesini çalışmaya başlamadan önce karış karış gezip her detayı fotoğrafladıklarını söyledi. Yapıları yerinde incelediklerini ve taşların dokularına baktıklarını aktaran Polattağ, bunlara en yakın malzemeleri kullandığını anlattı. Polattağ, taşların dokusunu bulgurla vermeye çalıştığını, Arnavut kaldırımlarını peçeteyle yaptığını belirterek Strafor üzerini heykeltıraş yöntemlerini de kullanarak yakma tekniğiyle oydum. Doğrudan yağlı boya yapıp bırakabilirdim ama kapıları çöp şişle üç boyutlu hale getirdim. Diyarbakır'a gelemeyenler, gezmek isteyenler olabilir. Gelmeden de gezmeden de gezmiş gibi olsunlar. Diyarbakır kültür ve medeniyet şehri. Sokaklarında dolaştığımızda o eski mekanlarda yaşanmışlıklar canlanmış gibi oluyor. Yaptığım çalışmada oradaymışız gibi o kapıyı çalacakmışız gibi hissettirmek istedim. dedi. Resim sanatında farklı teknikleri kullanıp kalıplardan çıkmak istediklerini dile getiren Polattağ, resme bakanların her an resmin içerisine girecekmiş hissi yaşamalarını sağladığını ve çalışmalarını bu yönde geliştirdiğini anlattı. Polattağ, projeyi tamamladıktan sonra resimleri sergileyeceklerini sözlerine ekledi. Diyarbakır Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Ayşe Adıgüzel de her yıl farklı temalar çalıştıklarını, bu yıl da Diyarbakır evlerinin teknik özelliklerini belirginleştirmek istediklerini ifade etti. Teknik ekiple tarihi evleri fotoğraflayıp özelliklerini araştırdıklarını söyleyen Adıgüzel, tarihi yapıları resmederken akılda kalıcılığı arttırmayı amaçladıklarını dile getirdi. Adıgüzel, Sıradan düz resim değil. İnsanlar baktığında, dokunduğunda o taşın dokusunu hissedecek. İnsanların o anı yaşamasını istiyoruz. Duvarlardaki kabartma, taşın dokusu, pencerenin çıkıntısını tekniklerle ön plana çıkartmak istedik. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihi-rexx-sinemasinda-yikim-basladi/", "text": "Kadıköy'ün tarihi salonlarından olan Rexx Sineması'nda yıkım çalışmaları başladı. 59 yıl önce açılan ve İstanbul ile Kadıköy'ün en önemli mekanlarından birisi olan Rexx Sineması'nda yıkım çalışmaları başladı. Metal saclarla çevrili olan sinema binasını gören sinemaseverler sosyal medyada üzüntülerini dile getirdi. Hürriyet'ten Ece Çelik'in haberine göre; Bahariye Caddesi'nin buluşma noktası olarak bilinen ve yerli yabancı binlerce filme ev sahipliği yapan sinemanın etrafı metal saclarla kapatıldı, inşaat çalışmaları başladı. Yönetmen Gökçe Pehlivanoğlu, Kadıköylü ve sinemaseverler için Rexx'in yeri ayrıdır. Gençlik yıllarımızın ana durağıdır. İstanbul Film Festivali zamanı hayatımın en güzel film keşiflerini yaptığım yerdir. Onu da kaybedersek geçmişimiz silinmiş gibi hissedeceğiz ifadelerini kullandı. Rexx'in yıkılmasından dolayı büyük bir hüzün yaşadığını belirten sinema yazarı Atilla Dorsay, Korunması gereken eski salonları, binaları yıkmak istiyorlar. Başka çözümler bulma yoluna gitmeden hemen yıkıyorlar. Bu da büyük bir üzüntü yaratıyor. Rexx çok sevilen festivallerin vazgeçilmez bir salonuydu. İstanbul'da kalan sayılı keyifli salonlardan biriydi. Atlas Sineması'nın ardından Rexx'in de kapanması gerçekten içimizi acıtıyor dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihi-saglik-muzesine-bayramda-ziyaretci-akini/", "text": "Edirne'nin Osmanlı'dan miras en önemli eserlerinden, UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi'ndeki II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Kurban Bayramı dolayısıyla çevre illerden gelen ziyaretçilerin akınına uğradı. Normalleşme sürecinde alınan önlemler kapsamında ateşi ölçüldükten sonra dezenfekte edilen müzeyi gezenler, Osmanlı'nın hastaları tedavi yöntemlerine hayran kaldı. Müze Rehberi Seda Nur Bingül, bayram dolayısıyla ziyaretçi sayısının daha da artığını ve bunun mutluluk verdiğini söyledi. Bingül, Bayram dolayısıyla çok yoğun günler geçiriyoruz ve bu yoğunluktan çok mutluyuz. Gelen ziyaretçilerimiz ateş ölçümü yapıldıktan sonra dezenfektan noktasından geçerek, maske ve sosyal mesafe kuralına uymak şartıyla müzemizi geziyorlar. Aynı şekilde tarihi mekanımız sürekli dezenfekte ediliyor. Gelen ziyaretçilerimiz ilk önce medrese yani okul kısmını gezmeleri mümkün. Daha sonra hastane kısmına gelerek burada daha önce yapılan tedavi şekillerini, doktorları ve onlara ait balmumu heykellerini görebiliyorlar dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihi-selimiye-hamami-kultur-merkezine-donusturdu/", "text": "İmzasını taşıyan projelerle Türkiye'de örnekle gösterilen Üsküdar Belediyesi, dünyada bir başka örneği olmayan yeni bir kültür merkezini İstanbullulara kazandırdı. 3. Selim tarafından 1802 yılında yaptırılan tarihi Selimiye Hamamı 'nı 3 yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından Nevmekan Selimiye olarak hizmete sundu. Üsküdar Belediyesi'nin bir kültür sanat platformu olarak Türkiye'ye kazandırdığı Nevmekan markasının 3'üncü halkası olan Nevmekan Selimiye, aslına uygun bir şekilde hamamdan kütüphaneye dönüştürülen kültür merkezi konsepti ile Türkiye'de ve dünyada bir ilk olarak gösteriliyor. Sosyal belediyecilikte fark yaratan projeleri ile ilklere imza atan Üsküdar Belediyesi, 3 yıl süren hummalı bir çalışmanın ardından Türkiye'de ve dünyada bir ilki daha hayata geçirdi. 219 yıllık tarihi Selimiye Hamamı'nı restore ederek Nevmekan Selimiye'ye dönüştürdü. Restorasyon sırasında hamam bölümündeki sonradan çimento esaslı sıva ile kaplanan taş yüzeyler tekrar gün yüzüne çıkarıldı. Geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk ziyaretçisi olduğu Nevmekan Selimiye, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen'in katılımıyla düzenlenen açılış töreniyle halkın hizmetine sunuldu. Nevmekan Selimiye, aslına uygun bir şekilde restore edilerek kütüphaneye dönüştürülen konseptiyle dünyaya örnek olacak. Açılış sırasında yapılan Nevmekan Selimiye gezintisine mihmandarlık eden Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Nevmekan Selimiye'nin hamamdan kültür merkezine dönüşüm sürecinin tüm detaylarını katılımcılara aktardı. Hilmi Türkmen, 3 yıl süren hummalı bir çalışmanın ardından dünyada bir ilki gerçekleştirerek tarihi Selimiye Hamamı 'nı Nevmekan Selimiye'ye dönüştürmeyi başardık. Dünyada tarihi bir hamamın aslına uygun bir şekilde restore edilerek kütüphaneye dönüştürüldüğü başka bir konsept yapı bulunmuyor. Merkezimiz sahip olduğu bu konseptle Türkiye'de ve dünyada bir ilk olarak gösteriliyor. 3 yıl süren restorasyon çalışmaları sırasında tüm ekip arkadaşlarımın çalışmalarını heyecanla takip ettim. Geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanımızın ilk ziyaretçisi olduğu mekanımızı bugün halkımızın huzuruna sunmaktan gurur duyuyoruz diye konuştu. 2000 metrekare kapalı, 180 metrekare açık alana ve 300 kişi ağırlama kapasitesine sahip Nevmekan Selimiye, misafirlerine tarihi dokunun büyüleyici ortamında kitap okuyup, araştırma yapabilme imkanı sunuyor. Türk ve dünya edebiyatı çocuk kitaplarından felsefe ve tarih kitaplarına; kişisel gelişim, sosyal bilimler ve hukuk kitaplarından ilahiyat ve tıp gibi alanlardaki kaynaklara kadar 25.000'i dijital olmak üzere 45.000 kitap kapasitesi ile İstanbul'un yeni kültür durağı olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihin-kokusu-parfumane-muzesinde-sergileniyor/", "text": "Başta Osmanlı olmak üzere, Arap ve İslam dünyasına özgü otantik kokular, Kapalıçarşı'daki Sandal Bedesteni'nde faaliyete geçen Parfümane koku müzesinde müze-galeri konseptiyle sergileniyor. Koleksiyoner Bekir Kantarcı'nın farklı ülkelerden oluşturduğu koleksiyonundan özel bir seçkiyle oluşturulan müzede, eski parfümler, Osmanlı, Avrupa, Orta Doğu, Arap Yarımadası ve Uzak Doğu'dan eski parfüm şişeleri, eski parfüm damıtma makineleri, ham maddeler ve o dönem kullanılan koku aparatlarını içeren otantik parfüm yapım atölyesi malzemeleri yer alıyor. Müzenin kurucusu Kantarcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversite sonrası akademik çalışmalar yaparken antika eserlere ilgi duyduğunu belirterek, son 35 yılda farklı ülkelerden topladığı 10 bini aşkın parfüm şişesi ile koleksiyonu oluşturduğunu dile getirdi. Dünyada 50'yi aşkın parfüm müzesi olduğunu aktaran Kantarcı, yıllar içinde topladığı ürünlerle müzeyi açtıklarını dile getirerek, Bir koku müzesini İstanbul'a, Türkiye'ye kazandırmak benim için bir ideal oldu. şeklinde konuştu. Bekir Kantarcı, ziyaretçilere koku tarihini ve koku ham maddelerini örneklerle anlattıklarının altını çizerek, Osmanlı dönemi kokuculuğundan günümüze, Cumhuriyet dönemi, Osmanlı'nın son döneminin ilginç koku çalışmalarını, Osmanlı saray kokuculuğunu ve bütün bu süreci tarihi bilgilerle dönem dönem burada yansıtmaya çalıştık. Tabii bunları yaparken 3 yıllık bir akademik süreç de geçirdik. Özellikle bu konuda uzman hocalarımızdan, kaynak eserlerden bilgiler derleyerek İngilizce, Türkçe metinler yazdık. dedi. Bekir Kantarcı, koku üretiminde geçmişte en çok kullanılan ham maddelerden ud, amber ve miski, orijinal, işlenmemiş haliyle müzede meraklılarının görüp, deneyimleyebileceğini ifade ederek, Misk, şiirimize, edebiyatımıza da konu olmuş. Cennet tasvirlerinde de misk geçiyor. Peygamber Efendimizin en sevdiği koku misk. Ama miskin nasıl koktuğunu insanlar bilmiyor. İşte biz gerçek misk kesesinin içinden çıkan o maddeyi, o maddeden üretilmiş misk yağını burada sergiliyoruz. dedi. Osmanlı'da ilk kez yerli parfüm ve kolonya üreten Ahmet Faruki'nin atölyesinden kalan damıtma aletleriyle Osmanlı'nın ilk kokucularından Hasan Şevki'den kalan parfüm ve kolonya şişelerinin müzede görülebileceğini sözlerine ekleyen Kantarcı, 1800'lerden kalan Beykoz işi koku şişelerinin de müzede sergilendiğini aktardı. Müze, ziyaretçilerini parfüm sanatının tarihi, eski usul üretim yöntemleri, orijinal hammaddeler, koku aileleri, özellikleri ve çeşitleri hakkında bilgilendirmenin yanı sıra parfüm koleksiyonları ile de tarihteki ikonik dönemleri ve kokuları yeni nesillerle buluşturmayı hedefliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihin-onunde-duran-katie-istanbul-fringe-festivalde/", "text": "Tarihin önünde duran bir kadın. Karşısında kendi ışıkları ve kendi gölgeleri, geçmişle geleceğin kavşağında. Katie's Tales, Agnieszka Kazimierska'nın eşsiz performansıyla İstanbul Fringe Festival'de. Istanbul Fringe Festival'in Mayıs ayındaki konuğu Katie's Tales performansıyla Agnieszka Kazimierska olacak. Mario Biagini'nin yönettiği ve 2008 yılında prömiyeri yapılan Katie's Tales, 19 Mayıs Perşembe Bahçe Galata'da, 20 Mayıs Cuma BAU Pera Sahne'de ve 21 Mayıs Cumartesi Kadıköy Belediyesi Alan Kadıköy'ün katkılarıyla sahnelenecek. Bu 3 gösterimle bir kez daha kentin farklı noktalarına yayılacak olan İstanbul Fringe Festival, 17-24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek festivale kadar etkinliklerine ara verecek. Katie's Tales, bir kadın ve korkunç bir olaydan sonra onu bir gün geri dönme sözüyle terk eden sevgilisinin hikayesidir. İçinde kiraz ağaçları olan bir bahçenin hikayesi. Katie'nin hayatı bekleyiş ve oluş vaktinde gelişir yeni ve vahşi zamanlarda. Katie, birkaç yabancı hizmetçiyle birlikte korunaklı bahçesinde, hayatının ve tarihin sessiz tanıkları kiraz ağaçlarının gölgesinde yaşar. Katie her gün ziyaretçi kabul eder: Her an, gidenin geri dönüşünü getirebilir ve Katie kendini hazır tutmakta zorlanır. Katie bize hikayeleriyle arzuyu ve bekleyişi, sessizliğiyle ise dile getirilmeyenleri anlatır. Bekleyen kendisi bir yolculukta, canlı çerçevelerle yontulmuş yaşam yolunda dilsiz durur, bahçesinin merkezinde, hatıralarla dolu kiraz ağaçlarının gölgesinde- Tarihin önünde duran bir kadın. Karşısında kendi ışıkları ve kendi gölgeleri, geçmişle geleceğin kavşağında. Katie'nin somutlaştırdığı dile getirilmemiş arzu, bizi ait olduğumuz yer üzerinde düşünmeye; kendimizi, olayların sağır edici akışında ve arzuların karmaşık kasırgasında bilincimizin rolü hakkında sözsüz bir soruya açmaya davet ediyor. Alternatif, keşfedilmemiş, sınır anlamına gelen Fringe'in hikayesi, 1947 yılında Uluslararası Edinburg Festivali'ne misafir olarak katılan ve gösterilerini bir kenarda sergileyen 8 ekip ile başladı. Bu oluşum, çağdaş gösteri sanatları alanındaki en prestijli festivallerden biri olarak görülen Edinburg Fringe'e dönüştü. Bugün Fringe Festivalleri, her yıl dünyanın farklı şehirlerinde 170 bin sanatçıyı, 250 farklı mekanda ve 60 bin etkinlikte, yaklaşık 19 milyon kişiyle buluşturuyor. Her şehirde farklı ölçek ve formlarda düzenlenen Fringe Festivalleri alternatif ve yenilikçi işler üreten genç sanatçılara işlerini uluslararası platformda sergileme imkanı sunuyor. İstanbul Fringe Festival, tüm dünyada olduğu gibi çeşitliliği ve özgünlüğü İstanbul'un kent dinamiği ve çok kültürlü doğasıyla buluşturuyor. 18 22 Eylül 2019 tarihleri arasında ilki gerçekleştirilen festival, 22 performans, 6 workshop ve 3 partiyle, 18 farklı destekçi mekanda, yaklaşık 4 bin seyirciyi bir araya getirdi. İkinci yılında pandemi koşullarında online ortama taşınan Istanbul Fringe Festival, Türkiye'nin tamamen dijital ilk performans sanatları festivali oldu. İstanbul Fringe Festival 2020 Online, Türkiye'den ve yurtdışından toplam 15 ekibin işleri, söyleşi ve atölyeleri YouTube, Instagram ve Zoom'da 30 binin üzerinde görüntülenme aldı. Üçüncü yılında hibrit bir programla büyüyen festival, tüm tiyatro sezonuna yayılarak katılımcılarıyla buluşmaya devam ediyor. Çoğulcu ve disiplinlerarası bir temele dayanan Istanbul Fringe Festival, yeni ve dinamik olanı kültür ve sanat yoluyla arayan katılımcılarını, çoğulcu ve yenilikçi bir atmosfere davet ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarihte-ilk-kez-en-iyi-film-icin-yarisan-tum-filmler-kadin-yonetmenlerin/", "text": "30. Gotham Ödülleri adayları açıklandı. Tarihte ilk kez 'en iyi film' kategorisindeki tüm filmlerin kadın yönetmenlerin imzasını taşıması dikkat çekti. FilmLoverss'ın Collider'dan aktardığı habere göre, pandemi döneminin hüküm sürdüğü bir süreçte Venedik ve Toronto film festivallerinin geçtiğimiz eylül ayında sona ermesiyle ödül sezonu resmen açılırken Gotham Ödülleri'nin bu yılki adayları açıklandı. 30'uncu kez sahiplerini bulacak Gotham Ödülleri'nde, Kelly Reichardt imzalı A24 yapımı First Cow elde ettiği dört adaylıkla en çok adaylık alan yapım olarak ön plana çıktı. Chloe Zhao'nun Frances McDormand'lı yeni filmi Nomadland ve Eliza Hittman'in hem Sundance hem de Berlin Film Festivali'nde ödüle değer görülen son filmi Never Rarely Sometimes Always ise iki adaylık elde etti. Charlie Kaufman'ın imzasını taşıyan I'm Thinking of Ending Things filminden Jesse Plemons ve Jessie Buckley, oyunculuk kategorilerinde adaylık alırken; Nomadlanddeki performansıyla çok konuşulan Frances McDormand ve Ma Rainey's Black Bottomda rol alan ve geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden Chadwick Boseman gibi isimler de oyunculuk kategorilerine aday olan isimler arasında yer alıyor. 30. Gotham Ödülleri, 11 Ocak'ta sahiplerini bulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarik-zafer-tunaya-kultur-merkezi-hizmete-girdi/", "text": "Beyoğlu Kültür Yolu Projesi kapsamında hizmete sunulan Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nin açılışı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından yapıldı. Bakan Ersoy, açılış töreninin ardından Devrim Erbil'in İstanbul temalı resim sergisini gezdi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un katılımıyla Beyoğlu Kültür Yolu Projesi kapsamında gerçekleştirilen açılış programı, İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu'nun müzik dinletisi ve projeyi anlatan filmin izlenmesiyle başladı. Açılış programına Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala'nın yanı sıra Yönetmen Mesut Uçakan, Yazar Beşir Ayvazoğlu ve Gazeteci Ertuğrul Özkök'ün de arasında bulunduğu kültür ve sanat camiasından pek çok isim katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tartismali-film-nitram-cannesda-7-dakika-ayakta-alkislandi/", "text": "Avustralya tarihinin en kanlı katliamını konu alan tartışmalı film Nitram, Cannes Film Festivali'nde övgü topladı. 7 dakika boyunca ayakta alkışlanan film, başrol oyuncusu Landry Jones'a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü getirdi. Avustralya tarihindeki en ölümcül silahlı saldırıyı konu alan tartışmalı film Nitram, 2021 Cannes Film Festivali'nde övgü topladı. Avustralyalı yönetmen Justin Kurzel'in dram-gerilim türündeki filmi Nitram, 1996'da 35 kişinin ölümüne neden olan Port Arthur katliamına odaklanıyor. Filmde; Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri, Kapan ve X-Men: Birinci Sınıf yapımlarında yer alan Caleb Landry Jones, silahlı saldırının failini canlandırıyor. Port Arthur katliamı, Avustralya'da parlamenterleri silah kontrol yasalarını yeniden şekillendirmeye yöneltmişti. Saldırının faili Martin Bryant, halihazırda 35 müebbet hapis cezasını çekiyor. Independent'in The Sydney Morning Herald'dan aktardığı habere göre Cannes'da prömiyerini yapmasının ardından seyirciler Nitram'ı 7 dakika boyunca ayakta alkışladı. Jones, Bryant rolüyle Cannes Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü aldı. The Guardian, Nitram'ı hipnotize edici biçimde huzur kaçıran bir film diye nitelendiği eleştirisinde filme 4 yıldız verdi. Katliamın meydana geldiği Tazmanya'da yaşayan Kurzel, yakın zamanda AFP'ye verdiği röportajda filmini savundu ve haber ajansına Port Arthur'dan haberdar olmayan nesiller var dedi. Neden bu kadar çok hararetlendiğimizi ve bazılarının bu olay hakkında film yapılmasından neden bu kadar rahatsız olduğunu anlıyorum diyen yönetmen, Ama böyle bir karakterin silah dükkanına girip olta gibi yarı otomatik silahlar alabilmesinin katıksız abesliği yüzünden bu filmi yaptık dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tarzini-sec-kitabini-bul/", "text": "İBB iştiraki Kültür A. Ş, eğlenceli bir uygulamayı kitapseverlere buluşturuyor. Önemli olan iç güzelliği aktivitesinde kitapların kapakları gizlenecek. Kitapseverler, kapağın üzerindeki 107 farklı etiketten istediği tarzı seçerek kitabını alacak. İstanbul Kitapçısı'nın Gazhane ve Karaköy şubelerinde hayata geçen uygulama, 17 Ocak 2022'ye kadar devam edecek. İstanbullulara farklı kitap alma deneyimleri yaşatan İstanbul Kitapçısı, şimdi de yeni bir kurguyu hayata geçiriyor. Kitap satın alma deneyimini eğlenceli bir aktiviteye dönüştüren Önemli olan iç güzelliği etkinliğinde kitaplar, üzerinde anahtar kelimelerin olduğu bir kaplama ile gizlenecek. Kitapseverler, bu anahtar kelimelerin yönlendirmesiyle 20 farklı kitaptan birini seçmiş olacak. 107 anahtar kelime, kapağı gizlenmiş kitap hakkında ipucu veriyor. Okuyucu; #özgürlük, #arayış, #aşk, #hiciv, #arkadaşlık, #varoluşsıkıntısı, #denizci, #hayalperest, #eşitlik, #İstanbul, #doğa gibi birbirinden farklı kelimelerden tarzını seçecek. Kitapsever, Antoine de Saint Exupery'in Küçük Prensi'ni de seçebilir, 27 yaşındaki Fyodor Dostoyevski ile tanışabilir, Paulo Coelho'nun Casus kitabındaki Mata Hari'yi keşfedebilir ya da kuşlar bir şeyler söyleyebilir. 27 Aralık 2021 17 Ocak 2022 arasında sürecek olan etkinlik, İstanbul Kitapçısı'nın Gazhane ve Karaköy ( Karaköy Şehir Hatları Vapur İskelesi 2. Kat) şubelerinde gerçek kitap kurtlarını bekliyor. Etkinlik çerçevesinde seçilen 20 farklı kitabın fiyatları 9,99 TL ve 19,99 TL olarak belirlendi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tasarim-bienalinden-cevrimici-film-gosterimleri-ve-soylesiler-empati-seanslari/", "text": "Empati kavramına farklı açılardan yaklaşan filmleri bir araya getiren seçki Empati Seansları, 14 Ocak Perşembe Youtube'da başlıyor. Her perşembe saat 19.00'da sanatçı ve tasarımcıların ürettiği bir film, bir defaya mahsus olmak üzere İKSV Youtube kanalında gösterime açılıyor. Gösterimlerin ardından 5. İstanbul Tasarım Bienali küratörü Mariana Pestana, filmin yaratıcısı ile canlı bir sohbet gerçekleştiriyor. Fotoğraf kimyasından yüz tanıma sistemlerine koyu tenli insanların görmezden gelinişi üzerine bir araştırma. Ibiye Camp ve Mariana Pestana söyleşisi saat 19.30'da. Mimari bir tedavi aracı olabilir mi? Filmin başkahramanı bir kaplumbağa. Ben Thorp Brown ve Mariana Pestana söyleşisi saat 19.30'da. Bu bilimkurgu filmi, Kuzey Atlas Okyanusu'nun en derin noktalarından birinde, bir deniz biyoloğu ve bir kril kurdunun ilişkisini ekrana taşıyor. Alice Dos Reis ve Mariana Pestana söyleşisi saat 19.30'da."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tasarim-parki-moda-da-mavi-sergisi/", "text": "Etkinliklerin yaratıcı adresi Tasarım Parkı Moda, yeni sanat dönemine mavinin gücüyle hayata geçirilen Mavi sergisi ile merhaba dedi. Birbirinden farklı kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan Tasarım Parkı, 6 sanatçının hayata geçirdiği Mavi sergisi ile yeni sezonda da tüm dikkatleri üzerine çekiyor. 16 Eylül'de büyük bir coşkuyla açılan sergi, sanatseverlerin büyük ilgisiyle takip ediliyor. Mavi sergisi, mavi rengini başlangıç noktası olarak ele alan ve üretimlerini kendi özgün konseptlerine taşıyan 6 farklı sanatçının eserlerini bir araya getiriyor. Küratörlüğünü Koray Arman'ın üstlendiği sergide sanatçılar, izleyicileri mavinin farklı ton ve kullanım şekillerini eserlerine taşıyıp dönüştürdükleri bir yolculuğa davet ediyor. Karma sergiye katılan sanatçılar Burcu Batmaz, Burçin Belentepe, Cansu Dinç, Damla Açıl Karakurt, Efkan Sarıahmetoğlu ve Nilay Sorgüven, Mavi rengini farklı anlamlarla birleştirip, farklı bir sanat tadı yarattılar. Tasarım Parkı'nda 6 Ekim tarihine kadar ziyaret edilebilecek olan sergi, sanatseverlere yazın bitişi ve yeni dönemin başlangıcını mavinin tonları arasında deneyimleyebilecekleri bir izlek sunuyor. Sergiyi, Tasarım Parkı'nın yeni adresi Moda'da 100 numarada, sonbaharın hoş havası ve bir kahve eşliğinde ziyaret edilebilirsiniz. 2010 yılında kurulan Tasarım Parkı, Kadıköy Moda'da tasarım ve sanatseverleri bir araya getirerek Anadolu yakasının sanat ve tasarım etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. 2022 yılında Moda'daki yeni yerinde, sanatseverlerle farklı kurumları buluşturarak tasarım, mimarlık, teknoloji ve yaratıcı disiplinler odaklı etkinlik ve atölye çalışmalarını gerçekleştiriyor. 2021 yılında Londra'da Design Park oluşumuyla da çalışmalarına başlayan Tasarım Parkı Kurucusu Tasarımcı ve Y. İç Mimar Nursema Öztürk, sanat ve tasarım etkinliklerine yenilikçi bir bakış getirerek, farklı kitleleri Tasarım Parkı'nda buluşturmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tasarim-parki-nda-unluler-gecidi/", "text": "Yine yeniden diyerek Moda'da kapılarını sanata ve sanatseverlere açan Tasarım Parkı, uğurlamaya hazırlandığımız 2022 yılını muhteşem bir karma sergiyle tamamlıyor. Türkiye'nin yetiştirdiği ünlü sanatçıları ve eserlerini konuk eden mekandaki serginin mutlaka görülmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Bayram Gümüş, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fevzi Karakoç, Aygün Tugay, İzzet Arda Onursan, Yusuf Tarım, Sema Peyman, Verda Dilek Gümüş, Orhan Kurmalı, Serdar Okan, Pelin Toğrul, Assim Resuloğlu, Fatih Urunç, Nurten Balaban, Selman Altun, Mümin Candaş, Selahattin Kara, Alev Özas, Ayça Yücedağ, Ezgi Kınalı ve Orhan Umut."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tasarimci-muesser-kurttan-film-gibi-rumeli-i-sahane-defilesi/", "text": "Rumeli Yönetici Ve İş İnsanları Derneği ve Rumeli Eğitim Vakfı işbirliğiyle düzenlenen Rumeli_i Şahane defilesi 30 Mart'tta Kültür Üniversitesi'nde düzenlendi. Başarılı Moda tasarımcısı ve Balkan Modacısı Müesser Kurt'un yaklaşık 50 parça koleksiyonu film tadında muhteşem bir show ile sergilendi. Ünlü koreograf Asil Çağıl koreografisi ve Devlet Sanatçısı Özlem Abacı'nın sanatsal kurgusuyla birleşen gösteri ayakta alkışlandı. Balkan Kültürünü ve Balkan kadınının zaman yolculuğuna tanıklık eden konuklar kostümlerin hikayelerinde hem modelleri, hem oyuncuları hem de ışık ve görsel sunumlarla desteklenmiş bir zaman yolculuğunda geçmişten bugüne seyahat ettiler. Müesser Kurt defilesinde Zeliha Çal, Simge Ünal, Yağmur Ayaz, Açelya Kartal, Seviye İkbal Tulgar, Melike Yalnız, Melissa Aslan, Jenya Krivenko, Türkan Geyik, Duygu Çakmak, Derya Ekşioğlu ve Nazlıcan Erden gibi taçlı güzeller podyuma çıktı. Fashion art/Mesut Büyüksofuoğlunu n prodüksiyonuyla gerçekleşen defilenin saçları Sabit Akkaya ve ekibi, makyajlar ise Banu Saadet ve ekibi tarafından yapıldı. RUYİAD ve REV yönetim kurulları basına konuşan Başkan Ayla Erdim, 'Bu defile zamansız bir balkan kadını hikayesi. Nice savaş görmüş, göç yaşamış, birliğin gücüyle günümüze kadar gelmiş Balkan kadınlarını hikayesi podyuma taşındı. Tarihin günümüze seslenişine bu kez kumaşlar ve ilmekler aracı oldu' dedi. Tasarımcı Kurt, defiledeki tasarımlarla ilgili, Eski Yugoslavya'da yaşanmışlıkları olan, göçle ilgili kıyafetleri sergiledik. Kıyafetlerin her birinin farklı hikayeleri var. Kıyafetlerin temaları da farklı. Kimi göç esnasında giyilmiş, kiminin aşkı barındıran bir hikayesi var, kimi aile yadigarı. Eskiden giyilmiş ve günümüze kadar korunabilmiş bu kıyafetlere ufak dokunuşlar yaparak farklı bir yorum kattım dedi. Bir göç müzesi kurmayı hedeflediğini söyleyen Kurt, Ben son 10 yıldır Türkiye'de ciddi sayıda Rumeli insanının varlığını gördüğüm için ve elimdeki bu tarihi kıyafetlerin bir yerde toplanıp göç müzesi kurulması için bunun gibi birçok defilede yer alıyorum diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tasmektepin-kurtarilmasi-buyuk-sevinc-yaratti/", "text": "Büyükada'nın sembol mekanlarından biri olan, eski ilkokul binası Taş Mektep, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığına bağlı İBB Miras ekipleri tarafından yapılan restorasyon çalışmasının ardından geçtiğimiz hafta açıldı. Ülkemizde pek çok eserde imzası bulunan Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen Taş Mektep, 1922 yılında İstanbul Belediyesi tarafından satın alındı, 1978-1979 yıllarına kadar ilkokul ve ortaokul olarak hizmet verdi, 1987 yılında Belediye Konuk evi olarak kullanılmaya başlandı ancak 2000'li yılların başından itibaren de çürümeye terk edildi. Yapılan restorasyonla yeniden canlandırılan Taş Mektep'in açılışı 18 Haziran günü düzenlenen bir törenle açıldı. Açılışa İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, eşi Dr. Dilek İmamoğlu ile birlikte katıldı. İmamoğlu'na Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül, CHP Milletvekili Suat Özçağdaş, CHP PM üyesi Sevgi Kılıç ve İYİ Parti İBB Meclis Grup Başkanvekili İbrahim Özkan ile İBB bürokratları eşlik etti. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu açılış töreninde şunları söyledi: Adalar, başından beri bizim için unutulmaz bir hazine. Ve bu hazinenin hak ettiği değere kavuşması için, yapacağımız oldukça fazla şey var. Çünkü Adalar, sadece bir yaşam alanı değil, bir kültür hazinesi, bir tarih hazinesi. Muhteşem bir miras ve tek şartı var. Mirası, mirasyedilere değil de mirası koruyan ve geliştirenlere teslim edildiğinde, bize çok özel fırsatlar yaratan bir bölge, dedi. Adalar'ın temsil ettiği değerleri korumanın sorumlulukları olduğunu vurgulayan İmamoğlu, İstanbul'un tarihini çocuklarımıza, torunlarımıza, gelecek nesillere aktarmak da bizim sorumluluk alanlarımızın belki de ilk sıralarında bulunuyor. Bu bilinçle, Ada'nın unutulmuş, biraz da kenara itilmiş bir yapısını hak ettiği değere kavuşturmak heyecan verici. Yani Taş Mektep'i, Adalar'ın yeni kültür merkezi, bir yaşam alanı, bir buluşma yeri, güzel anıların biriktirildiği, dünyanın çok güzel sanatçılarının belki bir kısım söyleşilerinin, buluşmalarının, sergilerin olduğu bir yere dönüşmesi gerçekten heyecan verici, diyerek sürdürdü. Uzun yıllar çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalıp, metruk bir hale dönüşmüş olan Taşmektep'in kurtarılarak İstanbul'un kültür sanat yaşamına kazandırılmış olması sadece Adalılar değil İstanbul genelinde büyük sevinç yaratı. Taş Mektep, içinde sergi salonu, sanat alanları, kütüphanesi, kafesi, İstanbul Kitapçısı ve açık hava amfisiyle yeni nesil bir kültür merkezi haline dönüşecek. Burada bulunan kütüphanede, yüzlerce kitap ziyaretçilerle buluşacak Kütüphane kataloğuna çok yakında, özellikle Ada mirasını anlatan ve Ada'yla ilgili bilgi almak isteyenler için de güzel bir koleksiyon da eklenecek. Alanda oluşturulan Beltur Kafe, Taş Mektep ziyaretçilerine çok özenli lezzetler sunacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tatbiki-sergisi-ziyarete-acildi/", "text": "İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da eğitim veren en büyük Bauhaus okulu Tatbiki mezunlarının sergisi, Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde açıldı. Sergide eserleri yer alan 23 Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu mezunu ve okul arkadaşlarının katıldığı kokteyl ile açılan sergi, sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılandı. 29 Mart'a kadar her gün 08.30-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek sergide; Tatbiki'den yetişmiş, sanatsal üretimlerini bugün de Bauhaus ekolüne dayanarak sürdüren 23 Tatbiki mezunu sanatçının yapıtlarından bir seçki yer alıyor. Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi'nin 350 metrekarelik en büyük sergi salonunda açılan sergide; Prof. Dr. Günay Atalayer'in Anadolu Kadını isimli ipek ve pamuk iplikten yapılmış dokuma resim çalışması, Atıf Atalayer'in mumlama batik tekniği ile yapılmış Anadolu Tanrıçaları-2 Çatalhöyük çalışması, Mehmet Kuşçuoğlu'nun mürekkepli kalem çalışması, Altay Göker'in masif ceviz etajer çalışması, Erol Ünal'ın exlibris çalışmaları, Nişan Yeksek'in tekstil çalışması, Muhittin Köroğlu'nun illüstrasyon çalışmaları, Berrin Aksu, Defne İşçen, Esen Erdoğru Baykal, Hafize Elibollar Ortaç, Mine Arasan, Nilay Lale Yılmaz, Nilgül Şarman, Nurcan Türkoğlu, Semra Kasımoğlu, Semra Kurbanoğlu, Tuncer Ertuğrul, Tülin Hocaoğlu, Yaşar Bayraktar'ın akrilik, yağlı boya ve muhtelif karışık teknik çalışmaları, Erol Ünal, Süreyya Uygun ve Koray Dağcı'nın fotoğraf çalışmaları, İsmail Hakkı Aksu'nun İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin 1970'lerin başlangıcında Maksim Sahnesi'nde, 1976-1977'de Şan Sineması'nda, Atatürk Kültür Merkezi'nde yapılan gösterimleriyle Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının çizimlerinden oluşan eserler yer alıyor. Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu, 1 Kasım 1955'de Bakanlar Kurulu kararıyla kuruldu. 1956 yılında eğitim programını geliştirmek ve görev alacak öğretim elemanlarını belirlemek üzere, Stuttgart Akademisi'nden Profesör Adolf Schneck danışman olarak görevlendirilirdi. Okul, Dr. Adolf Schneck idaresinde toplumun yeni yaşama biçimlerini belirleyen, endüstriyel gelişmelerde sanat ve tasarımın önemli rolünün altını çizen, araştırmacı ve yenilikçi bir kurum olarak Bauhaus modeli ile kuruldu ve 1957 yılında Dekoratif Resim, Grafik Sanatlar, Seramik, Tekstil Sanatları, Mobilya ve İçmimarlık bölümleri ile Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak eğitime başladı. Almanya'dan her bölüm için gerekli sayıda uzman öğretici getirerek, Batı'nın örnek kurumlarındaki eğitim metodunun uygulanması sağlandı. Bauhaus ekolüyle kurulan kurumun hedefi, çağın gereksinim duyduğu yaratıcı, araştırmacı, yenilikçi ve uygulamacı bireyler yetiştirmekti. Başlangıçta öğrenciler, iki senelik tekniker olduktan sonra imtihanla yüksekokula geçip, Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'ndan mezun oluyordu. 1966 yılında eğitim programında yenilemeler yapılarak, dört yıllık lisans eğitimine geçildi. Okul sırasıyla İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu ve Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu isimlerini aldı. 1982'de yüksek öğretim yasası kapsamında Marmara Üniversitesi bünyesine katıldı. 1986 yılında Beşiktaş'tan Acıbadem kampüsüne taşındı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tate-muzesi-120-calisanini-daha-isten-cikariyor/", "text": "İngiltere'de bulunan dünyaca ünlü Tate Müzesi de pandemiden etkilenenler arasında. 2020 yılı boyunca 295 kişiyi işten çıkaran müze ikinci dalgada da 120 çalışanının işine son verileceğini duyurdu. İngiltere'de beş farklı güzel sanatlar galerisinin idaresini yürüten Tate Müzeler Kurumu da pandemi mağduru oldu. Küresel pandemi boyunca 295 çalışanını işten çıkaran müze, 120 kişinin işine daha son verileceğini açıkladı. Artnet. com'un haberine göre bütçe kısıtlamalarına giden Tate, 120 kişiyi, yani müze çalışanlarının yaklaşık yüzde 12'sini, işten çıkarma kararı aldı. 2020'nin büyük kısmında kapalı olan kurum pandemi nedeniyle yaklaşık 56 milyon sterlinlik gelirden oldu, yaklaşık yüzde 60'a tekabül eden bir gelir kaybına uğradı. Art Newspaper'ın haberine göre işten çıkarmalar müzeyi 4.8 milyon sterlinlik kayıptan kurtaracak. Müze Direktörü Maria Balshaw ise karardan duydukları üzünytüyü dile getirirken İşten çıkarmaları uygulamaktan başka şansımız yoktu açıklamasını yaptı. Geçtiğimiz hafta yeniden açılan müzeyi 2020 yılı sonuna kadar toplam 1 milyon kişinin ziyaret etmesi bekleniyor. Bu sayı geçtiğimiz yıl 8 milyondu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tatli-hayatin-ferayesi-colpan-ilhan/", "text": "Yeşilçam filmlerinin başrol oyuncusu, 300'e yakın filmde rol alan, Sadri Alışık'ın eşi Çolpan İlhan, oynadığı sinema filmleriyle ve Tatlı Hayat dizisindeki Feraye rolüyle hatırlanıyor. Tiyatro ve sinema oyuncusu Çolpan İlhan, vefatının 7. yılında anılıyor. Ressam ve tiyatro eğitmeni de olan İlhan, Muharrem Bedrettin İlhan ile Perihan İlhan'ın kızı olarak 8 Ağustos 1936'da İzmir'de dünyaya geldi. İzmir'de ilk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü tamamlayan İlhan, liseyi okuduğu Balıkesir'de tiyatroya başladı. İstanbul'da yatılı eğitim veren Kandilli Kız Lisesi'nden mezun olan sanatçı, İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü ile Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde eğitim aldı. Çolpan İlhan, okul arkadaşlarıyla Akademi Tiyatrosu adlı bir grup kurarak çok sayıda oyun sahneledi. Akademide sahnelediği Antigone oyunundaki performansının beğenilmesi üzerine 1957'de kamera karşısına geçtiği ilk sinema filmi olan Kamelyalı Kadında başrol oynadı. İlhan, 3 sezon çeşitli oyunlarda rol aldığı Küçük Sahne'de Münir Özkul ve Uğur Başaran ile aynı sahneyi paylaştı. Sevgili Gölge adlı oyunla profesyonel oyunculuğa adım atan İlhan, Küçük Sahne'nin dağılmasının ardından Oda Tiyatrosu'nda Tersine Dönen Şemsiye eserini sahneledi. Şair Attila İlhan'ın kız kardeşi de olan Çolpan İlhan, ağabeyinin senaryosunu yazdığı 1959 yapımı Yalnızlar Rıhtımı filminde oynadı. İlhan, filmin çekimlerde Sadri Alışık ile tanıştı ve 20 Ağustos 1959'da evlendi. Çiftin oğlu Kerem Alışık, 1960'ta dünyaya geldi. Oynadığı tiyatro oyunlarının yanı sıra 300'e yakın sinema filminde rol alan İlhan, Ömer Lütfi Akad, Safa Önal, Osman Seden, Hulki Saner ve Nejat Saydam gibi ünlü yönetmenlerle çalıştı. Yeşilçam filmlerinde 1970'e kadar çok sayıda başrol oynayan İlhan, 1976'dan sonra sinemaya bir süre ara verdi. Eşi Sadri Alışık 1995'te hayatını kaybettikten sonra 1997'de Sadri Alışık Tiyatrosu'nu açan İlhan, oğlu Kerem Alışık ile birlikte kurduğu Sadri Alışık Kültür Merkezi'nde sanatçı gençlere destek oldu. Çolpan İlhan, 1998'de Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Tatlı Hayat dizisinde oynadığı Feraye rolüyle 2001'de televizyon izleyicisinin beğenisini kazanan oyuncu, 25 Temmuz 2014'te hayatını kaybetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tazegul-egilmez-in-karabagdan-uskudara-uzanan-fotografcilik-hikayesi/", "text": "Karabağ Savaşı'nda ailesinden koparak Üsküdar'a gelen Azerbaycanlı Tazegül Eğilmez'in vizörü 25 yıldır hiç durmuyor. Üsküdar'da Foto Gül isimli fotoğrafçı dükkanının sahibi 60 yaşındaki Tazegül Eğilmez, 28 Şubat döneminde başı açık fotoğraf istenen öğrencilere yardım etmek için fotoğrafçılık yapmaya başladı. Üniversitelerde başörtülü öğrencilerin kampüs içinde dolaşmaları yasaklanırken, post-modern darbe sürecinde okullara kayıt yaptırmak isteyen öğrenciler, başları açık veya peruk takarak fotoğraf çektirmek zorunda kaldı. O yıllarda Üsküdar'daki Foto Burak'ta eşine yardımcı olan Gül teyze de kız öğrencilere yardımcı olmak için fotoğrafçı olmaya karar verdi. Halen Üsküdar'da Foto Gül isimli dükkanında fotoğrafçılık yapan Eğilmez, ülke değiştirme serüvenini ve yaşadığı zorlukları AA muhabirine anlattı. Tazegül Eğilmez, Azerbaycan'ın Gence şehrinde 1962'de doğduğunu belirterek; Çocukluğum Rusya'nın yönetimde geçti, orada 12 yıl okudum. Daha sonra evlendim, çocuklarım oldu. 1990'lı yıllardaki Karabağ Savaşı'na kadar orada normal bir hayat yaşıyorduk. Savaşta çok zorluklar yaşadık. Geçim durumu zorluydu, iş güç yoktu. Çocuklarım çok küçüktü. Ben de geçimimi sağlamak için 1994 yılında 33 yaşındayken çocuklarımı Gence'de bırakıp, Türkiye'ye gelmeye karar verdim. Çocukları memlekette bıraktım. O zamanlar nasıl getirecektim, çok küçüklerdi diye konuştu. Eğilmez, Foto Burak'ta fotoğraf çekmeye ise 28 Şubat dönemi tesettürlü kızların ricası üzerine başladığını vurgulayarak; O zamanlar üniversiteye giden kızları başı açık istiyorlardı. Beyninin içerisine bakmıyorlar, başörtüsüyle uğraşırlar. Rusya bile bize öyle bir şey anlatmadı. Hıristiyan olmalarına rağmen öyle bir baskıları olmamıştı. Burası nasıl Müslüman ülkedir, öyle başörtüsüyle uğraşılır mı? Zoruma gitti, içimden bu kızlara hizmet edeceğim diye geçirdim. Ondan sonra kızlardan birisi de 'Teyze ne olur sen çek bizim fotoğrafımızı, burada oturuyorsun' dedi. Ben de 'Kızım baş üstüne, ben de böyle bir karar almıştım. Senin sözün de bana iğne gibi battı, bunu yapacağım' dedim. O kızlarım için fotoğrafçı oldum. Yoksa bu işi yapmazdım, çok da sevmem yani ifadelerini kullandı. Hala tesettürlü kızların dükkanına gelip, fotoğraf çektirdiğini anlatan Tazegül Eğilmez; Daha sonra Foto Burak kapandı, ben Foto Gül adında bir mekana geçtim. Yalnız başıma çalışmaya devam ediyorum ama ticari olarak bakmam ben buraya. İmkanım olsa herkese yardım etmek isterim. Çocuklarım Azerbaycan'da kaldı, evlendiler. İşleri güçleri var, başka memleketlere gittiler ama ben 30 yıldır görüşemedim onlarla. Sadece uzaktan konuşabiliyoruz. Sanki benim çocuklarım gibi değiller artık. Ben zihnen 1994'te kaldım aslında, orada o küçük çocukları ardımda bırakmak zorunda olmanın derdini hala yaşıyorum. Ama burada belki yüzlerce, binlerce kız çocuğuna yardımcı olmaya çalıştım. Bu durum biraz olsun içimi ferahlatıyor dedi. Tazegül Eğilmez, mesleğe ilk başladığında analog makinalarla çekim yapıp, karanlık odada düzenleme yaptığından da bahsederek; Daha sonra teknoloji gelişti dijitaller geldi. İlk zamanlar ona ayak uydurmakta çok zorlanırdım ama sonra öğrendim çok şükür. Eski karanlık odalarda rötuş bildiğim için Photoshop programını da kolay öğrendim. Çok fazla müdahale etmek doğru değildir, zaten fotoğrafta önemli olan doğal olmasıdır açıklamasında bulundu. Üst katında bulunan noterden çok fazla insanın fotoğraf çekmeye geldiğine değinen Eğilmez, insanların oradan genellikle tartışmalı ve gergin olarak geldiğini, fakat ayrılırken mutlu ayrıldıklarını söyledi. Çevredeki esnafla ilişkilerinin çok iyi olduğunu aktaran fotoğrafçı Gül teyze; Komşularım bana 'Sen buranın muhtarısın' diyerek şakalaşırlar. Sağ olsunlar, hepsiyle aramız iyidir ve birbirimizi sever kollarız diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tbd-2020-bilimkurgu-oyku-yarismasinin-sonuclari-belli-oldu/", "text": "Türkiye Bilişim Derneği'nin düzenlediği yirmi ikinci Bilimkurgu Öykü Yarışması sona erdi. Bu yıl 274 öykünün katıldığı yarışmada ön elemeyi geçerek finale kalan 10 öykü Asiye Bendon, Cem Kılıçarslan, Ekin Açıkgöz, Kadir Yiğit Us, Koray Özer, Seda Uyanık, Sedef Özkan ve Tevfik Uyar'dan oluşan komisyon tarafından değerlendirildi. Şehriban Genç'in Deri adlı öyküsü birincilikle ödüllendirildi. Şehriban Genç, bir adamın ölen karısının yerini alan android bir eşin trajik hikayesine konuk ediyor bizleri. Bilimkurgudaki biopunk alt türünün çağdaş bir yorumu olan öykü hem yereli hem evrenseli kavrayabilen güçlü önermesi ve yapay zekayı toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alışındaki derinlikle öne çıkıyor. Beden politikalarına yönelik güncel tartışmaları başarıyla hikayeleştiren yazar sözünü sakınmayan, cesur bir öykü armağan ediyor bizlere. Nur İpek Önder Mert'in Nemesis adlı öyküsü ikinciliğe değer bulundu. Nemesis, ekolojik bir dizi felaket sonrası dünyanın yaşanmaz hale geldiği gelecekte bir grup insanın hayata kalma mücadelesini konu alıyor. Felaket sonrası dünyayı yaratıcı imgelerle ve son derece gerçekçi bir biçimde betimleyen öykü yüksek temposu, iyi yönetilmiş gizem unsuru ve edebi yetkinliğiyle göze çarpıyor. Yazar, kurguladığı dünyanın sınıfsal çelişkilerini ve kendine has ekosistemini çarpıcı biçimde çözümlediği yetkin bir bilimkurguya imza atıyor. Meryem Demirli, Bakışlarımdan Bellidir adlı öyküsüyle üçüncülüğü elde etti. Bakışlarımdan Bellidir, genç bir kadının patriarkal bir aileye gelin olmak üzereyken başına gelenleri anlatıyor. Öngörü ve kader arasındaki ince çizgiyi bilimkurgusal motiflerle ustaca irdeleyen yazar, gelenekçi Türk aile yapısının yadırgatıcı yanlarını keskin bir gözlemle ve mizahi bir dille okuyucuya aktarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tebrikler-kovuldunuz-artik-inkilap-kitapevinde/", "text": "Sahnelerin eğlenceli yüzü, eski beyaz yakalı Kaan Sekban, sahne gösterilerini aratmayan muzip kitabı Tebrikler Kovuldunuz'un yeni baskısıyla İnkılap Kitabevi'ne Merhaba diyor! Çok sevilen kitabı Tebrikler Kovuldunuz'da üniversite yıllarından başlayarak plaza deneyimini, gemileri yakıp istifa edişini, ilk talk-show'unu ve ilk sahne deneyimini anlatan Sekban, İnkılap Kitabevi'nden çıkacak yeni kitabının hazırlıklarını da sürdürüyor. Kaan Sekban'ın çok satan ve yayımlandığı yıl, Yılın En İyi İK-Yönetim-Liderlik Kitabı ödülünü kazanan otobiyografik kitabı Tebrikler Kovuldunuz, yeni kapak tasarımı ve İnkılap Kitabevi etiketli yeni baskısıyla yeniden okurlarla buluşuyor. 10 yıl boyunca kurumsal hayatta bir plaza insanı olarak çalıştıktan sonra beyaz yakalı hayata veda eden Kaan Sekban, stand-up gösterilerinde adeta kahkaha tufanı yaratıyor. Sahne gösterilerini aratmayan lezzetli ve muzip kitabı Tebrikler Kovuldunuz'da da Sekban, hem beyaz yakalı dünyasından komedyenliğe uzanan serüvenini hem de plaza hayatının perde arkasını anlatırken okurlara bol kahkaha vaat ediyor. İlk gençlik yıllarında bankacılık ve plaza dünyasının hayaliyle yanıp tutuşan bir genç... Bulduğu ilk fırsatta kendini bir bankanın çağrı merkezinin kapısından içeri atıverir. Bu dünyada aldığı ilk ödül, gofret ve meyve suyudur. O bununla yetinmez elbet, iflah olmaz bir ödül avcısıdır. Bu azimli ofis kahramanı, hayallerinin peşinden koşmaya başlar. Dört tarafı, onu en yükseldiği anlarda bile aşağı çekip, enerjisini vampir gibi emmek için dünyaya gelmiş dostmanlarla doludur. Hayallere koşarken ödenen bedelleri arka fonuna alan bu eşsiz eser, aynı zamanda iş hayatını gözlerinde aşırı büyüten ve bir an önce o topuklu ayakkabıları, takım elbiseleri giymek için şafak sayar gibi gün sayan; gerçekte kendilerini bekleyen maceralardan bihaber; işletme, kariyer ve ekonomi kulüplerinin gediklisi olmuş üniversite gençliği için de bir başucu kitabı niteliğinde. Gofret ve meyve suyuyla başlayıp Yılın En İyi Stand-Up Sanatçısı'na uzanan ödüller yolculuğu hızla devam eden Kaan Sekban'ın eğlenceli kitabı Tebrikler Kovuldunuz, İnkılap Kitabevi etiketiyle raflarda, inkilap. com, dr. com. tr ve kitapyurdu. com adreslerinde! 1983'te İstanbul'da doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudu. Konsolos olamadı. Bahçeşehir Üniversitesi'nde Marka Yönetimi üzerine yüksek lisans yaptı. Bankaya girdi. 10 yıl bankada çalıştı. Yine de bankacı olamadı. Oyuncu olmak için istifa etti, Amerika'ya gitti, oyunculuk okudu. Oscar alamadı, Türkiye'ye geldi. Henüz Altın Portakal'ı yok. Altın Kelebek'i de. Evinde talk show, orada burada stand-up, şirketlerde konuşma yapıyor. Torunlarına yetecek kadar umudu ve kıtalar ötesi hayalleri var."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tehdit-altindaki-kugu/", "text": "Hollandalı Barok Ressam Jan Asselijn 1610'da Dieppe'de doğmuştur. 1621'de ailesi ile Fransa'dan Amsterdam'a geçmiş ve Esaias Van de Velde'nin öğrencisi olmuştur. Daha sonra yaklaşık 7 yıl kaldığı Roma'da Hollandalı Ressamların kurduğu Schilderbent üyesi olmuştur. Manzara konusunda Claude Lorrain figürler konusunda ve Pieter van Laer'den etkilenmiştir. Jan Both ve Jan Baptist Weenix ile birlikte İtalyan Hollanda etkileşiminin en önemli figürlerinden sayılmaktadır. Rembrandt ile arkadaş olduğu düşünülmektedir. Ayrıca İtalyan peyzaj ressamı olan Frederick de Moucheron öğrencileri arasındadır. 1644-1647 arasında Fransada Patel ve Swanevelt'in yanında Lambert hükümet binasının yapımında çalıştı. Büyük bir şiirselliği olan, İtalyan üslubunda bir manzara türü geliştirmiştir. Claude Lorraine tarzında taze ve net manzaralar çizen ilk Hollandalı ressamlardan biridir. Asselijn'in resimleri Amsterdam'da büyük ilgi görmüş ve birçok eseri şehir müzelerindedir. Kabaran Kuğu tablosu, Asselijn öyle bir amaçla yapmamasına rağmen, Hollanda ulusal direncinin bir sembolü oldu. Resmin daha sonraki sahipleri tarafından yumurtalardan birinde Hollanda ve yuvaya tehdit eden köpeğin yanında bulunana da Devlet Düşmanı da dahil olmak üzere birçok ek yapılmıştır. Resmin bazı kısımları olan alçakta asılı bulutlar, köpek ve düz görünümlü yumurtalar gibi kuğudan daha az gerçekçidir. Resim 1640'lara tarihlenmektedir. Asselijn'in en ünlü eseri olarak kabul edilir ve Rijksmuseum'da bulunmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/teksin-ozguz-ani-sergisi/", "text": "Geçtiğimiz yıl beklenmedik bir zamanda yitirdiğimiz Ressam Teksin Özgüz anısına bir sergi düzenlendi. Sanatçının hem kendi ürettiği hem de koleksiyonunda yer alan eserlerden bir bölümünün yer aldığı sergi, sanatseverlerden büyük ilgi gördü. Caddebostan Kültür Merkezi'nde 3 Şubat günü düzenlenen bir kokteyl ile açılışı yapılan sergiye, pandemi şartlarına rağmen sanat çevrelerinden yoğun bir katılım oldu. Türkiye'nin en eski galeristlerinden Mine Gülener'in önerisiyle gerçekleşen serginin organizasyonunu, Teksin Özgüz'ün adeta üzerine titreyerek yetiştirdiği ressam kızı Ebru Özgüz Çelik yaptı. Serginin açılışında bir konuşma yapan Ebru Özgüz Çelik; Sevgili annem fiziken aranızda değilse bile şu an bizleri hissettiğini hissediyorum. Eminim sizler de hissediyorsunuzdur. 'Bu serginin yapılmasını isterdi' düşüncesinden yola çıkarak sergiyi hazırlamaya çalıştık. Tabi ki onun kadar başarılı olma şansımız yoktu. Yine de siz onu çok seven dostları ile birlikte onu böyle bir sergiyle anmak, bana da iyi geldi. Bu serginin hazırlanmasında emeği geçenlere ve siz değerli dostlarımıza katılımlarınız için ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum dedi. Sergiye katılan isimler arasında, Teksin Özgüz 'ün çok yakın dostlarından Sunay Akın da vardı. Beni resim yapmaya zorladı, bana sanatı sevdirdi. Onu her daim şükran ve minnet duygularıyla anıyorum diyerek başladığı konuşmasında Akın; Hayat kısa, sanat uzun dostlar. Ölmek diye bir şey yok. Şu güzel eserleri yaratan bir insan nasıl yok olabilir ki? O çok güzel şeyler yaptı, önemli izler bıraktı. Işığıyla her zaman var olacaktır hayatımızda ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/teksin-sanat-galerisidiyalog-sergisiyle-iaaf-istanbulda/", "text": "Teksin Sanat Galerisi, 3-7 Kasım 2021 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi'nde bu yıl 2. si gerçekleşecek olan IAAF Istanbul Fuarı'na, 'Diyalog' sergisiyle katılıyor. Teksin Özgüz'ün resimleri, renkli ve duyarlı bir üslubun çeşitlemeleri olarak birbirine bağlanıyor. Nesnelere kendi duygu ve ruhsal etkinliğini yükleyerek, dış dünyanın keyfilik ve korkusundan kurtaracak olan huzur noktasını bulmaya çalışıyor. Sanatçı enerjisini, olaylara bağlı olarak ruhunda daha güzel bir dünya yaratarak, geometrik formlu soyut peyzaj resimlerle görüntüleyerek bir sanatçı bakışı ve hayal gücüyle doğada olmayan duyguları da resme katıyor. Ebru Özgüz Çelik ise resimlerinin içeriğini şöyle ifade ediyor:. Kurgu olmayan ve kurgu arasında gidip gelebilme yeteneğimiz, benzer bir değişimin ilerleme mi yoksa gerileme mi olduğuna bakmadan başka dünyalar hayal etmekte, yaratıcı olmakta, ortaya farklı toplumsal modeller koymakta veya ekolojik konuları ele almakta yaşamsal bir önem taşır. Resimlerde yansıtılan, kurgu ile kurgu olmayan arasında gidip gelen görüntüler de, hayal kurmayı ve bu hayalden yaratıcılığa ve başka dünyalara ulaşmayı amaçlıyor. Sandro Boticelli'nin dediği gibi sanat aslında dünyayı bir kez daha ifade etmektir, dünyaya hem benzer, hem de benzemez."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/temsiliyet-ve-somurgeci-soylemin-anlati-insasi-guc-odagi/", "text": "Salt Galata'nın Ardışık programı, sanat pratiğini İstanbul ve Beyrut'ta sürdüren Barış Doğrusöz'ün 2017'den bu yana üzerinde çalıştığı, Deyrizor şehrinde yer alan Dura-Europos'un ekonomik ve siyasi tarihiyle kültürünü inceleyen video üçlemesi Güç Odağı ile başladı. Arkeolojik sit alanının yeniden canlandırmasına dayanan ve ilk kez Ardışık programı kapsamında sunulan Barış Doğrusöz'ün çoklu medya enstalasyonu, müzecilik ve arkeoloji temelinde harabe estetiği, temsiliyet ve sömürgeci söylemin anlatı inşasına bakıyor. Üçlemenin ilk videosu Sandstorm and the Oblivion (2017), ilk sakinlerinin kale anlamına gelen Dura, Yunanlıların da Europos adını verdiği; dil, din ve kültür çeşitliliğine sahip kentin kuşatılması, düşüşü ve gün yüzüne çıkarılmasının izini sürüyor. Doğrusöz, gerçek ve mecazi anlamda kazı eylemine odaklanarak sit alanını hakikat ve kurgu arası bir bağlamda kavramsallaştırıyor. Beneath Crowded Skies (2019), bilimsel kazı sürecinin yanı sıra, son on yılda bölgedeki askeri harekatlar ve militan yapılanmaları üzerinden, kentin asırlar boyu belli aralıklarla maruz kaldığı kuşatmalara dikkati çekiyor. Ardışık programı için 2020'de tamamlanan Cross-Pollinated ise, bir kültür mirası olarak sit alanlarının gözetlenebilirliğini sorguluyor. Ardışık programı kapsamında Barış Doğrusöz'den sonra, Deniz Gül, Volkan Aslan, Aykan Safoğlu ile Fatma Belkıs ve Onur Gökmen, 2021 yılında, SALT Galata'da art arda dört bağımsız sunum daha gerçekleştirilecek. Kolektif hafızayı tanımlayan verileri yeniden kurgulayıp yorumlayan; tarih anlatısını şekillendiren mekan, zaman ve sistemleri irdeleyen Doğrusöz'ün Güç Odağı video üçlemesi, 28 Mart'a kadar SALT Galata'nın -1 katında ziyaret edilebilir. Sunum paralelinde düzenlenecek çevrimiçi konuşma, atölye ve gösterim programları ise saltonline. org'dan takip edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tenor-murat-karahandan-yeni-yil-konseri/", "text": "İş Sanat'ın bu yıl merakla beklenen Yeni Yıl Konseri'nin konuğu dünyaca ünlü tenor Murat Karahan olacak. Tenor Murat Karahan, İş Sanat'ın bu yıl merakla beklenen Yeni Yıl Konseri'nde sahne alacak. Yeni Yıl Konseri'nde Limak Filarmoni Orkestrası ünlü tenor Murat Karahan'a eşlik edecek. Konserde tenor Murat Karahan özel hazırladığı programla yer alacak. Orkestra şefi Erol Erdinç yönetimindeki Limak Filarmoni Orkestrası'nın ünlü tenora eşlik ettiği konserde Nessun Dorma, Voce a notte, Canta pe me Shape Of My Heart, Beni Yak Kendini Yak, Allı Turnam ve Nazende Sevgilim gibi sevilen eserler seslendirilecek. Seyircisiz olarak Bilkent Konser Salonu'nda kaydedilen konser 31 Aralık Perşembe akşamı 20.30'da yayımlanacak. Letonya Ulusal Operası'ndan dünyaca ünlü Moskova Bolşoy Tiyatrosu'na, Berlin Deutsche Oper, Viyana Wiener Staatsoper, Münih Bayerische Staatoper, Napoli San Carlo, Arena Di Verona, Teatro Regio di Parma, Teatro Filarmonico Verona ve Fransa Limoges ile Reims operalarına yüzlerce kez klasik operaların başrollerinde yer alan Murat Karahan, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği ve popüler şarkıları başarılı senfonik icralarıyla tanınıyor. Karahan ayrıca Devlet Opera ve Balesi Genel Sanat Yönetmeni ve Genel Müdürü olarak görev yapıyor. Piyanist İklim Tamkan ile mezzo soprano Senem Demircioğlu 4 Aralık'ta bir konserle klasik müzik dinleyicilerinin karşısına çıkacak. İş Sanat Masal Tiyatrosu'nda canlandırılan Alaaddin, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Çizmeli Kedi, Mutlu Prens ve Karlar Kraliçesi her pazar çocuklarla buluşacak. İş Sanat Okuma Tiyatrosu'nda Othello, Ayı, Kuru Gürültü ve Bir Yaz Gecesi Rüyası eserlerinden bazı bölümler oyuncular tarafından seslendirilecek. Melihat Gülses 12 Aralık'ta Türk Sanat Müziği rüzgarı estirecek. İş Sanat'ın bir klasik haline gelen dinletilerinin bu ayki konuğu ise Nazım Hikmet şiirleri olacak. Yazarların kitaplarından bölümler okuduğu Yazarının Sesinden serisi; Ebru Cündübeyoğlu, Yavuz Ekinci ve Sinan Tuzcu ile devam edecek. Semplice Quartet, Beethoven'ın 250. doğum yılına özel bir konserle 17 Aralık'ta dinleyicilerle buluşacak. Piyanist Iraz Yıldız 21 Aralık'ta klasik müzik severlerin karşısına çıkacak. Seyircisiz kaydedilen etkinlikler, İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden sezon boyunca ücretsiz izlenebilecek. İklim Tamkan ve Senem Demircioğlu'dan klasik müzik şöleni. Piyanist İklim Tamkan ile mezzosoprano Senem Demircioğlu Jacques Duphly, Johann Mattheson, Jules Massenet ve Gabriel Faure gibi bestecilerin eserlerinin yer aldığı bir baroktan romantik dönem eserlerine uzanan bir programla İş Sanat'a konuk olacak. Konser 4 Aralık Cuma akşamı 20.30'da yayımlanacak. İş Sanat Masal Tiyatrosu, küçük sanatseverleri eğlenceli bir serüvene çıkarıyor. Lerzan Pamir'in yönetmenliğinde, oyuncular Aslı Tandoğan, Anıl Altınöz ve Mert Aydın'ın canlandırdığı dünyaca ünlü masallar çocuklarla buluşuyor. 6 Aralık'ta Alaaddin, 13 Aralık'ta Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, 20 Aralık'ta Çizmeli Kedi, 27 Aralık'ta ise Mutlu Prens yayında olacak. Masallar saat 15.00'ten itibaren izlenebilecek. Melihat Gülses nostalji rüzgarı estirecek. Türk Sanat Müziği yorumcusu Melihat Gülses, İş Kuleleri Salonu'nda kayda alınan performansıyla dijital platformlarda sanatseverlerle buluşacak. Aralarında 'İstanbul'dan Atina'ya Türküler', 'Hüznün Hikayesi', 'Narçiçeğim', 'Tuna'ya Hasret' ve 'Senden Uzakta'nın bulunduğu pek çok albüme imza atan sanatçı, İş Sanat için özel bir repertuvarla izleyici karşısına çıkacak. Konser 12 Aralık Perşembe akşamı 20.30'dan itibaren yayında olacak. İş Sanat'ın gelenekselleşmiş dinletileri çevrim içi devam ediyor. Nazım Hikmet'in 1940'larda yazdığı Memleketimden İnsan Manzaraları şaheserinden seçilmiş şiirlerden oluşan dinletide şiirleri Tilbe Saran, Hümay Güldağ, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek seslendirecek. Etkinlik 14 Aralık Pazartesi akşamı 20.30'da edebiyatseverlerle buluşacak. 21. sezonda modern Türk edebiyatının farklı kalemleri İş Sanat'ta izleyicilerle buluşmaya devam ediyor. 7 Aralık'ta Ebru Cündübeyoğlu'nun Ferda, 21 Aralık'ta Yavuz Ekinci'nin Bana İsmail Deyin, 28 Aralık'ta Sinan Tuzcu'nun Böcek isimli kitaplarında seslendirdikleri bölümler ile devam edecek. Sezon boyunca yayında olacak seriye Haydar Ergülen İdilikler, Aslı Tohumcu Abis ve Ali Akay Seza Paker Rekleksif Akışkanlıklar adlı eserleriyle konuk olacak. Oda müziği kariyerlerini özveriyle sürdüren Semplice Quartet, Beethoven'ın 250. doğum yılına özel bir konserle besteciyi anıyor. Murat Anıl Erginol, Deniz Toygür Conus, Pınar Dinçer ve Burak Ayrancı'dan oluşan topluluğun İyi ki Doğdun Beethoven başlıklı konseri 17 Aralık Perşembe akşamı 20.30'da yayımlanacak. Piyanist Iraz Yıldız, 21 Aralık Pazartesi akşamı 20.30'da, sanatseverlerin karşısına özel bir performans ile çıkacak. Yıldız, J. S. Bach, F. Chopin ve L. Van Beethoven'ın klasiklerinden oluşan bir seçkiyi icra edecek. Piyano çalışmalarına 6 yaşında Çağla Çoker ile başlayan Iraz Yıldız, 2006-2009 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuarı'nda Yuriy Sayutkin'in öğrencisi oldu. 10. Uluslararası Antalya Piyano Festivali Genç Yetenekler Konseri ile Bodrum D-Marin Turgut Reis 6. Uluslararası Klasik Müzik Festivali'ne katılan Yıldız, 2009 yılında Şef Vladimir Spivakov tarafından Moskova'da gerçekleşen Uluslararası Müzik Festivali'ne davet edildi. 2015 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik Hazırlık Lisesi'nden mezun olduktan sonra, 2015-2017 yıllarında eğitimini Brüksel Kraliyet Konservatuvarı'nda Prof. Boyan Vodenitcharov ile sürdürdü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tentenin-yaraticisi-hergenin-orijinal-resmi-32-milyon-avroya-satildi/", "text": "Belçikalı çizgi roman yazarı 'Herge'nin yarattığı Tenten kahramanını konu alan ve kendisi tarafından yapılan bir resim açık artırmada 3,2 milyon Avro'ya satıldı. Belçikalı çizgi roman yazarı 'Herge'nin yarattığı Tenten kahramanını konu alan ve kendisi tarafından yapılan bir resim açık artırmada 3,2 milyon Avro'ya satıldı. Guaj, suluboya ve mürekkep kullanılan resimde Tenten ve köpeği, porselen bir vazo içinde bir ejderhadan saklanmaya çalışırken görülüyor. Herge, bu resmi, beşinci Tenten kitabı Mavi Lotus'un kapağı olarak tasarlamış, ancak maliyeti yükselteceği gerekçesiyle yayınevi reddetmişti. Daha sonra resmin yalınlaştırılmış bir versiyonu kapakta kullanıldı. Perşembe günü Paris'te Artcurial müzayede salonunda 2,6 milyon Avro'ya alıcı bulan resmin, komsiyon ve diğer masraflarla birlikte toplam maliyeti 3,2 milyon Avro'ya ulaştı. 2014'te Tenten'in 1937 tarihli iki sayfalık bir ilüstrasyonu, komisyon dahil 2,65 milyon Avro'ya satılmıştı. Tenten'in 1931'de Japon işgali sırasında Çin'e seyahatini konu alan Mavi Lotus ilk olarak 1936'da yayımlandı. Kitaplarında Herge mahlasını kullanan ünlü ilüstratör Geroges Remi, Tenten kahramanını 1920'lerde yaratmıştı. Tenten serisi onlarca dile tercüme edilerek 200 milyondan fazla sattı. Tenten ayrıca Hollywood filmine ve operaya da uyarlandı. Her kitapta dünyanın başka bir köşesinde macera peşinde koşan genç muhabir Tenten, dünyanın en çok okunan çizgi romanlarından biri oldu. Serinin 1920'lerde yayımlanan Tenten Kongo'da adlı kitabı, siyah Afrikalıların resmediliş biçimi nedeniyle tartışmalara yol açmıştı. Tenten'in 1983 yılında ölen çizeri Herge, kitabın o dönemde var olan önyargıları yansıttığını söylemişti. 2000'li yıllarda, İngiltere'deki Irk Eşitliği Komisyonu, aynı kitabın yasaklanmasını istemişti. Komisyon, kitabın çirkin bir ırkçı önyargıyı yansıtan resim ve sözler içerdiğini söylemişti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/teoman-sudorun-egenin-dusleri-sergisi-baskentte/", "text": "JLL Türkiye tarafından yönetilen Başkentin önde gelen alışveriş merkezlerinden Next Level AVM, bünyesinde bulundurduğu Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi'nde çok değerli sanatçıların kıymetli eserlerine ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Sanat yaşamında 55 yılı geride bırakan, Türk resim sanatının duayen isimlerinden Teoman Südor'un, Ege'nin Düşleri isimli kişisel resim sergisi sanatseverleri ağırlamaya başladı. Eserlerinde doğa, ışık ve felsefe üzerine yoğunlaşan Südor, dağları, denizleri, bulutları ve gökyüzünü kendi bakış açısıyla sürrealist bir üslupla yorumluyor. Ege'nin Düşleri, sanatçının her sergisinde olduğu gibi bir önceki sergisinin devamı niteliğini taşıyor ve sanatçının 55 yıldır ürettiği yapıtlar, yaşamın düşünsel algısını oluşturuyor. Yurtiçinde 70'e yakın, yurtdışında ise 9 kişisel sergi açmış olan Südor, yurtdışı da dahil olmak üzere 20'den fazla, bienal ve trienale katılmış, sayısız sergide yer almıştır. Yapıtları yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda koleksiyonda yer alan ve müzelerde bulunan sanatçının birçok ödülü bulunuyor. Gök, ufuk çizgisi ve denizin kendi hayatının özeti olduğuna vurgu yapan Teoman Südor'un ''Ege'nin Düşleri'' isimli resim sergisi 30 Nisan 2022 tarihine kadar Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi'nde görülebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/terorden-arindirilan-hakkarideki-sat-buzul-gollerinde-renkli-festival/", "text": "Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde güvenlik güçlerince düzenlenen başarılı operasyonlarla terörden temizlenen 3 bin 400 rakımlı Cilo Dağları'ndaki Sat Buzul Gölleri'nde ikincisi gerçekleştirilen Doğa Sporları Festivali renkli geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Resmi Gazete'de yayımlanan kararı kapsamında Milli Park ilan edilen Yüksekova'da bulunan İkiyaka Dağları'ndaki Sat Buzul Gölleri, kültür, sanat ve sportif faaliyetlerle şenleniyor. Bölgedeki doğal güzellikleri turizme kazandırmak ve bölgenin tanıtımına katkı sunmak için Valiliğin desteğiyle Cilo Sat Gölleri ve Buzulları Dağcılık ve Doğa Sporları Derneğince ikincisi düzenlenen festival renkli geçti. Yerli ve yabancı 1000'e yakın doğasever ve sporcunun katıldığı festivalde, akşam saatlerinde yakılan kamp ateşi etrafında toplanan kampçılar, Türkçe ve Kürkçe Türküler eşliğinde halay çekerek eğlendi. Yoğun ilgi gören festivalde, trekking, yamaç paraşütü, kano, yüzme ve dağ bisikleti gibi etkinlikler de gerçekleştirildi. Vali ve Belediye Başkan Vekili İdris Akbıyık, beraberinde Yüksekova 3. Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Muammer Alper, Yüksekova Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Osman Doğramacı, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ahmet Kavukçu, AK Parti İl Başkanı Abdulmuttalip Özbek ve bazı kurum amirleri ile festival alanını ziyaret etti. Akbıyık, burada yaptığı konuşmada, CİSAD ile bölgede doğa sporları festivalinin ikincisini düzenlediklerini söyledi. Festivalde emeği geçen herkese ve katılımcılara teşekkür eden Akbıyık, Türkiye'nin her yerinden bu güzellikleri görmek için buraya gelen vatandaşlarımıza da teşekkür ediyorum. Buralar bir zamanlar maalesef Hakkariliye, Kürt'e, Türk'e, Türkiye'ye kötülük yapmak isteyen terör örgütünün cirit attığı, eğitim yaptığı yerlerdi. Ama çok şükür bugün ne Hakkari'de ne bu dağlarda 3 bin 500 rakımda terörün 't'sinden dahi söz edilemez. Bir tane dahi terörist buralarda bulunmuyor. İnşallah tam manasıyla bir terörist dahi kalmayana kadar güvenlik güçlerimizle, Hakkari halkıyla beraber mücadele edeceğiz. dedi. CİSAD Başkanı Azad Ölmez de dernek olarak kentteki doğal güzelliklerini Türkiye'ye ve dünyaya tanıtmayı amaçladıklarını anlattı. İlk festivali 2018'de 150 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiklerini anımsatan Ölmez, Bu yıl da 800'ü aşkın katılımcımız oldu. Bunların 400'ü il dışından geldi. Ülkenin birçok şehrinden katılım oldu. Gayet güzel bir festival oluyor. diye konuştu. Festivale İzmir'den katılan Ayşe Kartal da bölgenin görülmeye değer bir yer olduğunu belirterek, Burada bin kişiden fazla insanla birlikte çadır kurduk. Birçok dağcılık kulübüyle buradayız. Hepimiz kardeşiz, hep birlikte eğleniyoruz. 4 mevsimi bir arada yaşıyoruz. dedi. Adana'dan gelen Tuğba Özacan ise bölgeye önyargılarla geldiklerini fakat bu ön yargının yersiz olduğunu gördüklerini belirterek, Burası muhteşem, doğa harikası. Çok güzel bir atmosfer var. Güzel bir gece geçirdik. Çok farklı bir sabaha uyandık. ifadelerini kullandı. Akbıyık ve beraberindekiler, daha sonra doğaseverlerle halay çekti, kano yaptı. Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri, 112 Acil Sağlık Hizmetleri ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ekiplerinin de hazır bulunduğu festivale, Çukurca Belediye Başkanı Ensar Dündar, Gençlik ve Spor İl Müdürü Emin Yıldırım, İl Milli Eğitim Müdürü Bilal Gür, Kültür ve Turizm İl Müdürü İdris Ağacanoğlu, AFAD İl Müdürü Resul Karadeniz ve bazı sivil toplum kuruluşu temsilcileri de katıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/the-cinematic-orchestra-iksv-ve-southbank-centre-isbirligiyle-cevrimici-gosterimde/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı, önde gelen uluslararası kültür-sanat kurumlarıyla yürüttüğü işbirlikleriyle, önemli çevrimiçi sanat etkinliklerini Türkiye'den seyircilerle buluşturmaya devam ediyor. Kasım ayında çağdaş dans sahnesinin en önemli topluluklarından Netherlands Dance Theater ile yapılan gösterimlerden sonra şimdi de İngiltere'nin en önemli kültür kurumlarından Southbank Centre ile yeni bir işbirliği yapılıyor. Daha önce İstanbul'da verdiği konserlerle büyük beğeni toplayan ve İstanbul Film Festivali'nin de 2002'de bir özel gösterim için ağırladığı elektronik caz topluluğu The Cinematic Orchestra'nın, Londra Royal Festival Hall'da verdiği konserin kaydı, tüm dünyayla aynı anda, Dice platformu üzerinden 11 Aralık Cuma günü saat 12.00 ve 23.00'te izlenebilecek. İKSV, önümüzdeki dönemde de uluslararası işbirliklerine devam edecek. The Cinematic Orchestra, 11 Aralık'ta dünya çapında gösterime açılacak bu ilk çevrimiçi performansında, yeni albümleri To Believe'den parçaların yanı sıra hit şarkılarını da çalacak. The Guardian tarafından yürek parçalayacak derecede görkemli olarak tanımlanan To Believe, günümüz dünyasında hayati öneme sahip, zamansız bir soruyu araştırıyor: Gerçek nedir? Albüm, Moses Sumney, Roots Manuva, Dorian Concept, Grey Reverend ve Heidi Vogel gibi eski ve yeni ortakların katkılarına yer veriyor. Cazın derinliklerinden yola çıkıp modern elektronik prodüksiyon tekniklerinden yararlanan The Cinematic Orchestra, 1999 tarihli Motion ile adını caz tarihine altın harflerle yazdı. Floating Points, Kamasi Washington, BADBADNOTGOOD ve Olafur Arnalds gibi yeni nesil sanatçıların yolunu açmaya katkıda bulunan topluluk, Leander Ward'ın yönettiği bu konser kaydıyla ilk kez bir çevrimiçi etkinlikte müzikseverlerle buluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/the-leaders-geleneksel-bulusmasi-cvk-park-bosphorusta-yapildi/", "text": "The Leaders grubu tarafından düzenlenmekte olan geleneksel buluşmalardan biri daha gerçekleşti. İş, sanat ve bilim dünyasında gündem olan isimlerin bir araya geldiği etkinliğe, CVK Park Bopshorus Hotel ev sahipliği yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/the-leaders-sanat-galerisinde-bulustu/", "text": "Geçtiğimiz hafta Katmanlar Sergisi'ne ev sahipliği yapan Maji Art Galeri, bu kez The Leaders Grubu'nu ağırladı. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen buluşma aynı zamanda grubun ikinci büyük buluşması oldu. İlk buluşmasını The Crowne Plaza Otel'de yapan Leaders üyelerinin bu ikinci buluşması hayli renkli geçti. Gündem konularının sunumlar eşliğinde ele alındığı ve toplamda 4 saat süren toplantı, grup üyelerinden Cahit Kutman'ın şaraplarının degüstasyonu ile sonlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/the-marmara-pera-da-47-sanatcidan-genclere-destek-sergisi/", "text": "Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından 47 sanatçının katkılarıyla düzenlenen ve The Marmara Pera 'da açılan Haller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik sergisinden elde edilen gelir, Boğaziçi Değerler Burs Fonu'na aktarılacak. Haller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik sergisi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin düşlerine giden yolda gençlere destek olmayı amaçlıyor. Sergi, yapıtları yer alan sanatçıların, Selen Uçer, Gülsün Bilgehan, Deniz Yüce Başarır, Banu Zeytinoğlu, Naci Başerdem gibi iş ve sanat dünyasından ünlü isimlerin ve Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının katılımıyla The Marmara Pera 'da 1 Aralık Perşembe akşamı açıldı. Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından 47 sanatçının farklı mecralardaki yapıtlarının bir araya getirildiği sergideki eserlerin önemli bir bölümü açılış akşamı satıldı. 15 Aralık'a kadar ziyarete açık olan sergiden elde edilen gelir, Boğaziçi Değerler Burs Fonu'na aktarılıyor. Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından, Boğaziçi Üniversitesi mezunlarından Meral Kurdaş, Leyla Sürmeli ve Leyla Derya'nın öncülüğünde düzenlenen Haller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik sergisi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin düşlerine giden yolda gençlere destek olmayı amaçlıyor. Sergiye farklı mecralardaki yapıtlarıyla katılan sanatçılar, yapıtlarının satışından elde edilen gelirin önemli bir kısmını Boğaziçi Değerler Burs Fonu'na bağışlıyor. 2021 yılında 118 öğrenciye burs veren BÜMED, Haller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik sergisiyle umudu ve dayanışmayı sanatla çoğaltarak, daha fazla öğrencinin hayatına dokunabilmeyi amaçlıyor. BÜMED'in bu sene açtığı burs başvurusuna ise 1000'in üzerinde öğrencinin başvuru yapması, öğrencilerin yaşadıklarıyla düşlediklerinin oluşturduğu tezatı ortaya koyuyor. Dünyayı ve insanlık hallerini anlatan Haller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik sergisi; ziyaretçilerini düşünmeye, yeni sorular sordurmaya, anlamaya, düş kurmaya ve paylaşmaya teşvik ediyor. Sergideki yapıtlar; ekolojiden sağlığa, eğitimden yaşam hakkına uzanan pek çok alanda baş gösteren küresel ve yerel sorunlara karşı insanın direngen doğasını ön plana çıkartıyor. Giderek artan burs başvurularına kaynak yaratmak için Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından hayata geçirilen sergi; daha fazla gence destek vermeye, yaşanan gerçeklere karşı düş kurmaya, paylaşarak düşleri çoğaltmaya davet ediyor. Boğaziçi Üniversitesi mezunlarından Meral Kurdaş, Leyla Sürmeli ve Leyla Derya'nın öncülüğünde düzenlenen sergide; Ali Yaycıoğlu, Artin Demirci, Atalay Mansuroğlu, Aydemir Ökmen, Ayşenur Köksal, Aytaç Armağan, Beyza Boynudelik, Can Göknil, Cemal Erez, Cumhur Özer, Çağla Saydağ Karter, Devrim Erbil, Dilek Demirci, Doğu Çankaya, Elvan Erdin, Emre Senan, Esra Carus, Fatih Alkan, Hanefi Yeter, Işıl Güleçyüz, Jennifer Sertel Schneller, Joel Menemşe, Leyla Hancı, Leyla Sakpınar, Maria Sezer, Mehmet Güleryüz, Meryem Eroğan, Mustafa Özay, Muzaffer Akyol, Nedret Sekban, Nilgün Tüzüntürk ve Nur Koçak, Nurcan Çağlar, Okan Dedeoğlu, Onur Hastürk, Pınar Tınç, Rasin Arsebük, Ruhiye Onurel, Serap Başol, Serap Murathanoğlu Eyrenci, Shahnaz Aghayeva, Sonat Çavuşoğlu, Süleyman Çağlayan, Tuba İnal, Uğural Gafuroğlu, Yasemin Erdin Tavukçu ve Züleyha Altıntaş'ın yapıtlarının satışından elde edilecek gelirin önemli bir kısmı burs fonuna bağışlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/the-simpsons-yazari-marc-wilmore-hayatini-kaybetti/", "text": "ABD'nin en uzun soluklu çizgi dizisi The Simpsons'ın yazım ve yapım ekibinde yer alan ve bir süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden 57 yaşındaki Marc Wilmore, koronavirüse yakalanmasının ardından hayatını kaybetti. Efsane çizgi dizi The Simpsons ve komedi dizisi In Living Color'ın yazarı Marc Wilmore, koronavirüs nedeniyle 57 yaşında hayatını kaybetti. Marc Wilmore'un ölümünü komedyen olan kardeşi Larry Wilmore, Twitter hesabından duyurdu. Larry Wilmore, kardeşinin koronavirüsün yanı sıra, son birkaç yıldır diğer sağlık sorunlarıyla da mücadele ettiğini belirtti. Efsane çizgi dizi The Simpsons'ın yazım ekibine 2002 yılında dahil olan Marc Wilmore, 2015'e kadar animasyon komedi dizisinin 12 bölümünü yazdı. Wilmore, 2008'de yazdığı bölüm için Emmy ödülü almıştı. Wilmore ayrıca, 'The PJs' ve 'F Is For Family' dizilerinin yapımlarında da yer almıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/timsah-atesi-18-aralikta-zorlu-psmde/", "text": "Yapımcılığını Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment'ın yaptığı, Megan Tyler tarafından kaleme alınan ve yönetmenliğini Mehmet Ergen'in üstlendiği, Timsah Ateşinin provaları tüm hızıyla devam ediyor. 18 Aralık'ta Zorlu PSM'de gerçekleşecek prömiyerin biletleri şimdiden tükenen kara komedi oyun, zıt kutuplarda yaşayan iki kız kardeş ve çocuklarını sevgisizliğe mahkum ederek onlarda derin yaralar açmış zalim bir babanın hikayesini anlatıyor. 1989 yılında Kuzey İrlanda'da yaşayan iki kız kardeş ve babalarının çalkantılı hayatlarını konu alan Timsah Ateşi oyununda Alannah karakterini Funda Eryiğit, Fianna'yı Hazar Ergüçlü, babaları Peter Devlin'i ise Kubilay Tunçer sahneye taşıyacak. 2019 yılında Edinburgh Fringe Tiyatro Festivali'nde sahnelenen oyun Türkiye'de ilk kez seyircinin beğenisine sunulacak. Sevgisiz bir Katolik evi, kötürüm bir baba, işlemediği bir suç yüzünden 8 yıl hapis yatan asi bir kız Fianna ile dindar ablası Alannah'ın hikayesinde, temposu bir an bile olsun düşmeyen, sürreal, grotesk bir kara-komedi seyirciyle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/timur-cuceloglu-babasiyla-ilgili-kitabinin-gelirini-depremzedelere-bagislayacak/", "text": "Psikolog ve yazar Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu'nun ABD'de yaşayan oğlu Timur Cüceloğlu, babasıyla anılarını yazdığı kitabın piyasaya yeni çıkan İngilizce baskısının gelirinin büyük kısmını Türkiye'deki depremzedelere bağışlayacağını belirtti. Timur Cüceloğlu, geçen yıl yazdığı, babası ile doğa gezilerini anlatan Bir Savaşçı'dan Dersler kitabının İngilizce versiyonunu da yeni bastırarak internetten satışa sunduklarını belirterek; Bu İngilizce versiyonu için gelirlerinin bir kısmı TEMA'ya ve belki de çoğunluğu deprem yardımlarına olacak dedi. Kitabın İngilizce baskısının Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremlerin olduğu bir döneme denk geldiğini söyleyen Cüceloğlu, sözlerine şöyle devam etti: Belki de kitap hakkında konuşmak için doğru bir zamanlama değil ama bunun ABD'de Türkiye hakkında daha fazla farkındalık yaratmak için bir şans olduğunu düşünüyorum. Babamın ölümünün ikinci yıldönümü civarında, bu fırsatta üzerime düşeni yapı, p bunun olumlu olduğunu hissediyorum ve o yüzden bunu yapacağım. ABD'de Türk insanı üzerinde büyük bir etki bırakan babasını tanımak isteyen yüzlerce iş arkadaşı ve dostu olduğuna da işaret eden Timur Cüceloğlu; Bence anne babasını kaybetmiş herkes, onların mirasını sürdürmenin ehemmiyetinin çok daha önemli hale geldiğini anlıyor ifadelerini kullandı. Psikolog ve yazar Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, 16 Şubat 2021'de Beşiktaş Akatlar'daki evinde ölü bulunmuş, başlatılan soruşturma üzerine İstanbul Adlı Tip Kurumunca yapılan incelemede aort yırtılması sonucu hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Mersin'in Silifke ilçesinde doğan ve 83 yaşında hayata veda eden Cüceloğlu, ardında onlarca kitap ile sayısız makale, konferans, seminer ve televizyon programı bıraktı. Doğan Cüceloğlu'nun ABD'de yaşayan oğlu Timur Cüceloğlu da Aralık 2021'de, babası ile yaptığı doğa yürüyüşlerini anlatan Bir Savaşçı'dan Dersler adlı hatıra kitabını kaleme almıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/titanicin-tarihi-objesi-rahmi-koc-muzesinde/", "text": "Atlantik Okyanusu'nda 1912 yılında buz dağına çarparak batan transatlantik gemisi Titanic'ten çıkan karaf, Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi'nde sergileniyor. 20'nci yüzyılın en büyük deniz kazalarından biri olarak tarihe geçen Titanic, 111 yıl önce battı. Transatlantik yolcu gemisi Titanic, 10 Nisan 1912'de ABD'nin New York kentine gitmek üzere İngiltere'nin Southampton kentinden yola çıktı. Ancak bu yolculuk, geminin 15 Nisan 1912'de Kuzey Atlantik Okyanusu'nda buz dağına çarpmasının ardından trajik bir şekilde noktalandı. Yapımı tamamlandığında dünyanın en büyük buharlı yolcu gemisi olan Titanic; 269 metre uzunluk, 28 metre genişlik ve 52 bin ton ağırlığa sahipti. Binlerce insanın hayatını kaybettiği Titanic'in enkazı 1985 yılında bulundu. Filmlere, kitaplara, şarkılara konu oldu, ancak dünya çapında en büyük sesi, gemiyle aynı ismi taşıyan 1997 yapımı film getirdi. Titanic, dünya denizcilik tarihinde de önemli bir yer tutuyor. İlk ve son yolculuğunu yapan Titanic'e ait karaf, Rahmi M. Koç Müzesi Koleksiyonu'nun nadide parçalardan biri olarak öne çıkıyor. John Grinsell & Sons of Birmingham tarafından 20'nci yüzyılın başlarında üretilen karaf, Nisan 1912'de RMS Titanic'in sefer denemelerinin anısına White Star Line çalışanlarına takdim edilmişti. Ömer M. Koç tarafından müzenin kurucusu Rahmi M. Koç'a hediye edilen karaf, 22 cm yüksekliğinde. Bu özel obje, gemideki hayatı merak edenleri bir asır önceye doğru yolculuğa çıkarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tiyatro-16-ilk-oyunuyla-kadikoy-moda-sahnede/", "text": "Tiyatro-16, ilk oyunu Prima Facie ile izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 4 Ocak 2022 tarihinde Moda Sahnesi'nde ilk kez seyirci ile buluşacak oyun, 16-17 Ocak 2022 tarihlerinde ise Kültüral Performing Arts Sahnesi'nde tiyatroseverlerle buluşacak. Avustralyalı yazar Suzie Miller'in eserini, Hakan Atalay rejisiyle Olcay Yusufoğlu oynayacak. Tessa kültürlü, genç ve işinde çok iyi bir avukattır. İşçi sınıfı bir aileden gelip, tırnaklarıyla kazıya kazıya oyunun zirvesine çıkmıştır. Kovuşturur, çapraz sorgular ve kazanır. Ancak beklenmedik bir olayla kendisini bir anda eşikte, hukukun erkek gücü, ispat yükü ve ahlaki ayrımlarla boğuşurken bulur. Suzie Miller'ın ödüllü oyunu Prima Facie, seyircileri duygu, mantık ve deneyimlerimizin oyunun kurallarıyla çatışıp çelişmesinin merkezine, hukuk sistemine davet ediyor. Yüzyıllar önce inşa edilen erkek yasaların artık değişmek zorunda olduğunu bize kendi hikayesi üzerinden anlatıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tiyatro-kooperatifinden-covid-19-tedbirleri-hakkinda-aciklama/", "text": "31 Mayıs tarihinde Covid-19 salgını ile mücadele kapsamında normalleşme adımları açıklanırken, 1 yılı aşkın süredir ayakta kalma mücadelesi veren özel tiyatroların ve kültür sanat kurumlarının akıbetine yine değinilmedi! Kasım 2020'den itibaren sokağa çıkma kısıtlamalarının artırılmasıyla birlikte özel tiyatrolar, resmi olarak kapatılmamalarına rağmen yasak saatleri sebebiyle tüm fiziksel faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Bu süreçte özel tiyatrolar seyircileriyle buluşamadı ve gelir elde edemedi; fakat bu işletmelerin vergi, kira, fatura ve personel giderleri gibi tüm finansal yükümlülükleri devam etti. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve T. C. Ticaret Bakanlığı'nca sunulan ŞARTLI destekler, krizin boyutu ve süresi göz önünde bulundurulduğunda ne yazık ki yetersiz kaldı. Vardığımız noktada ekonomik, kültürel ve sosyal kalkınmaya önemli katkıları olan pek çok özel tiyatro kapandı, birçoğu da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. 1 Haziran 2021 itibarıyla KDV ve stopajlardaki düzenlemelerin de eski normale dönmesi, hali hazırda hayatta kalma mücadelesi veren özel tiyatrolar için ekonomik yıkımı daha da hızlandıracak. Covid-19 önlemleri kapsamında yapılacak tüm düzenlemelerde özel tiyatroların ve bu kurumlarda görev alan binlerce emekçinin de gözetilmesini talep ediyor; ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını sorumlu davranmaya, kalıcı ve adil çözümler üretmeye çağırıyoruz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tiyatro-kooperatifinden-yeni-talepler/", "text": "Tiyatro Kooperatifi, yaptığın basın açıklamasıyla, salgın döneminde özel tiyatrolara destek paketi açıklayan Kültür ve Turizm Bakanlığı'na yeni taleplerini iletti. Kooperatif, belirlenen tiyatroların hangi kriterlere göre seçildiği, her bir tiyatroya ne kadar bütçe verileceği gibi soruları iletmesinin yanı sıra destek için vergi veya SGK borcu olmaması şartının kaldırılmasını istedi. - Desteğin eski oyunlara verilmesinin adaletsiz oluşu, - Oyun ismini ve/veya başvurucu şirketi değiştirerek aynı oyunların tekrar destekten yararlanması, - Farklı şirketlerle yapılan başvurular sayesinde aynı tiyatronun birden çok oyunla destek alması, - Her başvurusu olumsuz sonuçlanan tiyatroların yanında her yıl kesintisiz bir şekilde destekten yararlanan tiyatroların olması, - Desteğin kapsayıcı olmaması, - Sanatsal kriterlerinin muğlak olması."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tiyatro-oyunlari-31-aralik-itibariyla-dijital-sahneye-tasinacak/", "text": "Kısa sürede pek çok oyunu arşivine katan tiyatronet. com platformu, yerli ve yabancı yazarların oyunlarını sanatseverlerin izlenimine sunacak. Dünyanın en gelişmiş dijital tiyatro portalı olma iddiasıyla yola çıkan tiyatronet, 31 Aralık'tan itibaren hizmet vermeye başlayacak. Kısa sürede pek çok oyunu arşivine katan platform, tiyatro seyircisini tiyatronet. com üzerinden ağırlayacak. Platformda yerli ve yabancı yazarların oyunları sanatseverlerin izlenimine sunulurken, sanatçılara telif ödemesi yapılacak. Yeni içeriklerle geniş bir tiyatro arşivi oluşturmayı da hedefleyen tiyatronet, tiyatro konusunda araştırma yapanlar için de kaynak vazifesi görecek. Oyuncu Onur Şenay'ı öncülüğünde hazırlanan platformun tanıtımı, Gayrettepe Kats Sahne'de gerçekleştirildi. Etkinliğe Şenay'ın yanı sıra Cemal Hünal, Kamuran Akkor, Kemal Başar katılırken, Ali Poyrazoğlu, Yasemin Yalçın ve İlyas İlbey internet aracılığıyla bağlandı. Onur Şenay, burada yaptığı konuşmada, Artık seyirciler tiyatroyla daha çabuk birleşecek. Biliyoruz ülkemiz çok büyük, her yerde tiyatrolarımız olsa da oyunlarımızı istediğimiz şekilde ulaştıramıyoruz. 'tiyatronet' sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun, oyunlarımızla daha rahat bir araya geleceksiniz. Tiyatro, daha çok sahnede keyif veren bir şey ama biz oynadığımızda varız, oynamadığımızda yokuz. Bu platform sayesinde her zaman sahnelerde olma fırsatı yakalayacağız. dedi. Cemal Hünal, Onur Şenay'la yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ilk günlerinde 14 bin kişiye Instagram üzerinden tiyatro oyunu sahnelediklerini söyledi. Bunun üzerine böyle bir fikir çıktığını aktaran Hünal, Tiyatronet, tiyatro oyunlarına erişebilmek için çok pratik, insanların kendi vakitlerinde tiyatroya ulaşabilecekleri ve arkadaşlarıyla paylaşabilecekleri bir platform. dedi. Hünal, oyunculara telif hakkı ödenecek olmasını da sektörü ileriye taşıyacak bir adım olarak nitelendirdi. Kemal Başar da platformu, çok doğru bir tiyatro yapılanması, iyi bir tiyatro örgütlenmesi şeklinde tanımladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tiyatrocular-ilginc-kostumleriyle-kovid-19a-dikkati-cekiyor/", "text": "Elazığ'da bir grup tiyatrocu, yeni tip koronavirüsü anlatan kostümle işlek caddelerde gezerek, virüsün aslında ne kadar yakınlarında olduğunu göstermeye çalışıyor. Elazığ'da bir grup tiyatrocu, giydikleri yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) anlatan kostümle işlek caddelerde, insanların yoğun olduğu bölgelerde, banka kuyruklarında ve meydanlarda gezerek, virüsün aslında ne kadar yakınlarında olduğunu gösteriyor. Almila Tiyatro Atölyesi bünyesindeki bir grup tiyatrocu, Kovid-19 salgınına dikkati çekmek amacıyla Virüs aramızda sloganıyla bir çalışma başlattı. Sanatçılar, farkındalık oluşturmak ve sosyal mesafe, maske ve hijyen kurallarına dikkati çekmek amacıyla giydikleri koronavirüs kostümüyle işlek caddelerde, insanların yoğun olduğu bölgelerde, banka kuyruklarında ve meydanlarda geziyor. Vatandaşlara salgına karşı uyarılarda bulunan ve virüsün ne kadar yakın olduğunu göstermeye çalışan sanatçılar, tiyatro gösterisinin yanı sıra mini konserler de veriyor. Almila Tiyatro Atölyesi sorumlusu Mahmut Yıldırım, AA muhabirine, ekip arkadaşlarıyla koronavirüs salgınıyla mücadeleye destek vermek için etkinlik yaptıklarını söyledi. Etkinlik kapsamında koronavirüsü çağrıştıran kostümler giyerek gezdiklerini kaydeden Yıldırım, vatandaşlardan güzel tepkiler aldıklarını belirtti. Sanatsal faaliyetlerimizi yaşadığımız sıkıntılı günlerde sosyal sorumluluk projeleri haline getirerek faydalı olmaya çalışıyoruz. diyen Yıldırım, etkinliği virüsün ne kadar yakın olduğunu, her yerde karşılarına çıkabileceğini anlatmak için yaptıklarını kaydetti. Tiyatrocu Ali Eren Coşkun da etkinlikte gitar çalan bir virüsü canlandırdığını dile getirerek, Virüse karşı insanları bilinçlendirip duyarlı olmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Amacımız virüsün insanlar arasında nasıl dolaştığını göstermek. İnsanlar birbirine ne kadar yakın durursa virüs de o kadar yakın oluyor. diye konuştu. Vatandaşlardan Şilan Özgen ise etkinliğin anlamlı ve uyarıcı olduğunu anlattı. Virüse karşı çok dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Özgen, Virüs her yerde karşımıza çıkabilir. Bizler devletin koyduğu kurallara uymak zorundayız. Tiyatrocular da dikkat çekmek için sokaklarda virüs kostümleriyle geziyor. Görünce etkilendim. ifadelerini kullandı. Esma Nur Akdemir de, Virüs kostümlü kişileri görünce içimde bir ürperti hissettim. Virüsün bizlere çok yakın olduğunu gördüm. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tiyatroda-senligi-11-kez-perde-dedi/", "text": "Sarıyer Belediye Tiyatrosu tarafından bu yıl on birincisi düzenlenen TiyatrOda Şenliği kapılarını tiyatro severlere açtı. Boğaziçi Kültür Sanat Merkezi'nde sahnelenen şenliğin ilk gösterimi olan Kürklü Venüs oyununa Sarıyerliler yoğun ilgi gösterdi. Her yıl onlarca tiyatro oyununu seyircisiyle buluşturan, birbirinden değerli sanatçıların ağırlandığı, pandemi koşulları nedeniyle onuncusu çevrimiçi yayınlanan TiyatrOda Şenliği ile Sarıyer Belediye Tiyatrosu yeniden perde dedi. Şenliğin ilk gününde, Yolcu Tiyatrosu'nun Sacher Masoch'un Kürklü Venüs adlı romanını sahneye uyarlayan yazar-yönetmen Thomas Novachek ve oyundaki Vanda Dunayev rolü için seçmelere katılan Vanda Jordan adında esrarengiz bir oyuncu arasında geçen diyalogdan oluşan tek perdelik oyunu sahnelendi. Binlerce yıllık kadın erkek ilişkilerine değinen, toplumsal cinsiyetçiliğe vurgu yapan, kadına bakış açısını irdeleyen, ilişkilerin tersine döndüğü tek perdelik oyun sonrasında sanatçılar ayakta alkışlandı. Sarıyer Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Coşkun, büyük beğeni kazanan Kürklü Venüs'ün oyuncuları Pervin Bağdat ve Ersin Umut Güler'e teşekkür ederek çiçeklerini takdim etti. 23 Şubat'ta başlayan serüven Dünya Tiyatrolar Günü olan 27 Mart'ta sona erecek TiyatrOda Şenliği boyunca sahnelenecek; Timsah Ateşi, Külrengi Sabahlar, Yeni Bir Şarkı, Bana Amy De, Gabriel'in Düşü, Can Yeleği, Baba Kız, On Saniye, Gerçek Olmasın Sakın Bu, Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü, Hoş Geldin Boyacı, Kusurlu Fırtına, İki Kişilik Hırgür, Türkland ve Cambazın Cenazesi oyunlarını Sarıyerli tiyatro severler ücretsiz olarak izleyebilecek. Bilet rezervasyonları ise cuma günleri www. sariyer. bel. tr adresinden yapılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tiyatronun-kavuklusu-sinemanin-mahmut-hocasi-munir-ozkul/", "text": "Yeşilçam'ın unutulmaz filmlerinde canlandırdığı Mahmut Hoca ve Yaşar Usta tiplemeleriyle Türk izleyicisinin kalbinde yer edinen usta oyuncu Münir Özkul'un, vefatının üzerinden 3 yıl geçti. Binbaşı İbrahim Özkul ile Hayriye Özkul çiftinin oğlu olan sanatçı, İstanbul'da 15 Ağustos 1925'te dünyaya geldi. İlk kez 1937'de Bakırköy Ortaokulu'nda ilk defa sahneye çıkan sanatçı, İstanbul Erkek Lisesi'nden mezun oldu. Usta sanatçı, 1940'ta kurulan Bakırköy Halkevi sahnesinde, Erkek Güzeli adlı oyundaki başarısıyla adını duyurdu. Muhsin Ertuğrul, İnsan ve Tiyatro Üzerine Gördüklerim adlı kitabında yer verdiği bir anısında, usta oyuncunun 12 yaşındayken sahneye çıktığı Ankara'daki bir tiyatro oyununu Cumhuriyetin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün de izlediğini belirterek, etkili bir oyunculuk sergileyen Özkul'u Atatürk'le tanıştırdığını, Mustafa Kemal Atatürk'ün Özkul'a Çocuk, çok büyük bir tiyatrocu olacaksın. dediğini aktarmıştı. Ses Tiyatrosu'nda 1948'de sahnelenen Aşk Köprüsü ile profesyonel oyunculuğa adım atan sanatçı, daha sonra Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne'ye geçti. Rol arkadaşı Mürüvvet Sim ise aynı anıyı, Münir katiyen prova yapmıyor. Sanat hayatım bitecek gibi geldi bana, epey gözyaşı döktüm. Sabaha kadar prova yaptık. Münir yine prova yapmadı. Mecburen oynadım. Benim ellerim ayaklarım bağlandı fakat Münir gitti, karşımda sanki dev bir sanatçı vardı. Piyes bitti. Herkes Münir'i tebrik etti. Ben de gittim, özür diledim ve elini öptüm. sözleriyle dile getirmişti. Usta oyuncu, 1951'de John Steinbeck'in Fareler ve İnsanlar ile John Millington Synge'in Babayiğit, 1954'te George Axelrod'un Yaz Bekarı eserlerinde, 1955'te ise John Patrick'in Çayhane eseriyle Bana Çiçek Yollama, Generalin Aşkı, Yağmurcu ve Godot'yu Beklerken adlı eserlerde rol aldı. İstanbul Şehir Tiyatroları, Ankara Devlet Tiyatrosu ve özel tiyatrolarda da görev yapan sanatçı, Sadık Şendil'in Kanlı Nigar oyunundaki rolüyle 1968'de İlhan İskender Armağanı'nı kazandı. Geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Hakkı Dümbüllü, Kel Hasan'dan devraldığı 50 yıllık simgesel kavuğunu, 1968'de Özkul'a devretti. Sanatçının Ortaoyuncular Tiyatro Topluluğu kurucusu Ferhan Şensoy'a 1989'da bıraktığı kavuk, son olarak 2020'nin eylül ayında Şevket Çoruh'a takdim edildi. Münir Özkul, Haldun Taner'in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyunundaki rolüyle 1978'de Avni Dilligil, Ulvi Uraz, İsmet Küntay ve İsmail Dümbüllü ödüllerinin sahibi oldu. Sinemada 1950'lerden itibaren görünmeye başlayan sanatçı, canlandırdığı karakterlerle büyük beğeni kazandı. Özellikle 1970'li yıllarda, kalabalık kadrolu Ertem Eğilmez filmlerinde önemli rolleri canlandırdı. Sanatçı, Hababam Sınıfı serisindeki Özel Çamlıca Lisesi'nin tatlı sert müdür yardımcısı Kel Mahmut tiplemesiyle unutulmazlar arasına girdi. Başarılı oyuncu, yönetmenliğini Sırrı Gültekin'in yaptığı 1979'da yayınlanan İbiş'in Rüyası adlı yapımla ilk kez televizyon dizisinde rol alırken, dizilerin yaygınlaşmaya başladığı 1990'lı yıllarda, Uzaylı Zekiye, Ana Kuzusu, Şaban ile Şirin ve Reyting Hamdide de oynadı. Mavi Boncuk, Aile Şerefi, Gülen Gözler, Neşeli Günler, Gırgıriye ve Görgüsüzler adlı aile filmlerinde Adile Naşit ile başrolü paylaşan ve canlandırdığı karakterlerle Türk izleyicisinin sevgisini kazanan Özkul'un Bizim Aile filmindeki, Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Sen, büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. repliği, günümüzde halen unutulmayan replikler arasında yer alıyor. Usta sanatçı, Sev Kardeşim filmindeki rolüyle 1972'de Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Erkek Karakter Oyuncu Ödülüne, Bizim Aile filminde canlandırdığı Yaşar Usta rolüyle de 1977'de Azerbaycan Film Festivali Özel Ödülü'ne değer görüldü. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali tarafından 2006'da verilen Onur Ödülü'nü alan sanatçı, 2014'te 18. Afife Tiyatro Ödülleri'nde Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü'ne, 2015'te ise Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görüldü. Başarılı oyuncu, 1980'de 40. sanat yılını, 1996'da Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen etkinlikte ise 55. sanat yılını kutladı. Hayriye, Ferdi ve Güner adlı üç çocuğu bulunan sanatçıya, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1998'de devlet sanatçısı unvanı verildi. 5 Ocak 2018'de yaşamını yitiren usta oyuncu, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gerçekleştirilen törenin ardından Bakırköy Mezarlığı'ndaki aile kabristanına defnedildi. Sinema oyuncusu Engin Çağlar, Özkul'un vefatının ardından yaptığı açıklamada, Atlas Sineması üzerindeki Küçük Sahne'nin ilk açıldığı yıllarda 'Çayhane' oyununda Münir ağabeyi seyretmiştim. Onun en iyi yıllarıydı ve sahnede ustalığını sergiliyordu. Münir Özkul, gerçekten çok iyi bir tiyatro oyuncusuydu. Sonra çok iyi bir sinema oyuncusu oldu. Beraber unutulmaz filmlerde oynadık ama onu Hababam Sınıfı'ndaki Mahmut Hoca rolü zirveye çıkardı. ifadelerini kullanmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tokattaki-komana-pontika-antik-kentinde-misir-muhru-bulundu/", "text": "Tokat'taki Komana Pontika Antik Kenti'nde sürdürülen kazı çalışmalarında Mısır mührü bulundu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Yerleşim Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Prof. Dr. Burcu Erciyas, AA muhabirine, Karadeniz Bölgesi'nin iç kesimlerinde, Yeşilırmak yayı üzerinde, bugünkü Tokat sınırları içinde kalan Komana Antik Kenti'ndeki arkeolojik çalışmaların 2004 yılından beri devam ettiğini söyledi. Kazı ve yüzey araştırması çalışmalarında 2018 sezonuna kadar Danişmend, Selçuklu, Osmanlı ve Bizans dönemlerine ait iskan tabakaları, mezar alanları ve kiliseler ortaya çıkartıldığını anlatan Erciyas, buluntuların, Komana'nın kilit pozisyonunun anlaşılmasına ışık tutuğunu vurguladı. Kaynaklara göre, Mitridat Krallığı'nın yönetiminde önemli bir kültür merkezi olan ve Roma İmparatorluğu döneminde de özerkliğini koruyan Komana Pontika, Anadolu tanrısı Ma'ya adanmış kutsal bir alandı. Aynı zamanda ticaret merkezi olan bölge, o dönemde düzenlenen festivaller, zengin pazar yeri ve kenti çevreleyen verimli arazisiyle Anadolu'nun tüm bölgelerinden ziyaretçi çekiyordu. ODTÜ ve TÜBİTAK tarafından da desteklenen Komana Pontika Arkeolojik Araştırma Projesi, Orta Karadeniz bölgesinin klasik çağ kenti Komana Pontika'nın konumunu belirlemek ve kent dokusunu anlamak amacıyla 2004 yılında uygulamaya konulmuştu. Gümenek Hamamtepe bölgesindeki yüzey araştırmalarının ardından antik kentin gün yüzüne çıkartılması için kazı çalışmaları başlatılmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tolkienin-kitaplastirilmis-makaleleri-haziran-2021de-yayinlanacak/", "text": "Dünyaca ünlü İngiliz yazar JRR Tolkien'in daha önce yayınlanmamış, Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit eserlerinin 'Orta Dünya' evreni hakkındaki makaleleri kitaplaştırılarak 2021 Haziran ayında yayınlanacak. Yüzüklerin Efendisi eserinin sahibi JRR. Tolkien'in daha önce hiç yayınlanmayan 'Orta Dünya' evreni hakkındaki makaleleri kitaplaştırılarak 2021 Haziran ayında yayınlanacak. JRR Tolkien'ın eserlerinin resmi sahibi Tolkien Varlığı tarafından onaylanan yeni koleksiyonun adı Orta Dünya'nın Doğası olacak ve Haziran ayında yayınlanacak. Bu koleksiyonun, okuyucuları The Silmarillion, Unfinished Tales ve Yüzüklerin Efendisi kitaplarına geri götüreceği ifade edildi. Tolkien'in ilk Orta Dünya hikayesi olan Hobbit, 1937'de yayınlanmıştı ve ardından 1954 ve 1955'te Yüzüklerin Efendisi serisi okuyucularla buluşmuştu. Yayıncı HarperCollins'in Yayın Müdür Yardımcısı Chris Smith, JRR Tolkien'in sonraki yıllarda Orta Dünya hakkında yazmaya devam ettiğini söyledi belirterek Orta Dünya'nın Doğası'ndaki yazılar, eşsiz yaratımını daha iyi anlamak için yaptığı yolculukları ortaya koyuyor dedi. Koleksiyon'da yayınlanacak Tolkien denemeleri, bir Tolkien uzmanı ve Elfçe Dilbilim Bursu Başkanı Carl F Hostetter tarafından yayına hazırlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/topkapi-sarayi-dunyanin-en-guzel-sarayi-secildi/", "text": "Altı asırdır İstanbul tarihi ve siluetinin ayrılmaz bir parçası olarak görenleri kendisine hayran bırakmayı başaran Topkapı Sarayı, İngiltere'de altın oran göz önünde bulundurularak yapılan bir araştırmada dünyanın en güzel sarayı seçildi. İngiltere'de money. co. uk adlı internet sitesinin yaptığı araştırmaya göre, Topkapı Sarayı İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in de yaşadığı Buckingham Sarayı da dahil olmak üzere Schönbrunn, Elhamra, Neuschwanstein gibi dünyanın dört bir yanındaki birbirinden ünlü sarayları geride bırakarak En Güzel Saray unvanının sahibi oldu. Her yıl milyonlarca turisti ağırlayan Topkapı Sarayı'nın altın oran hesaplamasında sadece yüzde 3'lük bir sapmaya sahip olduğu belirtildi. Yüzlerce yıllık tarihiyle İstanbul tarihinin ve siluetinin ayrılmaz bir parçası olmaya devam eden Topkapı Sarayı, matematiksel hesaplamalar ışığında elde edilen altın orana göre neredeyse kusursuz bir yapı olarak kabul edildi. Dünyanın en güzel sarayları araştırmasında ikinci sırada ise Hindistan'da bulunan ünlü Mysor Sarayı yer aldı. Sarayın altın oran bakımından Topkapı Sarayı'na en yakın yapı olduğu belirtildi. Çin'in başkenti Pekin'de bulunan dünyaca ünlü Yasak Şehir ise altın oran hesaplamasında yüzde 10'luk bir sapmaya sahip olarak listede üçüncü sırada yer aldı. Listenin dördüncü sırasında ise Avusturya'nın başkenti Viyana'da bulunan ünlü Schönbrunn Sarayı, Almanya'nın güneyindeki Bavyera eyaletinde bulunan Neuschwanstein Şatosu beşinci sırada yer aldı. Altın oran bakımından yüzde 30'luk bir sapmaya sahip olan Japonya'nın başkenti Tokyo'daki İmparatorluk Sarayı 6'ıncı sırada, Fransa'daki Chateau De Chambord 7'inci sırada, Vatikan'daki Papalık Sarayı 8'inci sırada, İngiliz kraliyet ailesinin ikamet ettiği Kensington Sarayı ise listenin 9'uncu sırasında yer aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/topkapi-sarayinda-beton-sivanin-altindan-500-yillik-susleme-cikti/", "text": "Topkapı Sarayı'nda Türk süsleme sanatının en eski örneklerinden 'saz yolu' üslubuna ait bezemeler bulundu. Üzeri kara beton sıva yapılarak kapatılan bezemenin 500 yıllık olduğu düşünülüyor. Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi'ne bağlı Topkapı Sarayı'nda Türk süsleme sanatının en eski örneklerinden 'saz yolu' üslubuna ait bezemeler bulundu. Hürriyet gazetesinden Ömer Erbil'in haberine göre, Saray'ın 4. avlusunda devam eden restorasyonlar sırasında tesadüfen bulunan altın varak işlemeli duvar süslemesinin Kanun Sultan Süleyman döneminde baş nakkaş Şahkulu'na ait olduğu, üzeri kara beton sıva yapılarak kapatılan nadide bezemenin 500 yıllık olduğu düşünülüyor. Osmanlı Devleti 15 ve 16. yüzyıllarda askeri ve siyasi olarak dünyada büyük bir üstünlük sağlarken mimarlık ve sanat tarihi açısından da zirve dönemlerini yaşıyordu. Kendi üslubunu oluşturma ve bunu anıtsal eserlerde kullanma becerisi de hat safhadaydı. İşte Türk süsleme sanatının en önemli ekollerinden olan Şahkulu'nun eserleri de dünya literatürüne girmişti. Özellikle saz yolu üslubunun ilk temsilcisi olan Şahkulu, Kanuni Sultan Süleyman döneminde uzun yıllar Topkapı Sarayı'nın baş nakkaşlığı görevini yürütmüş ve bu üslubu kalem işleri ve çini motiflerinde sıkça kullanmıştı. Topkapı Sarayı Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi'ne geçtikten sonra hem Kültür Bakanlığı'ndan devam eden hem de yeni belirlenen mekanlarda restorasyonlara hız kazandırıldı. Hırka-i Saadet Dairesi ile Revan Köşkü'nün arasında kalan avluyu örten tonozlu tavanda, geçtiğimiz temmuz ayında restorasyona başlanıldı. Sarayın ilk dönem yapılarından olan tonozlu yapıda 1950'li yıllarda uygulanan betonarme sıva raspalanınca altından inanılmaz bir süsleme çıktı. Sanat tarihi açısından heyecan uyandıran kalem işi bezemenin 500 senelik olduğu düşünülüyor. Restorasyon sırasında sıva dökülmesi sonucu, kara sıva altından tesadüfen çıktı. Simurg, ejder, bulut ve bitkisel motif detaylı ve altın varaklı bezemenin; üslup, büyüklük ve renk çeşitliliği açısından 'saz yolu' tekniğinin günümüze ulaşan en etkili örneği olduğu varsayılıyor. Topkapı Sarayı'nda sernakkaşlık yapan Şahkulu, Osmanlı saray nakışhanesinde yeni bir bezeme üslubu şeklinde gelişme gösteren 'saz yolu'nun ilk temsilcisi olarak biliniyor. İri, kıvrak ve sivri uçlu dilimli detaylar, yaprak ve çiçek motifleri, hayal mahsulü çeşitli orman hayvanları bu üslubun konuları arasında sayılıyor. 'Saz yolu'nda en çok kullanılan motifler arasında efsanevi hayvanlardan ejder ve simurg yer alıyor. Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Saadet Odası, Bağdat Köşkü ve Revan Köşkü çinileri ile Sünnet Odası'nın dış cephesinde görülen 'saz yolu' örnekleri, XVI. yüzyılın ortalarından XVII. yüzyılın ortalarına kadar geçerliliğini koruyor. Bu üslupla yapılmış pek çok süsleme yasa dışı yollarla ülkemizden kaçırılarak Metropolitan, Louvre, British Museum gibi müzelerin koleksiyonlarında da yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/topkapi-sarayinda-yeni-kesif/", "text": "Topkapı Sarayı'nda yapılan yeraltı araştırmalarında önemli bir arkeolojik buluntuya ulaşıldı. Roma dönemine ait olan ve 3 bölümden oluşan galerinin yağmur sularını biriktirmek için toprak altına yapılan bir sarnıç olduğu tahmin ediliyor. Topkapı Sarayı ve çevresi, Roma dönemine ait manastır, kilise, sarnıç ve benzeri birçok esere ev sahipliği yapıyor. Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı, bilim ve koruma kurulu kararları çerçevesinde Topkapı Sarayı'nın alt bahçelerinde yürütülen yeraltı çalışmaları sırasında Roma dönemine ait olduğu düşünülen arkeolojik bir galeriye ulaşıldı. Saray'ın 1. avlusunda Roma dönemine ait olduğu düşünülen galeri üç bölümden oluşuyor. Galerinin, yağmur sularını biriktirmek için toprak altına yapılan sarnıç olduğu tahmin ediliyor. Sarayın ziyaret alanını genişletme projesi kapsamında rastlanılan kalıntıya ilişkin inceleme ve araştırma çalışmaları ise devam ediyor. Buluntu hakkında bilgi veren İstanbul Milli Saraylar İdaresi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Çapoğlu, Buradaki çalışmalar Milli Saraylar İdaresi Bilim ve Değerlendirme Kurulu çerçevesinde Topkapı Sarayı'nın henüz ziyarete açılmayan alt kısımlardaki alanlarda bir peyzaj çalışması sırasında yapılan yer üstü ve yeraltı araştırmalar kapsamında bulundu. Burası Bab-ı Hümayun'dan girişte, sağ tarafa çizme kapısı diye adlandırılan kapıdan döndüğümüzde alt kısımda kalan bir galeri. Bu galerinin hemen üzerinde daha önceki yıllarda tespit edilen bir sarnıç var. Bu içinde bulunduğumuz galeri ise arkadaşlarımızın yaptığı yeraltı araştırmaları kapsamında yeni bulundu ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/topragin-yol-hikayeleri-turk-cini-sanatina-bir-yolculuk/", "text": "Türk Çini Sanatı, Anadolu uygarlığını kültürel bir miras olarak cami, köşk, saray, çeşme ve türbelerden evlerimize taşıyor. İlk örnekleri Karahanlılar'da görülen ve Osmanlı İmparatorluğunda altın çağını yaşayan bu geleneksel sanat günümüzde yeni nesil ustalarla yaşıyor. Çini sanatına gönül veren, üstat çini sanatçısı İsmail Yiğit, çark üstadı Efsane Mehmet Yıldırım ve çini sanatçısı Arzu Balkan ile öğrencileri Melike Akova, Nurgül Güldoğuş, Seval Korkmaz, Mine Girgin, Kübra Topsak, Dilek Gökçen ve Berrin Temelli Yağcı'nın 17-25 Temmuz tarihleri arasında Burhaniye Hüsnü Pazarbaşı Gençlik ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdiği Toprağın Yol Hikayeleri adlı karma sergisi Türk çini sanatını bütün ihtişamı ile geçmişten günümüze gözler önüne serdi. Türk çini sanatının son on yılına damgasını vuran bir çini sanatçısı olan İsmail Yiğit, Seramik sanatını diğer çini ustalarından farklı olarak atalarımdan almadım. Bu sanat beni büyüledi ve içine çekti. 21. yüzyılın başında Osmanlı seramiğinin ilgi uyandıracağına ve bu sanatın barışçıl bir dünya için yaşatılması gerektiğine inanıyorum, dedi. Sergiye öğrencileri ile birlikte katılan Arzu Balkan ise 'Sanat, çok uzun ve zor bir yoldur. Üstatlarla birlikte sanata ve aşka olan tutkumuzu Toprağın Yol Hikayeleri'nde yüreğimizle ve eserlerimizle anlattık, şeklinde konuştu. Hindistan, Macaristan, Fransa Umman, Almanya, Avustralya, Belçika, Lüksemburg, Güney Afrika ve Suriye'de Çark Torna Ustalığı hakkında seminerler ve uygulamalı eğitim veren, uluslararası yarışmalarda 1. ödülleri alan ve 2006'da Kütahya'nın Sevgi Yolu girişinde Çark Yapan Usta olarak heykeli yapılan Türk çini sanatının efsanesi Mehmet Yıldırım, Değerli sanatçı dostlarımla bu sergide buluşmaktan çok mutlu oldum. Geleneksel Türk sanatları bir tutku. Biz bir bayrak taşıyoruz ve gelecek nesillere emanet edeceğiz, diye konuştu. İstanbul Lale Vakfı Başkanı Salih Arslan sergiyi gezerek usta sanatçılardan bilgi aldı. Özellikle lale motifli çalışmalardan satın alarak müzede sergilemeyi düşündüğünü belitti. Açılışını Fikret Akova ve Belediye başkan yardımcısı Oktay Erbalaban'ın yaptığı sergiye çevre illerden çok sayıda sanat sever ilgi gösterdi. Burhaniye Belediye Başkanı Ali Kemal Deveciler, Sanata ve sanatçıya her zaman büyük önem veriyoruz. Geleneksel Türk Sanatları'nda bir sergiye ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyuyoruz, dedi. Tarih boyunca pek çok medeniyetin izlerini taşıyan Türk çini sanatı, zengin desenleri, canlı renkleri ve estetik dokusuyla dünyada kendine özgü bir yer edinmiştir. Kökleri Orta Asya'ya kadar uzanan bu sanat dalı, Türk kültürünün önemli bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir. Türk çini sanatının kökenleri, Orta Asya'daki Türk boylarına dayanmaktadır. Milattan önceki yüzyıllardan itibaren Türkler, çömlek ve seramik ürünleri üzerinde motiflerle süslemeye başlamışlardır. Göçebe hayatlarına rağmen sanat anlayışlarını ve zanaat becerilerini beraberlerinde taşıyan Türkler, gördükleri coğrafyalarda bu geleneği devam ettirmişlerdir. Türk çini sanatı, özellikle Selçuklu döneminde Anadolu'ya giriş yaparak burada gelişme göstermiştir. 11. yüzyılda Anadolu'yu fethederek yerleşen Selçuklu Türkleri, çini ve seramik sanatını da beraberlerinde getirmişlerdir. Bu dönemde, başta Konya ve İznik olmak üzere birçok şehirde çini atölyeleri kurulmuştur. Türk çini sanatının en parlak dönemlerinden biri, Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezi olarak İznik şehrinde yaşanmıştır. 15. ve 17. yüzyıllar arasında üretilen İznik çinileri, mavi, yeşil, turuncu ve beyaz renklerin zarif kombinasyonlarıyla ünlüdür. Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş dönemlerinde çini sanatı, saraylarda büyük bir öneme sahip olmuştur. Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı gibi Osmanlı padişahlarının ikamet ettiği yapılar, eşsiz çini süslemeleriyle donatılmıştır. Türk çini sanatı, binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan zengin bir mirası temsil etmektedir. Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan bu tarihi yolculuk, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde doruk noktasına ulaşmış, günümüzde ise kültürel bir hazine olarak yaşamaya devam etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/toro-karakoy-art-gallery-acildi/", "text": "Turizm, sanat, spor ve iş dünyasından 500'e yakın kişinin katıldığı Toro Karaköy Art Gallery'nin açılışı 26 Kasım Cumartesi günü gerçekleşti. Beyoğlu Kültür Yolu'nda şehre yeni katılan sanat galerisi, tarihi ve müstakil binada yer alıyor. Rena Travel şirketimle uzun yıllardır ayrıcalıklı turizm hizmetleri sunarak yabancı münferit gezginler ve kurumsal şirketlere hitap ediyordum. Bu hizmeti çeşitlendirmek, Türk sanatını ve Türk sanatçılarını dünyayla buluşturmak adına İstanbul'un yenilenen turizm merkezi Karaköy'de sanat girişimine imza attık. Binamızı henüz açmadan birçok kurumsal şirketle ve yabancı misafirlerle çalışmalar gerçekleştirdik. Katma değeri yüksek sanat faaliyetleriyle şehrimizde daha kaliteli bir turizm gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. 2023'te büyük üç hedefimiz var. Birincisi, harcama ortalaması yüksek sanat gruplarının rotasına Türkiye ve İstanbul'u ekleyerek organizasyonlar oluşturmak. İkincisi, kendi bünyemizdeki müstakil binamızda uluslararası bir sanat haftası düzenlemek. Üçüncüsü ise sanat ihracatı. İlk başta sıkı bağlarımızın olduğu ve aynı zamanda sanatımıza değer veren İspanya ve Latin Amerika pazarını düşünüyoruz. Türk sanatçıların eserlerini bu ülkelerdeki ofislerde, evlerde, otellerde, sanat merkezlerinde görmek ve buna vesile olmak istiyoruz. Zira bir sonraki sene hedefimiz ise İspanyolca 'Boğa' anlamına gelen 'Toro' Sanat Galerimizi, anadili İspanyolca olan bir şehirde açmak olacak. Bunun için Meksika veya İspanya'yı düşünüyoruz. Toro Karaköy Art Gallery'nin açılışında şirket ortaklarının aile dostu Tenor Berk Özbek de yer aldı. Özbek, söylediği şarkılarla herkesi mest etti. Galerinin açılışında misafirlere kokteyl hazırlığı ise Kadıköylü bir şirketten geldi. Alef Ocakbaşı ve Yeldeğirmeni Ev Yemekleri'nin işletmecisi İrem Nair'in Date Catering Organizasyon şirketinin hazırlığı, tüm davetliler tarafından beğeni topladı. 5 katlı, hatta bodrum katıyla beraber 6 katlı olan binanın giriş katı, bir sanat mağazası olarak kullanılacak. Burada hobi ve profesyonel amaçla üretim yapan seramik, çini, porselen, minyatür, suluboya vb. pahalı olmayan ve kolay taşınabilir ürünlerin satışı gerçekleştirilecek. Toprak doğada zaman içinde toplanarak bir araya gelir. Daha sora sıvı haldeyken bir kalıba dökülüp hafifçe sertleşir ve her biri sanatçının elinde farklı bir şekil alır. Yavaş yavaş kurur, pişer, derecesi artarak piştikçe ateş ona şekil verir. Var ettiğim her eser aynı malzemeden, aynı hamurdan olmasına rağmen hiç biri birbirine benzemez, toprağa şekil verirken belirli bir amacım yoktur, bir çocuk gibi oynarım toprakla ve o anın enerjisi şekil alır. Bir tasarımcı değilim, yalnızca anı ölümsüzleştiriyorum. Eserlerime düz yüzeylerde üç boyut kattığım aynalarla insanı, mekanı eserin içine dahil ediyorum. Farklı açılardan bakıldığında eser kadar mekan da değişiyor, her mekanda yeniden yaşıyor. Eserlerim evimde, atölyelerimde, sergi mekanlarında, bienallerde, müzelerde yer aldı. Kimi insanların gönüllerine, kimi insanların evlerine girdim. Eserlerimin bütününde, yaradılışın hikayesini anlatmaya çalıştım. Kimi toplum ve kitaplarda anlatıldığı gibi, insanoğlunun ilk insan Adem'in Tanrı tarafından yaratılması ve çamurla şekillendirilmesiyle başlayan yolculuğu tarih boyunca birçok aşamadan geçmiştir. Adem ilk kez var olduğunda sınırsız bir hakimiyete sahip tek varlık iken, aynı zamanda günümüze kadar insanoğlunun yaşadığı birçok deneyim ve gelişmeden mahrumdu. İşte ben; bu her tür yeniliğe ve dönüşüme hazır sınırsız gücün başlangıç noktasında, her bir yönden sonsuzluğa doğru yol alışı eserlerimde temsil ederken; eğilme, bükülme ve kapanmalar ile, gelecekteki deneyimlerin oluşturacağı dönüşümlerin ve sınırlandırmaların, yaradılışın kendi içindeki durumunu betimledim. Bugün burada bulunmam, yoktan var ettiklerimiz, şekil verdiğimiz yaşamlar sayesindedir. Hiç bir şey tesadüf değildir. Ben de eserlerim sayesinde şuan burada olmaktan onur ve mutluluk duyuyorum. Biz var olmasak da, eserlerimiz mekanlarda yaşayacaktır. İnsanların gönüllerine, evlerine girdikçe bu serüven katlanarak artacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/toro-karakoy-art-gallery-konciyano-sergisiyle-resmi-olarak-aciliyor/", "text": "Toro Karaköy Art Gallery 26 Kasım 2022 Cumartesi günü saat 15:30 da kokteyl ile açılıyor. Açılış sergisine katılan sanatçılar belli oldu. Galeri yönetiminden yapılan açıklamaya göre sergide Başak Yazıcı, Günseli Partanaz, Hüseyin Özçelik, Murat Küçükkayalı, Neşe Üremez, Orhan Kurmalı, Özge Atınç, Pelin Toğrul, Selman Altun, Sema Peyman, Serdar Okan, Sevgi Ülünçer, Tuba Merve Kaya Öztürk, Yavuz Bozkurt, Yeşim Tatar, Yusuf Tarım ve Züheyde Gökçek isimli sanatçıların eserleri sergilenecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/toro-karakoy-art-galleryde-gunesin-yeniden-dogusu-sergisi/", "text": "İstanbul'un sanat dünyasına yeni katılan sanat merkezlerinden biri olan Toro Karaköy Art Gallery geride bırakmaya hazırlandığımız 2022 yılının son sergisini sanatseverlerin beğenisine açtı. Merkezin aynı zamanda 3. karma sergiside olan bu sergide 9 sanatçının eserleri sergilenmekte. Murat Küçükkayalı'nın küratörlüğünü yaptığı sergide, Aysel Erken, Ayten Erken, Çağla Buket Karpınar, Ebru Sağlam, K. Muzaffer Gençer, Melek Uysal, Müge Yıldız, Öznur İleri Kepçe ve Sabahat Bayar'ın eserleri bulunuyor. Sergi 5 Ocak tarihine kadar Hafta içi ve cumartesi günleri dahil 10.00 ile 18.00 arasında ziyarete açık, pazar günleri ise kapalı olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/toro-karakoy-art-galleryde-gunesin-yeniden-dogusu/", "text": "Toro Karaköy Art Gallery, 24 Aralık 2022 5 Ocak 2023 tarihleri arasında Nardugan Güneşin Yeniden Doğuşu adlı karma sergiye ev sahipliği yapacak. Güneşin Yeniden Doğuşu adlı yeni karma serginin küratörlüğünü Murat Küçükkayalı yapıyor. Yüzyıllardır birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Anadolu toprakları, farklı kültürleri bir arada yaşamış, bu kültürler nesilden nesile aktarılarak dünyanın birçok yerine yayılmıştır. İçinde bulundukları yerlerin kültürüne, yaşam tarzına, coğrafi yapısına göre bazı farklılıklar göstererek de olsa devam etmiştir. Nardugan, eski Türklerde yeni yıl bayramıdır ve güneşin yeniden doğuşu anlamına gelmektedir. Eski Türklerdeki mitolojik inanca göre, gece ile gündüz arasındaki savaşı gündüzün kazanması ile büyük bir güneş doğmuş. Türkler, bu güneşi yeni bir başlangıç, yeni umut, yeni hedefler olarak düşünürler. Bu bayram, kutsal sayılan akçam ağaçlarının altında kutlanırdı ve insanlar sevinçlerini birbiriyle paylaşırdı. Geleneğin zamanla Mezopotamya'ya göçen Sümerler'e geçtiği, oradan da Anadolu aracılığıyla Eski Roma'ya kadar uzandığı düşünülmektedir. İşte bu sergi de yeni yıla yeni umutlarla güzel bir başlangıç yapmak sloganıyla düzenleniyor. Sanatçılar Aysel Erken, Ayten Erken, Sabahat Bayar, K. Muzaffer Gençer, Çağla Buket Karpınar, Öznur İleri Kepçe, Ebru Sağlam, Melek Uysal ve Müge Yıldız'ın yer aldığı sergi, 24 Aralık Cumartesi günü saat 16.00'da açılacak. Sergi, pazar günü dışında hafta içi ve cumartesi günleri 10.00 ile 18.00 arasında Toro Karaköy Art Gallery'nin Hacımimi Mahallesi Kanaryalı Sokak No:7 Karaköy İstanbul adresinde ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/toro-karakoy-art-galleryde-ilk-karma-sergi-acildi/", "text": "İstanbul'un sanat dünyasına yeni katılan Toro Karaköy Art Gallery, ilk karma sergisiyle sanat dünyasına merhaba dedi. Serginin 4 Kasım Cuma günü gerçekleşen açılış kokteylinden önce, karma sergide eseri bulunan sanatçı Serdar Okan önderliğinde müzikle meditasyon seansı yapıldı. Meditasyonun ardından sanatseverlerle buluşan sergiye katılım hayli yüksekti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/toro-karakoy-art-galleryde-karma-sergi-aciliyor/", "text": "Toro Karaköy Art Gallery'de 4 Kasım 2022 Cuma günü açılacak karma sergiye katılacak sanatçılar belli oldu. Galeri yönetiminden yapılan açıklamaya göre; sergiye Ayşem Uğur, Burak Okan, Didem Baysal, Esra Bezci, Feza Madenli Aktan, Hatice Alper, Özge Atınç, Rahime Dizdaroğlu, Rozay Nemedowa, Serdar Okan, Ülkü Alpay, Yeşim Tatar, Züheyda Gökçek ve bir alt katta kişisel sergisi de bulunan Pelin Toğrul katılacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/trabzonda-23-uluslararasi-karadeniz-tiyatro-festivali-basladi/", "text": "Trabzon'da, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nce düzenlenen 23. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali başladı. Festivalde, Richard Nash'ın yazdığı, Aclan Büyüktürkoğlu'nun çevirip yönettiği Yağmurcu adlı oyun sahnelendi. Trabzon'da, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nce düzenlenen 23. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali başladı. Atapark Haluk Ongan Sahnesi'nde düzenlenen festivalin açılışında konuşan Trabzon Devlet Tiyatrosu Müdürü Elvan Saliha Karahasan, TDT'nin sağlam ve saygın duruşuyla sadece dünya ülkeleriyle Trabzon arasında bir köprü vazifesi görmediğini, tiyatro bayrağıyla kültüre ve barışa da katkı sunduğunu söyledi. Her yeni festivalin unutulmaz bir süreç yaşattığını ifade eden Karahasan; İlk kez 1987 yılından itibaren hiç durmadan seyircisiyle buluşan müstesna kurumumuzun bu topraklara sanatı ve sanatçıyı anlatmaktan başka bir gayesi olmadı. Bugün bu coşkuyu yaşayabiliyorsak, uluslararası bir anlam taşıyan festivalimiz için heyecan duyabiliyorsak, hep birlikte başardık bunu. Bugün Türkiye'nin metrekareye en çok sanatçı ve en etkili devlet adamlarının düştüğü şehre, sanat meşalesi taşıyan bir kurumun müdürü olarak burada görev yapmaktan onur duyuyorum diye konuştu. Konuşmaların ardından festivalde Richard Nash'ın yazdığı, Aclan Büyüktürkoğlu'nun çevirip yönettiği Yağmurcu adlı oyun sahnelendi. 26 Mayıs'a kadar devam edecek festivalde, Devlet Tiyatrosu ile katılımcı ülkelerden Azerbaycan, Norveç, Kazakistan, Bulgaristan ve İtalya'nın 10 oyunu sanatseverlerle buluşacak. Oyunları izlemek isteyenler, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nün internet sitesinden bilet satın alabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tradition-of-carpet-weaving/", "text": "Tradition of carpet weaving has been a big part of the social and cultural life of Azerbaijanis for ages. The earliest examples of Azerbaijani carpets go back in time to at least the Bronze Age. Earlier carpets tend to have a more simple form, by time evolving into masterpieces with unique symbols and sophisticated techniques. Traditionally, a more classical weaving developed into using lamb's wool and silk. With the development in dyeing and spinning, carpet-makers gained a gift of freedom in the exploration of new techniques. Diving deeper in the process of production, carpet-makers were inspired to create symbols and patterns by history, folklore, spirituality and nature. And just like that, carpets reflect the formation of the history of the whole country. In Azerbaijan, carpets are classified based on their belonging to one of the schools of carpet-weaving: Baku-Absheron, Guba and Shirvan, Ganja and Gazakh, Karabakh. These schools differ from each other based on the materials, weaving methods, pattern and colors used. The uniqueness of each carpet can be noticed by a well-trained eye of the experts as even a small detail can tell them a story of the specific region, city or even a village. Among diverse Azerbaijani carpets, flat-woven and pile are the most popular. The big collection of Azerbaijani carpets can be observed at the Carpet Museum in Baku. The museum in the shape of rolled-up carpet, designed by Austrian architect Franz Janz has the largest collection of Azerbaijani carpets 6000. The carpets here date back to the 17th-20th centuries and tell us unique stories of those times. The museum is open from Tuesday to Fridays and tickets can be purchased at the museum's ticket office. An example of contemporary outlook on the carpets can be seen at the Heydar Aliyev Centre. Those are the creations of a Baku based contemporary artist who brings his unique touch to the traditional Azerbaijani carpets. Just like our ancestors, he continues their idea and legacy by adding accurate social and cultural themes into the creation of carpets. In his own way, the artist intertwines the contemporary conceptual imagery with the traditional hand-woven carpets. Faig Ahmed's imagination and unique style brought him international recognition and he was short-listed for the Jameel Art Prize 3 at the Victoria & Albert Museum in London back in 2013."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/trio-patara-bu-aksam-is-sanata-konuk-oluyor/", "text": "İş Sanat, klasik müzik konserleri kapsamında Trio Patara'yı konuk ediyor. Konser bu akşam (8 Ocak) saat 20.30'da İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarında ve internet sitesinde ücretsiz olarak izlenebilecek. İş Sanat, klasik müzik konserleri kapsamında Lelya Bayramoğulları, Aslıhan Güngör ve Nurdan Küçükekmekçi'nin 2020 yılında kurduğu Trio Patara'yı konuk ediyor. Trio Patara'nın Gabriel Faure'den Aşık Veysel'e uzanan bir repertuvarla gerçekleştireceği konser 8 Ocak saat 20.30'da İş Sanat'ın sosyal medya hesaplarında ve internet sitesinde ücretsiz olarak izlenebilecek. İş Sanat'ın ocak ayındaki diğer etkinlikleri çevrim içi izleyicilerle buluşmaya devam edecek. Şiir ve hikaye severlerin yıllardır takip ettiği dinleti serisinde 18 Ocak'ta Gülten Akın'ın şiirleri yer alacak. İş Sanat ve Milli Reasürans iş birliğinde düzenlenen ve şef Hakan Şensoy yönetimindeki Milli Reasürans Oda Orkestrası'nın konseri 21 Ocak'ta sahnede olacak. Konserin solistliğini çellist Çağ Erçağ yapacak. Uğur Önür, İsmail Çakır ve Umut Sülünoğlu Bu Muhabbet Bitmez projesiyle yöresel ezgileri 16 Ocak'ta İş Sanat sahnesine taşıyacak. Bilal Karaman Quartet ve Ülkü Aybala Sunat caz konseri 30 Ocak'ta gerçekleşecek. Dünya edebiyatından klasikleri oyuncuların sesinden dinlediğimiz Okuma Tiyatrosu'nda; 6 Ocak'ta Peer Gynt, 13 Ocak'ta Antonius ve Kleopatra yer alacak. Çocukların merakla beklediği dünyaca ünlü klasik masallar 3 Ocak'ta Rapunzel, 10 Ocak'ta 80 Günde Devr-i Alem, 17 Ocak'ta Uyuyan Güzel ve 24 Ocak'ta Fındıkkıran ile devam edecek. Yazarının Sesinden serisine 4 Ocak'ta Haydar Ergülen İdilikler, 11 Ocak'ta İnci Aral Yeşil ve 25 Ocak'ta Ethem Baran Döngel Dünya eserleriyle konuk olacak. Tüm konser ve dinletiler saat 20.30, çocuk etkinlikleri ise saat 15.00'ten itibaren yayımlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tripolis-antik-kentinde-160-santimetre-yuksekliginde-iki-bin-yillik-kanalizasyon-bulundu/", "text": "Denizli'nin Buldan ilçesindeki Tripolis Antik Kenti'nde yürütülen arkeolojik kazılarda, Roma Dönemi'ne ait 160 santimetre yüksekliğinde ve 70 santimetre genişliğinde 2 bin yıllık yeni bir kanalizasyon sistemi tespit edildi. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Tripolis Antik Kenti'nde Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahadır Duman başkanlığında yürütülen kazı çalışmaları yıl boyunca devam ediyor. Geçmişi milattan önce 3. yüzyıla kadar uzanan antik kent, bugüne sağlam ulaşan mimari yapısıyla dikkati çekiyor. Arkeolojik kazılarda, bir insanın rahatlıkla girip yürüyebileceği boyutlara sahip yeni bir kanalizasyon ve atık su sistemi bulunması heyecan yarattı. Üç bölgede aralıksız çalıştıklarını ve toprak altındaki birçok eseri bulmak için gayret sarf ettiklerini anlatan Duman, Kentin kalbi diyebileceğimiz kutsal alanda yaptığımız çalışmalarda Helenistik Dönem'e uzanan çeşitli buluntularla karşılaştık. Hemen kentin ana yollarından bir tanesi olan ve 1 kilometre uzunluğundaki Sütunlu Cadde altında da 1 metre 60 santimetre yüksekliğinde ve 70 santimetre genişliğinde bir kanalizasyon sistemi tespit edildi. Bu yıl devam eden kazılarda bir bölümünü temizledik. Devasa kanalizasyon bir insanın rahatlıkla içine girip yürüyebileceği boyutlara sahip. diye konuştu. Duman, o dönemde kentin bütün atık sularının bu ana kanalizasyon sisteminde toplanarak Buldan Çayı'na oradan da Büyük Menderes Nehri'ne aktarıldığını ifade etti. Gün yüzüne çıkarttıkları kanalizasyon sisteminin Roma mimari ve mühendisliğini ortaya koyduğunu belirten Duman, Tripolis'teki sistemin diğerlerinden farkı, kanalizasyonun sağlam olarak günümüze kadar korunmuş olması. Ana kanalizasyon sistemi, ender örneklerden birisini teşkil ediyor. O yüzden önemli. Kentin şu ana kadar tespit ettiğimiz iki tane 9 metre genişliğinde caddesi var. Hem geniş hem de temiz bir ortam sağlamak için bu sistemin yapıldığını düşünüyoruz. Biz 5 yıl içinde kazı çalışmalarını tamamladığımız tüm ana caddelerin altındaki kanalizasyon sistemlerini açmayı planlıyoruz. Oldukça sağlam olduğu için önümüzdeki yıllarda meydana gelebilecek hava olaylarında alt yapı sisteminin çalışır görmüş olacağız. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/troya-muzesine-pandemi-surecinde-1-milyon-sanal-ziyaret/", "text": "Çanakkale'de 5 bin yıllık Troya Antik Kenti girişinde bulunan 12 bin 750 metrekare kapalı alana sahip Troya Müzesi, sanal ortamda yaklaşık 1 milyon ziyaretçiye ulaştı. Çanakkale'de 5 bin yıllık geçmişe sahip Troya Antik Kenti girişinde bulunan Troya Müzesi, koronavirüs tedbirleri çerçevesinde ziyaretçilerini ağırlamaya devam ederken sanal ortamda da sanatseverlere kapılarını açıyor. Merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırlarında yer alan, 3 bin metrekarelik sergi salonları dahil 12 bin 750 metrekare kapalı alandan oluşan Troya Müzesini, 2019 yılı haziran, temmuz, ağustos, eylül ve ekimi kapsayan 5 aylık dönemde 59 bin 294 kişi ziyaret etti. Bu yılın aynı döneminde ise müze, 31 bin 718 ziyaretçiyi ağırladı. Yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) ülkede görülmeye başlamasının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığınca Troya Müzesinin internet ortamında gezilebilmesi için oluşturulan sanal müze ise yaklaşık 1 milyon ziyaretçi sayısını yakaladı. Müze Müdürü Rıdvan Gölcük, AA muhabirine, 2020 yılının ocak ve şubat aylarında müze ve ören yerlerinde, geçen senenin aynı dönemine göre artış görüldüğünü söyledi. Ocak ve şubatta bu artışımız sürmüş. Pandemi şartları sebebiyle 18 Mart'ta kapandık ve 1 Haziran'a kadar da kapalı kaldık. 1 Haziran günü ziyarete açıldığımızda, haziran ayı verilerine baktığımızda haklı olarak vatandaşımız temkinli davranmış. Gölcük, pandemi öncesinde bir sanal müzeleri olmadığını ifade ederek, Kültür ve Turizm Bakanlığımız, Türkiye'de pandemi görüldükten 10 gün sonra Troya Sanal Müzesini açtı. Açıldıktan çok kısa süre sonra 500 bin kişilik bir ziyaret yakaladı ve şimdilerde ise 1 milyona yaklaşan ziyaretçi oranı var. Yani fiziksel ve bunun yanı sıra da sanal ziyaretleri, sosyal medya ziyaretleri düşünüldüğünde toplamda alanımıza, kültüre, ören yerine, müzelerine olan ilginin pandemi öncesinin çok çok üzerinde olduğunu söylemek çok kolay. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/troyali-kadinlarin-takilari-odullu-muzede-sergileniyor/", "text": "Avrupa'dan iki prestijli ödüle layık görülen Çanakkale'deki Troya Müzesi'nde, bölgedeki arkeolojik kazılarda bulunan eserlerin yanı sıra Troyalı kadınların binlerce yıl öncesine ait göz kamaştırıcı takıları sergileniyor. Çanakkale merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırları içindeki Troya Antik Kenti'nde yer alan 9 katman, kesintisiz olarak 3000 yıldan fazla bir zamanı yansıtmasıyla Anadolu, Ege ve Balkanların buluştuğu coğrafyaya yerleşen uygarlıklardan izler taşıyor. Troya'da ilk kazılar, Alman tüccar Heinrich Schliemann tarafından 1871'de yapıldı. Schliemann, bulduğu tarihi eserleri 31 Mayıs 1873'te Atina'ya kaçırdı. Osmanlı Devleti, Schliemann'ın Atina'ya kaçırdığı eserlerin iadesi için dava açtı. 1874'te görülen davada Schliemann, 10 bin frank para cezasına çarptırıldı ancak hazinelerin iadesi sağlanamadı. Schliemann'ın ölümünün ardından Berlin'de sergilenen eserler, 2. Dünya Savaşı yıllarında Rusya'ya götürüldü. Çeşitli ülkelerde 40 koleksiyon ve müzeye dağılan, büyük bölümü Rusya'daki Puşkin ve St. Petersburg müzelerinde bulunan eserlerden bazıları, Türkiye'nin diplomatik çabaları sonucu geri alındı. Antik kentin girişinde 2019'da açılan Troya Müzesi'nde sergilenen eserler arasında, sonraki yıllarda Troya'daki kazılarda bulunanların, işçi hazineleri olarak adlandırılanların yanı sıra ABD'deki Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi'nden 2012'de diplomatik çabalarla getirilen 24 parça altın takı da yer alıyor. Troya kadınlarının kullandığı altın takılardan oluşan Troya Hazinesi bölümü, 2020 Avrupa Yılın Müzesi Özel Takdir Ödülünün ardından 2020/2021 Avrupa Müze Akademisi Özel Ödülünü kazanmasıyla dünya çapında ünü artan müzenin en özel alanlarından birini oluşturuyor. Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rüstem Aslan, Osmanlı'nın kaçırılan eserleri geri almak için hukuk mücadelesi verdiğini söyledi. 1874'teki davanın önemine değinen Aslan, Hem dünyada bir ilk dava söz konusu hem de Osmanlı Devleti'nin attığı adım ile kazandığı ilk tarihi eser davası. Hazinelerin burada olması ayrıca önemli. Schliemann'ın Troya'da bulup bundan tam 150 yıl önce yurt dışına kaçırdığı, daha sonra farklı yollardan 40'tan fazla farklı müze ve koleksiyona dağılan Troya eserlerinin bir arada sergilenmesi için önemli bir çıkış noktası Troya Müzesi diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/troyanin-3-bin-500-yillik-su-kemeri-restorasyonla-gelecege-tasiniyor/", "text": "Çanakkale'de yer alan Troya Antik Kenti'ndeki 3 bin 500 yıllık su kemeri restore ediliyor. Merkeze bağlı Civler köyü yakınında bulunan Kemerdere Su Kemeri, 5 bin yıldan fazla geçmişe sahip Troya'ya su kaynağı olarak Roma Dönemi'nde yaptırıldı. Binlerce yıl kullanılan ve zamanla yıpranan tarihi yapının gelecek nesillere aktarılabilmesi amacıyla proje hazırlandı. İl Özel İdaresince, Güney Marmara Kalkınma Ajansının desteğiyle yapının aslına uygun olarak restorasyonuna başlandı. Çanakkale Vali Yardımcısı ve İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Abdullah Köklü, AA muhabirine, proje aşamasında yapının kapsamlı şekilde incelendiğini ve onarımda kullanılacak malzemelerin belirlenmesi amacıyla alınan numunelerin analiz edildiğini söyledi. Köklü, çalışmalara kemer ve üst kottaki su kanalının onarımları, cephe temizliği ve derz imalatlarıyla devam edileceği bilgisini verdi. Yaklaşık 1 milyon 800 bin lira olan restorasyon bütçesinin yarısının GMKA, diğer yarısının İl Özel İdaresi bütçesinden karşılandığını dile getiren Köklü, yüzde 40 nakdi gerçekleşmenin sağlandığı restorasyonun bu yılın ortalarında tamamlanmasının öngörüldüğünü ifade etti. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan da Kemerdere'nin, Troya için çok önemli tarihi bir su kaynağı olduğunu vurguladı. Milattan önce 3 bin 500'lerden başlayan Troya yerleşmesinin, Tunç Çağı'nda ticaret nedeniyle çok zengin bir şehre dönüştüğünü aktaran Aslan, Özellikle Çanakkale Boğazı'nın kontrolüyle, Troya Savaşı dediğimiz dönem yani Homeros'un destanlarda anlattığı dönem sonrasında bunun Troya Savaşı'yla ilişkisi ve Troya'daki çok büyük bir tahribatın milattan önce 1200'lerde olduğunu arkeolojik verilerden de biliyoruz. Daha sonra bütün Akdeniz havzasında bu dönemdeki yerleşmelerin yok olması ve bazı iklimsel değişiklikler nedeniyle Troya'nın önemi yavaş yavaş azalır. dedi. Aslan, özellikle Helenistik Dönem sonrası, Büyük İskender'in Anadolu seferinin ardından Troya bölgesinin yine ön plana çıktığını ve zengin bir kent olduğunu belirtti. 2018 Troya Yılı sonrasında bölgedeki projelerin daha çok önem kazandığına dikkati çeken Aslan, Troya Müzesi, Troya Ören Yeri'ndeki uygulamalar, Arkeoköy ve Etnoköy çalışmaları, yürüyüş rotası ve milli parktaki diğer çalışmaların yanı sıra Kemerdere Su Kemeri'nin, bölgenin kültür turizmine büyük katkıları olacağını sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/trt-ortak-yapimi-pota-filmi-belarustan-odulle-dondu/", "text": "Senaryosunu ve yönetmenliğini Ahmet Toklu'nun üstlendiği, TRT ortak yapımı Pota filmi, Belarus'un en büyük film festivali olan Minsk Uluslararası Film Festivalinden ödül aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığının destekliği film, festivalin yarışma bölümünde Gençlik Filmleri kategorisinde Jüri Özel Ödülüne değer görüldü. Dünya prömiyerini 51. Giffoni Film Festivali'nde gerçekleştiren film, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışı film festivallerinde de birçok ödülün sahibi oldu. Yaşadıkları semte basket potası kuran yoksul çocukların mücadelesini ele alan filmde, genç oyuncu Alp Akar'ın yanı sıra Bahar Hacıbektaşoğlu, Sibel Melek Arat, Egemen Almacı, Mert Erdoğdu, Mehmet Halil Çelik, Samet Sevtekin, Miraç Çelen, Özgür Dereli ve Burhan Yıldız rol alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tugfo-bu-yil-istanbul-bursa-ve-ayvalikta-konserler-verecek/", "text": "Sabancı Vakfı'nın kurulmasına öncülük ettiği ve ana destekçisi olduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası, 2021 yılı konserleri için hazırlıklara devam ediyor. Her yıl Türkiye'nin pek çok ilinden seçilen genç müzisyenleri dinleyicilerle buluşturan orkestra, 14. yılında da keyifli bir konser maratonuna hazırlanıyor. Türkiye'den genç müzisyenleri klasik müzik severlerle buluşturan orkestranın kamp süreci, Sabancı Üniversitesi'nde gerçekleşiyor. Kamp süresince eğitim ve provalar, Şef Cem Mansur ile birlikte Amerikalı flüt sanatçısı ve eğitmen James Lyman ile Türkiye'nin başarılı keman ve viyola virtüözlerinden Atilla Aldemir tarafından yürütülüyor. Pandemi nedeniyle bu yıl yurtdışı konserleri planlamayan orkestra, Şef Cem Mansur yönetiminde 5 10 Ağustos tarihleri arasında İstanbul'da üç, Bursa ve Balıkesir'de birer konser olmak üzere toplam beş konser verecek. Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası'nın repertuvarında bu yıl Rossini'nin İpek Merdiven Uvertürü, Ravel'in Le Tombeau de Couperin Pvane pour une İnfante Defunte ve Mendelssohn'in İtalyan Senfonisi (no 4) eserleri yer alıyor. Bu yıl pandemi nedeniyle yalnızca 18 yaş üstü müzisyenlerin dahil olacağı orkestrada geçen yıl orkestraya seçilmeye hak kazanan genç müzisyenlere öncelik verildi. Her yıl 100'e yakın genç müzisyenin yer aldığı orkestraya bu yıl pandemi önlemleri nedeniyle 44 genç müzisyen seçildi. Orkestranın bu seneki repertuvarı ve turne takvimi ile ilgili detaylara http://www. genclikfilarmoni. org adresi ve TUGFO Facebook sayfası üzerinden ulaşılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tuketim-toplumunda-hazzin-kurumsallasmasi/", "text": "Heykeltıraş Aykut Öz, Eğleniyor muyuz isimli kişisel sergisi ile CerModern Güney Hangar Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor. Eğleniyor muyuz isimli kişisel sergisindeyer alan eserlerinde içinde bulunduğumuz hakikat ötesi çağa ve imajlara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan Aykut Öz, tüketim toplumunun ilkeselliği sanılan ''hazzın'' kurumsallaşmasına dikkat çekiyor. 40 eserden oluşan sergide kağıt, alçı, metal işlerin yanı sıra stop-motion tekniğiyle yapılmış animasyon eserler de yer alıyor. Aykut Öz'ün 22 Aralık tarihinde sanatseverlere kapılarını açan Eğleniyor muyuz isimli kişisel sergisipazartesi günleri hariç her gün 11.00-18.00 saatleri arasında 24 Ocak'a kadar CerModern Güney Hangar Galerisi'nde ziyaret edilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tulay-bayraktar-son-calismalariyla-fulart-galeride/", "text": "Ressam Tülay Bayraktar, aralarında son çalışmalarının da yer aldığı 50'ye yakın eseri ile Fular't Galeri'de sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının HYGGE adını verdiği altıncı kişisel sergisi, 15 Şubat Salı günü düzenlenen bir kokteyl ile açıldı. Sergi, 1 Mart tarihine kadar her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Çalışmalarını evindeki atölyesinde sürdürmekte olan Tülay Bayraktar, yarattığı eserlerinde çizginin çeşitliliğinden faydalanıyor. Kendine özgü tekniği ile peyzaj, şehir ve kadın figürleri üzerinde dolaşan sanatçı, çizginin sonsuz devamlılığıyla gözlemci bakış açısını birleştirerek, soyut ve somut görüntü arasında denge kurmaya çalışıyor. Akrilik boyalar ve üstüne akrilik kalemlerle işlenen çalışmalarında doğa, insan ve sevgi merkezli iletişim kurmayı ön planda tutan Bayraktar, kompozisyonlarında çeşitlilik göstermeyi tercih edip, çizgilerden aldığı özgürlük hissiyle sürekli üretmenin mutluluğunu yaşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tulin-kaynak-derinlikler-iki-sergisiyle-tasarim-parkinda/", "text": "Uzun yıllardır İstanbul'un Anadolu yakasında tasarım, sanat, yaşam stili üzerine başarılı sergi, söyleşi, atölye çalışması ve deneysel projelere ev sahipliği yapan Tasarım Parkı, yılın ilk kişisel sergisini Tülin Kaynak eserleriyle açıyor. Geçtiğimiz yıl İstanbul'un Tarihi Yarımada'sındaki Binbirdirek Sarnıcı'nda Derinlikler I adlı kişisel sergisiyle sanatseverlere merhaba diyen Tülin Kaynak, bu yıl da İstanbul Kadıköy'de körler ülkesi Khalkedon'daki Tasarım Parkı'na konuk oluyor. Sanatçının yeni kişisel sergisi Derinlikler II, 1 Şubat Çarşamba günü saat 17.00'de düzenlenecek kokteyl ile açılıyor. Sanatseverler, sergiyi 15 Şubat'a kadar Tasarım Parkı'nda gezebilecek. Tasarım Parkı'nın kurucusu Y. İçmimar Nursema Öztürk ise; İstanbul'un Anadolu yakasında pek çok kültür ve sanat etkinliğine ev sahipliği yapan bir merkez olarak gördüğümüz ilgiden çok mutluyuz. Duygularımızın derinliğini renk cümbüşü içinde görsel şölene dönüştüren Tülin Kaynak'ın 'Derinlikler II' sergisiyle, sanatseverleri yepyeni bir yolculuğa çıkarıyoruz. Tasarım Parkı, 2010 yılından bu yana ilgi çekici kültür ve sanat etkinlikleriyle hem genç sanatçıların hem de deneyimli ustaların yaratıcılığının buluşma merkezi olmaya devam ediyor diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tulin-kaynak-eserleri-derindeki-sergisiyle-bodrumda/", "text": "Eserleriyle uzun yıllardır sanat dünyasının beğenisini kazanan Tülin Kaynak, yeni resimlerini Bodrum'da 22 Nisan'da sanatseverlerle buluşturuyor. İlham aldığı gizemli dünyayı soyut olarak tuvale yansıtan sanatçının resimleri, dinamizmi ve derinlikleri ile fark yaratıyor. Derindeki adlı yeni sergisi, Tülin Kaynak'ın özgün tarzı ile son dönem çalışmalarını yansıtıyor. Bodrum'da ilk kez sergi açan sanatçı, hiç deneyimlenmemiş alanlarda resim yapmaktan büyük keyif aldığını ifade ediyor. Sanatseverler, Bodrum esintileri taşıyan eserlerden oluşan sergide, sanatçının renkli dünyasında modern sanatın etkileyici örneklerini keşfetme fırsatını yakalayabilecekler."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tulin-kaynak-eserleriyle-rotary-100-yil-iklim-kongresinde/", "text": "Kadıköylü ressam Tülin Kaynak, Derin konseptiyle yarattığı 20 eseriyle Rotary 2420. Bölge Federasyonu'nun hazırladığı 100. Yıl İklim Kongresi'nde yer alacak. Kadir Has Üniversitesi'nde 4 Mart Cumartesi günü gerçekleşecek olan kongre öncesinde açılacak olan sergiden elde edilecek gelir, deprem bölgesi için kullanılacak. Sergi hakkında İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamalarda bulunan Tülin Kaynak, şunları ifade etti: 6 Şubat 2023 sabahı uyandığımız büyük felakette sağ kalan, ancak yaşadıkları travmanın yıllarca etkisini hissedecek olan bölgedeki çocuklarımızı biraz olsun sanatla tedavi etmek üzere, bölgede oluşturulması planlanan bir çocuk sanat çadırını kurmak ve tüm donanımını sağlamak üzere bağışlanmasını arzu ediyorum. Erenköy Rotary Kulübü'nün daveti ile bu sergiye katılan Kaynak için bir teşekkür mesajı yayınlayan Erenköy Rotary Kulübü Başkanı Zühra Yayıntaş ise; Değerli sanatçımız, yüce gönlüyle bu imkanı bize sunan çok değerli 20 parça sanat eserini bağışlamıştır. Bu davranışını çok anlamlı buluyor, teşekkürlerimizi iletiyoruz diye konuştu. 20 yıldan fazla bir süredir çalışmalarına devam ettiği İstanbul'da yaşamakta. Hem İstanbul hem de Çeşme'deki atölyelerinde sanatını icra etmekte. Soyut bir ressam olan Tülin Kaynak 'ın eserleri New York, Paris, Tokyo ve Forli'nin de aralarında bulunduğu pek çok uluslararası ve yerel serginin yanı sıra müzelerde de yer aldı. Kaynak, UNICEF dahil birçok kuruluşla da sosyal sorumluluk ortaklığını sürdürmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tulin-kaynak-tan-yeni-bir-mozaik-calismasi/", "text": "Ressam Tülin Kaynak 'ın soyut resimlerindeki gizemli dinamizmi, yeni bir mozaik çalışmasında hayat buldu. Sanatçının son eseri, Türkiye'nin önde gelen kuruluşlarından birinin yönetim binasında yerini aldı. Sanatla uğraşanların dünyanın en şanslı insanları olduğunu düşünen Tülin Kaynak, sanat ile duyguların görünür hale getirildiğine inanıyor ve kendini bu şekilde ifade ettiğini söylüyor. Resme önce duygularımın yönlendirmesi ile başlıyorum ama bir noktadan sonra bir denge noktasının olması için matematiksel düşünce devreye giriyor. Yani resim yaparken asileşmemek, isyankar olmamak lazım diyen Kaynak'ın bu düşünce ile ortaya çıkardığı yeni eseri de denge ve ahengin bir sentezi oldu. Deniz temalı bu görkemli çalışma, 1.20 metre eninde ve 4.40 metre boyunda, 130 kilogram ağırlığında betopan zemin üzerine yerleştirilen mozaiklerle toplamda 260 kilogramı buluyor. Eserin hazırlığında 15 bin parça renkli Amerikan vitray camı, 750 parça Karadeniz ve Antalya, Demre bölgesinden doğal taşlar, antrasit kum ve toz boyalar kullanıldı. Sanatçının imzası, mozaik ve doğal taşlar ile bezenmiş seramik üzerinde yerleştirildi. Malzemeler dört kişilik ekip tarafından hazırlandı. Sanatçı, bu eserini 45 gün gibi kısa bir sürede tamamladı. Bu mozaik eser, seçkin bir şirketin konuklarını ağırladığı salonun duvarında tabiattan esintiler sunacak. Tülin Kaynak, büyük boyutlarda ve sürprizli eserler ortaya çıkarmaktan büyük mutluluk duyduğunu da sözlerine ekledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tulin-onat-tan-elli-bir-yilin-hikayesi/", "text": "Beşiktaş Belediyesi ve Beltaş iş birliğiyle Ressam Tülin Onat, 3 Ekim 2022 tarihinde Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi'nde Boşluğu Biçimlendirmek / 51 Yılın Hikayesi adlı kapsamlı bir sergi ile izleyicilerle buluşuyor. Sanatçının başlangıcından bugüne 51 yıllık sanat hayatına ve sanatsal üretimlerine retrospektif bir açıdan yaklaşılan sergide; resim, desen, video ve rölyef-heykel gibi farklı ifade araçlarıyla ortaya koyduğu 100'den fazla eser yer alıyor. Sergiyle eş zamanlı olarak sanatçının tüm dönemlerini içeren kapsamlı bir sanatçı kitabı hazırlandı. Sergiyle aynı adı taşıyan kitap, 3 yıllık özverili bir çalışmayla oluşturuldu. Beşiktaş Belediyesi'nin desteğiyle yayımlanan kitap, sanatçının estetik üretimleri üzerinden sanat hayatına odaklanıyor ve görsel ve dizinsel bir arşiv niteliği taşıyor. 1971 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'nü bitirmiş olan Tülin Onat, 1973'te Avusturya hükümet bursuyla Salzburg Yaz Akademisi'ne gitti. Öğretim görevlisi olduğu Marmara Üniversitesi'nden 1983 yılında Sanatta Yeterlik aldı. 1990'da doçent, 2000'de profesör oldu. Öte yandan, 1987'de Hasan Yelmen'le birlikte Derimod Kültür Merkezi'ni kurdu ve birçok serginin tasarımını üstlenerek, Türkiye'de plastik sanatlar adına önemli katkılar verdi. Tülin Onat, Türk resim sanatına önemli katkıları bulunan çağdaş sanatçılar arasında yaratıcı ve özgün sanatçı kimliğiyle öne çıkan bir sanatçıdır. Onat'ın 51 yıllık sanat hayatındaki dönüşüm ve gelişimin ikonik örneklerini bir araya getiren retrospektif sergisi, iki ay boyunca izleyicilerine açık olacak. Sergi, Beşiktaş Akatlar'da bulunan MKM Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi'nde 20 Kasım 2022 tarihine dek görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tuluyhan-ugurlu-cumhuriyetin-100-yilinda-100-konser-verecek/", "text": "Piyanist ve besteci Tuluyhan Uğurlu, Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılı dolayısıyla yurt içi ve yurt dışında 100 noktada müzikseverlerle buluşacak. Usta piyanist, ilk performansını 14 Ocak'ta İstanbul Trump Sahne'de gerçekleştirecek; ilerleyen tarihlerde Ankara, Hatay, İzmir ve Adana'da dinleyicileriyle bir araya gelecek. Program kapsamında Tuluyhan Uğurlu, yurt dışında da Kazakistan'ın başkenti Nur Sultan ve Almatı kentlerinde konser verecek. Konserlerinde Uğurlu, Cumhuriyet'in 100. yılı için hazırladığı Güneş Ülke Anadolu, Mustafa Kemal Atatürk ve Güneşin Askerleri, Göklerle Ortak Tarihimiz ve Cumhuriyet'in Trenleri isimli projelerini görsel sunum eşliğinde seslendirecek. Tuluyhan Uğurlu, 100. yıl konser serisiyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada bu konserlerin sanat yaşamının en önemli projelerinden birini oluşturduğunu belirterek; Tam bağımsız Türkiye bilincini yaygınlaştırmak, genç kuşakları Anadolu aydınlanmasından haberdar etmek ve geleceğe parlayan bir Cumhuriyet meşalesi bırakmak için 100. yıl konserlerime katılın. Bu coşkuyu hep birlikte yaşayalım ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tuna-kiremitci-ve-arkadaslari-tepe-nautilusta-bulustu/", "text": "Tepe Nautilus; Tuna Kiremitçi, Sena Şener ve Dilhan Şeşen'i aynı sahnede buluşturdu. Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları albümlerinin ardından solo albüm hazırlıklarını tamamlayan Kiremitçi; Albümüm yakında dinleyiciyle buluşacak. Şu anda düet albümü yapmayı düşünmüyorum, fakat ileride Candan Erçetin ile düet yapmayı isterim dedi. Bilkent Holding'in önde gelen şirketlerinden Tepe Emlak Yatırım yönetiminde olan Tepe Nautilus, özel bir etkinliğe ev sahipliği yaparak sevilen müzisyen Tuna Kiremitçi ve genç kuşağın parlayan iki ismi Sena Şener ve Dilhan Şeşen'i ağırladı. Kiremitçi, Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları adını verdiği albümünden en özel şarkılarını Sena Şener ve Dilhan Şeşen ile Tepe Nautilus ziyaretçileri için seslendirdi. Müzik ziyafetinin yanı sıra kariyer hayatlarından özel yaşamlarına kadar hayatın içinden keyifli sohbet de etkinliğe renk kattı. Müzisyen kimliği ile ön plana çıkan, ancak yazar olarak da tanınan Kiremitçi; Yeni jenerasyon beni müzisyen olarak tanıyor. Ancak geçmişte kitap yazdığım için yazar olarak da tanınıyorum. Beni mutlu eden ise müzisyen kimliğimle anılmak şeklinde konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tunc-soyer-gelecek-izmirde-kuruluyor/", "text": "UCLG Kültür Zirvesi için geri sayım başladı. 9-11 Eylül tarihleri arasında Türkiye'de ilk kez İzmir'de yapılacak zirve kültürün sürdürülebilirliğini sağlamak, iş birliğine dayalı öğrenmeyi geliştirmek, dünya çapında kentler ve yerel yönetimler arasında iyi uygulamaların paylaşımını teşvik etmek amacını taşıyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer kültürün geleceği inşa etmekteki önemini vurgulayarak, Gelecek İzmir'de kuruluyor dedi. Büyük mücadele sonucu İzmir'in ev sahipliğini kazandığı Dünya Belediyeler Birliği Kültür Zirvesi'nin dördüncüsüne sayılı günler kaldı. Zirve 9-11 Eylül 2021 tarihleri arasında İzmir'de düzenleniyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliği yapacağı organizasyon Türkiye'de bir ilk olma özelliği taşıyor. Zirvenin amacı kültürün sürdürülebilirliğini sağlamak, iş birliğine dayalı öğrenmeyi geliştirmek, dünya çapında kentler ve yerel yönetimler arasında iyi uygulamaların paylaşımını teşvik etmek. Bu büyük organizasyonu Türkiye'de ilk kez İzmir'de yapacak olmanın gururunu yaşadıklarını dile getiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Zirvede pek çok ülkenin, pek çok kentin yerel yöneticileriyle ve bilim insanlarıyla bir araya geleceğiz. Kültüre duyduğumuz yoğun ihtiyacı açıkça ortaya koyan pandemi krizinin etkisini değerlendireceğiz. Yeni katılımcı modeller ve dayanışma ağları üzerine konuşulacağız dedi. Başkan Tunç Soyer, kültürün geleceği inşa etmekteki önemini vurgulayarak, Bizi neyin bir araya getirdiğinin farkına varmak ve kentlere karşı aidiyet duygumuzu güçlendirmek için yüzümüzü kültüre dönüyoruz. Özellikle pandemi sonrasında hayatımızda kültürü kalkınmanın merkezine yerleştirmeye mecburuz. Zaman, birlikte yaşamanın farklı, daha iyi ve sürdürülebilir yollarını hayal etme cesaretini gösterme zamanıdır. Ve bunu hep birlikte, farklı kültürlerin bilgi birikimleriyle zenginleşmiş bir Akdeniz kenti olan İzmir'de yapacağız. Biz geleceği İzmir'de kuracağız, gelecek İzmir'de kuruluyor diye konuştu. - Covid-19 Sonrası Kültür, Çevre ve Sağlık - #Kültür2030 Kampanyası - Kültür ve İklim Krizi - Kültürel Haklar ve Topluluklar - Kültür ve Toplumsal Cinsiyet - Yaratıcı Ekonomi ve Kültürel Çeşitlilik - Kültürel Miras ve Turizm - Kültürel Diplomasi - Erişilebilirlik ve Kültür - Yeni Kentsel Gündem'in Beş Yılı - Kültür 21 Eylemleri - Kültür, Engeller ve Eşitsizlikler - Yedi Anahtar Atölye Çalışması Zirveye İsveç, Hindistan, İspanya, Fransa, Zimbabve, Portekiz, Çin, Amerika, Meksika, İngiltere, Ürdün, Filipinler, Güney Kore, Kolombiya, Endonezya, Filistin Ulusal Yönetimi, Lüksemburg, Almanya, Fransa, Arjantin, KKTC, Yakustistan gibi ülkelerin ulusal ve yerel yöneticileri, akademisyenler ve bilim insanları katılacak. Kültür Zirvesi kapsamında delegeler Kültürpark 4. Hol'de hazırlanan özel toplantı salonlarında buluşacak ve kendi kentlerine ait deneyimlerini, akademik düzeydeki bilgi birikimlerini, yeni çözüm önerilerini ve planlarını, paylaşarak geliştirme fırsatı yakalayacak. UCLG dünyanın farklı bölgelerinden 240 bin kenti ve nüfus bakımından ise yaklaşık 5 milyar kişiyi temsil eden en kapsamlı yerel ve bölgesel yönetim ağıdır. Genel merkezi İspanya'nın Barselona kentinde olan UCLG, yerel yönetimlere dünya çapında temsiliyet zemini sunar. Kültür Zirvesi kentler için kültürel değerlere uygun politikalar yaratmayı amaçlıyor. Bu politikalar kalkınmanın, genel refahın, mutluluğun ve geleceğin kaynağı olarak gösteriliyor. Zirvede geleceğe dair planlar, yenilikçi ve çözüm odaklı yaklaşımlarla ortaya konacak ve önümüzdeki yıllar için yerel yönetimlerin başarısında etkin birer yol haritası oluşturulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turizm-baskenti-hollywood-oyuncularini-agirlayacak/", "text": "Hollywood'un ünlü yönetmeni Guy Ritchie ve ünlü aktör Jason Statham'ın bir araya geleceği aksiyon filmi Five Eyes Antalya'da çekilecek. Antalya'da, Türkiye'nin ilk EXPO'su alanı olarak 2016'da açılan botanik park, dev bir film platosuna dönüştürülüyor. Turizmin başkenti Antalya, sinema sektöründe Hollywood yıldızlarını ağırlamaya hazırlanıyor. Ünlü yönetmen Guy Ritchie ve ünlü aktör Jason Statham'ın bir araya geleceği aksiyon filmi Five Eyes Antalya'da çekilecek. Bu doğrultuda, Aksu ilçesinde 4 yıl önce, Çiçek ve Çocuk temalı kültürel ve görsel şölene ev sahipliği yapan 121 dönümlük alanda, sinema stüdyoları oluşturuluyor. Antalya Tarım ve Orman İl Müdürü Gökhan Karaca, AA muhabirine, 121 dönümlük alanı devraldıktan sonra daha iyi değerlendirebilmek amacıyla organizasyon şirketlerine teklifler götürdüklerini söyledi. Bu doğrultuda, Five Eyes filminin yapım şirketiyle çalışan Türk şirketi ile iletişime geçtiklerini anlatan Karaca, filmin Antalya'da çekilmesine ilişkin avantajların yapım şirketine anlatıldığını kaydetti. Dünya piyasasını araştırıp, aynı standartlarda bir teklif sunduklarını ve bu teklifin kabul edildiğini aktaran Karaca, Çok yüksek bütçeli bir organizasyon, ancak kente getirisi de oldukça yüksek. dedi. Film ekibinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünden çekim izni aldığını ve mekan kullanımı için de Antalya Valiliği, belediyeler ve ilgili kurumlarla resmi yazışmaların sürdüğünü dile getiren Karaca, alanın iç mekan bahçesini de film çekimleri için kiraya verdiklerini bildirdi. Film ekibinin şu anda stüdyo kurduğunu ve alanda film platoları oluşturduğunu belirten Karaca, platoların hazırlandığı stüdyoların perdelerle çevrildiğini ifade etti. Karaca, oyuncuların da ileriki günlerde Antalya'ya geleceğini, buna ilişkin konaklama ve ulaşım planlamalarının da yapıldığını kaydetti. Turizm kenti Antalya'nın Hollywood organizasyonuna ev sahipliği yapacağının altını çizen Karaca, kentin sinema sektöründe de adından söz ettirmeye başlayacağını vurguladı. Bu tür projeleri önemsediklerini belirten Karaca, devamının gelmesi için de çalışmaları sürdüreceklerini sözlerine ekledi. Yapım ekibinin sadece EXPO alanında değil, kentin Kaleiçi gibi farklı noktalarında da çekim yapacağı belirtildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-akademisyenler-abddeki-buzdan-heykel-yarismasinda-dunya-ucuncusu-oldu/", "text": "Çin'den İtalya'ya, Fransa'dan Japonya'ya kadar Buzdan Heykel yarışmalarındaki başarılarına ABD'de kazandıkları dünya üçüncülüğünü de ekleyen Türk akademisyenler, tecrübeleriyle bu alanda ülkelerine hizmet etmek istiyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Çınar, Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ceyhun Konak ve Öğretim Görevlisi Tayfun Konak'tan oluşan takım, Minnesota Stillwater'da 18-25 Ocak'ta düzenlenen World Snow Sculpture Championships organizasyonuna katıldı. Organik Küpler isimli eserle yarışmada dünya üçüncülüğünü kazanan takım, 2015'ten bu yana 3 kıta 12 ülkede yarıştıkları etkinliklerde elde ettikleri tecrübeyle benzer organizasyonları Türkiye'de düzenlemeyi hedefliyor. Ceyhun Konak, konu ile ilgili yaptığı açıklamada buz ve kar alanındaki çalışmalara ilk olarak, Çin'in Harbin kentinde 2015'te düzenlenen dünyanın en büyük organizasyonlarından birinde başvurduğunu anlattı. Konak, heykeltıraş oldukları için her türlü malzemeyi dönüştürme pratiğine sahip olduklarına değinerek, Çin'de katıldıkları yarışmanın kendilerine çok büyük deneyim kattığını, buz ve karla yapılan sanatı tanıdıklarını aktardı. Çin'de satranç taşlarından yola çıkarak hazırladıkları eserde, bu sporda kazanma ve kaybetmeyi kardan yaptıkları Şah Mat heykeliyle anlattıklarından bahseden Ceyhun Konak, ilk ödüllerini Japonya'da aldıklarını kaydetti. Konak, takımlarında deneyimli akademisyenlerin yer aldığına işaret ederek; Büyük ölçekli iş olduğu için ekip çalışması, fiziki güç gerektiriyor. Dolayısıyla 1 haftalık çalışma. O kütleden karı indirmek grup çalışması gerektiriyor dedi. Organik Küpler ismini verdikleri çalışmayla kazandıkları başarının kendilerini gururlandırdığını söyleyen Ceyhun Konak, şunları kaydetti: Biz aynı zamanda kültür elçileri olduğumuzu düşünüyoruz. Çünkü gittiğimiz kültürler bizi tanıyorlar. Türkiye'yi çok bilmiyor Amerikalılar. Türkiye'de dağ var mı, Türkiye'de kar var mı? sorularıyla karşılaşıyoruz. Orada Türk bayrağı dalgalandırmak, Türk varlığını göstermek, özellikle bunu kültür ve sanatla göstermek bizim çok önemli, gurur verici Konak, bugüne kadar 3 kıta ve 12 ülkede yarışmalara katıldıklarını; Japonya, Çin, Fransa, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Amerika, Kanada gibi ülkelerde 300 başvuru arasından ilk 12 takım arasına girerek, finallere kadar yükseldiklerini sözlerine ekledi. Heykelleri sıfırın altında 5-15 derecelerde yaptıklarına dikkat çeken Ceyhun Konak; Bu yarışmaları her ülkede bağımsız organizasyonlar kendileri yapabiliyor. Biz, Türkiye'de de yapmayı planlıyoruz. Bu elde ettiğimiz tecrübe, bilgi ve deneyimle Türkiye'de uygun bölgelerde başlatabiliriz değerlendirmesinde bulundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-arkeoloji-ve-kulturel-miras-enstitusu-kuruluyor/", "text": "Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı çatısı altında hizmet verecek milli arkeoloji enstitüsü, bilimsel çalışmaların yanı sıra kamu diplomasisi alanında da faaliyetler yapacak. Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfıçatısı altında Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü kurulacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ortaklığında, Avrupa Komisyonu desteğiyle Türkiye ve Avrupa Birliğinin birlikte finanse ettiği enstitünün hazırlık çalışmaları tamamlandı. Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı çatısı altında hizmet verecek ilk milli arkeoloji enstitüsü, bilimsel çalışmaların yanı sıra kamu diplomasisi alanında da faaliyetlere imza atacak. Şahin, enstitünün bilimsel çalışmalarla ülkemize kazandıracağı yüksek değerin kamu diplomasisi konusunda da büyük bir kazanım olduğunu belirterek, Enstitü faaliyetlerinin ülkemizin yumuşak gücüne sağlayacağı katkı paha biçilemez. Bu yolda bize desteklerini esirgemeyen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na, iş birlikleri için Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'a teşekkürü bir borç bilirim. ifadesini kullandı. Enstitü için çalışmalar, arkeoloji alanında ihtisaslaşmış Türkiye ve Avrupa'dan 430 kültür, sanat ve bilim insanının katkılarıyla devam ediyor. Bu kapsamda, enstitü merkezi, etkinlik alanları ve arkeometri laboratuvarı için Gaziantep'teki Kendirli Kilisesi ile Latin Okulu'nun restorasyon çalışmaları da tamamlandı. Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü bünyesindeki Arkeometri Laboratuvarı ile Türkiye'nin saha yönetimi laboratuvarına sahip ilk enstitüsü olacak. Enstitü bünyesindeki bilim kurulunun önerileri doğrultusunda tamamlanarak kullanıma hazır hale gelen laboratuvar, arkeometrik araştırmalarda analitik tekniklerin öğretilmesini destekleyecek bir merkez vasfını taşıyor. Laboratuvarın, nitelikli bilimsel araştırmaları yürütme misyonunun yanı sıra restorasyon ve konservasyon birimleriyle çalışarak mevcut altyapıya katkıda bulunması da amaçlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-beslerinin-profesor-sanatcisi-ahmet-adnan-saygun/", "text": "Besteci, müzik eğitimcisi, etnomüzikolog Ahmet Adnan Saygun, vefatının 30. yılında anılıyor. Unutulmaz eserlere imza atan Ahmet Adnan Saygun, İzmir Milli Kütüphanesinin kurucularından, matematik öğretmeni Mahmut Celalettin Bey ile ailesi Konya'dan İzmir'e gelen Zeynep Seniha Hanım'ın çocuğu olarak 1907'de dünyaya geldi. İzmir'deki Hadika-i Subyan İlkokulu'na 1912'de başlayan Saygun, müzik derslerindeki üstün başarısıyle dikkati çekti. Saygun, 1918'de başladığı İzmir İttihat ve Terakki Lisesi'nde okurken, müzik öğretmeni İsmail Zühtü Kuşçuoğlu'nun kurduğu dört sesli koroya katıldı. Öğretmeninin önerisi üzerine, 13 yaşındayken, ünlü piyano öğretmeni olan Rossati'den piyano dersleri almaya başlayan Saygun, 1922'de Macar Tevfik Bey ile çalışmalara başladı, 1923'te Hüseyin Sadettin Arel'den iki ay armoni dersleri aldı. Sanatçı, 1925'te Fransız La Grande Encyclopedie'den müzikle ilgili makaleleri çevirerek birkaç ciltlik büyük bir Musiki Lugati meydana getirdikten sonra 1926'da İzmir Lisesi'nde müzik öğretmeni oldu. Maarif Vekaleti'nin açtığı sınavı kazanarak 1928'de Paris'e burslu gönderilen Saygun, ünlü müzik okulu Schola Cantorum'da Vincent D'Idy, Eugene Borrel, Souberbielle, Amedee Gastoue adlı öğretmenlerin öğrencisi oldu. Ahmet Adnan Saygun, Türkiye'ye döndükten sonra 1931'de Musiki Muallim Mektebi'ne, 1936'da İstanbul Belediye Konservatuvarı'na kontrpuan ve teori öğretmeni olarak atandı. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasını 1934 yılı boyunca yöneten Saygun, aynı dönem, Atatürk'ün talebiyle, Türkiye'yi ziyaret edecek olan İran Şahı şerefine ilk Türk operası olan Op. 9 Özsoy Operasını bir ay gibi kısa bir zamanda yazdı. Aynı yıl, yine Atatürk'ün talebiyle Taşbebek operasını besteledi. Saygun'un 1942'de tamamladığı Yunus Emre Oratoryosu 25 Mayıs 1946'da Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde seslendirildi ve büyük başarı kazandı. En önemli yapıtı olarak kabul edilen eser, cumhuriyet dönemi Türk müziğinin en çok seslendirilen eserlerinden oldu ve daha sonra Paris'te ve Birleşmiş Milletlerin kuruluş yıl dönümü sebebiyle New York'ta ünlü orkestra şefi Leopold Stokowski yönetiminde seslendirildi. Sanatçı, bu eserle, çocukluğunda İzmir Kemeraltı Çarşısı'nın Dervişler Caddesi'nde Mevlevi dervişlerden duyduğu ezgileri Avrupa ve ABD'ye, Birleşmiş Milletler'e ve eserin sonradan çevrileceği 5 ayrı dile taşımış oldu. Ankara Devlet Konservatuarı kompozisyon ve modal müzik öğretmenliğine 1946'da atanan sanatçı, 1948'de İnönü Armağanı, 1949'da Fransa Milli Eğitim Bakanlığınca Akademik Nişan, 1950'de Akademi Madalya'sı, 1951'de İtalya Hükümetince, 1. Nişan ve Uluslararası Müzik Sosyetesi'nden Sibelius Bestecilik madalyası aldı. 1971 yılında yürürlüğe giren Devlet Sanatçılığı Kanunu çerçevesinde ilk devlet sanatçısı unvanını alan Saygun'a, 1981'de Atatürk Sanat Armağanı ve 1985'te Sanatçı Profesör unvanı verildi. Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kazım Akses ile birlikte Türk Beşleri arasında yer alan Saygun, ilk Türk operası Özsoyun bestecisidir. Kerem, Köroğlu, Gilgameş başta olmak üzere üç opera, Atatürk'e ve Anadolu'ya Destan adlı koral eserler, 5 senfoni, çeşitli konçertolar, orkestra, koro, oda müziği eserleri, vokal ve enstrümantal parçalar, kitaplar, araştırmalar ve makaleler yazan, sayısız türkü derlemeleri bulunan sanatçı, 6 Ocak 1991'de pankreas kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. 1936 Türk Halk Musıkisinde Pentatonizm, 1937 Gençliğe Şarkılar: Halkevi ve Mektepler için, 1937 Rize, Artvin, Kars Havalisi Türkü, Saz ve Oyunlar Hakkında Bazı Malumat, 1938 Halk Türküleri: Yedi Karadeniz Türküsü ve bir Horon, 1955 Lise Müzik Kitabı I-II-III, 1952 Karacaoğlan, Ankara, Ses ve Tel Birliği, 1958 Musıki Temel Bilgisi I 1958,. II 1962,. III 1964,. IV 1966."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-doktorun-fotografi-nasa-seckisinde/", "text": "Türk astronomi fotoğrafçısı Dr. Mehmet Hakan Özsaraç'ın, Hubble Uzay Teleskobu'nun çektiği ham görüntüyü işleyerek renklendirdiği fotoğraf, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi tarafından Dünya'da Günün Astronomi Fotoğrafı seçilerek internet sitesinde paylaşıldı. Samsun'da aile hekimi olarak görev yapan Dr. Özsaraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tıp doktorluğu mesleğinin yanı sıra profesyonel olarak hattatlık yaptığını, klasik Türk müziği ve fotoğrafçılıkla ilgilendiğini, analog fotoğraf makinesi, yazma eserler ve taş plak koleksiyonculuğu ile uğraştığını söyledi. İlkokul yıllarında, öğretmen olan babasının okuması için aldığı uzay hakkındaki kitaplarla astronomiye merak saldığını anlatan Özsaraç, babaannesinin hacdan getirdiği bozuk slayt makinesinin merceklerinden teleskop yaparak ayın kraterlerini ve yıldızları incelediğini, o günlerde şehir ışıkları fazla olmadığı için Samanyolu'nun ihtişamını saatlerce seyre daldığını dile getirdi. Özsaraç, fotoğraf hobisinin 23 yıl önce başladığını, bugüne kadar sayısız ay fotoğrafı ve Samanyolu fotoğrafı çektiğini belirtti. NASA, Özsaraç'ın işlediği fotoğrafı, 13 Ağustos'un Dünya'da Günün Astronomi Fotoğrafı olarak seçti. İnternet sitesinde, fotoğrafa ilişkin Balık takımyıldızına doğru 32 milyon ışık yılı uzaklıkta, yaklaşık 100 milyar yıldızdan oluşan bir ada evreni olan M74, muhteşem bir karşıdan görünüm sunar bilgisi de paylaşıldı. Özsaraç'ın işlediği fotoğrafa https://apod. nasa. gov/apod/ap210813. html adresinden ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-dunyasi-sinema-zirvesi-bakude-yapildi/", "text": "3. Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali kapsamında Türk dünyasının müşterek kültürel mirasının ortak yapımlara dönüşebilmesi için gerekli zemini sunması hedefiyle Türk Dünyası Sinema Zirvesi düzenlendi. Bakü Marriott Hotel Boulevard'da gerçekleşen zirveye katılan Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Erkin Yılmaz, 3 yıl önce Uluslararası Sinema Derneği ile bir yolculuğa çıktıklarını söyleyerek, Korkut Ata'nın eşsiz mirası üzerinden, hepimiz için muazzam bir kucaklaşmaya vesile oldu. Bugün çok güzel bir sonuç oluştu. Düşünsel zeminin, alt yapının oluşturmasında kıymetli büyüklerimizin emeği çok. dedi. Erkin Yılmaz, potansiyel iş birliğinin artması için el ele verilmesi gerektiğinin altını çizerek, Söz bizim sözümüz, bizim zamanımız diyorum ben. İstirhamım, animasyon alanında da iş birliklerinin artması gerekiyor. Çok şükür Türkiye son yıllarda animasyon sektöründe de muazzam bir ivme kaydetti. Bakanlığımız destekli, TRT ortak yapımı işler gişede başarılar elde etti ama muazzam bir kültürel istila var. Hepimiz çocuk sahibiyiz. Dolayısıyla bizler bunun farkındayız ama yine biz kendimizi, Türk dünyasını anlatacaksak, Türk dünyasının şahsiyetlerini, önemli olaylarını, masal kahramanlarını anlatacaksak bu işe daha fazla özen ve önem göstermemiz gerekiyor. diye konuştu. Kurumsal bir kapasite ve alt yapı oluşturduklarını ve iş birliğine hazır olduklarını vurgulayan Yılmaz, Finansman desteğimiz var. Gelin hep beraber animasyonlar üzerinden de Türk dünyasını çocuklarımıza anlatalım. değerlendirmesinde bulundu. Azerbaycan Kültür Bakanlığı Müşaviri Orhan Sadıkov, Türk dünyasının birleşmesi gerektiğini belirterek, Dünya siyasi arenasında bu köklü medeniyetin yeniden gündeme getirilmesi gerekiyor. TÜRKSOY, Türk halkları, Türk devletlerinin oluşturduğu hava, yeni Azerbaycan sinemasının gerçekliğini oluşturuyor. Tüm Türk cumhuriyetlerine buraya geldikleri için minnettarım. Sinema fonu daha çok iktisadiyat ve iş dünyası ile bir sistem üzerine, doğru teşkilatlanırsa arzu duyduğumuz güç meydana gelmiş olur. dedi. Sadıkov, Türk dünyasının birleşmesiyle bölgede kadim bir kültürün uluslararası düzeyde de yeniden gündeme getirilebileceğini dile getirdi. TRT Sinema Müdürü Faruk Güven de TRT'nin sanat filmleri, ana akım ve animasyon filmlere destek verdiğini aktararak, Uluslararası filmlerle iş birlikleri yapıyoruz. Özellikle Türk coğrafyasından da bize başvurular bekliyoruz. Bizim 12 Punto platformumuz var. Azerbaycanlı sinemacılar bize başvurup, destek aldılar. Ocak ayında açılacak başvuru sisteminde de aynı şekilde bu coğrafyadan gerçekten değerlerimizi, tarihimizi, kültürümüzü anlatan, aynı zamanda da uluslararası nitelikli işleri desteklemeye hazırız. diye konuştu. Usta oyuncu Serdar Gökhan ise ömrünü Türk milliyetçiliğine adadığının altını çizerek, Her zaman Türk dünyasının bir arada olması için çaba sarf ettim. Ama görüyorum ki artık bu amaç sona doğru geliyor. Herkes bir arada, Türk ülkeleri bir arada, önemli işler yapıyor, koca bir Türk dünyasını teşkil etmeye çalışıyor. Çünkü buna çok ihtiyacımız var. Dünyanın hedefiyiz, Türk milleti, TÜRKSOY olarak, kendimizi mutlu hissetmemiz için bir araya gelmemiz lazım. Bu tür toplantıların devamını diliyorum. ifadelerini kullandı. Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali Koordinatörü İhsan Kabil'in de konuşma yaptığı etkinlikte, yönetmenler Semih Kaplanoğlu, Derviş Zaim, Ahmet Sönmez, Nazif Tunç, Murat Pay, Hilal Çelenk ve Ahmet Edebali film projelerini sundu. Konuşmaların ardından 113 Gün, Proje 2602, Nerelisin Turna?, Mermer Soğuk, Patron, 30 Mevsim Uzakta, Hadrut Özgürsün, Nobel Kardeşler, Koç, Mavi Kuş, Miras, Karaya Düşüş, İnsan, Sofya, Düş Kuşu, Gulmira ve diğer film projelerinin sunumu yapıldı. Festivalde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Türkiye, Moldova'ya bağlı Gagavuz Bölgesi ile Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan, Altay ve Başkurdistan cumhuriyetlerinde çekilen yaklaşık 40 sinema filmi, belgesel ve animasyon seyirciyle buluşuyor. Özbekistan Kültür Bakanlığı Sinematografi Ajansı ile TÜRKSOY iş birliğinde eylül ayında düzenlenen Türk Dünyası Sinemacılar Forumu'nda Türk Dünyası Sinemacılar Birliğinin kurulmasına yönelik karar alınmıştı. Birliğin kurulmasına ilişkin protokolün imza sürecinin Korkut Ata Film Türk Dünyası Film Festivali kapsamında tamamlanması planlanıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-filmleri-abdde-sinemaseverlerle-bulusacak/", "text": "Türk sinemasından seçkin örneklerin yer aldığı 19. Boston Türk Film Festivali, 22 Kasım-15 Aralık'ta gerçekleştirilecek. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle mart ayında ertelenen Boston Türk Film Festivali'nde çağdaş Türk sinemasının seçkin örnekleri Amerikalı seyirciyle buluşacak. Festival programında, Emin Alper'in Kız Kardeşler, Nihat Durak'ın Kapı, Maryna Er Gorbach ve Mehmet Bahadır Er'in Ömer ve Biz, Eylem Kaftan'ın Kovan, Ali Özel'in Bozkır, Kıvanç Sezer'in Küçük Şeyler, Emre Yeksan'ın Yuva, Özkan Yılmaz'ın Soluk isimli uzun metraj filmleri yer alıyor. ABD'de ilk kez gösterime girecek uzun metrajlı filmlerin yanı sıra festivalde 2006'dan bu yana düzenlenen belgesel ve kısa film yarışmasında ödül alan filmlerden bir seçki de bulunuyor. Festival kapsamında ayrıca Türk sineması üzerine ödül alan yönetmenlerin katılacağı çevrim içi bir panel de düzenlenecek. Boston Türk Film Festival programı hakkında daha fazla bilgiye www. BostonTurkishFilmFestival. org adresinden ulaşılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-gruplari-londra-caz-festivalinde/", "text": "Londra Caz Festivali'nin bu yılki seçkisinde Moğollar, BaBa ZuLa, İlhan Erşahin ve Islandman de yer alıyor. Dünyanın en prestijli ve uzun soluklu festivallerinden biri olan Londra Caz Festivali; alternatif Türk müziğinin farklı dönemlerinden dört benzersiz ismin yer aldığı 'Istanbul Psychedelic' konserleri kapsamında bu yıl psychedelia efsaneleri BaBa ZuLa, Moğollar, İlhan Erşahin ve 2018 yılı Montreux Jazz Festival Talent Award sahibi Islandmanı ağırlamaya hazırlanıyor. İstanbul Kültür A. Ş. 'nin desteğiyle İstanbul'da farklı lokasyonlarda kaydedilen etkileyici performanslar, 21 Kasım'da Londra Caz Festivali kapsamında gerçekleşecek online etkinlikte izlenebilecek. Festival bu sene pandemi nedeniyle, başka birçok festival ve etkinlik gibi, online platformlara taşındı. Kariyerlerinin 55. yılını kutlayan Türk müzik tarihinin efsanevi gruplarından Moğollar'ın performansı, Aralık ayında yayınlanacak yeni albümlerinin de habercisi! Dünyaca ünlü Artone Studio'larında, direct to disc teknolojisiyle kaydedilen 'Anatolian Sun Pt. 1 & Pt. 2', grubun konser performanslarına en yakın kayıtları olma özelliğini taşıyor. Herhangi bir düzenleme yapılmadan tek seferde ve tamamen canlı kaydedilen albüm, Gülbaba Records & Night Dreamer Records etiketiyle 11 Aralık'ta plak formatında ve dijital olarak yayınlanacak. Ayrıntılı bilgi almak ve konserleri ücretsiz olarak izlemek için linke tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-kulturunun-abcsi-farkli-ulkelerde-okurlarin-ilgisine-sunulacak/", "text": "Yunus Emre Enstitüsü tarafından hazırlanan Türk Kültürünün ABC'si adlı derleme kitap İstanbul Modern Sanat Müzesi'nde tanıtıldı. Enstitü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, eserin Türk kültürünün bilinmesi konusunda hayata geçirilen özel bir proje olduğunu söyledi. Ateş, Türk kültürünün Anadolu'da şekillenmiş, tüm dünyaya ışık tutan, zengin ve kadim geçmişine vurgu yaparak, Anadolu'nun önemli medeniyetlerine sahip çıkan ve bu toprakların eşsiz kültürel mirasını dünyanın dört bir yanına taşımayı misyon edinen Türkiye'nin başat kültürel diplomasi kurumu Yunus Emre Enstitüsü, Türkçenin kadim sesinin dünyaya duyurulmasında ve kültürel mirasımızın tanıtılmasında önemli bir görev üstlenmektedir. dedi. Dünyada Türk kültürüne ve Türkçeye olan ilginin hızla arttığını aktaran Ateş, Bu artan ilgiye istinaden enstitü olarak kadim Türk kültürünün temel özelliklerini yabancıların anlayabileceği yalınlıkta, ilgi çekici başlıklar altında sunmak için bu derleme kitap çalışmasını hayata geçirmeyi arzuladık. diye konuştu. Prof. Dr. Ateş, farklı konularda çalışmaların bulunmasına rağmen Türk Kültürünün ABC'si adlı eserin bütün farklı konuları bir araya getirmesi bakımından alanında ilk olduğuna dikkati çekerek, Bunların bir arada bir kitap şeklinde çıkartılması ilk defa YEE'ye nasip oldu. ifadesini kullandı. YEE'nin dünyanın her tarafında Türk dilini ve kültürünü tanıtmak için kurulmuş bir kurum olduğunun altını çizen Şeref Ateş, Bu fikri ilk dillendirdiğimde arkadaşlar takdir etmekle beraber şüpheyle de yaklaştılar. Türk mimarisiyle Türk edebiyatının aynı kitap içerisinde olması, Türk kıyafetleriyle yemek kültürünün bir arada bulunması çok zor bir işti. değerlendirmesinde bulundu. Ateş, eserin ayrıca her biri alanında uzman kıymetli yazarlar tarafından kaleme alındığını ve özenli bir editöryal süreçten geçtiğini anlatarak, şunları kaydetti: Kültürler her bir coğrafyada çok kıymetlidir, o coğrafyanın tarihi özelliklerine, insanına, coğrafyasına ve diğer özelliklere göre şekil alır. Onun için de kültürel bakımdan bir kültür diğerinden daha üstün değildir ama her bir kültürün özellikleri vardır. Bu coğrafyadaki kültürel gelişimimiz olağanüstü fırsatlar barındırıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un da eseri beğenerek hızlıca diğer dillere de tercüme edilmesini istediğini aktaran Ateş, Türk Kültürünün ABC'si kitabının yabancıların Türk kültürünü özet bir şekilde görmesi bakımından da önemli katkılar sağlayacağını vurguladı. Eserin editörü Prof. Dr. Şaban Köktürk ise eserlerin okuyucuyu uzun ve keyifli bir yolculuğa çıkardığını belirterek, Bu yolculukta Türklerin sanat, mimari, müzik, mutfak, giyim, edebiyat, mizah, hediyeleşme, özel günler, sinema ve el sanatları gibi pek çok alandaki zengin mirasının tüm yönleriyle anlatıldığına şahit olacağız. dedi. Türk kültürünün sadece Anadolu'da değil birçok kıtada şekillenmiş zengin bir kültür olduğuna işaret eden Köktürk, Yunus Emre Enstitüsü, Türk kültürünün dünya geneline tanıtmak için önemli bir rol oynamaktadır. Bu kapsamda üretilen eserin okuyucularına zengin bir okuma tecrübesi edindireceğini düşünmekteyim. değerlendirmesini yaptı. Toplantıda, mizah bölümü yazarı Prof. Dr. Metin Ekici, müzik bölümü yazarı Prof. Dr. Nilgün Doğrusöz Dişiaçık, giyinme kültürü bölümü yazarı Prof. Dr. Emine Koca, Türk sanatı ve mimarisi bölümü yazarı Doç. Dr. Nuri Seçgin de çalışmaya ve kendi bölümlerine ilişkin konuşmalar yaptı. Türk Kültürünün ABC'si eserinin yazarları, YEE Kültürel Diplomasi Akademisi eğitmenleri ile akademisyenlerin de katıldığı toplantı, hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi. Davetlilere eser hediye edilirken, toplantının ardından kitabın yazarları katılımcılar için eseri imzaladı. Yunus Emre Enstitüsü tarafından Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıl dönümüne özel hazırlanan prestij kitap, Türkiye'nin zengin kültürel miras birikimini edebiyat, sinema, geleneksel el sanatları ve gastronomi gibi pek çok alanda uluslararası arenaya taşımak amacıyla hayata geçirildi. Eserde, Türk Sanatı ve Mimarisi, Türk Sanatının Tarihsel Gelişimi, Türk Kültürünün Hakimiyet Alanında Gelişen Mimarlık, Modern Türkiye'nin Müziği, Türk Mutfak Kültürü Mirası, Türklerde Giyinme Kültürü, Türk Edebiyatının Önemli Dönemleri ve Eserleri, Türk Dünyasının Özel Gün Kutlamaları ve Gelenekleri, Türk Sineması ve Türk El Sanatları olmak üzere farklı başlıklarda Türkiye'nin kültürel değerlerine yer veriliyor. Kitapta yer alan başlıklar zengin görsellerle desteklenirken, Türk Müziğinin Tarihi ve Karakteristik Özellikleri bölümünde yer alan karekodlar sayesinde okuyucular, Türk Müziği enstrümanlarını dinleyebilme fırsatı yakalıyor. Türk Kültürünün ABC'si adlı eser İngilizce, Fransızca, Rusça ve Arapça dillerine çevrilerek okuyucuların ilgisine sunulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-mimarliginin-oscari-turksmd-14uncu-mimarlik-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "TürkSMD 14'üncü Mimarlık Ödülleri'nin kazananları belli oldu. Cosentino'nun ana sponsorluğunu üstlendiği ve Türk Serbest Mimarlar Derneği'nin organize ettiği törende inşaat sektörünün bütün paydaşları buluştu. Türk mimarlığının Oscarı sayılan TürkSMD 14'üncü Mimarlık Ödülleri, bu yıl Mimarlık Haftası'nda Ankara'da yapılan törenle sahiplerini buldu. Pia Sera'da düzenlenen ve Cosentino'nun ana sponsorluğunda Türk Serbest Mimarlar Derneği tarafından gerçekleştirilen etkinlikte; toplam 5 kategoride ödül verildi. Törende, mimarlık ofislerinin yanı sıra yapı sektöründe yer alan yatırımcı, müteahhit, mühendis-müşavir ve yapı malzemesi üreticileri gibi farklı paydaşlar bir araya geldi. Yapı sektörü için seçkin bir buluşma özelliği taşıyan etkinlikte kamu kurumları, akademisyenler ve yerel yönetim temsilcileri de yer aldı. TürkSMD olarak mimarlık mesleğinin değerini yükseltme misyonu doğrultusunda gerçekleştirdikleri TürkSMD 14'üncü Mimarlık Ödülleri'nde ödül alan herkesi tebrik eden TürkSMD Başkanı Ali Osman Öztürk, TürkSMD olarak büyük bir görev üstleniyoruz. Yapı sektöründeki çalışmalarımızın göstergelerinden sayılan mimarlık ödülleri, sektörde sistem ve standartların yükselmesi, yapı sektörünün gelişmesine katkı sağlıyor. Bu yıl oldukça önemli projeler yarışmaya katıldı. Adaletli bir şekilde en iyi projeleri seçtiğimizi düşünüyoruz. Yarışmaya katılacak proje üretmek bile bence başarıdır. Katılan herkesi tebrik ediyorum. Mimarlık mesleğinin gelişmesine katkı sağlayan projelerimize ara vermeden devam edeceğiz dedi. Etkinliğin ana sponsoru Cosentino Türkiye'nin Ülke Direktörü Alper Şensan, Ülkemizde mimarinin değerini ve önemini arttıran birbirinden başarılı birçok projenin rekabet ettiği bir akşamı geride bıraktık. Bu tarz etkinlikler ile emeğin takdir edilmesi ve ödüllendirilmesinin sektör için müthiş bir motivasyon olduğuna inanıyorum. Bilindiği üzere, mimari projelerin hayata geçmesinde onlarca farklı sektör bir araya gelerek, tasarımın bütününü oluşturmaktadır. Cosentino olarak, bu bileşenlerden biri olmanın keyfini sürüyoruz. Kendi sektörümüzde dünya lideri olarak standartları yukarı çekerken, ülkemizde de yapı sektörünün önemli bir oyuncusu olmanın gururunu yaşıyoruz. İşte bu bağlamda, TürkSMD 14'üncü Mimarlık Ödülleri gecesini desteklemekten ve bu güzel akşamın bir paydaşı olmaktan çok mutluyuz. Yapı sektörüne değer katan birçok proje ve etkinliklere desteklerimiz devam edecek şeklinde konuştu. Merkezi İspanya'da bulunan Cosentino Group, mimari ve tasarım amaçlı yenilikçi yüzeylerin üretim ve dağıtımını yapan global bir aile şirketidir. Sektöründe dünya çapında lider olan Cosentino Group, yenilikçi yaklaşımlar ile trendleri belirleyen ve insan hayatına değer katan çözümler tasarlamaktadır. Bu vizyon dahilinde, sıra dışı ve öncü ürünler olan Silestone, Dekton ve Sensa gibi ileri teknolojiye sahip ürünleri geliştirmiş ve mimari alanlarda eşsiz tasarımların yaratılmasını sağlamıştır. Grup, kalkınmasını uluslararası genişlemeye, yenilikçi bir araştırma ve geliştirme programına, çevreye ve sürdürülebilirliğe saygıya, topluma, faaliyet gösterdiği yerel toplulukların eğitim, eşitlik, sağlık ve güvenliğine yönelik devam eden kurumsal yükümlülüğe dayandırmaktadır. İspanya Almeria merkezli Cosentino Group, ürün ve markalarının dağıtımını 80'den fazla ülkede yapmaktadır. 29'u kendine ait tesislerde olmak üzere, 32 ülkede faaliyet yürütmektedir. Grubun Almeria'da altı, İspanya'da bir akıllı lojistik platformu olmak üzere yedi fabrikası ve dünya genelinde 140'tan fazla ticaret ve iş birimi mevcuttur. Cosentino Group finansal cirosunun yüzde 90'ını uluslararası pazarlardan elde etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-piyanist-renan-koen-carnegie-hallda-dunya-promiyeri-yapti/", "text": "Piyanist, besteci ve soprano Renan Koen, dünyaca ünlü konser salonu Carnegie Hall'da Auschwitz'ten İlahiler adlı konserle dünya prömiyeri yaptı. Koen'e New York'ta Carnegie Hall'da ünlü orkestra şefi ve Devlet Sanatçısı Gürer Aykal, ABD'de kurduğu orkestrası New Manhattan Sinfonietta ile eşlik etti. Farkındalık yaratmak için dünyanın birçok yerinde Holokost temalı verdiği konserlerle öne çıkan ve kendisi de Türk Yahudi toplumundan olan Koen, bu kez sanatseverlerin karşısına ilk kez kendisinin çalacağı eserlerle çıktı. Konserin ilk bölümünde Elçil Gürel Göçtü tarafından bestelenen ve konsere adını veren Auschwitz'ten İlahiler ile Mozart'tan eserler çalan Koen, ikinci bölümünde ise Nazi soykırımından kurtulan ünlü besteci Michel Assael'in bestelediği bir eseri de ilk kez bu konserde kendisi çalarak dünya prömiyerini yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-pop-muziginin-oncu-ismi-erol-buyukburc/", "text": "Türk pop müziğinin öncü isimlerinden Erol Büyükburç 'un vefatının üzerinden 7 yıl geçti. Yaşamı boyunca 33 filmde oynayan, bin 800 beste yapan sanatçı, 20 fotoroman, 6 taş plak, 5 long play, 75 adet 45'lik ile 9 kaseti müzikseverlerle buluşturdu. Tarzı, sahne şovları ve giysileriyle Türk pop müziğinin öncü isimlerinden Erol Büyükburç'un vefatının üzerinden 7 yıl geçti. Sevemem şarkısıyla müzikseverlerin hayranlığını kazanan ve Türk pop müziğinde yaptığı yeniliklerle adından söz ettiren sanatçı, 22 Mart 1936'da Adana'da dünyaya geldi. İstanbul'da Fatih Gelenbevi Ortaokuluna giden sanatçı, 1951'de başladığı Sultanahmet Ticaret Lisesinden mezun oldu. Lise yıllarında İstanbul'da Şevket Uğurluel, Kanat Gür, Salim Ağırbaş ve Metin Ersoy ile kurduğu ilk grubuyla Florya plajında müzik yaptı. Erol Büyükburç, bir yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarına devam ederken diğer yandan Alis Rosental'dan şan dersleri aldı. İstanbul Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisi'nin Yüksek Ticaret bölümünde okuyan sanatçı, üçüncü sınıfta okulu bıraktı. Usta sanatçı, kendi adına kurduğu ilk orkestrası Erol Büyükburç Vokal Grubu ile çeşitli müzik türlerinin Türkiye'deki öncü uygulayıcısı oldu. Little Lucy adlı bestesini 1961'de plak yapan sanatçı, ardından Kiss Me, Lover's Wish ve Memories adlı bestelere imza attı. Büyükburç, Belgrat'ta 1964'te yapılan Balkan Melodileri Festivali'nde Milli Orkestra ile sahne aldıktan sonra folk düzenlemeler yaptı. İngilizce sözlü yabancı besteleri 1950'li yıllarda yorumlamaya başlayan sanatçı, farklı giyim tarzına ilişkin yaptığı bir açıklamada, Anadolu popunun ortaya çıkışı, benim halk türkülerini aranje etmemle başlayan süreçtir. Farklı olmak istiyordum. Zeki Müren ve diğer şarkıcılar sahnede siyah smokinle şarkı söylüyordu. 'O kadar ciddiyete gerek yok.' dedim. Las Vegas ve Hollywood'un pırıltısını sahne şovlarıma uyguladım ve kıyafetlerimde çok cüretkar davrandım. ifadelerini kullanmıştı. Sanatçı, 1992'ye kadar çocuk şarkılarının yanı sıra kendi hazırladığı kukla karakterleri ve kukla oyunları için hazırladığı şarkılara imza attı, 1990'dan 2007'ye, TRT için tango emisyonları yaptı, yabancı şarkılara Türkçe söz yazıp seslendirdi. İlk albümü Sevgi Çiçeklerini 1975'te müzikseverlerle buluşturan sanatçı, 1981'de Sevemem adlı şarkısının da aralarında olduğu Sen Varsını yayımladı. Bu albümündeki Sevemem şarkısı ile ün kazandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-ressamlar-iklim-etkinlikleri-sergisinde/", "text": "Havre de Grace Denizcilik Müzesi ve Çevre Merkezi dünya çapındaki iklim etkinliklerine Türk Sanatçılarının sergileriyle katılıyor. Türk sanatçılarımız Günsu Saraçoğlu, Selva Özelli, Fatma Kadir, İlhan Sayın, Mehmet Sinan Kuran, ABD'nin önemli müzeleri arasında yer alan Havre de Grace Denizcilik Müzesi ve Çevre Merkezi'nde sanat izleyicisiyle buluşan kişisel sergileriyle ülkemizi uluslararası platformda başarı ile temsil etmeye devam ediyorlar. Müze, sanatçılarımızın sergileriyle dünya çapında düzenlenen önemli iklim etkinliklerine kabul edildi. Havre de Grace Denizcilik Müzesi Direktörü Jennifer Sim ve yönetim kurulu üyeleri Leslie Kaufman ve Bruce Russell konuya ilişkin yaptıkları açıklamada; Bu yıl müzemiz Günsu Saraçoğlu'nun Rebirth of Water Birds, Fatma Kadir'in Water Bird Watching, Mehmet Sinan Kuran'ın No Where, İlhan Sayın'ın Flowers of Hope; Selva Özelli'nin Orca & Reefs ve Healing Waters solo sergilerine ev sahipliği yapmıştır. denildi. Havre de Grace Denizcilik Müzesi ve Çevre Merkezi tarafından yapılan bir başka açıklamada ise, Bu yıl müzemizde ağırladığımız sanatçıların kişisel sergilerinin Birleşmiş Milletler Genel Kurul Rehberi tarafından kataloglanmasından memnuniyet duyuyoruz. ifadelerine yer verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-ressamlarin-bosna-hersek-cikarmasi/", "text": "Geçtiğimiz günlerde Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da uluslararası bir sempozyum ve resim sergisi gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi Müzecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fethiye Erbay ve Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mutlu Erbay ile etkinliğe katılan Ekber Yeşilyurt Atölye Grubu, ayağının tozuyla İstanbul Büyükçekmece Atatürk Kültür Merkezi'nde yılsonu sergisi açtı. Sanatseverlerin yapılan çalışmalara yoğun ilgi gösterdiği serginin açılışını; Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün adına Başkan Yardımcısı Gürhan Ozanoğlu, Kültür Müdürü Nazan Karagözoğlu ile birlikte İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ceyhan Kandemir ve Ekber Yeşilyurt gerçekleştirdi. Ekber Yeşilyurt, açılışta yaptığı konuşmada yüzlerce öğrenci yetiştirdiğini ve birçoğunun akademik alanda çeşitli başarılara imza attığını söyledi. Şimdiye dek beş kitap yazmış olan sanatçı ve yazar Yeşilyurt için bir de imza günü düzenlendi. Sergide ayrıca katılımcılara törenle sertifikaları verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-sanatcilar-cop28-konferansinda/", "text": "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP28), 30 Kasım-12 Aralık 2023 tarihleri arasında Dubai, UAE'de gerçekleşecek. The Future of Power/Enerjinin Geleceği isimli sergileriyle beş Türk sanatçı; Mehmet Sinan Kuran, Günsu Saraçoğlu, Fatma Kadir, Selva Özelli ve İlhan Sayın'ın, sanat yolu ile bu önemli konferansta mesajlarını açıklayacağı bildirildi. COP28 Global Resilience Partnership Hub'da, çalışmaları Birleşmiş Milletler tarafından kataloglanan ödüllü çevre sanatçıları tarafından hazırlanan The Future of Power/Enerjinin Geleceği başlıklı bir sanat sergisi yer alacak. Bu sanat sergisi, Global Resilience Partnership Hub'ın doğayla uyum içinde, şoklarla başa çıkmaya daha hazırlıklı, değişime ve dönüşüme uyum sağlamaya daha iyi hazırlanmış, kapsayıcı bir dünyada sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen dirençlilik vizyonunu, tüm gezegenin sınırları dahilinde ifade edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-sanatinin-avrupadaki-en-gorkemli-bulusmasi-londrada-gerceklesiyor/", "text": "İngiltere ilk kez Türk Sanatının önde gelen isimlerinin katlımı ile gerçekleşecek TA London / Turkish Art Week Türkiye, Azerbeycan, Kuzey Kıbrıs ve Avrupa'da yaşayan Türk sanatçıları Londra'da buluşturuyor. 27-31 Ekim tarihlerinde Londra'nın ünlü sanat merkezi Saatchi Galeri Türk modern sanatçıların Avrupalı sanatseverlerle buluşmasına sahne oluyor. 26 Ekim 'de saat 18.00'de yapılacak vip açılış ile start alacak TA London, İngiltere'nin ilk online Türk Sanat galerisi ve sanat platformu olan Renko London organizasyonunda Türk Hava Yolları ve Doqu Home ana sponsorluğunda, Bahçesehir Üniversitesi, Hand B Capital, The Stay Hotels sponsorluğunda hayata geçiyor. Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs ve Avrupa'da yaşayan Türk asıllı, sanatın en önemli ressam, heykeltraş ve enstalasyon sanatçılarından oluşan 20 sanatçının 88 eseri TA London / Turkish Art Week ile Avrupa'nın en önemli sanat merkezi olan Londra'da sergilenecek. Türk Modern sanatını Avrupa'ya taşıma vizyonu ile tasarlanan TA London her yıl değişen ve gelişen bir içerikle Londra 'da gelenekleşecek bir organizasyon olmayı hedefliyor ve her yıl bir sanatçının organizasyonun Featuring baş sanatçı olması tasarlanıyor. TA London'ın ilk yılındaki Featuring baş sanatçısı resmin şairi Devrim Erbil. 1960'lardan günümüze özellikle İstanbul temalı çalışmaları ile Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanatın efsane isimlerinden biri olan Devrim Erbil, TA London sergisine geniş bir koleksiyon ile katılıyor. İstanbul serileri ile sanat dünyasına damgasını vuran Devrim Erbil TA London kapsamında ilk kez ürettiği Londra Rüya Gibi isimli yağlı boya tablosu ve bu eserin limitli sayıdaki serigraf baskılarının orjinal ve NFT versiyonları birlikte olarak dünyanın en önemli NFT platformlarından nıfty gateway işbirliğinde dijital açık artırmaya sunulacak, Resmin şairi 60 yıllık modern sanatçı olarak ilk kez NFT dünyasına adım atacak, Azerbaycan'ın renklerin efendisi olarak tanınan ünlü ressam Sakit Mammadov ve Kuzey Kıbrıslı efsane sanatçı Emin Çizenel'in de katılacağı TA London organizasyonunda önde gelen Türk çağdaş sanatçılar dışında iki misafir sanatçı da bulunuyor. Farklı kültürlerin kesişme noktası olan Londra'nın çok renkli yapısını temsilen Joana Gilbert ve Eva Sonaike TA London'nın misafir sanatçıları olarak sergide yer alıyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-telekomun-tablolar-konusuyor-dijital-resim-sergisi/", "text": "Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi'nde yer alan ve engelli sanatseverler için de erişilebilir olan serginin yeni konukları, Sesli Betimleme Derneği, Engelsiz Sağlık Çalışanları Sendikası ve Evrensel Görme Özürlüler Derneği üyeleri oldu. Tabloları tek tek inceleyen ziyaretçiler, eserleri sesli betimlemelerle dinledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan ve Türk Telekom Üst Yöneticisi Ümit Önal'ın katılımıyla 31 Mayıs'ta açılan Tablolar Konuşuyor Dijital Resim Sergisi, öğrenciler başta olmak üzere Türkiye'nin pek çok kentinden ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor. Dünyaca ünlü 30 tablodan oluşan sergideki eserler arasında Namık İsmail'in Çanakkale Savaşı-Son Mermi, Johannes Vermeer'in İnci Küpeli Kız, Edward Munch'ın Çığlık, Leonardo Da Vinci'nin Mona Lisa, Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi, Vincent Van Gogh'un Arles'teki Yatak Odası, Claude Monet'in Gelincikler ve İzlenim: Gündoğumu tabloları da bulunuyor. Sergi, Türkiye'nin en büyük kütüphanesi olan Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi'nde hafta içi 09.15-17.45 saatlerinde 30 Temmuz'a kadar tüm ziyaretçilere açık olacak. Görme engelliler diledikleri zaman Telefon Kütüphanesi mobil uygulaması aracılığıyla da sergiye ulaşabiliyorlar. Ayrıca sergi görme ve işitme engelli ziyaretçiler için özel olarak geliştirilen, bireysel kullanıma uygun tasarlanmış yön bulma uygulaması Sesli Adımlar ile akıllı telefonlar üzerinden sesli yönlendirme ve ikonlar aracılığıyla ziyaret edilebiliyor. Sesli Betimleme Derneği Başkanı Olgun Yılmaz, sesli betimlemenin görme engelliler için hak olduğunu belirterek, sadece tablolarda değil, kitap, dizi, filmlerde de bunların fazlalaşmasını istediklerini söyledi. Görme engelliler olarak tabloların betimlemesini dinlediğinde ressamların, fotoğraf gibi resim çizdiklerini fark ettiğini belirten Yılmaz, bir resimde bu kadar çok ayrıntının olması ve bu ayrıntıların resmedilmesinin kendisini çok şaşırttığını ve değişik bir his verdiğini bildirdi. Yılmaz, sergide en çok Jan van Eyck'in Arnolfini'nin Evlenmesi tablosunu beğendiğini dile getirerek, Herkes nasıl sanata özgürce erişiyorsa biz de sanata kimseye ihtiyaç duymadan erişebilmeliyiz. dedi. Olgun Yılmaz, bu konuda kendilerine destek sağlayan Türk Telekom ve diğer kurumlara, sesli betimlemelerin farkındalığını artırmaları dolayısıyla da teşekkür etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turk-tiyatrosunun-usta-ismi-nedret-guvenc-hayatini-kaybetti/", "text": "Oyuncu, yönetmen ve seslendirme sanatçısı Nedret Güvenç, 90 yaşında hayatını kaybetti. Türk tiyatrosunun efsane isimlerinden Nedret Güvenç sabaha karşı uykusunda vefat etti. Sinemanın ve tiyatronun usta ismi sanat hayatı boyunca birçok ödülün sahibi oldu. Birbirinden önemli projelerde yar alan Güvenç, 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını aldı. 5 Eylül 1930 tarihinde İzmir Çeşme'de Çiftlik köyünde doğan yönetmen, seslendirme sanatçısı, tiyatrocu ve oyuncu Nedret Güvenç, ilk okulu Bornova'da okumuştur. Bornova Ortaokulu'nda okurken müzik ve tiyatroyla tanışmış ve 14 yaşında bir öğrenciyken Karel Çapek'in Yaşadığımız Devir adlı savaş karşıtı bir oyunda başrol oynamıştır. İzmir'de öğrenimini tamamladıktan sonra Ankara Devlet Konservatuvarı'nda şan ve piyano tahsili yapan Güvenç, o dönemde tiyatro oyuncusu olmaya karar vermiştir. Profesyonel olarak sahneye ilk kez 17 Şubat 1948 tarihinde İzmir Şehir Tiyatrosu'nda, önce Portakal Kabukları adlı çocuk oyunuyla ve Hanımlar Terzihanesi oyunuyla çıkmıştır. İzmir Şehir Tiyatroları 1950 yılında kapatılınca ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etmiş ve 1950-1951 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatroları'na katılmıştır. 1959-1960 yıllarında üç sezon boyunca Cüneyt Gökçer'in davetiyle Ankara Devlet Tiyatrosu'nda konuk oyuncu olarak sahneye çıkmıştır. Daha sonra yeniden İstanbul Şehir Tiyatrosu'na dönen Güvenç, bugüne kadar 200'den fazla tiyatro oyununda baş rol almış ve pek çok ödül kazanmıştır. 1974 yılında oyunculuğunun yanı sıra En Büyük Kumar oyununu sahneye koyarak yönetmenliğe başlamıştır. 1995 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan emekli olunca, Gencay Gürün'ün kurduğu Tiyatro İstanbul bünyesine katılmıştır. Sanatçının, öykü ve hikaye denemeleri bulunmaktadır. 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını alan Güvenç, Türkiye'nin 2009 Dünya Tiyatro Günü bildirisini yazmıştır. İlk evliliğini dublaj sanatçısı Hayri Esen ile gerçekleştiren güvenç, ardından Orhon Murat Arıburnu ile evlenmiş ve bu evliliği de son bulmuştur. Daha sonra Yüksek Mimar Okan Bilgütay ile evlenen Nedret Güvenç'in bu evliliğinden Müjde isminde bir kızı vardır. Nedret Güvenç, Ece Uslu'nun da teyzesidir. 9 Mart 2010 tarihinde İzmir Bornova Çamdibi'de Nedret Güvenç Tiyatro Sahnesi adında bir tiyatro açılmıştır. 200'den fazla tiyatro oyununda oynamıştır. Bunlardan bazıları Boş Beşik, Alcectis, Beyaz Güvercin, Cyrano de Bergerac, Rüya Gibi, Taruffe, Therese Raquin, İhtiras Tramvayı, Hile ve Sevgi, Macbeth, Eski Şarkı, Suların Altındaki Yol, Evcilik Oyunu, Kuru Gürültü, Yarış Bitti, Bozuk Düzen, Bir Kış Masalı, Vişne Bahçesi, Genç Osman, Masum Irene, Kanlı Düğün, Kralın Kısrağı, Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe, Hırçın Kız, Günden Geceye, Aşk Mektupları."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkan-soray-hayranlariyla-selvi-boylum-al-yazmalim-filmini-izledi/", "text": "Türkiye Kültür Yolu Festivalleri bünyesinde düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'ne katılan Türkan Şoray, hayranlarıyla 'Selvi Boylum Al Yazmalım' filmini izledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın beş şehirde kapsayıcı etkinliklerle yaygınlaştırdığı Türkiye Kültür Yolu Festivalleri bünyesinde düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'ne katılan Türkan Şoray, hayranlarıyla 'Selvi Boylum Al Yazmalım' filmini izledi. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan'ın takdim ettiği usta sanatçı, Atatürk Kültür Merkezi'nin dış alanında kurulan Türk Telekom Açık Hava Sahnesi'nde düzenlenen Türk Telekom Prime Açık Hava Sineması etkinliğinde izleyicilerle buluştu. Film gösterimi öncesinde hayranlarıyla bir araya gelen Türkan Şoray, Bu festivalin binlerce kişiye ulaşması kültür ve sanat açısından çok değerli. O nedenle yıllarca sürmesini diliyorum dedi. Kendisini büyük bir coşkuyla karşılayan izleyicilere, Filmi muhtemelen izlemişsinizdir ama Asya'yı bir de benimle izleyin diyen Türkan Şoray, daha sonra hayranlarıyla birlikte Selvi Boylum Al Yazmalım filmini izledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiye-gazeteciler-cemiyeti-hasan-ali-toptasa-verilen-odulu-iptal-etti/", "text": "Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu edebiyat dünyasında tartışılan taciz iddialarıyla ilgili olarak bir açıklama yaptı. Açıklamada, Hasan Ali Toptaş'a verilen Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nün iptal edildiği duyuruldu. Kadınlar çalışma yaşamının her kademesinde başarıyla yer almaktadır. Karşılarındaki en önemli engellerden birinin işin zorluğu değil, iş hayatında karşılaştıkları cinsel tacizler olduğu ortadadır ve bunun her gün birçok örneği kamuoyuna yansımaktadır. Kadınlara, erkeklere, çocuklara yönelik şiddet, cinsel içerikli, bedensel, sözlü saldırı ve bezdiri içeren her türlü davranış taciz ve suçtur. Günümüzde yasal düzenlemelerle engellenmeye çalışılan cinsel tacize karşı toplumun her bireyi ve kurumu karşı çıkmakla sorumludur. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, son günlerde edebiyat alanında gündeme gelen bazı yazarların isimlerinin geçtiği cinsel taciz iddialarını gündemine alarak değerlendirmiştir. Bu yazarlardan biri olan Hasan Ali Toptaş 2013 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü almıştı. Edebiyat dünyasında geçmişte yaşanan taciz vakaları yeniden gündeme gelmiş ve çok sayıda kadın kendilerini taciz eden ünlü erkek yazarları ifşa etmeye başlamıştı. Yazar Pelin Buzluk da, yazar Hasan Ali Toptaş tarafından taciz edildiğini açıklamıştı. Açıklamanın ardından Everest yayınları Hasan Ali Toptaş ile yollarını ayırdıklarını belirtmiş, yapımcı Müge Büyüktalaş da Toptaş'ın romanından uyarlanan Kuşlar Yasına Gider film projesini iptal ettiklerini duyurmuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiye-genclik-filarmoni-orkestrasindan-online-basvuru-donemi/", "text": "Sabancı Vakfı'nın öncülüğünde kurulan Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası'nın 2020 yılı başvuruları başladı. Türkiye'den genç müzisyenleri klasik müzik sevenlerle buluşturan orkestra, bu yılki seçmelerini yeni tip coronavirüs (Covid-19) nedeniyle ilk kez online başvuruyla gerçekleştirecek. Başvurmak isteyen müzisyenlerin 10 dakikalık birer video hazırlaması yeterli. Müzisyenlerden yer aldıkları orkestra deneyimlerini anlattıkları, solo performans sergiledikleri ve kendilerini tanıttıkları videolar isteniyor. Şef Cem Mansur yönetiminde bu yıl 14. yaşını kutlayan Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası'nda yer almak isteyen adaylar, 30 Nisan 2020 tarihine kadar başvuru yapabilecek. Orkestranın bu seneki repertuvarında Dvorak'ın 7. Senfonisi, Verdi'nin Nabucco uvertürü, Rahmaninof'un 3. Konçertosu, Cemal Reşit Rey'in Türkiyesinden bölümler, Enescu'nun 2. Rapsodisi ve Britten'in Peter Grimesından Four Sea Interludes eserleri yer alırken, Türkiye'deki genç müzisyenleri Türkiye ve dünyadan dinleyicilerle buluşturan TUGFO seçmelerine TUGFO'nun web sitesi ve Facebook sayfası üzerinden başvurulabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiye-is-bankasi-muzesi-nde-cepheler-insanlar-ve-buyuk-zafer-sergisi/", "text": "Türkiye İş Bankası Müzesi, küratörlüğünü İzzeddin Çalışlar'ın üstlendiği Bir Asrın Ardından / Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer sergisini ağırlıyor. Müzenin giriş katına yayılan sergi; Milli Mücadele destanını, savaşın gidişatını etkileyen önemli gelişmeleri ve savaş sonrasını ayrı başlıklar halinde ele alıyor. Ele alınan başlıklardan bazıları Bir Harbin Sonu Bir Mücadelenin Başlangıcı, Batı Cephesi ve Sakarya Muharebeleri, İzmir'e Yürüyüş Kurtuluş'un Tescili gibi konu başlıkları altında süreci katmanlara ayırarak inceliyor ve her bir katman konusu ile ilgili haritalar, fotoğraflar ve belgeler ile destekleniyor. Kişisel koleksiyonlardan ya da ulaşılan aile bireylerinden temin edilen silah, dürbün, sıhhi malzeme, kılıç ve pusula gibi çok sayıda obje de sergi deneyimini zenginleştiren bir çalışma niteliğinde. Serginin fark yaratan ve odaklandığı dönemi anlamayı kolaylaştıran bir diğer ayrıntısı ise günümüzde kullanımı azalmış, kökeni farklı ve anlamını yeni nesil tarafından tam olarak bilinememe ihtimali olan İmalatı Harbiye, Kuvayı Milliye, Mütareke gibi kelimeleri açıklayan notlar barındırması. Bir Asrın Ardından / Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer sergisi, tüm bu deneyimi oldukça özel kılan bir bölümle sona eriyor. Nesillerin Gururu İstiklal Madalyası adı altında ele alınan bu bölüm, İstiklal Madalyası'nın anlamı ve tasarımı hakkında bilgiler ile başlıyor ve savaş süresince muhtelif cephelerde aynı amaç uğruna savaşmış gazilerimizin madalyalarının sergilenmesi ile son buluyor. 300'e yakın madalya ve gazi yakınları tarafından sergi için ödünç verilen çok sayıda yadigar nesne, şüphesiz ki bu özel deneyimi daha da unutulmaz kılıyor. Bir Asrın Ardından / Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer sergisi, 30 Ekim 2022 tarihine kadar Türkiye İş Bankası Müzesi 'nde ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Müze, pazartesi günleri hariç her gün 10.00-17.00 saatleri arasında ziyarete açık."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiye-is-bankasi-muzesinde-yeni-sergi-bir-asrin-ardindan/", "text": "Türkiye İş Bankası Müzesi, 28 Ekim 2021 30 Ekim 2022 tarihleri arasında Bir Asrın Ardından / Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Cephelerde Kurtuluş Savaşı'nın kaderini belirleyen aşamaların yanı sıra Anadolu'nun isimsiz kahramanlarına da özel yer ayıran sergi, farklı koleksiyonlardan derlenen eserlerle bir asrın ardından bu özel dönemi yakından hissetme imkanı sağlıyor. Harp sahalarında bulunan mühimmat parçaları, silahlar, kılıçlar, sıhhi malzeme, pusula, dürbün, telgraf, harita ve benzeri objeleri ile çok sayıda fotoğraf ve filmin yer aldığı sergi, binden fazla parçadan oluşuyor. Sergide ayrıca 250'yi aşkın İstiklal Madalyası da bir arada sunuluyor. Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nin 100. yıldönümüne yaklaşırken Kurtuluş Savaşı cephelerine daha yakından bakan sergi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bağımsızlık mücadelesinin kahramanları da anılıyor. Sergi kapsamında, İstiklal Madalyası mirasçılarına aile büyüklerinin madalyalarının yanı sıra fotoğraf, belge, obje gibi yadigarların ödünç verilmesi için bir çağrı yapıldı. Büyük ilgi gören çağrı sonucunda aileler, koleksiyonerler ve müzeler tarafından ödünç verilen 250'yi aşkın madalyanın yanı sıra pek çok yadigar, Müzede özel bir alanda ziyaretçilerin izlenimine sunuluyor. Ödünç verilen madalyalar arasında İsmet İnönü ile İş Bankası'nın Kurucu Genel Müdürü Celal Bayar'ın İstiklal Madalyaları da yer alıyor. İstiklal Sergisi sırasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Cumhuriyet'in ilan edildiği ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk Cumhurbaşkanı seçildiği oturumu yöneten Meclis Başkanvekili merhum Abdullah İsmet Eker'in kızı Mucizat Eker Divringi, babasının İstiklal Madalyası'nı Türkiye İş Bankası Müzesi'ne bağışlamıştı. Daha sonra Çanakkale Savaşı, Sakarya Meydan Muharebesi ile Kurtuluş Savaşı ve 2. Dünya Savaşı'nda farklı cephelerde mücadele eden; ayrıca Türkiye İş Bankası'nda 20 yılı aşkın süre görev yapan Osman Nuri Oral'ın torunu Rengin Karan da dedesinin İstiklal Madalyası'nı Müze'ye bağışlamıştı. Bu bağışların pekiştirdiği ilhamla, Bir Asrın Ardından sergisinin ana bölümlerinden biri Milli Mücadele'nin kahramanlarını anmak için ayrıldı. Yapılan çağrı sonucunda Müze'ye, ülkemizin dört bir yanından ödünç verilen 251 adet İstiklal Madalyası'nın yanı sıra orijinal madalya beratları, fotoğraflar, kimlik kartları, anı defterleri ve kılıç, kama gibi muharebe eşyaları da sergilenmek üzere teslim edildi. Sergi hazırlık sürecinde madalya sahiplerinden Özden Engin dedesinden, Muammer Eryılmaz ise babasından kendisine miras kalan İstiklal Madalyası'nı Türkiye İş Bankası Müzesi'ne bağışlamaya karar verdi. Türkiye İş Bankası Müzesi'ne 4 madalya da kalıcı olarak emanet edildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiye-is-bankasi-resim-heykel-muzesi-29-ekimde-kapilarini-sanatseverlere-aciyor/", "text": "Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla 29 Ekim'de ziyarete açılacak. Bankadan yapılan açıklamaya göre, İstiklal Caddesi'nde, bankanın Beyoğlu Şubesi olarak 63 yıl hizmet veren tarihi binada 2020'de başlayan restorasyon çalışmalarının sonuna gelindi. Korunması gerekli kültür varlığı tescili bulunan yapı, İş Sanat çatısı altında müze olarak hizmete girecek. Müzedeki ilk sergide, Osman Hamdi Bey'den Şeker Ahmet Paşa'ya, Hoca Ali Rıza'dan İbrahim Çallı'ya birçok sanatçının 2 bin 700 civarında eserinin bulunduğu Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonundan seçilen 600'e yakın eser yer alacak. Müzenin kurucu küratörlüğünü mimar, sanat tarihçisi ve yazar Prof. Dr. Gül İrepoğlu üstlendi. Burçak Madran ise Müzeolojik Danışman olarak katkı sağladı. Beyoğlu'nun kültürel kimliğinin kıymetli öğelerinden biri olan, 1900'lü yılların başında zemin katı ticari amaçlı, diğer katları konut olarak inşa edilen tarihi bina, bodrum ve zemin katların yanı sıra biri teras, 6 kattan oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiye-yayincilar-birligi-2020-dusunce-ve-ifade-ozgurlugu-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Türkiye Yayıncılar Birliği 2020 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Yazar ödülü Buket Uzuner'e, yayınevi ödülü Mikado Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Okan Arıkan'a, Kitapçı Emek ödülü ise Antik Sahaf Kitabevi'nin kurucusu İsmail Kün'e değer görüldü. Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından 1995'ten bu yana düşünce ve ifade özgürlüğü için mücadele eden yazar ve yayıncılara takdim edilen ödüller salgın nedeniyle çevrimiçi düzenlenen törenle sahipleri buldu. Ödül törenine Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, Uluslararası Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Kristenn Einarsson, Uluslararası PEN Yönetim Kurulu Üyesi Burhan Sönmez, Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Adnan Özyalçıner, Türkiye Yayıncılar Birliği İletişim ve Uluslararası İlişkiler Yöneticisi Filiz Kocabağ ile PEN Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve gazetemiz yazarı Zeynep Oral katıldı. Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, törende yaptığı konuşmada, 2021 yılının Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 73. yıldönümü olduğunu anımsatarak, Yayıncılık telif hakları ve ifade özgürlüğü üzerinde yükseliyor. Birliğimiz düşünce ve ifade özgürlüğünün önemli bir parçası olan yayınlama özgürlüğünün güvence altına alınması, yazarlarımızın yazma ve yaratma, halkımızın bilgi edinme ve okuma özgürlerine getirilen her türlü kısıtlamanın kaldırılmasından yana tavır almaktadır dedi. Düşünce ve ifade özgürlüğünün, demokratik toplum düzeninin en temel yapı harcı olduğuna dikkat çeken Kocatürk, Türkiye Yayıncılar Birliği'nin düşünce ve ifade özgürlüğü alanında uygulanan her türlü keyfi sınırlama ve engellemeye karşı çıkacağını belirtti. Türkiye Yayıncılar Birliği İletişim ve Uluslararası İlişkiler Yöneticisi Filiz Kocabağ ise Ekim 2019-Kasım 2020 döneminde yayıncılara yönelik soruşturma ve davalar, kitap yasaklama kararları ve sansür olmak üzere engellere dair verileri derleyen Yayınlama Özgürlüğü Raporunu sundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyede-bizans-calismalarinin-seruveni-sergisi-acildi/", "text": "Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Merkezi, 6. Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu kapsamında Türkiye'de Bizans Çalışmalarının Serüveni başlıklı sergi düzenledi. GABAM'dan konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Cumhuriyet'in kuruluşunun yüzüncü yıl dönümünde Türkiye'de Bizans çalışmalarının çok kültürlü doğasını ve kurumsallaşma hikayesini inceleyen sergi, arşiv belgelerinden videolara birçok farklı malzemeyi ilk kez izleyiciyle buluşturuyor. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünden Doç. Dr. Koray Durak küratörlüğünde ve GABAM Projeler Koordinatörü Merve Özkılıç editörlüğünde gerçekleştirilen sergi, 31 Mart 2024 tarihine kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde ziyaret edilebilecek. Kronolojik biçimde ele aldığı farklı temalar üzerinden ilerleyen sergide izleyiciler, Türkiye Cumhuriyeti anlatısında Bizans çalışmalarının kurumsallaşma hikayesini inceleyebiliyor. Kurumsallaşma süreci, öncelikle 1923'ten başlayarak 1990'lara dek üniversitelerde tarih ve sanat tarihi bölümlerinin kurulması üzerinden açıklanıyor. Alan çalışmalarını da içeren bu anlatıya paralel olarak ilerleyen ve mekanı ikiye bölen ayrı bir bölümde ise Rum cemaatinin katkıları ve yabancı kurumlarla yapılan işbirlikleri yer alıyor. Serginin ikinci yarısı ise 1990'lardan bugüne bilimsel toplantılar, geçmiş sergiler, mimari araştırmalar ve müze çalışmalarına odaklanıyor. Ziyaretçiler bu bölümde paleografi, epigrafi, sicilografi ve sualtı arkeolojisi çalışmaları ile mimari restorasyonları da görme imkanı buluyor. Serginin son bölümü hem eğitim alanına ilgi duyanlara hem de kitap meraklılarına yeni bir bakış açısı sunuyor. Bu bölümde ortaöğretimde Bizans'a ilişkin müfredat değerlendirilirken konuya ışık tutacak çocuk kitapları da sergileniyor. Cumhuriyet'in ilk yüzyılında Bizans araştırmalarının geldiği aşamayı tarihsel perspektiften anlatan birçok arşiv belgesini de ilk kez ziyaretçilerle buluşturan sergi, interaktif unsurlarla da destekleniyor. Şahin Kılıç ve Buket Kitapçı Bayrı'nın Türkiye'de Bizans Çalışmaları: Bir Bibliyografya, 19. yüzyıl-2020 eserinde yer alan kaynakçanın görselleştirildiği dokunmatik bir ekran, izleyicilere araştırmalarda ağırlık kazanan konuları ve bilim insanlarının ilişki ağlarını keşfetme imkanı sunuyor. Bir diğer interaktif unsur ise Bizans tabakası bulunan kazı ve yüzey araştırmalarını gösteren bir haritadan oluşuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının 2022 yılı izinlerine dayanarak hazırlanan ve bazı kazıların tanıtım videoları ile zenginleştirilen harita, alan çalışmalarının coğrafi dağılımını gösteriyor. Sergide ayrıca Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Merkezi'nin Sözlü Tarih Projesi: Türkiye'de Bir Bizansçı Olmak projesinden bir seçki de sunuluyor. Aralarında Semavi Eyice, Doğan Kuban ve Melek Delilbaşı'nın bulunduğu akademisyenlerden de görüşler içeren bu video kayıtlarından kesitler, temaları destekleyecek şekilde sergi alanında yer alıyor. Sözlü tarih projesinin ayrıntılı içeriğine Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Merkezi'nin web sitesinden de erişilebiliyor. Tasarımını Fika'dan Burak Şuşut, Dilara Tekin Gezginti, Duygu Güven'in yaptığı Türkiye'de Bizans Çalışmalarının Serüveni sergisinin, Türkiye'deki Bizans çalışmalarının bugüne kadarki en kapsamlı tarihini sunan aynı isimli kitabı ise çok yakında raflarda yerini alacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyede-en-iyi-fotograf-cekebileceginiz-yerler/", "text": "Akdeniz'den Ege'ye, Güneydoğu Anadolu'dan Karadeniz'e kadar her bölgesinde bambaşka güzellikleri barındıran Türkiye, fotoğraf çekmeyi seven gezginlere sınırsız olanaklar sunuyor. İstanbul'un kalabalık caddelerinde gezerken fotoğraf makinenizi tarihi şehrin en ünlü yapılarına çevirebilir veya Akdeniz ve Ege'de antik uygarlıklardan kalan yerleşimleri ve kalıntıları fotoğraflayabilirsiniz. Karadeniz'e çıktığınızda ise Pokut ve İkizdere gibi yemyeşil yaylalar veya Artvin'de Karagöl'ün eşsiz doğasında fotoğraf çekmenin keyfini yaşayabilirsiniz. İşte Türkiye'nin seyahat sitesi Enuygun. com'dan 19 Ağustos Fotoğraf Çekme Günü'ne özel Kapadokya'dan Mardin'e, İstanbul'dan Artvin'e kadar Türkiye'nin yedi bölgesinde en iyi fotoğraf çekilecek noktalar. Yedi farklı bölgesinde konuklarına bambaşka deneyimler yaşatan Türkiye, fotoğraf tutkunları için vazgeçilmez bir destinasyon. Doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyinde yer alan, kadim kültürlerin izlerini taşıyan şehirler ise fotoğraf çekmeyi seven gezginlere muhteşem kareler sunuyor. Türkiye'nin seyahat sitesi Enuygun. com, fotoğrafçı gezginler için 19 Ağustos Fotoğraf Çekme Günü'ne özel Türkiye'nin en güzel fotoğraf çekilecek yerlerini derledi. Işığın ve insan hikayelerinin, tarihi kalıntıların ve kültürel zenginliklerin peşinde koşan fotoğraf gezginleri için İstanbul biçilmiş kaftan. Turistlerin gözdesi, muazzam fotoğraflar çekmek isteyenlerin en favori yerlerinden biri olan Sultan Ahmet Camii, en otantik ve en renkli kareler için muazzam bir yer olan Kapalıçarşı, rengarenk dünyasını kendi mistik dokusuyla birleştiren Balat ve Beyoğlu sokakları bunlardan birkaçı. Ayrıca Çukurcuma'daki antikacılar ve eskiciler, Samatya'daki balıkçılar da fotoğraf makineleriniz için ideal kareleri size sunacak olan destinasyonlardan. Yolunuz Yedigöller ve Abant'ta düştüğünde de doğa fotoğraf tutkunlarına unutulmaz kareler vadediyor. Marmara Bölgesi'nde gezilecek yerler listesinde, Bursa -Cumalıkazık, Sapanca, Maşukiye, Kartepe, Uludağ ve Kartalkaya da yer alıyor. Ege Bölgesi, antik uygarlıklardan kalan yerleşimleri ve kalıntıları ile fotoğraf tutkunlarının vazgeçilmez adreslerinden biri. Balıkesir ise doğal güzellikleriyle konuklarını kendine hayran bırakan bir il. Türkiye'nin oksijen deposu Kazdağı Milli Parkı'na ev sahipliği yapan bu şehir, Ayvalık ve Cunda'nın tarihi sokaklarında unutulmaz kareler yakalamanızı sağlıyor. Şeytan Sofrası ve Hasan Boğuldu Şelalesi de fotoğraf tutkunlarının uğradığı noktaların başında geliyor. Arkeolojik buluntulara göre tarihi İ. Ö. 5000 yıllarına kadar dayanan Efes Antik Kenti, Aydın'ın Söke ilçesi sınırlarında bulunan Mykale Dağı'nın yamaçlarına kurulu Priene Antik Kenti'nde tarih sever fotoğrafçıların ilgi odağı oluyor. Aynı zamanda meşhur Ege köyleri de fotoğraf tutkunlarının unutulmaz anları yakalamasını sağlıyor. Birbirinden güzel plaj ve koyların yanı sıra binlerce yıllık antik yerleşimlere, doğa harikası göllere, şelalelere ve kanyonlara ev sahipliği yapan bölge, fotoğraf severlerin de ilgi odağında. Mersin'de bir çobanın kirpiyi takip etmesiyle gün yüzüne çıkan Gilindire Mağarası, Antalya'da bulunan Manavgat Şelalesi, bembeyaz kumsalı, turkuaz tonlardaki suyu ve göz kamaştıran güzelliğiyle ziyaretçilerine güzel fotoğraf kareleri sunan Salda Gölü ve Isparta'nın lavanta tarlaları, fotoğraf tutkunlarını kendine çekiyor. Öte yandan Olympos, Kekova, Kemer, Manavgat, Köprülü Kanyon ve Tahtalı Dağı da profesyonellerin vazgeçilmez destinasyonlarından. Ülkemizin tam ortasında olmakla birlikte konuklara unutulmaz anlar yaşatan İç Anadolu Bölgesi, kadim kültürüyle fotoğraf severlerin de ilgi odağı. Nevşehir ilinde bulunan Kapadokya ise fotoğraf tutkunlarının vazgeçilmezi. Balon turuyla sabahın ilk ışıklarında müthiş kareler yakalayabilirsiniz. Özellikle kış aylarında muhteşem manzara çekimi için yerli yabancı fotoğrafçıların akınına uğrayan bölge, Ihlara Vadisi ve Tuz Gölü'ne de ev sahipliği yapıyor. Yeşilin ve mavinin her tonunu görebileceğiniz Karadeniz; yaylaları, denizi, çay bahçeleri ve kendine özgü mimarisi ile fotoğraf meraklıları için kaçırılmayacak bir bölge. Karadeniz'in en güzel yaylası Ayder, kartpostal gibi Uzungöl, Sinop Hamsilos, Sürmene, Fırtına Vadisi, Çoruh, Meryem Ana Katedrali, Rize Kalesi, Zilkale bölgede fotoğraf çekilecek yerler arasında ilk sıralarda bulunuyor. Siz deKaradeniz'e gittiğiniz de bu bölgeleri ziyaret ederek Karadeniz'inbüyüleyici dünyasını ölümsüzleştirebilirsiniz. Güneydoğu Anadolu'nun mistik ve etkileyici atmosferi fotoğraf tutkunlarını kendine çağırıyor. Bölgede bulunan birçok antik yerleşim, konuklarına enfes fotoğraf kareleri sunuyor. Mardin'in tarihi sokaklarında, eski Mardin evleri arasında bir çocuğun oyun oynamasını çekebilir; Urfa Balıklı Göl'de balıklara ekmek veren yaşlı bir amcayı fotoğraf karenize alabilirsiniz. Aynı zamanda gün doğumu veya gün batımında Nemrut Dağı'nda bulunan heykellerin ihtişamını, Diyarbakır'da Ulu Cami'nin kadim geçmişini fotoğraflayabilirsiniz. Binlerce yıllık geçmişiyle çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan, son yıllarda yerli-yabancı turistlerin akınına uğrayan Doğu Anadolu Bölgesi, doğal güzellikleri ve tarihi geçmişi ile fotoğraf tutkunlarının vazgeçilmez noktalarından bir oldu. Sıra dağlarının kışın bembeyaz yazın yemyeşil olan görüntüsü, gölleri ve şelaleleri gibi doğal güzelliklerinin yanı sıra Erzurum, Ağrı, Iğdır, Kars, Erzincan ve Ardahan'daki asırlık yapılarıyla tarihi zenginliklerini fotoğraf tutkunlarının önüne seriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyede-gecen-yil-68-bin-120-kitap-yayimlandi/", "text": "Ülke genelinde yayımlanan materyallerin sayısı geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 14,5 artarak 78 bin 500 oldu. Türkiye genelinde geçen yıl 68 bin 120 kitap yayımlandı. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından geçen yıla ilişkin yazılı medya ve uluslararası standart kitap numarası istatistikleri açıklandı. Buna göre, gazete ve dergi sayısı, 2020'de bir önceki yıla göre yüzde 13,5 azalarak 4 bin 746 oldu. Bu yayınların yüzde 54,4'ü dergilerden oluştu. Gazete ve dergilerin tirajı, söz konusu dönemde yüzde 20,9 azaldı. Ülkede 2020'de yayımlanan gazete ve dergilerin yıllık toplam tirajı 996 milyon 516 bin 20 olarak hesaplandı, bunun yüzde 94,8'ini gazeteler oluşturdu. Türkiye'de geçen yıl yayımlanan gazetelerin yüzde 91,1'i yerel, yüzde 6,5'i yaygın, yüzde 2,4'ü ise bölgesel yayın yaptı. Dergilerin ise yüzde 69,1'i ulusal, yüzde 27,7'si yerel, yüzde 3,3'ü bölgesel yayın gerçekleştirdi. Gazetelerin toplam tirajının yüzde 82,4'ünü ulusal, yüzde 16,9'unu yerel ve yüzde 0,7'sini bölgesel yayımlananlar, dergilerin toplam tirajının ise yüzde 85,6'sını ulusal, yüzde 13'ünü yerel ve yüzde 1,4'ünü bölgesel yayımlananlar oluşturdu. Gazetelerin yüzde 28,9'u haftalık, yüzde 28,7'si haftada iki-altı gün arası, yüzde 18,5'i aylık olarak yayımlandı. Dergilerin ise yüzde 21,8'i aylık, yüzde 20,7'si üç aylık, yüzde 16,3'ü altı aylık olarak yayımlandı. Gazetelerin yıllık tirajının yüzde 88,6'sını günlük, yüzde 7,8'ini haftada iki-altı gün arası, yüzde 2,2'sini haftalık olarak yayımlanan gazeteler, dergilerin ise yıllık tirajının yüzde 61,1'ini aylık, yüzde 10'unu haftalık, yüzde 9,2'sini üç aylık, yüzde 8,1'ini iki aylık yayımlanan dergiler oluşturdu. Yayınlanan gazetelerin yüzde 89,9'u siyasi, haber, güncel, yüzde 1,8'i sektörel, mesleki, yüzde 1,7'si yerel yönetim içerikli olurken, dergilerin yüzde 17,9'u sektörel, mesleki, yüzde 15,1'i akademik, yüzde 7,4'ü eğitim, sınav içerikli yayımlandı. Basın İlan Kurumunun idari kayıtlarından elde edilen bilgilere göre, 2020 yılında resmi ilan ve reklam bedelleri yüzde 2,6 azalarak 454 milyon 729 bin 980 lira oldu. Yayımlanan materyallerin sayısı 2020'de, 2019'a göre yüzde 14,5 artarak 78 bin 500 oldu. Yayıncılar tarafından 2020 yılında 68 bin 120 kitap, 523 elektronik kitap, 8 bin 917 web tabanlı elektronik kitap, 494 konuşan kitap ve 446 diğer olmak üzere toplam 78 bin 500 materyal için ISBN alındı. Yayınlar konularına göre incelendiğinde, materyallerin yüzde 28,2'si eğitim, yüzde 20'si yetişkin kurgu edebiyat, yüzde 19,2'si akademik, yüzde 14,3'ü yetişkin kültür, yüzde 13,3'ü çocuk ve ilk gençlik, yüzde 5'i ise inanç konulu yayımlandı. Satılan kitap bandrolü sayısı geçen sene 2019'a göre yüzde 2,3 artarak 433 milyon 213 bin 632 oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyede-ilk-kez-duzenlenen-passport-2-sergisi-gerceklestirildi/", "text": "Ülkemizdeki sanat ve kültür aktivitelerindeki hareketlilik sürüyor. Son olarak Bedri Baykam, Devrim Erbil, Gürbüz Doğan Ekşioğlu gibi 140 değerli sanatçının bir araya geldiği Passport 2 sergisi, 7-22 Aralık 2022 tarihleri arasında Colorbox sponsorluğunda Do Art Galeri'de gerçekleştirildi. Sanatçılar, vesikalık fotoğraf boyutundaki 6x4 cm'lik üç boyutlu tuvallere resim yaptı. Pandemiyle birlikte sekteye uğrayan kültür-sanat sektörü, eski hareketliliğine kavuştu. Son olarak Bedri Baykam, Devrim Erbil, Gürbüz Doğan Ekşioğlu gibi 140 değerli sanatçının bir araya geldiği, ilkinin İran'da düzenlendiği Passport 2 sergisinin ikincisi, 7-22 Aralık'ta Colorbox sponsorluğunda Do Art Galeri'de gerçekleştirildi. Sergide, Colorbox'un temin ettiği akrilik, yağlı boya ve fırçalarla sanatçıların 6x4 cm'lik üç boyutlu tuvallere yaptıkları resimler, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sanatı destekleyen birçok çalışma gerçekleştirdiklerini belirten Vedat Saranga; Her hafta yeni bir konu belirleyerek, sosyal medya platformları üzerinden canlı yayın yapıyoruz. Bu yayınlarda sanat malzemelerinin nasıl kullanılacağına dair eğitim veriyoruz ve bunları uygulamalı olarak gösteriyoruz. Sanatçılarımızın çalışmalarını konforlu ve sorunsuz bir şekilde sürdürmeleri için olası tüm problemleri ortadan kaldırıyoruz. 40 bini aşkın sanat ve hobi malzememizle onlar için geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz dedi. Avrupa standartlarına uygun kalitede sanat malzemeleri ürettiklerini ve temin ettiklerini aktaran Colorbox Müdürü Vedat Saranga; Ülkemizde sanatın gelişmesi için erişebildiğimiz tüm fırsatları avantaja çeviriyoruz. Örneğin, dünyada oldukça popülerleşen grafitti sanatının Türkiye'de de kolaylıkla icra edilebilmesi için Almanya'dan özel sprey boyalar getiriyoruz. 35 yılı aşkın tecrübemizle Fenerbahçe, Teşvikiye, Kozyatağı mağazalarımızda hizmet veriyoruz. Winsor & Newton, Liquitex, Montana Cans, Jacquard Products, Artline, Tombow, William Mitchell, Deka ürünlerinin yanı sıra üreticisi olduğumuz Artdeco, Fanart markalarının tüm ürünlerinin de stoklarını tutuyoruz. Ülkemizi globalde en iyi şekilde temsil etmek için hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyede-ilk-yapay-zeka-destekli-solo-sergi-khakhane/", "text": "Türkiye'nin önde gelen sanat mekanlarından biri olan Duende Art Gallery, Stefan Ragimov'un Türkiyede'ki ilk solo AI fotoğraf sergisi Khakhane 'ye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Türkiye'de gerçekleşecek ilk yapay zeka destekli solo sergi olma özelliği de taşıyan sergi, Emine Özkarslıoğlu küratörlüğünde 21 Temmuz'da sanatseverlerle buluşacak. Sergi, Stefan Ragimov'un sanatsal yeteneği ve yapay zekanın sınırsız potansiyeliyle birleşerek, izleyicilere büyüleyici bir görsel deneyim sunmayı amaçlıyor. Khakhane sergisi, İran tarihindeki politik ve ekonomik kararların topluma yansımalarını görsel bir deneyimle sunacak. Sergide, yapay zeka destekli fotoğrafların yanı sıra, sanatçının orijinal fotoğrafları da yer alacak. Stefan Ragimov'un fotoğraf sanatı ve yapay zekanın gücüyle buluşturduğu Khakhane sergisi, Duende Art Gallery'de sanatseverleri büyüleyici bir yolculuğa çıkaracak. Duende Art Gallery'nin ev sahipliği yapacağı mekanda, Emine Özkarslıoğlu'nun öncülüğünde kurulan dekor ve Stefan Ragimov'un eşsiz sanatıyla bambaşka bir atmosfer yaratarak, izleyicilere yeni bir vizyonun kapılarını açmayı hedefliyor. Serginin VIP açılışı 21 Temmuz Cuma saat 21:00'de Efe Baydar'ın dans performansıyla birlikte gerçekleşecek. Tüm sanatseverler açılış sonrası 21 Ağustos'a kadar Duende Art Gallery'de sergiyi ziyaret edebilecek. Barselona merkezli fotoğrafçı ve görsel sanatçı Stefan Ragimov, sanatın güzelliğine olan yoğun bağlılık duygusunu erken yaşlarda keşfetti. SSCB'nin Bakü şehrinde doğan Ragimov, Moskova ve İstanbul arasında büyüdü. Bu tarihi ve sanatsal şehirlerin sunduğu her detaydan ilham aldı. Lisans eğitimini Budapeşte Metropolitan Üniversitesi, Görsel Sanatlar Fakültesi'nde tamamladı. 2012 yılında, Stefan'ın odak noktası özellikle dijital teknolojinin ve post prodüksiyon tekniklerinin gelişimiyle birlikte fotoğrafa yöneldi. Melbourne, Budapeşte ve Buenos Aires arasında zamanını bölerken, fikirlerini, isteklerini, siyasi duruşunu ve ilgi alanlarını ifade etmek için çeşitli görsel sanat formlarıyla deneyler yaptı. Ragimov'un sanatı kimlik, kültürel tabular, cinsellik, Orta doğu ve eski Sovyet coğrafyasında süren sosyal/politik huzursuzluk gibi temaları keşfetmek üzerine yoğunlaşır. Portföyü, başarılı solo sergilere ve Not Human Sanat Haftası gibi saygın etkinliklere katılım gibi prestijli etkinliklerle doludur. 2022 yılında eserleri Kuzey Avrupa'nın en büyük sanat fuarı olan Art Nordic 2022'de sergilenmiştir. Stefan Ragimov, sanatsal ifadenin sınırlarını aşmak için dijital teknikleri ve post prodüksiyon becerilerini kullanarak toplumsal normları sorgulayan düşündürücü görüntüler yaratır. Kendi kişisel deneyimlerinden beslense de, büyüdüğü ataerkil toplumun çerçevesinde güçlü isyankar imgeler sunarak sınırları aşar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyede-muze-sayisi-yuzde-64-artti/", "text": "Türkiye genelinde müze sayısı, 2022'de bir önceki yıla göre yüzde 6,4 artarak 552'ye, müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı da yüzde 97,1 artışla 45 milyon 822 bin 525'e yükseldi. Türkiye İstatistik Kurumu, 2022 yılına ilişkin Kültürel Miras İstatistiklerini açıkladı. Buna göre, Türkiye genelinde müze sayısı geçen yıl 2021'e göre yüzde 6,4 artarak 552 e çıktı. Bu müzelerin 211'i Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde, 341'i ise özel müze kategorisinde yer alırken, ören yeri sayısı 144 oldu. Müzelerdeki eser sayısı, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 0,8 artarak 3 milyon 750 bin 120 olarak kayıtlara geçti. Bakanlığa bağlı müzelerdeki eser sayısı da bu dönemde yüzde 0,7 artarak 3 milyon 325 bin 643 olurken, bu eserlerin yüzde 88'inin envanteri yapıldı. Özel müzelerdeki eser sayısı yüzde 1,6 artarak 424 bin 477'ye çıktı. Bakanlığa bağlı müzelerdeki eserlerin yüzde 60,1'i sikke, yüzde 27,5'i arkeolojik materyal, yüzde 6,8'i etnografik materyal ve yüzde 3,6'sı tablet oldu. Müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 97,1 artarak 45 milyon 822 bin 525'e yükseldi. Ziyaretçilerin yüzde 67,5'i Bakanlığa bağlı müze ve ören yerlerini ziyaret etti. Bakanlığa bağlı ücretli müze ve ören yerlerini ziyaret edenlerin sayısı 17 milyon 796 bin 860 olurken, bunun toplam ziyaretçiler içindeki payı yüzde 38,8'i buldu. Özel müze ziyaretçi sayısı da yüzde 125,3 artarak 14 milyon 890 bin 214'e çıktı. Bakanlığa bağlı ücretli müze ve ören yeri ziyaretlerinden 1 milyar 76 milyon 7 bin 587 lira gelir elde edildi. Bakanlık tarafından satılan müze kartı sayısı 2 milyon 930 bin 232 oldu. Taşınmaz kültür varlıklarının sayısı 2022'de bir önceki yıla göre yüzde 2,4 artarak 122 bin 124'e çıktı. Taşınmaz kültür varlıklarının en çok bulunduğu il 33 bin 479 ile İstanbul olurken, bu ili 7 bin 899 ile İzmir ve 4 bin 896 ile Muğla takip etti. Toplam sit alanı sayısı bir önceki yıla göre yüzde 6,3 artarak 23 bin 632'ye ulaşırken, sit alanlarının yüzde 96,9'unu arkeolojik sit alanları oluşturdu. Milli parkların sayısı 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4,3 artarak 48 olurken, milli park alanı yüzde 0,3 artarak 911 bin 204 hektara yükseldi. Tabiat parkı sayısı yüzde 0,4 artarak 261 olurken, tabiat parkı alanı yüzde 1,2 azalışla 108 bin 332 hektara geriledi. Tabiatı koruma alanı sayısı ise önceki yıla göre değişim göstermeyerek 31 olurken, tabiat anıtı sayısı yüzde 0,9 azalarak 113'e düştü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyede-muzisyen-olmak-belgeselinin-ikinci-bolumu-yayimlandi/", "text": "Pandemi sürecinde müzisyenlerin yaşadığı sıkıntılara odaklanan Türkiye'de Müzisyen Olmak adlı belgesel serisinin ikinci bölümü yayımlandı. Belgeselin ikinci bölümünde sektörde kadın olmanın zorluklarını anlatan müzisyenler; cinsiyet eşitsizliği, kadınlara yapılan dayatmalar ve taciz gibi meseleleri tartışmaya açıyor. Türkiye'de Müzisyen Olmak adlı mini belgesel serisinin ikinci bölümü yayınlandı. Özellikle pandemi sürecinde Türkiye'deki müzisyenlerin yaşadığı sıkıntılara odaklanan mini belgesel serisinin ikinci bölümünde, kadın müzisyenlerin yaşadığı sıkıntılar konuşuluyor. Belgeselin ikinci bölümünde sektörde kadın olmanın zorluklarını anlatan müzisyenler; cinsiyet eşitsizliği, kadınlara yapılan dayatmalar ve taciz gibi meseleleri tartışmaya açıyor. Usta sanatçılardan genç müzisyenlere, enstrümanistlerden menajerlere sektörün farklı dallarından kişilere kulak veren ve sorunlarına çözüm arayan belgeselin ikinci bölümü; müzisyenlerin mesleklerine gönül verme hikayelerine; farklı kuşaklardan sanatçıların deneyimlerine ve sektörün birlik olamama meselelerine de değiniyor. Sonki3dört adlı Youtube kanalında yayınlanan; Alper Erdinç, Mert Gider ve Gizem Ertürk tarafından hazırlanan 6 bölümlük mini belgesel serisinin bir sonraki bölümü, klasik müzik sanatçılarından yeraltı dünyasına; rap müziğin önemli isimlerinden müzik yazarlarına kulak vererek sektörün sorunlarına çözüm aramaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyede-muzisyen-olmak-belgeselinin-ilk-bolumu-yayimlandi/", "text": "Pandemi sürecinde müzisyenlerin yaşadığı sıkıntılara odaklanan Türkiye'de Müzisyen Olmak adlı belgesel serisinin ilk bölümü yayımlandı. Alper Erdinç, Mert Gider ve Gizem Ertürk tarafından hazırlanan 6 bölümlük serinin çekimleri devam ediyor. Pandemi sürecinde Türkiye'deki müzisyenlerin yaşadığı sıkıntılara odaklanan Türkiye'de Müzisyen Olmak adlı mini belgesel serisinin ilk bölümü olan Ben İnsan Değil Miyim Sonki3dört adlı YouTube kanalında yayımlandı. Usta sanatçılardan genç müzisyenlere, enstrümanistlerden menajerlere sektörün farklı dallarından kişilerin sorunlarına çözüm arayan belgeselin ilk bölümünde Burhan Şeşen'den Cahit Berkay'a ; Ahmet Güvenç'ten Taner Öngür'e Kerem Kabadayı'dan, Cenk Erdoğan'a; Balık Ayhan'dan ; Melek Mosso'ya; Can Ozan'dan; Madrigal'e yirmiye yakın isim yer aldı. Sonki3dört adlı YouTube kanalında yayımlanan; Alper Erdinç, Mert Gider ve Gizem Ertürk tarafından hazırlanan 6 bölümlük mini belgesel serisinin çekimleri devam ediyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyedeki-ilk-yapay-zeka-destekli-sergi-hahane-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "21 Temmuz Cuma günü Duende Art Gallery' de açılışı gerçekleşen Stefan Ragimov'un Hahane isimli sergisi tüm gözleri üzerine çekti. Etkileyici açılış şovlarıyla birlikte kapılarını açan sergi, sanatseverlerden büyük ilgi gördü ve açılışta birçok değerli ismi ağırladı. Hahane sergisi, Türkiye'de gerçekleşen ilk solo yapay zeka destekli sergi olma özelliğinin yanı sıra gerçekleştirdiği açılışla sanatın gücünü bir kez daha vurgulamak adına unutulmaz bir deneyim yaşattı. Açılış, sanat ve görsel şölenin birleştiği etkileyici bir performansla başladı. Stefan Ragimov'un eserlerinin ihtişamı, Efe Baydar'ın etkileyici performansı, Mehmet Buğra Avcı'nın benzersiz sanat yönetmenliği ve Küratör Emine Özkarslıoğlu'nun vizyoner bakış açısı birleşince sergi alanı adeta bir sanat şölenine dönüştü. İzleyiciler her eserle bir bağ kurarak sanatın içsel gücünü deneyimledi. Hahane sergisi açılışına sanat dünyası, basın mensupları ve birçok değerli sanatsever katıldı. Sergide yer alan eserler ziyaretçilerden büyük beğeni topladı. Açılışta yapılan konuşmalarda Stefan Ragimov'un eşsiz yeteneğinin ve yapay zeka gücünün birleşmesiyle ortaya çıkan sonucun etkileyiciliğine değinilirken Hahane sergisinin sanata farklı bir bakış açısı getireceği vurgulandı. Hahane sergisi, 21 Ağustos 2023 tarihine kadar Duende Art Gallery' de tüm sanatseverlere kapılarını açık tutacak. Sergi, farklı içeriği ve yaratıcılığıyla sanata ilgi duyan herkes için ilham verici bir deneyim sunuyor. Hahane sergisi, Türkiye'deki ilk yapay zeka destekli solo sergi olmasının yanı sıra sanatçı Stefan Ragimov'un da Türkiye' de gerçekleştirdiği ilk solo sergidir. Sergi, İran tarihindeki politik ve ekonomik kararların topluma yansımalarını görsel bir deneyimle sunuyor. Sergide yapay zeka destekli fotoğrafların yanı sıra, sanatçının orijinal fotoğrafları da yer alıyor. Stefan Ragimov'un fotoğraf sanatı ve yapay zekanın gücüyle buluşturduğu Hahane sergisi Emine Özkarslıoğlu'nun küratörlüğünde Duende Art Gallery'de sanatseverleri büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyedeki-sinema-salonlarinda-bu-hafta-2si-yerli-7-film-vizyona-girecek/", "text": "Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 2'si yerli 7 film vizyona girecek. Yerli yapımlardan Seyid Çolak'ın Dünya Prömiyeri 41. Uluslararası Moskova Film Festivali'nde yapılan filmi Kapan ve sanatçı Ahmet Kaya'nın yaşam hikayesinin sinemaya uyarlandığı Gani Rüzgar Şavata ve Hakan Gürtop'un yönetmenliğini üstlendiği Ahmet İki Gözüm filmleri izleyiciyle buluşacak. Genç yönetmen Seyid Çolak'ın Dünya Prömiyeri 41. Uluslararası Moskova Film Festivali'nde yapılan filmi Kapan yarın izleyici ile buluşacak. Onur Dilber, Münibe Millet, Serkan Altıntaş ve Sami Aksu'nun başrollerinde oynadığı filmin senaryosunu yönetmen Seyid Çolak, Güven Adıgüzel ile birlikte kaleme aldı. Macera türündeki film; bir adada balıkçılıkla hayatlarını idame ettiren beş arkadaşın, aralarından birinin kaybolması ve vahşi bir kurdun ortaya çıkmasıyla yaşadıklarını anlatıyor. Gani Rüzgar Şavata ve Hakan Gürtop'un yönetmenliğini üstlendiği Ahmet İki Gözüm, sanatçı Ahmet Kaya'nın yaşam hikayesini sinemaya uyarlıyor. Özgür Tüzer, Aleyna Solaker, Serdar Orçin, Metin Yıldız ve Yelda Reynaud'un başrollerinde oynadığı filmin senaryosu Gönül Aktürk, İlker Barış ve Gani Rüzgar Şavata tarafından kaleme alındı. Vince Vaughn, Kathryn Newton, Celeste O'Connor, Misha Osherovich ve Uriah Shelton'ın başrollerinde oynadığı Sıra Dışı gerilim tutkunlarının ilgisini çekmeye aday. Happy Death Day serisinin yönetmeni Christopher Landon imzalı film, kendi halinde lise hayatını sürdüren bir kadın ile kasabaya korku salan bir seri katilin birbirlerinin bedenlerinde uyanmasıyla gelişen olayları konu ediniyor. Will Wernick'in yönetmenliğini yaptığı Follow Mede Holland Roden, Keegan Allen, Dimiter Marinov, Pasha D. Lychnikoff ve Denzel Whitaker gibi isimler rol aldı. Korku ve gerilim türündeki yapım; bir sosyal medya fenomeninin yeni macerası için Moskova'ya gidişini ve orada yaşanan sıra dışı olaylar etrafında dönüyor. Meg Alexandra, Gabz Barker ve Jess Chanliau'nun oynadığı Azizler Hapishanesini Russell Owen yönetti. İngiltere yapımı film; St. Leonards Adası'nda tecrit edilen azılı suçlular üzerinde uygulanan ekstrem tıbbi deneylerin dehşetengiz sonuçlarıyla mücadele edilmesini anlatıyor. Gomorra, Tale of Tales ve Dogman gibi yapımlarla adından söz ettiren İtalyan sinemacı Matteo Garrone, Carlo Collodi'nin klasik çocuk masalı Pinokyo'yu canlı çekimle yeniden sinema perdesine taşıyor. Fransa, İngiltere ve İtalya ortak yapımı filmin başrollerinde Federico Lelapi, Roberto Benigni, Rocco Papaleo, Massimo Ceccherini ve Marine Vacth rol aldı. Marcus H. Rosenmüller'in yönetmen koltuğunda oturduğu; Luis Vorbach, Jona Gaensslen, Margarita Broich, Marie Leuenberger ve Serkan Kaya'nın oynadığı Çifte Bela; keşfettiği sihirli bir ayna ile ödev ve sorumluluklar gibi istemediği şeyleri yaptırabileceği ikizine kavuşan Frido'nun, sihirli aynayı yakın arkadaşı Emil'e göstermesiyle gelişen olaylar etrafında dönüyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyedeki-sinema-salonlarinda-bu-hafta-5-film-vizyona-girecek/", "text": "Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 3'ü yerli olmak üzere 5 film vizyona girecek. Yönetmen, oyuncu ve senarist Ercan Kesal'ın ilk uzun metraj filmi Nasipse Adayız sinemaseverlerle buluşacak. İstanbul'da bir ilçenin belediye başkanlığına aday olmak isteyen bir adamın yaşadıklarına odaklanan filmde, Kesal'ın yanı sıra eşi Nazan Kesal, Selin Yeninci, İnanç Konukçu ve Muttalip Müjdeci rol alıyor. 8. Boğaziçi Fim Festivali'nde de izleyicilerle buluşan yapım, 12-22 Kasım'da bu yıl 9'uncusu düzenlenecek Uluslararası Mannheim-Heidelberg Film Festivali'nde yarışacak. Avustralya yapımı, Kriv Stenders'in yönetmen koltuğuna oturduğu Yakın Tehlike adlı film, 1966 yılında Vietnam Savaşı sırasında Long Tan isimli kauçuk plantasyonunda 2 bin 500 kadar Vietnam askerine karşı mücadele veren Avustralya ve Yeni Zelandalı 108 askerin hikayesini anlatıyor. Aksiyon ve dram türündeki filmin oyuncu kadrosunda, Travis Fimmel, Toby Blome, Alexander England, Aaron Glenane ve Uli Latukefu yer alıyor. Film çekimi için ıssız bir yere giden 6 sosyal medya fenomeninin başlarına gelenleri konu edinen Hashtag filminde Özüm Çakır, Ela Yörüklü, Gülderen Güler, Burak Çoban ve Ergülcan Akıncıoğlu rol alıyor. Korku türündeki filmin yönetmenliğini Başaran Şimşek'in üstleniyor. ABD yapımı, korku ve gerilim filmi Kabus Evinin yönetmen koltuğunda A Quiet Place filminin senaryo ekibinde yer alan Scott Beck ve Bryan Woods oturuyor. Oyuncu kadrosunda Katie Stevens, Will Brittain ve Lauryn Alisa McClain'nın yer aldığı yapım, cadılar bayramında bir korku evine giden bir grup arkadaşın, girdikleri yerin bir korku evinden fazlası olduğunu keşfetmeleriyle başlayan hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor. Batuhan Gündüz'ün yönetmenliğini üstlendiği yerli korku filmi Y. Köyü Ye'cüc Me'cüc ise doğaüstü olayların yaşandığı iddia edilen bir köye gidip buradaki tecrübelerini kayıt altına alan üç arkadaşın akabinde başından geçenleri konu ediniyor. Filmde yönetmen Gündüz'ün yanı sıra Onur Ertuş, Arif Kılıç, Burak Bican ve Mustafa Yıldız oynuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-150-yilina-taniklik-eden-ebuzziya-ailesi-kazlicesme-sanat-galerisinde/", "text": "İbrahim Müteferrika'dan sonra ülkemizdeki matbaacılık tarihinin 150 yıllık gelişimine önemli katkılar sağlayan Ebüzziya Tevfik Bey'in kurucusu olduğu Matbaa-i Ebüzziya çalışmalarının yer aldığı Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi sergisi Kazlıçeşme Sanat Galerisi'nde devam ediyor. Kazlıçeşme Sanat, Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanat Tarihçisi Ömer Şerifoğlu'nun hazırladığı sergide, Türkiye'nin 150 yılına tanıklık eden Ebüzziya ailesinin İSAM Kütüphanesi tarafından araştırmacılara açılan zengin arşivi ve aile üyelerinden derlenen kişisel koleksiyonları ilk kez gün yüzüne çıkıyor. 'Matbaa-i Ebüzziya'nın kurucusu olan Ebüzziya Tevfik Bey'in kişisel çalışmalarının ve 1881'den 1949 yılına kadar devam eden Ebüzziya Ailesi'nin matbaacılık serüveninin tüm detaylarıyla anlatıldığı Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi sergisi Zeytinburnu Kazlıçeşme Sanat Merkezi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Beş padişah, Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murat, II. Abdülhamit, Mehmet Reşat, Vahdeddin ve iki cumhurbaşkanı, Atatürk ve İnönü devrini gören; altı büyük savaş, 93 Harbi (1876 Osmanlı Rus Savaşı), İtalyan Harbi, Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı, İstiklal Savaşı ve II. Dünya Savaşı dönemlerine şahit olan Ebüzziya Tevfik Bey ile başlayan ailenin üç kuşak kesintisiz süren, basın-yayın ve siyaset sahnesindeki serüveni, İstanbul'un hatta Türkiye'nin son 150 yılının özeti niteliği taşıyor. Ebüzziya Ailesi'nin İSAM Kütüphanesi tarafından araştırmacılara açılan zengin arşivi ve aile üyelerinden derlenen kişisel koleksiyonları bu sergiyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Zeytinburnu Belediyesi tarafından Kazlıçeşme Sanat Galerisi'nde düzenlenen Kültür ve Sanat Hayatımızda Ebüzziya Ailesi sergisi, 27 Aralık 2020 tarihine kadar, pazartesi günleri haricinde haftanın altı günü 10.00 17.00 saatleri arası ziyaret açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-81-ilindeki-1085-kutuphane-dijitallestirilecek/", "text": "Türk Telekom, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kültür mirasını teknolojiye adapte ederek 81 ilde dijital dönüşüm başlatıyor. Türk Telekom, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Hitit Kültür ve Turizm Projesi kapsamında Türkiye'deki binin üzerinde kütüphaneyi, kültür merkezlerini, ören yerlerini, İl Kültür Müdürlükleri'ni, müzeleri ve tüm Kültür Bakanlığı Merkez Teşkilatı'nı dijitalleştiriyor. Türk Telekom ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasındaki iş birliği 2024 yılının sonuna kadar devam edecek. Proje ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tüm birimlerinde gereksinim duyulan uygulamalar tek bir sistem altında birleştirilirken ek fiber kablolama yapılarak Merkez Teşkilat, Devlet Tiyatroları, Kültür Varlıkları, Yazma Eserler Kütüphanesi, Müzeler ve İl Müdürlükleri'ne fiber hızı ile hizmet verilecek. Birimler arasında kesintisiz ve güvenli internet sağlayacak olan şirket, Türkiye'nin 81 ilindeki bin 85 kütüphaneyi dijitalleştirecek. Tüm lokasyonlarda misafirlere wi-fi hizmeti ve gezici kütüphanelere de TT Mobil üzerinden internet erişimi kesintisiz sunulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-dunyaya-hediyesi-global-wellness-day/", "text": "Türkiye'de doğup tüm dünyayı etkisi altına alan Global Wellness Day, bu yıl #MagentaDüşün teması ile dünyada on binlerce farklı noktada milyonlarca insan tarafından eş zamanlı olarak, sadece ücretsiz etkinliklerle kutlanacak. İstanbul, Türkiye 11 Haziran 2022, Cumartesi günü on birincisi düzenlenecek olan Global Wellness Day, 2020'de dünyada bir ilki gerçekleştirerek, çok başarılı bir akış ile 24 Saatlik Ücretsiz Canlı Yayın Kutlama ve 2021'de 12 Saatlik Ücretsiz Canlı Yayın Kutlamasının ardından, bu yıl dünya genelinde #MagentaDüşün teması ile yüz yüze etkinliklerle kutlanacak. Bu yıl 130 Global Wellness Day elçisi, ana destekçisi, danışmanı ve gönüllüleri olarak, insanların düşüncelerini olumlu yönde değiştirmek ve gündelik hayatlarına renk katmak için çalışacaklar. On bir yıl önce Türkiye'de tek bir destinasyon spa'da yapılan bir kutlamadan, uluslararası otel/spa zincirleri, fitness merkezleri, yoga stüdyoları, dernekler, vakıflar, hastaneler, okullar, yaşlı evleri gibi dünya çapında on binlerce lokasyondaki etkinliklere kadar büyüyen Global Wellness Day, toplumları Bir gün, tüm yaşamınızı değiştirebilir! sloganı ile kucaklıyor. Global Wellness Day Kurucusu Belgin Aksoy, basit ve küçük iyiliklerle topluma geri vermenin yanı sıra, ruh sağlığının önemini de içeren sağlıklı yaşamın değeri hakkında insanları eğitmenin önemine odaklanmaktan da asla vazgeçmiyor. Bu yıl dünyadaki yüz yüze kutlamaların yanı sıra, Sahibinden. com ve Zurich Sigorta'nın destekleri ile düzenlenecek olan, 3 saatlik canlı yayın kutlamasında dünyanın dört bir yanından ünlü sağlık uzmanları, sanatçılar ve sporcular yer alacak. Vegan Şef Matthew Kenney, Ödüllü Görüntü Yönetmeni ve Moving Art'ın Kurucusu Louie Schwartzberg, Hayırsever, Rancho la Puerta'nın Kurucusu ve İyi Yaşamın Babanesi olarak tanınan, 100 yaşındaki Deborah Szekely, New York Times'ın en çok satan yazarı, Solluna'nın Kurucusu ve bütünsel İyi Yaşam Uzmanı Kimberly Snyder, Uluslararası İyi Yaşam ve Yoga Danışmanı Andrew Sealy, Yeni Zelanda'dan Te Kapahaka o Te Wharekura o Hoani Waititi Marae dans grubu, Global Wellness Institute ve Global Wellness Summit'in Başkanı ve CEO'su Susie Ellis, İyi Yaşam Öncüsü Six Senses & Raison d'Etre Anna Bjurstam, Mandarin Oriental Hotel Group'un Spa & Wellness Grup Direktörü Jeremy McCarthy, gibi isimlerin yanı sıra Dünya Rekortmeni ve Wingsuit Flier, B. A. S. E Jumper Cengiz Koçak ve Profesyonel Yamaç Paraşütü Pilotu ve Wingsuit Flier, B. A. S. E Jumper Ferdi Toy nefes kesen bir Gökyüzünde Paraşüt Değiştirme performansı gerçekleştirecek. Alanında uzman daha birçok konuşmacının yer alacağı kutlama Global Wellness Day'in YouTube kanalında ve Facebook Sayfasından takip edilebilecek. Bu yıl GWD'yi kutlayan yeni ülkeler arasında Senegal, Çek Cumhuriyeti, Cezayir, Ürdün, Gine-Bissau ve Zambiya bulunuyor. Bu yıl düzenlenen tüm yüz yüze ve dijital etkinlikler üç ana niteliğe sahip olmaya devam ediyor: eğitici, ticari olmayan ve ücretsiz çünkü Aksoy'un en motive edici inancı, iyi yaşamın bir lüks değil, bir gereklilik ve hepimizin temel hakkı olduğu mesajını yaymak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-en-buyuk-fosil-agaci-beylikduzunde/", "text": "Beylikdüzü Belediyesi, Kavaklı Mahallesi'nde bulunan ve halk arasında Delikli Taş, Dilek Taşı olarak da bilinen fosil ağacı kamuoyuna duyurarak, ilçenin 23 milyon yıllık tarihini gün yüzüne çıkardı. Jeolojik ve kültürel bir miras olan ağacın korunması ve sergilenmesi için tüm süreci alanında uzman isimlerle yürüten belediye, ağacın tanıtılması amacıyla da oldukça kapsamlı bir çalıştay düzenledi. Çalıştayın açılış konuşmasında ağacın Türkiye'nin en büyük fosil ağacı olma özelliği taşıdığını belirten Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık; Beylikdüzü sanıldığının aksine çok daha uzak bir tarihten izler taşıyor. Bizim çocuklarınıza vereceğimiz bundan daha güzel bir hediye olamaz mesajı verdi. Çalıştay kapsamında gerçekleşen bilimsel oturumların ardından Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Alan, çalışmalarından dolayı Başkan Çalık'ı tebrik ederek, Jeolojik Miras Elçisi ilan edilmesini teklif etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-en-buyuk-oryantalist-tablosu-istanbulda/", "text": "İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı yayınlandı. Kapağında Fransız ressam Felix-Auguste Clement'in görsel belge niteliği taşıyan Çölde Av tablosunu kapak görseli olarak kullanan dergi, Türkiye'nin en büyük oryantalist tablosunun İstanbul'da, Milli Saraylar Resim Müzesi'nde bulunduğunu yazdı. Okurlarını yıllardan beri Topkapı Sarayı'nın deposunda muhafaza edilen eserlerin envantere kaydedilmesiyle büyüyen ve zenginleşen Milli Saraylar Resim Müzesi'ni keşfetmeye davet eden dergi sayfalarında, sanat dünyasını yakından ilgilendiren haberler ve özel röportajlar var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Şengül Altan Arslan ile gerçekleştirilen bir röportajın da yer aldığı İstanbul Sanat Dergisi'nde, Arslan'ın sarf ettiği İstanbul sanatla konuşulsun istiyoruz, çünkü sanat İstanbul'a çok yakışıyor sözleri, İstanbul'un sanatın başkenti olma yolundaki iddiasını ortaya koyuyor. Dergi sayfalarında sanat dünyasının yakından tanıdığı, çevrelerinde çok sevilen Gülseren ve Teoman Südor çiftinin Birlikte, İnsana Rağmen sergisi üzerine yapılmış keyifli bir söyleşi de bulunuyor. Çiftin kızları Telga Südor Mendi tarafından gerçekleştirilen söyleşide, karantina günlerini birlikte geçiren çift, bu süreçte ortaya çıkan ortak üretimlerine dair bilgiler sundular. İstanbul Sanat Dergisi'nin içeriğinde sanat dünyasına yeni katılan sanat galerileri, geçmiş ve gelecek sergiler, etkinlikler, buluşmalardan haberler de var. SALT Galata'nın 10. yılı etkinlikleri, bu yıl ilk kez Tersane İstanbul'da vitrine çıkan Contemporary Istanbul, Tophane-i Amire'de kapılarını açan BASE ve Pera Müzesi'nde Yüzleşme adını taşıyan dijital sergi de derginin içerikleri arasında yer alıyor. İstanbul Sanat Dergisi'ni www. kiletisimyayinlari. com sitesinden ücretsiz ve aynı gün kargo ile adresinize sipariş verebilir, dergi satış noktaları ve kitabevlerinden satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-ilk-acik-hava-heykel-parki-bodrum-loftda-acildi/", "text": "19 Temmuz 2021 Pazartesi günü, Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın'ın ev sahipliğinde, Bodrum Loft- Sevil Dolmacı Art Gallery işbirliğiyle, Türkiye'de ilk kez hayata geçirilen açık hava heykel parkı 'Loft Art Sculptville' projesinin açılış davetine iş, sanat ve cemiyet hayatının önde gelen isimleri katıldı. Türk ve uluslararası 11 sanatçıya ait enstalasyon, heykel ve neon işlerden oluşan 21 farklı eserin konumlandırıldığı Loft Art Sculptville sergisi, Eylül ayı sonuna kadar ziyaret edilebilecek. Bodrum'da modern köy yaşamının oluşturulduğu ve geçen yaz, tatilcileri ağırlamaya başlayan Bodrum Loft, modern mimarisiyle sanatı aynı çatı altında buluşturmaya devam ediyor. Projenin açılış davetine iş, sanat ve cemiyet hayatının önde gelen isimleri katıldı. Etkinliğin kokteyl kısmında misafirlere, bu yaz adından sıkça söz ettiren LoftElia Restaurant'ın Şefi Yılmaz Öztürk'ün, Ege ve Akdeniz lezzetleriyle harmanladığı atıştırmalıklar da sunuldu. Bodrum Loft'un sonsuz deniz manzarasında, doğa ile iç içe, Türk ve uluslararası 11 sanatçıya ait enstalasyon, heykel ve neon işlerden oluşan 21 farklı eserin konumlandırıldığı Loft Art Sculptville sergisi, Eylül ayı sonuna kadar ziyaret edilebilecek. Loft Art Sculptville'de Kolombiyalı sanatçı Rafael Gomezbarros'un alternatif malzemelerle ürettiği ve derin toplumsal mesajlar içeren karınca enstalasyonları 'House Taken', Türkiye'de ilk kez sergileniyor. Güney Koreli heykeltraş Seo Yang Deok'un 'Meditation' serisinin bir eseri Capri'de, ikincisi Mayfair Sculpture Trail'de üçüncüsü ise Loft Art Scuptville'de yer alıyor. Heykeltraş Ozan Oganer'in 'Alice Harikalar Diyarında' serisinin bir devamı niteliğindeki heykel enstalasyonu Bodrum Loft için özel konumlandırılırken, genç sanatçılar Yasin Uysallar ve Gözde Can Köroğlu, kendilerine özgü stilleri ve Türk heykeline kattıkları çağdaş yorumlarla sanat tutkunlarının beğenisini kazanıyor. Loft Art Sculptville ayrıca Genco Gülan, Bahadır Çolak ve Fırat Engin gibi Türk heykeltıraşların yanı sıra Alea Pınar Du Pre, Haluk Akakçe, Ruby Anemic gibi uluslararası anlamda beğeniyle takip edilen isimlerin eserlerine de ev sahipliği yapıyor. Eylül ayı sonuna kadar Bodrum Loft'da sergilenecek eserleri sanatseverler isterlerse QR kodları ile rotaya bağlanarak, dilerse de rehber eşliğinde gezerek doğa ve sanatın muazzam birlikteliğini keşfe çıkabilecekler. Tatil cenneti Bodrum'da Göltürkbükü ile Torba arasındaki Cennet Koyu'na komşu bölgede yer alan, çatısı altında otelin yanı sıra LoftElia, Papermoon ve Sunset Sushi Bar gibi restoran markalarını bulunduran Bodrum Loft'da sanat etkinlikleri yaz boyunca devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-ilk-kadin-opera-sanatcisi-semiha-berksoy/", "text": "Türkiye'nin ilk kadın opera sanatçısı olmasının yanı sıra tiyatro, edebiyat, sinema ve görsel sanat gibi farklı disiplinlerde de pek çok işe imza atan Semiha Berksoy'un vefatının ardından 17 yıl geçti. Sanat yaşamıyla modern ve çağdaş Türk sanatının en önemli isimlerinden ilklerin kadını olarak tanınan Semiha Berksoy, ressam Fatma Saime Hanım ile şair Ziya Cenap Berksoy'un çocuğu olarak 1910'da İstanbul Çengelköy'de dünyaya geldi. Köklü bir aileye mensup Berksoy, ilköğrenimine 1917'de Kadıköy İlkokulu'nda başladı. Henüz ikinci sınıfa giderken ilk hikayesini resimleyerek kağıda ve sıralara yazan sanatçı, bu dönemde davudi sesiyle ilgi çekerek, çeşitli şiir ve operaları seslendirdi. Ortaokulu birincilikle bitiren Berksoy, İstanbul Kız Lisesi'nde öğrenime başladıktan bir süre sonra yakınlarında konservatuvar açılacağını öğrendi. Darülelhan'da, Türkiye'de Batı müziğinin ilk kadın temsilcilerinden Nimet Vahit Hanım'ın şan öğrencisi olan sanatçı, babası her 2 okula birden gitmesini istemeyince, ona yazdığı bir mektubunda, Benim ruhumu sürükleyen, bende alev haline gelen bir şey var, o da sanat aşkıdır. ifadelerini kullandı. Semiha Berksoy'un en büyük idolü de annesiydi. Sanatçı, annesini hayatının merkezine koyarak, tüm yaşamı boyunca ona olan hayranlığını sanatı ile sergiledi. Henüz 8 yaşındayken annesini o yıllarda salgın olarak çıkan İspanyol nezlesinden kaybeden Berksoy, daha sonra da amcasını veremden kaybetti. Sanatçı, William Shakespeare'in Hırçın Kız eserindeki Kate rolüyle Muhsin Ertuğrul tarafından açılan Darülbedayi Tiyatro Okulu'nun sınavını kazanarak, eğitim aldı. Profesyonel sanat hayatına 1931'de Ertuğrul'un çektiği İstanbul Sokaklarında adlı ilk sesli Türk filminde başrol oynayarak başlayan Berksoy, 1932'de Darülbedayi'de çalışmaya başladı ve çeşitli oyunlarda rol aldı. Sanatçı, burada sahnelenen Türk operetlerinin primadonnası oldu. Henüz bir tiyatro öğrencisiyken Kafatası piyesinin sahnelenmesi için yapılan çalışmalarda tanıştığı Nazım Hikmet Ran'ın yazdığı Bu Bir Rüyadır operetinde Fatma rolünü, Cemal Reşit ve Ekrem Reşit Rey'in operetinde Marlene rolünü oynadı. Berksoy ile uzun yıllar karşılıklı mektuplaştığı Nazım Hikmet'in kaleme aldığı mektuplar, daha sonra Nazım Hikmet ve Tosca'sı Semiha Berksoy adıyla kitaplaştırıldı. Semiha Berksoy, 19 Haziran 1934'de Ahmed Adnan Saygun'un bestelediği ilk Türk opera temsili Özsoy adlı eserde canlandırdığı Ayşim rolüyle dikkatleri üzerine çekti. Berksoy, sanatıyla Atatürk'ün de beğenisini kazandı. Ressam Fikret Mualla ile Berksoy, 1930'larda tanıştı. İkilinin dostluğu, Mualla'nın İkinci Dünya Savaşı öncesi Fransa'ya gitmesiyle mektuplara taşındı. Sanatçı, birbirlerine yazdıkları mektupları, yolladıkları resim ve desenleri yayına hazırlayarak, vefatından önce kızı Zeliha Berksoy'a bıraktı. Bu miras İki Aykırının Mektupları adıyla okurlarla buluştu. Ünlü sanatçı, Ankara Devlet Konservatuvarı'nın açtığı sınavı kazanarak devlet bursuyla gittiği Almanya'daki Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi Opera bölümünü 1939'da birincilikle bitirdi. Aynı yıl, Richard Strauss'un 75. Doğum Yılı Festivalindeki Ariadne auf Naxos Operası'nda Ariadne başrolünü yorumlayan sanatçı, bu temsille Avrupa'da opera sahnesine çıkan ilk Türk sopranosu unvanını aldı. Berksoy, Türkiye'ye 1940'ta dönerek, ilk konserini Cemal Reşit Rey ile verdi. Richard Wagner operalarında sahne alan sanatçı, 1941'de Ankara'da, Carl Ebert yönetimindeki Tosca ve Madame Butterfly operalarında da oynadı. Sanatçının Toscadaki performansı profesyonel anlamda ilk opera gösterisiydi. Bu ilkler yanında sanatçı Lüküs Hayat ve Deli Dolu operetlerinde de yer aldı. Ankara Devlet Operası'nın kurulmasında Carl Ebert ile birlikte görev alan Berksoy, 1950'de açılan operaya solist olarak atandı. Sanatçı 1951-1952 opera sezonunda, temsil edilen Tiefland Çukurova Operasında başrol Martayı oynadı ve ses uzmanı A. Lombardie başta olmak üzere diğer uzmanlar tarafından devlet operası kadrosunda Birinci Sınıf Dramatik Soprano oldu. Sanatçıya, 1952'de Carl Ebert tarafından Beethoven'in Fidelio Operasında dramatik soprano Leonore başrolü verildi. Semiha Berksoy, opera rejisörü Feridun Altuna yönetiminde 1961'de Hensel und Gratel Operası'nın prömiyerinde Hexe başrolünü temsil etti ve 1963'teki Kültür Bakanlığı 30. Sanat Yılı Jübilesinin galasında Verdi'nin II. Trovatore Operasında ünlü Azucena rolünü canlandırdı. Kadıköy Süreyya Operası'nda, Emir, Çardaş Fürstin, Maskot ve Leblebici Horhor Ağa operetlerinde primadonna olarak sahneye çıkan sanatçı, 1999'da, New York City Lincoln Center'de, Robert Wilson'un yönetimindeki, Umberto Eco'nun eseri The Days Before Death, Destruction and Detroit IIIte, Tristan ve Isolde Operası'nda Isolde'nin Aşk Ölümü aryasını seslendirdi. Devlet Tiyatrosu'ndaki dramatik oyunlarda birçok defa rol alan ünlü isim, 1966'da çıkan personel kanunuyla yeniden baş sanatçı olup, 1972'de kendi arzusuyla emekli oldu. İlk resim derslerini annesinden alan usta sanatçı, 1929'da çizdiği resimleri götürdüğü Güzel Sanatlar Akademisi Namık İsmail Atölyesi'ne, çalışmalarının beğenilmesinden dolayı burslu olarak başladı. Hayatı boyunca resim yapmayı yemek yemek kadar önemli gören sanatçı, avangart tarzdaki modern çalışmalara imza attı. Refik Epikman ile İsmail Hakkı Toygar Seramik Atölyesi'nde heykel çalışmaları yapan, resim ve gerçeküstü öykü alanında da eserler veren Berksoy'un resimleri aynı zamanda aralarında Berlin, Paris, İstanbul ve New York'un da olduğu birçok şehirde sergilendi. Berksoy, 1984'te, TBMM tarafından kamu sektöründe görev alan ilk kadın opera sanatçısı olarak, Atatürk Opera Ödülününün yanı sıra 1961'de Dil Tarih Fakültesi'nde resim ödülü aldı. İlber Ortaylı'nın, Küçüklüğünden beri bir drama yaşayan bir kavmin, çileli aydın kuşağına mensup ve o kuşağın en yaratıcı portrelerinin başında gelir. Bunu bizde de anlayanlar var, başkaları da çoktandır anlıyorlar. dediği Semiha Berksoy, kalp rahatsızlığı sebebiyle tedavi gördüğü hastanede, 15 Ağustos 2004'te 94 yaşındayken vefat etti. Sanatçı, Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenin ardından Çengelköy'de toprağa verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-ilk-muzesi-gunde-3-bine-yakin-ziyaretci-agirliyor/", "text": "Osmanlı Dönemi'nde kurulan Türkiye'nin ilk müzesi İstanbul Arkeoloji Müzeleri, yeni teşhir ve tanzim çalışmalarından sonra kapalı olan bölümlerin de açılmasıyla çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor. Bir yanı Gülhane Parkı'na, diğer bir yanı da Topkapı Sarayı'na bakan, Tarihi Yarımada'nın en güzide noktalarından birinde bulunan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, içinde değişik coğrafyalara ait barındırdığı çok sayıda eserle binlerce yıl öncesine ışık tutuyor. Bahçesindeki büyük ağaçların arasında tarihi eserlerin yerleştirildiği alanda bulunan müze, tarihin sessiz anılarını ziyaretçilerin hafızalarında canlandırıyor. Paleolitik dönemden başlayarak bugüne kadar birçok nadide eseri barındıran müzede çeşitli kültürlere ait tarihi eserler dünyanın bir çok noktasından gelen ziyaretçilerle buluşuyor. Müzede özellikle İskender Lahdi başta olmak üzere, dünyanın en büyük lahdi olarak bilinen ve milattan sonra 3. yüzyıl ortası döneme ait Sidamara Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Lykia Lahdi gibi nadide eserlerin yanında, Büyük İskender Heykeli, Nehir Tanrısı heykeli, Aslan Heykelleri ve Medusa Başlı Madalyon ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü Rahmi Asal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, müzenin Afganistan'dan Romanya'ya, Filistin'den Anadolu'nun herhangi bir coğrafyasına ait eserlerle çok büyük bir koleksiyondan oluştuğunu söyledi. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Müze-i Hümayun adıyla kurulan Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk müzesi olduğuna işaret eden Asal, müzeciliğin tarihiyle eş değer olan binada 1 milyona yakın envanterlik eser bulunduğunu anlattı. İstanbul Arkeoloji Müzelerinin aslında tek bir birim olduğunu, ancak Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ana birimden oluştuğunu hatırlatan Asal, 300'e yakın eserin sergilendiği İstanbul Havalimanı dış hatlar terminalindeki Anadolu Uygarlıkları Müzesi'nin de görülmeye değer olduğunu kaydetti. Asal, müzeciliğin son yıllarda çok büyük bir aşama kaydettiğini belirterek, Anadolu'nun birçok yerinde çok önemli, büyük ve modern müzelerin ziyarete açıldığını söyledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-ilk-oyma-gravur-kadin-sanatcisi-aliye-berger/", "text": "Türkiye'nin ilk kadın gravür sanatçılarından biri olan ressam Aliye Berger'in vefatının ardından 74 yıl geçti. Ressam Aliye Berger, fotoğraf sanatçısı Mehmet Şakir Paşa ve Sare İsmet'in kızı olarak 1903'te İstanbul Büyükada'da dünyaya geldi. Berger'in ailesi, geçmişleri acı tatlı olaylar ve serüvenler ile dolu, İstanbul'un kalbur üstü ve soylu ailesi olarak tanıyordu. Amcası Halikarnas Balıkçısı adıyla tanınan sadrazam Cevad Şakir Paşa, kardeşi ressam Fahrünnisa Zeyd, seramik sanatçısı Füreya Koral, ressam Nejat Melih Devrim ve Şirin Devrim gibi yazar ve sanatçıların yetiştiği bir ailenin üyesi olan Aliye Berger, okuma yazmaya çok küçük yaşlarda, özel bir eğitimle başladı. İlk eğitimini 1909-1912 yılları arasında Büyükada'da alan sanatçı, 1912'de Notre-Dame de Sion'a girdi. Birinci Dünya Savaşı sırasında okul kapanınca Berger, eğitimine 1915'te Madame Braggiotti'nin özel okulunda devam etti. 1920'de de Fransız Büyükelçiliği'nde sınavlara girerek, diplomasını aldı. Sanatın her dalını kendisi için bir güzellik olarak tanımlayan usta ressam, ilk eserini 17 yaşındayken resmetti. Uzun bir süre özel alarak resim ve piyano dersleri alan Aliye Berger, 1924 yılında Türkiye'de bulunan Macar keman virtüözü ve pedagog Karl Berger'den müzik eğitimi gördü. Berger, 1935'den 1939'a kadar Berlin ve Paris'te kardeşi Fahrünnisa Zeyd'in yanında kalarak sanat hareketlerini izledi. Macaristan halk ayaklanması sonucunda Türkiye sığınan hocası Karl Berger ile 1947'de evlenen ve 6 ay sonra eşini kalp krizi sonucu kaybeden sanatçı, eşinin vefatından sonra sanatına daha fazla bağlanarak, gravür yapmaya başladı. Daha sonra Avrupa'ya giden usta ressam, heykel derslerinin yanı sıra Londra'da üç yıl süreyle John Buckland Wright'ın atölyesinde gravür tekniği üstüne yoğun çalışmalar yaptı. Usta sanatçı, 1951'de 140 parça gravürle Türkiye'ye dönerek, İstanbul Fransız Konsolosluğu'nda ilk kişisel sergisini açtı. Adını geniş sanat çevrelerine ise ilk kez 1954'de Yapı Kredi Bankası'nın düzenlediği yarışmada Güneşin Doğuşu adlı yağlıboya tablosuyla birinci seçilerek duyurdu. Aliye Berger, desen ve yağlı boya resimler yaptıysa da çoğunlukla oyma baskı tekniğinde, siyah-beyazın ara tonlarıyla çalışarak eserler verdi. Dışa vurumcu oyma baskıları ile tanınan Berger, sonraki yıllarda gravürü yaygınlaştırmak amacıyla, bu teknikle yılbaşı tebrik kartları yaptı. Katıldığı Tahran Bienali'nde 1955'te ikincilik ödülü kazanan sanatçı, İstanbul, Ankara, Londra, Paris, Viyana, Ravalpindi ile İslamabad'da kişisel sergiler açtı. Berger, 1951-1972 yılları arasında yurt içi ve yurt dışında birçok karma sergiye de katıldı. Zımpara kağıdı, kasap kağıdı ve tülbent gibi malzemeler kullanan usta sanatçı, günlük yaşamın kalıplarını, İstanbul'un çeşitli köşelerini bazen gerçekçi, kimi zaman da fantastik biçimde, özgün bir lirizm ve dışavurumculukla eserlerine yansıttı. Gravürlerini renkli gören, yaşamayı en büyük coşku ve aşk olarak kabul eden bir anlayışın ürünleridir. diye tanımlayan Aliye Berger'in eserleri, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde, Viyana Albertina Müzesi'nde ve özel koleksiyonlarda yer alıyor. Berger, 1972 yılında son sergisini İstanbul Taksim Galerisi'nde düzenledi. Aynı yıl sergiyi Ankara'ya götüren sanatçı, 1974'te doğup büyüdüğü ve çok sevdiği Büyükada'da hayatını kaybetti. Aşkla yaşadım. Ölümler bile öldüremedi bendeki aşkı. Coşkuyla, aşkla ve sevgiyle yarattım ne yarattımsa. Yapıtlarıma çocuklarım diyemem. Yaptıklarım yaşadıklarımın ta kendisi oldu... diyen sanatçının vefatının ardından 1975'te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi salonlarında geniş bir retrospektif sergisi gerçekleştirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-ilk-sanat-pazaryeri-art-ist-saunada-eser-satislari-basladi/", "text": "Sanatın her alanından farklı sesleri ve ifade biçimlerini sergilemek üzere herkes için ulaşılabilir sanat ortamı sunan Art. Ist Sauna, açıldığı günden bu yana 200'e yakın eseri sanatseverler ile buluşturdu. İlk Sanat Pazaryeri teması ile 21 Aralık 2020'de İstanbul Maslak'taki UNIQ Expo'da kapılarını açan Art. Ist Sauna, Türkiye'de ilk defa 1.500 m2 alanda erişilebilir sanat konsepti ile yüzlerce sanatçı ve sanat eserini sanatseverler ile buluşturdu. Türkiye'nin önde gelen sanat ve etkinlik alanlarından UNIQ Expo, ilk sanat kuluçka merkezi olan McArt. ist Art Incubation Center ve sanat yatırımlarının önde gelen kurumlarından TTLC Sanat Danışmanlığı iş birliğiyle çağdaş sanat alanında eser üreten sanatçıları bir araya getiren Art. Ist Sauna'da sergilenen 200'e yakın sanat eserinin satışlarına da başlandı. Satışlardan elde edilen gelirin büyük kısmının sanatçıya aktarıldığı iş modeli ile çalışılan Art. Ist Sauna'da sanat galerilerine göre daha az komisyon oranı uygulanıyor. Türkiye'de sanat ortamının gelişimine katkıda bulunmayı amaçlayan, sergilerden elde ettiği gelirin tamamıyla sanatçıları destekleyen İyilik İçin Sanat Derneği, Ege Yapı iş birliği ile hayata geçirdiği Atölye Cer projesinde üretilen eserleri ile Art. Ist Sauna'da yer alıyor. İyilik İçin Sanat Derneği üyeleri her Çarşamba düzenledikleri Sanat Buluşmalarının 282'nci haftasında erişilebilir sanat konseptiyle birbirinden farklı sergi ve etkinliklere ev sahipliği yapan Art. Ist Sauna'yı ziyaret etti. Sanat Danışmanı Dr. Feride Çelik'in anlatımıyla sergi turu gerçekleştiren İyilik İçin Sanat Derneği üyeleri, çalışmalar hakkında bilgi aldı. Art. Ist Sauna hijyen kurallarına uygun olarak faaliyet gösteriyor. Doğal hava sirkülasyonu ile 5 metrelik yüksek tavanı sayesinde ferah bir ortam sunan alana aynı anda 300 kişi alınabiliyor. Hafta içi her gün 12.00 ile 19.00 saatleri arasında açık olan Art. Ist Sauna, İstanbul Maslak'taki UNIQ Expo'da yıl boyuncu ücretsiz olarak sanatseverleri bekliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-ilk-sinema-profesoru-alim-serif-onaran/", "text": "Türk sinemasına eserleriyle katkı sağlayan, aynı zamanda ilk sinema profesörü olarak anılan Prof. Dr. Alim Şerif Onaran'ın vefatının ardından 21 yıl geçti. Türkiye'de sinemanın okullaşmasında öncü rol oynayan, hukukçu, yazar ve çevirmen Onaran, Manisa'nın Kula ilçesinde 1924'te dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamlayan yazar, çocukluğundan itibaren müzikle ilgilendi ve çeşitli enstrümanlar çaldı. İzmir Erkek Lisesi'nde okuyan Onaran, söylediği ve çaldığı şarkı sözlerini anlayabilme isteğiyle yabancı dile ağırlık verdi ve Almanca, Fransızca, İngilizce ile İtalyancayı iyi derecede öğrendi. Halı kilim tamirciliği yapan bir baba ile halı tüccarının kızı bir annenin çocuğu olan Prof. Dr. Alim Şerif Onaran, Ankara Siyasal Bilgiler Okulu'nda hukuk eğitimi aldı. Onaran, 1946'da üniversiteden mezun olduktan sonra Manisa'da maiyet memurluğu, Ağrı ve Giresun'da kaymakamlık görevlerinin ardından 1953'te İstanbul Emniyet 1. Şube Müdürü oldu. 1955'te Ankara Polis Enstitüsü Müdür Yardımcılığına getirilen Onaran, 1956'da Emniyet Genel Müdürlüğü 9. Şube Müdürlüğüne atandı. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü Siyasi Daire Başkanlığına getirilen Onaran, 1961'de İçişleri Bakanlığı Tetkik Kurulu üyeliğine getirildi. 1953 1963 yılları arasında İstanbul ve Ankara şehirlerinin polis teşkilatına bağlı olarak çalışan ve emniyet teşkilatında birden fazla görevde bulunan Onaran, aynı zamanda sansür kurulu içerisinde de yer aldı. Alim Şerif Onaran, 1966'da Sinematografik Hürriyet teziyle doktor unvanını kazandı. Doçentliğini Muhsin Ertuğrul Sineması adlı teziyle sinema tarihi alanında 1973'te veren Onaran, 1978 senesinde bitirdiği Lütfi Ömer Akad'ın Sineması adlı eseriyle de profesör unvanını almaya hak kazandı. Onaran'ın bu tezleri daha sonra kitaplaştırıldı. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda da görev yapan ve ardından Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü Kurucu Başkanlığını üstlenen Onaran, 1976-1981 yılları arasında Sinema Tarihi dersleri verdi. Usta yazarın, bu ders notları da daha sonra kitap haline getirildi. Prof. Dr. Alim Şerif Onaran, 1970'lerde ayrıca İstanbul Radyosu'nda Türk Sineması Konuşuyor adlı haftalık bir kültür programı hazırladı. Program içerikleri, 1980'lerde düzenlenerek kitap olarak Türk Sineması başlığıyla iki cilt halinde yayımlandı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü'ne 1983'te misafir öğretim üyesi olarak davet edilen Onaran, daha sonra kadrolu profesör olarak burada kaldı. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde de sinema kuramları, kamuoyu ve kitle kültürleri konusunda dersler verdi. Onaran, 1988 yılında emekli olmasına rağmen Marmara Üniversitesi'nde sözleşmeli olarak öğretim üyeliği görevini sürdürdü ve Sinema Sanatı ve Tarihi, Sinema Eleştirisi, Sanat ve Sansür, Kamuoyu ve Kitle Kültürü dersleri vermeye devam etti. Vefatından kısa bir süre önce beş bin kitaplık kişisel kütüphanesini Dokuz Eylül Üniversitesi'ne bağışlayan Prof. Dr. Onaran, İzmir Film Festivali tarafından Yaşam Boyu Onur Ödülü ödülüne layık görüldü. Onaran, 70 yaşından sonra büyük bir özveri ve yoğun bir çalışma ile Binbir Gece Masallarının çevirisini yaptı. Uzun yıllardır tamamı çevrilmeyi bekleyen bu eser de onun sayesinde Türk okurlarla buluştu. Daha çok sinema alanındaki çalışmalarıyla tanınan Alim Şerif Onaran, Ölüm kaçınılmaz bir şey. Ama insan hayatında değer yarattıktan sonra ölürse, o ölmüş sayılmaz. Eserleriyle yaşar, her zaman anılır. ifadelerinin ardından 76 yaşındayken 11 Ağustos 2000'de İstanbul'da hayatını kaybetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-ilk-yerli-akrilik-ve-yagli-sanat-boyasi-uretildi/", "text": "Başta resim sanatı dünyası olmak üzere, sanatçılarımızı ve sanatçı adaylarımızı heyecanlandıran bir haberi gururla paylaşıyoruz. Evet, Türkiye'nin ilk yerli akrilik ve yağlı sanat boyası ülkemizde üretildi. Bugüne kadar ithal edilmekte olan, sık sık bulunamayan, bulunduğunda da fiyatları hayli yüksek olan sanat boyaları artık ülkemizde üretilecek, üstelik dünya standartlarında! Colortone firması, ürünlerinin kullanımı ve kalitesinin test edilmesine yönelik bir dizi workshop da gerçekleştirmeye başladı. Bunlardan biri de geride bıraktığımız hafta sonunda düzenlendi. Anadolu Yakası'nda Bağdat Caddesi'ndeki Nezih Kırtasiye'de 4 Eylül Cumartesi günü sergilenen performans, 5 Eylül Pazar günü de Avrupa Yakası'nda bu kez yine Nezih Kırtasiye'nin Göktürk'te bulunan mağazasında gerçekleşti. Colortone tarafından üretilen Türkiye'nin ilk yerli sanat boyasını ilk kullanan sanatçılarımızdan biri de ünlü ressam Yavuz Bozkurt oldu. Bozkurt, ürünün kullanıcılara tanıtılması için düzenlenecek performanslarda gönüllü olarak uygulama yapacağını belirtti ve Nezih Kırtasiye'de düzenlenen etkinliğe katılarak, ürünün uygulama sonuçlarını katılımcılara gösterdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-kulturel-mirasini-korumak-icin-abd-ile-mutabakat-zapti-imzalandi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Türkiye'nin kültürel mirasını korumak için ABD ile imzalanan mutabakat zaptına ilişkin, Çok büyük maliyetlerle, yıllarca süren hukuk mücadeleleri kısa sürede sonuçlandırılabilecek. Bu en büyük caydırıcılıktır. dedi. Türkiye'ye ait arkeolojik ve etnolojik eserlerin kaçakçılığının önlenmesi ve Türkiye'nin kültür mirasının korunmasına katkı sağlanması amacıyla ABD'nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield'in katılımıyla Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde iş birliği mutabakat zaptı imzalandı. İmza töreninde konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelere uygun olarak, kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadele alanında önleyici tedbirler, uluslararası yardımlaşma ve eser iadesi olmak üzere üçlü bir stratejiyle hareket edildiğini söyledi. Ersoy, anlaşmanın iki ülke arasında çok kıymetli bir iş birliğini tesis ederken, getirdiği hukuki düzenlemeler açısından da önleyici tedbir, sonuçları bakımından ise eser iadesine zemin oluşturan büyük bir adım olduğunu vurguladı. Bakanlık tarafından yapılan müzakereler neticesinde mutabakat zaptının alanındaki en geniş kapsamlı örneklerden biri olduğunu vurgulayan Ersoy, 1 milyon 200 bin yıl öncesinden başlayarak, 1923 yılına kadar olan kültür varlıklarını, Kurtuluş Savaşı dönemine ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e ait eşyaları içermektedir. Ayrıca bu anlaşma çerçevesinde karşılıklı sergiler, kültürel aktiviteler ve entelektüel etkileşimi sağlayacak her türlü ortak etkinliği de gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. İnşallah Türkiye ve Amerika arasında kültürel diplomasinin daha güçlü işlediğini göreceğiz. ifadelerini kullandı. Bu noktada, yakın dönemdeki çalışmalara bakıldığında, ABD'nin ortaya koyduğu net tavrı memnuniyetle gördüklerini dile getiren Ersoy, bu olumlu yaklaşım ve karşılıklı iş birliği sayesinde Zeugma Mozaikleri, Lidya dönemine ait mezar stelleri ve son olarak geçen ay Kybele Heykeli'nin Türkiye'ye iade edildiğini söyledi. Konuşmaların ardından mutabakat zaptını imzalayan Ersoy ve Satterfield, ABD'den iadesi sağlanan Lidya stelleri ile Aizanaoi Antik Kenti kazılarında bulunan Penkalas sikkelerini inceledi. Anlaşmayla Türkiye'ye ait tarihi eserlerin kaçakçılığının önlenmesi amacıyla özel izine tabi durumlar hariç, anlaşmaya konu her türlü arkeolojik ve etnolojik eserin, Amerika Birleşik Devletleri'ne girmesine izin verilmeyecek. Türkiye'nin kültürel mirasını korumaya yönelik bu anlaşma, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ile ABD Ankara Büyükelçiliği ve ABD Eğitim ve Kültürel İlişkiler Bürosunun iş birliği ve çalışmalarıyla hayata geçecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-oscar-adayi-7-kogustaki-mucize/", "text": "Yönetmenliğini Mehmet Ada Öztekin'in yaptığı 7. Koğuştaki Mucize filmi, 93'üncü Akademi Ödüllerinde yarışmak üzere, Türkiye'nin En İyi Uluslararası Film Oscar adayı olarak belirlendi. Türkiye'nin En İyi Uluslararası Film Oscar adayı, Mehmet Ada Öztekin'in yönetmenliğini yaptığı 7. Koğuştaki Mucize filmi oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Sinema Genel Müdürlüğü ile sinema alanındaki meslek örgütü temsilcilerinden oluşan 16 kişilik Seçici Kurul, 93'üncü Akademi Ödülleri En İyi Uluslararası Film Dalı'nda Türkiye adayını belirledi. Seçici Kurul'un bugün gerçekleştirdiği toplantıda, Sinema Meslek Birlikleri Güç Birliğine başvuran 23 film değerlendirildi. Yönetmenliğini Mehmet Ada Öztekin'in yaptığı 7. Koğuştaki Mucize filmi, kurul tarafından Türkiye'nin En İyi Uluslararası Film Oscar adayı olarak belirlendi. Türkiye'nin Oscar adayı olan film, kızı ile aynı zeka yaşına sahip bir babanın adalet arayışını konu ediniyor. Filmin oyuncu kadrosunda Aras Bulut İynemli, Nisa Sofiya Aksongur, Celile Toyon, İlker Aksum, Mesut Akusta, Deniz Baysal ve Yurdaer Okur başta olmak üzere başarılı pek çok oyuncu yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyenin-usta-caz-muzisyenleri-ile-nils-petter-molvaer-ayni-sahnede/", "text": "Caz müzik sahnesinin önemli isimlerinden Sabri Tuluğ Tırpan, Cenk Erdoğan, Hamdi Akatay, Volkan Öktem ve Eylem Pelit'in bir araya gelerek oluşturduğu Almagest Quintet ile dünyaca ünlü caz trompetçi Nils Petter Molv r, İş Kuleleri Salonu'nda sahne alacak. Caz müzik sahnesinin önemli isimlerinden Sabri Tuluğ Tırpan, Cenk Erdoğan, Hamdi Akatay, Volkan Öktem ve Eylem Pelit'in bir araya gelerek oluşturduğu Almagest Quintet ve dünyaca ünlü caz trompetçi Nils Petter Molv r, 3 Mayıs Çarşamba, saat 20.30'da, İş Kuleleri Salonu'nda müzikseverler ile buluşacak. Almagest Quintet, konserde kendi bestelerinin yanı sıra uzun bir aradan sonra Türkiye'de ilk konserini İş Sanat'ta verecek Nils Petter Molv r'in bestelerini de seslendirecek. Caz, ambient, house ve elektronik müziği ustalıkla bir araya getiren Molv r, performanslarında akustik tınıları elektronik dünyaya dahil ederek, pop, rock, funk ve modern caz türünde performans sergiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turkiyeyi-venedikte-fusun-onur-temsil-edecek/", "text": "Dünyanın en önemli bienallerinden biri olan Venedik Bienali 59. Uluslararası Sanat Sergisi'ndeki Türkiye Pavyonu için yapıt üretecek sanatçı, Füsun Onur olarak belirlendi. Sanatçının sergi küratörlüğünü ise, İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer üstlenecek. Yarım yüzyılı aşkın kariyerinde resim ve heykel arasındaki sınırlara meydan okuyarak, 1970'lerin başında avangardın Türkiye sanatında yer edinmesinde öncü rol üstlenen Füsun Onur'ın eserleri; Kunsthalle Baden-Baden (2001), ZKM, Karlsruhe (2004) ve Van Abbemuseum, Eindhoven'daki (2005) karma sergilerin yanı sıra İstanbul Bienalleri (1987, 1995, 2011, 2015), Moskova Bienali (2007) ve dOCUMENTA(12), Kassel'de (2012) sergilendi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/turna-misali-filmi-tokyo-film-festivalinde/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli, yönetmenliğini İffet Eren Danışman Boz'un, yapımcılığını İEDB Film adına Eyüp Boz'un yaptığı Turna Misali filmi, Dünya Prömiyerini Tokyo Film Festivali'nde gerçekleştirecek. Yönetmenliğini İffet Eren Danışman Boz'un, yapımcılığını İEDB Film adına Eyüp Boz'un üstlendiği, Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli ve 2019 yılında TRT 12 Punto Senaryo Günleri'nde TRT ön alım ödülü kazanan Turna Misali adlı sinema filmi, dünya prömiyerini bu yıl 31 Ekim-8 Kasım tarihleri arasında yapılacak olan 34. Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde gerçekleştirecek. Anadolu'da bin yıldır konar göçer kültürünü devam ettiren Sarıkeçili Yörükleri'nin yaşamını konu alan Turna Misali filmi, Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde Asian Future bölümünde yarışacak. Başrollerini Sennur Nogaylar, Necmettin Çobanoğlu, Timur Ölkebaş ve Zeynep Elçin'in paylaştığı Turna Misali filminin senaryosu, Eyüp Boz ve İffet Eren Danışman Boz'a ait. Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin de desteklediği ve Silifke ilçesinde çekilen filmin kurgusunu Melik Saraçoğlu, müziğini Coşkun Karademir ve görüntü yönetmenliğini Eyüp Boz üstlendi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/tuzlada-sehit-ve-gazi-aileleri-kesisme-iyi-ki-varsin-eren-filmini-izledi/", "text": "Şehit Eren Bülbül ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik'in anısına çekilen 'Kesişme: İyi Ki Varsın Eren' filmi vizyona girdiği ilk günden itibaren yoğun ilgi görüyor. Tuzla Belediyesi de yeni nesile kahramanların tanıtılması amacıyla filmi izleme etkinliği düzenledi. Şehit Eren Bülbül ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik'in anısına çekilen 'Kesişme: İyi Ki Varsın Eren' filmi vizyona girdiği ilk günden itibaren yoğun ilgi görüyor. Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı'nın talimatıyla kahramanlıkları yeni nesile tanıtmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla özel bir etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinlikte Tuzla Belediyesi Gençlik Merkezi öğrencileri, Gönül Elleri Çarşısı tarafından takipleri yapılan yetim çocuklar, Gönül Elleri Çarşısı tarafından takipleri yapılan şehit ve gazi aileleri, siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının gençlik yapılanması ile birlikte Tuzla Belediyesi Meclis Üyeleri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının temsilciler, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri birlikte izlediler. Şifa AVM'de bulunan sinema salonunda gerçekleştirilen etkinliğe 250 kişi katıldı. Film sırasında duygu dolu anlar yaşandı. Sinema etkinliğine katılan Kübra Kurt, Eğlenceli bir etkinlik olacağını düşünüyorum. Özellikle yeni çıkacak bir film olduğu için beğeneceğimizi düşünüyorum. Bu vatan için şehit olmuş birisinin hikayesini duymak bizler için iyi olacak dedi. Doğukan Erbaş ise, Eren, ülkemizin için kendisini feda eden önemli isimlerden birisi. Eren olmasaydı çok farklı şeyler de olabilirdi. İyi ki varsın Eren demek istiyorum dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uc-kizin-hikayesi-italyada-en-iyi-film-projesi-odulunu-kazandi/", "text": "Yönetmenliğini Nursen Çetin Köreken'in üstlendiği Üç Kızın Hikayesi, İtalya'da düzenlenen uluslararası yapım desteği yarışması MIA Ortak Yapım Marketi'nde Yılın En İyi Film Projesi ödülüne değer görüldü. Konuya ilişkin yazılı açıklamaya göre Köreken'in eseri, Roma'da gerçekleştirilen yarışmaya başvuru yapan 500 proje arasında seçilen 12 yapım arasında yer aldı. Köreken'in üç yıldır üzerinde çalıştığı halterci çocuklar belgesel çalışmasında karşılaştığı gerçek hikayelerden yola çıkarak senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yapacağı film, bu yıl ilk defa verilen MIA Ortak Yapım Marketi Yılın En İyi Film Projesi ödülünün de sahibi oldu. Köreken ödül töreninde yaptığı açıklamada, tüm market ekibine, seçici kurula ve jüri üyelerine teşekkür ederek, Hey kızlar, asla pes etmeyin. Dünyayı umut, sevgi ve dostlukla yeniden inşa edin. ifadelerini kullandı. Türkiye'den seçilen tek proje olan filmin çekimlerinin 2025'te yapılması planlanıyor. İtalya Kültür Bakanlığı ile İtalya Dışişleri Bakanlığı ve Creative MEDIA desteğiyle kurulan MIA Ortak Yapım Marketi, her yıl birçok film arasından seçtiği ve gelecek vadeden film projelerine yapım desteği veriyor. Halterci üç genç kızın içinde bulundukları toplumsal koşulları halter sporuyla aşmaya ve kendi kimliklerini var etmeye çalışmalarını anlatacak olan film, gerçek hikayelerden ilhamla yazıldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uc-silahsor-yeniden-sahnede/", "text": "İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Alexandre Dumas 'nın ölümsüz eserinden bale sahnesine aktarılan Üç Silahşör 'ü yeniden izleyicisi ile buluşturuyor. Eser, Giuseppe Verdi'nin müzikleri ile hareket buluyor. Eserin senaryo ve koreografisi, 4. Donizetti Klasik Müzik Ödülleri'nde Yılın Bale-Dans Koreografı ve Yılın Bale-Dans Yapımı ödülünü V. Murat Balesi'ne yaptıkları koreografileri ile almış Armağan Davran ve Volkan Ersoy'a ait. Eserin müzik düzenlemesi ise Bujor Hoinic tarafından gerçekleştirilmiş. Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından 2010 yılında Türkiye prömiyerini yapan eser, İstanbullu sanatseverler ile geçtiğimiz sanat sezonunda ilk kez buluştu. Bu sezon 27 Şubat, 3, 5 Mart tarihlerinde saat 20.00' de, 7 Mart tarihinde saat 16.00'da Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi'nde yeniden izleyicilerin karşısında olacak. Ayrıca, 29 Şubat saat 16.00'da gerçekleşecek özel temsil, sosyal sorumluluk projesi kapsamında görme engelli sanatseverlere sesli betimleme ile aktarılacak. Tarihsel romanları ve oyunlarıyla haklı bir ün kazanan Alexandre Dumas 'nın yükselişinde en önemli role sahip olan Üç Silahşör adlı eserin konusu 16. yüzyıl Fransa'sında geçiyor. Kardinal Richelieu ve XIII. Louis saray entrikalarının; Athos, Porthos, Aramis, d'Artagnan isimli dört gözü pek şövalyenin maceralarının hayranlık verici bir akıcılıkla anlatıldığı romans tarzındaki Üç Silahşör, yazıldığı dönemden bugüne değin değerinden hiçbir şey yitirmedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ucan-ressamlar-baskentlileri-buyuledi/", "text": "Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında 35 metre yükseklikte şovlarını sergileyen Uçan Ressamlar, merak ve heyecanla izlendi. Dünyaca ünlü Fransız grup Les Passagers, Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında Ulus Meydanı'nda 35 metre yükseklikteki binada renkler, dans ve müzikle heyecan dolu bir performans sergiledi. Dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde binlerce kişinin izlediği performanslar sergileyen Les Passagers, yüksek binaları dev bir tuvale dönüştürüyor. Binaları dikey bir sahne gibi kullanan grup; teatral, korografik ve resimsel bir evren oluşturuyor. Sanat direktörlüğünü Philip Riou'nun üstlendiği grup, 4 kişilik ekibiyle onlarca metre yükseklikte asılı kalarak dev boyutlardaki Başkent Kültür Yolu Festivali logosunda yer alan başkentin sembol mekanlarını boyadı. Uçan Ressamlar, logonun boyanmasının ardından binadan sarkıtılan halatlarla eşsiz bir dans performansı sergiledi. Başkentliler'in büyük ilgi gösterdiği şovda, izleyenler video ve fotoğraf çekerek gösteriyi heyecanla ve merakla takip ettiklerini belirttiler. Gösterinin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan grup üyesi Magali Brito, festival kapsamında Ankara'da olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Havada akrobasi olarak da bilinen Aerial Dans yaptıklarını belirten Brito; kaleler, dağlar, köprüler ya da şehir merkezlerindeki devasa binalar gibi yüksek yerlerde performanslar sergilediklerini söyledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ucuncu-istanbul-sanat-ve-antika-fuari-basliyor/", "text": "Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı başlıyor. 16 Kasım'da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde ön izleme ve VIP açılış ile kapılarını açacak olan fuar, 17-20 Kasım 2022 tarihleri arasında ziyaretçileriyle buluşacak. Açılış öncesinde düzenlenen basın toplantısında fuar hakkında bilgi veren DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan; Tüm paydaşlarımızla birlikte büyük özverilerde bulunarak hazırlandığımız fuarımızı sanatseverlerle buluşturuyoruz. Sanat dünyasının öncü isimlerinin seçilmiş eserlerini, antika objelerini, antik mücevher özel bölümünün tasarım ürünlerini tek bir çatı altında topladık dedi. Crowne Plaza Hotel Istanbul Harbiye'de gerçekleşen basın toplantısına katılanlar arasında, Sanata Evet sloganı ile farkındalık yaratan Tamer Levent de vardı. Levent, yaptığı konuşmada Barışın bir vizyonnu olmalı! Bu da sanattır diye düşünüyorum. Da Vinci'nin bir resmi yapmaya çalışırken gösterdiği olağanüstü özen, bugün de aynı şekilde devam etmeli ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ucuncu-yilini-kutlayan-plastik-asklar-oyunu-kadikoyde-izleyiciyle-bulusacak/", "text": "Oya Başar ve Ebru Kural'ın aynı sahneyi paylaştığı Plastik Aşklar oyunu Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde sahnelenecek. İki sanatçı, yolu kesişen iki kadının yaşadıkları eğlenceli ve düşündüren hikayelerini sahneye taşıyan oyuna ilişkin AA muhabirine açıklamada bulundu. Usta oyuncu Oya Başar, oyunu çok severek oynadığını belirterek, Teksti ilk aldığımda da çok beğenmiştim. Benimle özdeşleşti. Kadına, yaşama dair bir oyun. Biz de çok keyifle oynuyoruz. Aslında ilk gün nasıl başladıysak öyle devam ediyor. Arada sırada bir iki ufak tefek değişiklik olabiliyor. dedi. Bir yıldır başrolü paylaştığı Ebru Kural ile 30 senedir çalıştıklarına dikkati çeken sanatçı, Bizim tiyatromuzda da çalışırdı. Olacak O Kadar'ın kadrosunda da yıllarca, 20 sene bizimle çalıştı. Onun için birbirimizi çok iyi tanıyoruz zaten. ifadelerini kullandı. Başar, oyunu Ali Cüneyd Kılcıoğlu'nun kaleme aldığı bilgisini vererek, Ben çok seviyorum onun kalemini. Bir sürü de oyunu var zaten. Bu da bana denk geldi. O kadar güzel anlıyor ki kadın ruhundan. Benim bile bazen, gün içinde evde konuşurken, buradan birtakım sözcükler geliyor aklıma. Hep var, hayatın içinde onlar, bizimle birlikte, iç içe yaşayan şeyler. Gerçekten çok hoş yazmış. Biz severek oynuyoruz. İnsanlar da genelde severek izliyor. 3 senedir oynuyor zaten. diye konuştu. Oya Başar, oyunu yurt dışında da turne programlarında sahnelediklerine işaret ederek, Çok iyiydi. Gerçekten çok güzeldi. Bir kere biz oraya gittiğimiz için çok mutlu oluyorlar. Orada Türk birinden tiyatro izlemek, kendinden bir insanı, sevdiği bir insanı sahnede görmek onları çok mutlu ediyor. Hollanda'da, Almanya'da, İsviçre'de, ABD'de oynadık. En son 2 ay önce Kanada'daydık. Orada oynadık, geldik. Çok hoştu. Çok güzel geçti. dedi. Salgın dolayısıyla oyunu 14-15 ay kadar sahneleyemediklerini sözlerine ekleyen sanatçı, salgının ardından büyük bir hızla sahneye döndüklerini ifade etti. Sanatçı, oyun sonrası izleyicilerin tebriklerine de değinerek, O kadar enteresan ki bazen gözlerim doluyor gerçekten. O kadar çok bekliyorlar ki kapıda. Geç çıkıyoruz. Çok terli oluyoruz, biraz dinleniyoruz. 45-50 dakika bekliyorlar kapıda, sadece görebilmek ve fotoğraf çektirebilmek için. 'Ay harikaydınız, şahaneydiniz...' Bu çok güzel bir şey tabii. Bunu hissetmek, şükür diyelim. değerlendirmesinde bulundu. Sezen karakterini canlandıran Ebru Kural ise sahneye eğlenmek ve keyif almak için çıktıklarını aktararak, Biz gerçekten çok eğleniyor, keyif alıyoruz. O eğlencenin de herhalde seyirciye yansıdığını düşünüyorum. Onlar da çok keyif alıyor. Bugüne kadar gözlemlediğim en önemli şey o. diye konuştu. Kural, kendisi henüz 17 yaşındayken Oya Başar ile çalışmaya başladığını kaydederek, İnanılmaz yoğun duygusal bir mutluluk, enerji ve gurur kaynağı var. O duyguyu kelimelerle anlatamam. Kraliçemle aynı sahnede oynamak, dünyanın en güzel şeyi. Her oynadığımızda karşılıklı o bakışlar, oyunlar, sizi yönlendirmesi, o arada ortalığı çekip çevirmesi çok keyifli. açıklamasını yaptı. İzleyenlerin tepkilerinin de mutluluk ve keyif verdiğini sözlerine ekleyen Kural, Bundan daha güzel ne olsun. ifadelerini kullandı. Yapımcılığını Latif Koru'nun üstlendiği, Anatolia Sahne'nin izleyiciyle buluşturduğu oyunu, Ali Cüneyd Kılcıoğlu kaleme aldı, Orçun Ucal yönetti. Oyun, bir tarafta eğitimli, kültürlü, hayatla eğlenebilen, avam ama bir o kadar da alaturka bir kadın olan Alev ile çekingen, kendini savunmaktan korkan, geleneklerden bihaber saf bir kadın olan Sezen'in eğlenceli ve düşündüren hikayesini sahneye taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uffizi-galeri-dantenin-olumunun-700-yil-donumunde-cevrimici-sergi-duzenliyor/", "text": "Floransa'da yer alan Uffizi Galerisi, İtalyan şair Dante Alighieri'nin ölümünün 700. yıl dönümü anısına Rönesans sanatçısı Federico Zuccari'nin daha önce pek görülmeyen İlahi Komedya çizimlerinin de yer aldığı sanal bir sergi düzenliyor. Artfulliving'in aktardığı habere göre, ölümünün 700. yılında şairin anısına İtalya'da pek çok farklı etkinlik düzenleniyor. Bunlardan biri de Uffizi Galeri'nin internet sitesinde yayımladığı ve ücretsiz erişilebilen A riveder le stelle başlıklı Dante Alighieri sergisi. Müzenin internet sitesinde yayımlanan sergide İlahi Komedyanın Cennet, Cehennem ve Araf bölümlerine dair 88 adet çizim Federico Zuccari tarafından 1586-1588 yılları arasında İspanya'da yaşadığı sırada tamamlandı. Bu sergi ile beraber çizimler halka üçüncü kez açılırken ilk kez koleksiyonun tamamı paylaşıldı. Çizimler, ilk kez Dante'nin 600. doğum gününde yani 1865'te Floransa'da bir seçkide gösterildi. Daha sonra 1993'te tekrar Abruzzo'da bir sergide sergilendi. Müze çizimlerin hassas koşullarda saklanması gerektiğini söyleyerek pek gün yüzüne çıkarmadı. Uffizi direktörü Eike Schmidt geçen süreçte bu çizimlerin sadece birkaç bilim adamı tarafından görüldüğünü söyledi. Rönesans döneminin başarılı sanatçılarından Federico Zuccari, Floransa'daki Santa Maria del Fiore'nin kubbesine yaptığı fresklerle tanınıyor. İlahi Komedya çizimleri, 1609'daki ölümünün ardından, sanatçının bir zamanlar adına çalıştığı asil bir aile olan Orsinis'e ve ardından Medicis'e kaldı. 1738'de Uffizi tarafından satın alındı. A riveder le stelle başlıklı çevrimiçi sergiye şuradan erişilebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ulak-yeni-bolumuyle-trt-belgeselde-seyirciyle-bulusuyor/", "text": "Tabiattaki yaşamın izini sürmek için her bölüm ayrı coğrafyalarda çekilen TRT Belgesel yapımı Ulak, yeni bölümünde Güney Amerika'dan ekranlara gelecek. TRT'den yapılan açıklamaya göre, Doğa Bilimci Serdar Kılıç'ın sunduğu programda, Güney Amerika'da Patagonya'nın meşhur zirvesi Fitz Roy Dağı'nda, bugüne kadar 25 dağcının zirveye ulaşmak uğruna hayatını kaybettiği rota izlenecek. Sadun Saran'ın da zorlu tırmanışa eşlik edeceği Ulak'ın yeni bölümü yarın akşam saat 20.30'da TRT Belgesel'de seyirciyle buluşacak. Öte yandan TRT Müzik'te, müzikseverlerin her hafta heyecanla bekleyeceği yepyeni programlar başlıyor. TRT'den yapılan açıklamaya göre, TRT Müzik ekranlarında, Murat Kekilli ile Rock Eli ve Yedi İklim programları ekranlardan evlere müzik ziyafeti sunacak. Anadolu'nun kadim türkülerini rock müzikle buluşturacak program, TRT Müzik izleyicilerini görkemli bir müzik yolculuğuna davet ediyor. Programın yarın akşam ekranlara gelecek ilk bölümüne, Della Miles konuk olacak. Dünyaca ünlü pek çok ismin vokalistliğini yapan Miles, özel sesi ve özgün yorumu ile izleyenlerine unutulmaz bir müzik ziyafeti sunacak. Her hafta ünlü bir ismin ağılanacağı Murat Kekilli ile Rock Eli, yarın akşam saat 22.45'te TRT Müzik'te ekranlara gelecek. Türkü dostlarını türkülerin dilinde buluşturan Yedi İklim, Türk halk müziğine yeni bir soluk katan sanatçıları TRT Müzik ekranlarında izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Sevilen sanatçılar İsmail Çakır ve Fındık Buse Katılmış'ın konuk olacağı programda, Tokat türküleri seslendirilecek. Yedi İklim programı ise 15 Mayıs Pazar saat 20.45'te TRT Müzik'te müzikseverlerle buluşacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ulas-bakirin-ilk-kisisel-sergisi-soylenecek-cok-sey-var-gama-art-galleryde/", "text": "Gama Art Gallery, ressam ve moda sanatçısı Ulaş Bakır'ın ''Söylenecek Çok Şey Var / So Much Things To Say isimli ilk kişisel sergisine 14 Eylül-09 Ekim tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Aktivist resim sanatının yeni akım dışavurumcu temsilcilerinden biri olan ve sıra dışı eserleriyle dikkat çeken Ulaş Bakır'ın ilk solo sergisi, tasarımcı Aslı Jackson'ın yaratıcı direktörlüğünde gerçekleşecek. Görülmemiş, bilmediğimiz, hayal ürünü karakterleri tuval, ahşap gibi farklı materyaller üzerine resmeden Yugoslav kökenli soyut resim sanatçısı Ulaş Bakır, eserlerinde genellikle bebeğin dünyaya geliş anını ve ana rahminden hayata kafadan giriş yapmasını betimliyor. Sonrasında da bu özgün anime karakterler, kimlik arayışlarına devam ediyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-2-yaka-kisa-film-festivali-basliyor/", "text": "Dijital Film Atölyesi tarafından Kültür için Alan desteğiyle düzenlenen Uluslararası 2 Yaka Kısa Film Festivali, bu yıl 3. kez 24 30 Eylül 2021 tarihleri arasında gerçekleşiyor. Seçkilerinde farklı kültürlerden, kategorilerden ve özgün bakış açılarından kısa film yapımlarını bir araya getiren festival, bu yıl hibrit bir program sunuyor. Festivalin fiziksel programı film gösterimleri, söyleşi ve film okuma oturumları ile Lab. etkinliklerinden oluşuyor. 2YKFF'21; fiziksel gösterimlerinin yanı sıra, çevrimiçi film gösterimleri, yönetmen söyleşileri, Remix Attack etkinliği ve Herkes İçin Sinema Mümkün atölyesinin yer aldığı zengin programıyla gerçekleşiyor. Her yıl dünyanın farklı bir şehrinden bir film/sanat inisiyatifi ile partnerlik yaparak kısa film alanında kolektif düşünme, araştırma ve hareket olanakları geliştiren Uluslararası 2 Yaka Kısa Film Festivali, bu yıl Rotterdam'dan Galerie de Jaloezie ile iş birliği yapıyor. Görsel-işitsel sanatlara odaklanan; alışılmışın dışında mekanlarda gerçekleştirdiği film gösterimleri, sergiler ve yarışmalar ile genç sanatçılara, film profesyonellerine ve işini tutkuyla yapan herkese alan açan inisiyatif, 2YKFF'21 kapsamında İzmir'e konuk oluyor. Irklar, etnik kökenler, inanışlar, cinsiyetler ve yaşayışları ile tüm kimliklerin deneyimlerine odaklanan Uluslararası 2 Yaka Kısa Film Festivali, bu yıl seyircilerine 4 farklı seçki sunuyor. Seçkiler, dünyanın dört bir yanından özgün yapımlar, ilk yönetmen filmleri, LGBTQİ+ yapımlar ve deneysel film çalışmalarını buluşturuyor. 2YKFF, bu yıl da erişilebilir festival olma yolundaki çalışmalarını sürdürüyor. Seçkilerde yer alan filmler çevrimiçi ortamda sesli betimleme seçeneğiyle yayınlanırken, festival programı kapsamında Erişilebilir Her Şey'in katılımıyla Herkes için Sinema Mümkün isimli çevrimiçi bir atölye düzenleniyor. Festival programı ve tüm detaylar 2yakakisafilmfestivali. com adresinden ve sosyal medya hesaplarından takip edilebiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-212-photography-istanbul-fotograf-yarismasi-basvurulari-basliyor/", "text": "Fotoğraf etrafındaki diyalogu çeşitlendirmeyi hedefleyen yarışma her yaştan amatör ve profesyonel fotoğrafçının katılımına açık. 212 Photography Istanbul Uluslararası Fotoğraf Yarışması'nın bu yıl ki jürisinde Unseen Amsterdam Direktörü Roderick van der Lee, fotoğrafçı Ahmet Sel, sanatçı, tasarımcı ve küratör Erik Kessels, British Journal of Photography (1854 Media) Yayın Direktörü Izabela Radwanska Zhang gibi uluslararası isimler yer alıyor. Türkiye'de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography Istanbul, uluslararası katılıma açık yarışması ile ulaştığı farklı seslerin ve sosyal, kültürel ve sanatsal olguların izini coğrafyadan ve önyargılardan bağımsız sürüyor. Yarışmanın kazanan kişi 5000 Euro ile ödüllendirilecek. 16 Eylül'e kadar devam edecek olan başvurular ve Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması hakkında detaylara www.212photographyistanbul. com adresinden ulaşılabilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-adana-altin-koza-film-festivalinde-oduller-sahiplerini-buldu/", "text": "Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 28. kez düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu. En İyi Film Ödülü'nü Ahmet Necdet Çupur'un yönettiği Yaramaz Çocuklar filmi aldı. En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü Koridor filmindeki performanslarıyla Emel Göksu ve Ayşe Demirel paylaşırken, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü Cemil Şov filmindeki performansıyla Ozan Çelik aldı. En İyi Yönetmen Ödülü'nün sahibi ise Bir Nefes Daha'nın yönetmeni Nisan Dağ oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-adana-altin-koza-film-festivaline-basvurular-basladi/", "text": "Adana Büyükşehir Belediyesince düzenlenen 30. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'ne başvurular başladı. Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamaya göre, 18-24 Eylül'de gerçekleştirilecek olan Adana Altın Koza Film Festivali'nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Belgesel Film Yarışması, Uluslararası Kısa Film Yarışması, Ulusal Öğrenci Kısa Film Yarışması ve Adana Kısa Film Yarışması bölümleri yer alacak. Festivalin yarışma bölümüne katılmak isteyenler 7 Ağustos'a kadar başvuru yapabilecek. Yarışmanın yönetmelik ve başvuru formlarına altinkozaff. org. tr adresinden ulaşılabilecek. Organizasyon kapsamında dünya sineması seçkisi, özel gösterim bölümleri, belgesel gösterimleri, söyleşiler, atölye çalışmaları, sinema sempozyumu ve sergiler, sanatseverlerle buluşacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, sinemaya ve sanata desteklerinin kesintisiz süreceğini kaydetti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-aspendos-opera-ve-bale-festivali-basladi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 30. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali, Aida operası ile başladı. Aspendos Antik Tiyatrosu'nda gerçekleştirilen festivalin açılış programında, Ankara ve Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri tarafından Giuseppe Verdi'nin Romalı komutan Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida'nın imkansız aşkını anlatan 3 perdelik Aida operası sahnelendi. Ünlü İtalya orkestra şefi Fabrizio Maria Carminati yönetiminde sahnelenen ve solistlere Şef Mahir Seyrek yönetiminde Antalya ve Ankara Devlet Opera Balesi korolarının eşlik ettiği eserde, dekor tasarımı Özgür Usta, kostüm tasarımı Gürcan Kubilay, koreografi Sergei Terechenko, ışık tasarımı Giovanni Pirandello imzasını taşıyor. Tarih araştırmalarının Ravivaddhana Monipong Sisowath'ın yaptığı eserin rejisörlüğünü Vincenzo Grisostomi Travaglini üstleniyor. Dünyaca ünlü yabancı solistlerin katılacağı Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali'nde bu yıl iki opera, iki klasik bale ve bir konser sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün sahnelere taşıdığı büyük prodüksiyonlarından biri olan Tosca operası, 8 Eylül Cuma saat 21.00'de sanatseverlerle buluşacak. Ankara Devlet Opera ve Balesi, 13 ve 14 Eylül'de Çaykovski'nin bestelediği Kuğu Gölü balesini sahneye taşıyacak. Festival kapsamında, İstanbul Devlet Opera ve Balesi 17 Eylül'de La Bayadere balesini sanatseverlerin beğenisine sunacak. Festival, 21 Eylül'de orkestra şefi Tolga Atalay Ün yönetimindeki Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşliğinde Devlet Opera ve Balesi solist sanatçılarının seslendireceği Gala Konser ile kapanış yapacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-bilkent-sanat-festivali-basliyor/", "text": "4. Uluslararası Bilkent Sanat Festivali, 13-20 Ekim tarihleri arasında Bilkent Center'da Ankaralılarla buluşacak. Festival, yerli ve yabancı 35 resim ve heykel sanatçının katılımıyla gerçekleşecek. Bilkent Sanat Festivali'nde resimden müziğe, dans gösterilerinden workshoplara kadar birçok sanat dalı, sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Türkiye'de sanatın geniş kitleler tarafından sevilmesini ve tanıtılmasını sağlamak amacıyla düzenlenen Uluslararası Bilkent Sanat Festivali, 13-20 Ekim tarihleri arasında dördüncü kez Bilkent Center Sanat Sokağı'nda sanatseverlerle buluşacak. Sanata Evet mottosuyla yola çıkılan festivalde, dünyanın farklı ülkelerinden sanatçıların yanı sıra Türkiye'den de birçok sanatçı yer alacak. Sekiz gün sürecek festival ile sanatın her dalı ziyaretçilerle bir araya gelecek. Uluslararası Bilkent Sanat Festivali'nin Türkiye'de sanata verilen önemi göstermek ve halkı sanatla buluşturmak açısından oldukça önemli bir festivali olduğunu dile getiren Festival Başkanı Rahmi Çöğendez; Başkentimize dördüncü kez Uluslararası Bilkent Sanat Festivali'ni getirmenin mutluluğu içindeyiz. 2017 yılında Bilkent Sanat Festivali olarak başlayan yolculuğumuz, dördüncü senesinde Uluslararası Bilkent Sanat Festivali olarak yoluna devam ediyor. Sanatseverlerimizin desteği ve ilgisiyle büyüyen festival, dünyaca tanınan bir sanat festivali olma yolunda ilerliyor. Bu yıl da 35 yerli ve yabancı sanatçımızı Bilkent Center'da ağırlayacak olmak oldukça gurur verici. Festival boyunca canlı performanslar, atölye çalışmaları, dans ve tiyatro gösterilerinin yanı sıra canlı müzik dinletileri de ziyaretçilerle buluşacak. Festivale katılan sanatçılarımız ve ziyaretçilerimizle birlikte evrensel bir harmoni içerisinde birçok sanat dalına dair çeşitli eserleri görme ve inceleme imkanımız olacak. Kültürlerarası iletişimdeki en önemli unsurlardan biri olan sanat, Uluslararası Bilkent Sanat Festivali ile farklı ülkelerin sanat eserlerini de yerinde görme imkanı sunacak açıklamasında bulundu. Müzik ve dans gösterilerinin başrolde olduğu festival; oyuncu, yönetmen ve yazar Tamer Levent'in imza günü, Anna Medvedeva ve Olga Tsreva'dan müzik dinletisi, açık atölye çalışmaları, bando gösterisi ve Radyo Vizyon Serkan Kızılbayır'ın Bilkent Sanat Festivali'nden canlı yayını ile renklenecek. Dünyanın yaşayan en büyük oryantalist sanatçısı Yakup Cem'in ve Ayvazovski ekolünü en iyi uygulayan Ayvazovski Müzesi'nde eserleri sergilenen ünlü ressam Sergey Koval'in 75. Sergisi, Bilkent Sanat Festivali ev sahipliğinde açılacak. Sekiz gün boyunca sürecek festivale; Avrupa, Asya ve Afrika ülkelerinde sayısız kişisel ve karma sergilere katılmış, uluslararası sanat sempozyumlarında, farklı dergilerde, kitaplarda yazı, makale, bildiri ve konferans çalışmaları olan Orhan Cebrailoğlu, performansıyla damga vuracak. 11,13 ve 15 yaşlarında üç kişisel resim sergisi açmış, Hindistan ve Philadelphia'da yapılan yarışmalarda birincilikler ve çeşitli ödüller almış olan değerli sanatçı Gür Dalkıran'ın sergisi ise ziyaretçilerin ruhunu sanat ile dolduracak. Ali Rıza Kanaç, Aleksandr Uglov, Anna Medvedeva, Arda Doğan, Azizbek Süleymanov, Baha Börü, Behruz Kuul, Bolotbek Mambetov, Cengiz Çeliker, Cüneyt Süer, Cüneyt Şenyavaş, Çoban Şenyavaş, David Sanaia, Derya Yıldız, Efgan Beyaz, Giorgi Melikidze, Gür Dalkıran, Hamdi Eser, Hikmet Çetinkaya, Irina Uglova, Murat Arslan, Mustafa Demirpençe, Müjgan Özkaya Yılmaz, Orhan Cebrailoğlu, Orhan Gürel, Pervin Karslı, Sait Günel, Serhat Diker, Sergey Rybak, Spyros Georgas, Şahnaz Agayeva, Şükran İstanbullu, Tamer Levent, Umut Mambetova, Olga Stareva, Yuliya Ergene, Yusuf Tarım."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-bilkent-sanat-festivalinde-van-gogh-ruhu/", "text": "Dünyaca ünlü ressam Van Gogh'un Arles'daki Yatak Odası tablosunun üç boyutlu canlandırması Bilkent Center Sanat Sokağı'nda sanatseverler için sergileniyor. Van Gogh ruhu, RC tarafından Sanata Evet mottosuyla düzenlenen 4. Uluslararası Bilkent Sanat Festivali'nde ziyaretçileri bekliyor. Ressam Yavuz Bozkurt'un üç boyutlu olarak canlandırdığı oda, Bilkent Center Sanat Sokağı'nda sanatseverlerin ziyaretine açıldı. Dünyaca ünlü ressam Vincent Van Gogh'un Arles'daki Yatak Odası tablosu, Burak Örücü'nün katkılarıyla ressam Yavuz Bozkurt tarafından üç boyutlu olarak canlandırıldı. Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi'nde orijinali sergilenmekte olan tablo, 1888 yılında Vincent Van Gogh tarafından yapıldı. 4. Uluslararası Bilkent Sanat Festivali kapsamında, Bilkent Center Sanat Sokağı'nda sergilenen oda festival bitiminden sonra da sanatseverler için sergilenmeye devam edecek. Van Gogh, Arles'daki evine taşındıktan sonra dönemin ünlü ressamlarından Paul Gauguin ile birlikte çalışmak için onu evine davet eder. Van Gogh, misafirini beklerken uygun bir ortam yaratmak ve kendi resim yeteneğini gösterebilmek için odasını, kendi çalışmalarıyla süsler. Tabloda, duvarlarda görülen tablolar da bu süreçte yapılmıştır. Odadaki eşyalar; bir yatak, iki sandalye ve bir masadan oluşuyor. Sağdaki duvarın yanında bir sandalye, üzerinde su bulunan küçük bir masa ve sokağa bakmakta olan bir pencere bulunuyor. Soldaki duvarın yanında ikinci bir sandalye ve diğer odanın kapısı bulunuyor. Yatağın yanındaki duvarda Van Gogh'un arkadaşları olan Eugene Boch ve Paul-Eugene Milliet'nin portresi asılmış durumdadır. Tablodaki çoğu nesne çiftler halinde resmedilmiştir. Bu durum Van Gogh'un Gauguin'i bekleyişinin yansıtmaktadır. Sandalyeler, yastıklar ve duvardaki tabloların çiftler halinde oluşu tabloya huzur, düzen ve barış duygusu vermek için konulmuş yardımcı ögelerdir. Bu tabloda vurgulanan esas renk sarıdır. Resmin en çarpıcı yanı, farklı bir perspektife sahip olmasıdır. Alışılagelmişin dışında orantısız boyutlarda ve yamuk şekilde betimlenen odanın ölçülerinde farklı bir derinlik yanılgısı göze çarpmaktadır. Arka duvar sağa yönelirken, yatağın sağındaki duvar ise yatağa doğru eğilmiştir. 4. Uluslararası Bilkent Sanat Festivali, 20 Ekim'e kadar Bilkent Center'da."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-bodrum-bale-festivali-20-yilini-kutlayacak/", "text": "20. Uluslararası Bodrum Bale Festivali, 5-17 Ağustos'ta sanatseverle buluşacak. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin ilk ve tek bale festivali olan Uluslararası Bodrum Bale Festivali, 20. yılını önemli performanslar, yabancı konuk dansçı ve topluluklarla kutlayacak. Bodrum Kalesi, Kuzey Hendeği'nde 5-17 Ağustos'ta düzenlenecek festivalin açılışı Ankara Devlet Opera ve Balesince sahneye konulacak Harem ile yapılacak. Merih Çimenciler'in yönettiği, dekor ve kostümü Alexander Vasilliev'e, ışık tasarımı Tahsin Çetin'e ait iki perdelik eser, kudüm, ney, keman, kanun ve piyano eşliğindeki müziklerle Dede Efendi ve Hacı Arif Bey'in klasik besteleriyle sahnelenecek. Festival, 8 Ağustos Salı güzel çingene kızı Esmeralda ile kambur kilise zangocu -Quasimodo'nun ölümsüz aşklarını anlatan Notre Dame'ın Kamburunu izleyiciyle buluşturacak. İzmir Devlet Opera ve Balesince sergilenecek, müzikleri Cesare Pugni'ye, müzik düzenlemeleri Bujor Hoinic'e ait eserin koreografisi ile librettosu Armağan Davran ve Volkan Ersoy imzası taşıyor. Dekorundan kostümlerine yerli prodüksiyon olan eserin dekor tasarımını Çağda Çitkaya, kostüm tasarımını Gülay Korkut, ışık tasarımını Fuat Gök, video prodüksiyonunu ise Ahmet Şeren yapıyor. 11 Ağustos Cuma akşamı ilk kez Bodrumlu sanatseverlerin karşısında olacak Navdhara Hindistan Dans Tiyatrosu A Passage to Bollywood adlı performanslarını sahneleyecek. Geleneksel Hint müzikleri ve modern Bollywood şarkıları ile antik Hint dansı, yoga, meditasyon gibi yerli figürler ve Batılı dans tekniklerinin birleştiği eserin koreografisi Ashley Lobo'ya ait. Eser şimdiye kadar İsrail, Bahreyn, Güney Afrika, Kanada, Tayvan, Meksika, Çin, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri gibi dünyanın birçok ülkesinde seyirciyle buluştu. 13 Ağustos Pazar akşamı, İspanyol Flamenko Dans Topluluğu'nun sergileyeceği Woman By Aaron Vivancos adlı eser sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Kadınların tarihsel gücünün ana motif olarak kullanıldığı, sembol ve kültürel bir öge olarak kadınlık konusundan yola çıkılarak şefkat, cesaret, güç, sevgi, umut ve neşeyi sahneye taşıyan performansın koreografisi Aaron Vivancos'a, müzikleri Aaron Vivancos ve Gonzalo Garcia'a ait. Don Kişot İstanbul Devlet Opera ve Balesince 16-17 Ağustos'ta sahneye konulacak. Koreografisini Marius Petipa'nın üstlendiği, Ayşem Sunal Savaşkurt'un düzenleyip sahneye koyduğu eserin müzikleri Ludwig Minkus'a, dekor tasarımı İsmail Dede'ye, kostüm tasarımı Gizem Betil'e, ışık tasarımı Önder Arık'a ait. Orta çağ şövalye hikayelerine saplantı derecesinde meraklı olan Don Kişot'un, gezgin bir şövalye olmaya karar vererek, yaveri Sancho Panza ile yola çıkmasıyla başlayan eserde, Don Kişot'un aşkını kazanmayı hayal ettiği Dulcinea ile yaptığı yolculuklar ve başından geçenler anlatılıyor. Saat 21.30'da başlayacak etkinliklerin biletleri, Bodrum Kalesi, OASİS AVM ve Midtown AVM gişeleri ile www. dobgm. gov. tr ve www. biletinial. com sitelerinden temin edebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-distopya-film-festivaline-basvurular-basladi/", "text": "Uluslararası Bağımsız Sinema ve Sanat Derneği tarafından T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün katkıları ve Üsküdar Belediyesi iş birliğiyle bu yıl ilk düzenlenen Uluslararası Distopya Film Festivali, 10 12 Aralık 2021 tarihleri arasında bu yıl ilk kez gerçekleşecek. Festival, Türkiye'de distopya türünde yapılan filmlere alan açmak, film türlerinin çeşitliliğini dengelemek, çağı yakalayan yenilikçi filmlere fırsat eşitliği yaratarak filmlerin ve yönetmenlerin festival çatısı altında seyirciyle buluşmasını amaçlıyor. Kültürel değişim için tetikleyici olan distopya türündeki uzun metraj filmlerin özel gösterimlerinin yapılacağı ve kısa metraj filmlerinin yarışacağı Uluslararası Distopya Film Festivali'ne başvurular başladı. Uluslararası Distopya Film Festivali'nde, öngörüleriyle çağını aşan yönetmenlerin yaptığı distopya türündeki filmlerle sinemaseverler farklı bir festival deneyimi yaşayacak. Özellikle yaşanılan pandemi sonrası distopya film türlerinin daha da önemsendiği dünyada, festival sinema dünyasında kendine önemli bir yer ediniyor. Festival kapsamında yalnızca distopya türüne özgü filmlere yer verilerek distopyanın daha iyi kavranmasına ve bu türün tüm detaylarına dikkat çekilecek. Direktörlüğünü Hatice Aşkın'ın yaptığı Uluslararası Distopya Film Festivali'ne başvuran ve festival yönetmeliğine uygun olan filmler arasından, finalist sekiz kısa metraj film belirlenecek. Yarışma kapsamında birinciye 7.500 TL, ikinciye 5.000 TL ve üçüncüye 2.500 TL ödül takdim edilirken, dereceye giren filmlere verilecek ödüllerin yanı sıra finalist filmlere de gösterim telifi ödenecek. Festivalin önemli kategorilerinden distopya türünde kısa film projelerini desteklemek ve sektöre yeni yönetmenler kazandırmak amaçlı yapılan Kısa Film Senaryo Yarışması'nda ise dereceye girecek film projesine En İyi Senaryo Ödülü olarak 7.500 TL fon sağlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-frankfurt-turk-filmleri-festivali-20-haziranda-kapilarini-aciyor/", "text": "21. Uluslararası Frankfurt Türk Filmleri Festivali, 20 Haziran'da başlıyor. Heyecanın şimdiden zirveye ulaştığı festivalde; uzun metraj, belgesel ve Üniversiteler arası kısa metraj dalında ödüller dağıtılacak. 21. Uluslararası Frankfurt Türk Filmleri Festivali 20-25 Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festival geçen sene olduğu gibi, bu sene de uzun metraj, belgesel ve Üniversiteler arası kısa metraj dallarında çekilen filmlere ev sahipliği yapacak. Pandemi nedeniyle yapılamayan 2020 festivalinin ödülleri 22 Haziran 2021 tarihinde yapılacak galada sahiplerine teslim edilirken, 2021 yılı festivalinin ödülleri ise 25 Haziran 2021 tarihinde düzenlenecek kapanış galasında sahiplerini bulacak. Festivale başvurular tüm dallarda 15 Ocak 15 Şubat tarihleri arasında yapılacak. 1 Mart'ta eserler Türk jürisine teslim edilecek. Ardından 31 Mart'ta filmler Alman jürisine gönderilecek ve 21. Uluslararası Frankfurt Türk Filmleri Festivali için geri sayım başlayacak. Festivale yapılacak başvurular ilgili kategorilere göre belirlenen ve festival web sayfası https://www. turkfilmfestival. de/ 'de yer alan adreslere yapılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-kadin-oyun-yazarlari-tiyatro-festivali-akmde-basladi/", "text": "Devlet Tiyatroları tarafından bu yıl ilki düzenlenen Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali kapsamında Periferi seyircisiyle buluştu. Kurt, dünyada uluslararası alanda kadın yazarların okuma tiyatroları ve atölye çalışmalarının yapıldığını ancak daha önce kadın yazarların oyunlarının sahnelendiği bir festivalin olmadığını vurguladı. Festival daveti yapıldıktan sonra 84 ülkeden başvuru geldiğinin altını çizen Kurt, yerli ve yabancı kadın yazarlarının eserlerinin etkinliğe dahil edildiği belirterek, Almanya, İtalya, Fas ve Brezilya gibi ülkeleri de katarak, yaklaşık 8 gün sürecek festivali hazırladık. Biz bugünden başlayarak, önümüzdeki yıllarda bu festivalin çapını genişletebiliriz. ifadelerini kullandı. Periferi oyununu yazan Pembe Akgün de uluslararası bir festivale katılmanın ve İstanbul'da oyununun sahnelenmesinin kendisi için heyecan verici olduğunu söyleyerek, Burada olmaktan mutluyum. diye konuştu. Oyunun ödül aldığını ve Ankara'da kapalı gişe oynadığını dile getiren Akgün, ilk kez İstanbul'da sahnelendiğini kaydetti. Pembe Akgün, kaleme aldığı eserlerde dikkat ettiği konulara da değinerek, Dünyanın bizlerin sorunlarını bir parça görünür kılıp, birbirimizi anlayabileceğimiz, benim sorduğum soruları o insanlara sordurabileceğim, kendilerince kendi içlerindeki kişiyle yüzleştirebileceğim bir şeyler olmasını tercih ediyorum. Benim geldiğim idealist kuşağın da galiba etkisi bu. Buna dikkat ediyorum. Ben bunu önemsiyorum. dedi. Ankara Devlet Tiyatrosunun sahnelediği Periferi oyununu Betül Feyizoğlu Gökçer yönetti. Karden Kasaplar'ın yazıp Laçin Ceylan'ın yönettiği Bir Peri Masalı Radyum Kızları oyunu 19 Kasım'da, Brezilya'dan Jessica Teixeira'nın yazdığı Diego Landin'in yönettiği A. L. S. O 18 Kasım'da, Fas'tan Rim Mejdi'nin yazıp yönettiği Sonsuzluk 20 Kasım'da, Almanya'dan Matin Soofipour Omam'ın yazıp Anke Retzlaff'ın yönettiği Rüya Makinesi 21 Kasım'da, İtalya'dan Elena Bucci ve Marco Sgrosso'nun yazıp yönettiği Koreja Tiyatrosu oyunu Kadın Kahramanlar ise 22-23 Kasım'da izleyiciyle buluşacak. Oyunların yazarlarıyla söyleşilerin de yapılacağı festival, 23 Kasım'da sona erecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-muze-gunu-etkinlikleri/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı, müzeciler ile müze gönüllülerinin '18 Mayıs Uluslararası Müze Günü'nde çevrim içi etkinliklerde buluşacağını ve Türkiye'de müzelerin geleceğinin bu seminerlerde masaya yatırılacağını duyurdu. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Uluslararası Müzeler Konseyi Türkiye Milli Komitesi ve Müzeciler Derneği iş birliğinde gerçekleştirilecek seminerlerin ilkinde, ICOM tarafından 2021 yılı için belirlenen 'Müzelerin Geleceği: İyileşme ve Yeniden Düşleme' teması kapsamında sunumlar yapılacak. Türkiye'nin birçok önemli müzesinden uzmanların katılacağı ağ seminerinin başlıkları da; 'Çağdaş Dünyada Müzeler Neyi Başarabilir?', 'Müzenin Kurumsal Tasarımı ve Enstitü Müze Yaklaşımı', 'Müzelerin Toplumsal/Sosyal Rolü ve Sürdürülebilirlik', 'İklim Değişikliğinin Etkisinde Müzelerin Sürdürülebilirliği', 'Müzelerde Dijital Dönüşüm/Dijitalleşme/Teknoloji' ve 'Yeni Müzecilik Uygulamaları' olacak. Seminere; Troya Müzesi, Konya Müzesi, Alanya Müzesi, Gaziantep Müzesi, Galata Mevlevihanesi Müzesi, Aydın Müzesi, Kocaeli Müzesi, Van Müzesi ve Efes Müzesinin yanı sıra Rahmi M. Koç Müzesi, Doğançay Müzesi, Hacettepe Sanat Müzesi, Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, Tire Kent Müzesi, İstanbul Üniversitesi-Müze Yönetimi Ana Bilim Dalı, Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği, Yapı Kredi Müzesi, İllüzyon Müzesi, İzmir Resim Heykel Müzesi ve Galerisi ile ICOM Türkiye, Müze Kumbaram ve Bursa Fetih Müzesinden 25 müzeci katılacak. Seminerler 18-21 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Seminere Arkeoloji Haber, Özel Satranç Müzesi, Antalya Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi yetkilileri katılacak. Ankara Üniversitesi Kıpır Kıpır Müze Gönüllüleri Ekibi ise 18 Mayıs saat 19.00'da yine çevrim içi bir etkinlik düzenleyecek. Buluşma, Anadolu Medeniyetleri Müzesinin kuruluşunun 100'üncü yılı nedeniyle '53'üncü Müze Buluşmaları' kapsamında gerçekleştirilecek. Alanya Müzesi ile Alaaddin Keykubat Üniversitesi Mimarlık Bölümü iş birliğiyle 21 Mayıs saat 19.00'da da 'Alanya Müzesi: Geçmiş Gelecek' konulu çevrim içi seminer düzenlenecek. Programa Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Müzeler Dairesi Başkanı Bülent Gönültaş, Antalya Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik, Alanya Müzesi Müdürü Seher Türkmen, Arkeolog Gülcan Demir ve Mimar Ömer Selçuk Baz katılacak. Program 22 ve 23 Mayıs tarihinde yine çevrim içi çalıştay ve sergi ile devam edecek. Müzeler Günü kapsamında bir haftaya yayılan ağ seminerleri serisi 22 Mayıs'ta Kocaeli Müzesince gerçekleştirilecek etkinlikle tamamlanacak. Kocaeli Müzesinin yanı sıra Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ve ICOM Türkiye Milli Komitesi temsilcileri, Kocaeli Üniversitesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümlerinden akademisyenlerin katılacağı seminerde Kocaeli çalışmaları konuşulacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü 18 Mayıs'ta sosyal medya hesapları üzerinden gün boyu müzeleri tanıtan ve ziyaretçileri davet eden içerik paylaşımlarında bulunacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-sanat-sempozyumuna-turkiyeden-6-sanatci/", "text": "Türkiye'den 6 sanatçının katıldığı sempozyum, 1-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Yelabuga Ulusal Tarih ve Mimarlık Müzesi'nin düzenlediği IV. Uluslararası Bashnya Sanat Sempozyumu Tataristan'da başlıyor. IV. Uluslararası Bashnya Sanat Sempozyumu Tataristan Yelabuga'da başlıyor. Birçok sanatsal atölye, sanatsal gezi ve dinletilerin olacağı etkinlik programında aktif atölye çalışmalarıyla üretilecek eserlerin yer alacağı sergi 9 Ağustos tarihinde açılacak. Türkiye'den Aygül Okutan, İstanbul Gelişim Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Ressam Ahmet Özel, Sabriye Hatipoğlu, Buket Efe, Menekşe Ünsal ve Abdullah Güler'in katılacağı etkinliğe, Tataristan, Rusya ve Belarus'dan sanatçı grupları katılıyor. Yelabuga şehri, Rusya'nın ünlü ressamı Ivan Şişkin'in doğum yeri olması nedeniyle, sanatçının müze-evi bu şehrin en önemli sanat duraklarından biri. Şehir ayrıca birçok tarihi, sanatsal ve turistik özellikleriyle gezginlerin dikkatini çekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-sanatci-filmleri-sergisi-istanbul-modernde/", "text": "İstanbul Modern, Artists' Film International programını çevrimiçi gösterimin ardından şimdi de Beyoğlu'ndaki geçici mekanında bir sergi olarak kurguluyor. Program ve içeriği İstanbul Modern Şef Küratör Öykü Özsoy ile Asistan Küratör Nilay Dursun'un oluşturduğu sergi programında dokuz film gösteriliyor. Sena Başöz ; Thania Petersen ; Clare Langan ; Giulio Squillacciotti ; Himali Singh Soin (Project 88, Mumbai, Hindistan); Agne Jokse ; Rehana Zaman ; Patty Chang, Kiri Dalena filmleri 14 Ağustos 30 Eylül tarihleri arasında izlenebilecek. Videolar bu yıl özen göstermek konusuna odaklanıyor. Hayatı bir araya getiren tüm ögeleri; doğayı, çevreyi, hayvanları, bitkileri, insanları önemsemenin, aynı zamanda da ülkeler ve bireyler olarak birbirimizle kurduğumuz ilişki biçimlerine dikkatle yaklaşmanın gerekliliği her geçen gün daha da kritik bir hal alıyor. Özellikle tüm dünyanın bir virüsün etkisiyle evlere kapandığı ve insanların hayatlarına devam edebilmek için aynı gereksinimler üzerinden kolektif olarak hareket edebilme yetilerine odaklandığı bir senenin ardından özen göstermek olgusu iyice hissediliyor. Müzenin -1. katında görülebilecek programda yer alan filmler: KASSARAM, 2020, Gezgin Suyun Çağrısı Bölüm 1 & 2, 2016, Sevgili Arkadaş, 2019, Şehirden Kaçış, 2015, Biz Gittiğimizden Beri Kalan, 2020, Kutu, 2020, Mag-uuma, 2014, Bir Arkadaş Buluşması için Ortamı Hazırlamak, 2020, Sharla, Shabana, Sojourner, Selena, 2016 olarak sıralanıyor. Programa bu yıl, İstanbul Modern'in davetiyle, sanatçı Sena Başöz katılıyor. Başöz'ün Kutu adlı videosu 2021 yılı içinde hem İstanbul Modern'de hem de programın uluslararası ortaklarında gösteriliyor. İstanbul'da yaşayan ve çalışan sanatçı ve yönetmen Sena Başöz (d. 1980, İzmir, Türkiye), lisans eğitimini 2002 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nde, yüksek lisans eğitimini de 2010 yılında Bard College Milton Avery Sanat Fakültesi Film ve Video Bölümü'nde tamamladı. Son dönemde Ars Oblivionis, Lotsremark Projekte, Basel (2020); Bir Teselli, Krank Art Gallery, İstanbul (2020); Hold on Let go, MO-NO-HA Seongsu, Seul (2020) ve Hafiflemeye Dair, DEPO İstanbul (2018) gibi kişisel sergileri düzenlenen sanatçı, Transitorische Turbulenzen, Kunstraum Dreiviertel, Bern (2020); Studio Bosporus, Hamburger Bahnhof, Berlin (2018); Quiet Dialogue, Tokyo Metropolitan Museum (2018) ve Sharjah Bienali: Bahar, İstanbul (2017) gibi grup sergilerinde de yer aldı. Cite Internationale des Arts, Paris (2017), Atelierhaus Salzamt, Linz (2010) ve Delfina Foundation, Londra'da (2020) misafir sanatçı programlarına katıldı. Sena Başöz'ün sanat pratiği, bakım ve ilginin önemi, doğanın kendini yenilemesi, uzun vadede dengelenmesi ve organizmanın kendini iyileştirmesinden yola çıkarak travma sonrası iyileşme süreçlerine yoğunlaşıyor. Londra'daki Whitechapel Gallery öncülüğünde 2008 yılında başlayan Artists' Film International farklı coğrafyalardan 22 sanat kurumunun ortaklığıyla devam ediyor. Bu kapsamda video sanatıyla ilgili araştırmalarını birbirleriyle paylaşan kurumlar, her yıl belirli bir tema çerçevesinde ülkelerinden bir sanatçı ve çalışmasını seçerek programa katılıyor. İstanbul Modern, geçmiş yıllarda programa Ali Kazma, İnci Eviner, Sefer Memişoğlu, Bengü Karaduman, Burak Delier, Vahap Avşar, Zeyno Pekünlü, Cengiz Tekin, Pelin Kırca, Senem Gökçe Oğultekin ve Ergin Çavuşoğlu'nun videolarıyla katılmıştı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-tas-heykel-sempozyumu-maltepede-basladi-2/", "text": "Maltepe Belediyesi'nce düzenlenen halklar arası diyalog, dostluk, barış ve kültür kardeşliği temalı Uluslararası Maltepe Taş Heykel Sempozyumu başladı. Sempozyum 28 Ekim'e kadar devam edecek. Uluslararası Maltepe Taş Heykel Sempozyumunun tanıtım toplantısı Başıbüyük'teki Maltepe Belediyesi Sosyal Tesisleri'nde düzenlendi. Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, Özbekistan, Gürcistan, Rusya ve Türkiye olmak üzere 4 ülkeden 7 heykel sanatçısının heykel çalışmalarının bugün başladığını ifade ederek Yedi heykeltraşımızın eserlerini mahalle muhtarlarımız ile anlaşarak yedi mahalleye yerleştireceğiz. Gelecek yıl on bir mahalleye 11 heykeli yerleştirerek Maltepe'yi kültür sanat merkezine dönüştüreceğiz. dedi. Toplantıya Özbekistan Sanatçılar Birliği Başkanı İbrahim Valihodcyev, Avrasya Tiyatrolar Birliği Özbekistan Temsilcisi Aybek Kopadze ve Nesima Djureva, mahalle muhtarları ile çok sayıda davetli katıldı. Kılıç, Maltepe'de heykel sempozyumunu, Özbekistan Sanatçılar Birliği ve Sanatçılar Birliği Başkanı İbrahim Valihodcyev ile birlikte hayata geçirdiklerine değinerek Yaklaşık 2 bin 500 sanatçının üye olduğu bir dernek. Geçtiğimiz aylarda Özbekistan'da yapmış olduğumuz protokol aşamasında, sanatçılarımızın karşılıklı görüş alışverişi yapması ve ortak projeleri hayata geçirmesi noktasında anlaşmıştık. Buradaki heykellerimizin yapım aşamasında Maltepe'deki öğrencilerimiz, gençlerimiz, kadınlarımızda katılacaklar. İşlem bittikten sonrada her mahallemize bir heykel koyarak onları mahallelerimize teslim edeceğiz. Güzel bir çalışma oldu, inşallah sonucu da hep birlikte tamamlamış olacağız diye konuştu. Bazı hikayelerin çok küçük adımlarla başladığını ifade eden Kılıç sözlerine şöyle devam etti: 2014 yılında Maltepe Belediye Başkanlığı görevime başladığımda sanatçı Emin Olcay'ın tiyatrosunda bir oyun izledim. Biz bir şey yapabilir miyiz dedik. Tiyatro ekibi kurduk. Çok küçük bir adımdı. Bu ekibin enerjilerine hayran kaldım. Çalışmalarına destek olup önünü açmaya çalıştık. Küçük kıvılcım Avrasya Tiyatrolar Birliği'ne dönüştü. Amatör ruh profesyonel hale dönüştü. 7 ülkeden 23 ülkeye ulaştı. Bu 23 ülkeden kültür sanat elçiliği yapıyorlar. Maltepe'nin üniversite ilçesi olmaya aday olduğunu, Marmara Üniversitesi'nin kampüslerinin tamamlanmasıyla birlikte Maltepe'ye 70 bin öğrencinin geleceğini işaret eden Kılıç, Maltepe'yi bu yeni koşullara hazırlamayı, kültür sanat merkezlerini arttırmayı hedeflediklerini söyledi. Kılıç, Yaşar Kemal Kültür Merkezi'ni önümüzdeki haftalarda hizmete açacaklarını, İstanbul Konservatuarı'nın Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde idame edileceğini söyledi. Tanıtımın ardından heykel sanatçılarının çalışmalarını yaptıkları atölye alanında açılış yapıldı. Sempozyumun küratörlüğünü üstlenen Türkiye'nin önemli heykeltraşlarından Güner Yener, Maltepe Belediye Başkanımız Özbekistan'da bir dernekle bir protokol imzalamıştı. Protokol kapsamında Maltepe'de bir taş heykel sempozyumu düzenliyoruz. Sayın Belediye Başkanı bana küratörlüğü teklif etti. Ben de Maltepe'nin yerel sanatçısıyım ve kabul ettim. Bu heykeller bittikten sonra mahallerimize koyulacak şeklinde konuştu. Sempozyumda Gürcistan'dan Jhon Gogaberishvili, Özbekistan'dan Kurban Norhurazov, Ulash Urakov, Tulagan Yerkulov, Rusya'dan Nikolay Karlyhanov, Türkiye'den Metin Kar ve İmdat Avcı eserlerini hazırlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-tas-heykel-sempozyumu-maltepede-basladi/", "text": "Maltepe Belediyesi'nce düzenlenen halklar arası diyalog, dostluk, barış ve kültür kardeşliği temalı Uluslararası Maltepe Taş Heykel Sempozyumu başladı. Sempozyum 28 Ekim'e kadar devam edecek. Uluslararası Maltepe Taş Heykel Sempozyumunun tanıtım toplantısı Başıbüyük'teki Maltepe Belediyesi Sosyal Tesisleri'nde düzenlendi. Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, Özbekistan, Gürcistan, Rusya ve Türkiye olmak üzere 4 ülkeden 7 heykel sanatçısının heykel çalışmalarının bugün başladığını ifade ederek Yedi heykeltraşımızın eserlerini mahalle muhtarlarımız ile anlaşarak yedi mahalleye yerleştireceğiz. Gelecek yıl on bir mahalleye 11 heykeli yerleştirerek Maltepe'yi kültür sanat merkezine dönüştüreceğiz. dedi. Toplantıya Özbekistan Sanatçılar Birliği Başkanı İbrahim Valihodcyev, Avrasya Tiyatrolar Birliği Özbekistan Temsilcisi Aybek Kopadze ve Nesima Djureva, mahalle muhtarları ile çok sayıda davetli katıldı. Kılıç, Maltepe'de heykel sempozyumunu, Özbekistan Sanatçılar Birliği ve Sanatçılar Birliği Başkanı İbrahim Valihodcyev ile birlikte hayata geçirdiklerine değinerek Yaklaşık 2 bin 500 sanatçının üye olduğu bir dernek. Geçtiğimiz aylarda Özbekistan'da yapmış olduğumuz protokol aşamasında, sanatçılarımızın karşılıklı görüş alışverişi yapması ve ortak projeleri hayata geçirmesi noktasında anlaşmıştık. Buradaki heykellerimizin yapım aşamasında Maltepe'deki öğrencilerimiz, gençlerimiz, kadınlarımızda katılacaklar. İşlem bittikten sonrada her mahallemize bir heykel koyarak onları mahallelerimize teslim edeceğiz. Güzel bir çalışma oldu, inşallah sonucu da hep birlikte tamamlamış olacağız diye konuştu. Bazı hikayelerin çok küçük adımlarla başladığını ifade eden Kılıç sözlerine şöyle devam etti: 2014 yılında Maltepe Belediye Başkanlığı görevime başladığımda sanatçı Emin Olcay'ın tiyatrosunda bir oyun izledim. Biz bir şey yapabilir miyiz dedik. Tiyatro ekibi kurduk. Çok küçük bir adımdı. Bu ekibin enerjilerine hayran kaldım. Çalışmalarına destek olup önünü açmaya çalıştık. Küçük kıvılcım Avrasya Tiyatrolar Birliği'ne dönüştü. Amatör ruh profesyonel hale dönüştü. 7 ülkeden 23 ülkeye ulaştı. Bu 23 ülkeden kültür sanat elçiliği yapıyorlar. Maltepe'nin üniversite ilçesi olmaya aday olduğunu, Marmara Üniversitesi'nin kampüslerinin tamamlanmasıyla birlikte Maltepe'ye 70 bin öğrencinin geleceğini işaret eden Kılıç, Maltepe'yi bu yeni koşullara hazırlamayı, kültür sanat merkezlerini arttırmayı hedeflediklerini söyledi. Kılıç, Yaşar Kemal Kültür Merkezi'ni önümüzdeki haftalarda hizmete açacaklarını, İstanbul Konservatuarı'nın Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde idame edileceğini söyledi. Tanıtımın ardından heykel sanatçılarının çalışmalarını yaptıkları atölye alanında açılış yapıldı. Sempozyumun küratörlüğünü üstlenen Türkiye'nin önemli heykeltraşlarından Güner Yener, Maltepe Belediye Başkanımız Özbekistan'da bir dernekle bir protokol imzalamıştı. Protokol kapsamında Maltepe'de bir taş heykel sempozyumu düzenliyoruz. Sayın Belediye Başkanı bana küratörlüğü teklif etti. Ben de Maltepe'nin yerel sanatçısıyım ve kabul ettim. Bu heykeller bittikten sonra mahallerimize koyulacak şeklinde konuştu. Sempozyumda Gürcistan'dan Jhon Gogaberishvili, Özbekistan'dan Kurban Norhurazov, Ulash Urakov, Tulagan Yerkulov, Rusya'dan Nikolay Karlyhanov, Türkiye'den Metin Kar ve İmdat Avcı eserlerini hazırlayacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uluslararasi-trt-belgesel-odulleri-yarismasi-yarin-baslayacak/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle TRT tarafından düzenlenen 13. Uluslararası TRT Belgesel Ödülleri yarışması, ulusal ve uluslararası belgesel gösterimleri ve alanında uzman konukların katılımıyla 2-6 Haziran tarihleri arasında yapılacak. TRT'den yapılan açıklamaya göre, 180 ülkeden, 2 bin 618 projenin başvurduğu etkinlikte, 79 finalist ödül için yarışacak. Yarışma, amatör ve profesyonel belgesel filmcileri desteklemek, belgesel türünün gelişmesi ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştiriliyor. Kovid-19 salgını nedeniyle iptal edilen 12. Uluslararası TRT Belgesel Ödülleri'nin finalistleri de bu yıl belirlenecek. Atlas Sineması, Grand Pera Sinema Salonu ve AKM Yeşilçam Sineması'nda halka açık film gösterimlerinin düzenleneceği yarışmada, sektörün önemli isimleriyle söyleşi, panel ve masterclass eğitimleri de düzenlenecek. Etkinliklere katılacak isimler arasında Ensar Altay, Reis Çelik, Maryna Gorbach Er, Mehmet Bahadır Er, Serdar Akar, Mahmut Fazıl Coşkun, Waad el Kateab, Hilal Baydarov, Feras Fayyad, Gökhan Tiryaki ve Zeynep Keçeciler yer alacak. TRT 2'de etkinliğe özel hazırlanan yayınlar her akşam izleyiciyle buluşacak. Ödül töreni, 6 Haziran'da 20.00'de TRT Belgesel ekranında canlı yayınlanacak. Etkinlik programı ile yarışma hakkında detaylı bilgiye www. trtbelgesel. com adresinden ulaşılabilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/umit-inatci-sanat-merkezinden-yeni-siir-kitaplari/", "text": "Ümit İnatçı Sanat Merkezi, sanatsal etkinliklerin yanında yayıncılığa da devam ediyor. Merkezin sekizinci yayını olan Zeki Ali'nin şiir kitabı Sinemasaldan sonra Tamer Öncül ve Ümit İnatçı'nın şiir kitapları da okuyucuyla buluşuyor. Tamer Öncül'ün Cilasız Taç Devri başlığı altında topladığı şiirlerden başlıktan da anlaşılacağı gibi tragedya ve ironi arasında kurulan ikircikli bir dilin sinyallerini alıyoruz. Bulunduğu coğrafyanın kültürünü sığ bir yerellik üzerinden değil de evrensel insani değerler üzerinden poetik bir düzleme taşırken, şiirine de çoklu bir semantik değer taşıyor: Güncellik ve mitik öğelerin iç içe girdiğini görüyoruz. Tikelden tümele yönelen ses, kendinden bütüne yayılan bir sestir. Kitabın ikinci bölümünde bize sunduğu seçkide ise şiirle olan ilişkisinin karakterini teyit eden bir toplamla karşılaşıyoruz. Kitap, Zeki Ali ve Jenan Selçuk'un İngilizce çevirileriyle iki dilli yayımlandı. Ümit İnatçı Sanat Merkezi, sanatsal etkinliklerin yanında yayıncılığa da devam ediyor. Merkezin sekizinci yayını olan Zeki Ali'nin şiir kitabı Sinemasaldan sonra Tamer Öncül ve Ümit İnatçı'nın şiir kitapları da okuyucuyla buluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ummiye-kocakin-cektigi-yun-bebek-filmi-blutvde-izleyiciyle-bulustu/", "text": "Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nun kurucusu ve oyun yazarı Ümmiye Koçak'ın ödüllü filmi Yün Bebek, BluTV'de yayımlandı. Kadınların sesini daha geniş kitlelere duyurmak adına filmi için dijital yayıncı arayışında olduğunu sosyal medyadan duyuran Koçak'ın çağrısına BluTV'den yanıt geldi. Anadolu kadınının hikayesini en iyi Anadolu kadını anlatır diyen platform, filmi kütüphanesine ekledi. Ümmiye Koçak'ın senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği filmde Anadolu kadınının maruz kaldığı sözlü ve fiziksel şiddete dikkat çekiliyor. Uzun metraj filmde Mersin'de yaşayan köylü kadınlar rol alıyor. 2012'de 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde galası gerçekleştirilen Yün Bebek, 2013'te New York Avrasya Film Festivali'nde Koçak'a 'sinemada en iyi Avrasyalı kadın sanatçı' ödülünü kazandırdı. 2001 yılında Mersine bağlı Arslanköy'de kurulan Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nun kurucusu ve oyun yazarı Ümmiye Koçak, sosyal medya hesabından çağrıda bulunmuştu. Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu, 2001 yılında Ümmiye Koçak öncülüğünde Mersin'e bağlı Arslanköy'de kuruldu. Topluluğun sahnelediği ilk oyun Remzi Özçelik'in Taş Bademleri adlı oyunu oldu. Daha sonra kendi hikayelerinden oluşan Kadının Feryadı oyununu sahneye taşıyan ekip, 2006 yılında Hasret Çiçekleri isimli oyunlarını Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali'nde sahneledi. Tarlada çalışarak bitiktirdiği paralarla, Yün Bebek isimli filmi yazıp yöneten Ümmiye Koçak; kadına karşı şiddeti anlattığı filmle 2. New York Avrasya Film Festivali'nde Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı ödülünü kazandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/umraniyede-uluslararasi-asiklar-soleni/", "text": "Ümraniye Belediyesi'nin katkıları ile 3. Uluslararası Aşıklar Şöleni, Ümraniye Cemil Meriç Gençlik Kültür ve Eğitim Merkezi'nde düzenlendi. Ümraniye Belediyesi'nin katkıları ile 3. Uluslararası Aşıklar Şöleni, Dünya Aşıklar Derneği İstanbul Şube Müdürü Erzade Kapan öncülüğünde Cemil Meriç Gençlik Kültür ve Eğitim Merkezi'nde düzenlendi. Şölene katılan aşıklar, çaldıkları bağlamalarıyla seyircileri mest etti. Aşık geleneğinin kaybolmaması, ilerleyen nesillere aktarılması amacıyla düzenlenen şölende 18 aşık hünerlerini sergiledi. Şölene vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Erzurumlu Aşık Temel Turabi, Belediyemizin üçüncü yapmış olduğu etkinlik. Her yıl daha da büyüyerek devam ediyor. Ümraniye Belediye Başkanımıza ve bu konuda yardımcı olan herkese teşekkür ediyoruz. Biz aşıklar Anadolu'nun dört bir yanından geldik. Ben Bursa'dan geldim, Erzurumluyum. Kars'tan gelen, Sivas'tan gelen, her yerden gelen var. Çok güzel bir etkinlik oluyor. Aşıklık geleneği Anadolu'muzda UNESCO tarafından da korunan bir gelenek. Yaşatılması gereken somut olmayan kültürel miras. Elimizden geldiği kadar öldürmemeye çalışıyoruz bu geleneği. Genç aşıklarımızı yetiştirerek geleceğe hazırlıyoruz. 5 bin yıllık ata geleneği bu. Ümraniye'de olmaktan çok mutluyuz dedi. Aşık Bayram Denizoğlu, 2010 yılında UNESCO'ya seçilmiş hikaye dalında bir aşığım ben. Çok sayıda aşıklarımız bu işin içindeler. Hepsi birbirinden güzel ve saygıdeğerdir. Aşıklarımıza ve Ümraniye Belediye Başkanımıza teşekkür ediyoruz dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/umut-evirgenin-kimya-filmi-dunya-promiyerini-37-varsova-film-festivalinde-yapacak/", "text": "Umut Evirgen'in Kimya isimli ikinci uzun metrajlı filmi, 8 17 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek 37. Varşova Film Festivali'nde dünya prömiyerini gerçekleştirecek. Umut Evirgen'in yazıp yönettiği Kimya, dünyanın önde gelen festivallerinden biri olan 37. Varşova Film Festivali'nin Competition 1-2 bölümünde yarışacak. Film, fiziksel olarak iç içe geçmiş mekanlarda bulunan iki yalnız insanın kesişen gecesinin hikayesini ele alıyor. Kimya, 50'li yaşlardaki beyaz yakalı bir adam ve 20'li yaşlardaki bir kızın beraber geçirdikleri saatler boyunca sınırlarını aşmadan ve rahatsız olmadan birbirlerine yalnızlıklarını unutturmalarını sıcak ama melankolik bir dille izleyiciye aktarıyor. Melisa Şenolsun, Levent Üzümcü, Belçim Bilgin, Bora Akkaş'ın başrollerini paylaştığı filmin oyuncu kadrosunda İrem Sak, Necip Memili, Alican Yücesoy, Müge Bayramoğlu, Celil Nalçakan, Esra Ruşan ve Gürberk Polat yer alıyor. Kimya filminin müzikleri de Korhan Futacı üstleniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/umut-ve-guven-sergisi-taksim-sanatta-acildi/", "text": "İyilik İçin Sanat Derneği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ iş birliğiyle düzenlenen Umut ve Güven Sergisi, Taksim Sanat'ta kapılarını açtı. Ulusal ve uluslararası alanda başarılar elde etmiş toplam 18 sanatçının eserlerinin sergilendiği Umut ve Güven Sergisi'nin gelirleri, İyilik İçin Sanat Derneği'nin Hatay'da yürüttüğü Kadın ve Çocuk Dostu Alanlar projesine bağışlanacak. Sanatın daha geniş kitlelere yayılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren İyilik İçin Sanat Derneği, Hatay'da başlattığı Kadın ve Çocuk Dostu Alanlar projesine destek amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ iş birliğiyle Taksim Sanat'ta Umut ve Güven Sergisi düzenliyor. Prof. Dr. Marcus Graf küratörlüğünde 18 sanatçının eserlerinin sergilendiği Umut ve Güven Sergisi, 11 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen ön gösterim ile sanatseverlerle buluştu. Serginin açılış davetine İBB Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas ve İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt'un yanı sıra iş, sanat ve cemiyet dünyasından birçok isim katıldı. Sergiye ilişkin değerlendirmede bulunan İBB Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas, ''Şehrin merkezinde yer alan Taksim Sanat, kamusal bir kültür sanat durağı olarak sanatseverlere hizmet veriyor. 2022 yılından bu yana, yeni vizyonumuzla gerçekleştirdiğimiz sergilerde sanatçısından sanatseverine her kesime erişilebilir hizmet vermek önceliğimiz oldu. Yaklaşık 3 ay önce yaşadığımız ve hepimizi derinden sarsan deprem felaketi, bizlere bir arada, dayanışma içerisinde olmanın önemini bir kez daha gösterdi. Bugün açılışını yapmaktan gurur duyduğumuz Umut ve Güven Sergisi, sanatın birleştirici gücünün bir simgesi. İyilik İçin Sanat Derneği'yle iş birliği içerisinde Prof. Dr. Marcus Graf küratörlüğünde, 18 değerli sanatçının katkılarıyla hazırlanan sergi, gelirinin afetzedeler yararına harcanacak olmasıyla bambaşka bir öneme sahip. Bu vesileyle, serginin her aşamasında desteğini sürdüren Sayın Graf'a, İyilik İçin Sanat Derneği'ne, çok değerli sanatçılarımıza ve emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.'' dedi. Sergi açılışında konuşan İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, Sanatın iyileştirici ve birleştirici gücüne olan inancımız ile projelerimize hız kesmeden devam ediyoruz. Felaketin yaşandığı ilk günden itibaren İyilik İçin Sanat Derneği olarak elimizden gelen tüm desteği bölge halkına ulaştırmaya gayret ettik. Açılışını gerçekleştirdiğimiz Umut ve Güven sergisi bizler için çok büyük önem taşıyor. Sergiden elde edilecek gelir ile deprem bölgeleri için oluşturduğumuz Kadın ve Çocuk Dostu Alanlar projemize katkı sağlanacak. Bu gibi sanat etkinlikleri ile hem depremzedeleri unutmuyoruz hem de onlara katkı sunmaya devam etmeyi amaçlıyoruz. Bu sebeple tüm sanatseverleri ve koleksiyonerleri sergimize bekliyoruz. Taleplerimizi geri çevirmeyerek sergimizde yer alan değerli sanatçılarımıza ve iş birliği ile desteklerini esirgemeyen İBB Kültür AŞ'ye teşekkür ediyorum. dedi. Ahmet Oran, Alea Pınar Du Pre, Ayla Turan, Azade Köker, Bedri Baykam, Burcu Perçin, Devrim Erbil, Ebru Uygun, Ekrem Yalçındağ, Emre Namyeter, Gülveli Kaya, Haluk Akakçe, Horasan, Mehmet Güleryüz, Murat Germen, Seydi Murat Koç, Süleyman Saim Tekcan ve Yiğit Yazıcı gibi birbirinden değerli sanatçıların katılımıyla gerçekleşen sergideki eserler, İyilik İçin Sanat Derneği'nin web sitesi iyilikicinsanat. org üzerinden satışa sunuldu. Umut ve Güven Sergisi, 2 Temmuz 2023 Pazar günü akşamına kadar Taksim Sanat'ta gezilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/umutla-umutsuzlugun-iyilerle-kotulerin-yaristigi-bir-iklim/", "text": "16 yıldır düzenlenen Kitap ile Sohbet etkinliğinin yeni sezonunda programı organize eden Yasemin Sungur ve etkinliğin ilk yazar konuğu Nebil Özgentürk ile bir araya geldik. Ancak sohbetimizin yegane başlığı Kitap Kulübü'nün başarısı değildi; Özgentürk, yeni Zülfü Livaneli belgeselinin müjdesini de verdi. Her hafta salı günü İstanbul Oyuncak Müzesi'ndeki küçük ziyaretçilerin arasına yaş ortalamasını biraz yükselten ama en az onlar kadar neşeli ve coşkulu bir kalabalık karışıyor. 16 yıldır düzenlenen Kitap ile Sohbet etkinliğinin, başka bir deyişle Kitap Kulübü'nün üyeleri onlar. Eğitmen, danışman ve yazar Yasemin Sungur'un organize ettiği etkinlikte, meraklı okurlar Sabahattin Ali'den Virginia Woolf'a, Gabriel Garcia Marquez'den Yaşar Kemal'e kadar pek çok yazarın kitabını birlikte okuyor, üzerine konuşuyor ve fikir alışverişinde bulunuyor. Bazı haftalar kitabın yazarını da ağırlıyor, birlikte sohbet ediyorlar. Sungur; Kitaptaki karakterler, hayatlar hakkında konuşuyoruz. Kitabın geçtiği dönem, hangi akıma ait olduğu, nasıl yazıldığı, yazarın biyografisi, yazarın yaşadığı önemli olayları ve kahramanları tek tek inceliyoruz. Onları tanımaya çalışıyoruz ve oradan da kendi hayatımıza bakıyoruz diye özetliyor kulübün serüvenini. Kitap ile Sohbetin 16'ncı sezonu 7 Kasım'da başladı. Sezonun ilk haftasında hem 29 Ekim hem de 10 Kasım tarihlerinin önemine istinaden Nebil Özgentürk'ün kaleme aldığı ve çeşitli tanıklıklarla, anılarla Atatürk'ü anlatan Daima Şık adlı kitap seçildi. Üstelik sohbete Özgentürk de katıldı, kulüp üyeleriyle birlikte kitabın sayfalarını araladı. Biz de etkinliğin hemen öncesinde Nebil Özgentürk ve Yasemin Sungur ile söyleşme olanağı bulduk. Yasemin Sungur: Evet; ilgi azalmıyor, hatta artıyor. Bazı haftalar 50 kişiyi buluyor katılımcı sayısı. Her hafta yazar gelmiyor, zaten her hafta yazar gelirse rutin sohbetimizi yapamayız. Y. S.: Ekibimle birlikte belirliyoruz, görüşlerini alarak karar veriyoruz. Y. S.: Sohbet kulübümüzün katılımcıları benim ekibim artık. Birçoğu düzenli olarak geliyor. 16 yıldır gelenler de var, her sene eklenenler de. Onlar da önerilerde bulunuyor. Bir yandan sektörü takip ediyorum. Benim için yeni kitap diye bir şey yok. Klasikleri de seçiyorum. İlk kitabını çıkaran bir yazar da olabilir, bir felsefe kitabı da olabilir. Bu sezon Yaşlı Adam ve Deniz, Bir Kadının Penceresinden, Beni Hep Böyle Hatırla, Aşıklara Yer Yok dahil 18 eser irdelenecek. 16 senede ihtilaflı zamanlar, ihtilaflı kitaplar da olmuştur. Y. S.: Bazen yazarın ismine ya da kitaptaki bir konuya, ayrıntıya itiraz edildiği oluyor. Ancak zaten bir kitap kulübü lideri olarak onlara şunu göstermem gerekiyor: Farklı görüşten birinin kitabını okumalı ve tartışmalıyız. O kitaptan alacaklarımızı almalı, içerikte beğenmediğimiz noktaları gerekirse tartışmalıyız. Biz sadece sevdiği kitapları odağına yerleştiren bir kitap kulübü değiliz. Y. S.: Genellikle... Amaçlarımızdan biri de bu. Ancak ne yazık ki kulübümüzde sadece bir erkek var şu anda. Kitap kulüplerine erkekler ilgi göstermiyor. Nebil Özgentürk: Şunu itiraf edeyim, sosyal medyada sanatsal bir faaliyetle ilgili bir etkinlik paylaştığımızda dönüşün yüzde 90'ı kadın oluyor. Kadınlar daha duyarlı. Erkekler, siyaset ya da futbol ya da şiddet içeren olayları konuşmayı tercih ediyor. Üstelik bunu yaparken sertleşmekten de kaçınmıyorlar. Öte yandan, kadınlar da siyaset mevzularına pek girmiyor. Bir konsere gittiğinizde etrafınıza bakın, yüzde 70'i kadındır. Erkeklerin çoğu da kadınların zoruyla gider. N. Ö.: Evet, biraz kırıldı. Erkekleri tamamen dışlamanın da anlamı yok tabii. Benim gözlemimi sorarsanız, erkekler yumuşak olduğunu düşündükleri şeylerle fazla ilgilenmiyor. N. Ö.: Avrupa'da öyle değil. Burası maço bir toplum, Anadolu toplumu. Baksanıza her gün yaşanan olaylara. Erkek profilinde hala büyük bir değişim yok. Avrupa'da herkes elinde kitapla dolaşıyor. Y. S.: Ama biz artık 16'ncı yıla girdik. Son yıllarda kitap kulüplerini bütün Türkiye'ye yaymayı ve o doğrultuda çalışmayı da amaç edindim. Kitap kulübünün nasıl kurulacağını, nasıl sürdürüleceğini anlatan eğitimler veriyorum. Tüm dünyadan insanlar katılıyor eğitimlere. İBB, kısa süre içinde 50 tane kütüphane açtı. Ben de o kütüphanelerde kitap kulübü kurmak için girişimde bulundum. Bir yılda yaklaşık 25 kişiye eğitim verdim. 1 Kasım itibariyle 40 kütüphanede kitap kulübü başladı. Bunlar umut verici gelişmeler. Son günlerde umuda çok ihtiyacımız var. N. Ö.: Ben umutla umutsuzluğun, iyilerle kötülerin yarıştığı bir iklimi iç içe yaşıyorum. Cumhuriyet Bayramı'nın 85 vilayette, binlerce kasaba ve köyde coşkuyla kutlanmasından çok umutlandım. Bu ülkede bazı hassas noktalara dokunmayacaksın. Hassas noktalara dokunursan, cevabını alırsın. Bu anlamda umutlanıyorum. Atatürk ve Cumhuriyet, bu ülkenin hassas noktaları.... Y. S.: Kitap Kulübü çerçevesinden bakarak söylersem, yıllar içinde Türkiye'ye açılmamız da umut verici bir gelişme. Şu anda belki 10 yerde farklı arkadaşların yürüttüğü Kitap ile Sohbet programı var. Bu konuda eğitim almış yüze yakın insan var. Şirketlerde, okullarda, mahallelerinde, arkadaş gruplarıyla yürütüyorlar. Y. S.: Kitap okumak yalnız bir eylem, kitap hakkında konuşmak ise sosyal bir eylem. Kitap Kulübü'nde insanlar sosyal bir ortamda felsefe, psikoloji tartışıyor, görüşlerini paylaşıyor ve onlarca insan onları dinliyor. Bir yandan da daha çok okumaya yöneliyor, okudukça gelişiyorlar. Toplum içinde sosyalleşmenin avantajlarını yaşıyorlar. Ancak her şeyden önce, kitapları farklı bir gözle okumayı da öğreniyorlar. N. Ö.: Evet, 8 bölümlük bir Zülfü Livaneli belgeseli çektik, montaj aşamasındayız. Muhtemelen bahar aylarında özel bir platformda yayınlanacak. Dokümanter-drama diyebiliriz. Zülfü Abi'yi Mert Fırat canlandırdı. N. Ö.: Zülfü Abi'nin 1970'li yıllarda yayıncı olduğu zamanlar, İsviçre'deki sürgün dönemleri de var. Bütün hayatını masaya yatırdık. 9-10 tane kısa film halinde Yılmaz Güney'in Yol filminin müziklerini nasıl yaptı, İsviçre'de Karlı Kayın Ormanını nasıl besteledi... Zülfü Livaneli'nin 110 dakikalık özet hayatı olacak. Ardından Livaneli ve Edebiyat, Livaneli ve Müzik gibi düşünceler, aile ve siyaset de dahil ayrı ayrı başlıklar halinde bölümleniyor. O kadar çok hikaye var ki... İlk Livaneli belgeselini 1999'da yapmıştım. O zaman bile iki bölüm çekmiştik. N. Ö.: Zülfü Abi'ye çok yakınız, abi-kardeş olduk. Son belgeselin üzerinden 25 yıl geçmiş. 25 yılda onun hayatında da çok değişim oldu. İstanbul'u terk etti mesela, dünyaca ünlü bir yıldız artık. Bir yandan da çekim teknikleri, teknolojileri değişti, çeşitlendi. Ben de daha tecrübeliyim, yeni bir anlayışla bakabildik hayatına. Fazla panik yapmadan, çok yormadan, yorulmadan sohbetler ettik. N. Ö.: Mert zaten Zülfü Abi'yi biraz andırıyor. Bir de birinci sınıf bir plastik makyaj yapıldı. Elbette Zülfü Abi de onayladı; ne kadar benzerse benzesin, her gün magazin haberlerinde karşımıza çıkan müptezel tiplerden birinin canlandırmasına onay vermezdi. Oyunculuk, saygınlık, inanç, yetenek... Hem Zülfü Livaneli'nin hayatına inanmak hem de benim belgesel yönetmenliğime yakın durmak gerekiyor. N. Ö.: Mesela Zülfü Abi'nin meşhur Yunanistan konserleri nedeniyle Mert Fırat'la Yunanistan'a gittik. İşkence sahneleri de çektik. Zülfü Abi 50 yıl önce 20 yaşındayken, Ankara'da bir emniyet nezarethanesinde nasıl işkence gördüğünü Mert'e anlattı, onu yönetti, yönlendirdi. Çok duygusal bir andı. İşkence sahnesinde binlerce düşünceye daldı Zülfü Abi, çok etkilendi. Babasının onu ziyaret ettiği anı yaşadı Ankara'da, çocukluğunun geçtiği evi gördü. Orada da çok duygulandı, biraz gözyaşı döktü. Dünyanın en büyük sanatçılarından biri Zülfü Livaneli. N. Ö.: Yaş alan insanların birden daha sinirli, daha saldırgan hale geldiğini gözlemleriz. Hele şöhretliyse... Zülfü Abi'nin sinirleri alınmış gibi, çok tevazu sahibi bir insan. Herkesin içine girer, herkesin elini sıkar. Onun o tarafını çok seviyorum. Bizim ulaşamadığımız çok şöhretli insan var artık. Onlardan değil. Pazara da gider, sade yaşamayı sever. Şapkayı takar, sokaklarda dolaşır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unesco-18-kasimi-uluslararasi-islam-sanatlari-gunu-ilan-etti/", "text": "Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, 18 Kasım'ı Uluslararası İslam Sanatları Günü ilan etti. UNESCO'dan yapılan yazılı açıklamada, 40. Genel Konferansı'nda alınan karara göre, her yıl 18 Kasım'ın Uluslararası İslam Sanatları Günü olarak kutlanacağı, bugünün İslam'ın sanatsal yönü ve İslam sanatı aracılığıyla kültürün medeniyete katkısı hakkında farkındalık yaratmayı hedeflediği belirtildi. Uluslararası İslam Sanatları Gününün diğer sanat hareketlerine ilham veren İslam sanatının ilgi görmesine ve kültürler arası yakınlaşmaya teşvik edeceği ifade edilen açıklamada, dünya genelinde 18 Kasım'ın kutlanmasının kültürel çeşitliliğe, ifade özgürlüğüne, kültürel mirasın ve kültürler arası iletişimin korunmasına katkı sağlayacağı kaydedildi. Açıklamada, UNESCO'nun herkesi Uluslararası İslam Sanatları Gününe katkıda bulunmaya davet ettiği aktarıldı. UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay de yaptığı açıklamada, İslam sanatlarının kendini yenilmeye ve dünyadaki tüm kültürleri etkilemeye devam ettiği vurguladı. Uluslararası İslam Sanatları Gününü, 14 yüzyıla yayılan bu olağanüstü mirası kutlamak için ilan ettiklerini kaydeden Azoulay, İslam sanatları tarihinin daha iyi tanınması gerektiğine işaret etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unesco-somut-olmayan-kulturel-miras-listesine-2-unsur-daha-eklendi/", "text": "Nasreddin Hoca fıkralarını anlatma geleneği ile çay kültürü, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatının İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne girdi. Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamada, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Hükümetlerarası 17. Komite Toplantısı'nın Fas'ta devam ettiği belirtildi. Toplantıda, Nasreddin Hoca fıkralarını anlatma geleneği ile çay kültürünün, somut olmayan kültürel miras olarak UNESCO listesine kaydedildiği aktarılan açıklamada, aynı toplantıda daha önce, geleneksel Ahlat taş işçiliği ve ipek böcekçiliğinin de listeye eklendiği hatırlatıldı. Böylece, Türkiye'nin bu toplantıda kabul edilen unsur sayısının 4'e, UNESCO listelerindeki varlık sayısının ise 25'e yükseldiği bildirildi. Bakanlığın açıklamasında, Türkiye'nin, Kültürel Miras Listelerine en çok unsur kaydettiren 3 ülkeden biri olduğu belirtildi. Türkiye'nin UNESCO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gülnur Aybet de AA muhabirine yaptığı açıklamada, toplantıya, Türkiye'nin 3'ü çok uluslu, toplam 4 dosyayla katıldığını söyledi. Aybet, Türkiye'nin geleneksel Ahlat taş işçiliğinin, 29 Kasım'da UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne alındığını hatırlattı. Büyükelçi Gülnur Aybet, yarın devam edecek oturumda, Türkiye ve Azerbaycan UNESCO heyetlerinin ortak çay standı açacaklarını söyledi. Listeye giren ipek böcekçiliğine ilişkin dosyayı, Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan, İran ve Afganistan'ın ortak sunduğunu ifade eden Büyükelçi Aybet, Kültür Bakanlığımıza teşekkür ediyoruz. Dosya hazırlanması aşamasında, çok titizlikle, çok faydalı işler yaptılar. O sayede hiçbir pürüz olmadan bizim dosyalarımız hep geçti. diye konuştu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unesco-uyardi-10-milyon-kisi-isini-kaybedebilir/", "text": "UNESCO, koronavirüs pandemisi nedeniyle sinema sektöründe çalışan 10 milyon kişinin işini kaybedebileceğini açıkladı. Örgüt ayrıca müzik dünyasının da 10 milyar dolar civarında zarara uğradığını belirtti. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, koronavirüs salgınının derinden etkilediği kritik tabloya dikkat çekti. Sanat Covid-19'un etkilerine karşı hayatta kalmaya çalışıyor diyen UNESCO, sinema endüstrisinde yaklaşık 10 milyon kişinin işini kaybedebileceğini belirtti. Dünya genelinde yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen veriler, sadece sinema sektörüyle sınırlı değil. UNESCO, aylarca kapalı kalan müze ve sanat galerilerindeki çalışanların da tehlikede olduğunu ve çalışan sayısının yarı yarıya azaltılabileceğini aktardı. Müzik sektöründe 6 ay boyunca konser düzenleyememiş olmanın maliyetinin 10 milyar doları bulabileceğini vurgulayan UNESCO, global ölçekteki yayıncılığın ise yüzde 7.5 düşmesinin beklendiğini ifade etti. Konuya ilişkin konuşan UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay Sektör 30 milyon kişiye iş sağlıyor. Bu insanlar hayatta kalmakta zorlanıyor ve yardımımıza ihtiyaçları var dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/universal-studyolarindan-turkiyeye-uzanan-sanatsal-urunler/", "text": "Yazar, Heykeltıraş, Ressam, Karikatürist Joker Abdul ile Televizyon Programcısı, Sunucu, Dergi Yayıncısı, Mum ve Heykel Sanatçısı Tuna Güzelyurt, dünyanın en marjinal el yapımı ürünlerini Fantastik Sanat Atölyesi satış mağazalarında Türkiye'deki sanatseverlerle buluşturuyor. Yayıncılık, televizyonculuk ve sunuculuk hayatındaki başarısını sanat ile perçinlemeye karar veren 3 ayrı üniversiteden mezun olan Tuna Güzelyurt namı diğer Hayvanlara Fısıldayan Kadın ile uzun yıllar Amerika'daki Universal Stüdyoları'nda devasa boyutta heykeller ve dekorlar imal eden yanı sıra Alman RTL televizyonuna korku temalı dekorlar yapan Joker Abdul, ürettikleri tümü el yapımı sanatsal ürünleri çeşitli platformlardan satışa sunuyor. Joker Abdul'un Universal Stüdyoları'nda yaptığı çalışmalar dışında dünya çapında birbirinden marjinal 40 üzerinde mekanın iç mimarisine imza attığı, onlarca tatil köyünün A'dan Z'ye dekorasyonunu yapılandırdığı, resim ve heykel çalışmalarıyla ulusal ve uluslararası üç büyük sergiye iştirak ettiği ve 2020 yılından bu yana kendi adıyla yayımlanan Şovküteri adlı mizah dergisinde karikatürlerini ve yazılarını yayınladığı biliniyor. Dean Schneider'ın eziyet görmüş hayvanları barındırmak için kurduğu Afrika'da bulunan turizme kapalı Hakuna Mipaka Oasis adlı rehabilitasyon çiftliği ile de iletişimde olan Tuna Güzelyurt, pandemi dönemi sonrasında sanatsal çalışmalarına renk katacağına inandığı özel bir program çekimi için, Afrika yolcusu olduğunu belirtiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unkerden-3d-sergi/", "text": "Norbert Podlesny koleksiyonundan seçilen ve Yusuf Tolga Ünker tarafından renklendirilen Getto yaşam fotoğrafların yer aldığı Unutmaya Karşı Gegen das Vergessen Against Oblivion isimli Sanal Sergi 3D olarak yayınlanmaya başladı. Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü Araştırma Görevlisi Yusuf Tolga Ünker'in Polonyalı koleksiyoner Norbert Podlesny'nin fotoğraf koleksiyonu seçkisinden yaptığı renklendirmelerden bir 3D sergi yapma fikri Rusch'un aklına korona salgınının etkilerinden endişe duyduğu yetmişinci doğum gününde retrospektif sergisini gerçekleştirdiği sırada geldi. Rusch'un titizlikle kurduğu retrospektif sergisi uluslararası alanda olumlu tepkiler almıştı. Çok daha bilgilendirici ve dünyanın her yerinden erişilebilir ve de ziyaretçiler sergiyi tıklayıp diledikleri süre boyunca tüm resimlere huzur içinde bakabilirler. Tolga Ünker'in sergisine Rusch'un bir başka arkadaşı Dafydd Bullock da harika bir bestesi ile katkıda bulundu. Sonuç birçok katılımcının asla olmaması gereken ve asla tekrarlanmaması gereken bir felaketle ilgili çalışmalarının sanal bir takdiriydi. Bu felaketlerin tekrarlanmaması ancak tüm bu belgelere tam bir bilinçle bakarsak ve her türlü yeni yeşerecek olan kötülüklere karşı harekete geçmek için onlardan cesaret alırsak garanti edilebilirdi. Jens Rusch'un küratörlüğü ve sponsorluğunda gerçekleşen sanal sergiye yılsonuna kadar ulaşılabilir. Yusuf Tolga Ünker'in Holokost ile Yüz yüze ismini verdiği projesinin ilk sergisi Amerika'nın Florida eyaletindeki Nova Southeastern Üniversitesi Alvin Sherman Kütüphanesi'nde 2018'de gerçekleşti. Holocaust Learning and Education Fund, Inc. The Craig and Barbara Weiner Holocaust Reflection and Resource Center'ın organizasyonu ile Visions of the Holocaust-Holokost'un Görüntüleri isimli sergide yer alan çalışmaların orjinalleri Yad Vashem ve USHMM'den alınan belgelerdi. 2019'da ikinci sergi İstanbul'da bulunan 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi'nde Holokost ile Yüz yüze adıyla gerçekleşti. Üçüncü sergi ise yine aynı isimle UOMO'da yapıldı. Yeni sergide ise ağırlıklı olarak koleksiyoner Norbert Podlesny'nin koleksiyonundan orijinal ve daha önce görülmemiş fotoğraflarla Unutmaya Karşı Gegen das Vergessen Against Oblivion ismiyle 3D olarak gerçekleşiyor. Fotoğraflarda ağırlıklı olarak getto yaşamı gösteriliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unlu-ic-mimar-leyla-uluhanli-yeni-koleksiyoner-kitabini-tanitti/", "text": "Dünyaca ünlü iç mimar ve Mosques: Splendors of Islam kitabının yazarı Leyla Uluhanlı 'nın, Artkolik kurucusu Nazlı Keçili moderatörlüğünde Artkolik'te gerçekleşen Synagogues: Marvels of Judaism kitap lansmanı ve özel sohbeti, büyük bir ilgiylle karşılandı. Sinagoglar, en gizemli ve gösterişli halleriyle Uluhanlı'nın kitabında form buldu. Doğu ve İslam çalışmaları üzerine aldığı eğitimin ardından mimarlık eğitimini tamamlayan, Bakü doğumlu iç mimar Leyla Uluhanlı, tüm İslam dünyasının ihtişamlı simge camilerini okuyucularına sunan özel bir koleksiyoner kitabının ardından Musevi dünyasının ihtişamlı simgesi sinagogların yer aldığı yeni bir kitaba daha imza attı. Serinin ilk kitabı Mosques: Splendors of Islam ile büyük yankı uyandıran ödüllü iç mimar, şimdi de Synagogues: Marvels of Judaism kitabı ile Museviliğin mimari yapılarını okuyucularına sunuyor. Sinagog mimarisi ve tasarımı üzerine bugüne kadarki en önemli cilt, yeni sipariş edilen ve arşivden alınan fotoğraflardan oluşan çarpıcı bir diziyle hayata geçiriliyor. Dünyanın en önemli yayınevlerinden biri olarak gösterilen Rizzoli New York tarafından yayımlanan Synagogues: Marvels of Judaism kitabı, ilki Mosques: Splendors of Islam olan kutsal mimarlık serinin devamı niteliğinde olup, aynı zamanda insanlara bir hoşgörü mesajı veriyor. Ödüllü iç mimar Leyla Uluhanlı, Musevi dini mimarisinin çeşitliliğini yansıtan bu kitabında, Dünya'nın dört bir yanından hem eski hem de modern Musevi kutsal alanlarının örneklerini bir araya getiriyor. Kutsal Topraklar'daki en önde gelen arkeolojik alanlarla başlayarak, dünyanın dört bir yanındaki en eski eserlerden en yenilikçi eserlere kadar Avrupa, Kuzey Afrika, Rusya, Kafkasya, İsrail ve Yeni Dünya'daki Musevi kutsal alanlarına uzanan, dünya mimarlık literatürünün en prestijli yayınları arasına çıkar çıkmaz giren kitap; Pensilvanya'daki Beth Sholom Sinagogu, Paris'teki Büyük Sinagog, New York'taki Emanu-El Tapınağı ve Dresden'deki Neue Sinagogu gibi şaheserlerin muhteşem ayrıntılarını sergiliyor. Kitap, tarihçi ve Rochester Üniversitesi'nde Yahudi Araştırmaları Profesörü olan Aaron W. Hughes tarafından Yahudi tarihi ve sinagogun gelişimi üzerine bir başlangıçla açılıyor. Hughes, sinagogların tarihini ve gümüş menoralardan ve dokumalardan oyma ahşap dolaplara ve sonsuz ışık fenerlerine kadar ayinle ilgili mobilyaları vurguluyor. Bunun yanı sıra önde gelen akademisyenler Lidia Chakovskaya, Steven Fine, Max Fineblum, Mohammad Gharipour, Samuel D. Gruber, Sergey R. Kravtsov, Michael Levin ve Edward van Voolen, bir dizi etkileyici makalede sinagogların zengin ve karmaşık yapısını ve genellikle trajik olan tarihini yansıtan çeşitli mimari tarzları keşfediyor. Fotoğraf sanatının hikaye anlatma becerisi ve büyülü ışık oyunları ile güçlendirilen bu olağanüstü sinagoglar, doğada ve daha derinlerde bulunan bir geometriyi hatırlatıyor. Coğrafi olarak düzenlenen sinagogların her bölümü, yerel Musevi cemaati ve bölgesel sanat, kültür ve geleneklerin sinagog tasarımı üzerindeki etkisi hakkında bir makale ile açılıyor. Okuyucu, İsrail'den Asya'ya, Avrupa'ya ve Yeni Dünya'ya kadar dünyanın dört bir yanındaki sinagogların çarpıcı fotoğraflarıyla karşılanıyor. Bu görsel olarak çarpıcı özet, dünya çapında 60'tan fazla ikonik sinagogun mimari ve tarihsel gelişimini gösteriyor. Şu anda çalışmalarını hem iç mimar olarak hem de kendi mobilya parçalarının yaratıcısı olarak sürdüren Leyla Uluhanlı, kişiye özel tasarım hizmetiyle öne çıkan By Kepi markasına ait üç farklı konseptli özel koleksiyon tasarladı. Her biri koleksiyonun diğer parçalarıyla uyumlu, ancak kendi başına da benzersiz; Ottoman, Powdery ve Chino Koleksiyonu olmak üzere toplamda 50 parçalık ürün yelpazesi, By Kepi işçiliğiyle tanımlanıyor. Bakü 'da doğan ve büyüyen Leyla Uluhanlı, ilk eğitim derecesini Doğu ve İslam çalışmaları üzerine yaparak aldı. 2000'li yılların başında iç mimarlık eğitimini tamamladı ve 2005 yılında resmi olarak Leyle Uluhanlı Interiors şirketini kurarak; Moskova, Taşkent, Saint-Petersburg, Bakü, Dubai, Londra, New York vb. dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki en prestijli konutlarda iç tasarıma önemli katkılarda bulundu. Uluhanlı'nın profesyonel hayatı onu Doğu köklerinden uzaklaştırırken; dramatik kültürü, mimarisi ve dekorundan hiç ayrılmadı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unlu-isimler-babil-sanat-organizasyonu-ile-sahnede/", "text": "Klasikleşmiş sanatsal ve kültürel etkinlik anlayışını kırma niyetiyle ve yenilikçi bakış açısıyla yola çıkan Babil Sanat, Temmuz ayı itibarıyla gerçekleştireceği kültür sanat etkinlik takvimini açıkladı. Anadolu'da Babil İmparatorluğu ile birlikte değişen kültür ve medeniyetten yola çıkarak, etkinliklerin yer aldığı şehirlerde bu kültürel ve sanatsal değişimi yaşatmayı hedefleyen Babil Sanat, yaz boyu birbirinden ünlü isimleri özlediğimiz sahnelerde müzikseverler ile buluşturacak. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında Sakiler, Gazapizm, Melek Mosso, Ayta Sözeri, Rubato, Hüsnü Şenlendirici & Halil Sezai ve Simge & Musa Göçmen Senfoni Orkestrası ile etkinlikler düzenleyecek olan Babil Sanat, Karnaval Medya Grup bünyesinde bulunan Süper FM, JoyTürk ve Virgin Radio Türkiye'nin medya sponsorluğunda, konserleri Covid19 tedbirlerine uygun olarak gerçekleştirecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unlu-isimlerin-esyalari-acik-artirmayla-satilacak/", "text": "'Rock'n roll müziğin kralı' Elvis Presley'in elmas yüzüğü ve dünya boks şampiyonu Muhammed Ali'nin boks eldiveni ABD'li müzayede şirketi GWS Açık Artırma Evi tarafından açık artırmayla satışa sunulacak. Öldüğünde 42 yaşında olan Rock'n roll'un kralı Elvis Presley'in yüzüğü, ABD'li GWS Açık Artırma Evi tarafından 28 Kasım'da satış çıkarılacak. Dünyaca ünlü müzayedenin en önemli eşyaları arasında bulunan Elvis Presley'in elmas yüzüğünün, 1 milyon dolara satışa sunulması bekleniyor. Elvis Presley'in TCB yüzüğü koleksiyonun en çok beklenen parçası olduğu ifade edildi. Müzayede şirketi konuya ilişkin yaptığı açıklamada Yüzük Kral için özel yapıldı ve Elvis'in tercih ettiği motiflerle 14 ayar altından üretildiğini açıkladı. Yetkililer, Presley'in ortasında büyük ve küçük parçalar halinde elmas bezeli yüzüğünü 1975'te Ashville konserinde 14 bin kişinin önünde sahnede J. D. Summer adlı kişiye hediye ettiğini de belirtti. Satışa çıkacak eşyalar arasında dünya boks şampiyonu Muhammed Ali Clay'ın eldiveni, Marilyn Monroe'nun eşlerinden ünlü yazar Arthur Miller'a ait özel yapım bavul ve Michael Jackson'un Swarovski kristalleriyle bezeli ünlü beyaz eldiveni de bulunuyor. Dünya boks şampiyonu Muhammad Ali'nin antreman sırasında giydiği eldivenler en çok ilgi gören ürünler arasında yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unlu-mimarlar-akm-icin-bir-araya-geliyor/", "text": "yeni Atatürk Kültür Merkezi kapılarını açacak. Bu nedenle, yeni AKM ile ilgili merak ettiğimiz birçok soruyu, İstanbulluların yakından tanıdığı MSGSÜ Öğretim Üyesi ünlü mimar Doç. Dr. Osman Arayıcı, 12 Ekim Salı günü saat 20.30'da Instagram hesabından canlı yayında, yeni AKM'nin mimarı Murat Tabanlıoğlu'na soracak. Doç. Dr. Arayıcı, canlı yayında mimar Murat Tabanlıoğlu'yla özellikle bu projenin kendisi için duygusal önemi ile beraber meslek pratiği içerisindeki yerini konuşmak istediğini belirtti. Hiçbir şekilde politik tartışmalara girmeden ve magazin yapmadan gayet akademik bir canlı yayın olacak diyen Arayıcı, AKM konusunda bütün detayların konuşulacağı programı sanatseverlerin kaçırmamasını söyledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unlu-modaci-hakan-akkaya-defilesine-buyuk-ilgi/", "text": "Dünyaca ünlü gurur kaynağı modacımız Hakan Akkaya'nın 45 parçadan oluşan gelinlik defilesi, seçkin bir davetli grubunun katılımıyla Tersane İstanbul'da moda severlere tanıtıldı. 2022 Hakan Akkaya & Cinderella Bridal Capsule Collection adlı defilede baş manken olarak yer alan Çağla Şıkel, kırmızı gelinliğiyle podyumda göz kamaştırdı. Soner Sarıkabadayı'nın eşi Madelein Lopez Camelo, üç yılın ardından doğum sonrası ilk kez podyuma çıktı. Çocuk yaşta erken ve zorla evlilikleri protesto etmek için siyah bir gelinlikle defileye katılan Türkiye'nin en yaşlı modeli Nezahat Oyna (75) ise büyük alkış aldı. Lodos nedeniyle gündüz yaşanan olumsuz hava şartlarına rağmen davetlilerin ve sanat camiasının gösterdiği yoğun ilgi, Hakan Akkaya kreasyonları söz konusu olduğunda duyulan merak ve teveccühün her türlü zorluğu aşacağının bir kanıtı gibiydi. Öte yandan, yüksek tavanlı tarihi dokusu ve mistik atmosferiyle farklı bir deneyim yaşatan Tersane İstanbul, bundan böyle etkinlikler için aranan alternatif ortamı sağlayacak gibi görünüyor. Haliç'teki eski tersanelerin dönüştürülmesiyle kazandırılan, en az mankenler ve sergilenen gelinlikler kadar ilgi çeken bina, Tarihi Yarımada manzarasıyla bütünleşerek etkileyici bir ortam sundu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unlu-modaci-pierre-cardin-hayatini-kaybetti/", "text": "Fransa Güzel Sanatlar Akademisi'nin, Twitter üzerinden yaptığı açıklamaya göre Fransız modacı, Pierre Cardin 98 yaşında yaşamını yitirdi. 2 Temmuz 1922 dünyaya gelen Pierre Cardin'nin giyim ve mimariye olan ilgisi çocuk yaşta başladı. Cardin, 1936 yılında bir terzinin yanında dikiş öğrenmeye başladı. II. Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak Kızılhaç'ta çalışan Cardin, ailesinin 1945 yılında Paris'e taşınması ile birlikte, dönemin ünlü modacıları Jeanne Paquin, Christian Bernard ve Elsa Schiaparelli ile çalışma olanağı buldu. 1947- 1950 yılları arasında Christian Dior'un yanında mesleğini geliştiren modacı, 1950 yılında başlayan haute couture akımını, kendi adına açtığı Maison De Couture mağazasında geliştirdi. 1957'de erkek giyimine yönelik ilk satış yeri Evei açtı. 1959 yılındaki Japonya seyahatinin ardından ilk hazır giyim koleksiyonunu ortaya çıkardı. 1963'te dar, vücudu saran giysi türü tayt'ın dünyaya yaygınlaşmasında rol oynadı. 1971'de Paris'te Espace Cardin mağazasını hizmete soktu. Beatles grubu, heykeltıraşlar, oyuncular gibi birçok sanatçı topluluğuna, özgün tasarımlar sundu. 1980 yılında New York' ta Metropolitan Saat Müzesi nde Retrospestive sergisini açarak 30 yıllık çalışmalarını sergiledi. Çin Halk Cumhuriyeti'nden Macaristan'a, İngiltere'den Sovyetler Birliği'ne kadar dünyanın birçok yerine adı ve çalışmaları yayılan Cardin, sadece giyimle sınırlı kalmayıp, mücevher, parfüm, restoran zinciri, kırtasiye gibi alanlarda da moda yaratmayı sürdürdü. Moda dünyasının öncüsü haline gelen Pierre Cardin, kendisinden önce hiçbir modacının cesaret edemediği konulara girerek kendini kanıtladı, unisex kavramını yerleşikleştirdi. Avant-garde tarzına geometrik dizaynlar getirmesiyle de tanınan Cardin, 1991 yılında UNESCO kültür elçiliğine seçildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unlu-piyanist-aysegul-saricayi-kaybettik/", "text": "Kadıköy'ün gurur tablosundan bir taş daha düştü. Türkiye'nin en tanınmış piyanistlerinden, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın solistlerinden Ayşegül Sarıca, 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bilmeyenler için hatırlatmak isteriz, Moda Caddesi'nin sonundaki Meşhur Dondurmacı Ali'nin tam karşısında yer alan Sarıca Paşa Köşkü'nde yaşardı. Babası, sarayın doktorlarından Hikmet Sarıca, amcası ise Caddebostan'da bir başka ünlü köşkü olan Ragıp Sarıca Paşa idi. Ayşegül Sarıca 1935 yılında Moda'da dünyaya geldi. Piyano öğrenimine Ferdi Ştatzer ile başladı. İlk solo konserini dokuz yaşında iken Kadıköy Halkevi'nde verdi. Okulu bitirdikten sonra anne ve babasıyla birlikte Paris'e giden Sarıca, 1951'de Paris Devlet Konservatuvarı sınavını kazandı. 1953'te piyano bölümünden, 1954 yılında ise oda müziği bölümünden birincilik derecesiyle mezun oldu. 27 Mayıs 1963 tarihinde Paris'te iki evladının, Osman ve Selçuk Zeynep'in babaları sanat tarihçisi, akademisyen, eski milli basketbolcu Nejat Diyarbekirli ile evlendi. Türkiye'de ve yurtdışında Karel Ancerl, Pierre Dervaux, Anatole Fistoulari, Louis Fourestier, Gotthold Lessing ve Heinz Walberg gibi dünyaca ünlü şeflerle konserler verdi. Konser verdiği ülkeler arasında Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya, Belçika, Sovyetler Birliği, Macaristan, Çekoslovakya, İsveç, Norveç, Finlandiya ve Avustralya vardır. Piyanist, 1968'den itibaren Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın solistliğini yaptı. Kendisine 1971'de Devlet sanatçısı unvanı verildi. 1974 yılında Fransız Kültür Bakanlığı'ndan Chevalier de I Ordre des Arts et des Lettres madalyası ile onurlandırıldı. 2006 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı Onur Ödülü aldı. 2018 yılında Sevda-Cenap And Müzik Vakfı'nca Onur Ödülü Altın Madalyası'yla ödüllendirildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unlulerden-gonullu-destek/", "text": "Yazarlar, oyuncular, spikerler, müzisyenler, halkın gönlünde taht kurmuş isimler, İyilik Yayıncılığı isimli bir sosyal sorumluluk projesinde biraya geldi. Proje kapsamında; Cemalnur Sargut, İlber Ortaylı, Açelya Akkoyun, Yasemin Baştan, Kadir Doğulu, Sitare Akbaş, Ece Üner, Deniz Bayramoğlu, Gülben Ergen, Özlem Denizmen, Özlem Kaymaz, Damla Sönmez gibi sevilen isimler, bu projede iyilik yaymak için buluştu. İyilik Yayıncılığı yayınlarından, Yazar Hasan Kerim Güç'ün kaleme aldığı ve ilk adımlarının Attar'ın ölümsüz hikayesi, Kuşların Dili'nden başlanarak atıldığı, Yolda Bir Kuşa Rastladım isimli eserden kuş hikayelerinin kısa bölümünü gönüllü okuyanlar, sağlık alanında eğitim alan öğrencilere katkı sağlıyor. Yolda Bir Kuşa Rastladım isimli kitabın tüm telif gelirleri, Florence Nightingale Hemşire Mektepleri ve Hastahaneleri Vakfı Bursu olarak bağışlanacak. Nefes Yayınevi, Tuti Kitap ve Genç Tuti bünyesinde İyilik Yayıncılığı adı altında ilk defa dünya çapında bir sosyal sorumluluk kampanyası başlatıldı. Bu kampanya çerçevesinde İyilik Yayın logosu bulunan kitaplardan, elde edilen gelirle çeşitli iyilik hareketlerine katkı sağlanıyor. Her biri kendi alanında uzman ve çok çeşitli mesleklerden gelen isimler adeta kitapta Simurg'u oluşturan kuşlar gibi bir araya gelerek iyiliğin yayılması için ses oldular. Hüthüt-Cemalnur Sargut, Flamingo-Sinan Canan, Sülün-Gamze Cizreli, Çaylak-Can Aydoğmuş, Kumru-Aslı Şafak, Kırlangıç-Beste Uyanık, Kuğu-Hayat Nur Artıran, Atmaca-Özlem Kaymaz, Keklik-Ali Rıza Bayzan, Muhabbet Kuşu-Açelya Akkoyun, Martı-Serkan Çağrı, Leylek-Simge Fıstıkoğlu, Güvercin-Necmi Yapıcı, Doğan-Gülben Ergen, Puhu-Mümine Yıdız, Pelikan-Kalust Şalcıoğlu, Saka-Deniz Erten, Kanarya-Emel Özuğur, Kuzgun-Ferda Yıldırım, Ebabil-Deniz Bayramoğlu /Ece Üner, Tavuskuşu, Kadir Doğulu, Albatros-Nazan Şoray, Hüma-İlber Ortaylı, Şahin-Ahmet Özhan, Turna-Sitare Akbaş, Baykuş-Judith Liberman, Kartal-Özlem Denizmen, Kaknüs-Yasemin Baştan, Karga-Tanju Babacan, Tuti-İpek Tuzcuoğlu, Sami Özer, Saba Tümer, Hikmet/Füsun Barutçugil, Damla Sönmez, Güneşin Aydemir yer alıyor. Bugüne kadar yapılan kampanyalardan farklı olarak, yazar telif hakkı üzerinden, yayınevi satışlarından ve kitapseverlerin iş birliği sayesinde, herkesin katkısıyla yürütülüyor. Yayıncılıkta iyilik hareketini başlatan yayınevlerinden Nefes Yayınevi Genel Müdürü Yazar Hasan Kerim Güç; sosyal sorumluluk kampanyası ile eğitim, sağlık, yurtiçi ve yurtdışı insani yardım gibi birçok farklı alanda destek sunduklarını söyledi. Pandemi sürecinin en büyük öğretisinin birlik olmayı başarmak olduğuna dikkat çeken Güç; 'İyilik yayın logolu tüm kitapların geliri bu proje kapsamında kullanılacak. Benim kitabımın tüm telif gelirlerini Florence Nightingale Hastanesi Hemşirelik öğrencilerine burs olarak bağışlıyoruz. Burs sayısını arttırmak için duyarlı olan, gönüllü olarak bu projeye destek veren ünlü dostlarımıza teşekkür ediyorum. Bu projenin diğer yayınevleri tarafından da benimsenmesini ve birlikte bu destekleri arttırmayı hedefliyoruz. Böylece iyilik yayın logolu kitaplarımız eğitim, burs, sağlık, temel ihtiyaç gibi birçok iyilik hareketine katkı sağlayacaktır. Elden ele yayılan iyilik sayesinde okurların kitaplarına, ihtiyaç sahiplerinin de gerekli yardımlara ulaşması için çalışıyoruz' dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/unutulmus-dusler-magarasi-gulfem-kessler/", "text": "Labirent Sanat, 2 Eylül 2 Ekim 2021 tarihleri arasında Gülfem Kessler'in, Nergis Abıyeva küratörlüğünde gerçekleşecek olan Unutulmuş Düşler Mağarası isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar. Sergi, ismini Werner Herzog'un Unutulmuş Düşler Mağarası adlı belgesel filminden alıyor. 32 bin yıl önce insanların kullandığı Fransa'daki Chauvet mağarasının ağzı bir deprem sonucu kapanmış ve 1994 yılında keşfedildiğinde içindeki resimler ezber bozmuştu. Chauvet mağarasında yer alan natüralist resimlerde bir kadın imgesinden başka insan tasvirinin olmaması ve hayvanların yüzlerindeki ifadelerin duygusal ve insani olması, Paleolitik dönemin insanlarının kendilerini dünyayı paylaştıkları diğer türlerden farklı görmemeleriyle, insan, insan-olmayan kopuşunun henüz yaşanmamış olmasıyla, dünyayı başka türlerle paylaştıklarının farkında olmalarıyla ilişkilendirilir. Mağara resimlerinde yer alan insan ve insan-olmayan ilişkisi, türlerarasılık, Donna Haraway'in ifadesiyle yoldaş türler, Gülfem Kessler'in çalışmalarında da karşımıza çıkıyor ve bu serginin iskeletini oluşturuyor. Gülfem Kessler'in yarattığı ve duyumsattığı imgeler, tıpkı mağara resimlerine bakarken hissedildiği gibi, bilincin en ilkel noktalarına giderken, sanatın yalnızca akılla ve bilgiyle açıklanamayacak tarafları olduğunu da hatırlatıyor. İnsanlığın yerleşmiş bilgilerinin kırılganlığını deneyimlediğimiz bir zamanda, sanat izleyicilerini Gülfem Kessler'in primitif, içgüdüsel, dışavurumcu özellikler gösteren resimlerine, paleolitik imge-çağdaş sanat ekseninden bakmaya davet ediyoruz. Gülfem Kessler'in Unutulmuş Düşler Mağarası isimli kişisel sergisi 2 Ekim 2021 tarihine dek Labirent Sanat'ta görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uskudar-annelerimize-mor-salkimlarla-gidecek/", "text": "Üsküdar Belediyesi, pandemide evlerinden çıkamayan ya da bir yakınının yolunu gözleyen dünyanın en kutsal varlıkları olan anneleri bu sene de unutmadı. İstanbul'un ve Üsküdar'ın simgelerinden olan mor salkım fidanları, pandemi dolayısıyla yanlarında olamadığımız annelerimize hediye etmek için yola çıkarıldı. Belediye görevlileri, Anneler Günü'nde kapı kapı dolaşarak, balkonlarında bahçelerinde ekip büyütsünler diye 10 bin kadar baharın simgesi mor salkım fidelerini annelerimizin evine götürecek. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen'in bizzat katılacağı etkinlikte, Üsküdar'da adeta mor salkım şöleni yaşanacak. Dünyanın en kutsal ve güzel varlıkları annelerimizin mutluluğu, mor salkım çiçekleriyle daha da katlanacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uskudar-belediyesi-2021-22-kultur-sanat-sezonunu-evgeny-grinko-ile-acti/", "text": "Evgeny Grinko orkestrasının muhteşem konseri için Üsküdar ve İstanbul'un dört bir yanından yaklaşık 40 bin müziksever Harem Meydanına kurulan dev konser alanında buluştu. Etkinlikte konuşan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, 'Üsküdarlıları dolu ve derinlikli bir kültür sanat sezonunun beklediğini' söyledi. Yaklaşık bir buçuk saat süren konser, Üsküdar ve İstanbullulara hayli keyifli anlar yaşatırken, ünlü müzisyen Evgeny Grinko, piyano ve davul performanslarıyla herkesi büyüledi. Alana giremeyen çok sayıda kişi ise konseri kurulan dev ekranlardan izledi. Kültür sanatın kalbi, sanatın ve sanatçının dostu Üsküdar Belediyesi'nin gerçekleştirdiği etkinlikler aracılığıyla Üsküdar'da atmaya devam ediyor. Düzenlenen etkinliklerle İstanbullular için buluşma adresi olan Üsküdar, yeni sezonda da bu özelliğini korumayı sürdürüyor. 2021- 2022 Kültür ve Sanat Sezonu için tüm hazırlıklarını tamamlayan Üsküdar Belediyesi, sezon açılışını dünyaca ünlü Rus müzisyen Evgeny Grinko konseri ile yaptı. 30 milyondan fazla izlenen Valse adlı şarkısı ile gönüllerde taht kuran, kısa sürede adını dünyaya duyuran genç piyanist ve davulcu Evgeny Grinko konseri için Üsküdarlılar ve çeşitli semtlerden gelen binlerce İstanbullu konser alanını saatler öncesinden doldurdu. Konser saati geldiğinde ise Harem Meydanı olağanüstü bir performansa tanıklık eden muhteşem bir şölen alanına dönüştü. Evgeny Grinko, geniş bir keman ailesi ve akordeoncu 5 müzisyen ile sergilediği sahne performansına, piyano dışında gitarda ve davuldaki hünerlerini de ekledi. Yaklaşık 1,5 saat süren konserde, Rus piyanist, Valse, Epilogue, Carousel, Faulkner's Sleep, Field, Once Upon A Time, Prologue, Noir, Winter Sunshine ve Serenade gibi bestelerini icra etti. Konser boyunca sanatçıya, kemanda Vlada Ponyatovskaya, Anna Romanova ve Pavel Mazkevich, çelloda Yana Chekina, akordeonda ise Evgenya Popova eşlik etti. Harem Meydanını 40 bine yakın müziksever ve dev sahne platformuyla muhteşem bir şölene dönüştüren konser, Üsküdar Belediyesi'nin sosyal medya hesaplarından da canlı yayınlandı. Alana giremeyen çok sayıda kişi ise konseri kurulan dev ekranlardan izledi. Üsküdar her sezon olduğu gibi bu dönem de konserden söyleşiye, sempozyumdan tiyatroya geniş bir yelpazede, birbirinden özel mekanlarda kültürel etkinliklere ev sahipliği yapacak. Kemal Sayar ve Erol Göka ile 13 Ekim Çarşamba Nevmekan Sahil'de insan ruhunun derinliklerindeki güzellikler keşfedilecek. Rafet El Roman'ın sahne alacağı 29 Ekim Cumhuriyet bayramı Konseri ile 28 Ekim Perşembe günü unutulmaz bir müzik ziyafeti yaşayacağız. Kültür mevsiminin başladığı Ekim ayında Türkiye'nin en uzun soluklu akademik etkinliklerinden biri olan ve bu yıl 11. Kez düzenlenecek Üsküdar Sempozyumu ile 15-16-17 Ekim tarihlerinde Üsküdar'ın mimariden sanata, edebiyattan arkeolojiye zengin mirası Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde bir kez daha ortaya konulacak. Ünlü Şef Ömür Akkor'un 'Anadolu'nun Binlerce Yılı'ndan günümüze kadar ulaşan beslenme serüvenini gözler önüne sereceği özel etkinlik ise 12 Ekim Salı Nevmekan Selimiye'de yani yüzlerce yıllık tarihi Selimiye Hamamı'nda katılımcıları zamanda lezzetli bir yolculuğa davet edecek. 'Kitap Söyleşileri'ne 14 Ekim Perşembe konuk olacak olan Bahadır Yenişehirlioğlu ile kitap kokuları eşliğinde unutulmaz bir edebiyat sohbeti gerçekleştirirken, 21 Ekim Perşembe Prof. Dr. Kürşat Demirci ile Göbeklitepe'nin mistik dünyasını tanıyarak tarihi yeniden okuyacağız."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uskudar-kitap-fuari-usta-yazarlari-agirlamaya-devam-ediyor/", "text": "Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen fuar, ikinci gününde imza günü ve söyleşilere ev sahipliği yaptı. Gazeteci ve yazar Ayşe Böhürler'in yönettiği söyleşiye çevrim içi bağlantıyla konuk olan Kapadokya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı yazar Alev Alatlı, Türkiye'nin yanlış giden şeylere dur diyebilecek bir ülke konumunda olduğunu söyledi. Bugüne kadarki hayat tecrübesini kitaplarından verdiği örneklerle anlatan Alatlı, Roman yazmak istedim çünkü romanın hinterlandı geniştir. Roman yazmaya başladığınızda bir uçta müzik, diğer uçta şiir, tarih, coğrafya olur. Fakat herhangi bir makale yazarken çok daha düz olmanız gerekir. dedi. Alatlı, eğitimin okumayla çok yakın ilişkisi olduğunu vurgulayarak, romanlarının çok satanlar listelerinde yer almadığını fakat geniş bir okuyucu kitlesine ulaşarak devamlı ve etkili olduğunu kaydetti. Son kitabı Suç Ortağı Hollywooda değinen yazar, Amerika'nın çıkarına uygun bir masal yazdılar. Mesela Kızılderilileri mahveden birtakım adamları övdüler. Kovboyların zamanında yazılmış, onları anlatan kitaplar vardır, milletin yaka silktiği, kaçtığı, kokuşuk, vahşi, rezil insanlardır. Bu ekibi öyle güzel pazarladılar ki bizm çocuklarımız da kovboy kıyafetleri giymeye başladı. Bu gözle baktığınızda Hollywood'un nasıl bir Amerika ortaya koyduğunu görürsünüz. değerlendirmesini yaptı. Medeniyet tarihi ve dinler tarihi okumanın önemine dikkati çeken Alatlı, Allah'ın sonsuzluğunu anlamakta çok sıkıntı çekiyoruz. Sonsuzluğu anlayamadığımız için kendimize benzetmeye kalkıyoruz. Yaptığımız en büyük hata bu, kendimize benzettiğimiz zaman neredeyse şirk koşuyoruz. Kendi değerlendirmelerimizi onun hükümleriymiş gibi yormayabiliyoruz. dedi. Okurlarına tavsiyelerde bulunan usta yazar, Bana güvenin, sizi yaya bırakmam, yalan söylemem ve abartmam. İlk başta zor geliyor gibi görünse de onu muhakkak yolda hikayeyi anlatırken çözerim. diye konuştu. Medeniyet Tasavvuru Okulu kurucusu, gazeteci ve yazar Dr. Yusuf Kaplan da Öncü Kuşak ve Medeniyet Tasavvuru Yolculuğu başlıklı söyleşide okuyucuyla buluştu. MTO ile bütün sığ düşüncelere meydan okumaya çalıştıklarını ve ülkenin çocuklarının önünü açmak için çaba sarf ettiklerini vurgulayan Kaplan, Türkiye'nin en parlak, en inanmış, en donanımlı ve entelektüel kuşağını inşallah Medeniyet Tasavvuru Okulu talebeleri oluşturacak. dedi. Kaplan, ülke, dünya ve insanlık olarak zor ve zorlu bir süreçten geçildiğini, bu sürecin topyekun bir yok oluşu getirebileceğini, Batının tanrı ve hakikat fikrini yitirmiş, tabiatı delik deşik etmiş, ozon tabakasını delmiş, korona hapishanesine insanlığı hapsetmiş bir medeniyet olduğunu dile getirdi. Nietche 'Avrupa ölüler evini andırıyor. Virüs bütün vücudu kaplamak üzere. Çöl büyüyor. Eğer böyle giderse önümüzdeki 200 yıllık zaman dilimi içinde insanlığı çok büyük bir yok oluş felaketi bekliyor' dedi. Öngörüsü bu, yani o dönemde sömürgecilik, emperyalizm aşamasına geçmiş. Bütün kıtaların sömürgeleştirildiği bütün denizlerin sömürgeleştirildiği bütün kültürlerin tarumar edildiği, bütün medeniyetlerin kökünün kazılmaya çalışıldığı bir zaman dilimi oldu. Bugün insanın mutlak sahtenin kölesine dönüştürüldüğüne işaret eden Kaplan, İnsanların gönüllü köleleşmeyi, tüketmeyi, hızı, hazzı, hayatın kölesine dönüşmeyi özgürlük olarak algıladığı bir zaman dilimi bu. Böylesi bir zaman dilimi tam da İslam'ın şafağına ihtiyaç hisseden bir zamandır. onun için bu kuşak önemli bir kuşak bu nedenle gecemizi gündüzümüzü veriyoruz. değerlendirmesinde bulundu. Türk hikayeciliğinin usta yazarı Mustafa Kutlu'nun onur konuğu olduğu 7. Üsküdar Kitap Fuarı, kitapların yanı sıra söyleşi ile imza etkinlikleriyle 27 Şubat'a kadar kitapseverleri ağırlamaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uskudarin-simge-yapilari-nft-esere-donustu/", "text": "Son dönemlerde dillerden düşmeyen NFT, sanatseverlere merhaba demeye devam ediyor. Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen NFT sergisi, Nevmekan Sahil'de sanatseverlerle buluştu. Sergi ile tarihi asırlar öncesine dayanan simge yapılar, 360 derece panoramik bir Üsküdar portresi ile izleyicilerin beğenisine sunuldu. Sergi açılışına katılan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, NFT çalışmalarını inceleyerek eserler hakkında bilgi aldı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/usta-eller-saray-piyanolarina-hayat-veriyor/", "text": "Milli Saraylar'ın Sedef Atölyesi'ndeki uzman restoratörler, Dolmabahçe Sarayı'ndaki piyanoların ardından Topkapı Sarayı'ndaki tarihi piyanoları da restore ediyor. Milli Saraylar bünyesinde yapılan çalışmalar, her biri kendi alanında uzman, işin mutfağında yetişmiş usta restoratörlere emanet. Yüzlerce yıllık tarihe tanıklık eden saraylardaki tarihi eserler, ustaların elinde adeta yeniden canlanıyor. Uzman ekip sayesinde aslına uygun restore edilen eserlerin başında piyanolar geliyor. Fransa'dan, Osmanlı saraylarına hediye edilen bu tarihi piyanolar, yüzlerce yıllık salonların odalarındaki müziğin ruhunu yansıtıyor. Milli Saraylar'daki atölyelerden biri olan sedef atölyesindeki 4 kişilik uzman ekip, 150-200 yıllık piyanoların restorasyonunu orijinaline uygun şekilde yapabilmek için önemli bir çalışma yürütüyor. Restoratörler, Dolmabahçe Sarayı'ndaki piyanoların ardından şimdi de Topkapı Sarayı'ndan gelen Boulle stilinde, bağa görünümünde, lake ve bronzdan olan siyah piyanoların üst panolarını restore ediyor. Milli Saraylar Sedef Atölyesi Sorumlusu Cemalettin Ünal, atölyede yürütülen çalışmalara ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, sedefin yanı sıra metal boulle sanatı ve fil dişi eserlerle ilgili de restorasyon çalışması yaptıklarını söyledi. Piyanoların üst tablasını çalıştıklarını aktaran Ünal, ardından alt bölümünün restorasyonuna geçeceklerini belirtti. Orijinal eserdeki malzemelere göre biz de aynı malzemeleri kullanmak zorundayız. Burada doğal malzeme, titiz ve sabırlı bir çalışma var. El emeği, göz nuru dökerek eserlerimizi tamamlıyoruz. Şu an Topkapı Sarayı'nın piyanolarının restorasyonu tamamlanmak üzere. Bu eserler yaklaşık iki buçuk aydır atölyemizde. Eser üzerinde her türlü risk olduğu için elimizden geldiği kadar titiz bir şekilde çalışmamızı sürdürüyoruz. Ünal, 30 yıllık çalışma hayatında restore ettiği en eski eserin Dolmabahçe Sarayı'ndaki 12 ayaklı bir masa, en çok zorlandığı eserin ise Küçüksu Kasrı'nın şamdanları olduğunu dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/usta-foto-muhabiri-ara-guler-93-yas-gununde-sergiyle-anildi/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezinin iş birliğinde düzenlenen, Güler'in 75 siyah beyaz fotoğrafın yer aldığı sergi, Galata Kulesi'nde ziyarete açıldı. Türkiye'de fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcisi olarak gösterilen Ara Güler, doğum gününde Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezinin iş birliğinde düzenlenen sergiyle anıldı. Ara Güler'in konuşmalarının yer aldığı videonun gösterildiği, 75 siyah beyaz fotoğrafın yer aldığı sergi, Galata Kulesi'nde ziyarete açıldı. Serginin açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Güler'in başta İstanbul olmak üzere Türkiye'yi anlatan eserlerinin yer aldığını söyledi. Yavuz, fotoğraf sanatı alanında Türkiye'nin yetiştirdiği, dünyaya ismini altın harflerle yazdırmış bir sanatçının sergisinde olmanın son derece mutluluk verici olduğunu belirterek, Doğum gününde onu anmak ve eserlerini toplumumuza hatırlatmak istedik. dedi. Güler'in Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın. sözünü anımsatan Yavuz, Güler'in hayatının her karesini de mükemmel bir şekilde doldurduğunu kaydetti. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Yavuz, Güler'in özellikle genç sanatçılara örnek bir ömür bıraktığını anlatarak, Ara Güler her biri eşsiz eser niteliğindeki fotoğraflarıyla, onun deyimiyle 'Tarihi foto makinasıyla yazan bir foto muhabiri' olarak yaşamaya devam edecek. diye konuştu. Yavuz, Galata Kulesi'nin Beyoğlu Kültür Yolu Projesi içerisinde en önemli destinasyonlardan birisi olduğunu, restorasyon sonrası açıldığı günden bu yana yüksek ziyaretçi sayılarına ulaştığını söyledi. Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ise bu toprakların insanını, İstanbul'u anlatan, bütün renkleri kullanan ressamlara meydan okurcasına ışık ve gölgeyi mükemmel şeklinde yakalayan ustayı rahmetle andığını söyledi. Yıldız, Güler'in sanatı ve geride bıraktıklarıyla var olan bir usta olduğuna dikkati çekerek, Farklılıklarımızın ne kadar zenginlik olduğunu bize gösteren huzuru, birliği ve beraberliği, İstanbul'un tarihini, medeniyet birikimini, müktesebatını en mükemmel şekilde fotoğraf kadrajına bırakan usta aslında bize çok şey bıraktı. değerlendirmesinde bulundu. Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç da 2018 yılında Ara Güler Müzesi'ni yine sanatçının sağlığında birlikteyken açtıklarını ifade ederek, Ara Güler arşivi hakkında bazı bilgiler verdi. Açılışa ayrıca Ara Güler Müzesi Arşiv ve Araştırma Merkezi Müdürü Umut Sülün, Ara Güler Müzesi Kurumsal İletişim Müdürü Zeynep Özkaya, Doğuş Holding Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı Bahar Erbengi, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Yahya Coşkun ile İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz katıldı. Sergi, ekim sonuna kadar Galata Kulesi'nin 3. katında yer alan galeride ziyaret edilebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/usta-muzisyen-timur-selcuk-hayatini-kaybetti/", "text": "Ülke müziğinin usta isimlerinden, besteci, yorumcu ve orkestra şefi Timur Selçuk, 74 yaşında hayata veda etti. Sanat müziği bestecisi Münir Nurettin Selçuk ile tiyatro sanatçısı Şehime Erton'un oğlu olan Timur Selçuk 74 yaşındaydı. Gazeteci Enver Aysever, sanatçının ölüm haberini Timur Selçuk'u kaybettik sözleriyle duyurdu. Datça Belediyesi'nden yapılan açıklamada ise, Büyük usta Timur Selçuk'u kaybettik. Bize armağan ettiği muhteşem eserler için minnetlerimizi sunuyor, anısı önünde saygıyla eğiliyoruz ifadeleri kullanıldı. Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı ise Twitter'dan yaptığı paylaşımda, Türk Müziği'nin önemli isimlerinden ve Kadıköylü komşumuz değerli Timur Selçuk'un vefat haberini üzülerek aldım. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesi ve tüm sevenlerine baş sağlığı diliyorum dedi. Türk sanat müziği bestecisi Münir Nurettin Selçuk'un oğludur. Beş yaşında piyano çalmaya başlamış, yedi yaşında ilk konserini vermiştir. Galatasaray Lisesi mezunudur. Aynı zamanda İstanbul Belediye Konservatuvarı piyano bölümüne de devam etmiştir. Paris'teki Ecole Normale de Musique de Paris'te bestecilik ve orkestra yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra 1975'te Türkiye'ye dönmüştür. Ayrılanlar İçin, Sen Nerdesin, Beyaz Güvercin ya da İspanyol Meyhanesi gibi parçaları bu dönemimin şarkılarıdır. Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Veli, Attila İlhan ve Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları seslendirmiş, 1976'da İstanbul Oda Orkestrası'nı ve kendi öğrencilerini yetiştirdiği Çağdaş Müzik Merkezi'ni kurmuştur. Ankara Sanat Tiyatrosu'nda 10 yıl çalışmış, Bilgesu Erenus'un Nereye Payidar oyunu için besteler yapmış, Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyade'sinin müziklerini yapmış, ayrıca 804 İşçi, Ferhat ile Şirin, Şeyh Bedrettin Destanı, Tak-Tik, Küçük Adam Ne Oldu Sana, Rumuz Goncagül ve Galilei-Galileo adlı oyunların müziklerini yapmıştır. Sarıpınar 1914, Üç İstanbul, Cahide, Hakkari'de Bir Mevsim gibi filmlere de fon müziği bestelemiştir. 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/usta-ressam-resul-aytemur-peyzaj-temali-eserleriyle-cadde160ta/", "text": "Figür odaklı yaklaşımıyla ülkemizde toplumsal gerçekçi akımın tanınan ressamlarından Resul Aytemür; bu defa sıra dışı bir sergiyle, peyzaj temalı eserlerinden oluşan bir seçkiyle Cadde160 Art Gallery'de izleyiciyle buluşuyor. Türk resim sanatının büyük ustalarından Resul Aytemür'ün çoğunlukla son yıllarda ürettiği ve ülkemizin tatil beldelerinden manzaraları konu edindiği Duyusal Alan isimli sergisi, içerdiği peyzaj temalı özel seçkisiyle Bağdat Caddesi'nde bulunan Cadde160 Art Gallery'de İstanbullu sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. İzleyicinin ağırlıklı olarak figür odaklı yaklaşımıyla tanıdığı usta ressamın yoğun boya kullandığı ve güçlü renkleriyle yüksek dinamizme sahip olan peyzaj çalışmaları, Serap Atala'nın küratörlüğünde 18 Ocak-19 Şubat 2022 tarihleri arasında Cadde160 Art Gallery'nin Bağdat Caddesi Numara 160'ta bulunan mekanında izleyiciye sunuluyor. 32 eserden oluşan sergi, Aytemür'ün sanatının daha az bilinen taraflarını da öne çıkartmayı hedefliyor. Büyük usta Resul Aytemür'ün sanatının öteki ve daha az bilinen taraflarını izleyiciye sunma iddiasındaki sergi, kendisini sürekli yenileme gayreti içerisinde olan ve farklı konuları, farklı yaklaşımları yeni bir heyecanla izleyicisine sunmaktan gurur duyan bir sanatçımızı bir kez daha gündeme taşıma, Resul Aytemür'ü bir kez daha keşfetme gayesiyle 18 Ocak itibariyle sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. 1951 doğumlu olan ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Neşet Günal Atölyesi'nden 1978 yılında mezun olan Resul Aytemür, ağırlıklı olarak toplumdaki farklı sınıfların gündelik ve toplu mücadelelerini ele alan, kendi sanat söylemini toplumcu gerçekçilik akımı üzerinden ifade eden çalışmalarıyla tanınmakta olup, son yıllarda şehrin kaosuna karşı tatil beldelerinin dinginliğinin de görülmeye, fark edilmeye değer bir olgu olduğunu izleyiciye kendi tuvali üzerinden anlatmaktadır. Aytemür'ün eserleri çok sayıda önemli koleksiyonda yer almakta olup, sanatçı çalışmalarına İstanbul'un yanı sıra ülkemizin belli başlı tatil beldelerinde de devam etmektedir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/usta-sanatci-saygun-dura-pera-palace-hotelde/", "text": "Istanbul Concept Gallery ve Pera Palace Hotel iş birliğiyle yepyeni bir sanat galerisine dönüştürülen Pera Palace Hotel Galata Fuaye'nin 2022 sanat sezonu açılışı, su altı fotoğrafçılığında özgün çalışmalarıyla tanınan usta sanatçı Saygun Dura 'nın ARADA sergisi ile gerçekleşiyor. Istanbul Concept organizasyonu ile 22 Eylül-5 Kasım tarihleri arasında Pera Palace Hotel'in yeni sanat alanı Galata Fuaye'de, bu kez tanıtım ve reklam fotoğrafçılığındaki kariyerini kendi atölyesinde su altı fotoğrafçılığına taşıyan Saygun Dura'nın ARADA adlı sergisi sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının Van Gölü'nde çektiği ve beş yıl boyunca üzerinde titizlikle çalıştığı, inci kefalinin göçü ve Van Gölü'nün mercanları diye bilinen, gerçeküstü heykelleri andıran mikrobiyalitleri kapsayan sergi, izleyiciyi adeta büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor. Van Gölü'nün eşsiz florasında yaptığı su altı çekimlerinde, göç kavramını inci kefalinin yeni yuvalar arayışıyla ve terk edilmişlik kavramını ise doğal su altı oluşumları mikrobiyalitlerle sembolleştiren Saygun Dura, sanatseverlere büyülü dünyalar sunuyor. İnci kefalinin hayatta kalmak ve türünü devam ettirmek için çıktığı göç yolculuğunu içeren sergi, aynı zamanda bazı yerlerde 40 metreden başlayan dünyanın en büyük mikrobiyalitlerine sahip Van Gölü'nün eşsiz florasına da odaklanıyor. Su üzerindeki 'yaşam' ve 'canlılık' ile suyun altındaki terk edilmiş bir antik kenti andıran 'kimsesizlik' olguları, Dura'nın fotoğraflarında izleyiciyi sürreel tablolar hissi ile sarmalıyor. Saygun Dura'nın göçe ve terk edilmişliğe metaforik olarak odaklandığı ARADA sergisi, 5 Kasım'a kadar pazartesi hariç her gün saat 12.30-19.00 arası Pera Palace Hotel Galata Fuaye'de izlenebilir. Adana doğumlu olan 58 yaşındaki sanatçı, 1989-1996 yılları arasında bir reklam ajansında fotoğrafçı ve fotoğraf direktörü olarak çalıştıktan sonra, 1996'dan günümüze İstanbul'daki atölyesinde tanıtım fotoğrafçısı olarak meslek yaşamına devam etmekte. Dura, birçok üniversitede tanıtım fotoğrafçılığı ve yaratıcı fotoğrafçılık üzerine seminerlerin yanı sıra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Bölümü, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Fotoğraf Bölümü ve İstanbul Fotoğraf Merkezi'nde Tanıtım Fotoğrafçılığı, Stüdyo ve Işık Teknikleri dersleri de vermekte. Ulusal ve uluslararası ödülleri olan sanatçı, İstanbul ve New York'da kişisel sergiler gerçekleştirmiş ve birçok karma sergiye katıldı. Sürrealizm izleği üzerinden yapıtını oluşturan Saygun Dura, bir yandan bireyin günümüz dünyasındaki konumunu irdelerken; bir yandan da Max Ernst, Rene Magritte ve Salvador Dali gibi sanatçılara göndermeler yaparak, fotoğraflarına nostaljik bir boyut kazandırmakta."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ustalarin-tv-basyapitlari-altyazinin-mart-sayisinda/", "text": "Altyazı Sinema Dergisi Mart sayısını usta yönetmenlerin imzasını taşıyan efsanevi dizilere ayırdı. On bir yazıdan oluşan ve 1950'lerden 2010'lara uzanan dosya, günümüzde en itibarlı dönemini yaşayan dizi formatına auteur'lerin yaptıkları unutulmaz katkıları, sinemacıların küçük ekran için geliştirdikleri dahiyane yöntemleri ortaya koyuyor. Altyazı'nın 205. sayısının kapağında, Ingmar Bergman filmografisinin doruk noktalarından biri olan Bir Evlilikten Manzaralar'dan (1973-1975) bir kare yer alıyor. İlişki anlatıları açısından bir referans noktası olarak kabul edilen dizinin döneminde yarattığı etkiyi ve film tarihindeki yerini Engin Ertan inceliyor. Dergiye altyazi. net/dergi adresi üzerinden erişilebiliyor. Sinemanın yıldız yönetmenlerinin yaratıcılıklarını küçük ekrana taşımaları anlamında öncü işlerden biri olan Alfred Hitchcock Presents'in (1955-1965) çığır açıcı yönlerini ve Hitchcock'un bu antolojiyle seyirciye nasıl göz kırptığını Aslı Ildır anlatıyor. Mike Leigh'nin kariyerinin erken döneminde BBC için çektiği Five-Minute Films'de (1975) ortaya koyduğu çarpıcı vizyonu Güvenç Atsüren, R. W. Fassbinder'in Alfred Döblin'in romanından yaptığı destansı uyarlama Berlin Alexanderplatz'ı (1980) Yeşim Tabak, Steven Spielberg'in fantastik kıssadan hisseler derlemesi Amazing Stories'i (1985-1987) Erman Ata Uncu ele alıyor. TV tarihinin anıtsal yapımlarından Dekalog (Krzysztof Kieslowski, 1989-1990) Coşkun Liktor'un, İkiz Tepeler (David Lynch, 1990-1991) Fatma Cihan Akkartal'ın, Krallık (Lars von Trier, 1994-1997) Janet Barış'ın bakış açısıyla masaya yatırılıyor. Dosyada ayrıca Kaan Denk'in günümüzün en sevilen yönetmenlerinden Edgar Wright'ın kült dizisi Spaced (1999-2001), Eren Odabaşı'nın Olivier Assayas imzalı 'uzun film' Carlos (2010) ve Selin Gürel'in Jane Campion şaheseri Top of the Lake (2013-2017) için kaleme aldıkları yazılar da yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/ustun-akmen-odullerinden-sehir-tiyatrolarina-11-odul/", "text": "Pandemi nedeniyle 2019'dan beri yapılamayan Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri bu yıl kaldığı yerden devam etti. Ödüller, 3 Mayıs Çarşamba günü Fulya Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi'nde düzenlenen bir törenle sahiplerine verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uvercinka-kultur-sanat-festivali-basliyor/", "text": "Üvercinka Kültür Sanat Merkezi, 27 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında gerçekleştireceği kültür ve sanat festivaliyle kapılarını sanatseverlere açıyor. 27 Eylül Pazartesi günü Üvercinka Koro'nun konseriyle başlayacak olan festival yedi gün sürecek. Tiyatro, film gösterimi, söyleşi, felsefe atölyesi, pantomim gösterimi ve resim sergisinin yapılacağı festival 3 Ekim Pazar günü müzik şöleni ile sonlandırılacak. Merkezin genel sanat kordinatörü Hasan Bayam Üvercinka kültür sanat merkezi olarak Van'da yüklendiğimiz misyon gereği şartlar ne olursa olsun sanatsal faaliyetlerimizi devam ettiriyoruz. Yıl boyunca kendi bünyemizde devam ettirdiğimiz çalışmalarımızı ulusal alanda bir festivale evirdik. Van'da düzenleyeceğimiz kültür sanat festivalinde her yaştan sanatsevere yönelik etkinlikler bulunmakta. İçerisinde sinema, tiyatro, edebiyat, felsefe, müzik ve birçok farklı disiplinlere dair performansların yer aldığı dev festivale herkesi davet ediyoruz. Festivalimiz sadece sahnelerde değil, aynı zamanda sergi salonlarında, sokakta ve açık hava alanlarında; aynı anda birçok mekanda gerçekleşecektir. diyor. Bayam ayrıca festival kapsamında düzenlenecek olan edebiyat, sinema söyleşileri, felsefe atölyesi ve son gün yapılacak olan kapanış konserine katılımın da ücretsiz olacağını belirtiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uygarligin-ayak-izleri-krallar-ve-tanrilar-epsilon-yayinevi-etiketiyle-yayimlandi/", "text": "Polisiye kurgunun matematiğiyle Antikçağın gizemlerini buluşturan bir macera sunan Uygarlığın Ayak İzleri: Krallar ve Tanrılar Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlandı. Dünyada sayısız medeniyet önce tüm ihtişamıyla varlık buldu, sonra da yok oldu. Hepsi tarih yazdı, fetihleri ve zaferleriyle övündüler. Ne var ki edindikleri tüm başarımlar birer birer o günkü anlamını yitirdi, takvimden eksilen her yaprak unutuluşun buruk anısına dönüştü... Tabii zamanı dize getirip insanoğlunu gizemleri, mitleri ya da anıtsal yapılarıyla hala büyüleyenler dışında! Celil Sadık, Uygarlığın Ayak İzleri serisinin ikinci kitabında, kum saatinin akışını dondurarak tarihi birkaç bin yıl geriye sarıyor; sanat dallarının konu etmekten asla vazgeçmediği, mitler ve masallardan yapılma bir labirenti adımlıyor. İlk kitabından aşina olduğumuz romansı diliyle Mısır'ın altın kumları arasına gizlenen ölümsüz krallardan, Antik Yunan tanrılarının şaşırtıcı öykülerinden ve asırlardır ayakta duran bir kilisenin gizeminden söz ederken uygarlık tarihinin en görkemli yapıtlarını da gözler önüne seriyor. 26 Ekim 1991'de Ankara'da doğdu. Pamukkale Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü'nden 2016 yılında mezun oldu. Fakülteyi Bizans Dönemi Ankara'sı ve Roma Hamamındaki Bizans Eserleri adlı çalışmalarla tamamlayan Sadık'ın uzmanlık alanı Bizans ve Batı sanatıyla modern sanatlardır. Tezi için Ankara'da altmışın üzerinde köy gezerek Bizans Dönemi yerleşkeleri ve eserlerini inceledikten sonra mesleğini seven, bilgilerini daima canlı tutmak isteyen bir sanat tarihçisi olarak Tarihli Sanat adlı bir web sayfası oluşturup makalelerini yayınlamaya başladı. @sanatntarihi rumuzuyla sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapan Celil Sadık'ın yüzbinlerce sanatsever takipçisi bulunmaktadır. Ankara ve İstanbul'daki çeşitli sanat galerilerinde seminerler veren Sadık, ressamların hayatlarından Mısır piramitlerine dek pek çok ilgi çekici başlığa dair bilgilerini paylaşıyor ve Türkiye'nin dört bir yanındaki takipçilerine sanat sevgisi aşılamayı sürdürüyor. Yazarın ilk kitabı olan Uygarlığın Ayak İzleri Rönesans'tan Barok Döneme Sanat Dehaları 2019 yılında yayımlanmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uygarligin-ayak-izleri-serisinin-ilk-uc-kitabi-raflarda/", "text": "Tarihli Sanat adlı internet sitesi ve sosyal medyada Sanatın Tarihi rumuzuyla yaptığı paylaşımlarla yüz binlerce takipçisini zamanda yolculuğa çıkaran genç sanat tarihçisi Celil Sadık'ın Uygarlığın Ayak İzleri serisinin ilk üç kitabı Epsilon logosuyla okurlara ulaşıyor. Yalın anlatımıyla sanat tarihini herkes için ilgi çekici ve anlaşılır kılan Sadık, serinin ilk kitabı Rönesans'tan Barok Dönem'e Sanat Dehaları'nda uygarlığı biçimlendiren sanatçıların ve eserlerinin öykülerini adeta bir gizem avına dönüştürüyor. Polisiye kurgunun matematiğiyle antikçağın gizemlerini buluşturan, serinin ikinci kitabı Krallar ve Tanrılar, ölümsüz krallardan, Antik Yunan tanrılarının şaşırtıcı öykülerinden söz ederken uygarlık tarihinin en görkemli yapıtlarını da gözler önüne seriyor. Celil Sadık, Uygarlığın Ayak İzleri serisinin üçüncü kitabı Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler'de ise Batı resim sanatında aşk temasını irdelerken madalyonun iki yüzüne de bakma cesareti gösteriyor. Sanat tarihçisi Celil Sadık 2016'dan bu yana internet üzerinden yaptığı paylaşımlarla yüz binlerce kişiye ulaşıyor. Hayatın özüne varmak; geçmiş ve geleceği bir araya getirip ikisini birden okumak ve çağın hızına rağmen yavaşlayıp bir nefes almak isteyen insanlara ulaşmayı hedefleyen Sadık, sade üslubuyla toplumun her kesimine hitap etmeyi başarıyor. Bu yaklaşımıyla sanat tarihini elitist bir alan olmaktan çıkaran genç yazarın hazırladığı Uygarlığın Ayak İzleri serisinin kitapları da büyük ilgi görüyor. MediaCat'in Yılın En Yaratıcı Listesinde şimdiden yerini alan serinin ilk üç kitabı Rönesans'tan Barok Dönem'e Sanat Dehaları, Krallar ve Tanrılar ile Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler, yoğun ilgi dolayısıyla tekrar tekrar baskıya giriyor. Sadık, serinin gelecek yıl yayımlanacak diğer 3 kitabı için çalışmalarını sürdürüyor. Uygarlığın Ayak İzleri serisinin ilk kitabında Celil Sadık, uygarlığı biçimlendiren sanatçıların ve eserlerinin öykülerini, olabilecek en romansı ve yalın dille anlatıp bir gizem avına dönüştürüyor. Leonardo, Michelangelo, Caravaggio ve Bernini üzerinde durduğu kitapta Sadık, uygarlık tarihinin bu ikonik isimlerin hayatına dair en az bilinenleri kaleme alırken eserlerinde saklı sırları da birer birer deşifre ediyor. Serinin ikinci kitabı merkezine, zamanı dize getirip insanoğlunu gizemleri, mitleri ya da anıtsal yapılarıyla hala büyüleyen geçmiş medeniyetleri alıyor. Celil Sadık bu ikinci kitabında, kum saatinin akışını dondurarak tarihi birkaç bin yıl geriye sarıyor ve sanat dallarının konu etmekten asla vazgeçmediği, mitler ve masallardan yapılma bir labirenti adımlıyor. Genç sanat tarihçisi, romansı anlatımıyla Mısır'ın altın kumları arasına gizlenen ölümsüz krallardan, Antik Yunan tanrılarının şaşırtıcı öykülerinden ve asırlardır ayakta duran bir kilisenin gizeminden söz ederken uygarlık tarihinin en görkemli yapıtlarını da gözler önüne seriyor. Batı resim sanatına adını yazdıran ressamların iyi ya da kötü, aşka dair anlatacak bir hikayeleri vardı: Bazıları ilahi aşkları, mitolojinin efsanevi aşıklarını anlatırken, birbirlerine tutkuyla bağlı çiftler gibi sadakate sırt çevirmişlerin suretleri de belirdi tuvallerde. Celil Sadık, Uygarlığın Ayak İzleri serisinin üçüncü kitabında Batı resim sanatında aşk temasını irdelerken madalyonun iki yüzüne de bakma cesareti gösteriyor. Sadık, ilk iki bölümün ardından Avrupa'yı terk edip sıcak bir iklime göçerek Frida Kahlo'nun hayatıyla eserlerine değindiği son perdeye varıyor. Kitapta anlatımına yer verilmeyen dört kült eser için kaydedilen ve QR kodlarıyla son sayfadaki yerini alan mini seminerler ise sanata aşık okurlara armağan olarak okurları bekliyor. Celil Sadık'ın Uygarlığın Ayak İzleri serisinin ilk üç kitabı Rönesans'tan Barok Dönem'e Sanat Dehaları, Krallar ve Tanrılar ile Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler, Epsilon logosuyla raflarda ve internet satış sitelerinde!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uyuyan-guzel-uzun-sure-ayakta-alkislandi/", "text": "İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Pyotr İlyiç Çaykovski'nin Uyuyan Güzel adlı unutulmaz bale eserini Atatürk Kültür Merkezi'nde sahneledi. Büyük beğeni toplayan eser, uzun süre ayakta alkışlandı. Yüzyıllık uykuya dalan güzel bir prensesin öyküsünü ele alan klasik Avrupa masalı, AKM Opera Salonu'nda sanatseverlerle buluştu. Biletlerinin günler öncesinden tükendiği, bale sanatçılarının başarılı performansının yanı sıra dekoru ve kostümleriyle de büyük beğeni toplayan eser, uzun süre ayakta alkışlandı. Ayşem Sunal Savaşkurt'in düzenleyerek sahneye koyduğu eserde; Prenses Aurora'yı Büşra Ay, Prens Florimund'u Erhan Güzel, Carabosse'yi İlke Kodal, Leylak Perisi'ni Melike Manav canlandırdı. Alkış Peker, Şeyda Duran, Özerk Tozkoparan, Berfu Elmas, Ami Naito, Zeynep Güçoğlu, Asena Ökte, Merve Topaldemir'in de bulunduğu eserde, çok sayıda İDOB sanatçısı sahne aldı. Oleksandır Samoylenko'nun başkemancı olarak yer aldığı İDOB orkestrasını, Roberto Gianola yönetti. Koreograf Marius Petipa'nın henüz yazılmamış bir müzik üzerine tasarladığı klasik eser, bale tekniği ve estetiği yönünden olduğu kadar balenin önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Eserin dekor tasarımını Adnan Öngün, kostüm tasarımını Çimen Somuncuoğlu, ışık tasarımını ise Önder Arık hazırladı. Asıl şöhretine 20. yüzyılda kavuşan Uyuyan Güzel, ilk kez 1890 yılında St. Petersburg'da sahnelendi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uzak-ulke-uluslararasi-soci-film-festivalinden-odulle-dondu/", "text": "Yönetmen ve senarist Erkan Yazıcı'nın, Karadeniz'de 1925'te geçen bir mübadele hikayesini konu alan Uzak Ülke filmi, 8'inci Uluslararası Soçi Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü aldı. Konuya ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Erkan Yazıcı, ödüle layık görüldüğü için çok mutlu olduğunu belirterek, Ekip arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Sinemanın kolektif bir iş olduğuna inanıyorum. Uluslararası Soçi Film Festivali önemli bir festival, çok iyi filmler arasından bu ödülü almak benim için çok önemli. dedi. Yazıcı, yapılan bir işin uluslararası alanda takdir görmesinin çok motive edici olduğuna dikkati çekerek, aynı zamanda bundan sonra yapılacak filmler için de bir sorumluluk yüklediğini söyledi. Yazıcı, Uzak Ülke filminin uluslararası birkaç festivalde daha yarışacağını belirterek, İnsana dokunmak için film yapıyoruz. Sanatın böyle bir rolü var. Türkiye'de üretilen bir filmin dünyanın herhangi bir yerinde birilerine dokunması beni yönetmen olarak çok duygulandırıyor. Aslında bizim bu işi neden yaptığımızı ortaya koyan bir şey. Festivaller bağımsız sinemayla ilgilenen yönetmenlerin seyirciyle buluşabileceği nadir alanlar. Festivallerde izleyici karşısına çıkmak bile gurur verici. şeklinde konuştu. Altın Yazıcı'nın yapımcı olduğu filmin görüntü yönetmenliğini Murat Karabina, kurgusunu Umut Sakallıoğlu, müziklerini ise Burak Beşir üstleniyor. Yönetmen koltuğunda Erkan Yazıcı'nın oturduğu, Karadeniz Sahili'nde 1925 yılında geçen filmde, 12 yaşındaki Trabzon Rum'u Paris'in gemiye binmek için bekledikleri kamptan kaçmasıyla gelişen olaylar ve Binbaşı Osman ile arasında yaşananlar anlatılıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uzeyir-hacibeyli-uluslararasi-muzik-festivali-basladi/", "text": "Azerbaycan'da her yıl geleneksel olarak düzenlenen Üzeyir Hacıbeyli Uluslararası Müzik Festivali, bu yıl 18-26 Eylül tarihleri arasında Bakü'de gerçekleşecek. Azerbaycan ulusal müziğinin ve sanatının dehalarından Üzeyir Hacıbeyli anısına hayata geçirilen festival, sanatçının dehasının bir kutlaması niteliğinde. İnanılmaz yeteneği ile tanınan Üzeyir Hacıbeyli, dünya müzik mirasına katkıda bulunan bir besteci. İslam dünyasının ilk operası Leyla ile Mecnun'un yazarı olan Hacıbeyli, Azerbaycan Milli Marşı'nı besteleyerek, binlerce insan tarafından hala sevilen bir dizi şaheser yarattı. Onun onuruna her yıl 18 Eylül'de düzenlenen festivalde, sanatçının müziği görkemli bir şölen ile kutlanıyor. Bu yıl 14.'sü düzenlenen festivale ABD, Norveç, Fransa, Avusturya, Almanya, Türkiye, Yunanistan, Kazakistan, Bulgaristan, Macaristan, Rusya, Japonya, Güney Kore ve Gürcistan dahil dünyanın dört bir yanından müzisyenler davet edildi. Azerbaycan Ulusal Konservatuarı, Bakü Müzik Akademisi, Azerbaycan Devlet Akademik Filarmoni Salonu, Uluslararası Muğam Merkezi gibi ülkedeki en iyi sahneleri müzisyenler devralacak. Ayrıca festival kapsamında Şuşa, Gence, Berde ve Ağcabadi şehirlerinde de bir dizi etkinlik yapılacak. Festivalin konukları ayrıca çevrimiçi ve çevrimdışı sergilerin, film gösterimlerinin, masterclass'ların, oyunların ve operaların keyfini çıkarabilecek. Ayrıntılı programa buradan ulaşabilirsiniz. Biletler ise https://iticket. az/en/events/uzeyir-hajibeyli-festival adresinden satın alınabilir. Böyle eşsiz bir festivali ziyaret etmek, Azerbaycan'ın ve tüm Doğu dünyasının kültürel mirasına tanıklık etmenin en iyi yollarından biri. Azerbaycan, her bölgesinde çok daha fazlasını sunuyor. Bakü, zengin tarihi ve kültürü, lezzetli ulusal mutfağı ile renkli ve rahat restoranları ile olağanüstü bir şehir. İkinci en büyük şehri Gence, herkesi tarih hakkında daha fazla bilgi edinmeye ve yakınlarda bulunan Göygöl Gölü'ne seyahat etmeye davet ediyor. Ulusal Göygöl Parkı'nda gezginler, eşsiz flora ve faunanın yanı sıra yürüyüşe de çıkabiliyor. Azerbaycan ve yerel turlar hakkında daha fazla bilgi için Azerbaycan. travel web sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/uzun-sure-yankilanacak-bir-sergi-yanki/", "text": "Farklı kültürlerden yola çıkıp, farklı açılardan bakarak birleşen 16 sanatçı, farklı çalışmaları ile ilginç bir sergide buluşuyor. 4 Şubat 2023 tarihinde Novada Ataşehir AVM'nin Cemal Süreya Salonu'nda açılışı yapılacak olan Yankı adlı serginin, başta sanat çevrelerinde olmak üzere uzun süre yankılanacağını düşünüyoruz. Küratörlüğünü Güliz Kayahan ve Şevval Remziye Erdinç'in yapmış olduğu bu sergide, zihinlerimizin geçmişi bastırarak, yadsıyarak veya çarpıtarak değiştirdiği anılarımız üzerine eserler görecek ve soracağız; İnsan unutmak istediklerini seçebilir ve hatırlamak istediklerini saklayabilir mi? Bu sorudan yola çıkarak hazırlanan serginin mesajı, Unutmak ve hatırlamak istediklerimizin zihnimizde yankılanması olarak açıklanıyor. Sergide enstalasyon ve heykellerle geçmişimizin kalıntılarını, soyut eserlerle geçmişimizin silik kopyalarını, figüratif resimler veya manzara resimleri ile bir yere veya bir kimseye ait olan anılarımızı, fotoğraf veya dijital manipülasyonlarla unutmamak için duvara astığımız onlarca hatırayı görecek ve 46 parçalık bu seçki ile geçmişimizden geleceğe uzanacağız. Yankı sergisinde çalışmaları bululan 16 sanatçı şu isimlerden oluşuyor: Abdullah Güler, Defne Alok, Defne Oruç, Derin Aykın, Güliz Kayahan, Gürkan Çay, HeX, İpek Aktaşlı, Mehmet Orhan Dal, Mine Anafarta, Nazlı Büberoğlu, Nur Deniz Gür'eş, Nurdan Aydınoğlu, Özge Akdeniz, Şant Alex Haviters ve Yeşim Ezgi Ulaş."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vahide-percin-ve-taner-olmez-latin-amerikadan-odul-aldilar/", "text": "Latin Amerika'da televizyon sektörünün ödüllerinden biri olan Produ Ödülleri'nde 'En İyi Yabancı Kadın Oyuncu' ödülü Vahide Perçin'e 'En İyi Yabancı Erkek Oyuncu' ödülü ise Taner Ölmez'e verildi. Latin Amerika'da gerçekleşen televizyon sektörünün ödüllerinden biri olan Produ Ödülleri'nde Türkiye'den de iki kişiye ödül verildi. Miami'de önceki gün gerçekleşen Produ Ödülleri'nde ödül alan isimler arasında oyuncu Vahide Perçin ve Taner Ölmez'de yer aldı. 20'den fazla ülke ve 300'ü aşkın sektörün tanınmış kişilerinin yer aldığı jüri, Bir Zamanlar Çukurova dizisindeki rolü ile Vahide Perçin'e 'En İyi Yabancı Kadın' ödülü, Taner Ölmez'e ise Mucize Doktor'daki rolü ile 'En İyi Yabancı Erkek Oyuncu' verildi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vakifbank-kultur-yayinlari-iki-yasinda/", "text": "Benzersiz nitelikte eserleri okurla buluşturmak hedefiyle yayın hayatına devam eden VakıfBank Kültür Yayınları, iki yaşında. VakıfBank Genel Müdürü ve VBKY Yayın Kurulu Başkanı Abdi Serdar Üstünsalih, yıllarca okunacak kitapların yayıncısı olma ilkesiyle yola devam ettiklerini belirterek, Geçen iki yılda kültür yayıncılığı alanında güzel işler ortaya koyduk. Önümüzdeki süreçte bu başarıyı katlayacağız. Alanında saygın ve nitelikli daha çok eseri, daha çok okurla buluşturacağız dedi. Kültür ve sanat yaşamını evrensel ölçüde zenginleştirip gelecek nesillere aktarmak amacıyla kurulan VakıfBank Kültür Yayınları iki yaşına girdi. Literatürü zenginleştiren, Edebiyat, Tarih, Sanat, Felsefe, Kesişimler, İktisat, İnsan ve Toplum kategorilerinde yeni eserleri okurla buluşturan VBKY, ilk kez Türkçe'ye çevrilen eserleri de yayınlamaya devam ediyor. VakıfBank Genel Müdürü ve VBKY Yayın Kurulu Başkanı Abdi Serdar Üstünsalih, VBKY'nin vakıf kültüründen gelen güçlü ve önemli bir misyonu bulunduğunu söyledi. Bu misyona uygun olarak geçmişin ve bugünün değerlerini gelecek nesillere kalıcı olacak şekilde aktarma sorumluluğuyla eserler yayımladıklarını belirten Üstünsalih, yıllarca okunacak kitapların yayıncısı olma ilkesiyle yola devam ettiklerini kaydetti. Üstünsalih, Geride kalan iki yılda kültür yayıncılığı alanında güzel işler ortaya koyduk. Sağlam ve kararlı adımlarla yayın hayatımıza devam etmeyi arzu ediyoruz. Önümüzdeki süreçte alanında saygın ve nitelikli daha çok eseri, daha çok okurla buluşturacağız. Üçüncü yılımıza toplam 200 kitap ile girmeyi hedefliyoruz diye konuştu. Üstünsalih, okurdan büyük ilgi gördüklerini ve gelen olumlu tepkiler karşısında mutluluk duyduklarını ifade ederek, Biz, en doğru ve kalıcı eserlerle kitapseverler için nitelikli bir birikim oluşturmak istiyoruz. Yayın havuzumuzda gün ışığına çıkmayı bekleyen daha onlarca nitelikli eser bulunuyor. İnanıyoruz ki seneler sonra daha da övüneceğimiz bir birikime sahip olacağız. Biz, bunun herhangi bir şeyle ölçülemeyecek bir servet olduğunu düşünüyoruz dedi. Üstünsalih, VBKY'nin sürdürülebilirlik esasını koruyarak kültür dünyasına katkıda bulunmaya devam edeceğini belirterek, Türkçe'de ilk kez yayımlanan çeviri eserlerin yanı sıra kültürümüzü anlatan başucu kaynakları da yine okurla buluşacak. Günümüz Türkçesine kavuşmayı bekleyen temel kaynak niteliğindeki eserlere daha çok yoğunlaşacağız. Anadolu kültür mirasında çok önemli yerde olan kitaplarımız da 2021 yılında raflardaki yerini alacak dedi. İlk günden itibaren kitaplara ilgili gösteren okurlara ve yayınların hayata geçmesinde emek veren yazar, çevirmen, editör ve diğer tüm çalışma arkadaşları ile iş ortaklarına teşekkür eden Üstünsalih, Kültür yayıncılığında heyecanımızı korumaya ve kültür birikimimize katkıda bulunarak yeni ufuklar açmaya devam edeceğiz diyerek sözlerini tamamladı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/van-gogh-muzesinde-sergilenen-turk-sanatcinin-eseri-depremin-gucunu-yansitti/", "text": "Amsterdam'da yaşayan 23 yaşındaki Hollandalı Türk sanatçı Ahmet Emin Batman'ın deprem konulu video enstalasyon eseri, ülkenin dünyaca ünlü Van Gogh Müzesi'nde sergilendi. Van Gogh Müzesi'nin her ayın son cuma gecesi genç sanatçıların desteklemek ve eserlerini sanatseverlerle sunmalarını sağlamak amacıyla yaptığı Vincent Cuması adlı etkinlik kapsamında Türk sanatçı Batman'ın Memento Diem adlı eserine, ana ekranda yer verildi. Batman, Memento Diem adını verdiği eseriyle ilgili AA muhabirine, Memento Diem yaşamı kutlama ve ölümü hatırlama arasında bir video enstalasyon çalışmam. Hem hat sanatını, hem film, hem de fotoğrafı kullanarak oluşturduğum bir eser, dedi. Eserinin, büyük bir depremin sonrasında yaptığını ifade eden Batman, Amacım, insanlara yaşamla ölüm arasında nerede durduklarını, nerede hangi pozisyonu aldıklarını sorgulatmak, diye konuştu. Etkinliğe katılan Türkiye'nin Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, genç bir Türk sanatçının eserinin dünyaca ünlü Van Gogh Müzesi'ndeki bir özel etkinlikte sergilenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ersoy, Sanatçı, Van Gogh'un tabloları ile depremin yarattığı ortak duygular arasında bir bağ kurmuş. Bu vesileyle depremin unutulmaması, hatırlanması da önemli, ifadelerini kullandı. Etkinliğe katılan Amsterdam Üniversitesi İnsani Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Laura van Hasselt, Batman'ın eserinde en beğendiği şeyin feci bir trajediyi yansıtırken insanlara umut veren gökyüzü gibi bazı unsurların varlığı olduğunu belirtti. Van Hasselt, Eserde bir şekilde bir umut mesajı da var. Ne kadar büyük olursa olsun bir trajediden sonra devam etmeliyiz. İnsan bazen pozitif ve negatif şeyleri bir araya getirerek ayakta kalabilmeli ve ilerlemeli, dedi. Yaklaşık bin kişinin katıldığı etkinlikte ziyaretçiler, dört saat boyunca farklı alanlardaki sanat eserlerini bir arada izledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vapurlarda-muzisyen-havuzu-yenileniyor/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Hatları AŞ, vapurlarda müzik yapan seslere yenilerini ekliyor. Vapurlardaki müzik kalitesini artırmak amacıyla bir yarışma düzenleyen Şehir Hatları AŞ, Beyaz Masa üzerinden yapılan müzisyen başvurularını değerlendirmeye başladı. İlk gün jüri karşısına 13 grup ve solist çıkarak performanslarını sergiledi. Şehir Hatları AŞ İdari ve Sosyal İşler Sorumlusu ve Vapur Müzisyenleri Koordinatörü Tunç Baydar, Üsküdar Üniversitesi öğretim görevlisi Nazım Çınar ve keman sanatçısı Batuğhan Çakmak'tan oluşan jüri, Yeni Kadıköy Vapur İskelesi'ndeki eğitim salonunda müzisyenleri dinledi. Beyaz Masa'ya kayıt yaptıran 31 müzisyenden, 13 grup ve solist hem enstrüman çalma hem de şarkı söyleme yeteneklerini jürinin karşısında sergiledi. Vapur müzisyenleri havuzunda 82 müzisyenin bulunduğunu hatırlatan Şehir Hatları AŞ Genel Müdürü Sinem Dedetaş, daha fazla müzisyene fırsat tanımak istediklerini söyledi. Dedetaş, Vapurlardaki müzik kalitesini artırarak, yolcularımızın yolculuklarını daha keyifli hale getirmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda müzisyenlere, müziklerini duyurmak için fırsat tanımak istiyoruz dedi. Daha kaliteli müzik hedefiyle açılan yarışmada, vapur müzisyenleri havuzunda bulunan 82 müzisyen de dinlenecek. Vapur Müzisyenleri Koordinatörü Tunç Baydar, bu müzisyenlerin 24 Şubat Pazartesi günü jüri tarafından değerlendirileceğini söyledi. Jüri, ayrıca Beyaz Masa'ya yapılan başvuruları önümüzdeki ay da değerlendirmeye devam edecek. 20 yaşın üzerinde, sazına hakim, konservatuar mezunu ya da öğrenci olan adaylar tercih edilecek. Seçmeler tamamlanınca Şehir Hatları AŞ'nin müzisyen havuzu yenilenmiş olacak. Vapur yolcularına müziği hissederek, İstanbul'u seyretme fırsatı sunan müzisyenler, Şehir Hatları'nın Kadıköy-Beşiktaş, Kadıköy-Eminönü, Kadıköy-Karaköy ve Üsküdar-Eminönü vapurlarında, performanslarını sergiliyorlar. Şehir Hatları'nın verdiği özel kimlikleri bulunan müzisyenler, her gün 09.00-24.00 saatleri arasında, üç ayda bir değişen ve kurayla belirlenen hatlarda, günde 3'er saat çalıp söylüyorlar."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/veba-gecelerine-buyuk-ilgi/", "text": "Orhan Pamuk'un son kitabı Veba Geceleri kısa sürede çok satanlar arasında yerini alırken edebiyat severlerden geçer not almayı da başardı... Yazarın üzerinde 5 yıldır çalıştığı Veba Geceleri, 1901 yılında 3. Veba Pandemisi döneminde Osmanlı'nın 29. Vilayeti Minger adasında geçiyor. Hem sürükleyici bir siyaset ve aşk romanı hem de Pamuk'un salgın, karantina, devlet ve birey konularını bir masal havasıyla tartıştığı bu tarihi roman, konusuyla yaşadığımız günlere de ışık düşürüyor. 1901 baharında Osmanlı İmparatorluğu'nun 29. vilayeti Minger Adası'nda veba salgını baş gösterince Sultan Abdülhamit önce Sağlık Başmüfettişi kimyager Bonkowski Paşa'yı, onun arkasından da genç ve başarılı Doktor Nuri'yi salgını durdurması için adaya gönderir. Padişah kısa bir süre önce genç doktoru, sarayda hapis hayatı yaşattığı ağabeyi önceki padişah V. Murat'ın kızı Pakize Sultan ile evlendirmiştir ve Pakize Sultan da bu yolculukta kocasına eşlik etmektedir. Adada ise genç ve milliyetçi Osmanlı subayı Kolağası Kamil, onun aşık olduğu adalı Zeynep ve her şeye yetişmeye çalışan Vali Sami Paşa ile güzel sevgilisi Marika vardır. Karantina yasaklarına itaat edilmesi için çaba harcayan bu insanların vebayla, adadaki geleneklerle ve sonunda birbirleriyle ve ölüm tehditleriyle savaşının ve yaşadıkları aşkların hikayesidir Veba Geceleri."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vefatinin-44-yilinda-ustamiz-muhsin-ertugrul-evinde-anildi/", "text": "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, ustamız, hocamız Muhsin Ertuğrul'u 29 Nisan Cumartesi günü önce kabri başında sonra da Darülbedayi yani Güzellikler Evi'nde, özel ve ödenekli tiyatroların yanı sıra akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen özel bir programla andı. İBB Yayınları arasında yayımlanan Muhsin Ertuğrul Kitabı da yazarlarının katılımıyla bu özel akşamda tanıtıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, ülkemizde tiyatro ve sinemanın öncü ismi, Darülbedayi'den İstanbul Şehir Tiyatrosu'na uzanan sanat serüveninin kaptanı, ustası Muhsin Ertuğrul'u vefatının 44. Yılında, her yıl olduğu gibi önce kabri başında andı. Anma törenine, Müdür Yardımcısı Mehmet Karaosmanoğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Emrah Özertem, Can Başak ve Başdramaturg Hilmi Zafer Şahin'in yanı sıra Şehir Tiyatroları sanatçıları Zihni Göktay, Uğurtan Atakan, Hüseyin Köroğlu ve Onur Demircan, yazarlar Ümit Denizer, Turgut Denizer katıldı. Törende, sırasıyla Zihni Göktay, Uğurtan Atakan ve Ümit Denizer birer konuşma yaptı. Söz alanlar Muhsin Ertuğrul'un ve Şehir Tiyatroları'nın Türk Tiyatrosu için önemini anlattılar. Tören, Muhsin Ertuğrul'un sevenlerinin mezara karanfil bırakmasıyla sona erdi. Muhsin Ertuğrul, bu yıl ilk kez özel bir programla Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde anıldı. Bu programa özel ve ödenekli tiyatroların yanı sıra akademisyenler ve tiyatro seyircisi de katıldı. Aynı zamanda İBB Yayınları arasında çıkan Muhsin Ertuğrul Kitabı'nın tanıtımının da yapıldığı program, her biri artık aramızda olmayan ustalarımızı temsil eden mumların yandığı sahne düzeninde, Yılmaz Atadeniz'in yaptığı Muhsin Ertuğrul belgeselinden kısa bir bölümün gösterimiyle başladı. Programda İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aşyegül İşsever bir konuşma yaptı. Konuşmasında Muhsin Ertuğrul Kitabı yazarlarını ve böylesine güzel bir çalışmadan dolayı İBB Yayınlar Koordinatörü Cengiz Özkarabekir'e teşekkür eden İşsever, Ben ve benden önceki genel sanat yönetmeni arkadaşlarım, Muhsin Ertuğrul'un koltuğunda vekaleten oturuyoruz. Bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Biz, bugün Muhsin Hoca'nın koltuğunda otururken, bu koltukta oturmanın anlamını biliyor ve attığımız her adımdan önce Muhsin Ertuğrul nasıl davranırdı? Bizden önceki ustalarımız nasıl karar verirdi diye düşünüyor ve öyle adım atıyoruz dedi. Sanatçı yılkı atına benzer diyen İşsever, Ustalarımız tiyatroya temaşa demişler; seyirlik demektir. Aslında tiyatronun bizdeki adıdır. Çok manidar bir isimlendirme diye düşünürüm. Şundan dolayı. Sanat ve bizim mesleğimiz tiyatro, seyirliktir. Sanatçı da tıpkı, doğada özgür koşan yılkı atları gibidir... Ne yazık ki insan, tuhaf bir mülkiyet duygusuyla, yılkı atının hevesini söndürür; ehlileştirmek ister, sırtına eyer ağzına gem vurmak ister. Ve atın özgürlük koşusuna son verir. Artık hayalleri elinden alınmış bir yük atından, yılkı atının koşusu beklenemez. Tarihin her dönemi, sanatın eyerle, dizginle, kırbaç ve mahmuzla mücadelesine tanık olmuştur. Bugün tiyatroda sorumluluk alan bizler, onlardan aldığımız sanat bayrağını yere düşürmeden, bir yılkı atı gibi özgür ve ödünsüz bir koşuyla, insanlığın esenliği ve iyiliği için, güzellikle ileriye taşımanın gayretindeyiz. Bu koltuğun sorumluluğu budur!.. İBB Yayınlar Koordinatörü Cengiz Özkarabekir de yaptığı konuşmada, belgeselci ve yönetmen olarak sinema alanının Muhsin Ertuğrul'a çok şey borçlu olduğunu söyledi. İBB Yayınları olarak yakında çıkacak olan Cemal Reşit Rey Kitabı'nın da müjdesini veren Özkarabekir, Başkanımız Ekrem İmamoğlu, çıkardığımız bütün kitaplarla yakından ilgileniyor. Özellikle Muhsin Ertuğrul Kitabı'nın ve yakında çıkacak olan Cemal Reşit Rey Kitabı'nın hazırlanmasını çok istedi. Muhsin Ertuğrul Kitabı'nı Gökhan Akçura'nın editörlüğünde, alanında uzman yazarların metinlerinden oluşan bir çalışma olarak planladık. Yaklaşık bir yıllık bir hazırlık evresinden sonra bugün sizlerle buluşturuyoruz dedi. Kitabın yazarları arasında olan ve aynı zamanda İBB Şehir Tiyatroları başdramaturgu Hilmi Zafer Şahin de yaptığı konuşmada, Gökhan Akçura'nın yazma daveti üzerine kitapta yer aldığını ve Muhsin Ertuğrul'un anıları üzerinden bir yazı hazırladığını söyledi. Şahin, Muhsin Ertuğrul'un kurumsal kimlik üzerinde duruşundan, Şehir Tiyatroları'nın Türk Tiyatrosu'nun kurucu merkezi oluşundan bahsetti, 1979'da vefat ettiğinde onlarca kişi, kural ve yazarı arkasında bıraktığını söyledi. Ustamız Zihni Göktay da bu anlamlı programda bir konuşma yaptı. Tiyatro sahnelerine İBB Şehir Tiyatroları İstanbul Klasiklerle Buluşuyor repertuvarı dahilinde Gidiş Dönüş Moskova oyunuyla dönen Zihni Göktay, Muhsin hoca, ben bir oyunda oynarken, bilet alıp gerilerden seyretmiş. Ertesi gün bana bir davet geldi. Darülbedayi'ye geldiğimde, beni fuayede karşıladı. Sahnede seyredip beğendiğini ifade etti. Ve elimde tiyatroya alınacak 15 kişinin listesi var. Sen de 16. Kişi olacaksın, dedi. Muhsin Ertuğrul'un davetiyle İstanbul Şehir Tiyatrosu'na katıldım dedi. Anma toplantısına Şehir Tiyatroları Müdürü İlyas Ceran, Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcısı Oytun Askeroğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Can Başak ve Emrah Özertem, Başdramaturg Hilmi Zafer Şahin'in yanı sıra Zihni Göktay, Aslan Altın, Suna Keskin, Betül Arım, Filiz Kutlar, Emin And, Ersin Sanver, Hüseyin Köroğlu, Mahperi Mertoğlu, Orhan Kurtuldu, Hülya Aslan Soğukçay, Caner Çandarlı, Selçuk Yüksel'in de aralarında olduğu Şehir Tiyatroları sanatçıları katıldı. Hazırlanan kitapta yazıları olan Ali Sekmeç, İrfan Dağdelen, Metin Balay, Nesim Ovadya İzrail, Oya Kasap Ortaklan, Sündüz Haşar, Elif Kaynakçı etkinliğin konukları arasındaydı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vefatinin-75-yilinda-mehmet-ali-laga-asker-ve-ressam-sergisi-sanatseverlerle-bulustu/", "text": "Zeytinburnu Belediyesi tarafından, vatan sevgisini ve sanat tutkusunu savaş alanlarında pekiştiren, Çanakkale Savaşı'nda ressam olarak görev yapan Mehmet Ali Laga vefatının 75. yılında anıldı. Zeytinburnu Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, Laga'yı anmak için hazırlanan kapsamlı bir kitabın yanı sıra Kazlıçeşme Sanat Merkezi'nde Vefatının 75. Yılında Mehmet Ali Laga-Asker ve Ressam sergisi sanatseverlerle buluştu. Açıklamada görüşlerine yer verilen Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, Mehmet Ali Laga, Osmanlı'nın son dönemiyle Cumhuriyet'in çeyrek yüzyılına tanıklık etmiş ve esir düşmüş asker ressam olarak Çanakkale Savaşı'nda görev almış kıymetli bir sanatçımız. Bu serginin bize nasip olmasından dolayı çok bahtiyarım. değerlendirmesinde bulundu. Serginin küratörü Ömer Lütfi Şerifoğlu, Türk resminin güzide isimlerinden birisi Mehmet Ali Laga, 75 yıl önce vefat etmiş. Bugün ise mezarı hala kayıptır. Laga maalesef bu zamana kadar hak ettiği değeri bulmuş bir sanatçı değil. Türk resminin en güzide 10 ismi arasında yer alması gereken bir isim. Sağlığında da eserlerinin büyük bir kısmını satmakla, göstermekle çok ilgili olmadığı için koleksiyonlara dağılmış durumda. Eserleri toparlayabildiğimiz kadarıyla bu sergi için buraya getirdik. Serginin onun eserlerini yansıtmakta yetersiz kalacağı düşüncesiyle de ulaşabildiğimiz eserlerine kitapta yer vermeye çalıştık. Dolayısıyla kitapta serginin 2 katından fazla eser var diyebilirim. şeklinde konuştu. Vefatının 75. Yılında Mehmet Ali Laga-Asker ve Ressam sergisi, 31 Aralık'a kadar ziyarete açık olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vekam-hakimiyet-milletindir-97-yil-anisina-adli-dijital-sergisini-ziyarete-acti/", "text": "Koç Üniversitesi Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama Ve Araştırma Merkezi, Cumhuriyet'in 97. yıldönümü kapsamında hazırladığı dijital sergiyi ziyarete açtı. Hakimiyet Milletindir: 97. Yıl Anısına adlı sergi arşiv koleksiyonlarında yer alan, Cumhuriyet Bayramı tören fotoğraflarından ve Cumhuriyet Bayramı ile ilgili belgelerden oluşuyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/venedekin-palazzo-gradenigo-su-gunestekin-art-refinery-oluyor/", "text": "Venedik'in Santa Groce bölgesinde bulunan Palazzo Gradenigo, Ahmet Güneştekin tarafından satın alındı. Güneştekin, bu haberi sosyal medyadan Güzel bir sanat haberini sizlere duyurmaktan gurur duyuyoruz! diyerek paylaştı: Venedik'in tarihi simgelerinden ve Rönesans yapılarından Palazzo Gradenigo'yu aldığımızı duyurmaktan mutluyuz. Bu altı yüz yıllık yapı, artık 'Güneştekin Art Refinery' oluyor. Palazzo Gradenigo, Venedik aristokrasisinin en ünlü üyelerinden Gradenigo Ailesi için inşa edilmiştir. Bu aile, Venedik Cumhuriyeti'nin 24 kurucu ailesi arasındadır. Palazzo Gradenigo, büyük romanların da mekanı oldu: Henry James'in 'Aspern'in Mektupları' ile Gabriele D'Annunzio'nun James Joyce'tan övgü alan 'Alev' adlı eseri. Palazzo; yüksek camlı, aristokrat tarzda inşa edilmiş bir yapıdır. Şehrin en büyük ve en kalabalık bölgesi olan Castello'da yer alıyor. Venedik Tersanesi, Santi Giovanni e Paolo Kilisesi, St. Zacaria Kilisesi, Castello Bahçeleri ve Venedik Bienali mekanları gibi mimari, sanatsal ve turistik alanlarla aynı bölgede. Müstakil bir Venedik yapısı olan Palazzo, altı katlı ve her kattaki büyük salonlarda 18. yüzyıl ressamlarına ait değerli fresk süslemeleriyle Venedik mimarisinin tipik özelliklerini taşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/venedik-bienali-17-uluslararasi-mimarlik-sergisi-turkiye-pavyonu-aciliyor/", "text": "Dünyanın en önemli mimarlık etkinliklerinden Venedik Bienali'nin 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi, 22 Mayıs-21 Kasım tarihleri arasında düzenleniyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın koordinasyonunu yürüttüğü Türkiye Pavyonu'nda bu yıl Neyran Turan'ın küratörlüğünde Ölçü Olarak Mimarlık başlıklı proje yer alıyor. Dünyanın en önemli mimarlık etkinliklerinden Venedik Bienali'nin 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi, 22 Mayıs'ta açılıyor. 21 Kasım'a kadar devam edecek Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu'nda bu yıl küratör Neyran Turan'ın mimarinin iklim krizi ışığında nasıl yeni bir bakış sunabileceğini araştıran Architecture as Measure / Ölçü Olarak Mimarlık başlıklı projesi yer alıyor. İKSV'nin koordinasyonunu yürüttüğü Türkiye Pavyonu, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla ve T. C. Dışişleri Bakanlığı himayesinde, Schüco Türkiye ve VitrA'nın eş sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. Ölçü Olarak Mimarlık projesi, yaşadığımız iklim krizi ışığında, mimarlığın kendi işleyişine dair alternatif tartışmalar yaratmayı amaçlıyor. Proje, fiziki enstalasyonu ve sürekli güncellenen web sitesiyle, Türkiye'de inşaattan bakıma, kaynak kullanımından tedarik zincirine uzanan süreçlerin çevreyle ilişkisine odaklanıyor. Projenin çıkış noktası ise, Tasarımın rolünü basitçe iklim değişikliği sorununa çözüm üretmeye indirgemek yerine mimarlığı, çevrenin yeniden tahayyül edildiği bir ölçü olarak düşünebilir miyiz? sorusu. Proje ilk olarak, mimarlığın gezegene yönelik potansiyelini, kendi gündelik iç işleyişlerine bakarak değerlendirmenin önemine vurgu yapıyor. Adını Neyran Turan'ın Mart 2020'de İngilizce olarak yayımlanan Architecture as Measure isimli kitabından alan proje, mimari sözleşmelerin, imar kanunlarının, teknik standartların, şartnamelerin veya maden çıkarımının; tedarik zincirlerinin, inşaat montajlarının, emek gücünün, bakım-onarımın ya da teftiş teamüllerinin yalnızca mimarlığın fiziksel pratiğinde derin izler bırakmadığının, aynı zamanda mimarlık için çevrenin ne anlama geldiğine ilişkin değer ve varsayımlarımızı da yansıttığının altını çiziyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/venedik-mimarlik-bienali-turkiye-pavyonu-olcu-olarak-mimarlik-projesine-ev-sahipligi-yapacak/", "text": "Dünyanın önde gelen mimarlık etkinliklerinden Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi, 17'nci kez 22 Mayıs 21 Kasım 2021 tarihleri arasında düzenlenecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın koordinasyonunu yürüttüğü Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu, Schüco Türkiye ve VitrA'nın eş sponsorluğunda ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla, Neyran Turan'ın küratörlüğünü yaptığı Architecture as Measure / Ölçü Olarak Mimarlık projesine ev sahipliği yapacak. Projenin küratöryel ekibi ve davet edilen katılımcılar tarafından sunulan içeriklerin 2021 yılı boyunca düzenli aralıklarla yayımlanacağı, turkiyepavyonu21. iksv. org adresinden erişilebilen Ölçü Olarak Mimarlık web sitesi, serginin ana yayın platformu olarak açıldı. Mevcut iklim krizinin ışığında mimarlık, çevrecilik ve teknolojik determinizmin ötesinde farklı diyaloglara olanak tanıyacak alternatif bir çevre ve gezegen tasavvuruna ne gibi katkılar sunabilir? Tasarımın rolünü basitçe iklim değişikliği sorununa çözüm üretmeye indirgemek yerine mimarlığı çevrenin yeniden tahayyül edildiği bir ölçü olarak düşünebilir miyiz? Bu noktada, Ölçü Olarak Mimarlık, iklim değişikliğinin yenilenmiş bir mimari bakış gerektiren kültürel ve politik bir fikir olduğunu öne sürüyor. Venedik Bienali 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi'nde bir enstalasyon, web yayını ve hikaye anlatımı aracılığıyla sunulan Türkiye Pavyonu projesi, Ölçü Olarak Mimarlık, ilk bakışta sıradan gibi görünen mimari inşa manzaraları ve sahalarının politik boyutuna ve nüanslarına odaklanıyor. Bunu yaparken Türkiye sınırları içinde ve dışında kalan maden çıkarım coğrafyaları, tedarik zincirleri, bakım ve onarım süreçleri gibi gezegensel suretleriyle yan yana getiriyor. İklim değişikliği bağlamında, Ölçü Olarak Mimarlık, mimariyi, Dünya'da edindiğimiz yere ve birlikte yaşadıklarımızla ilişkili rolümüze değer biçmeye yardımcı olabilecek alternatif bir gezegensel tahayyülü harekete geçirecek bir ölçü olarak konumlandırıyor: Mimarlar olarak, diğer disiplin ve çalışma alanlarından aktörler ile; bir tür olarak ise insandan-daha-fazlası-olan diğerleri ile yan yana. Serginin küratörü Neyran Turan'ın yeni yayımlanan İngilizce kitabı Architecture as Measure 'ı (New York ve Barselona: Actar Publishers, 2020) teorik bir çıkış noktası olarak ele alan sergi, bu çeşit tahayyüllerin okunabileceği bir ölçü olarak mimarlık üzerine düşünmeye davet ediyor. Turan'ın kitabında da ayrıntılandırdığı gibi, sergide ölçü teriminin birbirini tamamlayan iki tanımına atıfta bulunuyoruz: Bir şeyi ölçmek, hem bir aracın yardımıyla onun değerini saptamak hem de içe doğru odaklanarak onu enine boyuna incelemek, mütalaa etmek. Mimarlığın iç işleyişlerinin politiğine ve nüanslarına yönelik bu alternatif bakışın alışılagelmedik çevresel tahayyülleri tetikleyen derin etkileri olabilir. Örneğin; mimari sözleşmelerimizi, imar kanunlarımızı, teknik standartlarımızı, şartnamelerimizi veya maden çıkarımının, tedarik zincirlerinin, inşaat montajlarının, emek gücünün, bakım-onarımın ya da teftişin teamüllerini düşünün. Tüm bu bileşenler ve çok daha fazlası, yalnızca mimarlığın fiziksel pratiğinde derin izler bırakmıyor, aynı zamanda çok daha geniş bir düzeyde mimarlık için çevrenin ne olduğuna ilişkin değer ve varsayımlarımızı da yansıtıyor. Başka bir deyişle mimarlığın tanıdık iç tahayyülü, onun gezegensel dışarı imgesinin bir izdüşümünden ibaret. Serginin fiziksel bileşeni, çeşitli mimari sahalara odaklanan dört diyoramadan oluşuyor. Sergi, enstalasyona ek olarak ana yayın platformu işlevi gören web sitesine uzanıyor. Evrak İşleri, Kesitler, Söyleşiler ve Makaleler olmak üzere çeşitli konu başlıklarına dört ana formatta odaklanan web sitesi, pavyonun küratöryel ekibi ve katkı sunan davetlilerden içerikler sunacak. Bu içerikler ise bienal süresince belirli aralıklarla yayımlanacak. Evrak İşleri bölümü, serginin çıkarım, bakım-onarım, lojistik ve inşaat protokollerini faaliyete döken ve normalleştiren mimari evrak bürokrasisine dair araştırma bulgularını geniş bir yelpazede, küratöryel ekip ve davetli katılımcılar tarafından derlenen içerikleriyle ortaya koyuyor. Kesitler bölümü, çizimler ve hikaye anlatımı yoluyla, Türkiye'de seçili bir dizi sahada ortaya çıkan çevresel şaibelere odaklanıyor. Mimari ve gezegensel, insan ve insandan-daha-fazla, mitik ve gündelik olanları karşı karşıya getiren Kesitler bölümü, sergi bünyesindeki bazı içerikleri yeniden sahneliyor. Söyleşiler ve Makaleler bölümleri ise serginin temalarıyla bağlantılı davetli katkılara yer veriyor. Gündelik ve gezegensel arasındaki dolaşık ilişkiyi odağına alan Ölçü Olarak Mimarlık, mimarlığın dünyayla olan ilişkisinde katkısız bir sanıktan öte, daha aktif bir rol alarak konumlandığı başka bir rota öneriyor. Mimar ve akademisyen Neyran Turan'ın küratörlüğünü üstlendiği projede E. Ece Emanetoğlu, Melis Uğurlu, Betsy Clifton ve Samet Mor küratör yardımcısı olarak görev alacaklar. Serginin editöryel asistanı Ian Erickson. Sergi tasarımı NEMESTUDIO. Görsel kimlik ve grafik tasarım Paleworks. Koordinasyonunu İstanbul Kültür Sanat Vakfı 'nin yürüttüğü Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu, Schüco Türkiye ve VitrA'nın eş sponsorluğunda, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla TC Dışişleri Bakanlığı himayesinde gerçekleştiriliyor. Venedik Bienali 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi, 22 Mayıs-21 Kasım 2021 tarihleri arasında Birlikte Nasıl Yaşayacağız? başlığı altında düzenlenecek. Bienalde küratörlüğünü Hashim Sarkis'in üstlendiği ana serginin yanı sıra Arsenale ve Giardini'de, Türkiye Pavyonu'nun da aralarında bulunduğu ülke sergileri yer alacak. Lübnanlı mimar ve yazar Hashim Sarkis, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nün Mimarlık ve Planlama Fakültesi'nin başında yer alıyor. Kendi adını taşıyan bir ofisi bulunan Sarkis, uzun yıllar Harvard Üniversitesi Yüksek Tasarım Okulu'nun kadrosunda yer aldı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın girişimi ve 21 destekçinin katkılarıyla Türkiye, 2014 yılından itibaren Venedik Bienali'nde uzun süreli bir mekana sahip oldu. Arsenale'de 2014-2034 yılları arasında tahsis edilen bu mekan sayesinde Türkiye Pavyonu, 2014 yılında ilk kez Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi'nde de yer aldı. 7 Haziran 23 Kasım 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilen Venedik Bienali 14. Uluslararası Mimarlık Sergisi'nde Türkiye Pavyonu'nda küratör Murat Tabanlıoğlu ve proje koordinatörü Pelin Derviş'in, sergi ekibinde yer alan Ali Taptık, Alper Derinboğaz, Candaş Şişman, Metehan Özcan ve Serkan Taycan'la beraber hazırladığı Places of Memory başlıklı proje yer almıştı. 28 Mayıs 27 Kasım 2016 tarihleri arasında düzenlenen Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu'nda ise Feride Çiçekoğlu, Mehmet V. Kütükçüoğlu ve Ertuğ Uçar'ın küratörlüğünde Darzana projesi sergilendi. 26 Mayıs 25 Kasım 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilen Venedik Bienali 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi'nin Türkiye Pavyonu'nda yer alan Vardiya'nın küratörlüğünü de Kerem Piker üstlendi. Cansu Cürgen, Yelta Köm, Nizam Onur Sönmez, Yağız Söylev ve Erdem Tüzün'ün küratör yardımcısı olarak yer aldığı Vardiya, geniş katılımlı bir buluşma, karşılaşma ve mimari üretim alanı sundu. Neyran Turan mimar ve NEMESTUDIO'nun ortaklarından. Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampüsü'nde mimari öğretim üyesi. NEMESTUDIO'nun son zamanlarda kazandığı ödüller arasında Architectural League New York Genç Mimarlar Ödülü (2016), The Architects' Newspaper'ın tasarımın en iyileri seçkisinde 2019, 2018, 2017 ve 2016'da alınan birden fazla atıf, Core 77 Tasarım Ödülleri, ACSA Fakültesi Tasarım Ödülü ve Graham Güzel Sanatlar İleri Araştırmalar Vakfı'ndan alınan birden çok ödül yer alıyor. NEMESTUDIO'nun enstalasyonlardan binalara ve peyzaja uzanan çalışmaları uluslararası mecralarda yayımlanmanın yanı sıra Seul Mimarlık ve Şehircilik Bienali, Storefront Sanat ve Mimarlık Galerisi, Mimarlık ve Tasarım Müzesi, Yerba Buena Sanat Merkezi, Aedes Mimarlık Forumu Galerisi, SALT, Betts Project, Banvard Galerisi ve İstanbul Tasarım Bienali gibi mekan ve etkinliklerde sergilendi. Turan'ın çalışmaları mimarlık ve şehirciliğin içerisindeki alternatif çevre tahayyüllerine ve bu tahayyüllerin tasarımla ilgili alanlar için yeni estetik ve politik fikirler üretme kapasitesine odaklanıyor. Harvard Üniversitesi Tasarım Yüksek Okulu'nun yayını New Geographies'in kurucu genel yayın yönetmeni olan Turan, derginin New Geographies 0 ve New Geographies: After Zero adlı ilk iki sayısının yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. Yakın zamanda yayımlanan kitabı Architecture as Measure (Ölçü Olarak Mimarlık, New York ve Barselona: ACTAR Publishers, 2020) ile Graham Güzel Sanatlar İleri Araştırmalar Vakfı'ndan ödül aldı. Doktora derecesini Harvard Üniversitesi Yüksek Tasarım Okulu'ndan alan Turan, Yale Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde yüksek lisansından önce lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde tamamladı. Ece Emanetoğlu İstanbul'da yaşayan mimari tasarımcı ve araştırmacı. Yakın geçmişte faaliyete geçen araştırma ve tasarım kolektifi Side Works'ün ortak kurucularından. Mimarlık alanında Post-Profesyonel Yüksek Lisans derecesini, burs kazandığı Princeton Üniversitesi'nden aldı. ABD'de çalışmaya başlamadan önce lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde tamamladı. Princeton'da 2019'da gerçekleşen Too Fast Too Slow: 11 Architectural Moves (Fazla Hızlı Fazla Ağır: Mimarlıkta 11 Hareket) adlı serginin ortak küratörlüğünü üstlendi, ayrıca ortak araştırma iştiraki AWP'nin çalışmalarına dahil oldu. Beatriz Colomina, Ivan L. Munuera ve Bart-Jan Polman'ın küratörlüğünü üstlendiği Liquid La Habana(2018) sergisine model tasarımıyla katkıda bulundu. Lisans yıllarında bir grupla birlikte tasarladığı Carapace pavyonu, İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından 16. Venedik Bienali'nde sergilenmek üzere seçildi. Emanetoğlu geçmişte New York ve Tokyo'da bir ağaç evinden Japonya'da modern bir sanat müzesine dek farklı ölçekli projelerde Hiroshi Nakamura ve NAP Mimarlık'la birlikte çalıştı. Melis Uğurlu mimari tasarımcı, yazar ve editör. Londra'da yaşıyor, çalışmalarını kendi mimarlık ve tasarım stüdyosunda sürdürüyor. Yakın geçmişte faaliyete geçen Side Works'ün ortak kurucularından, ayrıca tasarım ve felsefeye odaklanan yıllık basılı yayın Godshot Magazine'de yardımcı editör. Mimarlık eğitimini Rice Üniversitesi'nde tamamlayan Uğurlu, geçmişte NEMESTUDIO, Rogers Partners ve Kyle May Architect gibi firmalarda mimari tasarımcı ve araştırma görevlisi olarak çalıştı. New York merkezli mimarlık dergisi CLOG'un editörlüğünü, PLAT Journal'ın ise yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. Çalışmaları ve yazıları XXI, PLAT ve Archinect gibi mecralarda yayımlandı. Aslen İstanbullu. Betsy Clifton New York ve Berlin'de çalışan bir grafik ve mimari tasarımcı. Lisansını New York'ta bulunan Görsel Sanatlar Okulu'nda tamamladıktan sonra Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampüsü'nde mimarlık yüksek lisans derecesini aldı. Uluslararası sergiler ve sosyal konut projelerinde Sam Chermayeff Office, SITE mimarlık ekibinden James Wines ve Norman Kelley gibi isimlerle çalıştı. 2018'de mimar Sam Chermayeff ve sanatçı Jean-Pascal Flavien'le birlikte, A Weak Office adlı alternatif bir mimarlık ofisi kurdu. Clifton ayrıca mimarlık, kuram, sanat ve müzik alanında birçok kitap tasarladı. Columbia Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Pennsylvania Üniversitesi ve Architectural Association gibi kurumlara mimarlık eleştirmeni olarak davet edildi. Samet Mor mimar ve araştırmacı. Mimarlık eğitimini ODTÜ'de tamamladı, aynı alandaki yüksek lisans derecesini ise İstanbul Bilgi Üniversitesi'nden aldı. Çeşitli üniversitelerde mimarlık tarihi dersleri veriyor ve tasarım stüdyoları yürütüyor. Ayrıca İstanbul mimarisi üzerine anketler yapan akademik bir araştırma inisiyatifinin kurucularından. Yazıları birçok akademik dergi ve kitapta yayımlandı. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda akademik ve profesyonel ödüller kazanan Mor, eğitimi sırasında ve sonrasında birçok mimarlık firmasında çalıştı. Günümüzde mimarlık pratiklerinin yanı sıra İstanbul Teknik Üniversitesi'nde doktora araştırmalarına devam ediyor. Ian Erickson Harvard Üniversitesi Yüksek Tasarım Okulu'nda mimarlık yüksek lisansına devam eden, Dekan Başarı Listesi'ne girmeyi başarmış bir öğrenci. New York'ta a83 tarafından yayımlanan Disc. adlı medya ve teknoloji yayınının kurucu editörü. Geçmişte San Francisco'da David Jaehning Architect, NEMESTUDIO, modem ve The Open Workshop ile çalıştı. Yazıları PLAT, POOL, Scroope, Rumor ve Vestoj gibi mecralarda yayımlanan Erickson, araştırmalarını UCLA Kentsel Beşeri Bilimler İnisiyatifi ve ACSA'nın düzenlediği uluslararası konferanslarda sundu. Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampüsü'nde yeni medya üzerine lisans eğitimini tamamladı ve sertifika aldı. Üniversitenin mimarlık bölümü tarafından Departmental Citation onur ödülüne layık görüldü."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/venusun-yeniden-dogusu-sergisi-bodrumda-sanatseverleri-bekliyor/", "text": "Ekin Su Koç'un Venüs'ün Yeniden Doğuşu başlıklı yeni sergisi, Berlin'de başlayıp Ayvalık'ta tamamladığı büyüleyici bir sanat eserleri koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. 9 Eylül 2023 tarihinde Anna Laudel Bodrum'da açılacak olan bu sergi, beden algısı, cinsiyet önyargıları ve femininitenin özü gibi karmaşık temalara derinlemesine bir bakış sunuyor. Koç'un sanatsal pratiği, sürekli evrilen göç, yerinden edilme, cinsiyet dinamikleri, doğa ve beden algısıyla ilgili diyaloglardan besleniyor. Venüs'ün Yeniden Doğuşu, kişisel ve toplumsal referans noktalarını birleştirerek ziyaretçilere sergi boyunca derin bir hikaye deneyimi sunuyor; 29 Ekim 2023 tarihine kadar devam edecek. Serginin başlığı, Botticelli'nin ünlü tablosu Venüs'ün Doğuşuna atıfta bulunuyor; bu tablo, 15. yüzyılda Floransa ve çevresinde Rönesans döneminin zirvesine ulaştığı bir dönemde oluşturulmuş bir başyapıttır. Sergi için yapılan küratöryel seçimler, geleneksel cinsiyet normlarının ötesinde kimlik tanımlayan ve sanatın estetik birliğinde büyüyenleri kutlayan eserlerin bir seçkisinde yansıtılıyor; bu da Bodrum sanat sahnesine yeni bir ses ve bakış açısı getiriyor. Ekin Su Koç, modern ve provokatif tarzıyla tanınmış sanat tarihindeki kadın figürlerini yeniden hayal ediyor ve özgürleştiriyor. Ekin Su Koç'un çağdaş yaklaşımı, bu zamanla onaylanmış eserleri kadın bedeninin nesneleştirilmesine karşı protesto etmek ve değiştirmek için yeniden yorumluyor. Kendileri İçin Üç Güzeller, Sadece İki Güzeller, Venus'un Yeniden Doğuşu, Adem'in Yeniden Yaratılması, İnci Kolyeli Çocuk ve Ophelia'nın Boğulmadığı Nehir Çiçekleri gibi dikkat çekici eserler, geleneksel bakış açılarına ve estetik normlara mizahi bir dokunuşla meydan okuyor. Venüs'ün Yeniden Doğuşu, Ekin Su Koç'un farklı teknikleri ve malzemeleri içeren eserlerinin çeşitli bir dizisini kapsıyor; bu eserler tuval üzerine boya, kağıt üzerine kolaj ve tuval üzerine epoksi gibi farklı teknikleri içeriyor. Bu eserler, insan bedeninin içsel güzelliğini ve çeşitliliğini büyütürken aynı zamanda yaş ve ten rengi ile ilgili sınırlamaları ve ikili cinsiyet önyargılarını reddediyor. Koç'un yaratıları ayrıca femininiten, kadınsal yaratıcılık ve ataerkil yapıların sökülmesi gibi önemli temalara da derinlemesine bakıyor. Kadın bedeninin çeşitli doğasını vurgulamak için sanatın özgürleştirici gücünü kullanan Ekin Su Koç'un solo sergisi Venus'un Yeniden Doğuşu, 9 Eylül'den 29 Ekim'e kadar Anna Laudel Bodrum'da sergilenecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vermeerin-inci-kupeli-kiz-tablosunun-10-milyar-piksellik-bir-panoramasi-ortaya-cikarildi/", "text": "Hollanda Lahey'de bulunan Mauritshuis Müzesi, iki yıllık bir çalışmanın sonucunda Vermeer'in ünlü tablosu İnci Küpeli Kızın 10 milyar piksellik bir panoramasını ortaya çıkardı. Hirox Europe'dan Emilien Leonhardt ve Vincent Sabatier'in liderliğinde yürütülen projede, Hirox 3D dijital mikroskobu kullanılarak insanların resmi piksel ayrıntısı başına 4.4 mikronda görmesini sağlayan çözünürlükte bir görüntü oluşturuldu. Bununla birlikte sanat eserinin yüzeyine yakınlaşılmış ve 700 kata kadar büyütülmüş bir görüntü kaydedilmiş oldu. Artfulliving'in aktardığına göre, daha sonra ekip 140x'de yakın çekimler yaparak bu ayrıntıların 3D olarak taranmasını sağladılar. Yapıtın yüzey durumunu değerlendiren proje, hakkında bilinmeyen diğer keşifleri gün ışığına çıkardı. Mauritshuis müze müdürü Abbie Vandivere Kızın başörtüsünde bu kadar yüksek kaliteli lacivert verme makinesi kullanılması şaşırtıcı. Bu mavi pigment 17. yüzyılda altından daha değerliydi dedi. Vermeer'in İnci Küpeli Kız tablosunu bir de bu şekilde deneyimlemek istiyorsanız buradan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vernice-sanat-fuari-nda-turk-sanatcilarin-eserleri-buyuk-ilgi-gordu/", "text": "20. Vernice Sanat Fuarı / EuroExpoArt, 17-19 Mart 2023 tarihleri arasında İtalya'nın Forli şehrinde yapıldı. İtalya'da sanatçıların bağımsız olarak katılabildiği tek fuar olması bakımından çok önemli bir yere sahip olan fuarın bu yıl 20. edisyonu gerçekleştirildi. 2023 Vernice Art Fair'e 600'ün üzerinde sanatçı katıldı. 270 sanatçı, EuroExpoArt projesi'nde yer aldı. Ayrıca düzenlenen müzayede, sanat izleyicisi tarafından büyük ilgi gördü. Kalabalık bir izleyici kitlesi tarafından ziyaret edilen 2023 Vernice Sanat Fuarı / EuroExpoArt, bu yılda farklı uluslardan çok sayıda sanatçıyı ve eserlerini 3 gün boyunca İtalyan sanatseverlerle buluşturdu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/versus-art-project-photo-baselde/", "text": "Versus Art Project, 14-19 Haziran tarihleri arasında İsviçre'nin fotoğraf temelli sanata adanmış ilk ve tek uluslararası sanat fuarı Photo Basel'de uluslararası sanat dünyasıyla buluşuyor. Şimdiye dek Türkiye'den bir galerinin yer almadığı fuarda bu sene de Türkiye'den katılan tek galeri olarak Versus Art Project bulunuyor. Versus Art Project, temsil ettiği sanatçılardan Ege Kanar, Metehan Özcan, Selim Süme, Yusuf Murat Şen ve Serkan Taycan'ın eserlerinden oluşan bir seçki ile fuara katılıyor. Yaklaşık 40 uluslararası galerinin yer aldığı yedinci edisyonuyla sanatseverlerin karşısına çıkacak Photo Basel'de, toplam 130 sanatçının 550 fotoğrafı sergilenecek. Art Basel ile eş zamanlı gerçekleşecek fuarın sanat yönetmenliğini yazar ve küratör Sonia Voss üstleniyor. Versus Art Project'in programında bu yaz da yoğun bir fuar gündemi yer alıyor. 12-15 Mayıs tarihleri arasında Londra'nın fotoğraf odaklı tek sanat fuarı olan Photo London'daEge Kanar, Yusuf Murat Şen, Larissa Araz'ı temsil eden galeri, Ağustos ayında ise Kopenhag'ta gerçekleşen Enter Art Fair'ealtıncı kez katılarak uluslararası sanat dünyası ile buluşmaya devam edecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/versus-art-projectte-yeni-sergi-her-sey-yolunda/", "text": "Mural sanatçısı kimliğiyle tanınan Canavar'ın ilk kişisel sergisi Her şey Yolunda, 9 Eylül itibariyle Versus Art Project'te izleyicilerle buluşuyor. Toplumsal baskı, iktidar sevdası, fetihçilik, insanın şehirdeki varoluş ve yaşam mücadelesini merkezine alan sergide sanatçının üç senelik üretim sürecini kapsayan çalışmaları yer alıyor. Toplumun kötücül yanı, acı ve hazlarını gözlemleyerek, bu kültürel baskıların insan psikolojisi üzerinde yarattığı travmatik etkilerden beslenen Canavar, üretiminin referans noktalarını Kafka'nın Dönüşüm ve Babaya Mektupu ile Nietzsche'nin Böyle Söyledi Zerduştuna dayandırıyor. Eril iktidar baskısı altında ötekileşen bireyin ait olamama ve beden kimlik yabancılaşmasının bir temsili olan hamam böceği figürünü kendisiyle özdeşleştiren sanatçı, Her şey Yolunda sergisinde şiddet ve öfkenin bulaşıcı halini, varoluş sürecini etkileyen deneyimlerini irdeliyor. Şimdi dört duvar arasında, çerçeveler içinde ve dingin bir ışık altında bulacaksınız onu; Namıdiğer sanatçı olarak Canavar. Canavar bir sabah kendini bir sanatçıya dönüşmüş olarak bulmuşsa, bu onun yarın başka bir şeye de dönüşebilme ihtimali olduğundandır. Çünkü işte o 'tastamam bir insandır.' Canavar'ın 60'a yakın sprey boya çözümlemesi, pentür, gravür ve duvar üzerine gerçekleştirdiği performatif uygulamanın yer aldığı sergi, sokak sanatçısının galeri içindeki kalıplaşmış varlığını farklı bir perspektiften tartışmaya açıyor. Francis Bacon'dan referansla eril baskı, soy devamı, erkek çocuğa yüklenen sorumluluk konularının işlendiği C1 adlı eseri ile izleyiciyi karşılayan Her şey Yolunda sergisi, Canavar'ın toplumun farklı karakterlerinin yansımalarını ele aldığı çalışmalarına yer veriyor. Canavar'ın izleyiciyi toplum tarafından dayatılan normlar ile yüzleştirmeyi amaçladığı Her şey Yolunda sergisini, 9 Eylül 9 Ekim tarihleri arasında Versus Art Project'te ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/versus-art-projectte-yeni-sergi-kesinti-ve-akis/", "text": "Versus Art Project, 4 Kasım 11 Aralık 2021 tarihleri arasında Sibel Horada'nın Kesinti ve Akış başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının geçmiş çalışmalarından beri süregelen kentsel, arkeolojik ve ekolojik kültürler arasında ilişki kurma pratiği bu sergide de kendini gösterirken, güncel çalışmaları bellek ve hafıza üzerine sorgulamalarına farklı bir boyut katıyor. Taksim, inşaat, ulusal kimlik, hafıza, su yolları, meydanlar ve yıkımlar serginin başlıca referans noktalarını oluşturuyor. Mekanın hafızasını tutmak mümkün mü? Peki ya bir şehrin hafızasını? Horada'nın üretimlerinde bu sorular cevaplarını hafıza tutmanın ötesinde, yeniden üretme ve dönüştürme olarak buluyor. Sergide yer alan işler, sanatçının 2020 yılında tamamladığı Suyun Taksimi, Taksim'in Suyu adlı kısa filmden besleniyor. Çalışma, sanatçının Ağustos 2019 Şubat 2020 tarihleri arasında SAHA Studio'da misafir olduğu süre boyunca mekana gidip gelirken deneyimlediği Taksim Meydanı üzerine düşünmesi ve meydana ismini veren tarihi Taksim Maksemi'nin suyu bölerek mahalleler arasında dağıtma işlevini mecazen sürdürdüğünü hayal etmesiyle ortaya çıkıyor. Taksim Meydanı'nın geçmişini taşımanın, geleceğini ise tahayyül etmenin güçlüğünden yola çıkan çalışma, mekanla hemhal olmanın ve birlikte düşünmenin yollarını araştırıyor. Versus Art Project'te mekan ve zaman ile yeni bir diyaloğa geçen çalışma, fiziksel olarak galeriye yayılıyor. Şehrin en önemli tanıklarından olan suyu konu alan Duran Suda Alan Açmak (2021) adlı yerleştirme, Taksim Meydanı'ndaki tıkanıklıklara ve akışkanlaşma olasılıklarına odaklanıyor. Belgrad Ormanı'ndan Taksim'e uzanan tarihi su yolunu geriye doğru takip eden ve galerinin koridoru boyunca devam eden harita, Valide Sultan Bendi'nde çekilmiş görüntüleri içeren, Valide (2021) adlı yerleştirmeyle son buluyor. Galerinin ortasındaki küçük odada ise izleyiciyi, sanatçının yaşadığı Burgazada'nın insansız koylarında deniz kıyısından toplanmış strafor parçalarından oluşan bir kumsal karşılıyor. Kontaminasyonla yaşama, estetik ve aidiyet kurma pratikleri üzerine temellenen Suyun Şekillendirdiği (2021) adlı bu eser, izleyiciyi doğa ve doğallık kavramları üzerine düşünmeye çağırıyor. Akıp giden zamanın en büyük tanıklarından olan gazete ise sergideki malzemelerden bir diğeri. Ebruli Anıt'' (2019- ) serisinde, sanatçının günlük gazetelerin üzerine yaptığı ebrular, zamana alışılmışın dışında bir perspektiften bakmamızı sağlıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/versus-tiyatro-ve-zorlu-psmden-ortak-yapim-evlilikten-sahneler/", "text": "Ingmar Bergman'ın kült filminden, Kayhan Berkin rejisiyle sahneye uyarlanan Versus Tiyatro ve Zorlu PSM ortak yapımı Evlilikten Sahneler, 21 Ekim'de Zorlu PSM %100 Studio sahnesinde prömiyerini yapacak. Sinemanın ölümsüz isimlerinden Ingmar Bergman'ın filminden uyarlanan oyun, çoğu zaman kadın ve erkek kimliğinde önemli dönüşümlere yol açan ve onu biçimlendiren bir çerçeve haline gelen evliliğe odaklanıyor. Ece Dizdar ve Öner Erkan'ın başrollerinde yer aldığı oyunda onlara, Kayhan Berkin, Pınar Göktaş ve Naz Buhşem eşlik ediyor. Bir tür evlilik araştırması olan Evlilikten Sahneler, İki insan bir ömür bir arada yaşayabilir mi?, Aile nedir?, Şefkat nedir?, Aşk nedir, ne değildir? sorularına yanıt arıyor. 10. evlilik yıldönümlerini kutlamak üzere olan ideal bir çift görünümündeki iki çocuk sahibi mutlu bir çiftin bir çeşit sığınak olarak kurdukları evliliklerinin kimi dönemlerini ele alan oyun, görünürde mükemmel olan bu çiftin sevgi, nefret, arzu, tekeşlilik, özgürlük, iletişimsizlik gibi kavramlarla mücadele edişlerini gözler önüne serecek. İsveçli tiyatro ve film yönetmeni Bergman'ın en önemli yapıtlarından biri sayılan otobiyografik özellikler de içeren Bir Evlilikten Manzaralar, 1973 yılında önce altı bölümlük bir televizyon dizisi olarak yayımlanmış daha sonra da filmi çekilmişti. 21 Ekim Perşembe, 26 Ekim Salı günleri izleyiciyle buluşacak Bir Evlilikten Manzaralar, sezon boyunca Zorlu PSM %100 Studio sahnesinde oynanacak. Oyunun biletlerine passo. com. tr üzerinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vincent-de-boer-turkiyedeki-ilk-sergisiyle-10__12-galleryde/", "text": "Geçtiğimiz iki sene boyunca başarılı sergilere imza atan Hazal Özkan Art Gallery, yeni sanat sezonunda yenilenen ismi ve marka kimliğiyle yolculuğuna 10__12 Gallery olarak devam ediyor. 10__12 Gallery Kurucusu Hazal Özkan, galerinin yeni dönemi için şu açıklamalarda bulundu: Bir süredir üzerinde çalıştığımız bu marka dönüşümünü açıklamaktan büyük heyecan duyuyorum. 10__12, odağına çağdaş sanatı, uluslararalılığı ve yükselen genç sanatçıları alıyor. Sanatçılarla yakın temasta sürdürdüğümüz iletişimimiz ile genç sanatçıların kariyerini birlikte inşa ediyoruz. Farklı ülkelerde birçok başarıya imza atmış Hollandalı sanatçı Vincent de Boer'in Türkiye'deki ilk sergisine 10_12 Gallery ev sahipliği yapıyor. Bu etkinlik, aynı zamanda Hazal Özkan Art Gallery'nin yeni ismiyle düzenlenen ilk sergisi olma özelliğini de taşıyor. Kritik Mesafe sergisi, 22 Eylül Cuma günü sanatçının da katılımıyla gerçekleşen açılış ile sanatseverlerle buluştu. Sergide hem sanatçının kendi koleksiyonundan daha önce hiç sergilenmemiş eserleri hem de Kritik Mesafe için özel olarak ürettiği eserler bir arada yer alıyor. Dolayısıyla sergi, Vincent De Boer'in geniş kapsamlı kariyerine ışık tutuyor. Eserlerinde genellikle dil, tipografi ve sanat arasındaki ilişkiyi anlatan de Boer, grafik tasarımdaki referansıyla geleneksel teknikleri, modern teknolojiyle birleştirerek kendine özgü bir stil oluşturmuş. Vincent de Boer, aynı zamanda kaligrafi tutkusunu paylaşan beş sanatçıdan oluşan Hollanda merkezli High On Type kolektifinin üyesi. Vincent de Boer'in çalışma sürecini sesin çağrışımı, ritim, akış ve titreşimlerle ilişkilendirerek ürettiği eserleri bir araya getiren Kritik Mesafe sergisi, aynı zamanda izleyici ile eser arasındaki algı ve etkileşim mesafesini de işliyor. Sergi, kritik mesafe temasını işleyen bir dizi resim, çizim ve enstalasyona ev sahipliği yaparken; Vincent de Boer, eserleri aracılığıyla izleyiciyi ortam ve ses üzerine düşündürmeye devam ediyor. Kritik Mesafe sergisi, 11 Kasım'a kadar Maçka Residences'ta yer alan 10__12 Gallery'de ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Vincent de Boer (d. 1988, Hollanda) Utrecht, Hollanda'da yaşıyor ve çalışmalarına devam ediyor. Kaligrafi temeline sahip olan Vincent de Boer, dilin sınırlarını sürekli olarak zorluyor. Tek bir fırça darbesiyle açılan dünyanın büyüsüne kapılarak hareketin karmaşıklığını araştırıyor. Çalışmalarında, malzeme ve teknik konusundaki derin bilgisini ve bunlara hakim olmak için gereken dikkati sergiliyor. Bu temele dayanarak de Boer, benzersiz tarzını kağıt, duvar resimleri ve performanslar da dahil olmak üzere çeşitli ortamlara uyguluyor. Eserleri, Eye Film Müzesi, Hashimoto Contemporary New York, Paris'teki Musee Cluny, Tokyo'daki AtypI Konferansı, Het Hem ve Stedelijk Museum Schiedam dahil olmak üzere hem Hollanda'da hem de uluslararası alanlarda sergilendi. Vincent de Boer'in 10__12 Gallery'de yapacağı kişisel sergi, 22 Eylül'de açılacak ve 11 Kasım'a kadar devam edecek. 2021'de açılan ve İstanbul'un sanat duraklarından biri olan Hazal Özkan Art Gallery'nin isim ve marka yenilenmesi sonrası sanatseverlerle yeniden buluşan 10__12 Gallery, Maçka Armani Residence'taki yerinde yükselen sanatçıları kişisel sergiler, sanatçı misafir programları ve sanat yayınları ile koleksiyoner ile buluşturuyor. 10__12; transparanlık, profesyonellik ve topluluk değerlerini koruyarak yükselen sanatçılara, çağdaşlığa ve uluslararası olmaya odaklanıyor. Yale mezunu sanat tarihçi ve sanat danışmanı Hazal Özkan'ın imzasını taşıyan çağdaş sanat galerisi, keşfettiği yetenekler ile genç sanatçıların ve genç koleksiyonerlerin de desteklenmesi misyonuyla dikkatleri üzerine çekiyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/virtual-contemporary-istanbulu-100-binden-fazla-kisi-ziyaret-etti/", "text": "Contemporary Istanbul'un yeni sanal girişimi Virtual Contemporary Istanbul, 19 günde 100 binden fazla kişi tarafından ziyaret edildi. 19-20 Aralık'ta ön izleme ile başlayan etkinlik aynı zamanda 1 milyonun üzerinde görüntüleme aldı. İlk kez gerçekleştirilen ve 6 Ocak'ta sona eren çağdaş sanat fuarına, 13 yabancı ve 24 yerli olmak üzere 37 galeri ile 13 inisiyatif katıldı. 19 günde 100 bindan fazla kişi tarafından ziyaret edilen Virtual Contemporary Istanbul'da sergilenen eserlerin yüzde 36'sı satılırken, bir eser 480 bin dolar fiyatla yurt dışından alıcı buldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vision-art-platformda-contemporary-istanbul-seckisi/", "text": "Vision Art Platform, Albena Martinova, Çağrı Saray, Leyla Emadi, Candaş Şişman ve Ufuk Yılmaz'ın eserlerinden oluşan Contemporary İstanbul Seçkisini 42 Maslak'taki mekanında izleyiciyle buluşturuyor. 21 Aralık'ta başlayan ve 10 Ocak 2021'e kadar devam edecek sergi, sanatçıların farklı türlerdeki üretimlerini bir çatı altında topluyor. Sergi hem Vision Art Platform'un 42 Maslak mekanında hem de çevrim içi olarak da buradan ziyaret edilebiliyor. Albena Martinova, eserlerini üretirken masallar, mitler ve onların sağduyu sınırlarının ötesine geçen paradoksal mantık bileşenlerinden etkilenmekte, hafıza kavramı ve algı sargılarını çalışmalarının merkezine almaktadır. Yer değiştirmelerle yersiz yurtsuzlaştırılmanın doğurduğu aidiyetsizlik bağlamı, ne orada ne başka bir yerde olabilmenin çatışması ile sanatçı kendini çoğalmış ve dönüştürülmüş, sökülmüş bir benlik olarak tanımlamaktadır. Bellek Mekanları serisinin devamı niteliğindeki çalışmalarıyla Çağrı Saray, bireye özgü anlam taşıyan sosyal ilişki ağlarının düğüm noktası olarak kentsel/mimari yapıları ele alıyor. Türkiye'nin yakın tarihine ve toplumsal belleğine dair bilgiyi barındıran yapıları içeren bu seri, bireysel ve ortak hafızaları referans alan kentsel yapıları, bu yapıların sembolik olarak taşıdıkları anlamları ve soyut/somut iktidar mücadelelerin formsal temsili olarak kente odaklanıyor. Candaş Şişman, dijital ve mekanik teknolojileri kullanarak yaptığı çalışmalarla zaman, mekan ve hareket kavramımızı yönlendirmeyi hedefliyor. Doğa bilimlerini ve evreni referans alan sanatçı, fiziksel formları dijital olarak üretilmiş imgelerle birleştiriyor. Böylece fiziksel dünya ile dijital dünya arasında bir köprü oluşturuyor. Sanatçının işlerinde hedeflediği, izleyiciye öz bir deneyim yaşatmak ve bunun sonucunda karmaşık fikirsel bir süreç ve yalın bir sonuç üretebilmelerini sağlayabilmektir. Tema olarak sosyal içerikleri seçen sanatçı Leyla Emadi, politika, din, siyaset girdabından arınmış saf yaşamsal alanların olduğu, özgür iradenin hakim olduğu bir dünyayı hayal etmesine rağmen yaşadığı coğrafyanın ve toplumun önüne koyduklarından etkilenerek üretmektedir. Çalışmalarının çoğundaki huzursuzluk ve protest duruş hali de bu anlatımcı dilden ileri gelmektedir. Ufuk Yılmaz, resim alanında sürdürdüğü çalışmalarında modern mimariye ait yaşam alanlarının insan ve doğa arasındaki ilişkisini ele almaktadır. Herkesin aşina olabileceği sıradan görüntüleri gerçeklik ve soyutluk arasında gidip gelen gizemli halleriyle anlatmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vitelli-design-studio-sik-magazasiyla-galataportta/", "text": "Renkli, göz okşayan tasarımları ve elit çizgisini yansıtan koleksiyonlarıyla ev ve sofra dekorasyonu alanında giderek özel bir yer edinen Vitelli Design Studio, Galataport Paket Postanesi'ndeki mağazasını bir davetle tanıttı. Vildan Tellioğlu ve oğlu Yiğit Tellioğlu tarafından kurulan firmanın yeni mağazası, gerek manzarası ve iç tasarımı gerekse içinde sergilenen güncel koleksiyon ve ürünlerle davetlilerden tam not aldı. Ata Marin Band ise bu sıcak ve güzel ortama Latin canlı müzik performansı ile renk kattı. Cuban, Leopard, Maroc, Zebra gibi farklı konseptlerdeki Teddy Bear sofra koleksiyonlar, sarı limonlar, yeşil palmiye yaprakları ve tropik desenlerle yazı sofralara taşıyan porselen takımlar, sofra örtüleri, peçeteler ve yastıklar... Evlerine zarafet ve sanatsal bir dokunuş katmak isteyen davetliler, alışveriş yapmadan Vitelli Design Studio'dan ayrılamadılar. Ünlü modacıların yanı sıra giyim, dekorasyon ve mücevher mağazalarının birbiri ardına açılış yaptığı Galataport Paket Postanesi, ilerleyen günlerde tasarımın İstanbul'daki merkezi olmaya aday görünüyor. Açılışın yapıldığı gün ülkemiz limanlarına giriş yapan en büyük cruise gemisi olan Costa Venezia'nın Galataport'a yanaşmış olması da mağazayı gezenler için ayrı bir hoş sürpriz oldu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/vitra-17-kez-cersaiede-yuzeylerde-renklerin-uyumu/", "text": "Geçen yıl pandemi nedeniyle önce ertelenen, ardından iptal edilen dünyanın en büyük seramik fuarı Cersaie, bu kez kapılarını açtı. VitrA, 17. kez katıldığı dünyanın en büyük seramik fuarında, en yeni karo ürünlerini sergiledi. VitrA'nın yenilikleri, birbirleriyle uyumlu renk gruplarında farklı ve sayısız kombinasyon yaratma özelliğini de içinde barındırıyor. VitrA, 27 Eylül 1 Ekim 2021 tarihlerinde İtalya'nın Bolonya kentinde 38.'si gerçekleştirilen Cersaie'ye bu yıl 17. kez katıldı. 26 ülkeden 600 standın yer aldığı dünyanın en büyük seramik fuarında, bu yıl ilk kez 3 hafta boyunca online olarak ziyaret edilebilen bir platform da oluşturuldu. VitrA, 2003'ten bu yana düzenli olarak yer aldığı Cersaie'deki standında en yeni karo koleksiyonlarını tanıttı ve sektör profesyonelleriyle buluştu. DigiTile. VitrA. com. tr adresinden de görülebilen VitrA standı, birbirleriyle uyumlu renk gruplarında farklı seri kombinleme sistemlerine ev sahipliği yaptı. VitrA Cersaie'de, farklı doku ve renklerin birlikte güvenle kullanılabildiği ve kullanıcılara kişiselleştirme olanağı sağlayan karo sistemlerini sergiledi. Çağdaş mekanlar için klasik mermerlerden ilham alan Iconic Awards 2021 sahibi MarmoMix, mimarinin güçlü yapı taşlarından mermerin görünümünü yüzeylere taşıyarak, sayısız döşeme alternatifi sunuyor. Modern şehir mimarisinin temel unsurlarından betondan esinlenen sistemsel bir yaklaşım sunan Good Design ödüllü CementMix, yeni eklenen Meso koleksiyonuyla taş ve betonun doğal uyumunu sergiliyor. Farklı malzeme ve formatların sofistike karması ColorCode sistemindeki Urban Travertino karo koleksiyonu ise traverteni porselenin gücü ve dayanıklılığıyla yüzeylere taşıyor. VitrA, mimaride kullanılan doğal taş, mermer, ahşap, beton ve seramik dokularından oluşan PRO Nature karo kütüphanesini yenilikleriyle zenginleştirdi. İlk kez Cersaie'de sergilenen yeni koleksiyonlar arasında, doğal taş ve mermerin izlerini yüzeylerde buluşturan Marmostone ve Boscostone dikkat çekiyor. VitrA'nın Cersaie'de sergilenen en yeni karo serilerinden Atelier 01, kısa bir süre önce dünyanın en eski ve prestijli tasarım ödüllerinden Red Dot'ı aldı. Atelier 01, 20. yüzyılda tasarım ve mimariye yön veren Bauhaus akımından ilham alan geometrik formlarıyla, her seferinde özgün bir tasarım yapılmasına olanak tanıyor. Hem yer hem de duvarlarda kullanılabilen karolar, çevre dostu Ecolabel ve GREENGUARD sertifikalarıyla dikkat çekiyor. VitrA'nın en yeni karo koleksiyonlarından SET6.0 da Cersaie'deki yerini aldı. Beton ve taşın mükemmel uyumunu yaşam alanlarına taşıyan porselen karo koleksiyonu, beyaz, gri ve antrasitin farklı tonlarında 11 mat renk alternatifine sahip. Üretim aşamasında V-Agent teknolojisi uygulanan karolar, koronavirüs ve bakterilerin etkisini %99,9 oranında azaltıyor. V-Agent teknolojisinin koronavirüs (Human Coronavirus 229E ve OC43) ve bakteriler üstündeki etkisi, Kuzey Amerika Seramik Konseyi laboratuvarlarında yapılan testlerle kanıtlanmıştır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yagmura-ragmen-tum-alkislar-hastalik-hastasina/", "text": "İBB Şehir Tiyatroları, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde düzenlediği 'Açıkhava Yaz Oyunları' kapsamında Hastalık Hastası oyununu seyircisiyle buluşturdu. Tüm biletlerin günler öncesi tükendiği oyunda olumsuz hava koşullarına rağmen izleyiciler yerlerini aldı. Oyunu izleyenler unutulmaz anlar yaşadı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın düzenlediği 'Açıkhava Yaz Oyunları' 9 Eylül Perşembe günü sahnelenen Hastalık Hastası oyunu ile devam etti. Olumsuz hava şartlarına rağmen Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde yoğun ilgi gören, Moliere'nin yazdığı Berna Günen'in çevirdiği ve Tolga Yeter'in yönettiği Hastalık Hastası İBB Şehir Tiyatroları Açıkhava Yaz Oyunları'nda seyircisine kavuştu. Hastalık Hastası, Argan karakterini canlandıran Şükrü Türen ve uşak karakterine hayat veren Sevinç Erbulak'ın muhteşem performansı ile seyircilere eğlenceli dakikalar yaşattı. Aralarında Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Elif Verit, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Şirin Asutay ve Tuğçe Açıkgöz'ün bulunduğu oyuncu kadrosuyla kendine hayran bıraktı. Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına aşıktır. Argan'ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu'nun kurucularından Moliere'in (1622 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yahya-kemal-beyatli-son-fasilda-bir-omur-sergisi-ile-aniliyor/", "text": "Küçükçekmece Belediyesi, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri'nin en büyük temsilcilerinden olan İstanbul şairi Yahya Kemal Beyatlı'yı ilk kez görülebilecek orijinal fotoğrafları ve belgelerinin yer aldığı anlamlı bir sergiyle anıyor. 'Son Fasılda Bir Ömür' isimli sergi, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Varlık Dergisi Editörü Mehmet Erte, Dergah Dergisi Editörü Ali Ayçil, PEN Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve İkinci Başkanı Halil İbrahim Özcan ile birçok şair, yazar ve sanatseverlerin katılımıyla Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nde kapılarını araladı. Özel bir kurgu ile hazırlanmış Yahya Kemal'in yaşamı, sanat hayatı, oldukça renkli ve geniş çalışma alanlarının yanı sıra dostlarını anlatan sergi, Küçükçekmece Belediyesi tarafından usta şair anısına kitap haline getirilerek de ölümsüzleştirildi. Beyatlı ile ilgili edebi bir kaynak olarak raflarda yerini alacak olan kitabın ön yazısını ise usta şair üzerine en kapsamlı araştırmaları yapan ve Yahya Kemal Ansiklopedisi hazırlayan, araştırmacı-yazar Beşir Ayvazoğlu kaleme aldı. Türk Edebiyatı'nın usta kalemlerinden Yahya Kemal Beyatlı'ya dair ilk kez görülecek belge ve fotoğraflara ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını ifade eden Belediye Başkanı Kemal Çebi, Adını ilçemizde gururla yaşattığımız, edebiyatımızın ulu çınarı yazar, milletvekili ve büyükelçi Yahya Kemal'i andığımız 'Son Fasılda Bir Ömür' sergimize hoşgeldiniz. Beyatlı'nın yaşamı, insan ilişkileri ve adımlarının izlerinin ilk kez görüleceği sergimizde ve en az sergi kadar titizlikle hazırlanan kitabımızda emeği geçen başta Beşir Ayvazoğlu olmak üzere katkıları olan tüm kurum kuruluş ve kişilere teşekkür ediyorum. Edebiyatımıza, kıymetini bildiğimiz takdirde çok önemli şahsiyetlerin katkı sunduğunu görebiliyoruz. Görevimiz ;onların bu katkılarını sonsuza dek yaşatabilmektir. Küçükçekmece'ye kültürü, sanatı, edebiyatı taşımaya devam edeceğizdiye konuştu. Serginin ana malzemesini oluşturan fotoğraf, belge, kitaplar Alper Çeker Koleksiyonu'ndan derlendi. Ayrıca sergiye Emin Nedret İşli, Mehmet Erte, Fetih Cemiyeti Yahya Kemal Müzesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Beyazıt Devlet Kütüphanesi arşivleri de katkı sundu. Sergi; Yahya Kemal'in yaşamı, çalışmaları, görevleri, dostlukları, şiirleri, Yahya Kemal'in İstanbul'u, İstanbul şiirleri ve sevgisi üzerine bölümlerden oluşuyor. Usta şairin, Pakistan Büyükelçiliği yıllarında hiç yayınlanmamış fotoğraflarının yanı sıra ilk görülecek el yazısı ile şiirleri, notları ve belgeleri de sergide yer alıyor. 'Son Fasılda Bir Ömür Yahya Kemal Beyatlı' isimli sergi, 20 Şubat'a dek CKSM'de görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yakindan-bakinca-serife/", "text": "SALT'ın, Ten, Beden, Ben sergisinden seçili işleri inceleyen çevrimiçi Yakından Bakınca video serisi kapsamında İpek Duben'in Şerife işi mercek altına alınıyor. Yakından Bakınca video serilerinde, İpek Duben'in sergisinde yer alan işlerin bir izdüşümü olarak toplumsal cinsiyet eşitliği, göç, tüketim alışkanlıkları gibi temalar merkeze alınıyor. SALT Beyoğlu'nun üç katına yayılan Ten, Beden, Ben, erkek şiddetinden toplumsal cinsiyete, yerinden edilme ve göçten tüketim alışkanlıklarına uzanan konuları irdeleyen İpek Duben'in üretimine yeni bir bakış sunuyor. Sergi süresince saltonline. org ve SALT Online sosyal medya kanallarında yayınlanacak Yakından Bakınca videoları, Duben'in pratiği boyunca zihnini meşgul eden temalar etrafında bir araya getirilen resim ve enstalasyonlarını inceliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında yayınlanan ilk video, SALT Beyoğlu'nun giriş katında sergilenen Şerife (1980-1982) serisine odaklanıyor. Bir desen ve on bir resimden oluşan Şerife, Duben'in yerel bir bağlamda göç, ötekine bakış ve toplumsal cinsiyet konularını ele aldığı ilk işidir. Toplumsal varlığı ve emeği görünmez kılınan kadınları gündeme getirerek feminist bir tavrı yansıtan resimler, kültürel gelenek ve adetlerle kırsal ve kent yaşamı arasındaki geçişlere de işaret eder. Yakından Bakınca videoları, eleştirel düşünce ve bilgi paylaşımına dayalı programlardan oluşan SALT Yorumlama kapsamında hazırlandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yalcin-gokcebag-anadolunun-resmini-cizmek-benim-icin-bir-ask/", "text": "Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini Türkiye'nin Çınarları projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, bu kapsamda ressam Yalçın Gökçebağ 'ı da fotoğrafladı. Öğretmenlik yaptığı yıllarda Anadolu yaşamını, insanını ve doğasını gözlemleme imkanı bulan Gökçebağ, tanık olduğu güzellikleri tuvali aracılığıyla sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Denizli'nin Çal ilçesinde 1944'te dünyaya gelen, 65 yıllık sanat hayatı boyunca ürettiği eserlerinde kırsal yaşamı sanatının gücüyle birleştirerek, gelecek kuşaklara kültürel bir miras bırakmayı amaçlayan ve Anadolu Düşlerinin Ressamı olarak tanımlanan Yalçın Gökçebağ, sanat yolculuğuna ilişkin Resim de mimari gibidir, sağlam bir zemine oturması lazım. Benim resimlerimde simetri, çok ustaca bir biçimde kendi içinde bozulmuştur. Onun için resme bakan, içinde bir rahatlama hissediyor. Denge insanı rahatlatıyor dedi. Gökçebağ, Isparta Gönen İlköğretmen Okulu'nda resim ve müzik derslerinde iyi olduğunun fark edildiğini aktararak, şunları dile getirdi: Mandolini falan hemen çalmıştım. Bana bir keman verdiler. 'Tren gelir, hoş gelir' diye bir türkü vardı. Kemanla notasız onu çalmaya başladım ama sonrasında şuramda bir yanma hissettim. Meğer müzik öğretmeni tepemdeymiş. O zamanlar bu türkü yasakmış. Bir tokat yedim. Sonra ben müziğe küstüm ve resme yöneldim dedi. Gençlik yıllarında İlhami Demirci ve Malik Aksel gibi hocalardan dersler aldığına dikkat çeken sanatçı, 1958'de resim yapmaya başladığını ve 65 yıldır devam ettiğini söyledi. Genç ressamlara da tavsiyelerde bulunan Gökçebağ; Hep resim yapmak lazım ama satmayı akıllarına bile getirmemeleri gerek. Öyle bir resim yapayım ki hiç kimse yapmamış olsun diye düşünmeyin. O resim yapılmıştır. Dünyada milyonlarca insan var. Beğeni değişen bir şeydir. Kimsenin beğenmediğini yapmak ama iyi yapmak. Resmin ilkelerini iyi taşıyan, bütünlüğünü bozmayan resimler yapmak lazım. Kendi resimlerinizi yapın. Yapılmayan odur. Gözünü yum ve resim yap. Bir sanat eserinde bulunması gereken iki unsur vardır; biri orijinallik, diğeri de bütünlüktür şeklinde görüşlerini aktardı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yalnizlik-ve-tecrite-dair-bir-sergi-gece-yuzusu/", "text": "Müze Evliyagil Koleksiyonu'ndan ve koleksiyon dışı üretimlerden 10 sanatçının yapıtını bir araya getiren, yalnızlık ve tecrit duyguları etrafında kurgulanan Gece Yüzüşü sergisi Müze Evliyagil bünyesinde kısa süreli sergi ve projelerin de gerçekleştiği Ankara'daki ArtOda'da sanatseverlerle buluşacak. 26 Ocak ve 28 Mart tarihleri arasında izlenebilecek sergide Mübin Orhon, Mümtaz Çeltik, Nilhan Sesalan, Onur Kılıç, Ozan Ölmez, Pınar Köksal Ekin Kula Hazel Kılınç, Tayfun Gülnar, Ufuk Yılmaz'ın eserleri yer alıyor. Gece Yüzüşü, karanlık suyun davetkar kıyılarına cesurca yaklaşan 10 sanatçıyı bir araya getirerek onların yalıtılmış dünyasına bir bakış sunuyor. Suyun kaldırma kudretine meydan okuyabilmek için kaya gibi olmak gerekir, ağır ve sert; süzülerek derinliği katetmek ve dibe inebilmek için. Karanlığın örttüğü sularda her şey mümkündür. Nice yaratığın havasız soluduğu bu yabancı atmosfer, herkese yetecek kadar büyük bir karanlığa, sessizliğe ve dinginliğe sahip olmalıdır ki bu sebeple geceleri ağzı köpüre köpüre davet eder varlıkları kıyısına. Gece yüzüşü yalnızlık yüklüdür. Geceleyin bu yeni uzayın sınırlarına vardığında herkes bir başına ve biriciktir. Karanlığın içine adım adım girildiğinde ayaklar yerden kesilir, yüzmek ve uçmak artık aynı edimdir. Bu yalıtılmış dünyanın üstü de karanlıktır, altı da. Derinlikle baş edebilmek için insanın nefesi kadar zamanı vardır, bu kadim yabancı yaratıkların arasında geçirilen sıradışı zaman öyle kısıtlıdır ki aydınlığa; gündüze ve gündelik gerçekliğe dönüş imkansız gibi görünür. Gece Yüzüşü sergisi 26.01.- 28.03.2021 tarihleri arasında Müze Evliyagil ArtOda'da görülebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yalvac-ural-cocuk-edebiyati-bir-kuyumcunun-yuzuge-minik-inciler-kakmasi-gibidir/", "text": "Ural, Çocukların belli yaş aralıklarında algıladıkları sözcükler vardır. Özellikle masallar, soyuta geçişte çok önemli bir unsurdur ama soyut sözcükler çocuğun algısına giremez. Çocukta sözcük seçimi çok önemlidir dedi. Türkiye'de çocuk edebiyatının duayen isimlerinden, gazeteci yazar Yalvaç Ural, Çocuk edebiyatı, bir kuyumcunun, bir yüzüğün üzerine minik inciler kakması gibidir. Taş kakmacılığıdır çocuk edebiyatı. Her milimetreyi, her inceliği bulup, ona göre, o taş düşmeyecek şekilde yerleştirmen ve bütün güzelliğiyle ona sunman gerekir. O da okurken hiçbir şeye takılmadan, su gibi okuyup, bitirip içselleştirmelidir. dedi. Kariyeri boyunca aralarında Miço'nun da olduğu çok sayıda dergiyi minik okurlarla buluşturan, İngilizceye çevrilen Gölcüğü Küçük Avcılar öyküsü 1996'da Oxford University Press tarafından ortaöğretim çocukları için hazırlanan Dört Türk Öykücüsü kitabına giren, mini kitap olarak basılan Sihirli Pabuçlar eseri Hollanda televizyonunda 27 bölümlük animasyon çizgi film olarak yayınlanan, eserleri Çingenece dahil çok sayıda dile çevrilen 76 yaşındaki yazar, çocuk edebiyatını, çocuk edebiyatıyla geçen yaşam serüvenini ve Gülendam Nenem, Rumi, Annem ve Ben adlı yeni kitabını AA muhabirine anlattı. Ural, edebiyat dergilerine yetişkin şiirleri yazarak mesleğe başladığını söyleyerek, 1978'de dünyada UNESCO tarafından 'Çocuk Yılı' ilan edildi. Bütün dünyada çocuklarla ilgili çalışmaların az yapıldığı, bizde de çocuklar için sayısal olarak neredeyse yok denecek kadar az yazar kadrosu olduğu zamandı. O zaman bütün büyük yazarlar, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Nazım, o kadar çok ki, saymakla bitmez, İbrahim Örs, Mümtaz Zeki Taşkın, Tarık Dursun K., Kemalettin Tuğcu ve hatta bazı büyük yazarların çocuklar için yazdığı öyküler vardı. Bu edebiyat yürüdü. diye konuştu. Yalvaç Ural, anneannesi Gülendam'ın yaşamındaki etkisine de değinerek, Çocuk edebiyatına olan yakınlığımı geliştiren, bu konuda beni besleyen, bana kendi kültürümüzle ilgili inanılmaz tekerlemeler, bilmeceler, bulmacalar, masallar, destanlar hatta fabl diyebileceğimiz hayvan masalları ve fıkralar anlatan, benimle beraber pek çok kuşağı besleyen bir anneanneye sahibim ben. ifadelerini kullandı. Çapa Öğretmen Okulu mezunu. Babamla ikisi bizi kitaplarla besledi. İkisi de memurdu, biri öğretmen biri ofis müdürü. Bütün hayatımız bir yerden bir yere tayin olarak geçti. Benim bildiğim Tokat Artova, Bedirli'den başladı. Karı koca Sarıkamış'a gider, oradan Konya Ereğlisi'ne, Karapınar'a, Uzun Köprü'ye, oradan da İstanbul'a gelmiş. Sonunda İstanbul'a gelişimiz, benim Kabataş Lisesi'ne ilk sene yatılı olarak girmemle başladı. Sonra annemle babam geldi. Kars'tan Edirne'ye uzanan bir yolculuk. Bu yolculukta tabii siz anneannenizle doyduğunuz gibi, ayrı lehçeler, kültürler, söyleyiş biçimleri, atasözleri, deyişler, masallar, efsaneler ve ayrı öykülerle besleniyorsunuz. Sözcük dağarcığınız inanılmaz doluyor. Dolunca da siz bu zenginlikle dilinize sarılıyorsunuz. Tarık Dursun K., Aziz Nesin, Yaşar Kemal ve Ülkü Tamer gibi Türk edebiyatının önemli isimlerinin kendisini çocuk edebiyatına yönelttiğini söyleyen Ural, Bir öykü kitabım Kültür ve Turizm Bakanlığınca basıldı. Ben onu, bir yazarın çocukluk dönemini anlatan öyküler kitabı olarak göndermiştim. Bir yazar, ben bunu çocuk edebiyatı içinde basacağım dedi ve öylece basıldı o kitap. Sonra iki parmağını kaybeden bir müzisyen çocuğun hikayesini yazdığım, Uzun Köprü'den okul arkadaşımızın öyküsü, 1979'da uluslararası yarışmada şiir birincilik ödülü aldı. Şiir öyküydü o. Sonra Makedonca, Arnavutça, Sırpça ve Hırvatçaya çevrildi, oralarda yayınlandı. bilgisini paylaştı. Ural, son dönemde Türkiye'ye özgü yeni bir çocuk edebiyatı ortaya çıktığına işaret ederek, Bu, ithal kitaplarla modaya döndü. Her önüne gelenin hiçbir yazarı tanımadığı halde çocuk kitapları yazmaya eğilim gösterdiği bir kaosa döndü ortam. Dile bakılmadan, çocukların yaş gruplarına göre seçimler yapılmadan, bir sele döndü ve aldı başını gitti. dedi. Anadolu'nun her karışında etkili olan farklı medeniyetlerin edebiyatı beslediğinin altını çizen Ural, Anadolu topraklarında Persler, Troyalılar, Luviler, Galyalılar, Türkler, Kürtler, Frigler ve Hititler gibi birçok farklı kültürle ve halkla karşılaşıldığını söyledi. Tarihin iki önemli yazarı Heredot ile Homeros'un Anadolu topraklarından çıktığına da dikkati çeken Ural, Biri Bodrumlu, biri İzmirlidir yani bu toprakların insanları ama o zamanlar pasaport olmadığı için insanlar kuşlar gibi, pasaportsuz her tarafa gidip gelebiliyordu. O kültürlere, şurada Amorium'daki kültüre sahip çıkmadığımız için, bu toprakların masalları yıllarca bütün dünyaya, Ezop masalları, Yunan masalları olarak anlatılmış. 1870'lerde ya bir Danimarkalı ya da Finli bir yazar, hazırladığı bir Ezop kitabının başına şöyle yazmış: 'Frigyalı Ezop'un masallarıdır.' Yani o masallar, dünyada çocukların en sevdiği halk masalları, şuradaki topraklarda yaşamış insanlardan çıkmıştır. Burası böyle. Karatepe'ye gidiyorsun, başka bir kültür. Bodrum tarafları, Homeros ve İlyada destanı, Troya efsanesi. Yunanistan, Troya efsanesini de kendisine mal etmiş. dedi. Türk edebiyatında Mevlana'nın önemine de vurgulayan Ural, Mevlana'nın türbesi var Konya'da. Onun öldüğü gün Şeb-i Arus olarak kutlanılır. Mesnevisi, din kitabı, şiirleri falan var ama bu iş böyle değil. Mevlana, doğu bilimcilerinin, 'dünyanın en büyük şairlerinden biri' dediği, çok önemli bir şair. Mevlana'nın, yanlış söylemek istemiyorum, Mesnevi'sini bırak, zaten 800 sayfadan fazladır, sadece rubailerinin ve gazellerinin yer aldığı kitaplarının içinde 45 binin üstünde mısra var. Ayrıca 'Fihi Ma Fih', 'Mektubat', 'Divan-ı Kebir' ve 'Mesnevi' ile bir kitabı daha var. Bunlar için 10 yılını harcamıştır. Bu kültürler bizim diyorum ya, şurada Bergama'da bir yer var. 200 bin esere yakın bir kütüphanesi ve hastanesi olan bir yerde, burada, Mevlana'nın Galenos, dünyanın Galen dediği bir doktor yaşamıştır, Lokman Hekim... İnsan anatomisini ezbere bilen, çok iyi çözümlemiş ve bugün hala dünya tıbbına örnek gösterilen, 350'ye yakın doğal ilacı bulmuş çok önemli bir adam. Hatta o ölmeden önce oradaki hastanenin kapısında, 'Buraya ölüm giremez' yazarmış. Yılanlar besliyor, onlarla İskenderiye'ye gidiyor, hekimlik dersi alıyor, dünyanın gelmiş geçmiş en önemli insanı. Hatta Roma imparatoru ona doktorların imparatoru madalyasını sunuyor. Mevlana, Mesnevi'nin içinde diyor ki 'Tanrı bizi Galenos ve Platon gibi insanlardan eksik bırakmasın.' Yunus Emre gibi bir şair, Galenos için şiirler yazıyor, kitaplarında geçiyor. diye konuştu. Ders kitapları içine Evliya Çelebi, Katip Çelebi, İbrahim Müteferrika ve El Cezeri gibi önemli isimlerin konulması gerektiğini sözlerine ekleyen Ural, İranlı profesör Firuzan Fer diyor ki, 'Çok güzel rubaileri var Mevlana'nın ama hiçbir zaman Ömer Hayyam'ın yerini tutamaz'. Hasan Ali Yücel de, 'Katı, esnek olmayan bir bakışla dünyaya bakanlar için Mevlana'nın rubaileri, kusura bakmasınlar, Hayyam'dan biraz daha iyidir' diyor. Onun için çocuklarımız kendi kültürlerimizi öğrenmeli. Ezop'u da Heredot'u da Homeros'u da öğrenmeli, İbn Battuta'yı, İbn-i Sina'yı, Mevlana'yı da öğrenmeli. Büyüdükçe daha farklı eserleri de okuyabilmeli. ifadelerine yer verdi. Yalvaç Ural, çocuk edebiyatıyla uğraşan kişilerin kendilerini düzeltmesi gerektiğinin altını çizerek, Çocuk edebiyatı, bir kuyumcunun yüzüğün üzerine minik inciler kakması gibidir. Taş kakmacılığıdır çocuk edebiyatı. Her milimetreyi, her inceliği bulup, ona göre, o taş düşmeyecek şekilde yerleştirmen ve bütün güzelliğiyle ona sunman gerekir. O da okurken hiçbir şeye takılmadan, su gibi okuyup, bitirip, içselleştirmelidir. Yetişkin yazarlığı, bilezik yapmaya benzer. Çocuk edebiyatımızın ayaklarının yere basması için gerçekten bir çaba içine girip, kendi geçmişimizi, kültürümüzü, edebiyatımızı da bilip, pek çok şeyi bunun üzerine koymak gerekir. Günümüzde küçük bir hikaye yazan, hemen onu okul öncesi kitaba çeviriyor. şeklinde konuştu. Bugüne kadar henüz basılmamış olanlarla birlikte 100 kitabı kaleme aldığını kaydeden Ural, bazı eserlerinin 26 dile çevrildiğini dile getirdi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yapay-zeka-istanbulu-sular-altinda-cizdi/", "text": "Yapay zekanın, İstanbul sular altında! başlığı ile çizdiği fotoğraf sosyal medyada olay yarattı. Yapay zeka teknolojisiyle Kadıköy'ü merkez alarak İstanbul'un sular altında gösteren hayali bir görüntüsünün çizilmesi kısa sürede tüm dikkatleri üzerine çekti. Yapay zeka teknolojilerinin bu tür yaratıcı uygulamaları, sanatın ve dijital dünyanın sınırlarını zorladığı her geçen biraz daha belirginleşerek ortaya çıkmakta. İnsanlar yapay zekanın neleri başarabildiğini hayranlıkla izliyor. Bu kez yapay zeka, İstanbul'un sular altında kalan bir görüntüsünü çizerek büyük bir heyecan yarattı. Kadıköy'ü merkez alarak Altıyol meydanındaki boğa heykeli ile oluşturulan fotoğraf, kısa sürede sosyal medyada büyük ilgi gördü. Boğa heykelinin sular altında kalmış hali gerçekçiliğiyle dikkat çekti. İşte viral olan o fotoğraf! Gelişen teknolojiyle birlikte birçok yapay zeka aracı çıkmaya başladı. Bunlardan bazıları yazı yazıyor hatta resim çizebiliyor. Yapay zekanın yazı yazma, resim çizme gibi becerileri giderek gelişiyor. Özellikle dil modelleri ve görüntü işleme algoritmaları, yapay zekanın metinler üretmesini ve yaratıcı resimler oluşturmasını sağlayabiliyor. Bu durum, sanatçılar ve yaratıcı profesyoneller için yeni bir potansiyel sunuyor. Yapay zeka, insanların hayal gücünü ve yaratıcılığını destekleyen bir araç haline gelerek, yeni sanatsal ifade biçimlerine ve dijital deneyimlere olanak tanıyor. Yapay zeka teknolojilerinin yaratıcı uygulamaları, sanatın ve dijital dünyanın sınırlarını genişletiyor ve ilginç sonuçlar ortaya çıkarıyor. Yapay zekanın yeteneklerini takdir etmek ve bu teknolojilerin potansiyelini anlamak önemlidir, ancak aynı zamanda insan yaratıcılığının benzersizliğini ve değerini de hatırlamak gerekmektedir. İnsan ve yapay zeka işbirliği, daha ileriye yönelik heyecan verici keşiflere yol açabilecek bir alan olarak önümüzde durmaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yapay-zeka-sanat-uretebilir-mi/", "text": "İstanbul sanatının nabzını tutan İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı, Yapay zeka sanat üretebilir mi? araştırma dosyasını kapağına taşıyarak yayınlandı. Günümüz dünyasının tartışmalı konularından olan yapay zeka ve sanat temaları, alanında uzman isimlerle değerlendirildi. Emel Altay tarafından hazırlanan haber çalışmasında ilk söz; sanatçı, eğitmen ve tasarımcı Bager Akbay'a verildi. Yapay zeka ve sanat ilişkisine dair projeleri bulunan Akbay; Sanat eseri kendi duygularımızın aktarımı olduğu için bu yapay zeka için mümkün değil, ancak çıkan nesnenin sanat eseri olması mümkün dedi. Konuya dair fikirlerine başvurulan diğer isimler ise akademisyen Burak Dervişoğlu ve sanatçılar Elçin Arpaçay, Ozan Türkkan, Gizem Renklidağ oldu. Avukatlar Mutlu Yıldırım Köse ve Havva Yıldız da yapay zeka ve sanat ilişkisini hukuki açıdan ele aldı. Köse ve Yıldız, yapay zekayla üretilmiş sanat eserlerine yönelik henüz yasal bir düzenleme olmadığına vurgu yaptı. Sanatın kalbinin attığı şehir İstanbul'da sonbaharın gelmesiyle birlikte sanat etkinlikleri de hızla artmaya başladı. İstanbul Sanat Dergisi, sanatseverler için 2022 yılının son çeyreğine dair sanatsal etkinlik ve festivallere detaylıca yer verirken; Sanat Günlüğü ile izlenecek filmler, dinlenecek müzikler ve okunacak en yeni kitapları derledi. Derginin yeni sayısında sadece Türkiye'den değil, global düzeyde çok sayıda sanatçı ağırlandı. Anadolu yakasının gözde otellerinden 39 Kalamış'ın dış cephesini otel işletmecisi Münteha Adalı'nın talebiyle renklendiren David Arranhado, sanatını ve İstanbul gözlemlerini dergi okuyucuları ile paylaştı. Portekizli sanatçı Sara Gsilva, Lübnan asıllı ressam Shahi Dayekh de derginin yabancı konukları arasında yerini aldı. İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısında, özel isimlerle birbirinden renkli röportajlara yer verildi. Mimar Alper Aytaç, duayen sanatçı Devrim Erbil'in Bodrum'da yapılması planlanan müzesine dair detayları paylaştı. Bodrum'dan bir haber de ilçeye kazandırdığı müze ve sanat merkezi Museum ARThill ile ülkemizin sanat dünyasına yeni bir kapı aralayan sanatçı Ender Güzey'den geldi. Atık malzemeleri dönüştüren sanatçı Deniz Sağdıç ise dönüşümün gelecek nesiller ve gezegenimiz için ne denli önemli olduğunu vurguladı. Yapı Kredi Sanat ve Kültür Müdür Yardımcısı Elif Erdoğan ile Hristoff Aile Arşivi Sergisi gölgesinde, arşiv ve koleksiyonculuk üzerine anlamlı bir söyleşi gerçekleştiren dergi, nakışı çağdaş sanata kazandıran Pelda Aytaş'ı da sayfalarına taşıdı. Milli Saraylar Resim Müzesi Yöneticisi Gülsen Sevinç Kaya, kaleme aldığı Ünlü Fransız ressam Jean-Leon Gerome ve sarayın tablo koleksiyonunun oluşumuna katkısı başlıklı köşe yazısıyla sanat tarihine bir not düşerken, Ressam Gülseren Südor da 'Öncü Türk kadın ressamlar'ı İstanbul Sanat Dergisi okuyucuları için derledi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yapi-kredi-kultur-sanat-hayat-olum-ask-ve-adalet-sergisi-acildi/", "text": "Yapı Kredi Kültür Sanat; Hayat, Ölüm, Aşk ve Adalet isimli güncel sanat sergisine ev sahipliği yapıyor. Farklı coğrafyalarda yaşanan adaletsizliklere aşk, umut ve direnişle bakmayı öneren sergi, 15 Eylül 2022 2 Ocak 2023 tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat Galeri'de ziyaret edilebilir. Dünyanın her yerinde farklı biçimlerde yaşanan sosyal, siyasi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ya da ekolojik sebeplerden kaynaklanan adaletsizlikler, son yıllarda yaşadığımız küresel salgın ile daha da belirgin hale geldi. Türkiye'de ve yurt dışında yaşayan güncel sanatçılar, içinde bulunduğumuz bu durumu kimi zaman aşkı ve hayatı kutlayan umut dolu bir yaklaşımla, kimi zaman ise düşündürücü ve alternatifler üretmeye teşvik eden bir zeminde ele alıyor. Hayat, Ölüm, Aşk ve Adalet, sergi için üretilen yeni eserlerin yanı sıra güncel sanatçıların yakın dönemde üretilmiş fotoğraf, yerleştirme, video ve duvar resimlerine yer veriyor. İsmini sanatçı Hale Tenger'in aynı adlı ses yerleştirmesinden alan sergi, hak ve adalet arayışına saygı ve dayanışmayla, kimsenin yaşam tercihleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir zemin umuyor. Sanatçı Cansu Yıldıran'ın doğayı, bedeni ve bağımsızlığı kutladığı fotoğraf, kuir bedenlerin varoluşunu ön plana çıkararak alışılagelmişin dışında bir tür Onur Anıtı oluşturmayı hedefliyor. Berlin'de yaşayan sanatçı Jasper Kettner'in aktivist İbrahim Arslan ile birlikte ürettiği Die Angehörigen / Akrabalar (2019) adlı fotoğraf serisi, insanları rakamlara indirgeyerek anonimleştirip kurbanlaştıran bir yaklaşım yerine, her birinin bireysel öyküsünü vurgulayan bir bakış açısı öneriyor. İstanbullu sanatçı Mustafa Emin Büyükcoşkun'un Galatasaray Meydanı ile konuşan Tekerrür (2015 devam eden proje) isimli fotoğraf yerleştirmesi, kendi içinde mütevazı bir anma alanı yaratıyor. Sanatçı Aslı Uludağ, Ege Bölgesi'nde yer alan Büyük Menderes, Denizli ve Gediz Grabenleri'ndeki jeotermal enerji yapılaşmasının yol açtığı yavaş şiddetin tezahürlerini, bölge halkının direnişine de tanıklık ederek büyük bir titizlikle çalışıyor. Viron Erol Vert'in otobiyografik ve performatif olan video çalışması, sergiye hem kaybedilenleri bulma umudu hem de ev ve iç dünyaya ait bir boyut ekliyor. Paris'te yaşayan Azerbaycan doğumlu sanatçı Babi Badalov, duvara uyguladığı mekana özgü görsel şiirlerinin yanı sıra kumaş çalışmalarında de farklı alfabeler ile dilin sınırlarını araştırıyor. Macar fotoğrafçı Istvan Zsiros'un Suriye'deki savaştan kaçan ve Budapeşte tren istasyonunda sabahlayan insanları fotoğrafladığı çalışması, aşk ve umut dolu bir anı yakalıyor. Sanatçı Larissa Araz'ın aslen ses çalışması olarak üretilen Umut Arşivi: Mektupları (2015, 2022), sergi için yeniden soyutlanıp görselleşerek duvarda bir form buluyor. Sergi, Viyana'da yaşayan sanatçı Rojda Tuğrul'un nesli tükenmekte olan Fırat kaplumbağalarının bozulan ekosistemlerini ve doğanın silah olarak kullanılmasını tartıştığı yerleştirmesiyle devam ediyor. Savaş Boyraz'ın sakin ve büyüleyici doğa manzarasının önünde duran kırık üç objenin kumaşa basılan fotoğrafları, İnsan yıkımı nasıl belgeler? sorusunu soruyor. Dünya çapında insan hakları ihlallerini araştıran çok disiplinli araştırma ve sanatçı grubu Forensic Architecture'ın Triple Chaser videosu ise ilk defa İstanbul'da sergileniyor. Serginin üst katında, sanatçı Dana Kavelina'nın Ukrayna'daki çatışmayı incelemek ve alternatif bir bakış açısı geliştirmek amacıyla yaptığı gerçeküstü bir film-şiir çalışması yer alıyor. Şafak Şule Kemancı'nın sergi için mekana özgü yeni ürettiği eser de suyun akışkanlığından yola çıkarak, aşkın ve tutkunun durdurulamaz oluşuna atıfta bulunuyor. Fransız Kültür Merkezi, Goethe-Institut Istanbul ve Tarabya Kültür Akademisi'nin desteğiyle hazırlanan sergi, 15 Eylül 2022 2 Ocak 2023 tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat'ta ziyaret edilebilecek. Forensic Architecture, Larissa Araz, Adalet Atlası, Sevgi Aka, Babi Badalov, Savaş Boyraz, Mustafa Emin Büyükcoşkun, Ayşe Draz, Marianne Fahmy, Dana Kavelina, Jasper Kettner & İbrahim Arslan, Şafak Şule Kemancı, Rojda Tuğrul, Hale Tenger, Aslı Uludağ, Viron Erol Vert, Cansu Yıldıran ve Istvan Zsiros'ın çalışmalarıyla katkıda bulunduğu serginin küratörlüğünü Didem Yazıcı ve Peter Sit üstleniyor. Serginin asistan küratörü ise Burcu Çimen. Sergiye eşlik edecek aynı isimde bir yayın ise ekim ayında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanacak. Türkçe ve İngilizce olarak basılacak kitapta Banu Karaca ve Didem Yazıcı'nın metinleri, sergide yer alan sanatçıların eserlerine dair detaylı bilgiler olacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yapi-kredi-kultur-sanat-yayincilikin-cevrimici-soylesileri-devam-ediyor/", "text": "Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'ın çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği Bakmak Dinlemek Okumak söyleşileri devam ediyor. Türkiye'de psikanalizi kurumsallaştıran sayılı isimlerden Talat Parman, ergenliği eğitim ve aile ilişkilerinden cinselliğe ve cinsel kimliğe kadar çeşitli yönleriyle ele aldığı yeni kitabı Ergenliğin Tutkusunu konuşmak üzere Psikanaliz Defterleri yayın kurulu üyesi Klinik Psikolog ve psikanalist Dr. Neslihan Zabcı ile bir araya geliyor. 4 Aralık Cuma günü saat: 18:00'da Yapı Kredi Yayınları'nın Instagram hesabı üzerinden canlı olarak düzenlenecek sohbete link'e tıklayarak katılabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yapi-kredi-kultur-sanatta-acilan-karagozum-iki-gozum-sergisi-suresince-karagoz-gosterileri-izleyicisiyle-bulusuyor/", "text": "Yapı Kredi Kültür Sanat'ta açılan Karagözüm İki Gözüm sergisi süresince birbirinden renkli Karagöz gösterileri her yaştan izleyicisiyle buluşuyor. 7 Kasım Cumartesi günü çocuklar için yapılacak olan Çöp Canavarı Karagöz gösterileri, Biletix tarafından sağlanacak bir platform üzerinden çevrimiçi izlenebilecek. Yapı Kredi Kültür Sanat'ta açılan Karagözüm İki Gözüm sergisi süresince birbirinden renkli Karagöz gösterileri her yaştan izleyicisiyle buluşuyor. 18. ve 19. yüzyıl oyunlarından yola çıkarak hazırlanan Büyülü Ağaç, her ne kadar klasik Karagöz oyunlarından aşina olduğumuz her ayrıntıyı barındırsa da, yepyeni ve dinamik bir oyun. Yapı Kredi Kültür Sanat'ta açılan Karagözüm İki Gözüm sergisi süresince birbirinden renkli Karagöz gösterileri her yaştan izleyicisiyle buluşuyor. 18. ve 19. yüzyıl oyunlarından yola çıkarak hazırlanan Büyülü Ağaç, her ne kadar klasik Karagöz oyunlarından aşina olduğumuz her ayrıntıyı barındırsa da, yepyeni ve dinamik bir oyun."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yapi-kredi-kultur-sanatta-bu-hafta-uc-cevrimici-etkinlik-sanatseverlerle-bulusuyor/", "text": "Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık bu sonbaharda da sanatseverleri sanat ve edebiyatla sanal dünyada buluşturmaya devam ediyor. İnternet üzerinden canlı yayınlanacak etkinliklerde 17 Kasım Salı günü Uzak Mesafeli Yakın Okumalarda Yaşar Kemal'in Yer Demir Gök Bakır adlı yapıtı konuşulacak. 18 Kasım Çarşamba günü yapılacak olan Bakmak, Dinlemek, Okumakın konuğu ise yazar Ömür İklim Demir. Sanat Dünyamız Konuşmaları dizisinin 19 Kasım Perşembe günü yapılacak bölümünde ise sezonun en önemli organizasyonlarından olan, 24. Uluslararası Tiyatro Festivali konuşulacak. Türk dili ve edebiyatı uzmanı Dr. Erkan Irmak'ın hazırlayıp sunduğu Uzak Mesafeli Yakın Okumaların bu ay odağında Yaşar Kemal'in Yer Demir Gök Bakır adlı yapıtı yer alıyor. Dağın Öte Yüzü üçlemesinin ikinci romanı olan Yer Demir Gök Bakır küçük bir köyün içine düştüğü derin çıkmazı, köylülerin giderek onları içine çeken korkularını, mitlerle bezedikleri hayallerini ve gerçeğin ağır yükünü anlatır. Bu seminerde, uzun ve karanlık bir kışa yaklaşan insanlığın yeniden artan ortak kaygılarını, içinden çıkamadığımız yalnızlık duygusunu, kaçacak hiçbir yer, sığınacak hiç kimse kalmadığında yaşamın nasıl ağırlaştığını Yaşar Kemal'in Toroslar'ın uzak bir köyünden yükselttiği sese kulak vererek anlamaya çalışacağız. Uzak Mesafeli Yakın Okumalar ilhamını Yapı Kredi Yayınları'nın Modern Klasikler başlıklı yayın dizisinden alıyor. Irmak, ayda bir kere sunduğu seminerde 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyılda eserler vermiş ve adları bugün dünya edebiyatı pantheonuna yazılmış yabancı yazarların ve aynı dönemlerde ürün vermiş Türk edebiyatının ustalarının eserlerini çeşitli boyutlarda ele almayı amaçlıyor. 17 Kasım Salı günü saat: 18:00'da herkesin katılımına açık ve ücretsiz olarak düzenlenecek söyleşiye link'e tıklayarak Yapı Kredi Kültür SanatYayıncılık'ın Youtube kanalı üzerinden izleyebilirsiniz. Bakmak Dinlemek Okumak söyleşilerinin bu ayki konuğu Ömür İklim Demir ve ilk romanı Kum Tefrikaları. Günlük yaşamın lime lime ettiği bütün evhamlı ruhların hikayelerini alçakgönüllü ama yetkin bir dille birleştirdiği ilk kitabı Muhtelif Evhamlar Kitabı'yla kendi okur kitlesini yaratan yazar, yeni romanında Türkiye'nin son yüz yılında dolanıyor, geçmişle geleceğin arasında sabırla mekik dokuyor. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık kitap-lık dergisi editörü Murat Yalçın ve Ömür İklim Demir yazarın edebiyat ve hayat serüveni üzerine keyifli bir sohbette bir araya geliyor. Yapı Kredi Yayınları'nın 18 Kasım Çarşamba günü saat: 18:00'da Instagram hesabı üzerinden canlı yapacağı etkinliğe link'e tıklayarak katılabilirsiniz. Pandemi sürecinin etkilerinin en ağır hissedildiği kültür sanat etkinlikleri arasında seyircisiyle buluşamayan tiyatrolar yer aldı. Bir kısmı farklı platformlarda perdelerini açan tiyatroların yanı sıra bir kısmı da bir daha açılmamak üzere perdelerini kapattı ya da izleyicileriyle dayanışma kampanyaları düzenlediler. Sanat Dünyamız Konuşmaları'nın bu bölümünde sezonun en önemli organizasyonlarından olan, 24. Uluslararası Tiyatro Festivali konuşulacak. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi öğretim görevlisi Banu Atça moderatörlüğünde düzenlenecek söyleşide, İKSV Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz konuk olacak. 19 Kasım Perşembe günü saat: 18:00'da Yapı Kredi Yayınları'nın Instagram hesabı üzerinden canlı olarak düzenlenecek sohbetlere link'e tıklayarak katılabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yapi-kredi-kultur-sanattan-cocuklar-icin-karagoz-etkinligi/", "text": "Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık bu kış da sanatseverleri sanat ve edebiyatla sanal dünyada buluşturmaya devam ediyor. Ocak'ın son haftasında internet üzerinden canlı yayınlanacak etkinliklerde 30 Ocak Cumartesi günü Çocuklar İçin Karagöz etkinliğinde Karagöz Sanatçısı Cengiz Özek, çocuklara Karagöz sahnesinin nasıl hazırlandığı hakkında bilgiler vererek gölge tiyatrosu oynatmanın ipuçlarını anlatacak. Yapı Kredi Kültür Sanat'ta devam eden Karagözüm İki Gözüm sergisi kapsamında çocuklar Karagöz'ün dünyasıyla yakından tanışıyor. Çocuklara Karagöz'ün renkli dünyasını tanıtmak amacıyla düzenlenen etkinliklerde, çocuklar Geleneksel Türk Gölge Tiyatrosu'nu ve bu geleneğin en önemli figürünü öğrenerek, birbirinden renkli hikayeleri ve karakterleri yakından tanıma fırsatı buluyorlar. Karagöz Sanatçısı Cengiz Özek çocuklara Karagöz sahnesinin nasıl hazırlandığı hakkında bilgiler vererek gölge tiyatrosu oynatmanın ipuçlarını verecek. Daha önce kendi kukla figürlerini yapmayı öğrenen çocuklar bu defa atölye, kendi sahnelerini kurup Karagöz oyunlarını sahneleyebilecekler. Etkinlik 30 Ocak Cumartesi saat 12:00'de Yapı Kredi Kültür Sanat YouTube sayfasında yayımlanacak. Yapı Kredi Kültür Sanat tarafından çocuklar için özel olarak hazırlanan etkinliklere, YouTube kanalı üzerinden ücretsiz olarak katılabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yarinin-kadin-yildizlari-basvurulari-basladi/", "text": "İstanbul Müzik Festivali'nin, geleceğin kadın müzisyenlerini desteklemek amacıyla 2018'de başlattığı Yarının Kadın Yıldızları: Genç Kadın Müzisyenler Destek Fonu projesi, dördüncü yılında üstün yetenekli müzisyenlerin çalgı, şan ve şeflik branşlarında uluslararası arenadaki kariyerlerinin ilerlemesine destek olmaya devam ediyor. Yarının Kadın Yıldızları projesi için başvurular 16 Nisan Cuma gününe kadar yapılabilecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Müzik Festivali'nin Türkiye Sınai Kalkınma Bankası işbirliğiyle, geleceğin kadın müzisyenlerini desteklemek amacıyla 2018'de başlattığı Yarının Kadın Yıldızları: Genç Kadın Müzisyenler Destek Fonu projesi, dördüncü yılında üstün yetenekli müzisyenlerin çalgı, şan ve şeflik branşlarında uluslararası arenadaki kariyerlerinin ilerlemesine destek olmaya devam ediyor. Yarının Kadın Yıldızları projesi için başvurular 16 Nisan Cuma günü saat 17.00'ye kadar destekbasvuru@iksv. org adresine yapılabiliyor. İstanbul Müzik Festivali kapsamında TSKB sponsorluğuyla sürdürülen bu fona lisans veya lisansüstü seviyesinde yurtdışında bir müzik okulundan kabul alan, yurtdışında müzik eğitimini sürdüren ya da kariyer gelişimine olumlu katkıda bulunacak ustalık sınıfı, orkestra seçmesi, uluslararası yarışma gibi etkinliklere katılım veya çalgı alımı için desteğe ihtiyaç duyan kadın müzisyenler başvurabiliyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yarismayi-kazanan-lisa-enroth-bir-hafta-boyunca-film-izleyecek/", "text": "İsveçli hemşire Lisa Enroth, 12 bin kişiyi geride bırakarak 60 filmlik seçkiyi deniz fenerinden izleme yarışmasını kazandı. Lisa Enroth, salgın sebebiyle sinema salonlarında gösterilmeyecek 60 filmlik programının tamamını tek başına ıssız bir adadaki deniz fenerinden izleyeceği yarışmayı kazandı. İsveçli hemşire Enroth, dünyanın dört bir yanından başvuran 12 bin kişiyi geride bıraktı. Covid-19 servisinde çalışan hemşire Lisa Enroth, salgın sebebiyle sinema salonlarında gösterilmeyecek Goteborg Film Festivali'ne katılacak 60 filmi, tek başına İsveç kıyılarındaki ıssız bir adadaki deniz fenerinden izleyecek. Enroth, bir hafta boyunca tamamen farklı bir gerçekliğin parçası olmaktan keyif almayı umduğunu ifade etti. Bir haftalık macerası kayıt altına alınacak Enroth; Hamneskar adasında telefon, bilgisayar olmadan bir hafta yalnız yaşayarak film seyredecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yasami-ve-yapitlariyla-habip-aydogdu-sergisi/", "text": "100 yıllık Cumhuriyetin ikinci yarısında yaşananların, duygusal ve düşünsel izdüşümlerinden beslenen görsel yapıtlardan oluşan; Yaşamı ve Yapıtlarıyla Habip Aydoğdu Sergisi açıldı. Antalya Kültür Sanat Merkezi'nde sanatseverler ile buluşan sergi kapsamlı bir biyografi niteliği de taşıyor. Sergi aynı zamanda Çağdaş Türk Resim Sanatının önemli isimleri arasında görülen Habip Aydoğdu'nun, sanatla yoğrulan yarım yüzyılına ışık tutuyor. Habip Aydoğdu'nun sanatsal evriminin izlerini, yaşamındaki dönüm noktalarıyla beraber kronolojik biçimde sunan sergi, izleyicileri Yaşam Kavgası adıyla, sanatçının ilk dönem çalışmalarıyla karşılıyor. Zamanın Ruhu ismiyle, 1989-2015 yılları arasında ürettiği eserlerin yer aldığı ikinci salonun ardından izleyiciler, Umut temalı üçüncü salonda, 2016-2023 arasına tarihlenen, gerçeklik ile sembolizm arasında dans eden formların can bulduğu birbirinden önemli yapıtları deneyimleme fırsatı buluyor. Küratörlüğünü Elif Aydoğdu Ağatekin'in üstlendiği ve 148 yapıtın yer aldığı sergide; sanatçı hakkında farklı dönemlerde kaleme alınmış metinlerden oluşan yaşam ve sanat yolculuğu, desenler, üç boyutlu çalışmalar, fotoğraflar ve belgelerle iç içe kapsamlı bir içerik sunuluyor. Habip Aydoğdu'nun son dönem çalışmalarının da yer aldığı 2023 Karalamalar Güncel Notlar adlı resimli günlükleri Özgür Aydoğdu'nun etkileşimli iPad uygulamasıyla izleyiciye aktarılıyor. Psikolojik olarak uzak nesneler soyut, daha yakın olanlar somut algılanmaktadır. Psikolojik uzaklık, zamansal olarak uzak, gelecek veya geçmiş duygusu yaratacaktır. Uzağın soyut, yakının ise somut algılanmasının sebebi, uzağın tahayyülünde zamandan ve mekandan bağımsız, değişmeyen, sabit unsurların ön plana çıkarılmasının gerekmesidir. Habip Aydoğdu resmindeki derinlik ve uzaklık hissinin temeli, yaratılan soyut kavramların varlığı yanında kırmızı ve siyah renklerin yarattığı histir. Ressam Habip Aydoğdu'nun yıllardır uyguladığı yaklaşım gibi bu sergi ile de her bir çalışmasını bir çemberin üzerine ve izleyicisini de çemberin merkezine yerleştirerek oluşturduğu bir daire, onun anlatım dilinin başka bir ifadesidir. İzleyici sergi esnasında dairenin merkezinden çemberin çevresine sık sık giderek/gelerek bir şeyler almalı/vermeli, mutlaka kendi içindeki kavramsal daireyi büyütüp güçlendirecek yeni bir şeyleri de merkeze bırakabilmeli ve düşünsel yarar sağlamalıdır. Akıl ve zihin işletimin sistemin yapısı doğrultusunda; bu çemberin çapının genişliği ve çemberde yer alan sanatseverin bilgisi, gücü ve direnci artacaktır. Kavramların önemine yapılan bu açıklamalardan sonra Habip Aydoğdu'nun sergisi bir kavramsal yığını veya kavramlardan oluşan tek bir metinmiş gibi düşünülmemelidir ve anlama süreci de buradan başlatılabilir. Bu kavrayışı edindikten sonra da Hermeneutik Döngü'nün içinde ormanını kaybetmiş bir ağaç gibi dönüp durmayı göze almak oldukça önemlidir, çünkü ne kadar metinler arası bir okuma yapılırsa yapılsın, döngüsel süreçte anlamın neresinde durduğumuzun keşfi pek de mümkün değildir. Dilimin sınırı dünyamın sınırıdır. 'dan dan hareketle; Okuma- Okuduğunu Anlama-Düşünme-Analiz Etme-Düşünce Oluşturma-Düşünceyi Ortaya koyma zincirinin de sağlanması için Habip Aydoğdu resimlerinde mevcut kavram zenginliğini yakalayabilecek Güncel Dil Birikimi ve Dil Felsefesine sahip olmak gerekir. Her biri bizim için açık ve Açık Yapıt olan çok katmanlı resimleri, yüzey yapı/derin yapı ilişkisi ile çoğul okumaya müsait anlam düzlemleri oluşturur. Yüzey yapı gösterenlerinin derin yapıdaki karşılıkları okuyucuya kendi birikimine göre bir anlam boyutu açar. Metaforik dokulu bu tip metinlerin tüm katmanlarıyla çözümlenebilmesi sanatsever ile Habip Aydoğdu resimleri arasında kültürel ittifakın var olmasına bağlıdır. Resimlerdeki ana fikrin bulunmasında düşünce akışının hangi yöne doğru olduğunu bulmak çok önemli bir kuraldır. Anlatım tekniği olarak düşünce akışının genelden özele gittiği paragraflarda tümdengelim tekniğiyle yazılmış yazılarda ana fikir net olarak ortadadır. Tümevarımda, düşünce akışının özelden genele gittiği parçalarda ise ana fikir detaylarda gizlidir. Az renk ve figür ile yaratılan Habip Aydoğdu resimlerinde, soyut kavramlarına sahip sanatseverlere tümden gelim yoluyla anlatım dili kullanmaktadır. Gerek sergi, gerekse her resim için yapılan açıklamalar izleyicinin yolunu ve ulaşabileceği hedefini ortaya koymaya yardımcı olmaktadır. Netice olarak; kavramların öğreniminde; kavramların içerik öğelerinin açıklanması etkili bir öğrenme için önemlidir. Tam ve eksiksiz öğrenilen kavramlar, öğrenme niteliğini artırmaktadır. Yanlış ve eksik öğrenilen kavramlarla; ya aşırı ve dar genellemelere, ya da yanlış kavramsallaştırmalara ulaşılır. Kavramlar arasındaki ilişkileri görmek, farklı bakış açılarıyla bir kavramı tanımak ve doğrusal olmayan bir içerikle kavramları öğrenmek, bilişsel esnekliklerinin gelişmesine yardımcı olmaktadır. Kavramların içerik öğelerinin açıklanması; kavramların tam ve eksiksiz öğrenilmesine ve bilişsel esnekliğin gelişmesine katkıda bulunarak sanatın, bilimin ve felsefenin daha nitelikli öğrenmesine yardımcı olacaktır. Habip Aydoğdu; daha önceki sergilerinde olduğu gibi bu sergisinde de sert mesajlarla aklımıza doğrudan temas ederek düşünmemizi sağlamaya çalışmaktadır. Sanatseverlere düşen görev ise öncelikle sanat çalışmalarındaki kavramları anlama çabası içinde olmaktır. Habip Aydoğdu 1952'de Konya'da doğdu. 1970'de İstanbul İlköğretmen Okulu Resim Semineri'ni, 1974'de ise İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'nu tamamladı. İlk kişisel sergisini 1976'da Ankara'da açtı. 1980'li yılların ortalarında; Vakko Sanat Galerilerinde Sokaklar Çığlık Çığlığa sergilerini gerçekleştirdi. 1988'de Galeri Selvin'de açtığı Uçan Düş sergisinde metnini Erhan Karaesmen'in hazırladığı kitabı yayınlandı. 1999'da Aksanat'ın Milenyumu Karşılarken projesine katıldı. 20. sanat yılını Hesaplaşma ve Yaşamı Savunma adlı sergisiyle Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde; 30. yılını ise Ortaköy Sanat Galerisi'nde İzler adlı sergisiyle kutladı. 2002'de Avusturya Feldkirch Galerie Sechzig'de kişisel bir sergi açtı. Aynı yıl Bilim Sanat Galerisi Murat Ural'ın yazdığı Habip Aydoğdu kitabı yayınlandı. 2008'de Ankara Batı Birlik Sanat Galerisi'ndeki sergisinde, resimli günlüklerinin tıpkıbasımı İç Dökümleri adıyla yayınlandı ve Vincent van Gogh'un Peşinde, Modernizmin İzinde adlı projeye katıldı. Üç boyutlu çalışmalarını sergilediği Düşler ve Buluntular adlı sergisini 2010'da Grup Sanat Galerisi'nde açtı. 2012'de Arete Sanat Galerisi'nde Zamanın Ruhu adlı sergisi Habip Aydoğdu-İbrahim Karaoğlu söyleşisini içeren aynı adlı kitapla birlikte açıldı. 2013-14 yılında yine Arete Sanat Galerisi'nde metin yazarlığı ve küratörlüğünü Zeynep Yasa Yaman'ın yaptığı Kenar Notları kitabı eşliğindeki sergisini açtı. 2015'te İş Sanat Kibele Sanat Galerisi'nde Kırmızı adlı retrospektif sergisiyle izleyicisiyle buluşan Aydoğdu, 2016'da Adonis ile İzmir Folkart Gallery'de Kan Kırmızı, 2018'de ise Bodrum Şevket Sabancı Kültür ve Sanat Merkezi'nde Kırmızı Yolculuk adlı sergisini gerçekleştirdi. 1976'da gerçekleştirdiği ilk sergisinden sonra Habip Aydoğdu '76/76... adlı yetmiş altıncı kişisel sergisini İzmir'de Selçuk Yaşar Resim Müzesinde açtı. 2022 yılında İş Sanat Ankara Sanat Galerisi'nde Kırmızı yine Kırmızı, 2023 yılında ise Antalya Kültür Sanat'ın düzenlediği Yaşamı ve Yapıtlarıyla Habip Aydoğdu adlı sergisini yine Elif Aydoğdu Ağatekin küratörlüğünde gerçekleştirdi. Yurt içi ve dışında 78 kişisel sergi gerçekleştirmiş, alanında 10'dan fazla ödülün sahibi olan Aydoğdu'nun yapıtları, pek çok önemli müzede bulunmaktadır. Her yeni sergisinde anlatım dilini daha da zenginleştiren Aydoğdu'nun bir ressam olarak kişisel öyküsü, aslında kendi kuşağının da öyküsüdür."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yasar-kemal-vakfindan-sanal-fotograf-sergisi/", "text": "Yaşar Kemal Vakfı, 28 Şubat 2018'de yaşamını yitiren yazar Yaşar Kemal'i iki sanal sergiyle anıyor. Yiğidin İyisi Sözünden Olur ve Çukurova Bayramlığın Giyerken sergileri vakfın sitesinde erişime açıldı. Yaşar Kemal Vakfı'nın Karacaoğlan'ın Yiğidin İyisi Sözünden Olur dizesi ile adlandırdığı sergide vakfa armağan edilen fotoğraflardan bir seçki ile yazarın hayatından kesitler sunuluyor. Ağrı Dağı'ndan Bodrum'daki sünger avcıları teknelerine Kemal'in hayatından kesitler sunan sergide ayrıca yazarın Cumhuriyet gazetesi günleri, edebiyat buluşmaları, mahkemeler, ödül törenleri ve çocukluk arkadaşlarıyla buluşmaları da yer alıyor. Sergide, Güneş Karabuda, Ebru Ceylan, Lütfi Özgünaydın, Ahmet Güneştekin, Selahattin Giz, Limasollu Naci, Sema Korkmaz, Sedat Mehder, Ercan Arslan, Kerem Topuz, Mehmet Ali Sulutaş, İbrahim Öğretmen ve Hakan Ezilmez'in fotoğrafları yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yasar-nabi-nayir-genclik-odullerine-basvurular-basladi/", "text": "Varlık dergisi ve yayınlarının kurucusu Yaşar Nabi Nayır adına her yıl kuruluş yıldönümü olan Temmuz ayında şiir ve öykü dallarında verilen Gençlik Ödülleri'ne başvurular başladı. Son başvuru tarihi 1 Nisan olan 2021 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'ne bu yıl ilk defa başvurular e-postayla yapılacak. Seçici Kurullar ise şiir dalında: Zeynep Uzunbay, Nilay Özer, Ali Özgür Özkarcı, Seyyidhan Kömürcü, Mehmet Erte; öykü dalında: Nursel Duruel, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Hatice Meryem, Selçuk Orhan, Pelin Buzluk'tan oluşacak. Ödülün amacıysa edebiyatımıza yeni değerler kazandırmak olarak açıklandı. Her iki dalda da ödüle aday olunabilir. Kitap olarak yayımlanmaya uygun şiir ve öykü dosyaları A4 Word belgesine Times New Roman yazı karakteriyle 12 punto dizilmelidir. Kitap dosyası tek Word belgesi olarak hazırlanmalıdır. Fotoğraf, özgeçmiş ve iletişim bilgileri dosyanın ilk sayfasında, dosya adının altında bulunmalıdır. Kitap dosyası yasarnabinayirgenclikodulleri@varlik. com. tr adresine en geç 1 Nisan 2021 tarihine kadar gönderilmeli, e-postanın konu başlığında ödüle hangi dalda aday olunduğu muhakkak belirtilmelidir. Sonuçlar Varlık dergisinin Temmuz 2021 sayısında açıklanacaktır. Ödüle değer görülen dosyalar Varlık Yayınları'nca kitap olarak yayımlanacaktır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yasemin-kamhi-resimleri-ile-her-eve-renk/", "text": "Ressam olarak renklere soyut ifadeler kazandırmayı seven Yasemin Kamhi, Her Eve Renk mottosu ile daha çok sanatsevere ulaşmak istiyor. Ulaşılabilir sanat olgusunun Türkiye'de de gelişmesini isteyen Kamhi, renklerin iyileştirici gücüne her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Yasemin Kamhi üretken bir ressam. Elinde yeterince boyası ve tuvali varsa yorulmadan saatlerce renklere soyut anlamlar kazandırmayı seviyor. Bizzat deneyimlediği için renklerin onarıcı gücüne inanıyor ve her şey renklensin istiyor. Ulaşılabilir sanat akımının ülkemizdeki temsilcilerinden biri olan Yasemin Kamhi, Her Eve Renk mottosu ile resim sanatının yaygınlaşması için çalışıyor. Yasemin Kamhi, Bana iş insanı Cefi Kamhi'nin eşi, ev hanımı, Lara ve Melda'nın annesi gibi sıfatlar yakıştırıyorlardı, bütün bunlar içinde annelik dışında hiçbir sıfatımı sevmedim diyor. Kendisini Arzularıyla yaşamasını seven biri olarak tanımlıyor, bunu resimlerine de yansıtıyor. Kamhi'nin resim yolculuğu, geçirdiği bir rahatsızlıktan sonra başlıyor. Rahatsızlığı sırasında doktoru dışarıda olmasının tehlikeli olabileceği yönünde görüş bildirince, bir yıl evinden dışarı adım atamıyor. Psikolojik olarak yıprandığı bu süreçte resme olan ilgisi, giderek gelişen bir tutkuya dönüşüyor. Resme başlamasının nedenini Kendimi tedavi etmek için diye açıklayan Kamhi, şimdi istiyor ki renkler daha çok kişiye iyi gelsin. Her Eve Renk mottosuyla yola çıkan Kamhi, eserlerini oldukça uygun fiyatlarla satışa sunuyor. Rakamlar kullanılan boya miktarı ve tablonun boyutuna göre 60 TL ile 1.000 TL arasında değişiyor. Kamhi, bu kararının nedenini resim sanatını yalnızca üst sınıfın ilgi gösterdiği bir alan olmaktan çıkarmak ve sanat eserlerine ulaşabilen kesimi genişletmek olarak açıklıyor. Anlayışını Alım gücü fark etmeksizin, her eve orijinal bir resim girebilsin. Benim resimlerim sadece ressam ünlü olduğu için eser toplamayanlar için diye ifade ediyor. Kamhi; Elbette koleksiyonerlik başlı başına bir iş. Ancak resim sadece koleksiyonerlerin ilgilendiği bir sanat dalı olmamalı. Bir sanat eserine sahip olabilmek için mutlaka büyük bütçeler ayırmanıza gerek kalmamalı. Sanatsever herkes bütçesine uygun fiyatlarla resim alıp mutlu olabilmeli, çiçek gibi bir tablo da hediye edilebilmeli görüşünü savunuyor. Yaşam anlarımız renklensin, duvarlar hayat bulsun diyen Kamhi, içinde yaşadığımız bu günlerde sanatın iyileştirici gücüne daha çok ihtiyacımız olduğuna dikkat çekiyor. Kamhi, resimlerinde ağırlıklı olarak akrilik boya kullanıyor, fazla pahalı olmayan tuvaller ve malzemeler kullanmayı tercih ediyor. Teknik olarak soyut /abstract çalışmayı seviyor. Turkuaz favori renklerinden biri. Siyahtan ise hoşlanmıyor, bugünlerde içini kararttığını söylüyor. Çeşitli galerilerde resimleri yer alan Kamhi'nin tablolarından birine sahip olmanın en kolay yolu ise Instagram'dan ona ulaşmak. Fiyatı artar endişesi ile şu anda herhangi bir satış platformuna eserlerini vermeyen Kamhi, Gelir düzeyi ne olursa olsun isteyen herkes orijinal bir resme sahip olabilmeli diyerek, tablolarını takipçileri ile paylaşıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yaza-merhaba-sergisi-buyuk-kulupte-acildi/", "text": "Sanatta Engel Yok Vakfı ve Derneği üyelerinin ve değerli sanatçıların eserlerinden oluşan ''Yaza Merhaba'' sergisi Caddebostan Büyük Kulüp'te açıldı. Sanatta Engel Yok Vakfı gönüllü destekçisi 55 sanatçının 70 eseriyle katıldığı sergi etkinliğinin açılışını, kalabalık ziyaretçi topluluğu eşliğinde Vakıf Başkanı Yasemin Zanbak yaptı. Sanatta Engel Yok Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Sevgi Ataman, Basın ve Sanat Danışmanı ressam, yazar Harika Ören, Sanatta Engel Yok Derneği üyeleri, sanatçılar; Nurcan Aral, Figen Kalan, Alev Demirkesen, Aynur Yıldırım, Ayşenur Özkankur, Azniv Çoban, Atilla Yıldırım, Emine Bayraktar, Esma Şahin, İkramettin Kahraman, İclal Vatandost, K. Muzaffer Gençer, Linda Kumdagezer, Güler Çelik, Zekiye Yılmaz, Hülya Kurt Ataözden, Hayriye Kuran, Zuhal Vatandost, Valya Dilbaz, Atilla Yıldırım ve onlarca sanatçı misafirlerini karşıladılar. Vakfın amacı hakkında bilgi verdiler. Eserlerini tanıtarak fotoğraf çektirdiler. Katılımcılara Sanatta Engel Yok Vakfı ve Mengerler Türk Ticaret A. Ş. tarafından eşantiyonlar dağıtıldı. Sanatta Engel Yok vakfı Başkanı Yasemin Zanbak '' Maddi manevi desteklerini esirgemeyen Büyük Kulüp Yönetimi, Sosyal Komitesi; Mengerler Türk Ticaret A:Ş, İstanbul Sanat Magazin ve sanatlarıyla yanımızda olan değerli sanatçı dostlarımıza teşekkür ederiz. İstanbul, Caddebostan Büyük Kulüp Sergi alanında açılan Yaza Merhaba sergimiz 9 Haziran'a kadar sürecek. Geliniz görünüz, eser satın alarak, vakıfa destek olma şansını yakalayabilirsiniz. '' diyerek, gönüllü sanat destekleyicilerine çağrı yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yazar-ferhat-jak-icoz-ile-tuketim-iliskileri-uzerine-keyifli-bir-sohbet/", "text": "Disiplinlerarası üretim ve buluşmalara alan açmaya devam eden Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, başlattığı yeni projesinde bütüncül bakış açısıyla sürdürülebilirliğin tüm boyutlarını kitaplar aracılığıyla aktarıyor. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği iş birliğiyle hayata geçirdiği Bir Dünya Okumak projesi kapsamında ezber bozan yazarlar, sürdürülebilirliğe farklı perspektiften bakıyor. Bilginin gücüne, yazının kalıcılığına ve kitap kokusunun zamansızlığına inanarak oluşturulan ve içinde tasarım-sanat-sürdürülebilir mimari ağırlıklı özel bir koleksiyondan oluşan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi'nin kütüphanesindeki kitaplardan ilhamla hayata geçirilen Bir Dünya Okumak projesi kapsamında, alanında yetkin ve dünyayı farklı gözlerle yorumlayan anlatıcılarla bir dizi söyleşi düzenleniyor. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları odağında güncel konuları farklı disiplinlerden kişilerle derinlemesine irdeleyen Bir Dünya Okumak söyleşileri, kitaplar aracılığıyla sürdürülebilirliğe farklı pencerelerden bakıyor. Serinin son söyleşine konuk olan yazar Dr. Ferhat Jak İçöz, tüketim ilişkilerinin ruhsal sağlığımızı nasıl etkilediğini örneklerle anlatıyor. On yılı aşkın süredir psikoterapi alanındaki çalışmalarıyla ön plana çıkan İçöz, aynı zamanda bu bilgi birikimiyle harmanladığı Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği adlı kitabın da yazarı. Kitabından da birçok anektoda yer veren Dr. Ferhat Jak İçöz, günümüz düzeninde hayatlarımızı daha dolu dolu ve doygun yaşamak için elimizden gelen tek şeyin kendimizi tanımak olduğunu vurguluyor. Sürdürülebilir bir ruhsal sağlık için kendimizi ve tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamanın önemini vurgulayan Jak, ihtiyaç fazlası her tüketimin içimizde yaratacağı boşluklara da değiniyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yunt-ilk-sergisi-sehir-nerede-ile-sultanbeylide-aciliyor/", "text": "Kar amacı gütmeyen sanat ve etkileşim alanı YUNT, Emre Zeytinoğlu küratörlüğündeki ilk sergisi Şehir Nerede? ile 4 Kasım 2023 4 Şubat 2024 tarihleri arasında kapılarını açıyor. Muratcan Sabuncu kuruculuğunda Sultanbeyli'de açılan YUNT, toplumun sanatsal etkinliklerle karşılaşma olanaklarını arttırmayı amaçlayan ve Sergen Şehitoğlu sanat danışmanlığında hayata geçen bir mekan. Sergi ve etkinliklerin yanı sıra eğitim programı ve desteklediği yayınlar ile sanatsal üretime katkıda bulunmayı hedefliyor. Mekanın sunduğu deneyim ve etkileşim olanakları ile toplumsal değişim potansiyellerinin çoğalmasına yardımcı olmayı öncelikleri arasına yerleştiriyor. Prof. Dr. Eva Şarlak'ın akademik danışmanlığında düzenlenen etkinlik programı ve teşvik politikası ile sanat üretimini ve entelektüel düşünceyi destekliyor. Şehir Nerede? sergisi, İstanbul'a nostaljik yaklaşımların ya da geleceğe ait iyileştirici düşüncelerin dışında, şehrin bugünkü gerçeği üzerinden hareket ediyor. Merkez-çevre ayrımının silikleşmeye başladığı şehirde; artık ne ideal bir İstanbulludan, ne oraya sonradan gelen ve o kültüre yabancı olduğu ileri sürülen arasındaki ayrımdan, ne de eski İstanbul görüntülerinin tekliğinden söz edilebilir. Sergide yer alan sanatçılar, ortaya koydukları yapıtları ile bize yeni bir İstanbul gerçeğinin düşünülmesi gerektiğinden söz etmektedirler. Şehrin bilinen simgeleri yerine günümüz sisteminde işlev kazanmış yeni yapıların, meydanların, mahallelerin ve şehirdeki farklı grupların görüntüleri ile karşılaşırız. İstanbul'da bir yandan var olan kültürel yapı ile bugünün yenilerinin buluştukları ve ayrıştıkları durumlar ortaya konulmaktadır. Sonuçta, bu sanat alanı da tam bu durumları içeren bir yerde bulunmaktadır ki bu yüzden, açılış olarak böyle bir sergiyle başlanması, hem o yerin izleyicisiyle bir yakınlık kuracak, merkez-çevre ayrımını ortadan kaldıracak hem de mevcut metropol mantığı üzerine bir düşünme pratiği başlatabilecektir. Bulunduğu konumdan ve konumun geçmişinden aldığı verilerle mekana özgü bir yerleştirme olarak Sergen Şehitoğlu tarafından tasarlanan Yunt Heykeli, kamusal alanda izleyicilere sunuluyor. Eski Türkçeden başlayarak kullanılan yunt kelimesi, Orta Türkçede yunt atlar, at sürüsü olarak geçiyor. Muratcan Sabuncu ve ailesinin bir zamanlar sahip oldukları at çiftliğinden ilhamla üretilen ve kar amacı gütmeyen sanat ve etkileşim alanı YUNT'un yakınında konumlanan açık alan heykeli, çiftlikte yetiştirilen 12 İngiliz atından yola çıkıyor. Atları temsil eden, dinamik formda yerleştirilmiş 12 küp, çiftliği ve aileyi simgeleyen kare bir çerçeve ile belirginleştiriliyor. Sergide yer alan sanatçılar: M. Cevahir Akbaş, Setenay Alpsoy, Sercan Apaydın, Can Aytekin, Antonio Cosentino, Mustafa Duymaz, Ahmet Elhan, Murat Germen, Sinan Logie, Mustafa Pancar, Rüçhan Şahinoğlu."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yurt-disina-kacirilan-6-tarihi-eser-turkiyeye-iade-edildi/", "text": "Türkiye'den ABD'ye kaçırılan 9 parçadan oluşan 6 tarihi eser, Antalya Müzesi'nde düzenlenen törenle iade edildi. Manhattan Bölge Savcılığı, Amerikan İç Güvenlik ve İstihbarat Birimi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Antalya ve Burdur Müze Müdürlükleri, New York Kültür ve Tanıtma Müşavirliği ve Tanıtma Genel Müdürlüğü'nün ortak çalışmalarıyla, Anadolu'daki antik kentlerden yağmalanarak ABD'ye kaçırılan Lucius Verus heykeli, Attis heykelciği, Apollon heykelciği, Kusura tipi idol, düver pişmiş toprak levhası ve 4 parçalı sütunlu lahit, yeniden Türkiye'ye kazandırıldı. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake, ülkesi ile Türkiye arasında kültür mirasını koruma anlaşmasını imzaladıklarını belirterek; Kaçakçıların ülkeden çıkardığı eserleri geri getirmeyi bir imzayla taçlandırdık. Bu iş burada bitmeyecek dedi. Büyükelçi Flake, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Türkiye'deki antik kentlerden yağmalanarak ABD'ye kaçırılan Lucius Verus heykeli, Attis heykelciği, Apollon heykelciği, Kusura tipi idol, düver pişmiş toprak levhası ve 4 parçalı sütunlu lahdin Antalya Müzesi'nde düzenlenen iade törenine katıldı. Türkiye'nin çok etkileyici bir kültür mirasının olduğunu belirten Flake, gösterilen çabaların sonucunda eserlerin yurduna dönmesinden dolayı mutlu olduğunu söyledi. ABD'nin Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Albay Matthew Bogdanus ise çalınmış ve yağmalanmış kültür varlıklarının iadesinin ABD ve Türkiye'nin yan yanaya çalışmasının ürünü olduğunu anlattı. Bogdanus; Yapılabileceğin en iyisini gösterdik, yaptık. Dostlukla, dürüstle bir işin nasıl yapılabileceğini gösterdik diye konuştu. New York'taki Kültür Varlıklarını Koruma Ajansı ile 35 ülkeden yağmalanmış kültür varlıklarının peşinde olduklarını vurgulayan Matthew Bogdanus, bugün 6 önemli hazinenin ait olduğu ülkeye döndüğünü kaydetti. Bunun gururunu yaşadıklarını belirten Bogdanus; Bu Türkiye'de, Yunanistan'da olabilir. Hepsinin kültür varlıkları, biz buradayken belki ülkelerinden götürülüyor. Bu işe baş koymaya devam edeceğiz. Kaçakçıların peşinde olacağız, masaya yumruğumuzu vuracağız. Bu yağmayı durdurmak durumundayız. Eşsiz ve kıymetli eserleri nereye aitse oraya döndürmek zorundayız. Bu olağanüstü eserler, ait oldukları ülkelerden koparılamaz. Birlikte olduğumuzu gösteriyoruz, yarın ve çocuklarımız için söz veriyoruz. Bu eserlerle yaşayacağız. Bunlar sonraki kuşaklara aktarılacak şeklinde konuştu. Bakan Ersoy, Büyükelçi Flake, Bogdanus ve protokol üyeleri, teslim sözleşmesinin imzalanmasının ardından Antalya Müzesi'ni gezdi. Yabancı konuklara daha önce ABD'den Türkiye'ye iade edilen Yorgun Heraklesin de aralarında bulunduğu tarihi eserler hakkında bilgi verildi. Antalya'daki Perge Antik Kenti kökenli Roma dönemi sütunlu lahit parçaları, M. S. 140-150 yıllarına tarihlendiriliyor. Lahit parçaları, üzerinde betimlenen sahnelerde Herakles, Thesus, ve Akhilleus gibi kahramanların bir arada gösterilmesi nedeniyle ünik olarak değerlendiriliyor. Burdur'un Bubon Antik Kenti'nden ülke dışına çıkarıldığı saptanan Roma İmparatoru Lucius Verus'un insan boyutundaki bronz heykelinin, antik kentteki Sebasteion yapısında gerçekleştirilen kaçak kazılarda ele geçirildiği ve yasa dışı yollardan yurt dışına çıkarıldığı biliniyor. Erken Tunç Çağı'na tarihlendirilen mermer kusura tipi idol, Batı Anadolu'da M. Ö. 3 binde yaygın olarak görülen şematize edilmiş kadın figürlerinden. M. Ö. 3. yüzyıl Helenistik döneme ait, oturur şekilde tasvir edilmiş Attis heykelciğinin, Anadolu kökenli olduğu stil-kritik incelemelerle saptandı. Frig ve Yunan mitolojisine göre Attis, ana tanrıça Kybele'nin sevgilisi veya eşi ya da oğlu olarak görülüyor, bazı kaynaklarda ise rahip olarak görülüyor. Roma dönemine ait Apollon heykelciği, M. S. 1-2. yüzyıla tarihlendiriliyor. Isparta'nın Pisidia Antiokheia Antik Kenti'ne ait düver pişmiş toprak levha ise Frig dönemine ait."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yuzen-taslar/", "text": "Sanata ve sanatçıya değer veren dostlar, can sıkıcı ve kaygılı olduğumuz bu günlerde sizlere biraz farklı bir pencere açarak bir an olsun bakış açımızı değiştirmek, sizlerin de sanatın o sihirli etkisinde kalmanızı istiyorum. Salgının üzerimizdeki olumsuz etkilerini azaltmasını dört gözle beklerken bu durum hepimizi etkiliyor. Toplumdaki pek çok insanın psikolojisi iflas noktasında. Bu olumsuz duygulardan arınmanın çaresi ise sanata sığınmaktır. Kendimizi sanatın sihirli kollarına bırakalım. Dinlediğimiz bir melodi yüreğimizin derinliklerinde çiçekli bir bahçe hazırlayabilir. Güzel sanatların ruhumuzda bıraktığı izler iyiye, doğruya ve tabii ki güzelliğe yöneltir; hayatımıza dostça katkı sağlar. Bizleri olumsuzluklardan, karamsar düşüncelerden çekip çıkarır. Akıl sağlığımızı, psikolojimizi güzel sanatlarla uğraşarak koruyabiliriz. KARAGÖZ ile HACİVAT ve GÖLGE OYUNLARI ANISINA YAPILAN YÜZEN TAŞLAR HEYKELİ, DÜNYANIN HAREKET EDEN EN UZUN TAŞ HEYKELİ... Heykellerin toplam ağırlığı 45 tonu bulur. Tüm dünyada yaptığı hareketli heykellerle tanınan heykeltıraş Christian Tobin'in en büyük ve en ağır tonajlı hareket eden bu heykel çalışması sütundan bağımsız, suyun kinetik gücü ile hareket eder. Karagöz ile Hacivat'ın hikayelerinden çok etkilenen sanatçı, tasarladığı heykeller için Birbirine zıt iki karakterin ölümsüzleşen dostluklarını taşlarla anlatmaya çalıştım. 6 metreyi aşan uzunlukta yan yana duran iki büyük taş figürün üzerine yerleştirilmiş 7 ve 8 tonluk hareketli kayalara şekil vererek gölge oyununun iki önemli karakterinin heykellerini tasarladım. Karagöz ile Hacivat'ın kendilerine has mizahi üsluplarını yansıtmaya çalıştım. dediği eserde gölgeler heykeli tamamlamaktadır. Christian Tobin'in özgün yorumuyla şekillendirdiği Karagöz ve Hacivat heykelleri, bir yıllık çalışmanın ürünüdür. Çalışmasını tamamlamak için yaklaşık altı ay Bursa'da yaşayan Alman heykeltıraş; heykellerini Gemlik'te çıkarılan diyabaz taşından, Ovaakça mevkisinde kurulan atölyede yapmıştır. Avrupa'nın pek çok şehrinde ve önemli merkezinde heykelleri bulunan sanatçı, doğal taşlar ve su kullandığı heykellerinde, ince fizik hesaplarını da tasarımlarının arasına yerleştirmiştir. Tobin'in suyun gücü ile hareket ettirdiği heykellerinin hepsinin ayrı bir hikayesi vardır. Şimdiye kadar en uzun ve hareket eden heykel çalışmasını Bursa için yapmıştır. Almanya, ABD, İspanya gibi ülkelerin önemli merkezlerinde heykelleri bulunur. Aydınlatmasını özel bir ışıklandırma ile planladığı taşların gölgesiyle gölge oyununu temsil eden sanatçı, yaşayan bir heykel tasarlamıştır. 1956 yılında Almanya'nın Münih kentinde doğan sanatçının kinetik taş heykel çalışmalarının yanında özel güneş saati biçiminde ve ışıklı taşlarla yapılmış özgün heykel çalışmaları vardır. Bursalılar YÜZEN TAŞLAR HEYKELİ'NİN şifrelerini çözemedi ve heykeli tam olarak algılayamadı. Bir de en önemlisi heykele bakarken ön yargılı ve siyasi gözlüklerle baktılar. İnsanlar önce koro halinde Bu heykele çok büyük paralar verildi. Bu heykel değil ucube, bir şeye benzemiyor. dediler. Heykel yapımından önce hiç kimse bilgilendirilmedi. Heykellere hangi açıdan nasıl ve ne zaman bakılması gerektiği anlatılmadı. İnsanlar gece ışıklar altında tanıtımının yapılması gereken heykele gündüz yoldan geçerken baktıklarında geleneksel gölge oyunu figürlerini göremediler. Asıl figürün taşların kendisi değil de ışıklar altındaki gölgesi olduğunu kavrayamadılar. Tanıtımı yapılmayan ya da iyi yapılamayan eserler, bakış açısının oluşamadığı gözlerin beğenisinde yitip gitti. Sanatseverlere, basınımıza, yerel yönetimlerimize bu değerlerin ortaya çıkarılmasında görevler düşüyor. Bu heykel yapılmadan önce gerekli tanıtımı yapılmalıydı. Çok küçük konularda dev afişler kullanılıyorlar reklam ve tanıtım için. Hani hasta olduğumuzda doktor bize ilaçlar yazar, bize nasıl kullanacağımızı da anlatır; biz ilacı alırız, ilacın içinde ayrıca ilacı anlatan çok geniş bilgiler vardır. Bu heykel 2012 yılında 649 bin liraya BTSO tarafından ödenen para ile yapıldı. Bulunduğu meydana heykeli anlatan herkes tarafından kolayca okunan prospektüs konmalıydı. Bir önerimde heykelin bulunduğu meydan da akşamları Karagöz Hacivat perde oyunu gösterileri yapılabilirdi. Böylelikle heykel tam olarak anlatılır, klasik ve modern anlatım buluşmuş olurdu. Kimse heykele ucube demezdi. Güzel bir Bursa heykeli bu, düşünenlerin, yapanların, destek olanların ellerine akıllarına sağlık."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/yuzlesme-sergisi-pera-muzesinde/", "text": "Yeditepe Üniversitesi öğrenci ve mezunlarının üretimlerinden oluşan Yüzleşme isimli sergi, 7 Eylül- 24 Ekim tarihlari arasında Pera Müzesi'nde ziyaret edilebilir. Pera Müzesi, ulusal ve uluslararası eğitim kurumlarının iş birliğiyle genç sanatkarların ve tasarımcıların çalışmalarını izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Kuruluşundan bugüne yurt içi ve yurt dışından eğitim kurumlarıyla birlikte, genç sanatkarların yapıtlarının izleyiciyle buluşmasına katkıda bulunan Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, bu sene, 25. yılını kutlayan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ni konuk ediyor. Üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi mezunları ile öğrencilerinin üretimlerinden oluşan Yüzleşme başlıklı sergi, 7 Eylül Salı günü ziyarete açılıyor. Sanat ve Kültür İdaresi Kısım Lideri Prof. Dr. Marcus Graf küratörlüğünde hazırlanan sergi, alışılagelmiş öğrenci yahut mezun sergi anlayışını aşma gayesiyle, çok katmanlı bir forum biçiminde kurgulandı. Doğa-kent ve birey-toplum ortasındaki münasebetleri tartışmaya açan Yüzleşme, sanat ve dizaynın ontolojik varlığına dair mevzuları eleştirel bir bakışla ele alıyor. Profesyonel sanatçı ve tasarımcılar ile öğrencilerin üretimlerini bir araya getiren sergi, aynı zamanda fakültenin geçmişi ve bugünüyle yüzleştiği bir alan niteliği de taşıyor. Sergi, izleyiciye güzel sanatlar, grafik tasarım, tiyatro, gastronomi, mutfak sanatları, sanat ve kültür yönetimi alanlarının etkileyici dünyasını keşfetme şansı veriyor. Pera Müzesi Salı'dan Cumartesi'ye 10.00-19.00, Pazar günleri ise 12.00-18.00 saatleri ortasında gezilebilir. Cuma günleri Uzun Cuma kapsamında 18.00-22.00 ortası tüm ziyaretçiler, Çarşamba günleri ise Genç Çarşamba kapsamında tüm öğrenciler müzeyi fiyatsız ziyaret edebilir."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zaferin-yuzuncu-yilinda-idso-istanbul-ozel-konseri/", "text": "İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Kurtuluş Savaşı'nın zaferle taçlanışının 100. yılında, 30 Ağustos Salı günü Zafer Bayramı'nda, Taksim AKM giriş açık sahnede önünde İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu ile MFÖ'nün katılacağı çok özel bir program hazırladı. Saat 21.15'ten itibaren ücretsiz olarak gerçekleşecek konsere tüm İstanbullular davetli. Bu yıl, Kurtuluş Savaşı'nın zaferle taçlanışının 100 yılı. Dumlupınar'da Atatürk'ün başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz'unun 100. yılı, bu sene 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda her yıl olduğundan daha bir coşkuyla kutlanıyor. Yüzüncü yıl şerefine İDSO da çok özel bir program ve repertuvar hazırladı. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda AKM giriş açık sahnede gerçekleşecek özel konserin anlatıcılığını Volkan Severcan yapıyor. Konserin ilk bölümünde, saat 21.15'te İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu, Şef Hasan Niyazi Tura yönetiminde eserler seslendirecek. Konserin ikinci bölümünde, saat 22.00'den itibaren MFÖ sahne alacak. 30 Ağustos Salı günü AKM giriş açık sahnede ücretsiz olarak gerçekleşecek konsere tüm İstanbullular davetli."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zakkumun-koku-kiraathane-istanbul-edebiyat-evinde/", "text": "Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi, 3-30 Eylül 2021 tarihleri arasında Mehmet Ali Boran'ın Zakkumun Kökü adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. M. Wenda Koyuncu küratörlüğündeki sergi, birçok coğrafyada lanetli ya da uzak durulması gereken bir bitki olarak kabul edilen zakkum üzerinden bugüne uzanan bir dünya imgesine odaklanıyor. Seramik heykel, minyatür, kinetik fotoğraf, video ve doğal nesneler gibi çeşitli medyumları bir anlatıda birleştiren Zakkumun Kökü'nde sanatçı M. Ali Boran, dört mevsim yeşilliğini koruyan ve güzel çiçekler açan bir bitki olsa da geleneksel anlatılarda iyi bir hikayeye sahip olmayan zakkum ağacının üzerine giydirilmiş bu kötücül elbiseye ters açıdan bakarak bir kaçış noktası yaratmayı amaçlıyor. Kültürel olarak Zıkkımın Kökü olarak da deyimlere yerleşen ve lanet olarak okunan sözü bugün her anlamda zehre bulanmış bir yaşamın ironisi olarak ele alıp zakkum ağacına bir nevi iade-i itibar yapıyor. Sergide, suyun, toprağın, havanın ve insan zihninin çeşitli teknolojik katkılarla zehirle dolduğu bir zamanda zakkum veya zıkkım bugünkü dünya imgesi içine oturan masum bir canlı formu olarak bütün kötülüklere inat, çiçek açmaya devam ediyor. Hem ruhsal hem de fiziksel tahribata uğramış bugünün dünyasında sanatçı, hem öznel şiddetin sıradanlığı hem de nesnel şiddetin kontrol edilemez boyutlardaki normalliği içinde; tarih, arkeoloji, kartografi, biyoloji, jeoloji ve kolonyalizmin içinden geçerek farklı medyalarla yeni bir dünya resmi kurmaya yelteniyor. Mehmet Ali Boran'ın Zakkumun Kökü başlıklı sergisini, 30 Eylül 2021 tarihine kadar Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi'nde ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zaman-ve-mekan-sergisi-pera-palace-hotelde-aciliyor/", "text": "Dört başarılı fotoğraf sanatçısı Zaman ve Mekan adlı karma sergide buluşuyor. Hep farklı projelerle adından söz ettiren Gama Gallery, 'Zaman ve Mekan' sergisini 13 Eylül'de Pera Palace Hotel'de açıyor. Kendi dalında birbirinden başarılı dört fotoğraf sanatçısının eserlerinden oluşan Zaman ve Mekan sergisinde sanatçı Ayşegül Dinçkök serbest dalış dünya rekortmeni Şahika Ercümen'le yaptığı sualtı çalışmalarıyla, Ceylan Atuk mekanların tarihleriyle üzerinde yaptığı araştırmalarıyla, Can Sarıçoban Paris Moda Haftası'ndaki görüntüleriyle ve Koray Erkaya Kanada'da yürüttüğü ödüllü eserleriyle çok farklı teknik ve uygulamalarla tek bir temada buluşuyor. Sergi Pazar günleri hariç 13 Eylül 8 Ekim tarihleri arasında Pera Palace Hotel'de 13.00 ile 19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak gezilebilecek. Ayşegül Dinçkök'ün Rebirth fotoğraf sergisinde; şiddet, yasadışı avlanma, plastik atıklar, kirlilik, eşitsizlik gibi etkenlerin olduğu ve her geçen gün yaşanması zor dünyada tüm önlemlerin alındığı, canlıların dünya üzerinde tam bir harmoni içinde ortak yaşamlarını sürdürdüğü ve yeniden deniz kızlarının yaşamasına elverişli yaşam koşullarının oluştuğu gözler önüne seriliyor ve sergi insanları dünyamızın geleceğine sahip çıkmaya davet ediyor. Derinlere olan tutkusunu, derinlerde yaşayan nadide canlıları fotoğraflayarak hayata geçiren Dinçkök ilk sualtı fotoğraf sergisini MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi'nde açtı. Profesyonel dalgıç olan Dinçkök, sergileri ile hem Türkiye'de hem de dünyada birçok başarılı projeye imza atmıştır. Erkaya'nın eşsiz vizyonu ve sanatsal yeteneği dünya çapında izleyicileri büyülüyor. Erkaya, güzel sanatlar fotoğrafçılığı alanında, son 10 yılda 45 uluslararası sergide dikkat çekici işlere imza attı ve 6 başarılı kişisel fotoğraf sergisine ev sahipliği yaptı. Erkaya'nın fotoğrafçılığı, yaratıcı dünyasının derinlemesine içsel keşfini gözler önüne seriyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi'ni bitirdikten sonra, reklam fotoğrafçılığı ve mimari fotoğraf alanlarında yoğunlaşan Koray Erkaya, beş yıl süreyle Camel Trophy'nin resmi fotoğrafçısı olarak çalıştı. Özellikle nü fotoğraf alanında sanatsal fotoğraf çalışmalarına devam eden Erkaya, ilk kişisel sergisini Camel Trophy sırasında çektiği fotoğrafları ile açtı. Erkaya, Lurzer's Archive Mag dergisi tarafından dünyanın en iyi 200 reklam fotoğrafçısı arasında yer aldı. Shadow of the Past sergisinde, Türkiye'de Kars'ın Sarıkamış ilçesindeki 1896 yılında son Çar Nikolay Aleksandroviç'in hemofili hastası olan oğlu Aleksi'nin iyileşmesi ve sağlığına kavuşması için yaptığı Köşk'ün hikayesini anlatılıyor. Köşk Çar Nikolay Aleksandroviç ve ailesinin bir zamanlar çok keyifli vakit geçirdikleri ve ailece çok mutlu oldukları bir mekan. Fakat art arda yaşanan savaşlar ve kötü yönetim, halkın yoksullaşması, ayaklanması ve tüm bunlara yönetimin kayıtsız kalması sonucunda Çar ve ailesini trajik bir son bekliyor. Ceylan Atuk, İsviçre'de başladığı sanat eğitimine, Türkiye'de ağırlıklı olarak resim üzerine çeşitli atölyelerde yaptığı çalışmalarla devam etti. Atuk'un fotoğrafa duyduğu merak onu bu konuda eğitim almaya itti. Güzel sanatlar deneyimi ise onu fotoğrafçılık alanında daha da özgür kılmasını sağladı. Uzmanlıklarından faydalandığı her fotoğrafçının kendisine kuvvetli bir altyapı kazandırdığını belirten sanatçı katıldığı pek çok yarışmada derece aldı. Eserlerinin bir kısmı Sicilya'daki The Countless Cities Bienal'inde sergilenmekte olan Can Sarıçoban'ın 9. Serisi The Trace çalışmaları için sanatçı; Paris Moda haftasında çalıştığı yıllarda çektiği fotoğraflar üzerinde çeşitli resim ve kolaj teknikleri uyguluyor. Bu sergi, modanın gösterişli dünyasını sorgulamakta, kapitalizmin dışavurumlarını yeniden yorumluyor. Minimalist boya müdahaleleri ve dikkatli seçilmiş objelerle, Sarıçoban, tüketicilik kültürünün ve yüzeyselliğin eleştirisini zengin bir görsel dil ile sunuyor. İğne, iplik ve parça para gibi unsurlar, yalnızca estetik bir katkı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda çalışmanın temasına derinlik kazandırıyor. Öğrencilik yıllarında Paris Moda Haftası`nda backstage fotoğrafçılığı yapan Can Sarıçoban, Paris`in çeşitli parklarından oluşturduğu Le Paysage de la Solitude isimli ilk kişisel sergisini 2013`te Paris`te B&B Galerie`de açtı. Daha sonra fotoğrafçılık eğitimi alan sanatçı, Gama Gallery ile sekiz farklı solo sergi projesine imza attı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zaman-ve-mekanin-buyusunde-bir-ressam-sevket-dag-sergisi/", "text": "Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemi sanat tarihimizin önde gelen isimlerinden olan Şevket Dağ'ın (1875-1944) eserleri, Zaman ve Mekanın Büyüsünde Bir Ressam: Şevket Dağ isimli sergide ilk kez toplu olarak sergileniyor. Humanis ve Bozlu Art Project iş birliği ile gerçekleşen bu kapsamlı sergi, İstanbul'da sanatseverlerle 21 Eylül 2023 tarihinde buluşturulan sergi, 25 Kasım 2023 tarihine kadar Bozlu Art Project Mongeri Binası'nda ziyaretçilere açık olacak. 1875 yılında doğan Şevket Dağ, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin ilk Türk öğrencilerinden biri olarak Osman Hamdi Bey, Alexandre Vallaury ve Salvatore Valeri gibi isimlerden ders alır. 1897 yılında okuldan birincilikle mezun olur. İlk kişisel sergisini İstanbul Kuyucu Murat Paşa Türbesi'nin yakınlarında yer alan bir muhallebici dükkanında açan Şevket Dağ, daha sonra çeşitli karma sergilere katılır. Atina, Münih, Sofya, Brüksel, Paris, New York gibi şehirlerde düzenlenen sergilere katılarak, uluslararası sanat çevrelerinde de tanınır. Bu sergilerde çeşitli ödüller ve madalyalar kazanır. 1909 yılında Galatasaray Lisesi'nde resim öğretmenliği yapmaya başlayan sanatçı, aynı yıl kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer alır. 1914 Kuşağı Sanatçıları ile çeşitli sergilerde yer alır. Özellikle iç mekanları konu edinen çalışmaları ile tanınan Dağ, cami, han, çarşı gibi mekanları gerçekçi bir yaklaşımla ortaya koyar. Yaşamının son yıllarında politika ile ilgilenerek Konya ve Siirt milletvekilliği görevinde bulunur, 1944 yılında hayata veda eder. Resimlerindeki detaylı ve eşsiz iç mekan tasvirleriyle sanat tarihimizde önemli bir yere sahip olan Şevket Dağ'ın eserleri, sanatçının yaşamının ardından farklı karma sergilerde yer alsa da bugüne kadar, sanatçının çok sayıda eserinin bir arada görülebileceği kapsamlı bir sergi düzenlenmedi. İstanbul'un tarihi mekanlarına odaklanan çok sayıda esere imza atan Şevket Dağ, bu sergi vesilesiyle, çok değer verdiği İstanbul ile yeniden kucaklaşmış olacak. Zaman ve Mekanın Büyüsünde Bir Ressam: Şevket Dağ sergisi, sanatçının toplam 65 eserini, kendisine ait çeşitli objeler, arşiv belgeleri ve fotoğraflar eşliğinde bir araya getiriyor. Pazar ve Pazartesi günleri hariç her gün 10:00-17:30 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeki-alasya-vefat-yil-donumunde-aniliyor/", "text": "Yaşamı boyunca birçok tiyatro, sinema filmi ve dizide rol alan, Yeşilçam'ın unutulmaz oyuncularından Zeki Alasya, vefatının 6. yılında anılıyor. Tam adı Zeki Şenol Alasya olan usta oyuncu, 18 Nisan 1943'te İstanbul Şehzadebaşı'nda dünyaya geldi. Kıbrıs'tan göç eden ve geleneklerini yaşatan bir ailenin çocuğu olan Alasya, Beyazıt İlkokulu'nun ardından ortaöğretimini Robert Koleji'nde aldı. Usta oyuncu, eczacı ve kimyager olan babası Prof. Ahmet Reşat Alasya'yı henüz 15 yaşındayken kaybettikten sonra, henüz çocuk yaşlarında aralarında rehberlik, marangozluk ve tabelacılığın da olduğu çeşitli işlerde çalıştı. Alasya, sanat hayatına 1959'da Milli Türk Talebe Birliği Tiyatrosu'nda amatör olarak başladı. MTTB'de 1960'da tanıştığı Metin Akpınar'la ayrılmaz ikili haline geldi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeki-murenin-opucugu-filminin-cekimleri-basliyor/", "text": "Senarist Levent Kazak, yönetmenliğini Ezel Akay'ın üstleneceği, başrolünde Haluk Bilginer'in yer alacağı Zeki Müren'in Öpücüğü filminin senaryosunu bitirdiğini açıkladı. 15 yıl sonra bir araya gelen ekip, filmin çekimlerine ekim ayında başlayacak. Usta yönetmen Ezel Akay, daha önce 'Neredesin Firuze?' ve 'Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?' filmlerinde beraber çalıştığı Haluk Bilginer ve Levent Kazak ile yeni projesinde de bir araya geliyor. Üç önemli isim Zeki Müren'in Öpücüğü adını taşıyan filmde birlikte çalışacaklar. Ezel Akay, Haluk Bilginer ve Levent Kazak'ı 15 yıl sonra yeniden bir araya getiren Zeki Müren'in Öpücüğü'nün çekimleri ekim ayında başlayacak. Zeki Müren'i Haluk Bilginer canlandıracak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeugma-mozaik-muzesinde-uluslararasi-dunya-muzeler-gunu-yogunlugu/", "text": "Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden, başta Çingene kızı mozaiği olmak üzere birçok eşsiz esere ev sahipliği yapan Zeugma Mozaik Müzesi'nde ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüne sahip, Çingene kızı, Mars heykeli, Roma dönemine ait çeşmeler ve Fırat Nehri kenarındaki villalarda bulunan mozaikler gibi yüzlerce eserin sergilendiği müze, 18 Mayıs Uluslararası Dünya Müzeler Günü dolayısıyla bugün saat 23.00'e kadar ücretsiz ziyaret edilebilecek. Müze Müdürü Özgür Çomak, AA muhabirine, bugünü çeşitli etkinliklerle kutlayacaklarını söyledi. Müzede sabah saatlerinden itibaren ziyaretçi yoğunluğu yaşandığını ifade eden Çomak, Sabahın ilk saatlerinde 150 kişilik gruplar geldi. Şu anda yine yoğun. 2022 yılında Avrupa Müzeler Gecesi kapsamında, aralarında Zeugma Mozaik Müzesinin de bulunduğu bazı müzeler saat 19.00-23.00 arası ücretsizdi. Geçen yıl 4 bin 210 kişiyi misafir etmiştik. Bu sene inşallah rakamlar daha da artacak. diye konuştu. Akşam saatlerinden ziyaretçi yoğunluğunun daha da artacağını belirten Çomak, Özellikle serin saatlerde, iş ve okul çıkışlarında ilginin daha da artacağını düşünüyoruz. İnsanlar çocuklarıyla, torunlarıyla eşleriyle, ailecek gelecekler. Özellikle akşam yemeğinden sonra insanlar akın akın müzeye gelmesini bekliyoruz. ifadelerini kullandı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeugma-mozaik-muzesindeki-eserler-cerrah-hassasiyetiyle-temizleniyor/", "text": "Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden Zeugma Mozaik Müzesi'nde yer alan birbirinden eşsiz mozaikler, uzman ekip tarafından adeta cerrah hassasiyetiyle temizlenerek geleceğe aktarılıyor. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne sahip Zeugma Mozaik Müzesi'nde bulunan dünyaca ünlü mozaikler, Gaziantep Restorasyon Konservasyon Bölge Laboratuvarları ekiplerince korunuyor. Başta Çingene Kızı mozaiği olmak üzere Mars heykeli, Roma dönemine ait çeşmeler ve Fırat Nehri kenarındaki villalarda kurtarma kazıları sırasında çıkarılan eşsiz mozaiklerin konusunda uzman 8 kişilik ekip tarafından korunarak gelecek kuşaklara ulaşması sağlanıyor. Gaziantep Müzeler Müdürü Özgür Çomak, AA muhabirine, müzedeki eserlerin gelecek kuşaklara aktarılması için periyodik aralıklarla kontroller yapıldığını söyledi. Kültür ve Turizm Bakanlığının konusunda uzman restoratörlerinin uygun tekniklerle esere hiçbir şekilde zarar vermeden, eserin dokusu bozulmadan teknik çalışma yaptığını ifade eden Çomak, Küçük ince konservasyon ve temizlik çalışmaları yapıyoruz ki eserlerimiz gelecek kuşaklara daha sağlıklı bir şekilde zarar görmeden ulaşsın. Bugün nasıl görebiliyorsak 100 yıl sonra da aynı şekilde görmeyi ümit etmek için bu tarz teknik çalışmalar yapıyoruz. diye konuştu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğüne bağlı Gaziantep Restorasyon Konservasyon Bölge Laboratuvarları Müdür Vekili Ayşe Ebru Çorbacı da birbirinden değerli mozaiklerin gelecek kuşaklara aktarılması için çalıştıklarını söyledi. Mozaiklerin periyodik olarak kontrol edildiğini belirten Çorbacı, Sergilenen eserler, ortama göre bir miktar tozlanma ya da kirlenmeyle karşılaşabiliyor. Bu yüzden restoratör arkadaşlarımız yılda en az 3 kez periyodik kontrollerle bu eserlerin temizliklerini, konservasyon işlemlerini gerçekleştiriyorlar. dedi. Çorbacı, çalışmalara ilk aşamada kuru depozitlerin temizliğiyle başladıklarını ifade ederek, daha sonra belgeleme çalışmaları yaptıkları bilgisini verdi. Renk ve çeşitlilik bakımdan dünyanın en önemli eserlerinin yer aldığı müzede çalışmaktan mutluluk duyduklarını belirten Çorbacı, Bu mozaikleri görmek, belgelemek gerçekten çok önemli bizler için. Cam tesseraların kullanıldığı, renkli taşların kullanıldığı çok zengin bir sanatla karşı karşıyayız. O yüzden bu çalışmaları gerçekleştirmek bizleri çok mutlu ediyor. dedi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeugma-muzesinin-kayip-eserleri-tarifle-araniyor/", "text": "Kültür ve Turizm Bakanlığı, Zeugma Müzesi'nde görevli arkeolog Merve Kaçmış'ın geçen yıl intihar etmesiyle gündeme gelen kayıp eserleri, fotoğrafları olmadığı için tarifle arıyor. 5 bin yıllık kayıp bir eser Tunç çağına ait pişmiş topraktan vazo. Kırmızımsı hamurlu, oval gövdeli, ağız kenarı çift dudaklı, kısa silindirik dar boyunlu halka diplidir. Gövdesinde kırık ve çatlaklar vardır şeklinde tanımlanmış. Gaziantep Müze Müdürlüğü'ne bağlı Zeugma Müzesi'nde görevli arkeolog Merve Kaçmış, 13 Ocak'ta Diyarbakır'da intihar etmişti. Müzede görevli olan ve daha sonra tayini çıkan arkeolog Ü. Y. P. üzerinde görünen envantersiz ve kayıp eserlerin Kaçmış'a zimmetlenmek istendiği, direnmekten başka çaresi kalmayınca da 'mobing'e uğrayıp intihar ettiği ortaya çıkmıştı. Ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı Gaziantep Zeugma Müzesi'nde soruşturma başlatmış, müfettişler müzede Orta ve Erken Tunç Çağı'na kadar giden yaklaşık 5000 yıllık 10 eserin kaybolduğunu belirlemişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonerler ve müzayede evlerini uyarmak ve kayıp eserlerin alım satımına engel olmak için resmi internet sitesinden 'Kültür Varlığı Kaçakçılığı ile Mücadele' bölümünden duyurdu. Bakanlık eserlerin normalde fotoğraflarını ve envanter bilgilerini koyarak buradan duyuru yapıyordu. Hürriyet gazetesinden Ömer Erbil'in haberine göre, Gaziantep Zeugma Müzesi'nden kaybolan 10 eser ile 2013 yılında kaybolduğu tespit edilen 17 tarihi eserin çoğunun envanter fotoğraflarının bile olmadığı ortaya çıktı. M. Ö. 3000 yıllarına kadar giden kıymetli eserlerin bazılarının var olan fotoğrafları ise ya siyah beyaz ya da eseri tanımlamaya yetecek görüntüde değil. Bakanlık duyurusunda eserlerin ölçüleri, dönemleri ile birlikte sadece görünümünü anlatan 3 cümlelik tanımlamalara yer verildi. Eserlerin yurtdışına çıkmasını engellemek için gerek sınır kapılarına gerekse interpole verecek kadar fotoğraf ve bilgilerinin olmaması eserlerin bulunmasını zorlaştırıyor. Envanter No: 204.58.01 Adı: Vazo-Çömlek, Dönemi: Roma, Ölçüleri: Yük:9.8 Cm, Gen:7.2 Cm. Tanımı: Basit ağız kenarlı, alta doğru daralan, hafif şişkin gövdeli, üzeri yivli, düz dipli kap. Eserin fotoğrafı bulunmamaktadır. Envanter No: 510.10.97 Adı: Meyvelik, Cinsi: Pişmiş Toprak, Dönemi: Erken Tunç Çağı, Ölçüleri: Yük:16.3 Cm, A. Ç: 13.2 Cm. Tanımı: Koyu sarı- kahverengi hamurda çark yapımı, ağız kenarı düz, hafif içe dönük ayak elle düzeltilmiş, kaide kırık ve yapıştırılmış, tamamına yakını eksik, gövde de kırık ve yapıştırılmış. Eserin fotoğrafı bulunmamaktadır. Envanter No: 8.66.96 Adı: Vazo, Cinsi: Pişmiş Toprak, Dönemi: Tunç Çağı, Ölçüleri: Yük: 8.6 Cm, Gen: 6.6 Cm. Tanımı: Kırmızımsı hamurlu, oval gövdeli, ağız kenarı çift dudaklı, kısa silindirik dar boyunlu halka diplidir. Gövdesinde kırık ve çatlaklar vardır. Eserin fotoğrafı bulunmamaktadır."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zevk-meselesi-diyorsaniz-pera-muzesi/", "text": "Pera Müzesi'nin yeni sergisi Zevk Meselesi ziyarete açıldı. Sergi, kitsch kavramının günümüz görsel kültürüyle kurduğu yakın ilişkiye ve beğeninin şekillenmesindeki kritik rolüne odaklanıyor. Küratörlüğünü Ulya Soley'in üstlendiği sergide 13 sanatçı ve kolektifin, yerleştirme, kolaj, video, fotoğraf gibi farklı alanlarda ürettiği eserleri yer alıyor. Zevk Meselesi 6 Haziran'a kadar Pera Müzesi'nde izlenebilir. -Çeşitlilik, belirsizlik ve tanımsızlığın kutsandığı günümüzde kitsch, bu değerleri ileriye taşıyacak bir araç olabilir mi? -Avangard ve kitsch'i birbirinin karşısına koymak yerine yan yana düşünmek, kitle kültürünü hafif, banal ve aşağı görmek yerine, güncel sanatın bu kolektif kültürle ilişkilerine yakından bakarak aralarındaki bağları keşfetmeye çalışmak, süregelen sınıflı toplumsal yapıyı biraz olsun sarsabilir mi? -Beğeniyi sınıfsal bir gösterge olarak tanımlamamak mümkün olabilir mi? Kitsch'in kapsayıcı potansiyelinden ilham alan Zevk Meselesi, 13 sanatçı ve kolektifin işlerini bir araya getiriyor. Ulya Soley küratörlüğünde düzenlenen sergide, Alex Da Corte & Jayson Musson, Bruno Miguel, Cameron Askin, FAILE, Farah Al Qasimi, Gülsün Karamustafa, Hayırlı Evlat, Miao Ying, Nick Cave, Olia Lialina & Mike Tyka, Pierre et Gilles, Slavs and Tatars ve Volkan Aslan'ın yapıtları yer alıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeynep-abesin-istanbulu-los-angeles-art-showda-sergilendi/", "text": "Genç Türk sanatçı Zeynep Abeş Memory Place adlı üç enstalasyon çalışmasını Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı Los Angeles Art Show'da sergileyerek başarılı bir ilke imza attı. İstanbul'un en önemli yerlerinden İstiklal Caddesi'ni çok farklı bir gözle yansıttığı enstalasyon çalışması sanat severlerden büyük bir ilgi gördü. Abeş'in çalışmaları Ekim ayında İstanbul'da düzenlenecek Mamut Art Project'te de sergilenecek. Sanatçının mezun olduğu UCLA Üniversitesi'nde başarılı bir tez projesi olarak ortaya çıkan Memory Place enstalasyon çalışmasının bu sene özellikle teknoloji ve medya alanında çalışan kadın sanatçıları temsil eden LA Art Show'da sergilenmesine karar verildi. 'İstiklal Caddesi', 'Anne' ve 'Uçak' adlı üç videodan oluşan Memory Place kendisinin ve ailesinin çektiği 1000'e yakın fotoğraftan oluşuyor. Videoların ses dizaynı ise yine sanatçının kendi çektiği videoların seslerinden alıntı yapılarak ortaya çıkarıldı. Abeş, ayrıca İstiklal Caddesi enstalasyonu için Youtube'daki binlerce İstanbul videosunun seslerini kullanarak özlem duyduğu İstanbul'un yıllar boyunca değişen kimliğini, şehrin simgelerinden biri olan İstiklal caddesi özelinde yansıtmaya çalıştı. Sanatçının sergilenen diğer iki çalışması 'Anne' ve 'Uçak' çalışmaları da yine aynı fikirden yola çıkılarak hazırlandı ve insanların gözleri kapalıyken de sadece sesleri dinleyerek hafızalarının tazelenmesi amaçlandı. Enstalasyonlar özel ve herkese açık alanlarda oluşturulmuş yaşanmış anıların görselleştirilmeleri arasında geziyor ve sanatçının bir zamanlar 'Evim' 'Yuvam' dediği şimdilerde ise daha çok özlemle hatırladığı İstanbul'un derinliklerine iniyor. Abeş, Memory Place'de, İstanbul'un hatıralarındabir şehirden çok bir fikir haline gelmesiyle ilgili yıpranan belirginliğindeki üç anı keşfediyor ve bu süreci point cloud data verileri, video ve fotoğraflarla birlikte izleyiciden uzaklaşan üç boyutlu ortamlara dönüştüren fotogrametri aracılığıyla görselleştiriyor. İzlenimci ve kısmi olan bu ortamlar betimlenen sahnelerde kaybolma noktasına doğru ilerledikçe görüntülerin bölümleri daha keskin bir odak haline geliyor. Her iki eserde de görüntünün parçalı doğası, ses tasarımı ile birlikte sürükleyici hale getiriliyor. Üç videodan oluşan Memory Place adlı enstalasyon, sanatçının İstanbul'a dair kısacık anılarını arşivleme arzusuyla başladı. 'İstiklal Caddesi, Anne ve Uçak' adlı 3 video çalışması, taranan görüntüleri üç boyutlu hale getirmek için fotogrametri tekniği kullanılarak oluşturuldu. Her video farklı bir hafızayı temsil etmekle birlikte, hafızanın koşullar veya zaman içinde nasıl değiştirilebileceğini araştırıyor. Sanatçının kullandığı sesler, deneyimlerin doğasını yansıttığı için hafızadaki betimlemeler daha da gelişmiş halde gözler önüne seriliyor. LA Art Show'da, DIVERSEartLA programının bir parçası olan ve küratörlüğünü Chon A. Noriega'nın yaptığı Immersive Distancing sergisinde genç sanatçı Zeynep Abeş'in Memory Place adlı eseri dünyaca ünlü Carmen Argote'un Last Light enstalasyonu ile birlikte ilk defa sergilendi. Memory Place, Ekim ayında da Bomontiada'da düzenlenecek Mamut Art Project'te sergilenerek Türkiye'de ilk defa görücüye çıkacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeynep-cemali-oyku-yarismasi-2021-basvurulari-basladi/", "text": "Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2021 yılı başvuruları başladı. Bu yıl doğa temalı öykülere yer verilecek yarışmanın seçici kurulunda Berna Durmaz, Hakan Bıçakçı, Mine Soysal, Yekta Kopan, Dr. Müren Beykan yer alıyor. Günışığı Kitaplığı'nın yazar Zeynep Cemali anısına düzenlediği, 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin katılabildiği öykü yarışmasına başvurular başladı. Genç öykücüler bu yıl doğa sevgisi üzerine yazacaklar. Çocuklar, her yıl bu yarışmaya Zeynep Cemali'nin kitaplarından alınan bir cümleden hareket belirlenen tema çerçevesinde yazdıkları öykülerle katılıyor. Bu yıl yarışma için Cemali'nin Gül Sokağı'nın Dikenleri kitabından Muştuyu alan sokağa fırlıyor, birbirleriyle kucaklaşıyordu. cümlesi ve doğa sevgisi teması seçildi. Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2021'in Seçici Kurul'unda Berna Durmaz, Hakan Bıçakcı, Mine Soysal, Yekta Kopan ve Dr. Müren Beykan yer alıyor. Kurul tarafından seçilen öyküler için ödül töreni her yıl olduğu gibi sonbaharda Günışığı Kitaplığı tarafından düzenlenen Zeynep Cemali Edebiyat Günü'nde gerçekleşecek. Son başvuru tarihi 25 Mayıs 2021 olan yarışmaya katılmak için başvuru formuna ve şartlara buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeynep-torun-her-kedi-baska-bir-alem-sergisiyle-galeri-selvinde/", "text": "Cevat Dereli, Adnan Çoker, Neşet Günal gibi ustarın atölyelerinde yetişen Zeynep Torun, Her Kedi Başka Bir Alem adını verdiği yeni sergisiyle Galeri Selvin Arnavutköy'de sanatseverlerle buluşuyor. 22 Mart tarihinde açılacak olan sergi, 16 Nisan tarihine kadar gezilebilecek. Sergi kapsamında ayrıca, ilginç öyküleri ve birbirinden güzel resimleriyle kediler alemini daha iyi anlayacağınız bir kitap da sizleri bekliyor olacak. Adana doğumlu olan Zeynep Torun, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'nden mezun oldu. Cevat Dereli, Adnan Çoker ve Neşet Günal atölyelerinde çalıştı. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü'nü bitirdi. Değişik çocuk dergilerine resimler yaptı. Cevdet Altuğ'un atölyesinde seramik çalıştı. Sanat çalışmalarını seramik üzerine yoğunlaştırıp, kendi seramik atölyesini açtı. Değişik kuruluşlara panolar yaptı. 1993 yılından itibaren resim ve heykeli birlikte yürüten sanatçı, yurt içi ve yurt dışında pek çok karma sergiye ve fuarlara katıldı, kişisel sergiler açtı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zeytin-ve-arkadaslarinin-gozunden-bambaska-bir-istanbul/", "text": "İstanbul'u, bir de sokak köpeklerinin gözlerinden tanımaya hazır mısınız? Uzun süredir beklenen, ödüllü belgesel filmi Stray, şimdi GAİN'de yayında! Üstelik bu büyüleyici hikaye güzel bir işbirliğini de beraberinde getiriyor. GAİN ve Hayvan Hakları Federasyonu İstanbul sokaklarını filmin yıldızları tüylü dostlarımız için daha güzel bir yuvaya dönüştürmek amacıyla bir destek kampanyası başlatıyor. Hot Docs Kanada Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Uluslararası Yapım Ödülünü alan, New York Times ve Rotten Tomatoes tarafından tavsiye edilen belgesel filmi Stray, 4 Haziran'da GAİN'de yayına giriyor. Bu samimi ve büyüleyici hikaye İstanbul'un sokak köpekleri için bir yardım kampanyasına da vesile oluyor. 4-14 Haziran tarihleri arasında HAYTAP'a 10 TL ve üzerinde bağış yapan herkese GAİN, 1 haftalık Premium üyelik hediye ediyor. Yönetmenliğini Elizabeth Lo'nun yaptığı Stray'de, köpeklerin dünyasını olabildiğince yakından izleyebilmek için, özel cihazlarla onların seviyesinden ses ve görüntü alındı. Hikayenin kahramanları Zeytin ve Nazar'a GPS özellikli tasmalar takıldı. Prodüksiyon takvimi, tüylü oyuncuların kendi yaşam akışlarına sadık kalınacak şekilde, oldukça esnek olarak hazırlanmak zorunda kalındı. Yönetmen Lo, repliklerin olmadığı, mimiklerin ve jestlerin konuştuğu bu filmde köpeklerin gündelik yaşam örgülerine minimumda müdahale ederek, şehrin ve tüm sakinlerinin çarpıcı yaşamlarını en gerçek halleriyle sunmayı tercih etti."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zorlu-psmde-dijital-sahne-serisi-hamlet-ile-basliyor/", "text": "Zorlu PSM prodüksiyonu, Based Istanbul iş birliği ve Türk Tuborg A. Ş. katkılarıyla tiyatronun kültleşen eserlerinden kesitler, günümüz perspektifinden yorumlanarak, İbrahim Çiçek yönetmenliğinde Zorlu PSM YouTube kanalında izleyicilere sunulacak Dijital Sahne serisi 7 Ocak'ta başlıyor. İlk gösterimde, Shakespeare'in dünyada en çok sahneye konan eseri Hamlet'ten kısa bir bölümü Cem Yiğit Üzümoğlu ve Damla Sönmez oynayacak. İbrahim Çiçek uyarlaması ve yönetmenliğinde, alışılagelmiş tiyatro dekorlarının dışında abstrakt bir bakış açısı ile skenograf Ceyda Balaban'ın hazırladığı sahne ve kostümlerle; sinematografik bir dilde video yönetmeni Gizem Kızıl tarafından dökümante ediliyor. Dijital Sahne serisi kapsamında klasik tiyatro eserlerine modern bir bakış sunan proje kapsamında her hafta farklı bir kült metin, tiyatro sahnesinin güçlü oyuncularıyla hayat bulacak. Seri boyunca yine William Shakespeare'e ait On İkinci Gece, Romeo Juliet, Hırçın Kız, Bir Yaz Gecesi Rüyası metinlerinin yanı sıra Anton Çehov'un Ayı, Martı, Üç Kız Kardeş, Sofokles'in Antigone ve Henrik Ibsen'in Nora metni kısa hikaye formatlarıyla dijital dünyada seyirciyle buluşacak. Dijital Sahne serisi her Perşembe, Zorlu PSM YouTube kanalı üzerinden ücretsiz olarak izlenebilecek."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zorlu-psmde-yeni-eser-habitat/", "text": "Zorlu Performans Sanatları Merkezi, 6 31 Ekim 2021 tarihleri arasında Amsterdam'lı sanatçı Heleen Blanken'in taş, fosil ve mercan gibi organik eserlerin 3 boyutlu taramalarını içeren Habitat başlıklı eserine Zorlu Energy Solutions desteğiyle ev sahipliği yapıyor. İlk olarak Sonar+D programı çerçevesinde sergilenen eser, doğa harikalarını sanat ve teknolojiyle harmanlıyor. Çevresel kriz ve habitatların yok edilmesi, doğanın dijital biçimde hatırlanabileceği bir gelecek hayal etmeye zorlarken, Heleen Blanken'in veriye dayalı enstalasyonu, Leiden Naturalis Biyoçeşitlilik Merkezi'nden taş, fosil ve mercan gibi organik eserlerin 3 boyutlu taramalarını, oyun benzeri, meditatif bir ortama dönüştürüyor. Habitat'ı ziyaret edenler farklı sesleri içeren ortamlara eşlik edip, sürekli gelişen bir dijital dünyada gezinirken, bir yandan da doğa harikalarıyla yeniden bağlantı kurma fırsatı yakalıyor. Habitat by Heleen Blanken, doğa tarihi müzelerine de dijital bir bakış sunuyor. Blanken, doğayı zaman ve mekan içinde sabitleyerek fiziksel olarak korumayı amaçlayan doğa tarihi müzesi yaklaşımını, arşiv materyallerini veriye dönüştürerek dijital bağlamda geliştiriyor. Habitat, insanlığın doğa ile etkileşiminin bir simgesi olarak; insanlığın doğanın kontrolünde olmadığına ışık tutarken doğa üzerindeki etkimizin her zaman hemen fark edilmediğinin altını çiziyor. Yakınlık ve uzaklık ölçer sensörleri sayesinde Habitat'ın sosyolojik yanı da bu çalışmada araştırılıyor. Veriye dayalı kurulumlar genellikle izleyiciye çok fazla kontrol sunmasıyla bilinir. Habitat by Heleen Blanken ise bu noktada bu kontrol ile oynayarak seyircinin hareketlerine hemen tepki vermiyor bunun yerine gecikmelerle tepki veriyor. Sonuç olarak, bir izleyiciden gelen bir eylem bir sonraki için farklı bir görsel sonuç yaratabiliyor. Görsel ve işitsel akış, işin içinde mi yoksa eyleminizin bir sonucu mu olduğundan şüphe duyabileceğiniz şekilde değiştiriliyor. 36 dakika boyunca bu enstalasyonu deneyimleme fırsatı bulan izleyiciler yeni bir deneyim keşfederek doğa içinde yolculuğa çıkıyor. Hayatını Amsterdam'da sürdüren Helen Blanken bir görsel sanatçıdır. Sinematografi, enstalasyon sanatı, yeni medya, senografi ve heykel alanlarında var olan Blanken, Gerrit Rietveld Akademisi Güzel Sanatlar bölümünden mezun oldu. İnsanlık ve doğal çevre arasındaki karmaşık alışverişten derinden etkilenen sanatçının sanatsal pratiği, doğal dünyaya ilişkin estetik algımızın farklı katmanlarını keşfederken, organiğe karşı yapay ya da analoga karşı dijital gibi geleneksel sanatsal ikiliklerini de kendi perspektifinden tanımlıyor. Tüm bunları yaparken çalışmalarında, doğa fikirlerini nasıl düşündüğümüzle ilgili soruları da ustalıkla sormayı başarıyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zorlu-psmden-8-sezonda-yeni-sahne-zorlu-psm-online/", "text": "Zorlu Performans Sanatları Merkezi, 8. sanat sezonunda Zorlu PSM Online adıyla online. zorlupsm. com adresini hayata geçiriyor. Zorlu PSM Online, Sertab Erener, Bedük, Dilek Türkan ve Cenk Erdoğan konserleri ve İbrahim Selim ile Bu Gece etkinliğiyle yayın hayatına başlayacak. Toplum içerisinde yer alan tüm bireylerin dünya standartlarında kültür sanat etkinliklerine erişebilmesini amaçlayan ve 8. sezonuna #mesafeliamabirlikte diyerek yeniden seyircisiyle buluşan Zorlu PSM, online. zorlupsm. com üzerinden bugüne kadar coğrafi uzaklık ya da maddi engeller nedeniyle etkinliklere erişememiş sanatseverleri de ağırlamayı amaçlıyor. Yeni hibrit modelinde Zorlu PSM Online, salondan canlı yayınlar, konser kayıtları, yıldız isimlerin olduğu özel konserler gibi pek çok içerik sunacak. Zorlu PSM Genel Müdürü Murat Abbas, yeni çevrim içi sahne ile ilgili olarak Mart ayı itibarıyla tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi sürecinde gördük ki, iyi şartlarda, kaliteli bir şekilde sunulan kültür sanat içeriğinin ciddi bir takipçisi var. Bu süreçte online mecralardan yayımladığımız etkinlikler sayesinde 1,5 milyon izleyiciyle buluşmak bizi çok mutlu etti. Pandemi süreci öncesinde etkinliklerimizi daha geniş kitlelerle buluşturmak konusunda farklı projeler üzerinde çalışıyorduk. Değişen hayat koşulları bize bunu dijital ortamda deneyimleme fırsatı verdi. Zorlu PSM Online platformu aracılığıyla artık sahnelerimizde yer alan etkinlikleri ekranlara da taşıyor, en iyi etkinlikleri ev konforunda izleyiciyle buluşturuyoruz sözlerini söyledi. Zorlu PSM Online biletleri passo. com. tr üzerinden satışa çıkacak ve Kasım ayına özel olarak bilet fiyatları 10 TL olacak. Sanatçıyla tanışma, imzalı ürün alma gibi sürprizli etkinli paketleri de çok yakında satışa sunulacak."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zorlu-psmnin-yeni-genel-muduru-filiz-ova-oldu/", "text": "Zorlu Performans Sanatları Merkezi yeni dönemde çalışmalarına, Filiz Ova yönetiminde devam edecek. Filiz Ova'nın liderliğinde Zorlu PSM, yenilikçi ve kapsayıcı bir bakış açısıyla farklı sanat dallarında, kaliteli, ilham veren çalışmalara imza atmayı sürdürecek. Kapılarını sanatseverlere açtığı ilk günden bu yana, ülkemizin kültür sanat hayatına katkı sunmayı amaç edinen ve bu yönde pek çok ilke imza atan Zorlu PSM'de Genel Müdürlük görevini deneyimli sanat yönetmeni Filiz Ova üstlendi. Zorlu Performans Sanatları Merkezi Genel Müdürü Filiz Ova yaptığı açıklamada; Zorlu PSM gibi kültür sanatın buluşma noktası olmuş, içinde bulunduğu coğrafyanın çekim merkezi haline gelmiş bir kurumda Genel Müdürlük görevini üstlenmekten büyük mutluluk duyuyorum. Kıymetli ekip arkadaşlarımın emekleri ve katkılarıyla bugüne gelen Zorlu PSM'yi çok daha iyi bir noktaya götürme sorumluluğumuz olduğu bilinciyle çalışmalarımızı sürdüreceğiz diye konuştu. Filiz Ova, lise öğrenimini Almanya'nın Esslingen şehrinde tamamladıktan sonra Tübingen Üniversitesi'nde Sanat Tarihi ve Amerikan Edebiyatı eğitimi aldı. 2014 yılında Amerika'nın önde gelen kültür sanat danışmanlık şirketlerinden Devos Institute for Arts Management'in Kennedy Center for The Performing Arts ve Maryland Üniversitesi iş birliği ile gerçekleştirilen uluslararası eğitim programına dahil olan Ova, Türkiye'den bu programa kabul gören ilk sanat yönetmeni oldu. Tüm dünyadan sanat yöneticilerinin katıldığı 3 yıllık eğitim programı ile eş zamanlı New York'ta bulunan International Society for the Performing Arts tarafından hayata geçirilen global burs programına dahil oldu. Kariyerine 2006 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nda başlayan Filiz Ova, kurumun medya ilişkileri bölümünde görev alarak, vakfın organize ettiği tüm festival, bienal ve etkinliklerin uluslararası medya iletişiminde rol üstlendi. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'ndaki görevinin ardından 2008 yılında İş Sanat'a transfer olan Filiz Ova, Sanat Yönetmeni Yardımcısı olarak başladığı görevini, kurumdan ayrıldığı 2018 yılına kadar Sanat Yönetmeni olarak sürdürdü. Kültür sanat dünyasında önemli bir yere sahip olan İş Sanat, Filiz Ova'nın liderliğinde hem klasik müzik, caz, modern dans ve yerli sanatçıların özel projeleri ile içerik çeşitliliğini artırdı hem de çocuklar ve genç izleyicilere yönelik geliştirdiği etkinliklerle toplumun her kesiminin kültür sanat etkinliklerine erişimi konusunda önemli bir misyon üstlendi. Filiz Ova, halen Zorlu PSM'deki Genel Müdürlük görevinin yanında, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin Sanat ve Kültür Yönetimi bölümünde misafir öğretim görevlisi olarak sağlıklı ve sürdürülebilir kültür kurumlarının yönetimini ele alan Mekan ve Lojistik dersi veriyor."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zuhal-uluslararasi-promiyerini-tallinn-black-nights-film-festivalinde/", "text": "Nazlı Elif Durlu'nun ilk uzun metraj filmi Zuhal, uluslararası prömiyerini, bu yıl 12 28 Kasım 2021 tarihleri arasında Estonya'nın başkenti Tallinn'de 25. kez gerçekleşen Tallinn Black Nights Film Festivali'nde yapıyor. Film, ayrıca festivalin İlk Film Yarışması'nda jüri önüne çıkacak ve 10 film arasında Büyük Ödül için yarışacak. İstanbul'un merkezinde yalnız yaşayan başarılı avukat Zuhal'in evinin derinlerinden gelen bir kedi sesinin peşinde çıktığı çaresiz arayışı ve o güne dek yüzlerini bile görmediği komşularıyla yaşadığı absürt karşılaşmaları konu alan filmde Zuhal'e usta oyuncu Nihal Yalçın hayat veriyor. Oyuncu kadrosunda Sadi Celil Cengiz, Nur Sürer, Serpil Gül, Sencar Sağdıç, Aysan Sümercan, Burcu Halaçoğlu, Şebnem Sönmez, Çağdaş Ekin Şişman'ın da yer aldığı filmin yapımcılığını Anna Maria Aslanoğlu, görüntü yönetmenliğini Sebastian Weber üstlenirken, kurgusunu Buğra Dedeoğlu ve Selda Taşkın, sanat yönetmenliğini Osman Özcan, özgün müziklerini de Alexander Lawrence ve Yusuf Tan Demirel yaptı. Zuhal, Türkiye'de ilk kez geçtiğimiz hafta 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde seyirciyle buluşmuş; başrol oyuncusu Nihal Yalçın, festivalin Ulusal Uzun Film Yarışması'nda En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazanmıştı. Senaryosunu Nazlı Elif Durlu ve Ziya Demirel'in birlikte yazdığı film; başarılı bir avukat olan ve İstanbul'un merkezinde yalnız yaşayan Zuhal adlı bir kadının, evinin derinlerinden gelen bir kedi sesinin peşinde çıktığı çaresiz arayışı ve o güne dek hiç iletişim kurmadığı komşularıyla yaşadığı absürt olayları konu alıyor. istos film'in yapımcılığında ve Almanya'dan Jamila Wenske, Türkiye'den Tanay Abbasoğlu, Tolga Karaçelik ve Öykü Canlı'nın ortak yapımcılığında gerçekleşen Zuhal, Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu, Özmen Foundation, Film Independent ve Asteros Film'den Kanat Doğramacı'nın katkılarıyla hayata geçti. Filmin görüntü yönetmenliğini Sebastian Weber, kurgusunu Buğra Dedeoğlu ve Selda Taşkın ve sanat yönetmenliğini Osman Özcan üstlenirken, müziklerini de Alexander Lawrence ile Yusuf Tan Demirel birlikte yaptı."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zulfu-livaneli-ile-yunan-sanatci-maria-faranduri-atinada-konser-verdi/", "text": "Yunanistan'ın başkenti Atina'da düzenlenen konserde, sanatçı Zülfü Livaneli ve Yunan sanatçı Maria Faranduri birlikte sahne aldı. Zülfü Livaneli ve Yunan sanatçı Maria Faranduri Atina'da aynı sahnede buluştu. Atina Akropolisi'nin yanındaki antik Herodes sahnesinde verilen konserde Livaneli ve Faranduri'ye ses sanatçıları Görkem Ezgi Yıldırım, Tevfik Rodos ile Türk ve Yunan sanatçılardan oluşan orkestra ekibi eşlik etti. Konserde yaptığı konuşmada, Faranduri ile 40 yıllık dostluğa sahip olduklarını belirten Livaneli, birçok kez birlikte konser verdiklerini hatırlattı. Livaneli, Eylül 2021'de hayatını kaybeden dünyaca ünlü Yunan sanatçı Mikis Theodorakis ile aralarındaki dostluğa da atıfta bulunarak, İnanıyorum ki Theodorakis de bu gece aramızda. dedi. Konseri izleyenler arasında, eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile birlikte Türk-Yunan yakınlaşmasının mimarlarından kabul edilen eski Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu da yer aldı. Gecede seslendirilen eserler, hem Türkiye hem de Yunanistan'da yaşanan afetlerde hayatını kaybedenlere ithaf edildi. Livaneli, Afetlerde iki halk birbirimize dayanışma gösteriyoruz, dostluğumuzu her daim sürdürmeliyiz. diye konuştu. Orkestra üyelerinin yağmur nedeniyle sahneyi terk etmek zorunda kaldığı konserde Livaneli, Faranduri, Yıldırım ve Rodos'a bağlamasıyla Erdem Şimşek'in eşlik etmesi sayesinde konser aralıksız devam etti. Konserde çok sayıda ortak şarkı Türkçe ve Yunanca seslendirildi. Türk ve Yunan sanatçılar konser boyunca dostluk mesajı verdi. Konserde seslendirilen Bilmem şu feleğin isimli eserdeki Sen bana kardeş de ben sana bacı şeklindeki sözler ise konserin son sözleri olarak verilen dostluk mesajlarına eklendi."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zulfu-livaneli-imzali-sevdalim-hayat-yeni-basim-ve-ozel-fotograf-arsivi-ile-okurlarla-bulusuyor/", "text": "Edebiyatçı, sanatçı ve fikir insanı Zülfü Livaneli'nin sanat ve siyaset hayatını kronolojik bir sıralamayla anlattığı kitabı Sevdalım Hayat, gözden geçirilmiş yeni basımı ve özel fotoğraf arşiviyle raflarda yerini aldı. Sevdalım Hayat, okumaya müptela bir çocuğun, milyonların tanıdığı bir sanatçıya ve siyasetçiye dönüşme sürecine, yakın tarihin politik ve kültürel atmosferine ışık tutuyor. Çağın ustası, barış elçisi, direnişin ve umudun kalemi, halk sanatçısı, dünya çapında bir müzisyen, sinemacı, siyasetçi: Zülfü Livaneli... Henüz küçük bir çocukken okuduğu kitapların etkisiyle evden kaçma maceralarına girişen usta yazar, on yıllarca süren sanat ve siyaset hayatında başından geçen maceraları Sevdalım Hayat'ta anlatıyor. Sevdalım Hayat, eserleri 40 dile çevrilip yayımlanan ve uluslararası pek çok ödüle layık görülen dünya çapında bir edebiyatçının, aynı zamanda farklı dillerde ve topraklarda sevilen bir müzisyen ve tanınan bir yönetmen olma hikayesi... Toplumcu bir sanatçının tüm zorluklara karşın doğruda durma inadını anlatan kitapta Zülfü Livaneli, aydın sorumluluğunu ve bu sorumluluğun yol açtığı ağır sonuçları da deneyimleriyle harmanlayarak paylaşıyor. Ömer Zülfü Livaneli (1946, Ilgın) Eğitimini önce Ankara Maarif Koleji'nde, ardından Stockholm'de felsefe ve müzik eğitimi ile sürdüren Livaneli, ayrıca ABD Fairfax Konservatuarı'nda uzaktan eğitim aldı. Hem Türkiye hem de dünya yazınına ve kültürel birikimine müzik, edebiyat, sinema gibi çeşitli mecralarda katkı koydu. Üretken yazarın romanları 40 dilde yayınlandı; İspanya, Kore ve Almanya'da çok satanlar listesine girdi. Son olarak Serenad, basının ve uluslararası kültür çevrelerinin yoğun ilgi gösterdiği bir organizasyonla Amerikalı okurlarıyla buluştu. Zülfü Livaneli'nin romanları İtalya ve Fransa'da Yılın Kitabı Ödülü, ABD'de çeşitli edebiyat ödülleri, Balkan Edebiyat Ödülü; Türkiye'de Yunus Nadi Roman Ödülü, Orhan Kemal Roman Armağanı ve Beyaz Martı Onur Ödülü gibi ulusal ve uluslararası ölçekte pek çok saygın ödüle layık görüldü. Harvard, Princeton, Shangay, St. Petersburg, Kazan Üniversiteleri gibi dünya çapında prestij taşıyan üniversitelerin yanı sıra, çeşitli Türk üniversitelerinde de konferanslar ve dersler veren usta edebiyatçının romanları, Missouri Southern State University 'de ders kitabı olarak okutuldu. Cengiz Aytmatov ev sahipliğinde Arthur Miller, Peter Ustinov, James Baldwin, Yaşar Kemal gibi 20. yüzyılın edebiyat dahileri ve düşünürlerinin katılımıyla gerçekleşen Issık Göl Forumu'nda yer aldı. Romanları kadar fikirleri ve müziği ile de dünya basınında övgülerle karşılanan bir sanatçı olan Livaneli edebiyat, müzik ve sinema alanlarında 30'dan fazla ulusal ve uluslararası ödül sahibi. Çalışmaları, dünya çapında yüz binlerce okur ve dinleyici tarafından takip ediliyor. 1972 yılında, dönemin politik atmosferinin etkisiyle düşünceleri nedeniyle suçlanarak hapis ile cezalandırılan ve uzun yıllar sürgün hayatı yaşayan fikir-sanat işçisi Livaneli; Türk-Yunan ilişkilerinin zor dönemler yaşadığı 1980'li yıllarda Türk-Yunan Dostluk Derneği'nin kurucularından biri oldu. 1996-2016 yılları arasında UNESCO İyi Niyet Büyükelçisi olarak görev yaptı. 2002-2006 yıllarında ise milletvekili olarak TBMM'de yer aldı. Türkiye müzik, kültür, fikir ve siyaset sahnesinde vazgeçilmez bir yeri olan Zülfü Livaneli, düşünsel ve edebi üretimine halen yaşadığı İstanbul'da devam etmekte."} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zulfu-livanelinin-mutluluk-romani-yeni-baskisiyla-raflarda/", "text": "Zülfü Livaneli'nin eşsiz eserleri, İnkılap Kitabevi etiketiyle okurlarla buluşmaya devam ediyor! Livaneli'nin, Türkiye toplum yapısını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdiği klasikleşmiş romanı Mutluluk, yeni kapak tasarımı ve gözden geçirilmiş yeni basımıyla raflardaki yerini aldı. Beyazperdeye de uyarlanan ve çok sevilen Mutluluk romanı, üç ana karakter üzerinden bir Türkiye hikayesini anlatıyor. Eserleri 40 dilde yayınlanan ve uluslararası pek çok ödüle layık görülen usta edebiyatçının ödüllü romanı Mutluluk, İnkılap Kitabevi'nden çıkan yeni baskısıyla yeniden okurlarla buluşuyor. 2006 yılında Barnes & Noble Yeni Büyük Yazarları Keşif Ödülü'ne layık görülen Mutluluk, yayımlandığı günden itibaren Türkiye'de ve dünyada çok ses getiren ve hala geçerliliğini koruyan derinlikli bir Türkiye portresi, acı tatlı bir peri masalı. Çocuk yaşta şeyh amcasının istismarına maruz kalan bir genç kız, Meryem. Kadim Anadolu geleneklerine göre bir kuyruk sallayan... Sorgusuz sualsiz cezası kesilmiş, öldürülmeyi bekliyor. Askerliğini çatışmalarla geçiren, hayatını şeyh babasının öğretilerine uygun yaşamak üzerine kuran bir genç, Cemal. Kendi hayatını yaşamaya başlayabilmek için önünde son bir aile görevi onu bekliyor: Bir günahkara ilk taşı atmak. Altsınıf bir aileden gelen, ancak tüm hayatını ölesiye bir nefretle reddettiği geçmişi üzerine kurmuş bir profesör, İrfan Kurudal. Zengin bir kadınla evlenerek sahip olduğu yaşam standardı ve rafine zevkler içinde kendini bulmaya çalışıyor. Usta edebiyatçı Zülfü Livaneli, Mutluluk romanında da gelenek ve modernliğin çelişkisi içinde, her biri kendi mucizesini bekleyen Meryem'in, Cemal'in ve İrfan'ın yollarını kesiştirirken; bastırılmışlık, töre, mutluluk, mutsuzluk, korku, tabular, şehvet ve bunalan burjuvazinin gölgesinde toplum yapısının tüm katmanlarını bu arayış ve keşfediş hikayesiyle gözler önüne seriyor. Livaneli, Mutluluk ile herkese kendi mucizesini yaratmayı öğretiyor. Zülfü Livaneli imzalı Mutluluk, İnkılap Kitabevi etiketiyle raflarda, inkilap. com, dr. com. tr ve kitapyurdu. com adreslerinde!"} {"url": "https://www.istanbulsanatdergisi.com/zurih-balesinden-anna-karenina-haziranda-istanbulda/", "text": "İKSV'nin 50. yıl kutlamaları kapsamında, günümüzün önde gelen bale topluluklarından Zürih Balesi'nin Anna Karenina gösterisi İstanbul'a geliyor. 27 ve 28 Haziran'da Zorlu PSM'de izleyiciyle buluşacak etkinliğin biletleri 14 Şubat'ta satışa çıkıyor. Görkemli prodüksiyonları ve kusursuz performanslarıyla tanınan Zürih Balesi'nden Anna Karenina, İKSV ve Zorlu PSM işbirliğinde, dünyanın önde gelen siber güvenlik şirketi Palo Alto Networks'ün özel gösteri sponsorluğunda İstanbul'a geliyor. Anna Karenina, havayolu partneri Türk Hava Yolları'nın desteğiyle ve Pro-Helvetia'nın işbirliğiyle 27 Haziran Pazartesi ve 28 Haziran Salı akşamları Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde izleyiciyle buluşacak. Koreograf Christian Spuck imzalı ve çoğunlukla Neoklasik dansa dayalı koreografisi, gösterişli kostümleri, çağdaş sahne tasarımı, Rachmaninov'dan Lutoslawski'ye uzanan müzikleri ve Zürih Balesi dansçılarının muhteşem performanslarıyla Anna Karenina, izleyicilere uzun yıllardır özlemi duyulan bir göz ziyafeti sunacak. Biletler, Lale Kart üyeleri için indirimli ön satış döneminin ardından, 14 Şubat Pazartesi günü saat 10.30'da passo. com. tr ile İKSV ana gişeden (pazar günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında) genel satışa açılacak. Gösterinin biletleri 200 TL, 350 TL, 550 TL, 650 TL ve 700 TL üzerinden satışa sunulacak. Öğrenci biletleri ise Eczacıbaşı Genç Bilet projesi kapsamında 10 TL olacak."}