{"url": "https://boboscope.com/icerik/ablan-star-bebegim-kartacali-dido", "text": "Troya Savaşı'nı hepimiz şöyle ya da böyle duymuşuzdur sevgili BOBOscope okuyucuları. Ya Troya Savaşı sonrası? Sağ kalan kahramanlar dört bir yana dağılır, Menelaos ve Helene kendilerini Mısır'da bulur, Odysseus 10 yıl sürecek yolculuğunda adeta kaybolur... Bir kahraman daha vardır ki büyük işlere yazgılı. Evet, bu kahraman Aphrodite'in oğlu Aeneas'tır, Troya Savaşı'ndan sonra oğlu Ascanius ile nihai kaderini tamamlamak üzere bir yola çıkar. Nedir Aeneas'ın kaderi? Roma'dır sevgili okurlar, Roma'nın kurucuları Romus ve Remulus'un atası olmaktır. Ancak Troya'dan ayrıldıktan 6 yıl sonra bir yere yolu düşer ki bu ne İtalya'dır ne Mısır... Aeneas, Antik Dünya'nın yüzlerce yıl gıptayla izleyeceği Kartaca'ya adım atar. Hepsinden önce söylememiz gerekiyor ki Dido'nun gerçekten yaşayıp yaşamadığını asla bilemeyeceğiz tıpkı Antik Dünya'dan gelen efsanevi karakterlerde olduğu gibi. Belki Akhilleus çok iyi bir Yunan savaşçısıydı belki yaşamadı bile. Romus ve Remulus belki sadece Romalı tarihçilerin soylarını efsaneye dayandırma ihtiyacının izdüşümüydü, belki İsa sadece bir marangozdu ama peygambere dönüştürüldü. Dido ve Aeneas gerçek karakterler olsalar dahi tarihi çapraz sorguya çektiğimizde herhangi bir ilişkileri olması pek mümkün değildi, Troya Savaşı M. Ö. 12-13. Yüzyıllara tekabül ederken Dido'nun hikayesi M. Ö. 9. Yüzyıla denk gelir. Zaman bükmeyi başarmadılarsa Dido ve Aeneas'ın tanışması bile mümkün değilken nerede kalmış aşk ilişkisi... Söz konusu olan Antik Dünya olduğunda biz tarihçilerin altın kuralı asla duyduğumuza inanmamaktır, sevgili okuyucular ama gün sonunda asıl önemli olan söz konusu kişilerin yaşayıp yaşamadığından ziyade onlar uğrunda neler yapıldığıdır. Eh, Dido öyle bir efsaneye dönüştü ki artık gerçekten yaşayıp yaşamadığı değil, nasıl bir portre çizdiğini konuşmamızda fayda var. Dido'nun ismine dair iki ana fikir var. Biri Pön kökenli Dido, Semitik kökeniyle David ile bağlantılı olarak görülen Dido ya en sevilen anlamına ya da gezgin anlamına gelir. Bir diğer ismi ise Elissa/Elishat ki bu da ya ateş ya da kadın anlamında kullanılır. Yunancaya Elissa diye geçen isim Tanrılara dönüşmek olarak da bilinir. Dido'ya dair en eski kayıtlar Roma tarihçilerinden gelir, Tauromeniumlu Timaeus'un kayıp eserlerinde Dido'nun geçtiğini biliriz ama asıl kayıtlar ünlü Vergilius'un Aeneas eserinde bulunur. Antik dünya tarihçileri Kartaca'nın kuruluşunda Zorus ve Karchedon isimli karakterlerden bahsederler fakat Zorus, Tyre kentinin alternatif bir ismi olarak öne çıkar, Karchedon ise Kartaca'nın kendi adıdır. Dido, Tyre hükümdarı'nın kızıdır ve kardeşi Pygmalion'la beraber babasının veliahtıdır. Babası vefat edince tahta geçmesi gerekir ama kardeşi Pygmalion daha çok küçüktür, o da Acerbas ile evlenir. Acerbas o kadar zengindir ki serveti kulaktan kulağa yayılır, Kardeşi Pygmalion ise kıskanıp Acerbas'ı öldürür ve Dido kaçmak zorunda kalır. Kuzey Afrika'ya kaçan Dido, kıyıya çıktığında Berberiler ile karşılaşır ve onlardan bir öküz derisine sığacak kadar bir yer satın almak ister, Berberiler de öküz derisi dediğin nedir ki dercesine kabul eder. İşte, matematiğe Dido Problemi olarak geçen kısıtlı sınırlarla maksimum alana ulaşma tekniği burada çıkar. Dido bir öküz derisini o kadar ince parçalara böler ki kendisine ve yanında gelen herkese yetecek kadar bir alanı işaretler ve bu alan hem deniz kenarı olduğu için ticarete de elverişlidir. Kartaca artık kurulmuştur, Dido kraliçe olur ve şehrini büyütmeye başlar. Başarılı bir hükümdardır, her geçen gün Kartaca zenginleşir, güçlenir ve Kuzey Afrika'nın önde gelen krallıklarından biri haline gelir. Peki, dananın kuyruğu nerede kopar? Aeneas gelince... Aeneas ve Dido, Hera ve Aphrodite'in de etkisiyle aşka düşerler ama ne aşk! Aeneas önce şehri görünce vurulur sonra Dido'yu görünce yıldırım çarpmışa döner. Dido önce bu aşkı anlamaz, kabul etmez onun için önemli olan Kartaca'dır ama tanrıların planları çoktan yapılmıştır. Eros devreye girer ve Dido, Aeneas'a kör kütük aşık olur. İkili her konuda uyumludur ama gelin görün ki el alemin ağzı torba değildir, büzülemez. Kuzey Afrika'nın işi gücü bitmiş gibi herkes Aeneas ve Dido'nun dedikodusunu yapıp evlilik kurumunu iğfal ettiklerini söyleyip durur. Numidya'lı Tiran Iarbas işi ileri götürüp Dido hakkında ileri geri konuşur. Zeus'da ne hikmetse, sanki kendisi namus, töre, örf, adet konularında yetkili kişiymiş gibi Hermes'i Aeneas'a gönderir ve Kartaca'yı terk edip yola koyulmasını emreder. Aeneas dindar bir karakter olduğu için emre karşı gelmez, Dido'nun tüm yalvarmalarına karşın yola tekrar koyulur. En korkunç şartlarda bile asla boyun eğmemiş genç kraliçe kırık kalbiyle Kartaca sahillerinde kalıverir ve bu yiğit, cesur kadın Aeneas'ı amiyane tabirle aşamayarak hayatına son verir. Şehir kuran, şehrini Akdeniz'in en kudretli kenti haline getiren, adaletiyle, bilgisiyle ve kıvrak zekasıyla herkesi büyüleyen Dido, Aeneas'ı lanetleyerek canına kıyar ve Hades'e iner. Hatta Vergilius, Aeneas'ın bir noktasında Dido ve Aeneas'ın yeraltında buluşmalarını yazar. Aeneas bu sefer Dido'ya neden gitmek zorunda kaldığını, kimseyi Dido kadar sevmediğini açıklasa da terk etme sırası Dido'nundur. Dido, Aeneas'ın söyledikleriyle ilgilenmez ve yoluna devam eder. Yaşadım ben bu hayatı Kader'in bana verdikleriyle doyasıya,"} {"url": "https://boboscope.com/icerik/canim-yalniz-odtu-degil-devrim-stadyumu-odtu", "text": "ODTÜ Mezuniyet Töreni ülkemize damgasını vurmuş, en ünlü mezuniyet törenlerinden biri. Devrim Stadyumu'nda yapılan bu tören yıllardır iktidar odakları ve öğrenciler arasında çekişme sebebi oluyor. Peki bu çekişmenin sebebi ne? Gelin beraber bakalım. Orta Doğu Teknik Üniversitesi güzide ülkemizin en güzide kurumlarından birisi... Üniversite sınav dönemimizi hatırlayalım sevgili okuyucular, bir çoğumuzun gönlünde yatan bir aslandı ODTÜ. Kimimiz kapısından girebildi kimimiz ziyaretçi olarak gitti kimimiz ise burun kıvırıp ODTÜ'ye negatif duygular besledi ama ODTÜ'nün üniversiteler arasındaki karizması kendinden hiçbir şey yitirmedi. Yitirecek gibi de durmuyor, ODTÜ deyince birçoğumuz için akan sular duruyor. Gerek akademik başarıları gerekse asla çizgisinden ödün vermeyen öğrencileri olsun ODTÜ her daim ülkenin önde gelen akademik kurumlarından biri olarak öne çıkıyor. Gelelim bugünkü konumuza... Bilenler bilir, ODTÜ'nün mezuniyet töreni ünlüdür. Her sene Devrim Stadyumu'nda düzenlenen törenin en cazibeli, en şahane kısmı ise öğrencilerin o yıl yaşananlardan esinlenerek açtıkları pankartlardır. Bu pankart açma töreni o kadar kemikleşmiştir ki her sene ODTÜ Mezuniyet Töreni sadece öğrenciler tarafından değil, ülke tarafından beklenir ve törenden sonra dört bir yanımız en yaratıcı pankartlarla dolup taşar. Bu pankartları birbirimize gönderir, kimi zaman içlenir kimi zaman kahkahalarla güleriz. ODTÜ pankartlarının birden fazla özelliği vardır ama en belirgin olanı ülkenin nabzını tutup yıl içinde yaşanan tüm olayları adeta bir zaman makinesiymiş gibi gözümüzün önünden geçirme yeteneğidir. Her sene Nasıl unuttuk ya? dediğimiz siyasi olaylardan skandallara, ağlamaktan içimizin şiştiği vakalardan gülmekten gözümüzden yaş getiren isyanlara kadar her şeyi baştan yaşarız. Evet, bu çocuklar belki sadece stadyumda yürürler ama aslında yaptıkları bizlere tarihi baştan yaşatmak ve tekrar anımsatmaktır. Bu nedenle belki kendi okulumuzu ya da kendi mezuniyet törenimizi değil, ODTÜ'nün mezuniyet törenini heyecan içinde bekleriz. Peki, ODTÜ Mezuniyet Töreni ile siyaset arasındaki ilişki tam olarak nedir? Bu yazı neden Siyaset kategorisine denk düşer sonuçta altı üstü bir mezuniyet törenidir bahsedilen... Ancak ülkeyi bir nebze takip eden herkes bilir ki kazın ayağı öyle değildir. ODTÜ Mezuniyet Töreni artık siyasi bir iştir çünkü siyasetçilerimiz her kuşun etini yedikleri ve bir tek mezuniyet törenleri kaldığı için ODTÜ'yü de bu noktaya çekmişlerdir. Özellikle son yıllarda her mezuniyet dönemi yaklaşırken ODTÜ Devrim Stadyumu siyasilerin korkulu rüyalarının mekanı haline gelir. Rektörlük mezuniyet tarihiyle oynamaya başlar, öğrencilere türlü çeşitli e-postalar atılır ve ortaya bir bulamaç çıkar. Rektörlük, törenin yapılmaması için elinden geleni ardına koymazken, öğrenci grupları toplanır, kulüplerde ateşli mücadeleler verilmeye başlanır, belki Türkiye'nin en etkili mezun gruplarından biri olan ODTÜ Mezunlar Derneği ayağa kalkar ve Rektörlük ile adeta bir savaş verilir. Mesele nedir? Mesele bir ODTÜ geleneği olan, Türkiye'deki akademilerin artık bir yapı taşı haline gelmiş, akademik dokunulmazlığın ve özgürlüğün belki de en yaratıcı ürünlerini ortaya koyabilen bir geleneği korumak ve siyasetçilerin baskılarından uzak tutabilmektir. Bu noktada ise ODTÜ Mezuniyet Töreni akademinin gözünde ayrı bir değer kazanırken bazı siyasetçilerimizin nezdinde ezilmesi gereken bir gelenek olarak kabul edilir. Çünkü ODTÜ pankartları eleştirinin, orantısız zekanın ve kinayenin bu topraklardaki en akademik haliyle türetilir ve her zaman taşı gediğine koyma konusunda unutulmaz başarılara imza atar. Hangimiz unuttuk Ellerimiz, aklımıza gelenleri yazabilecek kadar özgür değil! pankartını? Ay tek adamla ömür mü geçer?, 13 saattir AA'dan diploma bekliyoruz!, Bu vakıfları temizleyecek deterjanı henüz üretemedik!, Ben İstanbul Sözleşmesi diyorum Danıştay bana NAU NAU diyor, Abi diplomasız cumhurbaşkanı oluyormuş, boşuna okumuşuz, Çelik'in de Çevik'in de kuvvetini okulda öğrendik!, Tam Zamanında Bitirdik pankartları ise uzun süre akıllardan çıkmadı. 2023 pankartları ise her zamanki gibi bir yandan ağlattı bir yandan güldürdü ama öncesi daha büyük bir trajikomediydi. Zira Rektörlük önce Devrim'e alınacak tüm pankartların kontrol edileceğini ve ülke bayrakları dışında bir bayrağın alana alınmayacağını duyurmuş, yürüyüşe davetiye şartı getirmiş ve sonra bu kararı mezunlar için esnetmişti. Baskılara ve kontrollere rağmen ODTÜ öğrencileri her zamanki duruşlarını sergilediler ve alana getirdikleri LGBTİ bayrağını da pankartlarını da açtılar. Oturan adamdan nefret, adam dediğin koltuktan kalkar gider, ne oturup duruyon? Sevmem. Kalk git be adam! pankartıyla birleşerek bizce Voltran oluşturabilecek KKAlk git be adam! pankartının hangi siyasetçiye gönderme olduğu açıkça belliyken, törende Kahramanmaraş Depremleri unutulmadı. Depremde yardım için toplanıp kaybolan paraları hesaplamaya matematiğimiz yetmedi, Servet ve Rant Vergisi Alın Hadi, Yapabilir misiniz?, Bu mimarlar mühendislere kanalize mi olacak?, Bu diploma şehirleri birkaç sokak, konut ve insandan ibaret sayarak A4 kağıdına kent planı karalamak için alınmamıştır, Bana ne olum bana ne şehir planlarından getirin bir kağıt kalem çizeyim işte ve bizce 2023'ün en iyi pankartlarından biri olan Merak etmeyin sadece bu pankartta malzemeden çalacağız Devrim'de yerini buldu. Aynı zamanda Şeyhinizin ölüsü için 15 dakikada bir kalkan uçaklar şehrimize 15 gün uğramadılar pankartı da gözlerin dolmasına sebep oldu. Sözü bitirmeden önce, sevgili BOBOscope okuyucuları... Devrim bir kültürdür, sen seversin sevmezsin bilemem ama ben Devrim kadınıyım diyelim ve şöyle bitirelim. Geçen sene davet edilmeyenler bu sene davetiye dağıtmış... Ancak orası ODTÜ Stadyumu değil, DEVRİM canım."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/chpden-1915-canakkale-koprusunde-eylem-gecen", "text": "18 Mart 2022'de açılan ve günlük 45 bin araç garantisi verilen 1915 Çanakkale Köprüsü'nde bir araya gelen Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları, ellerinde pankartları ile zamları protesto etti. Günlük garanti araç başına 15 euro + KDV ücret belirlenen 1915 Çanakkale Boğaz Köprüsü açıldığında 16 lira civarında olan euro bugün, 29 lirayı aşmış durumda. Garanti ücret, o gün 280 liraya denk gelirken bugünkü kur ile 500 liranın üzerine çıkıyor. Köprünün ilk bir yılında 2 milyon 200 bin araç geçtiğini ifade eden CHP'li gençler, yıllık 16 milyon 425 bin garanti araç sayısı için geriye kalan 14 milyon 225 bin aracın arasının hazineden ödendiğini dile getirdi. CHP İl Gençlik Kolları Başkanı Tuğberk Güzel, Bugüne kadar köprüden geçeceği garanti edilen her 8 araç için sadece bir aracın geçtiğini anlıyoruz. Yani köprüden geçmeyen her 7 araç için aracı olsun olmasın vatandaşımızın parası köprüyü yapan şirketlere ödeniyor. dedi. Hazine'nin ilk bir yılda, köprüden geçmeyen 14 milyon 225 bin araç için köprüyü yapan firmalara 251 milyon 782 bin 500 euro, bugünkü kur ile 7 milyar 434 milyon lira ödeme yaptığını dile getiren Güzel, Köprüden geçen de geçmeyen de geçiş ücretini ödüyor. Bu tarifeyle birlikte yüklenici firmalar, sözleşmede belirlenen ücreti Euro Bölgesi enflasyonuna göre güncelliyor. Köprüdeki kur garantisi, kamunun borç yükünü her geçen gün artırıyor. diye belirtti. Güzel ayrıca, Hükümetin iş bilmez politikaları yüzünden bu halkın köprüden geçeni de, geçmeyeni de doğrudan ve dolaylı olarak ödeme yapıyor. Anlamadığımız diğer bir nokta sözleşmenin neden Euro üzerinden yapıldığı? Hani Türk Lirası'nı çok seviyordunuz? Hani onların doları eurosu varsa bizim Allah'ımız vardı. Biz köprüye karşı değiliz, ama köprü üzerinden bu halkın her gün soyulmasına karşıyız. Yapılan inşaat modeli ile birilerini zengin etmenize karşıyız. Neden geçmişte yapılan köprüler gibi Devletin kendi imkan ve kaynaklarıyla, daha az para ödeyerek, hazineye yük bindirmeden bir köprü yapamadık. Aslında nedeni çok açık. Mesele köprü yapmak, köprüden geçmek de değil. Mesele köşeyi dönmek. dedi."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/cumhurbaskani-erdogandan-yerel-secim-aciklama", "text": "İstanbul Kerem Aydınlar Camii'ndeki Cuma namazının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önümüzdeki mart ayında gerçekleşmesi planlanan yerel seçimlerle alakalı konuştu. Erdoğan, Türkiye genelinde hazırlanan programa göre şu anda zaten görevlere başladılar, Türkiye'yi tarıyoruz, taramaya devam edeceğiz. Bütün mesele en ideal aday tespitlerini yaparak ülke genelinde seçimlerden en başarılı şekilde çıkmak dedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le gerçekleştirdiği telefon görüşmesine de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin'in ağustos ayında ziyaret edebileceğini belirterek, Rusya'dan Karadeniz koridorundan gelecek tahılların bizde una çevrilmesi ve buradan un olarak fakir Afrika ülkelerine, az gelişmiş ülkelere de bunların naklini yapacağız şeklinde konuştu. Biliyorsunuz, biz bu konuda Rusya ile aynı çizgideyiz. Yani Rusya'dan Karadeniz koridorundan gelecek tahılların bizde una çevrilmesi ve buradan un olarak fakir Afrika ülkelerine, az gelişmiş ülkelere de bunların naklini yapacağız. Hatta şu anda bile biz gıda tarım hayvancılık bakanlığımız olarak o adımları atmaya, fakir ülkelere de bu desteğimizi yapmaya devam edeceğiz."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/gokyuzunden-biri-bizi-gozetliyor", "text": "Aksiyon filmlerinde gördüğümüz bir sahne vardır. Bilgisayar başındaki zeki çocuklar bazı uyduları yönlendirir ve aranan şüphelimizin tepeden bir vesikalığı çekilir, yeri tespit edilir ve ekipler yola koyulur. Bunların hepsi film. Uzay çağı, olağanüstü gelişim hızıyla insanın aklını başından alıyor. Hayal ürünü zannedilen pek çok şey on yıllar içinde gerçeğe dönüşebiliyor. Böylesine büyük gelişimlerin yaşandığı bir yüzyılda zaman zaman yanlış algıya kapılarak sanılandan daha ileri düzey teknoloji varmış gibi hissedebiliyoruz. İşin aslı filmlerde gördüğümüz uyduların yüz tanıma yapacak kadar gelişmiş çözünürlüğe sahip olması çok zor. Çözünürlük olsa bile işin içine farklı fiziksel durumlar giriyor. Film sahnelerini yalanlayan gerçekler nelermiş, gelin birlikte görelim. Yüksek irtifa balonları ile işe başlayabiliriz. Bu balonların geçmişi, uzay çağının başlamasını sağlayan ve 1957 yılında fırlatılan ilk insan yapımı uydu Sputnik-1'den çok daha öncesine dayanıyor. İçinde insan taşıyabilen bu balonlar 1790'lardaki Fransız Devrim Savaşları sırasında ve 1860'lardaki Amerikan İçSavaşı sırasında, yer konuşlu düşman birliklerini gözetleyebilmek için kullanılıyordu. 1. Dünya Savaşı sırasında kullanılan motorlu uçakların ilk amaçları yine düşmanı gözetlemekti. Kamera sistemlerinin gelişmesi ile 2. Dünya Savaşı'nda artık görüntü alınabiliyor ve karargahta geniş çaplı planlar yapılarak harekete geçiliyordu. İlerleyen yıllarda benzer şekilde devam etti. 1962 yılında Amerikan Lockheed U-2 uçağı Küba adasında gizlice yürütülen nükleer faaliyetleri rapor etti ve olası bir saldırının önüne geçilmiş oldu. Böylesi önemli gözlemlerin yanı sıra yakalanan casus uçakları ise ülkeler için utanç kaynağı olabiliyordu. Nihayetinde casus gözlemler suçtu. Bir ülkenin üzerinde uçmak suçken, ülkenin üzerinde seyreden bir yörüngede dolanan uydu suç sayılmıyor. Fizik yasaları gereğince bir ülke üzerinden geçişini engellemek neredeyse imkansız. Uyduyu fırlattığınız yörüngeye bağlı olarak yapabileceğiniz birkaç şey var ama öncelikle bunu yapmak istiyor olmalısınız. Aksi takdirde uydu yörüngesinde dolanmaya devam edecektir. Şimdi gelelim bu uyduların gerçek kapasitelerine. Yer yörüngesinde dolanan uydular 3 farklı irtifada bulunurlar. 100 2.000 km irtifa aralığındaki AlçakDünya Yörüngesi, 5.000 10.000 km irtifadaki Orta Dünya Yörüngesi, 35.786 km sabit irtifada bulunan Yer Sabit Yörünge. Amacınıza hizmet edecek olan uyduyu bu yörünge irtifaları arasındaki yüksekliğe fırlatabilirsiniz. Alçak yörünge, yer yüzeyine mesafesi en yakın olan irtifa olduğu için gözlem uyduları için harika bir konum. Fakat bu konumun bir dezavantajı bulunuyor, yörünge hızı. Bir uyduyu bu yörüngede tutabilmek için çok yüksek hızda Yer etrafında dolandırmanız gerekiyor. Dolayısıyla yüksek bir hızda dolanırken bu uyduların çok yüksek çözünürlükte ve insan yüzünü tanıyacak kadar yakından fotoğraf çekmeleri zorlaşıyor. Bu hızda giderlerken bir insanı arkasından takip etmeleri zaten imkansız. Bununla da bitmiyor, uydular Yer yüzeyine doğrudan dik açıyla bakmıyorlar. Eğik açıyla bakıyor olmaları yine görüntü kalitesini bozan bir etken. Bunlardan dolayı uydular geniş alanları tarıyorlar. En iyi hassasiyetle bir havuz ile bir arabayı birbirinden ayırt edebilirsiniz. Filmlerde olamayacağından bahsettiğimiz durum aslında bir insanın yüzünü tanıyacak kadar yakından onu takip etmek. Bu iki özellikten birisine veda ederseniz diğeri biraz daha mümkün kılınıyor, o da yüzü tanıyabilmek. Google Earth olarak bildiğimiz yer gözlem uygulamasının gelişmiş yeni uyduları 30cm boyutundaki nesneleri görebiliyor. Fakat burada bahsettiğimiz yine istediğimiz gibi oradan oraya yönlendirip birini takip etmek değil. Tüm yer küreyi bu hassasiyette tarıyor ve haritasını çıkarıyor. Şimdilerde tepemizde uçan dronelar ile ancak birisini takip edebilirsiniz. Onunla da fark edilmeme ihtimaliniz yok. Gelelim takip etme olayını mümkün kılan duruma. Belirli bir yere odaklanarak hareket etmeden sürekli orayı gözetleyebileceğiniz bir yörünge bulunuyor. Buna Yer Sabit Yörünge adı veriliyor. Buraya fırlattığınız bir cisim Yer etrafında 24 saatte bir dolanıyor, yani Yer ile aynı sürede. Dolayısıyla Yer'den bakıldığında bu uydu hareket etmiyormuş gibi görünüyor. Buraya kadar güzel ama sorun şu ki bu uydular Yer'den yaklaşık 35 bin kilometre uzakta. Bu mesafeden bir insan yüzünü ayırt edebilecek çözünürlükte kamera henüz geliştirilmiş değil. Şimdi aklınıza James Webb gibi milyar ışık yılı uzağı görebilen teleskoplar gelebilir. Haklısınız ama bu uzay teleskoplarının baktığı gök cisimlerinin boyutu da bir galaksi kadar, insan kafası değil. Sonuç olarak drone kullanıp vızır vızır ses çıkartmadan bir insanı takip edemezsiniz. Bunu yapan teknoloji mevcut ise inanın önce savunma sanayisinde ve ardından da astronomi biliminde gözlem yapmak için mutlaka kullanılırdı. Böyle bir teknoloji olmadığı ve drone pervaneleri çok ses çıkardığı için meteoroloji balonlarına benzer sessiz uçan balonlar gözetlemek için kullanılıyor. 30 metre çapındaki bir balonu da görmemek çok zor olduğu için bu balonlar çok yüksek irtifaya çıkarılıyor. Ticari yolcu uçaklarının uçtuğu 12 km irtifadan daha yüksekte seyreden bu balonlar ülkeler arasında bazı diplomatik sorunlara yol açabiliyor. En son Şubat 2023'te Amerika tarafından düşürülen Çin balonunun casus uydu değil yolunu kaybeden bir meteoroloji balonu olduğu iddia edilmişti. Tabii ki meteoroloji balonu değildi."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/isid-liderinin-olduruldugunu-dogruladi", "text": "IŞİD, örgütün lideri Ebu Hüseyin El Hüseyni El Kureyşi'nin öldürüldüğünü doğruladı. IŞİD sözcüsü, örgütle bağlantılı Telegram kanallarında yayımlanan ses kaydında, Kureyşi'nin İdlib'de Hayat Tahrir El Şam örgütüyle 'doğrudan çatışmalarda öldüğünü' söyledi. Sözcü, El Kureyşi'nin tam olarak ne zaman öldürüldüğü hakkında ayrıntı vermedi ve öldürülen liderin yerine Ebu Hafs El Haşimi El Kureyşi'nin geldiğini duyurdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, nisan ayında yaptığı açıklamada, El Kureyşi'nin Türkiye istihbarat güçleri tarafından öldürüldüğünü söylemişti. Erdoğan, konuya ilişkin açıklamasında, MİT, DAEŞ'in sözde lideri Ebu Hüseyin el Kureyşi kod adlı şahsı uzun süredir takip ediyordu. Bu şahıs, Milli İstihbarat Teşkilatımızın dün Suriye'de gerçekleştirdiği bir operasyonla etkisiz hale getirildi.\" ifadelerini kullanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasından kısa süre önce Suriye'de muhalefet yanlısı haber kaynakları, Türkiye'nin desteklediği Suriye Milli Ordusu ile işbirliği içinde Halep'teki Cenderes ilçesinde IŞİD'in üst düzey yetkilisini hedef alan bir operasyon düzenlediğini bildirmişti. Mesajlaşma uygulaması Telegram üzerinden yayın yapan Suriye odaklı bazı haber kaynakları, 'şüphelinin kendisini havaya uçurduğunu' yazmıştı. IŞİD, lider ölümleri veya bölgesel başarısızlıklarla ilgili ana akım medya kanallarında yayımlanan haberler hakkında hemen yorum yapmıyor. Örgütün çevrim içi destekçileri, grupla ilgili hassas haberleri, IŞİD'in resmi medya kuruluşları aracılığıyla duyurulmadığı sürece paylaşmama veya tartışmama yönündeki emirlerine genellikle bağlı kalıyor. Ebu Hüseyin el Kureyşi'nin bir mahlas olması kuvvetle muhtemel. IŞİD liderlerinin gerçek kimlikleri hakkında doğrulanmış ya da doğrulanmamış istihbaratın genellikle basına yansıması bekleniyor. Ancak diğer IŞİD liderlerinin aksine, Ebu Hüseyin'in kim olduğu hakkında böyle bir spekülasyon yapılmadı. Bu durum onu tamamen anonim bir lider haline getirdi. IŞİD, video ve sesli mesajlarıyla profili kamuya açık olan ilk lideri Ebu Bekir el Bağdadi'nin ölümünden bu yana liderlerinin yalnızca ismini açıklamakla yetiniyor. Örgüt bunu güvenlik nedenleriyle gerekli bir önlem olarak gösterse de liderlerinin ölümlerinin potansiyel etkisini azaltmak ve bu tür haberler söz konusu olduğunda manevra alanını genişletmek için bu yönteme başvurduğu düşünülüyor. IŞİD Sözcüsü ise dün Telegram'da yayınlanan ses kaydında, Suriye'nin İdlib vilayetinde silahlı muhaliflerin elindeki bölgeleri kontrol eden Hayat Tahrir El Şam örgütünün IŞİD liderini öldürdükten sonra cesedini Türkiye'ye teslim ettiğini ileri sürdü. Anadolu Ajansı, o dönemde konuya ilişkin yaptığı bir haberde, Milli İstihbarat Teşkilatlanmanın Suriye'de 4 saatlik bir operasyonla Kureyşi'yi 'etkisiz hale getirdiğini' ve 'Kureyşi'nin yakalanacağını anlayınca üzerindeki intihar yeleğini patlattığını' yazmıştı. HTŞ de IŞİD liderini hedef alan herhangi bir operasyonu üstlenmedi. IŞİD, HTŞ'yi 'Ankara'nın çıkarları doğrultusunda çalışmakla' suçluyor."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/konyadaki-depremin-ardindan-prof-dr-sozbilird", "text": "Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Konya'da yaşanan depremin ardından Konya Fay Zonu'nun 6,5 büyüklüğüne kadar varan depremler üretebileceğine ve Konya Ovası'ndaki en önemli tehlike kaynaklarından birinin de obruklar olduğuna dikkat çekti. Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Konya'da 1 Ağustos tarihinde meydana gelen 5 büyüklüğündeki depremle alakalı yazılı bir açıklamada bulundu. Sözbilir, açıklamasında bu depremin Konya Fay Zonu kaynaklı olduğunu ve depremin odak mekanizması çözümlerinin bunu doğruladığını ifade etti. Konya Fay Zonu'nun normal bir fay olarak tanımlandığını söyleyen Sözbilir, Konya Ovası'nı sınırlayan fayların kayma hızı çok düşüktür. Dolayısıyla yıkıcı deprem üretme aralıkları binlerce yılı bulmaktadır. Bu fay zonu içindeki fay segmentleri maksimum 6,5 büyüklüğüne varan depremler üretebilir dedi. Konya Ovası'nda önemli tehlike kaynaklarından birinin de obruklar olduğuna dikkati çeken Sözbilir, bölgede binlerce obruk olduğunun bilindiğini, depremlerin obruklara etkisinin araştırılması gerektiğini dile getirdi. Bunun yanı sıra Sözbilir, Acaba bu depremde obruklar ne derecede etkilenmiştir? Kritik dengede bulunan obruklarda deprem sırasındaki sarsıntı nedeniyle göçme tehlikesi artmış mıdır? Bunun yerel üniversiteler tarafından incelenmesinde fayda vardır. Bununla birlikte Konya yerleşim yerlerine yakın fayların da deprem tehlike boyutu ve riski açısından incelenmesi ve bu doğrultuda gerekli önlemlerin alınması hayati derecede önem taşımaktadır cümlelerini kaydetti. 6 Şubat tarihinde yaşanan ve 11 ili etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye ölçeğinde depremsellik anlamında yeni bir döneme girildiğine işaret eden Sözbilir, Türkiye'nin farklı illerinde son 6 ay içerisinde meydana gelen depremlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini de sözlerine ekledi."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/midendeki-kelebekler-sana-yalan-soyluyor", "text": "Senelerce, duygu beslediğimizi düşündüğümüz insanları gördüğümüzde, midemizdeki o rahatsız olma halini güzelleyecek bir tabir kullandık. Heyecan elbette tatlı, onu gördüğümüzde elimizin ayağımıza dolaşması, kelimelerin olmadık hallere bürünmesi, ya da ağızdan çıkamaması elbette güzel. Fakat bizim kelebek olarak adlandırdığımız, kabullendiğimiz hal, aslında bir huzursuzluk halinden ibaret. Kulağa fazla 'hayal kırıcı' ya da realist geliyor değil mi? Üzgünüz, gerçekler biraz kırıcıdır. Kelebeklerin iyinin habercisi olmadığını kabul etmeyi reddedenler, ilerisinde çok daha büyük hayal kırıklıklarıyla yüz yüze gelmek durumunda kalıyor. Nereden mi biliyoruz? Gözleri azıcık açıp, etrafa baktığımızda, kelebeklerin peşinden giden, fakat sonrasında anasından emdiği süt burnundan gelen, çıkmaza giren, sonunda da o kelebekleri bir güzel kusan çok görüyoruz. Onların acı tecrübeleri, bizlerin kelebek güzellemesi yapmasına engel oluyor mu peki? Görünüşe göre hayır. Ders almak şöyle dursun, her şeye rağmen kelebeklerin varlığını potansiyel ilişkilerimiz için bir kriter olarak dayatıyoruz kendimize. Sonrasında ise, yandı gülüm keten helva! Hollywood etkisine tepiği koyup, el ele baş başa verip düşündüğümüzde 'kelebek' adını verip sevimlileştirdiğimiz huzursuzluk duygusunun sahteliğini ve tehlikesini görmemiz mümkün. Kelebekler uçuşmaya başladıysa, bu o kişinin yanında olmadığın gibi davranma eğiliminin önünü açar. Çünkü amaç, kelebekleri uçuşturan kişinin varlığının, akışımızda mümkün olduğunca korunabilmesidir. Bu yüzden, o nasıl hoşlanıyorsa öyle davranmaya, o ne arzu ediyorsan onu yapmaya daha eğilimli oluruz. Bu da, sürdüğü takdirde toksik bir ilişkinin ayak sesleri demektir. İlk buluşmadan sonra, Ya kusura bakma, benim içimde kelebekler uçuşmadı diyerek set çektiğimiz, yeniden buluşmayı reddettiğimiz ya da direk bir şey söylemeye dahi cesaret edemeden engellediğimiz ya da hayaletlediğimiz o kişileri düşünelim. Onlar muhtemelen, ileri vadede daha sağlıklı ilişkiler yürütebileceğimiz adaylardı. Elbette geçti bor pazarı, ana fikir bu değil kesinlikle. Kelebekleri ararken ve toksikliğe bu kadar gönüllüyken, sağlıklı ilişkiler kurma fikri zaten çekici gelmez insana. Söylediklerimiz, Ben artık düzgün, sağlıklı bir bağ kurmak istiyorum ama neden böyle oluyor? diye hayıflanan ama bir yandan da daha ilk buluşmada kelebeklerin peşine düşenler için. Can yakıcı gerçek şudur ki; doğru insan ve kelebekler bir arada bulunmaz. Çünkü doğru insanla birlikteyken, hassas ve sezgileri kuvvetli organımız olan midedeki o huzursuzluk hali yoktur."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/putin-ve-afrikali-liderlerden-ukraynaya-ilisk", "text": "Basına yansıyan son haberlere göre Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 28 Temmuz tarihinde 7 Afrika ülkesinin lideriyle yaptığı görüşme sonunda kabul edilen ortak bildiri, Kremlin tarafından yayınlanmış durumda. Ukrayna ve Rusya arasındaki gerilim hat safhada devam ederken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve 7 Afrika ülkesinin lideri tarafından, Ukrayna'da barışa giden yolu açmak adına diyalog süreceği ortak bir bildiri yayınlandı. Putin, 28 Temmuz tarihinde, St. Petersburg'da, Komorlar Devlet Başkanı ve Afrika Birliği Başkanı Azali Assoumani, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Kongo Cumhurbaşkanı Denis Sassou Nguesso, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el Sisi, Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall, Uganda Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni ve Zambiya Dışişleri Bakanı Stanley Kakubo ile bir araya gelmişti. Söz konusu görüşmede Afrika ülkelerinin Ukrayna'yla ilgili barış planı istişare edilmiş ve görüşme sonunda tüm liderlerin kabul ettiği ortak bir bildiri kabul edilmişti. Liderler tarafından onaylanan ve Kremlin'in kamuoyuyla paylaştığı ortak bildiriye göre; 17 Haziran tarihinde yapılan ilk görüşmede, başta silahlı faaliyetlerin yürütüldüğü bölgelerdeki çocukların hakları ve Kiev ile Moskova arasındaki esir takası olmak üzere, beşeri sorunlarla ilgili önerilerde ilerleme kaydedildiğini belirtildi. Bunun yanı sıra Vladimir Putin ve 7 Afrika ülkesinin oluşturduğu liderler grubu, insani çabaların sonuç vermeye devam edeceği konusunda hep birlikte mutabakat sağladı. Rus tahıl ve gübresinin ihracatı önündeki engellerin kaldırılması yönünde somut adımlar atılması çağrısı yapan liderler, bunun 22 Temmuz 2022'de İstanbul'da kabul edilen 'BM Genel Sekreteri'nin Karadeniz Paket Girişimi'nin yeniden tümüyle uygulamaya koyulmasına imkan sunacağı durumunun altını çizmeyi ihmal etmedi. Avrupa Birliği ülkelerinin limanlarında, el konulan 200 bin ton Rus gübresinin serbest bırakılmasına yönelik gerekli önlemlerin alınması için Birleşmiş Milletlere de çağrı yapan Vladimir Putin ve 7 Afrika ülkesinin oluşturduğu liderler grubu, bu gübrelerin derhal ve karşılıksız olacak şekilde, Afrika ülkelerine gönderilmesini talep etti. Putin ve Afrikalı liderler, Ukrayna'da barışa giden bir yol açmak için Afrika ülkelerinin barış inisiyatifi kapsamında diyaloğu sürdürme konusunda ortaklaşa bir anlaşmaya varmış durumda."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/sen-susarsan-herkes-susar-mi-cinsel-tacizde-b", "text": "Bize dokunmayan yılan bin yaşar elbet. Ancak gün olur, aynı yılan fikrini değiştirip sinsi sinsi sokulup seni, beni yahut sevdiğimiz herhangi birini sokabilir. Sokacaktır da, çünkü yılanın tabiatı sokmak üzerinedir. Toplumsal birçok soruna gözlerimizi kapamaya, görmemiş gibi yapıp yolumuzu değiştirmeye çok meyilliyizdir. 'Başkasının uğradığı cinsel taciz de gözümüzü kapadığımız, karşısında sesimizi çıkarsak dahi, başa çıkamadığımız sorunlardan birisi. Hadi bu yazıyı, varsayımlar üzerinden değil de, şahsımın yakın zamanda bizzat deneyimlediği, hatta hala deneyimlemeye devam ettiği bir durum üzerinden sürdürelim. Gerçeklerle acıtalım canımızı acıtabildiğimiz kadar. Endişe duyan, adalet duygusu olan her insan ne yaparsa böyle bir durumda, onu yapmak, durumu projenin yetkililerine bildirmek istedim. Fakat, önümde çetin bir engel vardı; mağdur, susmayı seçmiş ve bu defterin kapanmasını, kimsenin durumdan haberdar olmamasını istemişti. Normal şartlarda nasıl davranırsınız? Mağdur kişi, yakınınız ise bildirmesi için onu cesaretlendirebilirsiniz belki ama o istemediği sürece siz de susarsınız. Fakat, şartların normal olmadığı bir noktadaydık, aynı yılan beni de sokabilirdi, zira bir oda ötemdeydi. Evet, masumiyet karinesini es geçemeyiz. Evet, suçluluğu ispatlanana kadar herkes masumdur. Fakat, böyle ciddi bir 'iddia' karşısında nasıl tepkisiz kalabilirdi bir insan? Mağdurun sesi olunamıyordu, zira o istemiyordu. Bu sessizliğin, bir başka mağdur yaratabileceği düşüncesiyle, nasıl güllük gülistanlık devam edebilir insan? İşin özü; cinsel taciz iddialarına adı karışmış bir erkekle, aynı evde yaşamayı istememiş, ve 'ses' çıkarmam gerektiğini düşünmüştüm. Durumdan haberdar olmamı sağlayan kişiye, X'ten 'o sesi' çıkarabilmemiz için izin almasını, hatta mümkünse kendisinin ses çıkarmasını söyledim. Çünkü artık durum yalnızca onu değil, beni hatta şahsın çevresindeki diğer kadınları da ilgilendiriyordu. X kendisi ses çıkarmak istemedi, ancak bizim durumu bildirmemize razı geldi. Yetkili kişilere durumu anlattığımda ise olayın üzerinden epey zaman geçmiş olmasının ve bildirilmemiş olmasının harekete geçmeyi zorlaştırdığını söylediler. Ayrıca, X konu hakkında konuşmaya pek de gönüllü görünmüyordu. Yani burada kilit isim o idi ve resmi bir şikayette bulunması halinde yasal süreç başlatılabilecekti. Kısacası, bizim durumu bildirmemizden, incir çekirdeğini dahi dolduracak bir sonuç çıkmayacağı düşünülüyor ve durum yalnızca bir 'dedikodudan' ibaret görülüyordu. Hem X'in sesi olmak hem de yeni bir mağdur yaratılmasını engellemek adına girdiğimiz çaba şu an yüksek ve kalın bir duvara çarpmış görünüyor. Mağdurun sesi olmaya çalışmak elbette kutsal, hele ki başkalarının da tehlikede olma ihtimali göz önüne alındığında. Ancak, mağdur sustuğunda, yaşadığımız durumdan da anlaşılabileceği üzere, onun adına kimin ne kadar yüksek sesle bağırdığının bir önemi ne yazık ki kalmıyor. Kısacası, mağdur istemedikçe, onun sesi olamıyorsunuz. Bağırsanız da, sesiniz çıkmıyor. Bu durum mağdurun hazır olduğunda konuşma hakkının anlaşılabilirliği ile yan yana getirildiğinde derin bir açmaz çıkarıyor ortaya."} {"url": "https://boboscope.com/icerik/trump-bugun-abd-icin-cok-hazin-bir-gun", "text": "Anadolu Ajansı'nın haberine göre Donald Trump, 2020 başkanlık seçimi sonuçlarını kendi lehine değiştirme girişimi iddiasıyla yürütülen 6 Ocak Kongre baskını soruşturmaları kapsamında kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgili mahkemeye çıkmasının ardından \"Bugün ABD için çok hazin bir gün\" ifadelerini sarf etti. Dün gece saatlerinde basına yansıyan haberlere göre Eski ABD Başkanı Trump, Washington DC'deki bir federal mahkemede, 2020 başkanlık seçimi sonuçlarını kendi lehine değiştirme girişimi iddiasıyla yürütülen 6 Ocak Kongre baskını soruşturmaları kapsamında kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmedi. Başkent Washington DC'de, 6 Ocak 2021'de saldırıların olduğu Kongre binasının hemen yakınındaki Elijah Barrett Prettyman adliye binasında hakim karşısında çıktıktan sonra Trump, yola çıkmak üzere uçağına binerken gazetecilere açıklama yaptı. Yerel saatle 15.30 civarında adliyeye gelen Trump'ın gözaltı uygulaması gereği içeride önce parmak izi alındı. Ardından hakim karşısına çıkan Trump kendisine yöneltilen 4 suçlamayı da reddetti. Dün gerçekleşen mahkemede dikkat çeken bir diğer detay ise güvenlik önlemlerinin üst düzeydeki vaziyeti oldu. Dün gerçekleşen mahkeme hakim Moxila A. Upadhyaya huzurunda görülürken, bundan sonraki mahkemelerin eski ABD Başkanı Barack Obama'nın atadığı hakim Tanya Chutkan'ın huzurunda görüleceği biliniyor. Güvenlik önlemlerinin artırıldığı bilinen ve Eski Başkan'ın bu kez sanık olarak geleceği başkent Washington DC'deki adliye binasının çevresini oldukça kalabalık olan basın mensupları doldurmuş durumda. Gazeteciler mahkeme binası önünde sabahın erken saatlerinden itibaren gelişmeleri takip ediyor. Donald Trump suçlamaları reddettiği duruşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu. Trump, \"Bugün ABD için çok hazin bir gün\" ifadelerini kullanarak, başkent Washington DC'nin, kendisinin bıraktığı halde olmadığını belirtti. Yaşananların 'siyasi bir rakibe yönelik zulüm' olduğunu savunan Trump, \"Bunun Amerika'da asla olmaması gerekiyordu\" ifadesini kullandı. Trump, 2024 başkanlık seçimleri için kendisinin önde olduğunu belirterek, ABD Başkanı Joe Biden ve ekibinin kendisini yenemedikleri için siyasi zulüm yaparak aleyhinde dava açtıklarını öne sürdü. Trump, \"Bunun ABD'de olmasına izin veremeyiz\" sözlerini sarf etti."}